Helena S. Paige - Bir Kız Bara Girer Ve
|
|
|
- Gül Koç
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Helena S. Paige - Bir Kız Bara Girer Ve Bir Kız Bara Girer Ve.., Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız, rahatlığınızdan ödün vermeniz gerekir. Eğer istediğiniz rahatlıksa, güzel ya da göz alıcı bir şey giyecek olma ihtimaliniz oldukça düşüktür. Desteğe ihtiyacınız varsa, toparlayıcı çamaşırlar dostunuzdur ama pek rahat nefes alamayacağınız kesin. Havlunuz üzerinizden sıyrılıp yere düşüyor ve iç çamaşırı çekmecenize çıplak bir şekilde eğilerek seçeneklerinizi düşünüyorsunuz. Haftalardır en iyi arkadaşınız Melissa y-la birlikte şehrin altını üstüne getirmekten bahsediyorsunuz ve bu gece harika geçecek gibi. Kenarlarında ipek
2 kurdeleleri olan aşırı pahalı, dantelli mor g-string gözünüze çarpıyor. Parmaklarınızı yumuşak kurdelelerin üzerinde gezdirip geçmişi özlemle anıyorsunuz. Tanrım, seksi iç çamaşırları giymeyeli uzun zaman oldu. Onun hemen yanında en sevdiğiniz ve rahat ettiğiniz iç çamaşırınız duruyor. Lastiği eskiden olduğu kadar sıkı değil ve sürekli yıkanmaktan biraz rengi solmuş ama onu sevmenizin nedeni de bu. Toparlayıcı iç çamaşırına uzanırken, içgüdüsel bir şekilde karnınızı içinize çekiyorsunuz. Giydiğinizde kendinizi sıkışmış gibi hissediyorsunuz fakat en azından karnınız dümdüz oluyor. Peki ya bu gece şansınız yaver giderse? Bunun içinden çıkabilmek için bir konserve açacağına ihtiyacınız olur ve bu hiç seksi değil. Belki de hiçbir şey giy-memeliyim, diye içinizden geçiriyorsunuz. Bu düşünce 5 sizi gülümsetiyor. Bu daha önce hiç yapmadığınız bir şey. Elbisenizin altına hiçbir şey giymediğinizi bilen tek kişi olmak çok seksi olmaz mıydı? Dantelli morg-string i seçiyorsanız, 7. sayfaya geçin. Rahat iç çamaşırını seçiyorsanız, 8. sayfaya geçin. Toparlayıcı iç çamaşırını seçiyorsanız, 9. sayfaya geçin, îç çamaşırı giymemeyi seçiyorsanız, 10. sayfaya geçin. 6 Dantelli morg-string i seçtiniz. Aynanın karşısında makyajınıza son rötuşları yaptınız, bir adım geri çekilip görünüşünüzü değerlendiriyorsunuz. Son zamanlarda iş hayatınız çok yoğundu, böyle ışıl ışıl parlamanızın üzerinden uzun zaman geçti ve dahası, bunun ne kadar eğlenceli olduğunu unutmuşsunuz. Derin dekolteli siyah mini elbiseniz vücut hatlarınızı ortaya çıkarıyor. Ayaklarınızda en sevdiğiniz topuklu ayakkabılarınız var, baldırlarınızı belirginleştirip bir tanrıça gibi boyunuzu uzatıyor. Gördüğünüz manzaradan memnunsunuz: mor g-string kesinlikle doğru tercihti. Kim bilir, belki de bu gece kuraklığınız son bulur. Elbette şanslıysanız sayfaya geçin. 7 Rahat iç çamaşırını seçtiniz. Aynada kendinize bakıyorsunuz. Siyah mini elbise ve siyah topuklu ayakkabılarla güzel görünüyorsunuz. Uzun zamandır ilk kez bu gece kendinizi seksi hissediyorsunuz. Elbisenizin arkasını kontrol etmek için dönünce, büyükanne iç çamaşırının izinin elbisenizin düz kumaşının altında belli olduğunu fark ediyorsunuz. Hayır, bu işe yaramayacak. Büyükanne çamaşırını hızla çıkarıp bir an hiçbir şey giymemeyi düşünüyorsunuz... İç çamaşırı giymek istemiyorsanız, 10. sayfaya geçin.
3 ...Ama vazgeçiyorsunuz. Bu sizin için fazla havadar. Bunun yerine, çekmeceyi tekrar açıp dantelli mor g-string e uzanıyorsunuz. Ayakkabınızın yüksek topuğunu takılmamasına özen göstererek giyiyorsunuz. 7. sayfaya geçin. 8 Toparlaytct iç çamaşırım seçtiniz. Toparlayıcı iç çamaşırının içine girebilmek için yatağa uzanmak zorundasınız. Bunu kim icat etmiş olabilir? Kadınlardan pek hoşlanmayan bir sadist olduğu kesin. Üstelik neden yapılıyorlar, uzay mekiklerinde kullanılan kumaştan mı? Derin bir nefes daha alıp nefesinizi tutuyorsunuz ve çamaşırı kalçalarınızdan yukarı çekiyorsunuz. Oksijensizlikten bayılmadan çamaşırı karnınızın üzerine çekmeyi başarıyorsunuz. Yüzünüzde beliren ter damlalarını sildikten sonra ayağa kalkıyorsunuz ve aynaya bakıyorsunuz. İyi yanı, karnınızın düz görünüyor olması. Doğal olmayan bir biçimde olsa da düz, hatta neredeyse çukurlaşmış. Kötü yanıysa başınızın dönüyor olması, kaburgalarınızdan birini kırmış olabilirsiniz ve muhtemelen bütün gece oturamayacaksınız. Güzellik için illa acı çekmek mi gerekiyor? Bir şeyler yapmak zorunda olduğunuzu hissediyorsunuz. Makası alıyorsunuz ve likradan yapılmış bu deli gömleğini kesip kendinizi kurtarıyorsunuz. Sonra mor g-string e uzanıp bacaklarınızdan geçiriyorsunuz. Endüstriyel sağlamlıktaki likradan sonra, dantel tüy gibi geliyor. Aynaya bakarken nefesinizi tutuyorsunuz; toparlayıcı özelliği olan sadist çamaşırla aynı etkiyi yaratıyor, hem de kan dolaşımınızı bozmadan. Tek hatırlamanız gerekenin biri size ne zaman baksa karnınızı içeri çekmek olduğunu düşünüp, çantanıza uzanıyorsunuz. 7. sayfaya geçin. 9 İç çamaşm giymemeyi seçtiniz. Kendinize bir kadeh şarap doldurmak için kalçalarınızı sallayarak mutfağa geçiyorsunuz. İç çamaşırı giymemek tuhaf geliyor. Yürürken kalçalarınızın birbirine sürtündüğünü hissetmek hoş bir his. Hatta, her hareketiniz sizi biraz tahrik ediyor. Daha önce alt bölgenizin hiç bu kadar farkında olmamıştınız. Erkekler böyle hissediyor olmalı, diye içinizden geçiriyorsunuz: kadınlığınız her hareketinizde orada olduğunu size hatırlatıyor. Kadehinizi alıp yatak odasına dönüyorsunuz. Bu kısa yürüyüş bile vücudunuza ateş basmasına neden oldu. Bunun çok fazla olduğunu düşünüyorsunuz. Bu gidişle bara varamayacaksınız. Bu gece yüzünüz kızarmadan birinin gözlerinin içine bakmak istiyorsanız, kendiniz ve elbiseniz arasında bir şeye ihtiyacınız olduğuna karar veriyorsunuz. Ufak mor g-string e uzanıyorsunuz. Çıplak gitmekten daha iyidir. 7. sayfaya geçin.
4 10 Bara varış Barın loş ışığına alışırken birkaç kez gözlerinizi kırpıştırmak zorunda kalıyorsunuz. Fondaki müzik fazla dikkat çekmiyor ama ritmik vuruşları hoş bir titremeyle birlikte göğsünüzde hissedebiliyorsunuz. İşe öylesine odaklanmıştınız ki alem yapmayalı uzun zaman olmuştu. Bu gece eğlenmeye kararlısınız. Buraya daha önce hiç gelmediniz; ünlülerin uğradığı lüks bir mekana gitmek en yakın arkadaşınız Mellissa nm fikriydi ve onu görmeyi umarak etrafınıza bakınıyorsunuz. Uzun maun bir bar tezgahı barın bir yanı boyunca uzanıyor ve şık giyimli insanlardan oluşan gruplar özel bölmelerinde ya da masalarında gülüşerek vakit geçiriyordu. Arka tarafta iple ayrılmış bir bölümün önünde Herkül boyutlarında bir koruma bekliyor. VTP bölümü olmalı. Oraya girmenizin imkanı yok. Bara göz gezdiriyorsunuz ama Melissa görünürde yok, mecburen masalara bakmaya başlıyorsunuz. İster istemez, köşedeki özel bölmelerden birinde oturan yakışıklı adamı fark ediyorsunuz. Başka bir adamla derin bir sohbete dalmış ama adamdaki bir şey ilginizi çekiyor. Yaşça sizden biraz büyük olduğu belli ama biraz George Clooney yi andırıyor. Gösterdiğiniz ilgiyi hissetmiş gibi kafasını çeviriyor ve göz göze geliyorsunuz. Bakışları yoğun. Yüzünüz kızarıyor ve hem zamanı öğrenmek hem de onun bakışlarından kaçınmak için saatinize bakıyorsunuz. Saat sekizi beş geçiyor, zamanında geldiniz. Melissa hangi cehennemde? Etrafa bir kez daha dikkatle baktıktan sonra, bara gidip bir tabureye oturuyorsunuz; sırtınız Bay Yoğun a dönük. 11 Ürperiyorsunuz, bakışlarını neredeyse sırtınızda hissedebiliyorsunuz. Merhaba, ne alırsın? diye soruyor barmen. Kafanızı kaldırıp baktığınızda barmenin çalışacak yaşta zar zor olmasına rağmen, ne kadar çekici olduğunu görünce şaşırıyorsunuz. Teni kusursuz, espresso rengi saçları ve gözleri güzelliğini ortaya çıkarıyor. Düz beyaz bir gömlek ve kot pantolon giymiş, önünüzdeki boş bira şişesini tezgahtan alırken tereddütle de olsa hoşça gülümsüyor. Ve sonra tek hareketle şişeyi çöp kutusuna atmayı başarıyor. Beyaz gömleğinin katlı kolları kollarındaki kasları ortaya çıkarıyor. Kaç yaşında olduğunu merak etmeden duramıyorsunuz: yirmi bir, yirmi iki yaşında olduğunu tahmin ediyorsunuz. Hmm. Ona bir-iki numara gösterebilirsiniz. Ne sipariş edeceğinizden emin değilsiniz. Ne de olsa, burası ünlülerin uğrak yeri. Şampanya mı söylemelisiniz? Kokteyl? Martini? O sırada, bir filmde gördüğünüz sahneyi hatırlıyorsunuz. Bir kadeh prosecco, lütfen, diye rica ederken doğru telaffuz ettiğinizi umuyorsunuz.
5 Barmen gözlerine düşen saçlarını arkaya atıp, bir kez daha utangaç ve hoş bir şekilde gülümsüyor. Ve bir kez daha şaşırıyorsunuz. Hemen geliyor. Yukarıdaki bir şampanya kadehine uzanıyor. Gömleği açılıyor, düz ve kaslı karnını net bir şekilde görebiliyorsunuz. Göbek deliğinden kot pantolonunun düğmelerine doğru, ince bir çizgi halinde ipeksi siyah tüyler uzanıyor. Ağzınızın sulanmasına engel olamıyorsunuz. Melissa nerede? Bunu görmesi gerekiyor. Ona bar seçiminin çok iyi olduğunu söyleyeceksiniz. Bacak bacak üstüne atıp bacaklarınızı birleştiriyorsunuz. 12 Cep telefonunuz elinizde titreyince irkiliyorsunuz. Melissa dan bir mesajınız var: İşte mahsur kaldım, hain patronum son dakikada bir iş verdi. Özür dilerim! Gelemeyeceğim için çok üzgünüm. Benim yerime de eğlen! Hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Şimdi ne yapacaksınız? Telefonunuzu sertçe barın tezgahına koyuyorsunuz, o kadar süslenmiş olmanıza rağmen gidecek bir yeriniz yok. Keşke daha önce haber verseydi. Melissa talepkar patronuna hayır demeyi ne zaman öğrenecek? Artık içki içmek istediğinizden emin değilsiniz fakat yakışıklı barmen çoktan ustalıkla köpüklü şarabın şişesini açmaya başladı bile. Kadehi eğik tutarak doldurduktan sonra utangaç bir gülümsemeyle önünüze koyduğunda, keyfiniz biraz yerine geliyor. Baş parmağınızı dolgun ve baştan çıkarıcı dudaklarının üzerinde gezdirmenin nasıl olacağını merak ediyorsunuz. Ona gülümseyerek karşılık verip ödemek için çantanıza uzanıyorsunuz. Hayır, gerek yok, diyor. Size asılıyor mu? Tam ona teşekkür etmek üzereyken, yüzünde özür dilercesine bir ifadeyle barın öteki ucuna işaret ediyor. Oradaki bey ödedi. Hayranınıza bakıyorsunuz. Gösterişli gömleğinin düğmeleri karnına kadar açık ve göğsünde kafasındaki saçtan daha çok kıl var. Koca göbeğinin üzerindeki tüylerin arasında kalın bir altın zincir gömülü. Ağzına bir kürdan 13 atıp ayağa kalkıyor ve salınarak yanınıza geliyor. Belki göz teması kurmazsanız, bu yürüyen klişe mesajınızı algılar... Ama nerde sizde o şans? Merhaba, tatlım, diyor kürdanı diliyle ağzının içinde hareket ettirirken. Bu tabure boş mu? Cevap vermenize fırsat tanımadan yanınıza güm diye oturuyor. Adım Stanley Glenn, diyor onu tanımanızı bekliyormuş gibi. Hafifçe geğirince sarımsak kokusu size ulaşıyor. Olabildiğince geriye doğru çekiliyorsunuz ama kokudan kaçış yok. Özür dilerim, içinde tutmaktansa serbest bırakmak daha iyidir, değil mi? Hep böyle söylerim. İki elini kaldırıp işaret parmaklarını size doğrultuyor ve iki bam sesi eşliğinde ateş edip göz kırpıyor.
6 Aklınızdan geçen ilk şey ona ve göğsündeki peruğa kaybolmasını söylemek ancak bu kabalık olur ve olay çıkarmak istemiyorsunuz. O nedenle, ölümcül nefesiyle size yaklaşmaya cesaret ederse onu hayalarından tekmeleyebilecek şekilde oturduğunuz yerde dönüyorsunuz. İçkiyi kibarca reddetmek üzereyken, omzunuzda birinin elini hissediyorsunuz. Şaşkınlıkla kafanızı çevirdiğinizde, arkanızda duran kişiyle yüz yüze geliyorsunuz. Onu hemen tanıyorsunuz: bara geldiğinizde göz göze geldiğiniz adam. Merhaba, tatlım, geciktiğim için özür dilerim, diyor ve eğilip yanağınızdan öpüyor. Bu ani yakınlığı nefesinizi tutmanıza neden oluyor. Sedir ağacı ve deri gibi kokuyor ve bu mesafeden şakaklarındaki ak düşen saçlarını ve gülümsediğinde gözlerinin kenarlarında oluşan çizgileri görebiliyorsunuz. Bir kolunu rahat bir şekilde omzunuza dolarken, diğer elini Stanley e uzatıyor. Ona arkadaşlık ettiğiniz için te- 14 şekkür ederim. Biraz geciktim. İş meselesi, nasıl olduğunu bilirsiniz. Hiç utanmadan durumdan yararlandığınızın farkında olarak kurtarıcınızın koluna yaslanıyorsunuz. Peruk Göğüs ağzının içinde bir şeyler mırıldanıp ayağa kalkıyor. El sıkışırken Stanley nin suratını buruşturduğunu fark ediyorsunuz. Kürdanı kaybolunca yutup yutmadığını merak ediyorsunuz. Yüzü mosmor bir şekilde, Peruk Göğüs görüş alanınızı terk ediyor. Merhaba, ben Miles, diyor yeni arkadaşınız kolunu omzunuzdan çekerek. Ve ben de minnettarım, diyorsunuz, dokunduğu yer hala karıncalanıyor. Umarım haddimi aşmamışımdır? İdare edebilirdim ama yardım ettiğin için teşekkür ederim, diyerek gülümsüyorsunuz. İsteseydin, tek bir bakışınla ondan kurtulabileceğine hiç şüphem yok, diyor adam. Ama buraya gelip kendimi tanıtmam için bir bahaneye ihtiyacım vardı. Kulağa umut verici geliyor ve siz ona içki ısmarlamak üzereyken sözlerine devam ediyor: Seninle tanışmak güzeldi fakat meslektaşımın yanına dönsem iyi olacak; iş görüşmemizi bitirmek üzereydik. Ah, tabii. Gitmesini istemiyorsunuz fakat kalmasını nasıl isteyeceğinizi bilmiyorsunuz. Tekrar teşekkürler. Benim için zevkti. Uzunca gelen bir saniye daha size baktıktan sonra arkasını dönüp masasına gidiyor. Uzaklaşmasını izliyorsunuz. Zarif kesimli bir pantolon ve yakasını açık bıraktığı açık mavi çizgili bir gömlek giymiş. Gösterişli ve ucuz olmadığı kesin. Kafasını çevirince sizi onu 15 süzerken yakalıyor ve elini sallıyor. Gülümseyerek karşılık veriyorsunuz ve ağzınız kuruduğu için köpüklü içkinizden bir yudum almak için dönüyorsunuz. Bir tane daha? diye soruyor genç barmen kadehi bitirdiğinizi görünce. Baloncuklar lezzetli ama susadığınız için Perrier istiyorsunuz.
7 Prosecco, Perrier... Akdeniz havasındasımz, diyor barmen sizi şaşırtarak. Bu sıradan bar sohbeti değil ve ona daha dikkatle bakıyorsunuz. Loş ışıkta bile cildi parlıyor. Senin gibi hoş bir erkek böyle bir yerde ne yapıyor? diyorsunuz biraz flörtçü bir şekilde - bütün suç köpüklü şarapta. Kuzenimin vardiyasına geldim; buranın asıl barmeni o. Para gerekiyor, okul kitapları çok pahalı. Adı, öğrenci misin? Evet, lütfen bana ne okuduğumu sorma... Sormayacaktım ama beni meraklandırdın. Biraz utangaçlaşıyor. Din Felsefesi. Özellikle de Doğu dinleri. Gerçekten mi? Bunun çok fazla kariyer seçeneği sunacağını düşünemiyorum. Bir an ciddileşiyor. Bilsen çok şaşırırdın. Bir noktada uluslararası barışı koruma alanında çalışmak istiyorum, belki kapağı Birleşmiş Milletler e atarım. Dünyayı gezmek istiyorum, bilirsin. Giderek ilginçleşiyor. Bir meleğin yüzüne, bir günahkarın bedenine ve bir de beyne mi sahip? Üstelik gerçekten de dünya barışı istiyor. Ona yavaş ve ümit vaat eden bir şekilde gülümsüyorsunuz. Sübyancılık olabilir ama buna bir süre daha devam 16 etmek istiyorsunuz. Fakat önce, kadınlar tuvaletine gitmelisiniz. Yirmili yaşlarında oldukça sevimli bir erkekle flört edecekseniz, makyajınızı kontrol etseniz iyi olur. Kadınlar tuvaleti sükûnet ve yumuşak ışıkların olduğu bir vadi gibi. Sizin dışınızda sadece bir kişi var ve o da aynada makyajını yapmakla meşgul. Bu kadın gördüğünüz en eksantrik kişilerden biri. Parlak saçlarını gevşek bukleler halinde tepesinde toplayıp mercan bir tokayla tutturmuş. Kaşları neredeyse tam ortada birleşiyor ve yanağının alt kısmında bir beni var. Uzun eteği kalçasından itibaren dökümlü, parlayan kumaşı ışığı yansıtıyor. Üzerindekinin vintage olduğu kesin, hatta Va-lentino bile olabilir. İşini yarıda bırakıp aynada sizi süzdükten sonra gördüğü şeyden hoşlanmış gibi gülümsüyor. Dar dantel bluzunun sardığı göğüslerini fark etmeden duramıyorsunuz. Ya yerçekimine meydan okuyor ya da kadın milleti için tasarlanmış en pahalı sutyeni giymiş olmalı. Sakin bakışlarının altında, siyah mini elbisenizle tavus-kuşunun yanındaki bir güvercin gibi biraz sıkıcı hissediyorsunuz kedinizi. Özür dilerim, aynayı işgal ediyorum, diyor. Sesinde hafif bir homurtu gizli, yoksa bu bir aksan mı? Hayır, hayır, sorun değil, ben sadece tuvaleti kullanacağım, diyorsunuz ancak zarafeti ve soğukkanlılığı karşısında kendinizi tuhaf hissediyorsunuz.
8 Size tekrar gülümsüyor ve kalbiniz gümbür gümbür atarken tuvaletlerden birine kaçıyorsunuz. Benini aklınızdan çıkartamıyorsunuz. işiniz bittiğinde, ellerinizi yıkayıp makyajınızı düzelt- 17 mek için aynanın önünde ona katılıyorsunuz. Göz kaleminiz akmış ve biraz ruj sürseniz fena olmayabilir. Saçına bayıldım, diyor çantanızdan bir tarak çıkarırken. Teşekkür ederim, derken farkında olmadan elinizi saçınıza götürüyorsunuz. Tuhaf gelecek ama saçlarımın seninki gibi olmasını çok isterdim. Hep öyle değil midir? diye soruyor. Hep sahip olamadığımız şeyleri isteriz. Uzun bir süre gözlerini gözlerinizden ayırmıyor ve bu sırada kendinizi benini yaladığınızı hayal ederken bulunca şoke oluyorsunuz. Bu da nereden çıktı? Bekle, şurada biraz... izin ver, diyor ve size dönüyor, çenenizi sabit bir şekilde tutarak gözlerinizin altına bulaşan göz kaleminizi mendille siliyor. Yüzü yüzünüze o kadar yakın ki güçlükle nefes alıyorsunuz fakat egzotik baharatların karışımından oluşan kokusunun son derece farkındasınız. Sonra makyaj çantasından bir göz kalemi ve far paleti çıkarıyor. Onları alıp yüzünüzün önünde tutuyor. Mahsuru yok, değil mi? Gözlerini kapat. Ne istediğinden emin olmasanız da istediğini yapıyorsunuz. Göz kalemini göz kapaklarınızın kenarında gezdirip, parmağıyla dağıtırken biraz ürperiyorsunuz. Ve sonra, bu kez arduaz rengi bir far ve ona zıt bir aydınlatıcıyla aynı işlemi tekrar edip, ince tozu göz kapaklarınızda ve kaş kemiğinizde narin bir şekilde karıştırıyor. Geri çekilirken hayal kırıklığına uğruyorsunuz. İşte, diyor. Çok hoş oldun, chica*, diyerek aynaya işaret edi- * İsp. Tatlı kız. 18 yor. Dönüp aynaya bakıyorsunuz. Yeni göz makyajınız sayesinde gözleriniz olduklarından çok daha büyük görünüyor. Amatör çabalarınıza kıyasla büyük bir gelişme. Gizemli arkadaşınızın bir tür model olup olmadığını merak ediyorsunuz. Bunun hoşuna gideceğini düşünüyorum. İşte. Gümüş bilekliklerle dolu ince kolunu uzatıp bir parça kağıdı avucunuzun içine bırakıyor. Seninle tanışmak güzeldi. Umarım gelirsin, diyor ve çantasını alıp kendinden emin bir şekilde kalçalarını sallayarak tuvaletin kapısına doğru yürüyor. Göz makyajımı yaptığın için teşekkür ederim, diyorsunuz, biraz geç olsa da. Gider gitmez, elinize tutuşturduğu kağıdı açıyorsunuz. Yakınlarda olan bir galerideki serginin broşürü. Broşürün üzerinde bir kadının yüzü yer alıyor ve resimdekinin aslında o olduğunu, o müthiş gözleriyle size meydan okuduğunu fark ediyorsunuz. Sayfanın altındaki Immacu-lata* kelimesinin
9 üzerinde parmağınızı gezdiriyorsunuz. Bu onun adı mı? Yoksa serginin adı mı? Sanatçı o mu? Broşürü el çantanıza koyup bara dönüyorsunuz ama kadından iz yok, gitmiş olmalı. Biraz üzgün bir şekilde taburenize geri dönüyorsunuz. Kendinizi ortada kalmış, sohbet edecek hiç kimsesi olmayan süslü püslü bir kadın gibi hissediyorsunuz. Yakışıklı barmen barın ucundaki gürültülü bir grupla ilgileniyor ve daha önce karşılaştığınız yoğun bakışlı adam hala meslektaşıyla koyu bir sohbet halinde. Biraz daha takılıp son bir içki içebilirsiniz ya da sergiye gidebilirsiniz... en azından sergide ikramların olacağı kesin. * Kusursuz. 19 Barda kalıp bir içki daha içmeye ve neler olacağını görmeye karar verdiyseniz, 2İ. sayfaya geçin. Galerideki sergiye gitmeye karar verdiyseniz, 50. sayfaya geçin. 20 Barda kahp bir içki daha içmeye ve neler olacağını görmeye karar verdiniz. Melek yüzlü barmen sipariş ettiğinizi unuttuğunuz Perrierİe yanınıza dönüyor. Ona teşekkür edip Melissa ya sizi ektiği için size bir gece borçlu olduğunu belirten bir mesaj yazıyorsunuz. Özür dilerim, diyor kalın bir ses. Telefonunuzdan kafanızı kaldırdığınızda iri yarı bir adamla göz göze geliyorsunuz. Boyu iki metre olmalı, eni de en az onun yarısı. Üzerinde siyah bir takım elbise ve kulağında küçük bir kulaklık var. Fark ettiğiniz mi bilmiyorum ama The Space Coıvboys grubu burada. Başparmağıyla omzunun üzerinden VIP kısmını işaret ediyor. Öyle mi? derken taburenizde dönüyor ve görmek için boynunuzu uzatıyorsunuz. Grup siz tuvaletteyken gelmiş olmalı, VIP kısmı dolup taşıyor. İki kadın garson kovalar dolusu şampanyayı o tarafa götürürken, goril kılıklı bir başka koruma kırmızı iplerin önünde durup sadece çok önemli ya da güzel insanların geçmesine izin veriyor. Omuzlarında manken tipli iki kız olan vokalist Jerry yi görüyorsunuz. Sarışınları ceket gibi giymiş. Evet, diyor koruma. Charlie sizi VIP bölmesinde onunla içki içmeye davet etmem için beni gönderdi. Öyle mi? Şaşkınlık içindesiniz. Nedeni tuvaletteki kadının yaptığı göz makyajı olmalı. Onu tekrar görürseniz, teşekkür etmeyi unutmamalısınız. O bateristti, değil mi? diye sorup onu görebilmek amacıyla VIP kısmına bakıyorsunuz. Evet, işte orada, adını hatırlayamadığınız gitaristin yanında deri koltukta oturuyor. Gözü size ilişiyor ve gülümseyip elini kaldırıyor. Doğrulup Perrier e uzanırken daha sert bir şey istemiş olmayı diliyorsunuz.
10 Gururum okşandı, diyorsunuz. Ama The Space Cow~ boys'tan Charlie ye, ona katılmamı istiyorsa kıçını kaldırıp halkın bulunduğu gerçek dünyaya gelerek, kendisinin teklif etmesi gerektiğini söyleyin. Korumasını pis işlerini yapması için göndererek bir yere varamaz. Üzerinize alınmayın! diyorsunuz hemen odadaki file. Alınmadım, diyor koca adam ve dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme gördüğünüzü sanıyorsunuz. Kim olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Lanet olası Prens William olsa bile umurumda değil, diyorsunuz. Ona beni istiyorsa nerede bulacağını bildiğini söyleyin. Sonra devin yan tarafına doğru eğilerek barın öteki ucundaki Charlie yle göz teması kurup en seksi gülümsemenizle kadeh kaldırıyorsunuz. Dağ gibi adam bu kez belirgin bir şekilde gülümseyerek, Pekala, diyor. Bara dönüyorsunuz, elleriniz hafifçe titriyor. VTP kısmı barın arkasındaki aynadan görülebiliyor ve başınızı hafifçe çevirince neler olduğunu görebiliyorsunuz. Korumanın VIP kısmına döndüğünü ve Charlie nin kulağına eğilip bir şeyler fısıldadığını görüyorsunuz. Önce kaşlarını kaldırıyor, sonra şaşkınlıkla size bakıyor. Umursamaz davranıyorsunuz ama karnınızı içeri çekerek oturduğunuzdan emin oluyorsunuz. Charlie arkasına yaslanıp kahkaha atmaya başlıyor. Saniyeler sonra deri koltuktan kalkıp VIP kısmından bara doğru yaklaştığını görünce içi- 22 nizi heyecan kaplıyor. Size doğru geliyor, şaşkın ifadeniz üzerinde çalışsanız iyi edersiniz. Çoğunluk müzik gruplarında vokalisti tercih etse de bateristler her zaman size daha çok hitap ediyor. Belki de bateristler genellikle kötü çocuklar oldukları içindir. Charlie nin saçları uzun ve perçem halinde bir gözünün üstüne düşmüş. Uzun boylu ve sırım gibi, kolları da dövmelerle dolu. Bir kolunun üzerinde uzun bir cümle yazıyor. Parmağınızı harflerin üzerinde gezdirdiğinizi hayal ederken, ensenizdeki tüyler ürperiyor. Merhaba, diyor yanınızda bara yaslanarak. Elini uzatıyor. Tanıştığımıza sevindim. Ben lanet olası Prens Wil-liam. Soğukkanlı davranmaya kararlıydınız ama kendinize engel olamayıp kahkaha atmaya başlıyorsunuz. Elini sıkarken avucunuzun içinin terlediğini fark ediyorsunuz. Elleri parmaklarınızı yutuyor. Ellerin kocaman! deyiveriyorsunuz ve hemen düşüncenizi sesli bir şekilde dile getirdiğiniz için kendinize kızıyorsunuz. Ah, diyor ve ellerini uzatıp düşünceli bir şekilde inceliyor. Elleri büyük olan erkekler hakkında ne derler biliyorsun, değil mi? Yüzünüz kızarıyor. Hey, akimdan ne geçti, kötü kız? Çok iyi davulcu olduklarını kastetmiştim!
11 Ya, öyle mi derler? Ani bir cesaretle ellerinden birini avucunuza alıyorsunuz. Gerçekten, gördüğüm en büyük ellere sahipsin. Guinness Rekorlar Kitabı yla iletişime geçtin mi? Ve eğer bu senin hayat çizginse, uzun bir süre buralarda olacaksın, dedikten sonra elini ters çevirip yavaşça çizgiyi takip ediyorsunuz. 23 Ayaklarımı görmelisin, diyor. Sonra dönüp bara göz gezdiriyor. Demek halkın arasında olmak böyle bir şey? Gerçek dünyaya hoş geldin. İnsanlar genellikle başka birinin adına yanıma pek yaklaşmaz. Okul günlerine geri dönmüş gibi hissettim kendimi. Haklısın, biraz küstahçaydı. Telafi etmem için sana bir içki ısmarlamama izin vermeye ne dersin? Gerçi, ödeme yapmak için elime ihtiyacım olacak, anlarsın ya. Hala elini tuttuğunuzu anlayınca bir anda bırakıyorsunuz. Kendinizi sersemlemiş ve şampanya gibi hafif hissediyorsunuz. Harika olur, teşekkür ederim. Charlie bar tezgahında küçük bir ritim tutuyor. Yaklaşan genç barmen onun kim olduğunu fark edince bozuntuya vermemeye çalışıyor. Size ne getirebilirim? Charlie şeytani bir şekilde ışıldayan gözlerini size çeviriyor. İki tekila. Limon yerine portakal olsun. Tekila değil, köpüklü şarap içtiğinizi söyleyerek karşı çıkmak üzeresiniz, ama tek kaşını kaldırarak size bakınca aniden The Space Cousboys'un davulcusuyla tekila içmek üzere olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bardaki en yakışıklı erkeklerden biri, belki de ülkedeki en yakışıklı erkeklerden biri, kocaman seksi elleri var ve sizinle tekila içmek istiyor. Hayatta bir kez olan anlardan biri. Ya anı yakalayıp çılgınca bir şey yapacaksınız ya da hiçbir şey yapmayıp muhtemelen pişman olacaksınız. Bunu yapmalı mısınız, merak ediyorsunuz? Tekilanın size ne yaptığını çok iyi biliyorsunuz, özellikle de şaraptan sonra: bütün engeller ortadan kalkıyor. Bu yoldan giderseniz, muhtemelen geri dönüşü olmayacak. Onunla parti yapma düşüncesi içinizin titremesine 24 neden oluyor. Charlie ye hafifçe gülümseyip kafanızı sallıyorsunuz ve içinizde bir dizi havai fişek patlarken, soğukkanlı görünmeye çalışıyorsunuz. Bay Yoğun a, o hoş, olgun adama ne olduğunu merak ediyorsunuz. Charlie ye bu kadar zıt biri olamazdı. Siz bocalamaya devam ederken, barmen iki tekila doldurup bardakların üzerine birer dilim portakal koyuyor. Charlie içkinizi size doğru itip, kendi tekilasını meydan okurcasına havaya kaldırıyor. Bir rock yıldızıyla tekila içmek istiyorsanız, 26. sayfaya geçin. Bir rock yıldızıyla tekila içmek istemiyorsanız, 43. sayfaya geçin.
12 25 Bir rock yıldızıyla tekila içmeye karar verdiniz. Neden olmasın? Bu adamla yuva falan kuracak değilsiniz. Günbatımma ya da beyaz çitlere doğru atın üzerinde yol almak da yok, her şeyi olduğu gibi görüyorsunuz. Kartlarınızı iyi oynarsanız, bir geceliğine muradınıza ermeniz mümkün. Lanet olası Prens William ın şerefine, diyor Charlie bardağını sizinkine vurarak. İçkiyi başınıza dikiyorsunuz, tekila ağzınızı yakıp boğazınızda ilerliyor ve yakıcı tadını dindirmek için portakalı emiyorsunuz. Charlie suratınızı buruşturmanıza gülüp boş bardağını sertçe bara koyuyor ve portakalını emiyor. Hiç bir insanın vücudundan içki içtin mi? diye soruyor. Kafanızı sağa sola sallıyorsunuz ve tekila içinizde ilerlerken ani bir sıcaklığa kapılıyorsunuz. Biraz daha yaklaşıyor. Her nasılsa her gözeneğinden seks fışkırıyor, hatta seks gibi koktuğunu düşünüyorsunuz: seks ve tekila. Kolunu uzatıp serbest kalan saç tutamını kulağınızın arkasına sokuyor. Dokunuşu karıncalanmanıza neden oluyor ve gözlerinizi kolundan ayıramıyorsunuz, kolundan yayılan sıcaklığı neredeyse hissedebiliyorsunuz. Vücuttan içki içmenin kuralları basittir, diyor ve imalı bir şekilde sırıtarak size doğru eğiliyor. O kadar yakınsınız ki onu öpebilirsiniz. Portakalı ağzımda tutacağım ve sen de tuzu vücudumda istediğin yere dökeceksin, anlaştık mı? Sonra tuzu yalayıp içkiyi içecek ve ağzımdaki portakalı ısıracaksın. Denemek ister misin? Konuşabileceğinizi düşünmediğiniz için kafanızı salla- 26 makla yetiniyorsunuz. Vücudunu yalama fikri iç çamaşırınızın anında ıslanmasına neden oluyor. Dört tekila daha dostum, diyor Charlie barmene, ve bu kez tuza da ihtiyacımız olacak. Dört mü? Neye bulaştınız böyle? Barmen içkileri doldurup önünüze koyuyor. Charlie tuzluğu alıp size veriyor. Önce sen, diyor meydan okuyan bir bakışla. Vücudumun hangi bölümünü istiyorsun? Bana kolunu uzat, diyorsunuz. Sesinin kendinden emin çıkması sizi etkiliyor. Göğüs uçlarınızın sertleşip sutyeninizi zorladığını hissedebiliyorsunuz. Charlie onaylamasına gülümseyip portakal dilimine uzanıyor ve kusursuz dişlerinin arasına yerleştiriyor, dudaklarının arasında duran meyvenin etli kısmı sizi bekliyor. Sonra sol kolunu, dövmesiz olanı uzatıyor.
13 Kolunu tutuyorsunuz, teni parmaklarınızın altında sıcacık. Gözlerinin içine bakarak koluna çizgi halinde tuzu döküyorsunuz. Göz temasını bozmadan başınızı eğip kolundaki tuz hattını yalarken, teninin olabildiğince tadına varabilmek için dilinizi geniş bir şekilde tutuyorsunuz. Tek bir tuz tanesini bile ıskalamadığınızdan emin olmak için ikinci kez yalıyorsunuz. Tadı çok güzel, misk ve ter gibi. Dilinizin kolunun üzerinde hareket edişini izlerken gözleri kocaman açılıyor ve gözbebekleri genişliyor. Sonra içkiye uzanıp başınıza dikiyorsunuz ve dudaklarının arasındaki portakalı ısırabilmeniz için size doğru eğiliyor. Ensesinden tutup onu kendinize doğru çekiyorsunuz. Portakalı ısırırken dudaklarının sizinkilere değdiğini hissedebiliyorsunuz. 27 Kolunu bırakıyorsunuz ve kocaman elini bacağınıza koyup hafifçe sıkıyor. Tekila, yakınlık, bacağınızdaki eli ve tadı tüm vücudunuzun titremesine neden oluyor. Hafifçe geri çekiliyorsunuz, tekilanın etkisini takip eden portakalın ekşiliği dudaklarınızın büzülmesine neden oluyor. Sıra bende, diyor Charlie gözlerinizin içine bakıp dudaklarını yalayarak. O kadar ıslaksınız ki orada o anda size dokunsa, saniyeler içinde orgazm olabilirsiniz. Sanırım boynunu istiyorum, diyor yavaşça, gözlerini üzerinizden ayırmadan. Uzanıp saçlarınızı omzunuzdan kenara iterken ve parmaklarını boynunuzda gezdirirken yutkunuyorsunuz. Tam şurası, diyor. Vücudunuzdaki bütün tüyler diken diken oluyor. İyice yaklaşıyor. Önce yalasam iyi olacak, diyor, tuzun yapışması için, anlarsın ya? Kafanızı sallıyorsunuz, teniniz o güçlü ve usta parmakları daha fazla hissetmek için yanıp tutuşuyor. Boynunuzu olabildiğince yaklaşabilmesi için yana doğru yatırıyorsunuz. Bir eliyle boynunuzu tutarken, dilini köprücük kemiğinizden boynunuzun en üst kısmına doğru gezdirip kulağınızın altında duruyor. Sonra geri çekilip portakal dilimini ağzı için hazır olacak şekilde dişlerinizin arasına yerleştiriyor. Tuzu ince bir çizgi halinde yaladığı yere döküyor. Sonra kollarınızı kibarca tutup, boynunuzun ve omzunuzun birleştiği noktadan başlayıp ateşli dilini yukarı doğru çıkararak teninizdeki tuzu temizliyor. Durmazsa, boynunuzda dolaşan dilini hissederek boşalmanız son derece mümkün. Sanırım gözden kaçırdığım bir nokta var, diye mırıldanıyor kulağınıza. Tekrar köprücük kemiğinizin kenarına 28 dönüyor ve bir kez daha boynunuza küçük ısırıklar kondurarak yukarı doğru çıkıyor. Zevkten bayılacağınızı düşünüyorsunuz. Sizi tamamen yaladığından emin olduktan sonra tekilayı içiyor ve dudaklarınızın arasında tuttuğunuz portakalı ısırmak için sizi kendisine doğru çekiyor. Ağzını dudaklarınızdan çekmiyor, tuz ve tekilanın tadını dudaklarından alabiliyorsunuz.
14 Çok geçmeden geri çekiliyor. Kaldığım otele gidip vücudumuzda tekila içebileceğimiz daha ilginç bölgeler bulmaya ne dersin? diye sorup boş bardağını bar tezgahına sertçe koyuyor. Birkaç tekila daha yuvarlamak için rock yıldızının oteline gidecekseniz, 30. sayfaya geçin. Rock yıldızının yanından uzaklaşmaya karar verirseniz, 43. sayfaya geçin. 29 Rock yıldızının süitine gitmeye karar verdiniz. Kocaman, rock yıldızlarına yakışan türde bir şöminenin önündeki tüylü bir halının üstünde diz çöküyorsunuz. Bu bir klişe ama harika bir klişe. Ancak bir rock yıldızı böyle bir süitte kalabilir. Otelin bir katını tamamen kaplıyor ve akla gelen her türlü lükse sahip. Tavanlarda ve duvarlarda olduğunu düşündüğünüz görünmez hoparlörlerden rahatsız etmeyen bir seviyede müzik sesi geliyor. Derin ve harika bir melodisi olan bilmediğiniz bir şarkı. Charlie önünüzde diz çöküyor. Tek bir harekette, siz ne yaptığını bile anlamadan elbisenizi başınızdan çıkarıyor. Sonra sizi yavaşça çıplak sırtınızda yumuşaklığını ve rahatlığını hissettiğiniz tüylü halıya yatırıyor. Kıpırdamadan yat, diye emrediyor, canını yakmayacağım. Sesi boğuk, göbek deliğinize tekilayı dökerken ürperiyorsunuz. Şimdi, tuzu nereye döksem? diyerek parmaklarını göbek deliğinizden dantelli mor g-string in kenarına kadar indiriyor. Birinin vücudundan içki içmenin ilk şartı, diyor ve tam tadını çıkarmaya başladığınız sırada parmaklarını geri çekiyor, elleri kullanmamak! Sonra kafasını eğip sutyeninizin kenarını dişleriyle hafifçe aşağı çekiyor ve dantelli kenarı çekerken göğüs ucunuzu sıyırıyor. Dişinin sertliğini hissedince aniden nefesinizi içinize çekiyorsunuz, göğüs ucunuz sertleşip hassaslaşıyor, kıpırdanmak istiyorsunuz ama göbek deliğinizdeki tekila yüzünden hareket edemiyorsunuz. Sutyeninizi sağ göğsünüzden çektikten sonra, dilini çıkarıp gergin göğüs ucunuzu cömertçe yalıyor. Sonra portakal dilimine uzanıp ağzınıza almanız için size uzatıyor. V) Az önce yaladığı göğsünüze hafifçe nefesini verince göğüs ucunuz daha da sertleşiyor, serin nefesi yanan vücudunuzdaki bütün tüylerin diken diken olmasına neden oluyor, sonra tekrar dikkatini vermesi için sızlayan göğüs ucunuza biraz tuz döküyor. En sonunda, daha fazla dayanamayacağınız o anda, eğilip göğsünüzdeki tuzu yalıyor -ama sizin için biraz fazla hızlı davranıyor, orada biraz daha vakit geçirmesini tercih edersiniz- sonra başını göbek deliğinize indiriyor; karnınızdaki tekilayı içerken gövdenizi ona doğru yaklaştırmanıza engel olamıyorsunuz, dilini içkiye batırıp göbek deliğinizin kenarlarını yalıyor. Sonra, vücudunuz ne olduğunu bile anlamadan, onu üzerinize çıkmış bir halde buluyorsunuz, kolları başınızın iki yanında, dudaklarını sizinkilere
15 yaklaştırıp açlıkla portakal dilimini yutuyor, saniyeler içinde ortadan kaybolan portakala ve kabuğuna ne olduğunu anlamıyorsunuz, sonra sizi öpüyor ve sertleşmiş erkekliğini sırılsıklam olan iç çamaşırınıza değen kot pantolonunun üzerinden hissedebiliyorsunuz. Delice öpüşürken tuz ve tekila tadıyla dolu dilleriniz birbirine dolanıyor. Sürtünmenin getireceği rahatlama için kalçanızı kasığına doğru bastırıyorsunuz. Ve sonra çıplak bacaklarınızı ona dolayıp kendinizi pantolonundaki sertliğe doğru bastırıyorsunuz. Kıyafetleriniz nasıl da fazla geliyor, teninin teninize değdiğini hissetmeyi çok istediğiniz için onu sırtüstü yatırıp üzerine çıkıyorsunuz. Bir tilki kadar çevik şekilde arkanıza uzanıp sutyeninizi açarak göğüslerinizi serbest bırakıyor. Ama bu hiç adil değil: sizin neredeyse çırılçıplak olmanıza rağmen, onun kıyafetleri hala üzerinde. Bileklerinden tutup kollarını başının üze- 31 rine kaldırıyorsunuz. Göğüslerinizi ısırmaya çalışıyor ama onu kızıştırmak istediğiniz için bekletiyorsunuz. Sıra bende! diyorsunuz nefes nefese ve gözlerinin içine bakarak kasığınızı onun kasığına sürtüyorsunuz, sertliğini hissetmek o kadar tatmin edici ki kendinizi durmaya zorluyorsunuz. Ona biraz daha sürtünürseniz, hala pantolonu üzerinde olmasına ve size dokunmamış olmasına rağmen, saniyeler içinde gelebileceğinizi biliyorsunuz. Ama bunu istemiyorsunuz; başka planlarınız var. Kafasını kaldırıp sizi öpmeye çalışıyor fakat ona sadece bir saniye izin verip kafanızı kaldırıp ondan uzaklaşıyorsunuz. Artık kontrol sizde. Hala üzerindesiniz, tüylü halıdan destek alıyorsunuz, bileklerini bırakıp tişörtünü yırtarcasına kafasından çıkarıyorsunuz. Sonra üzerine eğilerek kaslı göğsünü hafifçe ısırıyorsunuz, göğüs uçlarını kısa bir süreliğine dişlerinizin arasına aldığınızda zevkle inlediğini duyuyorsunuz. Sonra kot pantolonunun düğmesini açıp fermuarını indiriyorsunuz ve pantolonunu bacaklarından sıyırıp o ana dek gördüğünüz en büyük erkeklik organını serbest bırakıyorsunuz. O kadar büyük ki onu içinize alma düşüncesi sizi biraz korkutuyor. Kafasını kaldırıyor, yüzünde gururlu bir gülümseme var. Kıpırdama! diye mırıldanıp tekila şişesine uzanarak göbek deliğine biraz içki döküyorsunuz. Göbek deliğinin dışına taşıyor ve tekilanın farklı yönlere akmasını izliyorsunuz, bir kısmı kasığındaki siyah tüylere doğru gidiyor. Yanında diz çöküp tuzluğu alıyorsunuz. Heyecanla size bakarken eğilip tek elinizle erkeklik organını tutuyor ve dibinden ucuna kadar yalarken diğer elinizle hayalarını 32 avuçluyorsunuz. Sonra dilinizi tekrar erkekliği boyunca gezdiriyorsunuz. Gözlerini kapatıp başını geriye atarak zevkle inlerken tekilayı dökmemek için kıvranmamaya çalışıyor.
16 Artık o sizin merhametinize kalmış durumda ve bunun her saniyesinin tadını çıkarıyorsunuz. Ağzına koyduğunuz portakal dilimi inlemesini bastırıyor. Sonra yaladığınız yere biraz tuz döküyorsunuz ve organındaki tuz tanelerini yavaşça yalarken zonkladığını hissedebiliyorsunuz. Karın deliğindeki tekilayı içiyor ve her damlasını alabilmek için etrafını yalıyorsunuz. Tekrar üzerine çıkıp dişlerinin arasında tuttuğu portakalı ısırmak için yukarı doğru tırmanıyor ve tekilanın ardından boğazınızdan inen meyveli tadın zevkini çıkarıyorsunuz. Daha fazla beklemek istemeyen Charlie, sizi üzerinden atıp sırt üstü yere yatırıyor ve ellerinizi tüylü halının üzerinde bastırıp size sürtünüyor. Daha fazla ertelemeye dayanamayıp, Seni içimde istiyorum, diyorsunuz nefes nefese. Mor dantelli g-string i-nizi aşağı indirdiğini hissediyorsunuz ve bir an büyükanne çamaşırı ya da toparlayıcı iç çamaşırını seçmediğiniz için seviniyorsunuz. Sonra erkekliğinin başını bastırdığını hissediyorsunuz. Yavaş ol ve dikkatli, diye fısıldıyorsunuz. Hafifçe doğruluyorsunuz, korunmuyor oluşunuz sizi birden endişelendiriyor. Anlayışla kafasını sallayıp, bir prezervatif almak için yerde duran kot pantolonunun cebine uzanıyor. Heyecanla arkanıza uzanıp hızla nefes almaya başlıyorsunuz. Sonra tek kolunun üzerinde doğrulup prezervatifi takıyor. 33 Yavaş ol! diye tekrar fısıldayıp başınızı geriye atıyor ve onun için bacaklarınızı iyice açıyorsunuz. Yavaşça içinize giriyor. O kadar ıslaksınız ki başı rahatlıkla giriyor ve onu içinize aldıkça kadınlığınızın esnediğini hissediyorsunuz. Sizi tamamen doldururken sırtınıza kavis veriyorsunuz. İnanılmaz zevkli, özellikle de önce yavaş, sonra sert ve hızlı vuruşları. Sizin için çok büyük ama kendinizi o kadar iyi hissediyorsunuz ki durmasını istemiyorsunuz. Temposunu artırırken kısa bir süreliğine içinizden çıkıyor ve bu fırsatı değerlendirip yüz üstü dönüyorsunuz. Dizlerinizin üstünde doğrulup kalçanızı havaya kaldırıyorsunuz ve arkanıza yaklaşıp tekrar içinize girerken zevkle inliyor. Erkeklik organının başının G noktanıza vurduğunu hissediyor ve istediğiniz şeyin bu olduğunu biliyorsunuz. Her sert darbe sizi çılgınca bir orgazma sürüklerken dizleriniz titremeye başlıyor. Çok geçmeden kalçalarınızdan tutup hızla gidip gelmeye başlayınca, daha fazla dayanamayıp kendinizi ona doğru yaklaştırarak her hamlesinin derinliğini istediğiniz şekilde kontrol ediyorsunuz ve en sonunda son bir hamleyle kontrolden çıkıp gözlerinizi deviriyorsunuz; ayak parmaklarınız kıvrılıyor ve kadınlığınız milyonlarca kez kasılırken aynı anda geliyorsunuz. Siz boğuk bir şekilde inlerken, o kalçalarınızı sıktığı sırada haykırıyor ve sonra kocaman eliyle kalçanıza vuruyor, tokadının bıraktığı yanma hissi orgazmınızın şiddetini artırıyor.
17 En sonunda, titreyen bacaklarınızın daha fazla dayanamayacağını düşündüğünüzde, içinizden çıkıyor ve ter içinde halının üstüne yığılıyorsunuz. Charlie yanınıza uzanıp sizi kendisine doğru çekiyor ve sırtınızı karnına ve- 34 riyorsunuz. Tamamen tatmin olmuş bir haldesiniz, tekila ve zevkten başınız dönüyor, vücudunuz artçı sarsıntılarla kasılırken bacaklarınızı ve kollarınızı birbirinize doluyorsunuz. Nihayet gözlerinizi açtığınızda, -henüz- yalamadığınız sağ kolundaki dövmeyi takip ediyorsunuz. Buradan sonra nereye gideceğimi bilmiyorum ama sıkıcı olmayacağına söz veriyorum, yazıyor. Tekrar sertleştiğini hissedince gülümsüyorsunuz, o kocaman organı sırtınızda canlanmaya başlıyor. Ne yapmalıyız biliyor musun? diyor parmak uçlarıyla kolunuzun yan tarafında hafifçe ritim tutarak. Ne? Ne istiyor olabilir? diye merak ediyorsunuz. Tekrar yapmaya nasıl hazır olabilirsin? diye soruyorsunuz dayanıklılığına şaşırarak. Sırıtıp omuzlarını silkiyor ama gözleri, prezervatifi cebinden çıkardığı sırada düşmüş olabilecek küçük plastik pakete kayıyor. İçinde birkaç mavi hap var. Ne olduklarını çok iyi biliyorsunuz; e-postanıza onlar hakkında sürekli mesajlar geliyor. Boğazını temizliyor ve kot pantolonunu içinde ne olduğu belli olan paketin üstüne doğru itiyor. Biraz hayal kırıklığına uğruyorsunuz: Viagra ya ihtiyaç duyan bir rock yıldızı mı? Hayalinizdeki adama hiç uygun değil. Biraz çılgınca bir şey yapmak ister misin? diye soruyor. Çılgınca mı? diye soruyorsunuz gerginlikle. Evet, diyor sizi hafifçe sıkarak, biraz farklı bir şey... biraz... bilirsin... alışılmadık! Ne düşündüğüne bağlı. Bu çocuğun aklından ne tür bir ahlaksızlığın geçtiğini düşünerek biraz endişeleniyorsunuz. O devasa organını aşağılarda başka bir yerinize yaklaştırabileceğini sanıyorsa, çok yanılıyor. Birlikte duş alabileceğimizi düşünmüştüm, diyor. Bu süitin duşu inanılmaz, harika bir manzarası var. Bir rock yıldızıyla duş almaya karar verdiyseniz, 37. sayfaya geçin. Yorgun düştüğünüzü ve eve gitmeye hazır olduğunuzu düşünüyorsanız, 41. sayfaya geçin. 36 Rock yıldızıyla duş almaya karar verdiniz. Derin bir nefes veriyorsunuz. Sadece duşta seks yapmayı kastediyormuş. Bu o kadar da tuhaf değil. Viagra kullansın ya da kullanmasın, bir rock yıldızıyla nefes kesici bir manzarası olan lüks bir otel banyosunda bunu
18 rahatlıkla yapabilirsiniz. Ayrıca, uzun ve ateşli bir gece oldu, o nedenle duş fikri kulağa hoş geliyor. O kocaman elleriyle vücudunuzu sabunladığını hayal edince tekrar ıslanıyorsunuz. Kulağa harika geliyor, diyor ve başınızı çevirip çenesinin altını öptükten sonra dudaklarınızı boynunun yan tarafında gezdiriyorsunuz. Göğüslerinizden birini tutup göğüs ucunuzu iki parmağının arasında sıkıştırıyor; şiddetli orgazmın ardından vücudunuz hala hassas olduğu için tatlı bir ıstırap oluyor. Ayağa kalkıp elinize uzanıyor. Haydi öyleyse, gidelim. Sizi kaldırmasına izin veriyorsunuz. Sonra onu devasa süitin içinde takip ediyorsunuz. Geniş panaromik pencere şehrin mücevher kutusunu andıran ışıklarına bakıyor ve odanın ortasında kocaman yuvarlak bir yatak bulunuyor. Elinizden tutup sizi çekiyor ve peşinden odanın içindeki neredeyse evinizden daha büyük olan banyoya giriyorsunuz. Zemin büyük mermer tabakalarıyla kaplı ve şehrin ışıkları zeminden tavana kadar olan pencerelerden rahatça görülüyor. Hala elinizi tutan Charlie, duş kabinini açıp içeri giriyor ve size de yardım ediyor. İkinize de fazlasıyla yetecek kadar yer var, hatta şehrin ve gökyüzünü manzarasının keyfini çıkarmak isteyenler için mermer bir oturma yeri bile var. 37 Muslukları açıyor ve farklı yüksekliklerde ve açılarda bir düzine duş başlığından gelen suyun basıncını hissediyorsunuz, hala sıcak olan vücudunuz cennette gibi. Su üzerinize akarken sizi kendisine doğru çekip ateşli bir öpücük veriyor. Az önceki orgazmınız yüzünden dizleriniz hala güçsüz, sırtınızda yumuşak bir sabun gezdirdiğini hissediyor ve ona doğru sokuluyorsunuz. Sabun kalçalarınızın arasından kayıp dokunuşuna karşılık olarak tekrar zonklamaya başlayan kadınlığınıza doğru iniyor. Tanrım, diye inliyorsunuz ve dizleriniz tekrar güç-süzleşiyor. Başını eğerek size bakıyor ve ıslak saçlarının alnına yapışmasıyla aptal gibi göründüğünü fark ediyorsunuz. Ayrıca rimel sürmüş olduğunu anlıyorsunuz ve görünen o ki suya dayanıklı olanlardan değil, çünkü gözlerinin altına akmış. Kolundaki David Bowie dizesi akmaya başlarken geri çekilip şaşkınlıkla ona bakıyorsunuz, kelimeler suyla birlikte gözden kayboluyor. Bebeğim, diyor içtenlikle. Kafanızı sallıyorsunuz, konuşabileceğinizden emin değilsiniz. Benim için bir şey yapar mısın? diye soruyor. Biraz olsun endişelenmenize engel olamıyorsunuz. Hoşlandığım bir şey var. Bunun biraz tuhaf olduğunu düşünebilirsin ama ben çok seksi buluyorum, diyor. Ve eğer bir şans verirsen, senin de hoşuna gideceğini umuyorum.
19 Boğazınızı temizliyorsunuz: Evet? Ne kadar kötü olabilir ki? diye içinizden geçiriyorsunuz. Makyaj yapıyor, Viagra ya ihtiyaç duyuyor ve dövmeleri gerçek bile değil 38 ama o hala The Space Cowboys>un davulcusu ve hala çok yakışıklı ve az önceki sevişmeniz inanılmazdı. Sizden ne yapmanızı istemek üzere olursa olsun, yapabileceğinizden son derece eminsiniz. En azından, açık görüşlü bir şekilde değerlendireceksiniz. Bileklerinizden tutup neredeyse yalvarırcasına gözlerinizin içine bakıyor. Ve sonra, Üzerime işemeni çok istiyorum, diyor. Nefesinizi tutup suratınızı buruşturmamak için çaba harcıyorsunuz. Açık görüşlü ol, açık görüşlü ol, açık görüşlü ol, diye içinizden tekrarlıyorsunuz. Ne? Şanslıysanız, onu yanlış anlamış olabilirsiniz. Üzerime işemen beni gerçekten çok ama çok tahrik eder, diye tekrarlıyor umut dolu bir ifadeyle. Hmm... diyorsunuz. İşememi mi istiyorsun? Üzerine mi? Bunun yalnızca bedenine denizanası yapışan insanlara yapılan bir şey olduğunu sanıyordunuz. Kafasını sallayıp seksi gülümsemelerinden biriyle size bakıyor. Ama rakun gözleri, saçlarına sürdüğü jölenin suyla akması düzleşen saçları ve kafasında seyrekleşen bir alanın belirmesi yüzünden artık eskisi kadar çekici görünmüyor. Evet, diyor. Bu gerçekten çok seksi. Küvetin kenarına otururum, suyu kapatırız ve sonra üzerime işersin. Nereye istersen, istediğin gibi takıl. Hmm. Tereddüt ediyorsunuz. Hmm, şu an çişim yok ama biraz su içip bize birer kadeh şampanya getirmeme izin verirsen, az sonra tuvaletimin geleceğine eminim. Kulağa nasıl geliyor? Anlaştık mı? Tepkiniz üzerine gözleri ışıldıyor. Harika! diye bağırıyor. Tanrım, sen harikasın, bu müthiş olacak! 39 Gülümseyip hafifçe dudaklarından öptükten sonra duştan çıkıyorsunuz. Bekle burada, seni seksi yaratık, hemen döneceğim. Mermer zeminde kaymamaya özen göstererek parmak uçlannıza basarak banyodan çıkıyorsunuz, arkanıza baktığınızda duşta gitar çalar gibi yaptığını görüyorsunuz. Oturma odasına koşarken çıplak vücudunuzdan su damlıyor. Kanepenin üzerindeki örtüyü alıp kurulanıyorsunuz, pahalı bir şey gibi görünüyor ama kimin umurunda? İç çamaşırlarınızı yerden alıp elbisenizi nemli vücudunuza geçiriyorsunuz. Sonra ayakkabılarınızı ve el çantanızı kapıp çaktırmadan süitin kapısına doğru ilerleyerek kapıyı sessizce arkanızdan kapatıyorsunuz. Charlie nin duşta erik gibi büzüştüğünü -ve geri dönmeyeceğinizi anladığında yüzünde oluşacak ifadeyi- hayal ederken histerik bir şekilde gülerek asansöre koşuyorsunuz. Şapşal!
20 Kesinlikle eve dönüp kocaman bir kase patlamış mısır eşliğinde bir film izlemenin vakti geldi. Ya da bir dakika, belki de Melissa ya uğramaksınız, çünkü duyduklarına asla inanamayacak! Doğruca eve gitmek istiyorsanız, 41. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce Melissa}nın evine uğrayıp geçirdiğiniz çılgın geceyi ona anlatmak istiyorsanız, 216. sayfaya geçin. 40 Çok yorgunsunuz ve sadece eve gitmek istiyorsunuz. Esneyip geriniyorsunuz. Bitkin ve tatmin olmuş bir haldesiniz. Charlie nin sertleşen organını sırtınızda hissediyorsunuz. Şehre bakan pahalı otel süitlerindeki tüylü halıların üzerinde sıradan kızların yakışıklı rock yıldızlarıyla birlikte olduğu bir tür rüyada gibisiniz. Biri sizi çimdiklerse, uyanacağınızı ve her şeyin sona ereceğini düşünüyorsunuz. Kıvrılıp saatlerce uyumak harika geceyi harika bir şekilde sonlandırmak olurdu ama sırtınızda hissettiğiniz taş gibi erkekliğine ve Viagra dolu poşete bakılırsa, bu çocuğun hala bir iki tur daha atacak enerjisi olmalı. Onca şampanya, tekila ve müthiş seksin ardından, daha fazlasına dayanabileceğinizi sanmıyorsunuz. O kocaman organının içinizde olduğu fikri baştan çıkarıcı ama kaldıramayacağınız kadar yorucu. Üstelik Viagra ya ihtiyacı olan bir rock yıldızı biraz acınası değil mi? Biliyor musun? diyerek ona dönüyorsunuz. Ne? diyor kendinden emin bir şekilde sırıtarak. Harika bir gece geçirdim ama sanırım bu gecelik benden bu kadar. Dudaklarına hızlı bir öpücük kondurduktan sonra yatakta doğrulup, sizi tekrar yatağa çekmesine izin vermeden elbisenize uzanıyorsunuz. Her şey için teşekkür ederim. Şaşkınlıkla size bakıyor. Kalmayacağını mı söylüyorsun? Kafanızı sallıyorsunuz ve şaşkınlıkla sizi izlerken elbisenizi giyip ayakkabılarınızı buluyorsunuz, mor g-string i-nizi ve sutyeninizi el çantanıza atıyorsunuz. 41 Belki başka bir zaman bunu yine yapabiliriz? diye soruyor neredeyse yalvarırcasına bir sesle. Belki. Kapıya doğru ilerlerken gizemli bir şekilde gülüyorsunuz. Kesinlikle eve dönme zamanınız gelmiş. Ya da belki de geç saatlere kadar açık olan kafeye uğramalı ve sıcak bir çikolata almalısınız? Doğruca eve gidecekseniz, 193. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce kafeye uğrayacaksanız, 210 sayfaya geçin. Henüz eve dönmeye hazır değilseniz, 209. sayfaya geçin. 42 Bir rock yıldızının uücudundan içki içmemeye karar verdiniz.
21 Önünüzde duran tekilaya bakıyorsunuz ve kokusu midenizi bulandırıyor. îyi bir fikir olduğunu düşünmüyorsunuz. Charlie beklentiyle size bakıyor ve o anda aklınızda kötü bir düşünce beliriyor: birlikte olduğu onca kadını düşünüyorsunuz. Siz de onlardan biri olacaksınız, bir başka zafer, üstelik küstah herif henüz adınızı sormaya bile tenezzül etmedi - o derece kendinden emin. Hayır, hiç sanmıyorsunuz, hatta size aptalın teki gibi görünüyor. Teşekkür ederim, diyor ve taburenizden kalkıyorsunuz, belki başka zaman. Gidiyor musun? diye soruyor şaşkınlıkla. Kafanızı sallarken bir kadın tarafından ilk kez mi reddedildiğini merak ediyorsunuz; nasıl tepki göstereceğini bilmediği çok açık. Onu barda bırakıp kapıya doğru ilerlerken arkanızı dönüp baktığınızda iki sarışınla sohbet ettiğini ve kalan tekilaları onlara sunduğunu görüyorsunuz. Gülümseyip verdiğiniz karardan memnun bir şekilde serin geceye adımınızı atıyorsunuz. Peki ama şimdi ne yapacaksınız? Bay Yoğun un iş görüşmesine geri dönmemiş olmasını nasıl da isterdiniz, çekici bir yanı vardı. Ve kadınlar tuvaletindeki o ilginç kadınla bir içki içmek de eğlenceli olabilirdi. Belki de sergiye gidip orada olup olmadığına bakmalısınız? Belki de bir taksi bulmanın vakti geldi. Gece yeni başlıyor. Ya da eve dönüp kendi kendinize eğlenebilirsiniz. Komodininizin çekmecesindeki kutu aklınıza geliyor. Do- 43 ğum gününüzde iki kız arkadaşınızın aldığı o hediye. İçinde, hala düzgün şekilde paketinde duran bir vibratör var. Adı tavşancık... Hayır, Tavşan. Bunun bir şaka olması gerekiyordu ama şaka olmadığını hepiniz biliyordunuz. Son birkaç senedir kariyerinizi geliştirmekle o kadar meşguldünüz ki arkadaşlarınız sizin için endişelenmeye başlamıştı. Onu henüz hiç kullanmadınız ama belki de bu gece o gecedir. En azından bu şekilde mutlu sona ulaşacağınız kesin. Henüz eve dönme vaktinizin gelmediğini düşünüyorsanız ve sergi gezme havasında değilseniz, 45. sayfaya geçin. Kapanmadan sergiye gitmek istiyorsanız, 50. sayfaya geçin. Evde sizi bekleyen Tavşan'imza gitmek istiyorsanız, 219. say-faya geçin. 44 Taksi tutmaya karar verdiniz. Tekrar saatinize bakıyorsunuz. Taksi isteyeli on beş dakika oluyor ve sinirlenmeye başladınız. Beş dakika demişlerdi ama bu tarihteki en uzun beş dakika gibi geliyor. Bardan çıkan kol kola girmiş platform topuklu birkaç kadın kıkırdayarak yanınızdan geçiyor. El çantanızdaki telefonunuza uzanırken gözünüz o broşüre ilişiyor. Broşürü çıkarıp tekrar inceliyorsunuz. Tuvalette tanıştığınız kışkırtıcı bakışlı kadının resminin üzerinde Immaculata yazıyor. Adrese göz gezdiriyorsunuz. Nerede olduğunu
22 biliyorsunuz, bulunduğunuz yerden sadece birkaç sokak ötede. Topuklularla bile oraya kadar yürüyebilirsiniz. Caddenin karşısından iki çocuk size ıslık çalıyor. Bu yeter mi tatlım? diye bağırıyor bir tanesi kasığını avuç-layarak. Seni çıplak görürsem, mutlu bir şekilde ölebilirim. Peruk Göğüs ün gereksiz ilgisinden sonra, daha fazla saçmalık çekecek havada değilsiniz. Öyle mi? diye karşılık veriyorsunuz. Seni çıplak görürsem, gülmekten ölebilirim. Kafalarını eğip hızla uzaklaştıklarını görünce şaşırıyorsunuz. O kadar da sert bir karşılık vermediniz oysa. Her şey yolunda mı? Kafanızı kaldırınca kalın sesli iri yarı adamı görüyorsunuz. The Space Cowboys>un koruması. Bu o aptalların neden o kadar ürkek davrandıklarını açıklıyor. Merhaba, diyorsunuz. Taksi bekliyordum. Beş dakika dediler ama taksi durağının zaman kavramı bizden daha farklı olmalı. 45 Gülüp barm dış duvarı boyunca uzanan metal parmaklıkta yanınıza oturuyor. Demek Charlie yle parti yapmamaya karar verdin? diye soruyor. Seni buraya beni içeri geri götürmen için yollamadı, değil mi? Elbette, hayır. Bu tür işler yapmamı sağlayacak kadar para ödemiyor. Evet, eğlenceli ama benim tipim değil, anlarsın ya. O benim patronum fakat aramızda kalsın, iyi bir tercih yaptın. Bence de, diyorsunuz. Güvenoyu için teşekkürler. Seni evine bırakabilir miyim? diyor kaldırımın kenarına doğru adımını atarken. içeride olman gerekmiyor mu? Hayır, halletmemi istedikleri bir iş var, diye açıklıyor. Seni istediğin yere bırakabilirim. Bir süreliğine beni özleyeceklerini sanmıyorum. Bir iş mi? Bilirsin işte, iş. Uyuşturucu gibi mi? Böyle bir şey yapacak birine mi benziyorum? Şey... Gerçekten, yasadışı bir şey değil. Bana güvenebilirsin. Eskiden polistim. Sanırım rock yıldızlarının peşinden koşmak, hırsızları yakalamak ya da cinayetleri çözmekten daha karlı. Omuzlarını silkiyor. Bu işin de bazı avantajları var. Elini uzatıp, uzaktan kumandaya benzer bir şeyin düğmesine basıyor. Parlak siyah bir spor arabanın farlarının yanıp 46 söndüğünü görüyorsunuz. Ağzınız açık kalınca tepkinize gülüyor.
23 Araba yere çok yakın, iri tekerlerine ve özel boyasına barın neon tabelasının ışığı vuruyor. 350Z mi? diye soruyorsunuz. Onaylarcasına kafasını sallıyor. Arabalar hakkında bilgilisin. Gran Turismo özel üretim modeli, öyle değil mi? Onlardan sadece birkaç yüz tane üretmediler mi? Bunu nereden biliyorsun? diye soruyor hayranlıkla bakarak. Ama evet, doğru. Ek beygirgücü olandan mı? Bu kez ağzı açık kalan o. Eğlenceli olduğunu düşünüp arabalar hakkında daha fazla şey anlatıyorsunuz. Sizi televizyonda binlerce saatlik spor araba pornosuna maruz bırakan eski erkek arkadaşlarınızdan biri yüzünden tüm bunları bildiğinizi ona söylemenize gerek yok. Keşke benim olsaydı, diyor. Ama neyse ki Charlie genellikle araba kullanamayacak kadar sarhoş olur, o yüzden sık sık direksiyona ben geçiyorum. Telefonu çalıyor, elini hemen cebine sokup telefonunu çıkarıyor. Buna bakmak zorundayım. Sonrasında, nereye gitmen gerekiyorsa seni bırakabilirim. Görüşmeyi rahatça yapabilmek için köşeye doğru yürüyor. Onunla o muhteşem arabada gece yarısı sokaklarda hız yaptığınızı hayal ediyorsunuz. Ayrıca, araba bir yana, adam da hiç fena değil. İri yarı olmasına rağmen, spor yaptığı belli ve vücudunun her santiminin kastan oluştuğunu tahmin ediyorsunuz. Önünüzde bir taksi durunca düşünceleriniz bölünüyor ve şoför aracın camından sarkıyor. 47 Ellerinizi belinize koyarak, Nihayet! Bu dünyadaki en uzun beş dakika olmalı! diyorsunuz ona Taksi şoförü kafası karışmış gibi elindeki kağıt parçasına bakıyor. Bay Cornetto? diye soruyor. Hayır! diye çıkışıyorsunuz. Sizi neredeyse yarım saat önce aradım. Beş dakika süreceğini söylediniz! Korkarım bu taksi Bay Cornetto için. Beni kastediyor olmalısınız, diyor bir ses arkanızdan. Taksinizi çalmaya çalışan kişiyle yüzleşmeye hazır bir şekilde arkanıza döndüğünüzde, daha önce sizi Peruk Gö-ğüs ten kurtaran hafif kır saçlı adamı görünce şaşırıyorsunuz. Sedir ağacı ve deri karışımı gibi kokan adam. George Clooney ye rahatlıkla kök söktürebilecek adam. Miles tı, değil mi? Ah, demek sizsiniz, diyorsunuz ama sonra bu tepkiniz yüzünden utançla kızarıyorsunuz. Her şey yolunda mı? diye soruyor bir size bir taksi şoförüne bakarak. Her şey yolunda. Sadece taksi bekliyordum ama bu beklediğim taksi değil. Olmaması için hiçbir sebep yok, diyor. Neden taksiyi paylaşmıyoruz?
24 Hayır, yük olmak istemem, sorun değil, gerçekten. O da beni gideceğim yere bırakmayı teklif etti, diyorsunuz telefonda biriyle tartışan köşedeki korumayı göstererek. Zaten, bu gece bana yeterince yardımcı oldunuz. Emin misiniz? Arkadaşınız meşgul görünüyor. O kadar çekici ki gözlerinizi ona dikmemek için çaba harcıyorsunuz. Başınızı eğince, hala Immaculata broşürünü tuttuğunuzu fark ediyorsunuz. Ne yapacağınıza ka- 48 rar vermeye çalışırken aklınızdan bir sürü düşünce geçiyor. Resim sergisine gidecekseniz, 50. sayfaya geçin. George Clooney benzeriyle taksi paylaşacaksanız, 91. sayfaya geçin. Bir korumanın spor arabasıyla sizi evinize bırakmasına izin verecekseniz, 146. sayfaya geçin. 49 Galerideki sergiye gitmeye karar verdiniz. Galerinin girişinde broşürdeki resim, üzerinde İmma-culata sözcüğünün yazdığı kocaman bir posterden size bakıyor. Kesinlikle doğru yerdesiniz. Sergi salonuna girince loş ve samimi aydınlatma sizi şaşırtıyor, sadece duvarlarda asılı canlı fotoğraflar aydınlatılmış. Alan tıka başa dolu değil ama yeterince hareketli, küçük gruplar halinde toplanan insanlar sohbet edip köpüklü şaraplarını içerken eserleri inceliyorlar. İlk esere doğru ilerliyorsunuz. Georgia O Keefe nin vajinalara benzeyen o canlı çiçek tablolarının günümüze uyarlanmış modern fotoğraf versiyonlarından biri. Bu ten rengi çiçek oldukça gerçekçi görünüyor. Daha yakından bakınca neredeyse tiz bir sesle bağıracak gibi oluyorsunuz: bu bir çiçek değil vajina, daha doğrusu içi. Sizin gibi durumu fark eden ve şaşıran birinin olup olmadığını görmek için etrafınıza bakıyorsunuz, sonra her şeye rağmen büyütenmişçesine ilginizi yeniden fotoğrafa çeviriyorsunuz. Evet, duvardaki bir vajina. Belki de yanlış anladınız. Belki pis bir aklınız var. Hızla bir sonraki fotoğrafa geçiyorsunuz. Tanrım. Bu kez kar^ şınızda belinden kalçalarına kadar çıplak olan bir kadının kasıklarının fotoğrafı var. Özne rahat bir şekilde arkasına yaslanmış, hafif aralık duran bacaklarının arasında gür ve koyu tüyler var, bir elini gelişigüzel bir şekilde baldırına götürmüş. Yutkunuyorsunuz ama pozun doğal ve güçlü olduğunu fark etmenize engel olamıyorsunuz. Tenin parlayacağı şekilde rengi artırılmış sonraki birkaç fotoğrafta bu tema üzerine; bazılarına o kadar yakından 50 odaklanılmış ki dokuları, karnın üzerindeki ince tüyleri görebiliyorsunuz; diğerlerinde ise odak bulanık olduğu için vajina fotoğrafları kırmızı, pembe, kahve ve kestane tonlarındaki güllere ve zambaklara benziyor.
25 En sonunda daha büyük bir fotoğrafa geliyorsunuz. Bu fotoğraf dağınık bir yatakta sırt üstü uzanmış bir kadının büyük ölçüde vücudunun alt yarısını gösteriyor, bacakları aralık ve gür, koyu renk tüylerinin arasından vajinası görülüyor. Hafifçe kıvrılan karnı ve bir memesi fonda yer alıyor. Ama bunun pornoyla ilgisi yok. Samimi bir yanı var, vücudu neredeyse hürmetkar bir şekilde sunulmuş. Elinizi boğazınıza götürüyorsunuz ve hafifçe terlemeye başladığınızı fark edince şaşırıyorsunuz. Fotoğrafa bakmaya devam ederken bir el kolunuzdan aşağı kayıyor. Hoşuna gitti mi? diyor boğuk bir ses kulağınıza. Yüzü broşürün üzerinde olan, barın tuvaletinde tanıştığınız kadın. Ah, merhaba! Hmm, evet, çok orijinal, diye kekeliyorsunuz. Sanatçı mısın? Demek istediğim, fotoğrafçı sen misin? Modellere poz verdirirken zorlandın mı? Bir geri zekalı gibi saçmaladığınızın farkındasınız ama bu kadın cesaretinizi unufak ediyor. Boğuk bir kahkaha atıyor. Pek sayılmaz. Hatta duyduğuma göre bu modelle çalışmak çok keyifliymiş. Aklınız karışıyor. Elini sırtınızın boşluğuna koyup sizi köşedeki bir fotoğrafa doğru yönlendiriyor. Şaşkınlıkla bakıyorsunuz: fotoğraftaki kişi o. Ve fotoğrafta çırılçıplak ve her şeyi ortada. Fotoğraftaki kadın gururla izleyiciye bakıyor, boynu dimdik, yerçekimine meydan okuyan göğüslerini sadece aralarında asılı duran gümüş bir haç süslüyor. 51 Bir kanepede oturuyor, bir bacağı rahat ve diğeri kanepenin kenarından sarkıyor. Diliniz tutulmuş durumda. Biraz bocaladıktan sonra en sonunda, Immaculata sen misin? diye sormayı başarıyorsunuz. Annem bana bu ismi verdi. Ama arkadaşlarım bana Mac der. Ona doğru dönüyorsunuz -duvardaki fotoğraftan gözlerinizi almak için ne gerekirse yapabilirsiniz- sallantılı küpelerinde küçük gümüş ve siyah kuru kafalar olduğunu fark ediyorsunuz. Ne düşünüyorsun? diye sorarak dikkatinizi tekrar yaklaşık iki metre olan özel fotoğraflara çekiyor. Bunlar, bunlar, oldukça sıra dışı, diye kekeliyorsunuz. Daha önce hiç bu tür şeyler görmemiştim. Teşekkür ederim, diyor sadece. Benim de hoşuma gidiyorlar. Bence kendini bu şekilde sergilemen oldukça cesurca. Böyle bir şey yapacak cesaretimin olduğunu sanmıyorum. Neden olmasın? diye soruyor size doğru dönerek. Size odaklandığında, odada sizden başka kimse yokmuş gibi hissediyorsunuz. Bilmiyorum. Bu çok... çok... mahrem, sanırım.
26 Mahrem, evet, diyor, ama aynı zamanda özgürleştirici. Doğrusunu söylemek gerekirse, çok heyecan vericiydi. Hiç çekinmedin mi ya da utanmadın mı? Hem de hiç. Ve Cat işimi kolaylaştırdı. Cat mi? 52 Fotoğrafçı. Jan Kolhvitz le çalışıyor. Ünlü olan Jan ama birkaç sene içinde Cat in ona ciddi bir rakip olacağını düşünüyor. Kimden bahsettiğini bilmeniz gerekiyormuş gibi konuşuyor ve Jan denen adamın ismi bir yerlerden tanıdık geliyor. Buralarda bir yerlerdeler. İşte, iyi insanlar lafın üstüne gelir! Mac zarifçe kolunu kaldırıp odanın öteki tarafındaki çifte işaret ediyor. Tebrik eden insanların etrafını sardığı kadın övgüleri ve sonsuz öpücükleri kabul ederken, adam geride kalıp gururla gülümsüyor. Asimetrik yüz hatları ve çukur gözleriyle klasik anlamda yakışıklı kabul edilebilecek biri değil. Ama bir çekiciliğe sahip olduğu kesin. Rahat bir şekilde mavi kot pantolon ve gri bisiklet yaka bir kazak giymiş. Kadın daha genç, parlak saçlarına katlar verilmiş ve dar siyah kot pantolonunun üzerine gümüşi ipek bir bluz, altına ise şal desenli düz tabanlı ayakkabılar giymiş. Adama dönüp duruyor, ona gülüyor ve kolunu dürtüyor. Güzel bir çift, diyorsunuz ve Mac yine içten bir kahkaha atıyor. Ah, bu çok komik! Ama birçok insan bu hatayı yapıyor. Kafanız hiç bu kadar karışmamıştı. Komik olan ne? Cat eşcinsel ve Jan ise oldukça hetero. Tabii Jan ayrıca onun danışmanı. Uzun bir süredir Cat e akıl hocalığı yapıyor ve Cat de Jan ın birçok çekiminde görev alıyor. Bu onun lisansüstü Güzel Sanatlar eğitiminin tez sergisi. Düşüncelerinizi bir düzene sokamadan önce Cat ve hemen ardından Jan yanınıza geliyor. Ah, sana minnettarım, diyor Cat-Mac e sarılarak. O sohbetten bir türlü kurtulamayacağımı sanmıştım! 53 Tebrik ederim, diyorsunuz. Sırıtıyor. Denetmenlerim ya aynı anda kalp krizi geçirecek ya da bana çok yüksek not verecekler. Hangisinin olacağından henüz emin değiliz. Mac tekrar gülümsüyor ve yanağındaki davetkar beni yukarı doğru kalkıyor. Arkadaşım kendimi ifşa etmemin nasıl bir his olduğunu soruyordu. Herkese tavsiye ediyorum. Doğuştan teşhirci ve bir dansçı olmanın da etkisi var, diye sataşıyor Cat. Size dönüyor. Mac eski bir dostumdur. Deneysel bir şeyler yapmak istedim, bir süredir bu fikir hakkında konuşup duruyorduk. Ve her şeyini ortaya
27 dökmeye razı oldu. Ama kadın vücudunu fotoğraflamak konusunda asıl uzman olan Jan. Abartıyorsun, diyor Jan biraz utanarak. Bu hali hoşunuza gidiyor. Cat size dönüyor. İlgilenirsen, sen de denemelisin. Gülümseyen Mac size meydan okuyor. Asla bilemezsin, belki de çok heyecan verici bulabilirsin. İçgüdüsel bir şekilde kafanızı sallıyorsunuz. Biraz olsun aklına yatmadığını söyleme, diyor Mac. Gerçekten, diye araya giriyor Cat düşünceli bir şekilde, bana kalırsa, çok iyi bir model olabilirsin. Üçü size odaklanırken, mideniz altüst oluyor. Jan, üzerinde çalıştığın siyah beyaz seri için harika olmaz mı? Tenine bir bak, diyor Cat. Merhaba, ben hala buradayım, diyorsunuz bıkkın ama gururunuz okşanmış bir şekilde. Cat gülüyor. Dinle, gidip biraz dolaşmalı, insanları görmeli ve fon verenlerle boş sohbetler yapmalıyım. Mac, 34 lütfen gel ve bana destek ol. Morale ihtiyacım var. Jan, neden bu güzel kıza projenden bahsetmiyorsun? Hevesli hayranlarından oluşan küçük bir gruba doğru ilerliyor. Mac bileğinize uzanıyor, teninize değen parmakları soğuk. Gerçekten bunu düşünmelisin, chica. Seni daha fazla görmek... güzel olurdu. Sonra Caf in peşinden gidiyor. Duraksıyorsunuz; Jan sessizliği bozmak için acele etmiyor gibi görünüyor. Aksine, sizi hafızasına kazıyor-muş gibi bakışlarını yavaşça yüzünüzde ve vücudunuzda gezdiriyor. Utanıyorsunuz ama aynı zamanda böylesine dikkatli bakışlara maruz kaldığınız için tuhaf bir heyecan duyuyorsunuz. Saniyeler geçerken söyleyecek bir şeyler arıyorsunuz. Ama konuşmanıza fırsat vermeden karara varmış gibi söze giriyor: Cat haklı. Harika bir model olabilirsin. Boynunun kıvrılarak omzunla birleşmesi... Bir süre daha size bakıyor. Ne dersin, ilgileniyor musun? Ah hayır, ben gerçekten... demek istediğim... Çünkü eğer ilgileniyorsan, seninle çekim yapmayı çok isterim. Öyle mi? Elbette. Elbette bu şekilde değil, diyor duvarlarda asılı çıplak resimlere işaret ederek. Bu daha çok Caf in tarzı. Ben de bazı benzerlikler taşıyan bir seriyle meşgulüm ama bıraktığı his ve dokular tamamen farklı. Vücudun farklı bölgelerine adanmış bir çalışma. Öyle mi? Örneğin, boyun. Boyun mu? diye tekrarlıyorsunuz ve kendi boynunuzu okşarken kendinizi aptal gibi hissediyorsunuz.
28 Vücudun bariz erotik bölgeleri dışına çıkmayı oldukça baştan çıkarıcı buluyorum. Boyun hattı, dirseğin iç kısmı ya da ayak parmaklarının arasındaki boşluklar cinsel organlardan daha erotik olabilirler. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Hafifçe kafanızı sallıyorsunuz. Belki de köprücük kemiğinin kıvrımı ya da baldır. Ve vücudun pek dokunulmayan diğer tüm bölgeleri. Güneşi en son gören yerler. Buralar tenin en yumuşak olduğu bölgeleridir. Örneğin şurası, diyor ve elinize uzanıp kolunuzu çeviriyor. Başparmağını dirseğinizin iç kısmındaki yumuşak derinin üzerinde gezdirirken ürperiyorsunuz. Beni büyüleyen şey bu. Pürüzlü sesi gitgide alçalıyor. Kendisini ilk kez duymuş gibi kafasını sallayıp düşüncelerinden sıyrılıyor. Özür dilerim, diyor hiç beklemediğiniz mütevazı bir gülümsemeyle. Anında yoğun sanatçı kimliğinden sıyrılıp daha ulaşılabilir birine dönüşüyor. Bazen kendimi kaptırıyorum. Kulağa saçmalık gibi gelmiş olmalı. Açıkçası, fotoğraf makinesinin arkasına geçtiğimde daha başarılıyım. Hayır, aslında oldukça ilginç. Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Haklı, vücudun göz ardı edilen bölümlerinin erotik bir yanı var. Ne dersin? Fotoğraflarını çekmeme izin verir misin? İçgüdüsel bir şekilde kafanızı sallıyorsunuz. Şey, bilmiyorum. Demek istediğim, emin değilim... Nü fotoğraflar olmayacak; üzerinde bir sabahlık olacak. Ve seni buradan itibaren çekiyor olacağım. Göğsün üst kısmını gösteriyor. Ve eğer istersen, belki kolunu ya da bacağının arkasını çekerim. 56 Boğazınızı temizliyorsunuz, merakınız uyanıyor ve bu adamın fotoğraflarınızı çekmesi düşüncesi gururunuzu okşuyor. Hiç kimse fotoğraftaki kişinin siz olduğunu bilmediği sürece eğlenceli olabilir. Ve eğer tamamen soyunmak zorunda değilseniz, o kadar utanç verici olmaz, değil mi? Her gün ünlü ve profesyonel bir fotoğrafçıdan fotoğraflarınızı çekmek için teklif almıyorsunuz.- Melissa dan sizinle gelmesini isteyebilirsiniz. Bunu gülünç bulacaktır. Ya da daha sonra fikrinizi değiştirirseniz, kibarca vazgeçtiğinizi söyleyebilirsiniz. Elbette, neden olmasın? Harika, diyor. Bu müthiş olacak. Haydi buradan gidelim. Ne, şimdi mı'? Sesiniz tiz çıkıyor. Neden olmasın? Kaçmaya bayılırım. Şu tarafta bütün gece içimi baymak için can atan bir sanat eleştirmeni var. Bir dakika. Vücut parçalarımın fotoğraflarını Facebo-ok ta yayınlayacak bir seri katil olmadığını nereden bileceğim? Beni nereye götürüyorsun? Gülüyor. İçini rahatlatacaksa, turunu tamamladıktan sonra Cat ten bizimle gelmesini isteyebiliriz. Ayrıca, vücudunu parçalamak için yardıma ihtiyacım olacak. Yüzünüzdeki ifadeye acıyıp cüzdanını çıkarıyor ve size kartvizitini
29 uzatıyor. Kolwitz isminin altında cep telefonu ve stüdyosunun adresi var. Yanılmıyorsanız, stüdyosu hemen köşede. Kartı ters çevirince arkasında Angel Deal in yüzünün olduğunu görüyorsunuz. Bunu tanıyorsunuz, birkaç ay önce Cosmo dergisine kapak olan fotoğrafın siyah-beyaz versiyonu. 57 Bunu sen mi çektin? Kafasını sallıyor. Şaka yapıyorsun. Ama bu tür modellerle çalışıyorsan, neden benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun? Neden olmasın? diyor. Aklınızdan bir sürü düşünce geçerken ona bakıyorsunuz. Teklifini kabul etmeli misiniz? Mac ve Cat i görmek için galeriye göz gezdiriyorsunuz. Belki, bir süre daha burada kalmalı ve fotoğrafların geri kalanına bakmalısınız. Ne de olsa hiç bilmediğiniz bir alandasınız. Belki de son bir içki içmek için bara geri dönmelisiniz (hem yakışıklı barmeni tekrar görmüş olursunuz). Fotoğrafçıyla gitmeye karar verdiyseniz, 59. sayfaya geçin. Teklifini reddedip galeride kalmaya karar verdiyseniz, 19. sayfaya geçin. Bara geri dönmeye karar verdiyseniz, 166. sayfaya geçin. 58 Fotoğrafçıyla gitmeye karar verdiniz. Stüdyonun girişinde karanlıkta beklerken, Jan alarm sistemini devre dışı bırakıp birkaç ışık yakıyor. Kalbiniz hızla atıyor. Kendi kendinize, ona tamamen yabancı olmadığınızı söylüyorsunuz. Onun bir seri katil olmasına imkan yok. O ünlü ve profesyonel bir fotoğrafçı ve Tanrı aşkına, adam Angel Dean in fotoğrafını çekmiş. Ve onun hala hayatta olduğunu biliyorsunuz. Zayıf ama hayatta. Işıkların geri kalanı titreyerek yanıp yüksek tavalı açık bir alanı gözler önüne seriyor. Bir tarafında deri ve ahşaptan yapılmış bir koltuk takımı var. Koltukların 1960 tarzı oldukları kesin, kol koyma kısımları küçük yan masalara dönüşüyor. Stüdyonun arka tarafında ofis, mutfak, banyo ve karanlık odaya benzeyen küçük odalar var. Bir duvar tamamen tavana kadar uzanan beyaz bir fonla kaplı. Etrafı dolaşırken loş bir köşeye park etmiş klasik bir Harley Davidson motosiklet görüyorsunuz. Simsiyah ve yepyeni değil, hatta kullanılmış görünüyor. Motoru işaret ediyorsunuz. Bu senin mi? Muhteşem. Jan meşgul olduğu fotoğraf malzemelerinden kafasını kaldırıyor: ışık ölçerler, lensler, fişler, kablolar ve hafıza kartlarının yanı sıra birkaç fotoğraf makinesi var önünde. Dekor için, diyor.
30 Stüdyoda dolaşmaya devam edip, az sonra olacakları düşünmemeye çalışıyorsunuz. Fotoğraflar ve iletişim bilgileriyle dolu bir masaya yaklaşıyorsunuz. Birkaçına göz gezdiriyorsunuz. Motosikletin üzerine uzanmış uzun boylu, güzel bir kadının etrafını saran dövmeli iri yarı bir 59 grup erkeğin fotoğrafları var. Az önce hayranlıkla baktı-ğınız motosiklet. Kadın tanıdık geliyor. Hem de çok... Hadi canım! deyiveriyorsunuz. Bu Alex Khan mı? Evet. The Face in kapağı için çekildi. Böbürleniyor gibi konuşuyor. Fena değiller ama çekimi tekrarlayabil-seydim, bazı şeyleri daha farklı yapardım. Vay canına. Nasıl biri? Onunla çalışmak rüya gibiydi. Tam bir profesyonel. Kafanızı sallıyorsunuz, kalbiniz hala hızla çarpıyor. Tam bir profesyonel. Elbette öyle. Tanrım. Ne tür bir şeye giriştiniz böyle? Alex Khan la nasıl boy ölçüşeceksiniz? Birazdan Anna Wintour la çok sıkı dost olduğunu söylerse, hiç şaşırmayacaksınız. Jan uzaktan kumandaya basınca, yumuşak ve hoş bir şarkı stüdyoya yayılıyor. Şarap alır mısın? diye soruyor. Tanrım, evet lütfen. Mutfakta gözden kayboluyor ve bir tıpanın açılma sesini duyuyorsunuz. Saniyeler sonra kırmızı şarapla dolu iki kadehle geri dönüyor. Kadeh tokuşturup şarabınızı yudumluyorsunuz. Güzel. Pahalı bir tadı var. Çalışma alanına geçiyor ve etrafını saran teknolojiye kıyasla eski görünen büyük bir fotoğraf makinesi seçiyor. Geleneksel takılmamız gerektiğini düşünüyordum, diyor. Dijitali unut, gerçek film kullanacağım. Siyah ve beyaz. Büyük formatta. Şarabınızdan bir yudum daha alıyorsunuz. Peki nasıl yapacağız? Bunu hala yapmak istiyorsan, banyodaki dolapta bir- 60 kaç sabahlık var. Elbette, rahat olmadığın bir şeyi çekmek zorunda değiliz. Tereddütle parmağınızı ısırıyorsunuz. Dünyanın en müthiş modellerinin fotoğrafını çekmiş biri tarafından fotoğrallanma şansınız var. Ama siz bir model değilsiniz, belki galeriye geri dönüp Mac e fotoğrafçının ilham perisi olmaya uygun olmadığınızı söylemelisiniz. Ya da belki de bunca heyecandan sonra, barda sakin bir içki içmeye ihtiyacınız var. Kalıp denemeye karar veriyorsanız, 62. sayfaya geçin. Bunun size göre olmadığına ve galeriye geri döneceğinize karar verdiyseniz, 19. sayfaya geçin. Bara geri dönecekseniz, 166. sayfaya geçin. ol Kalıp denemeye karar veriyorsunuz.
31 Stüdyonun geri kalanı gibi, banyo da geniş ve güzel bir şekilde döşenmiş. Bir duvarın önünde deri bir şezlong, bir duş, klozet, lavabo ve retro bir dolap bulunuyor. Tavanda zarif bir siyah avize asılı, odadaki beyaz olmayan tek nesne bu. Siz de hep banyonuzda bir avize olmasını istemiştiniz. Dolabın içinde havlular ve katlanmış birkaç sabahlık bulunuyorsunuz. Birini alıyorsunuz, burnunuza yaklaştırdığınızda, yumuşak kumaşın okyanusu andıran temiz ve taze kokusunu alıyorsunuz. Elbisenizi başınızdan çıkarıp sutyeninizi açıyorsunuz. Sonra aynaya dönüp göğüslerinizi kollarınızla örterek bu konuda ne hissettiğinizi anlamaya çalışıyorsunuz. Ve sadece gergin ve heyecanlı değil, biraz tahrik olduğunuzu da fark ediyorsunuz. Bir yabancı tarafından bu şekilde fo-toğraflanma düşüncesi tuhaf bir şekilde çekici. Belki de karakterinize tamamen ters olduğu için bunu bu kadar ateşli ve cüretkar buluyorsunuz. Ayrıca, adam dünyanın en güzel kadınlarından bazılarını fotoğraflamış. Melissa ya bunu anlatmak için sabırsızlanıyorsunuz. Derin bir nefes alıyorsunuz. Sonra kusurlarınızı görmemeye çalışarak aynada tekrar vücudunuzu değerlendiriyorsunuz. Mac in fotoğrafını öylesine erotik kılan şeyin özgüveni ve kendisini tamamen fotoğraf makinesine sunması olduğunu hatırlıyorsunuz. Cesaretlenerek mor g-string inizi çıkarıp sabahlığı omuzlarınıza geçiriyorsunuz, kumaş öylesine ince ki hiçbir şey giymemiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Jan çırılçıplak olduğunuzu bilmek zorunda değil. Bu küçük sırrı 62 saklamak hoşunuza gidiyor. Kuşağı gevşek bir şekilde belinize bağladıktan sonra, topuklu ayakkabılarınıza bakıyor ve çıkarmamaya karar veriyorsunuz. Stüdyoya döndüğünüzde, Jan ı, beyaz fona birkaç ışık yerleştirmiş ve uzun, yüzüklü parmaklarıyla fotoğraf makinesinin ayarlarını yapmakla meşgul bir halde buluyorsunuz. Yavaşça yanma giderken kendinizi gergin hissediyorsunuz. Tereddüt etmek böyle olmalı. Jan kafasını kaldırıp içtenlikle gülümsüyor. Birazdan hazır olurum. Rahatına bak. Fonun ortasına yerleştirdiği siyah deri bar taburesine yaklaşıp bir saniye duraksadıktan sonra oturuyorsunuz, sabahlığı dizlerinize kadar indirip göğsünüzde kapalı tutuyorsunuz. Jan yanınıza geliyor. Boynunun birkaç fotoğrafıyla başlayabileceğimizi düşünüyordum, şuradan şuraya kadar. Göğsünün üst kısmı ve çenesinin arasında kalan kısmı gösteriyor. Kafanızı sallayıp profesyonel davranmaya çalışıyorsunuz. Jan kısık sesle birkaç talimat verip yerleşmenize yardım ediyor, boynunuzu olabildiğince uzatırken çeneniz tuhaf bir açıyla öne doğru çıkıyor ama o fotoğraf makinesinin bunu normal olarak algıladığını söylüyor.
32 Küçük adımlar atarak kuaför gibi etrafınızda dönüyor ve ışığın nasıl olduğunu görmek için önce dijital makineyle birkaç kare çekiyor. İşte, baksana. Ne düşünüyorsun? derken yanınızda eğiliyor ve fotoğraflara göz gezdiriyor. Hepsi siyah beyaz ve çoğu çok yakından çekilmiş. Birkaçı yutkunmanıza se- 63 bcp oluyor ama genel olarak ne kadar sanatsal göründüklerine inanamıyorsunuz. Birinde köprücük kemiğinizin kıvrımı, bir başkasında omzunuzun yuvarlak tepesi görülüyor. Haklı, doğru şekilde çerçevelenip fotoğraflandığın-da çenenin alt kısmı bile seksi olabiliyor. Vücudu sizinkine değince düşünceleriniz dağılıyor. Ancak işine o kadar konsantre olmuş ki üzerinizde bıraktığı etkiyi fark etmiyor. Belki de ateşlenmenize neden olan şey sabahlığın altında çıplak olduğunuzu bilmeniz. Dizlerinizi hafifçe titrediklerini belli etmemek için bir araya getiriyorsunuz. Şimdiye kadar gördüğünüz fotoğraflarda, sabahlığın yakası omuzlarınızda görülüyor, o nedenle göğüslerinizin arasında sıkıca tutarak fotoğraflarda görülmeyecek şekilde omuzlarınızdan hafifçe indiriyorsunuz. Jan dijital makineyle birkaç fotoğraf daha çekip ışığı ayarlıyor. Stüdyoda ustaca ve hızla ilerlemesini izliyorsunuz. Kıkırdamamak için kendinizi tutarak fotoğrafçı çok meşgul diye içinizden geçiriyorsunuz. Nihayet memnun olduğunda, o eski makineye, siz de ciddi poz moduna geçiyorsunuz. Dizlerinizi birleştirip topuklarınızı taburenin en altındaki ayağa takıyorsunuz. Her fotoğraf çektiğinde, flaşın patlamasını ve makinenin klik sesini duyuyorsunuz. Işıkların altı sıcak ama bunaltıcı değil ve birkaç kareden sonra model rolüne iyice ısınıp talimatlarına uyarak boynunuzu yana yatırıp çenenizin açısını değiştiriyorsunuz. Fotoğraf makinesi bir bariyer görevi görüyor ve size bakıyor gibi değil, sadece fotoğraflarınızı çekiyormuş gibi hissettiriyor. Sakin fon müziği eşliğinde flaşlar patlamaya devam ediyor, rahatlamakta zorlanmıyor ve çıplaklığınızdan çekinmemeye başlıyorsunuz. 64 Ayrıca, böylesine yetenekli birinin ilgi odağı olmanın heyecan verici bir yanı var. İlgisi hem içten, hem de mesafeli. Bir ara Jan işini bırakıp fotoğraf makinesini kendisinden uzaklaştırıyor ve dikkatle size bakıyor. Sonra yanınıza gelip saçınızı hafifçe yüzünüzden itiyor. Size dokunurken dikleşip göğüslerinizi tutuyorsunuz. Parmakları yüzünüzün yan tarafına dokunurken, göğüs uçlarınız sertleşiyor. Islandığınızı hissederken, bacaklarınızı sıkıca birleştiriyorsunuz. Alex Khan ve Angel Dean in üzerlerinde de aynı etkiyi bırakıp bırakmadığını merak ediyorsunuz. Sonra geri çekilip fotoğraf makinesini kaldırıyor. Aniden gelen bir cesaretle, sabahlığı bırakıp kollarınızı yanlarınıza düşürüyorsunuz. Kumaş gevşek bir şekilde bağladığınız kemerle birlikte sizden uzaklaşıyor ve
33 teninizde kayarak ayaklarınızın dibine düştüğünü hissediyorsunuz. Aşağı inerken göğüs uçlarınıza değince, daha da sertleşmelerine neden oluyor. Jan hiçbir şey değişmemiş gibi çekmeye devam ediyor, kan kulaklarınıza öylesine şiddetle hücum ediyor ki herhangi bir şey söylese bile duyacağınızı sanmıyorsunuz. Biraz daha cesaretlenerek pozisyon değiştirip bacaklarınızı ayırıyorsunuz ama iki elinizi de taburenin ön kısmına koyarak fotoğraf makinesinin merceğinden koruyorsunuz. Flaşlar her kareyle birlikte parlamaya devam ediyor. Güçlükle yutkunup derin bir nefes aldıktan sonra ellerinizi çekiyorsunuz. Ellerinizi arkanıza koyup gövdenizi öne doğru çıkararak kendinizi tamamen ona sunuyorsunuz. Fotoğraf makinesinin ne kadar ıslak olduğunuzu görebildiğine eminsiniz. Ve bu düşünce daha da ıslanmanıza neden oluyor. 65 O şekilde ne kadar kaldığınıza dair hiçbir fikriniz yok, yavaşça hareket ederek özenle farklı pozlar veriyorsunuz. Zaman akıp gidiyor. Film bitti, diyor Jan ve yerden aldığı sabahlığı size veriyor. Sabahlığı üzerinize geçirip tabureden iniyorsunuz. Çok iyi kareler yakaladık, diyor memnuniyetle. Fotoğraf makinesi seni sevdi. Nasıl karşılık vereceğinizi bilemiyorsunuz. Damarlarınızda dolaşan adrenalin o kadar yoğun ki konuşamıyorsunuz. Senin için nasıldı? diye soruyor. Kendinizi kontrol altına almak için uğraşıyorsunuz. İnanılmazdı, demeyi başarıyorsunuz. Sandığın kadar kötü değildi, değil mi? Hem de hiç. Fotoğrafların nasıl çıktığını görmek ister misin? Elbette, ama nasıl? Karanlık odam var, onları şimdi banyo edebiliriz. Tabii acelen yoksa? Bir dakika düşünüyorsunuz. Fotoğrafların nasıl çıkacağını görmeyi gerçekten istiyor musunuz? Şüphe ve utanç sizi bir anlığına ele geçiriyor. Bu kadar arsız olabildiğinize, sabahlığı o şekilde bırakıp çıplaklığınızı gözler önüne serdiğinize inanamıyorsunuz. Belki de fotoğrafları görmemeniz en iyisi. Ama Jan la küçük bir karanlık odada olmak heyecan verici bir düşünce. Bir dakika: bu tecrübe öylesine gerçekdışıydı ki gerçekten çıplak fotoğraflarınızın olacağını hiç düşünmediniz. Ya insanlar onları görürse? Fotoğraf makinesini kapıp çıkışa doğru koşmayı aklınızdan geçiriyorsunuz. Ama üzerinizde 66 çalıntı bir sabahlıkla ve topuklu ayakkabılarla kaçma fikri hırsızlık kadar uzak. Herhalde fotoğraflardan memnun olmazsanız, Jan ı negatifleri size
34 vermeye ya da kesmesine ikna etmeyi denebilirsiniz. Mantıklı birine benziyor. Belki de en iyisi önce fotoğraflara bakmak ve durumla nasıl ilgileneceğinize karar vermektir. Ya da cehalet mutluluktur? Bu durumda, belki de üzerinizi giyip dilediğinizce bakıp hiçbir fotoğrafta görünmeyeceğiniz galeriye geri dönmelisiniz. Ama topladığınız onca eneıjiyle ne yapacaksınız? Ah, neyse ki evde sizi bekleyen bir Tavşan mız var... Kalıp fotoğrafların nasıl çıkacağını görecekseniz, 68. sayfaya geçin. Sergiye geri dönecekseniz, 79. sayfaya geçin. Evde sizi bekleyen Tavşan ınıza gitmek istiyorsanız, 219. say-faya geçin. 67 Kalıp fotoğrafların nasıl çıkacağına bakmaya karar verdiniz. Stüdyonun arka tarafındaki küçük karanlık oda keskin bir şekilde kimyasal kokuyor. Bel hizasındaki iki tezgahta banyo malzemeleri, yıkama tankları ve şişeler dizili. İki duvarın arasında yeni banyo edilen fotoğrafların aşılabileceği, üzerinde mandallar olan bir tel var. Kocaman plastik şişeleri ve kapları kendinden emin bir aşinalıkla kullanıp, üç yıkama tankına farklı kimyasallar döken Jan la yan yana duruyorsunuz. Rahat tavırlarını az önce sosyal olmak zorunda olduğu galerideki gerginliğiyle kıyasladığınızda, bambaşka bir adamla birlikteymiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Her yıkama tankı işlemin farklı bir adımı için, diye açıklıyor. Birincisi geliştirme banyosu, İkincisi durdurma banyosu ve sonuncusu sabitleme banyosu. Fotoğrafçılığın asıl numarası ışıktır, diyor işe koyulurken. Fotoğraf çekerken ışığın doğru olması gerekir, filmleri yıkarkense hiç ışık olmamalıdır. Biz bu negatifleri yıkarken buraya ışık girerse, tam bir felaket olur. Hazırlığını bitirdikten sonra duvara uzanıp bir düğmeye basıyor. Her şey kararıyor ve güvenlik ışığının yanmasıyla oda yumuşak kırmızı bir renge bürünüyor. Tezgahın öteki tarafında büyük bir makine var ve negatif rulosunu makineden geçirmesini izliyorsunuz. Negatifler işlenir işlenmez, bir deste fotoğraf kağıdı çıkarıp dikkatle bir sayfa ayırıyor. Yüzünde gayretli bir ifade var ve kırmızı ışık gizemli bir hava katıyor. Mahzeni andıran odada müzik yok, tek duyabildiğiniz nefes alış sesi. Jan yavaş ve düzenli bir şekilde nefes alırken, siz biraz daha hızlı soluyorsunuz. 68 Jan fotoğraf kağıdını yıkama sıvısının içine koyup tankı hafifçe sallıyor ve önce bir ucunu, sonra diğer ucunu kaldırıyor. Sürekli duvardaki büyük dijital saate bakıyor.
35 Hazır olduğunda, kağıdı maşayla yıkama tankından çıkarıyor, birkaç saniye suyun süzülmesini bekledikten sonra ikinci tanka yerleştirip solüsyonun kağıdı eşit miktarda kapladığından emin olurken bir gözünü saatten ayırmıyor. Size yan yan bakıp gülümsüyor. Bak, diye fısıldıyor. Ona doğru eğilip tanka baktığınız sırada görüntü yavaşça sayfada beliriyor. Biçim almasını izlerken nefesinizi tutuyorsunuz. Göğüslerinizden birinin çok yakından çekilmiş siyah-beyaz bir fotoğrafı. Dikleşmiş göğüs ucunuzun sağ tarafındaki küçük çili fark ediyorsunuz, tüyleriniz diken diken. Bir anda iki göğüs ucunuzun da karşınızdaki fotoğrafta olduğu gibi sertleştiğini hissediyorsunuz. Kendinize hakim olamayıp kolunuzu tutuyor ve sıkıyorsunuz. Tanrım, diyorsunuz. Bu benim. Tekrar gülümsüyor. Güzel, değil mi? En sonunda kağıdı son tanktan çıkarıp baskıyı yıkıyor ve iki köşesinden mandallarla tutturarak tele asıyor. Gözlerinizi fotoğraftan alamıyorsunuz. Göğüslerinizi bugüne kadar sadece aynada ya da başınızı eğip onlara bakarken gördünüz ama bu şekilde, sanatsal bir detay içindeyken değil. Biraz gerçekdışı geliyor, özellikle de loş, kırmızı ışığın altındayken. Siz hala ilk baskıyı incelerken, Jan bir sonraki negatifi hazırlayıp üç tankta aynı işlemi tekrarlıyor. Yine odadaki tek ses ikinizin nefes alışları, hayal ediyor olabilirsiniz ama biraz daha hızlı nefes almaya başladığını fark ediyorsunuz. 69 İkinci baskı belirince, nefesinizi tutuyorsunuz. Bu kez karşınızda boynunuzun yakından çekilmiş bir karesini buluyorsunuz. Düz bir açıyla ilerleyen köprücük kemiğinizin hemen altındaki çukurda küçük bir ter damlası var. Boynunuz uzun ve muhteşem bir şekilde uzanıyor ve çenenizin kıvrımı baskının köşesinde bitiyor. Bana kalırsa, vücudunun en çekici yeri burası, diyor fotoğrafın tankın içindeki kağıtta belirmesini izleyişinizi seyrederken. Boynunuza dokunup parmaklarınızı zonklayan, sıcak teninizin üzerinde gezdiriyorsunuz. Gerçekten mi? Kesinlikle, diyor ve elini yavaşça göğsünüze koyup yüzüklü başparmağını köprücük kemiğinizin üzerinde ve ardındaki çukurda gezdiriyor. Tam burası. Ellerinizi indirip sabahlığın kenarlarının açılmasına izin veriyorsunuz ve böylece kızıl karanlıkta topuklu ayakkabılarınız ve önü açık sabahlığınızla karşısında duruyorsunuz. Hayal gibi gelen bir hareketle elini aşağıya ve yana doğru hareket ettirerek göğüslerinizden birine hafifçe dokunuyor. Lanet olsun, baskılarım! diyor ve saate bakıp tankların başına dönüyor. Aşırı ışıklı baskıyı silip göğsünüzün fotoğrafının yanına asıyor.
36 Ucuz atlattık, diyor. İşine geri dönüyor, size dokunmadığı için hayal kırıklığına uğramış olsanız da fotoğrafların geri kalanının nasıl çıkacağını görmeyi merakla bekliyorsunuz. Hızlı bir şekilde üç ya da dört fotoğrafı daha banyo ediyor. Sessizce izliyorsunuz, işlem, ortaya çıkan fotoğraflar ve bir sonraki fotoğrafın vücudunuzun hangi bölümüne ait olduğunu bilmemek sizi büyülüyor. Kim- 70 yasal kokusu oldukça baskın ama vücudunuzun kokusunu başaramadığından eminsiniz. İlk tankta ayak bileğinizin ve topuklu ayakkabının içindeki ayağınızın kıvrımı yüzüyor. İkinci tankta bir başka yakın çekim, ensenizin bir fotoğrafı var ve onu üçüncü tanka yerleştirdikten sonra diğer fotoğrafları da teker teker bir sonraki tanka alıyor. Bu kadar erotik olmalarına şaşırıyorsunuz, ayağınızın ya da dirseğinizin fotoğrafları bile etkileyici. Sonra ilk tanka küçük bir baskı kağıdı yerleştiriyor ve vajinanızın resmi yavaşça kağıtta beliriyor. Odanın loş ışığında bile bütün detayları görebiliyorsunuz. Islak kağıdın üzerinde parlıyor. Hiç düşünmeden ağzınızdan kaçırıyorsunuz. Tanrım, ıslağım! Jan baskıları tankların içinde yüzer halde bırakıp sizi yakalayarak duvara yaslıyor. Sabahlığınız hala açık, kolunu belinize dolayıp sizi kendisine doğru çekerken sıcak elini sırtınıza koyuyor. Sizi öperken sertleştiğini hissedebiliyorsunuz, dudakları sıcacık ve diliyle istekli bir şekilde ağzınızı keşfe çıkıyor. Vücudunuzu ona bırakıp parmaklarınızı başının arkasında ve saçlarının arasında gezdirerek onu kendinize doğru çekiyorsunuz. Sonra ellerini aşağı indirip sizi kaldırıyor. Bacaklarınızı ona dolayıp onu öpmeye ara vermeyi reddediyorsunuz. Hafif bir dönüş yaparak sizi tezgaha taşıyor. Şişelerden bazıları ve diğer aletler yere saçılıyor, bir şey kırılıyor ama öpüşmeye devam ediyorsunuz, duramayacak kadar kendinizi kaptırdınız. Bir eliyle başınızı arkaya itip dişlerini ve dilini kullana- 71 rak boynunuzu öpmeye başlıyor, göğüslerinizi avuçlayıp göğüs uçlarınızı parmaklarının arasına alırken haykırıyorsunuz. Çelik yüzüğünü göğüs ucunuzda hissedince ürpe-riyorsunuz. Kolunuzu tutup karşısında uzatıyor. Daha önce yaptığı gibi önce baş parmağını dirseğinizin iç kısmındaki yumuşak deride gezdiriyor ama bu kez daha samimi bir şekilde ve sonra dudaklarını yaklaştırıp vücudunuza zevk akımı gönderiyor. Ardından sizi nazikçe duvara yaslıyor ve sağ bacağınızı kaldırıp topuklu ayakkabılı ayağınızı tezgaha koyarak vajinanızı gözler önüne seriyor. Arkanıza uzanıp kalçanızı öne doğru çekerek kasıklarınızı olabildiğince tezgahın ucuna yaklaştırırken, sırtınızın üst kısmı ve omuzlarınız duvara yaslı kalıyor.
37 Sonra sol bacağınızı tutuyor ve başparmağını dizinizin arkasındaki hassas bölgenin üzerinde gezdirirken, dudaklarını vajinanıza indiriyor. Klitorisinizi yavaşça yalamaya başlayınca inliyorsunuz ve sonra dilini içinize sokuyor. Ağzını kadınlığınızın üstünde yukarı ve aşağı doğru hareket ettiriyor. Yukarı ulaştığında, sakallarının kalçalarınızın iç kısmına ve dudaklarınıza sürtündüğünü hissedebiliyorsunuz ve bu hoşunuza gidiyor. Başparmağını ağzına soktuktan sonra klitorisinizin üzerinde yavaşça daireler çizmeye ve başlıyor dilini içinize sokup çıkarması nefesinizi tutmanıza neden oluyor. Sonra yer değiştirip, önce bir parmağını sonra İkincisini içinize sokarken diliyle klitorisinizi yalıyor. Sırtınıza kavis verip başınızı duvara yaslıyorsunuz, kırmızı ışıkta her şey rüya gibi. Kalçalarınızı ağzına doğru yaklaştırıp daha fazlasını istiyorsunuz, dilinin sertçe gidip gelmesi harika bir his, parmaklarınız tezgahın kenarını sı- 72 kıça kavrıyor ve eklemleriniz bembeyaz oluyor. Ve sizin için fazla erken olsa da haykırarak gelmenize engel olamıyorsunuz, karşı koymanız mümkün değildi, duvara yaslanarak kıvranıyorsunuz... Ve sonra her şey kör edici bir aydınlığa kavuşuyor. Şaşkınlıkla ve hızla gözlerinizi kırpıştırırken orgazmınızın gözlerinizi kör edecek kadar şiddetli olup olmadığını düşünüyorsunuz. O sırada Jan ın, Lanet olsun, fotoğraflar! dediğini duyuyorsunuz. Gözleriniz ışığa alışıyor ve arkanızdaki ışık panelini fark ediyorsunuz. Zevkten kıvranırken yanlışlıkla ışık düğmesine basmış olmalısınız. Parlak ışığın altında aniden kendinizi fazlasıyla çıplak hissedince sabahlığı etrafınıza doluyorsunuz. Jan harekete geçip baskıları ve negatifleri kurtarmaya çalışıyor ama çok geç. Tankların içindeki sıvıda olanlar saniyeler önce üzerlerine basılan görüntüleri unutmuş gibi tamamen solmuşlar. Tankların üzerine doğru eğiliyor, yüzü hayal kırıklığıyla asılıyor. Biri göğsünüzün, diğeri boynunuzun ve çenenizin olmak üzere sadece iki fotoğraf kurtuluyor. Herhangi birine ait olabilirler, ayırt edici tek işaret göğsünüzdeki çil ama bunu sadece siz ve birkaç kişi biliyorsunuz. Negatiflerin geri kalanına ne oldu? diye soruyorsunuz. Onlar da mahvoldu, diyor. Tezgahtan iniyorsunuz, orgazm sonrası dizleriniz titriyor. Sırtım ışık düğmesine değmiş olmalı, diyor ve kollarınızı ona doluyorsunuz. Çok üzgünüm. Size sarılıyor, dili tekrar ağzınızda keşfe çıkıyor, öpücüğü öylesine tutkulu ki affedildiğinizi hissediyorsunuz. 73
38 Sonra çenesini başınızın üstüne koyuyor. Ben sadece çektiğimiz bütün fotoğrafları göremediğin için üzgünüm. Sorun değil, yeterince gördüm, diyorsunuz. Baskılarını göremediğin için asıl ben üzgünüm. En azından, fotoğraf makinesinin arkasından da olsa gerçek hayatta gördüm. Bir parmağını hafifçe yanağınızdan aşağı indirip alnınıza küçük bir öpücük konduruyor. Ve az önce bir kez daha oldukça yakından gördüm. Keşke fotoğrafık hafızam olsaydı. Kıpkırmızı oluyorsunuz. Haydi, bu kimyasallarla kafayı bulmadan buradan çıkalım. Stüdyoya geri döndüğünüzde, biraz sersemlemiş halde bir koltuğa oturuyorsunuz. Jan ın pantolonunun ön tarafında hala kocaman bir şişlik var, ikinci bir tur fikri oldukça çekici. Bekleyip size ne sunacağını görmeli misiniz? Yoksa bir gecelik yeterince çılgınlık yaşadınız mı? Belki de buradan gitmenin vakti gelmiştir. Kalıp başladığınız şeyi bitirmeye karar verdiyseniz, 75. sayfaya geçin. Gitmeye hazırsanız, 209. sayfaya geçin. 74 Kalıp başladığınız şeyi bitirmeye karar verdiniz. Jan stüdyonun ışığını kısıp şarabın geri kalanını almak için mutfağa gidiyor. Motosikletin yanına gidip parmağınızı pürüzsüz krom gövdesinin üzerinde gezdiriyorsunuz. Motorun yere demirli olduğunu, devrilmemesi için bir kasanın onu dik tuttuğunu fark ediyorsunuz, bacağınızı üzerine atıp selesine oturuyorsunuz. Deri koltuk, orgazm sonrası yanan bacaklarınızın arasında serin geliyor. Jan yanınızda belirip şarabı yere bırakıyor ve moda çekimlerinde kullandığı güçlü vantilatörü açıyor. Saçların rüzgarda dalgalanıyor, diyor ve vantilatörü tamamen üzerinize gelecek şekilde çeviriyor. Rüzgar saçlarınızı yüzünüzden geriye atarken, sabahlığınızı da vücudunuzdan sıyırıyor. Bir süper kahramanın pelerini gibi arkanızda dalgalanırken, bir kez daha çıplak vücudunuz gözler önüne seriliyor. Tüyleriniz diken diken oluyor ve çığlık atarak sabahlığın kenarlarını tutuyorsunuz. Jan vantilatörü üzerinize değil, arkanıza gelecek şekilde çeviriyor. Uzun gidonları tutup deri koltukta olabildiğince öne doğru ilerleyerek arkanızda ona yer açıyorsunuz. Gezmek ister misin? diye soruyorsunuz. Gülümseyerek düşünüyor. Sonra bacağını motorun üzerinden atıp arkanıza oturuyor. Beni nereye götüreceksin? diye sorup ellerini belinizde gezdirerek size sıkıca tutunuyor.
39 Şanslıysan, yolun sonuna kadar, diyorsunuz, aptalca ama etrafınıza doladığı kolları ve arkanızda hissettiğiniz sert vücudunun yanı sıra bu da hoşunuza gidiyor. Ve eğer yanılmıyorsanız, sırtınızda göz ardı etmesi oldukça zor bir 75 sertlik var. Dikkatle motordan inip arkanıza döndükten sonra yüzünüz ona doğru olacak şekilde tekrar biniyorsunuz. Size doğru eğilip sizi açlıkla öpüyor. Uzanıp sizi kucağına çekiyor, iki yanından sarkıttığınız bacaklarınızı motorun arkasında birleştiriyorsunuz. Sertliğini hissetmek yeniden heyecanlanmanıza neden oluyor. Bacaklarınızı aşağı indirip kasığına uzanıyorsunuz, çılgına dönmüş bir biçimde kemerini ve kot pantolonunun düğmelerini açtıktan sonra iç çamaşırı giymediğini keşfediyorsunuz. Erkeklik organı pantolonundan dışarı fırlıyor ve elinizi üzerinde gezdiriyorsunuz. Dokunuşunuz yüksek sesle inlemesine neden oluyor, elinizi etrafına dolayıp yukarı ve aşağı doğru hareket ettirdikçe daha da sertleşiyor ve avucunuzun içinde zonklamasını hissediyorsunuz. Seni içimde istiyorum, diye fısıldıyorsunuz ve ikinci kez davet edilmeye gerek duymayan Jan bir eliyle sizi tutarken, diğerini arka cebindeki cüzdanına götürüyor. Siz boynunu ısırıp sertleşmiş erkekliğini okşamaya devam ederken, tek eliyle cüzdanını açıp içinden bir prezervatif çıkarmayı başarıyor. Cüzdanını yere bırakıp paketi dişleriyle açıyor. Prezervatifi ondan alıp iki elinizi kullanarak ucuna taktıktan sonra, penisi boyunca indiriyorsunuz. Bir saniye daha bekleyemeyerek sizi geriye yatırıp sizi tamamen ele geçirecek şekilde topuklu ayakkabılı ayaklarınızı omuzlarına koyuyor. Sonra başparmağını vajinanızın üzerinde yukarı ve aşağı gezdiriyor. Şimdi, diyorsunuz ve içinize giriyor. İçinizi tamamen dolduruyor ve zevkle inliyorsunuz. Sonra dudaklarını boynunuza yerleştirip emiyor, ısırıyor 76 ve tekrar emiyor. Önee yavaşça gidip geliyor, sonra giderek hızlanıyor ve en sonunda sert hamleler yapmaya başlıyor. Doyuma ulaşmaya çok yakın olduğunu ama sizin için biraz daha süreceğini fark ediyorsunuz. Ama bu gece sarsıcı bir orgazm yaşadınız ve durumunun ne kadar acil olduğunu hissedebiliyorsunuz, o nedenle bacaklarınızı omuzlarından indirip gövdesine doğru yükselerek, Hemen boşal, bunu yapmanı istiyorum, diye kulağına fısıldayıp kulak memesini dişlerinizin arasına alıyorsunuz. Çıldırma noktasına sürüklenirken haykırmasına engel olamıyor ve sırtını kavradığınızda şiddetli bir orgazmla sarsılırken tişörtünün altında gerilen kaslarını hissediyorsunuz. Hala içinizdeyken, yüzünüzde büyük bir iş başarmış gibi bir ifadeyle motosikletin üzerine uzanıyorsunuz. One doğru eğiliyor ve nefes nefese bir halde başını çıplak göğsünüze koyuyor.
40 Daha sonra, taksi stüdyodan uzaklaşırken ve Jan kapının önünden el sallarken, fotoğrafları kaybetmenin o kadar da kötü olmadığını düşünüyorsunuz. Elinizde büyük yıldızların fotoğraflarını çekmiş seksi, profesyonel bir fotoğrafçının çektiği çıplak fotoğraflarınız var ama hiç ummadığınız bir anda onların internette belirmelerinden endişe etmek zorunda değilsiniz. Bu gece birçok açıdan şansınız yaver gitti. Artık bir DVD ve patlamış mısırla evinizin rahatlığına geri dönmenin vakti geldi. Belki de Melissa ya uğramaksınız, geçirdiğiniz geceyi ona anlatmak için sabırsızlanıyorsunuz. 77 Doğruca eve gidecekseniz, 193. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce çılgın gecenizi anlatmak için Melissa nın evine uğrayacaksanız, 216 sayfaya geçin. 78 Galeride kalmaya ya da galeriye dönmeye karar verdiniz. Kalabalığın büyük bir bölümü sergiyi terk ediyor ve galerinin bir köşesinde durmuş, neredeyse bitmek üzere olan köpüklü şarap kadehini tutarak portrelerden birini inceliyorsunuz. Artık onlara alıştığınız için eskisi kadar müstehcen gelmiyorlar. Başka bir kadının mahrem yerlerine bakmaktan bu kadar çabuk sıkılmanıza biraz şaşırıyorsunuz. Mac yanınızda belirince içinizi heyecan kaplıyor. Tekrar merhaba. İyi vakit geçiriyor musun? Muhteşem gözleriyle yan yan size bakıyor. En son baktığımda, Jan la çok iyi vakit geçiriyordunuz. Şey, evet, sanırım stüdyosuna gitti. Jan la olanları açıklamanız imkansız, zaten siz de inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Kadehinizi kaldırınca içinde hiçbir şey kalmadığını fark ediyorsunuz. Mac gözlerini kırpmadan size bakıyor, sonra dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrılıyor. Doğru düzgün bir şampanya içmek ister misin? Üst katta soğumaya bıraktığım harika bir şişe şampanyam var. Bu tür bir susuzluk için saklıyordum. Ağzınız kuru ve soğuk şampanya fikri oldukça çekici. Mac i biraz göz korkutucu bulsanız bile onunla vakit geçirme fikri de çekici geliyor. Belki riske girmeyip bara dönmelisiniz. Yakışıklı barmenle de bir kadeh şampanya içebilirsiniz. Belki de geceyi sonlandırmanm vakti gelmiştir. 79 Mac in peşinden gitmeye karar verirseniz, 81. sayfaya geçin. Yakıştklt barmenle flört etmek için bara dönmeyi tercih ederseniz, 166. sayfaya geçin. Doğruca eve dönmeye karar verdiyseniz, 193. sayfaya geçin. Mac in peşinden gitmeye karar verdiniz. Mac kocaman ahşap bir kapıya anahtarını yerleştiriyor ve peşinden sıcak, hoş kokulu ve loş bir yere giriyorsunuz. Önden giderek düğmelere basıyor ve
41 ışıklar yanıp o ana dek gördüğünüz en egzotik daireyi gözler önüne seriyor. Küf yeşili duvarların neredeyse her yanı fotoğraflar, baskılar, ikonlar ve posterlerle kaplı. Bir nişte boynunda bir dizi Mardi Gras boncuğu olan siyahî bir Meryem Ana ve yanındaki bir vazoda taze gelincikler duruyor. Duvarda Che Guevara nın o ünlü posterini görüyorsunuz ama biri dudaklarına ateş kırmızısı renginde ruj sürüp gözlerine takma kirpikler takmış. Mutfakta ufak bir niş var ve tezgahta küçük bir sepet deniz kabuğu duruyor. Ayrıca bir köşesinde rengarenk yastıklarla dolu kocaman bir yatağın ve pencerenin altında çalışma masasının bulunduğu bir stüdyo var. Bazısı tüylü, soluk renkli ve bazısı kalın, kırmızı olan halıların arasındaki ahşap zeminde Mac in ayakkabıları tıkırdıyor. Ayakkabılarının zeminde çıkardığı sesin tuhaf bir yanı var ve bunu belirtmenize engel olamıyorsunuz. MAh, ayağımda flamenko ayakkabılarım var. Ve alt katta sadece galeri olduğu için istediğim gibi sevillanas çalışabiliyorum. Gittikçe kendinizi tavşan deliğine düşen Alice gibi hissediyorsunuz. Neden bahsediyor böyle? Sana şampanya sözü vermiştim, değil mi? Buzdolabına gidip bir şişe çıkarıyor. Şampanya konusunda uzman değilsiniz ama kaliteli olduğunu görebiliyorsunuz. Güçlü elleriyle tıpa üzerinde hızla uğraşıp hafif bir pop sesiyle çı- 81 karıyor. Saman rengi sıvı köpürerek uzun kadehlere doluyor. Sağlığına. Kadeh tokuştururken tek kaşını kaldırıyor. Neden bu kadının söylediği her şey imalı bir şeymiş gibi geliyor? Şampanya soğuk ve çim kokuyor, biraz rahatlıyorsunuz. Mac özel tasarım masasındaki diz üstü bilgisayara gidip birkaç tuşa basıyor. Birkaç saniye içinde oda gitar sesiyle doluyor. Çiğ bir erkek sesi şarkı söylemeye ve görünmez eller alkışlamaya başlayana dek yatıştırıcı buluyorsunuz. Bu cantejlamenco; flamenko usulü şarkı söyleme, diyor Mac. Dansçı ve gitaristin yanı sıra, flamenko geleneğinin bütünleyici bir kısmını oluşturur. Tarih boyunca, dansta hep tutku işlenmiştir. Neden oturup sana göstermeme izin vermiyorsun? Bana ne göstereceksin? Kesin adımlar atarak ayaklarıyla yeri hızlı bir şekilde dövüyor. Gözlerinizi kırpıştırıyorsunuz. Dans mı edeceksin? Şimdi mi? Neden olmasın? Bu gece dans etmek için harika bir gece gibi görünüyor. Lütfen, rahatına bak. Etrafınıza bakıyorsunuz ama masanın önündeki ofis sandalyesi dışında oturabileceğiniz bir yer yok. Yatağa geri dönüp kenarına oturuyorsunuz. Pek kaldıracak havada değilsiniz ama en kötü ihtimalle ne olabilir ki?
42 Mac odanın ortasına geçip kilimlerden bazılarını kenara itiyor. Yavaşça, kışkırtıcı bir şekilde takılarını çıkarıp zincirlerini, kolyelerini ve bilekliklerini mutfak tezgahına bırakıyor fakat küpelerine dokunmuyor. 82 Sonra gerilen vücudu uzuyor gibi görünüyor. Yavaşça kollarını kaldırıp aynı anda başının üzerinde kıvırıyor, bilekleri ve parmakları daireler oluşturuyor. Sırtına kavis veriyor ve göğüsleri yükselip kabarıyor. Sonra topuklarını yere vurarak çılgınca çalınan gitarlarla aynı ritmi tutuyor, ayakları öylesine hızlı hareket ediyor ki adımlarını tek tek görmek mümkün değil. Kıpırdamadan oturuyorsunuz. Zaman yavaşlıyor. Daha önce hiç bu kadar tutkulu bir şey görmemiştiniz. Mac kollarını birleştirmiş bir şekilde dönmeye devam edip adımlarıyla zor bir ritme ayak uyduruyor, attığı her adımda yuvarlak kalçaları titriyor. Eteklerini tutup sağa sola doğru savuruyor. Çıplak köprücük kemiklerinde beliren ter damlaları göğüslerinden aşağı doğru süzülüyor. Göğüslerinin dar dantel bluzunun altında hareket edişinden ve zıplamasından sutyen giymediğini anlıyorsunuz. En sonunda müzikle birlikte Mac in adımları da yavaşlıyor. Sonra eğilerek selam veriyor, göğüslerinin bluzundan dışarı fırlamaması bir mucize. Bir bardak su almak için topuklarını tıkırdatarak mutfağa ilerlediği sırada büyü bozuluyor ve alkışlamaya başlıyorsunuz. Şampanya şişesini alıp yatakta yanınıza oturuyor, hala nefes nefese olduğu için göğsü yükselip alçalıyor. Bu muhteşemdi! Çok etkilendim. Sadece çok eski bir sanat türü değil, aynı zamanda harika bir egzersizdir, diyor. Ama insanı terletiyor! Bununla ne demek istediğini düşünmenize fırsat vermeden bluzunu ucundan tutup başından çekerek çıkarıyor. Göğüsleri sallanarak görüş alanınızda beliriyor; sandığınızdan daha iri ama dik ve gerginler. Meme başlarında kahverengimsi pembe göğüs uçları göze çarpıyor. 83 Kendinizi rahatsız hissediyorsunuz ve söyleyecek uygun bir şey bulmaya çalışırken, (Şey, bluzunu çıkardığının farkında mısın?) Mac size dönüp o dik bakışlarından birini atıyor. Dokunmak ister misin? Aklınızı çeliyor ama tüm bunlar çok fazla. Müzik, dans, başka bir kadının çıplak göğüsleri... Şimdi de onlara dokunmanızı istiyor. Merakınız uyanıyor ve biraz tahrik oluyorsunuz fakat aynı zamanda gerginsiniz. Bir yanınız kalıp neler olacağını görmeyi istiyor -Böyle bir şans başka ne zaman elinize geçecek?- ama belki de bir bahane uydurup fazla derine dalmadan buradan gitmelisiniz. Son bir içki için bara dönebilirsiniz, en azından orası bildik sular. Kaltp neler olacağım görmeye karar verirseniz, 85. sayfaya ge-çin.
43 Tüm bunlar sizin için çok fazlaysa ve barın güvenliğine dönmeye karar verirseniz, 166. sayfaya geçin. 84 Kalıp neler olacağını görmeye karar verdiniz. Dokunmak ister misin? diye soruyor tekrar. Vay canına, oldukça açık sözlü. Şaşırıp kalıyorsunuz. Ben... şey, ben daha önce hiç... ben buna meyilli değilim... Lezbiyen olup olmadığını sormadım. Dokunmak isteyip istemediğini sordum. Sırıtıyor ve güçlü ve kıvrımlı kollarını kaldırıp ellerini başının arkasında birleştiriyor. Isırmayacağıma söz veriyorum. En azından, şimdilik. Büyülendiğinizi kabullenmek zorundasınız. Ve göğüsleri kesinlikle çok çekici. İşte. Mac elinizi tutup hafifçe çekiyor. Göğüslerine değil, göğüs kafesine koyuyor. Kendinize hakim olamıyorsunuz: eliniz kayıyor ve göğsü olgun bir meyve gibi avucunuzu dolduruyor. Göründüğünden daha yumuşak ve pürüzsüz. Hafifçe sıktığınızda göğüs uçlarının avucunuzun içinde elmas gibi sertleşmesiyle ödüllendiriliyorsunuz. Memnuniyetini belirten küçük bir ses çıkarıyor. Diğeri kıskanıyor, anlarsın ya. İki elinizi de uzatıp parmaklarınızı sıcak teninde gezdirerek ipeksi kıvrımlarını keşfe çıkıyorsunuz. Önce tereddütle, sonra cesurca göğüs uçlarına dokunuyorsunuz ve dokunuşunuza verdiği tepki ilginizi çekiyor. Çok iyi, diye mırıldanan Mac, kendini yastıklara bırakıyor. Şimdi belki de ağzınla deneyebilirsin? Tuhaf geliyor ama durmak istemiyorsunuz. Gövdesine doğru eğilip duraksıyorsunuz. Şey, nasıl yapacağımı bilmiyorum O halde sana göstermeme izin ver. Rahatla... Doğrulunca teninin kokusunu alıyorsunuz. Hızlı parmaklarıyla elbisenizin askılarını indiriyor. Bir muz soyar gibi ustalıkla sizi belinize kadar soyup elbisenizi ve sutyeninizi aşağı çekiyor. Gerginlik ve teninize çarpan hava nedeniyle ürperiyorsunuz fakat düşünmenize fırsat vermeden Mac yaklaşıp göğüs uçlarınızdan birini ağzına alıyor. Çifte şok yaşıyorsunuz: Bir kadın göğsümü emiyor, düşüncesinin yanı sıra aniden hissettiğiniz zevk dilinizin tutulmasına sebep oluyor. Ağzı sıcak ve ıslak, dili teninizde kayıyor ve harika bir his olduğu için bunu kimin yaptığını umursamıyorsunuz. Mac in sizi yastıklara doğru ittiğini ve üzerinize doğru eğildiğini zar zor fark ediyorsunuz. Tek düşünebildiğiniz bir göğsünüzden diğerine geçen ağzı, teninizi çimdikleyen ve okşayan güçlü parmakları. Zaman uzuyor ve çok geçmeden inlemeye başladığınızı fark ediyorsunuz. Mac birden doğruluyor. Ne oldu? Durmasını istemiyorsunuz.
44 Chica, üzerimizde çok fazla giysi var. Galeride fark etmiş olmalısın, çıplakken giyinik olduğumdan daha rahatım. Vay canına. Bu sandığınız anlama mı geliyor? Buna hazır mısınız? Ama Mac çoktan eteğini çıkardı bile. Nedense iç çamaşırı giymemiş olması ya da göbek deliğindeki kırmızı takı sizi şaşırtmıyor, asıl şaşırtıcı olan pürüzsüz teni. Kulağında küpeleri ve ayağında flamenko ayakkabılarıyla yatağın yanında duruyor. Gözlerinizi tıraşlanmış vajinasından alamadan ona bakıyorsunuz. Ben... ama fotoğraflarda, demek istediğim, sen... diye kekeliyorsunuz. Değişiklik yapmaktan hoşlanıyorum. Bazen olduğu gibi bırakırım. Bazen de tertemiz yaparım. Bu gece böyle-si daha iyi. Ve bu her şeyi göreceğin anlamına geliyor. Mac gözlerini kısıyor. Algılamanıza fırsat vermeden, Sanırım o giysiyi çıkarmalıyız, sence de öyle değil mi? diyor. Doğrulup elbisenizin ucundan tutup başınızdan çıkarmasına yardım ediyorsunuz. Hızla sutyeninizi açıp belinize indiriyor ve sizi sırtüstü yatırıyor. Size bakarken loş ışıkta gözleri ışıldıyor, artık üzerinizde sadece mor g-string iniz ve topuklu ayakkabılarınız var. Ah, diye mırıldanıyor. O temiz görünüşünün altında bir kaplanın gizlendiğini biliyordum. Sonra parmağını g-string inize takıp aşağı çekiyor. Tanrı aşkına. Artık geri dönüşü yok. Üzerinizde kalan son giysiyi çıkaran çıplak bir kadınla yataktasınız. Emin olduğunuz tek bir şey var, anatominizin belirli bir bölümü oldukça memnun, Mac dantelli iç çamaşırı bacaklarınızdan indirirken, fazlasıyla tahrik olduğunuzu ve onun da bunun farkında olduğunu hissediyorsunuz - iç çamaşırınız ıslanmış ve Mac kıkırdıyor. Çok tatlı olacağını düşünüyorum, chica. Sözleri karşısında belirgin bir coşku hissediyorsunuz ve pürüzsüz sıcak bacağını bacaklarınızın arasına sokarken kendinizi ona bırakıyorsunuz. Ama herhangi bir yerinize dokunmuyor, aksine üzerinize eğilip emrediyor: Gözlerini kapat. Emrine yerine getiriyorsunuz ve bir saniye içinde dudaklarını dudaklarınızda hissediyorsunuz. Tanrtnı, Tatmm, bir kadınla öpüşüyorum, düşüncesi aklınızda bir saniye kadar 87 dolaştıktan sonra öpüştüğünüz erkeklere kıyasla dudaklarının ne kadar yumuşak olduğunu fark ediyorsunuz. Tadı tarçını ve şampanyanın serinliğini andırıyor. Dudakları sizin dudaklarınızı kavrayıp dilini ağzınıza sokuyor. Çekiştirerek ve emerek dudaklarını sizin dudaklarınıza alıştırırken, parmaklarıyla başınızı özenle tutuyor. Soluklanmak için geri çekilip üzerinizde durduğunda başınız dönüyor. Yüzüne uzanıp bütün gece ilginizi çeken benini hafifçe yalıyorsunuz.
45 Gülümserken yüz kaslarının hareket ettiğini hissediyorsunuz ama sonra sizden uzaklaşıyor. Daha önce bir kadınla birlikte olmadıysan, bilmen gereken tek bir şey var. Bir kadına ağızla zevki en iyi başka bir kadın verebilir. Sana kanıtlamamı ister misin? Konuşamıyorsunuz, dilini bir yılan gibi vücudunuzda gezdirirken sadece büyülenmişçesine ona bakıyorsunuz. Saçı teninizde dolaşıyor ve değdiği yerde küçük alevlenmelere neden oluyor. Tüylerinizin diken diken olduğunu ve o aşağı indikçe göğüs uçlarınızın dikleştiğini görüyorsunuz. Birden utanıyorsunuz. Seksi vücut küpeleri ya da cesur dövmeleriniz yok, sadece arada sırada bikini bölgenize ağda yaptırıyorsunuz: hiç daha etkileyici bir şey deneyecek kadar cesur olmadınız. Dili göbek deliğinizi geçince paniğe kapılıyorsunuz. Ama tek bir kelime etmenize fırsat kalmadan elleriyle bacaklarınızı ayırıyor ye heyecan verici nefesini kadınlığınızda hissediyorsunuz. Geriliyorsunuz; aç, gergin ve son derece meraklısınız, az sonra neler olacağını tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Sonra tiz bir sesle haykırıp çaresizce kasılıyorsunuz: ku- 88 sursuz bir kesinlikle klitorisinizi bulup emmeye başlıyor: önce yavaşça, sonra sertçe. Hissettiğiniz duyguların yoğunluğuna alışmaya çalışarak kıvranırken, o yumuşak ve ıslak dudaklarıyla ritmik bir şekilde çekiştiriyor. Nefes nefese, Tanrım, bu çok fazla! diyince, çıldırtıcı ağzı yavaşlıyor. Sonra sıcak diliyle vajinanızı araladığını hissediyorsunuz. Parmaklarıyla dudaklarınızı iyice ayırıp yalıyor, tükürüğü ve ıslaklığınız bacaklarınıza bulaşıyor. Sadece tadınıza bakan, vajinanızın girişini ve dudaklarını yavaşça yalayan ağzına odaklanıyorsunuz. Sonra dilini içinize doğru bastırıyor. Dayanılmaz bir his ve tekrar nefesinizi tutuyorsunuz. Mac yavaşça dilini geri çekip yukarı ve klitorisinize doğru dışarı götürüyor ama bu kez parmaklarını içinize itiyor. Nazik değil, klitorisiniz üzerindeki dilinin yumuşak ve hünerli dansıyla parmaklarının güçlü itişleri arasındaki zıtlık inleyip kıvranmanıza ve orgazmın ön belirtileri olan kasılmaları hissetmenize neden oluyor. Ve sonra birden yoksun bırakılıyorsunuz. Mac geri çekiliyor ve sizi kalçalarınızı kıpırdatıp ona ulaşmak istercesine sallarken bırakıyor. Durma, dayanamıyorum, devam etmelisin- Üzerinize uzanıp sıcak ve güçlü bedeniyle sizi yatağa sabitliyor, göğüslerini göğüslerinizde hissetmek, teninin yumuşaklığı ve pürüzsüzlüğü hiç alışık olmadığınız duygular. Chica, eğer şimdi gelmene izin verirsem, bir an önce kaçmak isteyebilirsin. Ve bu gece sana yapmak istediğim daha birçok şey var.
46 Yuvarlanıp yanınıza uzanıyor. Vajinama daha yakından bakmak istemez misin? 89 Kendinden öylesine emin konuşuyor ki bunu çok çekici buluyorsunuz. Bilmiyorum... ben... Alı haydi ama. Galerideyken nasıl baktığını gördüm. Daha önce başka bir kadına bu şekilde bakma şansın oldu mu? Haklı. Galeride gördüğünüz o koyu gül ve çikola-ta-leylak rengi kıvrımları merak ediyorsunuz. Sessizliğinizi doğru okuyor ve yastıklara uzanıp bacaklarım bir dansçının rahatlığıyla ayırıyor. Bacaklarının arasına yerleşiyorsunuz, nefes nefessiniz, karnınızın alt kısmında ve kasıklarınızda biriken yoğun cinsel baskıyı hala hissedebiliyorsunuz. Ne yapacağım? Demek istediğim, ne yapmamı istiyorsun... sence...? Sadece bak. Ve eğer istersen, dokun. Eğer bu hoşuna giderse, tadına bakabilirsin. Bacaklarının arasına doğru eğilip iyice bakıyorsunuz. Yine galerideki gibi, ancak bu kez neredeyse kokusunu alabiliyorsunuz. Tüysüz vajinası kahverengimsi pembe. Tereddütle bir parmağınızı uzatınca kadınlığının dirençli, yumuşak ve esnek olduğunu fark ediyorsunuz. Parmaklarınızı biraz daha aşağı indiriyorsunuz. Mac in kadınlığının dudakları şiş ve kenarları ıslak. Dikkatle dokunduktan sonra, bir parmağınızı dudaklarının arasına sokarak onları ayırıyorsunuz. Islaklar ve loş ışıkta pembe bir deniz kabuğunun içi gibi parlıyorlar. Klitorisini de görebiliyorsunuz: kıpkırmızı ve hafifçe zonkluyor. Dikkatle ve temkinli bir şekilde yalıyorsunuz. Dilinizin altında şaşırtıcı bir şekilde sert olduğunu his- 90 sediyorsunuz, mermeri andıran küçük bir et parçası ve tekrar yalıyorsunuz. Mac in inlemesi size biraz daha cesaret veriyor. Şimdi ne yapacaksınız? Dilinizi dudaklarının arasında yukarı ve aşağı doğru götürerek daha cesurca yalıyorsunuz. Tadı çok seksi. Parmak uçlarınızla etli dudaklarının arasındaki karanlık girişine nazikçe dokunuyorsunuz, sonra iki parmağınızı birleştirip içine itiyorsunuz. Bir anlık dirençle karşılaşınca tereddüt ediyorsunuz -Ya canını yakarsanız?-ama sonra kasılan vajinası parmaklarınızı sarıyor. Mac içini çekip kalçalarını ritmik bir şekilde yukarı doğru kaldırdığına göre bir şeyi doğru yapıyor olmalısınız. Ritmine uyum sağlamaya çalışıyorsunuz ve daha önce sizin yaptığınız gibi kısa ve kesik bir şekilde haykırıyor. Nihayete ulaşmamış orgazm ihtiyacınızı içinizde hissediyorsunuz. Sonra aşağı uzanıp bileğinizi kavrayarak hareketinizi durduruyor. Özür dilerim, yanlış mı yapıyorum? Hayır, harika gidiyorsun. Ama gelirken burada benimle olmanı istiyorum.
47 Yanına uzanıyorsunuz ve hafifçe size doğru dönüp bir bacağını üzerinize atıyor. Bir elinizi tutup göğsüne koyuyor. Sonra bacaklarının arasına uzanıp işaret parmağıyla klitorisinin üzerinde daire çizmeye başlıyor. Bir an hayal kırıklığına uğruyorsunuz, ta ki öteki eli bacaklarınızın arasına inene kadar. Hünerli parmaklarının hareket ettiğini hissediyorsunuz. Klitorisinizde bir ritim oluşturduktan sonra iki parmağını içinize sokuyor. Bacaklarınızın arası artık sırılsıklam. Sen de yap. 91 Mesajı alıp vajinasına uzanıyorsunuz. Hareketlerini taklit ediyorsunuz ama zor, çünkü içinize girip çıkan, klitorisinizi okşayan ve doğru yeri bulan parmaklarının bıraktığı his çok güçlü. Onu parmaklarınızla becermekle klitorisine masaj yapmak arasında gidip geliyorsunuz. Gelmeye çok yaklaştığınızı hissedip elini çekiyor ya da baskıyı azaltıyor. Sonra göz bebekleri büyüyor. Yoksa? Gözlerini sımsıkı kapatıp başını yastığa bırakıyor ve haykırıyor. Vajinasının inanılmaz bir şekilde kasıldığını parmaklarınızda hissedebiliyorsunuz, neredeyse seğiriyor ve avucunuza sıcak bir sıvı doluyor. Omuriliği öylesine sert bir şekilde kıvrılıyor ki sırtı yataktan ayrılıyor ve bunu bir dizi spazm izliyor. Kesik kesik aldığı nefesler dışında oda sessiz. Birbiriyle çelişen duygular hissediyorsunuz. Mac e böylesine şiddetli bir orgazm yaşattığınız için kendinizle gurur duyuyorsunuz ve içiniz tutkuyla kaynıyor ama biraz da endişelisiniz: Ya siz ne olacaksınız? Endişelenme, chica, şimdi sıra sende. Sanki düşüncelerinizi okuyor. Üzerinize çıkıyor, saçları darmadağın ve gözleri deliye dönmüş gibi bakıyor. Dizlerinizi yukarı itip bacaklarınızı ayırıyor ve vajinanıza doğru eğiliyor. Parmaklarını tekrar içinize sokup bir ritim tutturuyor. Çok yakınsınız, içinizde güçlenen fırtınayı hissedebiliyorsunuz ve kalçalarınız yataktan yükseliyor. O sırada başını eğip ağzını vajinanıza dayıyor; güçlü diliyle dudaklarınızı yalayıp klitorisinizde daireler çiziyor. Bu kontrolden çıkmanıza sebep oluyor ve muhteşem zevk kasılmaları halinde gerginlik patlarcasına boşalıyor. 92 Neredeyse gözleriniz kararıyor. Bir midilli gibi sıçradığınızın ve çığlık attığınızın pek farkında değilsiniz. Yavaşça oda dönmeyi bırakıyor. Kulaklarınızda duyduğunuz yoğun ses şiddetli bir şekilde pompalanan kanınız. Uzuvlarınız gevşemiş ve ağırlaşmış halde. Vajinanız ıslak ve yapışkan sıvıyı kalçalarınızda hissedebiliyorsunuz. Mac ayağa kalkınca -ayaklarında hala o siyah topuklular var- kendinizi kaybolmuş gibi hissediyorsunuz ama biraz daha şampanya dolduruyor. Yatağa dönüp büyük bir kedi gibi yanınıza kıvrılıyor ve kadehini sizinkine dokunduruyor.
48 Tebrikler. İlk kez bir kadınla birlikte oldun. Ve şiddetli bir orgazm yaşadın! Kıkırdıyorsunuz. Vücudunuzun alt kısmındaki hafif zonklama o kadar tatmin edici ki durumun tuhaflığı sizi endişelendirmiyor - lanet olsun, az önce ruj sürmüş bir Che Guevara, bir kadının size oral seks yapmasını izledi! Dakikalar geçerken nefesiniz normale dönüyor. En sonunda Mac doğrulup yüzünüzü ellerinin arasına alıyor ve önce dudaklarınıza sonra alnınıza bir öpücük konduruyor. Bu harikaydı, diyor. Artık nerede yaşadığımı biliyorsun, kendini özletme. Belki bir dahaki sefere, ki bir dahaki sefer olursa, kız arkadaşımla da tanışabilirsin. Ne? Şoke oluyorsunuz. Kız arkadaşın mı? Ama sanmıştım ki... Ah, hadi ama. Onurunu kurtarmak için seninle evleneceğimi mi sanıyordun? Kendinizi aptal gibi hissediyorsunuz. Hayır... Mac saçlarınızı okşuyor, tuhaf bir şekilde anaç bir hareket. Aptal olma, chica. Harikaydı, ama lezbiyen değilsin. 93 öyle değil mi? Arkasına yaslanıp bakışlarını üzerinizde gezdiriyor. Ama sende kesinlikle potansiyel var. Ama neden... demek istediğim, eğer bir kız arkadaşın varsa neden? Daniella başka bir şehirde yaşıyor, iyi bir hukuk şirketinin ortağı. Ve benim dans okulumsa burada. İkimiz de işlerimizi sevdiğimiz için uzun mesafe ilişkisi yürütüyoruz. Beş sene oldu. Bazen zor ama o kadar da kötü değil. Bazı avantajları var... bu gece olduğu gibi. Ona anlatacak mısın? Elbette. En ince detayına kadar. Bu çok hoşuna gidecek. Kıpkırmızı oluyorsunuz. Büyük bir aptallık ettiniz. Bir çiftin arasında paylaştığı heyecan verici hikayelerden birine malzeme oldunuz. Hayal kırıklığına uğrayarak etrafa saçılan giysilerinize ulaşmak için yatağın altına uzanıyorsunuz. Mac omzunuza dokunuyor. Ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Ama bu gece yetişkin çamaşırını giyip dışarı çıktın, öyle değil mi? Mor g-string i kaldırıp parmağında döndürüyor. Heteroseksüel olduğunu biliyordum. Ama içinde bir yerde küçük aç bir kedi olduğunu anlamıştım. Çok güzelsin, muhteşem bir tenin ve kocaman gözlerin var. Nasıl karşı koyabilirdim ki? Hafifçe burnunuzu çekiyorsunuz fakat haklı. Bir kadınla birlikte olmaktan hoşlanmış olabilirsiniz ama bu yüzden bütün hayatınızı değiştirmek, ailenize ve arkadaşlarınıza açılmak, onunla aşk hayatı yaşamak ya da aile tatillerinizi nasıl geçireceğiniz hakkında kavga etmek gibi planlarınız yok. Bu gece biraz çılgınlık yaptınız, hem de ne çılgınlık. 94
49 Kendinizi toplayıp yaşlı gözlerle Mac e gülümsüyorsunuz. Sonra elbisenizi bulup üzerinize geçiriyorsunuz, sutyeninizle hiç uğraşmadan onu çantanıza tıkıyorsunuz. G-string inizi almak için uzanıyorsunuz ve Mac ona küçük bir öpücük kondurduktan sonra avucunuza bırakıyor. Seni geçireyim, deyip ayağa kalkıyor, ayakkabıları dışında üzerinde hiçbir şey yok. Odada peşinden ilerlediğiniz sırada uzun keman biçimli sırtını, kıvrımlı kalçalarını ve biçimli bacaklarını izlerken, hala hassas olan vajinanızda az öncekine benzer bir arzu hissediyorsunuz. Dar koridorda, size sokulup dilini tekrar ağzınıza sokuyor. Tuhaf değil, harika bir his ve onu gerçek bir istek ve minnettarlıkla öperek karşılık veriyorsunuz. Gözleri ışıldıyor. Tekrar başlamadan git. Hmm, belki sonra yine görüşürüz? Bu aklınızı başınıza getiriyor. Pekala, ee, teşekkürler. Bu tür durumlarda ne söylenir? Vajinamı yalayan ilk kadın olduğun için teşekkürler, ya da Bu harika kız kıza orgazm için teşekkürler, mi? Ee, bu harikaydı. Harikadan da öte. Yanlış anlama... ama geri döneceğimi sanmıyorum. Gülüyor. Nasıl istersen, chica. Ve sonra zayıf düşen bacaklarınızla bocalayarak merdivenlerden iniyorsunuz, vajinanız hala zonkluyor. Sokağa çıktığınızda Mac in isminizi hiç sormadığını fark ediyorsunuz. Rahat kanepenizde oturup patlamış mısır eşliğinde bir film izleme fikri aniden çok çekici geliyor. Ya da eve dönmeden önce sokağınızdaki kafeye uğrayıp sıcak çikolata alabilirsiniz. Doğruca eve gitmek istiyorsanız, 193. sayfayı çevirin. 95 Henüz eve gitmeye hazır değilseniz, 209. sayfayı çevirin. Sokağınızdaki kafeye uğradıktan sonra eve gitmek istiyorsanız, 210. sayfaya geçin. % Seksi olgun erkekle taksiyi paylaşmaya karar verdiniz. Immaculata broşürünü buruşturup el çantanıza atıyorsunuz. Başka bir gece olsaydı, sergiye gitmeyi düşünebilirdiniz ama böylesine güçlü ve etkili bir adam sizinle taksisini paylaşmayı teklif ederken bunu yapamazsınız. Dizlerinizin güçsüzleşmesine neden olan bir yanı var. Bulunduğu ortama hakim olma tarzıyla ilgili. O asla kiralamıyor, yalnızca sahip oluyor. Taksiyi paylaşmamamız için hiçbir sebep göremiyorum, diyor. Çevreyi de düşün, egzoz gazlarının zararlarını falan. Sanırım, sorumluluk sahibi insanlar böyle yapar, diye kabulleniyorsunuz. Gülüp size kapıyı açıyor ve taksiye biniyorsunuz. Taksinin öteki tarafına geçerken, pencereden bakıp iri yarı korumanın size el salladıktan sonra o muhteşem spor arabaya binip motoru çalıştırdığını ve arabanın kükreyerek gecenin içinde gözden kaybolduğunu görüyorsunuz. Onunla gitseydiniz, neler olacağını düşünmeden edemiyorsunuz ama fazla düşünmenize fırsat kalmadan Miles taksiye binip yanınıza yerleşiyor ve arabanın içini sedir ağacı ve deri kokusu sarıyor.
50 Şoför ön koltuktan eğilerek talimat vermenizi bekliyor. Nereye? diye soruyor Miles. Eve gidecektim, diyorsunuz. Birkaç içki içmek için arkadaşımla burada buluşacaktım ama son anda vazgeçti. Geç saatlere kadar çalışması gerekti. Patronu aşırı kontrol meraklısı adi herifin teki. Miles tek kaşını kaldırıyor. Geç saatlere kadar çalışmak 97 demişken, aç mısın? Bir iş anlaşması yapmakla meşguldüm, öğle yemeğinden beri hiçbir şey yemedim ve iş konuşmak hep kamımı acıktırır. Biraz açım. Ne düşünüyorsun? diye soruyorsunuz. Buradan pek uzakta olmayan güzel bir suşi restoranı biliyomm, Sashimi leri birinci sınıftır ve sakesi de harikadır. Geç bir akşam yemeği için oraya gidecektim. Bana katılmak ister misin? Ne yapacağınıza karar vermeye çalışarak bu teklifi düşünüyorsunuz. Belki geceyi sonlandırıp evinize gitmelisiniz. Belki taksi sizi çok sevdiğiniz sıcak çikolatasını içebileceğiniz evinizin yakınındaki kafenin önünde bırakabilir. Ama iyi bir suşiyi kolayca göz ardı edemezsiniz, dahası bu adam çok çekici. Şoför boğazını temizliyor ve taksimetrenin çoktan çalışmaya başladığını fark ediyorsunuz. Bir an önce bir karar vermelisiniz. Yakışıklı olgun erkekle suşi yemeye gitmeye karar verirseniz, 99. sayfaya geçin. Taksi şoföründen sizi doğruca eve bırakmasını isterseniz, 193. sayfaya geçin. Taksi sizi yolunuzun üstündeki geç saatlere kadar açık olan kefeye bırakacaksa, 210. sayfaya geçin. Suşi yemeye gitmeye karar ı/erdiniz. Kulağa harika geliyor. Suşiye bayılırım. Güzel, diyor Miles ve şoföre adresi verip oraya en çabuk nasıl varacağını tarif ediyor. Kısa bir yolculuğun ardından, taksi sessiz bir caddede kenara çekiyor. Pencereden dışarı bakıyorsunuz ama görünürlerde restoran ya da dükkan önü yok. Miles şoföre parasını verdikten sonra taksiden inip size kapıyı açıyor. Taksiden inerken iç çamaşırınızın görünmemesi için özen gösteriyorsunuz ama bu, Hollywood aktrislerinin yaptığı kadar kolay bir iş değil. Kaldırıma çıkıyorsunuz ve Miles sizi gömme bir kapıya yönlendiriyor. Dışarıdan bir restorana benzemiyor: içerinin görülmeyeceği şekilde perdelenmiş pencerelerde herhangi bir işaret ya da isim yok. Kapıdan içeri giriyor ve kendinizi samimi ve mütevazı bir şekilde dekore edilmiş bir Japon restoranında bulunca şaşırıyorsunuz. Restoran çalışanları ve müşterilerin çoğu Japon gibi görünüyor ki bu iyiye işaret. Kimonolu zarif bir kadın gülümseyerek yaklaşıyor. Bay Cornuti, sizi yeniden görmek harika! Masa iki kişilik mi olsun?
51 Cornuti! diyorsunuz tek nefeste ve sonunda jeton düşüyor. Tanrım, sen Miles Cornuti sin! Pek sık rastlanan bir isim değil - ikiyle ikiyi toplayıp dördü bulamamanızın sebebi taksi şoförünün ona Cor-netto diye hitap etmesi. Kafasını sallayarak doğruladıktan sonra görevliye selam veriyor. Merhaba Katsuko, seni görmek de güzel. Tezgahta iki sandalyeye geçebilir miyiz? 99 Sizi, restoranın arkasındaki yan yana çalışan iki Japon şefin ustalıkla balıkları doğrayıp pirince sardıkları, modern bir mutfağa bakan bir tezgaha geçiriyor. Müşterilerin şeflerin suşi hazırlamalarını izleyebilecekleri şekilde tasarlanmış hazırlık alanına bakan sandalyelerde yan yana oturuyorsunuz. Bu bir sanat ve görülmeye değer bir şey. Şeflerin, Japonya da balıkların yanma yaklaşmalarına izin verilmeden önce, onlarca yılı pirincin nasıl hazırlanacağını öğrenmekle geçirdiklerini öğreniyorsunuz. Kibarca sizi selamladıktan sonra keskin bıçaklarına ve sarma hasırlarına dönen şefler kendi aralarında alçak bir sesle Japonca sohbet ediyorlar. Kılıca benzeyen bir bıçak kullanan uzun boylu şef kocaman bir ton balığı parçasına Zorro numarası çekerek çaba göstermeden onu kusursuz bir Sashimi ye dönüştürüyor ve bu sırada kollarındaki kasları dalgalanıyor. Adamların işin ustası oldukları belli. Restoran yarı dolu, tezgahta yemek yiyen kimse yok. Miles a o kadar yakın oturuyorsunuz ki kolu ve bacağı si-zinkilere değdikçe vücudunuza bir heyecan dalgası yayılıyor. Arkadaşınız karşılama hostesiyle bir süre sohbet edip sake sipariş ettikten sonra, kadın sizi mönülerle baş başa bırakarak gözden kayboluyor. Bu fırsatı onu sıkıştırarak değerlendiriyorsunuz. Buna inanamıyorum. Sen ünlü medya imparatoru Miles Cornuti sin! Pek ünlü sayılmam, diyor. Elbette, öylesin. Düzinelerce dergi ve gazetenin sahibisin, ayrıca faaliyette olan yayınevlerin ve elektronik yayıncılıkların da var. Katsuko bir şişe sakeyle geri dönüyor. Miles narin gö- 100 rünümlü kulpsuz iki kupaya biraz sake döküp birini size veriyor. Bunu dene, gerçekten çok güzel. Anlaşılan bunu her ay Japonya dan getirtiyorlar. Konuyu değiştirmeye çalışma, diyor ve kupayı iki elinizle tutup birkaç yudum alarak ipeksi sıvının tadını çıkarıyorsunuz. Hakkında çok şey duydum. Yayınlarından birinde çalışan bir arkadaşım var. Umarım bu gece gelemeyen arkadaşın değildir? Kontrol meraklısı bir patronu vardı değil mi? Ona tam olarak ne demiştin? Şey... Kıvranma sırası sizde. Sanırım ona aşağılık demiştin?
52 Tiz bir sesle, Kontrol meraklısı adi herif, derken yüzünüzden yayılan sıcaklığı hissedebiliyorsunuz. Ah evet, bu doğru. Kontrol meraklısı adi herif hizmetinizde, hanımefendi. Sandalyenizde kıpırdanırken yan yana oturduğunuza şükrediyorsunuz, bu sayede şakacı bakışlarıyla uğraşmak zorunda değilsiniz. Aslına bakarsan, sanırım söylemeye çalıştığı şey... diye ağzınızda geveleyip sözünüzden dönmeye çalışıyorsunuz. Devam et, diyor sırıtarak. Kendini bundan nasıl kurtaracağını görmek istiyorum. Biraz daha sake ister misin? derken karafa uzanıyor ve kupalarınızı dolduruyorsunuz. Miles sırıtıyor. Tüm kontrol meraklısı adi heriflerin şerefine, diyor kupasını kaldırarak. Kupanızı onunkiyle tokuşturup birkaç yudum daha alırken konuyu değiştirmesi için dua ediyorsunuz. Melissa sizi öldürecek. Patro- 101 nuyla yemeğe çıktığınızı ve onun hakkında söylediği şeyi ağzınızdan kaçırdığınızı nasıl açıklayacaksınız? Onun hakkında size söylediği her şeyi hatırlamaya çalışıyorsunuz ve müthiş zengin, güçlü ve evet, iş konusunda oldukça talepkar olduğu sonucuna ulaşıyorsunuz. Ama mantıklı. İşini hafife alan birinin medya imparatoru olması mümkün olmazdı, ancak kontrol meraklısı adi herifin teki bir medya imparatoru olabilirdi. Ama -ve en önemlisi- neden inanılmaz derecede çekici olduğundan hiç söz etmemişti? Mönüyü okuyormuş gibi yaparken çaktırmadan onu süzüyorsunuz. Uzun boylu, hoş bir fiziği var, etkileyici ve kendinden emin. Ve gülümserken George Clooney i andırırcasına gözlerinin kenarlarının kırışması ona yakışıyor. Ama yine de ne yapıyorsunuz? O en yakın arkadaşınızın patronu. Onu süzmemeniz gerekiyor, aksine kilo kontrolü toplantısındaki bir sumo güreşçisinden daha hızlı bir şekilde burayı terk etmeniz gerekiyor. Ama kısa bir süre daha kalıp elle sarılmış avokadolu ton balığı yemenin bir zararı olmaz, değil mi? Nihayet mönüye baktığınızda, her şeyin Japonca olduğunu fark ediyorsunuz. İngilizce tercümelerinin ya da en azından yemeklerin resimlerinin olup olmadığını görmek için arkasını çeviriyorsunuz ama ne yazık ki yok. Haftanın her günü Japonca okuyormuş gibi, Buranın birinci sınıf olduğunu söylemiştin, değil mi? Ne önerirsin? diye gelişigüzel bir şekilde sorarken mönüyü ters tutmadığınızı umuyorsunuz. Size doğru eğiliyor, bilgili ya da gösterişli bir şey söyleyeceğini ya da sizin yerinize sipariş vermeyi teklif ede- 102
53 ceğini sanıyorsunuz ama aksine, Hiçbir fikrim yok. Hep Katsuko dan bir şey önermesini isterim. Buraya ilk geldiğimde, zeki davranmaya çalıştım ve yanlışlıkla... sıradışı yiyeceklerinden birini sipariş ettim, diyor. Ne aldın? Suratını buruşturuyor. Anlaşılan morina balığı spermi istemişim. Sakenizi neredeyse tezgaha püskürtecek gibi oluyorsunuz. Şefler ve garsonlar çok gülünç bulmuştu. İlk lokmayı yuttuktan sonra bana ne yediğimi söylediler. Gecelerini şenlendirdim. İşaret ettiği Japon şeflerden biri gösterişli bir şekilde bıçağıyla selam veriyor. Tadı nasıldı? Aslına bakarsan, mürekkep balığı gibiydi. Ama artık balık spermi tatmak istemiyorum. Son günlerde daha güvenilir yiyecekler tercih ediyorum. Flört etme isteğinize karşı koyamıyorsunuz. Risk almaktan kaçındığını mı söylüyorsun? Dikkatle size bakıyor. Kiminle oynadığıma bağlı. Aranızda cinsel bir gerilim alevleniyor. Peki ya sen? diye soruyor. Kendini maceraperest biri olarak mı görürsün? Biraz maceraya her zaman açık olduğumu düşünüyorum, diyorsunuz. Bunun doğru olup olmadığını göreceğiz. Elini kaldırıyor ve saniyeler içinde Katsuko yanınızda beliriyor. Her zamankinden istiyorum: ton balığı Sashimi, biraz somon maki ve biraz da wasabi. Ayrıca arkadaşım ve ben değişik bir şey deneyebileceğimizi düşünüyorduk. Ne önerirsin? 103 Katsuko nun gözlerinin hınzırlıkla ışıldadığından eminsiniz. Bu gece taze unagimiz var, Bay Cornuti. Restoranın duvarının yanındaki akvaryumu işaret ediyor. İçinde dikenli deniz kestaneleri, akvaryumun kenarlarına yapışmış birkaç denizyıldızı ve kıvrılarak yüzen yarım düzine yılan balığı aralarında olmak üzere oldukça tuhaf görünen canlılar var. Ve gördünüz gibi, taze imimiz var. Her zamanki geleneksel yemeklerimiz de mevcut, diyor. Utti mi? diyorsunuz gergin bir sesle. Deniz kestanesi üreme organları, diyen Katsuko ifadesiz bir şekilde sizi aydınlatıyor. Miles size bakıyor. Varsan, ben de varım. O ne alıyorsa, ben de aynısını istiyorum, diyorsunuz renginizin atmaması için uğraşarak. L/myi deneyelim. Ve bize geleneksel yemeklerinizden de getir, lütfen, diyor Miles: Katsuko şeflere dönüp Japonca hızla talimat verirken, arkanıza yaslanıp ne tür bir şeye bulaştığınızı düşünerek sakenizden bir yudum daha alıyorsunuz. Siparişlerinizi verdikten sonra sohbet daha rahat akıyor. Onun konumundaki birinden beklemeyeceğiniz kadar açık sözlü bir şekilde özel
54 hayatından bahsettikçe, Melissa yüzünden suçluluk duymamaya başlıyorsunuz; arkadaşınızın patronuyla yemek yemekten ziyade arkadaşınızla takılıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Çok çekici bir arkadaş ama yine de arkadaş. Birkaç sene önce boşandığını ama eski eşiyle ve artık yetişkin olan iki üvey çocuğuyla iyi geçindiğini öğreniyorsunuz. İşkolik olmasının boşanmalarına sebep olduğundan söz ediyor. Hep işiyle evli olduğunu söylüyor -bu 104 zaten bilinen bir şey- ama işine olan bağlılığına hayran kalmanıza engel olamıyorsunuz. Onu bu denli çekici kılan şeylerden biri de bu. Kişiliğinin kontrolcü yanını fark etseniz de adi herif kısmının şimdiye kadar ortaya çıkmadığını söyleyebilirsiniz. Sana aşk hayatımdan söz ettim. Ya seninki ne durumda? diyor. Bakışlarınızı kaçırıyorsunuz. Olmayan aşk hayatınızdan bahsetmenin pek ilgi çekici olmayacağına karar veriyor ve detaya girmekten kaçınıyorsunuz. Şu anda kimse yok. Erkek arkadaşın yok mu? Kafanızı sallıyorsunuz. Sırıtıyor. Ya kız arkadaşın? Evet dememi mi umuyorsun? Bütün erkekler bunun hayalini kurmaz mı? Ben hariç, diyor kupasını ağzına götürerek Katsuko bir kez daha sohbetinizi bölüyor ama tezgaha yiyeceklerle dolu birkaç küçük tabak koyduğu için onu affediyorsunuz. Yiyeceklere göz gezdirip bildiğin şeyler olduğunu görünce rahatlıyorsunuz, üstelik çok lezzetli görünüyorlar. Tam yemeye başlamak üzereyken, şeflerden birinin akvaryumun başında olduğunu, bir şey çıkardığını fark ediyorsunuz ve henüz tehlikenin geçmediğini anlıyorsunuz. Miles profesyonel bir şekilde kullandığı yemek çubuklarını parmaklarının arasına yerleştiriyor, siz de çubuklarınızı elinize alırken göğüs dekoltenize yiyecek düşürmemeyi ya da gözünüzü çıkarmamayı umuyorsunuz. Ama lezzetli küçük parçadan aldığınız ilk lokmanın ardından, 105 yemek çubuğu tekniğiniz hakkında endişelenmeyi unutu-veriyorsunuz. Bu kadar acıktığınızın farkında değildiniz, belki de sebebi yemeklerin çok güzel olması. Balık o kadar taze ki dilinizde eriyor ve her lokmada her malzemeden yeterli miktarda var görünüyor. Parçalardan bazıları bir bütün olarak ağzınıza sokama-yacağınız kadar büyük fakat Miles yemek çubuklarını bırakıp sarmalardan birini eline alınca rahatlıyorsunuz. Tan-rı ya şükür, o da sıradan bir insan, diye içinizden geçirip aynı şeyi yapıyorsunuz.
55 Bir ara elektronik kitapların artan popülaritesini tartışırken, Miles cümlesini yarıda bırakıp elini yüzünüze uzatıyor. İzin verir misin? diye soruyor. Ne yapacağını bilmediğiniz için nefesinizi tutuyorsunuz. Herhalde sizi öpmeyecek? İyice yaklaşıp yanağınızdaki pirinç tanesini alıyor. Ama pirinç tanesinden bir parmağıyla hızla kurtulmuyor. Aksine, çenenizi avucuna alıp başparmağını yanağınızda gezdiriyor. Dokunuşunun samimiyeti şoke edici ve teninizde hissettiğiniz parmağı yumuşak, vücudunuz birden daha fazlasını istiyor. Parmaklarınızı çeker çekmez yanan yanağınızı silip hayali pirinç taneleri arıyorsunuz, suşi yemekteki beceriksizliğiniz ve dokunuşuna gösterdiğiniz tepkiden biraz utanıyorsunuz. Ve o sırada bir kez daha beliren Katsuko boş tabakları toplarken, Miles sakenin geri kalanını kupalarınıza dolduruyor. Tezgah açıldıktan sonra, Katsuko dönüp aranıza iki küçük tabak koyuyor. uuni diyor tabaklardan birine işaret ederek. Tabakta suşi sarmalarına benzeyen, yosuna bolca pirinçle sarılmış bir şey var. Ama pirincin üstüne açık turun- 106 cu, kalın et parçaları koyulmuş. Dokusu dil gibi ama süngere benziyor, ikinci tabakta çok daha korkunç bir şey, iki kocaman göz var. İkisi de top sakızdan biraz daha büyük ve kenarlarında hala et parçaları ve dokular var. Baktıkça mideniz bulanıyor ve onlar da aynı şekilde ilgisizce size bakıyorlar. Yemek çubuklarından birini alıp turuncu etli kürelerden birini dürtüyorsunuz ve dokunduğunuzda kıpırdandığına eminsiniz. Aniden elinizi geri çekiyorsunuz. İğrenç şeyin hala canlı olması imkansız, öyle değil mi? Miles gülüyor. Biraz maceraperest olduğunu söyleyen kız sen değil miydin? Yanlışlıkla morina balığı spermi yediğini söyleyen adam sen değil miydin? diye karşılık veriyorsunuz. Öyleyse bu senin için çok kolay olmalı... ne deniyordu buna? Gösteriyi büyük bir ilgiyle izleyen iki şeften yakışıklı olanı süngerimsi turuncu dile işaret ediyor. Uni, deniz kestanesi. Peki ya şu? diye soruyorsunuz yemek çubuğuyla göze işaret ederek. Ton balığı gözü. Japonya da önemli bir yiyecektir, diyor sırıtmasını gizleyemeden. Harika, diyorsunuz ikna edici olmaya çalışarak. Miles yemek çubuğuyla göze uzanıyor. Çubukların arasına alıp gözü kaldırırken gözlerini sizden bir an bile ayırmıyor. Maceranın şerefine, diyor. Diğer gözü dürtüp tabaktan alırken elinizin titrememesi için uğraşıyorsunuz. Çok yağlı ve kaygan, çubukların arasından fırlayıp tezgaha düşmemesi için dikkatli olmak zorundasınız. İğrenç görünüyor ve ağzınıza götürürken 107
56 kokusunun da hiç hoş olmadığını fark ediyorsunuz. Ama yüzünde meydan okurcasına bir ifade olan Miles la kararlı bir şekilde göz göze geliyorsunuz. İkiniz de birbirinizi dikkatle izleyerek gözleri ağzınıza yaklaştırıyorsunuz. Miles ın ağzını açmasını dehşetle izlerken bir gerçeği fark ediyorsunuz: o şeyi ağzına atarsa, onu öpmenize imkan yok. Ve onunla tanıştığınızdan beri aklınızdan geçen tek şeyin bu olduğunu anlıyorsunuz. Kendi ağzınıza bir göz atmanıza imkan olmadığı gibi, o da bunu yapmamalı. Tiksintiyle ürpererek gözü tabağa bırakıyorsunuz. Yapamayacağım. Vazgeçiyorum. Sen kazandın! diye bağırıyorsunuz. Gerçekten mi? Evet, sen kazandın. Bu kelimelerle ifade edilemeyecek kadar iğrenç! Oh, Tanrı ya şükür! diyor ve tabağa bıraktığı göz diğer gözün yanında duruyor: ikisi birlikte hüzünle size bakıyorlar. İtiraf ediyorum, söz konusu yemek olduğunda benden daha cesursun! Sırıtıyor ama sonra aniden size doğru eğiliyor. Bir dakika, söz konusu yemek olduğunda derken ne demek istedin? Artık aranızda sadece birkaç santimetre var. Bütün gece aranızda biriken cinsel çekimi kanlı canlı hissedebiliyorsunuz. Eğilip onu öpme isteğiniz çok güçlü. Katsuko tekrar yanınıza gelip dokunmadığınız uni ve göz tabaklarını alıyor. Tatlıya ne dersin? diye soruyor Miles. Aklında ne var? Yeşil çaylı dondurma olabilir... Göz yemekten kıl payı kurtulmanız cesaretlenmenizi sağlıyor. Biraz daha ahlaksızca bir şeye ne dersin? diyorsunuz tedbirli davranmaktan vazgeçip bacağınızı bacaklarının arasına sokarak. Sanırım haklısın, diyor yavaşça. Benim de canım dondurma istemiyor. Evime gidelim mi? Orada harika bir tatlı bulacağımızdan eminim. Bir an duraksayıp ahlak duygunuzla mücadele ediyorsunuz ama bu noktada kalkıp yanından ayrılamayacağınız kadar çekici. İçinizden Melissa dan özür diliyorsunuz. Miles hesabı istediğini belirtikten sonra elinizden tutarak sizi kasaya doğru götürüyor. Yemek için teşekkürler, diyorsunuz yan yana durmuş POS cihazından fişin çıkmasını beklerken. Delici gözlerinin kenarları kırışıyor ve sonra size doğru eğilip dudaklarını kulağınıza değdirerek fısıldıyor: O gözü yemeyi düşünmüyordum. Kulağına erişmek için ayak parmaklarınızın ucunda doğrulup fısıldıyorsunuz: Zaten buna müsaade etmeyecektim. Kaldırımda taksinizin gelmesini beklerken, Miles nihayet size yaklaşıp çenenizi tutarak derin bir öpücük veriyor. Ağzı ateşli ve sıcak. Dizleriniz
57 boşalacakmış gibi hissediyorsunuz, bunu fark etmiş olacak ki öperken kollarını etrafınıza dolayıp sabit bir şekilde sizi tutuyor. İkiniz de nefes nefese kalınca geri çekiliyor. Gitmeden önce, sana söylemem gereken bir şey var. Maceracı olduğumu söylerken şaka yapmıyordum. Parmaklarını sizin-kilere doluyor. Buna hazır olduğuna emin misin? Anladığımı sanmıyorum. Bazı şeyleri biraz farklı yapmaktan hoşlanıyorum. Bundan hiç şüpheniz yok, bu adamın her şeyi biraz farklı yaptığından eminsiniz. Ama hoşuna gideceğine garanti verebilirim, diyor karşılık vermediğinizi görünce. Nereden biliyorsun? Suşi konusunda haklı çıktım, değil mi? Aklınızdan birçok olasılık geçiyor. Biraz maceradan hoşlandığınızı söylerken yalan söylemiyordunuz. Ama bir aşk zindanında esir alınmak gibi bir niyetiniz yok. Ama onu çok hoş buluyorsunuz ve aşırı çılgınca bir şeye ilgi duyabileceğini sanmıyorsunuz. Üstelik suşi konusunda haklıydı. Tereddüt ederek ne yapacağınıza karar vermeye çalışıyorsunuz. Bazen bazı şeyleri tadında bırakmak en iyisidir. Ne de olsa, Miles Cornuti yle iyi vakit geçirdiniz. Belki de geceyi noktalama zamanı. Ayrıca adam Melissa nm patronu. Hiçbir erkek -ne kadar çekici olursa olsundostluğunuzu riske atmaya değmez. Üstelik hala geç saatlere kadar açık olan kafeye uğrayabilirsiniz, belki de tatlı olarak tek ihtiyacınız bir sıcak çikolatadır. Ama o George Clooney gözleri... Miles ın evine gitmeye karar verdiyseniz, iti. sayfaya geçin. Miles ın evine gitmemeye karar verdiyseniz, 130. sayfaya geçin. Eve gitmeden önce sokağınızdaki geç vakte kadar açık olan kafeye uğramak istiyorsanız, 210. sayfaya geçin. Miles in evine gitmeye karar verdiniz. Vay canına. Oldukça geniş bir antrede durmuş, gördüklerinizi sindirmeye çalışıyorsunuz. Miles ın evi abartısız lüksten oluşan bir başyapıt, Minimalist Tasarım dergisi için fotoğraflanmak üzereymiş gibi görünüyor. Beyaz duvarlarda seçme sanat eserleri var. Güzel, klasik parçalar hep iki yaşındaki bir çocuğun yapabileceğini düşündüğünüz türde modern sanat eserleriyle bir arada ama her birinin küçük bir ülkenin bütçesi değerinde olduğundan eminsiniz. Abes kaçan tek bir şey bile yok ve ortada başıboş duran kahve kupalarının olmadığı da kesin. Hafif aydınlatma beyaz taş yüzeyleri yumuşatıyor, gömme ışıklar bile zevkli. Sizi açık oturma odası, yemek odası ve mutfaktan geçirerek üst kata çıkarıyor. Tavanlar o kadar yüksek ki içeride voleybol oynayabilirsiniz.
58 Nereye doğru gittiğinizden hiç şüpheniz yok ve size yatak odasına doğru rehberlik ederken heyecanınız artıyor. Gerçekten bunu yapacak mısınız? En yakın arkadaşınızın patronuyla mı birlikte olacaksınız? Hala biraz suçluluk duysanız da heyecanınız bunu bastırıyor. Miles size doğru düzgün dokunmadı bile -restoranın önünde öpüştünüz ve takside el ele tutuştunuz ama şimdilik bundan ileri gitmediniz- ve bu nedense ellerini üzerinizde gezdirmesinden çok daha baştan çıkarıcı. Yatak odasına doğru önden ilerliyor. Boks ringi büyüklüğünde bir yatak, çok sayıda ayna ve bir duvarın önünde iki kişilik beyaz deri kanepe bulunuyor. Bir tuşa dokununca, görünmez hoparlörlerden müzik duyuluyor ve ışıklar loşlaşıyor. 111 En sonunda elini yanağınıza koyup, çenenizi kendisine doğru çekerek sizi öpüyor. Ama öpücüğü hemen kesiyor ve sizi ona doğru yaklaşmaya, ağzını ağzınızla takip etmeye zorluyor. Buraya gel, diye fısıldıyorsunuz ve uzanıp ensesini tutarak onu tekrar kendinize çekiyorsunuz. Artık tereddüt yok, güçlü bir şekilde sizi yakalayıp başınızı geriye atarak saçlarınızı dağıtıyor ve pahalı kesimli pantolonundaki kayaya benzeyen sertliğini size yaslıyor. Ona doğru yaklaşınca saçınızı çekiyor. Her zamanki nazik tarzıyla, sizi şu anda yiyip bitirirkenki tutkusu arasındaki fark oldukça tahrik edici ve sertleşmiş erkekliğinden onun da aynı şeyleri hissettiğini anlayabiliyorsunuz. Sonra sizi şehvet ve şaşkınlıkla sersemlemiş bir şekilde bırakarak tekrar geri çekilip gömleğini çıkarıyor ve spor salonunda uzun ve disiplinli saatler geçirdiğinin bir kanıtı olan gövdesini gözler önüne seriyor. Elbiseni çıkarmanı istiyorum. Hemen. Rica etmek yerine, bir emir verir gibi konuşunca duraksıyorsunuz. Pekala, diyorsunuz ve hareket etmiyorsunuz, biraz hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Söylediklerini yapan yüzlerce çalışanı olan bir adam olsa bile, birinden emir almak konusunda emin değilsiniz. Birbirinize bakarken size söylemesi gereken bir şey olduğunu hissediyorsunuz. Suskunluğu kendisini ele veriyor. Ne oldu? diye soruyorsunuz. Bazı şeyleri farklı yapmaktan hoşlanıyorum. Bunu daha önce de söylemiştin. Seninle paylaşmak istediğim bazı yöntemlerim var. 112 Yüzünüzü görünce, Uyuşturucu ya da o tür bir şey değil... göstermeme izin ver. Açıklamaktan daha kolay, diyor. Miles yatağın altından tekerlekli bir bavul çıkarıyor. Siyah ve beklendiği gibi oldukça pahalı görünüyor. Aynı zamanda karışık görünen şifreli bir kilidi var.
59 Bir yere mi gidiyorsun? diye soruyorsunuz. Şakanız başarısız oluyor ve size aldırmıyor. Lateks bir tulum çıkarıp üzerine işemenizi ya da o tür bir şey istememesini umuyorsunuz. Çantayı yatağa koyup hemen kilidini açıyor. Meraklı ve temkinli bir şekilde çantaya bakıyorsunuz. Gel ve burada dur, diyor kısık bir sesle. Bu biraz fazla otoriter değil mi? diyor ve olduğunuz yerde kalıyorsunuz. İşim bu. Sesi hala kısık ama daha ısrarcı. Bir yanınız oradan çıkıp gitmeyi isterken, diğer yanınız merak içinde. Bir adım daha yaklaşıp çantanın içine bakıyorsunuz. Çantanın alt kısmına yerleştirilmiş siyah deri malzemelere şöyle bir baktıktan sonra, üst kısmındaki farklı türlerdeki kırbaç ve oyuncak koleksiyonunu görüyorsunuz. Raketler ve boncuklar var, onlar kelepçe mi? Daha yakından bakmak için hafifçe eğiliyorsunuz. Aynı zamanda, deve kuşu tüyleri ve küçük bir çubuktan korkutucu derecede büyük olanlara dek çeşitli boyutlarda dildolar var. Mümkün olmadığını, bir kadının belirli bir sınırı olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Tırtıklı, taşlı, renkli ve aro-malı olmak üzere etkileyici bir prezervatif koleksiyonu da mevcut. Macera olacağı konusunda seni uyarmıştım, diyor. Tüm bunların senin için yeni olduğunu sanıvorum? UJ En hafif tabiriyle, diyorsunuz. Bir keresinde erkek arkadaşım eğlenmek için ipek bir şalla gözlerimi bağlamıştı ama yanlışlıkla ona kafa atınca ilgimizi kaybettik. Gitmek istersen seni anlarım. Senin için bir taksi çağırırım, söylemen yeterli. Emin değilmiş gibi ona bakıyorsunuz. Aranızda sadece birkaç santim var ve çıplak göğsü yükselip alçalıyor, bunun dışında son derece kontrollü, birkaç dakika öncesinin vahşiliği denetimi altında. Çok çekici olduğunu inkar edemiyorsunuz, iç çamaşırınız hala erime tehlikesiyle karşı karşıya. Açık konuşmama izin ver, diyor. Seni tamamen farklı bir zevkle tanıştırabilirim ve sanırım bunun farkındasın. Her aşamasında güvende olacağını garanti edebilirim. Bu konuda sana söz veriyorum. Amaç seni tamamen yeni bir yere götürmek. Kararsız kalıyorsunuz. Zevk sahibi biriyle sadomazo-şizmin tadına bakmak için bir şans elde ediyorsunuz, ayrıca biraz merak ettiğinizi kabul etmelisiniz; son günlerde herkes bu konuyu konuşuyor. Şehirdeki en güçlü ve seksi erkeklerden biriyle birlikte olmanız da cabası. Tecrübeli, her türlü donanıma sahip ve sır tutabilecek biri, üstelik pantolonundaki kabarıklığa bakılırsa, sizi gerçekten istiyor. Ama asıl soru, siz de onu istiyor musunuz? İstiyorsanız bile, farklı bir şeyi deneyecek kadar istiyor musunuz? Yoksa işler iyice kontrolden çıkmadan burayı terk mi etmelisiniz?
60 Denemeye karar verdiyseniz, 115. sayfaya geçin. Bu sizin tarzınız değilse ve gitmek istiyorsanız, 165. sayfaya geçin Denemeye karar verdiniz. Pekala, eğer varsayımlarla yola çıkıyorsak, kabul edersem... diyor ve ona bir adım daha yaklaşıyorsunuz, vücutlarınız o kadar yakın ki neredeyse birbirinize dokunuyorsunuz. Aranızda sadece hafif bir boşluk var. Hayal kırıklığına uğrayacağını sanmıyorum, diyor ama size dokunmak için hareket etmiyor. Canımı yakmayacaksın, değil mi? diye soruyorsunuz. Katlanamayacağın şekilde değil. Bazen biraz acının oldukça zevk verebildiğini keşfedeceğini düşünüyorum. Elbette, bu bir varsayım. Elbette, diyorsunuz. Ama ya durmanı istersem? İstediğin an dururum. İkna olmamış gibi tek kaşınızı kaldırıyorsunuz. Elbette bir güvenlik sözcüğü kararlaştırabiliriz. Güvenlik sözcüğü mü? Kendini rahatsız hissettiğin anda söyleyebileceğin ve diğer kişinin yaptığı şeyi anında bırakması için uyarı görevi görecek bir sözcük. Dur ve hayır gibi sözcükler o anın heyecanı sırasında her zaman anlaşılamayabiliyor. Bazen, zirveye vardığında, dur, devam et, anlamına gelebilir, o nedenle net bir şey, başka bir şeyle karıştırılamayacak bir kelime seçmeliyiz. İkimiz de, Hemen dur! anlamına geldiği konusunda hemfikir olmalıyız. Her şey gerçekdışı geliyor. Bu gerçekten oluyor, en yakın arkadaşınızın patronu olan bir medya imparatoruyla güvenli kelime üzerine tartışıyorsunuz. Saçmalık, ya da kontrol meraklısı adi herif gibi aptalca kelimeler seçmek isteseniz de, Deniz kestanesine ne dersin? diyorsunuz. 115 Gülümsemesine engel olamıyor. Teknik olarak bu iki güvenli sözcük eder ama, deniz kestanesi olsun. En azından, konuşmalarımız sırasında dur dışında bir şeyle karıştırılması imkansız. Kafanızı sallıyorsunuz, karar verdiğiniz için en sonunda sizi tekrar öpmek üzere kendine çekiyor. Geri çekildiğinizde, size uzun bir süre bakıyor. Sonra birden havası değişiyor. Pekala, çıkar o elbiseyi! Aklımda başka bir şey var. Çantadan korseli parlak deri bir büstiyer çıkarıyor. Bu şekilde emir almaya alışık olmadığınız için öylece durup hoşlanıp hoşlanmadığınıza karar vermeye çalışıyorsunuz. Çıkar dedim, diye kükrüyor. içinizi bir sıcaklık sarıyor. Elbisenizi başınızdan çıkarıp yere bırakıyorsunuz. Arkanıza uzanıp sutyeninizi çıkarıyor. Hepsini! diyor. Güçlükle yutkunup g-string inizi çıkarıyor ve ellerinizle çıplaklığınızı örtüyorsunuz. Ama çıplaklığınız uzun sürmüyor. Miles büstiyeri giymenize
61 yardım ediyor ve sizi döndürüp ciyaklamanıza neden olacak kadar güçlü bir şekilde sırtınızdaki bağcıkları bağlıyor. Önce parmağını ensenizden boynunuza, bağcıkların arasından aşağı indirerek ve sonra arkanıza iyice yaklaşıp omuzlarınızı ısırarak itaatkarlığınızı ödüllendiriyor. Vücudunu hissetmek arkanızı dönüp onu öpmeyi istemenize neden oluyor ve hareket etmeye yelteniyorsunuz ama kollarınızı yakalayıp sizi sabit bir şekilde tutuyor. Arkanı dönebileceğini söylemedim. Dolap kapılarını aynalar süslüyor ve yansımanız gözünüze ilişiyor, üzerinizde sadece deri büstiyer ve topuklu 116 ayakkabılarınız var, saçlarınız dağınık. Büstiyer belinizin ince görünmesini sağlıyor ve bu halinizi görünce nefesinizi tutuyorsunuz. Yarattığı etkinin seksi olduğu inkar edilemez. Arkanızdan, Bir kırbaç seç, diye fısıldarken nefesini kulağınızda hissediyorsunuz. Yutkunuyorsunuz, gerginliğiniz bir an vajinanızdaki sıcaklığı bastırıyor ama yine de malzemelerin olduğu çantaya bakıyorsunuz. Oldukça pratik görünen bir kırbaç, pinpon raketine benzeyen bir raket, bir yanında kısa metal uçlar olan büyük bir saç fırçasına benzer bir alet ve üzerinde mürekkep lekeleri olan eski moda tahta bir okul cetveli var. Ucundan yumuşak deriden birkaç kuyruğu sarkan, krem rengi süet bir kırbaç görüyorsunuz. Zarif ve tehdit-kar olmayan bir görünümü olduğu için ona işaret ediyorsunuz. Şu olsun. Kırbacı alıp sizi muhtemelen evinizdeki tüm mobilyaların toplamından daha pahalı olan kanepeye yönlendiriyor. Karşımda dur, diyor kanepenin kenarına otururken. İstediğini yapıyor ve bu işi kaptığınızı düşünüyorsunuz. Ama artık patronluk taslamayı bırakıp size dokunmasını istiyorsunuz. Buraya geldiğinizden beri çok az fiziksel ilgi gördünüz ve artık gerçekten istiyorsunuz. Tutku içinizde birikip duruyor ve ihtiyacınız giderek arıyor. Şimdi arkanı dön, diye emrediyor. Arkanızı dönüp büstiyerin geliştirdiği vücudunuzu sergilerken fısıldıyor: Harika. Çok seksisin, bunu biliyor muydun? Ama biraz da yaramazsın, değil mi? Sanırım seni dövmem gerekecek. Aniden bileklerinizden kavrayıp tek eliyle tutarak sizi sertçe çekiyor, topuklu ayakkabı giydiğiniz için dengenizi 117 kaybedip kucağına düşüyorsunuz. Düşerken kıkırdıyorsunuz fakat küçük kırbacın serbest uçlarını kalçalarınız ve sırtınıza sürerken nefesinizi tutuyorsunuz. Gıdıklanma hissi son derece erotik, altınızda sertleşmekte olan erkekliği giderek büyüyor. Kırbacın çıplak kalçalarınızda, bacaklarınızda ve dizlerinizin arkasında gezip tekrar yukarı çıktığını hissediyorsunuz. Çıplak
62 teninizde yumuşaklığı müthiş. Kırbacı bir anlığına çekince daha fazlasını istiyorsunuz. Kırbacı kaldırıp süet uçlarını çıplak arkanıza indirirken küçük bir şaplak duyuyor ve hissediyorsunuz. Biraz yakıyor ama dayanılmayacak gibi değil. Ardından kırbacın uçlarının değdiği yerde soğuk elini gezdiriyor. Parmaklarını çıplak teninizde hissetmek anında kırbacın yakıcılığını alıp götürüyor. Saniyeler sonra elini çektiğini ve kırbacı tekrar, bu kez biraz daha sert bir şekilde indirdiğini hissediyorsunuz. Kırbacın düğümlü uçları bu kez kalçanızın alt kısmına denk geliyor ve birkaçı da bacaklarınızın arkasına çarpıyor. Nefesinizi tutuyorsunuz ama hemen elini üzerinize koyup teninize masaj yaparak kırbacın acısını alıyor. Kalçanızda daireler çizdikten sonra elini kaldırıp çıplak teninize vuruyor. Yanma hissinden çok kırbacın yumuşak derisi yerine eliyle vurmasına şaşırdığınız için bu kez haykırıyorsunuz. Tekrar kalçalarınıza masaj yapıyor, teninizi yoğuruyor, parmakları kısa bir süreliğine bacaklarınızın arasına kayıyor ve sizi ne kadar ıslak bulacağını bilmek iyice ıslanmanıza neden oluyor. Vajinanızın üzerinde birkaç parmağını gezdirdikten sonra, elini kalçanıza götürüp bir kez daha tokatlıyor ve artık kızarıp hassaslaşan teninizi ovuyor. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamaya başlıyorsunuz, beklenmedik acı 118 her defasında acıyı şaşırtıcı derecede erotik bir şeye dönüştüren dokunuşla ödüllendiriliyor. Bu yüzden, vücudunuz her zaman kabul edilmez bulacağınızı düşündüğünüz bir şeyden zevk alıyor ve karşılık veriyor. Son tokadın yanma hissi geçiyor ve teninizde serinlik hissedince tüyleriniz diken diken oluyor - üflüyor olmalı. Sonra elini tekrar çekiyor ve bu kez elini indirdiğinde hazırlıklı olmak için yapacağı bir sonraki şeye odaklanıyorsunuz. Sonra şaki Kırbaç bir kez daha aşağı iniyor ve bu kez hiç de beklediğiniz gibi değil. Of! Lanet olsun, canım acıdı! Miles ın kucağından inip sendeleyerek ayağa kalkıyor ve iki elinizle sızlayan kalçanızı ovuşturuyorsunuz. Ne yaptığını sanıyorsun? Canım gerçekten çok acıdı! diye homurdanıyorsunuz. İlk kez şaşkın görünüyor. Güvenli kelime, diye size hatırlatıyor. Gerektiğinde, güvenli kelimeyi kullan. Güvenli kelimenin canı cehenneme. Canım yandı ve aynı şeyi tekrarlamayacaksın. Ellerinizi belinize koyarak dik dik ona bakıyorsunuz, göğsünüz yükselip alçalırken memeleriniz sizi büstiyeri-nizden fırlamakla tehdit ediyor.
63 Miles ın sinirlendiği belli. Elini saçlarının arasında gezdirirken kolundaki kasları esniyor. O kadar çekici ve öylesine hayal kırıklığına uğramış görünüyor ki biraz yumuşu-yorsunuz. Kalçanız zonkluyor olabilir ama hala azgınsınız ve bu fırsatın elinizden kaçmasına izin vermeyeceksiniz. Aklınıza bir fikir geliyor. Hemen yatağa geç. Sanırım seninle anladığın dilden konuşmam gerekiyor, diyorsunuz ve dimdik durup yatağa işaret ediyorsunuz. 119 Bir süre gözlerini sizinkilere dikip öylece kalıyor, neredeyse kılıçlarınızın birbirine vurduğunu duyabiliyorsunuz. Ona tepeden bakıyorsunuz, yerinden kımıldamayınca elinden tutup sertçe çekerek onu ayağa kaldırıyorsunuz. Sonra tekrar yatağa işaret ediyorsunuz. Hemen! diyorsunuz. Ciddiyim! Çabuk ol! Elinizi kürek kemiklerinin arasına koyup onu itiyorsunuz. Kuzu gibi itaat edince şaşırıyorsunuz ve bu suç ortaklığı sizi cesaretlendiriyor. Belki de sebebi deri büstiyerdir. Pantolonunu çıkar ve yatağın ucunda dizlerinin üstüne çök. Hemen, diye çıkışıp çantasına göz atmaya başlıyorsunuz. Ne aradığınızı çok iyi biliyorsunuz ve parmaklarınızı etrafına doladığınızda memnuniyetle sırıtıyorsunuz. Ama pantolonunu çıkarıp göz kamaştırıcı bir şekilde beyaz iç çamaşırıyla kalınca, gülümsemenizin yerini hayranlık alıyor. Calvin Klein modeli olabilir ancak erkeklik organı çok büyük ve gördüğünüz bütün erkek iç çamaşırı modellerinden daha belirgin. Bir süre birbirinize bakıyorsunuz, sonra bu uzun boylu, kaslı, güçlü adamın uysal bir şekilde yatağa yürüyüp dizlerinin üstünde durmasını ve kendisini tamamen sizin merhametinize bırakmasını gözlerinize inanamayarak izliyorsunuz. Ama ona merhamet göstermek gibi bir düşünceniz yok, kalçanız hala sızlıyor. Arkasına geçip sıkı ve kaslı kalçalarına hayranlıkla bakarken, seçtiğiniz silahınızı -öğretmen cetvelini- kaldırıyorsunuz. Sonra tatmin edici bir şiddetle kolunuzu indiriyorsunuz. İrkilip inleyince biraz endişeleniyorsunuz. Acaba fazla mı hevesli davrandınız? Ama kontrol etmek için etrafında dolanırken, taş gibi olan aletini fark ediyorsunuz. Duraksayıp biraz daha sert bir şekilde cetveli tekrar in- 120 diriyorsunuz ve ikinci vuruşun etkisi de aynı oluyor. Size vurduktan sonra yanan teninizi okşamasının ne kadar güzel bir his olduğunu hatırlayınca elinizi vurduğunuz yerin üzerinde gezdirip parmaklarınızın altındaki küçük izi hissediyorsunuz ve dokunuşunuzun onu inlettiğini duyuyorsunuz. Teni pürüzsüz ve sıcak, kasları seğiriyor. Onun yaptığı gibi küçük daireler çizip, hiç beklemediğini sandığınız bir anda, cetveli hızla tenine indiriyorsunuz. Ve ardından, önceki hareketlerinizi tekrar ediyorsunuz, cetvelin yerini
64 parmaklarınız alıyor ve yanan tenini yoğurup okşu-yorsunuz. Bir ara elinizi bacaklarının arasına sokup hayalarını avuçlayıp hafifçe sıkıyorsunuz ve bütün vücudunun heyecanla gerilip ürperdiğini hissediyorsunuz, avucunuzu sertleşmiş erkekliği üzerinde sadece bir kez gezdirdikten sonra tekrar kusursuz kalçalarına dönüyorsunuz. Birkaç vuruşun ardından penisinin altından geçen büyük damar fark edilir şekilde zonklamaya başlıyor. Daha önce onun kadar kusursuz bir erkek hiç görmemiştiniz ve siz de zonklamaya başlıyorsunuz. Tüm bu davranışları tuhaf bir şekilde heyecan verici buluyorsunuz ve vajinanızın onun erkekliği için büyük planları var. Miles m patronluk taslamaktan tahrik olduğu kadar itaatkar olmaktan da hoşlandığı çok açık, o nedenle daha fazla emir yağdırmanın zamanının geldiğini düşünüyorsunuz. Şimdi sırt üstü yatağa uzan ve kollarını başının üzerine koy, diye emredip geri çekiliyor ve cetveli birkaç kez avucunuza vuruyorsunuz, sesiniz bir öğretmen kadar sert ve iddialı. Ama sesini çıkarmadan emrinizi yerine getirdiğini görünce yine şaşırıyorsunuz. Bir kez daha çantasına göz atıp bir kelepçe çıkarıyorsunuz. Yeterli görünüyor, neredeyse gerçek gibi ama sahte 121 kürk ya da leopar desenli kumaş gibi ucuz bir şeyle kaplanmış olmak yerine, içlerinde mor süetten bir kat var. Evindeki her şey gibi, kelepçe de pahalı görünüyor. Kelepçenin birini bileğine, diğerini yatağın direğine taktıktan sonra anahtarı görebileceği şekilde dikkatle uzaktaki komodine koyuyorsunuz. Onu kaybetmeyi istemezsiniz. Böylece bir kolu hallolmuş oluyor, peki ya diğeriyle ne yapacaksınız? Hiçbir şekilde kontrole sahip olmasını istemiyorsunuz. Aklınıza bir fikir geliyor ve daha önce çıkardığı gömleğini yerden alıyorsunuz. Kaliteli kesimine ve her yerindeki düğmelerine aldırmadan söz konusu gömlekle diğer kolunu yatağa bağlıyorsunuz. Bu süre boyunca kıpırdamadan durup her hareketinizi izliyor ve uzuvları çekiştirilirken inliyor, taş gibi erkekliğinin başı tavanı işaret ediyor. Üzerine oturmak için sabırsızlanıyorsunuz: kadınlığınız sızlıyor. İlginç görünen prezervatifleri çoktan çıkardınız, siyah ve size kendinizi muhteşem hissettireceklerini düşündüğünüz küçük plastik taşlarla kaplılar. Büstiyeri ve topuklu ayakkabıları çıkarmadan yatağa girip üzerine çıkıyorsunuz. Ona tepeden bakıp dilinizi dudaklarınızın üstünde gezdirirken kalçalarınızı erkekliğinin üstünde hareket ettiriyorsunuz. Deliye dönmüş gibi size doğru yaklaşırken, Güzelce iste, diyorsunuz arsızca. Lütfen, diye yalvarıyor kendini tutamayarak.
65 Ama başka bir fikriniz var. Dizlerinizin üzerinde başına doğru ilerleyip göğsüne varınca duruyorsunuz. Miles, diyorsunuz. Canımı yakmandan hiç hoşlanmadım. Ödeşme zamanı. Ve bunun üzerine bacaklarınızı ayırıp yüzüne oturuyorsunuz. 122 Dili hazır bekliyor ve bir saniye içinde inleyen siz oluyorsunuz. Vajinanızın yumuşak ve ıslak dudakları size harika şeyler hissettiren muhteşem sert dudaklarıyla buluşuyor. Dilini sertçe içinize sokup, yukarı ve aşağı doğru gidip gelerek haykırmanızı sağlıyor. Yüzünü yavaşça sağa sola doğru hareket ettirirken hafifçe sallanmaya başlıyorsunuz, dili sizi yakıyor, klitorisinizi yalayıp dudaklarınızı ağzına alırken hafifçe çekiştiriyor. Saldırısının yoğunluğunu kontrol edebilmeniz için iki elinizle yatak başlığına tutunarak yükselip alçalıyorsunuz. Gelmeye çok yaklaştığınızı fark ettiğiniz anda, ya geri çekilmeniz ya da orgazmınıza teslim olmanız gerektiğini anlıyorsunuz. Hala tadını çıkarmanız için bekleyen muhteşem penisi aklınıza geliyor, onu unutmanıza imkan yok. O nedenle geri çekilmek için kendinizi hazırlıyorsunuz ve vücudundan kayarak uzaklaşırken ikiniz de inliyorsunuz. Tırtıklı prezervatifi görkemli aletine takmak için duraksarken, sıcak ve tıraşlı teninin pürüzsüzlüğüne hayret ediyorsunuz. Kıvranmaya başladığını fark edince, küçük bir tokat indiriyorsunuz. Kıpırdama! diyorsunuz en sert ses tonunuzla. Acele etmeye niyetim yok! Penisinin üstünde pozisyonunuzu alıp başını vajinanıza yavaşça sürterek ikinize de eziyet ediyorsunuz. O kadar ıslaksınız ki rahatlıkla içinize kayacağını biliyorsunuz ve bunun için sabırsızlanıyorsunuz. Kesik kesik nefes alıyor ve size tekrar yalvarıyor. Elinizle ağzını kapatınca parmaklarınızı hafifçe ısırıyor ama doğrusu artık siz de bekleyecek durumda değilsiniz, o nedenle derin bir iç çekerek kalın organına oturuyorsunuz. Rahatlama hissine, ıslak vajinanızı sınırlarına kadar 123 esnetmenizin şaşkınlığı karışıyor. Birkaç kez hafifçe yükselip alçalarak boyutuna alışmaya çalışıyorsunuz, sonra tekrar kontrolü ele geçirip yaklaşan orgazmınızı uzaklaştırmanız gerektiğini fark ediyorsunuz. Kıpırdamadan oturup kalçalarınızın arasında onu sıkıca tutuyorsunuz. Pekala, diyorsunuz. Kontrol hala bende. İşte kurallar. İçimde dört kez gidip gelebilirsin. O kadar. Anladın mı? İstediğinizde, siz de disiplinli ve kontrollü olabiliyorsunuz. Yutkunuyor. Büstiyerin dekoltesinden taşan göğüslerinizin net bir şekilde görüş alanında olduğunun farkındasınız. Sonra dört kez gidip gelmesine izin veriyorsunuz ve her defasında sertçe üzerine oturduktan sonra kalkıp boynunu hafifçe ısırıyorsunuz. Kesik kesik
66 nefes aldığını duyabiliyorsunuz. Bir dakika sonra, bir kez daha üzerine çıkıyorsunuz. Bu kez on kez gidip gelebilirsin, diyorsunuz ona. Sadece on kez! Heyecanla kafasını sallıyor, çaresiz olduğu belli. Yavaşça üzerinde tekrar alçalıyorsunuz ve içinizi tekrar doldururken gözlerinizi deviriyorsunuz, sonra izin verdiğiniz hamlelerini teker teker yüksek sesle sayıyorsunuz. Onuncu hamleye ulaştığınızda, üzerinden kalkabilmeniz için bütün iradenizi kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bir kez daha şehvet ve bıkkınlıkla inliyor. Göğüs uçlarından birini ısırıp elinizi sert göğsünde dolaştırıyorsunuz, teninin yumuşaklığı altındaki kaslara tezat oluşturuyor. Sana şu anda ihtiyacım var, diyor kulağınıza ve bu duygu karşılıklı. 124 Lanet olsun, diyorsunuz kısık bir sesle ve bu kez üzerine çıktığınızda kalçalarınızı tutarak gidip gelmeye, daire çizerek yavaşça yükselip alçalmaya başlıyorsunuz. Artık hamleleri saymıyorsunuz, kendinizi bırakıp içinizde artan ritmik baskıyı hissetmeye bakıyorsunuz. Prezervatifteki çıkıntılar penisine şeytani bir boyut kazandırıyor ve olabildiğince sert bir şekilde gidip gelirken dizlerinizin arasında vücudunu tutuyorsunuz, ikiniz de zevkten mest oluyorsunuz Bir dizi şiddetli titremeyle orgazma ilk ulaşan siz oluyorsunuz ve kasılırken avuçlarınızı göğsüne koyuyorsunuz ama durmuyorsunuz, yay gibi altınızda kıvrılırken o da geliyor ve memnuniyetten gevşiyorsunuz. Nefesinizin normale dönmesi ve terli vücudunuzu nihayet üzerinden indirip yanına uzanmanız uzun zaman alıyor. Şaşırtıcı bir şekilde öpüşmeye başladığınızda, uzun, nazik ve yavaş bir şekilde gerçekleşiyor. Gömleğini çözüyorsunuz, böylece serbest kalan eliyle sizi okşuyor ama diğer eli yatak direğine bağlı kalıyor ve serbest kalmayı istediğini gösteren bir belirtiyse yok. Aklımda kesinlikle böyle bir şey yoktu, diye mırıldanıyor. Şikayet mi ediyorsun? diye sorup cetvele uzanıyor-muş gibi yapıyorsunuz. Gülüp sizi kendisine doğru çekiyor. Ağzını bağlamayı hiç istemem, diye ekliyorsunuz, özellikle de ağzınla yapabildiklerin düşünüldüğünde. Karanlık taraftaki ilk gezintini nasıl buldun? diye sorduktan sonra yüzünü saçlarınızın arasına gömüp başınızın tepesini öpüyor. Köle olmaktan umduğun kadar hoşlanmamış olabilirim, diyorsunuz. Ama efendi olma kısmının hoşuma gittiğini söylemek zorundayım. Benim de hoşuma gitti, diyor serbest elinin parmaklarını göğüs ucunuzda gezdirerek. Gerinip esniyorsunuz. Geç oluyor, diyorsunuz. Gitsem iyi olacak. Bu kadar erken mi? Ama bir sürü numarayla dolu bir çantam var.
67 Beni endişelendiren de bu. Bacaklarınızı yataktan sarkıtıp ayağa kalkıyorsunuz. Büstiyer daraltıcı ve rahatsızlık verici olmaya başladı, arkanıza uzanıp bağcıklarını çözerken soyunmanızı izlediğinden emin olmak için ona doğru dönüyorsunuz. Ona eziyet etmeye devam edebilirsiniz -ne de olsa, gecenin teması buydu- o nedenle giysilerinizi giyerken acele etmiyorsunuz. Sonra yatağa çıkıp ona uzun ve sert bir öpücük veriyorsunuz, dilinin ağzınızın kontrolünü ele geçirmesi hoşunuza gidiyor. Serbest elini elbisenizin altına soktuğunu hissedince, geri çekiliyorsunuz. Doyumsuz. Sanırım seni bu şekilde bağlı bıraksam iyi olacak, diyorsunuz kelepçeli bileklerini süzerek. Böylece kalmam için beni ikna etmeye çalışmanı engelleyebilirim. Komodinin üzerindeki anahtara uzanırken bir an kelepçeyi zorluyor. Sonra sırt üstü uzanıp sizi ateşli bakışlarıyla ödüllendiriyor. Seksi ve akıllı, diyor. Seni ellerimle kalmaya ikna edemediğime göre, sanırım yalvarmak işe yaramayacak? Teşekkürler ama hayır. Ona doğru eğilip çekici dudaklarını son kez öpüyorsunuz. Bekle! Sesi boğuk. Gitmeden önce senden benim için yapmanı istediğim bir şey var. Lütfen. 126 Yatağa dönüyorsunuz. Yine ne var? Çantamda bir raket var. Onu çıkarmanı istiyorum. Pekala. Biraz şaşkın bir şekilde çantasını karıştırmaya başlıyorsunuz. Pinpon raketine benzeyen şeyi mi kastediyorsun? Evet. Buldun mu? Çantadan çıkarıp ona sallıyorsunuz. İşte. Bununla ne yapmamı istiyorsun? Herhalde daha fazla tokatlanmak is-temiyorsundur? Kafasını sağa sola sallıyor. Ne öyleyse? Raketi dikkatle incelerken başka ne şekilde kullanılabileceğini anlamaya çalışıyorsunuz. İşte sana bir ipucu, diyor. Öteki tarafına bakmayı dene. Raketi çevirip hafif tırtıklı olduğunu fark ettiğiniz dildo biçimli sapına bakıyorsunuz ve jeton düşüyor. Düşündüğüm şeyi yapmamı mı istiyorsun? diyorsunuz tiz bir sesle. Onaylamasına kafasını sallıyor. Raketle yavaşça kalçanıza vurarak ona bakıyorsunuz. Bilmediğiniz bir yerde, güvenli sularınızın çok ötesindesi-niz ve herhalde bu, gitme vaktinizin çoktan geldiğini gösteren bir işaret? Ama maceralarla dolu bir gece oldu ve ona küçük bir veda hediyesi vererek ne kaybedersiniz ki? Miles ın isteğini yerine getirmeye karar verdiyseniz, 128. sayfaya geçin. Kapıdan çıkıp gidecekseniz, 129. sayfaya geçin. 127
68 Miles tn isteğini yerine getirmeye karar verdiniz. Hayııııııııııııııımır! Aklınızı mı kaçırdınız? Bunu yapmanıza imkan yok! Hemen 129. sayfaya geçin. 128 Kapıdan çıkıp gitmeye karar verdiniz. Özür dilerim ama burada işim bitti. Hoşça kal Miles, kendi başına halledebileceğine eminim. Kelepçenin anahtarını biraz çaba harcayarak ulaşabileceği bir yere koyuyorsunuz. Sonra kalçalarınızı sallayarak kapıdan çıkıyorsunuz. Bir daha hiçbir cetvele aynı gözle bakamayacaksınız. Ya da pinpon raketine. Miles ın evinin önünde bir taksiye binerken, geçirdiğiniz geceye hayret ediyorsunuz. Bu akşam dışarı çıkmak için hazırlanırken, başınıza bunların geleceği kimin aklına gelirdi? Tamamen tatmin olmuş bir şekilde esneyip geriniyorsunuz. Kesinlikle eve dönme vaktinizin geldiğini düşünüp taksi şoförüne adresinizi veriyorsunuz. Ya da sizi evinizin yakınlarındaki kafeye bırakmasını söyleyebilirsiniz. Sıcak çikolata ahlaksız bir geceyi ahlaksız bir şekilde sonlandırmak için harika bir seçenek... Doğruca evinize gidecekseniz, 193. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce geç saatlere kadar açık olan sokağınızdaki kafeye uğrayacaksanız, 210. sayfaya geçin. 129 Miles m evine gitmemeye karar verdiniz. Biliyor musun, geç oluyor. Sanırım geceyi burada sonlandırırsam iyi olacak, diyorsunuz saatinize bakarak. Adam çok çekici ama belki de bir fantezi olarak kalması en iyisi. Üstelik, o Melissa nın patronu ve işlerin tuhaflaşmasını istemezsiniz. Miles ııı omuzları hafifçe çöküyor fakat çok geçmeden kibar ve kontrollü haline geri dönüyor. Elbette, anlıyorum, diyor. Sonra elini cebine sokup cüzdanını çıkarıyor. Bir an için size para teklif edeceğini sanıp dehşete kapılıyorsunuz ama o kartvizitini çıkarıyor. Canın farklı bir şey denemek isterse, diyor ve hafifçe gülümseyerek kartını uzatıyor. Sana bir taksi çağırayım. Her zaman emreden bir hali olduğunu düşünüyorsunuz. Başta seksi olabilir ama artık sıkmaya başladı. Ben hallederim, teşekkürler. Tuvaleti kullanmak için içeri döneceğim, sonra Katsuko dan bana bir taksi çağırmasını isterim. O sırada, gösterişli bir şekilde önünüzde duran arabanın arka kapısı Miles ın bulunduğu yere denk geliyor. Her şey her zaman bu adamın kucağına düşüyor gibi görünüyor. Neden siz de kucağına düşesiniz ki? Tam bir centilmen gibi yanağınızdan öpüyor ve taksinin kapısını kapatmasını beklemeden restorana dönüyorsunuz.
69 İçerisi neredeyse bomboş; ışıklar loş ve Katsuko dan hiç iz yok, o nedenle konuşma ve gülüşme seslerinin geldiği yöne doğru masaların arasında ilerliyorsunuz. Restoranın en arkasında oturmuş kağıt oynayan üç adam buluyorsunuz. İkisini tanıyorsunuz: daha önce tez- 130 gahta otururken izlediğiniz suşi şefleri. Üçüncü adam da şef üniforması giyiyor, mutfakta perde arkasında çalışıyor olmalı. Boğazınızı temizleyince üçü de kafalarını size doğru çeviriyor. Daha evvel gösterişli bir şekilde bıçağını kullanan yakışıklı şef ayağa fırlıyor. Merhaba, diyor gülümseyerek, hafif bir aksam var. Yardımcı olabilir miyim? Bir şey mi unuttunuz? Gözlerini daha önce Miles la birlikte tezgahta oturduğunuz yere çeviriyor. Hayır, taksinin gelmesini burada bekleyip bekleyeme-yeceğimi soracaktım. Elbette, diyor içtenlikle. Sonra omzunuzun üstünden arkaya doğru bakıyor. Erkek arkadaşınız da sizinle mi? O benim erkek arkadaşım değil. En yakın arkadaşımın patronu. Şef merakla tek kaşını kaldırdıktan sonra kibarca konuşmaya devam ediyor. Elbette. Rahatınıza bakın. Sonra aklına bir düşünce geliyor. Poker oynamayı biliyorsunuz, değil mi? Garsonlarımızdan Takumi, genellikle dördüncü oyuncumuz olur ama erkenden eve gitmesi gerekti. Biz de geceyi noktalayacaktık fakat birkaç el oynayabiliriz. Diğer iki adam dostça görünüyor ve biri şevkle kafasını sallayıp mavi iskambil destesini karıştırdıktan sonra herkese bir el dağıtıyor. Cevap vermenizi beklemeden sizi de oyuna dahil ettiğini fark ediyorsunuz. Hangisinden oynuyorsunuz? diye soruyorsunuz. Teksas tarzı, diyor yakışıklı şef sandalyelerden birini sizin için tutarak. Nasıl oynandığını biliyor musunuz? Zor değil, bana kalırsa hemen öğrenebilirsiniz. Eskiden oynardım ama unutmuş olmalıyım. 131 Sorun değil, Makio da pek iyi değildir, diye şaka yapınca üçü birden kahkaha atıyor. Makio olduğunu düşündüğünüz adam merakla arkadaşlarına bakıyor, çok az İngilizce biliyor olmalı. Siz de profesyonel sayılmazsınız ama daha önce oynadınız -boşa harcanmış bir gençliğin göstergesi- o nedenle tam bir acemi değilsiniz ve şansınız yaver giderse, rezil olmayacaksınız. Hoş çocuklara benziyorlar, özellikle de baş şef ve yakışıklılığının da size bir zararı yok. Ama keyiflerini bozmak istemiyorsunuz, ya sırf kibarlık olsun diye sizi oyuna davet ettilerse? Belki de eve gidip patlamış mısır eşliğinde bir film izlemelisiniz. Kalıp şeflerle poker oynamak istiyorsanız, 133. sayfayı çevirin. Eve gidip patlamış mısır eşliğinde film izlemek istiyorsanız, 208. sayfaya geçin.
70 132 Kalıp poker oynamaya karar verdiniz. Pekala, diyorsunuz. Size mani olmadığımı düşünüyorsanız, birkaç el oynamak için kalacağım. Masadaki yerinizi alırken üçü de sevinçle bağırıyor. Ben Koji, diyor baş şef ve tokalaşırken ellerinin ne kadar güçlü olduğunu hissediyorsunuz. Bu Makio, İngilizce bilmiyor. Ve bu da Benjiro. Gözünü ondan ayırma, kartlarına bakmaya çalışacak. İki adam da yerlerinden kalkmıyorlar ama kibarca kafalarını eğerek selam veriyorlar ve siz de hafifçe el sallayıp kendinizi tanıtıyorsunuz. Koji size bir kupa getirmek için tezgahın arkasına geçiyor ve biraz sake dolduruyor. Kendi aralarında Japonca konuştukları sırada, içkinizden bir yudum alıyorsunuz. İlk bahisçi yüz, İkincisi iki yüz koydu, diye açıklıyor Koji. Her eli oynamadan önce girmek zorunda olunan bahislerden söz ediyor. Hatırlamaya başlıyorsunuz ve Ma-kio nun önünüze ittiği fişleri bir tür düzene sokarcasına istifliyorsunuz. Masada ters duran ilk iki kartınızı alıp onlara bakarken, vücudunuza olabildiğince yakın tuttuğunuzdan emin oluyorsunuz. Bir vale ve yedili. Benjiro dağıtıyor, destenin en üstündeki kartı kenara ayırdıktan sonra masanın ortasına üç ortak kart koyuyor. Sinek dörtlüsü, karo altılısı ve bir başka vale açarken ifadenizden hiçbir şey belli etmemeye çalışıyorsunuz. Bu iki valeniz olduğu anlamına geliyor. İşe yarayabilir, nabzınız hızlanıyor. Pokerin ne kadar eğlenceli olduğunu unutmuşsunuz. Dağıtıcı bir kart daha atlayıp dördüncü ortak kartı açarken sakenize rahat bir şekilde uzanıyorsunuz. Bir 133 vale daha. Kocaman sırıtmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz. Benjiro son kez kart atlayıp beşinci ve son ortak kartı açıyor, işe yaramaz bir şey ama önemi yok. Eliııizdekiler kazanmanız ya da en azından sonuncu olmamanız için yeterli. Aynı türden üç kartın iyi bir şey olduğunu bilmek için poker hakkında çok şey bilmenize gerek yok. Hiçbir şeyi belli etmemek için özen gösteriyorsunuz, Makio gördüğünü söyleyip hepiniz kartlarınızı masanın üzerinde açana kadar üç ya da dört el boyunca ihtiyatlı bir biçimde bahse giriyorsunuz. Herkes kartları görmek için eğiliyor ve kartlara göz atıp kazandığınızı anlamanız bir saniyenizi alıyor. Uç adam da şaşkınlıkla size bakarken, yumruğunuzu havaya kaldırıp masanın etrafında zafer dansı yapmak istiyorsunuz. Pokerde iyi olmadığını söylediğini sanıyordum! diyor Koji size gülümseyerek. Benjiro alkışlarken Makio kafasını kaşıyor. İyi değilim, acemi şansı olmalı, diyorsunuz büyük bir sevinçle kazandığınız çipleri toplarken.
71 Sonraki iki el batıyor ve ilk elde kazandığınız neredeyse bütün fişleri kaybediyorsunuz. Bir sonraki elde erkenden pas geçiyor ve sonra iki çift çıkarmayı başaran Benjiro ya yeniliyorsunuz. Ama masaya alıştığınızı ve iyi vakit geçirdiğinizi fark ediyorsunuz. Şehirde kız kıza geçirmeyi planladığınız bir gece için süslenirken, gözlerden uzak bir Japon restoranında üç suşi şefiyle poker oynayacağınız kimin aklına gelirdi? Arkadaşlarınız sohbet ediyor, sorunsuz bir şekilde Ingi- 134 lizce vc Japonca arasında gidip geliyorlar ve Koji mümkün olduğunca tercüme ediyor. Çaktırmadan ona bakmanıza engel olamıyorsunuz. Arka kısımları kısa kesilmiş, önlerinde biraz uzun kakülleri olan simsiyah saçları, koyu renk kalın kaşları, uzun bir burnu ve dolgun dudakları var. Birinci sınıf bir suşi şefi olmasaydı, bir podyum mankeni olabileceğinden eminsiniz. Sake kupanızın dolu olduğundan emin oluyor ve her göz göze geldiğinizde gülümsüyor. Bir-iki kez kartlarınıza odaklandığını sandığınız anda gözlerini üzerinizde hissediyorsunuz ve kalbiniz pır pır ediyor. İki el daha kazanmadan geçiyor. Ama bir sonraki elde mucizevî bir şey oluyor: ilk çekişte bir dokuzlu ve bir de sinek papazı geliyor, sonra kartlan dağıtan Makio ortak kartlar olarak bir onlu, vale ve sinek kızı açıyor. Gözleriniz kocaman oluyor, size verilen kartların pokerin Büyük Ödülü olduğunu biliyorsunuz. Sakin bir tavır takınıp, çocuklara tüyo vermemek için blöf yapma hakkında duyduğunuz her şeyi hatırlamaya çalışıyorsunuz. Oyuna devam ederken elinizden geldiğince rahat bir şekilde bahse giriyorsunuz. Benjiro anında çekiliyor ve Makio da iki el sonra kafasını sallayıp, kartlarını ters bir şekilde masaya bırakarak onu takip ediyor. Koji yle karşı karşıyasınız ve gözlerindeki ışıltıdan onun elinin de iyi olduğunu anlayabiliyorsunuz. Kuralları hatırlamaya ve sizi yenmek için hangi kartlara ihtiyacı olduğunu tahmin etmeye çalışıyorsunuz ama elinizdeki kartların her şeyden üstün olduğuna oldukça eminsiniz. Seçeneklerinizi tartıyormuş gibi yapıyor ve bahsi artırıp artırmamak arasında kalmış gibi yaparak çiplerinizle oynuyorsunuz. 135 Birkaç el daha bahse girip fişleriniz giderek azalırken, ikiniz de teslim olan ilk kişi olmayı istemiyorsunuz. En sonunda, pis bir sırıtışla, Hepsi, diyen Koji önünüzde kalan küçük çip yığınına göz gezdirdikten sonra bütün fişlerini masanın ortasına itiyor. Sonra gördüğünü söyleyip kartları çevirerek masaya koyuyor. Elinde üç as var. İyi ama yeterince iyi değil, kalbiniz gümbür gümbür atarken yüzünüzü ifadesiz tutuyorsunuz ve diğerleri masaya eğilip elinize hayret ediyor. Yüzünüzde masum bir ifade var, kartlarınızı herkesin görebileceği şekilde ters çeviriyorsunuz.
72 Benjiro ve Makio şaşkınlıklarını belirtirken, kazandığını zannederek bütün fişleri toplamak üzere olan Koji önce kartlara, sonra size ve sonra tekrar kartlara bakıyor. Ne! diyor, şaşkınlıktan yüzünde komik bir ifade beliriyor. Mümkün değil! Sanki her gün floş royal açarak rakiplerinizi iflas ettiri-yormuş gibi rahat bir şekilde gülümsüyorsunuz. Benjiro Japonca bir şey söyleyince, Makio kahkaha atmaya başlıyor. İyi niyetli bir şekilde gülen Koji ye sataştıklarını görebiliyorsunuz. Beni yendin! diyor Koji. Haftaya pokere gelip gelmeyeceğini bilmek istiyorlar, diye sözlerine devam ediyor ve iki adam size gülümsüyor. Beni yenen kişinin onların dostu olduğunu söylüyorlar! Herkes gülüyor ve çocuklar geriye kalan fişlerini sayıp içkilerini bitirirken, izin isteyip kadınlar tuvaletine gidiyorsunuz. Ellerinizi yıkayıp saçlarınızı düzeltirken, Koji nin masadaki hali, kollarında gerilen kasları gözlerinizin önüne geliyor ve aynada yanaklarınızın kızardığını görebiliyor- 136 sunuz. Dudaklarını size bastırdığını hayal ediyorsunuz. Yastık kadar yumuşak ve tadının olgun bir meyve gibi olacağına eminsiniz. Tost kadar sıcak olan portatif kurutucuda ellerinizi kuruturken, lavabonun yanındaki duvara bir prezervatif makinesinin monte edilmiş olduğunu fark ediyorsunuz. Ve aklınıza öpüşmekten fazlası geliyor. Koji nin yatakta nasıl olabileceğini hayal ediyorsunuz. Bu gece maharetlerini yeterince gördünüz. Dilini de bıçak kullandığı kadar iyi kullanabiliyorsa müthiş olmalı, diye aklınızdan geçirir geçirmez düşünceleriniz yüzünüzün kızarmasına neden oluyor. Ama prezervatif makinesi size fikir veriyor ve makineye atabileceğiniz birkaç bozukluk bulmak için çantanızı karıştırıyorsunuz. Sonra kolu çeviriyorsunuz ve mor paketli bir prezervatif elinize düşüyor. Çantanıza atıyorsunuz. Bunu neden yaptığınızdan pek emin değilsiniz fakat kendi kendinize bir kadının asla yeterince güvende olamayacağını söylüyorsunuz. Restorana döndüğünüzde, masada tek başına oturan Koji yi dalgın dalgın kartları karıştırırken buluyorsunuz. Diğerleri gitti mi? diye soruyorsunuz. Evet, sana selam söylediler ve oyun için teşekkür ettiklerini söylememi istediler, diyor. Ayrıca haftaya aynı saatte gelmeni istiyorlar. Takumi nin yerine seni almayı düşünüyorlar, göze ondan daha hoş geldiğin kesin ve ayrıca onun hile yaptığından şüpheleniyoruz. Üstü kapalı iltifatına gülümsüyorsunuz. Veda edemediğim için üzgünüm. Onları gerçekten çok sevdim, diyorsunuz, gecenin sona ermesi sizi hayal kırıklığına uğratıyor. 137
73 İyi çocuklardır, diyor Koji. İkisi de başından beri benimle birlikte; Makio benim kuzenim. Burası senin mi? diyorsunuz etkilenmiş bir şekilde. Katsuko benim kız kardeşim, burayı birlikte işletiyoruz, diyor. Muhteşem, diyorsunuz. Yediğim en iyi suşiydi. Gözler hariç. Koji başını geriye atıp kahkahaya boğuluyor. Sen istedin! Hatırlayınca gülüyorsunuz. Beni oyuna davet ettiğin için teşekkür ederim, diyorsunuz ve bir taksi çağırmak amacıyla çantanızdaki telefonunuza uzanıyorsunuz. Hemen gitmiyorsun, değil mi? Hayal kırıklığına uğramış görünüyor. En azından paramın bir kısmını kazanmak için bana bir şans vermeni umuyordum. Ona uzun bir bakış atıyorsunuz, onunla daha samimi bir oyun oynama fikri vücudunuzu harekete geçiriyor. One doğru eğilip parmaklarınızı saçlarının arasında gezdirme isteğiyle mücadele ediyorsunuz. Neden olmasın? Sadece birkaç el daha, sonra taksi çağıracağım. Tekrar masaya oturuyorsunuz, koca restoranda ikinizden başka kimse yok. Işıklar loş ve kartları dağıtmaya başladığında nefes alışınız hızlanıyor. Sakenizden büyük bir yudum alıyorsunuz; biraz Japon cesaretine ihtiyacınız var. İlk elde Koji sizi yeniyor, İkincisinde de durum değişmiyor. Ama her kazandığında o muhteşem dudaklarının köşelerinin yukarı doğru kıvrıldığını görmek kaybetmeye değer. Sonra dağıtma sırası size geçiyor ve kartları karıştırır- 138 ken, aklınıza cesurca bir fikir geliyor. Siz bile ağzınızdan çıkan kelimeleri duyunca şaşırıyorsunuz: Neden bahsi biraz artırmıyoruz? Ne, bahsi artırmak mı? diye soruyor kalın kaşlarından birini kaldırarak. Evet, neden olmasın? Aklından ne geçiyor? diye soruyor, ikinizin de aynı şeyi düşündüğünü biliyorsunuz. Asıl mesele kimin daha önce dile getireceği. Riski göze alıyorsunuz. Her kaybettiğimizde, giysilerimizden birini çıkarmaya ne dersin? Bunu hiç önermeyeceğini sanıyordum! diyor. Ama acemi şansın sonsuza kadar süremez, biliyorsun. Seni mahvetmeyi planlıyorum! Göreceğiz, diyorsunuz. Sonra ellerinizin titrediğini fark etmemesini umarak kartları hızla dağıtıyorsunuz. İlk elde bir çift valeyle onu yeniyorsunuz, kart çekerken şansınız yaver gidiyor. Gülümseyip tek kelime etmeden ayağa kalkıyor ve şef gömleğinin beyaz düğmelerini şov yaparak açarken gözlerini bir an bile sizden ayırmıyor. Altında hiçbir şey yok, pürüzsüz ve biçimli göğsüne hayranlıkla bakıyorsunuz. Karın kaslarının her biri öylesine belirgin
74 ki bıçaklarından biriyle oymuş gibi. Saklama gereği duymadan ona bakıyorsunuz. Kartları dağıtma sırası ona geçiyor. Desteyi karıştırırken hızla giysilerinizi sayıyorsunuz: üzerinizde elbiseniz, topuklu ayakkabılarınız, sutyeniniz ve külotunuz var. Hepsi sadece dört parça. Onun ise ayakkabıları, çorapları, pantolonu ve iç çamaşırı var. O nedenle şimdilik eşitsiniz. Bir kez daha bu gece g-stringinizi giydiğiniz için şansınıza 139 şükrediyorsunuz ama Koji haklı, galibiyet seriniz sonsuza kadar süremez. İkinci eli iki çiftle kurtarmayı başarıyorsunuz, onun onlu çifti kazanmaya yetmiyor ve ayakkabılarını çıkarmak zorunda kalıyor. Bir sonraki eli kaybedince ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz, gömleğini çıkarırken yaptığı şovun ardından kasıtlı bir şekilde ağırdan alıyorsunuz. Bu sırada gülüp ikinizin de kupalarına biraz daha sake dolduruyor. Başınız tutkuyla uğulduyoı*, ona doğru uzanıp elinizi göğsünde gezdirme isteğiniz her geçen saniye daha da artıyor. Ama sonra, Koji nin sonraki iki eli hızla kaybetmesi işinize geliyor, yine de bilerek kaybedip kaybetmediğini merak ediyorsunuz. Önce çoraplarını çıkarıyor, sonra pantolonunu yere indirmek için ayağa kalkmak zorunda kalıyor. Üzerinde, bronz teninde parlayan beyaz iç çamaşırı dışında hiçbir şey kalmıyor. Pürüzsüz ve sıkı kalçalarına bakıyorsunuz ve her geçen saniye büyüyen erkekliğini fark ediyorsunuz. Sanırım karşımda bir hilekar var, diyor duman gibi aranızda yükselen cinsel tansiyonu bozmak amacıyla. Giysiler için oynuyor olmamız iyi. Para için oynuyor olsaydık, beni soyup soğana çevirirdin. Ben sadece şanslı bir kadınım, diyorsunuz gözlerinin içine bakıp gülümseyerek. Pokerin bu kadar kazançlı olacağı kimin aklına gelirdi? Bana sorarsan, bu para kazanmaktan daha iyi. Dağıtma sırası sende, diyorsunuz desteyi ona vererek. Kartları sizden alırken parmakları elinize değiyor ve gerilim doruğa ulaşıyor. Size dikkatle bakarak desteyi karıştırıyor. 140 Bu eli ne için oynayacağız? diye boğuk bir sesle soruyorsunuz. Bir an desteyi karıştırmayı bırakıyor. Kazananın her şeyi almasına ne dersin? diyor. Kafanızı sallıyorsunuz, göğüsleriniz ve kadınlığınız tutkuyla yanıyor. Kartları dağıtıyor ve neredeyse bakmaya korkarak kendi kartlarınızı alıyorsunuz. Koji kartların geri kalanını masaya yayıyor ve değerli bir kombinasyonun belirmesini umarak elinizi kontrol edip duruyorsunuz ama elinizde hiçbir şey yok. Karar anı geldiğinde kartlarınızı masada açarken yanaklarınız kızarıyor. Koji kartlarını açarken sevinçle haykırıyor ve elinde
75 iki dörtlü olduğunu görüyorsunuz. En iyi el olmayabilir ama sizi yenmeye yeterli olduğu kesin. Nihayet! diye bağırıyor kocaman sırıtarak. Ben kazandım! Evet, kazanan her şeyi alır, diyorsunuz. Bunun üzerine ayağa kalkıp ellerinizi elbisenizin altına sokuyorsunuz. Yavaşça hareket ederek kalçanızın iki tarafından iç çamaşırınızı tutup, danteli bacaklarınızdan aşağı indiriyorsunuz ve dizlerinizden ayak bileklerinize düşmesine izin verip ayaklarınızı dikkatle içinden çıkarıyorsunuz. Koji her hareketinizi izlerken gözleri arzuyla büyüyor, aleti etkileyici bir şekilde iç çamaşırını zorluyor. İç çamaşırınızı yere indirdikten sonra, sandalyesinde neredeyse çırılçıplak bir şekilde oturduğu yere gidip, bacaklarınızı iki yanma atarak kucağına oturuyorsunuz. Vücudunun sıcaklığını ve üzerinde kalan tek kıyafetin altından sertçe size baskı yapan gücünü hissedebiliyorsunuz. Kollarını etrafınıza dolayıp sizi öpüyor, dudakları hakkında yanılma- 141 inişsiniz, o kadar dolgun ve yumuşaklar ki dudaklarınız dudaklarına gömülüyor. Sizinkine değdirdiği dilinin tadı sake gibi. Öpüşürken, kendisini çıplak ve ıslak vajinanıza doğru yaklaştırdığını hissedince, ağırlığınızı ona veriyorsunuz. Sıcak dudaklarını boynunuzun yan tarafına indirip, elini vücudunuzun yanlarında yukarı ve aşağı doğru gezdiriyor. Parmakları becerikli ve güçlü. Sonra sizi tekrar öpüyor, elbisenizin ve sutyeninizin askılarını aşağı indirip göğüslerinizden birini avucuna alarak yoğurmaya başlıyor. Sonra gergin göğüs uçlarınızdan birini ağzına alıp kıvrak diliyle oynuyor. Dudaklarınıza geri dönüyor ve sizi öptüğü sırada ellerini kalçalarınıza götürüp elbisenizin altına sokuyor. Her iki elinin başparmakları yukarı çıkarıp kalçalarınızın iç kısmını okşuyor ve en sonunda kadınlığınızı bulup onu da okşamaya başlıyor. Zevk dalgaları vücudunuza yayılırken gözlerinizi kapatıp nefes almayı hatırlamaya çalışıyorsunuz. Sert ve zonklayan erkekliğini iç çamaşırından çıkarmak için ellerinizi aşağı indiriyorsunuz ve parmaklarınızı aletinin üzerinde gezdirirken ipeksi yumuşaklığına şaşırıyorsunuz. Teni o kadar yumuşak ki kadife gibi. Gömleğimi çıkardığıma bu kadar sevineceğimi hiç tahmin etmezdim, diye mırıldanıyor Koji. Kaybetmeme rağmen, kazanmış sayılırım, dedikten sonra başını eğip sizi tekrar ateşli bir şekilde öpüyor. Hiçbir şey söylemeden daha önce aldığınız prezervatifi çıkarmak için masadaki el çantanıza uzanıyorsunuz. Onu Koji ye veriyor ve açıp kendisine takmasını izliyorsunuz. 142
76 Sonra tekrar boynunuzu öpüyor ve tırnaklarınızı sırtının üst kısmında, omuzlarında, ensesinde, saçlarında önce yumuşak, iç gıdıklayıcı, sonra biraz daha sert ve ısrarcı dokunuşlar halinde gezdiriyorsunuz. Sonra kollarının altındaki ve yanlarındaki hassas bölgeleri atlamadığınızdan emin olarak tırnaklarınızı ensesi ve omuzlarından aşağı indiriyorsunuz ve gürültülü bir şekilde nefesini verdiğini duyuyorsunuz. Sonra daha fazla bekleyemeyerek, prezervatifin sardığı organını elinize alıp yavaşça üzerine doğru alçalıyorsunuz ve sizi tamamen doldururken nefesiniz kesiliyor. Ardından oldukça yavaşça öne ve arkaya doğru gidip gelerek boyutuna ve şekline alışmaya çalışıyorsunuz. His o kadar güzel ki neredeyse dayanılmaz ve inlemelerinizden mesajı alıp kalçalarını sizinkilerle uyumlu bir şekilde ileri ve geri doğru hareket ettiriyor. Yavaşça hızlanıyor ama asla zıpla-mayıp sadece ileri ve geriye doğru gidip geliyorsunuz ve sanki vajinanızın içine masaj yapıyormuş gibi hissediyorsunuz. Gözlerinizi sımsıkı kapatıp omuzlarını kavrıyorsunuz ve sonra sizi öylesine ateşli bir şekilde öpüyor ki bir an nerede olduğunuzu unutuyorsunuz. Daha fazla direnmek istemediğinizde, daha hızlı gidip gelerek şiddetli bir orgazma ulaşıyorsunuz, dudakları hala dudaklarınızda ve dili dilinize dolanmış bir halde aynı nefesi alıyorsunuz. Kadınlığınızın penisinin etrafında kasılıp gevşemeye başladığını hissederken, tırnaklarınızı sertçe sırtından aşağı indiriyorsunuz ve bu his onu kontrolden çıkarıyor. Kollarını etrafınıza dolayarak boşalıyor ve zevkle haykırırken vücudunuzu iyice sıkıyor. Siz de orgazm olmanın getirdiği rahatlama hissiyle yor- 143 gun düşüp, alnmızı ipeksi omzuna yaslıyorsunuz. İkiniz de nefes nefesesiniz. Bir el daha oynamaya ne dersin? İki misline ya da aynı bahse? diyor tekrar konuşabilecek hale geldiğinde. Yumuşak boynuna doğru kıkırdamanıza engel olamıyorsunuz. Ardından sizi restoranın arkasından mutfağa geçiriyor. Üzerinde iç çamaşırları var ve siz de onun kollarını katlayarak bedeninize uydurduğunuz bol şef gömleğini giyiyorsunuz. Size bir demlik yeşil çay hazırlıyor ve tezgahtaki yüksek taburelerden birine oturup çayınızı soğutmak için fincanınıza üflerken, bu sırada becerikli ve kesin hareketlerle her iki bıçağını silip deri kılıflarına yerleştirmesini izliyorsunuz. Gözlerinizin üzerinde olduğunu hissediyor ve buz-dolaplarmdan birine uzanıp kıpkırmızı bir turp çıkarıyor. Sonra küçük, ölümcül olabilecek kadar keskin bir bıçak seçip turpu doğramaya başlıyor, elleri o kadar hızlı hareket ediyor ki takip etmekte zorlanıyorsunuz. Saniyeler sonra turpu size doğru uzatıyor, onu oyarak kusursuz bir kırmızı güle dönüştürmüş. Gülüyorsunuz, hoş jesti duygulanmanıza neden oluyor ve bıçağı kaldırdıktan sonra size küçük bir öpücük veriyor.
77 Titreyen bacaklarla restoranın ön kısmına geri dönüyorsunuz ve siz bir taksi çağırırken Koji ışıkları söndürüyor. Kesinlikle -yüzünüzde bir gülümsemeyle- eve dönmenin vakti geldi. Geriye sadece kutlama amacıyla sıcak çikolata almak için yolunuzun üstündeki geç saatlere kadar açık olan kafeye uğrayıp uğramayacağınıza karar vermek kalıyor. 144 Doğruca evinize gidecekseniz, 193. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce sokağınızdaki kafeye uğrayacaksanız, 210. sayfaya geçin. 145 Korumanın spor arabayla sizi eve bırakmasına karar verdiniz. George Clooııey benzerinin taksiyle uzaklaşmasını izliyorsunuz. Kesinlikle hoş bir adamdı ama bu gece bir spor arabayla hız yapmak için daha uygun. Kalın ve tok bir sesle, Pekala, gitmeye hazır mısın? diye soran koruma cep telefonunu cebine koyuyor. Her şey yolunda mı? diye soruyorsunuz telefonuna işaret ederek. Evet, yolunda. Sadece küçük bir yanlış anlama. Gidelim mi? Gülümseyip arabayı gösteriyor. Tereddüt ediyorsunuz. Annem her zaman yabancıların arabasına binmememi söylerdi. Eskiden bir polis olduğumu bilmek içini rahatlatmıyor mu? Biraz ama iyi mi yoksa kötü bir polis mi olduğunu nereden bileceğim? Gülümseyince gamzelerini fark ediyorsunuz, kusursuz beyaz dişleri de cabası ve bu özellikleri sert çenesini yumuşatıyor. Doğrusu, zamanında ikisi de olmak zorunda kaldım. Ama bu gece, sadece iyi polis olacağıma söz veriyorum. Seçeneklerinizi gözden geçiriyorsunuz. Normalde yeni tanıştığınız birinin arabasına binmezsiniz fakat bu adam tam anlamıyla yabancı sayılmaz, değil mi? Öncelikle, yanında kendinizi güvende hissediyorsunuz ve içgüdüleriniz genellikle iyidir; İkincisi, The Space Coıvboys tan Charlie Dakar ın koruması, yani insanları korumak onun işi. Ve üçüncüsü, bu sıradan bir araba değil, sınırlı sayıda üretilmiş, türbo motorlu son derece nadir bulunan bir klasik. 146 Herhalde, böyle bir durumda farklı kurallar geçerli olmalı, değil mi? Arabanın pürüzsüz, göz alıcı kıvrımlarını okuyorsunuz. Bunlardan birine binmeyi düşündüğünüzü bilseydi, araba delisi eski erkek arkadaşınızın ne diyeceğini düşünmeden edemiyorsunuz. Yapmayı planladığınız şeyi ve arabanın kime ait olduğunu bilseydi, kim bilir Melissa ne derdi? Bana telefonunu ver, diyor koruma elini uzatarak. Merakla telefonunuzu ona veriyorsunuz. Arabanın önüne geçip bir fotoğrafını çekiyor. Sonra geri dönüp telefonu size veriyor.
78 İşte, diyor. Bu fotoğrafı bir arkadaşına gönder ve ona kiminle olduğunu söyle. Böylece, eğer başına bir şey gelirse, polisler soruşturmaya nereden başlayacaklarını bilirler. Telefonunuzu inceliyorsunuz ve fotoğrafta (utanç verici bir şekilde SEXGD 1 olan) plakanın da göründüğünü fark ediyorsunuz. Arabanın ona ait olmadığını kendinize hatırlatmak zorundasınız. Onun olsaydı, bütün bahisler kapanmış olurdu - bir yabancının arabasına binmek bir yana, kendine saygısı olan hiçbir kadın küstah bir özel plakası olan bir arabaya binmemeli. Vay canına, hiç fena fikir değil, diyorsunuz. Melis-sa ya hızlı bir MMS gönderip ne işler çevirdiğinizi açıklıyorsunuz ve iyi olduğunuzu haber vermek için birkaç saat içinde ona tekrar mesaj atacağınızı yazıyorsunuz. Koruma sizin için yolcu kapısını açıyor. Koltuğa yerleşip teninize değen yumuşak ve serin derinin keyfini çıkarıyorsunuz. Arabanın iç kısmında tek bir keskin kenar yok: her yüzeyi kıvrımlı ve zarif. 147 Koruma kapınızı kapatıp şoför mahalline doğru geçiyor. Ceketini çıkarıp arka koltuğa atıyor ve size gömleğinin kollarının altında kasılan kaslarını görme fırsatı sunuyor. Arabaya zor sığacağından endişe etmiştiniz ama arabanın içi sandığınızdan daha geniş ve koltuğu doldurmasına rağmen başının üzerinde rahat edeceği kadar boşluk kalıyor. Emniyet kemerini takarken, parmakları bir an bacağınıza değiyor, ikiniz de hiçbir şey söylemiyorsunuz ama elinin değdiği yer yanıyor. Arabanın derisiyle karışan erkeksi, odunsu kokusunu fark ediyorsunuz ve bir an aklınıza Bay Yoğun geliyor. Ama bu iri yarı erkeğin yanında oturmuş, tıırbo motorlu, yüksek performanslı bir araçla gecenin içinde akma düşüncesinin heyecanıyla vücudunuz karıncalanırken, bir an bile pişmanlık duymuyorsunuz. Ona adresinizi veriyorsunuz ve arabanın GPS ine giriyor. Otoyoldan gitmemizin sakıncası var mı? diye soruyor. Uzun yol ama gecenin bu vaktinde yol boşken daha eğlenceli olabilir. Bir saniye düşünüyorsunuz. Pekala. Ama beni kaçırmaya çalıştığını anlarsam, el frenini çekerim. Hem de son sürat giderken. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun. Ona tatlılıkla gülünce boğuk bir şekilde kıkırdıyor. Endişelenme, yanımda güvendesin, söz veriyorum, diyor kontaktaki anahtarı çevirirken. Araba önce mırıldıyor ve gaz verince kükrüyor, gücünün uğultusunu vücudunuzda hissediyorsunuz. Bir düğmeye basıyor ve tavanı açılıyor. Yıldızlara bakıyorsunuz. Hazır mısın? diye soruyor. 148 Cevap vermek için ağzınızı açtığınızda gaza basmasıyla araba yola atılıp koltuğa yapışmanıza neden olunca, tek yapabildiğiniz coşkulu bir şekilde çığlık atmak oluyor. Hız artarken kahkaha atıyorsunuz, o yolları kat etmeye
79 devam ederken ustalıkla vitesi değiştiriyor ve vitesi her değiştirdiğinde kasları dalgalanıyor. Arabanın ses sistemini açıyor ve arkanıza yaslanıp yumuşak deride rahatınıza bakıyorsunuz, müziğin ritmi ve güçlü motorun uğultusu vücudunuzda zonkluyor. Direksiyon başında ne kadar rahat olduğunu anlayabiliyorsunuz; o bu araba için biçilmiş kaftan ve aynı şeyin sizin için de geçerli olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz. Tenha yollarda ilerlerken motor kükrüyor, müzik coşuyor ve rüzgar saçlarınızı savuruyor. Yol ayrımında doğru düzgün yavaşlamadan otoyola sapıyor ve araba tekrar şeride girene kadar kalbiniz tekliyor. Arabanın becerilerini test ederek hava atmaya çalıştığı belli. Araba kilometreleri yutuyor ve gece vakti otoyol sadece size aitmiş gibi görünüyor. Kalp atışlarınızı boğazınızda hissedebiliyorsunuz, ona baktığınızda yüzünde gördüğünüz heyecan hisleriniz-le örtüşüyor. Aniden direksiyonu sertçe sola kıvırıp otoyoldan çıkınca, GPS anında yolu yeniden hesaplamaya başlıyor ve araba neredeyse yan gidiyor. Zahmetsizce arabayı düzeltip rampadan aşağı hızla inmeye başlıyor. Özür dilerim! diye bağırarak müziğe rağmen sesini duyurmaya çalışıyor. Telefonumun titrediğini hissedebiliyorum, mesajlarımı kontrol etmeliyim. Şehre döndüğünüzde, geç vakitte açık olan bir köşe başı marketin önünde sert bir şekilde duruyor. Araba acı bir 1-H frenle dururken dengenizi korumak için onun bacağına tutunmak zorunda kalıyorsunuz. Utanıp hemen elinizi çekiyorsunuz. Ama haklı olduğunuzu bilmek güzel. Bacağından yola çıkacak olursanız, vücudunun tamamen kastan oluştuğunu söylemeniz mümkün. Motoru kapatıyor ve nihayet düşüncelerinizi tekrar duyabiliyorsunuz. Özür dilerim, diyorsunuz. Adrenalinden yanaklarınızın kızardığından eminsiniz ve rüzgarın savurduğu saçlarınız karmakarışık görünüyor olmalı. Ne için? diyor titreyen telefonunu cebinden çıkarırken. Bacağını tuttuğum için. Böylesini görmedin, değil mi? derken onun da yüzünün kızardığını fark ediyorsunuz. Arabayı mı, bacağını mı kastediyorsun? Gülüyor, sonra telefona göz atıyor. Adamım gelmem için hazır, diyor biraz hayal kırıklığına uğramış gibi. Sanırım önce seni evine bırakmalıyım. Siz de hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Arabaya hayranlıkla bakan birkaç gencin markete girerek gözden kaybolduklarını görüyorsunuz. Ya da... diyor ve cümlesinin gerisini getirmiyor. Ya da ne? İstersen benimle gelebilirsin. Kısa bir iş. Sonra seni doğruca evine bırakırım. Bu iş tam olarak neyi içeriyor?
