ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ"

Transkript

1 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ Davut Soner AKGÜL ÇUKUROVA BÖLGESİ BUĞDAY EKİM ALANLARINDA KÖK, KÖKBOĞAZI VE SAP ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞININ DURUMU, BAZI BUĞDAY ÇEŞİTLERİNİN HASTALIĞA KARŞI REAKSİYONLARI, FARKLI GÜBRELEME PRATİKLERİ VE FUNGİSİT UYGULAMALARININ HASTALIK GELİŞİMİNE ETKİLERİ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI ADANA, 2008

2 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ÇUKUROVA BÖLGESİ BUĞDAY EKİM ALANLARINDA KÖK, KÖKBOĞAZI VE SAP ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞININ DURUMU, BAZI BUĞDAY ÇEŞİTLERİNİN HASTALIĞA KARŞI REAKSİYONLARI, FARKLI GÜBRELEME PRATİKLERİ VE FUNGİSİT UYGULAMALARININ HASTALIK GELİŞİMİNE ETKİLERİ Davut Soner AKGÜL DOKTORA TEZİ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI Bu tez / /2008 tarihinde aşağıdaki jüri üyeleri tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir. İmza. İmza İmza.... Prof. Dr. Ali ERKILIÇ Prof. Dr. Mehmet BİÇİCİ Doç. Dr. Şener KURT DANIŞMAN ÜYE ÜYE İmza. Prof. Dr. N. Kemal KOÇ ÜYE İmza Doç. Dr. Mehmet Emin ÇALIŞKAN ÜYE Bu tez, Enstitümüz Bitki Koruma Anabilim Dalı nda hazırlanmıştır. Kod No: Prof. Dr. Aziz ERTUNÇ Enstitü Müdürü İmza ve Mühür Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje No: ZF 2005 D4 Not: Bu tezde kullanılan özgün ve başka kaynaktan yapılan bildirişlerin, çizelge, şekil ve fotoğrafların kaynak gösterilmeden kullanımı, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ndaki hükümlere tabidir.

3 ÖZ DOKTORA TEZİ ÇUKUROVA BÖLGESİ BUĞDAY EKİM ALANLARINDA KÖK, KÖKBOĞAZI VE SAP ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞININ DURUMU, BAZI BUĞDAY ÇEŞİTLERİNİN HASTALIĞA KARŞI REAKSİYONLARI, FARKLI GÜBRELEME PRATİKLERİ VE FUNGİSİT UYGULAMALARININ HASTALIK GELİŞİMİNE ETKİLERİ Davut Soner AKGÜL ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Ali ERKILIÇ Yıl: 2008, Sayfa: 107 Jüri: Prof. Dr. Mehmet BİÇİCİ : Doç. Dr. Şener KURT : Prof. Dr. N. Kemal KOÇ : Doç. Dr. Mehmet Emin ÇALIŞKAN Bu çalışmada, Çukurova Bölgesi buğday ekim alanlarında kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının durumu ortaya konularak bu hastalıkta rolü olabilen Fusarium türleri belirlenmiştir. Bunun yanında, bu türler içerisinde, patojenik karakterdeki F. culmorum un neden olduğu hastalığa karşı bazı ekmeklik buğday çeşitlerinin reaksiyonları, farklı gübre ve fungisit uygulamalarının hastalık gelişimine etkileri araştırılmıştır. İki yıllık sörvey çalışması ile 135 farklı tarlada, hastalık çıkışı %8-100, hastalık şiddeti % oranları arasında değişim göstermiş ve örnek alınan alanların tamamında hastalığın var olduğu tespit edilmiştir. Hastalıklı bitki örneklerinden Fusarium culmorum, F. equiseti,, F. oxysporum F. semitectum ve F. verticilloides türleri izole edilmiş ve Fusarium cinsinin dokulardaki fungal flora içerisinde %29.4 lük oranla en sık rastlanan cins olduğu görülmüştür. Denemeye alınan 12 farklı buğday çeşitinde hastalığa karşı kayda değer ve istikrarlı bir tolerans gözlenememiştir. Saksı denemelerinde, taban gübresi olarak kalsiyum amonyum nitrat (CAN) veya üçonbeş ( ) in, yirmi yirmi ( ) ye tercih edilmesiyle sap çürüklüğü gelişimi azalmıştır. Üstten yapılan gübrelemelerde amonyum nitrat uygulanan bitkilerdeki hastalık şiddeti üre uygulananlara göre daha düşük seviyede kalmıştır. Tohumlara uygulanan fungisitlerden raxil (tebuconazole), hastalık gelişimini %47.8 lere varan oranda azaltarak en yüksek etkiyi göstermiştir. Bundan başka yeşil aksama 2 kez uygulananlardan flamenco (fluquinconazole) %96.3 e ulaşan oranlarda etkili olmuş ve bunu sırasıyla folicur (tebuconazole) ve duett (epoxyconazole+carbendazim) adlı fungisitler (%93.9 ve %91) izlemiştir. Tarla denemesinde ise tohum ilaçlamaları arasında istatistiksel bir fark görülmemiş ancak bitkilerin tabandan CAN ve üstten amonyum nitrat ile beslendiği ve yeşil aksamdan iki kez folicur ile ilaçlandığı kombine uygulamalar en başarılı sonucu vermiştir. Anahtar kelimeler: Buğday, F. culmorum, çeşit reaksiyonları, gübre, fungisit I

4 ABSTRACT PhD THESIS THE STATUS OF THE ROOT, CROWN AND FOOT ROT DISEASE IN WHEAT GROWING AREAS OF CUKUROVA REGION, DETERMINATION OF CULTIVAR REACTIONS, EFFECT OF SOME FERTILIZATION AND FUNGICIDE APPLICATIONS ON DISEASE DEVELOPMENT Davut Soner AKGÜL DEPARTMENT OF PLANT PROTECTION INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCE UNIVERSITY OF CUKUROVA Supervisor: Prof. Ali ERKILIÇ Year: 2008 Pages: 107 Jury: Prof. Ali ERKILIÇ Prof. Mehmet BİÇİCİ Assoc. Prof. Şener KURT Prof. N. Kemal KOÇ Assoc. Prof. Mehmet Emin ÇALIŞKAN In this study, root, crown and foot rot diseases of winter wheat were examined and the possible Fusarium species, which have an important role in disease complex, were determined in wheat fields of Cukurova Region. In addition, the effect of different fertilization practices, fungicide treatments and cultivar reactions were investigated against Fusarium foot rot disease development that caused by F. culmorum. In two-year survey, all of the examined fields were found to be infested with the disease and the disease incidence and severity were ranged % and % respectively. F. culmorum, F. equiseti,f. oxysporum F. semitectum and F. verticilloides were isolated from infected plants and Fusarium was also found to be predominant genus among the fungal genera with the rate of 29.4%. No stable and considerable tolerance was observed in the 12 different wheat cultivars against the disease. In the pot experiments, disease development decreased when calcium ammonium nitrate (CAN, 26% N) or combined fertilizer ( %, NPK) were preferred to % NPK. On the other hand, disease severity was lower with ammonium nitrate (33% N) fertilized plants than that of urea (46% N) fertilized ones, as they applied twice on growing stages. The efficacy of seed treatment with raxil (tebuconazole) reached 47.8% and it was the most effective fungicide when compared the others. When plants sprayed (two times) with flamenco (fluquinconazole), folicur (tebuconazole) and duett (epoxyconazole + carbendazim), the disease severity was reduced by 96.3, 93.9 and 91% respectively. In the field experiment, no statistical difference has been found in fungicidal seed treatments but the combination in which the plants that fertilized CAN plus ammonium nitrate and sprayed with folicur gave the most successful results. Key words: Wheat, F. culmorum, cultivar reactions, fertilizer, fungicide II

5 TEŞEKKÜR Doktora tez konusunu belirleyerek Çukurova Bölgesi Buğday Ekim Alanlarında Kök, Kök Boğazı ve Sap Çürüklüğü Hastalığının Durumu, Bazı Buğday Çeşitlerinin Hastalığa Karşı Reaksiyonları, Farklı Gübreleme Pratikleri ve Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkileri isimli tez çalışmasını bana veren, araştırmaların yürütülmesi, değerlendirilmesi ve yazımında beni yönlendiren ve mesleki eğitimimde büyük emeği olan danışman ve fikir hocam Sayın Prof. Dr. Ali ERKILIÇ a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Diğer taraftan doktora tez izleme komitesinde bulunarak yapıcı ve yönlendirici fikirleriyle katkı sağlayan hocalarım Sayın Prof. Dr. Mehmet BİÇİCİ ye ve Sayın Doç. Dr. Şener KURT a çok teşekkür ediyorum. Ayrıca 2002 yılında aramızdan ayrılan ve yüksek lisans eğitimimde emeği bulunan yüksek lisans tez danışmanım Sayın Doç. Dr. Yeter CANIHOŞ u rahmet ve saygıyla anıyorum. Bölüm olanaklarından yararlanmamı sağlayan Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanlığına ve tez çalışmalarımı parasal yönden destekleyen Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi ne teşekkür ederim. Çalışmalarımın birçok aşamasında zaman ve çaba harcayıp, yakın destek ve ilgisini gördüğüm arkadaşım Zir. Yük. Müh. Bülent GÜVEN e büyük bir içtenlikle teşekkür ederim. Yine, araştırmalarımda emeği geçen diğer arkadaşlarım Yrd. Doç. Dr. Hülya ÖZGÖNEN, Zir. Yük. Müh. Hatice ÇETİN, Zir. Müh. Hilmi MERCAN, Özlem ULU, Serap CERİT (AYDIN), Funda YÜKSEL, Emine GELEBEK, İsmail KARADENİZ, Miyaser YILDIZ, Emine EREN ve Özer ER e çok teşekkür ederim. Sera ve tarla denemelerinde büyük yardımlarını gördüğüm Bitki Koruma Bölümü Araştırma ve Uygulama Alanı personeli Cemal YILDIZ ve emekli personellerden Talip OKUTUCU ve Bekir DAL a şükranlarımı sunarım. Ayrıca manevi desteği ve yakın ilgileriyle her zaman yanımda olan annem Gülüzar AKGÜL, babam Hüseyin AKGÜL ve eşim S. Cansel AKGÜL e sonsuz teşekkürlerimi sunarım. III

6 İÇİNDEKİLER SAYFA NO ÖZ... I ABSTRACT II TEŞEKKÜR III İÇİNDEKİLER... IV ÇİZELGELER DİZİNİ... VII ŞEKİLLER DİZİNİ IX EKLER DİZİNİ. XI 1. GİRİŞ ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Hastalık Ekolojisi, Etiyolojisi ve Yaygınlığı Üzerine Yürütülen Çalışmalar Hastalığın Mücadelesine Yönelik Yürütülen Çalışmalar MATERYAL VE YÖNTEM Materyal Bitki Materyalleri Patojen Gübreler Fungisitler Yöntem Sörvey Çalışmaları ve Fusarium Sap Çürüklüğü Hastalığı nın Bölgedeki Durumunun Saptanması Hastalık Belirtilerine Sahip Bitkilerden Fungal İzolatların Elde Edilmesi Tek Spor İzolasyonu ve Fusarium Kültürlerinin Saklanması Fusarium İzolatlarının Tanılanması Denemelerde Kullanılan Fusarium İnokulumlarının Hazırlanışı Patojenite Testi Fungisitlerin, In Vitro da Fusarium culmorum un Miseliyal Gelişimine Olan Etkilerinin Araştırılması. 34 IV

7 Serada Yürütülen Saksı Denemeleri Farklı Buğday Çeşitlerinin F. culmorum un Neden Olduğu Sap Çürüklüğü Hastalığına Tolerans Düzeylerinin Saptanması Farklı Gübreleme Programlarının Hastalık Gelişimine Etkilerinin Belirlenmesi Tohumlara Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkilerinin Saptanması Yeşil Aksama Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkilerinin Saptanması Tarla Denemesi BULGULAR VE TARTIŞMA Çukurova Bölgesi nde Buğdayda Kök, Kökboğazı ve Sap Çürüklüğü Hastalığının Ortaya Çıkışı ve Şiddeti Hastalıklı Bitkilerden Yapılan İzolasyon Sonuçları Fusarium İzolatlarının Mikroskobik Karakterizasyonu ve Tanısı Patojenite Testi Sonuçları Fungisitlerin, In Vitro da Fusarium culmorum un Miseliyal Gelişimine Etkileri Saksı Denemeleri İle İlgili Sonuçlar Farklı Buğday Çeşitlerinin F. culmorum un Neden Olduğu Sap Çürüklüğüne Karşı Tepkileri Farklı Gübreleme Programlarının Hastalık Gelişimine Etkileri Tohumlara Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkileri Yeşil Aksama Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkileri Tarla Denemesi SONUÇ VE ÖNERİLER 81 KAYNAKLAR 84 ÖZGEÇMİŞ. 95 V

8 EKLER 96 VI

9 ÇİZELGELER DİZİNİ SAYFA NO Çizelge 3.1. Denemelerde kullanılan ekmeklik buğday çeşitlerine ait bazı özellikler.. 24 Çizelge 3.2. Denemelerde kullanılan fungisitler Çizelge 3.3. Sörvey yapılan bölgeler ve örnekleme yapılan tarla sayıları Çizelge 3.4. Saksı denemelerinde uygulanan gübreleme programları ve gübre miktarları Çizelge 3.5. Tohum ilaçlamalarında kullanılan fungisitler ve kullanım dozları.. 38 Çizelge 3.6. Yeşil aksam ilaçlamalarında kullanılan fungisitler ve dozları Çizelge 3.7. Tarla denemesinde yer alan faktörler, karakterler ve bunların uygulama dozları Çizelge 4.1. Buğday kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının, sörvey yapılan yıllara göre, Çukurova Bölgesi ve bölgeye bağlı il ve ilçelerinden elde edilen hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti değerleri Çizelge 4.2. Sörvey yapılan yıllara ait bazı meteorolojik veriler Çizelge 4.3. Örnekleme yapılan alanlardan izole edilen önemli fungal cinsler ve izole edilme oranları Çizelge 4.4. Fusarium türlerinin bitkilerde oluşturduğu ortalama hastalık şiddeti seviyeleri Çizelge 4.5. Farklı fungisitlerin in vitro da F. culmorum un miseliyal gelişimine etkileri 63 Çizelge 4.6. Ekmeklik buğday çeşitlerinin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığına gösterdikleri tolerans seviyeleri Çizelge 4.7. Farklı gübreleme programlarının F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Çizelge 4.8. Tohumlara uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Çizelge 4.9. Yeşil aksama uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri VII

10 Çizelge Farklı gübreleme programları, tohum ve yeşil aksam fungisitlerinin tarla koşullarında F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığına etkileri.. 79 VIII

11 ŞEKİLLER DİZİNİ SAYFA NO Şekil (kırmızı) ve 2005 (mavi) yıllarında yapılan sörveylerin örnekleme güzergahları.. 26 Şekil 3.2. Çalışmaların tamamında bitkilerdeki hastalık seviyesinin belirlenmesinde kullanılan hastalık değerlendirme skalası (Wildermuth ve McNamara, 1994).. 28 Şekil 3.3. Muz bitkisi yapraklarında Fusarium kültürlerinin hazırlanışı. 30 Şekil 3.4. Fusarium kültürlerinin inkübe edildiği, ışıklandırılmış özel kabin. 31 Şekil 3.5. a) Otoklav edilmiş danelerin Fusarium spp. ile kolonizasyonu, b) Kolonizasyonu tamamlanmış daneler, c) Kullanıma hazır Fusarium buğday inokulumu.. 33 Şekil 3.6. Serada yürütülen saksı denemeleri Şekil yılında yapılan tarla denemesi Şekil 4.1. Buğday kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının Çukurova Bölgesi ve bölgeye bağlı il ve ilçelerdeki durumu 47 Şekil yılı buğday üretim sezonuna ait meteorolojik veriler.. 50 Şekil yılı buğday üretim sezonuna ait meteorolojik veriler Şekil 4.4. Çukurova Bölgesi nden izole edilen önemli fungal cinsler ve izole edilme oranları.. 54 Şekil 4.5. Tanısı yapılan Fusarium izolatlarının PDA ortamı üzerindeki görüntüleri Şekil 4.6. Fusarium türlerinin mikroskobik görüntüleri Şekil 4.7. F. culmorum izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) Şekil 4.8. F. equiseti izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) Şekil 4.9. F. oxysporum izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) Şekil F. semitectum izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) IX

12 Şekil F. verticilloides izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%).. 61 Şekil Patojenite denemesinde bazı F. culmorum izolatlarının Adana 99 çeşiti buğday bitkilerinde oluşturduğu hastalık belirtileri.. 62 Şekil Farklı buğday çeşitlerinde F. culmorum un oluşturduğu hastalık şiddeti seviyeleri. 66 Şekil Farklı gübreleme programlarının F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri 68 Şekil Tohumlara uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Şekil Yeşil aksama uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri 75 Şekil Farklı gübreleme programlarında, yeşil aksam (Duet, Flamenco, Folicur) ve tohumlara (Lamador, Raxil, Vitavax) fungisit uygulamalarının hastalık gelişimi üzerine etkileri.. 80 X

13 EKLER DİZİNİ SAYFA NO Ek 1. Patates Dextroz Agar (PDA) ve Sentetik Nutrient Agar (SNA) 97 Çizelge Ek yılı sörvey sonuçları ve hastalığın Çukurova Bölgesi buğday ekim alanlarındaki durumu 98 Çizelge Ek yılı sörvey çalışmalarında, örneklenen bitkilerden izole edilen fungal cinsler ve bunların izole edilme oranları Çizelge Ek 3. Patojenite testine alınan Fusarium türleri ve bunların Adana 99 çeşiti buğday bitkilerinde oluşturdukları hastalık şiddeti değerleri Şekil Ek yılı tarla denemesine ait bölünen bölünmüş parseller deneme deseni 107 XI

14 1. GİRİŞ Davut Soner AKGÜL 1. GİRİŞ Buğday (Triticum spp. L.), ülkemizde üretimi yapılan tahıl ürünleri içerisinde en büyük paya sahip olan, önemli bir bitkidir. Türkiye nin hemen her bölgesinde buğday üretimi yapılmakta, ekili-dikili tarım alanlarının yaklaşık %50 sinde hububat ürünleri yetiştirilmekte ve bu alanların üçte birinde ise buğday üretilmektedir (Anonymous, 2003). FAO (Food and Agricultural Organization of United Nations) ve Türkiye İstatistik Kurumu nun 2005 yılı verilerine göre Türkiye deki buğday ekim alanı 9.25 milyon hektar, yıllık buğday üretim miktarı ise 21.5 milyon tondur (FAO, 2005; TÜİK, 2005). Bunun yanında, Adana, İçel, ve Osmaniye illerini kapsayan Çukurova Bölgesi ndeki ekim alanı 772 bin hektar, üretim miktarı 2.5 milyon tondur (Anonymous, 2003). Buğday yetiştiriciliğinde bitki hastalıkları ile mücadele üzerinde dikkatle durulması gereken konulardan biridir. Her yıl üretim sezonu sonunda, kullanılacak ürünün yaklaşık %20 sinin buğday hastalıkları nedeniyle kaybolduğu tahmin edilmektedir (Wiese, 1987). Özellikle fungal hastalıkların neden olduğu kayıplar bazen çok ciddi boyutlara ulaşabilmektedir. Buğday ekosistemlerinde var olan fungal patojenlerin neden olduğu hastalıklar; 1- Tohum ve başak hastalıkları, 2- Yeşil aksam hastalıkları, 3- Kök, kökboğazı ve sap hastalıkları olmak üzere 3 bölümde incelenmektedir. Genel olarak bakıldığında, ülkemiz üreticilerinin tohum, başak ve yeşil aksam hastalıkları hakkında belli bir düzeyde bilgi sahibi olmalarına rağmen, kök, kökboğazı ve sap hastalıkları ve bunların önemi hakkında yetersiz düzeyde bilgilerinin olduğu ve hatta birçok bölgede bu hastalıkların varlığının dahi fark edilemediği görülmektedir. Buğday üretilen bölgelerin ekolojisi ve toprak koşullarına bağlı olarak Bipolaris, Fusarium, Gaeumannomyces, Pseudocercosporella, Pythium ve Rhizoctonia cinslerine bağlı çeşitli fungus türleri; buğday bitkilerinin kök, kökboğazı ve sap kısmında yanıklık veya çürüklük benzeri rahatsızlıklara neden olan önemli fungal etmenler olarak bilinmektedirler (Wiese, 1987). Bu etmenler içerisinde Fusarium cinsi funguslar, içerdiği tür sayısının fazla, infekte ettiği konukçu dizilerinin geniş ve dünya üzerindeki farklı ekolojik ortamlarda varlıklarına 1

