13. Uluslararasıı Doğu Akdeniz Aile Hekimliği Sempozyumu 13th International Eastern Mediterranean Family Medicine SymposiumSymposium DAAHS -2014

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "13. Uluslararasıı Doğu Akdeniz Aile Hekimliği Sempozyumu 13th International Eastern Mediterranean Family Medicine SymposiumSymposium DAAHS -2014"

Transkript

1 Özetler / Abstracts 1

2 2

3 A Salonu 23 Mayıs 2014 Cuma B Salonu ( İngilizce ) C Salonu D Salonu E Salonu (Aile Sağlığı Elemanı Oturumları) 16:00-17:30 17:30 18:00 18:00 18:50 Kayıt Açılış Töreni Oturum Başkanı: Prof. Dr. Mehmet UNGAN Aile Hekimliğinde Akut ve Kronik Sorunların Eşzamanlı Çözümü Prof. Dr. İlhami ÜNLÜOĞLU 19:30 Akşam Yemeği 24 Mayıs 2014 Cumartesi 09:00 10:00 Oturum Başkanı: Prof. Dr. Nezih DAĞDEVİREN Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikaları Perspektifinden Türkiyeve Avrupa Entegrasyonu Prof. Dr. Mehtap TATAR Chair: Prof. Dr. Selçuk MISTIK Family Physicians is the Key for Fighting Noncommunicable Diseases Prof. Dr. Mohammed İbrahim TARAWNEH Aile sağliği merkezlerinde kadin-çocuk takibi Oturum Başkanı: Prof. Dr. Ayfer TEZEL 3

4 10:00 10:45 10:45 11:15 11:15 12:00 Türkiye de Aile Hekimliği Uygulamalarını İyileştirme Stratejileri için Gelecek Projeksiyonu ve Öneriler Prof. Dr. Nafiz BOZDEMİR Oturum Başkanı: Prof. Dr. Kamile MARAKOĞLU Antihipertansif Tedavilerde Geleceği Yakalamak Doç.Dr. İsmet TAMER ARA Oturum başkanı: Prof. Dr. Dilek ÖZCENGİZ Laktüloz: Konstipasyon ve Ötesi Doç. Dr. Tarkan KARAKAN Chair: Assoc. Prof. Dr. Ayşe ÇAYLAN Social Changes in the Middle East and the Spread of Tuberculosis Prof. Dr. Mehmet UNGAN Chair: Prof. Dr. Esra SAATÇI Comprehensive Approach Its Past, Present and Future in Family Medicine - A new Model of Family Practice in Slovenia Prof. Dr. Janko KERSNIK Oturum Başkanı: Prof. Dr. Rengin ERDAL Anemik Hastaya Birinci Basamak Yaklaşım Yrd. Doç. Dr. Süheyl ASMA Oturum Başkanı:Doç.Dr.Meh met UĞURLU Bel Ağrılarında Tanısal Algoritma ve Güncel Tedavi Yaklaşımları Prof. Dr. Erkan KOZANOĞLU Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. Ahmet YILMAZ Sözel Bildiri Sunumları Oturum Başkanı: Prof. Dr. Cahit Özer Sözel Bildiri Sunumları Aile Sağlığı Merkezlerinde Aile Sağlığı Elemanlarının Yeri Prof. Dr. Ayfer Tezel Aile Sağlığı Merkezlerinde Kadın Takibi Oturumları Doğum Öncesi ve Doğum Sonrası İzlem Doç.Dr. Evşen NAZİK Birinci Basamakta Aile planlaması Danışmanlığı Yrd.Doç.Dr. Funda ÖZDEMİR Aile Sağlığı Merkezlerinde Çocuk Takibi Oturum Başkanı: Yrd. Doç.Dr. Sevban ARSLAN Çocuk İstismarı ve İhmali Yrd.Doç.Dr. Sunay FIRAT Sağlıklı çocukta büyüme ve gelişmenin takibi Yrd. Doç.Dr. Şenay ÇETİNKAYA 4

5 12:00 13:30 Öğle Yemeği 13:30 14:00 14:00 15:00 Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. İbrahim BAŞHAN Boy Önemli mi? Prof. Dr. Ersin AKPINAR Oturum başkanı: Prof. Dr. Ertan Mert İlişkide Erkekler ve Kadınlar: Farklar ve Benzerlikler (Erkekler Marstan Kadınlar Venüs ten mi?) Prof. Dr. Mehmet Z. SUNGUR Meet the Experts: Chair: Assist. Prof. Ayşecan TERZİOĞLU School Based Screening of Students Dr. Ali CERRAHOĞLU Chair: Assist. Prof. Dr. Kenan TOPAL Metabolic Sydrome in Women Dr. Işık GÖNENÇ Oturum Başkanı: Doç. Dr. Haluk Mergen Ölmekte Olan Hastaya Yaklaşım Uzm. Dr. Çiğdem GEREKLİOĞLU Oturum başkanı: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Haki SUCAKLI Psikososyal Sorunların Yönetimi Doç. Dr. Sevgi Özcan Kronik Hastalıklarda Bakım ve Yaşlılık Sorunları I Oturum Başkanı: Doç. Dr. Gürsel ÖZTUNÇ Kronik Hastalıkların Yönetimi Öğr.Gör.Dr. Gülşah TANRIVERDİ Kronik Hastalıklarda Yaşam Kalitesi Öğr.Gör.Dr. Sibel ÖNER YALÇIN Kronik Hastalıklarda Etik Sorunlar Yrd.Doç.Dr. Serap TORUN 15:00 15:30 15:30 16:30 ARA Oturum başkanı: Prof. Dr. Nafiz Bozdemir Tip 2 Diyabette Kişiselleştirilmiş Yönetim Öğr. Gör. Dr. Aydan Ünsal Aksöyek Chair: Assoc. Prof. Dr. Serdar ÖZTORA Oturum Başkanı: Prof. Dr. Adem ÖZKARA Teletıp ve Akıllı telefon Uygulamaları Aile Hekimliği Uygulamalarını Nasıl Değiştiriyor? Yrd. Doç. Dr. Yücel UYSAL Oturum başkanı: Doç. Dr. Mustafa Çelik Hekimlikte Geleceğe Yenilik ve Yaşam Döngüleri Penceresinden Bakmak: Güç, Kronik Hastalıklarda Bakım ve Yaşlılık Sorunları II Oturum Başkanı: Doç. Dr. Gürsel ÖZTUNÇ 5

6 Oral Antidiyabetikler: Kazandıklarımız - Kaybettiklerimiz Yrd. Doç. Dr. Okan BAKINER İnsülin Tedavisindeki Engeller Yrd. Doç. Dr.Emre BOZKIRLI Jordan Experience in Integrating the Management of Chronic Diseases in the Primary Health Care Settings Prof. Dr. Oraib ALSMADI Güven ve Kırılganlık Doç. Dr. Çağrı Kalaça Yaşlılık Süreci ve Etkileri Doç. Dr.Gürsel ÖZTUNÇ Kronik Hastalıklarda ve Yaşlılıkta Akılcı İlaç Kullanımı Arş.Gör. Dr. Zehra ESKİMEZ :30 Oturum Başkanları: Dr. Lütfi TIYEKLI Dr. Fadıl AKDENİZ Aile Hekimliğinde Hukuksal Süreç: Malpraktis ve Raporlar Prof. Dr. Necmi ÇEKİN Uygulamada Yaşanan Zorluklar Dr. Osman Murat FIRAT Chair: Assist. Prof. Dr. Erhan YENGİL Health Care for All? : Rethinking Globalization and Health Inequalities in the Turkish Context Assist. Prof. Ayşecan TERZİOĞLU Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. Mehmet Halis TANRIVERDİ Polifarmasi ve Akılcı ilaç Kullanımı: Aile Hekimlerinin Sorumluluğu Yrd. Doç. Dr.Ayşe Neslin Oğuzhan AKKOCA Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. Süheyl ASMA Sözel Bildiri Sunumları Aile Hekimliği Uygulamalarında Kalite Dr. Cengiz DAĞLARAŞTI 17:30 19:00 Oturum Başkanları: Dr. Gürbüz ŞEN Dr. Hacı Yusuf ERYAZGAN 6

7 Aile Hekimliği Uygulamalarında ki Son Değişiklikler Dr. Adem KUCUR Av. Halil ŞEN Aile Hekimliği Uygulamalarında Hayaller ve Gerçekler Dr. Kadir Can TUNCEL :30 Kapanış 25 Mayıs 2014 Pazar (KURSLAR) :30-15:30 KURS I EKG Değerlendirme Kursu KURS II ASM ye Başvuran Hasta Acil mi, Değil mi? (Hayati Tehlike Belirleme) KURS III Aile Hekimliğinde Yenidoğan Sağlığı Kursu KURS IV NLP ve Koçluk Bakışının Aile Hekimliğinde Uygulanması Vasco da Gama (Avrupa Genç Aile Hekimleri) Hareketi - VdGM TOPLANTISI -Vasco da Gama Hareketi nin Dünü, Bugünü, Yarını -Genç Araştırmacılar -Uzak Ufuklara Yelken Açmak -Asistan Karnesi Eğitici: Yrd. Doç. Dr. İbrahim BAŞHAN Eğitici: Prof. Dr. Yüksel GÖKEL Eğiticiler: Prof. Dr. Nejat NARLI Prof Dr Hande GÜLCAN Prof. Dr. Hacer YAPICIOĞLU Doç. Dr. Ümit ÇELİK Yrd. Doç. Dr Ferda ÖZLÜ Eğitici: Uzm. Dr. Zerrin BAŞER Dr. Berk GEROĞLU VdGM Türkiye Temsilcisi Dr. Demet MERDER COŞKUN VdGM Türkiye Değişim Koordinatörü Dr. Fikret Merter ALANYALI VdGM Türkiye Araştırma Koordinatörü Dr. Canan TUZ VdGM Türkiye Eğitim ve Öğretim Koordinatörü 7

8 Konuşma Özetleri / Keynote Abstracts 8

9 Aile Hekimliğinde Akut ve Kronik Sorunların Eşzamanlı Çözümü Prof. Dr. İlhami ÜNLÜOĞLU Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Bir hastalığın toplumsal önemi, o hastalığın sıklığı ile ilgilidir. Kuşkusuz, bir kişi için en önemli sağlık sorunu kendi hastalığıdır. Ancak; toplumsal açıdan bakıldığında bir hastalık; ne kadar sık görülüyorsa, ne kadar çok ölüme, iş ve güç kaybına yol açıyorsa, o ölçüde önemli sağlık sorunudur. Kronik hastalıklar Barbara Starfield tarafından yirmi birinci yüzyılın Major epidemisi olarak belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığı istatistikleri ve diğer çalışmalar kronik hastalıkların toplumumuzdaki önemini çok açık bir şekilde vurgulamaktadır. Elde edilen verilere göre, 1990 lı yıllarda yaşlılardaki hastalık yükünün yarısının nedeni bulaşıcı hastalıklar iken; 2020 yılında yarıdan fazlasının kronik hastalıklara bağlı olacağı düşünülmektedir. Yapılan bir araştırmada; kronik hastalıkların maliyetinin, Türkiye ekonomisinin % 10'una karşılık geldiği belirtilmiştir. Türkiye de yapılan Hastalık Yükü Çalışması nda 60 yaş ve üstü nüfusta hastalık yükü, en fazla olan 10 hastalığın dokuzunun, yaş grubunda ise 10 hastalığın yedisinin, kronik hastalıklar olduğu saptanmıştır. Birden çok kronik hastalığı olanlar yoğun bir takip programına alındığı bir başka çalışmada; genel olarak; birinci basamak başvuruları %162 artarken; akut poliklinik başvuruları %62, hastaneye yatışlar %53 azalmış olup, bu program maliyetlerde de % 41 azalma sağlamıştır. Aile Hekimliği disiplininin özellikleri arasında; hastaların akut ve kronik sağlık sorunlarının aynı anda yönetimi önemli bir yer tutmaktadır. Aile hekimliğinde; rahatsızlıklar toplumda görüldüklerine benzer bir örüntü sergilerler. Bu benzerlik: akut, kısa süren ve çoğunlukla kendi kendini sınırlayan rahatsızlıkların, kronik rahatsızlıkların ve tanımlanabilir organik bir patoloji saptanamayan rahatsızlıkların sıklığının yüksek olduğu anlamına gelir. Geleneksel bakış açısının aksine hastalar her zaman fiziksel veya psikolojik sorunlar ile başvurmazlar. Başvuru nedenleri sıklıkla fiziksel, psikolojik ve sosyal elementlerin karmaşık bir bileşimidir. Aile hekiminin geliştirilmesi gereken çekirdek yeterlilikleri; içinde; kapsamlı yaklaşım yani; bireyin hem akut, hem de kronik sorunlarını aynı anda yönetebilme, sağlığın geliştirilmesi ve hastalıkların önlenmesi stratejilerini uygun bir şekilde uygulayarak sağlığı ve iyilik durumunu geliştirebilme önemli bir yer tutar. Hastalarımızın deneyimlerini anlamayı; öncelikle onların deneyimlerine dikkat ederek, zor bir sanat olan dinlemeyi öğrenerek, uygun literatürü okuyarak ve kendi uygulamalarımız üzerine düşünerek başarabiliriz. Bu süreçte; düzenli izleme çok önemlidir. Belirtilerin yaşlanma sürecine bağlı olduğu fikrine kapılmamak gerekir. Standart sorulardan kaçınmalıdır. Sosyal ve ekonomik öykü ayrıntılı sorgulanmalıdır. Spesifik olmayan belirtiler dikkatle ele alınmalıdır. Öneriler bütünleştirilmelidir. İlaç etkileşimleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Birden çok sağlık sorunu olan hastanın izlenmesi için en iyi donatılmış ve konumlanmış olan hekim aile hekimidir. 9

10 Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikaları Perspektifinden Türkiye ve Avrupa Entegrasyonu Prof. Dr. Mehtap TATAR Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sağlık İdaresi Bölümü Türkiye de sağlık politikaları 2003 yılından bu yana Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında önemli bir değişim göstermiş ve sağlık hizmetlerinin sunumu ve finansmanında hizmete erişim, hizmet kalitesi, etkililik ve verimliliği odaklayan bir süreç gelişmiştir. Dönüşüm sürecinde, genel olarak diğer ülkelerde de uygulaması görülen bazı yaklaşımlar da benimsenmiş ve sağlık politika belirleme sürecinde ilk kez yeni kavramlar ve yaklaşımlar uygulanmaya başlamıştır.bu dönemin en önemli özelliklerinden biri sağlık politikalarını belirleme sürecinde sağlık ekonomisi tarafından geliştirilen yaklaşımlardan daha çok yararlanılmaya başlanması olmuştur. Bu sunumda Türkiye nin Avrupa da sağlık politikalarını belirleme sürecinde 1980 li yılların başından bu yana sağlık teknolojileri ile ilgili karar verme sürecinde kullanılan ve Türkiye de de 2008 yılından itibaren gündeme gelen ve uygulamaya geçen Sağlık Teknolojilerinin Değerlendirilmesi (STD) konusu ele alınacak, STD kullanılarak verilen kararların Türkiye de sağlık hizmetleri ve sağlık sonuçları üzerine etkisi sunulacaktır. Türkiye de Aile Hekimliği Uygulamalarını İyileştirme Stratejileri için Gelecek Projeksiyonu ve Öneriler Prof. Dr. Nafiz Bozdemir Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Aile hekimliği uygulamalarını iyileştirme ve gelecek projeksiyonunu gerçekçi yapabilmek için, aile hekimliğinin önemi, yararları, toplumun ve bireyin aile hekimliğinden beklentileri vb. konularında bilimsel yöntemlerle elde edilmiş bilgilere gereksinim bulunmaktadır. Aile hekimliği uygulamaları; toplumun sağlığını iyileştirme, hastanın bakım deneyimini arttırma, kişi başı sağlık hizmet maliyetini düşürme vb. amaçlarından sapmadığı sürece sağlık sisteminin vazgeçilmez bir parçası olmaya devam edecektir. Dünya da aile hekimliği tartışmalarının sürdüğü yıllarda, Genel Sağlık Uzmanlığı ismiyle bir uzmanlık alanı tanımlanan Türkiye de, birinci basamak ve aile hekimliğinin geleceğinin projeksiyonunu yapacak, bilimsel yöntemle elde edilmiş verilerimiz var mı? 10

11 Family physicians is the key to fight Noncommunicable diseases Moh d TARAWNEH, MD, Family Physician Consultant Jordan Society of Family Medicine, General Secretary Noncommunicable diseases (NCD) represent a major morbidity and mortality worldwide, about two thirds of deaths were caused by NCDs. also they are considered the leading causes of death in all WHO regions except in Africa, and they are subject to increase in the next 10 years with greatest increases in Africa and East Mediterranean region. Four major groups of diseases make the largest contribution to mortalities in the majority of countries, these are cardiovascular, cancers, diabetes and chronic lung diseases where they share the same risk factors so far, which are tobacco use, unhealthy diet, physical inactivity and the harmful use of alcohol. In addition to the fact that they are responsible for the majority of deaths worldwide also they share the same preventive strategies in a comprehensive and integrated approach. World Health Report 2008, had been focused on that primary health care was needed now more than ever, in order to achieve equitable access to health for all to reach universal health coverage, and had been recognized that the heart of health services delivery that puts people first is primary care, where family doctors are the heart of primary care in many health systems. Aile Sağlığı Merkezlerinde Aile Sağlığı Elemanlarının Yeri Prof. Dr. Ayfer TEZEL Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Sağlıkta Dönüşüm Programı adı verilen küresel dönüşüm, Türkiye de de uygulamaya girmiş ve sağlık hizmetlerinde önemli değişikler olmuştur. Bu değişiklikler kapsamında ülkemizde birinci basamak sağlık hizmeti tamamen yeniden yapılandırılmış ve aile hekimliği sistemine geçilmiştir. Aile hekimliği sisteminin hizmet sunum alanı olan Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve hizmet sunan sağlık personelini ve görevlerini tanımlayan bazı yasal düzenlemeler yapılmış olmakla birlikte; yönetmeliklerde aile hekimliği sisteminde çalışan Aile Sağlığı Elemanı nın (ASE) özlük hakları, görev, yetki ve sorumluluklar ile ilgili konular yeterli düzeyde ele alınmamıştır. Uygulamada ASE, aile hekimi ile birlikte hizmet veren, sözleşmeli olarak çalıştırılan veya Bakanlıkça görevlendirilen hemşire, ebe, sağlık memuru (toplum sağlığı) ve acil tıp teknisyenini ifade etmektedir. Çalışma alanlarında sağlık personelinin net olmayan görev, yetki ve sorumlulukları sağlıkta dönüşüm ile birlikte daha da belirsizleşerek, özlük hakları ve istihdam açısından da problemleri beraberinde getirmiştir. Aile sağlığı elemanı olarak istihdam edilen bu meslek grupları, mesleki eğitimleri sonucu kazandıkları unvanlarını kullanamamakta ve aile sağlığı elemanı unvanı ile istihdam edilip, kimliksizleştirilmektedirler. 11

12 Birinci Basamakta Doğum Öncesi ve Doğum Sonrası İzlem Doç. Dr. Evşen NAZİKÇukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Kadının sağlığını ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen en önemli sağlık sorunları gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Bu dönemlerde oluşabilecek sağlık sorunları, kadının kendisinin yanı sıra çocuklarının, ailelerinin ve toplumun sağlığını da etkilemektedir. Dünyada yılda yaklaşık 200 milyon kadın gebe kalmakta, gebelik ve doğumla ilgili komplikasyonlar sonucu bin kadın hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin %1 i gelişmiş ülkelerde, %99 u ise gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kadınların gebelik, doğum ve doğum sonrası döneminde yaşamlarını yitirmeleri önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle anne ve bebek ölümlerinin azaltılması için WHO 21.yy. sağlık hedefleri ve Birleşmiş milletler Bin yıl kalkınma hedefleri içinde üreme sağlığı, antenatal, perinatal ve çocuk sağlığı hizmetlerine ulaşılabilirliğinin ve niteliğinin arttırılması gerektiğini belirtmiştir. Ülkemizde 2003 yılından bu yana uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı'nda anne ve çocuklara özel önem verilmesi öncelikli konular arasında yer almıştır. Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonucunda anne ve bebek ölümlerinde önceki yıllara göre çok daha yüksek oranlarda azalmalar sağlanmıştır yılında anne ölüm oranı yüz bin canlı doğumda 64 iken, 2005 yılında yapılan Ulusal Anne Ölümleri Çalışmasında 28.5 e, 2012 yılında 15.4 e, bebek ölüm hızı ise 2002 yılında binde 31.5 iken 2012 yılında 7.4 e düşürülmüştür. Doğum öncesi ve doğum sonrası bakım, kadın ve çocuk sağlığına yönelik koruyucu sağlık hizmetleridir. Amaç anne ve bebeğin sağlığının korunması ve geliştirilmesi, önceden var olan ya da bu dönemde oluşabilecek sağlık sorunlarının erken tanı ve tedavisinin sağlanmasıyla maternal, fetal ve neonatal mortalite ve morbiditeyi en aza indirmektir. 12 Ülkemizde sağlık personeli tarafından kaliteli, standart, güvenli ve nitelikli hizmet sunulması, uygulamada birlikteliğin sağlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı tarafından 4 rehber geliştirilmiş olup bunlardan ikisi Doğum Öncesi Bakım Yönetim Rehberi ve Doğum Sonrası Bakım Yönetim Rehberi dir. Rehberlerin uygulanması ile her gebenin en az; 4 kez nitelikli izlenmesi, doğum sonrası hastanede 3, evde 3 olmak üzere 6 kez lohusa izleminin yapılması, normal doğum sonrası 24 saat, sezaryen sonrası 48 saat hastanede takip edilmesi, her doğumun hastanede gerçekleştirilmesi, acil obstetrik vakaların yönetimi ve gerektiğinde stabilize etmek kaydıyla bir üst düzey hastaneye sevklerinin gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Üreme sağlığı alanında doğru işin yapılması sunulan hizmetin niteliğini belirler. Niteliğin sağlanması için doğum öncesi ve doğum sonrası dönemde; yaygın hizmet sunulmalı, sağlık çalışanlarının bilgi ve becerisi yeterli olmalı, sağlık personeline sürekli eğitim verilmeli ve hizmette standardizasyon sağlanmalıdır. İyi planlanan ve nitelikli verilen doğum öncesi ve sonrası bakımla anne ve bebek ölüm hızları düşürülebilmektedir. Bu nedenle anneyle daha fazla zaman geçirebilen ve anneye bakım veren ebe ve hemşirelerin doğum öncesi ve doğum sonrası dönemde anne sağlığını koruma ve yükseltmeyle ilgili sorumluluklarının bilincinde olması gerekir. Ayrıca doğum öncesi ve sonrası dönemde annelerin yaşadıkları sorunların hemşireler ve ebeler tarafından sürekli olarak değerlendirilerek, verilecek kapsamlı bir bakım ile kadının bu dönemlerde yaşayabileceği komplikasyonlar önlenebilir.

13 Aile Planlaması Danışmanlığı Yrd. Doç. Dr. Funda ÖZDEMİR Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Danışmanlık gerek iyileştirici gerekse koruyucu sağlık hizmetleri alanında, özellikle de aile planlaması hizmetinde çok önemlidir. Danışmanlık, herhangi bir konuda, kişiye güvenilir, bilgili ve konu hakkında ustalaşmış kişiler tarafından bilgi verilmesi ve kişinin bilinçlendirilerek kendi düşüncesini oluşturabilmesine Yönlendirici Olmadanyardım edilmesidir. Kişiye yöntemlerle ilgili seçenekler sunarak, kendisine en uygun olan yöntemi seçmesine yardım etmektir. Aile Planlaması Danışmanlığının Önemi: Aile planlaması yöntemlerinin kabul edilebilirliği artar Uygun yöntemin seçimi sağlanır Yöntemin etkin kullanımı sağlanır Yöntem kullanımında devamlılığı artırır Personelin zamanının etkin ve yeterli kullanılması sağlanır Aile Planlaması Danışmanlık Çeşitleri: 1. Genel danışmanlık, 2. Yönteme özel danışmanlık, 3. İzlem danışmanlığı Danışmanlık süreci KAYNAK akrostişi ile simgelenen şekilde özetlenebilir. Karşılayarak selamlayınız Alaka göstererek sorular sorma Yöntemler konusunda bilgi verme Ne tür yöntem seçeceğine yardımcı olma Açıklayıcı bilgiler verme Kontrole çağırma 13 Aile planlaması danışmanı, güvenilir ve tüm doğum kontrol yöntemleri konusunda bilgili olmanın yanı sıra, danışmanlık becerisini kazanmış olmalıdır. Bu beceri, başvuran kişinin yöntem seçmesine yardımcı olacak ortamın hazırlanması (başvuran ile danışmanın karşılıklı rahat bir şekilde oturabilmesi, danışmanlık vermek için gerekli tüm malzemelerin hazır bulunması vb.) ve kişilerarası iletişim tekniklerinin (uygun beden dilinin kullanılması, göz teması kurmak, aktif dinlemek, anlaşılır sözcüklerin kullanılması, anladığından emin olmak vb.) etkili bir şekilde kullanılmasını gerektirir. Evolution of comprehensive approach and interprofessional collaboration in family medicine Professor Janko Kersnik, MD, MSc, PhD, Department of Family Medicine, Ljubljana University Medical School, Slovenia, president of EURACT and honorary Secretary WONCA Europe Primary care is high on the agenda of every country. Family practice should play a key role in delivering high quality primary care to the whole population. The health care systems of many countries were largely focused on specialist and hospital care. The European definition of General practice has been adopted and academic position of family practice has improved. There are considerable differences in organization of health care services, family physicians task profiles and development of training programmes. The full benefit of primary care can only be achieved if the fundamental characteristics of up-to-date primary care are in place. Comprehensive and community based care are the characteristics of family medicine and can be achieved by interprofessional collaboration and team work. A Slovenian example of introducing nurse practitioners in family practice team is presented in the paper.

14 Çocuk İstismarı ve İhmali Yrd. Doç. Dr. Sunay FIRAT Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Yirminci yüzyıl, örseleyici yaşantıların çocukları en fazla etkilediği bir zaman dilimi olarak geride kalırken, bilim dünyasına ruhsal travmaların trajik sonuçlarını gözleyebilme olanağı da vermiştir. Şimdiye kadar ruhsal travma ile ilgili yapılan çalışmaların büyük bir çoğunluğunun gelişmiş batı toplumlarıyla ve erişkin nüfus ile ilgili olduğu görülmektedir. Oysa, gelişmekte olan ülkelerde ve özellikle çocuklar ruhsal örseleyici yaşantılara çok daha yoğun olarak maruz kalmaktadırlar. Çocuk istismarı her yaş, renk, sosyal sınıf, etnik grup ve dinden çocuğu etkilemektedir. İstismarın inkar edilmesi, çocuk istismarının farkına varılmasını ve tanı konulmasını zorlaştırmaktadır. Suçu işleyen kişiler genellikle suçu inkar ederken bazen çocuk da suçu inkar edebilmektedir. Son yıllarda istismar ve ihmal olgularında aşamalı bir artış gözlenmektedir. Bunun nedeni, istismar ve ihmale uğrayan çocuk sayısı ve/veya bildirilen vaka oranındaki artıştır. İstismar ve ihmale uğrayan çocukların cinsiyet oranının birbirine yakın olduğu, istismarın %80 inin aile bireyleri, yakın çevre ya da bakıcı tarafından gerçekleştirildiği bildirilmektedir. İstismar ve ihmali tanımlayabilecek fiziksel, emosyonel belirtileri dikkate alma ve kaydetme, çocuk ile birlikte gelen yakınlarının da davranışlarını gözlemleme ve psikososyal faktörleri tespit etmeye çalışmak gerekir. Özellikle cinsel istismar şüphesi olan çocuğun fizik muayenesi yapılırken; hemşire/hekim hem yaralanma nedenlerini hem de doku yenilenmesinin fizyolojik değişikliklerini iyi bilmelidir. Cinsel istismarın genital bulgularının değişken olması; kullanılan güç miktarı, ağrı, kanama, olaydan sonra geçen süre, istismarın süreğen olup olmadığı, etkilenen vücut parçası ve kullanılan nesnenin boyutu gibi pek çok etkene bağlı değişebilmesiyle ilgilidir. Kız çocuklarında gelişimsel olarak normal olan değişiklikler ile cinsel istismar nedeniyle oluşanları ayırt etmek zor olabilir. Cinsel istismara bağlı oluşan doku hasarının eritem (kılcal damarlarda kan toplanması sonucunda derinin kızarması) ve ödem bulgularının ne kadar zamanda yok olduğunu, bunların temasla oluşma olasılığını bilmek önemlidir. Erkek çocukların genital bölgesinde cinsel istismara bağlı yaralanmalar göreceli olarak nadirdir. Penis ya da skrotumda (penis ile anüsün arası) ezikler kazara ya da fiziksel istismar sonucu oluşabilir. Düşme ya da vurmadan kaynaklanan bacak arası yaralanmaları da bu dokuların ezilmesine neden olabilir. Cinsel istismarının travmatik etkileri kısa ve uzun dönemde farklı biçimlerde görülebilir. Travmayı izleyen kısa dönemde yapılan girişimlerin kalıcı gidişi azaltabileceği gösterilmiştir. Tedavi çok yönlü gerçekleştirilmeli; çocuk, aile ve çevresel etkenlerin üzerinde ayrı ayrı durulmalıdır. Günümüzde çocuk istismarı ve ihmalinin giderek artması ve önem kazanması bu konuda verilmesi gereken tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin profesyonel ve işlevsel olarak planlanmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla çocuk istismarının ve ihmalinin değerlendirilmesi, risk faktörlerinin belirlenmesi, mağdur çocukların tanı, tedavi ve izlenmesi için ilgili kurumlarla işbirliğinin sağlanması çok önemlidir. Bu alanda yasal sorumlukları olan meslek grupları özellikle hemşireler (ruh sağlığı, toplum sağlığı, acil, doğum ve kadın hastalıkları, çocuk ve okul hemşireleri vb.), tıp doktorları, psikologlar/psikolojik danışmanlar, sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler, hukukçular ve emniyet mensuplarıdır. Özellikle birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık profesyonellerine bu tür olgulara yaklaşımları, çocuk istismarı ve ihmalinin erken tanılanması ve önlenmesi açısından, büyük görevler düşmektedir. 14

15 Hastanelere/Anne-Çocuk Sağlığı Merkez lerine herhangi bir nedenle başvuran, şüpheli çocukların ihmal ve istismar açısından değerlendirilmelerinin yapılması ve sağlık personelinin, endişelerini ekibin diğer üyeleri ile paylaşması, kesinleşen istismar ve ihmal olgularının ilgili birimlere bildirilmesi, çocuğun en az zarar görecek şekilde desteklenmesi mesleki sorumluluğumuzdur. Sağlıklı Çocukta Büyüme ve Gelişmenin Takibi Yrd. Doç. Dr. Şenay ÇETİNKAYA Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Çocuk bir toplumun geleceğinin güvencesidir. Sağlıklı toplum, sağlıklı aile ve çocuklardan meydana gelir. Çocukların sağlıklı büyümesi aile ve toplum açısından önemlidir. Sağlıklı çocuk; hastalık belirtileri göstermeyen, kronolojik yaşına uygun vücut büyümesi, fizyolojik olgunlaşma, ruh ve zeka gelişimi gösteren çocuk olarak tanımlanır. Büyüme, hücre sayı ve büyüklüğünün artmasına bağlı olarak vücut hacminin ve kütlesinin artması demektir, konsepsiyondan başlayarak adolesan dönemin sonuna kadar devam eder. Boyun uzaması, kilo artışı, baş ve göğüs çevresinin genişlemesi büyüme göstergeleri arasındadır. Vücut boyutlarının ölçülmesi tekniğine antropometri ölçümü denir. Normal yaşıtlarına göre bir çocuğun geri kalıp kalmadığını saptamada bu antropometrik ölçümler kullanılır. Gelişme, büyüyen bir organizmanın dokularının yapısında, biyokimyasal bileşiminde oluşan değişiklikler sonucu olgunlaşması ve biyolojik fonksiyonlarının farklılaşması olarak tanımlanmaktadır. Dişlerin çıkması ve değişmesi, kemiklerin olgunlaşması, sinir ve kas kontrolünün sağlanması gelişimin göstergelerindendir. 15 Olgunlaşma, kişinin doğuştan getirdiği potansiyelin zaman içinde ortaya çıkmasını ifade eder. Gelişme biyolojik olgunlaşmadan büyük ölçüde etkilenir. Olgunlaşma kendiliğinden meydana gelen bir süreçtir. İnsanoğlunda yürüme ve konuşma yetileri doğuştan bir yeti olarak vardır. Bunlar belli bir sürede öğrenmenin katkısı olmaksızın belirirler. Büyüme ve gelişme; genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkisinde seyreden, invaziv olmayan antropometrik ölçümlerle doğrudan ve dolaylı izlenebilen bir süreçtir. Antropometrik ölçümler kullanarak çocuğun büyümesini değerlendirmek fizik muayenenin hiç ihmal edilmemesi gereken ilk basamağı olmalıdır. Büyümenin izlenmesi UNICEF ve DSÖ nün Dünya çocuklarına sağlıklı yaşam sloganı GOBI-FFF in en başında yer almaktadır. İzlem için elde geçerli ve güvenilir referansların ulusal ya da uluslararası standartların bulunması gerekir. Bu standartlar kesitsel ya da sürekli verilerden oluşabilir. Bu iki yöntem metodolojik açıdan farklılıklar içerdiğinden kullanım alanları açısından da farklılıkları olabileceği düşünülebilir. Büyümenin değerlendirilmesi; ulaşılan büyümenin (o andaki ölçümün) değerlendirilmesi ve büyüme hızına göre değerlendirme olarak iki şekilde yapılmaktadır. DSÖ tarafından 2000 li yılların başında MGRS (Multicenter Growth Referance Study-Çok Merkezli Büyüme Referans Çalışması) yapıldı. Amerikan Pediatri Akademisi 2006 yılından itibaren iki yaşından küçük çocukların büyüme izlemleri için DSÖ büyüme standartlarının kullanılmasını önerdi. DSÖ verilerine göre 2010 tarihinde 101 ülkede MGRS eğrileri kullanılmaktadır. Zamanında doğmuş, sağlıklı çocuklar hayatlarının ayları arasında genetik potansiyelleri nedeniyle takip ettikleri büyüme eğrilerinde aşağı veya yukarı yönlü sapmalar yaşayabilirler. Vücut ağırlığında meydana gelen bu değişiklikler iki majör persentil eğrisi içinde kalır. Bu duruma bazı kaynaklarda büyüme varyasyonu denir ve FTT (Failure to

16 Thrive) ile karıştırılmamalıdır. Bu çocuklar genetik potansiyellerine ulaştıktan sonra yeniden uygun şekilde büyümeye devam ederler. İngiltere de yapılan bir çalışma pratisyen hekimlerin %54 ünün çocuk iki majör persentil kaybetse bile FTT tanısı koymadıklarını göstermiştir. Krugman ve arkadaşlarının aile hekimlerinin FTT tanısı koydukları çocuklarda yaptıkları bir başka çalışmada ise çocukların hepsinin büyüme grafiklerinde yanlış işaretlemeler yapıldığı ve bu yanlış işaretlemeler sonucunda hastaların %41 inde tanının geciktiği gösterilmiştir. Gelişmenin değerlendirilmesi, büyümenin değerlendirilmesinden daha karmaşık bir süreçtir. Gelişimsel ilerlemenin doğru değerlendirilmesi için hemşireler gözlem, görüşme, fiziksel muayene, çocuk ve ailesiyle iletişimde bulunma ve değişik standart değerlendirme materyallerini içeren birçok kaynaktan veri toplamalıdır. Brazelton Yenidoğan Davranışsal Değerlendirme Ölçeği, Dubowitz ölçeğinin bir uyarlaması olan Ballard Skorlama Sitemi, yenidoğan döneminde kullanılabilen tarama testlerinden bazılarıdır. Süt çocukları ve küçük çocuklar için sıklıkla kullanılan tarama testi de Denver Gelişimsel Tarama Testi dir. Bunlardan başka, farklı alanlardaki gelişimi değerlendirmek amacı ile kullanılan farklı ölçütler de vardır. Çocuk, ideal bir gelişme için, duygusal desteğe ve bilişsel uyarıma gereksinim duyar. Anababaların ve çocuklara bakan diğer kişilerin, bebeklerin davranışlarına ve gereksinimlerine yanıt verme açısından büyük önemleri vardır. DSÖ tarafından 0-1 yaş bebeklerin her ay, 2. yılda 2 ayda bir, 3-5. yıllarda 3-4 ayda bir büyüme hızlarının değerlendirilmesi ve bu bebeklerin vücut ağırlıklarının ölçülüp kaydedilmesi önerilmektedir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Genel Müdürlüğü izlem dönemlerini doğumdan sonra ilk 48. saat, 15. gün, 41. gün, 2, 3, 4, 6, 9, 12. aylar, 1-3 yaşlar arasında en az 6 ayda bir ve 4-6 yaşlar arasında ise yılda bir olarak belirlemiştir. Büyüme gelişmenin izlenmesi yalnızca hasta çocukların saptanması ve izlenmesi değil; aynı zamanda sağlık görevlisinin belirli aralıklarla çocuk ve aile ile karşı karşıya gelmesini sağlayan bir süreçtir. Büyüme gelişmenin izlenmesi ile anne ve babalarla iletişim kurma, beslenme ve aşılama gibi konularda yol gösterme, çocuğun diğer sağlık sorunlarının çözümlenmesi fırsatı elde edilmiş olur. Sağlıklı büyüme gelişme sürecinde sürekliliğin sağlanması önemlidir. Büyüme izlemini yapacak kişi çocuğun izleminden sorumlu sağlık personeli ve annedir. Hemşire çocuğun büyüme ve gelişme sürecini anlama ve değerlendirmesinde aileye yardım etmelidir. Ok tarafından (1998) yapılan araştırmada; annelerin anne sütüyle beslenmenin önemi, bebek beslenmesi, bebek büyüme-gelişmesi hakkında bilgi almalarının, bebeğin büyüme-gelişmesini etkilediği görülmüştür (p<0.05). Annenin bebek büyüme-gelişmesi hakkında bilgi almasının, bebeğin sağlık kontrolüne götürülmesini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır (p<0.05). Aynı çalışmada, çocukların sağlığını korumakta çok önemli bir yeri olan büyüme-gelişmesi izlemesi uygulamasının hizmeti sunacak sağlık görevlilerinin; bu konuda bilgili, deneyimli ve bireysel yaklaşımlarında aileleri etkileyici olmaları gerektiğinden; bu konuda detaylı, uygulamalı, sürekli eğitim programları düzenlenmesi önerilmiştir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğumdan adolesana kadar (0-18 yaş dönemlerinde) normal büyüme-gelişme özellikleri ve çocukta sağlıktan sapma durumlarını sistemlere göre inceleyerek hemşirelik bakımında holistik yaklaşımı içerir. Çocukla ilgili birimlerde çalışanların sağlıklı çocuk büyüme ve gelişmesini bilmesi önemlidir. Bu bağlamda çocuk hemşirelerine önemli görevler düşmektedir. 16

17 Boy Önemli mi? -Çocuklarda Boy Kısalığı- Prof. Dr. Ersin AKPINAR Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Adana Büyüme, çocuğun genel sağlığının belirlenmesinde önemli bir göstergedir. Bazen normal ve anormal büyüme arasındaki farkı belirlemek zor olabilmektedir. Bebeklik ve çocukluk döneminde büyüme izlemi, yüz yılı aşkın süredir koruyucu çocuk sağlığı programlarının bir parçasıdır. Boy kısalığı ve büyüme geriliği bozulmuş sağlığın göstergeleri olarak kabul edilir. Büyüme geriliği tüm dünyada görülür, primer ve sekonder gelişme geriliğinin patolojik sebeplerinin prevelansı ülkeler arasında farklılık göstermez. Ancak malnutrisyon sosyoekonomik şartlara bağlı olduğu için bu genellemenin dışındadır. Büyüme geriliği, dünyanın farklı bölgelerinde benzer klinikle ortaya çıkmasına rağmen boy kısalığına tanısal yaklaşıma dair ulusal rehberler farklılıklar göstermektedir. Normal büyüme genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkisi altındadır. Genetik faktörler büyümenin her döneminde etkili olmasına rağmen, intrauterin yaşamdan başlayarak hayatın ilk yıllarında beslenme, daha sonra ve özellikle ergenlik döneminde hormonal faktörler ön plana çıkmaktadır. Diğer yandan kronik sistemik hastalıklar, radyasyon, travma, ilaçlar ve psikososyal nedenler gibi diğer çevresel faktörler de çocukluk çağının her döneminde büyümeyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Boy kısalığı, genel olarak o andaki durumu yansıtan bir terim olup, yaş ve cinsiyete göre çocuğun boyunun 3. persentil altında veya ortalama boyun iki standart sapma (2 SD) altında saptanması durumudur. Çocuğun tahmini erişkin boyunun (PAH), anne ve baba boyuna göre hesaplanan hedef boyundan (MPH), 1.5 SD altında saptanması durumunda (erkekler için 7.5 cm, kızlar içim 6 cm) boy kısalığından söz edilir. Yıllık büyüme hızının 1-2 yaş arası <10cm, 2-3 yaş arası <8cm ve 3-4 yaşları arası <6cm ve 4 yaş-puberte arası ise <4cm nin altında saptanması 17 durumunda boy kısalığı bakımından etyolojik araştırma yapılmalıdır. Tanısal yaklaşımda üç soru önemlidir: 1) Büyümesi bozulmuş çocukları yönlendirmek ve tanısal işlemleri başlatmak için hangi ölçütler kullanılmalıdır? 2) Yönlendirilmiş çocuklarda nasıl bir tanısal yaklaşım izlenmelidir? 3) Aile Hekimleri, boy kısalığı olan bebek ve çocukları saptamada ne gibi engellerle karşılaşmaktadır? School Based Screening of Students Dr. Ali Cerrahoğlu Aile Hekimliği Uzmanı School medicine is a developing area of primary care. School life is the best opportunity to develop healthy behaviors and promote health of children. Trying to change unhealthy lyfe style at adulthood is harder and not always succesful. Schools healthcare team is responsible for the health of students (daily and boarding), teachers and staff. Besides medical care, effective communication is essential with all shareholders such as parents, school services contractors, board and local authorities. School health includes; health education, health services, evaminations for team sports, vaccination, healthy environment, counseling, psychological and social services and screening for main health concerns such as obesity/overweight, hypertension, diabetes and smoking. Childhood obesity has more than doubled in children and quadrupled in adolescents in the

18 past 30 years in USA. Turkey needs more studies at schools. Our example is one of the few studies done in Turkey regarding childhood obesity. Tarsus American School has a tradition of school medicine starting with the foundation of the school. The health care team consists of a school doctor (family medicine speacilist) and two nurses for kindergarden to 12th grade. There are 3 infirmaries at two campuses. The main infirmary has 6 patient beds, emergency room and an examination room. The second infirmary is in the primary school building and the third one is in the boarding facility. The following services are included in the medical practice; health education (reproductory health, hygiene, healthy eating, smoking/addictions, healthy lifestyle ), grade) are measured, recorded and processed electronically in terms of both weight/height percentiles and body mass index (BMI) growth charts since August They are monitored twice a year; in October and April and are compared with those of their peers using body mass index charts. Growth monitoring and physical examination results are sent to parents annually and class statistics are shared with teachers and administrators. Among 455 primary school students (k-8) only 3 students are underweight (0,7%) while 203 students are either overweight (85 percentile or above) or obese (44,6%). 96 students have bmi>95 and are considered as obese (21,1%). 56,3% of boys are either overweight or obese while this rate among girls is 32,6%. Obesity rate for boys is 33% while it is 10,3% for girls Total 332 students are examined at high <5 percentile (underweight) 5 84 percentile (normal) percentile (risk of overweight) > 95 percentile (overweight) ,2% 59,8% 22,9% 16,2% ,7% 54,7% 23,5% 21,1% reports for team sports, growth monitoring, occupational health, environment, communication with shareholders on health issues, health services for students, staff, teachers and families, data keeping and processing. Main health concerns at the school are; unhealthy eating habits, obesity/overweight, tobacco use, sedentary lifestyle. More emphasis is needed for high blood pressure starting with childhood. Elevation of blood pressure gets more common with the increase of obesity rates, high salt intake and inactive life style. High blood pressure used to start at older ages but recently more high blood pressure cases are seen at school settings. Blood pressure screening shoul also be part of school health programs. Weight and height measurements of all students in the school (kindergarten to 12th 18 school. 7 students are underweight (2,1%). 87 students are either overweight or obese (26,2%). 38 students are obese (11,4%). Overweight and obesity rates are significantly higher with boys than girls (Overweight boys 39,2%, Overweight girls 20,5%, Obese boys 15,6%, Obese girls, 6,2% BMI values for primary school (k-8) Families, teachers, administrators and school health care providers should work together and put further emphasis on implementing healthy eating habits and lifelong physical activity programs to prevent and cure childhood obesity.

19 Metabolic Syndrome in Women Dr. Işık GÖNENÇ Haydarpaşa Numune Training and Research Hospital, Istanbul After noticing, clustering of some metabolic abnormalities in some patients for the first time in 1923, it took about half a century to name the situation as "Syndrome X" in 1988 by Raven. Characterized by obesity, central obesity, insulin resistance, dyslipidemia, and hypertension, metabolic syndrome (MetS) a disease of modern times, is a collection of cardiovascular risk factors. MetS is showing a rapid increase all over the world as a major public health problem. It is estimated that 17-25% of the world population has MetS. In the last 20 years, a significant increase more in women regarding MetS especially in people over 20 years of age is observed.1,2 This rapid increase especially among women shows that MetS and heart disease as its consequence are no longer men s diseases". Definitions and classifications made by many organizations emphasize the differences between men and women. When we look at the literature, we see that there are studies done from many countries especially to reveal the gender differences. These studies show us that women are at risk for MetS components throughout their lives as they go through periods such as pregnancy, perimenopause and menopause, which bring about results such as inactivity, poor nutrition and many stress factors. During their life cycle, as women experience many changes in terms of MetS, other factors such as eating disorders, physical inactivity and other burdens brought about by modern life joins the process. Consequences of modern city life such as sedentary lifestyle and quickly consumed high-calorie foods due to lack of time, accelerate this trend and also reasons like, women participation in working life, technological developments making life easier and not participating in sports activities are threats especially for the urban women.3,4 The lack of a consensus definition for MetS causes confusion today, but its fatal outcomes cause increasing interest and raise concern worldwide. CVD, The most important result of MetS, account for one third of female deaths all across the world and half of deaths in women over 50 years of age in industrialized countries and is the primary reason of mortality and morbidity.5 Diabetes often found along with additional risk factors in women, such as obesity, hypertension and high cholesterol levels; increase the risk for heart disease more compared to men. In presence of diabetes the advantage of developing heart disease normally 10 years after men disappeare in women and diabetes doubles the risk of having a second heart attack in women who had a heart attack before and increases the risk of heart failure.6 Studies show that exercising has a more protective effect in women compared to men.7 Raising awareness about women being at risk for MetS in the future and the formation of a new point of view are very important in terms of prevention of diabetes and cardio-vascular diseases, especially in primary care settings 19

20 Ölmekte Olan Hastaya Yaklaşım Uz. Dr. Çiğdem GEREKLİOĞLU Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Son yıllarda tıp alanındaki önemli gelişmelere rağmen bazı hastalıklar ölümcül olmaya devam etmektedir. Ölümcül hastalıklar psikolojik ve fizyolojik olarak, hem hasta ve ailesi, hem de sağlık ekibi açısından zorlayıcı bir durumdur. Yaşam sonu bakımda hedeflenen yaşam kalitesini artırmak, ağrı ve diğer sorunları azaltmak ya da ortadan kaldırmak, bireyin mümkün olduğunca bağımsızlığını sürdürmesini sağlamak, saygıdeğer bir ölüm ortamı sağlamak ve aile üyelerini desteklemektir. Terminal dönemdeki hasta hastalığı ile savaşma çabasındayken birçok aşamadan geçer: inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Hastanın ölümü aile için bir yıkım olabilir. Ölümle ilgili tepkiler bireylerin duygusal ve bilişsel gelişim düzeyine ve sosyokültürel yapının özelliklerine bağlı olmakla beraber bireyler ölümle ortaya çıkan yoksunluğu dört aşamada yaşarlar.1-şok ve duygusallık dönemi 2-araştırıcı olma ve özlem duyma dönemi 3- düzenin bozulma dönemi 4-yeni bir düzen kurma dönemi. Bu dönemde aile hekimliği yaklaşımı ile hastaya destek olmak için yapabileceklerimiz şu şekilde sıralanabilir: Aile bireylerinin yaşadıkları duyguların doğal olduğunu anlamalarına yardım etme, uygun ağrı kesicilerin hastaya verildiği konusunda aileye güvence verme, hastanın nasıl rahatlayacağını aileye öğretme, hastalarını gördüklerinde ne bekledikleri ve hastanın durumu bozulurken görebilecekleri değişiklikleri aile ile konuşma, hastanın görünüşüne özen gösterme, aile bireylerinin yitirdikleri kişiyi görmelerini destekleme, öfkeyi anlama ve iletişim kurma, etkin dinleme, güven duygusunu sürdürme, zor kararlarda aileye yardım etme, aileyi destek gruplarına yöneltme, stresi azaltmaya yardım etme yılında Londra da hemşire Cicely Saunders kendisinin kurduğu ve ölüme yaklaşan hastaların bakımının verildiği bir kurum ile hospis hareketini başlatmıştır. Gelişmiş ülkelerde daha da geliştirilen bu sistem şu anda terminal hastaların rutin evde bakımı, evde günlük vizitler, evde hemşirelik hizmetleri ve gerektiğinde hospitalizasyon hizmetlerini de sağlamaktadır. Son yıllarda ülkemizde evde sağlık hizmetleri hızlı bir gelişim göstermiş ve çeşitli hasta gruplarına yaşadıkları ortamda sağlık hizmeti verilmeye başlanmıştır. Aile hekimleri bu hizmetin önemli bir parçasını oluşturur. Temel özelliği hastalarına kişi merkezli ve hastanın gereksinimine göre sürekli sağlık hizmeti vermeyi sağlamak olan aile hekimliğinde; kendisine ulaşamayan hastalarda ev ziyareti yaparak hizmetin devamlılığını korumak esas olmalıdır. Bulantı, kusma, ağrı, yorgunluk, emosyonel bozukluklar, febril nötropeni, kaşeksi ve beslenme problemleri terminal hastalarda mücadele edilmesi gereken başlıca sorunlardır. Hastalar ve yakınlarıyla yaşam sonu tedavi ve bakım konusu konuşulmalı, önemli kararlar alırken mutlaka hasta ve ailesine danışılmalıdır. Ayrıca terminal dönemde olan hastalar ve ailelerinin dini inanç gibi manevi gereksinimleri de olabilir. Hasta ve hasta yakınlarının bu gereksinimleri de dikkate alınarak dini inançlarını uygulayabilecek ortam sağlanmalıdır. 20

21 Psikososyal Sorunların Yönetimi Doç. Dr. Sevgi ÖZCAN Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Aile hekimleri bireylerin ve ailelerin tüm sağlık sorunlarıyla karşı karşıyadır. Aile hekimleri tarafından görülen hastaların yarısından fazlası fiziksel problemlerinin üzerine eklenen psikososyal veya mental sorunlar yaşamaktadır. Kişilere aileleri, toplumları, kültürleri bağlamında ve yaşam süreleri boyunca kapsamlı bakım sunan aile hekimleri, hem disiplinin temel özellikleri gereği hem de insanlarla en sık, en yakın ve en uzun süreli ilişki kuran sağlık çalışanı olmalarından dolayı psikososyal sorunların saptanmasında ve yönetiminde en uygun konumda olan hekimlerdir. Ancak uygun tanı ve yönetim için aile hekimlerinin sosyal ve davranış bilimlerinde bazı temel bilgilere sahip olmasının yanı sıra, kendisi, hastaları, nüfusu ve bakım hizmetleri hakkında da bazı bilgilere ve değerlendirmelere gereksinimi vardır. Bunun için aile hekimlerinin: Kendi bilgi, beceri ve tutumlarını dürüst olarak değerlendirerek kendileri hakkında bilgi sahibi olmaları, kendi sınırlarını bilerek ileri eğitim almaları ve/veya diğer profesyonellerle işbirliği ilişkileri geliştirmeleri, Kendilerine bağlı nüfusun demografik, sosyoekonomik, kültürel ve epidemiyolojik özellikleri dolayısıyla sorunları ve ihtiyaçları hakkında bilgi sahibi olmaları, Güncel sağlık, bakım ve sosyal hizmet uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmaları, Psikososyal sorunu olan hastaların yaşam stresleri, baş etme mekanizmaları, kişilikleri ve sosyal kaynakları hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Diğer bir sorun zaman kısıtlılığıdır. Avustralya da yapılan bir çalışmada; birinci basamakta bir görüşmenin ortalama 14,6 dakika olduğu, bir problemin 10 dakikada, dört problemin 20 dakikada çözülebildiği, psikososyal problemlerin ortalama 18,3 dakikada, sosyal problemlerin ise ortalama 23,2 dakikada değerlendirilebildiği saptanmıştır. Birinci basamakta psikososyal değerlendirme ve hizmet özellikle şu durumlarda önem kazanmaktadır. Ciddi medikal bir tanı Kronik hastalıkları olan hastalar Aile yaşam döngüsünde değişim Sağlığı etkileyen uyum veya yaşam tarzı konuları Hastanın semptomlarında dramatik değişiklikler Hekimin eğitimine, ilgisine ve zamanına bağlı olarak geniş bir yelpazede gerçekleştirilebilen psikososyal görüşmelerde farklı teknikler ve yöntemler kullanılabilmektedir. Bu sunumda, aile hekimlerinin sık karşılaştıkları psikososyal sorunlardan ve psikososyal sorunların yönetiminde kullanılabilecek bazı yöntem ve yaklaşımlardan (BATHE, sosyal sorun çözme terapisi, stres yönetimi, bilişsel davranışçı terapi, aile danışmalığı vb.) bahsedilecektir. 21

22 Kronik hastalıkların Yönetimi Öğr. Gör. Dr. Gülşah TANRIVERDİ Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Hastalıklar akut ve kronik şeklinde sınıflandırılır. Kronik hastalıklar fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik yönden bireyin sağlığını bozan, yıllarca tedavi ve bakım gerektiren hastalıklardır. Yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir, ancak yaş arttıkça kronik hastalık insidansı artmaktadır. DSÖ kronik hastalığı uzun süren ve yavaş ilerleme gösteren hastalıklar olarak tanımlamıştır. Kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, obezite, bazı kanserler ve kronik solunum sistemi hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar insan sağlığını etkileyen önemli sorunları oluşturur. Bu hastalıklar her yıl tahminen 35 milyon ölüme neden olmakta (küresel tüm ölümlerin %60) ve bunların % 80 i düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşmektedir. DSÖ öngörülerine göre bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı ölümlerin dünya çapında %17 artış göstereceği ve 388 milyon kişinin kronik hastalıklar sebebiyle yaşamını kaybedeceği tahmin edilmektedir. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerine ve sosyal sınıflarına bakılmaksızın kronik hastalıkların günden güne arttığı konusuna dikkat çekilmektedir. Türkiye de kronik hastalıklardan korunmaya yönelik çalışmalar Sağlık Bakanlığı tarafından sürdürülmektedir. Türkiye deki Kronik Hastalıklarla ilgili bazı sonuçlara baktığımızda: Koroner Arter Hastalığı (KAH); 35 yaş üstü erkeklerde %13.9, kadınlarda %12.1, her yıl yeni vaka, DİYABET; her yıl yeni vaka, kadınlarda daha yüksek, OBEZİTE; 12 yıl içinde 20 yaş ve üzeri nüfusta ciddi oranda artmakta (kadınlarda %34, erkeklerde %107), HİPERTANSİYON; kadınlarda % olarak daha fazla, hastaların %6 sında kronik böbrek hastalığı ve %27 sinde mikroalbuminüri var, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH); KOAH lı hastaların %8.4 ü KOAH tanısı almakta, Adana da 40 yaş üstü nüfusta KOAH prevalansı %19.2, KANSER; insidansı yüz binde 156 olduğu görülmektedir. Kronik hastalıklarla mücadelede primer, sekonder ve tersiyer korunma, sağlık hizmetlerinin önemli bir unsurudur. Bu bağlamda her basamakta hemşirelere büyük sorumluluk düşmektedir. Nitekim Uluslararası Hemşirelik konseyi (ICN) Kronik hastalıklar ve bakım konusunda yayımladığı 2011 raporunda kronik hastalıkların önlenmesi ve bakımın geliştirilmesinde ulusal hemşire birliklerinin rollerinin önemini ele almıştır. DSÖ, kronik hastalık yönetimini "hastalıkların yıllar veya on yıllar süren yönetimi şeklinde tanımlamaktadır. Hastalık yönetimi daha iyi sağlık sonuçlarına, daha verimli bir şekilde erişebilmek için hizmet sunumu süreçlerini entegre eder. Kronik hastalıkların yönetiminde geliştirilen en önemli yöntemler; 1. Hastalık yönetimi, 2. Bakım koordinasyonu, 3. Hasta-odaklı sağlık evi uygulamaları ve 4. Gelişmiş elektronik hasta kayıt sistemidir. Kronik hastalık yönetiminde sık görülen sorunlar ise; parçalı hizmet sunumu, sürekliliğin sağlanamaması, erişim güçlükleri, etkisiz ve verimsiz olma, hasta güvenliği sorunları, pahalı hizmet, koordinasyon eksikliği olarak sıralanabilir. Kronik hastalıklar sağlık sisteminin en önemli sorunu haline gelmiştir. Bu hastalıkların yönetilmesi için değişik modeller geliştirilmiştir, ancak çoğu birbirini tamamlamaktadır. Kronik hastalık yönetiminde kullanılan modeller; Kronik bakım modeli, Hastalık yönetimi, Güdümlü bakım modeli guided-care model, Bakım koordinasyonu, Hasta odaklı sağlık evi uygulamaları, Entegre-elektronik hasta kayıt sistemi en çok kullanılan modellerdir. Kronik bakım modeli, hastalık yönetimi ve bakım koordinasyonu birlikte kullanılması gereken yöntemlerdir. Hepsinde kanıta dayalı tıp 22

23 uygulamaları temel dayanaktır. Entegre elektronik hasta kayıt sistemleri, kronik hastalık yönetimini kolaylaştıran, klinik, ekonomik ve humanistik sonuçları iyileştiren, hasta güvenliği ve kalite iyileştirme alanlarında etkili olan sistemlerdir. Hemşireler hasta bakımında anahtardır ve kendi potansiyellerine katkıda bulunacak gerekli bilgiye, yeteneklere ve davranışlara sahip olmalıdırlar. Bunun için yapılacak eğitim ve hazırlık programları hastalık tiplerine göre ve hastalığa özgü olmalıdır. Hemşire, hastanın ilaçları önerildiği gibi kullanması, önerilen yaşam tarzı değişikliklerini gerçekleştirmesi ve hastalığın sürecini izleme, ilaçların ya da hastalığın komplikasyonlarının değerlendirilmesi için düzenli sağlık kontrollerine gelmesi konusunda hasta ve ailesini desteklemeli ve gerekli eğitimi vermelidir. ICN e göre hemşirelik bakımının devamlılığı, çerçevesi ve yetkinlikleri uygun bilgiyi, yetenekleri ve davranışları ölçmeyi sağlamalıdır ve yetkinlikler hemşirelik bakımının devamlılığını geliştirmelidir. Hemşireler kronik hasta bakımını en iyi şekilde yönetmelidir. Kronik Hastalıklar ve Yaşam Kalitesi Öğr. Gör. Sibel ÖNER YALÇIN Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Hastaların yaşam kalitelerini korumak veya geliştirmek geçmişten günümüze tıbbi eylemlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü yirminci yüzyılın sonlarına doğru, sağlığa getirdiği bütüncül bakış açısıyla; hasta ve sağlık profesyonelleri ilişkisinde hastanın giderek daha katılımcı ve paylaşımcı bir role bürünmesi, gelişen tıp teknolojileri, ömrün uzamasına neden olmuş, buna paralel olarak kronik hastalıklar tıbbın gündeminde daha çok yer almaya başlamıştır. Kronik hastalıklar, kişiye ve topluma ekonomik ve sosyal yükü fazla olan, sadece hastalıkla birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışan bireyi değil, ailesini ve ilişkide olduğu diğer toplum kesimlerini de ilgilendiren sağlık sorunlardan oluşmaktadır. Günümüzde sağlık; bireyin çevresi ile bir bütün olarak, mevcut sorunları ile baş edebilir, sınırlılıkları içerisinde en üst düzeyde sağlıklı olması, üretkenliği ve yaşam kalitesi ile ele alınmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yaşam kalitesi; kişinin kendi durumunu, kültürü ve değer sistemi içerisinde algılayış biçimi olarak tanımlanmıştır. Yaşam kalitesi, sezgilerle anlaşılmakla birlikte, sosyal bilimciler, sağlık hizmetleri çalışanları ve klinisyenler için tanımlanması oldukça güç bir kavramdır. Bu doğrultuda hastaların yaşam kalitesinde meydana gelen değişiklikleri saptamak önem taşımaktadır. Bu değişiklikleri ortaya koymak için özellikle son otuz yılda giderek artan bir oranda, öznel-subjektif göstergeleri nesnel hale getirerek, bireylerin sağlık ve hastalık hakkında geliştirdikleri kişisel deneyimleri nicel olarak tariflemeyi olanaklı kılan sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçümlerine başvurulmaktadır. Bu ölçülmeden elde edilen verilerin klinik kararları ve tedavi sürecini şekillendirilebileceği ve hastalar için bunun faydalı olduğu savunulmaktadır. Yaşam kalitesi ölçekleri çok çeşitlilik gösterse de ölçekler genel olarak bedensel, zihinsel ve sosyal iyilik haline odaklanmıştır. Bireysel, toplumsal ve ulusal ölçekte kronik hastalık uzun süre birçok sorunla baş etmeyi gerektiren karmaşık sağlık problemleridir. Hastaların yaşam kalitesi değerlendirmeleri ve sağlık algılarına göre bir yaşam planı oluşturmak konusunda sağlık profesyonellerinin daha etkili bir yol izlemelerine olan gereksinim her geçen gün artmaktadır. 23

24 Kronik Hastalıklarda Etik Sorunlar Yrd. Doç. Dr. Serap TORUN Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Yaşamın herhangi bir noktasında başlayan ve uzun bir zaman diliminde çoğunlukla da yaşam sürecinin sonuna kadar süreklilik gösteren bedensel ve ruhsal olarak tam iyilik halinin ortadan kalkması durumu kronik hastalık olarak adlandırılmaktadır. Kronik hastalıkların doğası gereği tedavi ve bakım hizmetleri sunumu süreklilik arz etmektedir. Uygulanan tedavinin hastada beklenen etkisi, tedavinin planlanan şekilde sürdürülmesine ve takibin sürekliliğine bağlıdır. Sağlık bakım sistemimizde uygulanmakta olan hastanın istediği kurumda muayene ve tedavi olabilme serbestliği takip ve tedavi sürekliliğinde sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Sağlık sektöründe kapitalist rekabet politikaları sonucunda rastlanmakta olan bu durum, kronik hastalığı olan bireyde sağlık bakım hizmeti sunanlara ve önerdikleri tedavilere karşı güven duygusunda sorunlar yaratmakta, umut yönetimini olumsuz etkileyebilmektedir. Sürekliliğin sekteye uğraması durumunda nafile tedavi etik sorun olarak ortaya çıkabilmektedir. Bununla birlikte hastanın meta olarak görülmesi nedeniyle özellikle akçe amaçlı suistimali de kronik hastalıkların malpraktis açısından değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Uzun süreli fiziksel yada psikososyal travma olarak kabul edilebilen kronik hastalıklarda rastlanmakta olan kaderci yaklaşım; inanç ve değerler sisteminin baş etme mekanizmalarından sayılabilecek teslimiyet duygusuna yansıması olarak değerlendirilebilir. Kronik hastalığı olan bireyde bu teslimiyet paternalist tutumun ön plana çıkmasını olanaklı hale getirerek özerkliğe saygı ilkesinin göz ardı edilmesine yol açabilir. Çağdaş tıbbın bilim ve teknoloji desteği ile insanlığa sunduğu ölümü öteleme hizmeti beraberinde düşünülmesi gereken önemli noktaları da getirmektedir. Sistemlerin kronik 24 hastalıklarının şiddeti ve uygulanacak tedavinin seçimi yarar-zarar dengesinin gözetilmesinde ikilemler yaratabilmekte, yaşamın sonuna dair sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. İlerleyici kronik hastalıklarda zamanla gerek duyulacak olan palyatif bakım hizmeti sunumunda ve ileri tedavi gerektiren durumlarda bilginin paylaşımı, hastanın izin verdiği oranda gizliliğe riayet edilmelidir. Sağlık bakım hizmetinin kendisi de sınırlı bir kaynaktır ve sunumunda adil ve eşit dağıtımda sorunlar ortaya çıkabilir. Multidisipliner çalışma ve bütüncül bir bakım yaklaşımı gerektiren kronik hastalıklarda bakım ve tedavi hizmeti sunumunda eylemelerin, yapıp etmelerin felsefesi olan etiğin ilkelerinin çatışması ya da sorunların ortaya çıkması sık rastlanan bir durumdur. Birinci basamak sağlık hizmeti sunumunda kronik hastaların iyiliği ve yararı ilk sırada olmalı, hastaların etik sorunlardan ve ilke çatışmalardan mümkün olduğunca az etkilenmelerini sağlamak üzere hasta savunucu rollerine ağırlık verilmelidir. Sunum kapsamında başta yukarıda kısaca değinilen durumlar olmak üzere olgular üzerinden kronik hastalıklarda rastlanan etik ikilem ve sorunlar üzerine değerlendirmeler yapılacaktır. Tip 2 Diyabette Kişiselleştirilmiş Yönetim Öğr. Gör. Dr. Aydan ÜNSAL AKSÖYEK Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Diyabet, insülin eksikliği ya da insülin etkisindeki defektler nedeniyle organizmanın karbonhidrat (KH), yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı, sürekli tıbbi bakım gerektiren, kronik bir metabolizma hastalığıdır. Hastalığın, akut komplikasyon riskini azaltmak ve uzun dönemde tedavisi pahalı ve kronik (retinal, renal, nöral, kardiyak ve vasküler) sekellerinden korunmak için sağlık çalışanları ve hastaların sürekli eğitimi şarttır. Genellikle insülin direnci tip 2 diyabetin

25 öncesinden başlayarak uzun yıllar tabloya hakim olmakta, insülin sekresyonunda ciddi azalma ise diyabetin ileri dönemlerinde veya araya giren hastalıklar sırasında ön plana geçmektedir. Çoğunlukla 30 yaş sonrası ortaya çıkar, ancak obezite artışının sonucu olarak özellikle son yılda çocukluk veya adolesan çağlarında ortaya çıkan tip 2 diyabet vakaları artmaya başlamıştır. Polidipsi, poliüri, polifaji, kilo kaybı, bulanık görme, vulvovajinit, idrar yolu enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları, kaşıntı, ciltte kuruma, yorgunluk, ayaklarda uyuşma gibi semptomlar genellikle eşlik etmektedir. Tüm dönemlerde vazgeçilmez tedavi bileşeni yaşam tarzı değişikliğidir. Yaşam tarzı değişikliğinin yerini tutacak hiçbir ilaç bulunmamaktadır. Diyabet tedavisinde öncelikli hedef yüksek riskli bireylerde T2DM gelişiminin önlenmesidir. T2DM tedavisinde en önemli nokta bireysel tedavinin sorunlara yönelik planlanmasıdır. Yaşam tarzı değişiklikleri yalnız kan glukozu üzerine değil, tüm risk faktörleri üzerine de olumlu etki gösterir Yaşam tarzında gerekli değişimler ve öneriler her vizitte tekrarlamalıdır Yaşam tarzı değişikliğinin iki bileşeni olan beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyi için öneriler, hastanın özelliklerine göre bireysel olarak belirlenmelidir. İyi glisemik kontrolün erken sağlanması mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonları azaltır. Glisemik hedefler bireyselleştirilmelidir. HbA1C hedefi Tip 2 diyabette %7, genç ve kardiyovasküler risk taşımayan hastalarda %6.5, kardiyovasküler risk taşıyan yaşlı grupta ise %7.5 tir.yaşam beklentisi düşük, diyabet süresi uzun,tekrarlayan ciddi hipoglisemi atakları, eşlik eden mikro ve makrovasküler komplikasyonları veya eşlik eden diğer hastalıkları var ise ya da diyabet kontrolü uzun süredir kötü ise daha esnek glisemik kontrol hedefleri tercih edilmelidir. 25 Tip 2 diyabette oral antidiyabetik tedavinin kazandırdıkları ve kaybettirdikleri Yrd. Doç. Dr. Okan BAKINER Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği Oral antidiyabetik ilaçlar tip 2 diyabette yaşam tarzı önerilerine ilave olarak kullanılırlar. Uygulama kolaylıklarının yanında kanıtlanmış etkinlikleri ve farklı kombinasyonlara uygunlukları tip 2 diyabette yaygın olarak kullanımlarını günümüze kadar getirmektedir. Antihiperglisemik etkinlik dışında bazı grupların ek metabolik ve kardiyovasküler faydaları da gösterilmiştir. Bunun yanında özellikle bazı gruplar başta olmak üzere uzun dönem kullanımda etkinlik ve güvenilirlikleri açısından halen günümüzde devam eden tartışmalar mevcuttur. Oral antidiyabetik tedaviden maksimum verimlilik almak için patogeneze uygun ilaç seçimini veya kombinasyonu belirlemek gerekir.tip 2 diyabette başlıca dört ana sorun vardır: 1. Periferde (başlıca karaciğer, yağ ve kas dokusunda ) azalmış insülin duyarlılığı, 2. pankreasta defektif insülin sekresyonu ve kontrolsüz glukagon salınımı ile karakterize adacık hücre disfonksiyonu, 3.karaciğerde artmış glukoneogenez ve artmış hepatik glukoz çıkışı ve4. bozulmuş inkretin etki. Bu dört ana sorunu çözmeye yönelik oral glukoz düşürücü ajanlar geliştirilmiştir. Biguanidler karaciğerde artmış glukoz salınımını düzeltirken, glukozun periferde kullanımını arttırır, yine sulfonilüre ve meglitinid grubu ilaçlar insülin sekretogogu olarak etki ederken, pioglitazon periferde insülin duyarlılaştırıcı etki gösterir. Ayrıca dipeptidil peptidaz enzim inhibisyonu yapan gliptin grubu ilaçlar ve GLP- 1 analogları bozulmuş inkretin etkiyi düzeltirler. Bunların dışında alfa glukozidaz inhibitörleri prandiyal glukoz absorbsiyonunu azaltırlar. Her bir grubun glisemi ve HbA1C üzerine monoterapide ve kombinasyon tedavisinde etkinliği farklıdır. Tedaviyi

26 belirlerken hangi grubun ne zaman, nasıl, ne miktarda ve ne ile kombine edilerek verilebileceğini bilmek tedavi etkinliğini ve güvenliğini optimum kılacaktır. Bunun için değişik uygulama kılavuzları Avrupa, Amerika ve Ülkemizde geliştirilmiş olup her yıl yenilenmektedirler. Güncel kılavuzlarda bu grupların antihiperglisemik etkilerinin yanında diğer olumlu metabolik, kardiyovasküler gibi etkileri de göz önüne alınmakta bunun yanında olası yan etkileri ve fayda-fiyat oranları da bilinerek tedaviye başlanması önerilmektedir. En önemli sorun gösterilmiş, iyi bilinen yan etkilerin yanında özellikle nispeten yakın zamanda kullanıma giren ilaç gruplarının henüz kanıtlanamamış ancak önemli şüpheler barındıran olası uzun dönem yan etkileridir. Bu konularda henüz yeterli veri birikimine ulaşılmış değildir. Tüm bunlardan yola çıkarak tip 2 diyabetik hastalarda oral antidiyabetik tedavi, hasta özelliklerine ve eşlik öden özel durumlara göre bireyselleştirilmeli ve takip özellikle etkinliğin yanında olası yan etkilerin gözlenmesini de içerecek şekilde yapılmalıdır. İnsülin Tedavisindeki Engeller Yrd. Doç. Dr. Emre BOZKIRLI Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Artan sıklığı, yol açtığı morbidite ve mortalite nedenleriyle önemli halk sağlığı problemlerinden birini oluşturan Diabetes Mellitus hastalığının tedavisinde, insülin halen vazgeçilmez yapı taşlarından bir tanesini oluşturmaktadır. Ancak uygulama ve saklama koşullarının oral antidiyabetiklere göre daha zor olması, toplum içerisinde yanlış bilgilendirmenin çok fazla olması gibi sebeplerden dolayı hastaların büyük bir kısmı insülin kullanımına ön yargılı olarak yaklaşmaktadır. İnsülin kullanımında birinci basamak; uygun hastaya- uygun zamanda- uygun insülin çeşidi ve uygun insülin tedavi rejiminin hastanın hekimi tarafından belirlenmesidir. Sonraki 26 aşamada; diyabet tedavisinin her aşamasının en önemli basamağı olan eğitimin, diyabet hemşireleri veya insülin eğitmenleri gibi ehil kişilerce hastanın anlayabileceği şekilde sağlanmasıdır. Bu eğitim sırasında hastalara insülin preparatını ne zaman, ne şekilde ve vücudun hangi bölgelerine uygulayacakları anlatılırken, hastalar insülin preparatlarının saklama ve taşıma koşulları hakkında da mutlaka bilgilendirilmelidir. Bunun yanında daha önce diyabet, ayak bakımı ve egzersiz eğitimi almamış hastalarda bu eğitimler mutlaka tamamlanmalıdır. Yine hastalar için hayati önem arz eden bir husus olan hipoglisemi eğitimi tüm hastalara anlaşılır şekilde verilmeli, bu sırada hastalar rölatif hipoglisemi kavramı konusunda da bilgilendirilmelidir. İnsülin tedavisi alan tüm hastalar için evde kan şekeri monitorizasyonu yapabilme mutlak bir zorunluluktur. Hem insülin tedavisinin takip eden hekim tarafından düzenlenmesi, hem de ciddi hipoglisemiden korunmada evde kan şekeri monitorizasyonu büyük önem taşır. Hastalığın zorlu doğası nedeniyle tüm bu koşulların optimal olarak sağlandığının düşünüldüğü hastalarda bile tedavide sıkıntılar yaşanması muhtemeldir. Tedavide araya giren stres, enfeksiyon, glukoz metabolizmasına etki eden ilaçların kullanımı gibi bir çok faktör bu tür problemlere neden olabilir. Burada hekimlerimize düşen en büyük görev; bütün hastalar için tedavinin bireyselleştirilmesi, hastaya uygun tedavi hedeflerinin belirlenmesi ve bu hedeflere uygun olarak tedavi rejimlerinin düzenlenmesidir. Hekimlikte Geleceğe Yenilik ve Yaşam Döngüleri Penceresinden Bakmak: Güç, Güven ve Kırılganlık Dr. Çağrı Kalaça, Aile Hekimliği Uzmanı Hekimliğin geleceği üzerinde düşünürken, mesleki olarak çok aşina olmadığımız bazı kavram veya yaklaşımlara biraz daha yakından bakmak yol gösterici katkılar sağlayabilir mi? Örneğin, inovasyon...

27 Örneğin ne tür bir inovasyona ihtiyaç duyulduğuna karar verirken önemli olabilen, sistem, ürün veya hizmetlerin yaşam döngüleri analizi... İnovasyonun yalın tanımı, toplumsal, kültürel ve idari ortamda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması dır. Türkçe de bu kavramı yenilik ile karşılamaya çalışıyoruz. Oysa her yenilik inovasyon değildir. İnovasyonun uluslar arası alanda geçerli kabul edilen teknik tanımı Oslo Kılavuzu yer almaktadır: İnovasyon, yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir tanıtım/pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır. İnovasyon ekonomik değere sahip yenilikler anlamına geliyor. Bu süreç basitçe iki temel basamaktan oluşur. 1. İnovasyon sürecini başlatması bakımından önem taşıyan ilk basamak; yani yeni ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasıdır. 2. Emek ve yatırım gerektiren ikinci basamak ise ortaya çıkartılan yeni ve yaratıcı fikirlerin katma değer yaratan ürün, yöntem veya hizmetlere dönüştürülmesidir. İnovasyon türleri neler? Ürün inovasyonu Süreç inovasyonu Tanıtım-pazarlama inovasyonu Organizasyon düzeyinde inovasyon Üzerinde çalışılan sistem, ürün ve/veya hizmetlerin ne tür bir inovasyona ihtiyaç duyduğuna ilişkin kararı verirken, söz konusu ürün ve/veya hizmetlerin kendi yaşam döngüleri içinde hangi evrede yer aldığına yönelik analiz önemli olmaktadır. Bu konuşmada yukarıdaki kavram ve yaklaşımlar tanıtılırken, katılımcılarla birlikte bu kavramlardan yararlanarak hekimliğin geleceğine ilişkin olarak birlikte düşünme imkanı aranacaktır. 27 Yaşlılık Süreci ve Etkileri Prof. Dr. Gürsel ÖZTUNÇ Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Yaş da sevgi gibidir; saklanamaz! Thomas Dekker Yaşlılık sözlük anlamı olarak yaşlı olma, artmış yaşın etkilerini gösterme hali, Dünya Sağlık Örgütü ne göre ise, çevresel faktörlere uyum sağlayabilme yeteneğinin azalması olarak tanımlanmaktadır. Tüm dünyada doğum oranlarında düşme, yaşam standartlarının iyileşmesi ve buna bağlı olarak insan ömrünün uzamasıyla birlikte yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı hızla artmaktadır. Yaşlılık, fiziksel ve bilişsel fonksiyonlarda gerileme, sağlığın, üretkenliğin, rol ve statünün, bağımsızlığın, sosyal yaşantıların, desteklerin azalması ve kaybı gibi döneme özgü pek çok sorunun ve kayıpların yaşandığı fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik değişikliklere neden olan bir süreçtir. Bu değişiklikler her bireyde aynı şekilde gerçekleşmemekte, bireysel bazı farklılıklar göstermektedir. Bunun yanı sıra artan yaş ile meydana gelen değişikliklerin tümü yıkıcı olmayıp yaşlanmanın, bireyin deneyimlerinde artma ve bilgeleşmesine katkıda bulunduğu da söylenebilir. Yaşamını olumlu şartlarda sürdüren bireyler için yaşlılık, yaşam boyu geliştirilen yetenek ve birikimler ile üretimde doruğa tırmanılacak yolun başlangıcı olabilir. Yaşlanma sürecinde meydana gelen fizyolojik değişiklikler; genetik programlamaya uygun olarak, bireysel özellikler ve dış etkenlere bağlı olarak meydana gelmektedir. Bu dönemde üzerinde durulması gereken en önemli unsur; yaşlılara sağlık ve bakım hizmetlerinin en iyi şekilde verilerek, yaşa bağlı fiziksel kayıplarını gidermektir. Çünkü fiziksel güç kaybı, yaşlı bireyin umutsuzluk duygusunu artırmakta ve yaşlılığı; toplumdan uzaklaştıran, üretkenliği bitiren ve kişiyi başkalarına bağımlı kılan bir durum olarak algılamalarına neden olmaktadır. Yaşlılığın psikolojik yönü, genel olarak bilişsel beceriler ve ruhsal davranış

28 değişimleriyle ilgilidir. Bu değişimlere bağlı olarak ise motivasyonun eksildiği, uykusuzluk, çabuk sinirlenme gibi problemlerin yaşanabildiği, yalnızlık ve soyutlanma, kişinin hareketlerinde kısıtlılık, başkalarına olan bağımlılığın artması gibi durumların ise psikolojik olarak depresyona zemin hazırladığı söylenebilir. Yaşlıların yaşadığı sosyo-kültürel sorunların başında; yalnızlık, barınma sorunları, rol kaybı ve ulaşım gibi faktörler gelmektedir. Modernleşme çağının getirisi olarak geniş aile yapısının çekirdek aile yapısına dönüşmesi bu sorunların yaşanmasına neden olabilir. Özellikle eğitim, meslek, gelir durumu ve çevre gibi faktörlere bağlı olarak yaşlının sosyal uyumu değişmekte ve yaşlılar toplumla sosyal uyum problemi yaşayabilmektedirler. Yaşlılık sürecinde, yaşlı birey ile uzun süreli ilişkiye izin veren konumları ve savunucu rolleri ile hemşireler, yaşlı sağlığının korunması, geliştirilmesi ve hastalık halinde iyileştirilmesinde etkin olabilecekleri gibi sağlık hizmetlerinin hasta yararına düzenlenmesinde de önemli rollere sahiptirler. Hemşirelerin yaşlanma sürecinde etkili olan faktörlerin belirlenmesinde; sorunların saptanıp, çözümlenmesinde; eğitim ve danışmanlık hizmeti verilmesinde; yaşlılıkla ilgili projeler üretip uygulanmasında; sağlıklı bir çevre oluşturulmasında; yaşlıların bireysel becerilerinin geliştirilmesinde; profesyonel olarak bakım verilmesinde; sağlığın korunması ve geliştirilmesinde; kronik hastalıklarının ve yaşa bağlı fonksiyon kayıplarının azaltılmasında sorumlulukları bulunmaktadır. Bu süreçte hemşireler, yaşlı bireyin fizyolojik olarak tüm sistemlerine ilişkin değerlendirmesini yaparak genel ve özel bakım gereksinimlerini saptamalı ve bu değerlendirmeleri yaparken yaşlılarda görülen normal fizyolojik değişikliklerin varlığını unutmamalıdır. Bu amaçla yaşlı bireyi değerlendirme yaklaşımları; sağlık ve tıbbi tedavi öyküsü, sistemlere ilişkin fonksiyonel durumu ve kayıpları, günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme düzeyi/ yeterliliği, fiziksel ve hareket kapasitesi gibi başlıkları içermelidir. 28 Hemşirelerin hızla artan yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına ve yaşlıların yaşlılığa uyum süreçlerinde karşılaştıkları fizyolojik, psikolojik, sosyal güçlüklere karşı diğer sağlık profesyonelleri ile işbirliği içerisinde, yaşlıların topluma daha aktif katılmalarına olanak sağlayacak ulusal ve uluslararası düzeyde yaşlılık politikalarının geliştirilmesinde aktif rol almaları gerekmektedir. Kronik Hastalıklarda ve Yaşlılıkta Akılcı İlaç Kullanımı Dr. Zehra ESKİMEZ Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Gelişen dünyada, sağlık teknolojileri ile birlikte modern tıbbın imkanları ve insan yaşamında hem ekonomik hem de sosyokültürel koşullar gelişme göstermektedir. Bu gelişmelerle insan ömrü uzarken bunun aksine, tüm dünyada her yıl artan yüzdelerde doğum oranında gerileme/azalma görülmekte ve bu durum toplumlarda yaşlı birey nüfusunda artmaya neden olmaktadır. İnsanın yaşam süresindeki uzama ile birlikte kronik hastalık sayısında da artış gözlenmektedir. Ulusal Hastalık Yükü raporunda, ülkemizde tüm ölümlerin %71 inin kronik hastalıklar nedeniyle olduğu ve Türkiye Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Sıklığı (2013) çalışmasında 65 yaş ve üstü bireylerin kronik hastalık nedeni ile ölüm oranlarının %63 olduğu, Sağlık Bakanlığının verilerine göre ise ülkemizde 65 yaş üzerindeki yaşlıların %90 nında genellikle bir kronik hastalık, %35 inde iki, %23 ünde üç ve %14 ünde dört veya daha fazla hastalığın bir arada bulunduğu belirtilmektedir. Yaşla birlikte kronik hastalık sayısında artma durumu, beraberinde birçok sorunun da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sorunlardan birisi de bir ya da birkaç kronik hastalık ile yaşamını sürdüren yaşlı bireylerde ilaç kullanımıdır. Yaşlılık sürecinde kronik hastalık sayısının artması sonucunda hekim tarafından reçete edilen ilaçların sayısı artmaktadır. Buna ek olarak reçetesiz ilaç kullanımının ve alternatif tedavilerin

29 yaygınlığının da artması, yaşlılarda birden fazla ilaç kullanımı ve ilaç etkileşimlerinin görülmesinin en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Bu konuda gerçekleştirilen Dedeli ve Karadakovan ın çalışmasında (2011) yaşlıların hastaneye yatma nedenlerinin %28 ini ilaca bağlı sorunların oluşturduğu bulgulanmıştır. İlaç kullanımı ile ilgili yanlışların, hastalık, sakatlık ve ölüm ile sonuçlandığı/sonuçlanabileceği dikkate alındığında yaşlı bireyde ilacın akılcı kullanılması oldukça önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Akılcı İlaç Kullanımını (AİK) hastaya kendi klinik gereksinimlerine en uygun ilacın, uygun endikasyonda, uygun dozda/sürede ve maliyeti en düşük olanın verilmesi olarak tanımlamıştır. Diğer bir ifade ile akılcı ilaç kullanımı, hastaya doğru tanının konması, sorununun dikkatlice tanımlanması, tedavi amaçlarının belirlenmesi, değişik seçenekler içinden etkinliği kanıtlanmış (güvenilir) tedavinin seçilmesi, uygun bir reçete yazılması, hastaya açık bilgiler ve talimatlar vererek tedaviye başlanması, tedavinin sonuçlarının izlenmesi ve değerlendirilmesini kapsayan sistematik bir yaklaşım biçimidir. Bu sistematik yaklaşımın bilimsel/profesyonel yaklaşımın içinde yer aldığı bilinci ile bakıldığında, hekim, hemşire ve tüm sağlık profesyonellerinin akılcı ilaç kullanımında sorumluluklarının varlığı kaçınılmazdır. Sağlık profesyonelleri, yaşlılıkta görülen biyofizyolojik değişimler hakkında bilgi sahibi olmalı, yaşlı bireyin kullandığı ilaçlara uyumunu sağlamak için kullanılan ilaçlarla ilgili hasta ve ailesine sağlık eğitimi vermeli, ilaç yan etkileri-etkileşimleri hakkında bilgi edinmeli, gerekli izlemleri yapmalı ve sürdürmelidir. Aile Hekimliğinde Hukuksal Süreç: Malpraktis ve Raporlar Prof. Dr. Necmi ÇEKİN Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı Mesleki uygulamaları nedeniyle, hekimler hakkında açılan soruşturma ve davalar giderek artmaktadır. Son yıl öncesine göre Adli Tıp Kurumu (ATK) 3. İhtisas Kuruluna gönderilen dosya sayısı yaklaşık 100 kat artmıştır yılında, ATK 1. İK a ölümlerle ilgili hekim kusuru sorulan yaklaşık 1000 dosya gönderilmiştir. Sorumluluk; kişinin kendine ve başkalarına karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerin, gerektiği şekilde ve zamanında yerine getirilmesi zorunluluğudur. Hekimlerin sorumlulukları; adli, cezai, hukuki, mesleki ve idari sorumluluk başlıklarında ele alınmaktadır. Bu konuşma için belirlenen 2 ana başlığın, ayrılan sürede ayrıntılı olarak aktarılması mümkün olmadığından, alanınızla ilgili bazı ana başlıkların aktarılması planlanmıştır. Öncelikle hekimlerin neden şikayet edildiklerinin üzerinde durulması gerekmektedir; Önemsenmeme-kötü davranış-iletişimsizlik yeteri zaman ayrılmaması, açıklama yapılmaması, anlaşılmama, beklentilerin yüksekliği, yönlendirme, tazminat elde etme, medya, hak arama vb. pek çok sebep söz konusudur. Bununla birlikte doğru iletişim kurulmaması ve beklentilerin yüksekliği ön plana çıkmaktadır. Hasta ya da yakınları kendileriyle ilgilenildiğini ve gerekenin yapıldığını düşündüklerinde pek şikayet etmemekte, dolayısıyla yargı süreci başlamamaktadır. Adli görevlerle ilgili olanlardan biri; doğal olmadığı düşünülen ölümlerde defin ruhsatı düzenlemeyip adli makamlara bildirimi sağlamaktır. Bir diğeri ise; muayene edilen hastada suç belirtisine rastlanması durumunda, sağlık çalışanlarının ihbar 29

30 yükümlülüğünün gereği olarak adli vaka olarak bildirimin yapılmasıdır. Bu bildirimler, en kolay bulunan yerin karakolu üzerinden yapılabilir. Bu kapsamda, ihmal edilen (Barınma, eğitim, sağlık aşı takvimine uyulmaması gibi ) çocuklar için, Cumhuriyet Savcılığı yanı sıra Aile ve Sosyal politikalar İl Müdürlüğü ne bildirim unutulmamalıdır. Mesleki uygulamalarda tarafların izni olsa da yasalara aykırı işlem yapılamaz. Tüm muayene ve girişimler acil olgular, yaşamı tehdit eden durumlar, kendi ve çevresine zarar veren olgular hariç aydınlatma sonrası izin alınarak yapılmalıdır. İnvaziv girişimler ve cerrahi işlemlerde bu durumun yazılı olması gerekmektedir. İlaç kullanımlarında aydınlatma yükümlülüğü unutulmamalı, özellikle uzun süreli kullanımlarda daha dikkatli olunmalıdır. Estetik amaçlı girişimler hariç, hekimlik sonuç garantisi veren bir meslek değildir. Hastanın zarar görmesi durumunda, zarara yol açanzararla doğrudan ilişkili kusurlu davranışın varlığı araştırılır. Anahtar soru, zararın önlenebilir olup olmadığıdır. Önlenebilir durumlarda kusur var kabul edilir. İlaç enjeksiyonu gibi durumlarda, olası sonuçlar için tedbir alınıp alınmadığı sorulacaktır. Kaçınılamaz-önlenemez durumlar için kusur verilmemektedir. Tıbbi evrak ve rapor düzenleme işinin, mesleki bilgiler ışığında tanıklık olduğu, düzenlenen belgenin hukuki ve cezai sorumluluk doğurduğu bilinciyle, mutlaka muayene sonrası ve kurallarına uygun düzenlenmelidir. Koşullarımız ve bilgilerimiz ışığında düzenleyebileceğimiz belgeleri düzenlemekten kaçınmamalıyız. Suçlama ile karşılaşıldığında ifadeler verilmeden hukuki destek alınması, zorunlu mesleki sigortamızın yapıldığı şirketin 10 gün içinde bilgilendirilmesi gerekmektedir. İyi hekimlik ve koşulları hedeflenerek, eksikliklerin giderilmesi konusunda yetkililerden yazılı talepte bulunulmalıdır. 30 Aile Hekiminin İş Yükü Analizi Dr. Cengiz DAĞLARAŞTI Osmaniye Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Son 10 yılda gelişen sosyoekonomik düzey, eğitim düzeyinde artış, hijyen koşullarının iyileşmesi, nitelikli ve geniş kapsamlı koruyucu sağlık hizmeti verilmesi, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması gibi faktörlerin etkisi ile bulaşıcı hastalıkların mortalite ve morbiditesi azalmış, temel sağlık verilerinde ciddi düzelmeler sağlanmıştır, ortalama insan ömrü 8-10 yıl uzamıştır. Aile Hekimliği uygulaması ile aşılama oranları %77 den %98 e çıkmış, anne ve bebek ölümleri yarı yarıya azalmıştır. Günümüzde beklenen yaşam süresinin artması, aşırı ve dengesiz beslenme kaynaklı kronik hastalıklarla ve kanser sıklığında artışla mücadele sağlık politikalarının önceliğini oluşturacak görünmektedir. Bu bağlamda Aile Hekimlerinin Obezite ile mücadele edilmesi, hareketli yaşamın teşvik edilmesi, kronik hastalıkların gelişiminin önlenmesi, kronik hastalıkların takiplerinin yapılması, risk gruplarının kanser taramalarının yapılması gibi öncelikli görevleri olacaktır. Bu nedenle öncelikli olarak bir Aile Hekiminin iş yükü analizinin gerçekçi bir yaklaşımla yapılması gerekir. Türkiye de Aile hekimi başına düşen ortalama kayıtlı kişi sayısı 3550 olarak görünmektedir. Zorunlu düşük nüfus ve entegre hastanelerde çalışan Aile Hekimlerinin arası nispeten düşük nüfusları nedeniyle ortalama düşük görünmektedir, ancak Altın Ordu, Fatsa, Ünye gibi büyük ilçelerimizde 4000 in üzerindedir. Kısa bir iş Yükü analizi yaparsak, 4040 kesin kayıtlı nüfus için, 2013 yılı içerisinde 224 iş gününde 1- Poliklinik hizmetleri: 9606 adet poliklinik (yapılan diğer işlemler bu sayının içinde değildir, sadece muayene sayısı). 2- Sağlık Raporları: 1240 adet, Ehliyet sağlık muayenesi, Askerlik öncesi sağlık muayenesi, Sporcu lisans muayenesi, Genel Sağlık Durumunu belirtir belge talebi, Av tüfeği ruhsat muayenesi, Evlilik öncesi sağlık

31 muayenesi, Okul Sağlık muayeneleri, Okula giriş sağlık muayeneleri olmak üzere sağlık raporları yaş grubu kadın izlemleri: 1918 adet izlemi, 4- Bebek izlem ve aşıları: 1070 bebek aşısı, 356 bebek izlemi, 5- Çocuk İzlemleri: 418 çocuk izlemi, 6-Gebe izlem ve aşıları: 193 gebe izlemi, 81 gebe aşısı, 7- Lohusa izlemleri: 189 lohusa izlemi, 8- Laboratuvar hizmetleri: 930 kan alma, 9- Tedavi hizmetleri: 940 enjeksiyon, 353 pansuman, 10- Obezite izlemleri: 418 obezite izlemi 11- RS 30 izlemleri: 23 adet RS30 izlemi 12- Kronik hastalık izlemleri: Kayıtlı nüfus içerisinde 770 Hipertansiyon, 244 Diyabet, 70 KOAH hastası mevcuttur. Normal poliklinik muayenesi içerisinde takipleri yapılmaktadır. Bakanlığımız kronik hastalık takipleri ile ilgili bir standart henüz oluşturmamıştır. 13- Kanser taramaları: Kayıtlı nüfus içerisinde serviks CA açısından izlenmesi gereken 1259, Meme CA açısından izlenmesi gereken 784, kolon CA açısından izlenmesi gereken 1162 kayıtlı kişi mevcuttur. Bakanlığımız 2013 yılında izlem protokollerini oluşturmuş ancak uygulama konusunda net bir tanım henüz yoktur. Risk grupları KETEM e yönlendirilmektedirler, ne kadarının başvurarak taramalarını yaptırdığı bilinmemektedir ve tarama sonuçları ile ilgili bir geri bildirim yapılmamaktadır. 14- Ev ziyaretleri: haftada 4 saat olan ev ziyaret saatlerinde 65 adet yaşlı, 24 adet izlem, 9 adet gebe, 8 adet bebek izlemi, 33 adet ESH kapsamında, toplam 139 ev ziyareti yapılmıştır. 15- TSM tarafından talep edilen işler: yılda 320 adet form, 21 kızamık temaslısı takibi, 6 haç dönüşü izlemi, özel gün ve haftalara ait faaliyet raporları, Okulda yapılamayan aşıların ASM de yapılması, RS 30 bildirimleri, 16- İzin vekaleti: 2013 yılında 24 iş günü İzinli arkadaşlara vekalet edilerek tüm işleri görülmüştür. 17- Adli Nöbetler - ÖBS nöbetleri: 6 hafta içi, 3 hafta sonu, 2 bayram nöbeti ( toplam 168 saat icap nöbeti ) Sekreterya: 450 gelen evrak, 25 giden evrak yazışması 19- İşletme faaliyetleri: 2 büyük onarım ( çatı tesviyesi, doğalgaz dönüşümü ), 21 küçük onarım, 247 adet satın alma-ödeme, 224 iş gününde, muayene, rapor tanzimi, yaş izlemi, bebek izlem ve aşısı, çocuk izlemi, gebe izlem ve aşısı, loğusa izlemi, kan alma, pansuman, enjeksiyon, obezite izlemi, RS 30 izlemi, ev ziyareti, yazışma, raporlama, özel sağlık durumu takibi, otopsi, defin izni, işletme faaliyetini kapsayan işlem gerçekleştirilmiştir. Gün başına gerçekleştirilen işlem dur. Bu işlemler bir Aile Hekimi ve bir ASE tarafından ifa edilmiştir. 40 saatlik haftalık çalışma süremin 36 saatini ASM de 4 saatini ise sahada geçirmekteyim. Mevcut iş yükümü takdirinize bırakıyorum. İş yükünü oluşturan bu faaliyetlerin büyük bölümü AHBS ile Sağlık-net e gönderilmektedir, ancak KDS den bu veriler doğru olarak sorgulanamamaktadır. Örneğin 2013 yılı kasım ayında 13 loğusa için 26 lohusa izlemi yapılarak AHBS ile Sağlık-nete gönderilmiş ancak KDS de 3 lohusa 2 lohusa izlemi görülmektedir. Başka bir örnek 2013 ilk 6 ay için 1048 adet grubu kadın için yapılan ve AHBS ile Sağlık net e gönderilen izlem sayısı 1018 dir ancak KDS de 640 olarak görülmektedir. Aile Hekimlerinin iş yükü KDS üzerinden değerlendirildiğinde sağlıklı bir iş yükü analizi yapılamamaktadır. Bu nedenle sahada Aile Hekiminin nasıl bir iş yükü ile mücadele ettiği yeterince gözlemlenememektedir. A.B. ülkelerinde Aile hekimi başına en fazla hasta sayısının olduğu ülkeler de dahi kayıtlı hasta sayısı 2200 ü geçmemektedir. Bu ülkelerde verilen hizmet kişinin talebi ve başvurusu ile gerçekleşmekte, sorumluluk kişinin aile hekimine değil bizzat kendisine verilmektedir, başvurmayan hastanın yapılamayan işlerinden Aile Hekimi sorumlu tutulmamaktadır. Biz ise yeri geldiğinde aramamıza rağmen izlemine gelmeyi kabul etmeyen bir gebe için

32 5-10 telefon görüşmesi, adresine ziyaretler, tutanaklar, performans itiraz formları doldurmak zorunda kalmaktayız ve bunu bu kadar iş yükü altında yapmaktayız ve gerçek sağlık hizmeti verebileceğimiz bu zamanımızı bürokratik işlemlerle harcamaktayız. Bölge dışına taşınan kayıtlı hastamızın taşındığı yerde 15 gün içinde Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü ne başvurup ikamet değiştirmesi yasal zorunluluktur. Aile Hekimliği Uygulama yönetmeliği uyarınca bölgeye yeni taşınan kişilerin bir ay içinde yeni bir Aile Hekimine atamasının yapılması gerekirken ancak defalarca bölge dışı göç formu doldurulmasına rağmen kişi kesin kayıtlı hasta listelerimizden çıkartılmamaktadır. Yapılmayan işler için ücret ödenmeye devam edilmekte ve yapılamayan izlem aşı gibi performansa tabi işlerde sorumlu tutulmaktayız, her ay performans itirazı hazırlamakla zaman kaybetmekteyiz. Aile Hekimliğine 3 yıl önce tüm Türkiye de geçilmiş olmasına rağmen Toplum Sağlığı Merkezleri hala işlevselliğine kavuşamamış, bireysel sağlık hizmeti toplumsal sağlık hizmeti ayrımı tam yapılamamış, ayrım yapılamayan her konuda iş Aile Hekimine havale edilmiştir. Ölüm bildirim sistemi, adli nöbetler, bazı illerde okul taramaları ve okul aşıları, hatta Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı na internet ortamı üzerinden yapılan başvurularda aile hekiminin vatandaşa yardımcı olması bile istenmektedir (Adana Seyhan). Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin 4. maddesi Aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları MADDE 4 (1) Aile hekimi, aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak, Bakanlıkça ve Kurumca yürütülen özel sağlık programlarının gerektirdiği kişiye yönelik sağlık hizmetlerini yürütmekle yükümlüdür. (2) Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini bir ekip anlayışı içinde sunar. (3) Aile hekiminin Kurumca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 32 a) Çalıştığı bölgenin sağlık hizmetinin planlamasında bölgesindeki toplum sağlığı merkezi ile işbirliği yapmak. b) Hekimlik uygulaması sırasında karşılaştığı toplum ve çevre sağlığını ilgilendiren durumları bölgesinde bulunduğu toplum sağlığı merkezine bildirmek. c) Kendisine kayıtlı kişilerin ilk değerlendirmesini yapmak için altı ay içinde ev ziyaretinde bulunmak veya kişiler ile iletişime geçmek. ç) Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek. d) Sağlıkla ilgili olarak kayıtlı kişilere rehberlik yapmak, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve üreme sağlığı hizmetlerini vermek. e) Periyodik sağlık muayenesi yapmak. f) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, lohusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adolesan (ergen), erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak. g) Evde takibi zorunlu olan engelli, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere evde veya gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek. ğ) Aile sağlığı merkezi şartlarında teşhis veya tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirimi yapılan muayene, tetkik, teşhis, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde sağlık hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak. h) Tetkik hizmetlerinin verilmesini sağlamak ya da bu hizmetleri vermek. ı) Verdiği hizmetlerle ilgili olarak sağlık kayıtlarını tutmak ve gerekli bildirimleri yapmak. i) Kendisine kayıtlı kişileri yılda en az bir defa değerlendirerek sağlık kayıtlarını güncellemek. j) Gerektiğinde hastayı gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak.

33 k) Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde gerektiğinde hastayı gözlem amaçlı yatırarak tetkik ve tedavisini yapmak. l) İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemek. m) Kurumca belirlenen konularda hizmet içi eğitimlere katılmak. n) Kurumca ve ilgili mevzuat ile verilen diğer görevleri yapmak. Aile hekiminin görev yetki ve sorumluluklarını düzenlemektedir. Maalesef bu kadar geniş bir görev tanımı yapılınca evrensel anlamda bir Aile Hekiminin yapması gereken asli görevleri (bebek izlem ve aşıları, çocuk izlemleri, yaş aile planlaması, gebe izlem ve aşıları, lohusa izlemleri, kronik hastalık takipleri, kanser taramaları, 1. basamak tanı-tedavi hizmetleri) yapacak yeterli zaman kalmamaktadır. Ancak mevcut iş yükü altında verilecek ek görevlerin realizasyonu, gerçekçi bir bakışla pek mümkün görünmemektedir. Öncelikle Aile Hekiminin görev tanımını yeniden tanımlamak ve Aile Hekiminin çalışma süreleri içinde verimliliğini arttıracak düzenlemeler yaparak Bakanlığın sağlık politikalarına hizmet eder hale getirmek gerekir düşüncesindeyim. Bakanlığımızın Obezite izlemleri, kronik hastalık takipleri, kanser taramaları gibi ülkemizin sağlık öncelikleri olan konulara öncelikli yaklaşımını taktirle karşılıyorum. Aile hekiminin iş yükünün iyi analiz edilmesi ve öncelikli görevi olan koruyucu sağlık hizmetlerine daha fazla zaman ayırabilmesini sağlayacak önlemlerin alınması ile Aile Hekimlerimizin bu alanlarda harcayacakları çaba halkımızın sağlığına ciddi katkı sağlayacaktır. Aile hekiminin iş yükü mevcut haliyle bile çok fazladır, son 3 yılda eklenen 5 farklı aşı, çocuk izlemleri ASE nın iş kapasitesinin üstüne çıkmıştır. Aile hekiminin iş yükünü içinde ağzına kadar taş ve su dolu bir kovaya benzetirsek, yeni eklenecek görevler mutlaka bir şeylerin bu kovadan taşmasına neden olacaktır, yani yapılması gereken bazı işler 33 yapılamayacaktır. Eğer ben bu işleri eksiksiz yapıyorum, yapabiliyorum, buna zamanım var diyen bir Aile Hekimi varsa bilin ki yalan söylüyordur. Obezite izlemleri, kronik hastalık takipleri ve kanser taramaları Bakanlığın mutlaka gerçekleştirmesi gereken projelerdir ve Aile Hekiminin asli işidir. Aile Hekiminin bu asli işini yapacak zaman bulabilmesi için kanaatimce 3 çözüm yolu vardır: 1-Yeni kovalar almak ve dolu kovaların bir kısmını bu boş kovalara taksim etmek. Yani yeni birimler açarak Aile Hekimi başına düşen nüfusu azaltmak. Mevcut konjonktürde yetersiz hekim sayısı nedeniyle mümkün görünmüyor. 2-Mevcut kovaları büyütmek, bir ASE ile mevcut izlem ve aşılar zorlukla yürütülüyor, Aile Hekimi temini zor ancak yardımcı sağlık personeli temini daha kolay. Aile hekimliği uygulama yönetmeliğine de konulan her 3 aile hekimi için bir personel daha görevlendirilebilmesini sağlayan düzenlemenin alt mevzuatını çıkartarak bu görevlendirmelerin yapılması. Personel temin edilebilecek yerlerde her Aile hekimi için, temini zor olan yerlerde ise en fazla 2 Aile hekimi için bir personel görevlendirilmesi. Görevlendirme yapmak mümkün olamıyorsa Aile Hekiminin cari gideri arttırılarak dışarıdan çalıştıracağı eleman alabilmesinin sağlanması. 3-Kovaların sayısı arttırılamıyor veya kovalar büyütülemiyorsa, mevcut kovalardaki iş akışını hızlandıracak önlemlerin alınması. *Belediye hekiminin olmayışı gerekçe gösterilerek defin nöbetleri tutturuluyor, belediyenin işini alile hekimi yapıyor, * Adli tıp şube müdürlüğü olmasına Adli tıp Uzmanı bulunmasına rağmen Aile hekimleri otopsi nöbeti tutuyor. * TSM lerde Evde Sağlık hizmetleri birimleri kurulmadığından evde sağlık hizmetlerini aile hekimleri vermek durumunda kalıyor. * Bulaşıcı hastalık temaslılarını TSM nin takibi gerekirken aile hekimleri takip ediyor. *Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü nün spor hekimi olması gerekirken Sporcu sağlık muayenelerini aile hekimi yapıyor

34 *6631 sayılı yasanın 15. maddesi ile işe giriş raporu düzenleme yetkisi işyeri hekimlerine veya hizmet alınan OSGB de çalışan işyeri hekiminden alınması gerekirken aile hekimi yetkisi olmayan bu raporu vermeye zorlanıyor. *Aile hekimleri kendisine başvurmayan kişilere hizmet verebilmek için onlara ulaşmaya çalışıyor, 4000 kayıtlı hastadan, adres değişikliği telefon değişikliği vs. nedenlerle ulaşamadığı kişilerin peşinde koşmak dedektiflik yapmakla zaman kaybetmemek yerine bu kişileri sadece TSM lere bildirmesi yeterli olmalı, TSM ler ulaşmaya ve Aile Hekimine yönlendirmeye çalışmalı. * Hastanelerin sağlık nete veri göndermesi sağlanmalı, hala doğum bildirimleri, hepatit 1 aşıları hastaneler tarafından sağlık net e gönderilmiyor. * Aile Hekimi kendi çalışma planını oluşturamıyor, 8 saatlik çalışma süresinden efektif yararlanamıyor hastanın yoğun başvurduğu ve saatleri arasında yığılma yaşanıyor, diğer saatlerden gereğince yararlanılamıyor, randevulu ( randevusuz gelenide mağdur etmeyin yaklaşımı ile değil gerçekten randevulu hasta bakılması) çalışmaya izin verip kolaylaştırılmalı. MHRS ile randevulu çalışmak imkansız çünkü sistem çalışmıyor. Ev ziyaret saatleri arttırılmalı 4 saat yeterli değil. *Çok küçük önlemlerle Aile Hekiminin daha efektif çalışması sağlanabilir. Kanser taraması yapacağımız, kronik hastalık takibi yapacağımız saatlerimizi maalesef işini yapmayan kurumların işini yapmakla harcıyoruz. *Mevcut zaman içinde yapılamayacağını bilebile, iş tanımını geniş tutup yasal sorumluluğu Aile Hekimine yüklemek ilerde Aile hekimlerine ciddi malpraktis davalarının açılmasına neden olabilecektir. *Uygulamalar konusunda Aile hekimlerinin sahadan yapacağı geri bildirimlerin Bakanlıkça dikkate alınması yararlı olacaktır. AİLE HEKİMLERİ VE ACİL NÖBETLERİ Yılda 90 milyon acil başvurusu olduğu ve en iyimser tahminle bunların ancak %30 unun tıbbi acil tanımına girdiği bilinmektedir. Acillere bu kadar yoğun başvuru olmasının 2 temel sebebi vardır, 1-Çalışan insanların çalışma saatleri içinde izin alarak sağlık kuruluşuna başvuramaması 2-Acillere yapılan başvurulardan muayene ücreti katkısı alınmadığı gibi yanlış bir bilginin halk arasında yaygın olmasıdır, yeşil alan hastalarından katkı payı alınmaktadır. Acile başvuran bu yeşil alan hastalarının büyük bölümü, vital bulguları stabil hale getirilip ertesi gün Aile Hekimine yada uzman hekime başvurması istenmektedir. Sayın Bakanımızın belirttiği gibi sağlık hizmetinin 7 gün 24 saat devamlılığı esastır. Ancak başvurunun yoğun olduğu, il merkezlerinde ve büyük ilçe hastanelerinde acil olmayan vakalara bu hizmetin acillerde verilmesi, gerçek acil hastaların alması gereken öncelikli sağlık hizmetini aksatmaktadır. Büyük hastanelerde pek çok uzmanlık dalında sayıları 7-8 i bulan uzman hekim çalışmaktadır, mesai saatleri dışında poliklinik hizmeti organize edilebilir ve Bakanlığımızın bu konuda yayınlanmış genelgeleri mevcuttur. Küçük ilçe hastanelerinde, hekim sayısının gerçekten yetersiz olduğu (başhekim dışında hastanedeki tüm hekimlerin nöbete girmesine rağmen), durumlarda KHB ne bağlı diğer hastanelerden ihtiyacın karşılanması doğru olacaktır. Buna rağmen ihtiyacın karşılanamadığı durumlarda THSK na bağlı öncelikle TSM hekimlerinin, yeterli gelmediği durumlarda Aile Hekimlerinin mesai saatleri dışında İş kanununda belirtilen yıllık 270 saati aşmamak kaydıyla nöbet tutmaları şeklinde düzenleme yapılabilir. Aile hekimleri yukarıda da bahsettiğimiz yoğun iş yükü nedeniyle asli işlerini bile çalışma saatleri dışına taşırmakta, mernis güncellemelerini, Ölüm bildirimlerini, Evde Sağlık Hizmeti raporlarını, performans itirazlarını, ASM lerin işletmesinden kaynaklanan bakım onarım, yazışma, muhasebe gibi işleri zaten çalışma saatleri dışında yapmaktadırlar. Sanıldığının aksine pek çok aile hekiminin çalıştığı süre haftalık 40 saatin çok üzerindedir, birçok aile hekimi için çalışma süresini belirleyen çalışma saatlerine sığdıramadığı işlerdir. Aile hekimleri 5258 sayılı kanuna bağlı olarak idari hizmet sözleşmesi ile çalışmakta ve 34

35 ödemeleri hizmet satın alma kaleminden yapılmaktadır sayılı kanunun 1. maddesi Kanunun amacı olarak birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesini öngörmektedir. 2. maddesi ise Aile hekiminin tanımını kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir. şeklinde tanımlamıştır. Aile Hekiminin acil servislerde nöbet tutması kanunun amacı ve aile hekiminin tanımına uymamaktadır. Gerekçe olarak ileri sürülen eğitim eksikliğinin giderilmesi şeklinde bir açıklama biz pratisyen hekimlerin onurunu kırmıştır. Şu an Aile hekimliği yapan hekimlerin bir bölümü yıllarca acillerde çalışmışlardır. Hastaneden kopmasınlar şeklinde bir yaklaşımda çok doğru değildir, birçok hekim meslek hayatları boyunca hiç hastanede çalışmamışlardır, çünkü sağlık hizmetinin verildiği tek yer hastaneler değildir, meslek hayatı boyunca 1. basamak sağlık hizmeti vermiş hekimler vardır. Aile hekimlerinin Acil nöbetlerine karşı olmalarının nedenleri: 1- Aile hekimleri 5258 sayılı kanunun tanımına uygun olarak, sözleşmeleri gereğince Aile hekimliği yapmak istemektedirler. Aile hekimi olarak zaten ciddi bir iş yükü vardır. Zorunlu nöbet kavramına bu nedenle karşıdırlar. Gönüllülük esas olmalıdır. 2-Acil tıp disiplini tamamen farklı bir alandır, ayrı bir eğitim ve sertifikasyon gerektirmektedir. Birçok Aile Hekimi bu disiplinde çalışmamıştır ve sertifikasyon eğitimi yoktur. Oluşabilecek mesleki kötü uygulamaların hukuki ve vicdani sorumluluğunu Aile Hekimi üstlenmek istememektedir. 3- Farklı bir birimde ayda 8 saat zorunlu nöbet tutulması hedeflenen amacı sağlamayacaktır. Birimin çalışma disiplinine uyum sağlamak imkansız olacaktır. Ne görevlendirilen Aile 35 Hekimi nede görevlendirildiği birim bu görevlendirmeyi benimsemeyecektir. 4-Özellikle il merkezleri ve büyük ilçelerde Aile Hekimlerinin yaş ortalaması çok yüksektir, birçok hekim nöbet olmadığı için aile hekimliği yapmaya devam etmektedir, çünkü ileri yaş ve kronik hastalıkları nedeniyle nöbet tutabilecek durumda değillerdir. 5- ZMSS sigortası yapılırken, Sağlık Bakanlığı Aile Hekimleri ile organik bağının olmadığını sadece hizmet satın aldığı serbest hekim oldukları gerekçesi ile ZMSS ücretinin % 50 sini ödememiştir. Aile Hekimi olarak ve çalışma yeri ASM olarak beyan edilerek yapılan ZMSS ler acilde gerçekleşecek tıbbi kötü uygulamaların tazminatlarını karşılamayacaktır. Acillerde çalışılırken yapılması gereken ZMSS için ödemeyi kimin yapacağı konusu belirsizdir. 6- Nöbetler karşılığı 657 sayılı kanun çalışanlarına ödenen nöbet ücretlerinin (8 saat için net 70 TL civarında) Aile hekimlerine de verilmesi öngörülmektedir, ancak kurum çalışanlarına ödenen kurum döner sermayesinden yapılan ek ödeme Aile hekimlerine verilmeyecektir, oysa ki KHB mevzuatı dışarıdan çalıştırılacak hekim ve personele kurum döner sermayesinden ek ödeme yapabilme imkanı tanımaktadır. Eşitlik ve hakkaniyet ilkesine aykırıdır. Kurum çalışanına ödenen döner sermaye ek ödemesi aile hekimine de verilse beklide acil deneyimi olan pek çok hekim gönüllü olarak bu nöbetleri tutmak isteyebilecektir. Bu haliyle Aile Hekimlerinde KHB ne ucuz iş gücü arandığı algısı oluşmuştur. Aile Hekimine zorunlu acil nöbetleri tutturulmasının olumsuz etkileri: 1- İleri yaşta olup, kronik hastalığı bulunan nöbet tutamayacak durumda olan hekimlerin emekliye ayrılmayı düşünmeleri. Kamu dışında gündüz çalışabilecekleri iş alanları mevcuttur. 2- Aile hekimliği artan iş yükü azalan gelirler nedeniyle, cazip bir iş olmaktan çıkmıştır. Şu an il merkezleri ve büyük ilçe merkezlerinde çalışan 4000 hasta üzerinden en fazla alınabilen ücret 5500 TL dir. Kiralama ile kurulan ASM lerde cari gider ancak masrafları karşılamaktadır. Hastane acillerinde bu ücretin daha fazlası, TSM lerde ve 112 lerde ise 4500-

36 5000 TL civarındadır. Özel hastanelerde ise TL ücretler önerilmektedir. Aile Hekimliği Ücret ve sözleşme yönetmeliğinde yapılması düşünülen katsayı çarpanlarının düşürülmesi ile gelirler daha da düşecek ve Aile Hekimliğine geçen pek çok acil deneyimi olan hekim Aile Hekimliğinden istifa ederek özel sağlık kurumlarına ya da 657 ye dönerek Sağlık Bakanlığına bağlı diğer kurumlara yöneleceklerdir. Bu yolla Acillerdeki hekim eksikliğine bir çözüm bulunmuş olur ama Aile Hekimliği uygulamasının sonunu getirir. 3- Zaten iş yükü fazla olan Aile Hekimi bu nöbetler nedeniyle motivasyon kaybına uğrayacak, asli görevini gerektiği gibi yapamayacak, hasta memnuniyetinin en yüksek olduğu Sağlık hizmet sunucusu olan Aile hekimliğinden hasta memnuniyeti azalacaktır. 4- Aile Hekimi yabancı olduğu bir birimde çalışma düzenine uyum sağlamakta güçlük çekecek, alışana kadar ( ayda 8 saat nöbetle çok zor) ortaya çıkabilecek uyum sorunları ve tıbbi kötü uygulamaların vicdani ve ciddi hukuki sorunları ile karşılaşacaktır. Acillerde yetersiz hekim sorununa çözüm önerileri: 1- Sağlık Bakanlığına hizmet veren pratisyen hekimin i Aile Hekimidir, diğer pratisyen hekimin dengeli dağılımı ve Acillerde bu hekimlerden yararlanılması. 2- Büyük hastanelerde saatleri arasında ana branşlarda poliklinik hizmeti verilmesi, acillere başvuruyu azaltacaktır. Son yıllarda özellikle il hastanelerinde uzman sayısı ciddi oranda artmıştır. Örneğin 8 iç hastalıkları, 6 KBB uzmanının olduğu bir hastanede mesai dışında da ihtiyaç duyulurken tüm hekimlerin mesai içi poliklinik yapmaları işletme mantığına uygun değildir, zaten acile gelen yeşil alan hastaları vital bulgularına bakılıp stabil hale getirildikten sonra gündüz bu polikliniklere başvurması için yönlendirilmektedir. Mesai saatleri dışında yapılacak 2. bir başvurunun önüne geçilmiş, ertesi gün için işgünü kaybı engellenmiş ve hasta memnuniyeti sağlanmış olacaktır. Aile Hekimlerinin ASM lerinde uyguladığı esnek mesai benzeri bir uygulama yapılabilir. 3- KHB acillerde ya da hastanelerin diğer birimlerinde ihtiyaç duyduğu alanlarda gönüllülük esasına göre sözleşme ile hekim ya da yardımcı sağlık personeli çalıştırabilir. Şu an Acillerde çalışan hekimlere ödediği nöbet ücreti ve ek ödemeyi ödemesi yeterlidir, acil deneyimi olan hekimlerden ciddi talep olacaktır. 4- Aile Hekimleri gönüllülük esasına göre, karşılığı hakkaniyetle ödenerek hafta sonu ve resmi tatil günlerinde ( ) saatlerinde hizmete uygun birimler düzenlenerek 1. basamak tanı ve tedavi hizmeti verilmesi sağlanabilir. 5- Aile Hekimlerine ek cari gider ve saat ücreti ödenerek gönüllülük esasına göre çalışma sürelerini uzatmaları önerilebilir. Bu yolla Acillere başvuru azalacağı gibi aile hekimlerinin asli işlerini yapmak için zamanları da artacaktır. 6- Hekimlik bir sanattır, zorlama ile bir sanatçıya iyi bir eser ürettirmek imkansızdır, ancak üretilen eserin sayısını arttırabilir. Eserin niteliğinin iyileşmesini ise gönüllülük, tatmin ve motivasyon sağlayabilir. AİLE HEKİMLİĞİ ÜCRET YÖNETMELİĞİ DEĞİŞİKLİĞİ tarihinde tüm Türkiye de tarihinde yapılan yönetmelikle Aile Hekimleri ve ASE larının ücretlerinde katsayı düşüşlerinden kaynaklı %12-15 civarında bir azalma olmuştu. Ayrıca ASM cari giderlerinin ödemesi yarıya düşürülerek, diğer %50 lik bölümün ödemesi sınıflandırma kriterlerine bağlanmıştı. Aile Hekimliği Ücret ve sözleşme yönetmeliğinde yapılmak istenen son değişiklikle kişi başına yapılan ödemelerin katsayıların düşürülüp, kanser taramaları, kronik hastalık takipleri ve acil nöbetlerine endeksli pozitif performans uygulaması getirilmek istenmektedir. Pozitif performansın ücretlere etkisi Hastane nöbetleri, 8 saatten oluşan 3 nöbetten ayda 24 saat hastane acillerinde nöbet tutulması halinde Aile Hekimi için her sekiz saat için brüt 82 T.L. net 60 T.L. pozitif performans ücreti verilmesi, A.S.E. için 8 saat 46 T.L. net 36

37 Kanser taramaları, Kolon CA, Serviks CA, Meme CA için hedef kitlenin % 70 den fazlasının taranması halinde ( ayda civarında tarama ) halinde Aile Hekimi için en fazla brüt 204 T.L. net 149 T.L. pozitif performans ücreti. A.S.E. için net 98 T.L. Kronik hastalık izlemleri, kapsamı belirtilmemiştir. Hedef kitlenin ne olduğu belli değildir ancak tümünün yapılması halinde Aile hekimine brüt 204 T.L. net 149 T.L. performans ücreti verilmesi. A.S.E. için net 98 T.L. Aile hekiminin ayda 24 saat acil nöbeti tutması, tüm kanser taramalarında ve kronik hastalık takiplerinde hedefi gerçekleştirmesi halinde toplam net ödeme 478 T.L dir ve katsayılarda düşüşten kaybı karşılamaktan uzaktır. Aile Sağlığı Elemanları için ise ayda 24 saat acilde nöbet tutması tüm kanser taramalarında ve kronik hastalık takiplerinde hedefi gerçekleştirmesi halinde toplam net ödeme 336 T.L dir. Bu yapılacak düzenleme ile katsayılar düşürülmesinden kaynaklanan kaybın pozitif performans ile telafisi düşünülmüş ancak getirilen ek işlerin tamamı yapılsa bile ücretler yine de düşmektedir. Aile Hekimlerinin Durumu Türkiye de son 3 yılda iş yükü artarken geliri azalan başka bir meslek grubu maalesef yoktur. Aile hekimliğine geçişte TSM, 112 ve Hastanelerde çalışan hekimlerin gelirlerinin üzerinde bir kazancı olan Aile Hekimlerinin gelirleri maalesef aynı düzeye veya altına düşecektir. Özellikle İl merkezleri ve merkezi büyük ilçelerde çalışan, şahıstan kiralama ile ASM kuran hekimlerin net gelirleri TSM de çalışan emsal hekimlere çok yakındır. ASM cari giderleri istenen fiziki altyapıya yapılan harcamalar, yüksek kiralar ve stopaj ödemeleri, artan işletme maliyetleri nedeniyle yeterli olmamaktadır, amortisman giderleri hesaplandığında işletme mantığı ile bakarsak zarar etmektedir. İlçelerde kamu binalarında çalışan A.H. leri nispeten harcamaları daha az olduğundan, cari gider harcamasından arta kalan ve bölge tazminatı, mobil ödeneği gibi ek ödeme 37 kalemleri ile nispeten daha iyi bir gelire sahiptirler. Aile hekimlerinin ücretleri değerlendirilirken bu grubun kazancının baz alınması, şahıstan kiralama ile ASM kuran, kira ve işletme maliyetleri çok yüksek olan merkezlerdeki hekimlerin içinde bulunduğu zor durumun gözden kaçırılmasına neden olmaktadır. Aile Sağlığı Elemanlarının Durumu Aile Sağlığı elemanları Aile Hekimliğine geçişte TSM de çalışan meslektaşlarından T.L. fazla ücret alıyorlardı. Şu an bu fark T.L. dir. Yapılacak düzenleme ile aynı ücreti alabileceklerdir. A.S. Elemanının iş yükü gerçekten çok ağırdır. Sağlık ocağı döneminde dar bir alanda kişiye hemşire, ocak ebeleri, tıbbi sekreterler ve Sağlık memurlarının sağladığı lojistik destekle hizmet verirken şimdi tek başlarına çok geniş beklide tüm ili kapsayan bir alanda 4000 nüfusa iki kat artmış aşı ve izlem yapmaktadırlar. Aile Sağlığı Elemanlarının ücretlerinde yapılacak bir düşüş zaten zorlukla yürüttükleri ASE görevinden istifa ederek TSM lerine ve diğer sağlık kuruluşlarına dönmelerine neden olacaktır. Toplum Sağlığı Merkezlerinden görevlendirme ile gönderilecek personelin, sözleşme ile performansa dayalı çalışan A.S. Elemanlarımızın yaptığı işi yapması imkansızdır. A.S. Elemanlarımızın istifası halinde bizlerinde A.H. yapabilmemizi imkansız hale getirecektir. Ücretlerde düşüş olmasa dahi iş yüküyle başa çıkamamaktadırlar, motive edilmeleri için A.S. Elemanlarının 657 ye tabi emsal personelden en az % 20 fazla bir gelir elde etmesi gerekir. A.H. ve A.S. Elemanlarının emeklilikle ilgili sorunları A.H. ve ASE ları 657 den ücretsiz izne ayrılmış olup, idari hizmet sözleşmesi ile çalıştıklarından Emekli ikramiyesine esas kıdem yılı ilerlemediğinden Aile Hekimliği yaptığımız her yıl için emsalimiz olan diğer doktorlardan 2400 T.L eksik emekli ikramiyesi alabileceğiz. Söz gelimi 20 yıllık hekimken A.H ne geçen ve 10 yıl sonra emekli olan Doktor T.L. emekli ikramiyesi alırken A.H. ne geçmeyen Doktor

38 TL emekli ikramiyesi alacaktır. A.H. nin 10 yıl için kaybı T.L.dir. Emekli maaşına esas SGK primlerimiz eski maaşlarımız üzerinden yatırılmaktadır, 23 yıllık bir hekim için 2393 T.L dir, Oysaki A.H. olmayan doktorlar için maaş+sabit ödeme tutarı olan 3395 T.L. üzerinden yatırılmaktadır. Emeklilik günlerimizde ciddi hak kaybı söz konusu olacaktır. Bu konuda çalışma yapılması ve bu hak mağduriyetinin giderilmesi gerekir. AİLE HEKİMLİĞİ VE KANSER TARAMALARI Aile Hekimliği Uygulama yönetmeliğinin 4. maddesinin f bendi Kanser taramalarını Aile Hekimlerinin görevleri arasında saymıştır. (f) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, lohusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan (ergen), erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak.) Bu madde ile maalesef kanser taramalarının hukuki sorumluluğu Aile Hekimlerine bırakılmıştır, halbuki kanser taramaları multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir ve bir ekip işidir. Serviks CA için; patoloji uzmanı ve Kadın doğum Uzmanı, Kolon CA için; radyoloji uzmanı, patoloji uzmanı, gastroenteroloji veya genel cerrahi/ iç hastalıkları uzmanı, Meme CA için; radyoloji uzmanı, patoloji uzmanı ve genel cerrahi uzmanı ile birlikte yürütülebilecek bir taramanın tüm hukuki sorumluluğu bu madde ile Aile Hekimlerine verilmiştir. Yarın kanser olan biri bu maddeye istinaden Aile Hekimim benim kanser taramalarımı yapmadı, yapsaydı erken teşhisle kurtulabilirdim şeklinde bir tıbbi kötü uygulama davası açabilecektir nüfusum için kanser taramalarında hedef kitlem * Serviks CA için 30 yaş üstü kadınlar 1259 kişi * Meme CA için hedef kitlem yaş kadınlar 784 kişi ( elle meme muayenesi için 1450 kadın) * Kolon CA için 50 yaş üstü kadın ve erkek 1162 kişi Bakanlığın hazırladığı mevzuata göre 1 yılda yapmam gereken işlemler, klinik meme muayenesi, 392 mamografi, 630 PAP-smear, 252 HPV testi, 581 Gaitada gizli kan, 232 kolonoskopidir. Yukarıda iş yükü analizinde belirtildiği gibi 4000 kayıtlı hasta ile zaten mevcut iş yükü zorlukla karşılanabilmektedir. Kanser taramalarının gerekliliğine yürekten inanıyorum ancak mevcut iş yükü ile sadece bir yardımcı sağlık personeli ile bu işlemlerin takibini beklemek oldukça iyimser bir yaklaşım olacaktır, yapılması imkansızdır, yaparım veya yaptım diyen yalan söylemiş olur. Kanser taramaları için gerekli fiziki altyapı ve tıbbi donanım A.S. Merkezlerinde bulunmamaktadır, bunun için ciddi bir organizasyon gerekir, yukarıda belirttiğim ekiplerin oluşturularak, Aile Hekimlerinin bu ekiplerle birlikte çalışması gerekir. Aile hekimlerinin kayıtlı hedef nüfuslarına kanser ve kanser taramaları ile ilgili bilgi vermeleri, aydınlatılmış onam almaları, taramaların yapılacağı birimlere sevk evrakı ile yönlendirmeleri, bu birimlerin aile hekimine geribildirimde bulunması şeklinde bir düzenin işleyiş açısından yararlı olacağını düşünüyorum. Maalesef izlemleri, gebe izlemleri, bebek izlemleri, bebek aşılarında olduğu gibi kanser taramalarında da vatandaşa bir sorumluluk verilmeden, kendi başvurusu olmadan sadece Aile Hekiminin onu araması, taramaya ikna etmesi, gelmiyorsa evine gitmesi ret tutanağı tutması, gibi bir yaklaşımda bulunulması ciddi sorun yaratacaktır. Bu taramalar neredeyse nüfusumuzun yarısını 2000 kişiyi ilgilendirmektedir kişiyi ilgilendiren yaş kadın izlemlerini bile güçlükle yapıyoruz. Vatandaşımız Sağlık Kurumlarını sadece hastalandıklarında gidecekleri yerler olarak görüyor, bebeğini izleme çağırdığımızda bile hasta değil ki neden getireyim? şeklinde bir yaklaşımda bulunuyor, çoğu kez 3-5 kez telefon açmak ikna etmek durumunda kalıyoruz, bazen evine gitmemize rağmen izlemi yapamıyoruz. Kanser taramalarının yapılması gereklidir ancak bilgilendirici kamu spotları ve vatandaşın bilgilendirilmesi, A.S.M. lere

39 başvurusunun sağlanması şarttır. ASM ye başvurmayan ve kendisine bilgi verilmesine rağmen izlemlerini yaptırmayan kişilerin hukuki sorumluluklarını üstlenmek istemiyoruz, kimseye zorla kanser taraması yaptıramayız, hasta haklarına aykırıdır. Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatına, Genel Sağlık Sigortası ndan yararlananların en az yılda bir kez Aile Hekimine başvurmaları zorunludur ibaresi eklenmelidir, bu başvuruyu yapmayanların GSS sı askıya alınmalıdır. Aynı şekilde Kanser taramalarını yaptırmayanların gelişecek kanser ilişkili hastalıkları GSS sigortası kapsamından çıkartılmalıdır. Vatandaşa hiçbir sorumluluk vermeden onun tüm hukuki sorumluluğunu taşımamızı beklemek haksızlıktır. Katsayılardaki düşüşün ücretlere etkisi Aile hekimi için örnek puan hesabı ( ilimizde çalışan 5 hekim için hesaplandı EK1) 4000 ÜSTÜ KESİN KAYITLI, AİLE HEKİMİ, MOBİL YOK GRUP SAYI ESKİ KATSAYI ESKİ PUAN YENİ KATSAYI YENİ PUAN GEBE LOHUSA AY YAŞ ÜSTÜ DİĞER TOPLAM , ,8 ESKİ YENİ İLK 1000 P 2798 T.L T.L P ÜSTÜ 5173 T.L T.L. TOPLAM BRÜT 7971 T.L T.L. BÜRÜT KAYIP 866 TL NET KAYIP 633 T.L. Aile Sağlığı Elemanı için örnek puan hesabı ( ilimizde çalışan 5 ASE için hesaplandı EK1) 4000 ÜSTÜ KESİN KAYITLI, yüksek okul mezunu A.S.E. GRUP SAYI ESKİ KATSAYI ESKİ PUAN YENİ KATSAYI YENİ PUAN GEBE LOHUSA AY YAŞ ÜSTÜ DİĞER TOPLAM ESKİ YENİ İLK 1000 P 1756 T.L T.L P ÜSTÜ 2168 T.L T.L. TOPLAM BRÜT 3924 T.L T.L. BÜRÜT KAYIP 371 TL NET KAYIP 316 TL Katsayılardaki düşüş ile A.Hekimlerinde T.L. A.H.Uzmanlarında 800 T.L. A.S.Elemanlarında ise T.L. arasında ücret düşüşü gerçekleşmektedir. 39

40 ''Aile hekimliği Uygulamalarında'' ''Kalite'' (İyi Hekimlik Uygulamaları) Dr. Cengiz DAĞLARAŞTI Osmaniye Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kalite kavramı insanların ve sistemlerin "hata yapması" ve "mükemmele ulaşma isteği" gerçeğinden ortaya çıkmıştır. Latince nasıl oluştuğu anlamına gelen "Qualis" kelimesinden türemiş ve "Qualitas" kelimesiyle ifade edilmiştir. Kalite; belirlenen şartlar altında ve belirlenen bir zaman süresi içinde istenilen fonksiyonları yerine getirebilme kabiliyetidir. ISO nun kalite için yaptığı tanım ise : kalite, bir mal ya da hizmetin belirli bir gereksinimi karşılayabilme yeteneklerini ortaya koyan karakteristiklerin tümüdür. HİZMET KALİTESİ AÇIKLAYAN EVRENSEL KRİTERLER: Erişebilirlik, Tepkisellik, Zamanlılık, Tamlık, Doğruluk, Profesyonellik, Güvenilirlik, Güvenlik, Anlaşılabilirlik, Süreklilik, Esneklik, Ortam, Görünüm kriterlerinden oluşmaktadır. İYİ HEKİMLİK UYGULAMALARI: İyi bir hekim: Kapsamlı ve uygun bir bilgiyi edinmiş, hümanist, mesleğine tutkun, seçtiği kariyerde başarılı, yaşam boyu öğrenmeye istekli ve yetkin bir hekimdir. çalışırlar ama bu temponun içinde maalesef oturup hastayı dinlemeye, onunla insani ilişki kurmaya zaman bulamazlar. Hastanın da rolü değişmektedir ama değişmeyen hastanın cesarete, umuda, güvene ve bir hekimin şefkatine olan gereksinimidir. Bu yüzden tıp eğitimi ve uygulamaları bilim kadar hümanizmayı ve insani iletişimi de içermek zorundadır. Tıpta insan Bilimleri: Beşeri bilimleri (edebiyat, felsefe, etik, tarih, inanışlar), sosyal bilimleri (antropoloji, sosyoloji, psikoloji, kültürel çalışmalar) ve sanatı (edebiyat, tiyatro, müzik, görsel sanatlar, ) ve bunların tıp eğitimi ve tıp pratiğine yansıtılmasını içeren bilimsel disiplinler arası bir alandır. Aile hekimliğinde kalite ve iyi hekimlik uygulamaları işte bütün bu konularda bilgi sahibi olmayı iyi bir hekimlik mesleği için önemli görmekteyiz. Tüm hekimlerimizi düzenin getirdiği performans-puan, hasta sayısının ve iş yükünün fazlalığı, nöbetler vs gibi sebeplerle mesleklerinin daha kötüye gitmemesi için KALİTELİ-İYİ HEKİMLİK yapmaya davet ediyoruz. Bunun için işlerine ve mesleklerine ve kendilerine ayırdıkları zamandan ve hizmetlerinin gereğinden, etik değerlerimizden ödün vermemelerini öneriyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumla ve özellikle de meslektaşlarımızla daha sıkı bağlar kurmamız ve çeşitli faaliyetlerle hepimize ait olan STK ların, Tabip odalarımızın, meslek derneklerimizin tüm mesleki faaliyetlerine katılarak ve katkıda bulunarak aktif rol almamızı önermekteyiz. Öte yandan hekimlik fiziksel ve ruhsal olarak aşırı baskı altında kalınabilen bir meslektir. Pek çok hekim yaşamı zenginleştirmenin yegane yolu olan sanattan, sanatın zevk alma araçlarından habersiz olarak yaşamaktadır. Ayrıca hekimler ağır öğrenme yüküyle, mesleki olmayan okumaların zevkine varamamaktadırlar. TIP: Tedavinin bittiği noktada insani yardım iletişim anlayış başlamaktadır. Tıp eğitimi müfredatı maalesef bu becerileri içermez. Hekimler haftada saat durmaksızın 40

41 Medical Tourism, Irregular Immigrants Health Conditions and Problems of Globalizing The Health Sector in Turkey Ayşecan Terzioğlu, Koç University Health is increasingly conceptualized as a global matter, and health policies are shaped accordingly in Turkey. Since the early 2000s, the AKP s health policies aimed at achieving a more equalitarian medical sector and making Turkey one of the main global centers of medical tourism. For these purposes, several projects are implemented in order to improve the medical, bureaucratic and technological infrastructure of hospitals and cooperate with the private hospitals and health firms to represent Turkey in abroad. In the 2010s, these projects became more large scale and inclusive in terms of being open to collaborations from every Turkish city and including the state as well as private hospitals. However, my research on the globalization of health sector in Turkey shows that the humanitarian, social and cultural aspects of global health are systematically neglected in those projects so that they help to reproduce the health inequalities at local, national and global levels. This talk aims to discuss these patterns of inequalities and suggest solutions for a more equalitarian global health in Turkey, based on the interviews conducted the with policy makers, patient s supervisors, doctors, nurses, who take care of foreign patients and health activists who work on improving the living and health conditions of the asylum-seekers who came from various countries in Africa and the Middle East to Turkey. It will also include a critical analysis of the concepts of biological citizenship and intimate citizenship, which are often used in the recent works that discuss global health. The talk will contrast the meticulously detailed and ambitious policies on medical tourism with how the living and health conditions of the irregular immigrants are largely overlooked at a policy level. It will contend that the ways in which a foreign patient receives health care depends largely on her or his political position 41 and socio-economic background. It will focus on the problems related, but not limited to the health care workers inadequate knowledge of foreign languages, lack of trust against the foreign patients and generalizations and labeling of those patients according to their nationality, ethnic background and gender. At the end, it will suggest possible solutions to these problems by empathizing with the foreign patients social and cultural problems.

42 Poster Özetleri / Poster Abstracts 42

43 P- 01 KAS-İSKELET SİSTEMİ AĞRILARI VE EŞLİK EDEN KRONİK SİSTEMİK HASTALIKLAR Baki Derhem, Zehra Dağlı, A. Gülsen Ceyhun Peker, Tuğba Yurdakul, Zeynep Bayraktutar, A. Selda Tekiner, Mehmet Ungan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Ankara Amaç: Birinci basamağa yapılan başvuruların en sık nedenlerinden biri kas ve eklem ağrılarıdır. Kas ve eklem sorunları olan hastaların büyük bir kısmında eşlik eden kronik sistemik hastalıklar da bulunmaktadır. Bu çalışma, kas-iskelet sistemi ağrısı yakınması ile başvuran hastalarda bulunan kronik sistemik hastalıkların sıklığını ve aralarında ilişki olup olmadığını saptamayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Geriye dönük, kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılan çalışmaya 2012 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine kas-iskelet sistemi ağrısı yakınması ile ilk kez başvuran, 16 yaş ve üzeri tüm hastalar alınmıştır. Aktif yakınma olmaksızın ağrı kesici ve/veya kas gevşetici ilaç yazdırmak için yapılan, bu nedenle ağrı ile ilişkili tanı kodları kullanılan başvurular çalışma dışında bırakılmıştır. Ağrı yakınması kaynaklandığı yere göre gövde ve üst ve alt ekstremite ağrısı olarak gruplanmıştır. Hastaların sahip olduğu kronik hastalıklar ise solunum sistemi, endokrin ve metabolik, kardiyovasküler, gastrointestinal ve genitoüriner sistem hastalıkları olarak ana gruplara, daha sonra bu gruplar da kendi içlerinde hastalıklara ayrılmıştır. Veriler Sosyal Bilimler için İstatistik Paket programının (SPSS) 15. sürümü kullanılarak analiz edilmiştir. Sürekli ve kesikli sayısal değişkenler ortalama±standart sapma ve yüzdelik dağılım (%) ile belirtilmiş, gruplar arası farklar için kikare testi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 40±14,2 olan 61 i (%57) erkek, 46 sı (%43) kadın 107 hastanın bazısı birden fazla olmak üzere 61 i (%57) gövde, 29 u (%27,1) üst ekstremite ve 29 u 43 (%27,1) alt ekstremite ağrıları ile başvurmuştur. Gövde kaynaklı ağrıların çoğu bel (%38,3), üst ve alt ekstremite kaynaklı ağrıların çoğu, el bileği (%14) ve ayak bileği (%13,1) ağrıları ağırlıklı olmak üzere, eklem ağrılarından (sırasıyla, % 22,4 ve %28,9) oluşmuştur. Ağrılar ile yaş grupları (p=0,645) ve cinsiyet (p=0,948) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Gövde ağrısı ile başvuranlar ile lomber disk hernisi (LDH) arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilirken (p=0,010), gövde ağrısının diğer sistem hastalıkları ile arasında herhangi bir ilişki saptanmamış; ancak, bel ağrısı ile başvuranlar ile astım hastalığı olanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Üst ekstremite ağrıları ile başvuranlar ile endokrin ve metabolik hastalığı olanlar arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=0,013). Sonuç: Çalışmada kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrı yakınması ile başvuran hastaların çoğunda bel, el bileği ve ayak bileği ağrıları olduğu, ağrıların yaş ve cinsiyetten etkilenmediği, gövde ağrısı olanlarda daha çok LDH tanısının bulunduğu, bel ağrısı ile astım hastalığı ve üst ekstremite ağrıları ile endokrin ve metabolizma hastalıkları arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. P-05 AKNE TİPİ ve STRESLE BAŞ ETME TARZI ARASINDAKİ İLİŞKİ Gökhan DEMİRKIRAN, Y. Ela MANSUROĞLU, Erhan YENGİL, Cahit ÖZER Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği A.D, Hatay GİRİŞ ve AMAÇ Akne vulgaris, deride papül, püstül, komedon ve kistlerle kendini gösteren, mültifaktöryel etyolojiye sahip, sıklıkla ergenlik yaş grubunda görülen kronik seyirli inflamatuar bir hastalıktır.dermatoloji ve Aile Hekimliği Polikliniklerinde en çok karşılaşılan deri hastalıklarının başında yer almaktadır(1-4). Aknenin başlamasında ve alevlenmesinde emosyonel stresin etkisi olduğu gibi, aknenin

44 sonucu olarak da hastalar psikolojik ve psikiyatrik sorunların yaşayabileceği yapılan çalışmalarda gözlemlenmiştir (5-8). Bu çalışmada aile hekimliği pratiğinde sık karşılaşılan akne vulgarisli hastalarda aknenin tipiyle hastaların stresle baş etme tarzları arasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM 1 Ocak- 1 Mart 2013 tarihleri arasında Mustafa Kemal Üniversitesi hastanesi Dermatoloji ve Aile Hekimliği polikliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 73 akne vulgarisli hasta alındı. Hastalara sosyodemografik faktörler ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) içeren bir anket formu uygulandı. SBÇTÖ toplam 30 maddeden oluşmakta, her madde 0-3 arasında puanlanmaktadır. Kendine güvenli yaklaşım 0-21,kendine güvensiz yaklaşım 0-24, iyimser 0-15, boyun eğici yaklaşım 0-18,sosyal destek arama 0-12 arasında puan almaktadır. Probleme yönelik yaklaşım ve duygulara yönelik yaklaşım olarak iki alt başlıkta değerlendirilmektedir (9). Veriler SPSS 18 programında değerlendirildi. Kruskal-Wallis testi ve ki-kare testleri kullanıldı. BULGULAR Çalışmaya katılan 53 (%73,6) kadın hastanın 20 sine (%37,7) komedonal tip, 23 üne (%43,4) papülopüstüler tip ve 10 una (%18,9) nodülokistik tip akne vulgaris tanısı kondu. On dokuz (%26,4) erkek hastanın 1 ine (%5,3) komedonal tip 12 sine (%63,2) papülopüstüler tip ve 6 sına (%31,8) nodülokistik tip akne vulgaris tanısı kondu. Kadınlarda en sık komedonal tip akne tanısı konulurken erkeklerde en sık papülopüstüler tip akne tanısı kondu (p=0,012). SBÇTÖ den alınan puanlar değerlendirildiğinde akne vulgarisli hastaların stresle baş etmede kullandıkları yöntemlerin sırasıyla kendine güvenli yaklaşım % 54,2 (n:39), iyimser yaklaşım %19,4 (n:14), sosyal destek arama yaklaşımı %16,7(n:11), kendine güvensiz yaklaşım %9,7(n:8) olduğu görüldü. Cinsiyetin, medeni durumun, maddi gelir düzeyinin, aknenin tipinin, yaşadığı yerin, psikiyatrik ilaç kullanma öyküsünün ve eğitim durumunun kişilerin stresle başa çıkma yöntemlerinde etkisi anlamlı bulunmadı. Stresle başa çıkmada Yüksek öğrenim düzeyi olanlar ve ilköğretim mezunları en sık kendine güvenli yaklaşımı kullanırken lise mezunu olanlar en sık iyimser yaklaşımı kullandı. Tablo : akne tipi ve stresle başa çıkma tarzları Komedonal Papülopüstüler Nodülokistik Kendine yaklaşım güvenli Median Min-max Median Min-max Median Min-max İyimser Kendine güvensiz , yaklaşım Boyun eğici yaklaşım , Sosyal destek arama , SONUÇ Bu bulgulara göre, akne vulgarisli bireyler stresle başa çıkmada probleme yönelik yaklaşımı, duygulara yönelik yaklaşımlardan daha fazla oranda 44 kullanmaktadırlar. Probleme yönelik yaklaşımlardan da en çok kendine güvenli yaklaşımı kullandıkları tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Akne vulgaris, stres, papül

45 P-06 TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİN SİGARA İÇME DURUMU ve İLİŞKİLİ FAKTÖRLER Erhan YENGİL, Cengiz ÇEVİK, Gökhan DEMİRKIRAN, Ayşe Neslin AKKOCA, Gül SOYLU ÖZLER, Cahit ÖZER AMAÇ Bu çalışmada Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi öğrencilerinin, sigara içme alışkanlıkları ve buna etki eden faktörler, sigara içme prevalansı, sigara bağımlılık düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Kesitsel tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın evrenini öğretim yılında Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi nde okumakta olan 911 öğrenci oluşturmuştur. Öğrenciler yapılacak olan çalışma hakkında bilgilendirilmiş daha sonra da öğrencilere 34 soruluk anket formu uygulanmıştır. Toplam 712 (%78) öğrenciye ulaşılmıştır. Anket formu öğrencilerin demografik özelliklerini, sigaraya başlama yaşını, nedenlerini, bırakma düşüncesini, sigara içme alışkanlığı ve davranışlarını, alkol ve bağımlılık yapıcı madde alışkanlıklarını, sigara içmeye karşı tutumlarını sorgulamaya yönelik sorulardan ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testinden (FNBT) oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 18.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR Öğrencilerin %54,5 i (388) erkek %45,5 i (324) kadındır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,1 ± 2,087 dir. Öğrencilerin halen sigara içme oranı %25,6 dır. Oysa aynı grubun üniversiteye başlamadan önceki sigara içme oranı %18,3 dür. Sigara içen öğrencilerin %51,6 sı zevk almak için sigara içerken %43,4 ü çevre ve arkadaş ortamının etkisi ile sigara içmektedir. Sigara içmeye başlama ortalama yaşı 17,7 ± 2,8 yıldır. Sigara kullanma oranları 45 genel itibariyle üniversitede geçen her yıl artış göstermektedir. Kadınların % 6 sı (2) çok yüksek % 6 sı (2) ise yüksek düzeyde nikotin bağımlısı iken erkeklerin % 2,3 ü (9 ) çok yüksek % 6,2 si (24) yüksek NBD idi (p=0,02). Sınıflara göre NBD incelendiğinde ise 1. sınıf yüksek, çok yüksek bağımlılık düzeyi oranı %18,5, 2. sınıfta %38,9, 3. sınıfta %12,6, 4. sınıfta %30, 5. sınıfta %13,9, 6. sınıfta %28,5 idi. Sınıflara göre NBD arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p=0,09). Tablo2 Öğrencilerin %40,1 i (73) hastanede sigara içmekte, %33,5 i (61) sadece ayrılmış alanda NBD sigara içmektedir. Öğrencilerin %45,1 i hastanede önlük ile sigara içerken %54,9 u (100) önlük ile sigara içmemektedir. Tıp fakültesi öğrencilerinin %46,3 ü (330) toplumda sigara içilmemesi için özel bir çabaları yoktu, sadece %2,4 ü (17) sürekli telkinde bulunup özel eğitim veriyordu. SONUÇ Kişi sayısı Yüzdesi Çok az 94 51,6 Az 35 19,2 Orta 16 8,8 Yüksek 26 14,3 çok yüksek 11 6,0 Total ,0 Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinin gelişmiş ülkelere kıyasla sigara içme oranlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Sigara bıraktırma konusunda başarılı bir savaş yapılmak isteniyorsa tıp fakültesi öğrencilerinin sigaranın zararları ile ilgili eğitimlerinin arttırılması ve toplum üzerinde hekimlerin sigara bıraktırma açısından sorumlulukları olduğu bilinci aşılanmalıdır.

46 Anahtar kelimeler: Sigara, tıp fakültesi, nikotin Tablo 1 Ankete katılan Kişi sayısı Sınıfdaki yüzdesi Sigara içen yüzdesi 1. Sınıf ,3 2. Sınıf ,8 3. Sınıf ,1 4. sınıf sınıf ,1 6. sınıf ,2 Toplam ,6 P-07 OLGU SUNUMU: MOLLOSCUM CONTAGİOSUM Mustafa YILDIZ, Gözen SOĞUKSU, Gökhan DEMİRKIRAN, Ahmet SELÇUK, Erhan YENGİL, Cahit ÖZER Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği A.B.D, Hatay GİRİŞ Molloscum Kontagiosum virüsü oldukça bulaştırıcı bir özelliğe sahip deri ve mukoz membranların enfeksiyonudur.hastalığın etkeni çift sarmallı DNA virüsü olan Molluscipox virüsüdür.tüm dünyada insidansı yaklaşık %2-8 olarak bildirilmiştir.her yaşta görülmekle birlikte çoğunlukla çocukları cinsel aktif yetişkinleri ve hücresel immün sistemi bozuk olanları etkiler. Virüs enfekte kişilerden, kontamine eşyalardan, yüzme havuzlarından bulaşabilir. Deri temasıyla özellikle havlu,çarşaf ve iç çamaşırı gibi eşyalarla ve cinsel temasla bulaş gerçekleşebilir (1,2,3). Molloskum Kontagiosum lezyonu 1-2mm çapında incimsi,beyaz veya deri renginde düz 46 veya kubbe biçiminde deriden kabarık ortası göbekli papüllerdir. Ancak papüllerin çapları hücresel immünitesi bozuk olanlarda 1 cm e kadar ulaşabilir.inkübasyon süresi 2-7 hafta olmakla birlikte bu süre 6 aya kadar uzayabilir.lezyonlar genellikle deriye lokalizedir ancak genital, konjonktival ve oral mukozaya da yerleşim olabilir.vücudun herhangi bir bölgesinde görülebilir;ancak erişkinlerde axilla, antekübital, poplitealfossa gibi kıvrım yerlerinde çocuklarda ise yüz,gövde ve ekstremitelere yerleşme eğilimindedir (4,5). OLGU SUNUMU 4 aydır devam eden kalça ve sırt bölgesinde kaşıntılı lezyonlar ve son 1 haftadır kuru öksürük şikayetiolan5 yaşındaki erkek hasta Aile Hekimliği polikliniğimize müracaat etti. Bu şikayeti nedeniyle birçok sağlık merkezine müracaat eden hastaya, siğil olabileceği ifade edilerek tedavi olarak antihistaminik süspansiyon verilmiş. Ancak ciltteki lezyonlarında bir düzelme olmamakla beraber son günlerde şikayetleri artmış. Fizik muayenesinde postnazalpürülan akıntı ve cilt lezyonları saptandı. Ciltteki lezyonlar özellikle yüzde, kalçada ve hipogastrik bölgede, düz veya kubbe biçiminde deriden kabarık ortası göbekli, yaklaşık 2 mm çapında papüllertarzda idi (Resim1-2). Sıkmakla peynirimsi kıvamda bir akıntının olduğu tespit edildi. Hastanın aile üyelerinde ve arkadaşlarında böyle bir şikayetin olmadığı ve yaklaşık 6 ay önce havuza girme öyküsü olduğu öğrenildi. Soy geçmişinde ise herhangi bir özellik yok idi. TARTIŞMA Tanı lezyonların klinik görüntüsü ve hikayesideğerlendirilerek konur. Kesin tanı deri biyopsisindenhistopatolojik inceleme ile konur. Lezyonların görünümü, sıkmakla peynirimsi bir akıntı vaarlığıve havuza girme öyküsü nedeniyle Molloskumkontagiosumdüşünüldü. Çoğu Molloskum kontagiosum lezyonları 2-4 yıl içinde spontan olarak geriler. Spesifik bir tedavisi yoktur. Hasta ve yakınları hastalık hakkında bilgilendirilmelidir. Kendisine ve

47 çevresine bulaştırıcılığı engellemek için kullandığı havlu çarşaf gibi eşyaları izole etmek de bulaştırıcılığı önlemede önemlidir. Tedavide mekanik yöntemler, (kriyoterapi,küretaj,lazer), kimyasal yöntemler, (triklorasetik asit %25-50,tretionin %0.1 krem,salisilik asit %12 lik jel, %10 Potasyum Hidroksit çözelti), immunolojik yöntemler (imikimod,simetidin) ve antiviral tedavi (sidefovir,lamivudin,zidovudin) kullanılır. Hastamız ve yakını hastalık hakkında bilgilendirildi. Çevresine bulaştırıcılığı engellemek için alması gereken önlemleri anlatıldı. Tedavi olarak hastaya %10 Potasyum Hidroksit çözelti önerildi. Resim 2. Perinede lezyonların görünümü. SONUÇ Aile Hekimliği polikliniğine, özellikle ciltten kabarık, papüler lezyonla başvuran çocukluk yaş gruplarında Molloskum Kontagiosum da göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar kelimeler: MolloscumKontagiosum, virüs, papül Resim 1. Yüzde papüller lezyonlar 47 P-08 AİLE HEKİMLİĞİ POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN ASİTLİ HASTA: OLGU SUNUMU Uzm. Dr. Yusuf Adnan Güçlü 1, Arş. Gör. Dr. Hakan Mut 1, Doç. Dr. Haluk Mergen 1, Doç. Dr. Kurtuluş Öngel 2 1 İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, İzmir Giriş: Karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve böbrek yetersizliği gibi hastalıklarda asit gelişebilir. Mide, barsaklar, pankreas ve dalaktan karaciğere kan getiren vena portadaki basınç artışı ve yeterince yapılamayan albüminin serum seviyesinin düşmesi onkotik basıncı azaltarak, damar içindeki suyun karın boşluğuna kaçmasına yol açar. Bu vaka ile, asitli hastalara yaklaşımda Aile Hekimliği açısından önemli olan noktalar vurgulanmaya çalışılmıştır. Olgu: Şubat 2014 tarihinde İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği ne başvuran 67 yaşındaki erkek hastanın; 2 aydır artan karın şişliği, bacak ve ayaklarda şişlik,

48 iştah azalması şikayetleri mevcuttu. Muayenesinde batında yaygın asit tespit edilmesi üzerine, asit nedeninin araştırılması amacıyla servisimize yatışı yapıldı. Özgeçmişinde 2008 yılında geçirilmiş miyokard infarktüsü tarif etmekle birlikte, aktif yakınması yoktu. Akciğer grafisinde kalsifikasyon odakları olması üzerine tüberküloz ve/veya akciğer kanseri düşünülmüş, 6 kez tekrarlanan balgam kültüründe tüberküloz basili ürememiştir. Göğüs Hastalıkları konsultasyonu sonrası, minimal atelektazik alanlar görülmüş, medikal tedavi düzenlenmiştir. Batın ultrasonografisinde minimal asit, kronik karaciğer hastalığı lehine bulgular ve dalak büyüklüğü gözlenmiştir. Endoskopik değerlendirmede, özefagus varisleri grade 2 olarak tespit edilmiş; diagnostik parasentez yapılan hastanın sitolojisi benign bulunmuştur. Hastanın hemogramında; WBC: 3,8 (N:4,2-10,6) K/ul, HGB: 10,3 (N:14,1-18,1) gr/dl, HCT: 30,8 (N:43,3-53,7) %, PLT: 100 (N: ) K/uL saptanmıştır. Vitamin B12 düzeyi (988,6 pg/ml), sedimentasyonu (35 mm/saat) ve CRP düzeyi (1,71 mg/dl) olarak yüksek düzeylerde gözlenmiştir. Hbsag:0,15 (negatif), anti-hbs:0,13 (negatif), antihav ıgg:12,05 (pozitif), anti-hcv:0.11 (negatif) tespit edilmiştir. Hasta etiyolojiye yönelik tetkik açısından Dahiliye ve Gastroenteroloji klinikleri tarafından konsulte edilmiştir. Öneriler doğrultusunda; hastaya aldığı çıkardığı takibi yapılmış, aldactone 100 mg. tab 1*1 başlanmış, karaciğer yetmezliği mevcut olan hastanın oral anitidiyabetik tedavisi kesilmiş ve intensif insülin tedavisine geçilmiş, kardiyak performans degerlendirilmesi açısından hastaya eko istenmiş, koagülasyonu uzun olan hastaya libavitk amp 1*1 (3 gün) uygulanmış, desal tab 80 mg 1*1 ve dideral tab 2*1/2 başlanmış, karaciğer yetmezliğine yönelik diyet programı düzenlenmiştir. Etyolojiye yönelik olarak da; portal 48 doppler ultrasonografi, antinukleer antikor, alfafetoprotein, seruloplazmin düzeyleri, tam idrar tetkiki, sedimentasyon, prokalsitonin düzeyleri istendi. Gastroenterolojı konsültasyonunda ek öneride bulunulmadı. Hasta, boşaltıcı parasentez uygulanması; mayiden sitoloji, patoloji ve biyokimya numunelerinin yollanması açısından, tetkik ve tedavi sürecinde dahiliye tarafından devir alındı. Sonuç: Aile hekimliği servisinde takip edilen asitli bir vakanın etyolojisinin araştırılmasında en sık asit nedeni olan siroz (%70), malignite (%15), tbc peritoniti (%5), kardiyak asit (%5) ve diğer sebepler (%5) araştırılırken yapılması gerekenler vurgulanmıştır. Birinci basamakta teşhisi konulan asitli hasta gerekli tedavisi için gerekli uzmanlarla işbirliğine girilip ileri tanı ve tedavisinin düzenlenmesinden sonra yine takibinin aile hekimi tarafından yapılması gerekir. Anahtar kelimeler: Asit, siroz, aile hekimliği. P-09 BOY KISALIĞININ SIK GÖRÜLEN GENETİK NEDENİ: NOONAN SENDROMU BİR AİLENİN AYRINTILI DEĞERLENDİRİLMESİ Canan Tuz¹, Gert Matthijs 2, İlkay Erdoğan 3, Birgül Varan 3, Murat Derbent 3, Altuğ Kut 1 1 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği A.D. Ankara 2 Laboratory for Molecular Diagnostics, Center for Human Genetics, University of Leuven, Belgium 3 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları A.D. Ankara GİRİŞ: Noonan Sendromu (NS); boy kısalığı, pulmoner stenoz (PS), göğüs kafesi deformitesi ve yüzde minör anomalilerle giden genetik bir hastalıktır. Otozomal dominant kalıtım gösterir ve insidansı 1/1000 ile 1/2500

49 arasındadır. Hafif belirti gösteren, kalp hastalığı bulguları hafif olan ya da bulunmayan vakaların tanı alamaması nedeniyle sıklığın bilinenden fazla olduğu düşünülmektedir. Vakaların yaklaşık %50 sinden 12q24.1 bölgesindeki PTPN11 geni mutasyonları sorumludur. Yüze ait dismorfik bulgular; aşağı çekik palpebral aralık, hipertolerizm, pitozis, düşük yerleşimli kalın kulak heliksi, küçük çene ve yüksek damaktır. Göğüs kafesinde ayrık yerleşimli meme başları ile pektus deformitesi görülür. PS dışında nadiren diğer konjenital kalp hastalıkları ve hipertrofik kardiyomiyopati görülebilir. OLGU ve AİLESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: 4,5 yaşındaki erkek hasta, büyüme-gelişme geriliği nedeniyle Pediatri Polikliniği ne başvurdu. İki yıl önce dış merkezde boy kısalığına yönelik tetkikleri yapılmış. Herhangi bir sonuca varılamamış. Bir yıl önce Pediatrik Kardiyoloji bölümünde PS nedeniyle balon valvuloplasti yapılmış. Soy geçmişinden annenin 32 yaşında ve çok kısa boylu, babanın 32 yaşında sağlıklı olduğu, aralarında akrabalık olmadığı öğrenildi. Ailenin 1. çocuğunun 9 yaşında erkek, kısa boylu ve hipertrofik kardiyomiyopati tanısıyla izlendiği, 2.çocuğun: 8 yaşında kız ve boy kısalığı ile göğüs deformitesi olduğu öğrenildi. Fizik muayenesinde; ağırlığı: 12,8 kg (3-10 p), boy: 88 cm (<3p), baş çevresi:49,5cm (25-50 p) pulmoner odakta 2-3/6 sistolik üfürümü mevcuttu. Sol testis palpe edilemiyordu. Diğer sistem muayeneleri doğaldı ve mental gelişimi yaşı ile uyumlu olarak bulundu. Dismorfik bulgu olarak; yüksek damak, düşük kulak çizgisi, küçük çene pektus karinatum, geniş yerleşimli meme başları belirlendi. Pediatrik Genetik Ünitesinde kliniği NS için tipik bulundu. İlgili genler için moleküler analiz Leuven Üniveristesi Laboratuarlarında gerçekleştirlidi. Hastamızın PTPN11 geni 8. ekzon da c.922a>g mutasyonu bulundu ve NS tanısı kanıtlandı. Otozomal dominant kalıtım gösterdiğinden; diğer aile bireyleri de incelendi. Hipertrofik kardiyomiyopatisi olan abisinde; boy kısalığı olan ablasında aynı mutasyon bulundu. Bu güne kadar tanı alamayan, kısa boy ve hafif 49 dismorfik yüze sahip annesinde de mutasyon gösterilerek, hastalığın anne tarafından kalıtıldığı belirlendi. SONUÇ: Genetik hastalıklar ülkemizde sık görülmekte ve bunların önemli bir kısmı boy kısalığı ile birçok hekime yönlenmektedir. Dismorfik bulguların veya anomalilerin ve birden çok sistemin etkilendiği hastalarda fizik muayenenin ayrıntılandırılması, genetik hastalıkların hatırlanması ve aile öyküsünün ısrarla sorgulanması gereklidir. Sunduğumuz aile gibi, detaylı öykü ve diğer aile fertlerinin de incelenmesiyle tanı almamış bireylerin de kesin tanı alması sağlanmıştır. Tanı yöntemlerindeki teknolojk gelişme ve kolaylıklara karşın, halen tanıya gitmede en önemli basamak ayrıntılı öykü ve fizik muayenedir. Bu yaklaşım, çoğu hastalıkta olduğu gibi, birçok genetik hastalığın da sağlık sisteminin her basamağında kolaylıkla tanınmasını sağlayacaktır. P-12 İşitme cihazı kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi Dr.Gül Soylu Özler 1, Dr.Ayşe Neslin Akkoca 2 1 Mustafa Kemal Üniversitesi, KBB ABD, Hatay 2 Mustafa Kemal Üniversitesi, Aile Hekimliği ABD, Hatay Amaç: İşitme kaybı, yaşam kalitesini önemli derecede etkileyen ve sık görülen bir medikal durumdur. Bu çalışmada işitme kaybı nedeni ile cihaz kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisi ve bunu durumu etkileyen faktörler araştırılmıştır. Materyal metod İşitme cihazı kullanımı önerilen hastaların, cihaz kullanımı öncesi ve sonrası 3.ayda yaşam kalitesi, kısa form 36 yaşam kalitesi ölçeği ile değerlendirilerek sonuçlar karşılaştırıldı. İşitme kaybı derecesinin ve cinsiyetin yaşam kalitesi

50 düzeyinde değişime olan etkisi de değerlendirildi. Bulgular Çalışmaya toplam 30 hasta dahil edildi. Yaş ortalamaları 64,40±7,90 idi. Hastaların 16 sı kadın 14 ü erkek idi. Cihaz kullanımı öncesi ve sonrası 3.ayda kısa form 36 yaşam kalitesi ölçeği skorlarından rol kısıtlanması-fiziksel, rol kısıtlanması-emosyonel ve mental sağlık alt ölçek puanlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlıydı(p=0,0001). Sonuç İşitme cihazı kullanımının işitme kayıplı hastaların yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri vardır. Anahtar kelimeler: İşitme kaybı, işitme cihazı, yaşam kalitesi. P-13 GEBELİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN KULAK BURUN BOĞAZ DEĞİŞİKLİKLERİ Dr.Ayşe Neslin Akkoca 1,Dr.Gül Soylu Özler 2,Dr.Oya Soylu Karapınar 3,Dr.Raziye Kurt 3,Dr.Melis Taner 1 1 Mustafa Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği A.D 2 Mustafa Kemal Üniversitesi Kulak Burun Boğaz A.D Mustafa Kemal Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D Amaç: Gebelik döneminde değişen Kulak Burun Boğaz(KBB) semptomlarının dağılımınının, sıklığınının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mustafa Kemal Üniversitesi KBB ve Kadın Doğum polikliniklerine başvuran 40 gebe ve 40 gebe olmayan kadın çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen gebeler gebeliklerinin her üç trimesterinde ve doğum sonrası kadar takip edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 40 gebeden oluşan grupta: Kulakta tıkanıklık hissi :1.trimesterda %15,2. Trimesterda %25 gebede,3.trimester da %30,doğum sonrası ise %17,5 gebede olduğu görüldü.ani işitme kaybı:sadece 3.trimester da olan bir gebede olduğu 50 görüldü(%2,5).fasial paralizi:sadece 3.trimester da olan bir gebede olduğu görüldü(%2,5). Burun Tıkanıklığı:1.trimesterda %7,5,2.trimesterda %15,3.trimesterda %20 oranında,doğum sonrası ise %5 oranında görüldü. Koku hassasiyeti:1.trimesterda %5,2.trimesterda %30,3.trimesterda %33,doğum sonrası %10 oranında görüldü. Dişeti kanaması:1.trimesterda %25, 2.trimesterda %30,3.trimesterda %33,doğum sonrası %5 oranında görüldü. Diş etinde şişlik(epulis):sadece bir gebede 2.trimester da görüldü. Tat değişikliği: 1.trimesterda %37,5, 2.trimesterda %20,3.trimesterda %17,5,doğum sonrası %2,5 oranında görüldü.ses de çatallanma: 1.trimesterda %12,5, 2.trimesterda %17,5, 3.trimesterda %22,5,doğum sonrası %5 oranında görüldü.yutma güçlüğü: 1.trimesterda %20, 2.trimesterda %40, 3.trimesterda %45,doğum sonrası %2,5 oranında görüldü.reflü: : 1.trimesterda %25, 2.trimesterda %37,5, 3.trimesterda %50,doğum sonrası %2,5 oranında görüldü.yüzde pigmentasyon: 1.trimesterda %10, 2.trimesterda %11,25, 3.trimesterda %30,doğum sonrası %30 oranında görüldü. Çalışmaya dahil edilen kontrol grubunda: Kulakta tıkanıklık hissi % 12,5,işitme kaybı ve fasial paralizi görülmedi, burun tıkanıklığı %5,koku hassasiyeti %5, dişeti kanaması %5,diş etinde şişlik görülmedi, tat değişikliği %2,5, seste çatallanma %5, yutma güçlüğü %2,5,reflü %7,5, yüzde pigmentasyon %7,5 görüldü. Tartışma ve Sonuç: Gebeliğin ilerlemesiyle nazal fizyolojide östrojen, progesteron, plasental büyüme faktörü, nöropeptidler, enfeksiyon, stres gibi faktörlere bağlı olarak değişiklikler olmakta ve bu da gebelerin yaşam kalitesini düşürmek tedir. Sonuç olarak: gebelikte meydana gelen değişikliklerin gebelik ilerledikçe artması ve doğum sonrası azalması istatistiksel olarak anlamlıydı. Gebelikte gözlenen bu şikayetlerin gebelik ilerledikçe artması dikkat çekicidir. Bu

51 muayene bulgularının klinisyenlere yardımcı olacağını ummaktayız. Anahtar kelimeler: Gebelik, Trimester,Kulak Burun Boğaz değişiklikleri P-14 ÇOCUKLUK ÇAĞI TONSİLLOFARENJİTLERİNDE ETYOLOJİ, EVRELENDİRME VE ANTİBİYOTİK GEREKLİLİĞİ Dr.Ayşe Neslin Akkoca 1,Dr.Gül Soylu Özler 2,Dr.Gökhan Demirkıran 1,Dr.Cahit Özer 1 1 Mustafa Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği A.D 2 Mustafa Kemal Üniversitesi Kulak Burun Boğaz A.D Amaç: Çalışmada tonsillofarenjit tanısı konulan çocuk hastaların semptomlarının etyolojik olarak sınıflandırılması, tonsiller hipertrofinin gradelenmesi, alınan boğaz kültürlerinin sonuçlarınının birbiri ile olan ilişkisi ve antibiyotik başlanma durumu araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 2013 Ekim-2014 Şubat tarihleri arasında Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile hekimliği ve Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvuran 2 yaş - 16 yaş arası 101 erkek (%54 ), 86 kız (%46) toplam 187 hastada yapıldı. Öksürük, ateş, burun akıntısı, gibi solunum sistemi yakınmaları ile başvuran hastaların ayrıntılı anamnezleri alındı ve fizik muayeneleri yapıldı. Ani başlangıç, boğaz ağrısı, ateş>38,5ºc, bulantı, kusma gibi etyolojik etken olarak bakteriyel tonsillofarenjiti düşündüren semptomlar grup I semptom olarak sınıflandırıldı. Konjonktivit, nezle, öksürük, ishal ve ateş<38,5 ºC gibi viral etyolojik ajanı düşündüren semptomlarda grup II semptom olarak, her iki semptomun görüldüğü hastalarda grup III semptomatik hasta olarak sınıflandırıldı. Tonsiller hipertrofi düzeyi ise Brodsky sınıflamasına göre yapıldı. Alınan örnekler bir saat içerisinde laboratuvara ulaştırılıp, % 5 lik kanlı agara tek koloni ekimi yanı sıra, özenin bir kaç kez besiyeri içine batırılmasıyla ekilmiş ve besiyerleri 37 C de saat inkübe 51 edilmiştir. Üreme saptanmayanlarda inkübasyon 48 saate kadar sürdürülmüştür. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen olguların ortalama yaşı 8.31±4.71 dir.grup I pozitif olan olgu oranı % 22 bulundu. Grup II pozitif olan olgu oranı % 58,9 ve Grup III pozitif olan olgu oranı % 19,1 bulundu.tonsiller hiperplazi grade dağılımına baktığımızda; Grade I görülen olgu oranı % 20,3,Grade II görülen olgu oranı % 43,4, Grade III görülen olgu oranı % 29,3 ve Grade IV görülen olgu oranı % 7 bulundu.olguların % 32,4 inde kültürde üreme görüldü. Kültürde üreme görülen olgularda üreyen bakteri türlerinin dağılımına baktığımızda; % 74,9 inde AGBHS, % 14,1 inde MSSA, % 8,9 ünde M. Catarrhalis ve 1 er olguda (% 2.1) P. Aeruginosa ve S.Aureus ürediği görüldü. Yaş ile tonsiller hiperplazi grade arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Cinsiyet ile tonsiller hiperplazi grade arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Kültürde üreme ile Grup I semptomlarının görülme insidansı arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Kültürde üremesi olan olgularda Grup I in pozitif olma oranı (% 87,5), kültürde üremesi olmayan olgularda Grup I in pozitif olma oranından (% 27) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. 2-5 yaş grubu çocuklarda tonsiller hiperplazi grade ile Grup I ve Grup III semptomlarının görülme insidansları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05) 2-5 yaş grubu çocuklarda tonsiller hiperplazi grade ile Grup II semptomlarının görülme insidansı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır(p<0.05) Tartışma ve Sonuç: Klinisyenlerin GABHS farenjiti olabilecek 3 yaş üzeri boğaz ağrısı, ateşi, baş ağrısı, abdominal ağrısı, kusma ve servikal adenopatisi olup fizik muayenede grade II üzeri tonsiller hiperplazi görünümü olan çocuklara kültür testi yapılarak dar spektrumlu ucuz penisilin başlanması önerilmiştir. Öksürük, konjuktivit, diyare, ön stomatit gibi viral enfeksiyon semptomları olan hastalara kültür testinin uygulanmaması

52 gerektiği ifade edilmiştir. Çeşitli çalışmalarda, semptomatoloji ve fizik muayene bulguları viral enfeksiyonla uyumlu olgularda, antibiyoterapinin başlanması dirençli suşların gelişmesine yol açarak, toplum kaynaklı enfeksiyona zemin hazırlayıp gereksiz maliyete ve işgücü kaybına yol açtığı ifade edilmiştir. Sonuç olarak;semptomatoloji ve fizik muayene bulguları bakteriyel enfeksiyonla uyumlu farenjitlerde, kültür testi uygulanarak GABHS e etkili antibiyoterapinin başlanması kültür ve antibiyogram sonuçlarına göre antibiyoterapinin düzenlenmesi gerekliliği sonucuna varılmıştır.mikrobiyolojik örnekler alındıktan sonra antibiyotik başlanmalıdır. Anahtar kelimeler:tonsil,hiperplazi,kültür P-15 GEBELİKTE SİGARA İÇİMİNİN ÜZERİNE ETKİLERİ YENİDOĞAN Dr.Ayşe Neslin Akkoca 1,Dr.Raziye Kurt 2,Dr.Oya Soylu Karapınar 2 1 Mustafa Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği A.D 2 Mustafa Kemal Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D Amaç: Bu çalışmada gebelikte sigara kullanımının yenidoğan ın büyüme ve gelişmesini ne düzeyde etkilediğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mustafa Kemal üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve DoğumKliniği nde 2013 Eylül-2014 Şubat tarihleri arasında doğum yapan 340 kadın araştırmaya dahil edildi. Araştırma kapsamındaki hastalar, sigara içme durumlarına göre; I. Grup: Sigara içmeyenler (sigara -), II. Grup: Pasif olarak sigara dumanına maruz kalanlar (pasif içiciler), III. Grup: Günde 5 adet sigaradan az sigara içimi olanlar (sigara < 5),IV: Grup: Günde 5 adet ve üstü sayıda sigara içimi olanlar (sigara 5)olarak 4 alt gruba ayrıldılar.araştırma kapsamındaki bütün hastaların yaşları, pariteleri, son adet tarihleri(sat), USG lerine 52 ve SAT e göre gebelik haftaları, gebelikte sigara içme durumları kaydedildi. Sezaryen ile doğum, annede preeklampsi,derin anemi, diyabet, SLE, kalp hastalığı varlığı, bebekte anomali varlığı araştırma dışı bırakıldı.doğumdan hemen sonra ayrıntılı yenidoğan muayeleri yapılarak bebeklerin ağırlıkları, boyları, baş çevreleri, cinsiyetleri, 1. ve 5. dakika APGAR skorları kaydedildi. Gebelik haftasına göre ağırlıkları SGA, AGA ve LGA olarak gruplandırıldı. Bulgular: Grupların yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05).gebeler in sigara içme durumuna göre dağılımı;1.grup ta %45 gebe, 2. Grup ta% 29, 3.Grup ta % 15, 4.Grup ta %11 bulundu..sat a göre ve USG ye göre gestasyonel haftaları arasında I., II., III. Ve IV. gruplar arasında istatistiksel farklılık gözlenmedi (p>0.05).yenidoğan ağırlıkları arasında ise I.,II., III. ve IV. gruplar arasında istatistiksel olarak oldukça anlamlı bir fark bulundu ( p<0.0001). Yenidoğan boyları incelendiğinde de I.,II.,III. ve IV. gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi ( p<0.05). Tek bir sigara içenler grubu oluşturulduğunda, preterm yenidoğanlar, sigara içen grupta istatistiksel olarak fazla idi (p<0.05). Grupların AGA, LGA ve SGA dağılımları arasında istatistiksel farklılık bulundu (p<0,05). LGA, I. grupta en yüksek bulundu(%32). SGA ise I. Grupta hiç görülmezken, IV. grupta en yüksek (%17,7)bulundu. Tartışma ve Sonuç: Sigara içiminin prematürite insidansını arttırdığını belirten yayınlar mevcuttur. Özellikle son trimesterde sigara içimi, prematürdoğum ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. Düşük doğum ağırlığı; doğumdan önceki yetersiz büyümeye, erken doğuma veya her ikisinin kombinasyonuna bağlı olarak gelişebilir. Sigara içiminin fetal büyümeyi yavaşlattığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Gebelikte aktif sigara içimi kadar pasif olarak sigara dumanına maruz kalmak da fetusu ve yenidoğanı olumsuz etkilemektedir. Sonuç olarak; Gebe kadınların sigara dumanına karşı uyarılması

53 önemlidir.sadece yenidoğan döneminde değil, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek bir çok hastalıktan sorumlu tutulan maternal sigara içimine karşı etkili önlemlerin alınması gereklidir. Tüm toplumun bu açıdan daha fala biliçlendirilmesi gerekmektedir. P-16 BİRİNCİ BASAMAKTA ZONA HASTALIĞINA KAPSAMLI YAKLAŞIM: OLGU SUNUMU Seher Baysan Arslan, Sevsen Cebeci, Fulya Cesur, Metin Canbal Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Ankara GİRİŞ-AMAÇ: Son zamanlarda yapılan çalışmalarda herpes zoster insidansının artığı saptanmıştır. İnsidanstaki bu artışın nüfus yaş ortalamasının artması, malign hastalık ve otoimmun hastalıkların tedavisindeki değişimler, organ transplantasyonlarının artması ve çocuk suçiçeği aşılamalarının etkisiyle olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerle birinci basamak poliklinik hizmetleri sırasında daha çok karşılaşılabilecek bu patolojiye yaklaşım prensipleri bir olgu üzerinden tartışılacaktır. OLGU: Kırk beş yaşında bayan hasta cildinde kaşıntılı bazı yaralar çıkması nedeniyle aile hekimliği polikliniğimize başvurdu. Öyküsünden; bu lezyonların on gün önce kaşıntı ile başladığı, ardından yara uçlarında beyaz-sarı renkte kabarıklıklar oluştuğu öğrenildi. Yakınmalarının başlamasından iki gün sonra başvurduğu hekim lezyonlarını incelemeden antihistaminik jel vermiş, ancak hasta şikayetleri gerilememesi üzerine polikliniğimize başvurmuştur. Hem lezyon yerinde hem de sırt bölgesinde şiddetli ağrıları olduğunu belirten hastanın yorgunluk yakınması da vardı. Özgeçmiş ve soygeçmişinde herhangi bir özellik saptanmadı. İnspeksiyonda sol meme alt dış kadranında, sırt bölgesine yayılım gösteren zemini hiperemik papuloveziküler döküntüler mevcuttu. Diğer sistem bakıları normaldi. Herpes Zoster enfeksiyonu tanısı ile Brivudin 125mg tablet, günde bir tane, yedi gün 53 kullanması üzere reçete edildi. Ağrısı nedeniyle analjezik tablet de eklendi. Bir hafta sonra kontrol için geldiğinde, bu tedavi ile lezyonların kısmen azaldığı, yorgunluk ve ağrı yakınmasının hafiflediği öğrenildi. Hastanın on dördüncü günün sonunda yapılan kontrol muayenesinde, lezyonlarında dramatik bir iyileşme olduğu, yorgunluk yakınmasının tamamen geçtiği, ağrı şikayetinin zaman zaman olduğu saptandı. TARTIŞMA: Herpes zoster enfeksiyonu tanısı genellikle inspeksiyonla konabilmektedir. Bu hastalarda en sık görülen yakınma sıklıkla yanma, batma şeklinde tanımlanan ağrıdır. Bu yakınma hastaları uykusuz bırakacak kadar şiddetli olabilmektedir. Bazı hastaların sadece lezyon bölgesine dokunulduğunda ağrıları olduğu, bazılarında da kaşınma yakınmasının ön planda olduğu görülür. Herpes zoster tanısı, döküntü ortaya çıkınca inspeksiyon ile konulabilmektedir. Bu aşamada enfeksiyona özgü tetkik yapılmasına gerek yoktur. Topikal antiviraller herpes zoster enfeksiyonu olan hastalarda etkisizdir. Bu nedenle önerilmemektedir. Başlangıç tedavisi olarak sistemik antiviral preparatlar tercih edilmektedir. Komplikasyon riski az olan, hafif ağrısı, döküntüsü ve gövdede yayılımı olan genç hastalarda oral antiviral tedavinin yararlarının kesin kanıtları bulunmamaktadır. SONUÇ: Aile Hekimliği pratiğinde iyi öykü alma ve özenli muayene en önemli tanı koyma araçlarıdır. Bunun için Aile Hekiminin hastası ile iyi iletişim kurması, hastaya yeterince zaman ayırması gerekmektedir. Kanıta dayalı güncel bilginin takip edilmesi akut sorunların uygun şekilde yönetilmesi açısından önem taşımaktadır. P-17 FAMİLYA (Türkiye Aile Hekimliği Asistan Platformu) Asist Dr Demet MERDER COŞKUN, Marmara Üniversitesi Aile Hekimliği AbD, İstanbul, Asist Dr Fikret Merder ALANYALI, Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, İzmir

54 Asist Dr Cana TUZ, Başkent Üniversitesi Aile Hekimliği AbD, Ankara Asist Dr Berk GEROĞLU, Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, İzmir GİRİŞ Türkiyede aile hekimliği uzmanlarını temsil eden Türkiye Aile Hekimliği Uzmanlık Derneği(TAHUD) yılında kurulmuştur. Asistanlık sürecinden itibaren derneğe üye olunabilmektedir. Türkiye Aile Hekimleri Derneği İstanbul Şubesi Asistan Platformu Familya 2, 2009 yılında kurulmuştur. Zaman içerisinde Türkiye genelindeki tüm aile hekimi asistanlarının katılımı ile giderek büyümüş, bölgesel kimliğinden sıyrılıp ulusal bir kimlik kazanmıştır. Günümüzde Türkiye Aile Hekimliği Asistan Platformu olarak anılmaktadır. Familya üyeliği için aile hekimliği asistanı olmak ve başvuruda bulunmak yeterlidir. Şu anki üye sayısı 610dur ve her geçen gün artmaya devam etmektedir. Üyelerden herhangi bir ücret talep edilmemektedir. Asistanlıkları bitiminde isteyenlerin üyelikleri devam etmektedir. Ancak Familya Başkanlığı görevi asistanlık bitiminde dinamik ve aktif üyelerden birine seçimle devredilmektedir. Şu anki Familya Başkanı aynı zamanda Vasco da Gama Movement(VdGM) Türkiye değişim koordinatörüdür. 3 AMAÇ Familya nın amacı; Aile hekimi asistanlarının aile hekimliği disiplinini daha iyi tanımasını sağlamak Disiplini ve asistanları ilgilendiren mesleki,bilimsel,sosyal ve kültürel tüm etkinlikleri duyurmak ve bunlara katılımı teşvik etmek Aile hekimliği asistanları ve uzmanları arasında dayanışmayı sağlamak ve geliştirmek Aile hekimliği asistanlarının fikir, öneri, soru ve sorunlarını özgürce 54 paylaşabilecekleri bir ortam sağlamaktır. GEREÇ ve YÖNTEM Bu amaçla aile hekimliği eğitimi verilen tüm hastanelerden birer aktif üye, disiplin ile ilgili temel bilgileri, WONCA, VdGM, TAHUD ve Familya gibi dernek ve organizasyonların tanımı, amaçları ve üyelik koşulları hakkında bilgileri içeren Familya Aile Hekimliği Asistan Rehberini eğitime yeni başlayan asistanlara sunmakla yükümlüdür. Bu sayede asistanların aile hekimliği disiplini ile ilgili farkındalığı arttırılmakta, eğitimlerinin başında bu ağın parçası olmaları sağlanmaktadır. Familyanın mail grubu olan 4 adresi üzerinden ulusal ve uluslararsı kongre, seminer ve kurs duyuruları, katılım koşulları ve burs olanakları ile ilgili haberler duyurulmaktadır. Familya, her yıl düzenlenen Ulusal Kogre, Güz Okulu ve Araştırma Günleri nde, asistanlar arası iletişimi kuvvetlendirmek amacıyla stand açmakta, çalıştay ve çalışma grupları planlamaktadır. Familya nın düzenlediği ilk Aile Hekimliği Asistan Kongresi ise 2012 yılında İstanbul da büyük bir başarıyla gerçekleşmiştir. SONUÇ Familya gibi ulusal genç aile hekimliği platformlarının dünyada örnekleri bulunmaktadır. İletişimde olmak, kendini geliştirmek ve disipline yön vermek isteyen gençlerin oluşturduğu bu oluşumların desteklenmesi bireysel faydalarının yanında toplumsal faydalar da sağlar. P-18 PLEVRAL EFÜZYYONLA ORTAYA ÇIKAN MULTIPL MYELOM OLGUSU ÜMMİYE BİÇER, TURGUT TEKE N.E.Ü. MERAM TIP FAKÜLTESİ AİLE HEKİMLİĞİ AD. KONYA N.E.Ü. MERAM TIP FAKÜLTESİ GÖĞÜS HASTALIKLARI AD KONYA GİRİŞ Multipl miyelom anormal miktarda immunoglobülin sentezleyen ve kemik iliğini

55 infiltre eden plazma hücrelerinden kaynaklanan, malign bir tümördür İnsidansı de 3-4 tür. Diğer dokulara ve akciğere yayılım geç evrede gerçekleşir. En sık toraks tutulumu; kemik invazyonu veya infeksiyonlara sekonder akciğer infiltrasyonları şeklindedir. Tanı sırasında hastaların %87 si 50 yaşın üzerindedir. Görülme sıklığı yaş arasında artar.plevral efüzyon hastaların %6 sında görülür.en sık kardiak tutuluma bağlı kalp yetmezliği nedeniyle ortaya çıkar ve transuda niteliğindedir.miyelamatöz tutuluma bağlı malign efüzyonlar %1oranındadır ve kötü prognoz ile ilişkilidir.yaşlı grubun hastalığı olan MM de, ağır klinik seyir ve heterojen semptomlar nedeni ile tanı koymak zordur.miyelomatöz efüzyonlarda yüksek immünglobulin düzeyleri, elektroforezde monoklonal protein, sitolojik veya histopatolojik incelemede malign hücreler saptanarak tanı konulabilir. MM de pulmoner tutulum, sıklıkla hastalığın hızlı progresyonu ile birliktedir. Sistemik yakınmaları olan yaşlı hastaların plevral efüzyonlarının ayırıcı tanısında MM de düşünülmelidir. OLGU SUNUMU 73 yaşında erkek hasta bir aydır varolan nefes darlığı ve öksürük şikâyeti ile başvurdu. İki hafta öncesinde başka bir merkezde yapılan torasentezde eksudatif vasıfta sıvı tesbit edilen hasta ileri tetkik amacıyla göğüs hastalıkları bölümüne yönlendirilmişti. Fizik muayenesinde akciğer sağ altta matite mevcuttu ve sağ akciğerde solunum sesleri azalmıştı. Diğer sistem muayeneleri normaldi. Laboratuvar bulgularında; WBC 5300, Hb 11 g/dl,htc %32,3 MCV 85.3 fl, RBC3, /ul, sedim 61mm/saat CRP : 12,52 mg/dl,ldh 176 u/l, total protein 7,7 g/dl, albumin 3.2 g/dl,glukoz 107 mg/dl idi.eş zamanlı torasentez sıvısı eksudatif vasıftaydı.yaygın vücut ağrısı olması nedeniyle istenen brucella testi negatifti.albumin/globulin oranı (3,2/4,5)ters döndüğü için multıpl myelom açısından hematoloji konsultasyonu istendi.igm:1,36, IGA 3,14,IGG 22,3,(artmış), Serum protein elektroforezinde alfa1 4,47, alfa2 9,03, beta 15,70 (artmış),gama 31,91(artmış) albumın 38,89 (azalmış)idi. Serum immunfiksasyon elektroforez IGG 55 kappa da artış tesbit edildi. İdrar immunfiksasyon elektroforezde kappa ve lamda miktarında artış ve eser proteinüri mevcuttu..pa Akciğer grafisinde sağ altta plevral efüzyon mevcuttu. Bronkoskopi normaldi. Yapılan torasentezde plevra sıvısı lenfositten zengin bulundu. Plevra biyopsisi kronik nonspesifik plörit olarak raporlandı. Kontrastlı Toraks BT İncelemesinde sağ plevral boşlukta efüzyon ve. her iki akciğer alt lobda yaygın parankimal fibrotik bantlar mevcuttu. Hasta bu sonuçlarla hematoloji ile konsulte edildi. Akciğer bulguları multıpl myeloma bağlanarak tedavisinin düzenlenmesi için hematolojiye yönlendirildi. SONUÇ: Özellikle yaşlı hastalarda plevral efüzyon geliştiğinde multıpl myelom akla gelmeli,tanı kesinleştirilerek hasta hematoloji bölümüne yönlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Multipl miyeloma, plevral efüzyon P-19 MEME POLİKLİNİĞİNE GELEN HASTALARDA GELİŞ ŞİKAYETLERİ İLE BULGULAR ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Asist. Dr. Pırıl Sağlıker Özkaynak*, Yard. Doç. Dr. Süheyl Asma*, Uzm. Dr. Ferit Erdoğan*, Doç. Dr. Tamer Çolakoğlu** Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD.* Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD.** Amaç Çalışmamızda, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Kışla Sağlık Yerleşkesi Meme polikliniğine ilk kez başvuran hastalarda, geliş şikayeti ile bulguları arasındaki ilişki incelenmiştir, ve başvuru şikayeti ile meme kanseri aile öyküsü arasında ilişkili olup olmadığı araştırılmıştır. Gereç ve yöntem tarihleri arasında Meme polikliniğine ilk kez başvuran 150 kadın

56 hasta çalışmaya dahil edildi. Her dört hastadan biri sistematik örneklem yoluyla seçilerek, 150 kişi belirlenmiştir. 150 hastanın verileri geriye dönük olarak kaydedildi. Hastaların yaşları, geliş şikayetleri, aile öyküleri, fizik muayene (FM) bulguları, radyoloji bulguları, BIRADS dereceleri, patoloji bulguları ve sonuçta takip mi cerrahi mi uygulandığı kaydedilmiştir. Veriler SPSS (17.0 version) programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular Çalışmaya dahil edilen vakaların yaş ortalaması 39,77 (18-83 yaş) bulundu. Hastaların geliş şikayetleri; genel kontrol, şişlik, ağrı ve şişlik+ağrı şeklinde 4 gruba ayrıldı. Bu gruplarda yer alan vaka sayıları sırasıyla 49 (% 32,7), 46 (% 30,7), 46 (% 30,7), 9 (%6) idi. Meme kanseri aile öyküsü olanlar 48 (%32), aile öyküsü olmayanlar 102 (%68) idi. FM de normal meme muayenesi ve benign meme bulgusu olan 85 (% 56,7), ele gelen kitle lezyon olan 65 (% 43,3 ) idi. Radyoloji bulgularına göre benign lezyonlar (basit kist, komplike kist, fibroadenom) 112 (% 74,7),malign lezyonlar (solid, düzensiz sınırlı kitle, malign görünümlü kalsifikasyonlar) 38 (%25,3) idi. BIRADS değerlendirilmesi: BIRADS 0: 2 (%1,3), BIRADS 1: 26 (% 17,3), BIRADS2: 43 (% 28,7), BIRADS 3: 46 (%30,7), BIRADS 4: 21 (%14), BIRADS 5: 5 (%3,3), BIRADS 6: 5 (%3,3) olarak saptandı. Patoloji gerekmeyen vaka 125 (%83,3), patoloji sonucu benign olan vaka 13 (%8,7), malign raporlanan vaka 11 (%7,3) idi. Sonuçta takip kararı verilen vaka 128 (% 85,3), minör cerrahi işlem uygulanan vaka 10 (%6,7), major cerrahi uygulanan vaka 11 (%7,3) olarak saptandı. 1 vakanın takibi mümkün olmadı. Ailesinde meme kanseri hikayesi olanlar daha sık olarak genel kontrol amaçlı başvurmuştu (p=0,009). Geliş şikayeti şişlik olanlarda anormal FM bulgularının daha sık görülmesi istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). Geliş şikayeti şişlik olanlarda radyolojik olarak malignite şüphesi anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001). Geliş şikayeti şişlik olanlarda BIRADS dereceleri anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,012). Şişlik şikayeti olanlarda anlamlı derecede biyopsi istemi fazlaydı (p=0,001). Tartışma ve Sonuç 56 Meme kanseri aile öyküsünün, hastaları meme kontrolüne gitme konusunda uyarıcı olduğu düşünülmektedir. Memede şişlik şikayeti ile anormal FM bulguları, radyolojik bulgular, patolojik bulgular arasındaki ilişki anlamlıdır. Şişlik şikayeti dikkate alınması gereken bir semptomdur. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Meme kanseri tarama konusunda toplumun bilinç düzeyi yükseltilmelidir. P-20 DİYABETİK BİREYLERDE METABOLİK SENDROM SIKLIĞI VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dr. Esra ÖZTAŞYONAR, Doç. Dr. Kamile MARAKOĞLU, Dr. Mustafa ARMUTLUKUYU Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, KONYA Amaç: Metabolik sendrom ve diyabet birlikteliği morbidite ve mortalite açısından önemli bir risk faktörüdür. Bu çalışmada diyabetik bireylerde metabolik sendrom sıklığı ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve metod: Araştırmamızın örnek büyüklüğünün belirlenmesinde evreni bilinmeyen örnekleme alınacak birey sayısını saptamaya yönelik formülden(n=t²pq/d²) yararlanılmıştır. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalına başvuran DM tanısı alan ve takibe devam eden 245 hasta değerlendirmeye alındı. Bu hastaların en az 8 saatlik açlık sonrası açlık kan şekeri (AKŞ), tokluk kan şekeri (TKŞ), lipid panelleri, kreatinin, HbA1c düzeyleri bakıldı. Metabolik sendrom (MS) tanısında International Diabetes Foundation (IDF)-2005 MS tanı kriterleri esas olarak alındı. Tanımlayıcı istatistik parametreler olarak; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmış olup verilerin analizinde Pearson Korelasyon ve Student-t testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %46,1 i (n=113) erkek, %53,9 u (n=132) kadın idi. Yaş ortalamaları 54,45±9,67 (min=28-max=83), başvuru anındaki VKİ ortalamaları 32,05±5,26

57 kg/m2 olup bu hastaların %7,8(n=18) i normal, %29,8(n=73) i aşırı kilolu, %62,4 ü obez (30 VKİ) (%36.7 hafif, %15,9 orta, %9,8 i morbid obez ) idi. Diyabet süreleri ortalama 5,58±6,21 yıldı. Hastaların %21,2 (n=52) si insülin kullanıyordu. Bizim çalışmamızda MS sıklığı % 83,3 (n=204) bulundu. ABD Birleşik Ulusal Kurul Kılavuzu ( Joint National Commitee; JNS VII) na göre hastaların arterial tansiyon değerleri %37,1(n=91) i normal sınırlarda, %29 (n=71) u prehipertansiyon, %33,9 (n=83) evre 1 veya 2 hipertansiyon sınırlarında idi. MS olan hastaların MS olmayan hastalara göre başvuru anındaki vücut kitle indeksleri (32,69±5,14-28,84±4,75) (p<0,001), sistolik arterial tansiyon değerleri (130,10±19,34-120,46±14,16) (p=0,003), diyastolik arterial tansiyon değerleri (81,77±10,92-72,82±8,95) (p<0.001), insülin düzeyleri (13,04±9,97-8,95±6,34) (p=0,042), serum trigliserit düzeyleri ( 200,92±104,03-111±28,53)(p<0,001)) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. MS olanlarda hipertansiyon sıklığı (%39,7) anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,001). Ancak MS olanlarda HbA1c değerleri, AKŞ, TKŞ, LDL düzeyleri, beck depresyon envanteri puanı daha yüksek, diyabetes mellitus tanısı ile takip süreleri (5,33,±5,98 6,85±7,22) ve yaş ortalamaları daha düşük olsa da istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmadı. Sonuç: Ülkemizde, 2004 yılında yapılan METSAR (Türkiye Metabolik Sendrom Araştırması) sonuçlarına göre 20 yaş ve üzerindeki erişkinlerde metabolik sendrom sıklığı %35 olarak saptanmıştır. Oktay ve arkadaşlarının 2012 yılında İstanbul da 220 kişide yaptıkları çalışmada diyabetik bireylerde IDF kriterlerine göre MS sıklığını %80 saptamışlardır. MS ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada salgın şeklinde yayılmaktadır. Bu nedenle birinci basamak sağlık çalışanları olan bizlere büyük görevler düşmektedir. Polikliniğimize başvuran hastalara sedanter davranışların miktarını azaltmayı tavsiye etmeyi, düzenli egzersiz yapmayı, yılda en az bir kez sağlıklı beslenme eğitimi vermeyi koruyucu hekimlik açısından aile hekimliği rehberleri önermektedir. Sonuç olarak önemli 57 olan obezite ve metabolik sendromu iyi tedavi etmek değil bunlardan korunmaktır. P-21 FRAMİNGHAM RİSK SKORUNA GÖRE 10 YILLIK KARDİYOVASKÜLER HASTALIK RİSKLERİNİN HESAPLANMASI YARARLI MIDIR? Doç. Dr. Ruhuşen Kutlu, Uzm. Dr. Ahmet Koçak, Yrd. Doç. Dr. Fatma Gökşin Cihan Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD. Amaç: Framingham çalışmasında obezlerde koroner arter hastalığının arttığı gösterilmiştir. Obezitenin yaş, kolesterol, kan basıncı, sigara içimi, sol ventrikül hipertrofisi veya glukoz intoleransından bağımsız olarak ani ölüm riskini 2.8 kat, inme riskini 2 kat arttırdığı bilinmektedir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine başvuran hastalarda Framingham Risk Skoruna göre 10 yıllık kardiyovasküler hastalık risklerinin hesaplanmasının yararlı olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışma ile tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniğine yaşları arasında herhangi bir nedenle müracaat eden 351 bireyde yapıldı. Çalışmaya katılanlar beden kütle indekslerine (BKİ) göre; normal kilolu (BKİ< 25 kg/m2), fazla kilolu (BKİ kg/m2) ve obez (BKİ 30 kg/m2) olarak üç gruba ayrıldılar. Otomatik risk hesaplama cetveline yaş, cinsiyet, sigara içme durumu, diyabet olup olmadığı, sağ kol sistolik/diyastolik kan basıncı, HDL, total kolesterol verileri girilerek Framingham Risk Skoru (FRS) 1 elde edildi. Aynı verilerde total kolesterol yerine LDL değeri kullanılarak Framingham Risk Skoru (FRS) 2 elde edildi. Bu skorlar hastaların takip eden 10 yıl içinde kardiyovasküler hastalık geçirme riskini yüzde olarak ifade etmektedir. FRS <%10 değeri düşük risk, %10 19 orta risk, %20 yüksek risk olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların %63.8 i (n=127) kadın, %36.2 si (n=127) erkek,

58 %50.7 si (n=178) obez olup, yaş ortalaması 36.9±11.3 yaş idi. Beden kütle indeksleri ile yaş, cinsiyet, FRS-1 ve FRS-2 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p>0.05). Framingham risk skorları ile cinsiyet ve yaş arasında ise anlamlı bir ilişki saptandı. On yıllık koroner kalp hastalığı riski, yaş ilerledikçe artıyordu ve erkeklerde kadınlara göre daha fazla bulundu (p<0.05). Yaş ile FRS-1 ve FRS-2 arasında sırasıyla (r=0.643, r=0.672) pozitif yönde yüksek derecede bir korelasyon vardı (p=0.001). Sonuçlar: Framingham Risk Skorları 10 yıl içinde kardiyovasküler hastalık geçirme riskini kolaylıkla hesaplayabilen, non-invazif yöntemlerdir. Bu yöntem aile sağlığı merkezlerinde de kolaylıkla kullanılabilir. P-22 Akut Otitis Media da Antihistaminik ve Dekonjestan Kullanımı Gerçekten Gerekli mi? Yrd.Doç.Dr.F.Gökşin CİHAN, Doç.Dr.Ruhuşen Kutlu Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD Akut otitis media(aom), çocukluk döneminde sık karşılaşılan bir durumdur. Bu bildiride; Viral ya da bakteriyel oluşuna göre tercih edilen tedaviye ek olarak hastanın çabuk rahatlamasını sağlamak amacıyla verilen antihistaminik ve dekonjestanların tedavideki rolü bir hasta örneğinden yola çıkılarak gözden geçirilecektir. Olgu: 11 yaşında erkek hastanın 2 gündür sağ kulağında ağrı varmış. Önce evde ibuprofenle geçmesi beklenmiş, hastanın ağrı şikâyeti geçmeyince ve kulakta dolgunluk hissi, işitme azlığı da eklenince 3.basamak bir hastanenin KBB polikliniğinde muayene olmuş. Hastaya amoksisilin+klavulonik asit ve psödoefedrin+triprolidin içeren bir şurup başlanmış. Hasta 3 yıldır epilepsi tanısıyla Valproik asit kullanıyormuş ve bu dönemde hiç nöbeti olmamış. Annesi size çocuk nörolojisi doktorunun kendilerini bu tip ilaçlar konusunda uyardığını, şu anda doktor 58 yurtdışında olduğu için görüşemediğini, KBB uzmanının bir şey olmaz, kullanabilirsiniz dediğini, ancak içine sinmediği için bu konuda sizin de görüşünüzü almak istediğini söylüyor. Hastamıza ve anneye bu konuda nasıl yardımcı olabiliriz? Tartışma: AOM çocukluk çağında aile hekimleri, pediatristler ve acile başvuruların en sık nedenlerinden biridir. Çocukların büyük çoğunluğu 3 yaşına kadar en az bir kez AOM atağı geçirmektedirler. AOM nin 3 komponenti vardır: (1) akut başlangıç, (2) orta kulakta efüzyon, (3) kulak ağrısı, ateş, kulak zarında hiperemi gibi klinik bulgular. En iyi tanı aracı pnömatik otoskoptur. Orta kulak sıvısında yapılan çalışmalar virüslerin de bakterilerin de histamin üretebildiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle antihistaminiklerin inflamasyonu azaltarak hastalık süresini kısaltabileceği düşünülmektedir. Dekonjestanların da vazokonstriksiyon yaparak kulak zarının ödemini azaltacağına inanılmaktadır. Dekonjestan kullanımı ile ilgili 2011 yılında yapılan Cochrane derlemesine göre 1 aylık izlemde dekonjestanın plaseboya üstünlüğü tespit edilmemiştir. Antihistaminik kullanımı ile ilgili çalışmalar ise beklenenin aksine tedaviye direncin ve hastalık süresinde uzamanın daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır yılında yapılan bir derlemede AOM da antihistaminik kullanımının orta kulak efüzyonunun süresini uzattığını ortaya koyulmaktadır. Antihistaminik ve dekonjestan kullanımına ilişkin 2011 yılında yapılan Cochrane derlemesinde efüzyonlu otitis mediada bir aylık iyileşme dönemi üzerine olumlu bir etki görülmemiş. Amerikan Pediatri Akademisi kılavuzu, Kanada Pediatri Cemiyeti kılavuzu ve diğer birçok uluslar arası kılavuzlarda da etkilerinin yeterli olmaması nedeniyle antihistaminik ve dekonjestan kullanımı önerilmemektedir. Sonuç: Güncel kanıtlar AOM lı çocuklarda antihistaminik ve dekonjestan kullanımını desteklememektedir. Olgu örneğimizdeki hastanın epilepsi hastası olması nedeniyle yan etkileri açısından da bu olguda kullanımları önerilmemelidir. Sadece alerjilere bağlı

59 efüzyonlu OM gibi özel hasta gruplarında kullanılabilirler. P-23 'Development of Web-Based Medical Education Management System' Project İbrahim BAŞHAN1, Yücel UYSAL2 1Mersin University Faculty of Medicine Department of Medical Education 2Mersin University Faculty of Medicine Department of Family Medicine In this paper we summarize the preliminary report of a STRCT project (STRCT = Scientific and Technological Research Council of Turkey = TÜBİTAK). The project has been developed and structured between March 2013 and July Untill September 2013 feasibility and team studies of the project were completed. In September 2013 project was presented to Health Science Research Support Group of STRCT. In March 2014 official acceptance of the project was announced. The project will be conducted by an instructor from Mersin University Faculty of Medicine Department of Medicial Education. Aim of this project is to develop a web-based management system that will facilitate management of medical education, document the education outputs in standardized measurable and comparable formats and facilitate communication between directors, educators and students. Because of its distinctive diversities medical education is a challenging process for both educators and students. In addition, insufficient physical conditions and low number of educators of the schools make it hard to increase quality of education. The only short-term solution seems to use time and resources efficiently. This project will facilitate management of medical education for all concerned parties and assist to use time and resources efficiently. Moreover, it will help to generate measurable and comparable standardized outputs. In this project, use of portfolio assessment method in medical education and combining standardized test performances with portfolio assessment system will be applied for the first 59 time. This system will be developed on web based programming language. Because of the diversity and high amount of data, using a computer-based analysis system is inevitable for this project. To develop this management system using web-based user interfaces, webbased database management system and an analytical script language will facilitate communication and will make it possible to update and reshape the system for new requirements. The most challenging part of this project is to lead and manage software team for developing an optimum user friendly and analytic programme. As if the management of software developing process could not successfully accomplished, complicated and hard to use products would come out. If all the components of this software could be completed many data concerning management and assessment would be recorded in electronic media and shared with other partners. P-24 Online Question Bank Module Project For Undergraduate Medical Education İbrahim BAŞHAN1, Yücel UYSAL2, Hüseyin SELVİ1 1Mersin University Medical Faculty, Department of Medical Education 2Mersin University Medical Faculty, Department of Family Medicine This is the preliminary report of a SMEDO project (SMEDO = Small and Medium Enterprises Development Organization of Republic of Turkey). The project has been developed and structured between August 2013 and December Untill February 2014 feasibility and budget research of the project was completed. In February 2014 project was presented to Local Mersin Office of SMEDO. In March 2014 official acceptance of the project was announced. The project will be conducted by an instructor from Mersin University Faculty of Medicine Department of Medicial Education.

60 The aim of the project is to create an online question bank module to use especially during preparation of multiple choice tests of undergraduate medical education. The distinct features of this module form the other similar modules are; - during the development of the software particular scientific and statistical methods of assessment science will be used, - integration of these statistical methods will allow to evaluate the reliability and validity of the items, - calculation of reliability and validity of the items separately will allow to evaluate both the performance of students and teachers, - with this module multiple choice exams would be structured on the blueprint charts which will report the number and type of test questions represented across the topics in content area consistent with learning objective and relative weight on test given to each topic, - blueprint charts will also allow to identify the percentage weighting of cognitive dimensions as the level of competence tested in each knowledge domain, - as the software will be coded by web based technologies it will be posssible to use it without installing to individual computers, - the modular structure of software will allow to integrate it into other education management systems or into other online or offline question bank softwares. P-25 PLASENTA PREVIA YA SEKONDER GELİŞEN DİSSEMİNE İNTRAVASKÜLER KOAGÜLASYON (DİK) TABLOSU Berk Geroğlu1, Mehmet Uzun2, Fikret Merter Alanyalı1, Seval Şekerler2, Harun Akar2 1İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği 2İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği anomalisi olup insidansı % 0.5 olarak bildirilmiştir (1). Genellikle ikinci ve üçüncü trimesterde nadiren de birinci trimesterin sonunda görülebilmektedir. Antepartum hemorajinin (vajinal kanamanın) önde gelen sebeplerinden biridir. Tüm gebeliklerin yaklaşık % ini etkilemektedir (2). OLGU Bilinen kronik hastalığı ve ilaç kullanım öyküsü olmayan 36 yaşındaki kadın olgunun dahiliye servisine yatışından 3 gün önce plasenta previa nedeniyle sezeryan operasyonu (C/S) öyküsü mevcut. Hastanın C/S sonrası aşırı kanaması olmuş ve takibinde idrar çıkışı azalmış. Eritrosit süspansiyonu replasman tedavisi (ERT) verilmesine rağmen hemoglobin değerlerinde düşme devam etmiş. Takiplerinde üre-kreatinin değerleri artan ve anürisi gelişen olguda ön planda iskemik akut tübüler nekroz (ATN) düşünüldü. Tetkiklerinde trombositopeni de olması üzerine hasta ATN + DİK ön tanısıyla dahiliye servisine nakil alındı. Koagülasyon parametrelerinde uzama saptanan olgunun periferik yaymasında bol akantositler görüldü. Hematoloji birimi ile görüşüldü ve DİK düşünüldü. Akut böbrek yetmezliği tablosu için olgu hemodiyalize alındı ve DİK tedavisi için günlük taze donmuş plazma (TDP) replasmanı uygulandı. Takibi boyunca ERT, TDP ve trombosit desteği verilen olgunun takiplerinde koagülasyon parametrelerinin normal sınırlara geldiği ve hemoglobin düşüşünün olmadığı görüldü. SONUÇ Plasenta previa ya sekonder gelişen DİK obstretik komplikasyonların en önemli nedenlerinden biridir. C/S sonrası hasta takibinde öyküde plasenta previa mevcut ise koagülasyon parametreleri ve gelişebilecek klinik durumlar dikkatle takip edilmeli, DİK gelişebileceği akılda tutulmalıdır. GİRİŞ Plasenta previa, plasentanın internal servikal os a yakın yerleştiği bir plasenta implantasyon 60

61 P-26 VASCO DA GAMA HAREKETİ (VdGM) TÜRKİYE NİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI Berk Geroğlu1, Demet Merder Coşkun2, Fikret Merter Alanyalı1,Canan Tuz3, Özgür Erdem4, Hüseyin Can5, Fatma Gökşin Cihan6, Nil Tekin7 1Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 2Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, İstanbul 3Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, Ankara 4Kayapınar 9 Nolu Aile Sağlığı Merkezi, Diyarbakır 5Katip Çelebi Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, İzmir 6Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği, Konya 7Narlıdere Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, İzmir VdGM, WONCA Avrupa çatısı altında, European Academy of Teachers in General Practice (EURACT) desteğiyle, aile hekimliği asistanlarının ve uzmanlığının ilk beş yılı içindeki aile hekimlerinin yararına çalışan bir gruptur. 1-4 Haziran 2004 tarihinde Amsterdam da yapılan WONCA Avrupa Kongresi nde Genç Doktorlar Projesi adı altında bir Prekonferans düzenlenmiştir. On bir Avrupa ülkesinin katıldığı bu Prekonferansa Türkiye yi Nil Tekin, Fatma Gökşin Cihan ve Erhan Burgut temsil etmişlerdir te ilk kez yapılan bu Prekonferans sonucunda bu düşünce alışverişinin daha sonra da devam etmesine karar verilmiştir ve Vasco da Gama Hareketi oluşturulmuştur. Aile hekimliği asistanları ve uzmanlığının ilk 5 yılı içindeki aile hekimleri Genç Doktorlar (Junior Doctors) olarak tanımlanmıştır (1). VdGM Türkiye olarak kurulduğu ilk günden itibaren bu hareket ülkemizde tanıtılmaya başlanmıştır. VdGM Türkiye nin kurucu üyeliğini Nil Tekin ve Fatma Gökşin Cihan beraber gerçekleştirmişlerdir yılına kadar Türkiye VdGM Temsilciliği ni yürüten Nil Tekin bu görevini Zelal Akbayın a devretmiştir. 61 Avrupa daki VdGM hareketine paralel olarak ülkemizde de VdGM kurumsal yapısını tamamlamıştır. Bu yeniden düzenlenen organizasyonun yönetimini VdGM Türkiye Değişim Grubu Koordinatörü Özgür Erdem, VdGM Türkiye Araştırma Grubu Koordinatörü Hüseyin Can, VdGM Türkiye Eğitim ve Öğretim, İmaj Grubu Koordinatörü Hayriye Külbay ve VdGM Türkiye Avrupa Ötesi Grubu Koordinatörü ve daha sonra bir dönem VdGM Türkiye Temsilciliği yapan Murat Altuntaş üstlenmiştir (2). Halen VdGM Türkiye Temsilciliği Berk Geroğlu tarafından yürütülmektedir. VdGM Türkiye ekibi VdGM Avrupa da olduğu gibi belirli bir yapılanma ile tamamıyla gençlerden oluşan ekibiyle faaliyetlerine devam etmektedir. WONCA Avrupa Konferansı İstanbul 2015 in temasının Aile hekimliğinin geleceği Genç ol, genç kal olarak belirlenmesi, aile hekimliği disiplininde gençlere verilen değerin önemli bir kanıtıdır. Değişim grubunun aktif çalışmaları ile son beş yıldır on beşten fazla farklı değişim programına Türkiye den katılım sağlanmış ve ülkemizde aile hekimliği asistanlığı yapan meslektaşlarımızın aile hekimliğinin yurt dışı uygulamaları hakkında fikir sahibi olmaları desteklenerek, yeni ufuklara yelken açılmıştır. Bu çerçevede İngiltere, İspanya, Portekiz, Hollanda, Danimarka, İsrail gibi ülkelere giden genç meslektaşlarımız olduğu gibi yurt dışından da değişim programı kapsamında gelen Avrupalı meslektaşlarımız Akdeniz Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı işbirliği ile Antalya da misafir edilmişlerdir. Ayrıca her yıl VdGM Prekonferanslara katılımlar sağlanmıştır. WONCA Avrupa Konferansı İstanbul 2015 programı içerisindeki VdGM oturumları ve Prekonferans İstanbul 2015 ile ilgili çalışmalar başlatılmış durumdadır. Türkiye deki önemli aile hekimliği dergilerinde birçok kez VdGM ile ilgili yazılar yayınlanmıştır. Birçok ulusal aile hekimliği kongresinde sözlü sunumlar ve çalıştaylar yapılmıştır (3). Bu sunumlar ile VdGM nin yaptığı faaliyetler Türkiye deki aile hekimleri ile paylaşılmış ve

62 geribildirimler alınmıştır. Eğitim ve öğretim grubu ile ise; özellikle asistanların saha eğitimi ve aile hekimliği eğitim müfredatının standardize edilmesi yönünde çaba sarf etmektedir. VdGM Türkiye nin gelecek planlarında Prekonferans İstanbul 2015 in düzenlenmesi, yeni değişim programlarına katılımların sağlanması, Türkiye değişim programlarının düzenlenmesi, yeni araştırma projelerinin yapılması, eğitimle ilgili eksiklerin saptanması, VdGM Avrupa ve Türkiye ekibinin tanıtımının en iyi şekilde yapılması yer almaktadır. P-27 DERİN METABOLİK ALKALOZ İLE BAŞVURAN HASTADA TESPİT EDİLEN PİLOR STENOZU Berk Geroğlu1, Mehmet Uzun2, Fikret Merter Alanyalı1, Bilgin Demir2, Harun Akar2 1İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği 2İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği GİRİŞ Pilor stenozu sıklıkla biyokimyasal ve elektrolit bozuklukları ile ortaya çıkmaktadır. Kusma ve mide içeriğinin atılması hafif orta derecede metabolik alkaloz ve prerenal azotemiye yol açabilmektedir. Böbrek yetmezliği sıklıkla metabolik asidoz ile birliktedir. Böbrek yetmezliği olan hastalarda ciddi metabolik alkalozun varlığı pilor obstrüksiyonu açısından hekimi uyarmalıdır (1). OLGU Otuz yedi yaşında erkek olgunun bilinen hipertansiyon (HT) + psikiyatrik rahatsızlıkları olduğu, acil servise yüzde karıncalanma, ellerde ve dilde uyuşma, birkaç kez kusma şikayeti ile getirildiği öğrenildi. Olguya altı ay önce İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniğinde venlafaksin hidroklorür + ketiapin + paroksetin hidroklorür başlanmış. 2-3 aydır HT + üre-kreatinin yüksekliği nedeniyle izlenmekteymiş. Dışarıdan 62 madde veya ilaç kullanımı olmadığı öğrenildi. Acil serviste bakılan kan gazında ph: 7.79, HCO3: 37, pco2: 23 olan, tetkiklerinde ürekreatinin yüksekliği ve tansiyon yüksekliği ile beraber hipokloremik hipopotasemik metabolik alkaloz tespit edilen olgu ileri tetkik ve tedavi amacıyla dahiliye servisine yatırıldı. Anamnez derinleştirildiğinde olgunun daha önceki yıllarda inatçı kusmalar nedeniyle gastroentoroloji birimine başvurduğu ve yapılan endoskopide pilor darlığı tespit edildiği öğrenildi. Olgu o dönem genel cerrahi birimine yönlendirilmiş fakat kendisine bu konuyla ilgili cerrahi girişim düşünülmediği söylenmiş. Hastanemizde yapılan ultrasonografide her iki böbrekte evre 2 yetmezlik tespit edildi. Olgunun göz dibi muayenesinde hipertansif retinopati evre 2 mevcut olarak değerlendirildi. Dış merkezde yapılan tetkikleri incelenen olgunun biyokimyasal değerlerinde hipopotasemi ve kan gazlarında metabolik alkaloz görülüp, ayırıcı tanıda hiperaldosteronizm, renal arter darlığı gibi durumlar da düşünüldü. Ancak olgunun klor cevaplı metabolik alkalozu olduğu için bu tanılardan nispeten uzaklaşıldı. Olgunun dilde karıncalanma ve uyuşma şikayetleri metabolik alkaloza sekonder kanda düşmüş iyonize kalsiyum düzeyine bağlandı. Derin metabolik alkalozu ve inatçı kusmaları ise tedavi edilmemiş pilor stenozuna bağlandı ve hasta cerrahi birimine yönlendirildi. SONUÇ Olguda uygulanan tedaviler ile metabolik alkaloz ve böbrek yetmezliği tedavi edilmiş, etiyolojik neden olarak pilor stenozu saptanmıştır. Sonuç olarak, böbrek yetmezliği ve ciddi metabolik alkaloz ile başvuran olgularında asit-baz dengesinin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir ve mevcut durumun pilor stenozu ile ilişkili olabileceği göz önüne alınmalıdır. (1)

63 P-28 "AMAN ALLAH'IM! YOKSA CİDDİ BİR HASTALIĞIM MI VAR?": OLGU SUNUMU Dr. Gökçen SALMANOĞLU *, Uzm.Dr. İrep KARATAŞ ERAY *, Uzm.Dr. Aylin BAYDAR ARTANTAŞ *, Yrd.Doç.Dr. Tuncer KILIÇ *, Doç.Dr. Yusuf ÜSTÜ, Doç.Dr. Mehmet UĞURLU * * Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği 51 yaşında kadın hasta, dış merkezden istenen tüm batın ultrasonografisini bizim merkezimizde çektirmek istediği için polikliniğimize başvurdu. Aktif şikayeti olmayan hasta, periyodik muayene için Kalp Damar Hastalıkları polikliniğine başvurduğunda trombositopeni saptanmış. Kalp Damar Cerrahı hastayı trombositopeni etyolojisinin araştırılması için hematoloji polikliniğine yönlendirmiş. Hematoloji polikliniğinde çeşitli kan tetkikleri ve tüm batın ultrasonografisi istenmiş. Hastamız kan tetkiklerini orada yaptırmış, ancak ultrasonografi randevusunu yakın tarihe alamadığı için polikliniğimize başvurdu. Hastanın özgeçmişi sorgulandığında; 3-4 yıldır hiperlipidemi tedavisi için rosuvastatin 20mg 1*1 tablet ve asetilsalisilikasit 100mg 1*1 tablet, 1-2 yıldır göz kuruluğu için suni gözyaşı kullandığı öğrenildi. Sigara, alkol, alerji ve ameliyat öyküsü olmayan hastanın soygeçmiş sorgulamasında babasında koroner arter hastalığı olduğu öğrenildi. Sistem sorgusunda; hipermenore, menoraji, hematüri, melana, kolay morarma, ateş, karın ağrısı olmadığı öğrenildi. Yakın zamanda geçirilmiş enfeksiyon öyküsü olmayan hasta, başağrısı için oral analjezik kullanıp kullanmadığından emin değildi. Genel durumu iyi, bilinci açık, oryantasyon ve kooperasyonu tam olan hasta kendisinde önemli bir kan hastalığı olabileceği şüphesiyle endişeli görünmekteydi. Fizik muayenesinde TA:110/70 mmhg, KTA:79/dk, ateş: 36,6 C olan hastada hepatosplenomegali, lenfadenopati, ekimoz, peteşi, purpura saptanmadı. Hastanın önceki tam kan sayımında platelet: /µL, Hgb:15,8 g/dl, BK:4000/µL, Sed: 63 8mm, glukoz: 90 mg/dl, Kr:0,72 mg/dl, AST:17 U/L, ALT:20 U/L bulunmuş. Bu sonuçların laboratuvar hatası, geçirilmiş subklinik viral enfeksiyon ya da ilaç kullanımına bağlı geçici bir durum olabileceği anlatılarak hasta rahatlatıldı. İstenen kontrol tam kan sayımında platelet:161000/µl MPV:11,2fL ve periferik kan yayması normal olarak değerlendirildi. Hastaya trombositopeni saptanan önceki tetkikte laboratuvar hatası olduğu ve tüm batın ultrasonografisi istemeye gerek olmadığı anlatıldı, ancak hasta "diğer doktorlar beni çok endişelendirdi, ultrasonografi yapılmazsa rahat edemem" dediği için yapıldı, sonucu normal olarak raporlandı. Sık görülen asemptomatik rastlantısal trombositopeni nedenleri sırasıyla; laboratuvar hatası, psödotrombositopeni, ilaçla indüklenen trombositopeni ve idiyopatik trombositopenik purpuradır.* Platelet sayısı /µL olan hastalarda ileri tetkiklere geçmeden önce birkaç ay içerisinde tam kan sayımı tekrarı yapmak gerekir.* Olgumuzda olduğu gibi, periyodik muayenenin birinci basamak atlanarak diğer dal uzmanları tarafından yapıldığı durumlarda, hem hastalar gereksiz yere endişelenmekte, hem de üst basamaklara sevk edilerek üst basamaktaki iş yükü artmakta ve gereksiz tetkikler istenerek ülke ekonomisi zarara uğramaktadır. Periyodik muayene, hastaya bütüncül yaklaşabilen, insidans ve prevalansa dayalı özgün karar verme becerileri olan aile hekimlerince yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, periyodik muayene, trombositopeni

64 P-29 ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM ANABİLİM DALI POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN GEBELERDE FOLİK ASİT KULLANIM DÜZEYLERİ Ayşenur ALPER GÜRZ¹, Füsun Ayşin ARTIRAN İĞDE¹, Emel KURTOĞLU², Mustafa Fevzi DİKİCݹ, Füsun YARI޹ ¹ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı ² Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı AMAÇ: Gebelik, annenin enerji, protein, vitamin ve mineral gereksiniminin arttığı bir dönem olup bu dönemde beslenme, anne ve bebek açısından son derece önemlidir. Maternal diyet; annenin ve besin depolarının, gelişen fetüsün ve laktasyonun gereksinimlerini karşılamak üzere yeterli enerji ve besinlere sahip olmalıdır. Bu bağlamda folik asit, nükleik asit sentezinde önemli bir role sahip olup, ıspanak, fındık, kepekli ekmek, yer fıstığı ve karnabaharda bol miktarda bulunmaktadır. Genetik faktörler ve diyetle yetersiz alım, düşük folat düzeylerine sebep olabilir ve bu durum artmış preterm doğum riski ve kısıtlı fetal büyüme geriliği ile ilişkilidir. Çalışmamızın amacı, gebelerin sosyodemografik özellikleri ile gebelikte folik asit kullanım düzeyini değerlendirmektir. MATERYAL-METOD: Şubat-Mart 2014 tarihleri arasında, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı na başvuran 52 gebeye, gebelikte vitamin kullanım durumlarını ölçmek için özel olarak hazırlanan 20 soruluk anket formu uygulanmıştır. BULGULAR: Anket uygulanan 52 gebenin yaş ortalaması 29,8±5,6 idi. Olguların %15,4 ü (n=8) ilkokul mezunu, %34,6 sı (n=18) ortaokul-lise mezunu, %50 si (n=26) üniversite mezunuydu. Gebelerin %44,2 si (n=23) primigravid, %55,8 i (n=29) multipar idi. Sosyoekonomik düzeye bakıldığında %23,1 (n=12) orta düzeyde, %48,1 (n=25) sosyoekonomik düzeyi kötü ve %28,8 (n=15) ise iyidi. %42,2 (n=23) ev hanımı, %21,2(n=11) sağlık çalışanı, %34,6 (n=18) esnaf veya 64 memur olarak çalışmaktaydı. Hastaların %80,8 inde (n=42) gebeliğin planlı olduğu görüldü. Hastaların %57,7 (n=30) folik asit kullanmaya gebelik öncesi başlamıştı. Gebeliğin ilk üç ayında folik asit başlanan hasta sayısı 22 (%42,3) idi. Tüm gebelerin %80,8 i (n=42) gebelik öncesi ya da gebeliklerinin herhangi bir aşamasında folik asit kullanmıştı. Gebeliğinin herhangi bir döneminde folik asit kullanan tüm gebeler ele alındığında folik asit en sık doktorlar tarafından başlanmıştı (n=40, %97,6). SONUÇ: Perikonsepsiyonel folik asit desteği nöral tüp defektini (spina bifida, anensefali, ensefalosel), konjenital kalp hastalığını, orofasial yarık riskini azaltmaktadır. Folik asit kullanımına konsepsiyondan en az bir ay önce başlanmalı ve konsepsiyondan sonra 12. haftaya kadar devam edilmelidir. Sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyi yükseldikçe folik asidin kullanım oranları artmakta ve folik asid hakkında bilgi sahibi olanların sayısında artış olmaktadır. Bu nedenle sağlık birimlerinde çalışanların doğurganlık çağındaki tüm kadınlara nöral tüp defektlerinin önlenmesinde folik asitin etkisinin duyurulması için çalışmalar yapmaları gerekmektedir. Bu amaçla, özellikle hastaların kolaylıkla ulaşabildiği birinci basamak sağlık kurumları ve aile hekimleri başta olmak üzere diğer birinci basamak sağlık personeli stratejik bir öneme sahip olabilir. Her ne sebeple olursa olsun aile sağlığı merkezlerine başvuran üreme çağındaki kadınlara folik asitle ilgili bilgi verilmesi ve kolay anlaşılabilir broşürler dağıtılması uygun olabilir. P-30 AKCİĞER KANSERİ TANILI OLGUDA TESPİT EDİLEN UYGUNSUZ ADH SENDROMU Fikret Merter Alanyalı 1, Mehmet Uzun 2, Berk Geroğlu 1, Mehmet Can Uğur 2, Harun Akar 2 1 İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği 2 İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği

65 GİRİŞ Paraneoplastik sendromlar (PNS), malignitelerle birlikte görülen, meydana gelmelerinde metastazın veya primer tümörün direkt fiziksel etkisinin rol oynamadığı bir grup hastalıktır. Akciğer kanserinde de %10 oranında PNS'a rastlanmaktadır (1). OLGU Altmış yedi yaşında erkek olgunun bilinen koroner arter hastalığı (KAH), hipertansiyon (HT), benign prostat hipertrofisi (BPH), akciğer kanseri (AC CA) tanıları mevcut olup medikal tedavi aldığı ve en son kemoterapisini başvurusundan bir hafta önce aldığı öğrenildi. İki-üç gündür bulantı, kusma, iştahsızlık ve şuur bulanıklığı olan olgu acil servise başvurmuş. Yapılan tetkiklerinde hiponatremi (serum sodyumu: 109 mmol/l), ılımlı pansitopeni (karboplatin almakta) saptanan olgu hiponatremi tanısıyla dahiliye servisine yatırıldı. Olgunun pansitopenisinin bir hafta önce almış olduğu kemoterapiye bağlı olduğu düşünüldü. Olgudan spot idrarda sodyum çalışıldı ve normal değerin üzerinde sodyumun idrarda atıldığı tespit edildi. Ateş, nabız, tansiyon arteriyal ve aldığı çıkardığı sıvı miktarı takibi planlandı. Sodyum açığı hesaplanarak hastaya sodyum replasmanı planlandı. KAH öyküsü olan olgunun antiagregan ve antikoagülan tedavileri düzenlendi. Bakılan kan kortizol düzeyi normal saptandı ve endokrinoloji birimine danışıldı. Hiponatremi algoritmik sınıflamasına göre övolemik hiponatremi olarak değerlendirilen olguda Uygunsuz ADH Sendromu düşünüldüğü belirtildi. Hipertonik sıvı tedavisinin devamı önerildi. KAH ve HT öyküleri olan olgunun kalp sesleri ritmik, elektrokardiyografi: normal sinüs ritmi, ekokardiyografi: ejeksiyon fraktürü: % 60, sol ventrikül: hafif konsantrik hipertrofi, sol ventikül diyastolik disfonksiyonu (evre ı) olarak değerlendirildi. Ek tedavi önerilmedi. Diyetinin düzenlenmesi açısından diyetisyene danışılan olguya mevcut diyetine ek olarak oral mama 3x1 (oral) önerildi. Intravenöz izotonik hidrasyon ile birlikte hipertonik %3 NaCl solüsyonu ile kan sodyum düzeyi takibi, tansiyon takibi eşliğinde sodyum 65 replasmanı yapıldı. Tetkiklerinde serbest T4 yüksekliği saptanan olgunun kontrol tiroid fonksiyon testleri ve tiroid antikorları istendi. Olguya endokrinoloji tarafından hiponatremiye yönelik tolvaptan 15 mg tablet 1*1 (oral) önerildi. Hipertonik uygulanmasıyla serum sodyum değerleri güvenli aralığa gelen olgunun semptomlarında düzelme olduğu gözlendi. Sodyum değerinde tekrar düşüş gözlenirse uygunsuz ADH sendromu tedavisinde kullanılan tolvaptanın (selektif, kompetitif vazopressin reseptör 2 antagonisti) tekrar verilmesi planlandı. SONUÇ Akciğer küçük hücreli kanserinde hastaların %50 sinde ADH düzeyi artarken, sadece %1-5 inde ADH sendromuna ait semptomlar gelişir (1). Anoreksi, zayıflama, bulantı, kusma semptomlarına konfüzyon, bilinç bulanıklığı eklenebilir. Serum sodyum düzeyi 115 mmol/lt altına düştüğü zaman koma gelişir (1). P-31 TIP 2 DIYABETES MELLITUS TEDAVİSİNDE DİYET ALIŞKANLIKLARININ KAN GLİKOZU DÜZEYLERİ VE İNSÜLİN TEDAVİ DOZLARI ÜZERİNE ETKİSİ: OLGU SUNUMU Fikret Merter Alanyalı 1, Berk Geroğlu 1, Yasemin Kılıç Öztürk 1, Haluk Mergen 1, Kurtuluş Öngel 2 1 İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 2 Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, İzmir Giriş: Tip 2 Diyabetes Mellitus (DM) tedavisinde kan glikozu kontrolünü sağlamak için sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması önemlidir. Diyabetik olmayan bireylerde olduğu gibi diyabetli bireylerin de yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrenmesi ve öğrendiklerini günlük yaşamda uygulaması sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturur (1). Olgu: Elli dört yaşında bilinen Tip 2 DM, hipertansiyon ve postmenopozal osteoporoz tanıları mevcut olan kadın olgunun; osteoporoz nedeniyle ilaç raporu almak için

66 fizik tedavi ve rehabilitasyon poliklinik başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Yapılan tetkiklerinde kan glikozu yüksekliği saptanması, öyküsünde sık sık hipoglisemi atakları ve kan glikozu düzensizliği tariflemesi üzerine hasta aile hekimliği polikliniğine yönlendirilmiş. Olgunun yaklaşık 10 yıldır insülin kullanımı (insülin aspart + insülin glarjin) olduğu ve metformin 1000 mg 2x1 (oral) kullandığı öğrenildi. Öyküsünde 12 yıldır hipertansiyon nedeniyle perindopril/amlodipin 10/5 mg 1x1 (oral) ve metoprolol (oral), koroner anjiografi öyküsü nedeniyle ise klopidogrel 75 mg 1x1 (oral) kullandığı öğrenildi. Hastanın aile öyküsü tanımlanmadı. Kan glikozunun düzenlenmesi amacıyla Palyatif Bakım Aile Hekimliği servisine yatırılan hastanın daha önce 3x22 ünite insülin aspart (subkutan), 1x34 ünite insülin glarjin (gece) (subkutan) kullandığı, buna rağmen kan glikozu düzeylerinin mg/dl arasında seyrettiği öğrenildi. Serviste takibinde genel durumu iyi, vital bulguları stabil ve fizik muayenesi olağan, beden kitle indeksi: 30 kg/m 2 olarak saptandı. Yapılan tetkiklerinde açlık kan şekeri: 196 mg/dl, tokluk kan şekeri: 359 mg/dl ve Hemoglobin A1C: % 9.8 olarak saptandı. Mevcut tedavisine devam edildi ve düşük glisemik indekse sahip diyet verildi. Sabah hipoglisemileri olması üzerine insülin tedavisi 3x14 ünite insülin aspart (subkutan) ve 1x32 ünite insülin glarjin (subkutan) olarak düzenlendi. Hastanın öyküsünde daha önceleri hipoglisemi ataklarının olduğu; kendini iyi hissetmemesi üzerine korktuğu ve daha fazla yemek yediği; gittiği polikliniklerde de kan glukozu yüksekliği nedeniyle insülin dozlarının hep arttırıldığı ve bu süre içerisinde hastanın sürekli kilo almaya devam ettiği öğrenildi. Kan glukozları sabah: 10 ünite insülin aspart, öğle: 14 ünite insülin aspart, akşam 16 ünite insülin aspart ve gece 24 ünite insülin glarjin ile normal sınırlarda idi ve hasta serviste yatışı süresince diyetine kısa sürede uyum gösterdi ve diyet alışkanlığı sağlandı. 13 günlük yatışının son 5 günü içerisinde hipoglisemi saptanmadı. Olgunun medikal tedavisi düzenlendi ve diyet önerileriyle poliklinik kontrolüne gelmesi önerilerek, hasta taburcu edildi. 66 Sonuç: Tip 2 DM izlem ve tedavisinde insülin dozları ayarlanırken hastaların öyküsündediyet alışkanlıkları mutlaka sorgulanmalı, hastalara yaşam tarzı değişiklikleri konusunda bilgi verilmeli ve mutlaka diyabetik diyet önerilerinde bulunulmalıdır. İnsülinin anabolizmayı arttırıcı etkisinin doz artışı ile birlikte kilo artışına yol açtığı bilinmektedir. Bu olguda da literatür ile uyumlu olarak önceki poliklinik başvurularında sürekli olarak insülin dozu artırıldığı ve muhtemelen buna bağlı olarak hastanın son beş yılda yaklaşık 10 kg kadar kilo aldığı öğrenildi. Kan glukozları palyatif bakım aile hekimliği yataklı servisimizde diyeti sıkı bir şekilde kontrol altına alınarak düzenlenen hastada hipoglisemik ataklar ve hiperglisemiler önlenmiştir. Hatta sadece uygun diyet seçimiyle hastanın insülin dozları da büyük oranda azaltılabilmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, diyabetes mellitus, diyet. P-32 GERİATRİK KOLOREKTAL KANSER OLGULARIMIZIN ANALİZİ Fuat İpekçi 1, Tayfun Kaya 1, Ömer Binicier 3, Fikret Merter Alanyalı 2, Berk Geroğlu 2, Veysel Karahan 1, Emre Turgut 1 1 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir 2 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 3 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gastroenteroloji Kliniği, İzmir GİRİŞ VE AMAÇ: Kolorektal kanserin erken belirtilerinden anemi, iştahsızlık, halsizilik, kabızlık/diyare ve hemoroidal hastalıkla yaşlı hastalarda çok sık karşılaşıldığından, kolorektal karsinomlarının erken tanıları gecikmektedir. Özelikle bu grupta yapılacak endoskopik tetkikler erken tanıda önemli rol oynar. Bu çalışmada, endoskopik incelemelerle tanıları konan olgularımız

67 geriye dönük incelenerek sonuçların ortaya konulması amaçlanmıştır. Y ÖNTEM: 1 Ocak Aralık 2012 tarihleri arasında rektosigmoidoskopi / kolonoskopi + biyopsi yapılarak kolorektal kanser tanısı konulan 119 hastanın 79 u çalışmaya alındı. Yaş dekadlarına göre cinsiyet, patolojik kolon segmenti, rektosigmoid karsinom olgularında hemoroidal hastalık birlikteliği, başvuru şikayetleri ve tanı sırasında metastaz oranları incelendi. BULGULAR: Yüz on dokuz hastanın 79 u 60 yaş ve üzerindeydi. Bu hastaların da 29 u kadın, 50'si erkekti. Yirmi dokuz kadın hastanın 15 inde karsinom rektosigmoid bölge, 8 inde inen kolon ve splenik fleksura, 1 inde transvers kolon, 4 ünde hepatik fleksura ve çıkan kolon ve 1 inde çekum yerleşimliydi. Elli erkek hastanın ise karsinom 36 sında rektosigmoid bölge, 3 ünde inen kolon ve splenik fleksura, 4 ünde transvers kolon, 6 sında hepatik fleksura ve çıkan kolon ve 1 inde çekum yerleşimliydi. Altmış yaş ve üzeri kanser saptanan 79 hastanın 31 inde (%39.2) hemoroidal hastalık saptandı. Kolonoskopi yapılma nedenlerine bakıldığında okkült ya da belirgin kanaması olan 12 kadın ve 15 erkek, karın ağrısı olan 5 kadın ve 10 erkek olduğu, 37 hastanın ise tetkik amaçlı başvurduğu öğrenildi. Bir kadın ve 8 erkek hastada metastaz saptandı. TARTIŞMA VE SONUÇ: Kansere bağlı ölüm nedenlerinde ilk sıralarda olan kolorektal kanserlerin görülme sıklığı yaşla beraber artmaktadır. Bu çalışmada, kadın hastaların %60.4 ü, erkek hastaların ise %70.4 ü 60 yaş ve üzerindeydi. Tüm hastaların %39.2 gibi önemli bir bölümünde ise hemoroidal hastalık vardı. 67 Hemoride bağlı kanaması olan yaşlılardakolorektal kanser açısından dikkatli olunmalıdır. Anahtar kelimeler: Kolorektal kanser, 60 yaş üstü, endoskopi. P-33 BİR GENEL CERRAHİ KLİNİĞİNDEN 60 YAŞ ÜSTÜ ENDOSKOPİK TANILI KOLON DIVERTİKÜLÜ OLGULARINA BAKIŞ Fuat İpekçi 1, Tayfun Kaya 1, Ömer Binicier 3, Berk Geroğlu 2, Fikret Merter Alanyalı 2, Veysel Karahan 1, Emre Turgut 1 1 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir 2 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 3 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gastroenteroloji Kliniği, İzmir GİRİŞ VE AMAÇ: Yaşamın uzaması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve endoskopik tetkiklerin fazlalığı divertiküloza (divertiküler hastalığa) sebep olan 60 yaş üstü kolonik divertikül olgularının görülme sıklığını arttırmıştır. Ünitemizde 60 yaş ve üstü endoskopiyle divertikül tespit edilen olgularımızı geriye dönük araştırmayı amaçladık. Y ÖNTEM: 1 Ocak Aralık 2012 tarihleri arasında barsak hazırlığı sonrası endoskopik tetkikle divertiküler hastalık saptanan 96 olgu çalışmaya alınmıştır. Olguların; yaş dekatlarına göre cinsiyetleri, divertiküllerin kolorektal yerleşim yerleri, kanama - karın ağrısı diyare / kabızlık / tenezm semptomlarının olup olmaması, divertiküllere eşlik eden maligniteler ve hemoroid - angiodisplazi şeklinde yandaş hastalıklar parametreleri çalışma kapsamına alınmıştır.

68 BULGULAR: Doksan olgunun 53 ü erkek, 37 si kadındır. Erkeklerin 20 si yaş, 20 si yaş ve 13 ü 80 ve üstü yaş grubundaydı. Kadınların 4 ü yaş, 15 i yaş, 18 i 80 yaş ve üzerindeydi. Erkek ve kadın grubunda 50 yaş altı dekatlarda hiç divertiküle rastlanmadı. Tüm olguların 62 sinde divertikül rektosigmoid yerleşimliydi. Erkeklerin %35.8 i (n:19) rektal kanama, %22.6 sı (n:12) karın ağrısı ve %11.3 ü (n:6) kabızlık şikayetleriyle başvurmuştu, %45.2 si (n:24) tetkik amacıyla başvuru yapmıştı. Kadınların %48.6 sı (n:18) rektal kanama, %10.8 i (n:4) karın ağrısı ve %5.4 ü (n:2) kabızlık şikayetleriyle başvurmuştu ve %35.1 i (n:13) tetkik amacıyla başvuru yapmıştı. Yandaş hastalıklar incelendiğinde olguların %60 ında (n:54) hemoroidal hastalık, %8.8 inde (n:8) polip, %6.6 sında (n:6) metastaz saptanmıştı. SONUÇ: Kolon divertikülleri yaşlılarda ve özellikle kabızlık çekenlerde, mukoza ya da submukozadan itilme şeklinde akkiz ya da tam tabakaları içeren konjenital gelişen tek veya çoklu kolon duvarı herniasyonlarıdır. Gelişmiş ülkelerde kolon divertiküllerinin %50-60 ı 80 yaşın üzerinde iken ünitemize başvuran hastalarda bu oranın 31 olguyla ancak %32.29 olması dikkat çekicidir. Ayrıca 50 yaş altı divertiküle rastlanılmaması da bir diğer dikkat çekici noktadır. Otuz yedi olgumuzda asemptomatik divertiküler hastalığın tespit edilmesi de önemli üçüncü husustur. İleri yaşlarda karın ağrısı, anemi veya alt GİS kanama, kabızlık, ishal, tenezm gibi şikayetleri olan hastalarda kolonun divertiküler hastalığı olabileceği akılda tutulmalı, bu hastalara endoskopik girişi ihmal edilmemelidir ve bu hastalar mutlaka takip edilmelidirler. Anahtar kelimeler: kolon divertikülü. Endoskopi, geriatri, 68 P-34 BİR CERRAHİ KLİNİĞİNDEKİ ALTMIŞ YAŞ VE ÜSTÜ KOLOREKTAL POLİP OLGULARIMIZIN BİR YILLIK ENDOSKOPİK ANALİZİ Fuat İpekçi 1, Tayfun Kaya 1, Ömer Binicier 3, Fikret Merter Alanyalı 2, Berk Geroğlu 2, Veysel Karahan 1, Emre Turgut 1 1 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir 2 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 3 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gastroenteroloji Kliniği, İzmir GİRİŞ VE AMAÇ: Kolorektal mukozanın lümene doğru anormal olarak saplı-sapsız büyüyen oluşumları olan poliplerin büyük kısmı premalign lezyonlardır. Bu nedenle, poliplerde erken tanısal/terapötik endoskopik girişim önemlidir. Bu çalışmada, polipektomi uygulanmış, 60 yaş ve üstü tüm kolo-rektal polip olgularını geriye dönük araştırmak amaçlanmıştır. Y ÖNTEM: 1 Ocak Aralık 2012 tarihleri arasında ünitemizde sigmoidoskopi ve/veya kolonoskopi yapılanlarda polip saptanan 98 olgu çalışmaya alınmıştır. Bu olgular dekatsal cinsiyet, polipin yerleşim yeri ve rektal kanama - karın ağrısı - tetkik şeklindeki başvuru nedeni parametreleri ile çalışmaya alınmıştır. Polipektomi materyellerinin histopatolojik değerlendirilmeleri başka bir çalışmada ayrıca değerlendirilmiştir. BULGULAR: Kolorektal polip saptanan 98 olgunun 69 u erkek (%70.4), 29 u (%29.6) kadındır. Erkeklerin 35 i yaş aralığında, 18 i yaş aralığında idi ve 16 sı 80 ve üzeri yaşta idi. Kadınların 17 si yaş aralığında, 10 u yaş aralığında idi, 2 si 80 ve üzeri yaşta

69 idi. Altmış yedi olguda polip rektosigmoid yerleşimliydi (%68.3). Erkeklerin 20'si rektal kanama, 2'si karın ağrısı şikayetleriyle ve 47'si tetkik amacıyla başvurmuştu. Kadınların 5'i rektal kanama, 3'ü karın ağrısı şikayetiyle ve 21'i tetkik amacıyla başvurmuştu. TARTIŞMA VE SONUÇ: Kolorektal polipler genellikle 60 yaş ve üstünde rektosigmoid yerleşimlidir. Olgularımızın %36 sı belirli bir şikayet ile hekime başvurmuştur. Bu yüzden rektal kanama, anemi, diyare veya karın ağrısı şikayeti olan hastalarda mutlaka kolorektal endoskopik girişim uygulanmalıdır ve saptanan poliplere polipektomi yapılıp takip edilmelidir. Kolo-rektal polip saptanan hastaların %64 ü ise şikayeti olmadan başvuru yapmıştır. Bu nedenle şikayeti olmayan hastaların da Amerikan Kanser Derneği nin Kanserin Erken Tespiti Klavuzu nda önerilen şekilde kolon polipleri ve kanserlerin erken saptanması amaçlı 50 yaşında başlamak üzere her iki cinste 5 yılda bir fleksibl sigmoidoskopi, 10 yılda bir kolonoskopi, 5 yılda bir çift kontrastlı baryumlu kolon grafisi veya 5 yılda bir bilgisayarlı tomografi kolonografi (yapay koloskopi) ile değerlendirilmesi gerekmektedir (1). Anahtar kelimeler: Altmış yaş üstü, kolorektal polip, endoskopi. 69 P-35 SİPROFLOKSASİN TEDAVİSİNE SEKONDER GELİŞEN HİPERSENSİVİTE REAKSİYONU Fikret Merter Alanyalı 1, Mehmet Uzun 2, Berk Geroğlu 1, Bilgin Demir 2, Utku Erdem Soyaltın 2 1 İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Kliniği 2 İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği GİRİŞ Florokinolon grubu antibiyotiklerin en sık sindirim sistemi ile ilgili yan etkilerine rastlanırken, daha az olarak allerjik reaksiyonlar ve santral sinir sistemine ait yan etkiler gözlenmektedir. Sindirim sistemine ait yan etkilerin %1.8-5 oranında, santral sinir sistemine ait yan etkilerin % oranında ve dermatolojik yan etkilerin % oranında gözlendiği bildirilmiştir (1). OLGU Bilinen Tip 2 Diyabetes Mellitus, kronik böbrek yetmezliği, hipertansiyon ve epilepsi tanıları mevcut olan 66 yaşında erkek olgu İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyoloji kliniği koroner yoğun bakım ünitesinde akut koroner sendrom sebebiyle tedavisi tamamlandıktan sonra idame tedavisinin devamı için dahiliye servisine nakil alındı. Hastaneye başvurduktan 72 saat sonra yüksek ateş, öksürük ve balgam çıkarma şikayetleri başlayan hasta enfeksiyon hastalıkları kliniği tarafından hastane kökenli pnömoni olarak değerlendirilmiş ve piperasilin-tazobaktam başlanmış. Servis izlerinde yüksek ateşi olmayan, lökositozu ve enflamasyon belirteçleri gerileyen hastanın geniş spektrumlu antibiyoterapisi enfeksiyon hastalıkları kliniğinin de önerisiyle siprofloksasin ile değiştirildi. Hastanın klinik izleminde tibia ön yüz, ayak bilekleri, bel ve karın bölgesinde kaşıntılı maküler vaskülitik lezyonlar gelişti. Olgu bu lezyonlar ortaya çıkmadan önce yaygın kaşıntı şikayetinden bahsetmekte idi. Rutin hemodiyaliz programında olan hastanın bu kaşıntısı başlangıçta üremiye bağlı olarak düşünülmüştü. Mevcut maküler lezyonlar

70 takibinin ikinci günü büyük yaygın ürtikeryal plaklara dönüştü ve tüm vücuda yayıldı. Vaskülit ön tanısıyla hastadan ANA, C3, C4, p- ANCA, c-anca, hepatit belirteçleri, diğer viral hastalık belirteçleri çalışıldı. Anlamlı bir sonuç elde edilemedi. Olguya cilt biyopsisi planlandı. Yapılan cilt biyopsisinde materyalden hazırlanan kesitlerde epidermiste incelme, retelerde düzleşme, derin dermiste kollajende hafif kabalaşma ve izlenebilen damar duvarlarında kalınlaşma dışında spesifik bir bulguya rastlanmamıştır. şeklinde patoloji tarafından yorumlandı. Olgu malignite yönünden tetkik edildi. Malignite saptanmadı. Kullanılan ilaçlardan siprofloksasinin bu tabloya yol açtığı sonucuna bağlandı. Antibiyotiği kesilen ve lezyonlar için steroid tedavisi başlanan olgunun lezyonlarında gözle görülür bir iyileşme gözlendi. SONUÇ Olguda nadir de olsa ortaya çıkan siprofloksasinin dermatolojik yan etkileri görülmüştür. Hastane kökenli pnömonilerde sıklıkla tercih edilen kinolon grubu antibiyotik tedavisi sırasında oluşabilecek yan etkileri hatırlamak ve tedaviyi yeniden gözden geçirmek faydalı olacaktır. P-36 Siirt Merkez Kooperatif ASM DE Yıllarında Uygulanan Aile Planlaması Hizmetleri Necmi Arslan 1, Ahmet Yılmaz 2, Halis Mehmet Tanrıverdi 2, Hamza Arslanhan 2, Mustafa Gökhan Usman 3, Nuran Avcı 2, 1 T.C. Halk Sağlığı Kurumu Siirt Halk Sağlığı Müdürlüğü, Kooperatif Aile Sağlığı Merkezi 2 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı 3 Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Siirt merkez Kooperatif mahallesinde yaşayan vatandaşlarımızın, aile planlaması yöntemlerini kullanma düzeyini saptamak amacıyla yapılmıştır. 70 Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem (15-49 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı, 2010 yılında 2,05 çocuk iken 2011 yılında 2,02 çocuk ve 2012 yılında 2,08 çocuktur. Siirt te ise 2010 da 3.46, 2011 de 3.42 ve 2012 de 3.08 (3) olarak gerçekleşmiştir. Aile hekimliği bölgemizde hizmet verdiğimiz bölgenin kaba doğum hızları son üç yıl için şu şekildeydi: 2010 da binde 25,3, 2011 yılı için binde 25,4, 2012 yılında binde 24,8, 2013 yılı için binde 25,7 olarak gerçekleşmiştir. Kooperatif Aile Sağlığı merkezinde 2012 yılında 1750 oks 4600 kondom dağıtılıp 170 mesiygna enjeksiyonu uygulanmıştır yılı itibariyle 250 oks 2800 kondom dağıtılmış olup 145 mesigyna enjeksiyonu yapılmıştır. ASM mizde herhangi rahim içi araç (RİA) uygulaması yapılmamış, RİA ile korunan kadınlarda kontrol muayeneleri yapılmıştır. Günlük poliklinik hizmetlerine başvuran hastalardan aile planlaması uygulaması sırasında, kullanılan yöntemlere ek, gelişmiş ve kontrollü yöntemlerinde mevcudiyeti ve uygulanabilirliği konusunda bilgilendirici eğitim seminerleri verilmiştir.aile sağlığı merkezimiz bulunduğumuz 2013 yılı Aralık ayı itibariyle kişiye hizmet vermektedir. Bunlardan yaş kadın sayısı 7406 olup bunların 3446 sı evlidir. ASM mizde bulunan toplam 6 aile hekimliği biriminde kayıtlı vatandaşlarımızın kayıtlarının tutulduğu aile hekimliği bilgi sistemi tarandı, herhangi korunma yöntemi kullanan kişi sayı ve oranları şu şekildeydi: %29 i (236) oral kontraseptif, %47 si (400) kondom,%6 i (43) kişi enjeksiyon,%8 i (64) tüp ligasyon ve %10 u (80) ise RİA ile korunduklarını ifade etmişlerdir. Çiftlerin evlenmeden önce aile planlamasına ilişkin bilgilendirilmesi, çiftlere kullanmayı düşündükleri aile planlaması yöntemlerine birlikte karar vermelerinin avantajlarının anlatılması ve aile planlamasının yararları anlatılarak yanlış inanışların giderilmeye çalışılması sağlanmalıdır(1). Birleşmiş Milletler genel sekreterliğinin nüfus verilerine göre (2003 yılı için) gelişmiş bölgelerde kullanılan kontraseptif yöntemler sıklık sırasıyla hap(%16,5), kondom (%13,9),

71 RİA (%9,4), kadının sterilizasyonu (%8,9), geri çekme (%6,8), erkeğin sterilizasyonu (% 4,5), takvim yöntemi (%4,3), vajinal bariyerler (%1,9), enjeksiyonlar-implantlar (%1) dir. Gelişmekte olan ülkelerde ise kullanılan kontraseptif yöntemler sırasıyla kadının sterilizasyonu (%21,5), oral kontraseptifler (%7,2), kondom (%4,4), erkeğin sterilizasyonu (%2,5), enjeksiyonlar implantlar (%3,7), geri çekme (%2,3), RİA (%16,3), takvim yöntemi (%3,4), vajinal bariyerler (%0,1) şeklindedir (2,3). Aile planlaması hizmetlerini etkili bir şekilde uygulamayan ülkelerde aşırı doğurganlık ve buna bağlı olarak da riskli gebelik oranları yüksektir. Yapılan hesaplamalara göre, bu riskli gebelikler aile planlaması hizmetleriyle önlenebilmektedir.aile planlaması çocukların yaşamasını, sağlığını ve gelişmesini olumlu yönden etkileyerek çocuk ölümlerini azaltmaktadır.aşırı doğurganlığın anne sağlığının üzerindeki olumsuz etkisi aile planlaması hizmetleri ile giderilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: aile planlaması, doğurganlık hızı, kontrasepsiyon P-37 OLGU SUNUMU: KİLO KAYBI VE DİABETES MELLİTUS Kadir ÖZDEMİR, A.Selda TEKİNER, A.Gülsen CEYHUN PEKER Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Ankara GİRİŞ: Anormal kilo kayıplarının birçok sebebi vardır. Bunlar arasında besin alımını azaltan durumlar, malignensi, endokrin hastalıklar, akut/ kronik enfeksiyonlar, malabsorbsiyon, sistemik hastalıklar, ilaç kötüye kullanımı sayılabilir. Bu olgu sunumunda anormal kilo kaybı ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Aile Hekimliği Cebeci polikliniğimize başvuran, daha önceden herhangi bir hastalık tanısı almamış bir hastada altta yatan patolojinin Diabetes Melllitus olduğuna dikkat çekmek amaçlanmıştır. 71 OLGU SUNUMU: 59 yaşında erkek hasta polikliniğimize tek yakınma olarak son 6 ayda 7-8 kg (VA nın %10 u) kilo kaybı ile başvurdu. Öyküden hastanın polikliniğimize başvurusundan yaklaşık dört ay önce dental implant yaptırmış olduğu, sonrasındaki iki aydaki 3-4 kilo kaybının yemedeki zorlanmaya bağlı olabileceğini düşündüğü ve bunu önemsemediği öğrenildi. Ancak sonrasında yeme içmesi normal olmasına rağmen kilo kaybı devam etmişti. Anamnezinde poliürisinin olduğu, polidipsi, ağız kuruluğu, ya da bulantıkusmasının olmadığını tarifliyordu. Özgeçmişinde 15 paket/yıl sigara içme öyküsü dışında bir özellik yoktu. Soygeçmişinde annesinde, babasında, amcasında ve halasında Diabetes Mellitus öyküsü mevcuttu. Fizik muayenesinde BMI:24,77 olup tüm vücut muayenesinde patolojik olarak sadece orofarenkste hiperemi ve solunum seslerinde kabalaşma saptandı. PA akciğer grafisinde sağ üst zonda şüpheli infiltrasyon mevcuttu. Laboratuar bulgularında ise Açlık Kan Şekeri (AKŞ): 302 mg/dl, sedimantasyon:10mm/saat, Tam İdrar Tetkikinde (TİT) Glukoz:500mg/dl, Keton:15mg/dl(+) saptandı. Hasta AÜTF Acil Polikliniği ne yönlendirildi. Acil müdahalede Arteriyel Kan gazı incelemesinde asidoza rastlanmadı. Sıvı desteği yapıldıktan sonra AÜTF Endokrinoloji Ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine yönlendirildi. HbA1C = %13 AKŞ:310mg/dl, TİT de glukoz:150mg/dl, keton:50mg/dl, olması üzerine glukoz regülasyonu amacıyla Endokrinoloji Ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı kliniğine yatırıldı. Hastanın klinikte glukoz regülasyonu sağlandıktan sonra PA akciğer grafisi ile göğüs hastalıklarına konsulte edildi. Göğüs hastalıkları tarafından Apikolordotik grafileri çekilmesi planlandı. Apikolordotik grafisinde kotlar arkası tam değerlendirilemediği için Toraks BT planlandı. Hastanın BT sinde sağ akciğerde milimetrik nodüller (3 adet) tespit edildi. Hastaya takip önerildi. Klinikte tedavisi tamamlanan hasta oral antidiyabetik ilaç ile taburcu edildi.

72 TARTIŞMA VE SONUÇ: Diabetes Melllitus, insülin eksikliği, yokluğu ya da etkisizliğine bağlı hiperglisemi ile karakterize, metabolik bir hastalıktır. Belirgin hipergliseminin ilk semptomları poliüri, polidipsi, kilo kaybı, polifaji ve görme bozukluğunu içerir. Diabetteki kronik hiperglisemi özellikle gözler, böbrekler, sinirler, kalp ve kan damarları gibi bazı organlarda uzun dönemde hasar, disfonksiyon ve yetmezliğe neden olur. Bu yüzden aile hekimleri olarak beklenmedik kilo kaybı durumlarında ayırıcı tanıda diyabeti düşünmek önemlidir. P-38 AİLE HEKİMLİĞİ POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN HASTALARDA D VİTAMİN EKSİKLİĞİNİN ANEMİ İLE İLİŞKİSİ Arş. Gör. Dr. Derya Işıklar Özberk, Doç. Dr. Ruhuşen Kutlu, Arş. Gör. Dr. A. Özlem Kılıçaslan, Arş. Gör. Dr. Nur Demirbaş, Yrd.Doç.Dr. F.Gökşin Cihan Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği AD, Konya, Türkiye AMAÇ: Demir, vitamin B12 ve D vitamini eksiklikleri, beslenme yanında çevresel faktörler gibi birçok faktörün etkisi ile ortaya çıkan ve tüm dünyada yaygın olarak gözlenen bozukluklardır. D vitamini klasik vitaminlerden farklı olarak vücutta sentezlenmekte ve dolayısıyla hormon olarak adlandırılmaktadır. Uzun yıllar D vitamininin kalsiyum homeostazı ve kemik metabolizması üzerindeki etkileri araştırılmıştır. D vitamininin eritropoezi etkileyebileceği düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı polikliniğimize başvuran erişkinlerde D vitamini düzeyleri ile kan hemogram, vitamin B12 ve ferritin düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. BULGULAR: Araştırmaya katılan hastaların % 88.6 sı (n=62) kadın, % 11.4 ü (n=8) erkek olup, yaş ortalaması ± ( min: 19 max: 74 ) yaş idi. Katılanların %45.7 sinde (n=32) 25-OH Vit D düzeylerinde eksiklik (<10 ng/ml), %44.3 ünde (n=39) yetersizlik (10-30 ng/ml) vardı, ancak %10.0 ında 25-OH Vit D düzeyleri normal (> 30 ng/ml) olarak tespit edildi. Kadınlarda serum 25- OH Vit D ortalaması ±12.34 ng/ml, erkeklerde 15.00±7.94 ng/ml idi. 25-OH Vit D düzeyleri eksik, yetersiz ve normal olan bu 3 grupta cinsiyetler yönünden hemoglobin, hematokrit, beyaz küre, trombosit, serum ferritin ve B12 düzeyleri karşılaştırıldığında erkeklerde sadece serum ferritin düzeyi normal olan grupta diğerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.012), diğer parametrelerde gruplar arasında değişiklik saptanmadı (p>0.05). Kadın cinsiyette D vitamini düzeyleri ile kan hemogram, vitamin B12 ve ferritin düzeyleri arasında bir ilişki bulunmadı (p>0.05). SONUÇ: Vitamin D hematopoez ve koagülasyon sistemine etkileri üzerine çalışmalar devam etmektedir. Vitamin D nin özellikle lösemi, miyelodisplastik sendrom gibi malign hematolojik hastalıkların yanında trombotik olaylarla ilişkiside incelenmeli ve tedavide kullanımı konusunda araştırmalar devam etmelidir. Bu çalışma Konya da bir ön çalışma niteliğindedir. Sonraki araştırmalarda daha geniş hasta gruplarıyla prevelans ve tedaviye cevap çalışmaları yapılarak bu bulgular güçlendirilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Anemi, 25-Hidroksi vitamin D, ferritin, vit B12. GEREÇ-YÖNTEM: Aralık Mart 2014 tarihleri arasında Konya Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 70 hastada serum 25-Hidroksi vitamin D ( 25-OH vit D) ve eş zamanlı olarak hemoglobin, hematokrit, beyaz küre, trombosit, serum ferritin ve B12 düzeyleri çalışıldı. 72

73 P-39 Evaluation of drug prescribing habits of family doctors working in primary health care in Adana Gizem Erdoğdu 1, Tayfur Erdoğdu 2, Yusuf Karataş 2, Kenan Topal 1 1 Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı PURPOSE: The World Health Organization (WHO) 1985 Nairobi conference marked the start of a global effort on the rational use of drugs. WHO defined the requirements for Rationale Drug Use (RDU) as "patients receive medications appropriate to their clinical needs, in doses that meet their own individual requirements, for an adequate period of time, and at the lowest cost to them and their community". WHO is holding global training activities to promote RDU. Irrational drug use examples are also frequent in our country such as using antibiotics in unnecessarily indications, incorrect combinations, insufficient dose and time. Thus, our community is confronted with increased drug side effects and health care spending. The purpose of this study is to evaluate the drug prescribing habits of family doctors working in primary health care in Adana METHODS: This cross-sectional study was conducted on family physicians working in Adana between 1 September 2013 to 31 November Questionnaires were performed by face to face to a total of 113 family doctors who agreed to participate. Most commonly used 18 drugs selected from the Turkish Ministry of Health Primary Care Diagnosis and Treatment Guidelines for evaluation. These drugs dosage regimen, total daily dose and frequency of prescribing were asked for patients whose weight 70 kg and height 170 cm with normal liver and kidney function in the questionnaire. Family doctors were divided into three groups according to the number of patients examined in a day. First group examined 25 to 40, second 41 to and third group 76 and over patients in a day respectively. Descriptive analyses had done and Chi-square test was used to compare the three groups. RESULTS: A total of 113 people participated in the survey. The mean age of participants was 47.3± 6.1 years (range 32 to 62 years). The average year of the doctors in the profession was 21.3±5.9 (range 7 to 37). Family doctors gave incorrect answers less than 50% for dosage regimen in 11 of the 18 investigated drugs. When we compare the correct dosage of drugs among physicians who divided into three groups according to the number of patients examined in a day; only 17.4 % of the first group, 45.0% of the second group and 58.3% of the third group known correct dose of alprozolam (X 2 =10.163, p=0.006). CONCLUSİON: As a result of this crosssectional study we have found the knowledge rate of family doctors about dosage regimen of the drugs low. Doctors who examined more patients in a day knew dosage regimen more true. Much more extensive research is needed to reveal the importance of rational drug use in primary care. Key Words: Primary care, rationale drug use, dosage regimen. P-40 ANKARA İLİNDEKİ AİLE SAĞLIĞI MERKEZLERİNDE HİZMET VEREN KLİNİSYENLERİN GEBELİKTE TİROİD HASTALIKLARI VE İYOT SUPLEMENTASYONU KONUSUNDAKİ BİLGİ, TUTUM DAVRANIŞLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Arş. Gör. Dr. Zeliha ÖZBAKIR; Doç. Dr. Altuğ KUT; Uzm. Dr. Fisün Sözen; Dr. Öznur Aydoğdu Başkent Üniversitesi Hastanesi,Aile Hekimliği A. B. D., ANKARA Amaç: Çalışmamızda Ankara ilindeki Aile sağlığı merkezlerinde (ASM) çalışan Aile Hekimliği Uzmanı (AHU) ve sertifkalı pratisyen aile hekimlerinin (PAH) gebelerdeki tiroid hastalıkları ve iyot suplementasyonu

74 konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 2012 yılında Ankara il merkezinde Aile Sağlığı Merkezinde hizmet veren 103 AHU ndan 93 ü ve rastgelelik esaslarına göre seçilmiş ASM lerde çalışan 100 PAH dahil edilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden hekimlere, önceden hazırlanmış anket formundaki sorular yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmış, hekimlerin gebelerde tiroid hastalıkları ve iyot suplementasyonu konusundaki bilgi, tutum ve davranışları değerlendirilmiştir. İstatiksel analizlerde demografik veriler frekans analizi, yüzde dağılımı ve standart sapma ile değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde sürekli değişkenler t-testi, kesikli değişkenler ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirmelerde %95 güven aralığında p< 0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan tüm hekimler doğum öncesi ve sonrası bakım hizmetleri vermekle yükümlü ASM lerde görev yapan AHU ve PAH leridir. Gruplara göre çalışmaya katılan hekimlerin yaş ortalaması, cinsiyet dağılımı, meslek yılı ortalaması, gibi demografik değişkenleri ile bir yılda takip ettikleri ortalama gebe sayısı arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Ülkemizde, gebelerin günlük aldığı iyot dışında önerilmesi beklenen 150 µg/l iyot suplementasyonu konusunda araştırmamıza katılan hekimlerin yaklaşık yarısı gerek olmadığı görüşündeyken, gerekliği olduğunu düşünen hekimlerin içerisinde AHU:PAH oranı 2:1 olarak gerçekleşmiştir. Gebelerde iyot suplementasyonuna ne kadar süre devam edilmesi gerektiği konusunda AHU larının yaklaşık %50 si doğru olarak hamilelik ve laktasyon süresince iyot suplementasyonu yapılması görüşünde iken PAH lerini sadece %18 i bu görüşü desteklemekteydi (p<0,05). Çalışmamıza katılan PAH nin sadece %2 si doğru olarak gebelikte artmış tiroksin ihtiyacını karşılamak için, TSH düzeyi referans aralığında olan gebelerde, ilaç dozunu %30 arttırmayı uygun görürken, AHU nda bu oran %16 idi (p<0,05). 74 Sonuç: Önlenebilir zeka geriliğinin en önemli nedeni olan iyot eksikliği ve neden olduğu tiroid hastalıklarının uygun ve etkin yaklaşımlarla önlenmesinde ASM de çalışan hekimlerin tamamının bilgi düzeylerinde önemli eksiklikler olduğu görülmekle birlikte PAH de bu oranın daha yüksek olduğu görülmektedir. Bunun yanında ASM de çalışan hekimlerimizin tamamına yakını risk faktörü olmasa dahi tüm gebelere rutin TSH taraması yapılması gerektiğini, böylelikle endemik guatr bölgesi olan ülkemizde tiroid hastalıklarının gözden kaçamayacağını düşünmekte ve kendi takiplerindeki gebelerde de en az 1 defa TSH düzeylerine baktıkları saptanmıştır. Fakat hala önemli bir halk sağlığı sorunun oran iyot eksikliği konusunda hem AHU hem de PAH lerimiz gerekli titizlikte davranmadıkları ve gebelere gerekli iyot takviyesinde bulunmadıkları dikkatimizi çekmiştir. Anne ve Çocuk sağlığında oldukça önemli olan bu konuda sahada çalışmakta olan hekimlerimizin tamamı bilgilendirilmeli ve toplum sağlığına bu anlamda doğru katkı vermelerine destek olunmalıdır. Anahtar kelimeler: Gebelik, İyot suplementasyonu, Aile Hekimliği P-41 AİLE HEKİMLİĞİ POLİKLİNİĞİNİN ÇALIŞMALARININ VE HASTA PROFİLİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Uz.Dr.Didem KAFADAR,Dr.Fatma Gönül DOĞAN, Dr.Serap BİLGİÇ DALKIRAN, Dr.Nüket BAYRAM KAYAR, Dr.Bahar BESİMOĞLU, Dr.Abdurrahman POLAT, Doç.Dr. M. Hakan DİNÇKAL. İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMAÇ Sağlık hizmet sunumunda kalitenin artması ve hasta takiplerin daha iyi yapılabilmesi için hasta kayıt sisteminin düzenli olması gerekmektedir. Aile hekimliği disiplininde süreklilik kavramı içinde tıbbi kaliteli kayıtların sürekliliği de yer alır. Sağlık bilgilerinin değerlendirilmesi; ilgili populasyonun

75 tanımlanması, poliklinik çalışanlarının eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi ve hizmet koordinasyonunun nasıl sağlanabileceği konusunda çalışmaların yapılabilmesine olanak sağlayabilir. Çalışmamızda, poliklinik hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunmak amacı ile 2013 yılında açılan Aile Hekimliği polikliniği çalışmalarının ve başvuran hasta profilinin ortaya konması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2013 yılında Aile Hekimliği Polikliniği ne başvuran hastaların başvurularının kayıtları retrospektif olarak incelenmiş, demografik özellikleri, yakınmaları, konsültasyonlar değerlendirilip analiz edildi. BULGULAR: Polikliniğimize 1007 farklı başvuru gerçekleşti. % 64 ü kadın, % 36 sı erkek olan hastaların yaş ortalaması 37.7 yıldı. Kadınların yaş ortalaması 39.4 yıl, erkeklerin yaş ortalaması 34.7 yıl olup hastalar en sık yaş grubunda bulunmaktaydı. Tüm başvurular incelendiğinde en sık işe giriş rapor istemi, evlilik rapor istemi, ağrı, gastrointestinal yakınmalar ile kronik hastalıklarla ilgili başvuruları olduğu görüldü.18 yaş altı başvurularda (%10.8) en sık üst solunum yolu enfeksiyonları yer alırken, yaş arası kişilerin (%62) en sık işe giriş ve evlilik için rapor istemleri ile gastrointestinal sisteme yönelik şikayetleri vardı yaş arası (%17.9) kişilerin ise kronik hastalıklara ve çeşitli ağrılara yönelik şikayetleri bulunmaktaydı. 65 yaş üzeri başvurularda (%9.3) ise en sık sebep kronik hastalıklara yönelik kontrol ve tetkikler idi. 18 yaş üstünde her yaş grubunda kadınların oranı %60 ın üzerinde bulundu. İşe giriş öncesi muayene ve tetkiklerin yapılmasına yönelik başvuruların yaklaşık %10 unu oluşturduğu görüldü. En sık kardiyoloji ve gastroenteroloji ile genel cerrahi branşlarından konsültasyona gereksinim duyuldu. Yaklaşık %41 hasta başvurduğu hafta içinde tetkik sonuçları için tekrar görüldü. 75 SONUÇ: İşe giriş ile ilgili tetkiklerin başvurulardaki ağırlığının bölgemizde çalışan kesimin yoğun olmasından kaynaklandığı düşünüldü. Kadınların polikliniğimize daha sık başvurması gün içinde daha fazla vakitleri olmasına bağlandı. 50 yaş üzeri hastaların başvurularının yüksek olması ve bu özellikle kronik hastalıkların görülmesi, kanser taramalarının başlaması aile hekimlerinin kronik hasta yönetiminde ve koruyucu hekimlikte oynadıkları rolü önemli kılmaktadır. Aile hekimleri her yaş grubuna hizmet vermekte ve bu sebeple karşılaşılan hastalıklar çok geniş bir spektrumda yer almaktadır. Bu tür çalışmalar ile öğrenme önceliklerinin saptanması, değerlendirmeler ışığında yönetimsel düzenlemelerin hazırlanması ile bilimsel araştırmaların planlanmasının yapılabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızın geriye dönük analizler ve saptamalar ile daha detaylandırılması planlanmaktadır. P-42 Presentation: DIABETES AND DEPRESSION This presentation explores the relationship between depression and diabetes and implications for practice in the areas of screening, diagnosis, and management of depression in diabetic patients. In the last years. a link between depression and diabetes have received more attention in the literature A recent meta-analysis of many studies suggests that depressed people have a 37 percent increased risk of developing type 2 diabetes. Research has established a link between depression and diabetes, even though the underlying mechanisms in this relationship remain unclear. A number of studies have found depression to be associated with poor self-care in people with diabetes. Decreased adherence to medication, diet, exercise, and blood glucose monitoring may contribute to increased diabetic complications, mortality, decreased physical and mental functioning lower quality of life, and increased healthcare utilization. Family doctors are often responsible for managing these conditions and are well positioned to

76 provide integrated care improving patients' physical and mental health outcomes. All diabetic patients should be routinely screened for depression; management of these concomitant conditions should use a comprehensive approach that may include medication or referral for psychotherapy. P-43 ENDOKRİN POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN DİYABET MELLİTUS TANISI OLAN HASTALARIN HASTALIK ALGILARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Fulya Cesur 1, Sevsen Cebeci 1, Seher Baysan Aslan 1, Mehmet Kaya, 2 Metin Canbal 1 1 Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı 2 Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı GİRİŞ VE AMAÇ: Hastalık deneyimi her kişiye göre farklı yaşanır ve bu farkı yaratan birçok faktör kişinin tepkisinde belirleyici rol oynar. Hastalık algısı, bireyin hastalığı ile ilişkili uyaranları yorumlaması sonucu oluşan bilişsel ve emosyonel ürünlerin toplamıdır. Bu çalışmada diyabet mellitus tanısı olan hastaların hastalık algılarının araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini Ankara il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesi endokrinoloji polikliniğine başvuran diyabet hastaları oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise en az altı aydır diyabet tanısı olan, 18 yaş ve üzerinde olan, iletişim kurulabilen, soruları yanıtlayabilecek bilişsel yeterliliğe sahip ve çalışmaya katılmaya istekli olan 30 hasta oluşturmuştur. Veriler Şubat 2014 Mart 2014 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında hastaların tanıtıcı özelliklerini içeren soru formu ile Hastalık Algısı Ölçeği kullanılmıştır yılında Weinmann tarafından geliştirilmiş ve 2002 yılında Moss- Morris ve ark tarafından yenilenmiştir. Ölçeğin Türk toplumunda geçerlik ve güvenirlik 76 çalışmaları Kocaman ve arkadaşları (2007) tarafından yapılmıştır. HAÖ hastalık tipi, hastalık hakkındaki görüşleri ve hastalık nedenleri boyutlarını içermektedir. Verilerin istatistik analizi SPSS 16.0 programında yapılmıştır. BULGULAR: Hastaların %86 sı yorgunluk belirtisi, %56.7 si baş ağrısı ve sersemlik hissi, %46.7 si mide yakınmaları yaşadıklarını belirtmişlerdir. Kadınların yaşadıkları belirtileri hastalıkları ile ilişkilendirmeleri erkeklerden daha fazladır, bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.003). Ailede diyabet öyküsü olanlarda süre (döngüsel) ve kontrol edilemeyen bedensel faktörler alt ölçeği skorları diyabet öyküsü olmayanlara göre daha yüksektir (sırasıyla p=0.046, p=0.008). Evli bireylerin kişisel kontrol alt ölçek puanları bekar bireylerden düşüktür. (0.018). Bekarların tedavi kontrol alt ölçeği puanları evlilere göre daha düşüktür (p=0.008). Eğitim düzeyi arttıkça süre (döngüsel) alt ölçeği puanı, şans faktörü alt ölçeği puanı azalmaktadır (p=0.001). Hastalıkla ilgili bilgi durumu azaldıkça kontrol edilemeyen bedensel faktörler alt ölçeği puanı artmaktadır. İnsülin kullananlarda duygusal temsiller (kişinin hastalığıyla ilgili hissettikleri) ve sonuçlar (kişinin hastalığının şiddetine, fiziksel, sosyal ve psikolojik işlevselliğine olası etkileriyle ilgili inançları) alt ölçek puanları insülin kullanmayanlara göre daha yüksektir (p<0.05). TARTIŞMA: Kronik hastalıklarda, bireyin hastalığını tanıması ve diğer psikososyal faktörlerde sağlanacak düzelmeler bireyin özverimliliğini arttıracaktır. Bu nedenle, kronik hastalığı olan bireylerin psikososyal sorunlar açısından da değerlendirilmesi gerekmektedir. Aile Hekimliği pratiğinde hastaları psikososyal açıdan değerlendirmek aile hekimliğinin temel yeterliliklerden olan hastaya bütüncül yaklaşımın gereğidir. Kronik hastalıklarla ilgili ulusal ve uluslararası tedavi kılavuzlarında psikososyal sorunlarla ilgili önerilerin de yer alması ve hekimlerin bu konudaki eğitimleri, bu hastalıklara sahip bireylerin yaşamlarını daha verimli ve kaliteli kılacaktır.

77 P-44 Aile Hekimliği Polikliniğine Başvuran Vakaların Solunum Fonksiyonlarının Değerlendirilmesi Yusuf ÇEKMECE *, Yücel UYSAL *, Nusret KARA *, Mustafa BAKMAN *, Ertan MERT * * Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Amaç Çalışmanın amacı aile hekimliğine başvuran yaş aralığındaki vakaların solunum fonksiyonlarının akıma duyarlı spirometre ile değerlendirilmesi ve solunum fonksiyonlarının vücut kitle indeksi veya tütün kullanımı ile ilişkili olup olmadığının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem Aile hekimliğine farklı şikayetlerle başvuran vakalar arasından; herhangi bir kronik hastalığı olmayan, ilaç kullanmayan, üst veya alt solunum yollarına ilişkin bir başvuru şikayeti olmayan vakalara akıma duyarlı spirometre ile solunum fonksiyon testi (SFT) yapıldı. Test bilgisayara bağlı taşınabilir bir spirometre ile yapıldı. Vakalara zorlu vital kapasite (FVC=forced vital capacity) manevrası yaptırılarak FVC(zorlu vital kapasite), FEV1(zorlu ekspirasyonun birinci saniyesinde atılan volüm), FEV1/FVC oranı ve FEF 25-75(zorlu ekspirasyon ortası akım hızı) verileri kaydedildi. Ayrıca cihaz tarafından elde edilen volüm-zaman eğrisi de kaydedilerek değerlendirildi. FVC manevrası her vakada üç kez tekrarlandı ve en iyi değer kaydedildi. Bulgular Toplam 69 vakanın SFT verileri kaydedildi. İlk değerlendirme sonucu volüm-zaman eğrilerinin incelenmesi sonrası FVC manevrası uygun bulunmayan 15 vaka çalışma dışı bırakıldı. Verileri değerlendirilen 54 vakanın 16'sı erkek (%29.6) ve 38'i kadın (%70.4) idi. Vakaların yaş ortalaması (±9,4, aralığında) bulundu. Vakaların 19'u (%35.2) sigara kullanıyordu. Vücut kitle indeksine göre 54 vakanın 19'u (%35.2) normal kilolu, 16'sı (%29.6) fazla kilolu ve geriye kalan 19 vakanın (%35.2) obez olduğu tespit edildi. 77 SFT değerlerine göre 7 vakada obstrüktif tipte bozukluk olduğu ve 5 vakada restriktif tipte bozukluk olduğu belirlendi. SFT değerlerinde bozukluk tespit edilen vakalarda bu durumun sigara kullanımı veya vücut kitle indeksi ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olmadığı bulundu. P-45 Online Residency Training Management Module For Family Medicine Departments: A Sample Application From Mersin University Department of Family Medicine Yücel UYSAL *, Ertan MERT * * Mersin University Faculty of Medicine Department of Family Medicine Aim and Background Residency training programs of family medicine departments are not easy to manage. There are many clinical rotations that an assistant should complete. During rotations assistants should follow both internal training program of rotation and training program of family medicine department. Education supervisors of family medicine department should evaluate all the aspects and components of residency training period. This is a challenge when the number of assistants increases. For this purpose an online management module was planned and structured as a web-based software to facilitate the follow-up and evaluation of training duration for both supervisors and assistants. Methods and Results The web-based software was designed by using simple and basic web-based programming language(php) and database management system(mysql). User name and password were defined for each assistant. Simple and user-friendly interfaces were designed to make data entrance easy. Different sections were created. Some of these sections are;

78 1. personal and communication information of assistants, 2. general rotation calendar of assistants, 3. important dates section(beginning of residency training, dates of interim evaluation, compulsory dates of beginning and ending of thesis, date of graduation exam etc.), 4. thesis follow-up section(this is a module for following up the thesis studies), 5. presentations and meetings section(assistants enter information of all lectures that they presented and attended), 6. publications section(section that all academic publications of assistants were recorded), 7. clinical practices section(the practices that asisstants performed, watched or learned during rotations). During designing of this module the content of "Residency Training Framework Program For Family Physicians" was used. This framework program was published by "Turkish Qualification Committee of Family Physicians" (a committee of 'Turkish Association of Family Physicians') in All sections were designed as separate modules. This will allow to deactivate unused sections or to re-design sections without disrupting the main core of software. As the module was designed as a web-based application assistants and education supervisors can access the system from any online computer. For some critical tasks and dates warning algorithms were structured to remind assistants or supervisors the important events or missing tasks. Conclusions The module was being used for six months. Designing and coding studies were not finished yet. The sections and user interfaces were being developed according to feedbacks from assistants and supervisors. When the module was completely finished it will be introduced detailed as a publication. 78 P-46 ANEMİ ETİYOLOJİSİ İLE 56 YAŞINDA TESPİT EDİLEN ÇÖLYAK HASTALIĞI: OLGU SUNUMU Arş. Gör. Dr.Cennet Büyükyörük 1, Doç. Dr. Ruhuşen Kutlu 1, Yrd. Doç. Dr. Pembe Oltulu 2 1 Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği AD. Konya 2 Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Patoloji AD. Konya GİRİŞ Çölyak hastalığı genetik olarak yatkın bireylerde, glutene karşı gelişen otoimmün bir hastalıktır. Çoğu Avrupa toplumlarında prevalansı yaklaşık %1 olarak bildirilmiştir. Gastrointestinal sistem dışı bulguları da olan çölyak hastalığında demir eksikliği anemisi sık görülmektedir. Biyopside total villus atrofisinin olması tanıda altın standarttır. Tedavide glütensiz diyete yanıt iyidir. Çocukluk çağında daha sık görülmekle birlikte her yaşta görülebilmektedir. OLGU SUNUMU Elli altı yaşında, 6 yıldır menapozda olan kadın hasta halsizlik, karında şişkinlik ve baş dönmesi şikayetleri ile aile hekimliği polikliniğine başvurdu. Tedaviye yanıt vermeyen demir eksikliği anemisi ve karında şişkinlik hissi de bulunan hasta anemi etiyolojisinin araştırılması için gastroenteroloji polikliniğine yönlendirildi. Fizik muayenesinde TA:125/80mmHg idi. Konjuktivalar ve cilt rengi soluktu, diğer sistem muayeneleri normaldi. Laboratuvar bulgularına bakıldığında; beyaz küresi 7.230, hemoglobin 10.5 g/dl, HCT %33.4, MCV 65.8 fl, MCH pg, MCHC g/dl, RBC /ul, Mentzer-indeksi 17.6 idi. Serum vitamin B12 düzeyi 206 pg/ml, serum demiri 40 µg/dl, demir bağlama kapasitesi 320 µg/dl, ferritin düzeyi 8 ng/ml idi. Gaitada gizli kan negatifti. Endoskopik biyopsi patolojisinde: Midede kronik inflamasyon ve Helicobakter pylori pozitifliği mevcuttu. Duodenumda kronik inflamasyon, villöz atrofi, kript hiperplazisi ve 100 epitel hücresinde 40 IEL/100 enterosit oranında CD8+ reaksiyon veren T lenfosit infiltrasyonu izlendi şeklinde rapor edilmişti. Çölyak hastalığı tanısı konularak anemi tedavisi için

79 beslenme önerilerinde bulunuldu ve ferro glisin sülfat başlandı. Glutensiz diyet düzenlenmesi için diyetisyene yönlendirildi. Helicobakter pylori (+) liği için bizmut, tetrasiklin, metronidazol, pantoprozol başlandı. Tedaviden 4 hafta sonra eradikasyon açısından kontrol önerildi. SONUÇ: Erişkinlerde çölyak hastalığının klasik semptomların yanında birçok sistemi etkileyen bulgular ile de ortaya çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle nedeni açıklanamayan veya tedaviye yanıt vermeyen demir eksikliği anemisinde biz aile hekimleri çölyak hastalığını aklımıza getirmeliyiz. Ayrıca çölyak hastalığının her yaşta görülebileceğini unutmamalıyız. Çölyak hastalığında erken tanı, diyet ve uygun tedaviyle özellikle malabsorbsiyonun neden olduğu anemi, osteoporoz ve gelişme geriliği gibi komplikasyonlar önlenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, çöliak hastalığı, villüs atrofisi. P-47 EBEVEYNLERİME VE BANA YAŞLANINCA KİM BAKSIN? Yaşlılara Saygı Haftası Çalışma Grubu*, Doç.Dr.Sevgi ÖZCAN** * Halil İLHAN, Ramazan TALŞİK,, Mustafa KARATAŞ, Eda ŞAHUTOĞLU, İsmail Cem ŞEKER, Büşra ŞENOL, Celal ŞİPAL, Sema TANRIVERDİ, Senem Derya TATAR, İdil TEKKAYA, Ebru TOKAY, Huriye TOPACIK, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 2. **Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği Anabilim Dalı. AMAÇ: Yaşlılık sağlık sorunları kadar bakım sorunlarının da yaşandığı bir dönemdir. Kadının iş hayatına girmesi ve çekirdek aileye geçiş gibi aile hayatında yaşanan değişimler bakımın planlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yaş arası bireylerin yaşlılığa bakışlarını ve yaşlılıktaki bakım tercihlerini ve bunların yaş, cinsiyet, meslek ve yaşlı bireylerle yaşayıp yaşamama faktörleriyle ilişkisini araştırmaktır. YÖNTEM: Tıp Fakültesi 2. Sınıf Yaşlılara Saygı Haftası Çalışma Grubu tarafından oluşturulan 79 sekiz soruluk bir anket öğrenciler tarafından 1 Şubat-15 Mart 2014 tarihleri arasında yaşadıkları çevrede çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 548 kişiye uygulanmıştır. Veriler, istatistiksel paket program kullanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Yaş ortalaması 35,09±15,34 olan katılımcıların, %44,3 ü yaş, %55,7 si yaş aralığında; %52,7 si erkek, %47,3 si kadın; %43,2 si öğrenci, %35,8 i çalışan, %10,9 u emekli, %10,0 u ev kadınıdır. Katılımcıların araştırma sorularına verdikleri yanıtlar ve bunların yaş, cinsiyet ve meslekle ilişkileri Tablo 1 de görülmektedir. Genç grubun orta yaş grubuna göre yaşlılıktan anlamlı olarak daha fazla ürktükleri bulunmuştur (p=0,000). Ebeveynlerinin bakımı için %75,9 u çocuklarının bakmasını tercih ederken kendileri için aynı durumu sorulduğunda bu oran %53,1 e düşmüştür. Her iki cinsiyette de yaşlanan ebeveynlerine en çok kendilerinin ve kardeşlerinin bakması tercih edilirken, erkeklerde diğer aile bireyleri ve huzurevi seçeneklerinin kadınlara göre daha fazla tercih edildiği dikkati çekmiştir (p=0,026).yaşlılarla yaşama deneyimi ile sadece yaşlılık tanımı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,0003). SONUÇ: Katılımcıların çoğunun yaşlılığı yaşamın doğal bir evresi olarak tanımlamasına rağmen yarısından fazlasının yaşlılıktan ve beraberindeki sağlık sorunlarından ürkmesi dikkat çekicidir. Her dört kişiden üçünün kısa veya uzun sürelerle yaşlıyla yaşamış olması toplumumuz açısından beklenen bir sonuçken, beklenenin aksine yaşlıyla yaşamanın araştırılan sorularla ilişkisi bulunamamıştır. Katılımcıların kendileri ve ebeveynleri için bakım tercihleri arasındaki farkın nedenlerine yönelik ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.

80 P-48 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ YAŞLILARA SAYGI HAFTASI ETKİNLİKLERİ VE ÖĞRENCİ GERİBİLDİRİMLERİ Yaşlılara Saygı Haftası Çalışma Grubu*, Doç.Dr.Sevgi ÖZCAN** *Ramazan TALŞİK, Halil İLHAN, Mustafa KARATAŞ, Eda ŞAHUTOĞLU, İsmail Cem ŞEKER, Büşra ŞENOL, Celal ŞİPAL, Sema TANRIVERDİ, Senem Derya TATAR, İdil TEKKAYA, Ebru TOKAY, Huriye TOPACIK, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 2. **Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği Anabilim Dalı. AMAÇ: Fakültemizde eğitim öğretim yılında Dönem II öğrencilerine yönelik Hekimlik Uygulamaları başlığı altında bir uygulama başlamıştır. Bildiride, bu uygulama kapsamında gerçekleştirilen Mart Yaşlılara Saygı Haftası etkinliklerinin ve geri bildirimlerinin paylaşılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: On iki kişiden oluşan çalışma grubu, rehber öğretim üyesi liderliğinde Ekim-Nisan 2014 tarihleri arasında çalışmış ve şu etkinlikleri gerçekleştirmiştir: Huzurevi ziyareti, 548 kişiye anket uygulayarak yapılan bir araştırma, akran eğitimi için dekanlık fuaye alanında poster sunumu. Yapılan bu çalışmalarla ilgili öğrenci geri bildirimleri 5 li likert tipi ve açık uçlu sorularla alınmıştır. BULGULAR: Uygulamanın genel yeterliliği ve başarı ortalaması 4,33±0,49 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin 9 u Bu uygulamanın tıp eğitiminde yer alması faydalı mıdır? sorusuna olumlu yanıt vermiştir. Açık uçlu sorulara verilen yanıtlar Tablo-1 de görülmektedir. SONUÇ: Bu uygulamadan öğrencilerin hem kişisel hem mesleki olarak faydalandıkları ve uygulamanın geliştirilerek devam ettirilebileceği düşünülmüştür. Tablo 1: Uygulama Hakkındaki Görüş ve Öneriler İnteraktif eğitim açısından gerekli ve güzel bir uygulama. Farkındalık açısından önemli, daha da arttırılmasını tavsiye ediyorum. Bu çalışma yaşlılara karşı bakış açımı değiştirdi. Bu çalışma sayesinde yaşlılar hakkında önemli bilgiler edindik. Başlangıçta bu çalışmanın bizim için gereksiz olduğunu düşünmüştüm ama çalışma süresince bu çalışmanın bizim için ne kadar önemli olduğunu anladım. Bence yaşlılar ile ilgili bilgimiz arttığında onlara daha iyi bakmamızı hem sağlık açısından hem de ruhen yaptığımız uygulamayla yaşlılara karşı daha duyarlı olmamızı sağladı ve onlar için daha iyi şeyler yapabileceğimizi anladım. Böyle bir haftanın olduğunu genç arkadaşlarımıza hatırlatması ve yaşlıların da bu gününü kutlayarak onları mutlu etmemizi sağladı. Yaptığımız işin ciddiyetini bize bir kere daha hatırlattı. Tıp, sadece koca koca notlar ezberlemekle sınırlı değil, saha çalışmalarıyla da desteklenmeli. İlerde icra edeceğimiz mesleğe alışma konusunda başarılı bir organizasyon. Uygulama bence faydalı fakat daha bilgilerimiz tam olmadığı için klinikte bu uygulama yapılırsa daha verimli olur. Fakat yaşlılar hakkında günlük güncel faydalı bilgiler edinmemiz açısından oldukça faydalıydı. Hem araştırma yapmanın gereklilik ve önemi hem de araştırma yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar ve araştırma sonuçlarının bilimsel bir veriye dönüştürülmesi konusunda faydalı oldu. Ekip çalışması yapmanın sağlıkta önemi açısından grup için önemli olduğunu düşünüyorum. Güzel düşünülmüş bir uygulama fakat ben olması gerektiği gibi yapıldığına inanmıyorum. 80 Bu uygulamalar ile sosyal yönümüzü geliştirdik. Eğitimin sadece teorik bilgi ile değil,

81 insanlarla iletişime geçerek de kazanılabileceğini düşünmemizi sağladı. Yaşlıların neler hissettiklerini biz gençler olarak daha iyi anladık. Onların yerine kendimizi koyarak ilerde biz yaşlanınca ne olmasını istediğimizi düşündük. Bunlar bize klinikte de lazım olacak. Bu uygulama ile yaşlılarımızın neler hissettiğini, nasıl yaşadığını, huzurevi koşullarını görmüş olduk. Yapmış olduğumuz etkinlikler, yaşlılar ile ilgili önyargılarımızdan kurtulmamıza ve onların içinde bulunduğu durumu anlamamıza katkı sağlamıştır. Bir tıp öğrencisi olarak, yaşlıların toplumumuzda bulunduğu konumu bilmek çok önemlidir. Yapmış olduğumuz etkinlikler ile tıp öğrencilerinin yaşlıları anlamasına olanak sağlamıştır. Daha iyi şeyler çıkartamamamızın tek nedeni dersler ve sınavların yoğunluğuydu. P-49 AİLE HEKİMLERİNİN TELE-TIP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ ve UYGULAMALARI Dilem YAMAN SÜRMELİ, Gökhan DEMİRKIRAN, Mustafa YILDIZ, Erhan YENGİL, Cahit ÖZER Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği A.D. AMAÇ: Tele-tıp; uzak merkezler arasında bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak tanı, tedavi, takip, değerlendirme amaçlarıyla fizyolojik işaretlerin gönderilmesi, depolanması ve sağlık hizmetlerinin sunumu anlamında kullanılmaktadır. Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve ucuzlaması ile birlikte tele-tıbbın uygulama alanları da giderek genişlemekte ve birbirinden farklı teknoloji ve disiplinleri kapsar hâle gelmektedir. 81 Bu çalışmada aile hekimlerinin tele-tıp uygulamaları hakkındaki düşünceleri ve uygulamaları ve bunu etkileyen faktörleri incelemek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Şubat 2014-Mart 2014 tarihleri arasında Hatay da Defne ve Antakya ilçesindeki aile hekimleri hedeflenerek kesitsel tanımlayıcı tipte anket hazırlanarak uygulanmıştır. Anket formu Aile hekimlerinin demografik bilgilerini, hekimlik çalışma yılı, internet kullanım sıklığı, günlük hasta sayısı ve hastaların başvuru şikayetleri ile hekimlerin tele tıp hakkındaki bilgileri ve tutumlarını içermektedir. Aile hekimleri yapılacak olan çalışma hakkında bilgilendirilmiş ve doğrudan görüşme yolu ile anket formu uygulanmıştır. Toplam 35 aile hekimine ulaşılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 18 programına girilerek değerlendirilmiş ve analizlerde. Kruskal-Wallis Testi, Mann-Whitney Testi ve ki-kare önemlilik testinden yararlanılmıştır. BULGULAR Hekimlerin % 31.4 ü (n:11) kadın, %68.6 sı (n:24) erkekti. Hekimlerin %37.1 i (n:13) 4 ve daha üzeri yıldır, %45.7 sı (n:16) 3 yıldır, %2.9 si (n:1) 2 yıldır, %14.3 ü (n:5) 1 yıldır aile hekimliği yapmaktaydı. Katılımcılıların %25.7 si (n:9) aile hekimiği uzmanlık eğitimi halen almakta, %60.0 ı (n:21) uzmanlık eğitimi almamış iken % 14.3 ü (n:5) uzman aile hekimiydi. Aile hekimlerinin günlük baktığı hasta sayısı ortalama 45 olarak bulundu. Aile hekimlerine başvuran hastaların en sık şikayeti %82.9 ile ÜSYE idi. İlaç yazdırmak için başvuran hasta sayısı oranı %14.3 olarak bulundu. Hekimlerden 1 i %30.1 i %25, 2 si %15 oranında hastayı ilgili uzmana danışma ihtiyacı olduğunu belirtmiş olup diğer hekimler %10 ve altında uzman hekime danışma ihtiyacı olduğunu belirtti. En çok %48.6 oranında dahiliye uzmanına danışma ihtiyacı olduğu saptandı. 3 saat ve üzeri günlük internet kullanımı olan hekimlerin, daha az internet kullanan hekimlere göre teletıpı daha sıklıkla kullandığı tespit edildi. (p=0.031). Sağlıkla ilgili günlük internet kullanım süresi ile hekimlerin tele-tıp ile ilgili tutumları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. SONUÇ

82 Tele-tıp ülkemizde henüz başlangıç aşamasında olsa da tüm dünyada tanı, takip ve hastalarla iletişimin devamı için kullanılmaktadır. Bizim çalışmamızda hekimlerin tele-tıp konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve kullanmadıkları, internet kullanım oranı arttıkça tele-tıp kullanım sıklığının arttığı görüldü. Tele-tıp kullanımını etkileyen faktörleri ortaya koymak için daha çok aile hekiminin görüşlerini değerlendiren çalışmalara gereksinim vardır. P-50 Östrojen Kadınları Korumaktan Vaz mı Geçti? Murat YILDIZ *, Özge Sak *, Numan Güvenç *, Fatih Yıldız *, Ersin AKPINAR * * Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD Östrojen kadınlar üzerinde birçok etkisi olan steroid yapılı bir hormondur. Östrojen kadınlarda meme, vajen, uterus ve endometrium gelişimini uyarır, koroner arter hastalıklarını önleyici ve tansiyon düşürücü etkileri vardır, kemik yapımını uyarır, meme duktuslarının ve vücut yağının artmasını ve gelişimini arttırır. Östrojen eksikliği ise kemik rezorpsiyonundaki artma, PTH yapımında azalma, aktif vit D yapımında azalma ve kalsiyum emiliminde azalma ile etkisini göstermektedir ve osteoporoz gelişimine neden olur. Kadınlarda yaş ilerledikçe östrojen seviyeleri azalmaktadır.menapoz, kadınların overlerinden östrojen ve progesteron hormonlarının üretiminin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan, 12 ay içerisinde menstrüel siklusun tamamen kaybolmasıdır.ortalama 51 yaşında doğal menapoza girerler.bu dönemde vazomotor semptomlar ( sıcak basmaları, gece terlemeleri,, uyku sorunları ), duygudurum ve biliş bozuklukları, libido kaybı ve vajinal atrofi en sık görülen problemlerdir.bu problemler yaşam kalitesinde bozulmaya neden olur.östrojen seviyelerindeki bu azalma ile beraber uzun dönemde osteoporoz ve koroner kalp hastalıkları açısından riskler 82 oluşur.vazomotor semptomlar için FDA nın onayladığı tek tedavi hormon replasman tedavisidir.hormon replasman tedavisi azalan hormon seviyelerini yerine koyma tedavisidir.şu anki öneri mümkün olan en düşük dozda ve en kısa periyotta hormon replasman tedavisi uygulanmasıdır.hormon replasman teavisi bireye göre fayda ve zararları göz önüne alınarak planlanmalıdır.hormon replasman tedavisi ile kolon kanseri gelişme riskinde ve kalça kırığı oluşma risklerinde azalma meydana iken meme kanseri, kalp krizi geçirme, inme ve derin ven trombozu gelişme risklerinde artma vardır.son yapılan çalışmalara göre östrojen ve progestini beraber kullananlarda meme kanseri gelişme riski tek başına östrojen kullananlara göre daha fazladır.ayrıca yüksek östrojen seviyesine sahip yaşlı kadınlarda demans gelişme riskinin 14 kat artış olabileceği saptanmıştır. Sonuç olarak östrojen kadınları korumaktan vaz mı geçti sorusu güncelliğini hala korumaktadır. Anahtar kelimeler: Östrojen, koruma; aile hekimliği P-51 PRİMER ENÜREZİS NOKTURNA TANILI ÇOCUKLARIN ANNELERİNİN YAŞAM KALİTESİNİN BELİRLENMESİ Soner Ölmez 1, Beltinge Demircioğlu Kılıç 2, Hamit Sırrı Keten 3, Caner Ölmez 4, Selçuk Kardaş 5, Ekrem Güler 7, Dilşad Yıldız Miniksar 8, Mustafa Çelik 1, Mustafa Haki Sucaklı 1 1 Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, Kahramanmaraş 2 Gaziantep Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Nefroloji Kliniği, Gaziantep 3 Onikişubat Toplum Sağlığı Merkezi, Kahramanmaraş 4 Gaziantep Üniversitesi, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Gaziantep 5 Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Psikiyatri Ana Bilim Dalı, Kahramanmaraş 6 Akdeniz Üniversitesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Antalya

83 7 Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Kahramanmaraş 8 İnönü Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Malatya AMAÇ: Bu çalışmada Primer enürezis nokturna (PEN) tanısı alan çocuk ve ergenlerin annelerinin yaşam kalitesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışma tarihleri arasında Gaziantep Çocuk Hastanesi pediatrik nefroloji polikliniğine başvuran çocuk ve ergenlerin anneleri üzerinde gerçekleştirildi. Katılımcılar çalışma öncesinde bilgilendirildi ve onam veren anneler çalışmaya dahil edildi. 122 katılımcının yarısını PEN tanılı hastaların anneleri çalışma grubu, diğer yarısını kontrol grubunda yer alan anneler oluşturdu. Katılımcılara sosyodemografik verilerini ve yaşam kalitelerini belirlemeye çalışan anket uygulandı. Veriler SPSS 20.0 istatik paket programı kullanılarak değerlendirildi. İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi. Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (DSÖYKÖ-KF): Katılımcıların yaşam kaliteleri DSÖYKÖ yaşam kalitesi ölçeğinin kısa formu (DSÖYKÖ-KF) kullanılarak değerlendirildi. Bu ölçek 27 maddeden oluşmaktadır. Yaşam kalitesi toplam puanı minimum 27, maksimum 135 arasında değişebilir. Ölçek bedensel (7 madde), ruhsal (6 madde), sosyal (3 madde), çevre (9 madde) alanlarını içermektedir. Ölçek yaşam kalitesi ve genel sağlık maddelerinden oluşan iki genel maddeyi de içermektedir. BULGULAR: PEN tanılı çocukların annelerinin yaş ortalaması ± 3.43, kontrol grubunun ise ± 8.78 olarak bulundu. Çalışma ve kontrol grubunun yaş ortalaması benzerdi (p=0.879). Çalışma grubunun DSÖYKÖ-KF puanı ± iken, kontrol grubunun ± olarak saptandı. Çalışma ve kontrol grubunun DSÖYKÖ-KF puan ortalamasının benzer olduğu belirlendi (p=0.337). Çalışma grubunda yer alan annelerin bedensel (p=0.135), sosyal (p=0.645) ve çevresel (p=0.924) alan puan ortalamaları kontrol grubu ile benzerlik göstermekteydi. 83 Ruhsal alan puanı ise çalışma grubundaki annelerde, kontrol grubundaki annelere göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0.023). SONUÇ: Çalışmamızda PEN tanısı konulan çocukların annelerinin yaşam kalitesinin, kontrol grubu ile benzer olduğunu ortaya koyduk. Yaşam kalitesi ölçeğinin alt bölümlerinden ruhsal alan puanının; PEN tanılı çocuğu olan annelerde, kontrol grubundaki annelere göre anlamlı düzeyde yüksek olması dikkat çekicidir. PEN tanılı çocukların tedavi takibi yapılırken ailenin psikolojisi göz ardı edilmemelidir. PEN tanılı çocukların annelerinin psikiyatrik değerlendirilmesinin yapılması ve gerekli desteğin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca PEN tanılı çocuğu olan ebeveynlerin psikiyatrik ve sosyal durumunu araştıran çok sayıda araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler; Primer enürezis nokturna, yaşam kalitesi, anne P-52 Testosteron replasmanı: Aile Hekimlerinin unuttuğu tedavi! Özge Sak*, Murat Yıldız*, Numan Güvenç*, Fatih Yıldız*, Ersin Akpınar* *Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği AD Testosteronun kanıtlanmış pekçok faydası olmasına rağmen ileri yaştaki erkeklerde fizyolojik testosteron düşmesine karşın rutinde replasman tedavisi verilmemektedir. Testosteron replasman tedavisinin yaşlı erkeklerde mortalite ve morbiditenin azalmasındaki etkilerini ve rutin olarak testosteron replasman tedavisi verilip verilmeyeceği tartışması sürmektedir. 45 yaş üzerinde erkeklerde fizyolojik olarak görülen ve yavaş ilerleyen serum testosteron seviyesinde düşme ile birlikte iyi olma halinin azalması,kas kitlesi ve gücünde azalma, anemi, kemik kitlesinde azalma ve osteoporoz, visseral yağlanmada artma, ateroskleroz gelişimininde artma, duygulanım bozukluklarının ortaya çıkması, azalmış libido, erektil disfonksiyon gibi etkileri görebiliriz.(şekil 1)

84 Fiziksel, sosyal, psikolojik ve kognitif fonksiyonları etkileyen bu durum için andropoz, erkek klimakteriyum, ADAM Şekil 1: Erkeklerde fizyolojik olarak görülen serum testosteron seviyelerindeki azalma (yaşlanan erkeklerde androjen yetmezliği), PADAM (yaşlanan erkeklerde kısmi androjen yetmezliği), geç başlayan hipogonadizm gibi pekçok isim verilmektedir.farklı isimlerle anılmasına karşın sendromun kanıta dayalı tek tedavisi ise testosteron replasmanıdır.50 yaşından sonra erkeklerde yıllık ortalama testosteron seviyesinin %1 oranında düştüğü bilinmektedir.yaşlanmayla birlikte seks hormonu bağlayan protein (SHBG) düzeylerinin de artması biyoaktif testosteronun azalmasına ve semptomların daha da belirginleşmesine neden olmaktadır. Geç başlayan hipogonadizm tanısı koymak için klinik semptomlar ve bunu destekleyen laboratuvar verileri olmalıdır.libido azalması, kas kitle ve gücünde azalma, kemik mineral dansitesinde azalma ve osteoporoz, yaşam gücünde azalma ve depresif ruh hali, vücut yağlanmasında artış semptomlarından en az birinin olması ve serum testosteron seviyesinin 231ng/dl altında olması tanı için yeterlidir ve tüm kılavuzlar bu kişilerde eksik testosteronun yerine konmasını önermektedir.testosteron replesman tedavisi verildikten sonra ise Aging males symptoms scale semptom (AMS Q) sorgu formunun takipte kullanılabileceği bildirilmiştir. Bu form 17 sorudan oluşan psikolojik, somatik ve seksüel belirtilerin şiddetinin sorgulandığı bir form olup semptomların şiddetinin yanı sıra tipinin de belirlenmesine yardımcı olan değerlendirme formudur. Testosteron seviyesinin normal düzeylere çıkarılması belirttiğimiz geç başlayan hipogonadizm semptomlarının çoğunu iyileştirebilir.bazı çalışmalarda, ileri evre prostat ca tedavisinin androjen geri çekilmesine dayalı olduğunu ve bu hastalarda testosteron replasman tedavisinin hastalığın ilerlemesine neden olacağını savunurken bir kısım çalışmalar testosteron tedavisinin prostat ca tedavisinde kullanılabileceğini savunmaktadır.yapılan birçok çalışmada ise testosteron seviyesi ile prostat ca gelişmesi arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır.bununla birlikte,meme ca, açıklanamayan PSA yüksekliği, prostat nodülleri, şiddetli alt üriner sistem semptomları olan bening prostat hiperplazisi, evre 3 ve evre 4 unstabil kalp yetmezliği ve tedavi edilmemiş uyku apne sendromunda ileri çalışmalar aksini söyleyene kadar testosteron replasman tedavisi verilmesi kontrendikedir. Takiplerde ise tedaviden önce tavsiye edilen; total testosteron düzeyi, PSA, karaciğer fonksiyon testleri, hemoglobin ve hematokrit değerlerine bakılması ve belirli aralıklarla tekrar edilmesidir. Hedeflenen testosteron düzeyi ise ng/dl dir. Bireylerin sağlığını korumada önemli görevleri olan aile hekimlerinin, kontrol altında verilecek testosteron replasman tedavisinin erkek sağlığı üzerindeki olumlu etkileri gözardı edilmemeli, geç başlayan hipogonadizmsendromunun tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu akılda tutulmalıdır. Anahtar kelimeler: Erkek sağlığı, testosteron, aile hekimliği 84

85 Sözel Bildiriler / Oral Presentations 85

86 S-01 MERSİN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİNİN LEZBİYEN VE GEYLERE YÖNELİK TUTUMLARININ CİNSİYET VE ÖĞRENİM GÖRÜLEN FAKÜLTE DÜZEYLERİNE GÖRE İNCELENMESİ Uzman Psikolojik Danışman Esra UMMAK Çukurova Üniversitesi PDR Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Bireyin yaşamının geneline hâkim olan cinsel ve duygusal çekim, arzu, bağlılık ve bunların gerçekleşmesi, istek ve fantezileri ile ilgili olan cinsel yönelimlerden en çok tartışılanı eşcinselliktir. Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) ve Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) tarafından 2010 yılında yapılan ortak basın açıklamasında, eşcinselliğin, biseksüellik ve heteroseksüellik gibi insanda tanımlanan üç yönelimden biri olduğu ve her şeyden önce hastalık değil bir yönelim farklılığı olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında, yönelimin bireylerin tercihleri ile oluşan bir durum olmadığı, bu nedenle eşcinselliğin de bir cinsel tercih olmadığı, kişinin iradesinden bağımsız bir olgu olduğu üzerine vurgu yapılmıştır (Türkiye Psikiyatri Derneği Haber Bülteni [TPD], 2010). Diğer yandan, 2005 yılında Montreal-Kanada da yapılan 17. Dünya Seksoloji Kongresi nde kabul edilen Dünya Cinsel Sağılık Birliği-Cinsel Haklar Bildirgesi nde bireylerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, ırk, sosyal sınıf, din veya fiziksel ve zihinsel engel gözetilmeden hiçbir ayırıma maruz kalmama hakkı dördüncü madde olarak belirlenmiştir (Dünya Cinsel Sağlık Birliği-Cinsel Haklar Bildirgesi, 2005). Ancak günümüzde hâlâ eşcinselliği bir ruhsal ve davranışsal bozukluk olarak tanımlayan psikolog ve psikiyatrist ve terapi pratiği içerisinde yer alan birçok yaklaşım ve kuramsal yapı bulunmaktadır (Mert, 2009: 84). Eşcinsellere karşı gösterilen şiddet ve saldırganlığın altında yatan önemli bir neden homofobidir. Bir kavram olarak homofobi, eşcinsellerden korku duyulması anlamında kullanılsa bile herhangi bir kişinin, kendisinin ya da bir başkasının eşcinsel duygular hissedebilmesi durumunda yaşadığı derin 86 korkuyu tanımlamaktadır (Başar, Nil ve Kaptan, 2010). Göregenli ye (2003: 142) göre, homofobi daha bireysel (kişilik, benlik algısı, bilişsel yapılar vb.) olduğu düşünülebilecek süreçlerin de etkilediği, eşcinsellerin bir dış grup olarak kavramsallaştırılması sonucunda oluşan ve belirli stereo tiplerin eşlik ettiği bir gruplar arası ilişki ideolojisi olarak da anlaşılabilir. Ayrıca, homofobik ideolojinin kendiliğinden kişisel bir özellik olarak değil, belirli bir sosyal-kültürel bağlam içinde oluştuğu düşünülebilir. Homofobik ideoloji, kadınlık ve erkeklik arasındaki sınırları keskin bir biçimde çizmektedir (Gül ve Kılıç, 2003: 107). Homofobi ve homofobik şiddet, aslında diğer grup ayrımcılıklar ve şiddet türleriyle birlikte ortaya çıkmaktadır (Göregenli, 2003: 173). Herek, eşcinsellere yönelik negatif tutumları olan bireylerin, muhafazakâr dinsel ideolojiyi onaylamalarının, geleneksel toplumsal cinsiyet normlarına bağlı olmalarının ve buna bağlı kısıtlayıcı tutumlar sergilemelerinin daha muhtemel olduğunu ileri sürmektedir (Herek, 1988; Akt: Ertan, 2010: 8). Froyum (2007), siyah gençler üzerinde yaptığı araştırmasında, eşcinselliğe yönelik olumsuz tutumları olanların, eşcinselliği ahlak dışı, pis, iğrenç olarak nitelediklerini ve bunun karşısında heteroseksüelliğin, normal, olması gereken bir cinsel pratik olduğunu ileri süren ideolojik bir çerçeveyi benimsediklerini belirtmektedir (Akt: Ertan, 2010: 8). Söz konusu gençler, eşcinselliği heteroseksüelliğin aşağısında konumlandırdıkları bu hiyerarşik bakış açısını inşa ederken, hem toplumsal cinsiyet rollerini hem de dini referans olarak göstermektedirler. Günümüz toplumlarında en yaygın kabul gören ve gerçekleşen cinsel yönelim şekli heteroseksüelliktir, yani bireylerin karşı cinse yönelmeleridir (Özkan, 2004). Heteroseksizm kavramı ise, heteroseksüel olmayan her türlü tutumu, davranışı, kimliği, ilişkiyi ve topluluğu reddeden, kınayan ideolojik bir sistemdir (Herek, 1990:316). Heteroseksizme toplumsal gelenek ve kurumlarda rastlanılabilmektedir (Herek 1992). Kültürel heteroseksizm fikri homofobik söylemlerin doğasını anlamaya çalışmakta kritik bir öneme sahiptir. Bu

87 kavram, homofobinin arka planını anlatmakta ve temiz bir dünyanın ancak heteroseksüel olabileceğini söylemektedir. Heteroseksüel erkeklerin, birkaç sebepten dolayı heteroseksüel kadınlardan daha geleneksel rol davranışlarına sahip olmaya yatkın oldukları belirtilmektedir;(1) erkekler kadınlardan daha sert cinsiyet rol sosyalleşmesine tabi tutulmaktadır (Huston, 1984; Akt: Lingiardi, Falanga ve D Augelli, 2005); (2) geleneksel cinsiyet rolleri erkeklere kadınlardan daha fazla ayrıcalık ve güç bahşetmektedir; (3) heteroseksüel erkekler cinsiyet rol beklentileriyle tutarlı olarak, kadınlara olduğundan, özellikle erkekler arasında daha fazla homoseksüelliği reddedişe tabi olmaktadır (Herek, 1991, 1992; Mishkind, Rodin, Silberstein, ve Striegel-Moore, 1986, Akt: Lingiardi, Falanga ve D Augelli, 2005 ). Homofobi ve heteroseksizm alanlarındaki sosyal çalışmalar eğitimi iki açıdan önemli olduğu belirtilmektedir. İlk olarak sosyal çalışmalardaki öğrencilerin homofobik ve heteroseksist tutumlarında bir değişiklik yaratabilmekte, ikincisi kendi alanlarına döndüklerinde toplumdaki heteroseksist ve homofobik davranışları rapor etme şansı sağlamaktadır (Foreman ve Quinlan,2008). Araştırmanın Amacı Bu araştırmanın amacı, Mersin Üniversitesi öğrencilerinin lezbiyen ve geylere yönelik tutumlarının cinsiyet ve öğrenim gördükleri fakülte değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektedir. Yöntem Çalışma Grubu Çalışma grubu, eğitim-öğretim yılında Mersin Üniversitesi Eğitim, Fen Edebiyat, İdari Bilimler, Mühendislik, İletişim, Mimarlık, Eczacılık, Güzel Sanatlar Fakülteleri ve Konservatuar, Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Mersin Meslek Yüksek Okulu, Turizm Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Yüksek Okullarında öğrenim görmekte olan 863 (480 kız, 383 erkek) üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri Toplama Araçları Bu araştırmada, araştırma grubu ile ilgili kişisel bilgileri toplamak amacıyla araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Herek (1988) tarafından geliştirilen ve Duyan ve Gelbal (2004) tarafından Türkçeye uyarlanan Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin erkek ve kadın eşcinselliğine karşı tutumlarını belirlemeye yönelik ölçekte, beşi erkeklerin ve beşi de kadınların eşcinselliğini yoklayan toplam on madde bulunmaktadır. Maddelerde belirtilen düşünceye, bireylerden Hiç katılmıyorum- Tamamen katılıyorum arasında beş derecede görüş bildirmeleri istenmektedir. Yapılan madde analizinde madde-toplam korelasyonları 0.43 ile 0.88 arasında değişmektedir. Ölçeğin Cronbach α iç tutarlık katsayısı 0.91 olarak belirlenmiştir (Duyan ve Gelbal, 2004). Verilerin Analizi Araştırma verileri bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular Araştırma bulgularına göre, üniversite öğrencilerinin lezbiyen ve geylere yönelik tutumları, cinsiyet ve öğrenim görülen fakülteye göre farklılık göstermiştir. Bulgular, cinsiyet açısından dikkate alındığında ise, kız öğrencilerin erkek öğrencilere oranla lezbiyen ve geylere yönelik tutumlarında daha olumlu oldukları görülmüştür. Öğrenim görülen fakülte dikkate alındığında ise, en düşük homofobik tepkilerin iletişim fakültesinde, en yüksek homofobik tepkilerin ise Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinde olduğu gözlenmiştir. Sonuç ve Öneriler Cinsiyete Göre Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutumların ANOVA Sonuçları Araştırma sonuçlarına göre, kızların lezbiyen ve geylere yönelik tutumlarının erkeklerden daha olumlu olduğu da gözlenmiştir. 87

88 Fakültelere Göre Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutumların ANOVA Sonuçları Lezbiyen ve geylere yönelik en olumsuz tutuma Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin en olumlu tutuma ise İletişim Fakültesi öğrencilerinin sahip oldukları gözlenmiştir. Eşcinsellere yönelik olumsuz tutumlar, cinsiyet rolleri açısından güçlü geleneksel inançlar ile bağlantılıdır (Herek 1988; Lim 2002; Louderback and Whitley 1997; Whitley and Lee 2000). Bu anlamda, üniversite PDR Merkezleri bünyesinde öğrencilerin sahip oldukları toplumsal cinsiyet algılarına yönelik farkındalık kazanmalarını kolaylaştıracak ve bu inançlarını sorgulamalarına neden olacak çeşitli rehberlik etkinlikleri düzenlenebilir. Araştırmalar, eğitim ve homofobi arasında ters yönde bir bağlantı olduğunu ve eğitimin eşcinsellere olan korku ve hurafelere olan inançta azalma sağladığını göstermektedir (Lewis, 2003; Battle & Lemelle, 2002; Herek, 2000b, 2002a; Hoffmann & Bakken, 2001; Berkman & Zinberg, 1997; Herek&Capitanio, 1995). Bu anlamda, lezbiyen ve geylere yönelik daha olumlu ve hoşgörülü bir tutumu teşvik etmek için PDR Merkezleri bünyesinde bir danışmanlık ve geliştirme hizmetleri planlaması yararlı ve önemli olabilir. Bu noktada ise anti-cinsiyetçilik, cinsellik, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, hegemonik süreçlere karşı tüm öğrencilerin korunması yönünde söyleyişiler, broşürler, bülten ve ilanlar, internet sayfaları, radyo programları gibi çeşitli materyaller aracılığıyla öğrencilerin lezbiyen ve geylere yönelik sağlıklı algı ve bilgi oluşturmaları sağlanabilir. Bununla birlikte üniversitede PDR Merkezleri bünyesinde güvenli bir ortam yaratmak için gerekli kuralları, katılımcılar için gizliliği vurgulayan ve hiçbir suçlama politikası olmayan bir anlaşma zemini doğrultusunda eşcinsel öğrencilere 88 yönelik olarak heteroseksizm, farkındalık, kendini kabul, sosyal yaşamda karşılaşılabilecek ön yargılar ve korkular, farklı kültür ve dinlerin eşcinselliğe bakış açısı, lezbiyen ve gey destek hatları ile ilgili dinleme ve paylaşma tabanlı gruplar oluşturulabilir. Diğer bir yandan, homofobinin oluşmasıyla ilgili olarak ebeveynlere yönelik toplumsal cinsiyet, cinsellik, cinsel yönelim ve çocukların üzerinden yapılan gelecek tasavvurları konuları hakkında seminerler ve konferanslar düzenlenip tartışma grupları oluşturulabilir. Bununla birlikte eşcinsel çocuğa sahip ebeveynlere yönelik olarak bilgilendirme ve eğitim programları hazırlanabilir. Bu programlar sürecinde eşcinselliğin hastalık olmadığı, bu eğilimleri gösteren kişilerin sağlıksız aile ortamlarında yetiştiği yönündeki yaygın inanışın yanlış olduğu, aile üyelerinin kendilerini ve birbirlerini suçlamayıp bu durumun ailenin bir başarı ya da başarısızlığının ürünü olmadığı ve bunun bir tercih değil de doğal bir yönelim olduğu yönünde bilgilendirme çalışmaları yapılabilir. Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin lezbiyen ve geylere yönelik tutumları açısından sınırlı sayıda değişken ile betimsel bir çalışma yapılmıştır. Gelecekteki çalışmalarda, lezbiyen ve geylere yönelik tutumlar farklı araştırma yöntemleriyle ilgili alanyazın kapsamında farklı değişkenlerle birlikte ele alınabilir. S-02 PALYATİF AİLE HEKİMLİĞİ SERVİSİNDE NON- REGÜLE DİYABETES MELLİTUS TANILI HASTAYA BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM: OLGU SUNUMU Arş.Gör.Dr. Hakan Mut 1, Arş.Gör.Dr. Birgül Çetin 1, Arş.Gör.Dr. Fikret Merter Alanyalı 1, Uzm.Dr. Yasemin Kılıç Öztürk 1, Doç.Dr. Haluk Mergen 1, Doç.Dr. Kurtuluş Öngel 2 1 İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, İzmir 2 Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, İzmir Giriş: Diabetes mellitus (DM) günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birini

FETAL HAYATTAN ÇOCUKLUĞA ĠLK 1000 GÜNDE BESLENME VE AĠLE HEKĠMLĠĞĠ SĠSTEMĠNDE HEMŞĠRENĠN ROLÜ

FETAL HAYATTAN ÇOCUKLUĞA ĠLK 1000 GÜNDE BESLENME VE AĠLE HEKĠMLĠĞĠ SĠSTEMĠNDE HEMŞĠRENĠN ROLÜ FETAL HAYATTAN ÇOCUKLUĞA ĠLK 1000 GÜNDE BESLENME VE AĠLE HEKĠMLĠĞĠ SĠSTEMĠNDE HEMŞĠRENĠN ROLÜ Yrd.Doç.Dr. Gülten KOÇ Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Doğum-Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim

Detaylı

PERİNATOLOJİ ve ÖNLENEBİLİR ANNE ÖLÜMLERİ. Dr. Şevki ÇELEN ZTB Kadın Sağlığı EAH Perinatoloji Kliniği

PERİNATOLOJİ ve ÖNLENEBİLİR ANNE ÖLÜMLERİ. Dr. Şevki ÇELEN ZTB Kadın Sağlığı EAH Perinatoloji Kliniği PERİNATOLOJİ ve ÖNLENEBİLİR ANNE ÖLÜMLERİ Dr. Şevki ÇELEN ZTB Kadın Sağlığı EAH Perinatoloji Kliniği Perinatoloji Yüksek riskli gebelik Maternal ve fetal sağlığı tehdit eden, mortalite ve morbidite olasılığını

Detaylı

Dünyanın En Önemli Sağlık Sorunu: Kronik Hastalıklar. Dr. H. Erdal Akalın, FACP, FIDSA, FEFIM (h)

Dünyanın En Önemli Sağlık Sorunu: Kronik Hastalıklar. Dr. H. Erdal Akalın, FACP, FIDSA, FEFIM (h) Dünyanın En Önemli Sağlık Sorunu: Kronik Hastalıklar Dr. H. Erdal Akalın, FACP, FIDSA, FEFIM (h) Sağlık Sisteminde Karışıklığa Yol Açabilecek Gelişmeler Bekleniyor Sağlık harcamalarında kısıtlama (dünya

Detaylı

TIBBİ HİZMETLER BAŞKANLIĞI DİYABETİMİ YÖNETİYORUM PROJESİ DİYABET YÖNETİMİ KURSU RAPORU

TIBBİ HİZMETLER BAŞKANLIĞI DİYABETİMİ YÖNETİYORUM PROJESİ DİYABET YÖNETİMİ KURSU RAPORU TIBBİ HİZMETLER BAŞKANLIĞI DİYABETİMİ YÖNETİYORUM PROJESİ DİYABET YÖNETİMİ KURSU RAPORU (AİLE HEKİMİ, AİLE SAĞLIĞI ELEMANI, TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ HEKİMİ, TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ SAĞLIK PERSONELİ) Prof.

Detaylı

SEÇMELİ DERS ÖNERİ FORMU

SEÇMELİ DERS ÖNERİ FORMU Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılı SEÇMELİ DERS ÖNERİ FORMU Dersin adı Üreme Sağlığı Anabilim dalı Sorumlu öğretim üyesi E-posta adresi Halk Sağlığı Prof.Dr.Haldun SÜMER

Detaylı

Dünyada Çocuk Sağlığı Politikaları / hedefleri. Dr. Günay SAKA DÜTF HSAD 10 Mayıs 2011

Dünyada Çocuk Sağlığı Politikaları / hedefleri. Dr. Günay SAKA DÜTF HSAD 10 Mayıs 2011 Dünyada Çocuk Sağlığı Politikaları / hedefleri Dr. Günay SAKA DÜTF HSAD 10 Mayıs 2011 1 DÜNYA DAKİ ÇOCUKLARIN SAĞLIĞININ KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK ÇALIŞMALAR 1946 BM ye bağlı UNICEF kuruldu.

Detaylı

ANNE VE ÇOCUK SAĞLIĞININ ÖNEMİ. Sağlık; bireyin beden, ruh ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumunda olmasıdır.

ANNE VE ÇOCUK SAĞLIĞININ ÖNEMİ. Sağlık; bireyin beden, ruh ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumunda olmasıdır. ANNE VE ÇOCUK SAĞLIĞININ ÖNEMİ Sağlık; bireyin beden, ruh ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumunda olmasıdır. Anne-çocuk sağlığı hizmetlerinin amacı; özelde anne ve çocukların, genelde ise toplumun sağlıklı

Detaylı

KANSER HASTALARINDA ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ. Dr. Levent ŞAHİN

KANSER HASTALARINDA ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ. Dr. Levent ŞAHİN T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ KLİNİĞİ KANSER HASTALARINDA ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ

Detaylı

22 Mayıs 2015 Cuma. 23 Mayıs 2015 Cumartesi. Prof. Dr. Füsun Yarış Salonu. B Salonu C Salonu D Salonu E Salonu F Salonu.

22 Mayıs 2015 Cuma. 23 Mayıs 2015 Cumartesi. Prof. Dr. Füsun Yarış Salonu. B Salonu C Salonu D Salonu E Salonu F Salonu. Bilimsel Program Prof. Dr. Füsun Yarış Salonu 22 Mayıs 2015 Cuma 15.00-17.30 Kayıt 17.30-18.00 Açılış Töreni B Salonu C Salonu D Salonu E Salonu F Salonu (Ebe - Hemşire ları) 18.00-18.50 Prof. Dr. Güzel

Detaylı

TOPLUMU TANIMA VE EKİP ÇALIŞMASI YARD. DOÇ. DR. NALAN AKIŞ

TOPLUMU TANIMA VE EKİP ÇALIŞMASI YARD. DOÇ. DR. NALAN AKIŞ TOPLUMU TANIMA VE EKİP ÇALIŞMASI YARD. DOÇ. DR. NALAN AKIŞ Amaç Bu dersin sonunda öğrenciler, sağlık hizmeti verecekleri toplumu tanımanın önemi konusunda bilgi sahibi olacaklardır. ÖĞRENİM HEDEFLERİ Bu

Detaylı

T.C. ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMLARI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL ZORUNLU DERSLER

T.C. ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMLARI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL ZORUNLU DERSLER T.C. ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMLARI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL ZORUNLU DERSLER PSH 501 - Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği Temelleri

Detaylı

Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri

Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri Eczacıbaşı Topluluğu kuruluşlarından Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri, Türkiye nin yerinde sağlık ve bakım çözümleri sunan ilk ve en büyük kuruluşudur.

Detaylı

Dünya nüfusunun 1.2 milyarını adolesanlar oluşturmaktadır (dünya tarihindeki en yüksek rakam..) Bu nüfusun %85 i gelişmekte olan ülkelerde.

Dünya nüfusunun 1.2 milyarını adolesanlar oluşturmaktadır (dünya tarihindeki en yüksek rakam..) Bu nüfusun %85 i gelişmekte olan ülkelerde. Dünya nüfusunun 1.2 milyarını adolesanlar oluşturmaktadır (dünya tarihindeki en yüksek rakam..) Bu nüfusun %85 i gelişmekte olan ülkelerde. Yaşadıkları toplumlardaki birbirinden çok farklı politik, ekonomik,

Detaylı

Şanlıurfa il merkezinde Suriyeli mülteci kadınların üreme ve ruh sağlığı ihtiyaçları; Suriyeli mültecilerin sağlığını geliştirme modeli

Şanlıurfa il merkezinde Suriyeli mülteci kadınların üreme ve ruh sağlığı ihtiyaçları; Suriyeli mültecilerin sağlığını geliştirme modeli Şanlıurfa il merkezinde Suriyeli mülteci kadınların üreme ve ruh sağlığı ihtiyaçları; Suriyeli mültecilerin sağlığını geliştirme modeli Prof.Dr. Zeynep ŞİMŞEK Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı

Detaylı

. HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ

. HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ . HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ GÖREVE YENİ BAŞLAYAN SAĞLIK ÇALIŞANLARI İÇİN UYUM REHBERİ İÇİNDEKİLER Önsöz T.C. Sağlık Bakanlığı Teşkilat Şeması Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Organizasyon Yapısı. Halk Sağlığı

Detaylı

Okul Sağlığına Genel Bir Bakış ve Okul Sağlığında Ruh Sağlığının Yeri. Dr Hilal Tıpırdamaz Sipahi 22 Ekim 2003

Okul Sağlığına Genel Bir Bakış ve Okul Sağlığında Ruh Sağlığının Yeri. Dr Hilal Tıpırdamaz Sipahi 22 Ekim 2003 Okul Sağlığına Genel Bir Bakış ve Okul Sağlığında Ruh Sağlığının Yeri Dr Hilal Tıpırdamaz Sipahi 22 Ekim 2003 Okul dönemi 6-19 yaşlar arasını kapsar, iki dönemdir erken okul yaşı ve prepubesans kızlarda

Detaylı

Hastane. Hastane Grupları 19/11/2015. Sağlık Kurumları Yönetiminde Temel Kavramlar

Hastane. Hastane Grupları 19/11/2015. Sağlık Kurumları Yönetiminde Temel Kavramlar Hastane Sağlık Kurumları Yönetiminde Temel Kavramlar Yük.Hem.Müge Bulakbaşı Ekonomik, verimli ve etkili olarak her türlü sağlık hizmetinin kesintisiz üretildiği, Eğitim, araştırma ve toplum sağlığı hizmetlerinin

Detaylı

İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinde İşyeri Hemşireliği. Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ayse.beser@deu.edu.

İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinde İşyeri Hemşireliği. Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ayse.beser@deu.edu. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinde İşyeri Hemşireliği Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ayse.beser@deu.edu.tr Kültür, inanç Fiziksel çevre SAĞLIK Yaşam koşulları Ekonomik

Detaylı

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK DOKTORA PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK DOKTORA PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK DOKTORA PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL (ZORUNLU) SAĞLIK BİLİMLERİNDE KURAM VE MODELLER Sağlık

Detaylı

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU. Dahili Servisler

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU. Dahili Servisler DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU Dahili Servisler Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHP) Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), her 10 çocuktan birinde görülmesi, ruhsal, sosyal

Detaylı

Dünyada ve Türkiye de Kronik Hastalıklar. Prof. Dr. H. Erdal Akalın, FACP, FRCP, FIDSA Hacettepe Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi

Dünyada ve Türkiye de Kronik Hastalıklar. Prof. Dr. H. Erdal Akalın, FACP, FRCP, FIDSA Hacettepe Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Dünyada ve Türkiye de Kronik Hastalıklar Prof. Dr. H. Erdal Akalın, FACP, FRCP, FIDSA Hacettepe Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Dünya Sorunu Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporlarına göre kronik hastalıklar

Detaylı

EVDE BAKIM HİZMETLERİ. Ayşe Güler Aralık 2004

EVDE BAKIM HİZMETLERİ. Ayşe Güler Aralık 2004 EVDE BAKIM HİZMETLERİ Ayşe Güler Aralık 2004 Tanım Bireylere yaşam siklusu içinde, kendi yerleşim alanlarında sağlık hizmeti sağlayan, sağlık bakım sunum sisteminin geniş ve bütüncül bir parçasıdır. Diyabet

Detaylı

HEMŞİRELERİNİN UYGULADIKLARI HASTA EĞİTİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Uzm. Hem. Aysun ÇAKIR

HEMŞİRELERİNİN UYGULADIKLARI HASTA EĞİTİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Uzm. Hem. Aysun ÇAKIR HEMŞİRELERİNİN UYGULADIKLARI HASTA EĞİTİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Uzm. Hem. Aysun ÇAKIR GİRİŞ Hasta eğitimi, sağlığı koruyan ve bireylerde davranış değişikliği geliştirmeye yardım eden öğrenim deneyimlerinin

Detaylı

Aile Sağlığı Elemanları ile Mümkün mü? / Özlem Özkan

Aile Sağlığı Elemanları ile Mümkün mü? / Özlem Özkan Aile Sağlığı Elemanları ile Mümkün mü? / Özlem Özkan Gerek Sağlık Bakanlığı tarafından, gerekse bazı bilimsel makalelerin bulgularına dayalı olarak aile hekimliği uygulamasının ekip çalışmasını motive

Detaylı

İŞYERİNDE SAĞLIĞI GELİŞTİRME ve PROGRAM PLANLAMA. Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ayse.beser@deu.edu.

İŞYERİNDE SAĞLIĞI GELİŞTİRME ve PROGRAM PLANLAMA. Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ayse.beser@deu.edu. İŞYERİNDE SAĞLIĞI GELİŞTİRME ve PROGRAM PLANLAMA Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ayse.beser@deu.edu.tr 1 HEDEFLER.Sağlığı, koruma ve geliştirme kavramlarını bilme İşyerlerinde

Detaylı

TIBBİ HİZMETLER BAŞKANLIĞI DİYABETİMİ YÖNETİYORUM PROJESİ DİYABET HEMŞİRELİĞİ TEMEL EĞİTİMİ KURSU RAPORU

TIBBİ HİZMETLER BAŞKANLIĞI DİYABETİMİ YÖNETİYORUM PROJESİ DİYABET HEMŞİRELİĞİ TEMEL EĞİTİMİ KURSU RAPORU TIBBİ HİZMETLER BAŞKANLIĞI DİYABETİMİ YÖNETİYORUM PROJESİ DİYABET HEMŞİRELİĞİ TEMEL EĞİTİMİ KURSU RAPORU Prof. Dr. Behzat ÖZKAN İzmir Güney Bölgesi Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Hazırlayan:

Detaylı

Program Çıktıları. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Program Çıktıları. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Program Çıktıları Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 2015 Program Çıktılarının telif hakları Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ne aittir. 2015 Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi. Yeditepe Üniversitesi

Detaylı

HEMŞİRELERDE ÇALIŞMA ORTAMI UZM. HEM. HANDAN ALAN HEMŞİRELİKTE YÖNETİM AD DOKTORA ÖĞRENCİSİ

HEMŞİRELERDE ÇALIŞMA ORTAMI UZM. HEM. HANDAN ALAN HEMŞİRELİKTE YÖNETİM AD DOKTORA ÖĞRENCİSİ HEMŞİRELERDE ÇALIŞMA ORTAMI UZM. HEM. HANDAN ALAN HEMŞİRELİKTE YÖNETİM AD DOKTORA ÖĞRENCİSİ Çalışma hayatı insan yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır. Günün en aktif döneminin yaşandığı çalışma ortamları,

Detaylı

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği nin

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği nin Türk Tıbbi Onkoloji Derneği nin Kanser Kontrolü ndeki Rolü DR. PINAR SAİP TÜRK TIBBİ ONKOLOJİ DERNEĞİ BAŞKANI Misyonumuz Ülkemizdeki tıbbi onkologların özlük haklarını savunmak, birlikte çalışma kültürünü

Detaylı

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri. Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri. Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri 1 Öğrenim Hedefleri Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının, yaşam dönemlerine göre kadın sağlığına olan etkilerini açıklar, Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ile kadına

Detaylı

İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER

İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANA BİLİM DALI İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER BİR ÖRNEK OLAY İNCELEMESİ: SHERATON ANKARA HOTEL & TOWERS

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Fatih Özcan ÖZGEÇMİŞ

Yrd. Doç. Dr. Fatih Özcan ÖZGEÇMİŞ Yrd. Doç. Dr. Fatih Özcan ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı Doğum Yeri Mesleği Uzmanlığı Yabancı Dil : Fatih : Özcan : Çorum : Tıp Doktoru : Aile Hekimliği : İngilizce İletişim Adresi: Manisa Celal Bayar Üni. Tıp Fakültesi

Detaylı

BİRİNCİ BASAMAKTA DİYABETİK AYAK İNFEKSİYONLARI EPİDEMİYOLOJİSİ VE ÖNEMİ. Doç. Dr. Serap Çifçili Marmara Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı

BİRİNCİ BASAMAKTA DİYABETİK AYAK İNFEKSİYONLARI EPİDEMİYOLOJİSİ VE ÖNEMİ. Doç. Dr. Serap Çifçili Marmara Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı BİRİNCİ BASAMAKTA DİYABETİK AYAK İNFEKSİYONLARI EPİDEMİYOLOJİSİ VE ÖNEMİ Doç. Dr. Serap Çifçili Marmara Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı BİRİNCİ BASAMAKTA GÜNCEL DURUM > 6330 Aile Sağlığı Merkezi

Detaylı

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ Ders Tanıtım Formu Dersin Adı Öğretim Dili Diyabet Hemşireliği Uygulama Türkçe Dersin Verildiği Düzey Ön Lisans () Lisans (X) Yüksek Lisans( ) Doktora( ) Eğitim Öğretim Sistemi Örgün Öğretim (X) Uzaktan

Detaylı

Değerli meslektaşlarım,

Değerli meslektaşlarım, Değerli meslektaşlarım, TA H E K 2 0 1 6 2001 yılında temelleri atılan Trakya Aile Hekimliği Kongresi büyümeye devam ediyor. Trakya Ailesi olarak siz değerli katılımcıların ilgisi, desteği ve güvenine

Detaylı

II. SOSYAL PEDİATRİ ÇALIŞTAYI RAPORU 15 HAZİRAN 2012, İZMİR

II. SOSYAL PEDİATRİ ÇALIŞTAYI RAPORU 15 HAZİRAN 2012, İZMİR II. SOSYAL PEDİATRİ ÇALIŞTAYI RAPORU 15 HAZİRAN 2012, İZMİR Ülkemizde Sosyal Pediatri alanında mevcut uygulamaların değerlendirilmesi, çalışmaların ve araştırmaların geliştirilmesi, yeni bakış açıları

Detaylı

HAZIRLAYAN : AYTEN ALP YALOVA SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ BULAŞICI OLMAYAN HASTALIKLAR VE KRONĐK DURUMLAR BĐRĐMĐ

HAZIRLAYAN : AYTEN ALP YALOVA SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ BULAŞICI OLMAYAN HASTALIKLAR VE KRONĐK DURUMLAR BĐRĐMĐ DÜNYADA VE TÜRKĐYE DE BULAŞICI OLMAYAN KRONĐK HASTALIKLARLA MÜCADELE POLĐTĐKALARI HAZIRLAYAN : AYTEN ALP YALOVA SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ BULAŞICI OLMAYAN HASTALIKLAR VE KRONĐK DURUMLAR BĐRĐMĐ Yirminci yüzyılda

Detaylı

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK DOKTORA PROGRAMI 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK DOKTORA PROGRAMI 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK DOKTORA PROGRAMI 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL (ZORUNLU) SAĞLIK BİLİMLERİNDE KURAM VE MODELLER (HEM 701

Detaylı

190 kadın planlanmamış ya da istenmeyen gebelikle karşılaşmakta, 110 kadında gebeliğe bağlı komplikasyon gelişmekte,

190 kadın planlanmamış ya da istenmeyen gebelikle karşılaşmakta, 110 kadında gebeliğe bağlı komplikasyon gelişmekte, Dünyada her bir dakikada 380 kadın gebe kalmakta, 190 kadın planlanmamış ya da istenmeyen gebelikle karşılaşmakta, 110 kadında gebeliğe bağlı komplikasyon gelişmekte, 40 kadın sağlıksız düşük yapmaktadır.

Detaylı

BESTE ÖZGÜVEN ÖZTORNACI

BESTE ÖZGÜVEN ÖZTORNACI BESTE ÖZGÜVEN ÖZTORNACI İLETİŞİM BİLGİLERİ Adres: Seyhan Mh. 556/6 Sk. No:4 D:8 Buket Apt. Akıncılar Buca-İzmir Telefon: 0555 453 63 05 E-mail: besteozguven@gmail.com KİŞİSEL BİLGİLER Doğum Yeri ve Tarihi:

Detaylı

HEMŞİRELİKTE ÖZEL ALANLAR

HEMŞİRELİKTE ÖZEL ALANLAR HEMŞİRELİKTE ÖZEL ALANLAR Son yıllarda dünyada meydana gelen hızlı gelişme ve değişmeler her alanda olduğu gibi sağlık bakım sistemi üzerinde de etkisini göstermektedir. Toplum, nüfus özellikleri, ekonomi,

Detaylı

Türkiye de Sağlık Örgütlenmesi

Türkiye de Sağlık Örgütlenmesi Türkiye de Sağlık Örgütlenmesi (224 Sayılı Yasa ) Doç.Dr.Melikşah ERTEM İdeal Bir Örgütün İlkeleri Eşitlik Sürekli hizmet Entegre hizmet Katılımcı hizmet Öncelikli hizmet Ekip hizmeti Kademeli hizmet İdeal

Detaylı

TOPLUM RUH SAĞLIĞI MERKEZLERİ. Hazırlayan: Dr. Meryem Merve Ören Danışman: Prof. Dr. A. Emel Önal

TOPLUM RUH SAĞLIĞI MERKEZLERİ. Hazırlayan: Dr. Meryem Merve Ören Danışman: Prof. Dr. A. Emel Önal TOPLUM RUH SAĞLIĞI MERKEZLERİ Hazırlayan: Dr. Meryem Merve Ören Danışman: Prof. Dr. A. Emel Önal 1 Dünyada Gelişmeler 2 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Yaklaşık otuz yıldır (1984, 1987, 1996), ülkelerin ruh

Detaylı

YAŞAM BOYU SAĞLIK BLOĞU GELİŞİM İZLEM DOSYASI-1

YAŞAM BOYU SAĞLIK BLOĞU GELİŞİM İZLEM DOSYASI-1 YAŞAM BOYU SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ PROGRAMI YAŞAM BOYU SAĞLIK BLOĞU GELİŞİM İZLEM DOSYASI-1 STAJYER ÖĞRENCİNİN ADI ve SOYADI:... DANIŞMAN ÖĞRETİM ÜYESİNİN ADI ve SOYADI:. 1 GELİŞİM İZLEM DOSYASI YAŞAM

Detaylı

myp - communıty&servıce ınstructıons & forms

myp - communıty&servıce ınstructıons & forms myp - communıty&servıce ınstructıons & forms P r i v a t e I s t a n b u l C o ş k u n M i d d l e Y e a r s P r o g r a m m e C a n d i d a t e S c h o o l Özel İstanbul Coşkun Orta Yıllar Programı Aday

Detaylı

ONKOLOJİ ECZACILIĞINA DOKTOR BAKIŞI

ONKOLOJİ ECZACILIĞINA DOKTOR BAKIŞI ONKOLOJİ ECZACILIĞINA DOKTOR BAKIŞI Dr. Evren Özdemir Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü Ankara 05.04.2014 Akılcı İlaç Kullanımı İçin Sorumluluk Sahibi Taraflar Hekim Eczacı Hemşire Diğer sağlık personeli

Detaylı

15. Uluslararası Doğu Akdeniz Aile Hekimliği Kongresi / 26 29 Mayıs 2016. 26 Mayıs 2016 Perşembe A Salonu

15. Uluslararası Doğu Akdeniz Aile Hekimliği Kongresi / 26 29 Mayıs 2016. 26 Mayıs 2016 Perşembe A Salonu 15. Uluslararası Doğu Akdeniz Aile Hekimliği Kongresi / 26 29 Mayıs 2016 09:00-13.00 Kayıt 26 Mayıs 2016 Perşembe A Salonu 13:00 13:30 Açılış Töreni 13:30 14:15 Açılış ı Prof. Dr. Murat Ünalacak, Prof.

Detaylı

AİLE HEKİMLİĞİNİN TEMEL PRENSİPLERİ. Arş.Gör.Dr.Duygu İlke YILDIRIM

AİLE HEKİMLİĞİNİN TEMEL PRENSİPLERİ. Arş.Gör.Dr.Duygu İlke YILDIRIM AİLE HEKİMLİĞİNİN TEMEL PRENSİPLERİ Arş.Gör.Dr.Duygu İlke YILDIRIM WONCA 6 adet temel yeterlilik ve bunlarla ilişkili 11 özellik belirlemiştir Ağacın köklerinin aile hekimliğinin kendine özgü profesyonellik

Detaylı

Türkiye de Aile Hekimliği Uzmanlığı Mezuniyet Öncesi Eğitim Müfredatı

Türkiye de Aile Hekimliği Uzmanlığı Mezuniyet Öncesi Eğitim Müfredatı Türkiye de Uzmanlığı Mezuniyet Öncesi Eğitim Müfredatı Tablo 1. Önerilen konu başlıkları ve ÇEP ve WONCA yeterlilikleri ile bağlantıları. Konu Ders Adı Sınıf Teorik Pratik Ödev Ulusal ÇEP-2014 ile Bağlantısı*

Detaylı

Çalışma Ortamında Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi

Çalışma Ortamında Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Çalışma Ortamında Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Prof. Dr. Nazmi Bilir Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü 10 Ekim 2014 nbilir@hacettepe.edu.tr Sunum Planı Sağlık Hizmetlerinin Gelişmesi

Detaylı

DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KÜLTÜR VE SPOR DAİRE BAŞKANLIĞI MEDİKO-SOSYAL VE GENÇLİK DANIŞMA MERKEZİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM

DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KÜLTÜR VE SPOR DAİRE BAŞKANLIĞI MEDİKO-SOSYAL VE GENÇLİK DANIŞMA MERKEZİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KÜLTÜR VE SPOR DAİRE BAŞKANLIĞI MEDİKO-SOSYAL VE GENÇLİK DANIŞMA MERKEZİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1- Bu yönergenin amacı,

Detaylı

TUKMOS ASKERİ PSİKİYATRİ KOMİSYONU 1.DÖNEM ÜYELERİ Kamil Nahit Özmenler Ali Bozkurt Aytekin Özşahin Haluk Savaş

TUKMOS ASKERİ PSİKİYATRİ KOMİSYONU 1.DÖNEM ÜYELERİ Kamil Nahit Özmenler Ali Bozkurt Aytekin Özşahin Haluk Savaş Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK), uzmanlık eğitiminde kullanılmak üzere çekirdek müfredat ve standartları belirlemek için Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Sistemi (TUKMOS) çerçevesinde

Detaylı

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Dönem V Aile Hekimliği Seçmeli Staj Eğitim Programı Eğitim Başkoordinatörü: Dönem Koordinatörü: Koordinatör Yardımcısı: Doç. Dr. Erkan Melih ŞAHİN Yrd. Doç. Dr. Baran GENCER Yrd. Doç. Dr. Oğuz GÜÇLÜ Yrd.

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ A u ok na lu ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - MART 2014 ANAOKULLARI BÜLTENİ ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ Okul öncesi dönem, gelişimin hızlı olması ve

Detaylı

2015-2016 DÖNEM I MED 115: Temel Bilimler I Ders kurulu 14.09.2015-09.10.2015 4 Hafta/ 73 saat

2015-2016 DÖNEM I MED 115: Temel Bilimler I Ders kurulu 14.09.2015-09.10.2015 4 Hafta/ 73 saat 2015-2016 DÖNEM I MED 115: Temel Bilimler I Ders kurulu 14.09.2015-09.10.2015 4 Hafta/ 73 saat Dersler Teorik Pratik Toplam Davranış Bilimleri 25-25 Sağlıklı Yaşam ve Halk Sağlığı 25-25 Sosyal Bilimler

Detaylı

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ -

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ - T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ - Necla YILMAZ Yüksek Lisans Tezi Çorum

Detaylı

AVRUPADA DİYABET HARİTASI VE GENEL PERSPEKTİF. Prof. Dr. Şehnaz Karadeniz İstanbul Bilim Üniversitesi

AVRUPADA DİYABET HARİTASI VE GENEL PERSPEKTİF. Prof. Dr. Şehnaz Karadeniz İstanbul Bilim Üniversitesi AVRUPADA DİYABET HARİTASI VE GENEL PERSPEKTİF Prof. Dr. Şehnaz Karadeniz İstanbul Bilim Üniversitesi Diyabet Dünya çapında ve Avrupa da halk sağlığı sorunu AVRUPADA DİYABET YÜKÜ 20-79 yaşları 2003 2025

Detaylı

GARD Türkiye Projesi. Kronik solunum hastalıkları Evde Sağlık Hizmetleri

GARD Türkiye Projesi. Kronik solunum hastalıkları Evde Sağlık Hizmetleri GARD Türkiye Projesi Kronik solunum hastalıkları Evde Sağlık Hizmetleri KBYM Triaj Bilgilendirme Eğitim İleri teknoloji hastaneleri 2. Basamak hastane Evde bakım I. basamak Acil Servisler Özel bakım kuruluşları

Detaylı

raşitizm okul çağı çocuk ve gençlerde diş çürükleri büyüme ve gelişme geriliği zayıflık ve şişmanlık demir yetersizliği anemisi

raşitizm okul çağı çocuk ve gençlerde diş çürükleri büyüme ve gelişme geriliği zayıflık ve şişmanlık demir yetersizliği anemisi büyüme ve gelişme geriliği diş çürükleri zayıflık ve şişmanlık okul çağı çocuk ve gençlerde demir yetersizliği anemisi 0-5 Yaş Grubu Çocuklarda iyot yetersizliği hastalıkları vitamin yetersizlikleri raşitizm

Detaylı

DİYABET HEMŞİRELİĞİ DERNEĞİ DİYABET EĞİTİMCİSİNİN EĞİTİMİ KURSU PROGRAMI

DİYABET HEMŞİRELİĞİ DERNEĞİ DİYABET EĞİTİMCİSİNİN EĞİTİMİ KURSU PROGRAMI DİYABET HEMŞİRELİĞİ DERNEĞİ DİYABET EĞİTİMCİSİNİN EĞİTİMİ KURSU PROGRAMI Hazırlayan : Julie A. KUENZİ, RN,MSN,CDE,CPT Medical College of Wisconsin Çeviren: Doç.Dr. Nermin OLGUN Marmara Üniversitesi Hemşirelik

Detaylı

Prof. Dr. Serap NAZLI

Prof. Dr. Serap NAZLI Prof. Dr. Serap NAZLI Eserler Listesi (2014) A. Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleler: A1. Nazlı, S. (2006). Comprehensive Guidance and Counselling Programme Practices in Turkey. Mediterranean

Detaylı

Nadir Hastalıklar-Yetim ilaçlar bir sağlık sorunu

Nadir Hastalıklar-Yetim ilaçlar bir sağlık sorunu I I. Sağlık Ekonomisi Kongresi Yeni Nesil Tedavilere Bakış : Kişiselleştirilmiş Tıp ve Yetim İlaçlar Oturumu Nadir Hastalıklar-Yetim ilaçlar bir sağlık sorunu Uğur Özbek İstanbul Üniversitesi Deneysel

Detaylı

İNDİKATÖR ADI ACİL SERVİSE 24 SAAT İÇERİSİNDE AYNI ŞİKAYETLE TEKRAR BAŞVURAN HASTA SAYISI VE ORANI İNDİKATÖR KARTI

İNDİKATÖR ADI ACİL SERVİSE 24 SAAT İÇERİSİNDE AYNI ŞİKAYETLE TEKRAR BAŞVURAN HASTA SAYISI VE ORANI İNDİKATÖR KARTI Sayfa No 1/17 ACİL SERVİSE 24 SAAT İÇERİSİNDE AYNI ŞİKAYETLE TEKRAR BAŞVURAN HASTA SAYISI VE ORANI İNDİKATÖR KARTI Acil servise 24 saat içinde aynı şikâyetle tekrar başvuran hasta sayısı ve oranının tespiti

Detaylı

HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ. Nevin Çetin Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİT Ünitesi

HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ. Nevin Çetin Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİT Ünitesi HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ Nevin Çetin Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİT Ünitesi Hematopoetik kök hücre transplantasyonu hematoloji-onkoloji alanında özel bir daldır

Detaylı

NADİR HASTALIKLAR VE ORPHANET-TÜRKİYE. 2007- sonrası. Prof.Dr. Uğur Özbek Orphanet-Türkiye Koordinatörü İstanbul Üniversitesi, DETAE

NADİR HASTALIKLAR VE ORPHANET-TÜRKİYE. 2007- sonrası. Prof.Dr. Uğur Özbek Orphanet-Türkiye Koordinatörü İstanbul Üniversitesi, DETAE NADİR HASTALIKLAR VE ORPHANET-TÜRKİYE 2007- sonrası Prof.Dr. Uğur Özbek Orphanet-Türkiye Koordinatörü İstanbul Üniversitesi, DETAE Nadir hastalık ve yetim ilaç tanımı Ülkemizdeki durum Nadir hastalıkların

Detaylı

ACOG Diyor ki! HER GEBE TAKİP SÜRECİNDE EN AZ BİR KEZ PERİNATAL DEPRESYON AÇISINDAN TARANMALIDIR. Özeti Yapan: Dr. Semir Köse

ACOG Diyor ki! HER GEBE TAKİP SÜRECİNDE EN AZ BİR KEZ PERİNATAL DEPRESYON AÇISINDAN TARANMALIDIR. Özeti Yapan: Dr. Semir Köse ACOG Diyor ki! HER GEBE TAKİP SÜRECİNDE EN AZ BİR KEZ PERİNATAL DEPRESYON AÇISINDAN TARANMALIDIR. Özeti Yapan: Dr. Semir Köse Perinatal Depresyon gebelik süresince veya gebeliği takip eden ilk 12 ay boyunca

Detaylı

Türkiye de sağlık politikalarında pulmoner rehabilitasyon ve kronik hasta bakımının yeri

Türkiye de sağlık politikalarında pulmoner rehabilitasyon ve kronik hasta bakımının yeri Türkiye de sağlık politikalarında pulmoner rehabilitasyon ve kronik hasta bakımının yeri Doç Dr Rengin Güzel Çukurova Üniv Tıp Fak. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD Sunum planı Sağlık politikalarında

Detaylı

Risk Altındaki Çocuklara Yaklaşım

Risk Altındaki Çocuklara Yaklaşım Risk Altındaki Çocuklara Yaklaşım Prof. Dr. Betül Ulukol Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı Risk Yüksek riskli gebeliklerin sonucu dünyaya gelenler Özel sağlık gereksinimi olan

Detaylı

TÜRKİYE DE SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN GENEL GÖRÜNÜMÜ

TÜRKİYE DE SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN GENEL GÖRÜNÜMÜ SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İşletme Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü SAĞLIK POLİTİKASI VE PLANLAMASI TÜRKİYE DE SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN GENEL GÖRÜNÜMÜ Doç. Dr. Mahmut AKBOLAT Bölüm Hedefi *Bu derste; Türkiye de genel

Detaylı

HALK SAĞLIĞI VE AİLE HEKİMLİĞİ VI. DERS KURULU (20 NİSAN 2015-25 MAYIS 2015)

HALK SAĞLIĞI VE AİLE HEKİMLİĞİ VI. DERS KURULU (20 NİSAN 2015-25 MAYIS 2015) T. C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014 2015 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III HALK SAĞLIĞI VE AİLE HEKİMLİĞİ VI. DERS KURULU (20 NİSAN 2015-25 MAYIS 2015) DEKAN BAŞKOORDİNATÖR DÖNEM III KOORDİNATÖRÜ

Detaylı

CUMHURĠYET ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM BÖLÜMÜ DERS BĠLGĠLERĠ FORMU. Kadın Hastalıkları ve Doğum. Lisans

CUMHURĠYET ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM BÖLÜMÜ DERS BĠLGĠLERĠ FORMU. Kadın Hastalıkları ve Doğum. Lisans CUMHURĠYET ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM BÖLÜMÜ DERS BĠLGĠLERĠ FORMU Bölüm Kadın Hastalıkları ve Doğum Yıl/yarıyıl 6/1-2 Dersin Adı Ders düzeyi (Önlisans, lisans,vb) Dersin Türü(Z/S)

Detaylı

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ HEMŞİRELİK YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL (ZORUNLU) SAĞLIK TANILAMASI (HEM 601 TEORİK 2, 2

Detaylı

Doç. Dr. Naile BİLGİLİ Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi

Doç. Dr. Naile BİLGİLİ Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Doç. Dr. Naile BİLGİLİ Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Yaşlı nüfusa ilişkin en önemli sorunlardan biri bakım sorunudur. Yaşlı bakımı çok kapsamlı ve pahalı bir hizmettir. Özellikle 75 yaşın

Detaylı

Hedefe Ulaşmak. Uzm. Hem. Hülya GÜLYÜZ DEMİR Yeditepe Üniversitesi Hastanesi

Hedefe Ulaşmak. Uzm. Hem. Hülya GÜLYÜZ DEMİR Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Hedefe Ulaşmak Uzm. Hem. Hülya GÜLYÜZ DEMİR Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Diyabet Tedavisi Yaşam Tarzı Değişikliği İlaçlar Eğitim Eğitim Davranış Yaşantı Birey Süreç EĞİTİM Kültürlenme Eğitim, bireyde

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Ayda ÇELEBİOĞLU Proje Araştırmacısı

Yrd. Doç. Dr. Ayda ÇELEBİOĞLU Proje Araştırmacısı Yrd. Doç. Dr. Ayda ÇELEBİOĞLU Proje Araştırmacısı Proje kapsamında verilerin elde edileceği hastanede onkoloji hastaları ile çalışan tüm hemşireleri içine alan bir program yapılması kararlaştırıldı. Hemşirelerle

Detaylı

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi SBF Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Program Yeterlilikleri TYYÇ Yaşam Bilimleri Temel Alanı Yeterlilikleri

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi SBF Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Program Yeterlilikleri TYYÇ Yaşam Bilimleri Temel Alanı Yeterlilikleri Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi SBF Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Program Yeterlilikleri TYYÇ Yaşam Bilimleri Temel Alanı Yeterlilikleri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 BİLGİ (Kurumsal ve Olgusal)

Detaylı

Hasta Merkezli Standartlar - Hastaların Bakımı (COP)

Hasta Merkezli Standartlar - Hastaların Bakımı (COP) Hasta Merkezli Standartlar - Hastaların Bakımı (COP) Bir sağlık kuruluşunun temel hedefi hasta bakımıdır. Hastaların benzersiz ihtiyaçlarını destekleyen ve bunlara cevap veren bir ortamda en uygun bakımın

Detaylı

TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE UYKU KALİTESİ, GÜNDÜZ UYKULULUK HALİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER

TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE UYKU KALİTESİ, GÜNDÜZ UYKULULUK HALİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE UYKU KALİTESİ, GÜNDÜZ UYKULULUK HALİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER Doç.Dr. Belgüzar Kara*, Özge KILIÇ** *GATA Hemşirelik Yüksekokulu, **GATA Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları

Detaylı

İLK 1000 GÜNDE UYGULANAN BESLENME POLİTİKALARI VE GELECEK NESİLLERE ETKİSİ

İLK 1000 GÜNDE UYGULANAN BESLENME POLİTİKALARI VE GELECEK NESİLLERE ETKİSİ İLK 1000 GÜNDE UYGULANAN BESLENME POLİTİKALARI VE GELECEK NESİLLERE ETKİSİ Dr. Sema ÖZBAŞ Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çocuk ve Ergen Sağlığı Daire Başkanı Sağlık Bakanlığı Teşkilat Şeması Türkiye Halk

Detaylı

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ HAYAT PROGRAMI (2014 2017) TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ

Detaylı

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Mezun Görüşleri Anketi

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Mezun Görüşleri Anketi ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Mezun Görüşleri Anketi Değerli Hekim Arkadaşımız, Bu anket ülkemizdeki farklı eğitim kurumlarınca uygulanan örnekler temel alınarak UÜTF Tıp

Detaylı

ULUSLARARASI TRAVMA ÇALIŞMALARI PROGRAMI - İSTANBUL - NEW YORK İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ

ULUSLARARASI TRAVMA ÇALIŞMALARI PROGRAMI - İSTANBUL - NEW YORK İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ BİRİNCİ AY EĞİTİMLERİ ULUSLARARASI TRAVMA ÇALIŞMALARI PROGRAMI - İSTANBUL - NEW YORK İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ Düzey Tarih Gün Zaman Seminerin Konusu Eğitimciler 25/10/13 26/10/13 27/12/13 Cuma 18:00-20:00

Detaylı

DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE EKONOMİK BÜYÜMENİN SİGORTACILIK SEKTÖRÜNE ETKİSİ

DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE EKONOMİK BÜYÜMENİN SİGORTACILIK SEKTÖRÜNE ETKİSİ T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE EKONOMİK BÜYÜMENİN SİGORTACILIK SEKTÖRÜNE ETKİSİ Elif ERDOĞAN Yüksek Lisans Tezi Çorum 2013 DÜNYA DA VE TÜRKİYE

Detaylı

Fizik Tedavide Antropometrik Ölçümler. Prof. Dr. Reyhan Çeliker

Fizik Tedavide Antropometrik Ölçümler. Prof. Dr. Reyhan Çeliker Fizik Tedavide Antropometrik Ölçümler Prof. Dr. Reyhan Çeliker Antropoloji nedir? Antropoloji İnsanı, biyolojik yapısını, bedensel özelliklerini, kültürel yapısını, sosyal davranışlarını inceleyen bilim

Detaylı

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Dönem VI Ön Hekimlik Aile Hekimliği (ASM) Uygulama Dilimi (Zorunlu) Eğitim Programı Eğitim Başkoordinatörü: Dönem Koordinatörü: Koordinatör Yardımcısı: Doç. Dr. Erkan Melih ŞAHİN Doç. Dr. Okhan AKDUR Yrd.

Detaylı

KANSER ERKEN TEŞHİS TARAMA ve EĞİTİM MERKEZİ HEMŞİRE GÜLBAHAR GÜNEŞ OKUDUCU

KANSER ERKEN TEŞHİS TARAMA ve EĞİTİM MERKEZİ HEMŞİRE GÜLBAHAR GÜNEŞ OKUDUCU KANSER ERKEN TEŞHİS TARAMA ve EĞİTİM MERKEZİ HEMŞİRE GÜLBAHAR GÜNEŞ OKUDUCU Sunum Planı Ketem Kuruluş ve Amaçları İdari ve Teknik Yapılanması Ketem Faaliyetleri Ketem Çalışma programları Hedefler KURULUŞ

Detaylı

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ Ders Ta ıtı For u Dersi Adı Öğreti Dili Aile Planlaması Danışmanlığı Türkçe Dersi Verildiği Düzey Ön Lisans () Lisans ( ) Yüksek Lisans(x) Doktora( ) Eğiti Öğreti Siste i Örgü Öğreti X) Uzakta Öğreti Diğer

Detaylı

Engelleri Kaldıralım. Sağlık Kurumlarının Engelli Hastaların Bakımındaki Rol ve Sorumlulukları

Engelleri Kaldıralım. Sağlık Kurumlarının Engelli Hastaların Bakımındaki Rol ve Sorumlulukları Engelleri Kaldıralım Ülkemizde kentsel yaşam çevreleri fiziksel yaşam düzenlemelerin yetersizliği ve çeşitli engeller nedeniyle engelliler tarafından yeterince kullanılamamaktadır. Engellilerin toplum

Detaylı

Aile Hekimi / Genel Pratisyenin Cekirdek Yeterlikleri Toplum Yönelimi ARAŞ. GÖR. DR. TUĞRUL BIYIKLIOĞLU DANIŞMAN: PROF. DR.

Aile Hekimi / Genel Pratisyenin Cekirdek Yeterlikleri Toplum Yönelimi ARAŞ. GÖR. DR. TUĞRUL BIYIKLIOĞLU DANIŞMAN: PROF. DR. Aile Hekimi / Genel Pratisyenin Cekirdek Yeterlikleri Toplum Yönelimi ARAŞ. GÖR. DR. TUĞRUL BIYIKLIOĞLU DANIŞMAN: PROF. DR. MEHMET UNGAN Leeuwenhorst Tanımı 1974 Genel pratisyen, hekim ve tıp dışı diğer

Detaylı

ALS TANILI HASTALAR İÇİN ERİŞİLEBİLİR; SÜRDÜRÜLEBİLİR VE UYGUN MALİYETLİ BAKIM MODELİ GELİŞTİRME ÇALIŞTAYI 5 6 MAYIS 2016 ANKARA

ALS TANILI HASTALAR İÇİN ERİŞİLEBİLİR; SÜRDÜRÜLEBİLİR VE UYGUN MALİYETLİ BAKIM MODELİ GELİŞTİRME ÇALIŞTAYI 5 6 MAYIS 2016 ANKARA ALS TANILI HASTALAR İÇİN ERİŞİLEBİLİR; SÜRDÜRÜLEBİLİR VE UYGUN MALİYETLİ BAKIM MODELİ GELİŞTİRME ÇALIŞTAYI 5 6 MAYIS 2016 ANKARA ÇALIŞTAYIN AMACI ALS hastalarının yaşam kalitesini geliştirmek ve korumak

Detaylı

07.11.2014. Ana Sağlığını Etkileyen Faktörler ve Alınacak Önlemler

07.11.2014. Ana Sağlığını Etkileyen Faktörler ve Alınacak Önlemler 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı 2. Hafta ( 22 26 / 09 / 2014 ) 1.) KADIN ve ANASAĞLIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER ve ALINACAK ÖNLEMLER 2.) KADIN ve ANA SAĞLIĞI İLE İLGİLİ ÖLÇÜTLER Slayt No: 2

Detaylı

Aile Hekimlerinin ve Aile Sağlığı Elemanlarının Kanser Taramalarındaki Rolü ve Önemi

Aile Hekimlerinin ve Aile Sağlığı Elemanlarının Kanser Taramalarındaki Rolü ve Önemi Aile Hekimlerinin ve Aile Sağlığı Elemanlarının Kanser Taramalarındaki Rolü ve Önemi Aile Hekimliği Uygulama Daire Başkanlığı 02.04.2015 Aile Hekimliği Uygulamasının Temel Amaçları Sağlık hizmetlerinin

Detaylı

ALANYA HALK EĞİTİMİ MERKEZİ BAĞIMSIZ YAŞAM İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR ADLI GRUNDTVIG PROJEMİZ İN DÖNEM SONU BİLGİLENDİRME TOPLANTISI

ALANYA HALK EĞİTİMİ MERKEZİ BAĞIMSIZ YAŞAM İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR ADLI GRUNDTVIG PROJEMİZ İN DÖNEM SONU BİLGİLENDİRME TOPLANTISI ALANYA HALK EĞİTİMİ MERKEZİ BAĞIMSIZ YAŞAM İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR ADLI GRUNDTVIG PROJEMİZ İN DÖNEM SONU BİLGİLENDİRME TOPLANTISI ALANYA PUBLIC EDUCATION CENTRE S FINAL INFORMATIVE MEETING OF THE GRUNDTVIG

Detaylı

Nüfus artıyor Nüfus yaşlanıyor Kronik hastalıkların maliyeti artıyor Pahalı teknolojiler ve ilaçlar piyasaya sürülüyor Nüfusun sağlık hizmetinde

Nüfus artıyor Nüfus yaşlanıyor Kronik hastalıkların maliyeti artıyor Pahalı teknolojiler ve ilaçlar piyasaya sürülüyor Nüfusun sağlık hizmetinde UZM. ECZ. HARUN KIZILAY GENEL SEKRETER TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ 3. Uluslararası İlaç Kullanımını Geliştirme Konferansı,i 14-18 18 Kasım 2011, Antalya Nüfus artıyor Nüfus yaşlanıyor Kronik hastalıkların

Detaylı

AKILCI İLAÇ KULLANIM PROSEDÜRÜ

AKILCI İLAÇ KULLANIM PROSEDÜRÜ 1. AMAÇ : Hastanedeki akılcı ilaç kullanımına yönelik uygulamaların belirlenmesi. 2. KAPSAM : Hastalara verilecek ilaç tedavilerinin uygunluğunu, bunun kontrolü için kurulan Akılcı ilaç kullanımı sorumlu

Detaylı

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ Danışman Doç. Dr. Tufan BAL YÜKSEK LİSANS TEZİ TARIM EKONOMİSİ ANABİLİM DALI ISPARTA - 2016 2016 [] TEZ

Detaylı

DÜŞÜK PREVALANS HEKİMLİĞİ. Yrd. Doç. Dr. Yasemin ÇAYIR Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD

DÜŞÜK PREVALANS HEKİMLİĞİ. Yrd. Doç. Dr. Yasemin ÇAYIR Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD DÜŞÜK PREVALANS HEKİMLİĞİ Yrd. Doç. Dr. Yasemin ÇAYIR Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD Öğrenim amaç ve hedefleri Amaç Düşük prevalans hekimliği hakkında bilgi vermek Hedefler Bu dersin

Detaylı

ERKEK SAĞLIĞI 18.11.2015 İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER

ERKEK SAĞLIĞI 18.11.2015 İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER ERKEK SAĞLIĞI İÇİNDEKİLER 1.ERKEK SAĞLIĞININ TANIMI 2.ERKEK SAĞLIĞINI ETKİLEYEN 2.1. Genetik Faktörler 2.2. Sosyo-Kültürel Faktörler 2.3. Çevresel Faktörler İÇİNDEKİLER 2.4. Davranışsal Faktörler; 2.4.1.

Detaylı

Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler karşısında okullarda ve iş yerlerinde

Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler karşısında okullarda ve iş yerlerinde Sağlık Personeli Yetiştiren Okullarda Sterilizasyon ve Dezenfeksiyon Eğitimi Yrd. Doç. Dr. Türkan ÖZBAYIR Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, İZMİR

Detaylı

RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER

RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER Sağlık Dünya Sağlık Örgütü tanımlaması Biyolojik, ruhsal ve sosyal iyilik hali. Tıp Özgül bir kurama ve bu kuramdan biçimlenen yöntemle belirlenen uygulamalarla biyolojik,

Detaylı