80 Sana söyledim, yasadışı bir şey değil. Charlie için almam gereken bir şey. Fazla uzun sürmez. Ve, diyor gülümseyerek, tekrar otoyola çıkabiliriz. Düşünüyorsunuz. Henüz bu arabadan payınıza düşeni 150 kesinlikle almadınız. Ama ne tür bir iş çeviriyor olabilir? Belki de tedbiri elden bırakmayıp son bir içki içmek için bara dönmelisiniz. Gizemli görevinde ona eşlik etmeye karar verdiyseniz, 152. sayfaya geçin. Sizi bara geri götürmesini istiyorsanız, 166. sayfaya geçin. 151 Korumaya gizemli görevinde eşlik etmeye karar verdiniz. Seninle bir şartla gelirim, diyorsunuz. Hayır... iki. Devam et. Ama kimin kime iyilik yaptığını unutmayalım. Birinci şartım: beni ölümüme ya da hapse girmeme sebep olacak bir şeye bulaştırmayacaksın. İkincisi ise arabayı benim kullanmama izin vereceksin. içinizden ne kadar içki içtiğinizi hesaplıyorsunuz. Sadece bir kadeh içtiniz. Sorun olmamalı. Mümkün değil, diyor. Kesinlikle olmaz. Ne olursa olsun. Neden olmasın? Korkuyor musun? Korkmuyorum! Bu arabanın ne kadar ettiğini biliyor musun? Bu bir klasik. Arabanın ne kadar ettiğini çok iyi biliyorum, diye yalan söylüyorsunuz. Küstahlık etmek istemem ama... bunun gibi yüksek performanslı bir arabayı gerçekten kullanabileceğini mi düşünüyorsun? Neden deneyip görmüyoruz? Ona tatlılıkla gülümsüyorsunuz. İçini çekiyor. Onunla flört ediyormuş gibi kirpiklerinizi kırpıştırıyorsunuz. Lütfen. Size bakıyor, düşünüp taşındığını görebiliyorsunuz. Dinle, sadece kısa bir gezinti olacak. Buradan yolun sonundaki ışığa kadar süreceğim ve bu arabayı idare edemeyeceğimi düşünürsen, hemen iner ve direksiyona geçmene izin veririm. 152 Emin değilmiş gibi görünüyor. Karşı çıkmayacağım. Arabayı geri istediğini söylersen hiç itiraz etmem, yemin ederim, diyorsunuz. Tekrar içini çekiyor. Sonra, sonuçlarını değerlendiri-yormuş gibi gözlerini kısarak size bakıyor. Pekala ama birkaç kural koyma sırası bende. Ooo, otoritersin, bunu sevdim. Ben ciddiyim! Vites kolunu çok zorlamak yok, biraz sert olabilir. Ayrıca debriyaja basarken ölçülü ol. Anlaştık. Kırmızı ışıkta geçmek yok. Emredersiniz, memur bey. Ve Charlie ya da başka birine buna izin verdiğimi asla söylemeyeceksin.
81 Dudaklarım mühürlü. Bu kurallardan herhangi birini çiğnersen, silahlarımı çıkarmak zorunda kalırım. Ah, lanet olsun. Silahların mı var? Elbette. İki kolunu kaldırıp önce sağ, sonra da sol kolundaki pazuları gösteriyor. Bu ve bu. Kocamanlar. Siz kahkaha atınca gülümsüyor. Beni buna ikna ettiğine inanamıyorum, diyor sürücü koltuğundan kalkarken. Umarım ne yaptığını biliyorsundur. O fikrini değiştirmeden önce arabanın etrafında koşarak sürücü koltuğuna ulaşıyor ve durup ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Bu canavarı tam anlamıyla test edecekseniz, topuklu ayakkabıların size engel olacağı kesin. Yolcu koltuğuna yerleşir yerleşmez, ayakkabılarınızı onun kucağına bırakıyorsunuz. Şimdiden pişman olmaya başladım, diyor. 153 Koltuk onun sığabilmesi için öylesine geriye itilmiş ki ayak parmaklarınız pedallara değmiyor bile. Koltuğu ayarlamanıza yardım etmek için size doğru eğilince kolu göğüslerinize değiyor. Özür dilerim. Özür dilemene gerek yok. Aniden aranızdaki hava heyecanla doluyor ve emniyet kemeriyle zorluk yaşıyormuşsunuz gibi yaparsanız tekrar üzerinize eğilebileceğini düşünüyorsunuz. Sonra derin bir nefes alıp silkelenerek dokunuşunun etkisinden sıyrılıyorsunuz; odaklanıp kendinizi toplamalısınız. Saniyeler içinde vitese, göstergelere ve sayaca odaklanıyorsunuz, ne yaptığınızı bildiğinizden eminsiniz. Koruma dikkatinizi çekmek için elini bacağınıza koyuyor. Dokunuşu hoşunuza gidiyor: güven verici ve seksi, içtenlikle ve gergin bir şekilde size bakıyor. Arabayı çarpmayacağına söz verir misin? Söz veriyorum, diyorsunuz. Bu son derece pahalı ve sınırlı sayıda üretilen canavar gibi spor arabayı çarpmayacağıma dair ikimizin hayatı üzerine söz veriyorum. Vites hakkında söylediklerimi de unutma. Unutmadım. Ve diğer kuralları da. Pekala, pekala. Artık gidebilir miyiz? Bir kez daha içini çekip elini bacağınızdan çekiyor. Ne olursa olsun artık. Sür bakalım. Kontağı çevirip karşılığında motorun kükrediğini duyunca, vücudunuza adrenalin hücum ediyor. Dikkatinizin dağılmaması için GPS i kapatıyorsunuz. Sürücü koltuğunda oturduğunuz için artık daha heyecanlısınız. Derin 154
82 ] bir nefes alıp el frenini bırakıyor ve sakin bir şekilde vites değiştirip gaz pedalına basıyorsunuz. Araba ileri atılınca, Sakin ol kaplan! diye bağırdığını duyuyorsunuz. Direksiyonun kontrolünü ele alıp onu korkutmayan, heyecan verici bir hızda seyrediyorsunuz. Saniyeler içinde iki yüz metre ilerledikten sonra, söz verdiğiniz gibi ışıklarda son derece kibar bir duruş gerçekleştiriyorsunuz. Motor stop etmiyor, araba sarsılmıyor ve vites gıcırdamıyor. Siz bile şaşırıyorsunuz. Cilveli bir şekilde ona bakıyorsunuz. İki eliyle koltuğa tutunmuş, saygıyla karışık bir hayranlıkla size bakıyor. Bunu beklemiyordum! Mutlu musun? Artık gidebilir miyiz? Kafasını sallayıp sırıtınca hemen aynaları kontrol ediyor ve gaz pedalına basarak devri artırıyorsunuz. Bakmadığından emin olduğunuzda, otomatik yol tutuşu devre dışı bırakıyorsunuz. Bu eğlenceli olacak. Araba birden atılınca, Lanet olsun! diye bağırıyor. Kuralların arasında patinaj çekmekle ilgili hiçbir madde yoktu, diye bağırıyorsunuz motorun gürültüsünde sesinizi duyurabilmek için. Araba anında karşılık veriyor, yolun sonunda köşeyi dönerken arka kanatları açılıyor. Telafi etmek için direksiyonu çeviriyorsunuz, sonra yolcunuza kalp krizi geçirtmeden yavaşlayıp yol tutuşunu tekrar devreye sokmaya karar veriyorsunuz. Şimdi korkuyor musun? Lanet olsun, gerçekten araba kullanabiliyorsun. Arabayı üçüncü vitese düşürüp ilerideki yol ayrımının boş olup olmadığını kontrol ettikten sonra tekrar gaza basıyorsunuz. Teşekkürler. 155 Bunu yapmayı nerede öğrendin? Yoksa, Lewis Hamil-ton ın kız kardeşi misin? Keşke öyle olsaydım. Her şeyi Grand Theft Auto ya borçluyum. Grand Theft Auto mu? Bilgisayar oyununa mı? Şaka yapıyordum, diye yalan söylüyorsunuz. Gülüyor ve yine sizi süzdüğünü hissediyorsunuz, bu kez size çok daha farklı bir gözle baktığı açık. Debriyaj ve gaz pedalları arasında gidip gelirken elbisenizin yukarı doğru kaydığının farkındasınız ama aşağı indirmekle uğraşmıyorsunuz. Ee, diye soruyorsunuz, nereye gidiyoruz? Güneye. Ama uzun yoldan gitmeye ne dersin? Gülümsüyorsunuz ve sonra gaza basıyorsunuz. Otoyolda kayarcasına ilerlerken ve hız göstergesinin giderek yükselmesine izin verirken, yanınızda rahatlamaya başladığını hissediyorsunuz. Şehrin en lüks semtlerinden birine giden yola sapmanızı söylüyor ve arkasına yaslanıp müziğin sesini açıyor. Nereye gittiğinizi merak ediyorsunuz ama motorun gürültüsü, müziğin sesi ve rüzgarın uğultusu
83 sebebiyle sorduğunuz herhangi bir soruyu duyacağını sanmıyorsunuz ve müziğin sesini açmasının sebebinin ona soru sormanızı istememesi olup olmadığını düşünmeden edemiyorsunuz. Yine de arabayı sürmenize karışmadığı için memnunsunuz. Birinin size güvendiğini bilmek güzel bir duygu, hatta arabayı zorlayıp müthiş bir hıza çıkardığınızda bile, sadece size bakıp gülümsemekle yetiniyor. Gülümseyerek karşılık verdiğinizde, kolunu hafifçe koltuk başlığına koyup ensenize masaj yapıyor. Size dokunurken, omuz- 136 larınızı indirip gerginliğin ensenizden akıp gittiğini hissediyorsunuz. Bir yanınız bunun hiç bitmemesini istiyor; güçlü elleri teninizde, ayağınız gaz pedalında, şehrin boş yolları etrafınızda, karanlık gökyüzü tepenizde. Güçlü motorun titreşimini oturduğunuz koltuktan bile hissedebiliyorsunuz. Çok geçmeden elini ensenizden çekince hemen öz-lüyorsunuz. Yüksek cam bir binanın yanındaki çok katlı otoparka girmenizi işaret ediyor. Otopark terk edilmiş gibi görünüyor. Arabayı kaldırımın kenarına çektikten sonra dönüp ona dik dik bakıyorsunuz. Şaka mı yapıyorsun? Tenha bir otoparka mı? Omuzlarını silkiyor. Tehlikeli bir iş çevirmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bu mekan tam anlamıyla tehlikeli bir iş çevirme klişesi. Güven bana. Tereddüt ediyorsunuz. Sürücü koltuğunda oturan siz-siniz. En kötü ihtimalle, gazı kökler ve buradan uzaklaşırsınız. Daha sonra arabayı bara ve sahibine iade edebilirsiniz. Derin bir nefes alıp motoru tekrar çalıştırıyorsunuz ve girişe doğru ilerlerken arabayı çok sayıdaki kasisten olabildiğince hızla geçirmeye konsantre oluyorsunuz. Koruma çatı katına çıkmanızı söylüyor, burası da tenha görünüyor. Buradan görebildiğiniz tek şey karanlık gökyüzü ve her yöne doğru kilometrelerce uzanan şehir. Sola dönmenizi işaret ediyor. Tenha beton zeminde yavaşça ilerlerken, bir çift far önünüzde yanıp sönünce aniden frene basıyorsunuz. Yaklaşık elli metre ileride park etmiş eıı üst sınıf, beyaz bir BMWyi seçebiliyorsunuz. 157 Daha fazla ilerlemeyeceğim, diyorsunuz. Koruma pes ettiğini gösterircesine ellerini havaya kaldırıyor. Pekala, pekala. Yolcu kapısını açıp arabadan iniyor. Hemen dönerim. BMWye doğru rahat bir şekilde yürümesini izliyorsunuz, sonra bir an önce orayı terk etmenizin gerekmesi ihtimaline karşı hızlı bir üç nokta dönüşü yapıyorsunuz. Macera filmlerinde bu tür sahneler görmüştünüz, her şey mümkün olduğu için arabayı viteste bekletiyorsunuz. Şiddetli kalp atışlarınızı
84 kulaklarınızda hissedebiliyorsunuz ve direksiyonu o kadar sıkı kavrıyorsunuz ki tırnaklarınız deri kaplamaya batıyor. Bankanın önünde soyguncuların parayla dışarı çıkmasını bekleyen şoförler böyle hissediyor olmalı. Dikiz aynasından korumanın BM^nin karanlık ön camına doğru eğildiğini görüyorsunuz. Orada neler döndüğünü anlayamayacağınız kadar uzak. Kendinizi sakin olmaya zorluyorsunuz ama zihninizde gördüğünüz tek şey bir hapishane hücresinin içi. Sizi böyle bir işe bulaştırdığı için onu öldüreceksiniz. Alışveriş bir dakikadan kısa sürüyor ve sonra koruma elleri cebinde rahat bir şekilde yürüyerek arabaya dönüyor. BMW çatı katında hareketleniyor ve aşağı inerken farlarını açıp hızlanıyor. Koruma arabaya binip kapısını kapatıyor ve emniyet kemerini takıyor. İşte bu, diyorsunuz sinirinizi saklamaya gerek duymadan, şüpheli bir işti! Bana yalan söyledin. Kucağınıza bir kesekağıdı atıyor. Kendi gözlerinle gör. Bir paket beyaz pudra ya da daha şüpheli bir şey bulaca- 158 ğınızı düşünürken, kesekağıdmın içinde birkaç adet parlak mavi hapın olduğu plastik bir paket bulunca şaşırıyorsunuz. Görür görmez hapların ne olduğunu anlıyorsunuz. il Viagra mı? Kafasını sallıyor. Viagra. BMVf deki adam Kent Caddesindeki geç saatlere kadar açık olan eczanenin sahibi. Viagra mı? Bu yasadışı değil. Öyleyse, tüm bu gizlilik niye? Basının The Space Cousboys taki çocuklardan bazılarının erekte olmakta zorluk çektiğini öğrendiğini düşünsene. Pek rock yıldızlarına göre değil, öyle değil mi? Kahkaha atıyorsunuz. Hayır, kesinlikle rock yıldızlarına göre değil. Charlie yle gitmediğime gerçekten sevindiğimi söylemeliyim. Hepsi bu kadar olsa iyi. Bir an ciddiyetle ona bakıyorsunuz. Sana güvenmediğim için özür dilerim. Sorun değil. Gülümsüyor ve onunla bağdaştırama-dığınız gamzeleri yeniden ortaya çıkıyor. Dinle... diyor istemeye istemeye. Çok iyi vakit geçirdim ama bu paketi çocuklara götürsem iyi olacak. Seni nereye bırakmamı istiyorsun? Seçeneklerinizi gözden geçiriyorsunuz. Bunca şeyden sonra, gerçekten doğruca evinize dönmek mi istiyorsunuz? Son bir içki içmek için bara dönebilirsiniz. Gerçi, güzel bir arabayla evinize bırakılma fikri de oldukça çekici. Sizi evinize bırakmasını istiyorsanız, 160. sayfaya geçin. Sizi bara geri götürmesini istiyorsanız, 166. sayfaya geçin. 159 Sizi evinize btrakmasınt istediniz.
85 Tok bir sesle, Pekala, artık arabamı geri alabilir miyim? derken sırıtıyor. Son derece isteksizmiş gibi yapıyorsunuz ama açıkçası, bu canavarı kullanmaktan çok keyif almış olsanız da arkanıza yaslanıp vites değiştirirken o kasların hünerlerini göstermesini izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorsunuz. Yer değiştiriyorsunuz ve koltuğu eskisi gibi geriye itmek zorunda kaldığını görünce gülüyorsunuz. Ona tekrar adresinizi veriyorsunuz ve arabanın navigasyon sistemine giriyor. Beni yanında götürdüğün için teşekkür ederim, diyorsunuz zahmetsizce arabayı otoparkın rampasında yönlendirirken. Çok heyecanlıydı. Charlie yle gitmek yerine benimle geldiğin için teşekkür ederim, diyor. Daha önce onu reddeden birini gördüğümü sanmıyorum. Ah, o kadar emin olmazdım. Viagra ya ihtiyacı varsa, reddedilmenin nasıl bir şey olduğunu bildiğine eminim. Oldukça kötü bir espri ama koruma direksiyona vurup kahkaha atıyor ve yanaklarındaki gamzeleri beliriyor. Elinizi yine bacağına koyup hafifçe sıkıyorsunuz. Belki de böylesine hızlı bir araba sürmenin ve şüpheli alışverişin etkileri yüzünden hala vücudunuzda dolaşan adrenalin yüzünden ama ona dokunmak içinizden geliyor. Karşılığında bir elini direksiyonda tutup diğerini dizinizin biraz üstüne koyunca kollarınız değiyor. Eli güçlü ve soğuk, kendinizi çılgın ve cüretkar hissediyorsunuz. Vajinanız tutkuyla alevleniyor ve kendinizi daha fazlasını 160 isterken buluyorsunuz. Bacağında duran elinizi çekip bacağınızdaki elinin üstüne koyuyorsunuz. Sonra elini yavaşça kalçanıza doğru çıkarıyorsunuz. Gözlerini yoldan ayırıp kısa bir süreliğine size bakıyor. En baş döndürücü gülümsemenizle ona bakınca, elini bacağınızın iyice yukarısına çıkarıp elbisenizin altına sokuyor. Size gülümsedikten sonra tekrar yola odaklanıp, gözlerini yoldan ayırmıyor. Arabayı biraz yavaşlatıyor ve sonra, kontrolünü kaybetmeden elini biraz daha yukarı çıkarıyor. Bacaklarınızı ayırıp derin bir nefes alıyorsunuz, parmaklarının üzerinizde dolaşması hoşunuza gidiyor. Bacağınıza hafifçe masaj yaparak elini yukarı çıkarmaya devam ediyor. Dört şeritli otoyol bomboş. Yol sadece size, korumaya ve spor arabaya ait. Bacaklarınızı koltukta olabildiğince ayırıp arkanıza yaslanıyor ve merkezinize erişebileceği şekilde ona açıyorsunuz. Parmakları g-string inizin danteline değerken, ne kadar ıslandığınızı hissedebildiğini biliyorsunuz ve yüzünde küçük bir gülümsemenin belirdiğini görüyorsunuz. Yol tutuşunu devreye sokuyor ve parmaklarını küçük mor iç çamaşırınızın dantelinin altına sokup hafifçe tüylerinizin üstünde gezdiriyor. Sonra parmakları yukarı ve aşağı doğru kadınlığınızı okşayarak içeri kayıyor. Devam etmesini isteyerek eline doğru yaklaşıyorsunuz. Birkaç dakika okşadıktan sonra, bir parmağını içinize sokunca gözlerinizi kapatıp içinizi
86 çekiyorsunuz. Saniyeler içinde klitorisinizi buluyor ve bir parmağını hassas nokta üzerinde gezdirirken, diğerini içinize sokup çıkarıyor. Ayağınızı 161 arabanın zeminine sertçe sabitliyorsıınuz ve sizi okşamaya devam ederken kendinizi hazırlıyorsunuz. Nefes alışınız giderek hızlanıyor ve kalçalarınızı ona doğru itmenize engel olamıyorsunuz. Belki de sebebi bu adamı bir daha görmeyeceğinizi bilmeniz ya da koleksiyoncular için özel üretilmiş bir spor arabada olmanız veya gökyüzündeki yıldızları izleyebilmeniz ama kendinizi tam anlamıyla dizginlenemez hissediyorsunuz. Göğüslerinizden birini tutunca göğüs ucunuzun ne kadar sertleştiğini fark ediyorsunuz. Sonra çıplak ayaklarınızdan birini önünüzdeki gösterge paneline koyuyorsunuz ve bir parmağını daha içinize sokup sizi dolduruyor ve klitorisinizin etrafında yavaş daireler çiziyor. Rüzgar saçlarınızın arasında geziniyor ve inlemenize engel olamıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş parmaklarının hızını artırıp içinize daha hızlı sokmaya başlıyor ve iki elinizle koltuğu kavrıyorsunuz. Pahalı derinin ve altınızda titreyen motorun etkisiyle haykırarak geliyor, titreyerek başınızı koltuk başlığına yaslıyor ve gözlerinizi sımsıkı kapatıyorsunuz. Yavaşça yeryüzüne inerken, parmaklarını içinizden çıkardığını hissediyorsunuz ama hala kalçanızı okşamaya, teninize hafifçe masaj yapmaya devam ediyor. Bacaklarınızın titrediğini hissedebildiğine eminsiniz. En sonunda, gözlerinizi açarken arabanın yavaşladığını ve sakin, ağaçlıklı bir yolda olduğunuzu fark ediyorsunuz. Kendi caddeniz olduğunu anlamanız bir dakikanızı alıyor. Koruma arabayı sizin bloğunuzun önüne çekip motoru kapatıyor. Ardından ışıl ışıl gözlerle arkasına yaslanıyor. Ne yolculuktu ama, diyorsunuz nefesiniz nihayet 162 normale döndüğünde, davranışınız utanmanıza ve şoke olmanıza neden oluyor. Size ne oldu böyle? Doğrulup eteğinizi aşağı çekiyor ve darmadağınık saçlarınızı düzeltmeye çalışıyorsunuz. Ruh halinizin değiştiğini hissedip size doğru eğiliyor. Hey, buraya gel, diyor tok sesiyle ve sizi rahatlıkla koltuğunuzdan alıp kucağına yerleştiriyor. Sizi kavrayıp, saçlarınızı yüzünüzden kulaklarınızın arkasına itiyor. Utanma, bu harikaydı, diyor. Harikasın. Yüzünüz kızarıyor. Aslında bu kadar... bu kadar... Gülümseyip size içten bir öpücük verince uygun kelimeleri aramanıza gerek kalmıyor. Kollarınızı boynuna dolayıp öpücüğüne karşılık veriyorsunuz. Bu kez, öpücük daha acelesiz, dili yumuşak ve nazik. Araba koltuğundan daha büyük bir yerde dilinin bütün vücudunuzda dolaşmasının nasıl bir his olabileceğini düşünüyorsunuz. Mesela bir yatakta. Onu içeri davet etmek üzereyken altınızda bir şeyin titrediğini hissediyorsunuz. Şaşkınlıkla öpücüğe ara verince gülüyor ve sizi daha gevşek
87 tutup cep telefonunu çıkarmak için oturduğu yerde kımıldıyor. Telefona cevap verirken parmağınızı dudaklarınıza götürüyorsunuz, ağzı kulağınıza o kadar yakın ki nefesinin sıcaklığını hissedebiliyorsunuz. Merhaba, diyor. Evet. Evet. Hallettim. Yirmi dakika içinde orada olurum. Sonra telefonunu kaldırıyor. Görev çağırıyor. Korkarım gitmek zorundayım. Gerçekten gitmek zorunda mısın? Çok üzgünüm. İnan bana, ben daha üzgünüm. Yüzünüzü ellerinin arasına alıp sizi tekrar ateşli bir şekilde öpüyor. 163 Ama iyiliğinin karşılığını veremedim. Çenenizi tutup gülümsüyor. Sorun değil. Bana borçlu olduğunu bilmek hoşuma gidiyor. Hey, nerede oturduğumu biliyorsun. Arabanın kapısını açıp sizi ağırlıksızmışsınız gibi rahatça kollarının arasında tutarken her nasılsa ayağa kalkmayı başarıyor. Sonra zahmetsizce sizi kaldırıma bırakıyor, bacaklarınız hala titriyor. Çantanızı ve ayakkabılarınızı almak için arabaya doğru eğiliyor. Sonra karşınızda diz çöküyor. Ayakkabılarınızı nazikçe giydirirken dengenizi korumak için kaslı omuzlarına tutunuyorsunuz ve ona dokunur dokunmaz vajinanız tekrar zonklamaya başlıyor. Sonra doğrulup sizi bir kez daha öpüyor. En sonunda geri çekiliyor ama kapının kolunu tutarken size son bir öpücük vermek için arkasını dönüyor. içeri girene kadar bekleyeceğim, diyor ön kapıya işaret ederek. Tam bir koruma gibi, diyorsunuz apartmanınıza doğru yürümek üzere arkanızı dönerken. Hizmetinizdeyim, diyor gülümseyerek selam verirken. İyi geceler, Bayan Hamilton. İyi geceler, Bay Koruma. Ve tekrar teşekkürler. Bu çok... eğlenceli demek yetersiz olur. Apartmana girer girmez, dönüp 350Z nin hızla uzaklaşmasını izliyorsunuz. Elini arabanın açık tavanından çıkarıp sallıyor. Artık tek istediğiniz kanepenize yığılıp rahatlamak ve belki bir kase patlamış mısır eşliğinde bir film izlemek sayfaya geçin. 164 Miles ın numaralan tarzınız değil, o nedenle orayı terk ediyorsunuz. Taksinin arka koltuğuna yerleşip derin bir nefes veriyorsunuz. Oyuncaklarla dolu bavul meselesi sizin için fazla sıradışı olmaya başlamıştı. Oradan ayrıldığınıza memnunsunuz. Miles ın çok seksi olduğu inkar edilemez ama daha önce bilmiyorsanız bile artık biliyorsunuz: Kırbaçlar ve zincirler sizin tarzınız değil. Şoför sokakların arasında manevra yaparken geçirdiğiniz çılgınca geceyi düşünerek gülümsüyorsunuz. Göğsüne peruk takmış gibi duran tuhaf adam,
88 ukala rock yıldızı ve devasa koruması, barın kadınlar tuvaletinde karşılaştığınız muhteşem kadın ve yetişkin bir kadını ağlatabilecek bir fiziği olan genç barmeni de unutmamak gerek Eve dönmeden önce sıcak çikolata almak için sokağınızdaki kafeye uğramayı düşünüyorsunuz. Yatağınızda olma fikri çok çekici gelse de uyumaya hazır değilsiniz. Bacaklarınızın arasında ilgilenilmesi gereken bir açlık var. Tavşan ı kutusundan çıkarmak için harika bir gece olabilir. Eve dönmeden önce yolunuzun üstündeki kafeye uğramak istiyorsanız, 210. sayfaya geçin. Doğruca evde sizi bekleyen Tavşan imza gitmek istiyorsanız, 219. sayfaya geçin. 165 Son bir içki içmek için bara dönmeye karar verdiniz. Biraz çekinerek içeri giriyorsunuz ama rock yıldızlarından ya da hayranlarından iz yok. Ve en önemlisi Peruk Gö-ğüs ten de. Bar hala biraz kalabalık ama önceki tabureniz boş, oraya doğru gidip rahat bir nefes vererek oturuyorsunuz. Ayakkabılarınız şaşırtıcı şekilde rahat (fiyatı düşünülürse, öyle olmalılar) ama buna rağmen, bir kadının bu kadar yüksek topuklarla dolaşmasının bir sınırı olmalı. Yanınızda oldukça gürültülü bir kadın grubu var, bir tür bekarlığa veda partisindeler ve rengarenk kokteyller içiyorlar. Onu sıkıştırıp deli gibi flört eden kadınlarla meşgul olan sevimli barmeni görüyorsunuz. Gözü size ilişiyor ve hayal kurmuyorsanız, yüzü aydınlanıyor. Hemen geliyorum, dercesine dudaklarını kıpırdatıyor ve kartvizitini cebine sıkıştırmaya çalışan arsız sarışına içkileri vermek için dönüyor. içerisi Melissa yı arayamayacağınız kadar gürültülü -yanınızda oturan kadın bağırarak içki siparişi verip barmene hararetle el sallıyor- o nedenle arkadaşınıza bir mesaj yazıyorsunuz. Gözünüzün ucuyla komşunuzun barmenden içkisini aldığını görüp, Şerefe! diye bağırdığını duyuyorsunuz. Bir anda taburesinden kayıp kollarını sallayarak arkası üstü yere düşerken, içkisi üzerinize saçılıyor. Arkadaşları çığlık atarak yardımına koşuyor ama durmaksızın küfretmesine rağmen yaralanmamış görünüyor. En sevdiğiniz siyah elbiseniz için de aynı şeyi söyleyebilmeyi diliyorsunuz. İçkisinin büyük bir bölümü (Bu gerçekten tek bir bardak olabilir mi? Size bir ton gibi geliyor) 166 göğsünüze isabet etmeyi başarmış ve dekoltenizden akan içkinin kucağınıza damladığını hissedebiliyorsunuz. Ayrıca, yüzünüz, kollarınız ve boynunuzun yanı sıra cep telefonunuz ve çantanızda da içki lekeleri var.
89 Hayal kırıklığıyla hasara bakıyorsunuz. Islak tişört yarışmasındaki bir katılımcıya benziyorsunuz ama kesinlikle iyi anlamda değil, içkinin şekerli olduğu belli, üzerinizden akarken berbat yapışkanlığını hissedebiliyorsunuz. Burnunuzun dibinde barmenin tuttuğu ıslak bir bez beliriyor. Çok üzgünüm, diyor. Ona içki servisi yapmayı kabul etmemeliydim, çok sarhoştu. Senin suçun değil, derken, gürültülü bir şekilde çıkışa ilerleyen kadın grubundan hiç kimsenin sizden özür dilemediğini fark ediyorsunuz. Hala sendeleyen ve küfreden sarhoş saldırganınız kendisinden biraz daha ayık olan arkadaşları tarafından taşınıyor. Yarın kafasında bir fil oturuyormuş gibi hissettiren bir baş ağrısıyla uyanmasını umuyorsunuz. Göğsünüzü kuruluyorsunuz ama hasarı düzeltmek için bir havludan fazlasına ihtiyacınız var. Çok sinirleniyorsunuz; tuhaf bir gece oldu ve bu elbisenizi çok seviyordunuz, bu olayın ardından temizlenmesi gerekecek. Yardımcı olmak için yapabileceğim bir şey var mı? Gergin bir şekilde dönüp duran barmen en az sizin kadar üzgün görünüyor. Hayır, ama teşekkürler. Bekle, belki benim için bir taksi çağırabilirsin? Eve gidip temizlenmem gerek. Gecenin bu saatinde bir taksinin buraya gelmesi en az yirmi dakika sürer, diyor. Hmm... üst kattaki yerimize çıkıp banyoyu kullanabilirsin. 167 Yerimiz mi? Evet, kuzenim üst katta yaşıyor. Daire işle birlikte geldi. Onun yerine bakarken ben de orada kalıyorum. Ufak ama sana bir taksi ayarlayana kadar üstünü başını silebilir ya da elbiseni yıkayabilirsin. Aklınız çeliniyor. Bu pis yapışkanlıktan kurtulmayı çok istiyorsunuz, eve dönene kadar bekleme düşüncesi dayanılmaz. Lütfen, gerçekten sorun değil. Kendimi çok kötü hissediyorum, diye sözlerine devam ediyor. Dinle, patronum orada. İşler biraz hafifledi, erken çıkmamı sorun edeceğini sanmıyorum. Son saatinde barla o ilgilenebilir, böylece sana yardımcı olabilirim. Kargaşa nedeniyle alarma geçen patronu, olay yerine gelip kırık cam parçalarını temizlemesi için birini görevlendiriyor. Sonra o da size doğru eğilip özür diliyor: Çok üzgünüz, hanımefendi. Bir sonraki ziyaretinizde siz ve bir arkadaşınız için içkilerin bizden olmasını bizzat ayarlayacağım. Birkaç kelime söylediğ barmen size dönüp gülümsüyor. Tamam, bundan sonrasını patron halledecek. Haydi gel, seni o elbiseden kurtaralım. Bir saniye sonra ağzından çıkan kelimeleri fark edince parmak uçlarına kadar kızarıyor. Daha önce hiçbir erkeğin bu kadar kızardığını görmemiştiniz. O kadar utanıyor ki tüm bıkkınlığınıza rağmen gülümsemenize engel olamıyorsunuz ve patronunun da gülmemek için kendini tuttuğunu fark ediyorsunuz. Sen önden git, diyorsunuz elinizden geldiğince neşeli bir şekilde.
90 168 Barın arkasındaki çıkıştan onu takip ederek, siyah bir kapının olduğu loş bir koridorda ilerliyorsunuz. Koridordaki dar merdivenler sizi barın üstündeki daireye çıkarıyor. Birinci katta floresan ışıklı küçük bir odanın önünden geçiyorsunuz ve barmen bozuk parayla çalışan çamaşır ve kurutma makinelerini gösteriyor. İşte, kısa süre içinde sorunu halledebiliriz. Sizi küçük ve oldukça karışık bir daireye alıyor. Girişte bir dağ bisikleti yer kaplıyor, her taraf kitaplarla dolu ve sağ tarafınızda dünyanın en ufak mutfağı bulunuyor. Yeni arkadaşınız sol taraftaki banyoya işaret ediyor. Tereddütle içeri bakıyorsunuz ama küvet onlarca yıllık görünse de bir bekar evi için şaşırtıcı şekilde temiz. Lavabonun üstündeki raflarda tıraş malzemeleri var ve askıda eğri duran bir havlu asılı ama kendi banyonuz da dahil olmak üzere çok daha kötülerini görmüştünüz. Dur sana havlu bulayım... istersen duş alabilirsin. İhtiyacın olursa, lavabonun altındaki dolapta temizlik malzemeleri var. Barmen ellerinize banyo kadar eski bir havlu tutuşturuyor ama büyük ve tertemiz. Sonra geri çekiliyor. Acele etmene gerek yok. Bu sırada bize içecek sıcak bir şeyler hazırlarım. Banyonun kapısı kapanır kapanmaz, elbisenizi çıkarıp hasarı kontrol ediyorsunuz. Elbisenizi bütünüyle durulamanız gerek: şekerli sıvı kumaşa tamamen sinmiş. Ama giysiniz olmadan buradan nasıl çıkacaksınız? Ondan bir tişört ödünç almanız gerekecek. Sutyeniniz de ıslandığı için onu da çıkarıyorsunuz. Harika. G-string iniz ve topuklu ayakkabılarınızla, tanımadı- 169 ğınız birinin kırık dökük banyosundasınız. Ve hala yapış yapışsınız. Üzerinizdekileri çıkarıp duşa giriyorsunuz ve eski moda duş başlığını kullanarak yapışkanlığı üzerinizden akıtıyorsunuz. Duş jeline uzanıyorsunuz, hoş bir şekilde limon kokuyor. Su rahatlatıcı bir sıcaklıkta. Göz makyajınızın akmasına ve özenle şekillendirdiğiniz saçlarınızın buharda mahvolmasına rağmen kendinizi çok daha iyi hissediyorsunuz. Duştan çıkıp lavaboda elbisenizi ve sutyeninizi yıkıyorsunuz, suyunu mümkün olduğunca sıktıktan sonra onları havluyla kuruluyorsunuz. Şimdi ne yapacaksınız? Havluyu etrafınıza dolayıp göğüslerinizin üstünde sıkıca bağlıyor ve dikkatle kapıyı aralıyorsunuz. Bakar mısın? Kurutma makinesini kullanabilir miyim? diye sesleniyorsunuz. Ve ödünç alabileceğim tişört ya da o tür bir şeyin var mı? Barmen mutfaktan kafasını uzatıyor ve sonra gözlerine inanamıyormuş gibi tekrar bakıyor. Ne? diyorsunuz savunmacı bir tavırla.
91 \bk bir şey, daha genç görünüyorsun, diyor. Dur, sana bir tişört getireceğim. Bekle... Başka bir kapıdan içeri girip büyük bir tişörtle beliriyor. Giysilerini bana ver. Onları çamaşır odasına götürürüm. Islak elbisenizi ve sutyeninizi ona verirken bu kez ikinizin de yüzü kızarıyor. Kendini ilk toplayan o oluyor. Hemen dönerim. Hazır olduğunda, mutfakta çay var. Banyoya çekilip yeni giysinizi inceliyorsunuz. Önünde şöyle yazıyor: 170 TANRI ÖLDÜ - Nietzsche NIETZSCHE ÖLDÜ - Tanrı Bu gece bundan daha tuhaf olabilir mi? diye içinizden geçiriyorsunuz. Kendinden emin, yetişkin bir kadından yürüyen bir slogana dönüştünüz ve iç çamaşırınızın yarısını kaybettiniz. G-string inizi ve topuklu ayakkabılarınızı giyip tişörtü üzerinize geçiriyor ve gözlerinizin altına bulaşan rimeli büyük ölçüde temizliyorsunuz. Oldukça tuhaf bir görüntü ama barmen haklı, yüzünüzü yıkadıktan sonra pijama partisi kraliçesi tişörtünüzle daha genç görünüyorsunuz. Fahişe ayakkabıları masumiyetinize gölge düşürse de bilmediğiniz bir yerde yalın ayak dolaşmak istediğinizden emin değilsiniz. Pekala, mutfağa gitme zamanı. Buzdolabının üzerinde, alt kattaki bar için hazırlanmış bir vardiya çizelgesi olduğunu görüyorsunuz. Boşlukların çoğundaki X harfi ilginizi çekiyor. Size X in hazinenin yerini gösterdiği haritaları hatırlatıyor. O sırada, barmen mutfağa dönüyor. Pekala, giysilerin yaklaşık kırk beş dakika içinde kurumuş olacak. Olanlar için çok üzgünüm. Gerçekten kendimi çok kötü- X ne anlama geliyor? diye soruyorsunuz hem özür dilemesini kesmek hem de merak ettiğiniz için. Biraz utanmış görünüyor. O benim. Adım Xavier. Kulağa porno yıldızı ismi gibi geldiğinin farkındayım, o nedenle ailem ve arkadaşlarım bana X der. En azından, kuzenim vardiya çizelgesine böyle yazıyor. Çayına bal ister misin? Ballı çay mı? Kıkırdamamak için kendinizi tutuyorsunuz. Ne tür bir öğrenci böyle? 171 Hmm, sanırım, diyorsunuz. İki kupaya hoş kokulu, karamel rengi sıvıdan döküp bir tepsiye bal ve kaşık koyuyor. Beni takip et, diyor ve tepsiyi alıp kısa koridorda ilerleyip omzuyla bir kapıyı açıyor. Yatak odası olduğu belli ve girişte tereddüt ediyorsunuz ama hemen özür dilemeye başlıyor: Özür dilerim, oturma odamız yok, kuzenim orayı yatak odasına dönüştürdü. Ama mutfakta takılabiliriz...?
92 Hayır, burası iyi, diyorsunuz. Hatta büyüleniyorsunuz. Kokmuş spor ayakkabıları ve oyun konsolları görmeyi umuyorsunuz ama burası bir keşişin odasıyla doğuya özgü gizemli bir yer altı mağarası arasında bir yer. Eski moda iki kişilik yatağa beyaz bir örtü serili ve duvarda bir Japon baskısı var. Her yerde mumlar var ve pencerenin kenarında bir tütsü yanıyor. Komodinin üzerinde bronz bir Budha heykeli var ve köşedeyse katlanmış bir yoga matı duruyor. Her yer -yatağın yanı, raf olarak değerlendirdiği şaraplık ve gümüş rengi bir diz üstü bilgisayarın durduğu eski çalışma masası- kitaplarla dolu. Kitapların olduğu odalara bayılıyorsunuz. Bu sayede sohbete başlamak çok daha kolay oluyor, ayrıca kitaplarına bakarak biri hakkında çok fazla şey öğrenebilirsiniz. Göz atmak için odada ilerliyorsunuz ve doğu dinlerine ilgi duyan birinden bekleyeceğiniz türde kitaplar buluyorsunuz. Hinduizm, taichi, İran şiirleri ve bu tür şeylerin yanı sıra çok sayıda roman da var. Bu tarz şeyler hakkında çok fazla bilgi sahibi değilsiniz ama iyi kitapları tanıyorsunuz: Da-vid Mitchell ın Bulut Atlası, Margaret Atwood un Damızlık Kızın Öy'küsü, çok sayıda Ursula K. Le Guin ve Philip Pullman kitabı var. 172 Bu çok hoşuma gitmişti, diyorsunuz Bulut Atlası kitabını çekiştirerek. Filmini izledin mi? Kitabı almak için biraz daha sertçe çekiyorsunuz ve bir anda serbest kalıp yere düşüyor. Özür dilerim, diyerek almak için eğiliyorsunuz. Doğrulduğunuzda, Xavier ın yüzünün yine kıpkırmızı olduğunu ve ağzının açık kaldığını görünce, üzerinizde kalçalarınıza kadar inen bir tişört olduğunu hatırlıyorsunuz. Hemen yatağa oturup tişörtü olabildiğince aşağı çekiyorsunuz. Gerginliği dağıtmak için hoş kokan çayınızdan bir yudum alıyorsunuz ve neredeyse öğürecek gibi oluyorsunuz. Floşuna gitti mi? diye soruyor Xavier heyecanla. Yoksa biberi fazla mı kaçırmışım? Çaya biber mi attın? diye soruyorsunuz dilinizdeki alevler hafiflerken. Şevkle çayı hazırlarken kullandığı baharatları birer birer sayıp, Hindistan a yaptığı son yolculuğunda nasıl çay yapmayı öğrendiğini anlatıyor. Çay tarifi bittiğinde yine uzun bir sessizlik çöküyor. Bu tam olarak tuhaf olmasa da şaşırtıcı. En sonunda Xavier dayanamayıp, Özür dilerim, odamda bir kadın olmasına alışık değilim, diyor. Gülüyorsunuz. Şaka mı yapıyorsun? Bu gece senin tarafına her baktığımda, biri seninle flört ediyordu. Muhtemelen burada her gece farklı bir kadın misafir ediyorsun-dur. Merdivenlerde çatlaklar olmamasına şaşırdım! Gözlerini kenetlediği ellerine çeviriyor. Şey, hayır. Sen ilksin. Bir dakika, bu doğru olamaz. Demek istediğim, görünüşüne bakılırsa bir sürü kız arkadaşın olmalı... Kafasını sağa sola sallıyor.
93 Ama bu nasıl mümkün olabilir...? Bilmiyorum. Tek çocuğum. Anne babam yaşlı. İyi insanlar ama çok katıydılar. Kilise okulunda yatılı okudum. Üniversitenin ilk yılını bir papaz okulunda geçirdim... Ne? Papazlık mı okuyordun? Hayır, hayır. Sadece orada kalıyordum, öğretmenlerimden biri ucuz ve sakin bir yer aradığımı biliyordu. Kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştığım sürece iyiydi ama arkadaşlarımı götürebileceğim türden bir yer değildi. Ve taşındığımda da hemen herkes birini bulmuştu ve o tür şeylere nasıl dahil olacağımı hiçbir zaman bilemedim. Söylediklerini yavaşça idrak ederken, bu kadar özel bir soru soracağınıza inanamıyorsunuz. Xavier... bakir olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun? Bu kez yüzü kızarmıyor. Hareketsiz kalıyor ve sonra başıyla onaylıyor. Vay canına. Bunu sindirmek için biraz zamana ihtiyacınız var. Çocuk yürüyen bir seks makinesi OYSA. Bir kadının henüz onu silip süpürmemiş olması imkansız geliyor. Telaşla açıklamaya devam ediyor: Biliyorum, seni korkutmuş olmalıyım ama bu gece kadınların etrafımda nasıl davrandıklarını gördün. Hepsi çok deneyimli olduğumu sanıyor. Onlardan birini buraya getirip nasıl, Şey, aslında ben bakirim ve nereden başlayacağıma dair hiçbir fikrim yok, derim? Yüzüme gülerler. Güçlükle de olsa, ağzınızı kapatıyorsunuz ve bundan sonrasını nasıl ele alacağınızı düşünüyorsunuz. Xavier cennetten düşmüş masum bir melek gibi görünüyor ama 174 eğlenmek amacıyla dışarı çıktınız, Doktor Ruth rolünü üstlenmek için değil. Ama içinizden onunla ilgilenmek geliyor. Ne de olsa, uzun zamandır gördüğünüz en nefis fiziğe sahip... Kendi kendinize, teklif etmenin iyi niyet göstergesi olduğunu söylüyorsunuz. Ayrıca asla bilemezsiniz, belki de eğlenceli olabilir. Öte yandan, bu hafife alınabilecek bir şey değil. İlk seferiniz sarsıcı değildi ama ilk olduğu için her zaman hatırlayacaksınız. Bu tür bir sorumluluk almayı istiyor musunuz? Eğer bu size göre değilse ve bir an önce orayı terk etmek istiyorsanız, 176. sayfaya geçin. Kalıp ona bir iki şey öğretmeye karar verdiyseniz, 178. sayfaya geçin. Bunun size göre olmadığına karar verdiniz. Hevesli gözlerinin içine bakıyorsunuz. O muhteşem bir erkek ve aranızda bir çekim olduğu kesin ama uzun bir gece oldu ve öğretmenlik yapmak için çok geç. Ve çok genç. İşyerinizde akıl hocalığı yaptığınız tatlı ama biraz saf stajyerle neredeyse aynı yaşta. Bir dakika, birbirleri için harika olabilirler! Aynı tür kitaplardan hoşlanıyorlar ve ikisi de seyahat etmek istiyor, Lexi nin bakire
94 olup olmadığından emin olmasanız da neşeli ve masum bir havası var ve kesinlikle görüştüğü biri yok. Neden birlikte yuvarlanıp, uzuvlarının nasıl ve nerelerine uyması gerektiğini birlikte çözmesinler ki? Birden önlerinde keşfedecekleri çok şey olmasını kıskansanız da, çok geçmeden bu duygudan sıyrılıyorsunuz. Yetişkinler diyarında yeterince eğlence var. Biliyor musun... diyorsunuz, sorununa bir çözüm bulabilirim. Sanırım sana uygun bir kız tanıyorum. Öyle mi? diyor ışıl ışıl gözlerle. işyerinde bir stajyer var, adı Lexi. Kısa bir süre önce yirmi yaşma girdi. Bana kalırsa, çok iyi anlaşacaksınız. Gerçekten mi? Elbette. O çok güzel, komik ve zeki. Ve o da yogayla, meditasyonla ve o tür şeylerle ilgileniyor. Birbiriniz için uygun olabilirsiniz. Xavier masasındaki not defterinden bir sayfa koparıp numarasını yazdıktan sonra size veriyor. Harika, belki bir ara beni arayabilir? diyor. Ve teşekkürler. Gerçekten minnettarım. Abla gibi konuşuyor olma riskini göze alıp sana bir 176 tavsiye verebilir miyim? Fazla kafana takmamaya çalış. Bir kadına çıkma teklif et. Onu öp. Ve nereye gideceğine bak. Tekrar teşekkürler. Xavier ayağa kalkıp yanınıza geliyor ve eğilip yanağınızdan hafifçe öpüyor. Dudakları yumuşak ve sıcak, nefesi teninize çarpıyor. Uzun bir sessizlik çöküyor, sonra başını çevirip dikkatle dudaklarını sizinki-lere değdiriyor. Öylesine narin ki öpücük bile sayılmaz, sadece meleksi dudaklarını uzunca ve yavaşça dokunduruyor. Karşılık vermemek için kendinizi zor tutuyorsunuz. Lexi elindeki kozu iyi kullanırsa, çok şanslı bir kız olacak. Mumlardan biri titreyince anın büyüsü bozuluyor. Dönmeniz gereken bir hayatınız var. Sence elbisem kurumuş mudur? diye soruyorsunuz. Geç oldu. Sanırım gideceğim. Evet, elbette, dışarı çıkmadan önce çamaşır odasına uğrayabiliriz, diyor ve sizi kapıya doğru yönlendiriyor. Seninle tanışmak çok güzeldi. Dökülen içki ve elbisen için tekrar özür dilerim. Sorun değil. Her şeyin bir nedeni vardır ve içimden bir ses bu kez sebebinin Lexi olduğunu söylüyor. Birbirinize gülümsediğinizde kalbinizin yine pır pır ettiğini hissediyorsunuz. Aradığı şeyi bulmasını umuyorsunuz. Bu sırada, geceyi sonlandırıp eve dönmenizin vakti geldi. Ya da belki de yolunuzun üstündeki kafeye uğrayıp kendinizi şımartabilirsiniz? Doğruca eve gidecekseniz, 193. sayfaya geçin. Yolunuzun üstündeki kafeye uğradıktan sonra eve gidecekseniz, 210. sayfaya geçin. 177 Kalıp ona bir-iki şey öğretmeye karar verdiniz.
95 Riske girmeye karar veriyorsunuz. Xavier, senin için bu durumu değiştirmemi ister misin? Sözleriniz havada asılı kalıyor ve ekliyorsunuz: Daha önce hiç seks yapmadıysan, en azından sana nereden başlayacağını gösterebilirim. Şaşkınlık, tedirginlik ve umutla size bakıyor. Gösterir misin? Evet. Ama bazı temel kurallar var. Hiçbir bağlayıcılığı olmayacak. Bu bir kerelik bir şey olacak. Bana karşı çok nazik davrandın ve sen gördüğüm en yakışıklı erkeklerden birisin. Tek istediğim sana hoş ve baskısız bir ilk yaşatmak. Bana palavra atmana ya da performansın hakkında endişelenmene gerek yok. Anlaştık mı? Sadece rahatla, akışına bırak ve eğlenmeye bak. Sonra aklınıza bir düşünce geliyor. Prezervatifin var, değil mi? Olamaz. Yüzündeki şaşkınlığa bakılırsa, bu düşündüğü bir olasılık değildi. Bir yetişkin gibi davranıp çantanızda acil durumlar için bir tane bulundurmayı isteseniz de bu şimdiye kadar önceliğiniz olmadı. Çaresizliği neredeyse komik ama siz de bıkkınlık içindesiniz. Teklifinizi gözden geçirmeniz gerekecek gibi görünüyor fakat o sırada yüzü aydınlanıyor. Bekle, bir dakika! Hiçbir yere gitme! Orada kal! Neredeyse komik bir telaşla odadan fırlıyor. Bir dakika sonra gururla ve nefes nefese dönüyor ve kucağında... O da ne, bir kutu prezervatif mi? Odaya getirdiği kutunun içinde yüzlercesi olmalı. İşte ihtiyacınız olan iyimserlik. 178 Kuzenim barın tuvaletindeki makineleri doldurmak için ayrılan stokları saklıyor, diyen Xavier sırıtıyor. Neyse ki aklıma geldi. Sorun çözüldüğü için rahatlıyorsunuz. Öyleyse anlaştık? Sadece bir kere ve hiçbir bağlayıcılığı olmayacak? Tekrar size gülümsüyor ve bu bara ilk vardığınızda içinizi eriten gülümsemenin aynısı. Pekala, anlaştık. Ama emin misin? Demek istediğim- Xavier, diyorsunuz, konuşmayı bırak. Yanına gidip yavaşça kucağına oturuyorsunuz. Kollarını etrafınıza doluyor, vücudunun sıcaklığını ve gümbür gümbür atan kalbini hissediyorsunuz. Başınızı omzuna gömüp parmaklarınızı kalp atışlarıyla aynı anda zonklayan boğazının başlangıcındaki müthiş çukura koyuyorsunuz. Bir süre öyle kaldıktan sonra dudaklarını keşfe çıkıyorsunuz. Tadı baharat ve çay gibi, dudakları da inanılmaz derecede yumuşak. Önce temkinli davranıyor, sonra daha istekli, birbirinizin ağzına soktuğunuz dilleriniz birbirlerine değdiğinde mırıldanıyor. Uzanıp yanağınızı tutarak başınızın açısını değiştirip öpücüğü derinleştiriyor ve giderek kendine güveni artıyor. En sonunda soluklanmak için birbirinizden ayrıldığınızda, ikiniz de nefes nefese gülümsüyorsunuz. Şimdilik çok iyi, diyorsunuz. Biraz daha ileriye gidelim, olur mu? Masa lambasının loş ışığında ellerinin hafifçe titrediğini görünce duygulanıyorsunuz. Çok güzeller, bir konser piyanistinin elleri gibi;
96 parmakları aynı anda hem narin hem de güçlü. Bir elini tutup avucunun içini öptükten sonra göğsünüze koyuyorsunuz. m Sonucu anında alıyorsunuz: tişörtünün ince kumaşının altında göğüs ucunuz dikleşince ikiniz de zevkten nefesinizi tutuyorsunuz. Önce hafifçe, sonra daha güçlü bir şekilde avuçlayıp okşuyor. Sonra göğüs ucunuzu bulan parmakları hafifçe çevirip çimdikliyor. İnlemeye başladığınızda, eli anında duruyor. Çok mu fazla? Tanrım, hayır. İnan bana, çok fazla olursa sana söylerim. Ama sanırım iyiliğinin karşılığını verme sırası bende. Onu barın arkasında gördüğünüz ilk andan beri soymak istiyordunuz. Acele etmeden tişörtünü önce kusursuz karnından, sonra da pürüzsüz ve tüysüz göğsünden yukarı doğru çekiyorsunuz. Kollarını başının üstüne kaldırınca tişörtünü tamamen çıkarıp ayaklarınızın dibine bırakarak kusursuzluğunu gözler önüne seriyorsunuz. Mum ışığında gövdesi parlıyor, elinizin altında dalgalanan kaslarını örten teni kaşmir kadar güzel. İşaret parmağınızı emip sırayla göğüs uçlarını okşuyorsunuz ve ürperiyor. Aynı şeyi dudaklarınızla yaptığınızda, inlemeye başlıyor. Bu baştan çıkarma evresini olabildiğince uzatmakla bacaklarınızın arasındaki zonklamayı gidermek arasında kalıyorsunuz. İkinizin de üzerinde çok fazla giysi olduğu kesin, o nedenle kucağından kalkıyorsunuz ve bu Xavier in karşı çıkmasına neden oluyor. Sanırım yatağa geçme vakti geldi, diyorsunuz. Bekle, diyor boğuk bir sesle. Sadece bir dakikalığına sana bakmak istiyorum. O ufak dantel şey ve topuklu ayakkabılarla ne kadar güzel göründüğünü tahmin edemezsin. Karşısında durup üzerinde bıraktığınız etkinin tadını 180 çıkarıyorsunuz. Bacaklarınızı ayırıp hafifçe sallanıyorsunuz ve kollarınızı başınızın üstüne kaldırıp gövdenizi ona doğru çıkararak göğüslerinizin dikleşmesini sağlıyorsunuz. Tamamen şeninim. İstediğin kadar bakabilirsin. Saniyeler içinde koltuktan kalkıp kot pantolonuyla uğraşmaya başlıyor. Aceleyle indirdiği fermuarının sesini ve pantolonunu ayaklarından hızla fırlattığını duyuyorsunuz. Vücudu sandığınızdan çok daha güzel: dar kalçaları, gergin bir karnı, upuzun bacakları ve iç çamaşırının gizlediği sıkı, kalkık bir poposu var. Ama çamaşırı erekte olmuş erkekliğinin boyutunu saklamaya yetmiyor. Sanırım doğru düzgün soyunmamız gerek, diyorsunuz. G-string inizi çıkarıp yatağın kenarına oturuyorsunuz ve dizlerinizi bitişik tutarak topuklu ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Sonra yavaşça ve kasıtlı bir şekilde dirseklerinizin üzerine uzanıp, bacaklarınızı açıyor ve kadınlığınızı ona
97 sunuyorsunuz. Daha önce hiç bu kadar ahlaksız olmamıştınız ama en son ne zaman bu kadar ıslandığınızı da hatırlamıyorsunuz. Bir elinizi bacaklarınızın arasına götürüp belirginleşen dudaklarınızı ayırıyorsunuz. Xavier in gözleri kocaman oluyor ve bir şeyler mırıldanırken iç çamaşırını indiriyor. Serbest kalan dimdik, uzun ve kalın organına bakma sırası sizde. Uzan. Sözcüklerin ağzınızdan çıkması için boğazınızı temizlemek zorunda kalıp yatakta yanınıza vuruyorsunuz. Bu gerçek dışı. Bunun olduğuna inanamıyorum. Sen inanılmazsın, diye fısıldıyor. Sonra yanınıza uzanırken yatak hafifçe çöküyor. 181 İstek ve birikmiş tutkuyla titreyen vücuduna bakıyorsunuz. Ağırdan almalısınız ama bu noktada ikinizin de bunu yapabileceğinden emin değilsiniz. Ayrıca kocaman aletine karşı koyamıyorsunuz. Elinizle erkekliğini kavrıyorsunuz, altındaki kayayı örten ipeksi teni gergin, sonra elinizi dibinden ucuna doğru bir kez götürüyorsunuz... ve birden güçlü bir şekilde haykırıyor, kasılmasıyla sıcak menisi havaya fışkırıyor. Lanet olsun, bunun olacağını bilmeliydiniz. Böyle bir durumda ne yapılır, diye merak ederken hayal kırıklığına uğramamaya çalışıyorsunuz. Xavier in sesi ve nefesi normale döndüğünde -tekrar- özür dilemeye başlıyor. Şşş, diyorsunuz ve dümdüz karnında biriken meni-sini silmek için ödünç aldığınız tişörtüne uzanıyorsunuz. Bu kaçınılmazdı. Daha dikkatli olmalıydım. Gitmek istiyorsan, seni anlarım, diyor nefes nefese. Gitmeye karar verdiyseniz 183. sayfaya geçin. ikinci ders için kalmaya karar verdiyseniz, 186. sayfaya geçin. 182 Gitmeye karar verdiniz. Dirseğinizin üzerinde doğrulup ona bakıyorsunuz. Her şeyin bu kadar çabuk olması hiç şaşırtıcı değil. Ne de olsa yıllardır bu anı bekliyordu. Göz kapaklarının titremesini ve göğsünün yükselip alçalmasını izlerken içinizi çekiyorsunuz. Eve dönebilirsiniz. Komodinin çekmecesindeki kutuyu ve içindeki vibratörü hayal ediyorsunuz. Kız arkadaşlarınızın vibratörler hakkında söylediklerini hatırlıyorsunuz: Asla senden önce gelmezler, saçma sapan konuşmazlar, uzaktan kumandayı sahiplenmezler ve hiçbir zaman arayıp aramayacaklarını merak etmen gerekmez. Eğilip Xavier in dudaklarını hafifçe öpüyor ve saçlarını yüzünden itiyorsunuz. Harikasın, bunu biliyor muydun? diyorsunuz gözlerinin içine bakıp gülümseyerek.
98 Üzgün bir şekilde sırıtarak karşılık veriyor. Bu kadar çabuk olduğu için özür dilerim, diyor. Henüz... ona gelmemiştik... Sorun değil, diyorsunuz. Bu sadece birinci dersti, ikinci ders için hazır olduğunda, etrafında dönüp duran kızlardan birini alıp bu odaya getir, tamam mı? Kafasını sallıyor, tatmin olmanın ardından hala uykulu. Geç oldu, artık gitmeliyim, diyorsunuz ve yataktan kalkıp giydiği tişörte uzanıyorsunuz. Dirseklerinin üzerinde doğrulup, Emin misin? diye soruyor hayal kırıklığına uğramış gibi bir ifadeyle. Bana beş dakika verirsen, yapabileceğimden eminim, yani... tekrar başlayabiliriz. 183 Ona doğru eğilip elinizi omzuna bastırıyorsunuz. Biliyor musun? Çok geç oldu ve senin de güzellik uykuna ihtiyacın varmış gibi. Ben de çok yorgunum. Uzanıp uykulu gözlerle sizi izlerken tişörtünü kafanızdan geçiriyor ve erkeksi kokusunu alıyorsunuz, sonra g-string inizi giyiyorsunuz. Mahsuru yok, değil mi? diyorsunuz tişörtünü düzeltirken, Sadece çıkarken elbisemi alacağım. Sakıncası yoksa tişörtünü çamaşır odasına bırakırım. Neden yanında götürmüyorsun, yarın akşam getirirsin? diyor ve o sıradışı gülümsemesi yüzünü tekrar aydınlatıyor. ikinci dersimiz için. Düşünceli bir şekilde ona bakıyorsunuz. Olabilir. Gülüp ona bir öpücük gönderirken çantanızı ve ayakkabılarınızı alıp kapıdan çıkıyorsunuz. Bir sonraki durağınız kurutucunun durduğu çamaşır odası. Elbisenizi ve sutyeninizi çıkarıp giyiyorsunuz. Sıcak ve temizler. Barmenin tişörtünü son kez koklayıp gülümsüyorsunuz: bu devirde bir bakir bulacağınız kimin aklına gelirdi, özellikle de böyle meleksi bir yakışıklılığa sahip birini? Tek boynuzlu at bulmaktan farksız. Tişörtünü katlayıp kurutucunun üstüne bırakırken üzülerek geri dönme ihtimalinizin düşük olduğunu kabul ediyorsunuz. Şimdi sizi canlandıracak bir şeye ihtiyacınız var. Belki de eve dönmeden önce sıcak çikolata alabilirsiniz? Ya da komodininizin çekmecesindeki Tavşan işinize yarayabilir... Henüz eve dönmeye hazır değilseniz, 209. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce yolunuzun üstündeki kafeye uğramak istiyorsanız, 210. sayfaya geçin. 184 Evde sizi bekleyen Tavşan ınıza gitmeye karar verdiyseniz, 219. sayfaya geçin. 185 İkinei ders için kalmaya karar verdiniz. Hiçbir yere gitmiyorum, diyorsunuz. Özellikle de vücudunuz rahatlamayı bu kadar isterken. Xavier le işiniz henüz bitmedi. Hatta, yeni başladı. Nefesi yavaşça normale dönerken ona sokulup yanağını ve banyodaki duş jeli gibi hafif limon kokan yumuşak saçlarını öpüyorsunuz.
99 Telafi etmek istiyorum, diye fısıldıyor. Sırtına masaj yapmama ne dersin? Hiç fena bir fikir değil. Vücudunuz gergin ve sırtınızın alt kısmı hafifçe ağrıyor, on iki santimlik topuklu ayakkabılarla bütün gece dolaşmanızın sonucu olduğuna hiç şüpheniz yok. Doğrulurken yatağn hareket ettiğini hissediyorsunuz ve bir dakika sonra ellerine yağ sürdüğünü duyuyorsunuz, havada hafif bir sandal ağacı kokusu var. Ardından ellerini omuzlarınıza indiriyor, yağ biraz sıcak ve memnuniyetle içinizi çekiyorsunuz. Parmaklarını gergin kaslarınıza ustalıkla bastırıp düğümlerin üzerinde gezdiriyor ama çok derinlere inmeden teninizi okşayıp ısıtıyor. Vay canına, diye mırıldanıyorsunuz yastığa doğru. Ne yaptığını gerçekten biliyorsun. Hindistan da ders aldım. Mantıklı geliyor; kaslarınıza ne rasgele vuruyor, ne de düğümleri çimdikliyor. Daha çok sırtınızdaki kaslar ve sinir grupları arasında bir bağlantı kuruyor ve onları yatıştırıp rahatlatıyor. Omuriliğinizden aşağıya doğru yavaşça daireler çizen sıcak ve güçlü parmaklarından başka bir şeyin olmadığı bir yerde transa geçiyorsunuz. Tam uykuya 186 dalmak üzereyken dokunuşu değişip hafifliyor. Parmak uçlarım sırtınızda gezdirirken değişen baskı ürpermenize ve tüylerinizin diken diken olmasına neden oluyor. Omuriliğinizin bitimine kadar tüylerinizi diken diken ediyor, sonra rahatlatmak amacıyla olduğu kadar baştan çıkarmak için de elleriyle hafifçe kalçalarınızda daireler çiziyor. Elleri giderek aşağı iniyor ve o sırada nefesinizi tutuyorsunuz. Aynı zamanda kalçalarınızı dürten tek şeyin elleri olmadığım fark ediyorsunuz. Üzerinize çıkarken sertleşen organının sıcak ve yoğun baskısını hissedebiliyorsunuz. Bacaklarınızın arasındaki zonklama bir kez daha ısrarcı oluyor. Xavier, diye mırıldanıyorsunuz. Sanırım bir yeri atladın. Mesajı hemen alıyor, üzerinizden inip sırtüstü dönmenize yardım ediyor ve bu yepyeni bir his gibi geliyor. Gerilip göğsünüzü öne çıkarınca ne istediğinizi anlıyor ve bir elini göğüslerinizin üzerinde gezdirmeye başlıyor. Daha rahat ulaşması için kıpırdanıp kollarınızı başınızın arkasına koyuyorsunuz. Başını aşağı indiriyor ve dudakları göğüs uçlarınızdan birinin etrafında kapanınca nefesinizi tutuyorsunuz. Göğüs ucunuzu içine çekip diliyle oynayınca inlemeye başlıyorsunuz. Çocuk doğuştan yetenekli; söylemese acemi olduğu asla aklınıza gelmezdi. Saçları göğsünüzde dolaşırken, ağzıyla emiyor ve yalıyor, cesaretlendikçe hafifçe ısırmaya başlıyor. Sertleşen göğüs uçlarınızda dişlerini hissedince kalçanızı yataktan kaldırıyorsunuz. Bazı kadınların sadece göğüslerine
100 dokunulduğunda bile orgazm olduklarını duymuştunuz ve artık bunun gerçek olabileceğini anlamaya başlıyorsunuz. 187 Sizi her an biraz daha delirtiyor ve elini kapıp bacaklarınızın arasına itiyorsunuz. Parmaklarının daha rahat hareket etmesi için bir bacağınızı üzerine atıyor ve işaret parmağını klitorisinize yönlendiriyorsunuz. Saniyeler içinde haykırmaya başlıyorsunuz ve sonra hevesli parmaklarını aşağı kaydırıp keşfe çıkıyor. Çok ıslaksın, diye mırıldanıyor, Nil Nehri nin kaynağını bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Zevkten kıvranıyor olsanız da gülüyorsunuz. Sonra serin, uzun parmaklarından birini içeri ve yukarı doğru yavaşça itince yüksek sesle haykırıyorsunuz. Nasıl hissediyorsun? diye fısıldayıp önce bir, sonra iki parmağını ıslak vajinanıza bastırıyor. Bana harika geliyor. Müthiş, diye homurdanıp hevesli bir şekilde kıvranıyorsunuz. Erkekliğinin kalçanıza sertçe baskı yaptığını hissedebiliyorsunuz ve üzerine çıkarak seksi olabildiğince uzatma fikrinizi bir kenara atıyorsunuz. Yeniden penisini tutuyorsunuz, tatmin edici bir şekilde sert ve sıcak. İçime girmeni istiyorum, diyorsunuz. Bunun üzerine, gözleri ışıldıyor ve yatağın yanındaki kutuya eğilip bir avuç prezervatif alıyor. İkiniz de fazlasıyla tahrik olmuş olmanıza rağmen, çocuklar gibi gülüyorsunuz. Sanırım onlardan sadece bir tanesine ihtiyacın var, diyorsunuz. İlk seferi olduğu için prezervatifle siz ilgileniyorsunuz, paketinden çıkarıp ucundan tutarak dikkatle ona takıyorsunuz. Sonra onu üzerinize çekip ayırdığınız bacaklarınızın arasına yerleştiriyor. 188 Organının istekli bir şekilde kadınlığınıza değdiğini hissedebiliyorsunuz ve içinize girmesi için sabırsızlanıyorsunuz ama bunu doğru düzgün bir şekilde yapmalısınız. Kafanızı kaldırıp onu öperken ellerinizi sırtından sıkı kalçalarına doğru indiriyorsunuz. Sonra kasığınızı ona doğru kaldırırken aynı anda kalçalarınız hafifçe kendinize doğru çekiyorsunuz, alev alev yanan penisi rahat ve doğal bir şekilde içinize kayıyor. Açı harika ve büyük bir zevk dalgası hissediyorsunuz. Vajinanızın ıslak, sıcak ve hassas teninizi esnetmesiyle ikiniz de şiddetli bir şekilde inliyorsunuz ve erkekliğini hafifçe sıkıyorsunuz. Bir kez daha inliyor. Sonra size gülümsüyor: Bunun ne kadar müthiş bir his olduğuna anlatamam. Beklemeye değdi. İyi misin? İyi olmaktan öteyim, diyorsunuz içinizi çekerken. Şimdi lütfen beni al. Güzel ve yavaşça. Ve sertçe.
101 İsteğinizi yerine getiriyor, her darbesi derinlerinize kadar ilerleyen bir zevk alevini andırıyor. Fazla uzun sürmüyor, orgazmınızın yaklaştığını hissedebiliyorsunuz ve biraz daha dayanması için dua ediyorsunuz. Ardından patlarcasına doyuma ulaşıyorsunuz, rahatlama hissiniz o kadar şiddetli ki gözleriniz yaşarıyor. Vücudunuz tekrar tekrar kasılırken alçak bir sesle haykırdığınızı zar zor fark ediyorsunuz, dünya dönerken bir can simidi gibi omuzlarına tutunuyorsunuz ve sıra ona geliyor, sarsılarak içiniz-deyken boşalırken haykırıyor. Sonra gevşemiş ve birbirinize sarılmış bir halde yatarken, sadece kesik kesik aldığınız nefesleri duyabiliyorsunuz. Kalbiniz göğüs kafesinizde gümbür gümbür atarken kafası omzunuza gömülü. Uzuvlarınız pelte gibi ama Xa- 189 vier in ensesini ve omuzlarını okşayacak gücü kendinizde bulabiliyor ve tüm vücudunda beliren ince ter katmanını hissedebiliyorsunuz. Erkekliğinin içinizde yavaşça küçüldüğünü hissedebiliyorsunuz, hala hassas olan vajinanızla onu kavrayınca orgazm sonrası his yoğunlaşıyor. En sonunda prezervatifi kaymaması için tutarak içinizden çıkıyor ve ikiniz de derin bir nefes veriyorsunuz. Normale dönmeniz uzun zaman alıyor. Ağırlığını hissetmeye başlayınca nazikçe omuzlarına bastırıyorsunuz. Mesajı alanxavier üzerinizden kalkıp gevşek bir şekilde kollarını size dolayarak yine sarılıyor. Sesi sersemlemişçe-sine gururlu. Vay canına. Bu... harikaydı. Sonra aniden telaşlı bir ton takınıyor: Hoşuna gitti, değil mi? Hoşuna gittiğini düşündüm, bana öyle geldi. Ve o şekilde geldiğinde müthiş şeyler hissettim. Demek istediğim, orgazm oldun, değil mi? Hayır, seni aptal, beklenmedik bir epilepsi nöbeti geçirirken bir yandan da hıçkırıyordum. Elbette o bir orgazmdı ve buna BAYILDIM. Harikaydın. Birlikte kıkırdadıktan sonra birkaç dakika uyukluyor-sunuz. Bütün damarlarınızda dolaşan sıcaklık hissi karşı koyulmaz ama içinizdeki küçük bir ses sizi kalkıp eve gitmeniz için dürtüyor. Geceyi onunla geçirirseniz, işler karışık bir hal alacak. Xavier, diyorsunuz. Uyan. Partiyi bozmaktan nefret ediyorum ama eve gitmeliyim. Uykulu bir şekilde karşı çıkıyor ama kararınız kesin. Ne söylediğimizi unutma, bu bir kerelik bir şeydi. Elinizi tutup dudaklarına götürüyor. Ama bunu tek- 190 rar yapmak istiyorum. Ve tekrar, tekrar, tekrar. Sonra biraz daha. Ve ardından yüz kere daha. Sonra da en baştan başlamak istiyorum. Hem duygulanıyorsunuz hem de gururunuz okşanıyor. Ve aklınız çeliniyor. Cennetten kovulmuş bir melek gibi yatakta uzanıyor, gözleri uykulu ve
102 erkekliği kusursuz vücudundan sakin bir şekilde yana doğru uzanıyor. Kendine gel, diye kendinizi azarlıyorsunuz. Tekrar elinizi öpünce bir an zayıf düşüyorsunuz. Sonra kendinize onun bir öğrenci olduğunu hatırlatıyorsunuz. Önünde hala sıkıntı içinde geçireceği yıllar; sorunları, dramları var ve kimlik arayışında çok sayıda kızla karşılaşacak. Kusursuz on dokuzluk vücutları da cabası. Xavier aşık olup kalbinizi kırabilecek ya da kalbi kırıtabilecek bir çocuk ve önünde hala uzun yıllar var. O kendi hayatına, siz de kendi hayatınıza bakmalısınız. Yavaşça kalkıp iç çamaşırınızı ve ayakkabılarınızı alıyorsunuz. Sonra eğilip ona son kez uzun bir öpücük veriyorsunuz. Hoşça kal, Xavier. Şanslı bir kadını, belki de birçok kadını çok mutlu edeceksin. Seni asla unutmayacağım, diye fısıldıyor içtenlikle. Doksan yaşıma kadar yaşasam ya da milyonlarca kadınla birlikte olsam da hatırlayacağım. Benim için bir zevkti. Gerçekten. Şimdi uyu. Taksi çağıracağım. Aşağıda barda beklerim. Artık karşı koymuyor. Memnuniyetle içini çekerek yan tarafına dönüyor, upuzun kirpikleri kusursuz yanaklarında dalgalanıyor. Neredeyse uykuya dalmak üzereyken son sözlerini söylüyor. Beni istersen, nerede bulacağını biliyorsun. Bu gecelik bu kadar eğlence yeterli. Tek istediğiniz kendi yatağınız. Ama bu son maceranız öylesine tatlı ve beklenmedikti ki içinizden Melissa ya uğrayıp ona bütün hikayeyi anlatmak geliyor. Doğruca evinize gidecekseniz, 193. sayfaya geçin. Gecenizi anlatmak için Melissa ya uğrayacaksanız, 216. sayfaya geçin. 192 Geceyi sorılandırıp evinize dönmeye karar verdiniz. Geç. Hatta, o kadar geç ki neredeyse sabah oldu. Oldukça eğlenceli ve maceralı bir gece geçirdiniz ama nihayet eve gidiyor olmaktan memnunsunuz. Çok yorgunsunuz ama adrenalin hala vücudunuzda dolaşıyor. Uyku çok uzaklarda fakat sorun değil. Yırın için hiçbir planınız yok ve uzun zamandır yeniden izlemek istediğiniz Bridget Jo-nes un Günlüğü DVD niz var. Bu film asla eskimiyor. Artık bu kadar yüksek topuklu ayakkabılar giymeye alışık değilsiniz. Ayaklarınız sızlıyor ve ne kadar muhteşem olsa da, mor g-string iniz kalçalarınızı sıkıyor. Karnınızı içeri çekmeyi bırakmak, rahat bir iç çamaşırı giyip bir fincan çay, bir kase patlamış mısır ve uzaktan kumandayla kanepede yayılmak harika olacak. Apartmanınızın lobisine girdiğinizde ortalık çok sessiz. Asansörün tuşuna basıp kafanızı kaldırıp kapının üstündeki sayılara bakıyorsunuz. Küçük ışığa göre, asansör altıncı katta takılıp kalmış olmalı. Sizin katınız.
103 Tuşa birkaç kez daha bastıktan sonra kafanızı sallıyorsunuz. İnsanlar neden bunu yapıyor? Tekrar baktığınızda, ışık hala altı rakamında parlıyor. Sinirleniyorsunuz, gecenin bu saatinde kim bilir hangi aptal komşun asansörü meşgul ediyor? Solunuza bakıyorsunuz, merdivenlerden çıkmayı da deneyebilirsiniz. Merdivenlerden çıkmaya karar verdiyseniz, 194. sayfaya geçin. Asansörü beklemeye karar verdiyseniz, 205. sayfaya geçin. Merdivenlerden çıkmaya karar verdiniz. Merdivenleri yarıladığınızda, iki büklüm ve nefes nefese bir şekilde durmak zorunda kalıyorsunuz. Size merdivenlerden çıkabileceğinizi düşündüren şey neydi, hem de bu topuklu ayakkabılarla? Sabahın dördünde kim kahramanlık yapmaya çalışır ki? Nihayet altıncı kata vardığınızda, koridorun kapısını iterek açıyorsunuz. Eve girip ayakkabılarınızı çıkarmak için sabırsızlanıyorsunuz, o nedenle loş ışıkta hızla ilerliyorsunuz. Ama bir anda, bacağınızı bir şeye vurunca çığlık atıyorsunuz. Düşmeye başladığınız sırada, içgüdüsel bir şekilde iki elinizi de uzatıyorsunuz. Lanet olsun! Ayağınıza takılan şeyi görmek için baktığınızda koridora rasgele dağılmış olan yirmi karton kutudan biri olduğunu keşfediyorsunuz. Hangi aptal bu kutuları ortada bıraktı? Bacağınız zonkluyor, sert halıya düşüşünüzü hafifleten avuçlarınız ve bilekleriniz sızlıyor. Boynunuzu kırabilirdiniz! Tanrım, iyi misin? Hala dizlerinizin ve ellerinizin üzerindeyken ve göz-yaşlarınız gözlerinize batarken, soruyu kimin sorduğunu görmek için arkanıza bakıyorsunuz. 610 numaralı dairenin girişinde uzun boylu, üzerinde rengi solmuş bir kot pantolonla ekose desenli gömlek olan gözlüklü genç bir adam duruyor. Onu daha önce hiç görmemiştiniz; yeni taşınıyor olmalı. Bu durum kutuları ve katta takılıp kalan asansörü açıklıyor. Yanınıza koşup dizlerinin üstüne çöküyor. İyi misin? Bir yerin kırıldı mı? Dirseğinize uzanıp 194 ayağa kalkmanıza yardımcı oluyor. Kalkar kalkmaz, saçlarınızı kenara itip bacağınızı ovmak ve hasar tespiti yapmak için eğiliyorsunuz. Sol bacağınızda kocaman bir morluk oluşmaya başlamış ve sağ bacağınızda dizinizin hemen altındaki kesik de kanıyor. Of, olamaz, diyor, kanıyor! Benim suçum. Çok üzgünüm! Lütfen içeri gel. Banyo kutularını henüz boşaltmadım ama yara bandının bulunduğu kutunun mutfakta olduğuna eminim. Seni tedavi etmeliyiz. Kanamayı durdurmak için evine gidecekseniz, 196. sayfaya geçin. Aksayarak evinize gitmek istiyorsanız, 204. sayfaya geçin. 195
104 Kanamayı durdurmak için ottun evine gittiniz. Yeni komşunuz kolunuza girip aksayarak dairesine gitmenize yardım ediyor. Dairenin planı sizinkiyle neredeyse aynı ama dekoru oldukça farklı. Bu evin bir erkeğe ait olduğu çok açık. Kutuların çok azı boşaltılmış ve çoğu her yere istiflenmiş halde ama büyük ekranlı televizyon, ses sistemi ve koltuklar uzun zamandır buradaymış gibi çoktan yerleştirilmiş. Ne zaman taşındın? diye soruyorsunuz. Birkaç gün önce, diyor mutfağa gitmenize yardım ederken. Ama koridordaki kutular bu akşam geldi ve geç saatte kimsenin ortalıkta olmayacağını düşündüğüm için gece boyunca onları orada bıraktım. Ama onları duvarın dibinde istiflemeliydim. Gerçekten çok üzgünüm! Perişan hali karşısında elinizde olmadan gülümsüyorsunuz. Avukatlarım seninle irtibata geçecek, diyorsunuz sertçe Şaşırmış görünüyor ama şaka yaptığınızı anlayınca gülümsüyor ve ne kadar yakışıklı olduğunu görünce bu kez siz şaşırıyorsunuz. İlk başta bunu fark etmemiştiniz. Klasik anlamda çekici olduğu söylenemez ama hafif çarpık bir gülümsemeye ve bir erkekte gördüğünüz en uzun kirpiklere sahip. Gözlerini her kırpıştırdığında kirpikleri nerdeyse gözlük camlarına değiyor. Buraya oturabilecek misin? diye soruyor mutfak tezgahını göstererek. Böylece bacağındaki kesiğe daha yakından bakabilirim. Hala kanıyor, temizlesek iyi olacak. Siz tezgaha otururken, o mutfak masasındaki kutuyu karıştırıyor ve sonra küçük bir ilk yardım çantasıyla yanınıza geliyor. 196 Doktor musun? diye sorarken bacağınızdan süzülen kanı görünce rahatsız oluyorsunuz. Hayır yazarım, sanırım aynı şey. Demek istediğim, doktorlar hakkında yazmıştım. O halde... Pekala, bakalım ne tür bir davayla karşı karşıyayım, diyor ve küçük bir pamukla dizinizin altına bastırıyor. Kasıtsız cinayet ya da ölümcül bir karton kutuyla saldırı. Sanırım avukatlar hakkında yazdığımızı da bilmelisin, o nedenle eğer bu mahkemeye giderse, biraz uğraşman gerekecek. Hmm. Yakışıklı ve komik. Böylesi tehlikelidir. Bir şeyim kalmaz, kanama neredeyse durdu, diyorsunuz ve pamuğu ondan alıp teninize bastırıyorsunuz. Geç oldu, eve gitsem iyi olacak. Olmaz! diyor. Çok kan kaybettin ve bundan ben sorumluyum. En azından, gitmeden sana bir fincan çay ikram etmeme izin ver. Tereddütle ona bakıyorsunuz. Gerçekten henüz gidemezsin, diye devam ediyor. Buraya getirdiğim malzemelerin yarısını bile kullanmadım, diyor ve tezgahta açık duran ilk yardım çantasını gösteriyor. Hiç kullanmayacaksam etkileyici bir ilk yardım
105 çantasına sahip olmamın ne anlamı var? Gördüğün gibi, seni taburcu etmeden önce daha kullanmam gereken tentürdiyot, antiseptik ve yara bantları var. Siz, Pekala, diyerek teslim olunca, bir pamuk daha alıyor. Sonra bir eliyle baldırınızı tutup diğeriyle dikkatle yaranızı siliyor. Dokunuşu bacağınızı karıncalandırıyor. Bu iri yarı, yalın ayaklı çocuğun ne kadar nazik olduğuna 19? inanamıyorsunuz. Ona daha dikkatle bakıyorsunuz. Boyu en az bir doksan olmalı, kirli sakallı ve ufak bir kesime ihtiyacı olan gür, koyu renk, dağınık saçları var. Ne var bu kutularda? diye soruyorsunuz. Duvara çarpmış gibi oldum. Kitaplar, diyor biraz utangaç bir şekilde. Ufak bir sorunum var: Yanından geçtiğim her kitabı satın alıyorum. Mesleki bir tehlike. Taşınma sebeplerimden biri de buydu; eski evimde kitaplar için yeteri kadar yer kalmamıştı. Ayrıca, tuzağa düşürecek komşum da kalmamıştı. Kanama durmuş gibi görünüyor ve adam bacağınızı bırakıp doğruluyor. Siz mutfak tezgahında otururken, yüzü sizinkiyle neredeyse aynı hizada. O kadar yakın ki teniniz ısınıyor ve yanılmıyorsanız, yüzü biraz kızarıyor ve hemen antiseptik şişesi ve pamukla meşgul olmaya başlıyor. Biraz yakabilir, diyor. Gerekirse omzumu sıkabilirsin. Bu aptalca, ne kadar yakabilir ki diye içinizden geçiriyorsunuz. Off, gerçekten de yaktı! diye bağırıp omzunu tutar tutmaz, elinizin altındaki kaslarını hissediyorsunuz. Acı geldiği kadar çabuk gidiyor, istemeye istemeye omzunu bırakıyor ve bu kadar büyüttüğünüz için kendinizi aptal gibi hissediyorsunuz. Bir yara bandına uzanıp kağıdından çıkarıyor ve dizinizin altındaki kesiğe nazikçe yapıştırıyor. Bir an, bacağınızdaki kesiği öperek geçirmeye çalışıp çalışmayacağını merak ediyorsunuz ve bu düşünce heyecanlanmanıza neden oluyor ama öpmüyor. Profesyonel olmayan fikrime göre, diğer bacağın iyi görünüyor, morluk birkaç gün içinde geçer. Ne kadar üzgün olduğumu anlatamam. Eve kesikler ve çürükler içinde aksayarak döndüğünde erkek arkadaşın ne diyecek? 198 Erkek arkadaşım yok, diyorsunuz. Ya sen? O çarpık gülümsemesi yüzüne yayılırken, Benim de erkek arkadaşım yok, diyor. Gülerek tezgahtan iniyorsunuz. Gitmeden önce en azından acı için bir reçete yazabilir miyim? Buzdolabını açıp içine bakıyor. Hastanedeki vardiyam az önce bitti ve sanırım bir içkiye ihtiyacım var. Bekar olduğunu buzdolabındaki raflar doğruluyor. Buzdolabında sadece birkaç altılık bira, bir kutu süt, bir kavanoz mayonez ve biraz Çin yemeği var. Dolaptan çıkardığı birayı kapağını açtıktan sonra size uzatıyor. Onunla bir içki içmek istiyorsanız, 200. sayfaya geçin. Geceyi sonlandırmaya karar verdiyseniz, 203. sayfaya geçin.
106 199 Komşunuzla bir içki içmeye karar verdiniz. Birayı alıp teşekkür ediyorsunuz. Şişe ferahlatıcı bir şekilde serin, hala yanıyor gibi gelen yanaklarınıza değdirmenize engel olamıyorsunuz. Kendisine de bir bira alıp şişenin boynunu sizinkine vuruyor. Yeni komşuların şerefine, diyor. Ve kazançlı davalara. Göz göze geliyorsunuz ve aranızda bir tür alevlenme oluyor. Oturma odasına doğru onu takip ediyorsunuz. Neredeyse bütün duvarların kenarında istiflenmiş kutular var. Çaktırmadan yatak odasına bakınca çift kişilik yatağın dağınık olduğunu ve sağa sola saçılan gazeteleri görüyorsunuz. Birden yatakta oturmuş kahve içtiğinizi ve birlikte sabah gazetesini okuduğunuzu hayal ediyorsunuz. Silkelenerek bu saçma hayalden kurtulup buz gibi biranızı yu-dumluyorsunuz. Rahatına bak, diyor. Kanepeye otururken nereye oturacağını merak ediyorsunuz. Yanınıza oturmak yerine tekli koltuğa oturunca biraz hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Mutfaktayken çok yakınınızda olması hoşunuza gitmişti. Sehpanın üzerinde bir öbek kağıt var, elinize alıp başlığını yüksek sesle okuyorsunuz: Bir Kız Bara Girer Ve... Taslağı okumaya başlayacaksanız, 5. sayfaya geçin. Özel yazılarını okuma isteğinize karşı koyacaksanız, 201. sayfaya geçin. Özel yazılarını okuma isteğinize kaqt koyuyorsunuz. Kızarıyor ve kağıtları elinizden çekip yere atıyor. Üzerinde çalıştığım bir şey Hala taslak aşamasında. Mutlu bir sonu olacak mı? diye soruyorsunuz. Henüz bilmiyorum, gidişata bakılırsa, birden fazla mutlu sonu olabilir. Birkaç saniye rahat bir sessizlik içinde geçiyor. Eğlenceli bir gece geçirdin mi? diye soruyor. Kafanızı sallayıp biranızdan bir yudum alıyorsunuz. Gerçekten eğlenceliydi. Bir arkadaşımla buluşmam gerekiyordu ama son anda beni ekti. Yine de çok eğlendim. Öyle olmalı, diyor saatine bakarak. Tek gece kuşu ben değilim. Neden hala ayaktasın? diye soruyorsunuz etrafınıza bakarak. Televizyonun kapalı olduğunu ve müzik çalmadığını fark ediyorsunuz. Çalışıyordum. Geceleri yazmayı seviyorum. Güneş battıktan sonra dünya bambaşka bir yer oluyor. Her şey olabilirmiş gibi geliyor. Kafanızı sallıyorsunuz. Bunun ne kadar doğru olduğunu keşke bilebilse. Biranızdan son bir yudum alıyorsunuz. Geç demişken, gitsem iyi olacak, diyorsunuz. Sizinle birlikte ayağa kalkarken hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyor. Ah, pekala. Ama belki bir ara bana etrafı gezdirebilirsin ya da bir şeyler
107 yiyebiliriz? O şekilde kitaplarıma daldıktan sonra en azından bu kadarını yapabilirsin. Gülüyorsunuz. Elbette, kulağa hoş geliyor. Seni geçireyim mi? İlk romanımdaki karakterlerden biri bir ninjaydı, o nedenle evine güvenle varmanı sağla- 201 yacak beceriye sahibim. En azından bir yere kadar, çünkü kitap henüz yayınlanmadı. Tekrar gülüyorsunuz. Sanırım yirmi metreyi tek başıma katedebilirim. Ama bira, tıbbi yardım ve yara için teşekkürler. Hep bir savaş yaram olmasını istemiştim. Başka davalardan kurtulmak için sanırım o kutuları hemen taşıyacağım. Böylece başka talihsiz kazalar olmaz. Kapıdan çıkarken hala kıkırdıyorsunuz. Kutuların arasından dikkatle geçip dairenize doğru ilerliyorsunuz. Bakışlarını sırtınızda hissedebiliyorsunuz ve mümkün olduğunca kontrollü görünmeye çalışıyorsunuz. Koridorun öteki ucundaki kapınızın önüne vardığınızda, dönüp ona bakınca dairesinin girişinden hala sizi izlediğini görüyorsunuz. İki eli cebinde ve yüzünde o çarpık gülümsemesi var. İçeri girmeden önce usulca, İyi geceler, diyorsunuz. Tatlı rüyalar, diye karşılık veriyor, hafifçe el sallayarak. Nihayet. En sonunda evinizdesiniz sayfaya geçin. 202 Geceyi sona erdirmeye karar verdiniz. Başka bir zamana bırakmamızın sakıncası var mı? Çok uzun bir gece oldu. Elbette. Yarın geceye ne dersin? Sargını değiştirip kesiğe tekrar bakmalıyım, diyor bacağını işaret ederek. Belki sonra yemeğe çıkarız? Sana böylesine ağır bir hasar verdikten sonra en azından bunu yapmama izin ver. Ayrıca, bana yeni mahallemi gezdirmene ihtiyacım var. Kafanızı sallıyorsunuz. Suyun üzerindeki süzülen bir ördek gibi hissediyorsunuz; görünüşte sakinsiniz ama vücudunuzdaki bütün organlarınız çılgınca çırpınıyor. Aranızdaki çekimi hayal ediyor olamazsınız. Geçirdiğiniz gecenin ardından olabildiğince kontrollü bir şekilde kapınıza doğru yürürken elbisenizi düzeltiyorsunuz. Saat yedi nasıl? Harika, diyerek kutuların arasından dikkatle geçip dairenize ilerliyorsunuz. Bu sırada gözlerinin üzerinizde olduğunu hissedebiliyorsunuz. Kapının kilidini açarken arkanıza bakıyorsunuz ve elleri kot pantolonunun ceplerinde kapıya yaslanmış, yüzünde o çarpık gülümsemesiyle size baktığını görüyorsunuz. İçeri girdiğiniz sırada hafifçe el sallıyor. Nihayet eve gitmek için, 208. sayfaya geçin. Aksayarak eve gitmek istiyorsunuz.
108 Teşekkürler. Çok düşüncelisin ama önemi yok, sadece küçük bir kesik. Bir şeyim yok. Onun önünde takılıp düştüğünüz için utanç içindesiniz. Pekala, diyor. İyi olmana sevindim. Zarif görünmeye çalışarak koridorun öteki ucundaki dairenize yürüyorsunuz. Nihayet anahtarlarınızı bulup kapınızı açtığınızda, çaktırmadan arkanıza bakıyorsunuz ve koridorun ortasındaki kutuları duvarların dibine istiflemekle meşgul olduğunu görüyorsunuz. Size bakıp el sallıyor ve çarpık bir şekilde gülümsüyor. Bekar olup olmadığını merak ediyorsunuz. Nihayet eve gitmek için, 208. sayfaya geçin. 204 Asansörü beklemeye karar verdiniz. Asansörü beklerken, ayağınızı kaldırıp esnetiyorsunuz. Ayak bilekleriniz çok ağrıyor, bir an önce topuklu ayakkabılarınızı çıkarmak istiyorsunuz. En sonunda, kat numaralarını gösteren kırmızı ışık değişiyor ve asansör sizi almak için aşağı iniyor. Gerçekten geceyi sonlandırmanın vakti geldi. Asansörün kapıları açılınca onu meşgul eden her kimse ona pis bir bakış atmaya hazırlanıyorsunuz ama asansör boş. Altıncı katta asansörden indiğinizde, 610 numaralı dairenin önüne karton kutuların saçılmış olduğunu görüyorsunuz. Biri yeni taşınmış olmalı; bu kutular daha önce siz dışarı çıkarken yoktu. Kapının açık olup olmadığını görmek için boynunuzu uzatıyorsunuz fakat kapının önüne o kadar çok kutu istiflenmiş ki emin olamıyorsunuz. Çaktırmadan yeni komşunuza bakmaya karar verdiyseniz, 206. sayfaya geçin. Rahat bir iç çamaşırı giyip film izlemek istiyorsanız, 208. say-faya geçin. 205 Çaktırmadan yeni komşunuza bakmaya karar verdiniz. Koridorda rasgele etrafa saçılmış kutuların arasından geçerek 610 numaralı daireye doğru ilerliyorsunuz. Yaklaştıkça kapının açık olduğunu ve ışıkların yandığını fark ediyorsunuz. Saat neredeyse sabahın dördü, bu saatte kim ayakta olabilir? Birden bir adamın boğazını temizlediğini ve yaklaşan ayak seslerini duyuyorsunuz. İçerideki her kimse koridora doğru yürüyor. Kutulardan birini almaya geliyor olmalı. Gecenin bir yarısı evinin önünde sinsice dolaştığınızı görürse ne düşünür? Hızla kapınıza doğru yürüyor ve dışarı çıktığı sırada asansörden çıkmış evinize gidiyor gibi görünmeyi umuyorsunuz. Ama sadece birkaç adım ilerlemişken bacağınızda keskin bir acı hissediyor ve sonra ağır çekimde yüz üstü düşüyorsunuz. Lanet olsun! diye bağırıp yere iniş yapmadan önce içgüdüsel olarak ellerinizi uzatıyorsunuz. Of, of, of! diye bağırırken kalçanız havada, zarafetten uzak şekilde yere seriliyorsunuz.
109 Tanrım! diyor bir adam arkanızdan. Utanç içerisinde, yerden olabildiğince çabuk ve zarif bir şekilde kalkıyorsunuz. Üzerinde rengi solmuş bir kot pantolon ve ekose desenli bir gömlek olan uzun boylu, gözlüklü bir genç adam yanınıza koşuyor. İyi misin? diye soruyor. Sanırım kanıyor! Eğilip bakınca sol dizinizde kocaman bir morluğun oluşmaya başladığını ve dizinizin altından kan aktığını görüyorsunuz. Of, of, of, diyorsunuz çizilen avuç içlerinize bakarak. Kutuları bu şekilde dışarıda bırakmamalıydım. Ger- 206 çekten çok üzgünüm. Seni hastaneye götürmemi ister misin? Of En azından kanamayı durdurmamız için içeri gel. Yürüyebilecek misin? diye soruyor. Ona bakıp gözünüzde oluşan tek damla yaştan gözlerinizi kırpıştırarak kurtuluyorsunuz. Cevabı tahmin etmeme izin ver. Of mu? diyor. Kanamayı durdurmak için evine gidecekseniz, 196. sayfaya geçin. Aksayarak evinize gitmek istiyorsanız, 204. sayfaya geçin. Rahat iç çamaşırıntz ve filminiz sizi bekliyor. Ah, huzur. En sonunda evinizdesiniz. İlk olarak topuklu ayakkabılarınızı çıkarıp kapının yanına bırakıyorsunuz. Sonra yatak odasına girerken elbisenizi başınızdan çıkarıp, onu ve el çantanızı tuvalet masasına bırakıyorsunuz. Sutyeninizi ve g-string inizi odanın köşesindeki çamaşır sepetine fırlatıyorsunuz. Onu kesinlikle tekrar giyeceğinizi düşünüyorsunuz. Hatta, bu geceden itibaren şanslı iç çamaşırınız olarak sımflaııdırabilirsiniz. Hedefi tutturamıyorsunuz ve küçük dantelli mor g-string iniz narin bir şekilde sepetin yanına düşüyor. Ama önemi yok, onu yerden yarın alırsınız. Uzun, sıcak bir duş alıp sıradan bir iç çamaşırı ve üzerinize büyük gelen bir tişört giyiyorsunuz. Hala uyu-yamayacak kadar gerginsiniz ve rahatlamaya ihtiyacınız var. Mikrodalgaya bir kutu patlamış mısır koyuyorsunuz, bunu hak ettiniz. Sonra kanepeye yığılıp filmi başlatıyorsunuz. Bridget Jones un Günlüğü nün jeneriği ekranda akmaya başlayınca gülümsüyorsunuz. Hayat güzel. Hatta bundan daha iyi olamaz. 208 Henüz eve gitmeye hazır değilsiniz. Geç oldu ama doğruca eve gidemeyecek kadar gerginsiniz. Hala damarlarınızda dolaşan adrenalinin son izlerini hissedebiliyorsunuz. Ne çılgın bir geceydi ama! Üstelik Melissa gelemeyeceğini söylediğinde aklınızdan doğruca eve dönmeyi geçirmiştiniz. Bunun üzerinden sadece birkaç saat geçtiğine inanamıyorsunuz.
110 Bütün gece karakterinize tamamen ters şeyler yaptınız fakat her saniyesinden zevk aldınız. Sizi bu kadar cesur kılan şeyin dantelli mor g- string iniz mi yoksa kendinizden başka hesap verecek biri olmadan dışarıda olmanız mı olduğunu merak ediyorsunuz. Sebebi ne olursa olsun, bu gece hayatınızın en güzel gecesiydi. Peki ama şimdi ne yapacaksınız? Melissa nın hala uyanık olup olmadığını merak ediyorsunuz. Ona neler yaptığınızı anlatmak için sabırsızlanıyorsunuz. Evine uğramalı mısınız? Emin değilsiniz... saatlerdir uyuyor olabilir. Ya da eve dönmeden önce sokağınızda geç saatlere kadar açık olan kafeye uğrayabilirsiniz. Eve dönmeden önce kafeye uğrayacaksanız, 210. sayfaya geçin. Eve dönmeden önce Melissa ya uğramaya karar verdiyseniz, 216. sayfaya geçin. 209 Eve dönmeden önce geç saatlere kadar açık olan kafeye uğramaya karar verdiniz. Taksi sizi kafenin önünde bırakıyor. Saat o kadar geç ki neredeyse sabah oldu. Işıkları yanıyor ama tezgahın arkasında akıllı telefonuyla uğraşan, sıkılmış görünen eleman dışında içerisi boş. Kapıyı itiyorsunuz ama açık değil. Tuhaf olduğunu düşünüyorsunuz, geç saatlere kadar açık olmaları gerekiyor ve saat geç oldu. Tekrar kapıyı itiyorsunuz ama hiçbir şey olmuyor. Sessizce homurdanıp tezgahın arkasındaki elemanla göz teması kurmaya çalışıyorsunuz fakat sizinle uğraşmamak için meşgulmüş gibi yapmaya devam ediyor. Belki de kafe kapalı. Ama öyleyse neden hala orada oturuyor? Bu kez bütün ağırlığınızı vererek tekrar kapıyı itiyorsunuz ancak yerinden kımıldamıyor. Biri arkanızda boğazını temizleyince irkiliyorsunuz. Arkanıza döndüğünüzde, karşınızda sizin yaşınızda, uzun boylu, koyu renk saçlı ve siyah çerçeveli gözlük takan bir adam buluyorsunuz. Klasik anlamda yakışıklı değil ama ilginç bir yanı var. Gülümseyince dudaklarının biraz çarpıldığını fark ediyorsunuz. Yardım etmeme izin ver, diyor ve kapının koluna uzanıp size doğru çekiyor. Ah! İtilen değil, çekilen kapılardan. Uzun bir gece oldu da, diye homurdanırken utançla kızarıyorsunuz. Hayır, sorun sende değil, kapıyı değiştirmiş olmalılar. İki gün önce buradaydım ve o zaman kapının itilerek açıldığından eminim. Önden geç, diyor ve kapıyı sizin için açık tutarken, kafenin ses sisteminden Erykah Badu nm sesi duyuluyor. 210 Tezgaha yaklaşınca ondan önce siparişinizi vermeniz için işaret ediyor.
111 Telefonunu bırakıp sizinle ilgilenmeye pek de hevesli olmayan elemana, Sıcak çikolata lütfen, diyorsunuz. Şekerleme olsun mu? diye soruyor bıkkınlıkla. Birden şekerlemeli sıcak çikolata sipariş etmenin çocukça olduğunu düşünüyorsunuz, yanınızda duran uzun boylu adamın sırıttığından eminsiniz. Önce kapı, şimdi de bu. Beş yaşındaki bir çocuğun IQ suna sahip olduğunuzu düşünüyor olmalı. Ama geçirdiğiniz gecenin ardından, şekerlemeli sıcak çikolata istiyorsunuz ve onu ne pahasına olursa olsun alacaksınız. Evet, lütfen, diyorsunuz olabildiğince kendinizden emin bir şekilde. Parasını ödeyip bir sandalyeye oturuyorsunuz ve hemen yanınızdaki sehpanın üzerindeki dergilere göz gezdiriyorsunuz. Rasgele bir tane seçip okuyormuş gibi yaparken derginin üzerinden çaktırmadan çocuğu inceliyor ve kapuçinosunu sipariş ederken kulak misafiri oluyorsunuz. Hoş bir fiziği var, uzun boylu ve ince. Üzerinde eski bir kot pantolon, ekose desenli bir gömlek ve uzun süredir giydiği anlaşılan bir çift spor ayakkabı var. Saçlarını kestir-se ve sakal tıraşı olsa fena olmayabilir. Arkasını dönünce sizi onu süzerken yakalıyor. İkinci kez yerin dibine girerek gözlerinizi dergiye çeviriyorsunuz. Güzel mi? diye sorunca kendinizi dergiye kaptırmış gibi yaparak şaşkınlıkla ona bakıyorsunuz. Bu kez gülümsemesi daha da genişliyor. Fena değil, diyorsunuz ilgisiz bir ifade takınarak. Öyleyse tarım işindesin? diye soruyor. 211 Ne? Dergiye işaret edince, elinizde Haftalık Tanın dergisini tuttuğunuzu anlıyorsunuz. Üstelik ters bir şekilde. Telaşla dergiyi sehpaya bırakıyorsunuz. Koyunlar hakkında öğrenilecek çok şey var, diyorsunuz durumu kurtarmaya çalışarak. Sanırım öyle, diyerek kıkırdıyor. Çok sık koyun sayıyorum. Kesinlikle, diyorsunuz. Ayrıca yün olayı da çok etkileyici. Hele o postları yok mu! Bir büyük boy kapuçino! Bir şekerlemeli sıcak çikolata! diye bağırıyor kafenin elamanı, sanki içerisi tıka basa doluymuş gibi. Tezgahta kapuçino ve sıcak çikolata yazan iki kağıt bardak duruyor. içeceğinizi alıp yerinize dönüyorsunuz ve çaktırmadan Kapuçino Adam ın bardağının kapağındaki deliğe üfleyip bir yudum almasını izliyorsunuz. Kafası karışmış gibi bardağa baktıktan sonra kapağını kaldırıp içine bakıyor. Gözlüğünün camları buharlanınca bardağı masaya bırakıp gömleğinin ucuyla gözlüğünü silmek zorunda kalıyor. Gördüğünüz en uzun kirpiklere sahip. Yavaş yavaş yanınıza gelip bardağı masanızda önünüze koyuyor. Sanırım yanlışlıkla şeninkini aldım, diyor.
112 Bardağın üzerinde açıkça, kapuçino yazdığı için şaşkınlıkla ona bakıyorsunuz. Hiçbir şey söylemeyecektim, tadı harika, diyor bardağın içindeki sıcak çikolatanın üzerinde yavaşça eriyen şekerlemeye işaret ederek. Ama'er ya da geç anlayacağını düşündüm. Etkileyici çıkarım gücümden yola çıkarsam, bu da senin olmalı? diyor ve henüz dokunmadığınız bardağı ona uzatıyorsunuz. Teşekkürler. Elbette bu gece burası çok kalabalık olduğu için siparişlerimizi karıştırması normal! diyor boş kafeyi göstererek. Telefonunda ilgi çekici bir şey okuyor gibi görünen eleman size aldırmamaya devam ediyor. Sıcak çikolatanızdan bir yudum daha alıyor. Sanırım sipariş kıskançlığı yaşıyorum. Bu saatte kahve içersem, asla uyuyamam. Benim ihtiyacım olansa tam olarak bu. Koli boşaltmakla meşgulüm, birkaç koli daha boşaltabilecek kadar ayakta kalmama yardımcı olacağını düşünmüştüm. Müzik şarkının ortasında aniden kesiliyor ve floresan ışıklar yanıyor. Gözleriniz sert ışığa alışırken elinizle gözlerinizi koruyup kırpıştırıyorsunuz; sabahın erken saatlerinde parlak ışıkların altında kimse güzel görünmez. Sanırım bu kapandıkları anlamına geliyor, diyor. Kahveleriyle tanınıyorlar, incelikleriyle değil, diyorsunuz. Kapıyı itip tek eliyle sizin için açık tutarken diğer eliyle sıcak çikolatakapuçinosunu tutuyor. Dışarı çıkınca duraksayıp birbirinize bakıyorsunuz. Henüz ikinizin de ayrılmaya hazır olmadığınız izlenimine kapılıyorsunuz. Ama kendinizi biraz sersem hissediyorsunuz, öylece orada duramazsınız ya! Sanırım geç oluyor, daha doğrusu sabah. Bu tarafa gideceğim, diyorsunuz aynı sokaktaki oturduğunuz apartmanı işaret ederek. Hey, ben de o tarafta oturuyorum. Seninle yürümemin bir sakıncası var mı? diye soruyor. Bakalı bir katil ya da vergi müfettişi olamazsın, değil mi? Hayır, sadece yazarım. Üniversitedeyken bakalı katillik üzerine ders almayı istemiştim ama dersin kontenjanı doluydu. Gülerek yürürken gökyüzünün aydınlanmaya başladığını fark ediyorsunuz. En son ne zaman bütün gece uyanık kaldığınızı hatırlamıyorsunuz. Evet, burası, diyorsunuz apartman kapısının önünde dururken. Gerçekten mi? diyor. Evet ama endişelenme, bu kapının nasıl açıldığını biliyorum, o nedenle sorun yok. İtilerek açıldığından eminim. Ben de burada oturuyorum! Gözlerinizi kısıyorsunuz. Gerçekten mi?
113 Gerçekten, yemin ederim, birkaç gün önce taşındım. 610 da oturuyorum. Sonra anahtarlığını göstermek için cebinden anahtarlarını çıkarıyor. Mavi plastik anahtarlıklardan biri ve üzerinde mavi renkte 610 ve apartmanınızın ismi yazıyor. Şaka yapıyorsun! Ben de 601 de oturuyorum. Kanıtlamak istercesine anahtarlığına iliştirilmiş manyetik kartla güvenlik kapısını açıp sırıtarak sizin için kapıyı tutuyor. Bilmeseydim, beni takip ettiğini düşünürdüm. Asansörle oturduğunuz kata çıkarken, Komşu olduğumuza göre, bir ara bir şeyler içmeye çıkabiliriz ve bana etrafı gösterebilirsin sanırım? Sıcak çikolatanın tadına baktım, işini bilen biri olduğun belli, diyor. Olabilir. 214 İkiniz de asansörden inince duraksıyorsunuz. Hoş bir gerginlik oluyor. Bu tarafa gideceğim, diyorsunuz kapınıza işaret ederek. Ben de bu tarafa, diyor ters yönü göstererek. Dairesinin önündeki halının üzerinde kutuların olduğunu fark ediyorsunuz. Çoğu kitap, diyor. Bu akşam geldiler. Mahalleye hoş geldin, diyorsunuz, umarım burayı seversin. Şimdiden sevdim, diyor çekici, çarpık gülümsemesini takınarak. İyi geceler, diyor ve kapınıza doğru ilerlerken el sallıyorsunuz, kendinizi dairenize attığınızda kalbinizin biraz hızlı çarptığını hissediyorsunuz sayfaya geçin. 215 Maceralarmtzı anlatmak için Melissa'nın evine uğramaya karar verdiniz. Zile basıyorsunuz. Sokaktan Melissa nın yatak odası ve oturma odasının ışıklarının hala yandığını görebiliyorsunuz, öyleyse evde olmalı. Ama cep telefonundan ulaşmaya çalıştığınızda yanıt vermiyor. Çalıp duruyor ve sonra telesekreter devreye giriyor. Ne yapıyor? Geçirdiğiniz çılgınca geceyi ona anlatmak için sabırsızlanıyorsunuz. Onu uyandırıp uyandırmamayı umursamadan tekrar arıyorsunuz. Tekrar telesekreter devreye girince telefonu kapatıp bir kez daha zile basıyorsunuz. Cevap verene kadar vazgeçmemeyi planlıyorsunuz. En sonunda diyafondan, Merhaba, diyen boğuk sesini duyuyorsunuz. Nihayet! İçeri girmeme izin ver, bu gece başımdan geçenlere inanamayacaksın. Karşılık vermiyor ama güvenlik kapısı vızıldayarak açılıyor ve kapıyı itip lobiye girdikten sonra, asansörle oturduğu kata çıkıp hafifçe kapısını tıklatıyorsunuz. Kapıyı sadece yüzünü görebileceğiniz şekilde aralıyor. Hey, diyor nefes nefese ve yanakları kızarmış bir halde. Uyandırdım mı? Kafasını sallıyor.
114 Beni içeri almalısın, sana anlatacak çok şeyim var! Yapamam, diye fısıldıyor ve saçını kulağının arkasına atmak için elini kapıdan çektiğinde, bileğine siyah saten bir kurdele bağlı olduğunu görüyorsunuz. Sen de benim başıma gelenlere inanamayacaksın! 216 Ne? Bir dakika, içeride biri mi var? Kafasını sallıyor ve tekrar yüzü kızarıyor. Tanrım! diye bağırıyorsunuz. Geç saatlere kadar çalışacağını sanıyordum? Çalışıyordum, diye fısıldıyor. Ama iş görüşmesini bitiren patronum ofise geldi ve herkes gittikten sonra sohbet etmeye başladık, bir şişe şarap açtı ve birkaç kadeh içtik. Sonra bilirsin, arkası geldi... Bekle, diyorsunuz. Kontrol meraklısı adi herif dediğin patronundan mı bahsediyorsun? Şşş! Kıkırdıyor. Evet. Ama o kadar da kötü değil. Anlaşılan birçok ortak noktamız varmış. Sana bunu daha önce hiç söylememiştim ama hep çok yakışıklı olduğunu düşünmüştüm. Hem bütün patronların biraz kontrolcü ve zor olması gerekmez mi? Fakat bunun haricinde, ilginç bir yanı var... ve oldukça çılgın, deyip elinizi tutunca, bileğine bağlı yumuşak saten kurdele kolunuza değiyor. Seni yaramaz kız! diyor ve heyecanla ona gülümsüyorsunuz. Seni ektiğim için çok üzgünüm, gerçekten! Ama hayatımın en çılgın gecelerinden biri oldu! Üzgün olmana gerek yok, diyorsunuz. Benim için de çok çılgın bir gece oldu! Gitsem iyi olacak, diyor içeriye doğru bakarak. Beni sabah arar mısın? Zaten sabah! Sonra görüşürüz, diyorsunuz ve gülüp elini sıkıyorsunuz. Yanağına küçük bir öpücük kondurmak için eğildiğinizde sedir ağacı ve deri gibi koktuğunu fark ediyorsunuz. Ama neyi çağrıştırdığını hatırlayamıyorsunuz. 217 Melissa kapıyı kapatıyor ve asansörün tuşuna basıyorsunuz. En azından, bu gece çılgınlık yapan tek kişi siz değilsiniz. Asansör kata varırken, Melissa nın evinden tokat ve çıplak tene vuran deri sesleri geliyor ve hemen ardından Melissa haykırıyor ama acıdan değil, zevkten haykırdığını anlayabiliyorsunuz. Yeniden gülümsüyorsunuz. Yaramaz kız! Maceralarınızı düşünmek için eve gitme vakti geldi. Ama belki de sokağınızdaki kafenin hala açık olup olmadığına bakabilirsiniz... Doğruca eve gitmek istiyorsanız, 193. sayfaya geçin. Eve gitmeden önce kahveciye uğramak istiyorsanız, 210. say-faya geçin. Evde sizi bekleyen Tavşan ıniza gitmeye karar verdiniz.
115 En sonunda apartmanınızın girişindesiniz. Çok geç ve ayaklarınız ağrıyor. Seksi topuklu ayakkabılarınızın bedeli bu. Asansörün önünde karton kutular var ama etrafta kimse yok. Sabahın bu saatinde kimin kutuları taşımakla meşgul olduğunu merak ettiğiniz için kutulardan birinin kapağını kaldırıp içine bakıyorsunuz. Kitaplarla dolu. Dayanamayıp birini alıyorsunuz ve arka kapak yazısını okurken asansörün kapıları açılıyor ve bir adam dışarı çıkıyor. Bir saniye birbirinize baktıktan sonra, Merhaba. Bu saatte kitap hırsızı beklemiyordum, diyor. Utançla kitabı bırakıp elinizi çekiyorsunuz. Almayacaktım, diye açıklıyorsunuz ama yüzünüz kıpkırmızı oluyor. Öyle mi? diyor. Bana alacakmışsın gibi geldi. Sonra gülümseyince şaka yaptığını anlıyorsunuz. Madem buradasın, benim için asansörün kapısını açık tutabilir misin? diye soruyor ve siz isteğini yerine getirirken en üstteki iki kutuyu alıyor. Eğilirken onu süzmenize engel olamıyorsunuz. Kutuları kaldırırken ekose desenli gömleğinin altında kol kasları geriliyor. Uzun boylu, koyu renk dağınık saçları iki santim kadar kesilse fena olmayabilir, siyah çerçeveli bir gözlük takmış ve kirli sakallan var. Klasik anlamda yakışıklı olduğu söylenemez ama hafit çarpık gülümsemesinin çekici bir yanı var. Kim sabahın dördünde taşınır ki? diyor kutulan asansöre atıp iki tane daha almak için dönerken. Ben de bunu merak ediyordum. Bu saatte gizlice kutu 219 taşıdığına göre, ya polisten kaçıyor ya da tanık koruma programında olmalısın. Lanet olsun, gizli kimliğimi ortaya çıkardın, diyor son iki kutuyu da asansöre atarken. Aslına bakarsan, buraya üç gün önce taşındım. Bunlar son eşyalarım, bu akşam vardılar. Ama bu kadar ağır olduklarını bilseydim, onları geride bırakabilirdim. Onları taşımak için sabahın dördünü mü bekledin? Ben bir yazarım, ertelemek en iyi yaptığım şeydir. Geç saatlere kadar çalıştım, onları burada yeterince uzun süre bırakırsam ayaklanıp üst kata kendi kendilerine çıkabileceklerini ya da çalınabileceklerini düşünüyordum. Az önce buraya inmeseydim, son seçenek konusunda bana yardımcı olabilirdin. ikiniz de aynı anda altıncı kat tuşuna uzanınca elleriniz birbirlerine değiyor. Küçük ama güzel bir elektrik çarpması. Altıncı katta asansörün kapıları açılınca önden inmeniz için işaret ediyor. Hayır, merak etme, diyorsunuz kapıya yaslanarak. Eşyalarını çıkarabilmen için kapıyı tutarım. Niyetinizin tam olarak safça olmadığının farkındasınız: ona yardım etmenizin sebebi kutuları taşırken birkaç dakika daha ona hayranlıkla bakmak istemeniz.
116 İyi bir gece geçirdin mi? diye soruyor yanınızdan geçerken. Fena değildi, diyorsunuz, ama eve döndüğüme memnunum. Koridor kutularla dolu. Demek komşuyuz, diyorsunuz bariz olan şeyi söyleyerek. 610 numaralı dairede oturuyorum, diyor ve kutuyu bırakıp cebinden çıkardığı anahtarı gösteriyor , diyerek çantanızda anahtarınızı anyorsunuz. Hey, belki bir ara bana etrafı gösterebilirsin? diyor kutulardan sonuncusunu alırken. Yolun biraz ilerisinde harika bir kafe olduğunu duydum. Hoş bir şaşkınlık yaşıyorsunuz. Size çıkma mı teklif ediyor? Belki de öyledir. Evet, çok güzel. Sıcak çikolataları çok iyidir, diyorsunuz. Ben daha çok kahve tercih ederim ama her şeyi bir kez denemeye açığım. Öyleyse sıcak çikolatalar benden. Asansör konusunda bana yardımcı olduğun için en azından bu şekilde teşekkür etmeliyim. Yarın geceye ne dersin? İçinizden, Evet, ekstra kremalı sıcak çikolatayı vücudundan yalamak istiyorum, diye haykırırken, aklınızdaki hayali ajandayı düşünüyormuş gibi yapıyorsunuz. En sonunda zarifçe kafanızı sallıyorsunuz: Teşekkürler, kulağa hoş geliyor. Sonra el sallayıp kapınıza yürüyorsunuz. Elleriniz biraz titrese de, anahtarı kilide sokmayı başanyor-sunuz. İçeri girmeden önce kafanızı çevirip baktığınızda, orada durmuş yüzünde o çarpık gülümsemeyle sizi izlediğini görüyorsunuz. Nihayet evdesiniz. Tuhaf bir gece oldu. Bütün o cinsel gerilim yüzünden vücudunuzun rahatlamaya ihtiyacı var. İlk olarak ayakkabılarınızı çıkarıp kapının yanma bıraktıktan sonra, evin içinde yürürken elbisenizi, sutyeninizi ve g-string inizi çıkarıyorsunuz. Yatak odasına vardığınızda çırılçıplaksınız, sabahın serinliğini teninizde hissedince göğüs uçlarınızın dikleştiğini ve tüylerinizin diken diken olduğunu hissediyorsunuz. Elinizi boynunuzdan göğüslerinizin arasına, kamınıza ve bacaklarınızın arasına götürüyorsunuz, sıcak ve ıslak olduğuııu keşfediyorsunuz. Oyalanmayı düşünüyorsunuz ama öncelikle temizlenip rahatlamak istiyorsunuz. Yıkanarak geceden arınmalısınız. Duşta suyu dayanabileceğiniz kadar sıcağa ayarladıktan sonra vücudunuzu sabunlarken, suyun başınızın tepesine ve yüzünüze akmasına izin veriyorsunuz. Uzun bir duşun ardından nihayet dışarı çıktığınızda, en kalın ve yumuşak havlunuza sarınıyorsunuz. Dişlerinizi fırçalayıp saçlarınızı havluyla kuruluyor ve ardından bütün vücudunuza losyon sürüyorsunuz. Sonra ışıkları kapatarak odanıza ilerliyorsunuz. En sonunda yatağınıza girip çıplak teninize değen temiz çarşafların keyfini çıkarıyorsunuz. Günün sonunda, kendi yatağınızda olmak kadar huzur verici bir şey yok.
117 Komodinin çekmecesini açarken kalp atışlarınız hızlanıyor. Vibratörün yaramaz bir yanı var. Kutuyu çıkarıp kocaman paketini yırtarak açarken, küçük beklenti dalgaları içinizde yayılıyor. Tavşan sevimli bir pembe tonunda ve büyük bir penis biçiminde, tek farkı altına doğru dönük olan sapının kenarlarından çıkan küçük bir çıkıntının olması. Daha önce hiçbir vibratörde böyle bir tasarım görmemiştiniz. Çıkıntının ucunda tavşan kulaklarına benzeyen iki küçük kanat var. Parmağınızla dürtünce eğiliyorlar. Paketi alıp küçük kanatların ne işe yaradığını çözmeye çalışıyorsunuz. Paketin içinden çıkan (Fransızca, Japonca ve İngilizce kullanma talimatları olan) broşüre göre, klitoris uyarıcıları. Alet elinize tam oturuyor, başparmağınızın hemen üstünde farklı ayarlara ait dört küçük tuş var. İlk tuşa basmanızla birlikte alet avucunuzun içinde hafifçe titreyince içinizi bir heyecan sarıyor. Daha fazla beklemeye dayanamıyorsunuz. Bütün gece tahrik edilip durdunuz ve vücudunuz rahatlamak için can atıyor. Islandığınızı hissederken hafifçe titreyen Tavşan ı örtülerin altına sokup sırayla göğüs uçlarınızda gezdiriyorsunuz. Kıvranarak Tavşanı karnınızdan kasığınıza doğru indiriyorsunuz. Sonra nefes alışınız hızlanıyor, vibratörün ucunu vajinanızın üstüne yerleştirip hafif titreşimlerin klitorisinizi gıdıklamasına izin veriyorsunuz. Hafifçe inleyip aleti kenara alıyorsunuz, sürekli klitorisinize dokunması fazla yoğun ve henüz gelmek istemiyorsunuz. Muhtaç vücudunuzun izin verdiği şekilde vibratörü ıslaklığınızın içine kayana dek kadınlığınızın üzerinde yukarı ve aşağı doğru hareket ettiriyorsunuz. En sonunda dizlerinizi kırıp sırtınıza kavis verirken rahatlıkla içinize sokuyorsunuz. Elinizi kullanarak istediğiniz kadar derine ittikten sonra biraz geri çekiyorsunuz. Hareketi tekrarlıyorsunuz ve vibratörü derine iterken, elinizi her hareket ettirdiğinizde klitorisinize masaj yapan tavşan kulakları yeni bir his oluşturuyor. Birden aklınıza yeni komşunuz geliyor ve onun içinizde olduğunu, kaslı kollarını yanlarınıza koyduğunu, içinizde önce yavaşça, sonra hızlı ve sertçe gidip geldiğini hayal ediyorsunuz. O çarpık gülümsemesini gözlerinizin önüne getirip, başınızı yastığa koyarken klitorisinizde onun parmaklarının olduğunu düşünüyorsunuz. Biraz daha yoğunluğa hazır olduğunuzu hissedince, başparmağınızla ikinci tuşa basıyorsunuz ve alet biraz daha hızlı titremeye başlıyor ama yeterli değil, o nedenle üçüncü seviyeye geçip Tavşaıı ı en güçlü ayarına alıyorsunuz. Aleti içinize her soktuğunuzda karşılamak için kasıklarınızı yukarı doğru kaldırırken titreşimlerini ve yaydığı ısıyı hissediyorsunuz. İşitilebilir bir şekilde inleyip kalçalarınızı kaldırıyor ve gözlerinizi sımsıkı kapatıyorsunuz, nefes nefeseyken orgazmınızın kontrolden çıkmış bir tren gibi size doğru geldiğini hissediyor ve geri dönüşün olmadığını anlıyorsunuz. Bütün
118 vücudunuz sarsılırken ayak parmaklarınız kıvrılıyor ve Tavşan ı çekmeden ikinci orgazmı yaşıyorsunuz. O kadar güçlüler ki iki ayağınızı birden yatağa koyup kendinizi içinizde dolaşan enerji dalgalarına bırakıyorsunuz. En sonunda tamamen bitkin düşüyorsunuz, ıslak saçlarınız yastığın üzerindeki sıcak boynunuzu serinletiyor ve yavaşça tuşların üzerinde ilerleyerek başparmağınızla vibratörü dördüncü seviyeden birinci seviyeye indiriyor ve en sonunda kapatıp yeni dostunuzu elinizden bırakıyorsunuz. Artçı sarsıntıların tadını çıkarırken vücudunuzu esnetiyorsunuz. Sonra memnuniyetle içinizi çekip uyumaya hazır bir şekilde yan tarafınıza dönüyorsunuz. Hayat güzel. Hatta bundan daha iyi olamaz. Kitap Taramak Gerçekten İncelik Ve Beceri İsteyen, Zahmet Verici Bir İştir. Ne Mutlu Ki, Bir Görme Engellinin, Düzgün Taranmış Ve Hazırlanmış Bir E-Kitabı Okuyabilmesinden Duyduğu Sevinci Paylaşabilmek Tüm Zahmete Değer. Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5.Maddesinin İkinci Fıkrası Çerçevesinde Bandrol Taşıması Zorunlu Değildir. Buraya Yüklediğim E-Bookları Download Ettikten 24 Saat Sonra Silmek Zorundasınız. Aksi Taktirde Kitabin Telif Hakkı Olan Firmanın Yada Şahısların Uğrayacağı Zarardan Hiç Bir Şekilde Sitemiz Sorumlu Tutulamaz ve Olmayacağım. Bu Kitapların Hiçbirisi Orijinal Kitapların Yerini Tutmayacağı İçin Eğer Kitabi Beğenirseniz Kitapçılardan Almanızı YaDa E-Buy Yolu İle Edinmenizi Öneririm. Tekrarlıyorum Sitemizin Amacı Sadece Kitap Hakkında Bilgi Edinip Belli Bir Fikir Sahibi Olmanız Ve Hoşunuza Giderse Kitabi Almanız İçindir. Benim Bu Kitaplarda Herhangi Bir Çıkarım YaDa Herhangi Bir Kuruluşa Zarar Verme Amacım Yoktur. Bu Yüzden E-Bookları Fikir Alma Amaçlı Olarak 24 Saat Sureli Kullanabilirsiniz. Daha Sonrası Sizin Sorumluluğunuza Kalmıştır. 1)Ucuz Kitap Almak İçin İlkönce Sahaflara Uğramanızı 2)Eğer Aradığınız Kitabı Bulamazsanız 30 Ucuz Satan Seyyarları Gezmenizi 3) Ayrıca Kütüphaneleri De Unutmamanızı Söyleriz Ki En Kolay Yoldur 4)Benim Param Yok Ama Kitap Okuma Aşkı Şevki İle Yanmaktayım Diyorsanız Bizi Takip Etmenizi Tavsiye Ederiz 5)İnternet Sitemizde Değişik İstedğiniz Kitaplara Ulaşamazsanız İstek Bölümüne Yazmanızı Tavsiye Ederiz Bu Kitap Bizzat Benim Tarafımdan By-Igleoo Tarafından Siteleri İçin Hazırlanmıştır. E-Book Ta Kimseyi Kendime Rakip Olarak Görmem Bizzat Kendim Orjinalinden Tarayıp E-Book Haline Getirdim Lütfen Emeğe Saygı Gösterin.
119 Gösterinki Ben Ve Benim Gibi İnsanlar Sizlerden Aldığı Enerji İle Daha İyi İşler Yapabilsin. Herkese Saygılarımı Sunarım. Sizlerde Çalışmalarımın Devamını İstiyorsanız Emeğe Saygı Duyunuz Ve Paylaşımı Gerçek Adreslerinden Takip Ediniz. Not : Okurken Gözünüze Çarpan Yanlışlar Olursa Bize Öneriniz Varsa Yada Elinizdeki Kitapları Paylaşmak İçin Bizimle İletişime Geçin. Teşekkürler. Memnuniyetinizi Dostlarınıza Şikayetlerinizi Yönetime Bildirin Ne Mutlu Bilgi İçin Bilgece Yaşayanlara. By-Igleoo
Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci
Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
Jake mektubu omzunun üstünden fırlatır. Finn mektubu yakalamak için abartılı bir şekilde atılır.
İÇ - AĞAÇ EV SALONU - GÜNDÜZ Salon kapısının altından içeri bir mektup süzülür. mektubu almak için koşar. zarfı çevirir, üstünde yazmaktadır. Oo, posta gelmiş! Hey,, bu sana! mektubu omzunun üstünden fırlatır.
Okuyarak kelime öğrenmenin Yol Haritası
Kelime bilgimin büyük bir miktarını düzenli olarak İngilizce okumaya borçluyum ve biliyorsun ki kelime bilmek akıcı İngilizce konuşma yolundaki en büyük engellerden biri =) O yüzden eğer İngilizce okumuyorsan,
Engin arkadaşına uğrar, eve gelir duşunu alır ve salona gelir. İkizler onu salonda beklemektedirler.
ENGİN VE İKİZLER ALIŞ VERİŞTE Hastane... Dr. Gamze Hanım'ın odası, biraz önce bir ameliyattan çıkmıştır. Elini lavaboda yıkayarak koltuğuna oturur... bu arada telefon çalar... Gamze Hanım telefon açar.
ABLA KARDEŞ Gerçek bir hikayeden alınmıştır.
SOKAK - DIŞ - GÜN ABLA KARDEŞ Gerçek bir hikayeden alınmıştır. Batu 20'li yaşlarında genç biridir. Boynunda asılı bir fotoğraf makinesi vardır. Uzun lensli profesyonel görünşlü bir digital makinedir. İlginç
SAGALASSOS TA BİR GÜN
SAGALASSOS TA BİR GÜN Çoğu zaman hepimizin bir düşüncesi vardır tarihi kentlerle ilgili. Baktığımız zaman taş yığını der geçeriz. Fakat ben kente girdiğim andan itibaren orayı yaşamaya, o atmosferi solumaya
Herkese Bangkok tan merhabalar,
Herkese Bangkok tan merhabalar, Başlangıcı Erasmus stajlarına göre biraz farklı oldu benim yolculuğumun aslında. Dünyada mimarlığın nasıl ilerlediğini öğrenmek için yurtdışında staj yapmak ya da çalışmak
a) Gerinme: Sırtüstü yatar pozisyonda, eller yana açık, bacaklar düz iken bacakları aşağıya, kolları yanlara doğru iyice uzatmaya çalışın.
BEL EGZERSİZLERİ 1) GERME HAREKETLERİ: a) Gerinme: Sırtüstü yatar pozisyonda, eller yana açık, bacaklar düz iken bacakları aşağıya, kolları yanlara doğru iyice uzatmaya çalışın. Aynı pozisyonda, kollan
BOYUN VE OMUZ SAĞLIĞI İÇİN ÖNERİLER
Yrd. Doç. Dr. GÜVEN ÇITAK Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı BOYUN VE OMUZ SAĞLIĞI İÇİN ÖNERİLER BOYUN VE OMUZ EGZERSİZLERİ www.guvencitak.com EGZERSİZLERE YÖNELİK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR Uyarı:
T.C. M.E.B ÖZEL MANİSA İNCİ TANEM ANAOKULU DENİZ İNCİLERİ SINIFI
BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR 4-10 Nisan: Polis Haftası 7-13 Nisan: Dünya Sağlık Günü 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 23 Nisan'ı içine alan hafta: Dünya Kitap Günü T.C. M.E.B ÖZEL MANİSA İNCİ TANEM
C A NAVA R I N Ç AGR ISI
C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;
Her hakkı saklıdır. Ticarî amaç ile basılamaz ve çoğaltılamaz. Copyright
1 POĞAÇA Ahmet: Merhaba güzel günler, merhaba Şule. Şule: Herkese merhaba. Ahmet: Merhaba Şule! Şule: Herkese merhaba. Ahmet: Ya ben sana Merhaba Şule. diyorum, sen niye Ahmet demiyorsun? Şule: Merhaba
&[1 CİN ALİ'NİN HİKAYE KİTAPLAR! SERIS.INDEN BAZILARI. l O - Cin Ali Kır Gezisinde. Öğ. Rasim KAYGUSUZ
CİN ALİ'NİN HİKAYE KİTAPLAR!.. SERIS.INDEN BAZILARI 1 - Cin Ali'nin Atı 2 - Cin Ali'nin Topu 3 - Cin Ali'nin Topacı 4 - Cin Ali'nin Karagözlü Kuzusu 5 - Cin Ali'nin Oyuncakları 6 - Cin Ali Okula Başlıyor
Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin
Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.
TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN
TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden
Sevda Üzerine Mektup
1 Ferda Çetin 21401765 Sevda Üzerine Mektup Sevgilim, Sana mektup yazmamı istiyorsun. Yazayım, tamam, ama hayal kırıklığına uğramazsın umarım. Ben senin gibi değilim. Şiirler yazamam, süslü sözler bilmem.
NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.
Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci
Gülmüştü çocuk: Beni de yaz öyleyse. Yaz ki, kaybolmayayım! Ben babamı yazmamıştım, kayboldu!
Kaybolmasınlar Diye Mesleğini sorduklarında ne diyeceğini bilemezdi, gülümserdi mahçup; utanırdı ben şairim, yazarım, demeye. Bir şeyler mırıldanırdı, yalan söylememeye çalışarak, bu kez de yüzü kızarırdı,
Bir Şizofrenin Kendisine Sorulan Sorulara Verdiği 13 Rahatsız Edici Cevap
Bir Şizofrenin Kendisine Sorulan Sorulara Verdiği 13 Rahatsız Edici Cevap Şizofreninin nasıl bir hastalık olduğu ve şizofrenlerin günlük hayatlarında neler yaşadığıyla ilgili bilmediğimiz birçok şey var.
Bahar Ateşi Evet! Hayır! Belki? Ne? Merhaba.
1. Bölüm Bahar Ateşi Evet! Hayır! Belki? Ne? Merhaba. Bütün bu insanın kafasını şişiren karmaşa, çok ama çok masum bir günde başladı. O gün çok şirin, çok masumdu. O gün öyle muhteşem, öyle harika ve öyle
manzaraadalar.com.tr
manzaraadalar.com.tr 444 74 96 EVDE VAR EXTRA HAYAT! Manzara Adalar, HomeExtra konseptiyle dünyanızı genişletiyor. Eviniz bir evden çok daha fazlası oluyor, odalar dolusu extra yaşam sizi bekliyor. HOMEEXTRA
GİZEMLİ KUTULAR PROGRAMI ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ
GİZEMLİ KUTULAR PROGRAMI ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ 19.12.2012 Ben de bilim insanı olmak istiyorum çünkü pes etmem! (7. Sınıf Aklımda bilim insanlarının da hep doğruyu tam olarak bilemeyecekleri kaldı. Bilim insanlarının
EZBERLEMİYORUZ, ÖĞRENİYORUZ. Hafta Sonu Ev Çalışması DAĞINIK ÇOCUK
Hafta Sonu Ev Çalışması DAĞINIK ÇOCUK Bir çocuk varmış. Eşyalarını toplamaktan hiç hoşlanmazmış. Bir gün yerlerde atılı duran eşyalar, aralarında konuşuyorlarmış. - Sen neden hala buradasın. Bu saatte
Bir adam... Bel Plan Dış/Gün. Bir şehir... Geniş Açı. Ve insanlar... Geniş Açı
...ZEDE Bir adam... Bel Plan (Görüntü adama doğru yaklaşıyor) Bir şehir... Geniş Açı Şehirde hayat akıyor... Ve insanlar... Geniş Açı Düşme görüntüsü Yüksek bir yerden düşme hissi, aşağıya doğru tilt...
Hayat Kurtaracak Öneriler
On5yirmi5.com Hayat Kurtaracak Öneriler Her sabah 'Ne giyeceğim' sıkıntısı mı yaşıyorsunuz? Üstelik de bir sürü giysiniz varken! Gardırobunuzu yeniden düzenlerseniz bu dertten kurtulursunuz. Yayın Tarihi
YAZARIN NOTU Rönesans İtalyası
YAZARIN NOTU Rönesans İtalyası Rönesans Dönemi nde İtalya, tek bir ülke değildi. Farklı bölgelerinde çeşitli şehir devletleri bulunan bu yarımadanın güneyinde Napoli Krallığı yer alıyordu. Hem Fransa hem
Pirinç. Erkan. Pirinç (Garson taklidi yaparak) Sütlükahve söyleyen siz değil miydiniz? Erkan
1. Sahne (Koruluk. Uzaktan kuş cıvıltıları duyulmaktadır. Sahnenin solunda birbirine yakın iki ağaç. Ortadaki ağacın hemen yanında, önü sahneye dönük, uzun ayaklık üzerinde bir dürbün. Dürbünün arkasında
TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI
TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben
Bilinen hikayedir. Adamın biri, akıl hastanesinin parmaklıklarına yaklaşmış. İçeride gördüğü deliye:
Bilinen hikayedir. Adamın biri, akıl hastanesinin parmaklıklarına yaklaşmış. İçeride gördüğü deliye: - Deli, deli, diye seslenmiş. Siz içeride kaç kişisiniz? Deli şöyle bir durup düşünmüş: 1 / 10 - Bizim
de hazır değilken yatağıma gelirdi. O sabah çarşafların öyle uyandırmıştı; onları suratıma atarak. Kız kardeşim makas kullanmayı yeni öğrendi ve bunu
İgi ve ben Benim adım Flo ve benim küçük bir kız kardeşim var. Küçük kız kardeşim daha da küçükken ismini değiştirdi. Bir sabah kalktı ve artık kendi ismini kullanmıyordu. Bu çok kafa karıştırıcıydı. Yatağımda
Adım Tomas Porec. İlk kez tek boynuzlu bir at gördüğümde sadece sekiz yaşındaydım, bu da tam yirmi yıl önceydi. Küçük bir kasaba olarak düşünmeyi
Adım Tomas Porec. İlk kez tek boynuzlu bir at gördüğümde sadece sekiz yaşındaydım, bu da tam yirmi yıl önceydi. Küçük bir kasaba olarak düşünmeyi daha çok sevdiğimiz bir dağ köyünde doğup büyüdüm. Uzak
Söyle, üzmesinler onu. Ele güne muhtaç olmasın. Hâlâ sigara. Çünkü gücüm var biraz daha.
BULUŞMA Deniz kenarında bir lokantadayız. Görüşmeyeli uzun zaman oldu. İnternetten birkaç fotoğraf. Hepsi bu. Seni buraya çağırmakla iyi mi ettim? Galiba bundan hiçbir zaman emin olamayacağım. Karşımda
Yazan ve çizen: Michael Ryba
ve Boya Bitkileri Yazan ve çizen: Michael Ryba Paula ve Leon, arkadaşları Çiftçi Hubert i ziyaret etmek üzere ormanın derinliklerinde neşeyle ilerliyor. Paula ona yeni, şık, keten elbisesini göstermek
FK IX OFFER BENLİK İMAJ ENVANTERİ
FK IX OFFER BENLİK İMAJ ENVANTERİ 1- Beni çok iyi tanımlıyor 2- Beni iyi tanımlıyor 3- Beni az çok iyi tanımlıyor 4- Beni pek tanımlamıyor 5- Beni zaman zaman hiç tanımlamıyor 6- Beni hiç tanımlamıyor
ESERLERLE BAŞ BAŞA KALMAK. Hayalinizde yarattığınız bir yerin sadece hayal olmadığının farkına vardığınız bir an
Ece Şenses 21001982 ESERLERLE BAŞ BAŞA KALMAK Hayalinizde yarattığınız bir yerin sadece hayal olmadığının farkına vardığınız bir an oldu mu hiç? Louvre müzesi benim için tam olarak böyle oldu. Sadece benim
Haydi Deniz Kıyısına! Şimdi okuyacağınız hikâye Limonlu Bayır
1. Bölüm Haydi Deniz Kıyısına! Şimdi okuyacağınız hikâye Limonlu Bayır Savaşı nın hikâyesidir. Diğer adıyla ona Akşam Yemeği Savaşları da diyebiliriz. Aslında Hayalet Avcıları III de diyebiliriz, ama açıkçası
I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri)
I. BÖLÜM Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) Marifet, bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en masum,
Okula sadece dört dakikalık yürüme mesafesinde oturmama
Okula sadece dört dakikalık yürüme mesafesinde oturmama rağmen sık sık geç kalırım... okul BIZIM (Meşelik) yol.. BIZIM ev Üç Kuruş Sokağı Kale Yolu Dükkan iki dak Meşelik ika Percy Sokağı Okula iki dakika
Jiggy kahramanımızın asıl adı değil, lakabıdır. Ve kıpır kıpır, yerinde duramayan anlamına gelmektedir.
Çeviri Deniz Hüsrev Jiggy kahramanımızın asıl adı değil, lakabıdır. Ve kıpır kıpır, yerinde duramayan anlamına gelmektedir. 5 6 BİRİNCİ BÖLÜM Hayatınızı elinizden alınıp klozete atılmış, ardından da üzerine
ÇiKOLATAYI KiM YiYECEK
ÇiKOLATAYI KiM YiYECEK Geçen gün amcam bize koca bir kutu çikolata getirmişti. Kutudaki çikolataların her biri, değişik renklerde parlak çikolata kâğıtlarına sarılıydı. Mmmh, sarı kâğıtlılar muzluydu,
EKSERSİZ PROGRAMLARI
EKSERSİZ PROGRAMLARI Satranç sporcuları için sırt, bel, omuz, göğüs, ense ve boyun kaslarının geliştirilmesi önemlidir. Bunun için değişik kas guruplarını güçlendirmek amacıyla iki ayrı eksersiz programı
Her hakkı saklıdır. Ticarî amaç ile basılamaz ve çoğaltılamaz. Copyright
1 LİMONLU KEK Şule: Mutlu günler. Ahmet: Mutlu günler. Şule: Bugün nasılsın? Ahmet: Çok mutluyum. Şule: Bu harika bir haber. Eeee söyle bakalım, bugün hangi yemeği yapalım? Ahmet: Dur biraz düşüneyim Şule:
İŞYERİ EGZERSİZLERİ. Hazırlayan: Uzman Fizyoterapist Meral HAZIR
İŞYERİ EGZERSİZLERİ Hazırlayan: Uzman Fizyoterapist Meral HAZIR EGZERSİZLERİ Günümüzde, özellikle endüstriyel toplumlarda aktif olmayan yaşam şekli, ergonomik olmayan çalışma koşulları ve İŞYERİEGZERSİZLERİ
HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?
1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz
Derleyen: Nezir Temur Resimleyen: Mert Tugen
Derleyen: Nezir Temur Resimleyen: Mert Tugen NOGAY Derleyen: Nezir Temur Resimleyen: Mert Tugen NOGAY Çok çok eski zamanlarda, var varken, yok yokken ahmak bir kurt, kapana yakalanmış. Kapana yakalanan
Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var:
1 2 Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: Kadınlar hayatlarını güzelleştirecek, beraber eğlenebileceği, güzel sohbetler edebileceği, bakışlarıyla kalp yakan, hayat
ŞUBAT AYI SON HAFTASINDA NELER YAPTIK?
DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU ŞUBAT AYI SON HAFTASINDA NELER YAPTIK? SANAT ETKİNLİĞİ Dergi ve gazetelerden resimler keserek yaratıcılığımızı kullanarak insan oluşturduk. Sanat öğretmenimiz Ceren hanım çocuklarımıza
Edwina Howard. Çeviri Elif Dinçer
Edwina Howard Çeviri Elif Dinçer 4 Bölüm Bir Herkes aynı şeyi söyler: Jeremy türünün tek örneğidir. Herkes böyle söyler işte. Şey, öğretmenimiz Bay Buttsworth dışında herkes. Ona göre Jeremy başına bela
Bir Ayakkabı Hikayesi - Genç Gelişim Kişisel Gelişim
Bir ayakkabıyım ben, küçük kırmızı ve oldukça şirin. Gülmeyin gerçekten şirinim, inanmazsanız resmime bakın. Dün usta parmaklar son şeklimi verdi bana. Her şeyimle mükemmel olduğumu da konuştu ustalar
TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN MAKİNENİN ARKASI
TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN 21400752 MAKİNENİN ARKASI Fotoğraf uzun süre düşünülerek başlanılan bir uğraş değil. Aslında nasıl başladığımı pek hatırlamıyorum, sanırım belli bir noktadan sonra etrafa
BİREYSEL EĞİTİM PROGRAMI GÖRÜŞME FORMU
BİREYSEL EĞİTİM PROGRAMI GÖRÜŞME FORMU Formun Amacı: Bu form çocuğun sağlık durumu, psikomotor gelişimi, özbakım gelişimi, sosyal duygusal gelişimi ve davranışsal özelliklerine ilişkin bireysel gereksinimleri
Hazırlayan: Saide Nur Dikmen
Yayın no: 168 SAYGI VE HÜRMET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 18 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu
1. ÜNİTE VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM
1. ÜNİTE VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM Yandaki resimde hastalandığında hastaneye giden Efe nin vücudunun röntgen filmi verilmiştir. Röntgen filminde görülen açık renkli kısımlar Efe nin vücudunda bulunan
Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri
1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya
TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ
Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.
Güzel Bir Bahar ve İstanbul
Güzel Bir Bahar ve İstanbul Bundan iki yıl önce 2013 Mayıs ayında yolculuğum böyle başladı. Dostlarım, sınıf arkadaşlarım ve birkaç öğretmenim ile bildiğimiz İstanbul, bizim İstanbul a doğru yol aldık.
BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe
BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe BARIŞ BIÇAKÇI 1966 da Adana da doğdu. Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte Ocak 1994 ve Ekim 1997 de iki şiir kitabı yayımladı. İletişim Yayınları nca
Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)
Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.
Acilen markete gitmeniz gerek. Gardırobunuzdan çarçabuk ne seçersiniz?
Bayanlara Özel Test Giysi Seçiminiz Kişiliğiniz Hakkında Ne Söylüyor? 1-1Formun Üstü Bir iş toplantısındasınız ve tek bayan sizsiniz. a) Zekice yorumlarınızla öne çıkar, varlığınızı hissettirirsiniz. b)
STRES YÖNETİMİ DURUŞLAR VE GEVŞEME YÖNTEMLERİ
STRES YÖNETİMİ DURUŞLAR VE GEVŞEME YÖNTEMLERİ 1- SHAVASANA CESET DURUŞU : Sırt üstü yere uzanın. Kollarınızı ve bacaklarınızı yana doğru açın ve avuç içlerinizi gökyüzüne çevirin. Tüm bedeni gevşetin ve
YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN
YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir
ERASMUS BAHAR DÖNEMİ Accademia della Moda İtalya DİDEM ALTUNKILIÇ
Ben Didem Altunkılıç. 22 yaşındayım. Yaşar Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünde 4. Sınıf öğrencisiyim ve 3. yılımı Erasmus programı dolayısıyla gittiğim İtalya nın Napoli şehrinde Accademia
Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,
Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için
Siyahın Tasarımlardaki Önemi Nedir?
Siyahın Tasarımlardaki Önemi Nedir? Asil duruşu nedeniyle bayanların kıyafetlerde tercih ettiği renklerin başında siyah gelir. Kadına zerafet ve incelik katan siyah aynı zamanda kadınları daha zayıf ve
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ TÜRK İŞARET DİLİ
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ TÜRK İŞARET DİLİ AİLE-GİYECEKLER- SORU CÜMLESİ İBRAHİM DEMİRDÖĞEN 3. AİLE-GİYECEKLER, SORU CÜMLESİ ÖRNEK ÇALIŞMA Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz? 3.1.
ÖN OYUN Yer, ağustos böceklerinin yuvası. Cici ve Mimi aynanın karşısında son hazırlıklarını yapmaktadır.
ÖN OYUN Yer, ağustos böceklerinin yuvası. Cici ve Mimi aynanın karşısında son hazırlıklarını yapmaktadır. (Şapkasını takar.) Nasıl oldu Mimiciğim? Ay çok hoş! (Saçlarına taktığı çiçekleri gösterir.) Ne
Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri
Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum
ALT EKSTREMİTE SET 1 ( germe egzersizleri)
ALT EKSTREMİTE SET 1 ( germe egzersizleri) 1. Doğru postür Ayaklar omuz genişliğinde açık, dizler hafif bükük, pelvis arkada, omurga düz, omuzlar dışarıda baş yukarıda dik olarak ayakta dur 2. Abdominal
Ankilozan Spondilit hastaları için Günlük egzersiz programı
Ankilozan Spondilit hastaları için Günlük egzersiz programı Egzersiz 1 Yer Egzersizleri Yere sırtüstü uzanın. Dizlerinizi ayak tabanlarınız yere tam basacak şekilde bitişik olarak bükün. Kalçanızı mümkün
BEP Plan Hazırla T.C Menemen Kaymakamlığı Cumhuriyet ilkokulu Müdürlüğü Toplumsal Yaşam Becerileri Dersi Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı
BEP Plan Hazırla T.C Menemen Kaymakamlığı Cumhuriyet ilkokulu Müdürlüğü Toplumsal Yaşam Becerileri Dersi Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı Öğrenci : Medine SARIKAYA Eğitsel Performans Elini yıkar. Elini
Bay Çiklet in Bahçesi
1. Bölüm Bay Çiklet in Bahçesi Bay Çiklet, kırmızı sakallarıyla ve bacakları birbirine dolanmış bir ahtapot gibi ters ters bakan, kan çanağı gözleriyle öfke dolu, yaşlı bir adamdı. Çocuklardan, hayvanlardan,
66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi. 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi
66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi 2019 yılında kendimize daha fazla zaman ayırmak istiyoruz. Fotoğrafla olan iletişimimizi artırmak istiyoruz. Fotoğrafın bir sanat
Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım
Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa
Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?
Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil
ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 2. DÖNEM YAZ OKULU EĞİTİM PROGRAMI
23 TEMMUZ PAZARTESİ 24 TEMMUZ SALI 25 TEMMUZ ÇARŞAMBA 26 TEMMUZ PERŞEMBE 27 TEMMUZ CUMA *Deniz mavisi, çimen yeşili Hayatımızda renklerin yerini araştırıyoruz. Renk tonlarının ne olduğunu öğreniyoruz.
Ağrılarınızı yaşamın doğal bir parçası olarak görmeyin
Kalça hareketlerinin ve gücünün tekrar kazanılması için düzenli egzersiz yapılması ve günlük aktivitelere kademeli olarak tekrar başlanılması tam iyileşme için önemlidir. Günde 2-3 kez 20-30 dakika egzersiz
ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü
ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden
Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi
Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi UĞUR BÖCEKLERİ ARALIK YENİ YIL Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl Bizlere kutlu olsun Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl Sizlere kutlu olsun Eski yıl sona erdi Bu
Uncle Grandpa kamyonetin direksiyonundadır. Direksiyonu çılgınca çevirmektedir. Uncle Grandpa
kamyonetin direksiyonundadır. Direksiyonu çılgınca çevirmektedir. Geldik! DIŞ - BOVLİNG SALONU - GÜNDÜZ Kamyonet direkt bovling kulvarlarına DALAR. Tabela GICIRDAR ve ÇATIRTIYLA kamyonetin üstüne düşer.
YALNIZ BİR İNSAN. Her insanın hayatında mutlaka bir kitap vardır; ki zaten olması da gerekir. Kitap dediysem
YALNIZ BİR İNSAN Her insanın hayatında mutlaka bir kitap vardır; ki zaten olması da gerekir. Kitap dediysem öyle sonunda hep iyilerin kazandığı, kötülerin cezalandırıldığı veya bir suçluyu bulmak için
Adı Soyadı :. Numarası :.
Adı Soyadı :. Numarası :. Çalışma Kağıdı Konu: Beş Duyumuz Kazanım 1: Duyu organlarının önemini fark eder. 2: Duyu organlarının temel görevlerini açıklar. 3: Duyu organlarının sağlığını korumak için yapılması
Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri
Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *İşbirliği yapmayı öğreniyorum. *Arkadaşlarımla işbirliği yapıyorum. *Çevremle iş birliği yapıyorum. *Yardımlaşmayı öğreniyorum.
Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.
Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan
Konu: Bilişim Teknolojileri Kullanımı ve Sağlık. Aydın MUTLU İstanbul
Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersi 5.Sınıf Konu: Bilişim Teknolojileri Kullanımı ve Sağlık 5.Hafta Aydın MUTLU 2016 - İstanbul YANLIŞ BİLGİSAYAR KULLANIMINDA OLUŞABİLECEK SAĞLIK SORUNLARI Bilgisayarla
Adım Adım Düğün Organizasyonu Hazırlıkları
Aslında sevinçli bir telaş ile başlanan hazırlıklar, zamanın az, yapılacak işlerin çok olması nedeniyle stresli günlere dönüşmesin. Hazırlıklar hem çok keyifli hem de yorucudur. Bu nedenle hazırlıklara
Etkinliğin konusu öğretmen tarafından bir soruyla açılır: Sizin düşmanınız var mı? Düşmanı olan birini tanıyor musunuz?
Yaş Grubu: 5., 6., 7., 8. sınıflar Barış için bir kitap ETKİNLİĞİ Süre: 2 ders saati + ev ödevinin sonuçlarının değerlendirildiği 1 ders saati Hedef: Çocuklarla, yaşlarına uygun metin ve resim çözümlemeleri
Samed Behrengi. Sevgi Masalı. Çeviren: Songül Bakar
Samed Behrengi Sevgi Masalı Çeviren: Songül Bakar Samed BEHRENGİ Azeri asıllı İranlı yazar Samed Behrengi, 1939 da Tebriz de doğdu. Öğretmen okullarında öğrenim gördükten sonra Tebriz Üniversitesi İngiliz
1 Sabah yataktan kalkmak 0 1 2 3 4 5 6 7. 2 Küvete girip çıkmak 0 1 2 3 4 5 6 7. 3 Saç yıkamak, taramak 0 1 2 3 4 5 6 7
JAQQ ( JUVENILE ARTHRITIS QUALITY OF LIFE QUESTIONNAIRE) 1. BÖLÜM: BÜYÜK MOTOR FONKSİYONLAR A. Son iki hafta içerisinde, aşağıdaki aktiviteleri yaparken artrit ya da tedavisine bağlı olarak ne sıklıkla
20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;
Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular
Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi ARILAR GRUBU
Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi ARILAR GRUBU YENİ YIL Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl Bizlere kutlu olsun Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl Sizlere kutlu olsun Eski yıl sona erdi Bu yıl olsun
Kısa Dönemli Amaç Davranışlar Araç Gereçler
BEP Plan Hazırla T.C Pursaklar Kaymakamlığı ŞEHİT ALİ İHSAN LEZGİ ORTAOKULU Müdürlüğü Toplumsal Yaşam Becerileri Dersi Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı Öğrenci : YUSUF KAYA Eğitsel Performans Elini yıkar.
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... 7 TUVALET EĞİTİMİNİN HANDİKAPLARI TUVALET İLETİŞİMİ N 1K (UYGULAMALI TUVALET İLETİŞİMİ)... 29
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... 7 TUVALET EĞİTİMİNİN HANDİKAPLARI... 11 Freud Gerçeği...13 Brazelton ve Erken Tuvalet Eğitimi...15 Boşaltım Sistemi Fizyolojisi...18 Tuvalet Eğitimine Alternatif...20 TUVALET İLETİŞİMİ...
KAYGIYLA BAŞEDEBİLME VE GEVŞEME TEKNİKLERİ
KAYGIYLA BAŞEDEBİLME VE GEVŞEME TEKNİKLERİ Olumsuz düşünen kişi, çiğ bir yumurtayı bütün halde kabuğuyla yutmuş bir adama benzer. Yumurtanın kırılacağı korkusuyla hareket edemez, civciv çıkacağı korkusuyla