15 1. GİRİŞ Davut Soner AKGÜL rastlanabilir olmaları nedeniyle ayrı bir öneme sahiplerdir (Booth, 1971). Bu cins içerisinde yer alan Fusarium culmorum, F. pseudograminearum (F. graminearum Grup 1), F. avenaceum, F. acuminatum, F. crookwellense, F. poae, ve Microdochium nivale (F. nivale) türlerinin buğdayda kök, kökboğazı ve sap çürüklüğünden sorumlu esas türler oldukları bildirilmiştir. Bu funguslardan F. graminearum un Grup 1 ve 2 olarak adlandırılmasının nedeni; 1. grupta yer alan populasyonların buğday, arpa ve yulafta kök, kökboğazı ve sap çürüklüğüne yol açmaları, 2. gruba dahil olanların ise buğdayda başak yanıklığı ve mısırda sap ve koçan çürüklüğüne neden olmalarıdır (Wiese, 1987). Yine hastalık belirtilerine sahip bitkilerden izole edilen diğer Fusarium türlerinin ise zayıflık paraziti oldukları bildirilmiştir (Parry, 1990). Patojenik türler, konukçusunun olmadığı dönemleri hasat artıkları içerisinde miselyum, bazıları toprak veya bitki artıklarında klamidospor ve bazıları ise konukçu doku üzerinde ürettikleri peritesyumlar halinde ya da buğdaygil familyasına ait yabancı otların köklerinde parazit halde geçirmektedirler (Purss, 1969; Cook, 1970; Cook, 1980). Buğday tohumlarının çimlendiği dönemden başak çıkışının başladığı zamana kadar geçen tüm zamanlarda, konidiler veya klamidosporların çimlenmesiyle bitki infeksiyonları gerçekleşebilmektedir. Bu infeksiyonlar, çoğunlukla toprağa yakın kökboğazı bölgesi veya kökboğazının hemen alt kısmındaki boğum aralarından (subcrown internode) başlamaktadır. Fide döneminde başlayan düşük seviyedeki infeksiyonlar bitkileri fazla etkilememekte ve bitkiler normal gelişimine devam edebilmektedirler. Ancak, ileri dönemlerde, artan transpirasyona bağlı olarak hızlı bir belirti gelişimi ortaya çıkmaktadır (Beddis ve Burgess, 1992). Hastalığa yakalanan bitkilerin kök, kökboğazı ve sap kısmında şeritler halinde uzayan ya da tüm silindiri tamamen sarmış kahverengi lekeler görülür. Bu lekeler daha çok, sözü edilen bölgelerde ortaya çıkmalarına rağmen infeksiyonun yoğunluğu ve hastalığın seyrine göre bazen yaprak kınları ve gövdede 4. ve hatta 5. boğuma kadar ilerleyebilir. Bazı durumlarda çiçeklenme döneminde yaşanan su stresi ile birlikte bitkilerde beyaz başak oluşumu ve erken ölümler gözlenebilir. Bu belirtileri gösteren bitkilerde, başta su transportunun normal bir şekilde sağlanamaması ve buna bağlı olarak fizyolojik bozuklukların ortaya çıkmasıyla bitkiler normal yaşam süresinden daha kısa bir sürede ömrünü 2

16 1. GİRİŞ Davut Soner AKGÜL tamamlamakta ve ürün veriminde önemli düzeyde azalmalar meydana gelmektedir. Hastalığın şiddetli olduğu bölgelerde ürün azalışının zaman zaman %50-70 düzeylerine ulaştığı kaydedilmiştir (Cook, 1968; Booth, 1971; Hill ve ark., 1983; Mihuta-Grimm ve Forster, 1989; Smiley ve ark., 1996; Hekimhan ve ark., 2005). Buğday kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığı ülkemiz dahil dünyada buğday üretiminin yapıldığı hemen her bölgede yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Özellikle monokültür hububat tarımının yapıldığı alanlarda topraktaki inokulum yoğunluğu zamanla artış göstermektedir. Hastalık yoğunluğunun fazla olduğu yerlerde hasadın ardından inokulumun yarısı toprakta kalmakta ve bu inokulum 2 yıl süreyle topraktaki varlığını sürdürebilmektedir (Inglis ve Cook, 1986). İklim, toprak koşulları, üretim yapılan bölgenin ekolojik ve coğrafi özellikleri hastalık yaygınlığını, hastalık şiddeti ve verim seviyelerini etkileyen en önemli unsurlardır. Bunların yanı sıra o bölgedeki ürün deseni, ekimi yapılan hububat çeşitlerinin hastalığa gösterdikleri tolerans düzeyleri, gübreleme, toprak işleme ve fungisit kullanımı gibi faktörler de sözü edilen olumsuzlukların seyrinde önemli rol oynamaktadırlar. Patojenle bulaşık olan bir alanda, bitkilerin infeksiyona yakalanma olasılıkları çok yüksek olmakla birlikte hastalığın seyri toprak ve bitkideki su potansiyeli ile yakından ilişkilidir. Kök ve kökboğazındaki dokulardan ya da yeni kök taslaklarının çıkış yaptığı sırada oluşan küçük yırtıklardan başlayan infeksiyonlar, hava sıcaklığı veya yağışlara göre hastalık şiddetinin hangi düzeyde olacağını belirler. Özellikle başak çıkışı ve çiçeklenme aşamasında hava sıcaklığı yüksek ve topraktaki su içeriğinin düşük olduğu durumlarda hastalığın çok şiddetli olabileceği bildirilmiştir (Cook, 1986; Beddis ve Burgess, 1992; Smiley ve Patterson, 1996). Bugüne kadar yetiştiriciliği yapılan buğday çeşitleri içerisinde Fusarium sap çürüklüğü hastalığına tam dayanıklı bir çeşitin varlığına rastlanamamıştır. Dayanıklılığı incelenen buğday çeşitlerinde patojen infeksiyonları önlenemezken, patojen gelişiminin sonraki aşamalarında ortaya çıkan kahverengileşme seviyeleri, farklı buğday varyetelerine göre değişiklik göstermekte, tolerans düzeyi yüksek olanlarda sap çürüklüğü gelişimi daha düşük olmaktadır (Klein ve ark., 1985; Wildermuth ve McNamara, 1994). 3

17 1. GİRİŞ Davut Soner AKGÜL Modern tarımda, bitkilerin beslenmesinde vazgeçilmez bir besin kaynağı olan gübreler, bir yandan ürün artışı sağlayabilecekleri gibi diğer yandan bu gübrelerin kimyasal formları ya da uygulama dozları bitkilerdeki hastalık oluşumu üzerine önemli etkilere sahiptirler (Smiley, 1975; Elmer ve Ferrandino, 1994). Yıllık yağış miktarının yüksek olduğu bölgelerde, azotlu gübrelerin gereğinden fazla kullanılmasıyla bitki dokuları gevşek bir hal alarak, buğday gibi bitkilerde vejetatif gelişimin ileri dönemlerinde yatmalar meydana gelebilmekte veya patojenlere karşı bitkilerin duyarlılığı artabilmektedir (Colbach ve ark., 1997). Diğer taraftan yağış miktarının az olduğu bölgelerde aşırı azotlu gübreleme ile vejetatif gelişim artmakta ve buna bağlı olarak artan transpirasyonla birlikte bitkilerde su stresi yaşanmakta ve Fusarium cinsi fungusların bitkideki gelişimi teşvik edilerek şiddetli hastalık gelişimi ortaya çıkmaktadır (Cook, 1986). Bundan başka buğday gübrelemesinde, azotlu gübrenin uygulama miktarından ziyade, gübre formunun hastalık gelişiminde daha büyük bir rol aldığı öne sürülmektedir. Nitrat (NO 3 ) formunda verilen gübrelerin buğdayda Fusarium sap çürüklüğünü azalttığı ancak amonyum formunun ise hastalığın artmasına neden olduğu bildirilmektedir (Smiley ve ark., 1972; Agrios, 1988). Azotlu gübrelerin bu ve buna benzer olayların gelişimi üzerine etkileri bunların; bitki büyümesi, bitki salgıları, konukçu dayanıklılığı, toprak ve rizosfer ph sı gibi etkenlerin yanı sıra topraktaki mikrobiyal populasyona etkilerinin de içinde bulunduğu karmaşık olayların sonucunda meydana geldiği bir gerçektir (Byther, 1965; Couch ve Bloom, 1960; Schrot ve Hildebrand, 1964; Huber ve McKay, 1968). Buğday hastalıkları ile mücadelede, kültürel tedbirlerin yetersiz kaldığı veya çevre ve iklim koşullarının hastalık gelişimi için uygun olduğu durumlarda, fungisit kullanımı kaçınılmaz hale gelmektedir. Daha önceleri, tohum veya toprak kökenli bulaşıklık nedeniyle başaklarda ortaya çıkan sürme (Tilletia sp.) ve rastık (Ustilago sp.) hastalıklarına karşı, konvansiyonel ya da sistemik fungistlerle yapılan tohum ilaçlamaları, buğday hastalıklarına karşı yapılan kimyasal mücadelenin neredeyse tamamını oluştururken, son yıllarda külleme (Blumeria graminis), septorya yaprak lekesi (Septoria tritici), pas (Puccinia spp.) veya Fusarium başak yanıklığı (Fusarium graminearum) hastalıklarına karşı özellikle sistemik etkili fungistlerle 4

18 1. GİRİŞ Davut Soner AKGÜL yapılan yeşil aksam ilaçlamaları, buğday hastalıklarıyla savaşımda önemli bir strateji haline gelmiştir (Verreet ve Klink, 2001). Sistemik özellikteki fungisitler tohumlara ya da yeşil aksama uygulandıklarında doku içerisine nüfuz etmekte ve daha sonra bitkinin diğer bölümlerine xylem veya floem yoluyla taşınabilmektedirler. İnfeksiyon öncesi veya sonrasında fungisitlerle temas eden fungal yapıların gelişimleri bir süre sonra sekteye uğramakta ve bunun sonucunda hastalıkların ilerleyişine engel olunmaktadır (Solel, 1970). Buraya kadar bahsedilen bilgiler doğrultusunda bu doktora tez çalışması ile, Çukurova Bölgesi buğday ekim alanlarında kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının çıkışı, yaygınlık oranı ve hastalık şiddetinin ortaya konularak bu hastalığın etmenlerinden biri olan Fusarium cinsi funguslardan, bölgemizde var olan türleri saptanmaya çalışılmıştır. Sörvey çalışmaları ile yaygınlığı ve virülensliği yüksek olduğu belirlenen bir Fusarium türü esas alınarak, bu türün yol açtığı sap çürüklüğü hastalığına karşı, bölgemizde yaygın olarak yetiştirilen buğday çeşitlerinin reaksiyonları, çeşitli gübreleme pratikleri ve buğday tohumları ve yeşil aksama yapılan farklı fungisit uygulamalarındaki etkinlik seviyelerinin araştırılması, bu tez çalışmasının esas amaçları içerisinde yer almıştır. 5

19 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Buğdayda kök, kökboğazı ve sap çürüklüğüne neden olan fungal etmenler içerisinde Fusarium cinsi funguslar büyük bir öneme sahiptir lu yıllarda ilk kez Amerika da varlığına rastlanan bu hastalığın daha sonraları Asya, Avrupa, Afrika ve Avustralya kıtasında yer alan ülkelerde de var olduğu bildirilmiştir (Burgess ve ark., 2001). Sözü edilen yerlerde, hastalığın fark edilmesiyle beraber hastalığın etiyolojisi, ekolojisi ve yaygınlığına yönelik araştırmalar başlatılmıştır. Yıllık yağış miktarının az, arazilerin eğimli ve buğdayın ağırlıklı olarak yetiştirildiği bölgelerde başlayan çalışmalardan bazıları aşağıda paragraflar halinde özetlenmiştir Hastalık Ekolojisi, Etiyolojisi ve Yaygınlığı Üzerine Yürütülen Çalışmalar Amerika nın Kuzeybatı Pasifik Bölgesi nde yürütülen bir araştırmada buğday sap çürüklüğüne neden olan fungusların öncelikle F. culmorum ve daha sonra F. graminearum ve F. avenaceum türleri olduğu saptanmıştır. F. graminearum ve F. avenaceum türleri hasat artıklarında miselyum formunda kışlarken F. culmorum türünün daha çok klamidospor formunda kışladığı tespit edilmiştir. F. culmorum türünün infeksiyonlarıyla bitkilerde gözlenen kök azalması belirtileri, diğer iki türün neden olduğu aynı belirtilere oranla daha şiddetli olmuştur. Her gram toprakta 300 adet F. culmorum propagülünün bulunması durumunda 35 birimlik buğday ürünü elde edilirken bu sayı 3000 e çıktığında 29 birimlik bir ürün miktarı elde edilmiştir. Aynı şekilde bitkilerde beyaz başak oluşturma yüzdesi ilkinde %10-15 iken diğerinde %35-50 olmuştur (Cook, 1968). F. culmorum un saprofitik kolonizasyonunu etkileyen faktörler arasında toprak sıcaklığı, toprak su içeriği ve su potansiyelinin yanında patojenin topraktaki populasyonu ve saprofitik özellikteki diğer fungus cinslerinin etkili olarak rol oynadığı bildirilmiştir. Patojen populasyonu her gram toprak için propagul seviyesinde, toprak sıcaklığı C arasında, toprak su potansiyeli -60 ile -90 bar arasındaki bir seviyede olduğunda maksimum düzeyde saprofitik kolonizasyon gerçekleşirken, Alternaria, Aspergillus, Cladosporium, Penicillium ve Stemphylium 6

20 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL cinsi fungusların daha önceden hasat artıklarını istila etmesi sonucu F. culmorum un bu dokuları kolonize etme oranı önemli düzeyde düşmüştür (Cook, 1970). F. culmorum ve F. graminearum türlerinin her ikisi de makrokonidilerden klamidospor oluşturabilmektedir. Bunun dışında F.culmorum un hifsel şişkinliklerden klamidospor oluşturduğu gözlenirken F. graminearum un bu mekanizması ispatlanamamıştır. Makrokonidilerden oluşan klamidosporlar incelendiğinde F. culmorum un klamidosporları diğerine göre daha dayanıklı bulunmuş ve daha uzun süre topraktaki canlılığını sürdürebilmiştir (Sitton ve Cook, 1981). Amerika nın Colorado ve Wyoming eyaletlerinde yapılan iki yıllık bir çalışmada kök ve kökboğazı çürüklüğüne neden olan fungal etmenler incelenmiştir. İzolasyonlardan elde edilen 852 farklı fungal izolattan 408 inin patojenik olduğu saptanırken bunlardan Bipolaris sorokiniana türü %34 oranında elde edilmiştir. Bunlardan başka Fusarium acuminatum, F. avenaceum, F. culmorum, F. equiseti, F. graminearum, F. oxysporum, F. sambucinum, F. solani ve F. tricinctum türlerini içeren Fusarium cinsi funguslar %55 lik bir oranda izole edilmişlerdir (Hill ve ark., 1983). F. culmorum konukçusunun olmadığı dönemleri toprakta klamidospor formunda geçirmektedir. Hifsel ve makrokonidiyal hücrelerdeki hücre çeperlerinin kalınlaşmasıyla oluşan klamidosporlar toprakta 3-4 yıl süreyle canlılıklarını sürdürebilmektedir. Toprak içerisinde hifsel klamidosporlara göre 9 kat daha yoğun halde bulunan endokonidiyal klamidosporların organik maddece zengin olan toprak yapısında daha kısa ömürlü olduğu bildirilirken, buğdayda F. culmorum un yol açtığı sap çürüklüğü hastalığının problem olduğu bölgelerde 1-2 yıl süreyle yapılacak ekim nöbeti ya da nadas yönteminin bu hastalığın kontrolünde fayda sağlayamadığı ve bu sürenin en az 3-4 yıla çıkarılması gerektiği ifade edilmiştir. Bunun yanında buğdayın ardından ertesi yıl yapılacak olan yulaf ekimi, patojenin eşeysiz spor oluşumunu yüksek oranda teşvik edeceği ve propagul miktarını arttıracağı için bu ürünün ekiminde dikkatli olunması gerektiği vurgulanmıştır (Inglis ve Cook, 1986). Windels ve Holen, (1989) Amerika nın Minnesota Eyaleti buğday ekim alanlarında 3 yıl süreyle yaptıkları sörvey çalışmalarında kökboğazı ve daha alt 7

21 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL kısımlarından izolasyonlar yaparak hastalığa yol açabilecek fungal populasyonları incelemişlerdir. İzolasyon sonuçlarına göre Bipolaris sorokiniana %76 lık oranla en çok izole edilen tür olarak belirlenirken, bunu Fusarium cinsi funguslar takip etmiştir. Bu cinse ait türler içerisinde F. graminearum (Grup 2) %16, F. culmorum %6, F. acuminatum %3, F. poae %2 ve F. avenaceum %1 lik oranda izole edilmişlerdir. Patojen olabilecek bu türlerden başka dokular etrafında Alternaria, Aspergillus, Epicoccum, Nigrospora, Penicillium, Pythium, Trichoderma ve Rhizoctonia cinsi fungusların gelişim gösterdikleri bildirilmiştir. F. graminearum Grup 1 ile bulaşık olan buğday tarlasında hasat artıkları yok edilmeden ertesi yıl yeniden buğday ekildiğinde, bitkilerin çoğunlukla kökboğazı bölgelerinden başlayıp yukarı doğru olan kısımlarında infeksiyonların yoğunlaştığı belirlenirken, hasat artıklarının toprağa karıştırılmasıyla infeksiyonların daha çok koleoptil ve kökboğazı boğum arası (subcrown internode) bölgesinde ortaya çıktığı gözlenmiştir. Her iki durumda hastalık çıkışı belli oranlarda gerçekleşse de öncelikle toprak üstü kısımların erken dönemde infekte olmasıyla beyaz başak oluşumu ve bitkilerdeki hastalık şiddeti değerlerinin diğer infeksiyon şekline oranla daha yüksek seviyelerde ortaya çıkacağı öne sürülmüştür (Summerel ve ark., 1990). Mısır bitkisi kökleri ve rizosfer toprağından yapılan izolasyonlar sonucu elde edilmiş Fusarium cinsi funguslar içerisinde F. oxysporum, F. proliferatum, F. moniliforme, F. solani, F. equiseti ve F. graminearum türlerine rastlanmıştır. Bunlar içerisinde F. oxysporum ve F. proliferatum un en çok izole edilen türler olduğu belirlenirken, F. graminearum ve F. equiseti nin ise varlığına en az rastlanan türler olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucu ortaya çıkan bulgulara göre F. graminearum ve F. equiseti dışındaki diğer türlerin rizosfer rekabetçileri olarak kabul edilebileceği ifade edilmiş ve bu olayda önem arz eden kriterler içerisinde, türlerin üreme gücü, oluşturduğu mikrokonidi sayıları, konukçusu olmayan bitkiler ve doku artıklarında kışlayabilme yetenekleri ve türlerin birbirleriyle olan rekabetlerinin ön plana çıkabileceği öngörülmüştür (Ocamb ve Kommedahl, 1994). Muratçavuşoğlu ve Hancıoğlu, (1995) tarafından Ankara ili buğday ekim alanlarında kök boğazı ve kök hastalıklarına neden olan Fusarium cinsi funguslardan; F. graminearum, F. culmorum, F. acuminatum ve F. heterosporum 8

22 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL türlerinin neden olduğu saptanmış, bölgede en çok yaygınlık gösteren türün F. acuminatum olduğu belirtilmiştir. Bölgeden izole edilen türlerin %57.1 ini F. acuminatum, %28.6 sını F. graminearum ve %14.2 sini ise F. culmorum türü oluştururken çok az sayıda da F. heterosporum türüne rastlanmıştır. Aktaş ve ark., (1996) tarafından yapılan bir çalışmada Sakarya ili yöresindeki buğday alanlarında görülen kök ve kök boğazı çürüklüğü hastalığının %63.9 oranında yaygınlık gösterdiği ve ayrıca Fusarium cinsi fungusların, Rhizoctonia cerealis ten sonra en baskın patojen cinsi olduğu belirlenmiştir. Aynı araştırıcıların Konya ili ve ilçelerinde yürüttükleri sörvey çalışmalarında bu hastalığın şiddeti %36.2 olarak hesaplanmıştır. Hastalıklı bitkilerden yapılan izolasyonlarda Dreschlera sorokiniana, Ophiobolus graminis, Fusarium culmorum, F. moniliforme, ve Rhizoctonia cerealis türü fungusların, bu hastalıktan sorumlu türler olduğu bildirilirken, bu funguslara ait spor süspansiyonlarının buğday tohumlarına inokule edilmesiyle yapılan verim çalışmalarında patojenlerin %5-9 oranında dane verimini azalttığı ortaya konmuştur (Aktaş ve ark., 1999). Bunun yanında Eskişehir ili buğday ekim alanlarında yapılan başka bir çalışmada da benzer sonuçlar elde edilmiş ve bu bölgede görülen hastalık yaygınlığının %70 lere ulaştığı saptanmıştır (Aktaş ve ark., 2000). Pettitt ve Parry (1996), İngiltere de yürüttükleri bir çalışmada Fusarium culmorum, F. avenaceum, M. nivale ve F. graminearum türlerinin buğdayda sap çürüklüğü hastalığının nedeni olduğu ortaya konmuş ve bu ülkedeki ekim alanlarında görülen hastalık çıkışı ile sıcaklık gün derece ilişkileri incelenmiştir. Fungal infeksiyonlar hava sıcaklığından etkilenmezken, sıcaklığın artmasıyla birlikte nekrozların şiddeti artmıştır yılında yapılan hastalık sörveyi ile inceleme yapılan bölgelerin çoğunda F. culmorum türünün hakim olduğu anlaşılmış, ayrıca meteorolojik veriler ile hastalık çıkışı arasındaki ilişki regeresyon modellemesi ile ortaya konmuştur. Böylelikle, ortaya konan modelleme yöntemiyle sap çürüklüğü belirtilerinin M. nivale mi yoksa F. culmorum nedeniyle mi ortaya çıktığı saptanabilmiştir. Kuzeybatı Pasifik te (A.B.D) yıllarında yapılan bir sörvey çalışmasında 288 buğday ekim alanından 1000 den fazla Fusarium izolatı elde 9

23 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL edilmiş ve bu cinse ait fungus türlerinin sözü edilen bölgede sap çürüklüğü hastalığından sorumlu olduğu bildirilmiştir. Fusarium graminearum (Grup 1) türü bunlar içerisinde %27.4 lük oranla en çok izole edilen tür olarak belirlenirken bunu %7.3 ile F. culmorum türü izlemiştir. Bunun yanında bir çok bölgede sap çürüklüğünün asıl nedeni olan Bipolaris sorokiniana çok düşük bir oranda izole edilmiştir. Ayrıca Alternaria, Aspergillus, Cephalosporium, Chaetomium, Cladosporium, Fumago, Heterosporium, Mucor, Penicillium, Pythium, Rhizoctonia, Stemphylium ve Verticillium cinsi funguslar yine bu dokulardan gelişen etmenler arasında yer almıştır (Smiley and Patterson, 1996). Ortalama yıllık yağış miktarının düşük olduğu buğday ekim alanlarında topraktaki su rezervini korumak için geleneksel toprak işleme yöntemlerinden kaçınılmakta, bazı bölgelerde hasat artıkları olduğu gibi tarlada bırakılmakta ya da yüzeysel bir toprak işleme yapıldıktan sonra tohum ekimine gidilmektedir. Avustralya da yürütülen bir çalışmada hasat artıklarının sürülmeksizin yeniden yapılan tohum ekimlerinden sonra bitkilerde F. graminearum (Grup 1) un neden olduğu kökboğazı çürüklüğünün şiddeti %32.2 düzeyinde seyrederken, hasat artıklarının uzaklaştırıldığı alanlarda bu oran %4.7 olmuştur. Buna karşın bitkilerde su stresine bağlı olarak görülen steril başak oluşum oranları geleneksel toprak işlemenin yapıldığı yerlerde %12.2, toprak işlemenin yüzeysel yapıldığı yerlerde %19.3 ancak, toprağın işlenmediği yerlerde bu oran %4.3 olarak saptanmıştır (Wildermuth ve ark., 1997). Buğdayda F. acuminatum un neden olduğu kök infeksiyonlarının, fidelerin canlı kalma oranı, ortalama bitki boyu, kardeş sayısı ve bayrak yapraklardaki oransal su içeriğini azalttığı ayrıca, tüm bu olayların yanı sıra hücrelerdeki elektrolit sızıntısını arttırdığı bildirilmiştir. Çeşit özelliği ve bitkilerdeki su stresi, sözü edilen bu olaylarda hastalığın seyrini ciddi düzeyde etkilerken, normal sulama koşullarında patojenle infekteli bitkilerde infeksiyon oranı, çeşit dayanıklılığına göre %56-73 oranında değişim gösterirken, su stresinin olduğu durumlarda infeksiyon oranı %83-97 düzeyinde olmuştur. Ayrıca bu çalışma ile bayrak yapraklardaki oransal su içeriği ve dokulardaki elektrolit sızıntısına bağlı olarak değişen elektriksel iletkenlik 10

24 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL ölçümleri çeşit dayanıklılığının saptanmasında önemli bir kriter olabileceği önerilmiştir (Mergoum ve ark., 1998). Buğdayda kökboğazı derinliği ile bitkilerin F. pseudograminearum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığına karşı gösterdikleri duyarlılık ilişkilerinin incelendiği bir çalışmada, toprak yüzeyine yakın bir derinlikte kökboğazı oluşturan çeşitlerde hastalık şiddetinin daha az olduğu, bu olayın hastalığa karşı belli düzeylerde dayanıklılık gösteren bazı buğday çeşitlerinde genler tarafından yönetildiği ifade edilmiştir. Kökboğazı oluşum derinliği topraktaki su içeriği, ışık ve ekim derinliğinden doğrudan etkilenmiştir. Duyarlı çeşitlerde ekim derinliği arttıkça kökboğazı ile toprak yüzeyi arasındaki uzunluk artmakta, dolayısıyla hastalık şiddeti de artmaktadır. Ancak dayanıklı çeşitlerde ekim derinliği fazla olsa da kökboğazı oluşum derinliği bu olaydan olumsuz yönde etkilenmemektedir. Bu çalışma ile hastalığa karşı buğdaylardaki çeşit dayanıklılığı testlenirken, kökboğazı oluşum derinliğinin önemli bir faktör olabileceği belirtilmiştir (Wildermuth ve ark., 2001). Ortalama 15 yıl aralıksız olarak buğday ekiminin yapıldığı 3 farklı alanda topraktaki Fusarium türlerinin populasyon dalgalanmaları incelenmiş ve özellikle sap çürüklüğünün asıl nedeni olan F. culmorum üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonucuna göre topraktaki Fusarium türlerinin populasyon yoğunluğu yıldan yıla farklılık göstermiştir. Bazı alanlarda buğdaydan sonra başka bir ürünün yetiştirilmesiyle ertesi yıl F. culmorum populasyonu düşmüştür. Diğer yandan sonbaharda sıcaklığın düşmesi ve yağış miktarının artmasıyla beraber fungusun populasyonu azalırken, ilkbaharda sıcaklık artmaya başladığında yağış miktarı da artsa bile F. culmorum yoğunluğu tekrar artmaya başlamıştır. Bu olayda çiçeklenme ve dane oluşum döneminde artan bitki salgılarının populasyon yükselişinde rol oynamış olabileceği bildirilmiştir (Bateman ve Murray, 2001). İngiltere de 260 farklı bölgeden yapılan örneklemelerde F. culmorum, F. avenaceum ve M. nivale türleri buğdayda sap çürüklüğünün nedeni olan Fusarium türleri olduğu belirlenmiştir. F. culmorum bu türler arasında en sık izole edilen tür olup bunu sırasıyla M. nivale, ve F. avenaceum türleri takip etmiştir. İzolasyonlardan elde edilen sonuçlara göre bu fungusların kök kolonizasyonlarında birbirleri ile ciddi anlamda herhangi bir rekabet göstermediği belirlenirken, ekolojik koşulların yıldan 11

25 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL yıla değişiklik göstermesi ile fungal populasyonların değişerek bitkilerdeki infeksiyon oranlarının bu olaydan büyük ölçüde etkilendiğini öne sürmüşlerdir (Pettitt ve ark., 2003). Backhouse ve ark., (2004) Avustralya nın doğusunda 1996 ve 1999 yılları arasında yaptıkları bir çalışmada, buğday, arpa ve durum buğdayının yetiştirildiği 409 farklı tarlada Fusarium türlerinin neden olduğu kök ve kökboğazı çürüklüğünü incelemişlerdir. F. pseudograminearum ve F. culmorum türlerinin bu hastalıkta en büyük paya sahip olduğu saptanmıştır. Hastalık gelişimi F. culmorum un hüküm sürdüğü bölgelerde daha çok iklimsel nedenlerden etkilenmiştir. Diğer Fusarium türlerinden F. avenaceum, F. crookwellense ve F. graminearum türlerinin izolasyon sıklığı daha düşük seviyede kalmıştır. Hekimhan ve ark., (2005) Fusarium pseudograminearum, F. culmorum ve Bipolaris sorokiniana patojenlerinden elde edilen 3x10 5 konidi/ml konsantrasyondaki spor süspansiyonu karışımının buğday tohumlarına inokule edildikten sonra ekim yapılmasıyla, bitkilerde ortaya çıkan verim kayıplarını incelemişlerdir. 3 yıl art arda yürütülen tarla denemelerinde 1. yılda; %15, 2. yılda; %35 ve 3. yılda; %27 oranında ürün kaybı meydana gelirken tüm yılların ortalaması ele alındığında bu oran %26 olmuştur. Makarnalık buğday, ekmeklik buğday, arpa ve tritikale türlerine dahil olan 20 farklı hububat çeşidi hastalığa karşı tolerans düzeyleri yönünden incelendiğinde bunların içerisinde en tolerantı arpa ve daha sonra sırasıyla tritikale, ekmeklik buğday ve makarnalık buğday türleri olduğu bildirilmiştir. Tunalı ve ark., (2008) Türkiye deki buğday ekim alanlarına bağlı 518 farklı tarlada 2 yıllık bir sörvey çalışması ile kök ve kökboğazı çürüklüğünün dağılımını araştırmışlardır. Örnekleme yapılan alanların %26 sından fazlasında en az bir veya daha fazla sayıda kuraklığa bağlı sap çürüklüğü patojenine rastlanırken, bunların %14 ünü Fusarium culmorum, %10 unu Bipolaris sorokiniana, ve %2 sini F. pseudograminearum türü funguslar oluşturmuştur. Hastalıklı bitkilerden izole edilen diğer Fusarium türü funguslardan, F. oxysporum ve F. chlamydosporum %11, F. sporotrichioides %10 ve F. avenaceum ve F. solani türleri ise %8 lik paya sahip olmuşlardır. Yıllık yağışın fazla olduğu alanlarda daha çok Gaeumannomyces 12

26 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL graminis, Pythium ve Rhizoctonia türü funguslara rastlanmıştır. Yapılan bu çalışma ile elde edilen fungus türlerinin belli bir bölgede lokalize olmadıkları ifade edilmiştir Hastalığın Mücadelesine Yönelik Yürütülen Çalışmalar Monokültür buğday tarımının yapıldığı alanlarda kök boğazı yanıklığı hastalığı ile mücadele edilirken, hasattan sonra bitki artıklarının toprağa karıştırılması ve bu işlemlerin ardından toprağa gübre uygulanması önerilmiştir. %5 NH 4 NO 3, %20 P 2 O 5 ve %20 K 2 O içeren gübrelerin 243 kg/ha dozunda toprağa uygulanmasıyla bitkilerdeki kök boğazı çürüklüğünün önemli ölçüde azaldığı saptanmıştır. Bitki artıklarının sürülerek ardından gübre verildiğinde hastalık şiddeti %30 olurken, hasat artıklarının uzaklaştırılıp gübre verilmeyen parsellerde %65 olarak bulunmuş bundan başka hasat artıkları temizlenip ardından gübre verildiğinde ise hastalık indeksi %32 olarak hesaplanmıştır (Warren ve Kommedahl., 1973). Yıllık ortalama yağış miktarının 30 cm nin altında olduğu buğday yetiştirme alanlarında yapılacak azotlu gübrelemede dikkatli olunmalıdır. Azotlu gübreleme bitkide vejetatif gelişimi arttırarak ileri dönemlerde bitkideki su transpirasyonunun artmasına ve yaprak ozmotik potansiyelinin azalmasına neden olur. Ortalama yıllık yağışın düşük olduğu ve topraktaki Fusarium culmorum un propagul yoğunluğu 2500 propagul g -1 toprak olduğu bir buğday tarlasına sırasıyla 56, 112 ve 224 kg/ha lık azot verildiğinde hastalıklı bitkilerin yüzdesi %76, %85 ve %84 oranlarında hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre azotlu gübrelemenin dozu arttıkça bitkinin hastalıklara karşı duyarlılığının da arttığı sonucuna varılmıştır (Papendick ve Cook, 1974). Stack ve ark., (1986) azot (N) ve potasyum (K) gübrelerinin farklı dozlarda kombine halde bitkilere verilmesiyle, gövdelerde Gibberella zeae (anamorf: Fusarium graminearum) un yol açtığı gövde lezyonlarındaki değişiklikleri incelemişlerdir. Farklı dozlarda olsa dahi eşit oranda yapılan N:P gübrelemesi, farklı oranlarda yapılan gübrelemeye göre daha etkili sonuçlar vermiştir. Hastalık belirtilerine bağlı lezyon alanı en az %25 lik bir oran ile eşit miktarda ve 40 ppm dozda yapılan N:P gübrelemesi ile elde edilmiştir. Bu oranlar 200 ve 400 ppm e çıkarıldığında lezyonlu alanların oranları sırasıyla %35 ve %47 düzeylerinde 13

27 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL gerçekleşmiştir. Elementler arasındaki denge bozulduğunda gövdelerdeki lezyonlu alan oranı %55 düzeyine kadar artabilmiştir. Shefelbine ve ark. (1986), tarafından yürütülen bir çalışmada potasyum klorür (KCl) ve potasyum sülfat (K 2 SO 4 ) gübreleri ile tohumlara uygulanan bazı sistemik fungisitlerin arpada Cochliobolus sativus un neden olduğu kök çürüklüğüne etkileri incelenmiştir. %100 lük KCl ve %43 lük K 2 SO 4 gübreleri verilmiş bitkilerde oluşan hastalık şiddeti sırasıyla %36.9 ve %57.2 olurken kontrolde bu oran %54.6 düzeyinde gerçekleşmiş ve KCl nin hastalığı azaltıcı etkisi önemli bulunmuştur. Denemede kullanılan sistemik fungisitler içerisinde nuarimol uygulanan parsellerdeki hastalık şiddeti %36.1, patojenin inokule edildiği kontrol parselinde bu oran %53.3 olmuştur. Bunun yanında imazalil, triadimenol, prochloraz ve etaconazole uygulamaları ile hastalık oranları kontrole göre bir miktar azalsa da bu etki önemsiz bulunmuş ve bunun dışında furmecyclox etkili fungisit hastalık gelişimini az da olsa arttırmıştır. Buğdayda farklı ekim sıklığı, ekim derinliği ve farklı azotlu gübreleme oranlarının kök ve kökboğazı çürüklüğüne olan etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada ekim sıklığı ve bitkilere verilen azot miktarlarının hastalık yoğunluğu üzerine ciddi anlamda önemli bir etkisi olmazken, 2 cm yerine 4 cm derinliğe ekilen tohumlardan gelişen bitkilerde hastalık yoğunluğu %45-60 oranında daha fazla ortaya çıkmıştır. Derine ekim sonrasında bitkilerde daha az sayıda kardeşlenme gözlenmiş ancak bu bitkilerdeki başak başına oluşan dane sayısı daha fazla olmuştur. Bu çalışma ile ayrıca en fazla kök ve kökboğazı çürüklüğüne neden olan fungal cinslerin Bipolaris ve Fusarium cinsleri ve daha sonra Rhizoctonia ve Pythium cinsleri olduğu saptanmıştır (Broscious ve Frank, 1986). Buğdayda kök boğazı yanıklığının yanı sıra başak yanıklığına da neden olabilen Fusarium türlerinin tohum kökenli inokulumuna olan etkisini belirlemek için denemeye alınan carboxin + thiram, imazalil + TCMTB, iprodione ve guazatine etkili maddeye sahip fungisitler in vitro koşullarda bulaşık tohumlardan gelişen fungusları %71-98 oranında baskılarken, tarla koşullarında ortaya çıkan fide yanıklığı ve sap çürüklüğüne pek etkileri olmamıştır (Mihuta-Grimm ve Forster, 1989). 14

28 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL Azotlu gübreler, yeşil aksama uygulanan fungisitler ve bitki büyüme düzenleyicileri gibi üretim girdilerinin, çeşitli Fusarium türü funguslar tarafından neden olunan başak yanıklığı hastalığına etkilerinin incelendiği bir denemede, dekara fazladan 5 kg lık azotlu gübre verilmiş, zadoks skalasına göre bitkilere dönemde iken ethepon içeren büyüme düzenleyici (280 g a.i./ha) ve dönemlerde iken propiconazole (125 g a.i./ha) + chlorothalonil (808 g a.i./ha) içeren fungisitler uygulanmıştır. Hasat sonrası buğday tohumlarından yapılan izolasyonlara göre sözü edilen üretim girdilerinin tohumlardaki Fusarium cinsi fungusların çıkışını %47.9 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Bu olayda aşırı azotun infeksiyonları kamçılamış olmasının yanında, bitki büyüme düzenleyicilerin boy artışını baskılarken kök bölgesinde müteakip kardeşlenmeyi arttırmış olabileceği ve böylelikle infeksiyon bölgesinde fungal gelişim için uygun bir mikroklima yaratmış olabileceği bildirilmiş, ancak sözü edilen büyüme döneminde yapılan fungisit uygulamasının ise bir yarar sağlayamadığı ifade edilmiştir (Martin ve ark., 1991). Toprağa CaCl 2 ve KCl formunda uygulanan klor ilaveleri Bipolaris sorokiniana nın neden olduğu kök ve kökboğazı çürüklüğünü bir miktar azaltsa da bu azalış istatistiki açıdan önemli olmamıştır. 13, 27, 40, 54 kg/ha dozunda yapılan klor uygulamalarında kök çürüklüğü indeksi sırasıyla 57.7, 58.2, 58.9, ve 59.0 olarak bulunurken kontrolde bu değer 61.9 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca klor uygulamaları elde edilen ürün miktarı ve kalitesinde çok az düzeyde bir katkı sağlamıştır (Windels ve ark., 1992). Colbach ve ark., (1996) tarafından yürütülen bir çalışmada, buğdayda sap çürüklüğü etmenlerinden olan Microdochium nivale ve Fusarium türlerinin neden olduğu hastalığa karşı ekim zamanı, bitki sıklığı, azotlu gübreleme, toprak işleme teknikleri ve sanitasyon pratiklerinin etkinlikleri araştırılmıştır. Bu türlerin topraktaki populasyon düzeyleri göz önünde tutularak buğday tohumlarının erken veya geç ekilmesi, hastalığın çıkışını önemli düzeyde etkilemiştir. Erken ekim sonucu, M. nivale nin yol açtığı hastalık artarken, Fusarium türleri bu olaydan olumsuz yönde etkilenmiştir. Bitki sıklığının az olması ile kardeşlenme oranı arttığında M. nivale yoğunluğu azalırken, Fusarium türlerinin yoğunluğu artmıştır. Bunlardan başka, toprağın sert veya gevşek yapılı olması, kullanılan azotlu gübrenin formu, hasat 15

29 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL artıklarının derine gömülmesi ya da o alandan uzaklaştırılması hastalığın azaltılması yönünde önemli etkiler göstermemiştir. Wojciechowski ve ark., (1997) 37 farklı kışlık ve 8 ayrı yazlık buğday çeşitini F. culmorum ve F. avenaceum un neden olduğu fide yanıklığına karşı test etmişlerdir. Kışlık çeşitlerdeki hastalığa duyarlılık seviyesi %22-97 arasında değişim göstermiş ancak yazlık çeşitlerde bu oran ortalama %86 nın üzerinde seyretmiştir. Genel olarak ele alındığında kışlık çeşitlerde görülen hastalığa duyanlılık seviyesi yazlık çeşitlere göre %30 daha az olmuştur. Liggitt ve ark. (1997), F. culmorum un neden olduğu başak yanıklık hastalığı üzerine başaklardaki saprofitik fungal mikrofloranın ve ayrıca bazı fungisitlerin hem bu mikrofloraya hem de sözü edilen patojenin neden olduğu hastalığa etkilerini incelemişlerdir. Çiçeklenme döneminde patojenin kolonizasyonu gerçekleşmeden önce bu bölgenin Alternaria alternata, Botrytis cinerea, ve Cladosporium herbarum gibi saprofitlerce istila edildiğinde başak yanıklık hastalığı %19 dan %4-6 seviyelerine kadar gerilemiştir. Denemeye alınan fungisitlerden benomyl, chlorothalonil, fluquinconazole, flusilazole, flutriafol, prochloraz, pyrimethanil, ve tebuconazole, etki spektrumu bakımından farklılık göstermiş, bu fungistlerden bazıları değişik türdeki fungusların gelişimini engellerken bazıları üzerinde etkisiz kalmışlardır. Bu çalışma sonunda fungisitlerin, mikrobiyal florayı bazen patojenler, bazen de saprofitler lehine çevirebildiği bildirilmiştir. Triazole grubu fungisitlerle yapılan tohum ilaçlamaları sonucunda, etkili maddenin önemli bir bölümü tohumdan yapraklara doğru sistemik olarak taşınabilmektedir. Bu grubun içerisinde yer alan difenoconazole (Dividend 3 FS, 24 g a.i. / 100 kg tohum) ve triadimenol (Baytan 30 F, 31 g a.i. / 100 kg tohum) ile buğday tohumlarının ilaçlanması sonucu, Puccinia recondita, Septoria tritici, ve Stagonospora nodorum türü fungusların yapraklardaki sporulasyon oranı büyük ölçüde azaltılmıştır. Tohum ekiminden sonra 4.2 ve 6.5 haftalık bir büyüme periyodunda, difenoconazole uygulaması sonucunda bu fungusların sporulasyon oranındaki artış, kontroldeki spor artışının sırasıyla %25 ve %50 si kadar olurken, triadimenol uygulamasında sporulasyon oranı, 3.2 hafta sonunda kontroldekinin %50 si ve 6.6 hafta sonunda ise %75 i kadar artış göstermiştir. Bu sayede sözü 16

30 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL edilen fungusların yol açabileceği olası epidemilerin geciktirilebileceği öngörülmüştür (Sundin ve ark., 1999). Başka bir çalışmada Fusarium graminearum (Grup 2) ile bulaşık olduğu bilinen buğday tohumlarına carboxin, thiabendazole, imazalil, maneb, difenoconazole, fenbuconazole ve tetraconazole etkili maddeye sahip fungisitlerden biri ya da bu fungisitlerin karışımlarından biri uygulandığında bitki çıkışları sırasında görülen ölümler büyük ölçüde azalmıştır. Herhangi bir fungisit uygulanmamış bulaşık tohumlardan gelişen ve hayatta kalabilen bitkilerin oranı %54 4 olurken carboxin + thiabendazole + imazalil (Vitavax Extra) uygulanmasıyla %83.1, imazalil + maneb (Agsco RR + DB-Green-L) uygulamasında %89.1 ve difenoconazole (Dividend) uygulamasında ise %79.2 olarak belirlenmiştir. Triazole grubu fungisitler Fusarium cinsi fungusların neden olduğu hastalıkları kontrol etmede diğerlerine göre düşük etki gösterse de rastık hastalığını %100 kontrol edebilmiştir (Jones, 1999). Fluquinconazole (75 g a.i. / 100 kg tohum) ve prochloraz (15 g a.i. / 100 kg tohum) etkili fungisitlerle yapılan tohum ilaçlamalarının buğdayda take-all hastalığı etmeni Gaeumannomyces graminis var. tritici ve kök bölgesinde var olabilecek diğer funguslara etkisi incelenmiştir. Bu fungistler tek başına ya da karışım halinde tohumlara uygulandığında göçüren hastalığını önemli düzeyde azaltmazken, rizosfer bölgesinde Alternaria infectoria, Epicoccum purpurascens, Idriella bolleyi ve Fusarium culmorum fungusları var olduğu zamanda, fluquinconazole, hastalık oluşumunu büyük oranda engellemiş ve bitkilerdeki kuru ağırlık artışına önemli oranda katkı sağlamıştır. Bunun dışında bu fungisitler tohumlara karışım halinde uygulandığında saprofitik mikroflora olumsuz yönde etkilenmiş ve hastalık oluşum oranı kontrole yakın bir seviyede gerçekleşmiştir (Dawson ve Bateman, 2000). Dawson ve Bateman (2001), buğday ve arpada fluquinconazole veya prochloraz ile yapılan tohum ilaçlamalarının sürgün ve sap bölgelerinde gelişim gösterebilecek fungal mikrofloraya etkilerini incelemişlerdir. Ocak ve haziran aylarında yapılan izolasyonlarda (Zadoks skalasına göre 23. ve 69. dönemlerde) 41 farklı türde fungal gelişim gözlenirken, sözü edilen fungisitlerin bu floraya olumsuz etkisinin olmadığı bildirilmiştir. Farklı gelişim dönemlerinde yapılan izolasyonlarda farklı türler gelişim göstermiş, bu farklılık daha çok iklimsel nedenlerden ve tarımı 17

31 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL yapılan ürünlerden kaynaklanmıştır. Örneğin, bitki gelişiminin ileri dönemlerinde yapılan izolasyonlarda tür zenginliği daha yüksek olurken, arpa bitkileri üzerinde oluşan mikroflora buğdaydakine oranla daha az sayıda fungus türünü kapsamıştır. In vitro da kalsiyum ilave edilmiş besi ortamı üzerinde çimlendirilen buğday tohumlarında, ortamdaki kalsiyum artışına bağlı olarak, bitki dokularında etilen hormonu seviyesinin yükseldiği ancak absisik asit (ABA) miktarının ise düştüğü bildirilmiştir. Bazı bitkilerde patojenlere karşı dokuları duyarlı hale getiren etilen hormonunun buğdayda tersine bir etki gösterdiği ve buğdayın F. culmorum a karşı daha dayanıklı hale getirdiği öne sürülmüştür. Buna karşın kalsiyum, buğday dokularını patojenlere karşı duyarlı hale getiren absisik asit seviyesini de azaltarak iki hormon arasında, bitki lehine olumlu bir denge sağlamıştır (Zielinska ve Michniewicz, 2001). Kimyasal özellikleri bakımından farklı gruplarda yer alan azoxystrobin (strobilurin) ve epoxyconazole (triazole) un buğday bitkilerindeki doğal yaşlanma, verim ve yaprak mikroflorasına etkilerinin incelendiği bir çalışmada, bu fungisitlerin, saprofitik fungusların gelişimiyle ilişkili olan doğal yaşlanmayı geciktirdiği ve bitkilerdeki hastalık kontrolünün yanı sıra bitkilerdeki verim artışına önemli düzeyde katkı sağladığı ortaya konmuştur. Sözü edilen fungisitler yeşil aksam alanını ortalama %15 arttırarak bitkilerdeki doğal yaşlanmayı 14 gün geciktirmişlerdir. Azoxystrobin uygulamasıyla saprofitik özellikteki Alternaria alternata ve Cladosporium macrocaprum un hem konidiyal çimlenme hem de miseliyal gelişimi engellenirken, epoxyconazole uygulamasıyla bu fungusların sadece miseliyal gelişimleri baskılanmış ancak, saprofitik mikrofloranın tetiklediği solunum hızı da yavaşlatılmıştır. İngiltere deki 2 ayrı ilde yürütülen tarla denemelerindeki verim sonuçları incelendiğinde, fungisit uygulanmayan kontrol parsellerinde ortalama verim 8.68 ton/ha olurken, azoxystrobin uygulamasıyla bu miktar 9.94 ton/ha, epoxyconazole uygulamasında ise 9.49 ton/ha olarak belirlenmiştir (Bertelsen ve ark., 2001). Mısırda F. graminearum un eden olduğu koçan çürüklüğü hastalığının şiddeti ve danelerdeki deoksynivalenol (DON) konsantrasyonu, mısırın gelişimi sırasında toprağa uygulanan azotun uygulama dozu, dayanıklı çeşit seçimi ve ekim nöbeti gibi 18

32 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL faktörlerden doğrudan etkilenmiştir. 0, 100 ve 200 kg ha -1 lık amonyum nitrat (NH 4 NO 3 ) gübrelemesinde 100 kg ha -1 lık uygulama dozunda ortaya çıkan hastalık şiddeti yüzdesi, 0 ve 200 kg ha -1 lık dozlardan elde edilenlere oranla daha düşük olmuştur. Dayanıklı çeşitlerde hastalık şiddeti yüzdesinin daha düşük olması yanında danelerdeki toksin kontaminasyonu da azaldığı gibi bu çeşitler, kullanılan azotun kaynağı ve uygulama dozundan aşırı düzeyde etkilenmemiştir. Ayrıca, yonca ve soya gibi azot bağlayıcı bitkilerin ekim nöbetine alınması, ertesi yıl ekilen mısırlardaki koçanlarda daha düşük toksin kontaminasyonu ve hastalık şiddeti sonuçlanmasını sağlamıştır (Reid ve ark., 2001). Bursa bölgesi buğday ekim alanlarında sap çürüklüğüne yol açan patojenlerden Fusarium culmorum, F. graminearum ve Rhizoctonia cerealis türü funguslara karşı 8 farklı buğday çeşitinin dayanıklılık seviyeleri ve bazı fungisitlerin hastalık gelişimine etkilerinin incelendiği bir çalışmada, denemeye alınan 8 farklı buğday çeşitinden Atilla-12, Çakmak-79, Gediz-15, Kate-A-1, Kırkpınar-79, MV-20 ve Seri-82 adlı çeşitlerin sözü edilen patojenlerin tümüne duyarlı, Saraybosna adlı buğday çeşitinin ise orta düzeyde duyarlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca F. culmorum un neden olduğu hastalık gelişiminin, carbendazim, tebuconazole, maneb ve triticonazole içeren fungisitlerle yapılan tohum ilaçlamaları ile sırasıyla %80, %80, %60 ve %28 oranında engellendiği bildirilmiştir (Arslan ve Baykal, 2002). Cook ve ark. (2002), Rhizoctonia, Gaeumannomyces ve Pythium gibi funguslarla bulaşık olduğu bilinen bir alanda yürüttükleri tarla denemelerinde difenoconazole, metalaxyl, tebuconazole ve thiram içeren karışımların yer aldığı fungistlerle yapılan tohum ilaçlamalarının buğdayda %3-8 arasında değişen oranlarda artışlar sağladığını bildirmişlerdir. Fungisit uygulamalarının yanı sıra tohumların kök gelişimine katkı sağlayan rizobakteriler ile muamele edilmesiyle bu oran %15 düzeyine kadar yükselebilmiştir. Mısır tohumlarının captan, difenoconazole ve fludioxonil etkili fungisitlerle ilaçlanması sonucu Fusarium cinsi fungusların neden olduğu tohum ve radikula çürüklüğüne bağlı olarak meydana gelen fide çıkışlarındaki azalmanın önemli ölçüde engellenebileceği bildirilmiştir. 12 farklı mısır çeşitine ait tohumlar ve 6 farklı Fusarium türü fungus ile yürütülen denemelerde fungisit uygulanmamış ve 19

33 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL patojenlerle bulaşık toprağa ekilen tohumlarda ortalama çıkış oranı %75.8 olurken, captan uygulananlarda %81.9, difenoconazole uygulananlarda %83.7, fludioxonil uygulananlarda ise %87 olarak saptanmıştır (Munkvold ve Q Mara, 2002). İngiltere de triazole grubu fungisitlerden epoxyconazole ve strobilurin grubundan azoxystrobin in ve azotlu gübrelerin bitki ömrünü tamamlama süresi ve danelerdeki verim kriterlerine olan etkileri araştırılmıştır. Fungisit uygulamaları genel olarak ürün miktarını arttırmıştır ancak, azoxystrobin uygulamaları epoxyconazole a göre her yönden bitki gelişimi ve dane verim kriterlerine daha fazla katkı sağlamıştır. Azoxystrobin uygulanan yerlerdeki bitkiler epoxyconazole e göre 8 gün daha fazla yeşil kalabilmiş buna bağlı olarak ise danelerdeki hektolitre ve 1000 adet danenin ağırlığında ciddi artışlar kaydedilmiştir. Bunun yanında fungisitlerin danelerdeki embriyo kararması olayının engellenmesi üzerine etkileri incelendiğinde azoxystrobin, epoxyconazole a göre daha etkili olurken bayrak yaprak çıkışının gerçekleştiği zamanda dekara fazladan 1.5 kg saf azot verilmesi ile bu olumsuzluk ortadan kalkmıştır (Ruske ve ark., 2003). Demirci (2003), tarafından yapılan bir çalışmada ülkemiz buğdaylarında özellikle erken dönemde zarar oluşturan kök ve kökboğazı hastalık etmenlerinden Fusarium graminearum, F. culmorum ve Bipolaris sorokiniana nın, ülkemizde halen üretimde kullanılan ve yeni geliştirilen 10 farklı buğday çeşitindeki hastalık şiddeti yüzdesi ve çıkış oranına etkileri belirlenmiştir. F. culmorum a karşı Bezostaja 1 ve Gün 91 adlı buğday çeşitlerinin orta derecede dayanıklı olduğu, B. sorokiniana ya karşı Bezostaja 1, Kutluk, Kırgız 95, Gün 91 ve Dağdaş 94 adlı çeşitlerin orta derecede dayanıklı olduğu belirlenirken, F. graminearum un ise tüm çeşitlerde yüksek hastalık şiddeti oluşturduğu saptanmış ve sadece Mızrak adlı çeşitin az bir farkla orta derecede hassas olduğu bulunmuştur. İşlevsel yönden farklı gruplarda bulunan bazı fungisitlerin buğdayda Tapesia, Fusarium, Microdochium ve Rhizoctonia cinsi fungusların neden olduğu kök ve kökboğazı çürüklüğü hastalıklarına olan etkilerinin arazi koşullarında araştırıldığı bir çalışmada cyprodinil (75 g a.i./ da) + epoxyconazole (6.25 g a.i./da) + picoxystrobin (15 g a.i./da) karışımı ile ilaçlanan bitkilerde Tapesia çürüklüğü %52 oranında engellenirken, Fusarium ve Rhizoctonia nın yol açtığı çürüklük belirtileri %45 20

34 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL azaltılabilmiştir. Buna karşın, prochloraz, kresoxym-methyl, epoxyconazole veya fluquinconezole içerikli fungisitler Tapesia çürüklüğü nü en fazla %26.1 oranında azaltırken, Fusarium sap çürüklüğü nü azaltmada kayda değer bir etki sağlayamamıştır (Ray ve ark., 2004). Heier ve ark. (2005), buğdayda farklı miktarlarda yapılan azotlu gübreleme ile yeşil aksama yapılan çeşitli fungisit uygulamalarını kapsayan üretim programlarının Fusarium türlerinin neden olduğu başak yanıklığı üzerine etkilerini incelemişlerdir. Bu hastalığın şiddetli düzeyde seyretmesinde etken faktörlerin başında iklim ve azotlu gübrelemenin ön plana çıktığı belirlenirken fungisit uygulamalarının ikinci planda kaldığı öne sürülmüştür. Azotlu gübre miktarı 90 kg/hektardan 190 kg/hektar düzeyine yükseltildiğinde fungisit uygulanmayan kontroldeki hastalık şiddeti yüzdesi 4.1 olurken, geleneksel olarak yapılan fungist uygulamaları ile bu oran 2.5 düzeyine gerilemiştir. Diğer yandan azotlu gübre miktarı 90 kg/hektara düşürüldüğünde, kontrol ile fungisit uygulamalarındaki bu oran her iki uygulama için 0.2 seviyesinde gerçekleşmiştir. %25 oranında tebuconazole içeren ticari bir preparatın (Folicur %25 WG) 100 kg tohuma 3 gram aktif madde hesabı ile uygulanmasıyla, sera ve tarla denemelerinde F. culmorum un yol açtığı sap çürüklüğü hastalığının gelişimi önemli ölçüde azalırken dane veriminde de bir miktar artışlar gözlenmiştir. Buğday tohumlarının fungisitle ilaçlanmasında, aktif maddenin kontrollü salımını sağlayan β-cyclodextrin ve etkili maddenin tohuma yapışma oranını arttıran karboksimetilselüloz (CMC) uygulamaları fungisitin etkinliğini daha da arttırmıştır. Tarla denemesinde, sözü edilen uygulamalardan sonra bitkilerdeki hastalık şiddeti incelendiğinde tebuconazole uygulamasında bitkilerdeki hastalık şiddeti %37, tebuconazole + β-cyclodextrin de %36.1, bu uygulamalara CMC eklendiğinde ise %32.3 olurken, yalnızca patojenin inokule edildiği bitkilerde hastalık şiddeti %45 olarak belirlenmiş ve bu değerlerin istatistiksel açıdan farklı olduğu bildirilmiştir (Balmas ve ark., 2006). Hekimhan ve ark. (2007), carboxin, difenoconazole, diniconazole ve triticonazole etkili maddeli fungisitlerin Bipolaris sorokiniana, Fusarium culmorum ve F. pseudograminearum türü fungusların neden olduğu buğday sap çürüklüğü 21

35 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Davut Soner AKGÜL hastalığı üzerine etkilerini araştırmışlardır. Bu fungusların, 3x10 5 spor/ml konsantrasyondaki spor süspansiyonu karışımları ile tohumlar inokule edilmiş ve inokulasyondan 1 gün sonra sözü edilen fungisitlerle ilaçlanmıştır. Bu fungisitler sap çürüklüğünün gelişimini azaltmış ve üründe sırasıyla %8.7, %15.8, %9.3 ve %17.7 oranlarında artışlar sağlamıştır. Bitkilerde meydana gelen hastalık şiddeti seviyeleri incelendiğinde difenoconazole %36, carboxin %33, triticonazole %31 ve diniconazole %20 oranlarında hastalık şiddetini azaltmışlardır. 22

36 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL 3. MATERYAL VE YÖNTEM 3.1. Materyal Bitki Materyalleri Fusarium sap çürüklüğü hastalığının gelişimi üzerine farklı buğday çeşitlerinin toleranslık seviyelerinin belirlendiği bölümde, Çukurova Bölgesi nde ekimi yapılan veya bu bölge için tavsiye edilen; Adana-99, Balatilla 2000, Ceyhan- 99, Cham 1, Cumhuriyet-75, Dariel, Galil, Genç-99, Golia-99, Pamukova-97, Pandas ve Sagittario isimli ekmeklik buğday çeşitlerine ait tohumlar kullanılmıştır. Bu çeşitlerin tohumları Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü nden temin edilmiştir. Bununla birlikte, değişik gübre ve fungisit uygulamalarının hastalık gelişimi üzerine etkileri araştırılırken, bölgedeki ekim alanı en fazla olan Adana-99 ekmeklik buğday çeşiti, denemelerin bitkisel materyalini oluşturmuştur. Bu çalışmada kullanılan farklı buğday çeşitleri ile ilgili bazı bilgiler Çizelge 3.1 de verilmiştir Patojen Sörvey çalışmaları sonunda elde edilen farklı türdeki Fusarium izolatlarından, Fusarium culmorum (W.G. Smith) Sacc. un, Adana ili Yüreğir ilçesi Yerdelen Köyü nden izole edilen ve virülensliği en yüksek olan 30-2 nolu izolatı, sera ve tarla denemelerinde patojen olarak kullanılmıştır Gübreler Denemelerde, Çukurova Bölgesi ndeki buğday üretiminde üreticilerin yaygın olarak kullandığı kimyasal gübrelerden, taban gübrelemeleri için; kalsiyum amonyum nitrat (CAN, %26 N: Toros Gübre), üçonbeş (15:15:15, Toros Gübre) ve yirmi yirmi (20:20:0, Toros Gübre), üstten yapılan gübrelemeler için; Üre (%46 N: İgsaş) ve amonyum nitrat (%33 N: Neochim) kullanılmıştır. 23

37 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Çizelge 3.1. Denemelerde kullanılan ekmeklik buğday çeşitlerine ait bazı özellikler (Anonymous, 2008). Verimle İlgili Özellikler Tarımsal Özellikleri Hastalıklara Dayanıklılık Durumları 1000 Hektolitre Tescil Yılındaki Kuraklığa Yatmaya Bitkideki Sarı Kahverengi Septorya Çeşit Adı Dane Ağırlığı Verim Dayanıklılık Dayanıklılık Boy Pas Pas Yaprak Ağırlığı (g) (kg/hl) Miktarı (kg/da) Düzeyi Düzeyi Özelliği Lekesi Adana İyi İyi Yüksek Boylu Dayanıklı Dayanıklı Dayanıklı Balatilla Orta İyi Orta Boylu Dayanıklı - - Ceyhan İyi İyi Yüksek Boylu Duyarlı Duyarlı Dayanıklı Cham İyi Dayanıklı Orta Orta Orta Orta Cumhuriyet Orta Orta Orta uzun Duyarlı Dayanıklı Dayanıklı Dariel Orta Dayanıklı Orta Orta Dayanıklı Dayanıklı Galil İyi Dayanıklı Orta kısa Orta Dayanıklı Dayanıklı Genç İyi İyi Orta Dayanıklı Dayanıklı Orta Hassas Golia Dayanıklı Kısa Boylu Dayanıklı Dayanıklı Dayanıklı Pamukova İyi Orta Orta Boylu Dayanıklı Dayanıklı Duyarlı Pandas ,9 Dayanıklı Orta Orta uzun Dayanıklı Toleranslı Toleranslı Sagittario İyi İyi Orta Boylu Dayanıklı Dayanıklı Dayanıklı 24

38 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Fungisitler Bu çalışmada, farklı etkili maddeleri içeren toplam 12 değişik fungisit kullanılmış olup bunlardan yedisi tohuma beşi ise yeşil aksama uygulanmıştır. Denemede kullanılan fungisitlerin ticari isimleri, etkili maddeleri, etkili maddelerin bağlı olduğu gruplar ve üretici firmaları ile ilgi bilgiler Çizelge 3.2 de gösterilmiştir. Çizelge 3.2. Denemelerde kullanılan fungisitler Tohumlara Uygulanan Fungisitler Ticari Etkili Madde Etkili Madde Adı Adı ve Miktarı Grubu 1- Dynasty CST Azoxystrobin (75 g/l) + Strobilurin (Syngenta) Fludioxonil (12.5 g/l) + Phenylpyrrole Metalaxyl-M (37.5 g/l) Acylalanine 2- Dividend 030 FS (Syngenta) Difenoconazole (30 g/l) Triazole 3- Lamador 400 FS Prothioconazole (150 g/l) Triazole (Bayer) + Tebuconazole (250 g/l) Triazole 4- Maxim XL 035 FS Fludioxonil (25 g/l) + Phenylpyrrole (Syngenta) Metalaxyl-M (10 g/l) Acylalanine 5- Raxil 060 FS (Bayer) Tebuconazole (60 g/l) Triazole 6- Rizolex-T 50 WP Tolclofos-methyl (200 g/kg) Organophosphorus (Sumitomo) + Thiram (200 g/kg) Dialkyldithiocarbamate 7- Vitavax 200 FF Carboxin (200 g/l) + Carboxamide (Uniroyal Chemical) Thiram (200 g/kg) Dialkyldithiocarbamate Yeşil Aksama Uygulanan Fungisitler 1- Armure 300 EC Difenoconazole (150 g/l) + Triazole (Syngenta) Propiconazole (150 g/l) Triazole 2- Duett Epoxyconazole (125 g/l) + Triazole (BASF) Carbendazim (125 g/l) Benzimidazole 3- Folicur WP 25 (Bayer) Tebuconazole (%25) Triazole 4- Flamenco (Bayer) Fluquinconazole (100 g/l) Triazole 5- Sportak (Bayer) Prochloraz (450 g/l) Imidazole 25

39 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL 3.2. Yöntem Sörvey Çalışmaları ve Fusarium Sap Çürüklüğü Hastalığı nın Bölgedeki Durumunun Saptanması Sörvey çalışmaları ve yılı buğday üretim sezonlarında iki kez tekrarlanmış olup, birinci yılda 85, ikinci yılda 50 adet olmak üzere toplam 135 buğday tarlasından örnekleme yapılmıştır. Sörvey çıkışlarında bitkilerin büyüme dönemleri esas alınmış ve buğdaylar süt olum dönemine ulaştığında (Zadoks skalasına göre 75. dönem, (Zadoks ve ark., 1974)) ilk sörvey çıkışı yapılmıştır. Birinci yıldaki ilk sörvey çıkışı 1 Mayıs 2004 ve ikinci yılda ise 15 Nisan 2005 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla sörvey çıkışlarından önce Adana, Mersin ve Osmaniye illerine bağlı olup buğdayın ağırlıklı olarak yetiştirildiği bölgelerde farklı güzergahlar belirlenmiş (Şekil 3.1) ve iki yılda toplam 90 köy veya beldede 135 ayrı buğday tarlası incelenerek bitki örnekleri alınmıştır (Çizelge 3.3). Şekil (kırmızı) ve 2005 (mavi) yıllarında yapılan sörveylerin örnekleme güzergahları 26

40 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Çizelge 3.3. Sörvey yapılan bölgeler ve örnekleme yapılan tarla sayıları Örnekleme Örnekleme Yapılan Örnekleme Yapılan Yapılan Belde Belde Yerler veya Köy Tarla veya Köy Tarla Sayıları Sayıları Sayıları Sayıları Ceyhan İmamoğlu Kadirli Karaisalı Karataş Kozan Osmaniye Seyhan Toprakkale Yenice Nahiyesi Yüreğir Toplam Sörvey planına göre, bu bölge ve güzergahlarda homojen örnekleme mesafeleri bırakılarak, ortalama dekar büyüklükteki tarlalara girilmiş ve sonra, farklı noktalardan en az 100 bitki, kökleriyle birlikte sökülmüştür. Bu bitkiler kök boğazının cm yukarısından kesildikten sonra kese kağıtlarına konmuş ve kese kağıtlarının üzerine o tarlaya ait numara, ve tarlanın bulunduğu yer yazılarak bitkiler laboratuvara getirilmiştir. Araziden laboratuvara getirilen bitkilerdeki kardeşler birbirinden ayrılıp, kök ve kökboğazı kısımları çeşme suyu altında yıkanmış, kökboğazı ve sap kısımları yaprak kınlarından temizlenerek incelemeye alınmıştır. Bu şekilde her bir tarla için 100 kardeş incelenmiş ve değerlendirme esnasında Wildermuth ve McNamara (1994) tarafından geliştirilen hastalık değerlendirme skalası kullanılmıştır. Bu skalaya göre kök, kökboğazı ve ikinci boğuma kadar olan bölge bir bütün olarak ele alındığında, o bölgedeki renk değişimlerine göre bitkiler 0 ila 4 arasında skala değerleriyle nitelendirilmişlerdir; 0: sağlıklı bitki, renk değişimi yok, 1: Nekroz alanı %25 ten az, 2: Nekroz alanı %25-50 arasında, 3: Nekroz alanı %51-75 arasında, fazla (Şekil 3.2). 4: Nekroz alanı %75 ten 27

41 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Şekil 3.2. Çalışmaların tamamında bitkilerdeki hastalık seviyesinin belirlenmesinde kullanılan hastalık değerlendirme skalası (Wildermuth ve McNamara, 1994). İnceleme sonrasında her bir bitki için elde edilen skala değerlerinden, örnekleme yapılan tarlaya ait hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti hesaplanmıştır. Hastalık çıkışı; bir tarlada incelemeye alınan bitkilerden, belirti gösterenlerin yüzde olarak ifadesidir. Diğer yandan hastalık şiddeti ise; bir bitkide incelemenin yapıldığı alan içerisinde, hastalıklı bölgenin alanını ifade etmektedir (Agrios, 1988). Hastalık çıkışı hesaplamasında, simptomatolojik olarak incelenen 100 bitkiden, sağlıklı olanların sayısı çıkarılmış ve oluşan fark hasta bitkilerin oranını vermiştir. Ancak hastalık şiddeti ile ilgili değerin ortaya konmasında; aşağıda yazılı Tawsend- Heuberger formülü uygulanmıştır (Karman, 1971): (Skala Değeri x Skala Değerine Dahil Olan Bitki Sayısı) Hastalık Şiddeti (%) : x 100 Toplam Bitki Sayısı x En Yüksek Skala Değeri Bu şekilde her bir tarla için hesaplanan hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti değerlerinin ortalamaları alınarak, Çukurova Bölgesi veya bu bölgede bulunan il ve ilçelerdeki ortalama değerler elde edilmiştir. 28

42 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Hastalık Belirtilerine Sahip Bitkilerden Fungal İzolatların Elde Edilmesi Sörvey yapılan alanlardaki her bir tarladan ayrı ayrı toplanarak, hastalık şiddeti yönünden incelenen bitkiler içerisinde, belirgin hastalık belirtileri gösteren bitkiler, izolasyon yapılmak üzere bir kenara ayrılmış ve örneklemenin yapıldığı tarlanın numarasını gösteren etiketlerle birlikte buzdolabına koyularak ertesi gün bu bitkilerden izolasyonlar yapılmıştır. İzolasyon işleminde, kök, kökboğazı veya sap bölgesi kahverengileşmiş bitkilerin bu bölgelerinden 5-6 mm uzunluğunda dokular kesilmiş, %2 lik sodyum hipoklorit (NaOCl) solüsyonunda 2 dakika süreyle yüzeysel olarak sterilize edildikten sonra 2 kez steril distile suda durulanmış ve ardından steril kurutma kağıtlarına aktarılıp kurmaya bırakılmıştır. İzolasyonlarda Patates Dextroz Agar (PDA) ortamı kullanılmıştır (EK 1). Besi ortamları, 121 C sıcaklık ve 1 atm basınçta 15 dakika süreyle sterilize edilip ardından su banyosu içerisinde 50 ºC ye soğutulduktan sonra, içerisine 500 mg/l dozunda ampicillin antibiyotiği ilave edilmiş ve 9 cm çaplı petri kaplarına dökülmüştür. Yüzeysel olarak sterilize edilen bitki dokuları, bu ortam üzerinde kültüre alınmış ve petriler 25 ºC sıcaklıkta, karanlık koşullarda inkübe edilmiştir. İzolasyon işleminden 4 gün sonra, petride gelişen koloniler mikroskop altında incelenerek sayılmış ve cins düzeyinde ayırt edilip, bu fungusların izole edilme oranları hesaplanmıştır. Daha sonra dokuların etrafında gelişen Fusarium kolonilerinden birbiri ile morfolojik yönden farklı olanlar saflaştırılmıştır Tek Spor İzolasyonu ve Fusarium Kültürlerinin Saklanması Fusarium cinsi funguslarla yapılan araştırmalarda, genetik saflık ve patojenitenin tam ve doğru bir biçimde sağlanması için bir tek spordan oluşturulmuş, taze ve bunun yanı sıra virülensliğin kaybolmaması için doğru bir şekilde muhafaza edilmiş orijinal kültürlere gereksinim duyulmaktadır (Nelson ve ark., 1983). İzolasyondan sonra saflaştırılmış ve henüz orijinalliğini kaybetmemiş kolonilerden, aseptik koşullarda, steril bir lam üzerine 100 µl steril distile su damlatılmış ve iğne ucu ile bir miktar miselyum alınıp bu suyun içerisine batırılarak spor süspansiyonu 29

43 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL elde edilmiştir. Daha sonra, içerisinde antibiyotikli su agarı bulunan petri kaplarındaki agar yüzeyine, çember uçlu öze (lup) ile bir öze dolusu spor süspansiyonu çizilerek dağıtılmış ve bu petriler 12 saat süreyle 25 C sıcaklıkta inkübe edilmişlerdir. İnkübasyondan sonra bir tek spordan elde edilen Fusarium kültürleri, sterilize edilmiş muz ağacı yapraklarında muhafaza edilmişlerdir (Seifert, 1996). Muz ağacının taze yaprakları 1 cm 2 lik büyüklüklerde makasla kesilerek vida kapaklı küçük cam şişelere koyulmuş ve 15 dakika süreyle 121 ºC sıcaklıkta otoklav edilmiştir. Otoklav işlemi tamamlandığında, steril kabin içerisinde bir pens yardımıyla bu küçük yaprak parçacıkları tek tek ayrılarak kurutma kağıtları üzerinde dakika kurutulmuştur. Daha sonra bu parçacıklar aralıklı bir şekilde antibiyotikli su agarı üzerine yerleştirilmiştir. Diğer taraftan su agarı yüzeyine çizilerek 12 saatlik sürede çimlendirilmiş olan bir tek Fusarium sporu, mikroskop altında işaretlendikten sonra, bir miktar agarla beraber alınarak, içerisinde muz yapraklarının bulunduğu su agarına transfer edilmiştir. Burada 10 gün süreyle gelişmeye bırakılan funguslar, muz yapraklarını tamamen kolonize ettiği zamanda yaprak parçacıklarıyla birlikte steril kağıt zarflara koyularak -18ºC de muhafaza edilmişler ve daha sonraki çalışmalar için kullanılmışlardır (Şekil 3.3). Şekil 3.3. Muz bitkisi yapraklarında Fusarium kültürlerinin hazırlanışı Fusarium İzolatlarının Tanılanması Sörvey çalışmalarından sonra, bölgedeki tüm örneklerden elde edilen Fusarium izolatlarının tür düzeyindeki ayrımları, morfolojik ve mikroskopik incelemelerle yapılmıştır. Morfolojik karakterlerin düzgün bir biçimde ortaya çıkması için, tüm kültürler ayrı ayrı Sentetik Nutrient Agar (SNA) ve PDA ortamlarında geliştirilerek incelenmişlerdir (EK 1). PDA ortamı daha çok miseliyal 30

44 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL büyüme oranı, havai miselyum oluşturma, koloni pigmentasyonu gibi karakterlerin belirlenmesinde kullanılırken, SNA ortamına makro ve mikrokonidilerin optimum bir biçimde gelişimi, konidiofor morfolojisi ve klamidospor oluşumu gibi özelliklerin ortaya konmasında ihtiyaç duyulmuştur. Ortamlar hazırlanırken, içerisine gerekli kimyasallar eklendikten sonra ph 6.8 e ayarlanmış ve otoklav edilmiştir. Ardından bu ortamlar 9 cm çaplı petrilere dökülüp, bunların üzerine daha önce steril kağıt zarflarda, muz yaprağında saklanmış orijinal kültürlerden ekim yapılmıştır. Kültür ekimini müteakiben, PDA ortamına ekilen kültürler 25 ºC sıcaklık ve karanlık koşullarda 10 gün, diğer yandan SNA ortamına ekilen kültürler ise gündüz 25 ºC de aydınlıkta, gece 20ºC de mor ışık altında 15 gün süreyle gelişmeye bırakılmışlardır. Farklı sıcaklık ve aydınlatma koşullarının sağlandığı bu ortam, özel olarak tasarlanmış ışıklandırma kabini ile sağlanmıştır. Bu kabinin tavanına 36 watt gücünde, kabin zemininden 45 cm yüksekliğe biri beyaz, diğeri mor renkte 2 adet fluoresan ampul (Philips) yerleştirilmiş ve kabin çepeçevre aluminyum folyo ile sarılarak 24 C sıcaklıktaki iklim odasına koyulmuştur (Şekil 3.4), (Booth, 1971; Burgess ve ark., 1994). Şekil 3.4. Fusarium kültürlerinin inkübe edildiği, ışıklandırılmış özel kabin İnkübasyondan 15 gün sonra tüm Fusarium izolatları mikroskop altında incelenmiş ve bunların mikroskobik özellikleri kaydedilerek Booth, (1971), Nelson ve ark., (1983), Burgess ve ark., (1994) ve Seifert (1996) e göre synoptik teşhis anahtarları kullanılarak tür düzeyinde tanılanmıştır. Tanılamada, aşağıdaki 16 farklı özellik araştırılmış olup bunlar şu şekilde sıralanmaktadır: 31

45 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL 1- Büyüme oranı (24 ºC de10 günlük koloni çapı uzunluğu) 2- Havai miselyum oluşturma özelliği 3- Koloni rengi 4- Sporodochium özellikleri 5- Makrokonidi şekilleri 6- Makrokonidideki en geniş kısım 7- Makrokonidi boyutları 8- Makrokonidi bölmeleri 9- Bazal hücrenin yapısı 10- Apikal hücre uzunluğu 11- Apikal hücrenin şekli 12- Havai miselyumdaki mikrokonidi yoğunluğu 13- Mikrokonidilerde kümeleşme ve zincirleşme 14- Mikrokonidi şekli 15- Havai miselyumdaki konidiofor şekilleri 16- Klamidospor oluşumu ve bunların oluşum şekilleri Teşhis ile ilgili incelemeler tamamlandığında türlerin belirleyici özelliklerini yansıtan bazı fotoğraflar çekilmiştir Denemelerde Kullanılan Fusarium İnokulumlarının Hazırlanışı Sera ve tarlada yürütülen tüm denemelerde kullanılan Fusarium inokulumları, suda haşlanan buğday tohumlarına fungusların kolonize ettirilmesi suretiyle hazırlanmıştır. Bu iş için öncelikle buğday daneleri suda haşlanmıştır. Haşlanan daneler süzgeçten geçirilip suyu süzüldükten sonra temiz gazete kağıtları üzerinde kurulanarak vida kapaklı, otoklav edilebilir 1 litrelik cam şişelerin içerisine, şişenin yarısına kadar doldurulmuştur. Daha sonra bu şişeler otoklava yerleştirilerek 121ºC sıcaklık ve 1 atm basınçta 60 dakika süreyle sterilize edilmiştir. Otoklav işleminin ardından, daneler yeterince soğuduktan sonra, petrilerdeki PDA ortamlarında geliştirilen 5-6 günlük taze Fusarium kültürlerinden, 5 mm lik agar diskleri kesilmiş ve bu disklerden her bir şişeye 6-7 adet atılarak, daneler inokule edilmiştir. 24ºC de 32

46 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL 15 gün devam eden inkübasyon süresince, 5. günden itibaren, 2 günde bir kez şişelerdeki daneler çalkalanmış ve böylece tüm danelerin homojen bir biçimde kolonizasyonu sağlanmıştır. İnkübasyonun 15. günü sonunda tüm buğday daneleri şişelerden boşaltılıp saat süreyle temiz plastik küvetlerde çeker ocak içerisinde havalandırılmış ve ardından kese kağıtlarına koyularak 4ºC de muhafaza edilmiştir (Şekil 3.5). a b c Şekil 3.5. a) Otoklav edilmiş danelerin Fusarium spp. ile kolonizasyonu, b) Kolonizasyonu tamamlanmış daneler, c) Kullanıma hazır Fusarium buğday inokulumu Patojenite Testi 2004 yılı sörveyinden elde edilen 38 farklı Fusarium izolatı patojenite testine tabi tutulmuştur. Patojenite çalışması silindir şeklinde, 5 litrelik teneke kutularda (çap: 15 cm, derinlik 30 cm) yürütülmüş ve bu kutulara 1:1:1 oranında tarla toprağı, dere kumu ve çiftlik gübresinden oluşan karışım, tenekelerin ¾ lük hacmi kadar doldurulmuş ve hemen sulanmıştır. Sulama işleminden sonra teneke başına adet Adana-99 çeşitine ait buğday tohumu atılmış ve bunların üzerini örtecek seviyede toprak karışımı ile kapatılmıştır. Son olarak 10 gramlık paketler halinde hazırlanan buğday inokulumundan, her bir teneke kutuya 1 paket dökülerek 33

47 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL dağıtılmış ve üzeri toprakla örtüldükten sonra sulanmıştır (Liddell ve ark., 1986; Wildermuth ve McNamara, 1994). Buğday bitkileri toprak yüzeyine çıktıktan sonra gerekli görüldükçe sulanmış ve kardeşlenme dönemi ve sapa kalkma döneminde (Zadoks skalasına göre 25. ve 45. dönemler) olmak üzere 2 kez amonyum nitrat (%33 N) ile gübrelenmiştir. Gübrelemede her saksıya 390 mg gübre 150 ml su ile verilmiştir. Tohum ekiminden yaklaşık gün sonra (Zadoks 75. dönem) bitkiler, bulundukları tenekelerden kökleriyle beraber sökülmüş ve Wildermuth ve McNamara (1994) ya göre değerlendirilmiştir. Değerlendirmede, her bir tenekeden en az 10 kardeş incelenmiş ve daha sonra her bir tenekedeki hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti bulunarak o izolata ait bir tekerrürdeki değerler ortaya konmuştur. Çalışma tesadüf parselleri deneme desenine göre 5 tekrarlı olacak şekilde planlanmış ve her bir saksı 1 tekrarı oluşturmuştur. Bu çalışmanın devamında 5 tekerrürdeki değerlerin ortalaması alınarak o izolatın hastalık oluşturma şiddeti hesaplanmıştır. Değerlendirme işlemi tamamlandığında, hastalık belirtilerinin bariz bir biçimde ortaya çıkmasına neden olan izolatlar, patojen olarak kabul edilmiş ve bunlar içerisinde en virülent olan bir izolat, daha sonraki çalışmalarda fungal materyal olarak kullanılmıştır. Bu izolatın patojenitesini doğrulamak üzere hastalıklı bitkilerden reizolasyon yapılmıştır Fungisitlerin, In Vitro da Fusarium culmorum un Miseliyal Gelişimine Olan Etkilerinin Araştırılması Bu amaçla, deney tüplerinin her birine 10 ml PDA ortamı hazırlanarak otoklav edilmiş ve sterilizasyon işlemi bittiğinde bu tüpler 50 ºC deki su banyosu içerisine yerleştirilmiştir. Diğer yandan steril su içerisine, denemelerde kullanılacak olan fungisitlerin stok solüsyonları hazırlanmıştır. Daha sonra su banyosunda sıcaklığı 50 C ye inmiş olan deney tüplerindeki PDA ortamlarına 0.1, 1, 5, 10, ve 50 ppm dozlarında preparat bulunacak şekilde, her bir ticari preparatın stok solüsyonlarından yeteri miktarda fungisit aktarılmış ve bu tüplerdeki ortamlar tüp çalkalayıcı ile homojenize edilerek 9 cm lik steril petrilere dökülmüştür. Petrilerdeki ortamların katılaşmasının ardından F. culmorum un PDA ortamında geliştirilmiş 4-5 günlük taze kültürlerinden alınan 5 mm lik diskler fungisitli ortamlara ekilmiş ve 4 34

48 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL gün sonra gelişen kolonilerin çapları ölçülerek kaydedilmiştir. Çalışma, tesadüf parselleri deneme desenine göre 4 tekrarlı olarak kurulmuş ve her tekrarda 3 petri yer almıştır. Elde edilen değerlere varyans analizi yapılmış, ortalamalar arasındaki farklar Duncan (0.05) testine göre değerlendirilmiştir Serada Yürütülen Saksı Denemeleri Fusarium culmorum un farklı buğday çeşitleri üzerindeki hastalık oluşturma seviyelerinin, farklı gübreleme programları ve çeşitli fungisitlerin dahil edildiği tohum veya yeşil aksam ilaçlamalarının hastalık gelişimine etkilerinin araştırıldığı saksı denemeleri, aşağıdaki başlıklar altında ayrı ayrı yapılmıştır. Bu denemeler ve yılı buğday üretim sezonlarında iki kez tekrarlanmış olup, tohum ekimi ve inokulasyon işlemleri kasım, hastalık değerlendirmeleri ise mart aylarında yapılmıştır. Bitki Koruma Bölümü seralarında tekrarlanmış bu çalışmalarda, bitkilerin sulanması, saksılarda bulunan topraktaki su durumuna göre yapılmış, sera camları sürekli olarak açık vaziyette tutulmuştur. Tohum ekiminden değerlendirme aşamasına kadar geçen süre 4 ayda tamamlanmıştır Farklı Buğday Çeşitlerinin F. culmorum un Neden Olduğu Sap Çürüklüğüne Tolerans Düzeylerinin Saptanması Saksı denemelerinin ilk bölümünde Çizelge 3.1 de gösterilen 12 farklı ekmeklik buğday çeşitinin hastalığa karşı gösterdikleri tolerans seviyeleri belirlenmeye çalışılmıştır. Deneme kurulmadan önce, içerisine nemli kurutma kağıdı konulan petri kaplarında çimlenme oranı saptanmış buğday tohumları, 1:1:1 oranında tarla toprağı, dere kumu ve çiftlik gübresi bulunan 9 numaralı plastik saksılara (çap: 21 cm) ekilmiştir. Ekim işleminde, saksılar içerisine bir miktar toprak karışımı doldurulup sulanmış ve ardından her bir saksı için ortalama 25 adet tohum ekildikten sonra tohumların üzeri toprak karışımı veya bu harç ile örtülmüştür. Ardından yine her bir saksıya F. culmorum un 30-2 nolu izolatından elde edilmiş 10 gramlık buğday inokulumu verilerek üzeri toprakla örtülmüş ve saksılar sulanmıştır. Tesadüf parselleri deneme desenine göre 4 tekrarlı olarak tertiplenen bu denemede, her bir tekerrürde 3 saksı yer almış ve 1 buğday çeşiti için toplam 12 saksı kullanılmıştır. 35

49 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Gelişim dönemi içerisinde bitkilerin gübrelenmesi ve 120 gün sonra yapılan hastalık değerlendirmesi, bölüm da patojenite testinde uygulandığı gibi yapılmıştır. Her bir saksıdan 20 bitki incelenmiştir. Denemeye dahil edilen her bir buğday çeşiti için hesaplanan hastalık şiddetine ait ortalama değerlere varyans analizi uygulanmış ve ortalamalar arasındaki farklar Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre değerlendirilmiştir Farklı Gübreleme Programlarının Hastalık Gelişimine Etkilerinin Belirlenmesi Çalışmaların bu bölümünde bazı gübreleme programlarının, sap çürüklüğü hastalığı üzerine muhtemel etkileri araştırılmıştır. Bu programlarda, tüm bitkilerin, tohum evresinden hasata kadar geçen sürede ihtiyaç duydukları saf azot miktarının, dekar başına 15 kg düzeyinde verilmesi planlanmış olup bu miktarın 1/3 ü taban gübresi, geriye kalan 2/3 lük miktarının ise iki seferde üst gübresiyle verilmesi benimsenmiştir. Taban gübrelemesinde kalsiyum amonyum nitrat (CAN, %26 N), üçonbeş (15:15:15) ve yirmi yirmi (20:20:0) isimleriyle piyasada satılan kompoze gübreler, üst gübrelemesinde ise amonyum nitrat (%33 N) ve üre (%46 N) gübreleri kullanılmıştır. Plastik saksılarda (No: 9) yapılan gübre denemesinde, Adana-99 çeşiti buğday tohumları kullanılmıştır. Gübreleme işleminde, gübrenin verileceği alanın büyüklüğü baz olarak alındığı için, denemelere başlamadan önce, saksıların toprakla doldurulduğu seviyede ekimin yapılacağı alan hesaplanmış ve 21 cm çaplı bir saksıda buğday tohumlarının atılacağı alanın büyüklüğü cm 2 olarak bulunmuştur. Daha sonra, denemede kullanılan ticari gübrelerin içeriklerine göre öncelikle 1 dekar için ve ardından 1 saksı için verilecek gübre miktarları hesaplanmıştır. Bunun ardından, denemenin yapılacağı gün tüm saksılar 1:1:1 oranında toprak, dere kumu, ve çiftlik gübresinden oluşan karışımla, belli bir noktaya kadar doldurulduktan sonra saksıların üzerine, deneme karakterlerinin yazıldığı etiketler yapıştırılmış ve saksılar iyice sulanmıştır. Diğer yandan her bir saksı için, tohum ekimiyle birlikte tohum yatağına verilecek taban gübreleri çizelge 3.4. te gösterilen miktarlarda, hassas terazide tartılarak küçük kağıtlara ayrı ayrı paketlenmiştir. Daha sonra, denemede yer alan programa göre her bir gübre 36

50 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL paketindeki gübreler tohum yatağına serpilerek hafifçe karıştırılmış ve 1 saksıya tane tohum ekilmiştir. Tohumların üzeri ince bir toprak tabakasıyla örtülüp, bu tabakanın üzerine F. culmorum un 30-2 nolu izolatıyla hazırlanmış 10 gramlık buğday inokulumu eklendikten sonra üzeri kapatılmıştır. Çizelge 3.4. Saksı denemelerinde uygulanan gübreleme programları ve gübre miktarları 1 Dekara Verilmesi Saksılara Verilen Gübre Gereken Gübre Miktarları GÜBRELEME Miktarları PROGRAMLARI Taban Üst Gübreleri Taban Üst Gübreleri Gübresi (kg/da) Gübresi (g/150 ml su) (kg/da) I. II. (g/saksı) I. II. CAN* + AN + AN** CAN + Üre + Üre :15:15 + AN + AN :15:15 + AN + Üre :20:0 + AN + AN :20:0 + AN + Üre *CAN: Kalsiyum Amonyum Nitrat (%26 N), **AN: Amonyum Nitrat (%33 N) Her bir gübreleme programı için toplam 12 saksı kullanılırken her birinde 3 saksı bulunan 4 ayrı tekerrür tertiplenmiştir (Şekil 3.6). Mukayese yapmak amacıyla 5 saksıya sadece tohumların ekileceği karışım koyularak patojen inokulasyonu yapılmış ve bunlara tüm sezon boyunca taban veya üst gübresi verilmemiştir. Şekil 3.6. Serada yürütülen saksı denemeleri 37

51 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Zadoks skalasına göre 25. ve 45. dönemler olan sapa kalkma ve bayrak yaprak oluşum dönemlerinde bitkilere 2 kez üstten gübre uygulanmış ve bu gübreler çizelge 3.4 te belirtilen miktarlarda suda eritilerek verilmiştir. Değerlendirme aşamasına ulaşan bitkiler (ekimden gün sonra) saksılardan sökülerek, çeşit denemelerinde izah edildiği şekilde değerlendirilmiş, saksılardaki hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti (her bir saksıdan 20 bitki) hesaplandıktan sonra istatistiksel olarak değerlendirilmiştir Tohumlara Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkilerinin Saptanması Fungisitlerle yapılan tohum ilaçlamalarının hastalık oluşumu üzerine etkilerini belirlemek amacıyla, etkili maddeleri birbirinden farklı 7 ayrı fungisitin etkinlikleri, sera koşullarında, saksı denemeleri ile araştırılmıştır. Plastik saksılarda (No:9) yürütülen deneme, tesadüf parselleri deneme desenine göre 4 tekrarlı olacak şekilde kurulmuş, her tekerrürde 3 saksı yer almıştır. Buna göre, 1 fungisit için 12 saksı ve toplamda ise aralarında ilaçsız tohumların ekildiği kontrol saksılarının da yer aldığı toplam 96 saksı kullanılmıştır. Deneme kurulmadan 1 gün önce Adana-99 çeşitine ait buğday tohumları, çizelge 3.5 te ticari isimleri ve tavsiye edilen uygulama dozları belirtilen ilaçlarla ilaçlanmışlardır. Bunun için 1kg lık buğday tohumları 5 litrelik kapaklı, plastik bidonlara koyulmuştur. Çizelge 3.5. Tohum ilaçlamalarında kullanılan fungisitler ve kullanım dozları Tohum İlaçlamalarında Kullanılan Tohum İlaçları Fungisit Miktarları Denemede Kullanılan Tavsiye Dozu Doz (ml/1 kg tohum) (ml/100 kg tohum) 1- Dynasty CST Dividend 030 FS Lamador 400 FS Maxim XL 035 FS Raxil 060 FS Rizolex-T 50 WP 3.0 g 300 g 7- Vitavax 200 FF

52 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Bu tohumların ilaçlanması için gereken fungisit miktarı (çizelge 3.5) otomatik mikropipet ile çekilerek 15 mililitre çeşme suyuna enjekte edilmiş ve elde edilen ilaç solüsyonları tohumların üzerine döküldükten sonra bidonun kapağı kapatılmış ve tüm tohumlar ilaçlanıncaya kadar çalkalanmıştır. Kontrol saksılarına ekilmek üzere ayrılan buğday tohumları sadece 15 ml lik çeşme suyu ile muamele edilmiştir. Tohumların ilaçlanması için kullanılacak ilaçlı su miktarı, ön denemeler sonucu belirlenmiş olup, bu miktar tüm tohumların homojen bir biçimde ıslanabileceği ancak solüsyonun tohumlardan süzülmeyeceği düzeydeki sıvı miktarıdır. İlaçlamalar tamamlandığında tüm tohumlar gazete kağıtları üzerine ayrı ayrı serilmiş ve 1 gece kurumaya bırakılmışlardır. Ertesi gün ilaçlı ve ilaçsız (kontrol) tohumlar naylon torbalara koyularak etiketlenmişlerdir. Diğer yandan denemelerde kullanılan saksılara, karakter isimlerine göre etiket yapıştırılmış ve bunlar daha önceki saksı denemelerinde içeriği belirtilen karışımla doldurulup sulanmışlardır. Sulanan zemin üzerine, ilaçlı tohumlardan her bir saksıya adet ekilip üzeri ince bir tabakayla örtülmüş ve ardından F. culmorum un 30-2 nolu izolatından 10 gram inokule edilerek üzeri kapatılmış ve sulanmıştır. Vejetatif gelişmenin devam ettiği süre içerisinde her saksıdaki bitkilere zadoks skalasına göre 25. ve 45. dönemlerde olmak üzere 2 kez g/150 ml su dozunda amonyum nitrat gübresi verilmiştir. Yine bu skalaya göre bitkiler 75. döneme ulaştığında, bulundukları saksılardan sökülmüşler ve bundan önceki saksı denemelerinde olduğu gibi hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti yönünden değerlendirilmiş ve uygulamaların etkinlikleri kontrole göre mukayese edilmiştir. Fungisitlerin etkinlikleri Abbott formülüne göre hesaplanmıştır (Karman, 1971) Yeşil Aksama Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkilerinin Saptanması Sistemik özellikte ve ağırlıklı olarak buğdaydaki pas, septorya yaprak lekesi ve külleme hastalıklarına karşı ruhsatlı 5 farklı fungisitin, buğdaya 2 ayrı dönemde yeşil aksama uygulanmasıyla Fusarium sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri, sera koşullarında saksı denemesi ile araştırılmıştır. Çalışmada, yalnızca su püskürtülen kontrol ve diğer fungisit uygulamaları dahil 6 karakter yer almış, her bir 39

53 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL karakterde 4 tekerrür ve her bir tekerrürde ise 3 saksı bulundurulmuştur (Şekil 3.6). Daha önce saksı veya teneke kutularda yapılan denemelerde olduğu gibi, 15 cm çaplı 5 litrelik teneke kutulara 1:1:1 oranında toprak, dere kumu ve çiftlik gübresinden oluşan karışım doldurulup iyice sulanmıştır. Bu zemin üzerine, fungisitsiz buğday tohumlarından saksı başına adet Adana 99 çeşiti buğday tohumları ekilmiş ve üzeri kapatılmıştır. Daha sonra her bir saksıya F. culmorum un 30-2 nolu izolatı ile hazırlanmış 10 ar gramlık buğday inokulumu verilmesinin ardından, üzeri ince bir toprak tabakası ile örtülmüş ve sulanmıştır. Vejetatif gelişim sürecinde, her bir saksıda bulunan buğday bitkilerine, zadoks skalasına göre 25. ve 45. dönemlerde 2 kez g/150 ml su dozunda amonyum nitrat gübresi verilmiştir. Fungisit uygulamaları yine aynı skalaya göre 31. ve 45. dönemlerde iki kez yapılmıştır. Denemede kullanılan fungisitler ve bunların uygulama dozları çizelge 3.6 da gösterilmiştir. İlaçlamanın yapıldığı gün, çizelge 3.6 da bulunan fungisitlerin, tavsiye edilen dozları esas alınarak, 1 litrelik çeşme suyuna otomatik mikropipet ile fungisit enjekte edilmiş ve bu solüsyon, basınçlı el pülverizatörü ile birlikte bitkilere püskürtülmüştür. İlaçlamalarda, bitkilerdeki tüm yüzeylere ilaçların ulaşması sağlanmış ancak aynı bölgelere tekrarlı olarak ilaç püskürtülmesinden kaçınılmıştır. Kontrol saksılarına ise patojen inokulasyonu yapılmış ancak bu bitkilere fungisit solüsyonu yerine yalnızca çeşme suyu püskürtülmüştür. Çizelge 3.6. Yeşil aksam ilaçlamalarında kullanılan fungisitler ve dozları Yeşil Aksam İlaçlamalarında Yeşil Aksam Kullanılan Fungisit Miktarları İlaçları Denemede Kullanılan Tavsiye Dozu Doz (ml/1 L su) (ml/dekar) 1- Armure 300 EC Duett Folicur WP g 75 g 4- Flamenco Sportak

54 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL Değerlendirme aşamasına (Zadoks, 75. dönem) ulaşan bitkiler, bulundukları saksılardan sökülüp kökleri yıkandıktan sonra daha önceki saksı denemelerinde olduğu gibi değerlendirilmiştir Tarla Denemesi Farklı mücadele konularının ayrı ayrı denemelerle ele alındığı saksı çalışmalarından elde edilen birici yıl sonuçlarına göre, ertesi sezon tarla denemesi kurulmuştur. Deneme kurulmadan önce 2005 yılı kasım ayı içerisinde Ç.Ü. Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü araştırma ve uygulama alanında, bu denemenin kurulduğu yaklaşık 300 m 2 büyüklüğündeki bir parsele Adana-99 çeşiti buğday tohumu ekilmiş ve tüm sezon boyunca herhangi bir gübreleme yapılmayarak, söz konusu alanın toprağındaki gübre kalıntıları azaltılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, bitkilerdeki vejetatif gelişim devam ederken bu alana, F. culmorum un 30-2 nolu izolatı ile hazırlanan buğday inokulumu dağıtılmış (26.6 g/m 2 ) ve patojenin o bölgedeki kolonizasyonu sağlanmaya çalışılmıştır. Burada yetişen ürün, 2006 yılı Mayıs ayında hasat edilmiş ancak buğday sapları tarlada bırakılmıştır. Hasadı takip eden yaz mevsimi sonrasında esas deneme, 21 Kasım 2006 tarihinde kurulmuştur. Toprak işleme esnasında tohum yatakları hazırlanarak bu alana 1 X 1 m boyutlarında 108 parsel oluşturulmuştur. Parseller hazırlanırken, aynı grup içerisinde yan yana bulunan parsellerin arasında 50 cm mesafe bırakılmıştır. Ancak, bloklar ve parsel grupları arasındaki mesafe 1 metreye çıkarılmıştır. Bunun yanında, tohumların ekileceği sıra arası mesafe 20 cm olacak şekilde her bir parselde 5 sıra hazırlanmıştır. Bölünen-bölünmüş parseller deneme desenine göre 4 tekrarlı olarak kurulan deneme Şekil Ek 1 de şematize edilmiş olup, denemede yer alan faktörler, karakterler ve bu karakterlere ait uygulama dozları Çizelge 3.7 de gösterilmiştir. Deneme planına göre gübre parselleri en büyük, yeşil aksam ilaçlarının uygulandığı parseller orta büyüklükte ve tohum ilaçlarının uygulandıkları ise en küçük parselleri oluşturmuştur. Deneme kurulmadan 1 gün önce Adana 99 çeşiti buğday tohumları saksı denemesinde yer alan fungisitlerle ve o denemede belirtilen dozlarda ilaçlanmış (Çizelge 3.7) ve kağıt üzerinde 1 gece kurumaya bırakılmıştır. Diğer taraftan her 1 41

55 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL metrekarelik parsel için 50 g ağırlığında Fusarium culmorum un buğday inokulumları hassas terazide tartılarak paketlenmiştir. Denemenin kurulduğu gün tohum ekiminden önce tüm parsellere çizelge 3.7 da gösterilen miktarlarda, sözü edilen taban gübreleri verilmiştir. Çizelge 3.7. Tarla denemesinde yer alan faktörler, karakterler ve bunların uygulama dozları I. Faktör 9 Parsellik Alanlara Tavsiye Edilen Verilen Gübre Gübreleme Gübre Miktarları (kg/da) Miktarları (g/16 m2) Programları Taban Üst Gübreleri Taban Üst Gübreleri Gübresi I. II. Gübresi I. II. CAN + AN + AN :15:15 + AN + AN :20:0 + AN + ÜRE II. Faktör Tavsiye Dozları Uygulama Dozları Tohum İlaçları (ml/100 kg tohum) (ml/1kg tohum) Lamador 400 FS Raxil 060 FS Vitavax 200 FF III. Faktör Tavsiye Dozları Uygulama Dozları Yeşil Aksam İlaçları (ml-g/100 L su) (ml-g/10 L su) Duett Folicur WP Flamenco Bu miktarlar hesaplanırken tüm sezon boyunca bitkilere 15 kg saf azot verilmesi planlanmış, bunun 5 kilogramı taban gübresi, geriye kalan 10 kilogramı ise iki seferde üst gübreleri ile tamamlanacak şekilde ayarlanmıştır (Çizelge 3.7). Gübreleme işleminin ardından ilaçlı tohumlar, daha önce hazırlanan sıralara ekilirken, tohumlarla beraber her parsele 50 g buğday inokulumu verilmiş ve sıralar tırmıkla kapatılarak deneme alanı yağmurlama sulama yöntemiyle sulanmıştır (Şekil 3.7, a ve b). Bitkiler toprak yüzeyine çıkış yaptıktan sırasıyla 70 ve 100 gün sonra (25. ve 41.dönemlerde) çizelge 3.7 de belirtilen miktarlarda birinci ve ikinci üst gübrelemesi yapılmıştır. Diğer yandan, 80. ve 110. günlerde (31. ve 45. dönemlerde) 42

56 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL olmak üzere, yine aynı çizelgede belirtilen dozlarda, 2 kez, yeşil aksam ilaçlaması yapılmıştır. İlaçlamalarda klasik sırt pülverizatörü kullanılmıştır. İlaçlamaya başlamadan önce 10 litre çeşme suyu, temiz, plastik bir kovaya koyularak, içerisine gerekli miktarlarda fungisit ilave edilmiştir. Kova içerisinde ilacı iyice karıştırdıktan sonra sırt pülverizatörüne boşaltılmış ve daha sonra yüksek basınçla ilaçlamalara başlanmıştır. Bitkilerin cm yukarısından yapılan püskürtmelerle tüm parseller homojen olarak ilaçlanmıştır. Bu denemede, deneme alanının hemen yanına, 1x1 metrelik mikro parsellerden ilave olarak 6 kontrol parseli oluşturulmuştur. Bu parseller hazırlanırken her bir gübreleme programı için ikişer adet parsel ayrılmış ve burada gelişen bitkiler gübreleme programında belirtildiği üzere gübrelenmiştir. Ancak kontrol parsellerine ne tohum ilacı uygulanmış ne de bitkilere yeşil aksam fungisitlerinden püskürtülmüştür. Tüm uygulamaların ardından, bitkiler toprak yüzeyine çıktıktan 135 gün sonra (zadoks skalasına göre 75. dönem) 23 Nisan 2007 tarihinde hastalık değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu amaçla her bir mikroparsel içerisinde bulunan ortadaki 3 sıra üzerinden, tesadüfi olarak 60 bitki kökleriyle birlikte sökülerek, incelemenin yapılacağı bölge çeşme suyu altında iyice yıkanmıştır. Daha sonra Wildermuth ve McNamara (1994) ya göre değerlendirme yapılarak her bir bitkiye skala değeri verilmiş ve o parseldeki hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti değerleri hesaplanmıştır. Bunun yanında, kontrol parsellerinde bulunan bitkiler de aynı şekilde değerlendirilmiş ancak buradan elde edilen değerler varyans analizine dahil edilmemiştir. Ortalamalar arasında oluşan farklar Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre karşılaştırılmıştır. 43

57 3. MATERYAL VE YÖNTEM Davut Soner AKGÜL a b c d e f Şekil yılında yapılan tarla denemesi, a) deneme alanı ve arazi parselasyonu b) Tohum ekimi, c) Yeşil aksama yapılan birinci ilaçlama dönemi (zadoks, 31. dönem), d) Yeşil aksama yapılan ikinci ilaçlama dönemi (zadoks, 45. dönem), e) Gübre uygulamalarının yapıldığı ana parseller, f) Denemenin genel görünümü 44

58 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL 4. BULGULAR VE TARTIŞMA 4.1. Çukurova Bölgesi nde Buğdayda Kök, Kökboğazı ve Sap Çürüklüğü Hastalığının Ortaya Çıkışı ve Şiddeti 2004 ve 2005 yıllarında gerçekleştirilen sörvey çalışmalarında, Çukurova Bölgesi nde buğday ekiminin yaygın olarak yapıldığı yerler göz önünde tutulmuş, bu bölgedeki ilçelere bağlı köy veya beldelerden birinci yılda 85, ikinci yılda 50 adet olmak üzere toplam 135 farklı tarladan örnekleme yapılmıştır. Bu bölgede gerçekleşen sörveyde, homojen bir örnekleme yapmak amacıyla farklı güzergahlardaki tarlalardan yalnızca bir kez örnek alınmış, ertesi yıl ise farklı bölgeler seçilmiştir. Her bir örnekleme alanından toplanan buğday bitkilerinden 100 bitki incelendikten sonra o tarladaki hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti değerleri bulunmuş ve bu alanlara ait değerler çizelge EK 1 de gösterilmiştir. Bunun yanında Adana, Mersin ve Osmaniye il sınırları içerisinde bulunan ilçelere bağlı köy veya beldelerden elde edilen 2 yıllık hastalık çıkışı ve hastalık şiddetine ait toplamların ortalaması alınarak, o ilçeye ait ortalama hastalık değerleri bulunmuştur (Çizelge 4.1 ve Şekil 4.1). Bölgede, buğday yetiştirilen alanlardaki hastalığın durumu hakkında genel bir kanıya varmak için, iklimsel verilerin de göz önünde tutulması gerektiği düşünülmüş ve bu amaçla, ve yılı buğday üretim sezonunda ekim ve mayıs ayları dahil olmak üzere bu zaman aralığında yer alan aylardaki ortalama hava sıcaklığı, toprak sıcaklığı, nisbi nem ve her bir aydaki toplam yağış miktarının yer aldığı meteorolojik veriler, Adana Meteoroloji Bölge Müdürlüğü nden temin edilmiştir. Bu veriler Adana il merkezinde kaydedilmiş olup çizelge 4.2 de gösterilmiştir. İki yıllık sörvey sonuçları bir bütün olarak incelendiğinde, örnekleme yapılan 135 farklı buğday tarlasının tamamında kök, kökboğazı veya sap çürüklüğü hastalığının belirtileri görülmüştür. Tarlalardaki hastalık çıkışı %8-100 arasında değişmekle beraber, her tarlada hastalığa rastlanması nedeniyle hastalığın Çukurova Bölgesi ndeki yaygınlığı %100 olarak bulunmuştur. Bitkilerde görülen hastalığın şiddeti %2 ila %33.4 arasında değişim göstermiştir. Genel olarak hastalık çıkışının yüksek olduğu alanlarda hastalık şiddeti de yüksek olmuştur. Hastalık çıkışının %8 lik oran ile en düşük bulunduğu Karataş 45

59 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL ilçesi Helvacı Köyü ne bağlı bir tarlada hastalık şiddeti %2 olarak hesaplanmıştır. Buna karşın, inceleme yapılan 100 bitkinin tamamında hastalığın görüldüğü Yüreğir ilçesi Alihocalı Köyü ne bağlı bir alanda hesaplanan hastalık şiddeti yüzdesi 33.4 olarak belirlenmiştir. Çukurova Bölgesi ndeki farklı lokasyonlarda yer alan buğday ekim alanlarında ortaya çıkan hastalığın çıkış oranı ve hastalık şiddeti değerleri aynı bölge içerisinde dahi büyük farklılık göstermiştir. Örneğin; 2004 yılında Yüreğir ilçesi Yunusoğlu Beldesi ne bağlı 4 farklı tarladan hastalıklı bitki örneği alınmıştır. Bunlardan 24 nolu tarlada hastalık çıkışı %90 hastalık şiddeti %33.1 olurken yine aynı bölgedeki 27 nolu tarlada bu oranlar sırasıyla %30 ve %4.3 olarak gerçekleşmiştir (Çizelge Ek 1). Çizelge 4.1. Buğday kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının, sörvey yapılan yıllara göre, Çukurova Bölgesi ve bölgeye bağlı il ve ilçelerinden elde edilen hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti değerleri İl ve İncelenen İlçeler Tarla Sayıları Hastalık Çıkışı (%) Hastalık Şiddeti (%) Top Ort Ort. Ceyhan İmamoğlu Kadirli Karaisalı Karataş Kozan Osmaniye Seyhan Toprakkale Yenice Yüreğir Çukurova Hastalığın durumu ilçeler bazında ele alındığında değişik sonuçlar elde edilmiştir. Hastalık çıkışının en düşük görüldüğü yer Yenice (%19.6) ve en yüksek Toprakkale ilçesi (%72.0) olmuştur. Ancak, ilçelerdeki buğday tarlaları, hastalık şiddeti yönünden karşılaştırıldığında, hastalık şiddetinin en yüksek Yüreğir ilçesinde ortaya çıktığı (%14.2) ve bunu sırasıyla %14.1 ve %13.5 lik seviyelerle İmamoğlu ve Karaisalı ilçelerinin takip ettiği ortaya konmuştur (Çizelge 4.1). Osmaniye ili 46

60 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Toprakkale ilçesinde hastalık çıkışı %72, hastalık şiddeti %14 olarak bulunsa da, bu ilçede yalnızca iki tarlada örnekleme yapıldığından bu değerler, ilçe geneli için yanıltıcı olabilir. 100 Hastalık Çıkışı (%) Hastalık Şiddeti (%) Çukurova Ceyhan İmamoğlu Kadirli Karaisalı Karataş Şekil 4.1. Buğday kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının Çukurova Bölgesi ve bölgeye bağlı il ve ilçelerdeki durumu Kozan Osmaniye Seyhan Toprakkale Yenice Yüreğir Mersin ili Yenice nahiyesinde örnekleme yapılan 5 tarlada hastalık çıkışı %19.6 ve hastalık şiddeti %5.1 seviyelerinde gerçekleşmiş ve bölgeye bağlı ilçeler içerisinde hastalığın en düşük düzeyde seyrettiği ilçe olmuştur. Kadirli de hastalık çıkış oranı %51.8 düzeyinde olsa da bu ilçe %7.7 lik oranla Yenice nahiyesinden sonra hastalığın en düşük düzeyde seyrettiği ikinci ilçe olmuştur ve aynı şekilde bunu %8.5 lik hastalık şiddetiyle Seyhan ilçesi takip etmiştir. Hastalığın Çukurova Bölgesi ndeki durumuna bakıldığında 2004 ve 2005 yılları itibariyle hastalık çıkışının %52.0 ve hastalık şiddetinin %10.8 seviyesinde olduğu saptanmıştır (Çizelge 4.1). Çukurova Bölgesi, sahip olduğu iklimi ve sulanan alanları bakımından tarımsal üretime çok uygun bir bölgedir. Bu bölge içerisinde yer alan Yüreğir, Seyhan ve Ceyhan Ovaları nın büyük bölümünde sulu tarım yapılmakta ve bir yılda iki ürün alınabilmektedir. Geçen son 15 yılda, tarla tarımının yapıldığı alanlarda pamuk ekimi büyük ölçüde azalırken bunun yerini buğday ve mısır ekimi almıştır. 47

61 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Birçok bölgede kasım ayı içerisinde ekilip mayısta hasat edilen buğday ürününün yerine, haziran sonu veya temmuz ayının ilk günlerinde ikinci ürün mısır ekilmektedir. Buğdayda sap çürüklüğüne yol açan fungal etmenlerden özellikle Fusarium cinsi fungusların, sıcak ve soğuk dönemler gibi olumsuz koşulları bitki artıkları içerisinde miselyum olarak, saprofitik halde, toprakta klamidospor formunda, buğdaygil familyası yabancı otların köklerinde veya buğdayın ardından ekilen mısır köklerinde parazitik ya da latent halde geçirdikleri bilinmektedir (Cook, 1968; Sitton ve Cook, 1981; Ocamb ve Kommedahl, 1994; Smiley ve Patterson, 1996). Hastalığın şiddeti esas olarak bölgedeki yağış miktarı ile ilişkili olarak seyretse de, hububat yetiştiriciliğinin yukarıda bahsedildiği şekilde devam etmesi durumunda, bu hastalığın bölgemizdeki hububat bitkileri için potansiyel bir tehlike oluşturabileceği düşünülmektedir. İki yıllık sörvey sonucunda hesaplanan hastalık şiddeti (%10.8), ülkemizde bu konuda yapılan benzer çalışmalardan elde edilmiş hastalık şiddeti değerleri ile kıyaslandığında düşük düzeydedir. Aktaş ve ark. (1999), Konya yöresinde yaptıkları bir araştırmada hastalık şiddetinin ortalama %36.2 düzeyinde ortaya çıktığını bildirmişlerdir. Yine aynı araştırıcılar tarafından Sakarya ve Eskişehir yöresinde yürüttükleri benzer çalışmalarda bu hastalığın Eskişehir ilinde %70, Sakarya ilinde ise %63.9 oranında çıkış yaptığı bildirilmiştir (Aktaş ve ark., 1996; Aktaş ve ark., 2000). İç Anadolu Bölgesi Buğday yetiştiriciliğinde, topraklardaki su potansiyelini korumak amacıyla tarlalar nadasa bırakılmakta ya da ertesi yıl hububat ekimi tekrarlanacak ise toprak işleme yüzeysel olarak yapılmakta veya anız tarlada bırakılabilmektedir. Bölgemizde gerek sulama imkanlarının varlığı gerekse yıllık yağış miktarının İç Anadolu Bölgesi ne oranla yüksek olması ve bitki artıklarını yakarak yok etmenin yasaklanmış olmasına rağmen halen yapılması gibi nedenler hastalık şiddetinin düşük seviyede çıkmasında etkili olmuş olabilir. Anız yakma olayının tarımsal açıdan birçok olumsuz yönü mevcuttur. Bu olay toprak yüzeyi veya yüzeye yakın bulunan mikrobiyal populasyonu büyük ölçüde azaltmaktadır (Reis ve Abrao, 1983). Wildermuth ve ark., (1997) anız yakma ile bitki artıklarının yok edilmesi sonucu ertesi yıl o bölgede ortaya çıkan hastalığın çıkış oranının %4.7 48

62 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL olduğunu ancak bu artıkların orada bırakılmasıyla bu oranın %32.2 düzeyinde gerçekleştiğini bildirmişlerdir ve 2005 yılı buğday üretim sezonlarında (hasat öncesi), her iki yılda da örnekleme yapılan ilçelerdeki sonuçlar incelendiğinde (çizelge 4.3.) 2004 yılında hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti seviyelerinin 2005 yılında elde edilenlere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu ilçelerde birinci ve ikinci yılda belirlenen hastalık şiddeti sırasıyla Ceyhan da %10,5 ten %8.2 ye, Karataş ilçesinde %12.9 dan %7.3 e, Seyhan da %12.3 ten %5.5 e ve Yüreğir ilçesinde ise %15.7 den %12.7 seviyelerine gerilemiş; ancak İmamoğlu nda bu oran %12.4 ten %15.8 e yükselmiştir. Hastalık oluşumunun, sörvey yapılan ikinci yılda düşüş göstermesi, dengeli bir yağışın meydana gelmiş olmasıyla ilişkilendirilebilir sezonunda bölgeye düşen toplam yağış miktarı, ertesi yıldan daha fazla ancak düzensizdir. İlk yıl aralık, ocak ve şubat aylarında toplam yağış miktarı çok yüksek, mart, nisan ve mayıs aylarında ise oldukça düşük düzeydedir (Şekil 4.2). Buna karşın ikinci yıl gerçekleşen toplam yağış, birinci yıla göre düşük ancak dengelidir (şekil 4.3). Çizelge 4.2 de gösterilen aylık ortalama verilere bakıldığında birinci yılın mart ayındaki hava ve toprak sıcaklığı sırasıyla 14.7 ve 15.4 C olurken, ikinci yılda 13.9 ve 14.6 C olarak ölçülmüştür. Başka bir ifade ile, ilk yılda hava ve toprak, ikinci yıla göre daha erken bir zamanda ısınmıştır. Bu değerler, sap çürüklüğüne yol açan fungal floradaki populasyon artışının birinci yılda daha erken, ikinci yılda ise daha geç yükseliş sürecine girdiği fikrini ortaya çıkarabilir. Bateman ve Murray (2001), bu hastalığın etmeni olan Fusarium culmorum un topraktaki populasyonunun, sonbaharda hava sıcaklığının azalıp, yağışların artmasıyla birlikte düşüşe geçtiğini ancak ilkbaharda toprağın ısınmasıyla birlikte populasyonun tekrar toparlanarak eski seviyesine ulaşabildiğini bildirmiştir. Özellikle ilkbaharda yağış düzeyi düşük ancak toprak sıcaklığı yüksek ise bu artış daha da hızlı olmuştur. Nitekim, birinci yılın mart, nisan, mayıs aylarında aylık toplam yağış miktarı sırasıyla 5.6, 24.8 ve 19.8 mm olmuş ancak ikinci yılın aynı aylarında bu değerler 61.1, 53.0 ve 41.2 mm olarak kaydedilmiştir. 49

63 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Çizelge 4.2. Sörvey yapılan yıllara ait bazı meteorolojik veriler Ortalama Sıcaklık Ortalama Toplam Sörvey Değerleri ( C) Nisbi Yağış Tarihleri Hava Toprak Nem Miktarı (0-10 cm) (%) (mm) Ekim Kasım Aralık Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Ekim Kasım Aralık Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Hava Sıcaklığı ( C) Toprak Sıcaklığı ( C) Nisbi Nem (%) Toplam Yağış Miktarı (mm) Ekim Ekim Ekim Kasım Kasım Aralık Aralık Ocak Ocak Şubat Şubat Mart Mart Nisan Nisan Mayıs Mayıs Şekil yılı buğday üretim sezonuna ait meteorolojik veriler 50

64 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Ekim Ekim Ekim Hava Sıcaklığı ( C) Nisbi Nem (%) Kasım Kasım Aralık Aralık Aralık Ocak Ocak Şubat Şubat Toprak Sıcaklığı ( C) Toplam Yağış Miktarı (mm) Şekil yılı buğday üretim sezonuna ait meteorolojik veriler Çizelge 4.2 ve Mart şekil 4.2 den anlaşılacağı üzere; birinci yılda, bitkilerin bayrak yaprak çıkışı ve çiçeklenme dönemlerinin vuku bulduğu mart ve nisan aylarındaki yağış eksikliği, infeksiyonların oranı ve hastalığın şiddetini artırmış olabilir. Aynı sezon, ilk yıl nisan ayı başlarında nisbi nem oranı %21 lere kadar düşmesinden dolayı, bunun bitkilerdeki transpirasyonu arttırdığı ve kök infeksiyonlarına zemin hazırladığı düşünülmektedir. Ertesi yıl ise bu tarzda bir düşüş yaşanmamış ve çiçeklenme döneminde gerçekleşen dengeli yağışlar sayesinde bitkiler su stresine maruz kalmamışlardır (Şekil 4.3). Bateman ve Murray (2001), bu dönemde yaşanan su stresinin yanında, bitki köklerinden çeşitli maddelerin salgılandığını ve bu olayın infeksiyonların artışına katkı sağladığını bildirilmişlerdir. Mart Mart Nisan Nisan Mayıs Mayıs 4.2. Hastalıklı Bitkilerden Yapılan İzolasyon Sonuçları 2004 ve 2005 yılların kapsayan iki yıllık sörvey çalışmalarında, örnekleme yapılan buğday tarlalarının tamamında, hastalık belirtisi gösteren bitkiler seçilerek laboratuvarda izolasyonlar yapılmış ve dokulardan gelişen fungal koloniler mikroskop altında incelendikten sonra bunların sayıları kaydedilmiştir. Her bir tarla 51

65 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL için ayrı ayrı yapılan izolasyonlarda Alternaria, Aspergillus, Cladosporium, Epicoccum, Fusarium, Geotrichum, Mucor, Nigrospora, Penicillium, Rhizoctonia ve Trichoderma cinsi funguslar elde edilmiştir. Bunlar içerisinde Fusarium ve Rhizoctonia cinsleri, buğdayda kök, kökboğazı ve sap çürüklüğüne yol açabilecek iki muhtemel cinstir. Bu iki cins fungus dışında kalanlar, zayıflık paraziti ya da saprofitik karakterde olanlardır (Windels ve Holen, 1989; Parry, 1990; Liggitt ve ark., 1997). Bu nedenle Fusarium ve Rhizoctonia cinsleri, olası patojenik özelliklerinden, Alternaria cinsi ise izolasyonlarda rastlanma sıklığının yüksekliğinden dolayı, bu cinslerin izole edilme yüzdeleri çizelgeler içerisinde ayrı ayrı verilmiştir (Çizelge 4.3, Şekil 4.4 ve 4.5). Çizelge 4.3 te Adana, Osmaniye ve Mersin illerine bağlı ilçelerde, sözü edilen fungusların izole edilme oranları (ortalama olarak) ilçe bazında gösterilirken, Çizelge EK 2 de, her bir örnekleme alanı için ayrı ayrı gösterilmiştir yılı sörvey sonuçlarına göre, örnekleme yapılan tüm tarlalardan gelişen fungal kolonilerin ortalamaları alındığında, Fusarium cinsine bağlı türler %35.2 lik bir oranla en büyük paya sahip olmuşlar bunu %21.6 ve %20.9 luk oranlarla sırasıyla Alternaria ve Rhizoctonia cinsleri takip etmişlerdir yılında ise Fusarium ların izole edilme oranları %23.5 e, Rhizoctonia cinsinin %13.1 e gerilerken, Alternaria cinsi ise %28.5 e yükselmiştir. Her iki yıl sonunda ayrı ayrı hesaplanan ortalama değerlerin toplanarak ikiye bölünmesiyle, bu cinslerin Çukurova Bölgesi genelinde izole edilme oranları hesaplanmıştır. Buna göre bölge genelindeki hasta bitkilerden, Fusarium %29.4, Rhizoctonia %17.0 ve Alternaria %25.1 oranında izole edilebilmiştir(çizelge 4.3 ve Şekil 4.4). İzolasyon sonuçlarından elde edilen oranlara göre Fusarium cinsi fungusların, bölgemiz buğdaylarında görülen sap çürüklüğü hastalığının gelişiminde en büyük paya sahip olduğu söylenebilir. Bu fungusların izole edilme oranları yıllara ve bölgelere göre değişiklik göstermiştir. Örneğin birinci yılda İmamoğlu nda Fusarium cinsi fungusların izole edilme oranı %45 iken ikinci yıl bu oran %17.7 ye gerilemiştir. Buna karşın Seyhan da birinci yıl Fusarium cinsi %19.6 lık bir oranla izole edilirken ikinci yılda %41.1 e yükselmiştir (Çizelge 4.3). Bu olayın nedeni olarak bölgeler arasındaki ekolojik farklılıklar ve kültürel işlemlerin rol oynadığı 52

66 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL söylenebilir. Bu hastalığa Fusarium cinsi fungusların yanında Bipolaris, Gaeumannomyces, Pseudocercosporella, Rhizoctonia cinslerine ait funguslar da neden olabilmekte, ayrıca bunlardan biri veya birkaçı aynı bitkiden izole edilebilmektedir (Hill ve ark., 1983; Windels ve Holen, 1989). Çizelge 4.3. Örnekleme yapılan alanlardan izole edilen önemli fungal cinsler ve izole edilme oranları İzole edilen önemli fungus cinsleri ve İl ve İlçe izole edilme oranları (%) Adları Örne k 2004 Sayısı Alternari a Fusariu m Rhizoctonia Diğerler i Ceyhan İmamoğlu Kadirli Karaisalı Karataş Kozan Osmaniye Seyhan Toprakkale Yüreğir Ortalama Ceyhan İmamoğlu Karataş Kozan Seyhan Yenice Yüreğir Ortalama Çukurova Bölgesi Ort

67 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Alternaria spp.; % 21, Diğerleri; % 22,4 Fusarium spp.; % 35,2 Rhizoctonia spp; % 20,9 Alternaria spp; % 28, Diğerleri; % 29,2 Fusarium spp; % 23,5 Rhizoctonia spp; % 13,1 Alternaria spp; % 25,1 Ortalama Diğerleri; % 25,8 Fusarium spp; % 29,4 Rhizoctonia spp ; % 17,0 Şekil 4.4. Çukurova Bölgesi nden izole edilen önemli fungal cinsler ve izole edilme oranları 54

68 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Amerika nın Kuzeybatı Pasifik Bölgesi nde yapılan benzer bir çalışmada, örnekleme yapılan bitkilerden izole edilmiş fungusların %90 lık bir bölümünü Fusarium cinsi funguslar oluştururken, geri kalan %10 luk bölümde Bipolaris, Rhizoctonia ve saprofitik karakterdeki Alternaria, Aspergillus, Cephalosporium, Chaetomium, Cladosporium, Fumago, Mucor, Penicillium ve Stemphyllium cinsleri teşkil etmiştir (Smiley ve Patterson, 1996). Aktaş ve ark. (2000), Eskişehir iline bağlı arpa ve buğday ekili 218 tarladan yaptıkları izolasyonlarda, 8 cinse ait 24 fungal tür saptamışlardır. Bunlardan 14 ü Fusarium, 3 ü Dreschlera, 2 si Alternaria ve geri kalanı Ophiobolus, Ulocladium, Nigrospora ve Phoma cinslerine dahil olmuşlardır. Dawson ve Bateman (2000), ise hasta bitkilerden izole edilen funguslar içerisinde Alternaria infectoria ve Epicoccum purpurascens in izole edilme oranlarının arttığı zamanda, hastalık şiddetinde azalma görüldüğünü ve bunların antagonistik olarak Fusarium türleri ile rekabet ettiğini bildirmişlerdir. Nitekim, Çukurova Bölgesinde örnekleme yaptığımız tarlaların tamamında Alternaria cinsinin önemli bir oranda izole edilmesinin, iklimsel faktörlerden sonra, bölgede hesaplanan düşük seviyedeki hastalık şiddetinin ortaya çıkmasında hatırı sayılır düzeyde rol oynamış olabileceğini düşündürmektedir Fusarium İzolatlarının Mikroskobik Karakterizasyonu ve Tanısı Buğday kök, kökboğazı ve sap çürüklüğüne yol açan fungal etmenlerden Fusarium cinsinin yanında başka fungal etmenlerin de bulunmasına rağmen, Fusarium ların bölgemizde var olan hastalığın üzerindeki payı, hastalıklı bitkilerden izole edilen türlerin saptanması ve farklı uygulamaların hastalık gelişimini hangi ölçüde değiştirebileceği ile ilgili konular, araştırmanın esas amaçları içerisinde yer almaktadır. İzolasyonlardan sonra hastalıklı dokulardan çok sayıda Fusarium kolonisi gelişmesine rağmen, bunlar içerisinde morfolojik olarak birbirine benzeyenlerden birkaçı saflaştırılmış ve toplam 40 koloni, tür tanısı yapılmak üzere incelenmiştir. Booth, (1971), Nelson ve ark., (1983), Burgess ve ark., (1994) ve Seifert (1996) in ortaya koydukları tanı yöntemleri doğrultusunda bu izolatların Fusarium culmorum (8 adet), F. equiseti (3 adet), F. oxysporum (13 adet), F. semitectum (11 adet) ve F. 55

69 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL verticilloides (5 adet), türlerine ait oldukları tespit edilmiştir. Tanısı yapılan türlerin en belirgin özellikleri aşağıda paragraflar halinde belirtilmiştir. Fusarium culmorum (W.G. Smith) Sacc.: PDA ortamı üzerinde hızlı bir büyüme oranına sahip olan bu türün, 24 C de 6-7 günlük inkübasyon periyodu sonunda koloni çapı 90 mm ye ulaşmıştır. Bu ortam üzerinde, karanlıkta inkübe edilmiş kültürler parklak, koyu kırmızı bir renge dönüşmüşlerdir. Bol miktarda havai miselyum üreten F. culmorum un miseliyal gelişimi petri kabını tamamen kapladıktan 3-4 gün sonra, havai miselyum, petrinin merkezinden kenarlara doğru çukurlaşmaya başlamıştır (Şekil 4.5). Kültür, günlük olduğunda ise bazı bölgelerde turuncu renkli sporodochia lar meydana gelmiştir. Kültür, Sentetik Nutrient Agar (SNA) ortamı üzerinde ortalama 3-5 adet bölmeleri olan kalın ve şişkin makrokonidilerin yanı sıra polifialidik konidioforlar üretmiş olup bu özellikler türün tanılanmasındaki en belirleyici karakter olmuştur (Şekil 4.6.a ve b). Ortalama makrokonidi boyutları µm olarak ölçülmüştür. Klamidosporların ince duvarlı, tekli, ikili ya da zincir formunda miselyum içerisinde meydana geldiği gözlenmiştir (Şekil 4.6.c). Fusarium equiseti (Corda) Sacc.: PDA besi ortamında hızlı gelişen, kahverengi, yoğun ve aynı zamanda sert dokulu bir miselyum ve petrinin tersinden bakıldığında turuncu veya daha koyu renkte sporodochiumlar meydana getirmiştir. Fungusun 24 C de 10 günlük inkübasyonu ile koloni çapı 70 mm yi aşmıştır. Önceleri beyaz renkte gelişmeye başlayan miselyum sonraları kahverengine dönüşmüştür (Şekil 4.5). SNA da gelişen kültürlerde uzun ve eğik makrokonidilerde apikal hücre, kendinden önce gelen hücreden (penultimate cell) oldukça uzun ve kıvrıktır. Makrokonidilerin diğer ucunda yer alan ayak hücreleri bariz bir şekilde ayırt edilebilmiştir (Şekil 4.6.d ve e). Ortalama makrokonidi boyutları µm olarak ölçülmüştür. Klamidosporlar kahverengi, kalın duvarlı ve zincir formundadır (Şekil 4.6.d). 56

70 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Fusarium culmorum Fusarium equiseti Fusarium verticilloides (F. moniliforme) Fusarium oxysporum Fusarium semitectum Şekil 4.5. Tanısı yapılan Fusarium izolatlarının PDA ortamı üzerindeki görüntüleri Fusarium oxysporum Schlecht. emend. Snyder&Hansen: Havai miselyum yoğun, klamidospor oluşumu mevcuttur. (Şekil 4.5). Bol miktarda mikrokonidi üreten bu tür, mikro ve makrokonidileri meydana getiren kısa ve şişkin, basit monofialidleri ile tanılanmıştır (Şekil 4.6.g). Koloni çapı 24 C de 10 günde mm ye ulaşırken, koloni rengi önceleri beyaz, sonra morumsu renge dönüşen bir renk almıştır. 57

71 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL a b c d e f g h Şekil 4.6. Fusarium türlerinin mikroskobik görüntüleri a) F. culmorum un makrokonidileri, b) polifialidik konidioforları, c) klamidosporları, d) F. equiseti nin makrokonidi ve klamidosporları, e) F. equiseti nin makrokonidileri, f) F. verticilloides in mikrokonidi zincirleri, g) F. oxysporum um fialid ve mikrokonidileri, h) F. semitectum un havai miselyumda oluşturduğu polifialid 58

72 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Fusarium semitectum Berk.&Rav.: F. semitectum türü olduğu belirlenen izolatlarda, koloni rengi sarımsı turuncu, 24 C de 10 günlük inkübasyondan sonra koloni çapı 70 mm den fazla, havai miselyum yoğun ve koloni morfolojisi tozlu bir görünüme sahip olmuştur (Şekil 4.5). SNA da gelişen kültürlerde mikrokonidi oluşumu görülmemiştir. Makrokonidi bölme sayıları ortalama 3-6 adet, makrokonidilerdeki apikal hücre uzun ve gaga şeklinde görülmüştür. Ortalama makrokonidi boyutları µm olarak ölçülmüştür. Türün belirleyici özelliği, havai miselyum üzerinde meydana getirdiği polifialidik konidioforlarıdır (Şekil 4.5 h). Fusarium verticilloides (Sacc.) Nirenberg: PDA besi ortamı üzerinde 24 ºC de 10 günlük inkübasyonla koloni çapı 70 mm yi aşmıştır. Yoğun bir şekilde havai gelişen miselyum rengi önceleri beyaz iken, sonraları hafif morumsu bir hal almıştır (Şekil 4.5). Bu türün ayırt edilmesinde en belirleyici özellik, havai miselyum üzerinde oluşan mikrokonidilerin zincir şeklinde birbirine bağlı olarak gelişimidir (Şekil 4.5.f). Herhangi bir klamidospor oluşumu gözlenmemiştir Patojenite Testi Sonuçları Patojenite testi, önceki yıl sörvey çalışmalarında buğday bitkilerinin kök, kökboğazı veya sap kısmından izole edilen ve Fusarium culmorum, F. equiseti, F. oxysporum, F. semitectum ve F. verticilloides türlerine ait oldukları belirlenen 40 farklı Fusarium izolatı ile, yılı buğday üretim sezonunda Bitki koruma Bölümü seralarında yürütülmüştür. Bu izolatların bitkilere inokule edilmesiyle bitkilerde % arasında değişen oranlarda hastalık şiddeti oluştuğu saptanmıştır (Çizelge EK 3). Çalışmada kullanılan türler arasında F. culmorum türüne ait 8 farklı izolat % arasında değişen seviyelerde hastalık meydana getirirken bunlardan 30-2 nolu izolatın virülensliği en yüksek bulunmuş ve bu izolatın patojenik karakterde olup daha sonraki çalışmaların fungal materyalini oluşturacağı belirlenmiştir (Şekil 4.7). F. culmorum inokule edilen bitkilerde sap çürüklüğü belirtileri, kontrole oranla çok açık bir biçimde ortaya çıkmış olup Şekil 4.12 de net olarak görülmektedir. Diğer türlere ait izolatların, bitkilerde sonuçladıkları hastalık şiddeti yüzdeleri sırasıyla: F. equiseti; % (Şekil 4.8), F. oxysporum; % (Şekil 4.9), F. semitectum; % (Şekil 4.10) ve F. 59

73 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL verticilloides; % (Şekil 4.11), arasında değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Bu türlerden her birinin bitkilerde oluşturdukları ortalama hastalık şiddeti seviyeleri incelendiğinde F. culmorum, %54.2; F. equiseti, %2.3; F. moniliforme, %9.1; F. oxysporum, %6.2; ve F. semitectum, %6.1 şiddetinde hastalık oluşturmuşlardır (Çizelge 4.4). Çizelge 4.4. Fusarium türlerinin buğdaylarda oluşturduğu ortalama hastalık şiddeti seviyeleri Fusarium Hastalık Türleri Şiddeti (%) F. culmorum 54.2 F. equiseti 2.3 F. oxysporum 6.2 F. semitectum 6.1 F. verticilloides İzolat No Şekil 4.7. F. culmorum izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) İzolat No Şekil 4.8. F. equiseti izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) 60

74 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL İzolat No Şekil 4.9. F. oxysporum izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) İzolat No Şekil F. semitectum izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) İzolat No Şekil F. verticilloides izolatlarının buğdaylarda oluşturduğu hastalık şiddeti (%) 61

75 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Şekil Patojenite denemesinde bazı F. culmorum izolatlarının Adana 99 çeşiti buğday bitkilerinde oluşturduğu hastalık belirtileri 4.5. Fungisitlerin, In vitro da Fusarium culmorum un Miseliyal Gelişimine Etkileri Bu aşamada buğday tohumlarına ve yeşil aksama uygulanan fungisitlerin F. culmorum (30-2) un miseliyal gelişimine olan etkileri incelenmiştir. Denemeye alınan 12 farklı fungisitin 0.5 ile 50 ppm arasında değişen konsantrasyonlarda PDA ortamına ilave edilmesiyle, doz artışına bağlı olarak patojenin miseliyal gelişiminde azalmalar gözlenmiştir. Fungisitlerin bu yöndeki etkisi incelendiğinde sportak (prochloraz) adlı fungisit 1.0 ppm lik uygulama dozunda F. culmorum un miseliyal gelişimini %83 oranında engellemiş ve en yüksek etki gösteren fungisit olmuştur. Buna karşın flamenco (fluquinconazole) nun gösterdiği etki uygulama dozunun artmış olmasına rağmen en fazla %28.5 oranına yükselmiştir. Diğer yandan 10 ppm lik uygulama dozunda fungusun miseliyal gelişimini % arasında değişen oranlarda engelleyen fungisitlerden armure (difenoconazole + propiconazole), duett (epoxyconazole + carbendazim), Folicur (tebuconazole), lamador (prothioconazole + tebuconazole), maxim (fludioxonil + metalaxyl) ve 62

76 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL raxil(tebuconazole) in yüksek etki gösteren fungisitler arasında yer aldığı ancak Dividend (difenoconazole), Dynasty (azoxystrobin + fludioxonil + metalaxyl), Rizolex (tolclofos methyl + thiram) ve Vitavax (carboxin) ise orta düzeyde etki gösterenler içerisinde gruplandırılabileceği anlaşılmıştır (Çizelge 4.5). Çizelge 4.5. Farklı fungisitlerin in vitro da F. culmorum un miseliyal gelişimine etkileri Uygulama Dozları (ppm) Fungisitler Koloni Çapı (mm) Armure 300 EC c 29.0 bc 26.0 c 19.1 c 12.1 c 0.0 a Dividend 030 FS gh 59.0 e 56.4 g 64.5 e 59.5 g 39.5 d Duett e 60.3 e 33.0 d 14.5 c 0.0 a 0.0 a Dynasty CST hi 62.8 e 40.3 e 33.8 cd 22.0 d 19.8 b Flamenco i 54.3 de 56.8 g 59.5 de 56.3 g 58.1 e Folicur WP bc 34.9 c 9.9 b 9.9 bc 0.0 a 0.0 a Lamador FS ef 48.8 d 23.5 c 7.0 b 0.0 a 0.0 a Maxim XL 035 FS b 25.8 b 6.9 b 0.0 a 0.0 a 0.0 a Raxil FS e 49.4 d 22.3 c 19.3 cd 6.5 b 0.0 a Rizolex-T WP fg 65.6 e 50.1 fg 40.3 cd 36.6 e 33.0 c Sportak a 12.4 a 0.0 a 0.0 a 0.0 a 0.0 a Vitavax 200 FF d 49.8 d 47.4 f 47.3 de 43.1 f 35.8 c Uygulama Dozları (ppm) Engelleme Oranı (%) Armure 300 EC - 37,4 56,3 60,8 71,2 81,7 100,0 Dividend 030 FS - 17,5 23,9 29,8 30,4 33,5 53,4 Duett - 17,7 21,0 56,7 81,0 100,0 100,0 Dynasty CST - 9,2 22,8 50,4 58,4 72,9 75,6 Flamenco - 0,4 28,5 25,2 21,6 25,8 23,5 Folicur WP 25-41,7 45,7 84,6 100,0 100,0 100,0 Lamador 400 FS - 21,3 40,0 71,1 91,4 100,0 100,0 Maxim XL 035 FS - 39,2 54,7 87,9 100,0 100,0 100,0 Raxil FS ,5 35,4 70,8 74,8 91,5 100,0 Rizolex-T WP 50-0,4 3,4 26,2 40,6 46,1 51,4 Sportak - 68,7 83,0 100,0 100,0 100,0 100,0 Vitavax 200 FF - 30,6 33,0 36,2 36,3 42,0 51,8 *Sütunlar içerisinde farklı harf içeren ortalamalar Duncan (0,05) çoklu karşılaştırma testine göre istatistiksel olarak birbirinden farklıdır. Bu bölümde denemeye alınan fungisitlerden her birinin farklı etkili madde içermesinin yanı sıra bazı fungisitler farklı gruplarda yer almakta veya birden fazla etken maddenin karışımından oluşmaktadır. Fusarium culmorum un farklı fungisit içeren PDA besi ortamlarında değişik büyüme karakterleri göstermesi, etkili 63

77 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL maddelerin kimyasal yapısından kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Örneğin imidazole grubuna dahil edilen prochloraz, funguslarda ergosterol biyosentezini engellemekte ve fonksiyonel olarak trizole grubu fungisitlerle aynı başlık altında toplanmaktadır. Ancak kimyasal olarak birbirinden farklı özelliğe sahip bu fungisitlerin in vitro da fungusun miseliyal gelişimini baskılamada ortaya çıkan etkinlik yüzdeleri birbirinden oldukça farklıdır. Genel olarak elde edilen in vitro sonuçları incelendiğinde triazole grubu fungisitlerin patojenin miseliyal gelişimini engellemede oldukça başarılı olduğu gözlenirken carboxin, thiram, tolclofos-methyl içerenlerin etkinlikleri daha düşük düzeyde gerçekleşmiştir. Ayrıca, içerisinde triazole grubu fungisitlerin bulunduğu karışım halindeki fungisitler diğer gruptaki etkili maddeleri bulunduran karışımlardan daha etkili olmuştur Saksı Denemeleri İle İlgili Sonuçlar Farklı Buğday Çeşitlerinin F. culmorum un Neden Olduğu Sap Çürüklüğüne Karşı Tepkileri Araştırmaların bundan sonraki bölümlerinde F. culmorum un 30-2 nolu izolatı kullanılmış, saksı denemelerinde her bir saksıya 10 gram buğday inokulumu verilmiştir. 12 farklı buğday çeşitinin denemeye alındığı bu bölümde, bitkilerde görülen hastalık şiddeti seviyeleri arasında, Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre istatistiksel fark görülmesine rağmen bu değerlerin büyük çoğunluğu iç içe girmiş, birbirine yakın gruplar içerisinde yer almıştır. