İSLÂM HUKUKUNDA İDDET VE HÜKÜMLERİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "İSLÂM HUKUKUNDA İDDET VE HÜKÜMLERİ"

Transkript

1 T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İLAHİYAT ANABİLİM DALI İSLAM HUKUKU BİLİM DALI İSLÂM HUKUKUNDA İDDET VE HÜKÜMLERİ Yüksek Lisans Tezi ÜZEYİR DURMUŞ İstanbul, 2006

2

3 T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İLAHİYAT ANABİLİM DALI İSLAM HUKUKU BİLİM DALI İSLÂM HUKUKUNDA İDDET VE HÜKÜMLERİ Yüksek Lisans Tezi ÜZEYİR DURMUŞ Danışman: PROF. DR. MEHMET ERKAL İstanbul, 2006

4 İÇİNDEKİLER Sayfa No. KISALTMALAR... IV GİRİŞ I. KONU...1 II. KAYNAKLAR...3 BİRİNCİ BÖLÜM İDDET KAVRAMI İKİNCİ BÖLÜM İDDET BEKLEMENİN SEBEP VE HİKMETLERİ I. İDDET BEKLEMENİN SEBEPLERİ...7 A. KOCANIN ÖLÜMÜ Sahîh Nikâh Sonrasında Fâsid Nikâh Sonrasında Mefkûd (Kayıp) Kocanın Hükmü...7 B. TARAFLARIN AYRILMASI Sahîh Nikâh Sonrasında Fâsid Nikâh Sonrasında...9 C. YASAK İLİŞKİ Hataen Gerçekleştirilen Yasak İlişki Kasten Gerçekleştirilen Yasak İlişki...10 II. İDDET BEKLEMENİN HİKMETLERİ...11 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İDDET BEKLEMENİN HÜKMÜ I. MÜSLÜMAN KADININ İDDET BEKLEMESİNİN HÜKMÜ...13 II. GAYR-İ MÜSLİM KADININ İDDET BEKLEMESİNİN HÜKMÜ...14 A. EBÛ HANÎFE NİN GÖRÜŞÜ...14 B. CUMHÛRUN GÖRÜŞÜ...14 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İDDET TÜRLERİ I. SEBEBİNE GÖRE İDDET TÜRLERİ...17 A. ÖLÜM İDDETİ Hamile Olmayan Kadının İddeti...17 I

5 2. Hamile Olan Kadının İddeti Kocası Mefkûd (Kayıp) Olan Kadının İddeti...20 B. BOŞANMA İDDETİ Hamile Olan Kadının İddeti Hamile Olmayan Kadının İddeti...30 a. Hayız görme devresinde olan kadınların iddeti...30 b. Hayız görme devresinde olmayan kadınların iddeti...39 C. YASAK İLİŞKİ İDDETİ Hataen Gerçekleştirilen Yasak İlişki Kasten Gerçekleştirilen Yasak İlişki...42 II. ÖLÇÜTÜNE GÖRE İDDET TÜRLERİ...45 A. KAR LARA BAĞLI İDDET...45 B. AYLARA BAĞLI İDDET...45 C. DOĞUMA BAĞLI İDDET...45 BEŞİNCİ BÖLÜM İDDETİN BAŞLAMASI VE SONA ERMESİ I. İDDETİN BAŞLAMASI...47 A. SAHİH EVLİLİK SONRASINDA İDDETİN BAŞLAMASI...47 B. FÂSİD EVLİLİK SONRASINDA İDDETİN BAŞLAMASI...48 C. AKİTSİZ BİRLİKTELİK SONRASINDA İDDETİN BAŞLAMASI...49 II. İDDETİN SONA ERMESİ...50 A) ÖLÇÜTÜ KAR OLAN İDDETLERİN SONA ERMESİ...50 B) ÖLÇÜTÜ AY OLAN İDDETLERİN SONA ERMESİ...51 C) ÖLÇÜTÜ DOĞUM OLAN İDDETLERİN SONA ERMESİ...51 III. ÖZEL DURUMLAR...55 A. İDDETLERİN YENİLENMESİ...55 B. İDDETLERİN DEĞİŞMESİ Aylardan Kar lara İntikâli Kar lardan Aylara İntikâli Kar lardan Doğuma İntikâli...58 C. İDDETLERİN KESİŞMESİ Hanefîlerin Görüşü Cumhûrun Görüşü...60 ALTINCI BÖLÜM İDDETTEN DOĞAN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLER I. İDDET BEKLEYEN KADININ HAKLARI...62 A. NAFAKA HAKKI Ric î Talakla Boşanan Kadının Durumu Bâin Talakla Boşanan Kadının Durumu Kocası Ölen Kadının Durumu...65 B. SÜKNÂ HAKKI Boşanma Durumunda Süknâ Kocanın Ölümü Durumunda Süknâ...69 II

6 II. İDDET BEKLEYEN KADININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ...72 A. NİŞANLANMAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ Hıtbe Ta rîz...73 B. EVLENMEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ...76 C. EVDEN ÇIKMAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ Hanefî Mezhebi Mâlikî Mezhebi Hanbelî Mezhebi Şâfiî Mezhebi...85 D. YAS TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ (İHDÂD/HİDÂD) İhdâdın Mükellefi...87 a) Kocanın ölümü durumunda...88 b) Kocanın boşaması durumunda İhdâdın Kapsamı...89 a) Elbiselerle ilgili yasaklar...92 b) Takılarla ilgili yasaklar...92 c) Kozmetikle ilgili yasaklar...93 III. İDDET VE TALÂK...95 IV. İDDET VE NESEB...98 V. İDDET VE MİRAS SONUÇ KAYNAKÇA III

7 KISALTMALAR a.g.e. : Adı geçen eser a.g.m. : Adı geçen makale a.s. : Aleyhi s-selâm a.y. : Aynı yer b. : İbn, bin Bk. (bk.) : Bakınız DİA : Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Hz. : Hazreti md. : Madde nşr. : Neşreden, tahkik eden ö. : Ölümü s. : Sayfa s.a.v. : Sallallâhu aleyhi ve sellem r.a. : Radıyallâhu anh (anhâ, anhumâ, anhum) TMK : Türk Medenî Kanunu thk. : Tahkik, tahkik eden trc. : Tercüme, tercüme eden ty. : Tarihsiz, baskı tarihi yok vb. : ve benzeri vd. : ve devamı v.s. : ve sâire yy. : Yayım yeri yok IV

8 GİRİŞ I. KONU İddet, evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi durumunda kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemesi gereken süreyi ifade eder. Bunun için de iddet, evliliğin sona ermesinin belli başlı sonuçları arasında yer alır. Dînî olduğu kadar fıtrî ve insânî bir davranış olarak da algılanan ve Sâmî gelenek başta olmak üzere hemen hemen bütün toplumlarda ve dinlerde 1 rastlanan bu bekleme süresi, Kur ân ve hadiste aile hukûkunun diğer konularına nispetle daha ayrıntılı biçimde ele alınmış, evliliğin sona eriş tarzına veya kadının durumuna göre farklı süre belirlemelerine gidilmiştir. Bu süre, evlenme yasağının yanı sıra değişik kesimleri yakından ilgilendiren mesken, nafaka, nesep, mirasçılık gibi birçok hak ve yükümlülük için de ölçü kabul edildiğinden bu hususta zengin bir hukuk doktrini oluşmuş, konu, klasik dönem fıkıh literatüründe evliliğin sona ermesinin neticelerinden biri olarak iddet alt başlığı altında (Bâbu lidde) veya müstakil bir bölüm halinde (Kitâbu l-idde/ided) işlenmiştir. 2 İslâm dini, evlilik kurumuna büyük önem vermektedir. Bu nedenle evlilik sözleşmesinin yapılmasında olduğu gibi, evliliğinin sona ermesi veya erdirilmesinde de bu önemi hissettiren hukûk kuralları ortaya koymuştur, tarafların sadece ayrılmış olmalarını yeterli görmemiştir. Terminolojik anlamda kadınlar ve sözlük anlamında bazen de erkekler için iddet yükümlülüğü getirmiştir. İslâm hukûkunun iddetle ilgili hükümleri çeşitli devlet ve imparatorluklarda yüzyıllarca uygulanmış ve halen uygulanmaktadır. Yakın tarihimizde, 1917 yılında hazırlanan bir Hukûk-ı Aile Kararnamesi vardır. Bu kararname her ne kadar 1919 yılında Osmanlı devletinde yürürlükten kaldırılmışsa da, Osmanlı hakimiyetinden çıkan 1 Yahudilik ve Hristiyanlıktaki iddet uygulaması Gayr-i Müslim Kadınların İddet Beklemesinin Hükmü konusunda; İslâm öncesi Arap toplumundaki iddet anlayışına da Yas Tutma Yükümlülüğü konusunda ele alınacaktır. Ayrıca Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türk toplumlarındaki iddet uygulamalarına yeri geldikçe dikkat çekilecektir. 2 H. İbrahim Acar, İddet, Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul: Diyanet Vakfı Yayınları, 2000, XXI, 466 vd.

9 ve müstakilleşen ülkelerde daha uzun süre yürürlükte kalmıştır. Örneğin Suriye de 1953 yılına kadar mer iyyetini sürdürmüş, Lübnân ve ona mücâvir bölgelerde hâlen yürürlüğü devam etmektedir. Bu nedenle, adı geçen kararname Ezher Üniversite sinde Lübnan lı öğrencilere ders olarak okutulmaktadır. 3 Bunlar, genelde İslâm aile hukûkunun, özelde ise iddetle ilgili hukûkî düzenlemelerin hâlen gündemde olduğunu gösteren sadece birkaç örnektir. 3 Âile Hukûku Kararnamesi (Yayına Hazırlayan: Orhan Çeker), Konya: Mehir Vakfı Yayınları, ty., s

10 II. KAYNAKLAR İslâm hukûkunun iki ana kaynağı, Kur ân ve Sünnet tir. Bu nedenle tezimizde iddetle ilgili âyet ve hadislere öncelikle mürâcaat edilmiştir. Bakara, Ahzâb ve Talâk sûrelerindeki bir kısım ayetler; Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd başta olmak üzere çeşitli hadis kitapları ile Nevevî nin el-minhâc ı, Zeylaî nin Nasbu r-ra ye si ve Şevkânî nin Neylu l-evtâr ı gibi muhtelif hadis şerhleri çalışmamızda önemli bir yere sahiptir. Âyet ve hadislerden sonra bir diğer kaynağımız da bunlardan çıkarılan hükümleri içeren fıkıh kitaplarıdır. Bu bağlamda Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin başlıca fıkıh kitaplarına, örneğin; Hanefî mezhebi için, Kâsânî nin (ö. 587/1191) Bedâiu s-sânâi ine, Merğinânî nin (ö. 593/1197) el-hidâye si ve şerhlerine, İbn Âbidîn in (ö. 1252/1836) Reddü l-muhtâr ına; Mâlikî mezhebi için Sahnûn un (ö. 240/854) el-müdevvenetü l-kübrâ sına, İbn Cüzeyy in (ö. 741/1340) el-kavânînu lfıkhiyye sine, Haraşî (ö. 1101/1689) ve Derdîr in (ö. 1201/1786) şerhlerine; Şâfiî mezhebi için, Şâfiî nin (ö. 204/820) el-ümm adlı eserine, Şirâzî nin (ö. 476/1083) el- Mühezzeb ine, Nevevî nin (676/1277) el-minhâc ına ve şerhlerine; Hanbelî mezhebi için Behûtî nin (ö. 1051/1641) Şerhu Münteha l-irâdât ve Keşşâfu l-kınâ adlı eserlerine başvurduk. Mukayeseli fıkıh kitabı niteliğindeki İbn Rüşd ün (ö. 595/1198) Bidâyetu l-müctehid ve nihâyetü l-muktesıd, İbn Kudâme nin (ö. 620/1223) el-muğnî, Ömer Nasuhi Bilmen in Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu, Vehbe Zuhaylî nin el-fıkhu l-islâmî ve edilletuhu adlı eserleri de önemli müracaat kaynaklarımızdandır. Zaman zaman Zâhirî, Zeydî ve Ca ferî mezhebinin görüşlerine de yer verilmiştir. Bu bağlamda örneğin, İbn Hazm ın (ö. 456/1064) el-muhallâ ve Mehdî- Lidinillâh ın (ö. 840/1437) el-bahru z-zehhâr adlı eserlerine mürâcaat edilmiştir. Bütün bunlara ek olarak, iddet konusunun kanunlardaki uygulamasını göstermek ve mukâyese imkânı sağlamak üzere Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi ne (1917) ve Türk Medeni Kanunu na zaman zaman atıfta bulunulmuştur. 3

11 BİRİNCİ BÖLÜM İDDET KAVRAMI İddet (çoğulu; ided), sözlük anlamı itibariyle saymak, sayılan şeyin miktarı, adet, sayı demektir. 4 Bu kelime, adedtü ş-şey e ıddeten cümlesinde, saymak; Allah katında ayların sayısı (iddet) on ikidir... 5 ayetinde ise, sayı anlamında kullanılmıştır. 6 İddet, genelde belli sayıda ay veya kar (temizlik/hayız) üzere hesap edildiği için bu şekilde adlandırılmıştır. İddet, bir İslam hukuku terimi olarak; kocası ölen, boşanan veya evliliği feshedilmiş kadının, bu evlilikle ilgisinin tamamen kesilmesi ve başkasıyla evlenebilecek duruma gelmesi için beklemesi gereken müddet 7 gelmektedir. anlamına Hanefîler iddeti tanımlarken iddet, evliliğin etkilerinden geriye kalanların sona ermesi için tesbit edilmiş müddettir demektedirler. 8 Fukahânın çoğunluğuna göre ise iddet; kadının bir müddet beklemesidir. Şu halde onlara göre iddet, beklemenin kendisi olmaktadır. 9 4 Muhammed b. Ebû Bekr b. Abdülkâdir er-râzî, Muhtâru s-sıhâh, Beyrût: Mektebetü Lübnân, I, 467; Muhammed b. Mükerrem İbn Manzûr, Lisânü l-arab, Birinci Basım, Beyrût: Dâru Sâdır, III, 281; Muhammed b. Ya kûb el-fîrûzâbâdî, el-kâmûsu l-muhît, yy. ty., I, 380; M. Mustafa Şelebî, Ahkâmu l-üsre fi l-islâm, İkinci Basım, Beyrût: Dâru n-nahdatu l-arabiyye, 1977, s Tevbe, 9/36. 6 M. Mustafa Şelebî, a.g.e., a.y. 7 Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, Beşinci Basım, İstanbul: Nesil Yayınları, 1996, I, 382. Bu tanım, ayetlerden hareketle yapılmış genel bir tanımdır. Literatürde yasak ilişki sonunda da iddet beklenilmesi yönünde genel bir kanaat olduğu burada kaydedilmelidir. Nitekim ikinci bölümde incelenecektir. 8 Ebû Bekr b. Mes ûd el-kâsânî, Bedâiu s-sanâi, İkinci Basım, Beyrût: Dâru İhyâi t-turâsi l-arabî, 1998, III, Kâsânî, a.g.e., a.y.; Mansûr b. Yûnus el-behûtî, Keşşâfu l-kınâ, Beyrût: Dâru l-fikr, 1982, V, 411; Vehbe ez-zuhaylî, el-fıkhu l-islâmî ve edilletuhû, Üçüncü Basım, Dımaşk: Dâru l-fikr, 1989, VII, 624 vd. Bazı fıkıh kitaplarında dikkat çekilen bu farklılık, diğer bazılarında görülmemektedir. Anlaşılan o ki, bu konuda mezhepler içinde yorum farkları vardır. Çünkü iddet; Hanefî kaynaklarından el-lübâb da beklemek, Şâfiî kaynaklarından Nihâyetu l-muhtâc da müddet olarak tanımlanmıştır. Reddü lmuhtâr ın metni olan Dürrü l-muhtâr da iddet; şer an (hukuken) sebebi bulunduğu vakit kadına veya erkeğe lazım gelen bekleyiş olarak tarif edilmiştir. Bu tarif hâşiyede eleştirilmiş ve Hanefîlerin asıl görüşünün yukarıda Bedâiu s-sânâi den naklettiğimiz gibi olduğu vurgulanmıştır. Bkz. Muhammed b. Ahmed er-remlî, Nihâyetü l-muhtâc ilâ şerhi l-minhâc, Şirketü Mektebetü ve Matbaatü Mustafâ el- 4

12 Bu farklı bakış açıları, iddetlerin kesişmesi meselesinde değişik görüşlerin ortaya atılmasına neden olmuştur. Bu durumun bir örneği Özel Durumlar konusunda ele alınacaktır. İddet, terminolojik açıdan sadece kadının beklemesi gereken süreyi ifade etmekle birlikte; hukuki açıdan erkeğin bazı durumlarda beklemesi gereken müddet için de iddet tabiri kullanılmaktadır. 10 Erkeğin bu anlamda iddet beklemesi gereken durumlar yirmi tane olup bunların başlıcaları şunlardır: Bir erkek, boşadığı kadının kız kardeşi, teyzesi veya halasıyla evlenmek istediği takdirde, hanımının iddetinin bitmesini beklemek zorundadır. Çünkü, bu derece yakın akrabaların aynı kişinin nikahı altında bir araya getirilmeleri yasaktır. İddet bitmediği sürece, nikahın bütün etkileri sona ermiş olamayacağı için, iddet içinde evlilik bu yasağın ihlaline sebep olacaktır. Bu yasak, iki kız kardeşi birden nikahınız altında bulundurmanız size haram kılındı ayetine 12 ve bir kadınla halası veya teyzesi aynı kişinin nikahı altında bulundurulamaz hadisine 13 dayanmaktadır. 2. Bir erkek, dört hanımından birini boşadığı takdirde, yeni bir evlilik yapabilmek için onun iddetini bitirmesini beklemek mecburiyetindedir. Çünkü, aynı anda beş kadınla evli olmak ayetle yasaklanmıştır. 14 İddet bitmeden nikah bağı tamamen kopmadığı için, yeni bir evlilik yapabilmek için erkeğin iddetin sona ermesini beklemesi gerekir. 3. Bir erkek, üç defa boşadığı hanımıyla yeniden evlenebilmek için onun iddetini bitirmesini ve tahlilin gerçekleşmesini beklemek durumundadır. Tahlîl (helâl kılmak), üç boşama sonrasında beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılma) ile ayrılan karı ve kocanın yeni bir nikâh ile bir araya gelebilmeleri için gerçekleşmesi şart olan işlemleri ifade etmektedir. Bunlar sırasıyla; Bâbî el-halebî, 1967, VII, 126; İbn Âbidîn Muhammed b. Ömer, Reddü l-muhtâr, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kutubi l-ilmiyye, 1992, V, 177 vd.; Abdulganî el-ğanîmî el-meydânî, el-lübâb fî şerhi l-kitâb, Üçüncü Basım, Beyrût: Dâru t-turâsi l-arabî, 1997, II, İbn Âbidîn, a.g.e., V, 178; Şelebî, a.g.e., s Yirmi durumun tümü için bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, 178 vd. 12 Nisâ, 4/ Buhârî, Nikâh 28; Müslim, Nikâh Nisâ, 4/3. 5

13 1. Kadının bir başkasıyla evlenmesi, 2. Kadının yeni eşiyle cinsel ilişkiye girmesi, 3. Yeni eşin kadını kesin olarak (bâin) boşaması, 4. Kadının bu boşama sonrasında iddet beklemesi işlemleridir. Bu şartların temel hukûkî dayanağı, (İkinciden sonra) koca eşini bir daha boşarsa, bundan sonra kadın, boşayandan başka bir koca ile evlenmedikçe ona helal olmaz ayetidir. 15 Bu ikinci evliliğin, sadece göstermelik bir evlilik olması yeterli değildir. Peygamber (s.a.v.) in ifade ettiği üzere, eşlerin cinsel ilişkiye girmesi de şarttır. 16 Bu tür durumlar, hukûkî uygulama bakımından iddet anlamı taşımakla birlikte yukarıda da değinildiği üzere terminolojik açıdan iddet olarak adlandırılmamaktadır. Bu nedenle ilerleyen bölümlerde sadece başta verilen tanımda belirtilen iddet ele alınacaktır. 15 Bakara, 2/ Buhârî, Talâk 3; Müslim, Nikâh 17. 6

14 İKİNCİ BÖLÜM İDDET BEKLEMENİN SEBEP VE HİKMETLERİ I. İDDET BEKLEMENİN SEBEPLERİ İddet beklemenin sebepleri şunlardır: 17 A. KOCANIN ÖLÜMÜ 1. Sahîh Nikâh Sonrasında Sahih nikahtan sonra kocanın vefatı, kadının iddet beklemesini gerekli kılar. Bu noktada cinsel ilişkinin gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş olması hükme tesir etmez. Kocası ölen kadının mutlak olarak iddet beklemesi gerekir. Çünkü, İçinizden vefat edenlerin hanımları, dört ay on gün iddet beklerler 18 ayeti mutlaktır. 2. Fâsid Nikâh Sonrasında Fâsid nikâh sonrasında cinsel birleşme olduğu takdirde kadının iddet beklemesi gerekir. Cinsel birleşme olmazsa iddet gerekmez. Bu durumda kadın hamile değilse üç kar görünceye, hamileyse doğum yapıncaya kadar iddet bekler. 3. Mefkûd (Kayıp) Kocanın Hükmü Kocası kaybolan kadının da bir başkasıyla evlenebilmek için ölüm iddeti beklemesi gerekir. B. TARAFLARIN AYRILMASI 1. Sahîh Nikâh Sonrasında Sahih bir evlilik akdi yapıldıktan ve cinsel ilişki gerçekleştirildikten sonra kocanın boşaması kadının iddet beklemesini gerekli kılar. Bu konuda hukukçular 17 Konunun detayları, İddet Türleri bölümünde ele alınacaktır. 18 Bakara, 2/234. 7

15 arasında görüş birliği vardır. Ancak halvet-i sahîhanın 19 yeterli sayılıp sayılamayacağı konusunda ihtilaf edilmiştir. Cedîd (sonraki) görüşünde İmâm Şâfiî, Zâhirîler, Ca ferîler ve İbn Abdilberr gibi bazı Mâlikîler halvet-i sahîhanın yeterli olmadığını ileri sürmüş ve...kendilerine dokunmadan önce onları boşarsanız, beklemeleri gereken bir iddet yoktur ayetini delil getirmişlerdir. 21 Kadîm (önceki) görüşünde İmâm Şâfiî ve diğer hukukçular ise, halvet-i sahîhanın yeterli olduğunu, çünkü halvette ilişki kurulma ihtimalinin bulunduğunu ifade etmişlerdir. Nitekim İmâm Ahmed b. Hanbel in rivâyet ettiğine göre Hulefâ-i Râşidîn, kapıyı kapatıp perdeyi çekip kadınla baş başa kalan kimsenin mehir ödemesi ve kadının da iddet beklemesi gerektiğine hükmetmişlerdir. 22 İhtiyâtı gözeterek verilen bu hüküm, kadına iddet bekleme, erkeğe de nafaka ve tam mehir verme yükümlülüğü getirdiği için kadının itibarını koruyucu ve erkeği daha dikkatli davranmaya sevk edici bir yaptırım niteliği de taşır. 23 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde cumhûrun görüşü esas alınmıştır. Kararnamenin ilgili maddesi şöyledir: Madde 146: Akd-i sahîh veya fâsidde ictimâ veya takarrub ile teekküdden evvel talâk veya fesh vukû bulursa iddet lâzım gelmez. 24 Erkeğin boşama hakkı sabit olduğu için, erkek tarafından kaynaklanan bütün 19 Halvet-i sahîha, cinsel sağlıkları yerinde olan tarafların cinsel olarak birleşmelerine engel bulunmayan bir ortamda baş başa kalmaları anlamına gelmektedir. Halvet-i sahîhanın gerçekleşebilmesi için; tabiî, hissî veya şer î bir engel bulunmaması şarttır: a) Tabiî engel: İster büyük ister küçük olsun akıl sahibi olan üçüncü bir şahsın bulunması. b) Hissî engel: Taraflardan birinde cinsel birleşmeye engel bir hastalık bulunması. Cinsel organın yapışık olması veya kemik veya ur nedeniyle birleşmenin mümkün olmaması buna örnektir. c) Şer î engel: Taraflardan birinin Ramazan ayı orucunu tutuyor olması veya ister nafile ister farz olsun hac veya umre için ihram giymiş bulunması şer î engele örnek olarak verilebilir. Bu şartları kısmen veya tamamen içermeyen halvete halvet-i fâside denmektedir. Bkz. Kâsânî, a.g.e., II, 588; Zuhaylî, a.g.e., VII, 291 vd. 20 Ahzâb, 33/ İbn Hazm, el-muhallâ, Beyrût: el-mektebetü t-ticârî, ty., X, 256; Remlî, a.g.e., VII, 128; Şelebî, a.g.e., s. 636; H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, İbn Kudâme, a.g.e., XI, 197 vd.; Remlî, a.g.e., VII, 128; Zuhaylî, a.g.e., VII, 628 vd. 23 H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, Âile Hukûku Kararnamesi, s. 63. Kararname de ictimâ ile halvetin kastedildiği Esbâb-ı Mûcibe Lâyihâsı nda belirtilmiştir. Anlaşılan o ki, halvetin sahîh olup olmaması hükme etki etmemektedir. Dolayısıyla bu yönüyle Hanefî görüşüne aykırıdır. 8

16 ayrılmalar talâk sayılır. Kadın tarafından kaynaklanan veya koca tarafından vukû bulmakla beraber kadın tarafından da gerçekleştirilmesi mümkün olan ayrılmalar ise fesih olarak adlandırılır. Örneğin; mehrin eksik verilmesinden veya kocanın kadına denk olmamasından kaynaklanan ayrılmalar birer fesihtir. Fesih, açık bir nedene dayanmıyorsa hâkim kararı olmaksızın, aksi halde hâkim kararıyla gerçekleşir. 25 Sonuç olarak, fesih ile vâki olan ayrılmalarda da kadın iddet bekler. 2. Fâsid Nikâh Sonrasında Sıhhat şartları noksan olan nikahlar fâsiddir. Şahitsiz yapılan nikah, muvakkat nikah, bir kadını kız kardeşi, halası veya teyzesiyle bir araya getiren nikah, başkasının hanımıyla onun evli olduğunu bilmeksizin yapılan nikâh fâsid nikâhlara örnek olarak verilebilir. 26 Fâsid nikâhlar, tarafların mütâreke (ayrışma) ile ayrılmasını gerekli kılar. Taraflar, kendiliklerinden ayrılmazlarsa hâkim onları tefrîk (ayırma) eder. Fâsid bir evlilik akdi yapıldıktan ve cinsel ilişki gerçekleştirildikten sonra evliliğin mütâreke veya tefrîk ile sonlandırılması durumunda kadının iddet beklemesi gerekir. Bu konuda İslâm hukukçuları ittifak etmişlerdir. Ancak sahih evlilikte olduğu gibi fâsid evlilikte de halvet-i sahîhanın iddet sebebi sayılıp sayılamayacağı noktasında ihtilâf etmişlerdir. Mâlikilere göre, fâsid evlilik sonrasında gerçekleşen halvet-i sahîha da iddet beklemeyi gerekli kılar. Diğer hukukçulara göre ise, fâsid bir evlilikten dolayı kadının iddet beklemesinin gerekmesi için cinsel ilişkiye girilmiş olması şarttır. 27 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnâmesi nde cumhûrun görüşü tercih edilmiş ve bu durum şöylece hükme bağlanmıştır: Madde 75: Takarrub vukû bulsun bulmasın ale l-ıtlâk nikâh-ı bâtıl ile henüz takarrub vukû bulmayan nikâh-ı fâsid asla hüküm ifade etmez. Binâenaleyh beynlerinde nafaka, mehir, neseb, iddet, hürmet-i müsâhere ve tevârüs gibi nikâh-ı sahîh ahkâmı sâbit olmaz Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu, İstanbul: Bilmen Basım ve Yayınevi, ty., II, 183 vd. 26 Bkz. Bilmen, a.g.e., II, 24 vd.; Karaman, a.g.e., I, Zuhaylî, a.g.e., VII, 628 vd. 28 Âile Hukûku Kararnamesi, s

17 C. YASAK İLİŞKİ 1. Hataen Gerçekleştirilen Yasak İlişki İslâm hukukçuları, yanlışlıkla girilen yasak ilişkiden dolayı iddet beklemenin gerektiğinde ittifak etmişlerdir. 29 Buna göre örneğin, kadının yanlışlıkla kocasından başkası ile zifafa girmesi veya erkeğin yanlışlıkla karısı olmayan bir kadınla zifaf etmesi durumunda kadının iddet beklemesi gerekir. Bu durumda nikâh şüphesi (şüphetü n-nikâh) vardır. İhtiyât gerektiren bu tür durumlarda şüphe hakîkat konumundadır. Bu nedenle ihtiyât kabilinden olmak üzere bu kadının iddet beklemesi gerekir Kasten Gerçekleştirilen Yasak İlişki Mâlikî, Hanbelî ve Zâhirîler, zinâ edilen kadının da evlenmeden önce iddet beklemesi gerektiği görüşündedirler. Çünkü, bu tür bir ilişki de kadının hamile kalmasına neden olabilir. İmâm Ahmed den, kadının bir hayız görmesinin yeterli olduğu yönünde bir görüş de nakledilmiştir, bu aynı zamanda İmâm Mâlik in görüşüdür. Diğer hukukçular ise, iddetin nesebi korumak için şart koşulduğunu, zinâ eden erkeğe ise çocuğun nesebinin bağlanmadığını delil getirerek bu görüşe karşı çıkmışlar ve iddet beklemesinin gerekmediğini savunmuşlardır. 31 Bu kadın hamile kalmışsa, Mâlikîlere göre bu durumda, ölçütü aylar, kar lar ve doğum olan iddetlerden hangisi daha uzun sürüyorsa onunla iddet bekler. Hanbelî ve Zâhirîlere göre ise, doğum yapana kadar iddet beklemesi gerekir. Çünkü Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer 32 ayetinin hükmü geneldir Zuhaylî, a.g.e., VII, Kâsânî, a.g.e., III, İbn Hazm, a.g.e., X, 264; İbn Kudâme Muvaffakuddîn Ebû Muhammed Abdullâh b. Ahmed, el-muğnî, Birinci Basım, Kâhire: Dâru l-hicr, 1986, XI, 196 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII, Talâk Sûresi, 65/4. 33 İbn Hazm, a.g.e., X, 264; Behûtî, Münteha l-irâdât, III,

18 II. İDDET BEKLEMENİN HİKMETLERİ İddet beklemekle ilgili hükümler, hiç şüphesiz çeşitli hikmetleri gerçekleştirmek için ortaya konulmuşlardır. İddet beklemenin tespit edebildiğimiz hikmetleri şunlardır: 1. İddet ilk planda, kadının önceki kocasından hamile olup olmadığının anlaşılması ve böylece nesebin karışmasının önlenmesi amacına yönelik bir tedbir olarak görülmektedir. Bugün kadının hamile olup olmadığı tıbben kolayca tespit edilebildiği için iddet beklemeye gerek yoktur denilemez. Çünkü; birinci olarak iddetle ilgili hükümlere uymak kulluğun gereğidir. Kul, hükümlerin hikmetlerini tartışmaz, hükümlere uyar. İkinci olarak da, iddetin tek hikmeti bu değildir. Aşağıda gelecek olan hikmetler de son derece önemlidir. 2. İddet, evlilik kurumunun önemini hatırlatan bir işleve sahiptir. Evlilik sözleşmesi, onun değerini ortaya koyan bir şekilde gerçekleştirilmekte ve sona erdirilmektedir. Çünkü evlilik, hayatın en önemli sözleşmelerindendir. Dolayısıyla evliliğin sona ermesi de basit bir şekilde gerçekleşmemelidir. Bu nedenle, sadece ayrılmış olmak yeterli görülmemekte ve belli bir süre beklenilmesi zorunlu sayılmaktadır. 3. İddet, ric î talakta kocaya, bâin talakta ise her iki tarafa birden yeniden düşünme imkanı vermektedir. Bazı kocalar ani bir öfke sonucunda iyice düşünmeden eşlerini boşayabilmektedirler. Daha sonra sakinleştiklerinde yaptıklarına son derece pişman olmaktadırlar. İddet bu durumdaki kocalara yeni bir fırsat sunmaktadır. 4. Kocanın ölümü nedeniyle beklenen iddet, onun hatırasına saygıyı ve yuvaya bağlılığı simgelemektedir. Bu şekilde kadın, eşinin ölümüne üzüldüğünü göstermekte ve ona olan vefasını ortaya koymaktadır. Bu davranış, ölen kocanın akrabalarının olumsuz düşüncelere kapılmasını önlemesi açısından da çok önemlidir. Aslında iddet hem kadının hem de kocanın şerefini korumaktadır. Çünkü kadının kocasının ölümünden hemen sonra evlenmesi iki taraf hakkında da dedikoduların oluşmasına ve her iki tarafın da ailelerinin zarar görmesine neden olacaktır. 11

19 5. İddet, kadını etrafında oluşabilecek kötü zan ve niyetlere karşı korumaktadır. Bilindiği üzere ölüm veya boşanma sonucu eşinden ayrılmış olan bir kadın, çoğu zaman çeşitli dedikodulara konu olmaktadır. Şüphesiz ki bu, büyük bir haksızlıktır. Bu durumdaki kadın, iddet beklemeksizin evlenebilseydi oluşabilecek dedikodular zaten acı çekmekte olan kadını daha çok üzecek, belki de onu çeşitli psikolojik hastalıklara yakalanmasına neden olacaktır. 6. İddet, kadına psikolojik açıdan yeni bir evliliğe hazır hale gelme imkanı vermektedir. Ayrılık hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın insanda psikolojik bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskının ortadan kalkması için belli bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Böylece kadın psikolojik açıdan yeni bir evliliğe hazır hale gelecektir. 34 Bütün bunlar, konunun başında da ifade ettiğimiz gibi iddetin tespit edebildiğimiz hikmetleridir. Bunların dışında da çeşitli hikmetlerinin olması mümkündür. 34 Bkz. H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, 466 vd.; Şelebî, a.g.e., s. 630 vd.; Bilmen, a.g.e., II, 394; Zuhaylî, a.g.e., VII, 627 vd. 12

20 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İDDET BEKLEMENİN HÜKMÜ İddet beklemenin hükmü, bu hükme muhatap olan kadının konumuna göre farklılık taşımaktadır. Bu nedenle, iddet beklemenin hükmü iki kısımda ele alınacaktır: I. MÜSLÜMAN KADININ İDDET BEKLEMESİNİN HÜKMÜ İddet beklemeyi gerekli kılan sebeplerden herhangi biri kendisi hakkında tahakkuk eden Müslüman bir kadının iddet beklemesi farzdır. Bu hükmün kitap, sünnet ve icmâ dan dayanakları vardır. 1. Kitaptan dayanakları: Yüce Allah, ölüm iddetiyle ilgili olarak Ölenlerinizin geride bıraktığı eşler dört ay on gün beklerler 35 ; boşanma iddetiyle ilgili olarak da hayız gören kadınlar için Boşanan kadınlar üç hayız (âdet) görünceye kadar beklerler 36, hayız görmeyen kadınlar için ise Kadınlarınızdan hayızdan kesilmiş olanlar ile hayız görmeyenler hakkında tereddüt ederseniz onların bekleme süresi üç aydır 37 buyurmaktadır. Ayrıca hamile kadınların her iki halde de; hem ölüm hem de boşanma iddeti beklerken iddetlerinin doğum yapmaları ile sona ereceğini bildirmektedir: Hamile kadınların bekleme süresi doğum yapmalarıyla sona erer Sünnetten dayanakları: İddet konusu, hadislerde detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Yeri geldikçe bunlara temas edilecektir. Konuyla ilgili hadislerden biri şöyledir: Allah a ve ahiret gününe inanan bir kadının bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Ancak kocası müstesna... Çünkü onun için dört ay on gün yas tutar İcmâ dan dayanakları: İslam hukukçuları bu konuda icmâ etmişlerdir Bakara, 2/ Bakara, 2/ Talak, 65/4. 38 Talak, 65/4. 39 Buhârî, Talâk 48; Müslim, Talâk İbn Kudâme, a.g.e., XI, 193 vd. 13

21 II. GAYR-İ MÜSLİM KADININ İDDET BEKLEMESİNİN HÜKMÜ İslâm devletinin vatandaşı olan yahudi ve hristiyanlar, bazı alanlarda İslâm hükümlerine uymakla yükümlüdürler. İslâm hukukçuları, iddet konusunun da bu tür alanlardan olup olmadığını araştırmışlardır. Sonuçta, iki görüş ortaya çıkmıştır. Bunların birincisi Ebû Hanîfe nin, ikincisi de diğer hukukçuların (cumhûrun) görüşüdür. A. EBÛ HANÎFE NİN GÖRÜŞÜ Ebû Hanîfe, zimmiyenin (İslâm devletinin vatandaşı olan kitap ehli 41 kadın) iddet açısından durumunu iki kısımda ele almaktadır. Buna göre, eğer kocası Müslümansa mutlak olarak iddet beklemesi gerekir. Kocasının hakkına riayet için bunu yapmalıdır. Çünkü iddet, hem Allâh hakkıdır hem de kul hakkıdır. Kitap ehli olan bir kadın, birinci hakkı ifa etmeye zorlanamazsa da ikinci hakkı ifaya zorlanır. Şayet kocası Müslüman değil de zimmiyse, iddet beklemesi gerekmez. Ancak kendi dinlerinde bu konuda öngörülen bir kural varsa o zaman başka. Çünkü gayr-i müslimler, bu tür konularda kendi inançlarıyla baş başa bırakılırlar. Onları (kitap ehlini) kendi dinleri üzere serbest bırakınız hadisi 42 bunu emretmektedir. Fakat zimmînin nikahı altında bulunan kadın hamileyse doğuma kadar iddet beklemesi gerekir. Doğumdan önce başka bir erkekle evlenemez. Çünkü nesebi sabit olan ceninin hakkını gözetmek gerekir. 43 B. CUMHÛRUN GÖRÜŞÜ Zimmiye kadın, ister bir Müslümanın hanımı ister bir zimmînin hanımı olsun iddet beklemek zorundadır. Çünkü iddeti emreden ayetler umûm ifade eder. İmâm Mâlik, İmâm Şâfiî, İmâm Ahmed ile Ebû Hanîfe nin önde gelen iki talebesi İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed bu görüştedir. İmâm Mâlik in ölüm iddeti olarak bir hayız müddeti beklemesini yeterli gördüğü de nakledilmiştir. 44 Ayrıca Mâlikîlere göre, gayr-i 41 Yahudi veya Hristiyan. 42 Kaynağı bulunamadı. 43 Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, 211; Bilmen, a.g.e., II, Kâsânî, a.g.e., III, 302 vd.; İbn Kudâme, a.g.e., XI,

22 müslim kocadan ayrılan gayri müslim kadın iddet beklemeye zorlanamaz. Ancak, iddet konusunda İslâm mahkemesine başvurmaları durumu müstesnadır. 45 Bu iki görüşten birincisi daha isabetli görülmektedir. Çünkü İslâm dini gayr-i müslimlere özel hukuk alanında ve husûsen bu tür konularda geniş bir serbesti tanımıştır. İki tarafın da Müslüman olmadığı durumlarda taraflara İslam hukukunun hükümlerini uygulama zorunluluğu getirmek bu genel ilkeyle uyuşmamaktadır. Ancak taraflardan biri Müslüman olunca yaşanılan ülkenin kanunların esas alınması öngörülmektedir. Bu da gayet doğaldır. Hâmile kadının doğum yapana kadar iddet beklemesi noktasındaki genel hüküm ise, insan psikolojisiyle uyuşan evrensel nitelikli bir hükümdür tarihli Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde genel anlamda Ebû Hanîfe nin görüşü esâs alınmış ve gayr-i müslimlerle evli olan gayr-i müslim kadınların bekleyeceği iddetler şöyle belirlenmiştir: Madde 148: Mûsevîlerde ale l-ıtlâk akd-i sahîh veya fâsidde talâk veya fesh veya zevcin vefâtı vukûunda iddet lâzım gelir. Müddet-i iddet doksan bir gündür. Şu kadar ki hâmil veya zât-ı veled olan kadının iddeti çocuğu iki yaşını ikmâl edinceye kadar imtidâd eyler. Çocuğun vefâtı halinde iddet, târih-i vefattan itibaren doksan bir gündür. Madde 149: Îsevîlerde müddet-i iddet ale l-ıtlâk firkatten itibaren bir senedir. Meğer ki vaz -ı haml etmiş ola. 46 Kararnamedeki bu hükümler, yahudi ve hristiyan din adamlarından alınan bilgiler doğrultusunda düzenlenmiştir. 47 Zimmiye ile ilgili olarak Hanefîler arasında mevcut olan ihtilâf harbiye 48 için de geçerlidir. Ebû Hanîfe ye göre, harbiye için iddet bekleme yükümlüğü yoktur. Ancak hamile ise, doğum yapana kadar onunla evlenilemez. Bu, iddet beklediği için değil, karnında nesebi sâbit bir çocuk bulunduğu içindir. 49 Yine ona göre, harbiye olan bir kadın, Müslüman olup İslâm ülkesine göç ederse Müslüman olmayan kocasıyla evliliği sona erer ve (Müslüman olup yanınıza göç eden kadınlarla) evlenmenizde sizin için bir 45 Bilmen, a.g.e., II, Âile Hukûku Kararnamesi, s. 63 vd. 47 Âile Hukûku Kararnamesi, s İslâm devletinin vatandaşı olmayan gayri müslim kadın. 49 İbn Âbidîn, a.g.e., V, 211 vd. 15

23 engel yoktur 50 ayeti hükmünce iddet beklemesi gerekmez. İmâmeyn e göre, her ikisi de iddet beklemek zorundadır Mümtehine, 60/ Merğinânî, a.g.e., III, 377; İbnü l-hümâm Muhammed b. Abdülvâhid, Fethü l-kadîr, Beyrût: Dâru Sâdır, ty, III,

24 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İDDET TÜRLERİ İddet türleri, iki farklı açıdan iki ayrı sınıflandırmaya tâbi tutulabilir: 1. Sebebine Göre İddet Türleri, 2. Ölçütüne Göre İddet Türleri. I. SEBEBİNE GÖRE İDDET TÜRLERİ İddet, ayrılığa sebep olan olayın türüne göre, üç kısımda incelenmektedir. A. ÖLÜM İDDETİ Kocası ölen kadının beklemesi gereken iddet süresi, onun hamile olup olmamasına göre değişiklik gösterir. 1. Hamile Olmayan Kadının İddeti Sahîh nikâh sonrası kocası ölen kadın eğer hamile değilse, Ölenlerinizin geride bıraktığı hanımlar, dört ay on gün iddet beklerler 52 ayeti gereğince dört ay on gün boyunca iddet bekler. Kocasının onunla gerdeğe girip girmemesi, kadının bulûğa ermiş olup olmaması arasında bir fark yoktur. İslâm hukukçuları, bu hüküm üzerinde ittifak etmişlerdir. 53 Çünkü, ayetin hükmü geneldir ve bu durum kaybedilen eşe saygının bir ifadesidir. Ayette belirtilen aydan maksat kamerî aydır. 54 Fâsid nikâh sonrası kocası ölen kadın ise hamile olmadığı takdirde, sadece üç kar müddeti iddet bekler. 55 Çünkü, ortada gerçek bir nikâh yoktur. Dolayısıyla nikâh nimetinin ortadan kalkması nedeniyle dört ay on günlük iddeti bekleyerek üzüntü belirtmenin gereği de yoktur. Fâsid bir nikâhtan sonra iddetin gerekli oluşu, sadece kadının hamile olup olmadığını ortaya çıkarmak içindir. Bu da her ne kadar kadının bir 52 Bakara Sûresi, 2/ İbn Kudâme, a.g.e., XI, H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, Hanefî ve Hanbelîlere göre üç hayız görünceye, Şâfiî ve Mâlikîlere göre üç temizlik devresi geçirinceye kadar iddet bekler. Zuhaylî, a.g.e., VII,

25 hayız görmesiyle ortaya çıkacak olsa da ihtiyâten üç hayız görmesi gerekir. 56 İddet beklemesi gereken kadın, hayız görmüyorsa, üç ay iddet beklemesi yeterli olur. 57 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde hamile olmayan kadının durumu şöylece hükme bağlanmıştır: hükme tâbidir. 59 Madde 143: Hâmil olanlardan maada zevci vefât eden ve nikâh-ı sahîh ile menkûhe olan kadınların ictima vukû bulsun veya bulmasın dört ay on gün iddet beklemesi lâzım gelir. 58 Kararnamenin 144. maddesinden anlaşıldığına göre fâsid evlilikler de aynı 2. Hamile Olan Kadının İddeti Kocası ölen kadın eğer hamileyse, Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer 60 ayeti hükmünce doğum yapmasıyla iddeti sona erer. Eski ve yeni İslâm hukukçularının çoğunluğunun görüşü budur. Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd in Hz. Ali den sahih senedle yaptıkları rivayete göre ise o, bu durumda iki süreden uzun olanıyla iddet beklemenin gerektiği görüşündedir. Bunun anlamı şudur: Eğer dört ay on günlük süre dolmadan doğum yaparsa, bu süre dolana kadar iddet bekler. Şayet dört ay on günlük süre doğumdan önce sona ererse, o zaman da doğum yapana kadar iddet bekler. İbn Abbâs da bu görüştedir, fakat bu görüşünden döndüğü de rivâyet edilmiştir. Zeydî hukukçulardan Mehdî-Lidînillâh (ö. 840/1437), el-bahru z-zehhâr adlı mukâyeseli hukuk kitâbında bu iki sahâbîye ek olarak, tâbiînden Şa bî ile yine Zeydî hukukçulardan Kâsımıyye, Müeyyed-Billâh ve Nâsır ın da bu görüşte olduğunu kaydetmiştir. Mâzerî de, aynı görüşü Mâlikîlerden Sahnûn a nispet etmiştir. 61 Ca ferîler de aynı görüştedir Kâsânî, a.g.e., III, 303; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 184, 188; Bilmen, a.g.e., II, 371; Zuhaylî, a.g.e., VII, Bilmen, a.g.e., II, Âile Hukûku Kararnamesi, s Âile Hukûku Kararnamesi, a.y. 60 Talâk Sûresi, 65/4. 61 Muhammed b. Alî eş-şevkânî, Neylu l-evtâr, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, 1998, VI, 825 vd.; Mehdî-Lidînillâh, el-bahru z-zehhâr, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kutubi l-ilmiyye, 2001, IV, Şelebî, a.g.e., s

26 Bu ihtilâfın temelinde, Bakara sûresinin 234. ayeti ile Talâk sûresinin 4. ayetini uzlaştırma çabası yatmaktadır. Birinci ayette, kocası ölen kadının iddeti herhangi bir kayıt getirilmeksizin dört ay on gün olarak belirtilmektedir. İkinci ayette ise, yine bir kayıt konulmaksızın, hamile kadınların iddeti doğum yapmalarıyla sona erer, hükmü getirilmektedir. Görüldüğü üzere her iki ayet de mutlaktır. Dolayısıyla, bu ayetlerden hareketle üç ayrı hükme varılabilir: 1. Kocası ölen kadın, ister hamile olsun, ister olmasın dört ay on gün iddet bekler. Bildiğimiz kadarıyla bu hükme varan bir İslâm hukukçusu yoktur. 2. Kocası ölen kadının iddeti, hamile değilse dört ay on gün beklemesiyle; hamileyse doğum yapmasıyla sona erer. İslâm hukukçularının büyük çoğunluğunun görüşü budur. Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde de bu görüş esas alınmıştır. 63 Bu görüşün dayandığı bazı deliller şöyledir: Übeyy b. Ka b (r.a.), Peygamber (s.a.v.) e, Ey Allâh ın elçisi, Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer ayeti, üç talakla boşananlar ve kocası ölenlerle mi ilgilidir? diye sormuş ve Evet, o ayet, üç talakla boşananlar ve kocası ölenlerle ilgilidir! cevabını almıştır. 64 Ümmü Seleme (r.a.), şöyle anlatmıştır: Subey a el-eslemiyye, kocasının ölümünden birkaç gece sonra loğusa oldu. Bu durum Rasûlullâh (s.a.v.) e bildirilince evlenmesini emretti (evlenebileceğini bildirdi). 65 İbn Mes ûd (r.a.), kocası ölen hamile bir kadınla ilgili olarak, Siz onun hakkında ruhsatı bırakıp şiddet gösteriyorsunuz. Halbuki kadınlarla ilgili kısa sûre (Talâk sûresi), uzun sûreden (Bakara sûresi) sonra inmiştir. Yani; Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer ayeti. 66 Yine İbn Mes ûd (r.a.), bu görüşünü yinelediği bir sözünde dileyenle bu konuda lanetleşebilirim bile! demekte ve kocası ölen hamile kadın doğum yapınca 63 Bkz. Âile Hukûku Kararnamesi, s. 63 (md. 144). 64 Ahmed b. Hanbel, el-müsned, No: 21146; Şevkânî, a.g.e., VI, 823 vd. Hadis, zayıftır. 65 Müslim, Talâk Buhârî, Tefsîr 2/16. 19

27 helal olur (evlenebilir) cümlesiyle kanaatini ortaya koymaktadır. 67 Ömer b. Hattâb (r.a.) ve oğlu İbn Ömer (r.a.) dan, doğum yaptığı takdirde ölü kocası henüz defnedilmemiş olsa bile evlenmesi helâl olur dedikleri de rivâyet edilmiştir Kocası ölen kadının iddeti, hamile değilse dört ay on gün beklemesiyle; hamileyse iki süreden uzun olanı tamamlamasıyla sona erer. Bu görüşün dayandığı delillerden biri şöyledir: Ebû Seleme b. Abdurrahmân şöyle anlatmıştır: İbn Abbâs (r.a.) ya, kocasının ölümünden yirmi gece sonra doğum yapan bir kadınla evlenilip evlenilemeyeceği soruldu. O da: Hayır, iki süreden uzun olanı geçmelidir. Bunun üzerine, Ama Allâh tebâreke ve teâlâ, Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer buyuruyor, dedim. Şöyle dedi: Bu ayet, boşanmayla ilgilidir. Ebû Hüreyre (r.a.), Ebû Seleme ile aynı kanaati paylaştığını ifade etmiştir. 69 Bu üçüncü görüş, ayetler arasında nesh veya tahsîs ilişkisi ileri sürmeden her iki ayetle de amel etmeyi sağlayan ihtiyatlı bir görüştür. Ayrıca bu görüş, ölmüş bulunan kocanın hatırasına saygı açısından da daha yerindedir. Her ne kadar bu saygının ölçüsü sadece iddet beklemek değildir denebilirse de 3. Kocası Mefkûd (Kayıp) Olan Kadının İddeti Mefkûd, sözlük anlamı itibariyle; kayıp (ma dûm) demektir. İslâm hukuku terminolojisinde, kendisinden haber alınamayan, nerede olduğu, yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen kayıp kimse, anlamında kullanılmaktadır. 70 Evinden çıkıp giden ve bir daha dönmeyen, yurt dışına çıkan ve kendisinden bir daha haber alınamayan, savaşa katılan fakat dönmeyen kimseler mefkûda örnek olarak verilebilir. Hanbelî hukukçu İbn Kudâme, mefkûd teriminin bu yerleşik tanımını biraz 67 Nesâî, Talâk 56. Elbânî, isnâdının sahîh olduğunu belirtmiştir. 68 Mâlik, Talâk Nesâî, Talâk Bkz. Kâsânî, a.g.e., V, 287; Ali b. Ebî Bekr el-merğinânî, el-hidâye şerhu Bidâyeti l-mübtedî, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kutubi l-ilmiyye, 1996, III, 716; Meydânî, a.g.e., II,

28 daha detaylandırarak özetle şunları söylemektedir: Kayıp koca için iki hal düşünülebilir: İletişimin Tamamen Kopmadığı Durum Kayıp olan, fakat kendisinden haber alınabilen, mektup yollayan mefkûd kocanın durumu. Bu durumdaki mefkûdun karısı, İslâm hukukçularının ittifakıyla bir başkasıyla evlenemez. Ancak nafaka sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda kadının mahkemeye başvurup nikâhı feshettirme hakkı vardır. İletişimin Tamamen Koptuğu Durum Nerede olduğu bilinmeyen ve kendisinden hiçbir haber alınamayan mefkûd kocanın durumu. Bu durum da iki kısımda ele alınır: * Hayatta olduğu kanaatinin hakim olması: Ticâret, ilim tahsili, seyâhat vs. için yolculuğa çıkan, fakat kendisinden haber alınmayan kocanın durumu buna örnek verilebilir. Bu durumdaki mefkûdun öldüğü kesinlik kazanmadıkça karısıyla evlilik bağı ortadan kalkmaz. İmâm Ahmed (kendisinden yapılan rivâyetlerin birinde), İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Şâfiî (cedîd kavlinde) bu görüştedir. İmâm Ahmed den gelen bir başka rivâyete göre mefkûd doksan yaşına ulaşınca malı varisleri arasında taksim edilebilir. Bu hüküm, ilgili durumda kadının ölüm iddeti bekleyip evlenebilmesi anlamına gelmektedir. Ancak birinci rivâyet mezhebin genel görüşüdür. İmâm Mâlik ve kadîm kavlinde İmâm Şâfiî ise, bu durumdaki kadının dört yıl beklemesi gerektiğini ve daha sonra ölüm iddetini tamamladıktan sonra evlenebileceğini savunmuşlardır. * Vefât ettiği kanâatinin hakim olması: Birdenbire ortadan kaybolan, namaza gidip bir daha dönmeyen, ufak bir iş için yakın bir yere gidip geri gelmeyen, savaş meydanında kaybolan, tehlikeli bir yolculuğa çıkıp geri dönmeyen ve bulunduğu gemi arızalanıp beraber yolculuk yaptığı bazı kimseler boğularak ölen mefkûd kocalar bu bağlamda anılabilir. Kocası bu durumda olan kadınlar, İmâm Ahmed, İmâm Mâlik ve İmâm Şâfiî ye göre (kadîm kavlinde) dört yıl beklerler, daha sonra ölüm iddetini 21

29 tamamlar ve dilerse artık evlenebilirler. Ömer, Osmân, bir rivâyete göre Ali, İbn Abbâs ve İbn Zübeyr (r.a.) bu görüştedir. Hanefîler ve cedîd kavlinde İmâm Şâfiî ise, mefkûd kocanın öldüğü veya karısını terk ettiği kesinlik kazanana kadar bu kadın evlenemez, demişlerdir. Çünkü Peygamber (s.a.v.), Muğîre nin rivâyetine göre, Mefkûdun karısı, kendisine haber gelene kadar yine onun karısıdır buyurmuştur. Ayrıca Hz. Ali, Mefkûdun karısı, kendisine kocasının ölüm veya boşama haberi gelmedikçe evlenemez demiştir. 71 İbn Kudâme nin bu tasnifi konuyu kavramak açısından bir kolaylık sağlamakla birlikte bazı önemli ayrıntıları içermemektedir. Bu nedenle, her bir mezhebin mefkûdla ilgili görüşlerinin ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. a. Hanefîlerin Görüşü Hanefî mezhebine göre mefkûd, aksi kesinlik kazanana kadar hayatta kabul edilir. Bunun ölçüsü konusunda mezhep içinde çok sayıda görüş ileri sürülmüştür. Kâsânî nin dediğine göre zâhiru r-rivâye, bu konuda belli bir müddet takdir edilemeyeceğidir. Merğinânî nin ifadesine göre zâhiru l-mezheb, akranlarının tümünün vefât etmesi ile takdir edilmesidir. 120, 100, 90, 70 ve 60 yaş görüşleri de vardır. Fetvâ 90 yaş görüşü üzeredir. Müteahhir fukahâ 60 yaş görüşünü tercih etmiştir. İbnü l- Hümâm da, 70 yaşını doldurmuş olmasını ölçü almıştır. Bu görüşü ileri sürenler, şimdiki insanların genelde altmış yetmiş sene yaşadığını dikkate almışlar ve bunu destekleyen şu hadisi delil göstermişlerdir: Ümmetimin ortalama ömürleri altmış ile yetmiş yaş arasıdır. 72 Bütün bu görüşler, mefkûdun hayatta olduğu kanaatinin ağır bastığı durumlarla ilgili sayılabilir. Çünkü savaş meydanında veya yol kesicilerin bulunduğu bir yerde kaybolan kişi gibi, ölüm ihtimalinin daha büyük olduğu durumlarda yaşa bakılmaz. Bu tür durumlarda mefkûdun öldüğüne dair zann-ı galip oluşunca öldüğüne 71 İbn Kudâme, a.g.e., XI, 247 vd. 72 Bkz. Kâsânî, a.g.e., V, 289; Merğinânî, a.g.e., III, 719; Abdullâh b. Mahmûd el-mevsılî, el-ihtiyâr lita lîli l-muhtâr, Beyrût: Dâru l-erkam, ty., III, 50 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e., VI, 462; Meydânî, a.g.e., II, 125 vd.; Bilmen, a.g.e., VII, 220 vd. Hadisi Tirmizî rivâyet etmiştir. Bkz. Deavât

30 hükmedilebilir. 73 Her iki durumda da, kocanın öldüğüne veya karısını boşadığına dair kesin bir haber gelmesi halinde, kadın iddet beklemeye başlar ve sonra evlenebilir. 74 b. Şâfiîlerin Görüşü İmâm Şâfiî den bu konuda iki rivâyet vardır. Kadîm (önceki) görüşüne göre, mefkûdun karısı nikâhı feshetme hakkına sahiptir. Buna göre kadın dört yıl bekler, daha sonra da dört ay on gün olan ölüm iddetini tamamlar. Çünkü Hz. Ömer in uygulaması bu yöndedir. 75 Cedîd (sonraki) görüşüne göre ise, kadının böyle bir hakkı yoktur. Bu konuda kesin bir bilgiye ulaşana kadar mefkûdun ölümüne hükmedilemez. Hz. Ali nin öldüğünü öğrenene kadar sabret sözü bu görüşü desteklemektedir. Şîrâzî, bu görüşün sahîh olduğunu söylemektedir. 76 Nevevî de bu görüşün azhar olduğunu ifade etmekte ve bu noktada herkesin; şehirde kaybolanla yolculukta kaybolanın, savaş meydanında kaybolanla gemisi batanın aynı hükme tabi olduğunu belirtmektedir. 77 c. Mâlikîlerin Görüşü Mâlikî mezhebine göre mefkûd için dört hal söz konusu olabilir: Savaş sırasında olmaksızın dâru l-harpte kaybolan: Bu kişi, esir hükmündedir. Doğumundan itibaren yetmiş veya bir başka rivâyete göre seksen sene geçmedikçe ne malı ne de karısı hakkında ölümüne hükmedilemez. Ancak Eşheb e göre, karısının nafakası devam etmediği veya iffetini kaybetmesinden korkulduğu zaman buna hükmedilebilir. Bu durumda kadın mahkemeye başvurup nikâhın feshini isteyebilir. Kâfirlerle yapılan bir savaş sırasında kaybolan: Bu kimsenin durumu hakkında devlet gerekli tahkikâtı yaptıktan sonra bir sene geçmesi beklenir. Ondan 73 Bilmen, a.g.e., VII, 221. Bu eserde, konuyla ilgili iki fetvâ örnek olarak nakledilmiştir. 74 Bkz. Merğinânî, a.g.e., III, 718 vd. 75 Hz. Ömer in bu görüşte olduğu, İbn Ebî Şeybe ve Abdurrezzâk ın Musannef leri başta olmak üzere çeşitli hadis kaynaklarında rivâyet edilmiştir. Bkz. Cemâleddîn Abdullâh b. Yûsuf ez-zeylaî, Nasbu rrâye (el-hidâye ile birlikte), III, 716 vd. 76 İbrâhîm b. Ali eş-şîrâzî, el-mühezzeb, Beyrût: Dâru l-fikr, ty., II, 146; Nevevî, Minhâcu t-tâlibîn, Beyrût: Dâru l-fikr, 1992, s Nevevî, Ravzatu t-tâlibîn, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kutubi l-ilmiyye, 1992, VI, 377 vd. 23

31 sonra karısı iddet bekler. 78 Müslümanlar arasında yapılan bir savaş sırasında dâru l-islâm da kaybolan: Bu kimsenin karısının durumuyla ilgili üç rivâyet vardır: Birincisi; savaş başladığı andan itibaren iddet bekler. İkincisi; savaş sona erdiği andan itibaren iddet bekler. Üçüncüsü; Savaştan sonra devlet mefkûdla ilgili gerekli tahkîkâtı yaptıktan sonra bir sene geçmesi beklenir, sonra iddet bekler. İbn Rüşd, beklenilmesi gereken müddetin ilgili yerin uzak veya yakın olmasına göre değiştiğini ve en çok bir sene olabileceğini kaydetmiştir. Bu müddet, içtihatla belirlenir. Vebâ gibi bulaşıcı bir hastalığın olduğu bir bölgeye giden ve kendisinden haber alınamayan kişinin karısı da salgının sona ermesinden sonra iddet bekler. Savaş sırasında olmaksızın dâru l-islâm da kaybolan: Bu durumda kadın, mefkûdun öldüğü sâbit olana veya hala yaşaması pek mümkün olmayan bir yaşa ulaşana kadar ölümüne hükmedilemez. Bunun ölçüsü mu temed kavle göre yetmiş yaştır. Yetmiş beş ve seksen yaş görüşleri de vardır. Ancak bu durumda kadın, mahkemeye başvurur ve gerekli tahkîkât yapıldıktan sonra mefkûdun hayatta olup olmadığı noktasında bir bilgiye ulaşmaktan ümit kesilirse, bu andan itibaren dört yıl beklenir, daha sonra da kadın ölüm iddeti bekler. 79 d. Hanbelîlerin Görüşü Hanbelîler, mefkûdun durumunu iki bölümde ele almaktadırlar: Hayatta olduğu kanaatinin hakim olması: Ticâret, ilim tahsili, seyâhat vs. için yolculuğa çıkan, fakat kendisinden haber alınmayan kocanın durumu buna örnek verilebilir. Bu durumdaki mefkûdun öldüğü kesinlik kazanmadıkça karısıyla evlilik bağı ortadan kalkmaz. İmâm Ahmed, kendisinden yapılan rivâyetlerin birine göre, bu görüştedir. İmâm Ahmed den gelen bir başka rivâyete göre ise, mefkûd doksan yaşına ulaşınca malı varisleri arasında taksim edilebilir. Bu hüküm, ilgili durumda kadının 78 Bu, tercih edilen görüştür. Zira İbn Rüşd, bu konuda dört ayrı görüş olduğunu zikretmektedir. Bidâyetu l-müctehid, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, 1997, III, Bkz. Abdüsselâm b. Saîd et-tenûhî (Sahnûn), el-müdevvenetü l-kübrâ, Mısır: Matbaatu s-saâde, 1323, II, 450 vd; Ebû Abdullâh Muhammed b. Abdullâh el-haraşî, Şerhu Muhtasarı şeyh Halîl, Beyrût: Dâru Sâdır, ty., II, 153 vd.; İbn Rüşd, a.g.e., III, 91; Bilmen, a.g.e., VII,

32 ölüm iddeti bekleyip evlenebilmesi anlamına gelmektedir. Ancak birinci rivâyet mezhebin genel görüşüdür. Vefât ettiği kanâatinin hakim olması: Birdenbire ortadan kaybolan, namaza gidip bir daha dönmeyen, ufak bir iş için yakın bir yere gidip geri gelmeyen, savaş meydanında kaybolan, tehlikeli bir yolculuğa çıkıp geri dönmeyen ve bulunduğu gemi arızalanıp beraber yolculuk yaptığı bazı kimseler boğularak ölen mefkûd kocalar bu bağlamda anılabilir. Kocası bu durumda olan kadınlar, İmâm Ahmed e göre dört yıl beklerler, daha sonra ölüm iddetini tamamlar ve dilerse artık evlenebilirler. Ömer, Osmân, bir rivâyete göre Ali, İbn Abbâs ve İbn Zübeyr (r.a.) bu görüştedir. 80 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesinde, kocası mefkûd olan kadının durumunu düzenleyen maddelerden 126. madde Hanefî mezhebine, 127. madde ise Mâlikî mezhebine göre düzenlenmiştir. İlgili maddeler şöyledir: Madde 126: Bir kadının zevci ihtifâ veyahud müddet-i sefer veya daha karîb olan bir mahalle giderek teğayyüb edip veya mefkûd olup nafaka tahsili müteazzir olur ve zevcesi tefrîki taleb ederse hâkim tahkîkât-ı lâzıma icrasından sonra beynlerini tefrîka hükmeder. Madde 127: Nafaka cinsinden mal terkettiği halde teğayyüb eden bir kimsenin zevcesi hâkime bi l-mürâcaa tefrîkini taleb etse hâkim o kimse hakkında icrâ-yı tahkîkât eder. Nerede olduğuna ve hayat ve mematına dair haber alınmasından ye s hasıl olur ise ye s tarihinden itibaren dört sene te cîl eyler. İşbu müddet zarfında haber alınamadığı ve zevce talebinde musırr bulunduğu halde tarafeyni tefrîk eder. Eğer zevc muhârebede gaybûbet etmiş ise hâkim tarafeyn-i muhâribeynin üserânın yerlerine avdetinden itibaren bir sene mürûr eyledikten sonra tefrîka hükmeder. Her iki halde zevce hüküm tarihinden itibaren iddet-i vefât bekler. 81 Görüldüğü üzere 127. madde, Mâlikî mezhebine göre düzenlenmiştir. Bunun nedeniyle ilgili olarak Kararname nin Esbâb-ı Mûcibe Lâyihâsı nda şu mülahazalar yer almaktadır: Mefkûdun zevcesi ve malı hakkında gerek sâdât-ı Hanefiyye ve gerek diğer müctehidin hazeratı beyninde ihtilâfât-ı kesîre vaki olmuştur. Mezheb-i muhtara göre mefkûdun velâdetinden itibaren 90 sene mürûrundan ve bir tehlike ve muhâtara zamanında mefkûd olmuş ise mematı hakkında zann-ı galip husûlünden sonra mevtiyle hükmolunur. 80 İbn Kudâme, a.g.e., XI, 247 vd.; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, Âile Hukûku Kararnamesi, s

33 Emvâli o zamanda mevcûd olan veresesine verilir ve zevcesinin tefrîkine hükmedilir. İşbu mezheb nikâhın lüzûm-ı mahfûziyeti esasına müstenid ise de zevcenin hukûkunu asla nazar-ı itibara almamaktadır. İmam-ı Mâlik hazretleri mefkûdun dâr-ı harbde veya dâr-ı İslâm da gaybûbet ettiğine ve gaybûbetin bir tehlike esnasında olup olmadığına göre gerek zevcesi ve gerek malı hakkında hükmü dört hale irca etmiş ve bilâ-muhârebe dâr-ı harbde gâib olanları esir addederek gerek malı ve gerek zevcesi hakkında müddet-i inkırâz-ı akrân olan 70 seneyi nazar-ı itibara almıştır. Zaman-ı harbde dâr-ı harbde zâyi olanlar hakkında üç rivâyet vârid olup üçüncü rivâyete dâr-ı İslâm da gâib olanlar ile bir hükümde addedilmiştir. Dâr-ı İslâm da bir mühlike esnâsında gaybûbet edenlerin gerek zevcesi ve gerek malı hakkında tarafeyn-i muhâsımeynin mahallerine avdetine kadar mürûr eden müddeti kâfi addetmiş ve bir mühlike olmayarak gaybûbet edenlerin malı hakkında 70 senenin hitâm bulması ve zevcesi hakkında dahi mürâcaatı üzerine hâkimin icrâ edeceği tahkîkât neticesinde hayât ve memâtına ıttıladan ye s husûlünden itibaren dört sene sonra nikâhın feshine hükmedilmesi re yinde bulunmuştur. Müşârun ileyhin zevcât hakkındaki re yi zamanın efkâr ve îcâbâtına muvâfık olduğundan 127. madde o esas üzerine tanzim edilmiştir. 82 Ömer Nasuhi Bilmen de konuyla ilgili olarak şu yorumda bulunmaktadır: Mefkûdun zevcesine gelince: Bunun böyle uzun bir müddet intizarda bulunması, zararını müstelzim olabilir. Fakat bu hal, kendi hakkında bir iptilâdır, buna sabretmesi insanî bir vzifedir, zevciyet hukukuna riayet bunu icab ettirmektedir. Kocalarının vefatından sonra hâtıralarına riayet ederek başkaları ile evlenmeyen nice hakikatli kadınlar vardır. Zevcenin nafakadan mahrumiyeti halinde ise zevci namına hâkimin izniyle istidânede bulunması caizdir, bu kâbil olmayınca ictimâî heyetin himâyesine müstahik olur. Mahaza zevcinin böyle uzun boylu istiğrabına tahammül edemeyen veya nafakasının taazzüründen dolayı mutazarrır bulunan bir kadın, yukarıda yazıldığı vechile İmâm Mâlik ile İmâm Ahmed b. Hanbel hazretlerinin mezheblerine tevfikan zevcinden tefrik edilebilir. 83 Her iki yorum da dikkate alınarak şunlar söylenebilir: Kocası mefkûd olan kadınların iddetiyle ilgili hüküm verilirken, her bir kadının durumu ayrı olarak ele alınmalı; ailenin psikolojik, sosyal ve ekonomik durumu ve geleceği göz önünde bulundurularak şartlara en uygun hüküm verilmelidir. Zaten İslâm hukukçularının konuyla ilgili hükümleri de naslardan çok, bu çabanın ürünüdürler. 82 Âile Hukûku Kararnamesi, s. 99 vd. 83 Bilmen, a.g.e., VII, 226 vd. 26

34 Buraya kadar ifade edilen hükümler, kocası mefkûd olan kadının ondan ayrılıp ayrılamayacağı konusuna açıklık getirmektedir. Bu noktada izah edilmesi gereken bir başka konu daha ortaya çıkmaktadır: Kadın, mefkûd kocasından ayrılıp bir başkasıyla evlendikten sonra ayrıldığı kocası çıkıp gelirse ne olacaktır? Bu soruya İslâm hukukçularının verdiği cevaplar özetle şöyledir: Ebû Hanîfe ye göre, ikinci nikâh bâtıl olur. Kadın birinci kocasına aittir. İkinci koca, kadınla cinsel ilişkide bulunmuş ise, kadına mehr-i misil vermesi ve kadının iddet beklemesi gerekir. Daha sonra kadın ilk kocasına geri verilir. İmâm Mâlik e göre, ikinci koca kadınla cinsel ilişkide bulunmuşsa, artık o kadın onun karısı olmuştur. Kadına ilk koca ne kadar mehir vermişse ona da kadına o kadar mehir vermesi vacip olur. Eğer ikinci koca kadınla cinsel ilişkide bulunmamışsa, kadın ilk kocasınındır. İmâm Mâlik ten yapılan bir rivâyete göre, her iki durumda da kadın ilk kocasınındır. İmâm Şâfiî den bu konuda iki rivâyet olup bunlardan ercah olanına göre ikinci nikâh bâtıldır. Diğer rivâyete göre ise, her halükarda birinci nikâh bâtıldır. Ahmed b. Hanbel e göre ise, ikinci koca kadınla cinsel ilişki kurmamış ise, kadın birinci kocanındır. Eğer ilişki kurmuşsa ilk kocanın iki seçeneği vardır: Dilerse kendi verdiği mehri geri alıp kadını ikinci kocaya bırakır, dilerse ikinci kocanın verdiği mehri ödeyip kadını geri alır. 84 İlgili durum, Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde de ele alınmıştır. Orada bu görüşler arasında orta bir yol tutulduğu görülmektedir. Kararname nin konuyu hükme bağlayan 128 ve 129. maddeleri şöyledir: Madde 128: Mevâdd-ı sâbıka mûcibince tefrîkına hükmolunan kadın âhar bir şahıs ile tezevvüc ettikten sonra zevc-i evvelin zuhûru nikâh-ı âhirin infisâhını mûcib olmaz. Madde 129: Vefâtına hükmolunan kimsenin zevcesi âhar bir şahıs ile tezevvüc ettikten sonra zevc-i evvelin hayatı tahakkuk etse 84 Abdulvehhâb b. Ahmed eş-şa rânî, el-mîzânü l-kübrâ, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-fikr, ty., II,

35 nikâh-ı sânî münfesih olur. 85 Bu maddelerle ilgili olarak kararnamenin esbâb-ı mûcibe lâyihâsında şu mülâhazalar ortaya konulmuştur: Vefâtına hükmolunan zevcin zevcesi şahs-ı âhâr ile izdivâc ettikten sonra ber-hayat olarak zuhûru halinde ale l-ıtlâk nikâh-ı sânînin münfesih olmayacağına dair Behcetü l-fetâvâ da bir fetvâ mevcut ise de Reddü l-muhtâr da Ebu s-suûd merhûma atfen bilakis nikâh-ı sânînin münfesih olacağı muharrerdir. Mahsüsün hilafına vaki olan hüküm asla muteber olmayacağından bir kimsenin ber-hayat olarak zuhûru, vefâtı hakkında vukû bulan hükmün butlân ve infisâhını müstelzim olur. Bunun içindir ki şahs-ı mezkûr veresesine tevzî edilmiş olan emvâlini istirdâd ettirip de zevcesini ettirmemek tecezzi kabul etmeyen hükmün kısmen butlânına, kısmen de sıhhatine kâil olmak demek olur ki fıkhen ve mantıken hiçbir vech ile tecvîz olunamaz. Husûsiyle zamanımızda bunu tecvîz etmek fesâd-ı ahlâk hasebi ile birçok fenalıklara meydan vermek demektir. Bu mülâhazaya mebnî 129. madde müşârun ileyh Ebu s-suûd merhûmun re yi üzere tahrîr olunmuştur. Amma nikâhın feshine hükmolunmuş ise bu sûrette nikâh-ı evvel hükm-i hâkim ile ibtâl edilmiş olacağından artık zevcin ber-hayat olarak zuhûru işbu hükmün ve binâen aleyh nikâh-ı sânînin butlânını müstelzim olmayacağından 128. madde bu vech ile tahrîr edilmiştir. 86 Bu açıklamalardan anlaşıldığına göre mefkûdun ölümüne hükmedilmesi ile mefkûdun nikâhının feshedilmesi ayrı olarak değerlendirilmiştir. Ölümüne hükmedilmesi durumunda mefkûd ortaya çıkınca sonraki nikâh münfesih olur. Çünkü hâkim nikâhı feshetmemiştir. Hâkimin nikâhı feshetmesi durumunda ise, kesin olarak nikâh bağı ortadan kalktığı için sonraki nikâh geçerli olmaya devam eder. benimsenmiştir: TMK da mefkûd yerine gaip kavramı kullanılmış ve şu genel hükümler 1. Genel olarak Madde 32: Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir. Yetkili mahkeme, kişinin Türkiye deki son yerleşim yeri; eğer 85 Âile Hukûku Kararnamesi, s Âile Hukûku Kararnamesi, s. 100 vd. 28

36 Türkiye de hiç yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir kayıt da yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir. 2. Yargılama usulü Madde 33: Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir. Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır. Bu süre, ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır. 3. İstemin düşmesi Madde 34: Gaipliğine karar verilecek kişi, ilan süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi düşer. 4. Hükmü Madde 35: İlandan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı haklar, aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır. Gaiplik kararı ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak hüküm doğurur. B. BOŞANMA İDDETİ Boşanan 87 her kadın, halvet konusundaki ihtilâf bir kenara bırakılırsa hukûken iddet beklemek zorundadır. Ancak, boşanan her kadın aynı iddeti beklemez. Kadının hamile olup olmamasına ve hayız görüp görmemesine göre farklı iddetler söz konusudur. Bunlar, şu şekilde sınıflandırılabilir: 1. Hamile Olan Kadının İddeti İslâm hukukçuları, boşanan hamile kadının iddetinin doğum yapmasıyla sona ereceğinde ittifak etmişlerdir. Çünkü, bir ayette (boşanmış) hamile kadınların iddeti, 87 Evliliğin liân, muhâlea gibi usullerle sona ermesi veya daha çok Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde işlerlik kazanan kazâî boşanma, yani mahkemenin tefrîk kararı da kural olarak bâin boşama sayıldığından bunların akabinde boşama iddeti beklenir. Kocanın evini terk edip gitmesi ve geri dönmemesi halinde mahkemenin vereceği tefrîk kararı da ister Mâlikîler in görüşü esas alınarak bâin boşama, ister Hanbelîlerin görüşü alınarak fesih sayılsın böyledir. H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, 468 vd. 29

37 çocuklarını doğurmaları ile sona erer 88 buyurulmaktadır. Ayet, hamile kadınların iddetinin doğum yapmalarıyla son bulacağını mutlak olarak ifade ettiği için, bütün İslâm hukukçuları, herhangi bir kayıt koymaksızın boşanan bütün hamile kadınların iddetinin doğum yapmaları ile sona ereceğini ifade etmişlerdir. 89 Eğer hamile kadın ikiz, üçüz veya daha fazla çocuk doğuracaksa iddeti son çocuğu doğurmasıyla sona erer. Çocuğun bedeninin çoğu dışarı çıkınca, tamamen doğmuş hükmündedir. 90 Kadının düşük yapması durumunda, düşüğün yaratılışı tamamen veya kısmen belirgin ise iddet sona erer. Aksi halde düşükle iddeti sona ermez. Çünkü çocuk düşürdüğü şüphelidir (kan pıhtısı da olabilir). 91 Şüphe, iddetin sona ermesine engeldir. Dolayısıyla, hamile olmayan kadınların hükmüne tabidir. 92 Çocuğun ana rahminde ölmesi durumunda da, dışarı çıkarılmadıkça iddet sona ermez Hamile Olmayan Kadının İddeti Hamile olmayan kadın için iki durum söz konusudur. Ya hayız görme devresindedir ya da değildir. a. Hayız görme devresinde olan kadınların iddeti Hayız görme devresinde bulunan, yani yaş itibariyle hayız görmeye müsait olan kadınlar üç sınıftır: Mu tâde, murtâbe, mustahâza. aa. Mu tâde Mu tâde, hayız düzeni normal olan, yani temizlik ve hayız süresi belirli olan kadın anlamına gelmektedir. Bu durumdaki kadının, üç kar süresince iddet beklemesi 88 Talâk Sûresi, 65/4. 89 İbn Rüşd, a.g.e., III, Bilmen, a.g.e., II, Bugün itibariyle, bunun tam olarak tespitinin mümkün olduğu söylenebilir. 92 Bkz. Bilmen, a.g.e., II, Bkz. Bilmen, a.g.e., a.y. 30

38 gerekir. Çünkü Kur ân da Boşanmış kadınlar üç kar iddet beklerler 94 buyurulmaktadır. Kar kelimesi, hem temizlik hem de hayız anlamına gelen müşterek bir kelimedir. Çoğulu, akrâun, kurûun ve akruun şeklinde gelir. 95 Ayette geçen kurû lafzının kök itibariyle müşterek bir kelime olması, İslâm hukukçularının kelimenin ayetteki anlamı üzerinde ihtilâf etmelerine neden olmuş ve sonuçta şu iki görüş ortaya çıkmıştır: Birinci görüş: Hayız anlamına gelmektedir. Hanefî ve Hanbelî hukukçular, bu görüştedirler. 96 Bu görüşün dayanakları özetle şunlardır: a) Hayız, rahimde cenin olup olmadığını ortaya çıkarır. Nitekim iddetin amacı da budur. Temizlik halinin böyle bir işlevi yoktur. b) Talâk sûresinin 4. ayetinde Kadınlarınızdan hayızdan kesilenler hakkında (nasıl hüküm vereceğinizde) şüpheye düştüyseniz, bilin ki onların iddeti üç aydır. Henüz hayız görmeyenlerin iddeti de öyle buyurulmaktadır. Görüldüğü üzere kadınlar, hayız görmedikleri takdirde aylar ile iddet beklemeye yönlendirilmektedirler. Bu durum, asıl olanın hayız olduğunu ortaya koymaktadır. Su bulamadığınız takdirde temiz toprakla teyemmüm edin 98 ayetinde asıl olanın abdest olduğu ortaya konulduğu gibi c) Kar kelimesiyle hayzın kastedildiği Peygamber (s.a.v.) tarafından açıklanmıştır. Allâh ın hükümlerinin açıklayıcısı odur. Rasûlullâh (s.a.v.), mustahâza hakkında şu hükmü vermiştir: Hayızlı günlerinde (akrâ ) namaz kılmayı bırakır. 99 Mustahâza olan Fâtıma b. Ebî Hubeyş e de şunları söylemiştir: 94 Bakara Sûresi, 2/ Zuhaylî, a.g.e., VII, Kişi hayız olan hanımını boşarsa, bu hayız iddetten sayılmaz. Çünkü iddetin tam üç hayız olması şarttır. Merğinânî, a.g.e., III, 375; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, Talâk Sûresi, 65/4. 98 Mâide, 5/6. 99 Ebû Dâvûd, Tahâret 108 ve 110; Tirmizî, Tahâret 95; İbn Mâce, Tahâret

39 Hayzın (kar ) geldiği (yeniden başladığı) zaman, namaz kılmayı bırak! 100 Bu hadislerde kar ve akrâ kelimeleri, hayız anlamında kullanılmıştır. Bu durum, kurû kelimesinin hayız anlamına geldiğini ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili daha birçok merfû ve mevkûf hadis vardır. Mevkûf hadislerden birinde belirtildiğine göre Hz. Ömer ve Hz. Ali, Üçüncü ay halinden temizlenene kadar, kocanın karısına dönme yetkisi vardır demişlerdir. d) Ayette, üç kar müddetince iddet beklenmesi emredilmektedir. Bu hükmün zâhiri eksiksiz olarak üç kar beklemeyi ifade etmektedir. Eğer burada kastedilen temizlik olsaydı, bu müddetin tamamlanması söz konusu olamazdı. Çünkü İslâm hukukuna göre, kadının temizlik halinde boşanması gerekir. Temizlik halinde boşanan kadının iddeti, işlemeye başlar. Bu durumda üç temizlik müddetinin ilki eksik kalır. Bu da göstermektedir ki, kar kelimesi ile kastedilen anlam, hayızdır. Çünkü, bu anlama göre hareket edildiğinde iddet süresinde herhangi bir eksilme meydana gelmemektedir. İkinci görüş: Temizlik anlamına gelmektedir. Mâlikî, Şâfiî, Zâhirî ve Ca ferî hukukçular bu görüştedirler. 101 Onların dayanakları da özetle şunlardır: a) Talâk sûresinin 1. ayetinde geçen li ıddetihinne ifadesi, fî ıddetihinne anlamına gelmektedir. Lâm edatının birçok ayetteki kullanımı bunu desteklemektedir. 102 Şu halde ilgili ayette kadınların iddetleri içinde boşanması emredilmektedir. Kadını hayız zamanında boşamak bilindiği üzere haramdır. O halde ayette iddet ile kastedilen zaman dilimi temizlik devresidir. Bu iddiaya, ayetin anlamı kadınları iddet (hayız) zamanlarına doğru boşayın dır denilerek cevap verilmiştir. 103 Ayrıca bir kıraatta ilgili bölümün kable iddetihinne şeklinde olduğu belirtilerek ilgili iddia desteklenmeye 100 Nesâî, Tahâret 135. Vehbe Zuhaylî, bu hadisin senedinde münkerü l-hadîs bir râvî olduğunu kaydetmektedir. Zuhaylî, a.g.e., VII, 631. Ancak hadis tenkidinde oldukça müteşeddid olan Elbânî, Nesâî nin naklettiği bu hadisin sahîhu l-isnâd olduğunu belirtmiştir. Hadis üzerinde yaptığımız araştırmada bazı râvileri hakkında olumsuz kanaatler serdedildiğini gördük. Bu durum, hadisin en azından sahîh olmadığı kanaatini güçlendirmektedir. 101 İbn Hazm, a.g.e., X, 257; İbn Kudâme, a.g.e., XI, 200; Şelebî, a.g.e., s Örneğin, Haşr sûresinin 1. ayetindeki li evveli l-haşr ibâresi fî evveli l-haşr anlamında kullanılmıştır. 103 İzâ edatı ile başlayan cümlelerin cevabında kable anlamının gizli olması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Örneğin, Mâide sûresinin 6. ayetinde namaza kalktığınız zaman yüzünüzü yıkayın. buyurulmaktadır. Bu ibarenin anlamı namaza kalkmadan önce yüzünüzü yıkayın dır. 32

40 çalışılmıştır. 104 b) Ayette kar ın sayısı ifade edilirken selâsetun kelimesi kullanılmıştır. Bu durum, sayılan şeyin müzekker (eril) olduğunu gösterir. O halde sayılan şey, hayzatun değil, tuhrun dur. Çünkü müzekker olan hayzı değil, temizliği ifade eden kelimedir. c) Ayette geçen kurû kelimesi, kar kelimesinin çoğuludur. Kar kelimesi, sadece temizlik anlamında kullanıldığı zaman çoğulu bu şekilde gelmektedir. Hayız anlamında kullanıldığında ise, çoğulu yalnızca akrâ şeklinde gelmektedir. Bu görüş, İbnü l-enbârî den nakledilmektedir. d) Kar kelimesi cem kelimesinden türetilmiştir. Kar aslen, bir araya toplanmak anlamına gelmektedir. Bu kökenden hareketle temizlik manasını vermek daha doğrudur. Çünkü temizlik devresinde hayız kanı rahimde toplanır, hayız vakti gelince de rahimden boşalır. Kelimenin kökenine uygun düşen anlamın tercih edilmesi, kökenine muhâlif olan anlamın tercih edilmesinden daha üstündür. 105 Bu ihtilâfın uygulama açısından doğurduğu sonuç şudur: Temizlik halinde boşanan kadının iddeti, birinci grubun görüşüne göre üçüncü ay halinin tamamlanmasıyla; ikinci grubun görüşüne göre ise üçüncü ay halinin başlamasıyla sona erer. 106 Günümüzün önemli İslâm hukukçularından biri olan Vehbe Zuhaylî, bu görüşlerden ilkini tercih etmekte ve bunun nedenini, vâkıaya ve iddetten gözetilen maksada uygunluk, olarak açıklamaktadır. Şu halde kadınlar üç hayız müddeti iddet beklerler. Böylece iddetin sona erdiği kesinlik kazanır. Ayrıca kadın hayız gördüğünde hamile olmadığı; temizlik devresi devam ettiği zaman ise genellikle kadının hamile olduğu belli olur Şeyhzâde Muhammed Efendi, Hâşiyetu Şeyhzâde alâ Tefsîri l-kâdi l-beydâvî, İstanbul: Hakikat Kitabevi, 1991, IV, 407 vd. Beydâvî ve Şeyhzâde gibi, Zemahşerî, Nesefî ve daha birçok müfessir aynı delilleri ileri sürerek kendi mezheplerinin görüşlerini savunmuşlardır. 105 Bkz. İbn Rüşd, a.g.e., III, 131; İbn Kudâme, a.g.e., XI, 199; Zuhaylî, a.g.e., VII, 631 vd. 106 Bkz. Zuhaylî, a.g.e., VII, Bkz. Zuhaylî, a.g.e., a.y. 33

41 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde, 139. maddesindeki müddet-i iddeti üç hayz-ı kâmildir. Şu kadar ki üç ay mürûrundan mukaddem iddetinin inkizâsını iddia eylerse kabûl olunmaz. 108 ifadesiyle üç hayız ölçüsü benimsenmiş olmakla birlikte bu sürenin üç aydan az olamayacağı belirtilerek bir alt sınır tespitine gidilmiş ve cumhûrun görüşünü de içeren bir çözüm tarzı bulunmuştur. 109 Buraya kadar açıklanan hükümler, normal olarak hayız gören (mu tâde) kadınlarla ilgilidir. Bir de hayız düzeni bozuk olan veya hayız görmeyen kadınlar vardır. Bunların durumu da ayrı olarak ele alınmıştır. Şöyle ki; ab. Murtâbe Murtâbe, hayızdan kesilen, fakat bunun nedeninin hamilelik mi, süt emzirme mi veya hastalık mı olduğuna emin olamayan, şüpheye düşen ve henüz hayızdan kesilme çağına gelmemiş bulunan kadın demektir. Konu bütünlüğünü sağlamak ve mukâyese imkânı vermek için hayızdan kesilme nedeni belli olan ve olmayan kadınların durumu bir arada ele alınacaktır. Hanefîlerin görüşü: Murtâbe, hayız oluncaya veya hayız olamayacak yaşa ulaşıncaya kadar temiz sayılır. Daha sonra birinci durumda üç hayız, ikinci durum da üç ay süre ile iddet bekler. Bu görüşün delilleri, boşama iddetini bildiren âyetin 110 zâhirî anlamı ile Hz. Osman ın süt emziren ve bu yüzden hayızdan kesilen bir kadınla ilgili uygulamasıdır. Hanefîler e göre murtâbeyle ilgili hüküm mutlaktır. 111 Ancak Vehbâniyye şerhinde, bu şekilde temizlik süresi uzayan (mümteddetü ttuhr) kadınların dokuz ay iddet bekleyecekleri kaydedilmiştir. Haskefî (ö. 1088/1677), Dürrü l-muhtâr adlı eserinde bu görüşün garîb ve konuyla ilgili bütün rivâyetlere muhâlif olduğunu, dolayısıyla onunla fetvâ verilemeyeceğini savunmuştur. Bu itirazın nedeni, ilgili görüşün İmâm Mâlik e ait oluşudur. Ancak bu esere hâşiye yazan İbn Âbidîn (ö. 1252/1836), bir kısım Hanefî alimlerinin bu konuda Mâlikî mezhebine göre 108 Âile Hukûku Kararnamesi, s. 62. Ayrıca bkz. Zuhaylî, a.g.e., VII, H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, Bakara, 2/ Bkz. Alâeddîn Muhammed b. Ahmed es-semerkandî, Tuhfetü l-fukahâ, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kutubi l-ilmiyye, 1984, II, 248; Kâsânî, a.g.e., III, 308; Bilmen, a.g.e., II,

42 fetvâ verilebileceğini savunduklarını kaydetmiştir. Ancak burada bir yanlış anlama söz konusu olmalıdır. Çünkü Mâlikî mezhebine göre beklenilmesi gereken süre dokuz ay değil, bir yıldır. Dokuz ay iddet beklenir hükmüne göre, altı ay hayızdan kesilme, üç ay da iddet için beklenilecektir. 112 Mâlikîlerin görüşü: Hayızdan kesilmeleri, hamilelik, süt emzirme veya hastalık gibi bilinen bir nedenden kaynaklanmayan kadınlar, ortalama hamilelik süresi olan dokuz ay dururlar ve bu arada hayız görmedikleri takdirde daha sonra da üç ay iddet beklerler. 113 Böylece bir seneyi tamamlarlar. Artık evlenmeleri helâl olur. Bu durumdaki bir kadın dokuz ay dolmadan hayız görürse geçen süreyi bir kar sayar, sonra dokuz ayı tamamlamak için ikinci kar ı bekler. Eğer hayız görürse geçen süreyi ikinci kar sayar. Üçüncüsünü de aynı şekilde bekler. Bir sene dolmadan bir saat önce bile olsa hayız gördüğü takdirde geçen zamanı bir kar sayar, sonra dokuz ay beklemeye koyulur, daha sonra da bu şekilde üç kar bekler. Eğer bir sene sona erdikten sonra hayız görürse buna itibar edilmez. Çünkü bir yıl dolmuştur. Hayızdan kesilmesi süt emzirmesinden kaynaklanıyorsa, süt emzirdiği süre içinde hayız görmeye başlarsa kar hesabıyla iddet beklemesi gerekir, aylarla iddet bekleyemez. Süt emzirmesi sona ermişse yine hayız görmeyi bekler. Hayız görmediği takdirde süt emzirmeye son verdiği andan itibaren bir sene geçince iddeti tamamlanır. Hayızdan kesilmesi hastalıktan kaynaklanıyorsa, bir rivâyete göre hayzı bilinmeyen bir nedenden kesilen, diğer rivâyete göre ise süt emziren kadınla aynı hükme tabidir. Haraşî, birinci rivâyeti tercih etmiştir. 114 Mâlikî mezhebini görüşü, Hz. Ömer in uygulamasına ve iddetten maksadın rahimde cenin olmadığının anlaşılması olduğu yaklaşımına dayanmaktadır. Dokuz aylık süre geçince bu maksat gerçekleşmiş olmaktadır. Ayrıca bu hükümlerle, kadının uzun yıllar kocasız kalması önlenmekte ve eski kocasının maksadı aşan nafaka yükümlülüğü 112 Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, 185 vd. 113 Anlaşılan o ki; Mâlikîler, bu durumdaki kadınları Talâk sûresinin 6. ayetinde belirtilen hayız görmeyen kadınlar kapsamında değerlendirmişlerdir. 114 İbn Rüşd, a.g.e., III, 133; İbn Cüzeyy Ebu l-kâsım Muhammed b. Ahmed, el-kavânînü l-fıkhiyye, yy., Dâru l-fikr, ty., s. 203 vd.; Haraşî, a.g.e., II, 138 vd. 35

43 sona erdirilmektedir. 115 Şâfiîlerin görüşü: Hayız gören bir kadının adetten kesilmesi süt emzirme ve hastalık gibi bilinen bir nedene dayanıyorsa bu durumda eşher görüşe göre kadının hayız görene veya hayız görmeyecek yaşa ulaşıncaya kadar beklemesi ve sonra iddetini tamamlaması gerekir. 116 Çünkü hayzın kesintiye uğraması, son bulacak bir nedenden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla sona ermesi beklenir. Görüldüğü üzere buraya kadar Şâfiîlerle Hanefîler aynı görüştedir. Eğer kadının adetten kesilmesi bilinen bir nedene dayanmıyorsa; Şâfiî nin cedîd (yeni) görüşüne göre yine aynı şekilde hareket eder. Bu görüşe göre şayet ye s zamanına erdikten sonra yeniden hayız görmeye başlarsa, eşher olan yeniden kar hesâbıyla idddet beklemesinin gerektiğidir. Çünkü iddette asıl olan kar dır. Bu durumda İmâm Nevevî ye göre azhar olan, bir başkasıyla evlendiyse yeniden iddet beklemesinin gerekmediği, aksi takdirde gerektiğidir. Şâfiî nin kadim (eski) görüşleri ise daha farklıdır. Bunlardan birine göre, hamile olmadığı iyice netlik kazansın diye dokuz ay bekler, daha sonra da üç aylık iddetini tamamlar. Çünkü hamilelik genelde dokuz ay sürer. Nitekim Hz. Ömer in uygulaması da bu yöndedir. Diğerine göre ise, dört yıl bekler, daha sonra da üç aylık iddetini tamamlar. Çünkü hamileliğin en uzun müddeti dört yıldır. 117 Hanbelîlerin görüşü: Hayızdan kesilmeleri, hamilelik, süt emzirme veya hastalık gibi bilinen bir nedenden kaynaklanmayan kadınlar, ortalama hamilelik süresi olan dokuz ay dururlar ve bu arada hayız görmedikleri takdirde daha sonra da üç ay iddet beklerler. Böylece bir seneyi tamamlarlar. Artık evlenmeleri helal olur. Eğer hayızdan kesilmeleri, hamilelik, süt emzirme veya hastalık gibi bilinen bir nedenden kaynaklanıyorsa, hayız oluncaya veya hayız olamayacak yaşa ulaşıncaya 115 Bkz. İbn Kudâme, a.g.e., XI, 214 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII, 641 vd. 116 Zerkeşî, bu şekilde beklemeksizin doğrudan doğruya hayızdan kesilen kadınlar gibi üç ay iddet beklemesini yeterli görür. Ali b. Ali eş-şebramellisî, Hâşiye ale r-remlî (Nihâyetü l-muhtâc ın hâmişinde), yy. Şirketü Mektebetü ve Matbaatü Mustafâ el-bâbî el-halebî, Hâşiyetu Şebrâmellisî (Nihâyetü l-muhtâc ın sayfa altlarında), VII, Şîrâzî, a.g.e., II, 143; Nevevî, Minhâcu t-tâlibîn, s. 253; Remlî, a.g.e., VII, 132 vd. 36

44 kadar beklerler. Daha sonra da bu iki durumun hangisi gerçekleşmişse onun gerektirdiği iddeti beklemeye koyulurlar. 118 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde bu durumdaki kadının dokuz ay iddet beklemesi hükme bağlanmıştır. İlgili madde şöyledir: Madde 140: Mu tedde zikrolunan müddet zarfında hiçbir hayız görmediği veyahud bir veya iki hayız gördükten sonra munkatı olduğu takdirde eğer sinn-i iyâse vâsıl olmuşsa vusûl tarihinden itibaren üç ay, olmamış ise iddetin lüzûmu zamanından itibaren dokuz ay iddet bekler. 119 Kararnamenin esbâb-ı mûcibe lâyihâsında bu hükmün Mâlikî mezhebine göre verildiği belirtilmektedir. Ancak yukarıda da görüldüğü ve aslında lâyihâda da belirtildiği üzere Mâlikî mezhebine göre beklenilmesi gereken süre bir yıldır. Anlaşılan o ki, bu konuda Mâlikî mezhebinin görüşü aynen alınmamış, bunun yerine Hanefî fıkhında İmâm Mâlik e nispet edilen görüşle hüküm verilmiştir. Konuyla ilgili olarak esbâb-ı mûcibe lâyihâsında şu mülâhazalar kaydedilmiştir: kaydetmektedir: Zât-ı hayz olan genç bir zevce henüz iddetini ikmâl etmeksizin hayzı münkatı olsa mezheb-i muhtâra göre sinn-i iyâse vâsıl olmadıkça üç hayız ikmâl edinceye değin beklemeğe mecburdur. Velev ki müddet-i medîde devam etsin. Sinn-i iyâsa vusûlünden sonra dahi üç ay iddet beklemesi lazım gelir. Bu re y, iddetini ikmâl etmemesi hasebiyle zevc-i âhara varmaktan memnû olan zevce hakkında ne kadar muzırr ise, iddetini ikmâl edinceye değin onu infâka mecbur olan zevc hakkında da o kadar muzırrdır. Halbuki İmâm-ı Mâlik hazretlerine göre öyle bir zevce için iddetin lüzûmu zamanından itibaren dokuz ay bekledikten sonra üç ay iddet beklemek kâfidir. Eâzım-ı müteahhirîn-i Hanefiyye bu meselede İmâm-ı Mâlik kavliyle fetvâyı tecvîz etmişlerdir. İş bu lâyihada dahi kavl-i mezkûr kabul edilerek 140. madde o esas üzre kaleme alınmıştır. 120 Ömer Nasuhi Bilmen, ilgili hükmün gerekçeleri bağlamında şunları Eimme-i Hanefiyye nin mümteddetu t-tuhr hakkındaki ictihadları, ihtiyata daha muvafık ise de, zaman itibariyle mahzurdan salim değildir. İyâs çağına erinceye kadar başkasıyla evlenmeğe salahiyeti olmayan öyle genç bir kadının bazı hayatî müşkilâta maruz kalacağı ve bunun iddet nafakası vermeğe mecbur olacak kocasının da 118 İbn Kudâme, a.g.e., XI, 214 vd.; Mansûr b. Yûnus el-behûtî, Şerhu Münteha l-irâdât, yy., Dâru l- Fikr, ty. III, 221 vd. 119 Âile Hukûku Kararnamesi, s. 62. Kararnamenin 141 ve 142. maddelerinde tamamlayıcı hükümler bildirilmekte ve bütün bu hükümlerin fâsid evlilikler için de geçerli olduğu belirtilmektedir. 120 Âile Hukûku Kararnamesi, s

45 büyük bir külfeti iktihama mecbur kalacağı bedihîdir. Maahaza nafakanın devamını temin için kendilerinin mümteddetu t-tuhr olduklarını iddia edecek kadınlar da bulunabilir. Halbuki bu hususda Mâlikî eimmesinin ictihadları bu gibi mahzurlardan halidir. Bunu içindir ki, Hanefî fukahasından bazı eâzım, bu vechile iftâ edilmesi reyinde bulunmuşlardır. Daha muvafıkı, mümkün ise bu hususda Mâlikî hâkiminin hükmünün istihsâl etmektedir. Dürrü l-müntekâ. Bir aralık Türkiye mahakimi şer iyyesinde tatbik edilmek üzere böyle bir madde tanzim edilmişti. 121 Ömer Nasuhi Bilmen in ihtiyata daha muvâfık diye nitelediği Hanefî görüşü, aslında gereksiz denebilecek bir ihtiyât anlayışının ürünüdür. Çünkü bu anlayış, makâsıd-ı şerîayı ihmâl etmek uğruna hükmün nassın zâhirine uygunluğunu sağlamak için verilmiştir. Bir başka deyimle hükmün hikmet boyutu ihmâl edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında günümüz şartlarında şu hükmün daha yerinde olduğunu söyleyebiliriz: Temizlik süresi uzayan kadının bu durumu tıbben araştırılır ve hamile olmadığı kesinlik kazanırsa boşanma hükmünün verildiği tarihten itibaren kadın üç ay iddet bekler. Bu hüküm, Kur ân ın makâsıdına daha uygundur. Çünkü iddetle ilgili ayetlere baktığımızda boşanma durumunda beklenmesi gereken iddet süresinin ortalama üç ay olduğunu görüyoruz. Hal böyleyken, hayız düzeni bozuk diye bir kadına yıllarca iddet bekletmek nasıl doğru olabilir? ac. Mustahâza Mustahâza, adet günlerinin dışında da kendisinden akıntı gelen kadın demektir. Bu durumda olan kadın, normalde kaç gün hayız gördüğünü ve kaç gün temiz olduğunu biliyorsa, mu tâde olan kadınlarla aynı hükme tabi olur, yani üç kar miktarı zamanın geçmesini bekler. 122 Peki mustahâza olan kadın, aynı zamanda muhayyire (hayız ve temizlik günlerinin sayısını şaşırmış, unutmuş) ise veya bulûğa erdiğinden beri sürekli mustahâzaysa, bunun iddeti nasıl hesaplanacaktır? Bu konuda ileri sürülen görüşler şöylece özetlenebilir: Hanefîlerin görüşleri: Hanefî mezhebinde müftâ bih olan görüş, bu kadının iddetinin yedi ay olduğudur. Temizlik süresi iki ay, hayız süresi de on gün olarak takdir 121 Bilmen, a.g.e., II, 374 vd. 122 İbn Kudâme, a.g.e., XI,

46 edilir. Böylece altı ay temizlik, bir ay da hayız yerine olmak üzere toplam yedi ay iddet beklenir. Bu mezhepte, üç ay beklenir, görüşü de vardır. 123 Mâlikîlerin görüşü: Bu durumdaki kadın, hayız kanıyla istihâza kanını ayırt edemiyorsa, murtâbe ile aynı hükme tabidir. Kanları birbirinden ayırt edebiliyorsa, kar (temizlik) hesâbıyla iddet bekler. 124 Hanbelî ve Şâfiîlerin görüşü: Bu kadınların iddeti, üç aydır. Çünkü Peygamber (s.a.v.), Hamne binti Cahş a her ay altı veya yedi gün oturmasını (namaz ve orucu terk etmesini) emretmiştir. Bu şekilde ona, her ay için namaz kılmayacağı ve oruç tutmayacağı bir hayız süresi belirlemiştir. 125 Bu durum, hayızla ilgili diğer hükümler için de geçerli olmalıdır. Dolayısıyla iddet de bu ölçüye göre belirlenmelidir. Çünkü o da, hayız hükümlerindendir. 126 b. Hayız görme devresinde olmayan kadınların iddeti Herhangi bir sağlık sorunundan dolayı değil de, hayız görme devresinde bulunmadığı (küçük veya yaşlı olduğu) için hayız görmeyen kadınların iddeti Kadınlarınızdan hayızdan kesilenler hakkında (nasıl hüküm vereceğinizde) şüpheye düştüyseniz, bilin ki onların iddeti üç aydır. Henüz hayız görmeyenlerin iddeti de öyle ayetinin hükmünce üç aydır. Bu hüküm üzerinde İslâm hukukçularının ittifâkı vardır. 128 Boşanmada olduğu gibi, fesih, mütâreke, tefrîk ve şüphetü n-nikâh durumlarında da aynı hüküm geçerlidir. 129 Hayız görmeyen kadınların üç ay iddet beklemesi gerektiğinde ittifak eden İslâm hukukçuları, bulûğun ve ye sin (hayızdan kesilmenin) alt ve üst sınırları konusunda ihtilâf etmişlerdir. Esasen kadınların hayız görmeye başlaması da hayızdan 123 İbn Âbidîn, a.g.e., V, 187. Birinci görüş, Dürrü l-muhtâr da, ikinci görüş ise Reddü l-muhtâr da nakledilmiştir. 124 Bkz. Haraşî, a.g.e., II, 138; Bilmen, a.g.e., II, Ebû Dâvûd, Tahâret 110; Tirmizî, Tahâret İbn Kudâme, a.g.e., XI, 219; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 420; Nevevî, Minhâcu t-tâlibîn, s Talâk Sûresi, 65/ İbn Kudâme, a.g.e., XI, 207. İmâm Ahmed den 15 yaşına girdiği halde hayız görmeyen kadının bir yıl iddet beklemesi gerektiği yönünde bir rivayet olmakla birlikte zayıftır, kabul görmemiştir. İbn Kudâme, a.g.e., XI, Kâsânî, a.g.e., III,

47 kesilmesi de biyolojik bir hadise olup kalıtım, çevre ve iklim gibi birçok faktöre bağlı olarak bünyeden bünyeye değişiklik gösterir; fıkhî hükümlerde de bu fiilî durum esas alınır. Ancak bunun, tarafların ve üçüncü kişilerin haklarını ilgilendiren sonuçları bulunduğundan doktrinde bu fiilî duruma ilave olarak hayız görme ve hayızdan kesilmeyle ilgili alt ve üst sınırlar belirlenerek açık ve objektif bir ölçü getirilmeye çalışılmıştır. 130 ba. Bulûğ: Dört mezhepte yaygın olan kanaate göre kızlar en erken 9, en geç 15 yaşında hayız görmeye başlarlar. 9 yaşından önce kendisinden akıntı gelen bulûğa girmiş sayılmaz, 15 yaşına girdiği halde hayız görmeyen ise bulûğa ermiş kabul edilir. Çünkü kadınlar genelde bu yaşlar arasında bulûğa ererler. 131 Bu sınırlara uymayan durumlar, hastalık olarak değerlendirilir. bb. Ye s: Ye s terimi, kadınların hayızdan kesilmesini (menopoz) ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Bu durumdaki kadına âyise denir. İslâm hukukçuları, menopoz için bir alt ve üst sınır tayin etmenin gerekli olup olmadığı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki; Hanefî mezhebi: Zâhir rivâyete göre bu konuda belli bir yaş sınırı yoktur. Menopoza giriş vakti toplumdan topluma, aileden aileye, bireyden bireye değişebilir. Bununla birlikte, müftâ bih kavle göre 55 seneyle takdir olunur. Kadının menopoza girdiğine hükmedebilmek için esah kavle göre hayzın altı ay süreyle kesilmiş olması şarttır. Daha sonra yeniden hayız görülürse, bunun hayız kanı mı yoksa hastalık kanı mı olduğu meselesi ise ayrı bir tartışma konusudur. Hanefî mezhebinde 55 yaş görüşü dışında 50, 60 ve 70 yaş görüşleri de vardır. Bazıları Anadolu kadını için 55, diğer kadınlar için 60 yaş olarak takdir etmişlerdir. 132 Mâlikî mezhebi: Mâlikî mezhebine göre menopozun alt sınırı 50, üst sınırı da 130 H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, İbn Kudâme, a.g.e., XI, 211; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 187; Nevevî, Minhâcü t-tâlibîn, s. 19. Genel kabul gören bu görüşün dışında Hanefî mezhebinde kız çocuğunun 7 yaşında buluğa erebileceği görüşü de vardır. Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, 196; Bilmen, a.g.e., II,

48 70 dir. 50 yaşından önce gelen kan, kesinlikle hayız kanıdır. 133 Şâfiî mezhebi: Menopoz yaşının sınırlandırılmasıyla ilgili olarak İmâm Şâfiî den iki rivâyet vardır. Bunların meşhur olanına göre menopoz yaşı 62 dir. Diğer rivâyete göre ise, kadının ebeveynin ailesine mensup olan kadınların durumu esas alınır. Bu mezhep içerisinde menopozla ilgili olarak 50, 60 ve 90 yaş görüşleri de vardır. 134 Hanbelî mezhebi: Bu konuda İmâm Ahmed den iki rivâyet vardır. Birincisine göre, menopoz yaşının alt sınırı 50 dir. Çünkü rivâyete göre Hz. Âişe, Kadın elli yaşından sonra hamile kalmaz demiştir. İkinci rivâyete göre ise; 50 yaş Arap olmayan kadınlar içindir; Arap kadınları için ölçü 60 yaştır. Çünkü onlar bünye itibariyle daha sağlamdırlar. Ayrıca Zübeyr b. Bekkâr ın rivâyet ettiğine göre Hind b. Ebî Ubeyde 60 yaşında doğum yapmıştır. Hanbelî mezhebinde, menopoz için belli bir üst sınır olmadığı görüşü olduğu gibi, 60 yaşın üst sınır olduğu görüşü de vardır. İbn Kudâme nin belirttiğine göre, 50 yaşından sonra hayızdan kesilen, fakat daha sonra yine hayız görmeye başlayan kadın, menopoz olmaktan çıkar. Ancak bu durum 60 yaşından sonra gerçekleşirse, gördüğü akıntı hayız sayılmaz. 135 Küçük veya yaşlı olduğu için 136 aylar ile iddet bekleyen bir kadın, henüz iddeti bitmeden hayız görmeye başlarsa, önceden beklediği iddet bâtıl olur ve üç kar görene kadar iddet beklemesi gerekir. Bu durumda, Hanefî ve Hanbelîlere göre üç hayız devresi, Şâfiî ve Mâlikîlere göre ise üç temizlik devresi geçmelidir. Çünkü aylar, kar ların bedelidir. Asıl var olunca bedele göre iddet beklenemez. Tıpkı, abdest alma imkanı olanın teyemmüm edemeyeceği gibi Eğer aylar ile beklenen iddeti tamamladıktan sonra hayız görürse, yeniden kar hesabıyla iddet beklemesi gerekmez. Çünkü bu durum, iddetin bitmesinden sonra meydana gelmiştir ve öncesinde bedel ile maksat hasıl olmuştur. Artık asla güç yetirmek mümkün olduğu için bedelin hükmü bâtıl olmaz. Tıpkı, teyemmümle namaz 133 Bkz. Haraşî, a.g.e., II, Bkz. Nevevî, Ravzatu t-tâlibîn, VI, 348; İbn Kudâme, a.g.e., XI, 211. Ömer Nasuhi Bilmen, İmâm Şâfiî nin konuyla ilgili görüşünü el-muğnî den naklederken -yanlışlıkla olsa gerek- İbn Kudâme nin meselenin sonunda Hanbelî görüşünü belirtmek üzere kaydettiği görüşleri de İmâm Şâfiî ye nispet etmiştir. Bkz. Bilmen, a.g.e., II, Bkz. İbn Kudâme, a.g.e., XI, 210 vd.; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 418 vd. 136 Yaşlılıktan kasıt, hayızdan kesilme yaşına ulaşmış olmaktır. 41

49 kılan kişinin namaz vakti çıktıktan sonra abdest almaya imkan bulmasının kıldığı namazı bâtıl kılmadığı gibi 137 Mâlikîlerin şu görüşte olduğu da nakledilmiştir: Hayızdan kesildiği için aylar ile iddet beklemekte olan bir kadın, iki sürenin en yakınıyla iddetini tamamlar. Yani, bir taraftan ikinci ve üçüncü hayzı görmeyi, diğerr taraftan da hayız görmeden bir sene geçmesini bekler. Bu ikisinden hangisi önce gerçekleşirse onunla iddeti sona erer. 138 C. YASAK İLİŞKİ İDDETİ Yasak ilişki nedeniyle iddet beklemenin gerekip gerekmediği İddet Beklemenin Sebepleri konusunda kısaca ele alınmıştı. Burada da aynı bilgiler kaydedilecek ve bir kısım detaylar bu bilgilere eklenecektir. 1. Hataen Gerçekleştirilen Yasak İlişki İslâm hukukçuları, yanlışlıkla girilen yasak ilişkiden dolayı iddet beklemenin gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Buna göre örneğin, kadının yanlışlıkla kocasından başkası ile zifafa girmesi veya erkeğin yanlışlıkla karısı olmayan bir kadınla zifaf etmesi durumunda kadının iddet beklemesi gerekir. Bu durumda nikâh şüphesi (şüphetü n-nikâh) vardır. İhtiyât gerektiren bu tür durumlarda şüphe hakîkat konumundadır. Bu nedenle ihtiyât kabilinden olmak üzere bu kadının iddet beklemesi gerekir. 139 Karısıyla bu şekilde cinsel ilişkiye girilen koca, iddeti müddetince karısıyla cinsel ilişkiye giremez. Bu hüküm, kadının hamile kalması durumunda neseplerin karışmaması için ortaya konulmuştur Kasten Gerçekleştirilen Yasak İlişki Mâlikî, Hanbelî ve Zâhirîler, zinâ edilen kadının da evlenmeden önce iddet 137 Nevevî, Ravzatu t-tâlibîn, VI, 346 vd.; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 419; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 195 vd.; Bilmen, a.g.e., II, 380; Zuhaylî, a.g.e., VII, Bilmen, a.g.e., II, Kâsânî, a.g.e., III, 303; Bilmen, a.g.e., II, 376 vd. 140 İbn Kudâme, a.g.e., XI,

50 beklemesi gerektiği görüşündedirler. Çünkü, bu tür bir ilişki de kadının hamile kalmasına neden olabilir. Bu durumda İmâm Ahmed e göre boşanmış kadınla aynı iddet beklenir. Ondan bir başka rivâyete ve İmâm Mâlik e göre ise bir hayız görene kadar iddet bekler (istibrâ). Hanefî ve Şâfiîler ise, iddetin nesebi korumak için şart koşulduğunu, zinâ eden erkeğe çocuğun nesebinin bağlanmadığını delil getirerek bu görüşe karşı çıkmışlardır. 141 Zinâ eden kadın hamile kalmışsa, Mâlikîlere göre bu durumda, ölçütü aylar, kar lar ve doğum olan iddetlerden hangisi daha uzun sürüyorsa onunla iddet bekler. Hanbelî ve Zâhirîlere göre ise, doğum yapana kadar iddet beklemesi gerekir. Çünkü Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer 142 ayetinin hükmü geneldir. 143 Hanefîlere göre zinâ eden kadın hâmile olsa bile onunla evlenilebilir, fakat kendisiyle evlenen kişi doğum yapana kadar onunla cinsel ilişkiye giremez. Kudûrî ye ait olan bu ifadeleri şerh eden Meydânî, İsbicâbî den naklen bu görüşün İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed e ait olduğunu, İmâm Ebû Yûsuf a göre ise bu evliliğin câiz olmadığını, sahîh olan görüşün de bu olduğunu belirtmektedir. 144 Zinâ eden kadın hamile olmadığı takdirde hayız görene kadar onunla cinsel ilişkiye girmemek (istibrâ) koca için mendûbdur. 145 Vehbâniyye şerhinde şöyle denilmiştir: Evli bir kadın zinâ ederse, hayız görene kadar kocası onunla cinsel ilişkiye giremez. Çünkü, zinadan hamile kalmış olma ihtimali vardır. Ancak bu görüş zayıftır. Çünkü İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Ebû Yûsuf a göre kocasının bu şekilde istibrâ etmeden karısıyla cinsel ilişkiye girmesi câizdir. İmâm Muhammed ise, istibrâ yapılmasını müstehâb saymıştır. Bu durumda, yukarıda da belirtildiği gibi yasak hükmünün verilmesi zayıf olmaktadır İbn Kudâme, a.g.e., XI, 196 vd.; İbn Hazm, a.g.e., X, Talâk Sûresi, 65/ İbn Hazm, a.g.e., X, 264; Behûtî, Münteha l-irâdât, III, Meydânî, a.g.e., II, 209. İbn Âbidîn, bu görüş ayrılığını belirtmeden Kudûrî yle benzer ifadeler kullanmaktadır. İbn Âbidîn, a.g.e., V, Bilmen, a.g.e., II, İbn Âbidîn, a.g.e., V,

51 Yasak ilişki konusuyla ilgili bir başka konu da bâtıl evliliklerdir. Bâtıl evlilikler 147, asıl unsurları (rükünleri) veya bunların şartları eksik olan evliliklerdir. Bir Müslüman erkeğin putperest kadınla, Müslüman kadının gayr-i müslim erkek ile evlenmeleri halinde bu nikahların butlânı ittifakla kabul edilmiştir. Bir kimsenin mahremlerinden biriyle evlenmesinin bâtıl olduğunu bütün müctehidler ileri sürerken yalnız Ebû Hanîfe bu evliliğin de bâtıl değil, fâsid olduğu görüşünü benimsemiş, doğacak çocuğun babasız kalmamasını tercih etmiştir. Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde bu görüş benimsenmiş olmakla birlikte 148 Hanefî mezhebinde fetvâya esas olan görüş bu değil, mezkûr evliliği bâtıl sayan Ebû Yûsuf ve Muhammed in içtihadıdır. Bâtıl sayılan evlilik, birleşme olsun olmasın evliliğe ait hiçbir sonuç doğurmaz. Bu bağlamda iddet de gerekmez. Çünkü bâtıl nikâhla nesep sabit olmayacağından buna gerek yoktur. 149 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde bu konu şu şekilde hükme bağlanmıştır: Madde 75: Takarrub vukû bulsun bulmasın ale l-ıtlâk nikâh-ı bâtıl ile henüz takarrub vukû bulmayan nikâh-ı fâsid asla hüküm ifâde etmez. Binâenaleyh beynlerinde nafaka, mehir, neseb, iddet, hürmet-i müsâhare ve tevârüs gibi nikâh-ı sahîh ahkâmı sâbit olmaz. nü nakletmekle gerçek birer nikâh sayılmadıkları için iddet yükümlülüğü getirmezler Bâtıl evlilikler ve sonuçları konusu çok tartışmalı bir konudur. Burada detaya girilmeyecek ve sadece genel bilgiler vermekle yetinilecektir. 148 md Bkz. İbn Âbidin, a.g.e., V, 197; Bilmen, a.g.e., II, 36; Karaman, a.g.e., I, 334 vd. 150 Âile Hukûku Kararnamesi, s

52 II. ÖLÇÜTÜNE GÖRE İDDET TÜRLERİ Kur ân-ı Kerîm de, iddetle ilgili üç farklı zaman ölçütü kullanılmaktadır. Bunlar; 1. Kar ile iddet, 2. Aylar ile iddet, 3. Doğum ile iddettir. A. KAR LARA BAĞLI İDDET Kur ân da geçen kurû kelimesinin iki zıt anlamı bünyesinde barındıran bir kelime olduğu ve bu durumun İslâm hukukçularının görüş ayrılığına düşmesine yol açtığı yukarıda ifade edilmişti. Belirtilen o ihtilâfa göre, kar ile iddet; kimilerine göre temizlik (hayız görülmeyen zaman dilimi), kimilerine göre de hayız dönemlerini esas alan bir iddet türüdür. Kar ile beklenecek iddette temizliğin mi, yoksa hayzın mı esas alınacağı konusu belirttiğimiz üzere ihtilaflı olmakla birlikte, bu iddet türünün üç kar olduğunda ittifak edilmiştir. 151 B. AYLARA BAĞLI İDDET Hayız görmeyen kadınların iddetinin, üç ay olduğu Kadınlarınızdan hayızdan kesilenler hakkında (nasıl hüküm vereceğinizde) şüpheye düştüyseniz, bilin ki onların iddeti üç aydır. Henüz hayız görmeyenlerin iddeti de öyle ayetiyle sabittir. Bu hüküm üzerinde de İslâm hukukçularının ittifâkı vardır. 153 Kocası ölen kadınların iddeti de İçinizden vefat edenlerin hanımları, dört ay on gün iddet beklerler 154 ayetiyle hükme bağlanmıştır. C. DOĞUMA BAĞLI İDDET Hamile olan kadınların iddetlerinin, doğum yapmalarıyla sona ereceği Hamile kadınların iddeti, çocuklarını doğurmaları ile sona erer 155 ayetiyle bildirilmiştir. Bu hükmün detayları bir önceki konuda belirtilmişti. 151 İbn Kudâme, a.g.e., XI, Talâk Sûresi, 65/ İbn Kudâme, a.g.e., XI, Bakara, 2/ Talâk Sûresi, 65/4. 45

53 Günümüz Türkiye hukukunda evliliği sona eren kadının yeni bir evlilik yapmadan önce beklemesi gereken süre ve ilgili hükümler TMK da şu şekilde belirtilmiştir: Madde 132: Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır. 46

54 BEŞİNCİ BÖLÜM İDDETİN BAŞLAMASI VE SONA ERMESİ Bu konu; İddetin Başlaması, İddetin Sona Ermesi ve İddetlerin İç İçe Girmesi başlıkları altında ele alınacaktır. I. İDDETİN BAŞLAMASI İddetin başlama zamanı, içinde bulunulan birlikteliğin durumuna göre bazı farklılıklar arz eder. Şöyle ki; A. SAHİH EVLİLİK SONRASINDA İDDETİN BAŞLAMASI Sahih evlilik sonrasında iddet, boşanma, fesh veya kocanın ölümünden hemen sonra başlar. İslâm hukukçuları bu konuda ittifâk etmişlerdir. Kadının, kocasının onu boşadığından veya kocasının öldüğünden haberi olmaması bir şeyi değiştirmez. Çünkü iddet bir süredir. Bu sürenin bittiğini bilmek şart değildir. Dolayısıyla kadının bu durumdan bir müddet sonra haberi olması iddete o zaman başlayacağı anlamına gelmez. Kadın kocasının kendisini boşadığını iddia eder ve bir vakit belirtirse, bu durumda kocası bu olayı ya tasdik eder ya da inkar eder. İnkâr etmesi durumunda kadın iddiasını delillerle ispat eder ve hâkimde onun lehine hüküm verirse, iddet hâkimin karar verdiği zamandan değil boşanmanın olduğu ispat edilen zamandan itibaren başlar. Eğer kadın delil getiremezse davası reddedilir. Tasdik etmesi durumunda da iddet, bir töhmet söz konusu değilse boşanmanın olduğu iddia edilen andan itibaren başlar, hâkimin karar verdiği andan değil. Eğer bir töhmet söz konusu ise, o takdirde iddet töhmeti ortadan kaldırmak için ikrâr zamanından itibaren hesaplanmaya başlanır. Töhmet durumuna şunlar örnek verilebilir: Örnek 1: Koca, ölüm hastalığındadır. Karı-kocanın, üzerinde anlaştıkları bir amaca ulaşabilmeleri için kocanın ölümünden önce iddetin tamamlanması ve tarafların birbirleri için birer yabancı konumuna gelmeleri gerekmektedir. Çünkü aksi takdirde amaçlarına ulaşamayacaklardır. Kocanın bu hastalığı sırasında karısına borcu olduğunu 47

55 ikrâr etmesi durumunda olduğu gibi. Örnek 2: Koca, sağlıklıdır. Ancak karısının iddeti bitmeden onunla birlikte nikâhı altında bulundurması câiz olmayan bir başka kadınla evlenmek istiyordur. Meselâ, karısının teyzesini veya kız kardeşini nikahlamak istiyordur. Bu yüzden, ikrâr etmiştir. 156 Kadın hayızlı olduğu zaman boşandığı takdirde, o hayız dönemi ittifakla iddete dahil edilmez. Çünkü böyle yapılmadığı takdirde ayette emredilen üç kar tamamlanmış olmaz. 157 Bu bağlamda ele alınması gereken bir diğer konuda kocası mefkûd olan kadının iddetinin ne zaman başlayacağıdır. Bu durumdaki kadının iddeti, daha önce açıklanan görüş farklılıkları çerçevesinde kocanın ölümüne hükmedildikten ve bu konuda gerekli araştırmayı yapmak için belirlenen süre geçtikten sonra başlar. 158 B. FÂSİD EVLİLİK SONRASINDA İDDETİN BAŞLAMASI Fâsid evlilik sonrasında iddet, tarafların kendi istekleriyle birlikteliklerine son vermeleri (mütâreke) veya hâkimin tarafları ayırması (tefrîk) ile başlar. Kocanın ölümü durumunda ise, hemen o andan itibaren başlar. 159 Mütâreke, kocanın karısıyla cinsel ilişkiye girmemeye kesin karar verdiğini ortaya koymasıyla gerçekleşir. Bu da karısına Seninle bir daha cinsel ilişkiye girmeyeceğim, senden ayrıldım gibi sözler söylemesiyle anlaşılır. Kadının bu sözlerle mütâreke yapıp yapamayacağı ve sadece fiilen ayrılmanın yeterli olup olmadığı üzerinde ihtilâf edilmiştir. Ayrıca İmâm Züfer, fâsid nikâh sonrasında iddetin, son cinsel birliktelikten sonra başlayacağını savunmuştur. Çünkü ona göre iddeti gerektiren sebep, cinsel ilişkidir. Diğer alimler ise, bu durumda iddetin nikâh şüphesinden dolayı beklendiğini ileri sürerek, bu şüphenin ancak tefrîk (veya mütâreke) ile ortadan 156 Şelebî, a.g.e., s. 651 vd. 157 İbn Kudâme, a.g.e., XI, Bkz. Âile Hukûku Kararnamesi nin 126 ve 127. maddeleri. 159 Şelebî, a.g.e., s. 652; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 205 vd. 48

56 kalkacağını savunmuşlardır. 160 Fâsid evlilikten sonra beklenecek iddetin tefrîk veya mutlak mütâreke sonrasında gerçekleşeceğini söylemek daha yerinde görülmektedir. Çünkü mütâreke noktasında kadın veya erkek arasında bir fark gözetmenin gerekliliği yönünde herhangi bir delil yoktur. Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nin 145. maddesinde sahîh ve fâsid nikâhlar sonrasında iddetin, boşanma, fesh veya kocanın ölümünden hemen sonra başladığı hükme bağlanmıştır. 161 C. AKİTSİZ BİRLİKTELİK SONRASINDA İDDETİN BAŞLAMASI Akitsiz birlikteliklerde iddet, son cinsel birleşmenin hemen akabinde başlar. Bu birlikteliğin kasıtlı veya hataen olması arasında bir fark yoktur. Hataen birlikteliğe, şüphe üzerine girilen cinsel ilişki örnek verilebilir. Bir adam, karısı olduğu zannıyla başka bir kadınla cinsel ilişkiye girerse, durumun böyle olmadığını anladığı ve böylece şüphenin ortadan kalktığı zaman esas alınarak ondan önce gerçekleştirilen son cinsel ilişkiden itibaren kadının iddeti başlar. Bu durumda, ortada bir akit olmadığı için, iddet için tek sebep cinsel ilişki olmaktadır Şelebî, a.g.e., s. 652; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 206 vd. 161 Âile Hukûku Kararnamesi, s İbn Kudâme, a.g.e., XI, 196; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 205; Şelebî, a.g.e., s

57 II. İDDETİN SONA ERMESİ İddet, belirlenen sürenin dolmasıyla veya doğumla sona erer. Bu bilgiden hareketle İddetin Sona Ermesi konusu üç bölümde incelebilir: A) ÖLÇÜTÜ KAR OLAN İDDETLERİN SONA ERMESİ Ölçütü kar olan iddetlerin sona ermesi, kar kelimesinin tercih edilen anlamına göre değişiklik arz etmektedir. Daha önce de görüldüğü üzere kar kelimesini bazı alimler temizlik, bazı alimler de hayız olarak yorumlamışlardır. Buna göre; Kar kelimesini hayız olarak yorumlayan Hanefî ve Hanbelîlere göre, üçüncü hayız sona erdiği andan itibaren iddet sona erer. Bu, hayzın en uzun süresi olan on gün sonunda kesilmesi halinde geçerlidir. On günden önce kesilmesi durumunda ise iddet, kadının gusül veya teyemmüm ile hayızdan temizlenmesinin akabinde sona erer. Kadın, iddetini tamamladığını iddia ederse, geçen süre buna müsait olmadığı takdirde sözüne itibar edilmez. Bu sürenin asgarî ölçüsü İmâm Ebû Hanîfe ye göre altmış gün, İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed e göre ise otuz dokuz gündür. Ebû Hanîfe, hayız müddeti konusunda orta müddet olan beş günü esas almış ve temizlik süresini onbeş günden hesap ederek ve de temizlik döneminden başlayarak altmış gün görüşünü ortaya koymuştur. İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed ise, hayzın en kısa müddeti olan üç günü esas almak ve hayızdan başlamak suretiyle otuz dokuz gün hükmünü vermişlerdir. Buna göre dokuz gün hayız, otuz gün de temizlik devresi olarak hesaplanacaktır. Bu ihtilâfa göre beliren sınırlara uygun düşmesi kaydıyla iddetin sona ermesi noktasında yemin etmeleri şartıyla kadının sözü esas alınır. Kar kelimesini temizlik olarak yorumlayan Şâfiî ve Mâlikîlere göre ise, boşanmanın içinde gerçekleştiği temizlik dönemi de dahil olmak üzere boşanmadan sonra üç temizlik devresi geçirilip boşanmadan sonraki üçüncü hayzın ilk kanı görülünce iddet sona erer. Bu iddetin en az müddeti yirmi altı gündür Kâsânî, a.g.e., III, 314 vd.; Merğinânî, a.g.e., III, 335 vd., 376; Şelebî, a.g.e., s. 654 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII, 652 vd.; Bilmen, a.g.e., II,

58 B) ÖLÇÜTÜ AY OLAN İDDETLERİN SONA ERMESİ Ölçütü ay olan iddetler, hayız görmeyen veya kocası ölen kadınların beklediği iddetlerdir. Bu iddetlere ayın ilk gününde başlanmış ise hilallere, aksi takdirde günlere göre hesap yapılır. Bu ikinci durumda hayız görmeyen kadın doksan gün, kocası ölen kadın da yüz otuz gün iddet bekler. Bu görüş Ebû Hanîfe ye aittir. İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed e göre ise, ilk ayın eksik kısmı son ayda tamamlanır, aradaki aylarda ise hilallere itibar edilir. Çünkü iddetlerde hilâllere itibar etmek asıldır. İddetin başlangıcı ayın ilk gününde mesela ikindi vaktine denk gelse yine hilallere itibar olunur. Bugünün geçmiş saatlerinin son ayın ilk gününden tamamlanması gerekmez. 164 Ölçütü kar ve ay olan iddetlerin sona ermesi, söz ve fiil olmak üzere iki şekilde bilinir. Birincisi, belirlenen vaktin dolduğunun kadın tarafından söylenmesiyle; ikincisi ise, kadının yeni bir evlilik yapmasıyla gerçekleşir. Bu ikinci durumda henüz iddetinin bitmediğini iddia etse bile, -iddet için yeterli vakit geçmişse- iddiası geçerli olmaz. 165 C) ÖLÇÜTÜ DOĞUM OLAN İDDETLERİN SONA ERMESİ Ölçütü doğum olan iddetlerde, anne karnında tek bir çocuk olduğu takdirde çocuğun bedeninin çoğu dışarı çıkınca iddet sona erer. Eğer hamile kadın ikiz, üçüz veya daha fazla çocuk doğuracaksa iddeti son çocuğunu doğurmasıyla sona erer. 166 Kadının düşük yapması durumunda, düşüğün yaratılışı tamamen veya kısmen belirgin ise iddet sona erer. 167 Aksi halde düşükle iddeti sona ermez. Çünkü çocuk 164 Bilmen, a.g.e., II, Kâsânî, a.g.e., III, 314, Bilmen, a.g.e., II, Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnamesi nde Sıkt vâki oldukta eğer müstebînü l-hılka ise vaz-ı haml gibidir, değil ise ânınla iddet münkazî olmayıp denilmek sûretiyle bu hüküm esâs alınmıştır. Ayrıca bu hükmün sahîh ve fâsid nikâhlar için geçerli olduğu belirtilmiştir. Bkz. Âile Hukûku Kararnamesi, s. 63 (md. 144). 51

59 düşürdüğü şüphelidir (kan pıhtısı da olabilir). 168 Şüphe, iddetin sona ermesine engeldir. Dolayısıyla, hamile olmayan kadınların hükmüne tabidir. 169 Çocuğun ana rahminde ölmesi durumunda da, dışarı çıkarılmadıkça iddet sona ermez. 170 Bu bağlamda, hamileliğin en kısa ve en uzun müddeti hakkındaki görüşlerin verilmesi bu iddetin süresi hakkında genel bir fikir verecektir. Hamileliğin en kısa müddeti ittifakla altı aydır. Çoğunlukla dokuz ay sürer. Hanefîlere göre en uzunu iki yıl 171, Şâfiîlere ve Hanbelîlerde zâhir mezhebe göre dört yıl, Mâlikîlerce meşhur kabul edilen görüşe göre ise beş yıldır. 172 Hamileliğin en kısa müddetinin altı ay oluşu, şu iki ayetin bir arada düşünülmesi sonucunda ortaya çıkan bir hükümdür: Anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirirler. 173 Anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. 174 Birinci ayette süt emzirme süresi iki yıl (yirmi dört ay) olarak belirtilmekte, ikinci ayette de süt emzirme süresiyle birlikte hamilelik müddetinin otuz ay olduğu ifade edilmektedir. Buna göre hamilelik müddeti için altı ay kalmaktadır. 175 Hamileliğin ortalama müddetinin dokuz ay oluşu ise, kadınların hamileliklerinin genelde bu kadar sürmesine dayanmaktadır. Hamileliğin en uzun müddeti üzerindeki görüşlere gelince; bunlar, mevcut 168 Bugün itibariyle bunun tam olarak tespitinin mümkün olduğu söylenebilir. 169 Bkz. Bilmen, a.g.e., II, Bkz. Bilmen, a.g.e., a.y. 171 Ömer Nasuhi Bilmen, bu noktada şöyle bir örnek vermektedir: Tasvîr-i Efkâr gazetisinin 13 Birinciteşrin 1943 tarihli nüshasındaki bir yazıya göre, Adana da bir öğretmenin on altı aylık çok gürbüz, zinde bir çocuğu dünyaya gelmiştir. Tıb tarihinde ilk defa kaydedilen bu çocuğun omuzlarında arslan yelesi gibi kıl demetleri bulunmuştur. İlker adını alan bu çocuk 80 santim boyunda 7 kilo ağırlığında imiş. Bilmen, a.g.e., II, İbn Kudâme, a.g.e., XI, 232.; İbn Cüzeyy, a.g.e., s. 204; Bilmen, a.g.e., II, Bakara, 2/ Ahkâf, 46/ İbn Kudâme, a.g.e., XI, 231 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII,

60 verilerden hareketle varılan bir takım sonuçlara ve kadınlarının hallerinin takibine dayanmaktadır. Çünkü hakkında nass bulunmayan konularda var olan duruma müracaat edilir. Hanefîlere göre hamileliğin en uzun müddeti iki yıldır. Çünkü Hz. Âişe, bu kanaattedir. Ayrıca Dahhâk b. Müzâhim ve Herim b. Hayyân ın anne karnında iki yıl kaldıkları rivâyet edilmiştir. 176 Şâfiî ve Hanbelîler, bu süreyi dört yıl olarak belirlerken, bu konudaki rivâyetlere dayanırlar. İmâm Ahmed b. Hanbel, Aclân kabilesine ait kadınların hamileliğinin dört yıl sürdüğünü ve onlardan bir kadının her biri dörder yıl sürmek üzere üç defa hamile kaldığını söylemektedir. Ayrıca Hz. Ömer in, mefkûdun karısının dört yıl beklemesine hükmetmesini bu bağlamda değerlendirmektedirler. Buna göre ilgili hüküm, hamileliğin en uzun süresi esas alınarak ortaya konmuştur. Bununla birlikte İmâm Ahmed b. Hanbel in bu süreyi iki yıl olarak belirlediği de rivâyet edilmiştir. 177 Mâlikî mezhebindeki meşhur görüşe göre ise bu süre beş yıldır. Dört yıl ve yedi yıl görüşleri de vardır. 178 İddetin doğumla sona erebilmesi için, bir kısım İslâm hukukçularına göre düşük durumunda çocuğun yaratılışının belirginleşmesi gerekmektedir. Dolayısıyla yaratılışının belirginleşmesi noktasında en az sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Şâfiî ve Hanbelîlere göre bu süre seksen bir gündür. Çünkü Buhârî ve Müslim in İbn Mes ûd dan rivâyetle naklettikleri merfû bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: Her biriniz anne karnında kırk gün süreyle nutfe olarak, sonra bir o kadar alaka, sonra da bir o kadar mudga (bir çiğnem et) olarak bulunur. 179 Şâfiî ve Hanbelîlere göre, doğan çocuk henüz mudga konumuna gelmemiş ise iddet sona ermez. Bunun ölçüsü de hadise göre seksen günün tamamlanması ve seksen 176 İbn Kudâme, a.g.e., XI, İbn Kudâme, a.g.e., XI, 232 vd. 178 İbn Cüzeyy, a.g.e., Buhârî, Bed ül-halk 6; Müslim, Kader 1. 53

61 birinci güne girilmesidir. 180 Hanefîler, bu konuda bir süre belirlememişlerdir. 181 Mâlikîlere göre ise, çocuğun yaratılışın tam olup olmaması hükme tesir etmez. 182 Doğrusu, bu konuda belli bir ölçü belirlenmesinin şart olduğuna dair herhangi bir delil yoktur. Ayrıca insan, yaratılışının ilk aşamalarında da olsa insandır. Şu halde yapılan düşüğün çocuk olduğu kesinlik kazandıktan sonra kaç günlük ya da aylık olduğuna veya yaratılışının belirgin olup olmadığına bakılmamalıdır. Bütün bunlar, iddetlerin çakışmadığı normal durumlar için geçerli hükümlerdir. İddetlerin çakıştığı durumlarda öngörülen hükümler ise, biraz daha farklıdır. 180 Zuhaylî, a.g.e., VII, 636 vd. 181 Bilmen, a.g.e., II, İbn Cüzeyy, a.g.e., s

62 III. ÖZEL DURUMLAR Tek bir iddetin söz konusu olduğu genel durumlardan başka, bir iddet bitmeden önce ikinci bir iddetin beklenmesi gerekli hale gelen bazı özel durumlar da vardır. Bu tür durumlarda nasıl hareket edileceği İslâm hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur. Özel durumlar, dört bölümde incelebilir: 183 A. İDDETLERİN YENİLENMESİ İddetlerin yenilenmesi veya klasik literatürdeki ifadesiyle iddetlerin teceddüdü konusu, İslâm hukukçuları tarafından genelde şu örnekler üzerinde ele alınmıştır: Birinci Örnek: Ric i olarak boşanan bir kadın aylarla veya kar larla iddet beklerken kocası ölürse, beklediği iddet geçersiz hale gelir ve kocasının ölümünden itibaren ölüm iddeti beklemesi gerekir. Çünkü, bu tür boşamalarda iddet süresi dolmadıkça evlilik bağı kopmaz. Bu boşamanın sağlık halinde yapılmasıyla ölüm hastalığı sırasında yapılması arasında bir fark yoktur. Ancak kadın, bâin olarak veya üç talakla boşanmışsa, iddetini yenilemesi gerekmez. Sadece beklemekte olduğu iddeti tamamlar. Çünkü evlilik bağı, bâin boşama yapıldığı anda sona ermiştir. Bu konuda dört mezhebin ittifâkı vardır. 184 Bu ittifâk, kocanın hanımını mirastan mahrum etmek gibi bir amacı olmadığı durumlar için vardır. Şayet bu kişi, karısını -mirasından mahrum kalsın diye 185 onun 183 Buradaki sınıflandırmada kullanılan kavramların birbirlerinin yerine kullanıldığı da olmaktadır. Örneğin birinin intikâl dediğine diğeri teceddüd, birinin teceddüd dediğine diğeri tahavvül diyebilmektedir. Bu farklılığın temelinde, ele alınan olayın her iki kavramla da ifade edilebilir olması ve kavramların birbirinden keskin hatlarla ayrılmasının pek de mümkün olmamasıdır. Mukayese için bkz. Bilmen, a.g.e., II, 377 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII, 644 vd. 184 Bilmen, a.g.e., II, 377 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII, 646. Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnamesi nin 147. maddesi de bu ittifâka uygun olarak düzenlenmiştir. Bkz. Âile Hukûku Kararnamesi, s Bu tür boşamalar, fıkıh literatüründe talâku l-fârr olarak adlandırılmaktadır. Talâk-ı fârr, aslında İddetlerin Kesişmesi başlığına ait bir konudur. Ancak bağlantılı olduğu meselelerle bir bütün olarak kavranabilmesi için buraya alınması uygun görülmüştür. 55

63 rızası olmaksızın ölüm hastalığı sırasında 186 bâin talakla boşamışsa ölümü durumunda karısının iddetinin yenilenip yenilenmeyeceği üzerinde ise ihtilâf edilmiştir. Bu konuda iki görüş vardır: 1. İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Muhammed ve İmâm Ahmed in Görüşü Bu durumda iddet ihtiyaten, boşama iddetinden iki iddet (boşama ve ölüm iddetleri) içerisinde süresi en uzun (eb adu l-eceleyn) olanla iddete döner. Kadın, kocasının ölümünden itibaren içinde tam üç hayız görmek kaydıyla dört ay on gün iddet bekler. Eğer bu süre içinde tam üç hayız görmezse, üç hayız görene kadar iddeti uzar. Şayet temizlik süresi uzarsa, bu durumda hayızdan kesilme yaşına ulaşıncaya kadar iddeti devam eder. Bu durumlarda kadın kocasına mirasçı olur. Kadın, kocasına mirasçı olduğuna göre, ölüm zamanında evlilik hali hükmen devam ediyor demektir. Dolayısıyla kadın ölüm iddeti beklemek durumundadır. Diğer taraftan boşama bâin olduğu için evlilik hali hükmen de olsa devam ediyor sayılamaz. İşte bu iki durumu bir arada dikkate aldığımızda iddetlerin kesişmesi (tedâhül) söz konusu olur. Dolayısıyla iki iddet de beklenmelidir İmâm Şâfiî, İmâm Mâlik ve İmâm Ebû Yûsuf un Görüşü Bu durumla karşı karşıya olan kadın, sadece boşanma iddetini tamamlar, eb adu l-eceleyni dikkate almaz. Çünkü eski kocası, artık kendisinin kocası olmadığı bir zamanda ölmüştür. İmâm Mâlik in görüşüne göre, evliliğin kocanın ölümü sırasında devam ediyor sayılması, sadece miras hakkında söz konusudur, iddet hakkında söz konusu değildir. Çünkü aslın hilafına sâbit olan hükümlerde genişletme yapılamaz. Şâfiîler, iki sürenin uzun olanıyla iddet beklenilmesini, iki hanımından birini bâin talakla boşayan, fakat hangisini boşadığını açıklamadan veya belirlemeden önce vefat eden kocanın iki hanımı için geçerli sayarlar. Bu durumda iki hanımdan her biri, 186 Karısının rızasıyla veya kendisi sağlıklıyken eşini mirasından mahrum etmek amacıyla bu tür bir boşama yapar ve sonra ölürse iddetin yenilenmesi gerekmez. Bu durumda, üzerinde ittifâk olan görüş geçerlidir. Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, İbn Âbidîn, a.g.e., V, 192; Zuhaylî, a.g.e., VII, 646 vd. 56

64 ölüm iddetiyle kar iddetinden hangisi daha uzun ise onunla iddet bekler. Çünkü her biri hakkında boşama iddeti farz olmakla birlikte, ölüm iddetinin hangisi için gerekli olduğu şüphelidir. Bu nedenle, yükümlülüklerini kesin olarak yerine getirebilmiş olmaları için eb adu l-eceleyni dikkate almaları gerekir. Tıpkı kılması gereken iki namazdan hangisini kıldığını bilmeyen kişinin her ikisini de kılması gerektiği gibi 188 İkinci Örnek: Bir kimse, küçük bâin talakla boşadığı karısıyla sahîh bir nikâhla yeniden evlenir ve onunla cinsel ilişkiye girmeden veya halvet gerçekleşmeden önce yeniden onu boşarsa iddetin yenilenmesi gerekir. 189 Çünkü iddet içinde nikâhın eseri baki olduğundan önceki akitteki cinsel ilişki, ikinci akitte de var hükmündedir. Fakat bir kimse, sahîh nikâhla evlendiği karısını bâin talakla boşar ve iddeti içinde fâsid bir nikâh ile onunla yeniden evlenir ve kendisiyle cinsel ilişkiye girmeden önce onu boşarsa iddetin yenilenmesi gerekmez. Çünkü bu durumda cinsel ilişkiye girmek câiz olmadığından iddetin yenilenmesine gerek yoktur. 190 B. İDDETLERİN DEĞİŞMESİ Arapça literatürde intikâl ve tahavvül kelimeleriyle ifade edilen bu durum, İslâm hukukçuları tarafından üç bölümde ele alınmıştır: 1. Aylardan Kar lara İntikâli Küçük veya yaşlı olduğu için 191 aylar ile iddet bekleyen bir kadın, henüz iddeti bitmeden hayız görmeye başlarsa, önceden beklediği iddet bâtıl olur ve üç kar görene kadar iddet beklemesi gerekir. Bu durumda Hanefî ve Hanbelîlere göre üç hayız devresi, Şâfiî ve Mâlikîlere göre ise üç temizlik devresi geçmelidir. Çünkü aylar, kar ların bedelidir. Asıl var olunca bedele göre iddet beklenemez. Tıpkı, abdest alma imkanı olanın teyemmüm edemeyeceği gibi Eğer aylar ile beklenen iddeti tamamladıktan sonra hayız görürse, yeniden kar hesabıyla iddet beklemesi gerekmez. Çünkü bu durum, iddetin bitmesinden sonra 188 Zuhaylî, a.g.e., VII, İmâm Muhammed ve İmâm Mâlik e göre iddetin yenilenmesi gerekmez. Birinci iddetin tamamlanması yeterlidir. Zuhaylî, a.g.e., VII, Bilmen, a.g.e., II, Yaşlılıktan kasıt, hayızdan kesilme yaşına ulaşmış olmaktır. 57

65 meydana gelmiştir ve öncesinde bedel ile maksat hasıl olmuştur. Artık asla güç yetirmek mümkün olduğu için bedelin hükmü bâtıl olmaz. Tıpkı, teyemmümle namaz kılan kişinin namaz vakti çıktıktan sonra abdest almaya imkan bulmasının kıldığı namazı bâtıl kılmadığı gibi 192 Mâlikîlerin şu görüşte olduğu da nakledilmiştir: Bu durumdaki kadın, iki sürenin en yakınıyla iddetini tamamlar. Yani, bir taraftan ikinci ve üçüncü hayzı görmeyi, bir taraftan da hayız görmeden bir sene geçmesini bekler. Bu ikisinden hangisi önce gerçekleşirse onunla iddeti sona erer Kar lardan Aylara İntikâli Hayız ile iddet bekleyen bir kadın, bir veya iki defa hayız gördükten sonra hayızdan kesilirse 194, üç ay boyunca iddet bekler. 3. Kar lardan Doğuma İntikâli Boşanmış bir kadın, kar lar ile iddet beklemeye başladıktan sonra kocasından hamile olduğu ortaya çıksa Mâlikî ve Şâfiîlere göre, kar ların hükmü hâmile kadın da bazen kan görebileceği için sâkıt olur ve doğum ölçütüyle iddet beklemeye başlar. Çünkü kar, zâhiren rahimde çocuk olmadığının delilidir. Hamilelik ise, rahimde çocuk olduğunun kesin delilidir. Dolayısıyla zâhire göre verilen hüküm kesin olan hükümle sâkıt olur. 195 Hanbelîler de aynı görüştedirler. 196 Hanefîlere göre, ister kocasından ister başkasından hâmile kalsın, doğum 192 Bilmen, a.g.e., II, 380; Zuhaylî, a.g.e., VII, Bilmen, a.g.e., II, Hanefîler ve Şâfiîler hayızdan kesilen kadının durumunu iki bölümde ele alırlar. Birincisi, bu durumun hayızdan kesilme yaşına girmesinden sonra gerçekleşmesidir. Bu durumda üç ay iddet beklenir. İkincisi, bu durumun hayızdan kesilme yaşına girmesinden önce gerçekleşmesidir. Bu son durumda Hanefîler ve Şâfiîler, kadının yeniden hayız görene veya hayızdan kesilme yaşına ulaşana kadar beklemesi gerektiğini savunmaktadırlar. Hanbelîler ve Mâlikîler ise, ortalama hamilelik süresi olan dokuz ay bekledikten sonra, şüphe nedeniyle üç ay daha beklemesini yeterli görürler. Buna göre böyle bir kadının iddeti bir yılda bitmiş olur. Bu son hükmün tartışması Boşanma İddeti konusunda ele alınmıştı. Ayrıca bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., V, 195 vd.; Bilmen, a.g.e., II, 373, 374, 381; Zuhaylî, a.g.e., VII, 645 vd. 195 Zuhaylî, a.g.e., VII, İbn Kudâme, a.g.e., XI,

66 yapana kadar iddeti sona ermez. 197 Buraya kadar ele alınan İddetlerin Değişmesi konusu, İddetlerin Yenilenmesi başlığı altında da ele alınabilirdi. Çünkü, sonuç itibariyle her ikisinde de iddetin yenilenmesi söz konusudur. C. İDDETLERİN KESİŞMESİ İki iddet beklemenin gerektiği bazı durumlar, İslâm hukukçuları tarafından ayrı bir grupta incelenmiştir. Bu durumları, genel anlamda iddetlerin kesişmesi olarak ifade edebiliriz. İslâm hukukçuları hangi durumlarda iddetlerin kesişeceği üzerinde iki temel görüş ileri sürmüşlerdir: 1. Hanefîlerin Görüşü İki iddet beklemenin gerektiği bazı durumlarda bunlar kesişirler (tedâhül). İster aynı türden olsunlar, ister iki ayrı türden olsunlar. İster aynı kocadan olsunlar, ister iki ayrı kocadan olsunlar. Hanefîler, bu görüşlerini şu örneklerle açıklarlar: Birinci Örnek: Bir koca, bâin olarak boşadığı eski karısıyla iddeti esnasında helal olduğunu zannederek cinsel ilişkiye girdikten sonra kadın veya erkek kendi rızalarıyla veya hakim tarafından ayrılırsa, kadının ikinci bir iddet beklemesi gerekir. Bu durumda önce ilk iddetini tamamlar, sonra cinsel temastan itibaren başlayan ikinci iddetinin kalan kısmını tamamlar. Birinci iddeti bitirip yeniden ikinci bir iddet beklemesi gerekmez (teceddüd). İkinci Örnek: Kocası öldüğü için iddet beklemekte olan bir kadın bu sırada bir başkasıyla evlenirse, bu durumda kadının ayrılma sonrası ikinci bir iddet beklemesi gerekir. Bu durumda önce ölüm iddetini tamamlar, sonra diğer iddetin kalan kısmını tamamlar. Eğer ikinci iddet, birinci iddetten önce biterse ikinci iddet için ayrıca beklemeye gerek yoktur. Çünkü, iddet evliliğin geri kalan etkilerinin sona ermesi için belirlenen süredir. Bu yaklaşımlarıyla Hanefîler, iddeti bekleme fiili olarak 197 Bilmen, a.g.e., II,

67 değerlendiren cumhûrdan ayrılmaktadırlar Cumhûrun Görüşü Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî hukukçular, iddetlerin kesişmesi konusunda Hanefîlerden biraz farklı düşünmüşlerdir. Onlara göre, Hanefîlerin iddetlerin kesiştiğini savundukları bazı durumlarda iddetlerin yenilenmesi söz konusudur. Bazı durumlarda ise denildiği gibi iddetler kesişmektedir. a. Kesişme (Tedâhül) İddetler, aynı eşten dolayı bekleniyorsa, iddetlerde kesişme olur. İddetlerin türlerinin farklı olup olmaması sonucu değiştirmez. Bu görüşte olan İslâm hukukçuları şu örnekleri verirler: Birinci Örnek: Bir kimse hanımını boşar, sonra kar veya ay hesabı ile beklediği iddeti içinde boşamasının bâin olduğunu bilmeyerek veya ric î olduğunu bilerek onunla cinsel ilişkiye girerse iddetler kesişir (tedâhül). Bu durumda cinsel ilişkinin bitmesinden itibaren kar larla veya ay hesabı ile iddete başlar. Boşama iddetinin geri kalanı da onun içine girer (tedâhül). Çünkü boşama ve cinsel ilişki iddetlerinin amacı birdir. Bu nedenle iddetin birden fazla olmasının bir anlamı yoktur. İkinci Örnek: Bir kimse, hamile olan karısını boşayıp doğumdan önce onunla cinsel ilişkiye girerse veya hamile olmadığı halde karısını boşayıp kar larla iddet beklerken onunla cinsel ilişkiye girip onu hamile bırakırsa iki iddette doğumla sona erer. Kadının hamileyken kan görüp görmemesi hükmü değiştirmez. Ric î talak iddetinde kocanın doğumdan önce hanımına geri dönme yetkisi vardır. b. Yenilenme (Teceddüd) İddet, iki ayrı eşten dolayı bekleniyorsa iddetlerin yenilenmesi (teceddüd) söz konusu olur. Bu durumda her bir iddet, ayrı ayrı tamamlanmalıdır. Sahih evlilik veya şüpheli ilişki nedeniyle iddet beklemekte olan kadın, başka 198 Bilmen, a.g.e., II, 378; Zuhaylî, a.g.e., VII,

68 biriyle şüpheli bir ilişkiye girerse veya fâsid bir nikahla evlenirse ya da şüphe nedeniyle iddet bekliyorsa şüpheli ilişki sonrasında boşanmış ise, iddetler kesişmez (tedâhül). Bu hükümler, İmâm Şâfiî nin Hz. Ömer ve Hz. Ali den rivayet ettiği görüşlere istinaden verilmiştir. Eğer hamileyse önce doğumla sona eren iddetini tamamlanır. Eğer hamile değilse, şüpheli ilişki boşamadan önce gerçekleşmiş olsa bile önce boşanma iddeti tamamlanır. Çünkü bu iddet, caiz olan bir akde ve naslarda belirtilen bir sebebe dayanmaktadır. Bu iddetten sonra diğer iddet beklenir. Şayet boşanmış kadın, boşama iddeti içinde evlense ve ikinci kocası onunla gerdeğe girse sonra nikâh bâtıl olduğu için ayrılmaları hükmü verilse (tefrîk), önce birinci kocasının iddetinden kalan kısmı tamamlar, sonra ikinci kocasından iddet bekler. Hanefîlere göre ise, ikincisinden ayrıldıktan sonra iddet bekler. İkincisinden dolayı beklediği iddeti, hem birincisinden kalan iddetin hem de ikincisinin iddetinin yerini tutar. Çünkü maksat hamile olunmadığının bilinmesidir. Bu uygulamayla her iki kocadan da hamile kalınmadığı anlaşılır. Kadın hamile olur ve doğum yaparsa, doğum her iki iddet için de ittifakla yeterlidir Zuhaylî, a.g.e., VII, 650 vd. 61

69 ALTINCI BÖLÜM İDDETTEN DOĞAN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLER I. İDDET BEKLEYEN KADININ HAKLARI A. NAFAKA HAKKI Hanefîlere göre, kadının evlilik içinde ve boşanma durumunda iddet süresince nafaka hakkı vardır. Kadınlarınızı imkanınıza göre kendi oturduğunuz yerde oturtunuz 200 ve Varlıklı olan sahip olduğu imkanlara göre nafaka versin, rızkı daralmış bulunan da Allâh ın kendisine verdiği kadarından harcasın. Allâh, kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz 201 ayetleri bunu ifade etmektedir. Burada önemli olan bir nokta, nafakanın belirlenmesinde kocanın durumunun esas alınmasıdır. 202 Kocanın eşine temin ile mükellef bulunduğu nafaka, hayatın normal ihtiyaçlarının hepsine şamildir. Bu bağlamda; a) Yiyecek ve içecekler, b) Giyecekler, c) Mesken, d) Tedavi, e) Muhtaç olduğu veya emsali sahip bulunduğu ve kocası bunu karşılayabildiği takdirde hizmetçi nafaka mefhumunun kapsamına dahildir. 203 Ev eşyası, elektrik ve su masrafları, temizlik araçları ve örfen gereken diğer 200 Talâk, 65/ Talâk, 65/ Bu hüküm zâhir rivâyete göredir. Genelde fetvâya esas alınan görüşe göre ise her ikisinin durumuna göre nafaka belirlenir. Her ikisi fakirse, fakir nafakası; zenginse zengin nafakası verilmelidir. Taraflardan biri fakir, diğeri zenginse ikisinin ortası bir nafaka belirlenir. Bu durumda koca fakirse durumuna göre nafaka öder, nafakanın kalan kısmını da borçlanmış olur. Meydânî, a.g.e., II, Karaman, a.g.e., I, 342. Hayreddin Karaman, klasik fıkıh literatüründe tarak, temizlik ve bir kısım süs malzemeleri nafakaya dahil edildiği halde muayene ve tedavi ücretlerinin nafakaya dahil edilmemesini garip ve mesnetsiz olarak nitelemektedir. Karaman, a.y. Örnekler için bkz. Mevsılî, a.g.e., II, 237; Nevevî, Minhâcü t-tâlibîn, s

70 şeyler mesken kapsamında değerlendirilmektedir. 204 İddet beklemekte olan kadının nafaka durumu, üç kısımda incelenmektedir: 1. Ric î Talakla Boşanan Kadının Durumu Ric î talakla boşanmış olan kadının hamile olsun veya olmasın yiyecek, giyecek ve mesken gibi bütün türleriyle nafaka 205 hakkının var olduğunda ittifak edilmiştir. Çünkü bu durumdaki kadın, iddet süresince eş sayılır. Henüz nikah bağı tamamen kopmamıştır. 2. Bâin Talakla Boşanan Kadının Durumu Bâin talakla boşanmış kadın, ya hamiledir ya da hamile değildir. a) Hamileyse, nafaka hakkı vardır. İslâm hukukçuları, bu hüküm üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü Yüce Allâh, şöyle buyurmaktadır: Eğer hamileyseler, çocuklarını doğurana kadar nafakalarını verin. 206 b) Hamile değilse, Hanefîlere göre yine nafaka hakkı vardır. Çünkü kocasının hakkı dolayısıyla alıkonulmaktadır. Diğer üç mezhebe göre ise, nafaka hakkı yoktur. Çünkü, Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğum yapıncaya) kadar nafakalarını verin 207 ayeti mefhumuyla hamile olmayan kadına nafaka vermenin vacip olmadığını göstermektedir. 208 Ayrıca Rasûlullâh (s.a.v.), Fâtıma b. Kays ı kocası üç talakla boşadığında ona süknâ ve nafaka hakkı vermemiştir. 209 Ayrıca kendisine şöyle demiştir: Nafaka ve süknâ kocanın karısına dönme hakkı olduğu takdirde kadın lehine 204 Zuhaylî, a.g.e., VII, Mesken konusu Süknâ başlığı altında incelenecektir. Bu nedenle ilerleyen bölümlerde nafaka konusu, genelde yiyecek, içecek ve diğer nafakalar bağlamında ele alınacaktır. 206 Talâk, 65/ Talâk, 65/ Şevkânî, a.g.e., VI, 844; Zuhaylî, a.g.e., VII, 658 vd. 209 Müslim, Talâk 6. 63

71 bir haktır. 210 Buraya kadar belirtilen hükümler, nâşize olmayan, yani; kocasının evinden haksız yere ayrılıp gitmeyen kadınlar için geçerlidir. Nâşize olan kadına gelince, onun nafaka hakkı ittifakla yoktur. 211 Hanefîler, bu durumu şöyle açıklarlar: Nâşizeyken ric î veya bâin olarak boşanan veya boşandıktan sonra nâşize olan kadına nüşûzu müddetince nafaka verme mecburiyeti yoktur. Fakat nüşûzu terk edip iddet beklediği eve dönerse, dönüşünden itibaren nafakaya müstahak olur. Çünkü iddet nafakası, evde durma karşılığında alınan bir karşılığa benzemektedir. Dolayısıyla evde durmaktan kaçınmak, nafakanın vacip olmasına engel olur. Bu engel ortadan kalkınca, nafaka hakkı da geri döner. 212 Kadın, nafaka hakkının düşmesine yol açan bir suç işlememiş olması kaydıyla ayrılığa kadının bulûğ muhayyerliği veya velisinin fesih hakkını kullanması gibi bir durumun yol açması, boşanan kadının hamile olup olmaması nafaka hakkını etkilemez. İslâm dininden çıkma, kocanın usûl veya fürûundan biriyle sıhrî haramlığı gerektirecek bir harekette bulunma gibi durumlarda kadının giyim ve gıda şeklindeki nafaka hakkı düşer, sadece mesken hakkı devam eder. 213 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi nde boşanan kadının nafaka hakkı konusu Hanefî mezhebine göre düzenlenmiştir. Konuyla ilgili maddeler şöyledir: Madde 150: Mu teddenin nafakası zevci üzerine lâzım olur. Madde 151: Nâşize olduğu halde tatlîk olunan kadına nafaka-i iddet lâzım gelmez. 214 Madde 101: Zevce bir sebeb-i meşrû olmaksızın zevcinin hânesini terk edip gider veya hâne kendisinin olup da başka bir hâneye naklini talep etmezden mukaddem zevcini duhûldan men eyler ise işbu nüşûzun devamı müddetince nafaka sâkıt olur Nesâî, Talâk 7; Ahmed, a.g.e., No: Şa rânî, a.g.e., II, Bilmen, a.g.e., II, H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, Âile Hukûku Kararnamesi, s Âile Hukûku Kararnamesi, s

72 3. Kocası Ölen Kadının Durumu Kocası ölen kadının nafaka hakkı ittifakla yoktur. Çünkü, ölüm ile evlilik sona ermiştir. 216 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi, kocası ölen kadının durumunu bu ittifâkı yansıtacak tarzda şu şekilde hükme bağlamaktadır: Madde 152: Zevci vefât eden kadın için nafaka-i iddet lâzım olmaz. Gerek hâmil olsun ve gerek olmasın. 217 Fâsid bir evlilik veya şüphe dolayısıyla iddet bekliyorsa cumhura göre onun da nafaka hakkı yoktur. Çünkü fâsid evlilikte kadının nafaka hakkı yoktur ki, iddet durumunda nafaka hakkı olsun. Mâlikîlere göre ise, hamile olması durumunda onunla ilişki kuranın nafakasını vermesi gerekir. Çünkü onun nedeniyle iddet beklemek durumundadır. Hamile değilse sadece süknâ hakkı vardır. 218 Nafakayla ilgili olarak açıklanması gereken bir konu da henüz ödenmemiş olan nafakanın durumudur. Henüz ödenmemiş olan nafakalarla ilgili olarak iki görüş ileri sürülmüştür: a) Hanefîlerin görüşü: Eşler arasında nafaka miktarında anlaşma yapılmamışsa veya nafakayla ilgili olarak hâkim karar almamışsa geçmişe ait nafakalar düşer. Belli bir miktar üzerinde anlaşmışlarsa veya hâkim karar vermişse düşmez. b) Cumhûrun görüşü: İmâm Mâlik, Şâfiî ve Ahmed den gelen iki rivâyetin azhar olanına göre, kadının nafaka hakkı zaman aşımı nedeniyle düşmez. Aksine koca üzerine borç olur. Çünkü nafaka, kadından istifâde etmenin ve kadının buna imkan vermesinin karşılığıdır. 219 Osmanlı Hukûk-ı maddeler şöyledir: Aile Kararnamesi, Hanefî görüşünü esas almıştır. İlgili 216 Zuhaylî, a.g.e., VII, Âile Hukûku Kararnamesi, s Zuhaylî, a.g.e., VII, Şa rânî, a.g.e., II,

73 Madde 153: Kazâen veya rızâen nafaka takdîr edilmeksizin müddet-i iddet münkazî olsa nafaka sâkıt olur. Madde 154: Nafaka-yı mukaddereden müterâkim olan miktar ehad-ı zevceynin vefâtıyla sâkıt olmaz. 220 TMK da evliliğin sona ermesiyle gereken nafaka yükümlülüğü, bekleme süresiyle (iddet) sınırlandırılmamıştır. İlgili maddeler şöyledir; 1. Maddi ve manevi tazminat Madde 174: Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası Madde 175: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi Madde 176: Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hakim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki Madde 177: Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. 5. Zamanaşımı Madde 178: Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. 220 Âile Hukûku Kararnamesi, s

74 B. SÜKNÂ HAKKI İddet beklemekte olan kadının süknâ (mesken, barınma) hakkı vardır. Bu hakkın süresi ve ilgili bulunduğu hükümler, iddetin türüne göre değişiklik göstermekte, boşanma ve kocanın ölümü durumlarında farklı hükümler söz konusu olmaktadır. Şöyle ki; 1. Boşanma Durumunda Süknâ İslâm hukukçuları, ric î boşamalardan sonra kadın için süknâ hakkının var olduğunda ittifâk etmişlerdir. Buna göre koca, karısını iddet içinde barındırmaya, gerekiyorsa evinin kirasını vermeye mecburdur. Çünkü, Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetleri vaktinde boşayın ve iddetlerini sayın. Rabbiniz olan Allah tan korkun. Apaçık bir kötülük yapmış olmadıkça onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar Onları gücünüz ölçüsünde kendi oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıştırıp gitmelerini sağlamak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. 222 ayetlerinin ric î talâkı kapsadığında bir görüş ayrılığı yoktur. Kadının hamile olduğu bâin boşamalarda da aynı hüküm geçerlidir. 223 Hamile olmadığı durumda bâin boşamalarda kadının süknâ hakkı olup olmadığı konusunda ise ihtilâf edilmiştir. a) Birinci görüş: Çoğunluğun görüşüne göre, kadının süknâ hakkı vardır. Çünkü Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetleri vaktinde boşayın ve iddetlerini sayın. Rabbiniz olan Allah tan korkun. Apaçık bir kötülük yapmış olmadıkça onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar Onları gücünüz ölçüsünde kendi oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıştırıp 221 Talâk, 65/ Talâk, 65/ İbn Kudâme, a.g.e., XI, Talâk, 65/1. 67

75 gitmelerini sağlamak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. 225 Birinci ayette onları evlerinden çıkarmayın buyurulmak suretiyle boşanma öncesinde paylaşılan yuvanın iddet içerisinde kadının da yuvası olarak görülmeye devam edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Âyetler genel kapsamlı olduğu için ric î ve bâin boşamalar için aynı hükümler geçerlidir. b) İkinci görüş: Hanbelî 226, Zâhirî, Ca ferî ve bir kısım Zeydî hukukçular ise, boşanan kadının süknâ hakkı olmadığı görüşündedirler. Çünkü Peygamber (s.a.v.), bâin olarak boşanan Fâtıma binti Kays a süknâ ve nafaka hakkı olmadığını bildirmiştir. 227 Diğer İslâm hukukçuları bu görüşe şu şekilde itiraz etmişlerdir: Hz. Ömer, Biz, unutup unutmadığını bilmeyen bir kadının sözüyle Allâh ın kitâbını ve O nun Elçi sinin sünnetini bırakmayız. Onun için süknâ ve nafaka hakkı vardır. 228 demiştir. Hz. Aişe de, Peygamberimiz (s.a.v.) den kendisi için süknâ hakkı olmadığı hükmünü nakleden Fâtıma binti Kays a, (Sözüne) dikkat et! Allah tan kork! 229 demiştir. Ayrıca bu sözün söylendiği kabul edilse bile, bu istisnâi bir hükümdür. Çünkü Hz. Âişe, Fâtıma binti Kays ıssız bir yerde yaşadığı için kendisi için böyle bir iznin (evinden ayrılabileceği hükmünün) verildiğini söylemiştir. 230 Bu itirazlara da şöyle cevap verilmiştir: Bu konudaki hadisler, sahih ve sarihtir. Bu hükmün Kur ân a aykırı olduğu görüşü de sadece bir kuruntudur. Çünkü, selef alimleri onları evlerinden çıkarmayın ifadesinin Fâtıma binti Kays ın anladığı gibi ric î boşamalarla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Zira, ayetin devamında bilemezsin ki, belki de Allâh bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarıverir buyurulmaktadır. Ortaya çıkması umulan durum, ric attır (geri dönüştür), başka bir şey değildir. Bu görüşü Taberî, Katâde, Hasân, Süddî ve Dahhâk tan rivâyet etmiştir. Onların dışında kalanlardan da farklı bir görüş de nakledilmemiştir. Ancak İbn Hacer Fethu l-bârî de başkalarının durum la Allâh tarafından gelecek nesh, tahsis ve benzeri durumlar 225 Talâk, 65/ İmâm Ahmed den süknâ hakkı olduğu yönünde bir rivâyet de vardır. İbn Kudâme, a.g.e., XI, Müslim, Talâk Müslim, Talâk Buhârî, Talâk Buhârî, Talâk

76 kastedildiğini söylediğini, belli bir şeye hasredilmediğini belirtmiştir. Ayetin kapsamının genel olduğu kabul edilse bile, Fâtıma hadisinin onu tahsis ettiği söylenebilir. Şu halde onunla amel etmek Yüce Kitâb ile ameli terk etmek anlamına gelmemektedir. 231 Bu görüş ayrılığı çerçevesinde kadın için süknâ hakkının var olduğu durumlarda süknâ hakkın süresi, iddet türüne göre değişiklik göstermektedir. Buna göre; a) Hayız gören kadınların barınma hakkı, hamileyse doğumla, hamile değilse boşanmadan veya feshten itibaren üç kar müddeti zaman geçmesiyle sona erer. b) Hayız görmeyen kadınların barınma hakkı ise, boşanma veya fesh sonrasında üç ay geçince sona erer. 2. Kocanın Ölümü Durumunda Süknâ Kocanın ölümü durumunda kadının süknâ hakkı olup olmadığı İslâm hukukçuları arasında oldukça ihtilaflı bir konudur. Şöyle ki; Hanefîlere göre, kocası ölen kadının mutlak olarak süknâ hakkı yoktur. İster hamile olsun, ister olmasın. Çünkü, kocasının ölümüyle miras durumu ortaya çıkmıştır. Mirasçıların izni olmadan onların hakkından bir harcama yapılamaz. 232 Mâlikîlere göre de, kocası ölen kadının mutlak olarak süknâ hakkı yoktur. İster hamile olsun, ister olmasın. Ancak kocasının mülkü olan veya kirasını ödediği bir evde oturuyorsa süknâ hakkı vardır. Aksi halde yoktur. 233 Şâfiîlere göre, kocası ölen kadının mutlak olarak süknâ hakkı vardır. 234 Çünkü Rasûlullâh (s.a.v.), Ebû Saîd el-hudrî nin kız kardeşi olan Fürey a binti Mâlik e 231 Bkz. Muhyiddîn Yahyâ b. Şeref en-nevevî, el-minhâc şerhu Sahîhu Müslim b. el-haccâc, (nşr. Halîl Me mûn Şiyhâ), Beşinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, 1998, X, 335; Şevkânî, a.g.e., VI, 844 vd.; Bilmen, a.g.e., II, 488 vd. 232 Bilmen, a.g.e., II, 491 vd. 233 Ebu l-berekât Ahmed b. Muhammed ed-derdîr, eş-şerhu s-sağîr alâ Akrabi l-mesâlik ilâ mezhebi l-imâm Mâlik, Kâhire: Dâru l-meârif, 1974, II, 687; Bilmen, a.g.e., II, Nevevî, Minhâcü t-tâlibîn, s. 256; Bilmen, a.g.e., II,

77 kocasının ölümünden sonra iddetini koca evinde beklemesini emretmiştir, baba evine dönmesine izin vermemiştir. 235 Azhar olan bu görüşün dışında süknâ hakkı olmadığı görüşü de vardır. 236 Hanbelîlere göre ise, hamile değilse süknâ hakkı yoktur. Hâmile ise, bir rivâyete göre süknâ hakkı vardır, diğer rivâyete göre de yoktur. 237 Süknâ hakkı olan kadın hamileyse bu hakkı doğumla sona erer. Bu noktada İslâm hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Hamile olmayan kadının durumu ise İslâm hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın temelinde şu iki ayetin farklı yorumlanması yatmaktadır: İçinizden vefat edenlerin geride bıraktığı hanımlar, dört ay on gün iddet beklerler İçinizden vefat edip de geride hanımlar bırakanlar, bir yıla kadar evlerinden çıkarılmaksızın eşlerinin geçimliğini vasiyet etsinler. Onlar kendiliklerinden çıkar giderlerse bunda bir günah yoktur Bu ayetlerle ilgili belli başlı görüşler şunlardır: a) İslâm alimlerinin çoğunluğu, ikinci ayetin birinci ayet tarafından neshedildiği görüşündedirler. Bu noktadaki en önemli dayanakları, Osmân ve Abdullah b. Zübeyr (r.a.) arasında geçen şu konuşmadır: Abdullâh b. Zübeyr diyor ki: Osmân b. Affân a dört ay on gün iddet beklerler.. ayetini diğer bir ayet neshetti, sen onu hâlâ niçin yazıyorsun, dedim. Şu cevabı verdi: Ey yeğenim! Kur ân da olan hiçbir şeyin yerini değiştiremem! 240 Bu görüşteki alimler, kocası ölen kadının dört ay on gün iddet beklemesi gerektiğini savunmaktadırlar. 235 Tirmizî,Talâk Remlî, a.g.e., VII, İbn Kudâme, a.g.e., XI, 292; Bilmen, a.g.e., II, Bakara, 2/ Bakara, 2/ Buhârî, Tefsîr

78 b) Katâde ve Mukâtil, diğerlerinden farklı olarak ikinci âyetin miras ayetiyle 241 neshedildiğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüş farklılığı sonuca etki etmemektedir. c) Mücâhid ise, tamamen farklı bir yorum getirmiş ve bu iki ayet arasında nesh ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür. Ona göre birinci ayet, kocası vefat eden kadının evinden çıkmaksızın dört ay on gün iddet beklemesini farz kılmış, daha sonra gelen ikinci ayet ise müddetin bir yıla çıkarılmasını kocanın vasiyetine bağlı olarak meşru kılmış, kadını da bu vasiyete uyup uymamakta serbest bırakmıştır. d) İbn Abbâs (r.a.) da, bir adım daha atarak ikinci ayetin koca evinde iddet bekleme yükümlülüğünü kaldırdığını söylemiştir. Buna göre kadın, dilediği yerde iddetini tamamlayabilir. 242 Câbir b. Zeyd, Hasan ve Atâ da, bu kadının dilediği yerde iddet bekleyebileceğini söylemişlerdir. Aynı görüş, Ali, Câbir ve Âişe (r.a.) dan da rivâyet edilmiştir. 243 Bütün bu görüşlere tefsirinde yer veren İbn Kesîr, sonuç olarak şunları söylemektedir: Bir yıl iddet beklemekle ilgili ayet, -çoğunluğun söylediğinin aksine- bir yıl iddet beklemenin farz olduğunu ifade etmiyor ki, dört ay on gün iddet beklemeyi emreden ayetle neshedilmiş olsun. Bu ayette bildirilen hüküm sadece, eğer isterlerse kocanın vefatından sonra onun evinde bir yıl barındırılmalarına yönelik olarak kadınlar için yapılabilecek bir vasiyetten ibarettir. 244 Bu görüş, ayetlerin anlatımıyla daha uyumlu olduğu için günümüzde daha çok kabul görmektedir. Çünkü ayetlerin arasını uzlaştırmak, neshten daha önceliklidir. 241 Nisâ, 4/ Buhârî, Tefsîr 43 (muallak olarak); Ebû Dâvûd, Talâk Bütün bu görüşler için bkz. Ebu l-fidâ İsmâîl b. Kesîr, Tefsîru l-kur âni l-azîm, Birinci Basım, Beyrût: Dâru İhyâi t-turasi l-arabî, 1997, I, 267 vd.; İbn Kudâme, a.g.e., XI, 290 vd. 244 İbn Kesîr, a.g.e., I,

79 II. İDDET BEKLEYEN KADININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ A. NİŞANLANMAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ Boşanmış veya kocası ölmüş bir kadının iddet süresi içinde başka bir kişiyle 245 nişanlanması câiz değildir. Boşanma durumunda, boşamanın ric î (dönülebilir) veya bâin (kesin) olması sonucu değiştirmez. İddet beklemekte olan bir kadına başka bir erkeğin evlilik teklifinde bulunması bir durum dışında İslâm hukukçularının ittifâkıyla câiz değildir. Genel uygulamaya bakıldığında evlilik teklifinin iki şekilden biriyle yapıldığı görülmektedir. Bunlardan birincisi açıktan açığa (hıtbe), ikincisi de üstü kapalı olarak (ta rîz) evlilik teklifinde bulunmaktır. 1. Hıtbe Hıtbe, açıktan açığa evlilik teklifinde bulunmak anlamına gelmektedir. Seninle evlenmek istiyorum, İddetin bitince evlenelim gibi teklifler, bu kapsamda değerlendirilmektedir. Çünkü bu tür sözler, evlilik teklifinden başka bir anlam taşımazlar. Bu noktada sarîhtirler. İslâm hukukçuları, boşanmış veya kocası ölmüş olduğu için iddet beklemekte olan bir kadına bu şekilde açıktan açığa evlilik teklifinde bulunulmanın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. 246 Çünkü; a. Ric î talâk ile boşanmış olan bir kadın, iddet süresince yine kocasının hanımıdır. Bu nedenle boşamadan önce kendisine evlilik teklifi yapılması yasak olduğu gibi, iddet sırasında da yasaktır. Kocasının bu süre zarfında yeni bir evlilik sözleşmesi yapmadan hanımına dönmesi mümkündür. Ayrıca bu durumdaki bir kadına başka bir erkek tarafından evlilik teklif edilmesi sosyal problemlere, karıyla koca arasında kin ve düşmanlığa neden olabilir. 245 Kendisini boşayan kişiyle nişanlanması ise mutlak olarak câizdir. Çünkü, kadının iddet içinde bir başkasıyla nişanlanamaması kocanın hakkını korumak içindir. Dolayısıyla onunla nişanlanması evleviyetle câiz olur. Evlenmesi de aynı şekilde câizdir. Bkz. Zuhaylî, a.g.e., VII, Fesih durumunda da aynı hüküm geçerlidir. H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI,

80 b. Bâin talak durumunda evliliğin bazı etkilerinin devamı söz konusudur. Ayrıca böyle bir teklif, boşanmanın nedenleri noktasında toplumda dedikodulara neden olabilir. Örneğin; boşanma geçimsizlikten kaynaklanıyorsa, bu geçimsizliğin kadına evlilik teklif eden kişiden kaynaklandığı düşünülebilir. Dolayısıyla evlilik kurumuna saygının gereği olarak ve töhmet altında kalmamak için bu tür bir davranıştan sakınılmalıdır. Nitekim Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: Korunun etrafında otlayan, ona girme tehlikesiyle karşı karşıyadır. 247 c. Kocanın ölümü durumunda da iddet süresince evliliğin bazı etkileri devam ettiğinden böyle bir teklif doğru olmaz. 2. Ta rîz Ta rîz, söylemediği bir söze delâlet edecek şekilde bir söz söylemektir. 248 Burada ta rizle kastedilen, üstü kapalı olarak evlilik teklifinde bulunmak, bir başka deyimle çıtlatmak suretiyle evlilik niyetini karşı tarafa bildirmektir. Bakara sûresinin 135. ayetinde konuyla ilgili olarak şöyle buyurulmaktadır: (Kocası ölmüş olan) kadınlarla evlenme isteğinizi üstü kapalı olarak bildirmenizde veya içinizde saklamanızda bir sakınca yoktur fakat kendilerine (çıtlatma olarak değerlendirilen) meşrû bir söz söylemenin dışında (evlilik noktasında) onlarla gizlice sözleşmeyin. İslâm hukukçuları hangi ifadelerin ta rîz ve meşrû söz sayılacağı noktasında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazı hukukçular, bunun kapsamını son derece geniş tutmuş ve âdeta hıtbe kapsamına giren sözleri de ta rîz olarak değerlendirmişlerdir. 249 Bazıları ise, ta rîzin kapsamını dar tutmuşlardır. Hanefî fıkhında bu iki anlayışı da görmek mümkündür. Hanefî hukukçuların çoğunluğu ta rîz konusunda İbn Abbâs (r.a.) dan, meşrû söz konusunda da Saîd b. 247 Buhârî, Büyû İbnü l-hümâm, a.g.e., III, Örneğin Mevsılî, Seninle evlenmek isterim, Seninle evlenirsem, sana kesinlikle iyi davranırım gibi evlilik niyetini açık bir şekilde ortaya koyan sözleri de ta rîz olarak değerlendirmiştir. Mevsılî, a.g.e., II,

81 Cübeyr den nakledilen görüşleri benimsemişlerdir. 250 İbn Abbâs (r.a.), (Kocası ölmüş olan) kadınlarla evlenme isteğinizi üstü kapalı olarak (ta rîz) bildirmenizde ayetinde geçen ta rîzi şöyle yorumlamıştır: Bu kişinin, Evlenmek istiyorum, Sâlih bir hanımım olmasını arzuluyorum gibi sözler söylemesidir. 251 Saîd b. Cübeyr de, ilgili ayette geçen meşrû bir söz ibaresini şöyle yorumlamıştır: Bu, iddet bekleyen kadına, Ben sana değer veriyorum, Senin gibisine rağbet edilir, Sen, üstün bir konumdasın, Bir araya gelmemizi arzuluyorum, Sen, güzelsin gibi sözler söylemektir. 252 Hanefî fıkhında yaygın olan bu görüş, yine bir Hanefî olan Kâsânî (ö. 587/1191) tarafından kabul edilmemiş ve eleştirilmiştir. Kâsânî, Sen, güzelsin, Ben sana değer veriyorum, Hoşuma gidiyorsun, Bir araya gelmemizi arzuluyorum vb. sözleri ta rîz olarak kabul etmenin doğru olmadığını ileri sürdükten sonra bunun nedenini şöyle açıklamaktadır: İçinde bulunulan zaman diliminde kendisiyle evlenmenin helal olmadığı bir kadına bu tür sözler söylemek hiç kimseye helâl değildir. Çünkü bu sözlerin bir kısmı evlilik teklifi, bir kısmı da rağbeti dışa vurma noktasında sarihtir. Oysaki bunların hiçbiri câiz değildir. Câiz olan, sadece ta rîzdir. Ta rîz de, açıkça belirtmeksizin bir şeye sözle işaret etmektir. Şu hadiste olduğu gibi: Fâtıma b. Kays, iddet beklerken Rasûlullâh (s.a.v.) ile istişâre ettiğinde Peygamber (s.a.v.) ona şöyle demişti: İddetin bitince bana haber ver! İddeti bitince denildiği gibi durumu haber verdi ve iki kişinin kendisine evlilik teklifinde bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), onları uygun bulmadığını ifade etti ve Üsâme b. Zeyd i tavsiye etti. Buradan anlaşıldığına göre Peygamber (s.a.v.) in Bana haber ver! sözü, Üsâme b. Zeyd e işâreten yaptığı kinâî bir evlilik teklifiydi, daha sonra bunu tasrîh etti. 253 Kâsânî nin bu görüşü, sonra gelen Hanefîler tarafından eleştirilmiş, bu şekilde ta rîzde bulunulabileceği yönünde rivâyetler bulunduğuna dikkat çekilerek asıl yasak 250 Bkz. Merğinânî, a.g.e., III, 381 vd.; Mevsılî, a.g.e., II, 224; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 222; Meydânî, a.g.e., II, Buhârî, Nikâh 35. Hadîs, muaallaktır, yani senedi tam olarak verilmemiştir. 252 Beyhakî, es-sünenü l-kübrâ, VII, Kâsânî, a.g.e., III, 323 vd. 74

82 olanın bu tür ifadelerle ta rîzde bulunmaya engel olmak olduğunu savunulmuştur. 254 Kapsamı üzerinde ihtilâf olan ta rîz konusunda İslâm hukukçularının görüşleri şöylece özetlenebilir: a. Ric î boşama nedeniyle iddet beklemekte olan bir kadına üstü kapalı olarak evlilik teklifinde bulunulması İslâm hukukçularının ittifakıyla câiz değildir. Çünkü yukarıdaki gerekçeler burada da geçerlidir. b. Bâin boşama durumunda bu şekilde çıtlatma yapmanın câiz olup olmadığı noktasında ise iki görüş vardır: Hanefîlerin görüşüne göre; bâin boşama ister suğrâ 255 ister kübrâ 256 olsun bu durumdaki bir kadına üstü kapalı bir şekilde de olsa evlilik teklifi yapmak câiz değildir. Çünkü; Beynûnet-i suğrâ durumunda, boşayan kocanın, iddet içinde ve sonrasında eski karısıyla yeniden evlenme hakkı vardır. Bu konumdaki kadına evlilik teklifine cevâz verildiği takdirde bu boşayanın hakkına tecâvüz olur. Zirâ, eski karısıyla yeniden evlenmesi engellenmiş olmaktadır. Beynûnet-i kübrâ durumunda ise, evlilik teklifine cevâz verilmesi kadının iddeti hakkında yalan söylemesine neden olabilir. İddeti bitmediği halde bittiği yalanını söyleyebilir. Ayrıca teklif sahibinin karı koca arasını bozan kişi olduğu kanaatini uyandırabilir. Ayrıca her iki durumda da kadının evinden çıkması câiz değildir. Bu nedenle insanlardan gizli olmayacak şekilde ta rîzde bulunmak mümkün olmaz. 257 Hanefîler dışında kalan İslâm hukukçuları ise, Kadınlarla evlenme isteğinizi 254 İbn Âbidîn, a.g.e., V, Beynûnet-i suğrâ, küçük ayrılık demek olup üç boşama hakkının tümünün sona ermediği boşanmaları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. 256 Beynûnet-i kübrâ, büyük ayrılık anlamına gelmektedir. Üç boşama hakkının tümünün kullanıldığı durumları ifade etmektedir. Hanefî mezhebinde bu durumda ta rîzin câiz olduğu yönünde de bir görüş vardır. Hatta Mevsılî, bu görüşü herhangi bir ihtilâfa değinmeden mutlak olarak nakletmiştir. Mevsılî, a.g.e., II, İbnü l-hümâm, a.g.e., III,

83 üstü kapalı olarak bildirmenizde veya içinizde saklamanızda bir sakınca yoktur 258 hükmünün genel olduğunu ileri sürerek, bâin talâktan dolayı iddet bekleyen kadınlara dolaylı yoldan evlilik teklifinde bulunmaya cevâz vermişlerdir. Zaten bâin talakta karıkoca ilişkisi tamamen kesildiğinden kocanın hakkına tecâvüz söz konusu olamaz. Bu durumdaki kadın kocası ölmüş kadınla benzer konumdadır. 259 Vehbe Zuhaylî, beynûnet-i suğrâda Hanefîlerin, beynûnet-i kübrâ da ise cumhûrun görüşünün tercih edilebileceğini söylemektedir. Çünkü beynûnet-i kübrâda boşanma hakkı tamamlanmış ve kocanın karısından bir beklentisi kalmayarak kini sönmüştür. 260 Aslına bakılırsa Vehbe Zuhaylî nin tercihe değer gördüğü görüş, Hanefî hukukçu Mevsılî tarafından da ileri sürülmüştür. 261 c. Kocasının ölümü nedeniyle iddet beklemekte olan bir kadına üstü kapalı bir şekilde evlilik teklifinde bulunulması ittifakla câizdir. Çünkü Bakara sûresinin 235. âyetinde şöyle buyurulmaktadır: (Kocası ölmüş olan) kadınlarla evlenme isteğinizi üstü kapalı olarak bildirmenizde veya içinizde saklamanızda bir sakınca yoktur fakat kendilerine (çıtlatma olarak değerlendirilen) meşrû bir söz söylemenin dışında (evlilik noktasında) onlarla gizlice sözleşmeyin. B. EVLENMEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ Boşanmış veya kocası ölmüş bir kadının iddet süresi içinde başka bir kişiyle evlenmesi İslâm hukukçularının ittifakıyla câiz değildir. Çünkü Bakara sûresinin 235. ayetinde şöyle buyurulmaktadır: İddet süresi dolana kadar, onlarla evlenmeye kalkışmayın. Boşanma durumunda, boşamanın ric î (dönülebilir) veya bâin (kesin) olması sonucu değiştirmez. Çünkü ric î talakta evlilik devam etmekte, bâin talakta ise evliliğin bir kısım etkileri sürmektedir. 258 Bakara, 2/ Nevevî, Minhâcu t-tâlibîn, s. 205; Zuhaylî, a.g.e., VII, 15 vd. 260 Zuhaylî, a.g.e., VII, Mevsılî, a.g.e., II,

84 İddet beklemekte olan kadın evlendiği takdirde, evliliği bâtıldır. Çünkü birinci kocasının hakkı nedeniyle evlenmesi yasaklanmıştır. Kocasının nikâhı altındayken evlenmesi yasak olduğu gibi bu durumda da evlenmesi yasaktır. Bu tür bir evlenme yaptığı takdirde yeni evlendiği kocasından ayrılması (tefrîk) gerekir. İslâm hukukçuları bu hüküm üzerinde ittifâk etmişlerdir. Ancak zifâf gerçekleştiği takdirde bu kişinin o kadınla bir daha evlenip evlenemeyeceği üzerinde ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki; İmâm Mâlik, İmâm Ahmed ve Şa bî ye göre, tefrikten sonra kadın o adama ebedî olarak haram olur. Yani onunla tekrar evlenmesi asla caiz olmaz. Çünkü; 1. Hz. Ömer, böyle hüküm vermiştir. İmam Mâlik in İbn Şihâb tarikiyle Said b. el-müseyyeb ile Süleymân b. Yesâr dan yaptığı rivâyete göre Hz. Ömer zamanında Râşid es-sekafî isminde bir adam Tulayha el-esediyye adında bir kadınla, birinci kocasından iddeti daha bitmemişken evlenmişti. Hz. Ömer (r.a.) bunu duyunca ikisini birbirinden ayırarak şöyle demiştir: Hangi kadın daha iddeti bitmemişken evlenirse, eğer evlendiği kimse henüz kendisiyle gerdeğe girmemişse, birbirinden ayrılacaklar ve kadının geri kalan iddeti bittikten sonra, evlendiği kimse onu isteyenlerden biri olabilir. Eğer kendisiyle gerdeğe girmişse yine birbirinden ayrılmakla beraber, kadının geri kalan iddeti bitse bile artık, birbirleriyle evlenemezler. 262 Said b. el-müseyyeb, kadınla gerdeğe girdiği için mehrini de ödemek zorundadır, demiştir Bu görüşü benimseyenler, Bu adam, kadınla iddeti esnasında gerdeğe girdiği için kadının rahminde oluşan çocuğun eski ve yeni kocalarından hangisinin olduğu hakkında şüpheye yol açtığından, karısıyla mülâane eden kimseye benzer diyerek bir kıyâs-ı şebeh yapmışlardır. Zira karısıyla mülâane eden kimse de, karısının zina ettiğini yemini ile ileri sürdüğü için kadından doğan çocuğun kendisinin olup olmadığı hakkında şüphe uyandırmış olur. Halbuki bu, zayıf bir kıyas olup üzerinde 262 Mâlik, Nikâh Mâlik, a.y. 77

85 ihtilâf edilmiştir Bu kimse, helâl olmayan bir şeyi kendisine helâl kılmıştır. Bu yüzden de, kâtilin öldürdüğü kimsenin mirasından mahrum olması gibi, o da kadından mahrum olmakla cezalandırılmıştır. Çünkü; Hanefî ve Şâfiîlere göre ise, iddet bittikten sonra o kadınla yeniden evlenebilir. 1. Kur ân, sünnet ve icmâda aksine delil olmadıkça aslolan yeniden evlenmenin helâl oluşudur. Bu konuda aksini gösteren bir delil yoktur Hz. Ali ve İbn Mes ûd dan, Hz. Ömer in bu görüşüne katılmadıkları rivayet edilmiştir. Bir rivayete göre Hz. Ömer, kadının artık onunla evlenemeyeceğine ve kadının mehrinin devlet hazinesinden verilmesine hükmetmiş, durumdan haberdar olan Hz. Ali (r.a.) bu hükmü yerinde bulmamıştır. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) bu görüşünden dönerek kadının mehrini kocasının vermesine hükmetmiş, ayrıca kadının adama haram olduğu hükmünü vermemiştir. Bu rivâyeti, es-sevrî, Eş as dan; Eş as, Şa bî den; Şa bî de Mesrûk tan rivayet etmiştir. 266 Kadının kendisiyle gerdeğe girilmezse bile yalnız evlenme akdiyle ikinci kocasına haram olduğu hakkındaki görüş ise zayıftır. 267 Osmanlı hukukunda da evlilikleri sona eren ve tekrar evlenmek isteyen kadınlar kadıdan izin alırken iddetlerinin bittiğini ispat etmek zorunda idiler. Kanunnamelerde iddet tamamlanmadan yapılan evliliklerin feshedileceği, ayrıca bu nikâhı kıyanların cezalandırılacağı hükmü yer almaktadır. 268 Buraya kadar belirtilen hükümler, iddet bekleyen kadının yabancı bir kişiyle evlenmesiyle ilgiliydi. Kadının kendisinden iddet beklediği kişiyle evlenmesi ise, bu kişi üç talâk hakkını kullanmamışsa ittifakla câizdir. Çünkü iddet bekleme 264 Bkz. İbn Rüşd, a.g.e., III, 84 vd. 265 İbn Rüşd, a.g.e., III, İbn Rüşd, a.g.e., a.y. 267 İbn Rüşd, a.g.e., a.y. 268 H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI,

86 yükümlülüğü, zaten bu kocanın hakkını korumak için getirilmiştir. Hakkını kullanmasına engel olmak câiz olmaz. İddet bittikten sonra ise, herhangi bir kişinin onunla evlenmesi câizdir. 269 C. EVDEN ÇIKMAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İslâm hukukuna göre, iddet beklemekte olan bir kadın bazı istisnalar dışında evlilik meskeninden 270 dışarıya çıkamaz ve çıkarılamaz. Bu hüküm, evi barkı olmayan veya uzakta bulunan kadınların perişan olmamaları, bazı durumlarda yeniden evlilik hayatına dönmenin teşviki, çoluk çocuğun yeni hayata intibâkı 271 ve oluşabilecek dedikoduların önlenmesi gibi bir kısım hikmetlere bağlı olsa gerektir. İddet bekleyen kadın, kocasının evinde bulunduğu sürece onun gözetimi ve koruması altında bulunmuş olur. Bu durum, boşanma halinde kocayı yeniden düşünmeye sevk eder. Bunun sonucunda da ric î boşamalarda evliliği sürdürmesine, bâin boşamalarda da yeniden onunla evlenmesine vesile olabilir. Kocası ölen kadının eşiyle birlikte yaşadığı evde bulunması ise, ona eşini ve onunla geçirdiği hayatı hatırlatır ve bu da onu eşine karşı vefâlı olmaya, iddet beklemek ve süslenmeyi terk etmek gibi görevlerini yapmaya sevk eder. 272 Bu ve benzeri hikmetleri barındıran evden çıkmama yükümlülüğünün kapsamı noktasında İslâm hukukçularının birbirine yakın görüşleri vardır. Şöyle ki; 1. Hanefî Mezhebi Hanefîler, boşanmış kadın ile kocası vefat etmiş kadının durumunu ayrı olarak değerlendirmişlerdir. Buna göre; a) Boşanmış olan kadın: Âkil, bâliğ, hür, Müslüman ve sahîh bir evlilikten dolayı iddet bekleyen bir kadının gece veya gündüz evinden çıkması haramdır. 269 Kâsânî, a.g.e., III, 323; İbnü l-hümâm, a.g.e., III, 288; Bilmen, a.g.e., II, 385; Zuhaylî, a.g.e., VII, 653 vd. 270 Bazı alimlerin, ölüm iddetinde kadının dilediği yerde iddet beklemesini câiz gördüklerini Süknâ konusunda görmüştük. 271 Karaman, a.g.e., I, Şelebî, a.g.e., s

87 Boşamanın ric î, bâin veya üç talakla olması sonucu etki etmez. Çünkü Yüce Allâh, ric î talâk hakkında şöyle buyurmuştur: Apaçık bir kötülük işlemedikçe onları evlerinden çıkarmayın, onlarda çıkmasınlar. 273 Apaçık kötülükten kasıt bir yoruma göre, zinâdır. Bu durumda, kendisine had cezası uygulanabilmesi için evinden çıkarılır. Diğer bir yoruma göre ise, evden çıkmaktır. İddet süresinde, kadının evinden çıkması, apaçık bir kötülüktür. Ric î talakla ilgili bir başka ayette de, Onları kendi oturduğunuz yerde oturtun 274 buyurulmaktadır. Bu emir, bir önceki ayette olduğu gibi, kadının evinden çıkmasını ve çıkarılmasını kapsamaktadır. Kocasının evden çıkmasına izin vermesi sonucu değiştirmez. Çünkü iddette kocanın hakkı olduğu gibi, kamunun hakkı (hakkullâh) da vardır. Bâin ve üç talakla gerçekleşen boşamalarda da, evden çıkma yasağının kapsam itibariyle genel olmasına ve neseplerin korunması ihtiyâcına binâen aynı hükümler geçerlidir. 275 b) Kocası vefât etmiş olan kadın: Kocası vefât etmiş kadın, geceleri dışarı çıkamaz, fakat ihtiyaçlarını karşılamak için gündüzleri evden çıkmasında bir mahzur yoktur. Çünkü masraflarını karşılamak için gündüzleri dışarı çıkmaya ihtiyaç duyabilir. Zira ölen kocasından kendisine nafaka kalmamıştır ve kendi nafakasını karşılamak durumundadır. Geceleri çıkması ise câiz değildir. Çünkü buna ihtiyaç yoktur. 276 Kocası vefât etmiş olan kadının bağlı olduğu hükümler, boşanmış kadının bağlı olduğu hükümlerden farklıdır. Çünkü boşanmış kadının nafakası kocasına aittir. Bazı Hanefî hukukçular, nafaka hakkı olmamak şartıyla gerçekleştirilen hulû da, kadının gündüzleri kazanç sağlamak için dışarı çıkabileceğini savunmuşlardır. Çünkü, durumu açısından kocası ölmüş kadına benzemektedir. Diğer Hanefî hukukçular ise, onun da gündüzleri evinden çıkamayacağını savunmuşlardır. Çünkü, nafaka hakkını kendi isteğiyle düşürmüştür Talâk, 65/ Talâk, 65/ Kâsânî, a.g.e., III, 324 vd. 276 Bu noktada ölçü, geceyi evinde geçirmesidir. Gecenin bir kısmında dışarıda olmasının da bir zararı yoktur. Meydânî, a.g.e., II, Kâsânî, a.g.e., III, 324 vd.; Mevsılî, a.g.e., II, 204 vd., 226; Bilmen, a.g.e., II, 385 vd. 80

88 Evlilik meskeninde iddet beklemekte olan kadın ve kocasının/ailesinin uymak durumunda olduğu bazı ek hükümler vardır. Şöyle ki; * Kocanın ölümü durumunda, evlilik meskeninde bulunan ve namahrem olan mirasçılarla arasına bir perde çekilmelidir ki, tesettür kurallarına riâyet edilebilsin. * Bâin boşamalarda da aynı hüküm geçerlidir. Çünkü artık karı koca değildirler, birbirlerine yabancıdırlar. Halvette (baş başa) kalmaları yasaktır. Evin dar veya kocanın fâsık olması durumunda kocanın evi terk etmesi gerekir. Çünkü vâcip olan, kadının o evde beklemesidir, kocanın değil. Kocanın fâsık olması durumunda, ikisinin arasına girip engel olabilecek güçlü ve güvenilir bir kadının maaşı hazineden verilmek kaydıyla istihdam edilmesi güzel olur. * Ric î boşlamalarda bu tür bir perdenin (veya kapının) olması yükümlülük değildir, ama menduptur. Yükümlülük değildir, çünkü hâlâ karı-kocadırlar ve dönüş gerçekleşebilir. 278 Boşanmış veya kocası vefât etmiş olan kadın 279, yolculuğa çıkamaz. Farz olan hac için bile bunu yapamaz. Bâin ve üç talakla gerçekleşen boşanmalarda eski kocasıyla hiçbir şekilde yolculuğa çıkamaz. Çünkü bir yandan onları evlerinden çıkarmayın, onlarda çıkmasınlar 280 ayetinin hükmü, diğer yandan da tarafların artık birbirlerine yabancı olmaları buna engeldir. Ric î boşamalar da üç imama 281 göre aynı hükme tabidir. Ancak İmâm Züfer, bu konuda bir istisnâ getirerek, ric î boşamalarda kocasıyla birlikte yolculuğa çıkabileceğini savunmuştur. Bu hükmün gerekçesi noktasında Hanefî hukukçular çeşitli yorumlar yapmışlardır. Ancak geçerli kabul edilen yoruma göre, kocanın iddet beklemekte olan karısıyla yola çıkması ric at (evliliği devam ettirme) anlamına gelir. Dolayısıyla iddet içinde yolculuk söz konusu olmaz. 282 Bir kadın, kocasıyla birlikte yolculuğa çıkmış olsa ve bu yolculuğu sırasında kocası kendisi boşasa veya vefât etse bu durumda, eğer çıktığı şehre üç günden az, 278 İbn Âbidîn, a.g.e., V, 226 vd. 279 Kocası ölmüş kadın, temel aldığımız metinlerde nedense konu edilmemektedir. Ancak Hanefîlerin genel yaklaşımı, onların da aynı hükme tabi olduğunu göstermektedir. 280 Talâk, 65/ İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed. 282 Kâsânî, a.g.e., III, 326 vd.; Meydânî, a.g.e., II,

89 gideceği şehre ise üç günlük veya daha fazla mesafe varsa çıktığı şehre döner. Çünkü böyle yapmadığı takdirde iddet sırasında en az üç günlük 283 bir yolculuk yapması gerekecektir. Şayet tam tersi bir durum söz konusu olursa, bu durumda gideceği şehre gitmesi gerekir. Çünkü aksi takdirde iddet içinde yasak olan yolculuk kapsamına girer. Her iki mesafenin eşit olduğu duruma gelince, o takdirde isterse geri döner, isterse yolculuğa devam eder. 284 Boşanma ev dışında gerçekleştiği takdirde kadın hemen evlilik meskenine döner ve iddetini orada bekler. 285 Bütün bu hükümler, normal durumlar (hâlü l-ihtiyâr) için geçerlidir. Zaruret halinde (hâlü l-ıztırâr) ise, iddet bekleyen her kadın dışarı çıkabilir. Örneğin; evinin yıkılmasından veya eşyalarının zarar görmesinden korkar veya vefat iddeti beklediği sırada kirayla oturduğu evin kirasını ödeyemez hale gelirse bulunduğu evden çıkabilir. Vefât iddetinde buraya en yakın olan, boşanma iddetinde de kocanın uygun olduğu bir yere intikâl eder. 286 Buraya kadar belirtilen yükümlülükler sahîh nikâh sonrasında beklenen iddetle ilgilidir. Fâsid nikâh sonrasında beklenen iddetlerde ise, evden çıkmama yükümlülüğü yoktur. Çünkü iddetle ilgili bu hükümler, sahîh nikâh sözleşmeleri için düzenlenmiştir. Bununla birlikte koca, nesebini korumak için dışarı çıkmasına engel olabilir. Aynı şekilde eğer ayrılık ric î değilse küçük ve delinin de evden dışarı çıkması câizdir. Kocanın izin verip vermemesi sonuca etki etmez. Çünkü iddetteki kamu hakkı (hakkullâh), küçük ve deli için yükümlülük değildir. Diğer taraftan küçükten çocuk olmayacağı için kocanın da hakkı kalmaz. Bununla birlikte ric î boşamalarda kocasından izinsiz dışarı çıkması câiz olmaz, çünkü hâlâ onun karısıdır. Kocanın, nesebini korumak amacıyla delinin dışarı çıkmasını her durumda önlemesi câizdir. Çünkü hamile olabilir Yapılan seyahatin yolculuk hükmünde olması için en az üç günlük mesafeye yapılması şarttır. Daha kısa seyahatler, bu kapsamda değerlendirilmezler. 284 Kâsânî, a.g.e., III, 327 vd.; Merğinânî, a.g.e., III, 383 vd.; Bilmen, a.g.e., II, İbn Âbidîn, a.g.e., V, İbn Âbidîn, a.g.e., V, 225 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII, Bilmen, a.g.e., II, 387; Zuhaylî, a.g.e., VII,

90 2. Mâlikî Mezhebi Mâlikî mezhebine göre, iddet beklemekte olan bir kadın ister boşanmış ister kocası vefât etmiş olsun zarûret ve özür durumunda her zaman, ihtiyaç durumunda da gündüz vakti 288 dışarı çıkabilir. Evinin yıkılması, evinin yıkılmasından korkması, hırsızların çokluğu, kiranın yüksekliği, kötü komşular, cana veya mala zarar geleceği endişesi zarûret ve özür durumlarına; yiyecek içecek satın almak da ihtiyaç durumuna örnek olarak verilebilir. 289 Bazı Mâlikî hukukçular, ihtiyaç dışında gündüz vakti dışarı çıkmasının câiz olmadığını savunmuş ve ihtiyaç kapsamına girmeyen durumlara örnek olarak ticâret, ziyâret, tebrik ve taziye gibi işleri göstermişlerdir. Bazıları ise ihtiyaç dışında da dışarı çıkmasının câiz olduğunu, çünkü Müdevvene de düğüne gitmek için evinden çıkabileceği, fakat dışarıda geceleyemeyeceği ifade edilmiştir. 290 Müdevvene de kadının mescide gidebileceği de ifade edilmiştir. 291 Mâlikî mezhebine göre, iddet beklemekte olan kadının uzun yolculuğa çıkması câiz değildir, evinde gecelemesi şarttır. Bunun bir uzantısı olarak kadının iddeti içinde hac yapması câiz görülmemiştir Hanbelî Mezhebi Hanbelî mezhebinin görüşü de, genel anlamda Mâlikî mezhebi gibidir. Hanbelî mezhebine göre de iddet beklemekte olan bir kadın ister boşanmış ister kocası vefât etmiş olsun zarûret durumunda her zaman, ihtiyaç durumunda da gündüz vakti Mâlikî mezhebine dair bazı kitaplarda gündüz vakti olarak belirtilen zaman dilimi, diğer bazı kitaplarda gündüzün iki tarafı olarak açıklanmakta ve sınırlarının seher vaktinden akşamla yatsı arası na kadar olduğu bizzât İmâm Mâlik tarafından ifâde edilmektedir. İmâm Mâlik in titizlik gösterdiği nokta gecenin evde geçirilmesidir. Bkz. Sahnûn Abdüsselâm b. Saîd et-tenûhî, el-müdevvenetü lkübrâ, yy., Dâru Sâdır, II, 463 vd.; Haraşî, a.g.e., II, 159; Derdîr, a.g.e., II, İbn Cüzeyy, a.g.e., s. 206 vd.; Haraşî, a.g.e., II, 159; Derdîr, a.g.e., II, Bkz. Haraşî, a.g.e., a.y.; Derdîr, a.g.e., a.y. Bu ifadenin Müdevvene deki yerini tespit edebilmek için bilgisayar ortamında yaptığımız araştırmaya rağmen bu metne rastlayamadık. 291 Sahnûn, a.g.e., II, Sahnûn, a.g.e., a.y. 293 Mâlikî mezhebine dair bazı kitaplarda gündüz vakti olarak belirtilen zaman dilimi, diğer bazı kitaplarda gündüzün iki tarafı olarak açıklanmakta ve sınırlarının seher vaktinden akşamla yatsı arası na kadar olduğu bizzât İmâm Mâlik tarafından ifâde edilmektedir. İmâm Mâlik in titizlik gösterdiği 83

91 dışarı çıkabilir. Evinin yıkılması zarûret durumuna; alım, satım vb. işler de ihtiyaç durumuna örnek olarak verilebilir. 294 Hanbelî mezhebinin, Mâlikî mezhebinden 295 en belirgin farkı; Hanbelî hukukçuların, gündüz vakti ihtiyaç dışında evden çıkmasını câiz görmemeleridir. Hanbelîler, iddet beklemekte olan bir kadının misâfirlik ve hasta ziyâreti gibi ihtiyaç kapsamına girmeyen amaçlarla veya başkasının ihtiyacını karşılamak için dışarı çıkamayacağı görüşündedirler. 296 İddet beklemekte olan bir kadın geceyi evinin dışında geçiremez. Bu durumdaki bir kadın, ihtiyaçları için gündüz vakti dışarı çıkabilir, fakat zaruret olmadıkça geceleri çıkamaz. Çünkü geceler, çeşitli sorunlara gebedir, gündüzler ise ihtiyaçların karşılanması için uygun olan bir zaman dilimidir. Eğer bu kadın üzerine, yemin ve had gibi kendisi olmaksızın yerine getirilmesi mümkün olmayan bir hak vacip olursa ve kadın tesettüre riâyet eden bir kadın ise hâkim gerekenin kadının evinde yapılması için bir görevli yollar. Şayet kadın, tesettüre uymayan açık bir kadın ise hakkın ondan alınması için mahkemeye mahkemeye celbedilmesi câizdir. İşi bitince evine geri döner. 297 İddet beklemekte olan kadının ihtiyaçları için gündüz vakti evinden dışarı çıkabileceğini savunan Hanbelî ve Mâlikîlerin dayandığı bazı deliller şunlardır: 298 a) Câbir (r.a.) ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Teyzem, (kocası tarafından) boşandı. (İddet beklerken) hurmalarını toplamaya niyetlendi. Bir adam, onu çıkmaktan men etti. Bunun üzerine teyzem Peygamber (s.a.v.) e gitti. Peygamber (s.a.v.) kendisine şunları söyledi: Hayır! Hurmalarını topla! Umulur ki onlardan sadaka verirsin veya bir hayır nokta gecenin evde geçirilmesidir. Bkz. Sahnûn, a.g.e., II, 463 vd.; Haraşî, a.g.e., II, 159; Derdîr, a.g.e., II, İbn Cüzeyy, a.g.e., s. 206 vd.; Haraşî, a.g.e., II, 159; Derdîr, a.g.e., II, Yani bu mezhepteki tercih edilen görüşten. 296 Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 131; Behûtî, Münteha l-irâdât, III, İbn Kudâme, a.g.e., XI, 297 vd. 298 İbn Kudâme, a.g.e., XI,

92 işlersin. 299 b) Mücâhid şunları söylemiştir: Uhud günü, bazı yiğitler şehid düşmüştü. Hanımları Rasûlullâh (s.a.v.) in yanına gelip şöyle dediler: Ey Allâh ın elçisi! Geceleri yalnız kalmaktan çekiniyoruz. Geceyi içimizden birinin evinde geçirip sabah olunca kendi evlerimize dönebilir miyiz? Rasûlullâh (s.a.v.), bu soruya şöyle cevap verdi: İçinizden birinin evinde oturup istediğiniz kadar sohbet edin, uyumak istediğinizde de evlerinize dönün Şâfiî Mezhebi Şâfiî mezhebinin görüşü, Mâlikî ve Hanbelîlerin görüşüne oldukça yakındır. Bu mezhebe göre, iddet beklemekte olan bir kadın ister boşanmış ister kocası vefât etmiş olsun zarûret veya özür durumunda evinden dışarı çıkabilir. Evinin yıkılması, yanması veya su altında kalmasından ve böylece canına veya malına zarar gelmesinden korkması, evinin hırsızlara karşı korunaklı olmaması ve kötü komşular, cana veya mala zarar geleceği endişesi zarûret ve özür durumlarına örnek olarak verilebilir. İddet beklemekte olan kadın bu tür mazeretler olmadan evinden dışarı çıkarsa günaha girer. Boşanmalarda kocası, kocasının ölümü durumunda ise mirasçılar evinden dışarı çıkmasına engel olabilirler. Şâfiîler, ihtiyaç durumunda da bazı iddet türlerinde istisnalar getirmişlerdir. Buna göre, iddet beklemekte olan kadın yiyecek içecek, eğirmek için yün vs. almaya ihtiyaç duyduğu zaman, beklemekte olduğu iddete göre farklı hükümlere tabi olur. Eğer ric î boşamadan dolayı iddet bekliyorsa, bu ihtiyaçlarını kocasının karşılaması gerekir. O izin vermeden dışarı çıkamaz. Ölüm iddetinde, bu tür ihtiyaçlarını karşılamak için gündüzleri evinden dışarı çıkabilir. Ayrıca, ip eğirmek ve sohbet etmek için geceleri komşularına gidebilir, ama onların yanında geceleyemez, uyumak için evine döner. 299 Müslim, Talâk 7; Ebû Dâvûd, Talâk 41; Nesâî, Talâk 71. Ebû Dâvûd un rivâyetinde üç talakla boşandığı ifade edilmektedir. 300 Beyhakî, a.g.e., VII,

93 Bâin talâk ve fesh iddetinde, Şâfiî nin kadîm (önceki) görüşüne göre ihtiyaçları için dışarı çıkamaz. Cedîd (sonraki) görüşüne göre ise, kocası ölen kadınla aynı hükümlere tabidir. 301 İmâm Nevevî, Minhâcü t-tâlibîn de bu son görüşü nakletmekle yetinmiştir. 302 Fâsid ve şüphe ile cinsel ilişkide de aynı hükümler geçerlidir. 303 İmâm Şâfiî, Apaçık bir kötülük işlemedikçe onları evlerinden çıkarmayın, onlarda çıkmasınlar. 304 ayetiyle ilgili olarak İbn Abbâs (r.a.) nın şu yorumunu nakleder: Apaçık kötülükten kasıt, kadının kocasının ailesine hakarette bulunmasıdır. Böyle yaptığı takdirde evinden çıkarılması helal olur. Daha sonra, Fâtıma b. Kays ın kendisine boşanma haberini getiren kişiye kızıp onu azarladığını, durum Peygamber (s.a.v.) e iletilince ona Ümmü Şerîk in evinde iddet beklemesini emrettiğini rivâyet eder. Bu rivâyetten hareketle, böyle davranan bir kadının kendi istediği yerde iddet bekleyemeyeceği hükmünü varmaktadır. Bu durumda kocası orada olduğu takdirde kocası, olmadığı takdirde kocanın vekili, kocanın vekili yoksa devlet başkanı bir ev kiralar ve kadını oraya yerleştirip gözetir. 305 Bütün bu görüşlere genel olarak bakıldığında şu hususlar dikkat çekmektedir: Ric î boşamadan bâin boşamaya ve kocanın ölümüne doğru gidildikçe kadının ikâmet yükümlülüğü ve seyahat kısıtlılığı azalan bir seyir takip eder. İddet bekleyen kadına yönelik bu kısıtlama ayrıca, gerek kadının nafakasının kocası tarafından sağlanıyor olması ve kadının çalışmaya olan ihtiyacı gerekse kadının karşılaşabileceği muhtemel sıkıntılar göz önüne alınarak doktrinde hayli yumuşatılmış ve birçok istisnâî hüküm sevk edilmiştir. 306 Gayr-i Müslim Kadınların Durumu Hanefîler, Kitap ehlinden olan kadının iddet beklediği evden dışarı çıkabileceğini savunurlar. Çünkü o, ibadet kabilinden olan hükümlerle yükümlü değildir. Bununla birlikte koca, nesebini korumak amacıyla, dışarı çıkmasına engel 301 Nevevî, Ravzatu t-tâlibîn, VI, 392 vd.; 302 Nevevî, Minhâcu t-tâlibîn, s Remlî, a.g.e., VII, Talâk, 65/ Muhammed b. İdrîs, eş-şâfiî, el-ümm, İkinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, 1973, III, H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI,

94 olabilir. 307 İmâm Şâfiî ye göre iddet beklemekte olan kadın Kitap ehlinden ise, ailesi onu evinden dışarı çıkabilir. Bu takdirde kadının nafaka hakkı düşer. 308 D. YAS TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ (İHDÂD/HİDÂD) İhdâd/hidâd, hadd kökünden türetilmiştir. Hadd, engellemek demektir. İhdâd ise, terk etmek, kaçınmak anlamındadır. 309 Bir İslâm hukuku terimi olarak; yakınlarından biri vefât eden kadının belli bir süre süslenme, kokulanma, sürme çekme, kına yakınma veya zinet takınma gibi sevinç ve neşeyi açığa vurma niteliğindeki davranışlardan sakınması anlamına gelmektedir. Görüldüğü üzere yas tutmanın gerekleri bedenle ilgilidir. Bu nedenle, yatağını ve ev eşyalarını süslemesinde veya ipek üzerinde oturmasında bir mahzur yoktur. 310 Anne, baba ve kardeş gibi yakınları vefat eden kadının üç gün boyunca yas tutması câizdir. Ancak kocasından başka birisi için üç günden fazla yas tutması haramdır. Çünkü Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: Allâh a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası hariç ki onun için için dört ay on gün yas tutar herhangi bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. 311 Bu genel hükümlerde ittifâk eden İslâm hukukçuları, konunun detaylarında ihtilâf etmişlerdir. İddet durumunda ihdâdın mükellefi ve ihdâdın kapsamı, üzerinde ihtilâf edilen konulardandır. 1. İhdâdın Mükellefi İslâm hukukçuları, İddet beklemekte olan kadınlardan hangileri ihdâdla mükelleftir? sorusuna farklı cevaplar vermişlerdir. Şöyle ki; 307 Bilmen, a.g.e., II, Şâfiî, a.g.e., III, 235 vd. Ayrıca bkz. İbn Kesîr, a.g.e., IV, 321 vd. 309 Haraşî, a.g.e., II, Nevevî, Minhâcu t-tâlibîn, s. 256; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 219; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, Buhârî, Cenâiz 30; Müslim, Talâk 9. Metin, Buhârî ye aittir. 87

95 a) Kocanın ölümü durumunda Hanefîlere göre; kocası ölen kadın âkil, bâliğ ve Müslüman ise ve sahîh bir evlilik sonrasında iddet beklemek durumunda kaldıysa ihdâdla mükelleftir. Dolayısıyla deli, küçük, kitap ehli ve fâsid nikâhla evlenen kadının ihdâd yükümlülüğü yoktur. Bunların ilk üçü iddet beklemezler; çünkü iddet bir çeşit ibâdettir, onlarsa ibâdetle yükümlü değildirler. Bununla birlikte iddet sırasında deli akıllanır, küçük bâliğ olur veya kitap ehli kadın Müslüman olursa iddetin kalan kısmında ihdâdla yükümlü olurlar. Fâsid nikâhla evlenen kadın da iddet beklemez; çünkü bu nikâhın zaten izâlesi gerektiği için üzüntü izhârına gerek yoktur. 312 Hanefîlerin dışında kalan İslâm hukukçularına çoğunluğuna göre ise, sahîh bir evlilik yapmış olması kaydıyla deli, küçük ve kitap ehli olanları da dâhil olmak üzere bütün kadınlar ihdâdla yükümlüdürler. Çünkü küçük ve kitap ehli olan kadınlar, zinâ etmemek ve şarap içmemek gibi yasaklarda mükelleflerle aynı konumdadırlar. Şu farkla ki, onlar bu işleri yaptıkları takdirde günaha girmezler. İddet de böyledir. 313 Kocası ölen kadının sadece üç gün yas tutması gerektiğini, dört ay on günlük sürenin yas değil evlenme yasağı için konulduğunu söyleyen fakihler de vardır. Hasân-ı Basrî ve Şa bî nin boşanan veya kocası ölen kadın için ihdâd yükümlülüğü olmadığı görüşünde olduğu da rivâyet edilmiştir. 314 Kocası ölmüş bir kadın eğer yas tutmayı terk edecek olursa bunu terk etmenin haram olduğunu bilmesi halinde Yüce Allâh a karşı asi olur. Hanefîlerin dışındakilerin görüşüne göre, küçük ve deli kadını eğer velisi bundan alıkoymazsa o asi olur. Bununla birlikte kadının evinden ayrılması durumunda olduğu gibi zamanın dolmasıyla iddeti sona erer. 315 b) Kocanın boşaması durumunda İslâm hukukçuları, ric î (dönüşlü) boşamalarda, kadının ihdâdla yükümlü 312 Bilmen, a.g.e., II, Zuhaylî, a.g.e., VII, Nevevî, el-minhâc, X, 351 vd.; Şa rânî, a.g.e., II, 135; H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, Zuhaylî, a.g.e., VII, 662 vd. 88

96 olmadığı hükmünde ittifâk etmişlerdir. Çünkü, bu durumda evlilik bağı tamamen ortadan kalkmamıştır. Bu nedenle, kocasının kendisine geri dönmesini umuyorsa süslenmesi menduptur. 316 Boşamanın bâin (kesin) veya üç talakla gerçekleşmesi durumunda ihdâdın gerekip gerekmediğinde ise ihtilâf edilmiştir. Hanefîlere göre, bâin veya üç talakla boşanmış kadınlar da ihdâdla yükümlüdürler. Çünkü ihdâd, hem şeriatın bir hakkıdır hem de kocası ölen kadında olduğu gibi koca nimetinin kaybedilmesi nedeniyle duyulan üzüntünün izhâr edilmesidir. 317 Hanefîlerin dışında kalan İslâm hukukçularına göre ise, bu durumlarda ihdâd farz değildir, ama müstehaptır. Bu durumda iddet farz değildir, çünkü kocası bâin talakla boşayarak kendisine eziyet vermiştir. Dolayısıyla ondan ayrıldığı için keder ve üzüntü izhâr etmesine gerek yoktur. Bununla birlikte süslenmesi fitneye neden olabileceği için süslenmeyi terk etmesi (ihdâd) müstehaptır İhdâdın Kapsamı İhdâd, daha önce de belirtildiği üzere süslenmeyi terk etmek demektir. Câhiliye devrinde de ihdâd uygulaması vardı. Câhiliyye uygulamasıyla ilgili olarak Ümmü Seleme (r.a.) nın kızı Zeynep, annesinden şunları duyduğunu söylemektedir: Rasûlullâh (s.a.v.) e bir kadın gelerek: Ey Allâh ın elçisi! Kızımın kocası vefat etti. Kızım da gözünden rahatsızdır. Gözüne sürme çekebilir miyiz? diye sordu. Rasûlullâh (s.a.v.) iki veya üç defa Hayır! cevâbını verdi. Sonra da şöyle buyurdu: Bu iddet, sadece dört ay on gündür. Halbuki sizden biriniz câhiliye devrinde tezeği bir senenin sonunda atardı. Hadisin râvîlerinden Humeyd diyor ki: Zeyneb e: Tezeği senenin sonunda atardı ne demektir? diye sordum. Zeyneb, şu cevâbı verdi: 316 Bilmen, a.g.e., II, Zuhaylî, a.g.e., VII, Zuhaylî, a.g.e., VII,

97 Kadın, kocası öldüğü zaman küçük ve basık tavanlı bir eve girer; en kötü elbisesini giyer; bir sene geçinceye kadar koku ve hiç bir şey sürünmezdi. Sonra kendisine bir hayvan; eşek, koyun veya kuş getirilir de onunla silinirdi. Silindiği şey genelde ölürdü. Sonra dışarı çıkar; kendisine bir hayvan tezeği verilirdi, o da onu atardı. Ondan sonra dilediği koku ve saireyi kullanmaya başlardı. 319 Silinmek şeklinde tercüme ettiğimiz infizâz kelimesiyle ilgili olarak İbn Kuteybe şunları söylemektedir: İnfizâz kelimesinin anlamını Hicazlılar a sordum. Şu cevâbı verdiler: Câhiliye devrinde iddet bekleyen kadın yıkanmaz; su yüzü görmez; tırnak kesmez; bir sene sonra oldukça çirkin bir görüntüyle meydana çıkar. Sonra infizâz eder, yani içinde bulunduğu iddet hâlini bir kuş ile kırar; onunla önünü silerek atardı. O hayvan da genelde ölürdü. İmâm Mâlik, bu kelimeyi: O hayvanla cildini silerdi şeklinde tefsir etmiş; İbn Vehb ise: Kadın eliyle hayvana ve onun sırtına dokunurdu diyerek yorumlamıştır. Aynı kelime bâzılarına göre: Kadın hayvana dokunur; sonra yıkanır anlamına gelmektedir. İnfizâz, temizlenmek, kiri gidermek için gümüş gibi bembeyaz ve tertemiz olana kadar tatlı suyla yıkanmak demektir. Ahfeş de bunun benzeri sözler söylemiştir. 320 Bir sene iddet bekleyen kadının tezek atmasına gelince; bazı alimler bunun, kadının tezeği atması ve kendinden uzaklaştırması gibi, iddeti de atıp ondan çıktığını sembolize ettiğini söylemişlerdir. Bazı alimler ise bunun, kocanın hak ettiği şeyler yanında kadının bir sene iddet beklemesi, kötü elbiseler giymesi ve konforsuz bir evde beklemesinin bu tezeğin atılması gibi basit şeyler olduğunu simgelediğini ifade etmişlerdir. 321 Câhiliye devrinde, kocası ölen kadının bu şekilde iddet beklemesi bir yükümlülük olarak algılanırdı. Bununla birlikte, boşanmış kadının iddet beklemesi gerekli görülmezdi. Hamile iken boşanan ve ardından yeni bir evlilik yapan kadının 319 Buhârî, Talâk 44; Müslim, Talâk 9; Ebû Dâvûd, Talâk 43; İbn Mâce, Talâk 34. Metin, Müslim e aittir. 320 Nevevî, el-minhâc, X, 353 vd.; Takiyyüddin b. Dâkîki l-îd, İhkâmu l-ahkâm şerhu Umdeti lahkâm, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-fikr, 1997, s. 517 vd. 321 Nevevî, el-minhâc, X,

98 önceki kocasından doğuracağı çocuk kural olarak yeni kocanın nesebinde görülür, fakat bu durum daha sonra önemli ihtilaflara yol açardı. 322 İslâm, açıklamaya çalıştığımız bu câhiliye uygulamalarını ıslâh etmiş; aşırılıklarını giderip ihdâdın süresini ve kapsamını daraltmıştır. İslâm ın getirdiği ıslahâtı anlatan merfû hadislerin bir kısmı şöyledir: Ümmü Atiyyye (r.a.) nın rivâyeti: Kadın, kocasından başka biri için ki onun için için dört ay on gün yas tutar üç günden fazla yas tutamaz. Bu süre içinde, (Yemen e has boyalı bir elbise olan) asb elbisesi hariç boyalı elbise giyemez ve sürme çekemez. (Hayızdan) temizlendiği zaman kullanabileceği az miktar kokudan başka, güzel koku da sürünemez. 323 Ümmü Seleme (r.a.) nın rivâyeti: Kocası vefât etmiş olan kadın, safranla veya kırmızı toprakla boyanan (sarı ve kırmızı) elbise giyemez, zinet takamaz, boya sürünemez ve sürme çekemez. 324 Ümmü Seleme (r.a.), şöyle demiştir: Kocam Ebû Seleme vefat ettiği zaman Rasûlullâh (s.a.v) yanıma girdi. Gözlerime sarı sabır denilen bir ilâç koymuştum. Rasûlullâh (s.a.v): Ey Ümmü Seleme, bu nedir? diye sordu. Ben de: Ey Allah ın elçisi, o sarı sabırdır, içinde esans yoktur! diye cevap verdim. Sarı sabır yüze renk verir ama sen onu yalnız geceleyin sürün gündüzün çıkar. Koku ve kına ile de taranma çünkü kına boyadır buyurdu. Ben: Neyle taranayım ey Allah ın elçisi? diye sordum. Başının her tarafını kaplarcasına başına koyacağın sidr yaprağı ile. buyurdu. 325 İslâm hukukçuları, bu ve benzeri hadislerden hareketle ihdâdın şunları kapsadığı belirtmişlerdir: 322 H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI, Buhârî, Talâk 47; Müslim, Talâk 9. Metin, Müslim e aittir. 324 Ebû Dâvûd, Talâk 46; Nesâî, Talâk Ebû Dâvûd, Talâk 46; Nesâî, Talâk

99 a) Elbiselerle ilgili yasaklar Yukarıdaki hadislerin ilkinde mutlak anlamda, ikincisinde ise mukayyed olarak boyalı elbise giyilmesi yasaklanmıştır. İslâm hukukçuları bu yasağı genelde zinet sayılacak nitelikteki elbiselerle ilgili görmüşlerdir. Buna göre iddet beklemekte olan kadının dikkat çekici renklerde elbiseler giymesi doğru değildir. Sarı ve kırmızı elbiseler 326 bu noktada birer örnektir. Mecbur kalmadıkça bu tür elbiseler giymemelidir. Bazı alimler, sadece beyaz ve siyah, bazıları da sadece siyah renge boyalı elbiseleri istisna etmişlerdir. 327 İslâm hukukçuları, ipek elbisenin yasak kapsamına girip girmeyeceği noktasında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Hanefîler, ipek elbise konusunda niyeti temel alarak süslenme gayesiyle giyilmesini yasak, ihtiyaçtan dolayı giyilmesini ise câiz kabul etmişlerdir. 328 Şâfiî mezhebinde esahh kabul edilen görüşe göre boyalı olmayan ipek elbise câizdir. 329 İmâm Mâlik e göre, beyaz ipekten elbise giyebilir. 330 Hanbelîler de aynı görüştedir. 331 b) Takılarla ilgili yasaklar İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre iddet beklemekte olan ve ihdâdla yükümlü bulunan hiçbir kadın takı kullanamaz. 332 Yüzük ve küpe de bu hükme dahildir. Bu nedenle eldeki yüzük demir bile olsa çıkarılmalıdır. 333 İbn Hacer gibi bazı Şâfiîler, altın ve gümüş takılar kullanmasının câiz olduğu 326 Merğinânî, usfur ve zağferan ile boyanmış elbiselerin yasaklanmasını güzel koku yaymalarına bağlamaktadır. Merğinânî, a.g.e., III, 380. Hanefîler, kokusunu kaybetmiş olması durumunda bu renklerde olan elbiselerin giyilebileceği görüşündedirler. Şeyh Nizâm ve diğerleri, el-fetâva l-hindiyye, Üçüncü Basım, Diyarbakır: el-mektebetü l-islâmiyye, 1973, I, İbn Cüzeyy, a.g.e., s. 206; Remlî, a.g.e., VII, 149 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 218. Mâlikîlerden Derdîr, siyah elbise giymenin cevâzını süslenmek için giyilmemesiyle kayıtlamıştır. Derdîr, a.g.e., II, 685 vd. İbn Hazm, siyah elbise de dahil olmak üzere hiçbir boyalı elbisenin giyilmesinin câiz olmadığı görüşündedir. İbn Hazm, a.g.e., X, Kâsânî, a.g.e., III, Remlî, a.g.e., VII, 149 vd. 330 Sahnûn, a.g.e., II, Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, Semerkandî, a.g.e., II, 252; Haraşî, a.g.e., II, 147; Remlî, a.g.e., VII, 150; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, Haraşî, a.g.e., 147, 148; Remlî, a.g.e., a.y. 92

100 görüşündedirler. 334 c) Kozmetikle ilgili yasaklar İslâm hukukçuları, yukarıdaki hadislerden hareketle koku sürünmeyi de ihdâd kapsamında değerlendirmişlerdir. Buna göre bu durumdaki kadın bedenine veya elbisesine hiçbir koku süremez. 335 Bunun tek istisnası, hayızdan temizlendiği zaman kullanabileceği az miktarda kokudur. Hadiste bu koku kust ve ezfâr olarak nitelenmektedir. İmâm Nevevî, bu ikisinin bilinen buhurlar olduğunu ve bunların kokulanmak için kullanılmadığını, hadisteki iznin kokulanmak için değil, hayızdan kaynaklanan kötü kokuyu gidermek için olduğunu belirtmiştir. 336 Bu nedenle koku ilgili yerin çevresine sürülür. 337 Cumhûra göre, saçlara sürülen yağ da kokuyla aynı hükme tabidir. Çünkü yağ ile saçlar süslenir ve güzel kokudan uzak bir yağ yok gibidir. 338 Mâlikî hukukçular ise, kokulu olanla olmayanı birbirinden ayırmışlardır. Onlara göre, zeytinyağı gibi kokusuz olan yağlar kullanılabilir. 339 İhdâdla yükümlü olan kadının makyaj yapması, saçını boyaması ve kına yakması câiz değildir. Çünkü bunlar, yukarıdaki hadislerde açıkça yasaklanmışlardır. 340 Sürme çekmesi de câiz değildir. Çünkü sürme gözün süsüdür. Bununla birlikte bütün mezhep hukukçuları, bir zaruret veya bir ihtiyaç durumunda gündüz değil de geceleyin sürme çekmesini câiz görürler. Çünkü zaruretler, haramları mübâh kılar. 341 Ayrıca Peygamber (s.a.v.), gözlerinden rahatsız olan ve kocası ölmüş bulunan bir kadına şöyle buyurmuştur: 334 Zuhaylî, a.g.e., VII, 661. Şâfiîler, küpeyi de bu kapsamda ele almışlardır. Onlara göre bu tür zinetler, dışarıdan görülmüyorsa takılabilirler. Remlî, a.g.e., VII, Mevsılî, a.g.e., II, 225; Haraşî, a.g.e., II, 148; Remlî, a.g.e., II, 151; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, Nevevî, el-minhâc, X, 357; Şevkânî, a.g.e., III, İbn Dakîku l-îd, a.g.e., s. 516; Zuhaylî, a.g.e., VII, Remlî, a.g.e., II, 151; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 429; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 218; Zuhaylî, a.g.e., VII, Haraşî, a.g.e., II, Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 429; Zuhaylî, a.g.e., VII, Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, V, 429; Zuhaylî, a.g.e., VII,

101 Gözlerine (sarı sabırla) sürme çek, ama gündüzleri sürmeyi sil! 342 Tedâvi maksadıyla sürme kullanılmasına cevâz veren İslâm hukukçuları, süs sayılmayan sürmelerin de câiz olduğunu söylemektedirler. Siyah değil de beyaz olan ve dolayısıyla renk ve koku vermeyen sürmeler böyledir. 343 Saçların taranması da ihdâd kapsamına girmektedir. Hanefîler, iddet bekleyen kadının sık aralıklı tarak kullanmasını doğru bulmamışlardır. Aralıkları geniş olan bir tarak kullanması ise câizdir. 344 Çünkü sık dişli tarak kullanılması süslenme kapsamında değerlendirilmiştir. Seyrek dişli taraklar ise, saç örgüsünü çözmek için gerekebilir. 345 Buradan da anlaşılacağı üzere bu hüküm özür durumuna hastır. 346 Nitekim Zâhirîlerden İbn Hazm da, saçlarını açmak için olması dışında saçlarını tarayamayacağını savunur. 347 İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, kadının evdeki banyosunda sabun ve benzeri şeylerle yıkanması câizdir. 348 Çünkü Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: Yas tutan kadın, saçını sidr ve zeytinyağı ile toplayabilir. 349 Mâlikîler ise, zaruret olmadıkça banyo etmesini câiz görmezler. 350 İddet bekleyen kadın, tırnaklarını kesebilir, koltuk altlarını yolabilir ve etek traşı yapabilir Mâlik, Talâk 35. Hadis, belâğan nakledilmiştir. 343 Haraşî, a.g.e., II, 148; Remlî, a.g.e., II, 151; Behûtî, Keşşâfu l-kınâ, a.y.; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 218; Zuhaylî, a.g.e., VII, 661. İbn Hazm, ister zaruret olsun ister olmasın sürme çekmeyi haram kabul eder. İbn Hazm, a.g.e., X, İbn Âbidîn, a.g.e., V, 217 vd. 345 İbnü l-hümâm, a.g.e., III, İbn Âbidîn, a.g.e., V, 217 vd. 347 İbn Hazm, a.g.e., X, Derdîr, a.g.e., II, 686; Zuhaylî, a.g.e., VII, Mâlik, Talâk 35. Hadis, belâğan nakledilmiştir. 350 Derdîr, a.g.e., II, 686; Zuhaylî, a.g.e., VII, Zuhaylî, a.g.e., a.y. 94

102 III. İDDET VE TALÂK Ric î boşamalarda, iddet devam ettiği sürece kocanın karısını ikinci veya üçüncü defa boşama hakkı vardır. Çünkü ric î boşamalarda iddet bitmedikçe evlilik bağı devam etmektedir. Eğer kadın beynûnet-i kübrâ nedeniyle iddet bekliyorsa, kocanın yeni bir boşama gerçekleştirmesi söz konusu olamaz. Çünkü, üç talâk hakkını tüketmiştir. Dolayısıyla yeni bir boşamada bulunması anlamsızdır. Eğer kadın beynûnet-i suğrâ nedeniyle iddet bekliyorsa, Hanefîlere göre kocanın yeni bir boşama gerçekleştirmesi mümkündür. Çünkü, nafakasının koca üzerine vâcip olması, onun evinde oturması, iddet sırasında bir başkasıyla evlenmesinin câiz olmaması gibi bir takım evlilik hükümleri devam etmektedir. İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre ise, bu mümkün değildir. Çünkü, bâin talakla evlilik bağı kopmuştur, dolayısıyla kadının tekrar boşanması söz konusu olamaz. Eğer evlilik fâsid ise veya hangi çeşidi olursa olsun kadının iddeti bitmiş ise kocanın yeni bir boşama gerçekleştirmesi söz konusu değildir. Hatta boşama iddetin bitişine bağlanmış bile olsa, örneğin karısına İddetini bitirdiğin gün boşsun dese bu boşama geçerli olmaz. 352 Hanefî hukukçular, iddet sırasında gerçekleşebilecek ve gerçekleşemeyecek boşamalarla ilgili olarak şunları söylemektedirler: 1. Sarîh talâk, sarîh talâka lâhik olabilir Sarihten kasıt, boşayan kişinin niyetinin boşamak olup olmadığı araştırılmaksızın gerçekleşen talâktır. İster ric î, ister bâin olsun Örneğin; bir kimse, karısını seni boşadım diyerek ric î olarak boşadıktan sonra iddeti içinde tekrar seni boşadım diyerek veya bir mal üzerinde anlaşarak tekrar boşarsa, ikinci bir talâk daha gerçekleşmiş olur. Birinci durumda yine ric î bir talâk 352 Zuhaylî, a.g.e., VII,

103 gerçekleşir. İkinci durumda ise talâk bâindir ve anlaşılan mal verilmelidir. 2. Sarih talâk, bâin talâka lâhik olabilir Bir kimse, karısını bâin talakla veya muhâlea yoluyla boşadıktan sonra iddeti içinde seni boşadım diyerek veya bir mal üzerinde anlaşarak tekrar boşarsa ikinci bir bâin talâk daha gerçekleşir. Çünkü önceki bâin talâk, dönüşe engel olduğu için ikinci talâk da her halükarda bâin olmuş olur. Ancak bu durumda kadının mal vermesi gerekmez. Çünkü kadının mal vermeyi teklif etmesi, kocasının nikâhından kurtulabilmek içindir. Bu maksat, zaten önceki bâin talakla hasıl olmuştu. Ric î boşamayı gerçekleştiren kinâyelerde sarih hükmünde olduğundan dolayı bunlar da bâin talâka lâhik olabilir. 3. Bâin talâk, sarih ric î talâka lâhik olabilir Bir kimse, karısını seni boşadım diye ric î olarak boşadıktan sonra bâin boşamaya vesile olan sarih veya kinâî bir lafız ile karısını tekrar boşarsa, ikinci bir talâk daha gerçekleşir ve bu bâin olur. Çünkü ric î talaktan sonra iddet içinde evlilik bağı devam ettiğinden, bu bağ sonraki talâk ile ortadan kaldırılabilir. 4. Üç talâk, hem ric î hem bâin talâka lâhik olabilir Üç talâk, anlam itibariyle bâin ise de lafız bakımından sarih olduğundan bunlar gerçekleşebilir. Örneğin; bir kimse, karısını bir veya iki ric î veya bâin talâk ile boşadıktan sonra iddeti içinde üç talakla boşasa beynûnet-i kübrâ meydana gelir. Bâin talaktan sonra iddet içinde bir daha bâin talak gerçekleştirirse bununla beynûnet-i kübrâ kastedildiği takdirde yine aynı hüküm geçerlidir. 5. Kinâî bir lafız ile yapılan bâin talâk, mevcut duruma haber vermek anlamında yorumlanabildiği sürece bâin talâka lâhik olamaz Örneğin; bir kimse, karısına sen ayrılmışsın (bâinsin) dedikten sonra tekrar sen ayrılmışsın (bâinsin) veya sen bana haramsın dese yeni bir talâk gerçekleşmez. 96

104 Çünkü bu ifadeler, mevcut durumu haber vermek anlamına gelebilir. Şayet ben seni başka bir bâin talakla boşadım veya sen bâin olarak boşandın dese yeni bir talâk gerçekleşir. Çünkü bu ifadelerinin mevcut durumu haber vermek anlamına geldiği söylenemez. Birinci cümledeki başka, ikinci cümledeki boşandın kelimeleri buna engeldir. 353 Bütün bu durumlarda iddetlerin yenilenip yenilenmeyeceği konusunda bir bilgiye rastlayamadık. Ancak Özel Durumlar konusunda belirttiğimiz görüşlerden hareketle ikinci boşamadan sonra iddetin yeniden başlayacağı söylenebilir. 353 Bkz. Bilmen, a.g.e., II, 230 vd. İfadeler sadeleştirilmiş ve kısmen değiştirilmiştir. 97

105 IV. İDDET VE NESEB Hanefîlere göre ric î talâk ile boşanmış bir kadın, boşanmasının üstünden iki yıl geçmeden önce bir çocuk doğurursa, bu çocuğun nesebi boşayan kocadan sâbit olur. Çünkü onlara göre hamileliğin iki yıl sürmesi mümkündür. Bu durum, kadının iddetinin sona erdiğini söylediği ve zaman itibariyle bunun mümkün olduğu durumlarda geçerlidir. Eğer, kadın iddetinin sona erdiğini bildirmezse iki yıldan uzun bir zaman mesela yirmi yıl bile geçse doğan çocuğun nesebi kendisini boşayan kocasından sâbit olur. Çünkü temizlik süresinin uzaması ve bu süre içinde kocasıyla cinsel ilişkiye girmiş olması ihtimâli vardır. Bâin talakla boşanmış bir kadın, boşanmanın üstünden iki yıl geçmeden önce doğum yaparsa, bu çocuğun nesebi de boşayan kocadan sâbit olur. Çünkü çocuğun, boşanmadan önce anne rahminde mevcut olması ihtimâli vardır. Eğer ayrılıktan iki yıl geçtikten sonra doğum yaparsa, çocuğun nesebi bu kocadan sâbit olmaz. Çünkü çocuk boşanma sonrasında peydahlanmıştır. Dolayısıyla ondan olamaz. Zira onunla cinsel ilişkiye girmesi haramdır. Ancak, koca çocuğun kendisinden olduğunu iddia ederse durum değişir. Çünkü kendisi bunu üstlenmiştir ve iddet süresi içinde şüphe ile onunla ilişki kurmuş olabileceği ihtimali ileri sürülerek bu durum açıklanabilir. Kocası ölmüş olan bir kadın, kocasının ölümünün üstünden iki yıl geçmeden önce doğum yaparsa, bu çocuğun nesebi de ölen kocadan sâbit olur. İddet bekleyen bir kadın hangi iddet olursa olsun, iddetinin bittiğini itiraf eder, daha sonra ikrar vaktinden itibaren altı aydan az bir süre geçtikten sonra doğum yaparsa, bu çocuğun nesebi kocasından sâbit olur. Çünkü bu durumda kadının yalan söylediği ortaya çıkmış ve ikrârı bâtıl olmuştur. Eğer altı ay veya daha uzun bir süre geçtikten sonra doğum yaparsa, çocuğun nesebi sâbit olmaz. Çünkü bu durumda kadın, iddetinin bittiğini ikrâr ettikten sonra hamile kalmış olabilir. Bu nedenle yalan söylediğini kesin olarak bilemeyiz. 354 Bu hükümler, diğer mezheplerin görüşlerine de uygundur. Ancak Hanefîlere 354 Merğinânî, a.g.e., III, 385 vd.; Zuhaylî, a.g.e., VII,

106 göre iki yıl olan en uzun hamilelik süresi; Şâfiî ve Hanbelîlere göre dört yıl, Mâlikîlere göre beş yıldır. 355 Dolayısıyla bu mezheplerin görüşleri iki yıla göre değil, burada belirtilen yıllara göre takdir edilmelidir. Bu farklı görüşler, hamileliğin tespiti ve azamî süresiyle ilgili tıbbî bilgilerin yeterli seviyede olmadığı bir dönemde çocuğun nesep bağını korumaya yönelik bir ihtiyattan kaynaklanmaktadır Zuhaylî, a.g.e., VII, H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI,

107 V. İDDET VE MİRAS Ric î talâk ile boşanmış kadının iddeti bitmeden önce eşlerden biri ölürse öteki ona mirasçı olur. Bu konuda İslâm hukukçuları arasında bir görüş ayrılığı yoktur. Boşamanın hastalık veya sağlık halinde, kocanın iradesiyle veya kadının talebiyle yapılması arasında hüküm açısından bir fark bulunmamaktadır. Çünkü evlilik hükmen devam etmektedir. O yüzden her iki tarafın da mirası hak etmesine sebep olur. Her çeşit bâin boşamalarda iddetin mirasa etkisi kocanın boşamayı sağlıklıyken veya hastayken yapmış olmasına göre farklı olarak değerlendirilmiştir. Buna göre; Bâin boşama sağlık halinde gerçekleştirilmiş ise, iddet içinde de olsa taraflar birbirlerine mirasçı olamazlar. Bu konuda İslâm hukukçularının ittifâkı vardır. Bâin boşama hastalık halinde ve kadının rızasıyla gerçekleştirilmişse icmâ ile kocasına mirasçı olamaz. Eğer boşama kadının rızası olmaksızın yapılmışsa İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, kadın kocasına mirasçı olabilir. Bu hüküm; Ömer, Osmân, Alî, Âişe ve Übeyy b. Ka b gibi bazı sahabîlerin görüşüyle amel etmek ve boşayanın amacına aykırı bir muamele yapmak düşüncesine dayanmaktadır. Hanefîler bu hakkı, iddet süresiyle sınırlandırırlar, yani iddet sona ermeden koca öldüğünde kadını mirasçı sayarlar. Mezhepte, kadının boşama ve ölüm iddetlerinden daha geç tamamlanacak olanına tâbi olduğu görüşü ağırlık taşımakla birlikte 1917 tarihli Hukûk-ı Âile Kararnamesi nde boşama iddeti öngörülür (md. 147). Ahmed b. Hanbel, bu durumdaki kadının mirasçılık hakkını yapacağı ikinci evliliğe kadar sürdürür; Mâlikîler bu şartı da aramazlar. Şâfiîlere göre ise, bu durumdaki kadın miras alamaz. Çünkü bâin talakla evlilik sona ermiştir Bilmen, a.g.e., II, 390; Zuhaylî, a.g.e., VII, 664; H. İbrahim Acar, a.g.m., XXI,

108 SONUÇ İddet, evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi durumunda 358 kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemesi gereken süreyi ifade eder. Bunun için de iddet, evliliğin sona ermesinin belli başlı sonuçları arasında yer alır. Dînî olduğu kadar fıtrî ve insânî bir davranış olarak da algılanan ve Sâmî gelenek başta olmak üzere hemen hemen bütün toplumlarda ve dinlerde rastlanan bu bekleme süresi, Kur ân ve hadiste aile hukûkunun diğer konularına nispetle daha ayrıntılı biçimde ele alınmış, evliliğin sona eriş tarzına veya kadının durumuna göre farklı süre belirlemelerine gidilmiştir. Bu süre, evlenme yasağının yanı sıra değişik kesimleri yakından ilgilendiren mesken, nafaka, nesep, mirasçılık gibi birçok hak ve yükümlülük için de ölçü kabul edildiğinden bu hususta zengin bir hukuk doktrini oluşmuş, konu, klasik dönem fıkıh literatüründe iddet alt başlığı altında veya müstakil bir bölüm halinde işlenmiştir. İlgili eserlerde iddet konusu işlenirken, İslâm hukukunun karakteristik özelliği olan kazuistik (meseleci) yöntem kullanılmıştır. Bunun doğal sonucu olarak, günümüz kanunlarında birkaç madde veya birkaç sayfada ele alınan bekleme süresi (iddet), İslâm hukukuna dair eserlerde yüzlerce sayfada ayrıntılarıyla ele alınmıştır. İddetle ilgili hükümlerin bir kısmı nasslarda açık bir şekilde ifade edilmiştir. Geri kalan hükümler ise ictihâdîdir. Bu tür hükümler, diğerlerinin aksine değişime açıktır. Dolayısıyla bundan bin yıl önceki tıp bilgilerine dayanılarak verilen iddet hükümleri günümüzde yeniden ele alınmalı ve gerekli içtihatlar yapılmalıdır. İddetle ilgili, eski ve yeni yaklaşımlar incelendiğinde bazı ifrat ve tefritler görülmektedir. Şöyle ki; Bazı modernist yazarlar, teknolojinin ilerlediğinden bahisle kadınların artık iddet beklemesine gerek olmadığını savunmaktadırlar. Oysa, nasslardaki hükümlere uymak asıldır; onlar tartışılamaz. Ayrıca iddet beklemenin tek nedeni, kadının hamile 358 Alimlerin çoğunluğu tarafından yasak ilişkinin de bu kapsamda değerlendirildiği ikinci bölümde ele alınmıştı. 101

109 olup olmadığını ortaya çıkarmak değildir. Nitekim ikinci bölümde ele alınmıştı. Bazı İslâm hukukçuları ise, iddet konusunu ele alırken Zâhirî olmadıkları halde Zâhirîce bir yaklaşım sergileyerek makâsıd-ı şerîayı ihmâl eden hükümler verebilmişlerdir. Mefkûd ve mümteddetü t-tuhr ile ilgili bir kısım görüşler buna örnek olarak verilebilir. Bu durumlarla ilgili olarak, tarafları gereksiz yere sıkıntıya düşüren bir kısım görüşler ileri sürülmüştür. Şu halde, orta yol bulunmalı; nasslar ve onların maksatları esas alınmak suretiyle, gerekli hükümler ortaya konulmalıdır. Osmanlı nın son zamanlarında çıkarılan (1917) Hukûk-ı Aile Kararnamesi, iddetle ilgili hükümlerde bahsedilen bu orta yolu büyük oranda tutturmuştur. Bu gelişmenin arka planında, Hanefî mezhebinin dışındaki mezheplerden ve müctehidlerden faydalanılması, maslahat ve makâsıdın daha çok dikkate alınması vardır. Bu geniş bakış açısıyla özelde iddet ve genelde aile hukukuyla ilgili konular yeniden ele alındığında İslâm hukukunun konuya bakışı daha doğru olarak yansıtılabilecektir. Özetle ifade edilen bu ölçülere uyulduğunda İslâm hukukunda iddetle ilgili olarak nassların lafız ve ruhuna uygun olduğunu düşündüğümüz şu tür hükümler ortaya konulabilir: 1. Ay hali süresi uzayan kadınlar, boşanma durumunda üç ay süreyle iddet beklemelidirler. Çünkü bu durumdaki kadınların ortalama iddet süresi üç aydır. 2. Temizlik süresi uzayan kadınlar da, boşanma durumunda üç ay süreyle iddet beklemelidirler. 3. Kocası kayıp olan kadın, mefkûd hakkında gerekli resmî tahkîkât yapıldıktan ve hayatta oluşundan ümit kesildikten sonra, ailenin psikolojik, sosyal ve ekonomik durumu göz önüne alınarak belirlenecek bir müddet beklemelidir. Bu süre, hiçbir zaman dört-beş seneyi geçmemelidir. 4. Kasıtlı veya kasıtsız olarak gerçekleştirilen yasak ilişki sonrasında kadının 102

110 iddet beklemesi gerekmez. Ancak hamile kalıp kalmadığının anlaşılması için gerekli tıbbî işlemler yapılmalıdır. Bu işlemlerin kesin sonuç vermesi için geçmesi gereken bir süre varsa, o süre beklenmelidir. Ancak bu durumda iddet hükümleri geçerli olmamalıdır. 103

111 KAYNAKÇA Kur ân-ı Kerîm. Acar, H. İbrahim, İddet maddesi, Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul: Diyanet Vakfı Yayınları, 2000, XXI, 466 vd. Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855), el-müsned, Kâhire: Müessesetü Kurtuba, ty. Behûtî, Mansûr b. Yûnus (ö. 1051/1641), Keşşâfu l-kınâ an metni l-iknâ, Beyrût: Dâru l-fikr, Behûtî, Mansûr b. Yûnus (ö. 1051/1641), Şerhu Münteha l-irâdât, yy.: Dâru l-fikr, ty. Beyhakî, Ahmed b. el-hüseyn (ö.458/1066), es-sünenü l-kübrâ, Mektebetü Mekke: Dâru l-bâz, Buhârî, Ebû Abdullâh Muhammed b. İsmâîl (ö. 256/870), el-câmiu s-sahîh, (nşr. Mustafâ Dîb el-boğa), Üçüncü Basım, Beyrût: Dâru İbn Kesîr, Çeker, Orhan, Aile Hukûku Kararnamesi, Konya: Mehir Vakfı Yayınları, ty. Derdîr, Ebu l-berekât Ahmed b. Muhammed (ö. 1201/1786), eş-şerhu s-sağîr alâ Akrabi l-mesâlik ilâ mezhebi l-imâm Mâlik, Kâhire: Dâru l-meârif, Ebû Dâvûd, Süleymân b. el-eş as (ö. 275/888), Sünenü Ebî Dâvûd, (nşr. Muhammed Muhyiddîn Abdülhamîd), yy.: Dâru l-fikr, ty. Fîrûzâbâdî, Muhammed b. Ya kûb (ö. 817/1414), el-kâmûsu l-muhît, yy., ty. Haraşî, Ebû Abdullâh Muhammed b. Abdullâh (ö. 1101/1689), Şerhu Muhtasarı şeyh Halîl, Beyrût: Dâru Sâdır, ty. İbn Âbidîn, Muhammed b. Ömer (ö. 1252/1836), Reddü l-muhtâr ale d-dürri lmuhtâr, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kütübi l-ilmiyye, İbn Cüzeyy, Ebu l-kâsım Muhammed b. Ahmed (ö. 741/1340), el-kavânînü lfıkhiyye, yy.: Dâru l-fikr, ty. İbn Dakîki l-îd, Muhammed b. Ali (ö. 702/1302), İhkâmu l-ahkâm şerhu Umdeti lahkâm, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-fikr, İbn Hazm, Ebû Muhammed Ali b. Ahmed (ö. 456/1062), el-muhallâ, Beyrût: el- 104

112 Mektebetü t-ticârî, ty. İbn Kesîr, Ebu l-fidâ İsmâîl b. Kesîr (ö. 774/1373), Tefsîru l-kur âni l-azîm, Birinci Basım, Beyrût: Dâru İhyâi t-turasi l-arabî, İbn Kudâme, Muvaffakuddîn Ebû Muhammed Abdullâh b. Ahmed (ö. 620/1223), el- Muğnî, Birinci Basım, Kâhire: Dâru l-hicr, İbn Mâce, Ebû Abdullâh Muhammed b. Yezîd (ö. 273/886), Sünenü İbn Mâce, (nşr. Muhammed Fuâd Abdülbâkî), Beyrût: Dâru l-fikr, ty. İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem (ö. 711/1311), Lisânu l-arab, Birinci Basım, Beyrût: Dâru Sâdır, ty. İbn Rüşd, Ebu l-velîd Muhammed b. Ahmed (ö. 595/1199), Bidâyetü l-müctehid ve nihâyetü l-muktesıd, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, İbnü l-hümâm, Muhammed b. Abdülvâhid (ö. 861/1457), Fethu l-kadîr, Beyrût: Dâru Sâdır, ty. Karaman, Hayreddin, Mukayeseli İslâm Hukuku, Beşinci Basım, İstanbul: Nesil Yayınları, Kâsânî, Ebû Bekr b. Mes ûd (ö. 587/1191), Bedâiu s-sanâi fî tertîbi ş-şerâi, İkinci Basım, Beyrût: Dâru İhyâi t-turâsi l-arabî, Mâlik b. Enes, el-muvatta, (nşr. Muhammed Fuâd Abdülbâkî), Mısır: Dâru İhyâi t- Turâsi l-arabî, ty. Merğinânî, Ebu l-hasen Ali b. Ebû Bekr (ö. 593/1197), el-hidâye şerhu Bidâyeti lmübtedî, (nşr. Ahmed Şemseddîn), Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kütübi l- İlmiyye, Mevsılî, Abdullâh b. Mahmûd (ö. 683/1284), el-ihtiyâr li ta lîli l-muhtâr, (nşr. Züheyr Osmân el-caîd), Beyrût: Dâru l-erkam, ty. Meydânî, Abdulganî el-ğanîmî (ö. 1298/1880), el-lübâb fî şerhi l-kitâb, (nşr. Abdürrezzâk el-mehdî), Üçüncü Basım, Beyrût: Dâru l-kitâbi l-arabî, Mürtezâ, Mehdî Lidinillâh Ahmed b. Yahyâ (ö. 840/1437), el-bahru z-zehhâr, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kütübi l-ilmiyye, Müslim, Ebu l-hüseyn Müslim b. el-haccâc (ö. 261/874), Sahîhu Müslim, (nşr. Muhammed Fuâd Abdülbâkî), Beyrût: Dâru İhyâi t-turâsi l-arabî, ty. Nesâî, Ebû Abdurrahmân Ahmed b. Şuayb (ö. 303/915), el-müctebâ mine s-sünen, (nşr. Abdülfettâh Ebû Ğudde), Haleb: Mektebetü l-matbûâtu l-islâmiyye,

113 Nevevî, Muhyiddîn Yahyâ b. Şeref (ö. 676/1277), el-minhâc şerhu Sahîhu Müslim b. el-haccâc, (nşr. Halîl Me mûn Şiyhâ), Beşinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, Nevevî, Muhyiddîn Yahyâ b. Şeref (ö. 676/1277), Minhâcu t-tâlibîn ve umdeti lmüftîn, Beyrût: Dâru l-fikr, Nevevî, Muhyiddîn Yahyâ b. Şeref (ö. 676/1277), Ravzatu t-tâlibîn, (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd), Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kütübi l-ilmiyye, Râzî, Muhammed b. Ebû Bekr b. Abdülkâdir (ö. 666/1268 den sonra), Muhtâru s- Sıhâh, (nşr. Mahmûd Hâtır), Beyrût: Mektebetü Lübnân, Remlî, Muhammed b. Ahmed (ö. 1004/1596), Nihâyetü l-muhtâc ilâ şerhi l-minhâc, yy.: Şirketü Mektebetü ve Matbaatü Mustafâ el-bâbî el-halebî, Sahnûn, Abdüsselâm b. Saîd (ö. 240/854), el-müdevvenetü l-kübrâ, yy.: Dâru Sâdır, ty. Semerkandî, Alâüddîn Muhammed b. Ahmed (ö. 539/1145), Tuhfetü l-fukahâ, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kütübi l-ilmiyye, Şâfiî, Muhammed b. İdrîs (ö. 204/820), el-ümm, İkinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, Şa rânî, Ebu l-mevâhib Abdülvehhâb b. Ahmed el-ensârî (ö. 973/1565), el-mîzânü lkübrâ, Birinci Basım, yy.: Dâru l-fikr, ty. Şebramellisî, Ali b. Ali (ö. 1087/1677), Hâşiye ale r-remlî (Nihâyetü l-muhtâc ın hâmişinde), yy.: Şirketü Mektebetü ve Matbaatü Mustafâ el-bâbî el-halebî, Şelebî, Muhammed Mustafâ, Ahkâmü l-üsre fi l-islâm, İkinci Basım, Beyrût: Dâru n- Nahdatu l-arabiyye, Şevkânî, Muhammed b. Ali (ö. 1255/1839), Neylü l-evtâr şerhu Münteka l-ahbâr, Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-ma rife, Şeyh Nizâm ve diğerleri, el-fetâva l-hindiyye, Üçüncü Basım, Diyarbakır: el- Mektebetü l-islâmiyye, Şeyhzâde, Muhammed b. Muslihuddîn (ö. 951/1544), Hâşiyetu Şeyhzâde alâ Tefsîri l- Kâdi l-beydâvî, İstanbul: Hakikat Kitabevi, Şîrâzî, Ebû İshâk İbrâhîm b. Ali (ö. 476/1083), el-mühezzeb fî fıkhi l-imâm eş-şâfiî, Beyrût: Dâru l-fikr, ty. Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ (ö. 279/892), Sünenü t-tirmizî, (nşr. Ahmed Muhammed Şâkir ve diğerleri), Beyrût: Dâru İhyâi t-turâsi l-arabî, ty. 106

114 Türk Medenî Kanunu. Zeylaî, Cemâleddîn Abdullâh b. Yûsuf (ö. 762/1360), Nasbu r-râye tahrîcu ehâdîsi l- Hidâye (Hidâye ile birlikte), (nşr. Ahmed Şemseddîn), Birinci Basım, Beyrût: Dâru l-kütübi l-ilmiyye, Zuhaylî, Vehbe, el-fıkhu l-islâmî ve edilletuhû, Üçüncü Basım, Dımaşk: Dâru l-fikr,

Hulle'nin dayanağı âyet ve hadistir.

Hulle'nin dayanağı âyet ve hadistir. Bir İslâm hukuku terimi olarak; üç talakla boşanmış olan bir kadının, eski kocasına yeniden dönebilmesi için, üçüncü bir erkekle usûlüne göre evlenip, ölüm veya boşanma ile bu ikinci evliliğin sona ermesi

Detaylı

NAFAKA. Nafakasının yiyecek sınıfları ekmek veya un, tuz, yağ, sabun, odun ve her ihtiyaçta kullanılmak üzere laz

NAFAKA. Nafakasının yiyecek sınıfları ekmek veya un, tuz, yağ, sabun, odun ve her ihtiyaçta kullanılmak üzere laz NAFAKA 1 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Hind, kendisini boşayan kocasından hamile olduğunu ifade edip, gebelik Açıklama: Kadın ister fakir isterse zengin olsun, ister Müslüman isterse ehl-i kitaptan bulunsun,

Detaylı

Mehir hakkında Dinimizin Bildirdikleri

Mehir hakkında Dinimizin Bildirdikleri Mehir hakkında Dinimizin Bildirdikleri Karabük ten Ali Kılınç: Mehirle ilgili dinimizin emirleri nelerdir? Düğün nişan gibi mesut günlerde hanım kızlarımıza erkek tarafından takılan takıların mülkiyeti

Detaylı

14. BÖLÜMÜN DİPNOTLARI

14. BÖLÜMÜN DİPNOTLARI (1) En Nisa Sûresi: 11. (2) El Meydani-El Lübab fi Şerhi'l Kitab-Beyrut: 1400 C: 4, Sh: 186. Ayrıca El Mavsili-El İhtiyar fi Ta'lili'l Muhtar-İst: 1980 Çağrı Yay. C: 5, Sh: 84. (3) El Mavsili-A.g.e. C:

Detaylı

Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir?

Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir? Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir? Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir? Kısacası

Detaylı

TALAK (ERKEĞİN BOŞAMA HAKKI)

TALAK (ERKEĞİN BOŞAMA HAKKI) TALAK (ERKEĞİN BOŞAMA HAKKI) O talak iki defadır. Her birinden sonra kadını ya iyilikle tutmak, ya da güzellikle ayırmak gerekir. (Bakara 2/229) Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetleri içinde boşayın

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

Abdest alırken kep ve şapka veya kufiyenin üzerini mesh etmenin hükmü. Muhammed Salih el-muneccid

Abdest alırken kep ve şapka veya kufiyenin üzerini mesh etmenin hükmü. Muhammed Salih el-muneccid Abdest alırken kep ve şapka veya kufiyenin üzerini mesh etmenin hükmü ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme: Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 202-433 ح م ملسح القبعة والكوفية

Detaylı

Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Günümüz Fıkıh Problemleri

Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Günümüz Fıkıh Problemleri Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Günümüz Fıkıh Problemleri -Ders Planı- Dersin konusu: islamda kadının giyim-kuşamı [tesettür- örtünme] Ön hazırlık: İlgili tezler: ismail yıldız nesibe demirbağ

Detaylı

İÇİNDEKİLER. G r 17 I. YÖNTEM ve KONUNUN SINIRLANDIRILMASI 17 II. TERMİNOLOJİ 23

İÇİNDEKİLER. G r 17 I. YÖNTEM ve KONUNUN SINIRLANDIRILMASI 17 II. TERMİNOLOJİ 23 İÇİNDEKİLER KISALTMALAR 11 ÖNSÖZ 13 G r 17 I. YÖNTEM ve KONUNUN SINIRLANDIRILMASI 17 II. TERMİNOLOJİ 23 B r nc Bölüm KLASİK İSLÂMÎ PARADİGMA ve ORYANTALİST PARADİGMA 25 I. ORYANTALİST PARADİGMA ve KURUCU

Detaylı

FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal

FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal dayanışma ve İslamî değerlerin mali olarak desteklenmesi

Detaylı

Fıkıh Soruları Ramazan Bayramı Fitre ve zekâtlar bayram bittikten sonra da verilebilir mi?

Fıkıh Soruları Ramazan Bayramı Fitre ve zekâtlar bayram bittikten sonra da verilebilir mi? Fıkıh Soruları Ramazan Bayramı Fitre ve zekâtlar bayram bittikten sonra da verilebilir mi? Zekatın ödenmesinin zamanı, aslî ihtiyaçlar ve borçlar düşüldükten sonra, nisap miktarı, zekâta tabi ve üzerinden

Detaylı

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6] K U R B A N Şartlarını hâiz olub,allah a yaklaşmak amacıyla kesilen kurban;hz. Âdem in çocuklarıyla başlayıp [1],Hz. İbrahim-in oğlu İsmail-in kurban edilmesinin emredilmesi[2],daha sonra onun yerine koç

Detaylı

Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn

Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn RAMAZAN GECELERİNDE KILINAN NAMAZIN CEMAATLE EDÂSININ MEŞRULUĞU ] ريك Turkish [ Türkçe Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn Terceme: Muhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin 2011-1432 وعية اجلماعة يف قيام رمضان»

Detaylı

Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? Muhammed Salih el-muneccid

Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? Muhammed Salih el-muneccid Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? حكم تكر لعمر م يكو بينهما ] تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

Hâmile kadın için haccın hükmü

Hâmile kadın için haccın hükmü Hâmile kadın için haccın hükmü ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid 0Terceme: 0TMuhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin 20-432 جم حج احلامل» اللغة الرت ية «مد صالح املنجد رمجة: مدد مسلم شاه

Detaylı

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır.

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır. İslam çok yüce bir dindir. Onun yüceliği ve büyüklüğü Kur an-ı Kerim in tam ve mükemmel talimatları ile Hazret-i Resûlüllah (S.A.V.) in bu talimatları kendi yaşamında bizzat uygulamasından kaynaklanmaktadır.

Detaylı

Hilalin bir ülkede görülmesiyle oruca başlamak. Muhammed b. Salih el-useymîn. Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin

Hilalin bir ülkede görülmesiyle oruca başlamak. Muhammed b. Salih el-useymîn. Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin Hilalin bir ülkede görülmesiyle oruca başlamak ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed b. Salih el-useymîn Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2011-1432 الصيام برؤ ة واحدة» اللغة الرت ية «بن صالح

Detaylı

Teravih Namazı - Gizli ilimler Sitesi

Teravih Namazı - Gizli ilimler Sitesi Niçin Teravih Namazı denilmiştir? Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha"nın çoğuludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamına gelmektedir. Teravih namazı

Detaylı

Yazar= Soner DUMAN. Soru:

Yazar= Soner DUMAN. Soru: Yazar= Soner DUMAN Soru: Bir ana-baba, çocuğuna karını boşayacaksın. Biz buna daha fazla dayanamayız, ya o ya da biz. Boşanmazsan hakkımızı helal etmeyiz diyor. Bu durumda çocuğun ana-babasına itaat ederek

Detaylı

Kadının abdestte başörtüsünün üzerini mesh etmesinin hükmü. Muhammed b. Salih el-useymîn

Kadının abdestte başörtüsünün üzerini mesh etmesinin hükmü. Muhammed b. Salih el-useymîn Kadının abdestte başörtüsünün üzerini mesh etmesinin hükmü ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed b. Salih el-useymîn Terceme: Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 202-433 ح م مسح ا ىلع مخارها يف الوضوء» اللغة

Detaylı

İslâm Hukukunda Kadının Boşa(n)ma Hakkı

İslâm Hukukunda Kadının Boşa(n)ma Hakkı İslâm Hukukunda Kadının Boşa(n)ma Hakkı Yazar Dr. Öğr. Üyesi Suat Erdoğan ISBN: 978-605-2233-15-3 1. Baskı Eylül, 2018 / Ankara 100 Adet Yayınları Yayın No: 281 Web: grafikeryayin.com Kapak, Sayfa Tasarımı,

Detaylı

TALAK (BOŞANMA) İla'nın tahakkuk etmesi için birtakım şartlar vardır. Şöyle ki: 1- İla'da bulunan koca akıllı ve buluğ çağına erişmiş olmalıdır.

TALAK (BOŞANMA) İla'nın tahakkuk etmesi için birtakım şartlar vardır. Şöyle ki: 1- İla'da bulunan koca akıllı ve buluğ çağına erişmiş olmalıdır. TALAK (BOŞANMA) 1 - Behce Fetvalarından: "Üç tane karısı bulunan Zeyd, üçüncü hanımına hitaben, eğer diğer hanımlarım Açıklama: İla, bir erkeğin, zevcesiyle cinsi mukarenette bulunmamak için yaptığı yemin-i

Detaylı

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205) Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur ân-ı Kerim okur, duâ eder,

Detaylı

Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir?

Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? On5yirmi5.com Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem orucunun önemi nedir? Yayın Tarihi : 6 Kasım 2013 Çarşamba (oluşturma : 1/22/2017) Hayatın bütün

Detaylı

لا حرج من قضاء رمضان ا صف ا اk من شعبان

لا حرج من قضاء رمضان ا صف ا اk من شعبان Ramazan ayından kalan kaza orucunu, Şaban ayının ikinci yarısında tutmakta bir sakınca yoktur لا حرج من قضاء رمضان ا صف ا اk من شعبان ] تر [ Türkçe Turkish Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed

Detaylı

NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil

NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ حكم الصلاة مع الجماعة ] باللغة التركية [ Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid ألفه الشيخ: محمد صالح المنجد Terceme edenler Muhammed Şahin ترجمه: محمد

Detaylı

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ 1 KİTAB VE SÜNNETE DAVET YAYINLARI 1435 HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ irtibat [email protected]

Detaylı

Arefe günü ile ilgili meseleler ve hükümleri مساي ل وأح م تتعلق بيوم عرفة. Bir Grup Âlim

Arefe günü ile ilgili meseleler ve hükümleri مساي ل وأح م تتعلق بيوم عرفة. Bir Grup Âlim Arefe günü ile ilgili meseleler ve hükümleri مساي ل وأح م تتعلق بيوم عرفة ] تر [ Türkçe Turkish Bir Grup Âlim Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 00-43 مساي ل وأح م تتعلق بيوم عرفة» باللغة

Detaylı

Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86)

Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86) 1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86) 2) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Müslüman ın Müslüman üzerindeki hakkı

Detaylı

Diyanet'in arşivinden daha neler çıktı neler

Diyanet'in arşivinden daha neler çıktı neler Diyanet'in arşivinden daha neler çıktı neler Mustafa Solak yazdı Diyanet İşleri Başkanlığı bulûğ yaşının alt sınırını kızlarda 9, erkeklerde 12 olarak tespit etmişti. Bu ifadenin tepki çekmesi üzerine

Detaylı

İslam Hukukunda İddet. Iddah in Islamic Law. Fatih KARATAŞ* Özet. Abstract

İslam Hukukunda İddet. Iddah in Islamic Law. Fatih KARATAŞ* Özet. Abstract Özet Fatih KARATAŞ* Boşanma, boşanan taraflara hukukî olarak birtakım haklar sağlamakta ve görevler getirmektedir. Boşanmanın sonuçlarından en önemlisi iddet bekleme görevidir. Evliliğin sona ermesi halinde

Detaylı

Dînî yükümlülük bakımından orucun kısımları. Muhammed b. Salih el-useymîn

Dînî yükümlülük bakımından orucun kısımları. Muhammed b. Salih el-useymîn Dînî yükümlülük bakımından orucun kısımları [ ثريك Turkish ] Türkçe Muhammed b. Salih el-useymîn Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2012-1433 أكسام احلكم اتللكييف للصيام «باللغة الرتكية»

Detaylı

Üstadımızın mezkûr beyanında, Kur'an ın her ayetinin üç hükmü içine aldığı belirtilmiştir. Bu hükümler şunlardır:

Üstadımızın mezkûr beyanında, Kur'an ın her ayetinin üç hükmü içine aldığı belirtilmiştir. Bu hükümler şunlardır: Sorularlarisale.com "Kur'an ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir. Birincisi, bu Allah ın kelamıdır. İkincisi, Allah ca murad olan mana budur. Üçüncüsü, mana-yı murad budur..." İzah eder misiniz? "Kur'an

Detaylı

NİKAH-II (Rükün ve Şartları)

NİKAH-II (Rükün ve Şartları) İSLAM HUKUKU-I DERS -8 NİKAH-II (Rükün ve ) Prof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR & Doç. Dr. Servet BAYINDIR İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyeleri DERSİN AKIŞI Rükünleri Rükünlerde Aranan Şartlar

Detaylı

İSLAM AİLE HUKUKUNDA BİD Î TALAK MESELESİ

İSLAM AİLE HUKUKUNDA BİD Î TALAK MESELESİ İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 30, 2017, s. 337-363. İSLAM AİLE HUKUKUNDA BİD Î TALAK MESELESİ Doç. Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ * Özet: Fıkhın boşanmayla ilgili hükümleri içinde en çok tartışılan konulardan

Detaylı

Seferiliğin Tahakkuku ve Şartları

Seferiliğin Tahakkuku ve Şartları Seferiliğin Tahakkuku ve Şartları Bizleri yoktan var edip sayısız nimetlerle donatan Allah Teâlâ Hazretlerine hamd eder, Dünya ve Ahiret saadetine kavuşmamız için bizlere gönderilen Efendimiz (sallallahu

Detaylı

Eski Mısır Hukuku: Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi

Eski Mısır Hukuku: Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi Eski Mısır Hukuku: Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi Babil Hukuku: Hamurabi kanunlarına göre, zevce çocuk doğurmazsa veya ağır bir hastalığa tutulursa, koca odalık alabilirdi.

Detaylı

Evlenme Akdi. şartları. rükunler/unsurlar. irâde beyanı (icap-kabul/sîga) taraflar (veli-vekil) akdin mevzuu (makudun aleyh)

Evlenme Akdi. şartları. rükunler/unsurlar. irâde beyanı (icap-kabul/sîga) taraflar (veli-vekil) akdin mevzuu (makudun aleyh) Evlenme Akdi rükunler/unsurlar şartları 1. İnikad şartları 2. Sıhhat şartları irâde beyanı (icap-kabul/sîga) taraflar (veli-vekil) akdin mevzuu (makudun aleyh) 3. Nefaz şartları 4. Lüzum şartları bu üç

Detaylı

TÜRK HUKUKUNDA ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA

TÜRK HUKUKUNDA ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA Arş. Gör. Oğuz ERSÖZ Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü TÜRK HUKUKUNDA ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA İÇİNDEKİLER SUNUŞ... V TEŞEKKÜR...VII İÇİNDEKİLER... IX KISALTMALAR... XIX

Detaylı

İsimleri ilk önce Berre idi, Zatı saadetleri ile evlendikten sonra ismini değiştirip Meymune koydular.

İsimleri ilk önce Berre idi, Zatı saadetleri ile evlendikten sonra ismini değiştirip Meymune koydular. Müminlerin annesi... İsimleri ilk önce Berre idi, Zatı saadetleri ile evlendikten sonra ismini değiştirip Meymune koydular. Hazret-i Meymune, Hazret-i Abbas ın hanımı Ümm-i Fadl ın kızkardeşi idi. İlk

Detaylı

Selamın Veriliş Şekli: Selam verildiği zaman daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık vermek gerekmektedir. Allah

Selamın Veriliş Şekli: Selam verildiği zaman daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık vermek gerekmektedir. Allah Arapça da barış, esenlik ve selamet gibi anlamlara gelen selam kelimesi, ilk insan ve ilk peygamber Âdem den (a.s.) beri vardır: Allah Ademi yarattığı vakit, git şu oturan meleklere selam ver, selamını

Detaylı

T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARINDA YÖNTEM VE TEKNİKLER SEMİNERİ

T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARINDA YÖNTEM VE TEKNİKLER SEMİNERİ T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARINDA YÖNTEM VE TEKNİKLER SEMİNERİ KONU: ESKİ TÜRKLERDE KALIN VE KALININ HUKUKİ DURUMU HAZIRLAYAN

Detaylı

İÇİNDEKİLER KISALTMALAR...10 ÖNSÖZ...12 GİRİŞ...16 I- İSRÂ VE MİRAÇ KELİMELERİNİN MANALARI...16 II- TARİH BOYUNCA MİRAÇ TASAVVURLARI...18 A.

İÇİNDEKİLER KISALTMALAR...10 ÖNSÖZ...12 GİRİŞ...16 I- İSRÂ VE MİRAÇ KELİMELERİNİN MANALARI...16 II- TARİH BOYUNCA MİRAÇ TASAVVURLARI...18 A. İÇİNDEKİLER KISALTMALAR...10 ÖNSÖZ...12 GİRİŞ...16 I- İSRÂ VE MİRAÇ KELİMELERİNİN MANALARI...16 II- TARİH BOYUNCA MİRAÇ TASAVVURLARI...18 A. Eski Kavimlerde Miraç...18 1. Çeşitli Kabile Dinleri...19 2.

Detaylı

T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI METODOLOJİSİ II

T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI METODOLOJİSİ II T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI METODOLOJİSİ II KONU: OSMANLI DA EVLİLİĞİN SON BULMASI HAZIRLAYAN AYDIN DEMİREL DANIŞMAN

Detaylı

ﺐ ﺋﻟﺬﺮﻟ ﻼﺻ ﺔﻋﺪ ﺑ «ﺔﻴ ﻟ ﺘﺮ ﺔﻐﻠﻟﺎ ﺑ» ﺪﺠﻨﻟﻤ ﺢﻟﺎﺻ ﺪﻤﻣﺤ ﺪﻤﻣﺤ ﻴﻦﻫﺎﺷ ﻢﻠﺴﻣ ﺔ : ﺟﻤﺮﺗ ﻞﻴﺒﻧ 1 2 ﺔ:ﻌﺟ ﺮﻣ

ﺐ ﺋﻟﺬﺮﻟ ﻼﺻ ﺔﻋﺪ ﺑ «ﺔﻴ ﻟ ﺘﺮ ﺔﻐﻠﻟﺎ ﺑ» ﺪﺠﻨﻟﻤ ﺢﻟﺎﺻ ﺪﻤﻣﺤ ﺪﻤﻣﺤ ﻴﻦﻫﺎﺷ ﻢﻠﺴﻣ ﺔ : ﺟﻤﺮﺗ ﻞﻴﺒﻧ 1 2 ﺔ:ﻌﺟ ﺮﻣ REGÂİB NAMAZI BİD'ATI بدعة صلا لرذلي ب ] تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 009-40 بدعة صلا لرذلي ب» باللغة لرت ية «حممد صالح ملنجد ترمجة: حممد

Detaylı

İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen

İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen Muâz b. Cebel'in Hz. Peygamber in (s.a.v.) sorduğu

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS HUKUK DOKTORİNLERİ VE İSLAM HUKUKU

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS HUKUK DOKTORİNLERİ VE İSLAM HUKUKU DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS HUKUK DOKTORİNLERİ VE İSLAM HUKUKU İLH322 6 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Türkçe Lisans Dersin Türü Yüz Yüze

Detaylı

(KADINLARIN) HAYIZ, NİFAS VE İSTİHAZA HALLERİ. Kan Çeşitleri. Kadınlardan hayız, nifas ve istihaza (olmak üzere üç türlü) kan gelir.

(KADINLARIN) HAYIZ, NİFAS VE İSTİHAZA HALLERİ. Kan Çeşitleri. Kadınlardan hayız, nifas ve istihaza (olmak üzere üç türlü) kan gelir. (KADINLARIN) HAYIZ, NİFAS VE İSTİHAZA HALLERİ Kan Çeşitleri Kadınlardan hayız, nifas ve istihaza (olmak üzere üç türlü) kan gelir. Hayız: Âdet görmekten kesilme yaşına (sinn-i iyasa) [1] [1] henüz gel

Detaylı

Soru: Kimlerin fitre vermesi gerekir? Hangi ürünlerden verilebilir?

Soru: Kimlerin fitre vermesi gerekir? Hangi ürünlerden verilebilir? Fitre/Fıtra Fıtrayı kimler verir Soru: Kimlerin fitre vermesi gerekir? Hangi ürünlerden verilebilir? İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın

Detaylı

Muhammed Salih el-muneccid

Muhammed Salih el-muneccid KABİRDEKİ HAYATIN TABİATI NASILDIR? [ Türkçe ] طبيعة الحياة في القبر [باللغة التركية [ Muhammed Salih el-muneccid محمد بن صالح المنجد Terceme eden : Muhammed Şahin ترجمة: محمد بن مسلم شاهين Tetkik eden

Detaylı

Yrd. Doç. Dr., Düzce Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Fıkıh Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 1

Yrd. Doç. Dr., Düzce Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Fıkıh Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 1 Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 10 Sayı: 50 Volume: 10 Issue: 50 Haziran 2017 June 2017 www.sosyalarastirmalar.com Issn: 1307-9581 İSLAM HUKUKUNDA

Detaylı

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci; Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : TÜRK DİLİ I Ders No : 00700400 : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 2 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim Tipi Ön Koşul

Detaylı

ح م تهني ة غ ملسلم ف مناسبات غ دينية. şeyh Muhammed Salih el-muneccid

ح م تهني ة غ ملسلم ف مناسبات غ دينية. şeyh Muhammed Salih el-muneccid Dînî olmayan münâsebetlerde gayr-i müslimleri kutlamanın hükmü ح م تهني ة غ ملسلم ف مناسبات غ دينية ] ريك - Turkish [ Türkçe - şeyh Muhammed Salih el-muneccid الشيخ مد صالح املنجد Terceme: IslamQa koordinasyon:

Detaylı

NAMUSA SALDIRI. Namusa saldırı fiillerini ana hatları ile şu şekilde toplamak mümkündür:

NAMUSA SALDIRI. Namusa saldırı fiillerini ana hatları ile şu şekilde toplamak mümkündür: Namusa Saldırı 327 NAMUSA SALDIRI Namusa saldırı fiillerini ana hatları ile şu şekilde toplamak mümkündür: Hayayı Ortadan Kaldıran Fiiller 1- Bir kadınla zina etmeye veya bir erkekle ilişkide bulunmaya

Detaylı

Question. İddetin manası nedir, kaç gündür, tıp bilimin ilerlemesine rağmen neden henüz bundan. istifade edilmektedir, delileri nedir?

Question. İddetin manası nedir, kaç gündür, tıp bilimin ilerlemesine rağmen neden henüz bundan. istifade edilmektedir, delileri nedir? Question İddetin manası nedir, kaç gündür, tıp bilimin ilerlemesine rağmen neden henüz bundan istifade edilmektedir, delileri nedir? Answer: İddet fakihlerin ıstılahında şerî bekleme halidir; kadının boşandıktan

Detaylı

Kadınların Dövülmesi. Konusuna Farklı Bir Bakış. (Nisa [4] 34)

Kadınların Dövülmesi. Konusuna Farklı Bir Bakış. (Nisa [4] 34) Nisa [4] 34 Nuşûz Darabe Boşanmadan Önceki İşler Hz. Muhammed Hiç Kimseyi Dövmemiştir Dövmek Yasaklanmış Eşini Döven Hayırsızdır Ayetin Mantığı Kaynakça Kadınların Dövülmesi (Nisa [4] 34) Konusuna Farklı

Detaylı

İSLAM AİLE HUKUKUNDA TAHLİL TAHLIL IN ISLAMIC FAMILY LAW Rifat USLU

İSLAM AİLE HUKUKUNDA TAHLİL TAHLIL IN ISLAMIC FAMILY LAW Rifat USLU Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 9 Sayı: 47 Volume: 9 Issue: 47 Aralık 2016 December 2016 www.sosyalarastirmalar.com Issn: 1307-9581 İSLAM AİLE

Detaylı

İnsanlar arasında akrabalık bahşeden Allah Teala ya hamd, akrabalığın hükümlerini beyan eden Resulü Peygamber Efendimize salât-u selam olsun.

İnsanlar arasında akrabalık bahşeden Allah Teala ya hamd, akrabalığın hükümlerini beyan eden Resulü Peygamber Efendimize salât-u selam olsun. Süt Mahremiyeti İnsanlar arasında akrabalık bahşeden Allah Teala ya hamd, akrabalığın hükümlerini beyan eden Resulü Peygamber Efendimize salât-u selam olsun. Her çocuk anne sütüne muhtaç olarak doğar.

Detaylı

KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ

KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ 76 KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ Kadına dübüründen yanaşmak haramdır. Dolayısıyla erkeğin kadına dübüründen yanaşması haram olup bazı imamlar bunu zina olarak değerlendirmişlerdir. Her ne kadar livata

Detaylı

İÇİNDEKİLER ZEKÂT VE FİTRENİN TOPLANMASI VE DAĞITIMI 1. MESELE: ZEKÂT VE FİTRENİN AYNI OLUŞU 21

İÇİNDEKİLER ZEKÂT VE FİTRENİN TOPLANMASI VE DAĞITIMI 1. MESELE: ZEKÂT VE FİTRENİN AYNI OLUŞU 21 İÇİNDEKİLER ZEKÂT VE FİTRENİN TOPLANMASI VE DAĞITIMI ÖZET... 18 1. MESELE: ZEKÂT VE FİTRENİN AYNI OLUŞU 21 Zekât... 21 Fitre (Sadaka-i Fıtr)... 22 Sadaka... 22 Zekât ve Fitrenin Hikmeti... 22 Zekât ve

Detaylı

Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته. Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî

Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته. Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته ] تر [ Türkçe Turkish Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2010-1431 1 ما حكم الصيام وحكمته» باللغة ال ية «عبد

Detaylı

DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ

DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ حكمة ريم م ا ير ] تر [ Türkçe Turkish Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 2009-1430 1 حكمة ريم م ا ير» باللغة ال ية «مد صالح

Detaylı

İSLÂM HUKUKUNA GÖRE TAHLÎL NİKÂHI

İSLÂM HUKUKUNA GÖRE TAHLÎL NİKÂHI EKEV AKADEMİ DERGİSİ Yıl: 17 Sayı: 56 (Yaz 2013) 23 İSLÂM HUKUKUNA GÖRE TAHLÎL NİKÂHI Suat ERDEM (*) Öz İslam hukukuna göre nikâh ile oluşan bağın çözülmesi anlamına gelen talak, evliliği sona erdirmektedir.

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

Terceme : Muhammed Şahin

Terceme : Muhammed Şahin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum gününde oruç tutmanın hükmü [ تريك Turkish ] Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2014-1436 حكم صيام يوم ميالد

Detaylı

Nikahı Fâsid ve Bâtıl Şeklinde İkiye Ayırmanın Yanlışlığı

Nikahı Fâsid ve Bâtıl Şeklinde İkiye Ayırmanın Yanlışlığı Nikahı Fâsid ve Bâtıl Şeklinde İkiye Ayırmanın Yanlışlığı Mustafa Ahmed ez-zerkâ Çev: Fatiha Bozbaş Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Hukuku Ana bilim dalı Doktora Öğrencisi

Detaylı

İslam hukukuna giriş (İLH1008)

İslam hukukuna giriş (İLH1008) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. İslam hukukuna giriş (İLH1008) KISA

Detaylı

EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ.

EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ. EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ www.almuwahhid.com 1 Müellif: Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye (661/728) Eser: Mecmua el-feteva, cilt 4 بسم هللا الرحمن الرحيم Selefin, kendilerinden sonra gelenlerden daha alim, daha

Detaylı

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

ZEKÂT VE FİTRENİN TOPLANMASI VE DAĞITIMI

ZEKÂT VE FİTRENİN TOPLANMASI VE DAĞITIMI 5 İÇINDEKILER ZEKÂT VE FİTRENİN TOPLANMASI VE DAĞITIMI ÖZET 18 1. MESELE: ZEKÂT VE FİTRENİN AYNI OLUŞU 21 Zekât 21 Fitre (Sadaka-i Fıtr) 22 Sadaka 22 Zekât ve Fitrenin Hikmeti 22 Zekât ve Fitrenin Aynı

Detaylı

Birinci İtiraz: Cevap:

Birinci İtiraz: Cevap: Bazı din bilginleri tutulmalarla ilgili bazı itirazlarda bulunarak bu konuda şüpheler uyandırmaya çalışmışlardır. Ulemaların itirazlarından bazıları cevaplarıyla birlikte aşağıya sıralanmıştır. Birinci

Detaylı

İslâm Aile Hukukunda Nesebin (Soybağının) Reddi

İslâm Aile Hukukunda Nesebin (Soybağının) Reddi İslâm Aile Hukukunda Nesebin (Soybağının) Reddi İbrahim Yılmaz Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana bilim dalı Öğretim Üyesi [email protected]

Detaylı

Cİ'RÂNE. Heyet. Terceme: Muhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin

Cİ'RÂNE. Heyet. Terceme: Muhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin Cİ'RÂNE ] ريك Turkish [ Türkçe Heyet Terceme: Muhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin 2011-1432 جلعرانة» اللغة الرت ية «موعة من العلماء رمجة: مد مسلم شاه مراجعة: ع رضا شاه 2011-1432 Birincisi: Ci'râne Bu

Detaylı

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim, (o günlerde) hasta veya seferde ise o, (tutamadığı) günler sayısınca başka günlerde

Detaylı

Cidde'de yaşayan ve hac için Mekke'den ihrama giren kimsenin hükmü. Muhammed Salih el-useymîn

Cidde'de yaşayan ve hac için Mekke'den ihrama giren kimsenin hükmü. Muhammed Salih el-useymîn Cidde'de yaşayan ve hac için Mekke'den ihrama giren kimsenin hükmü [ تريك Turkish ] Türkçe Muhammed Salih el-useymîn Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2012-1433 حكم نو يعيش يف حدة أحرم للحج

Detaylı

TEMİZLİK HAZIRLAYAN. Abdullah Cahit ÇULHA

TEMİZLİK HAZIRLAYAN. Abdullah Cahit ÇULHA TEMİZLİK HAZIRLAYAN Abdullah Cahit ÇULHA TEMİZLİK MADDİ TEMİZLİK MANEVİ TEMİZLİK İslam dini, hem maddî, hem de manevî temizliğe büyük bir önem vermiştir. Bu iki kısım temizlik arasında büyük bir ilgi vardır.

Detaylı

LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI)

LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI) Livata Haddi 71 LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI) Livatanın cezası zina cezasından farklıdır. Her ikisinin vakıası birbirinden ayrıdır, birbirinden daha farklı durumları vardır. Livata,

Detaylı

NİKAH-III (Evlenme Engelleri)

NİKAH-III (Evlenme Engelleri) İSLAM HUKUKU-I DERS -8 NİKAH-III (Evlenme Engelleri) Prof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR & Doç. Dr. Servet BAYINDIR İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyeleri DERSİN AKIŞI Evlenme Engelleri A) Sürekli

Detaylı

İNSANLARIN RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMELERİ GEREKİR Mİ?

İNSANLARIN RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMELERİ GEREKİR Mİ? ب[ İNSANLARIN RAMAZAN HİLÂLİNİ GÖRMELERİ GEREKİR Mİ? [ Türkçe ] مسا لة تراي ي الهلال اللغة التركية [ Muhammed b.salih el-useymin محمد بن صالح العثيمين Terceme eden : Muhammed Şahin ترجمة: محمد بن مسلم

Detaylı

İSLAM FIKHINA GÖRE KADINLARIN ÂDET VE LOHUSALIK GÜNLERİNDE MESCİTLERE GİRİŞ SORUNU

İSLAM FIKHINA GÖRE KADINLARIN ÂDET VE LOHUSALIK GÜNLERİNDE MESCİTLERE GİRİŞ SORUNU İSLAM FIKHINA GÖRE KADINLARIN ÂDET VE LOHUSALIK GÜNLERİNDE MESCİTLERE GİRİŞ SORUNU ALİ YÜKSEK * Women s going to the Mosque in case of Menstruating and Puerperal in Islamic Fiqh Abstract: It has been discussed

Detaylı

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 756 İSAM Yayınları 202 İlmî Araştırmalar Dizisi 90 Her hakkı mahfuzdur.

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 756 İSAM Yayınları 202 İlmî Araştırmalar Dizisi 90 Her hakkı mahfuzdur. Mustafa Bülent Dadaş, Dr. 1979 da Adana da doğdu. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ni bitirdi (2002). Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü nde Mecelle de Bulunan Hukuk-Dil İlişkisine Yönelik

Detaylı

Başörtüsünün üzerini mesh etmede aranan şartlar. Muhammed Salih el-muneccid

Başörtüsünün üzerini mesh etmede aranan şartlar. Muhammed Salih el-muneccid Başörtüsünün üzerini mesh etmede aranan şartlar ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme: Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 202-433 هل شتط ف ملسح ع خلمار للمرأة شرتط للمسح ىلع» اللغة

Detaylı

Haydin Câmiye Pazartesi, 31 Ekim :26

Haydin Câmiye Pazartesi, 31 Ekim :26 Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke den Medine ye hicret ettikten sonra ilk iş olarak, Mekke den Medine ye hicret eden muhâcirlerle Medine nin yerlisi olan Ensâr ı birbirine kardeş yaptı. Bu iki şehrin Müslümanlarını

Detaylı

ZEKÂT VE FİTRE NİN TOPLAMA VE DAĞITIMI

ZEKÂT VE FİTRE NİN TOPLAMA VE DAĞITIMI 5 İÇINDEKILER ZEKÂT VE FİTRE NİN TOPLAMA VE DAĞITIMI ÖZET 18 1. MESELE: ZEKÂT VE FİTRENİN AYNI OLUŞU 21 Zekât 21 Fitre (Sadaka-i Fıtr) 22 Sadaka 22 Zekât ve Fitrenin Hikmeti 22 Zekât ve Fitrenin Aynı Oluşu

Detaylı

Hadis Sünnet-i Seniyye Kur'ân-ı Kerîm Kötü Huylar ve Kötü Ahlak Takva ve Amel-i Salih Dünyadaki İmtihan Fıkıh

Hadis Sünnet-i Seniyye Kur'ân-ı Kerîm Kötü Huylar ve Kötü Ahlak Takva ve Amel-i Salih Dünyadaki İmtihan Fıkıh Risale Online Bu sayfa şu linkten yazdırılmıştır: [http://www.risaleonline.com/soru-cevap/islama-gorerecm] Hadis Sünnet-i Seniyye Kur'ân-ı Kerîm Kötü Huylar ve Kötü Ahlak Takva ve Amel-i Salih Dünyadaki

Detaylı

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. BÜYÜKLERİN HİKMETLİDEN SÖZLERİ Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. Buyruldu ki; Faziletli kimseler için (hiçbir yer) gurbet sayılmaz. Cahilin ise

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

KİŞİSEL BİLGİLER. Ahmet ÜNSAL. Prof. Dr.

KİŞİSEL BİLGİLER. Ahmet ÜNSAL. Prof. Dr. KİŞİSEL BİLGİLER Adı-Soyadı: Unvan: Ahmet ÜNSAL Prof. Dr. Doğum Yeri ve Yılı: Mengen 1967 Bölüm: Temel İslam Bilimleri (İslam Hukuku) Tel: 312-9061582 E-Posta: [email protected] EĞİTİM BİLGİLERİ Derece

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

الصيام برؤية واحدة اسم املؤلف حممد بن صالح العثيمني

الصيام برؤية واحدة اسم املؤلف حممد بن صالح العثيمني 1436 HİLALİN BİR YERDE GÖRÜLMESİYLE ORUCA BAŞLAMAK الصيام برؤية واحدة باللغة الرتكية Muhammed b. Salih el-useymîn اسم املؤلف حممد بن صالح العثيمني Çeviren Muhammed Şahin ترمجة حممد شاهني Gözden Geçiren

Detaylı

BORÇLAR HUKUKU KISA ÖZET HUK110U

BORÇLAR HUKUKU KISA ÖZET HUK110U BORÇLAR HUKUKU KISA ÖZET HUK110U 2 DİKKAT Burada ilk 4 sayfa gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 3 İÇİNDEKİLER; 1. Ünite - Borç İlişkisinin Temel Kavramları- Borçların

Detaylı

İSMAİL DURMUŞ PROFESÖR

İSMAİL DURMUŞ PROFESÖR İSMAİL DURMUŞ PROFESÖR ÖZGEÇMİŞ YÜKSEKÖĞRETİM KURULU 26.05.2014 Adres : İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İcadiye-Bağlarbaşı Caddesi, No: 40 34662 Üsküdar/İstanbul Telefon E-posta : : 2164740860-1226 Doğum

Detaylı

Islamda bosanma hukmu

Islamda bosanma hukmu Islamda bosanma hukmu ( Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gozeterek boşayın ve iddeti sayın; Rabbiniz olan Allah'tan sakının; onları, apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir

Detaylı

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır.

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır. Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı nın belirlediği ve uyguladığı imsak vakti, oruca başlama ve sabah ezanın okunması ile Müslümanların sabah namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli

Detaylı

UYGULAMA VE DELİLLERİ AÇISINDAN DÖRT MEZHEBE GÖRE NAMAZDA ELLERİN DURUMU

UYGULAMA VE DELİLLERİ AÇISINDAN DÖRT MEZHEBE GÖRE NAMAZDA ELLERİN DURUMU İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 28, 2016, s. 391-415. UYGULAMA VE DELİLLERİ AÇISINDAN DÖRT MEZHEBE GÖRE NAMAZDA ELLERİN DURUMU Prof. Dr. Şevket TOPAL, * Arş. Gör. Zahide KESKİN ** Özet: Namaz,

Detaylı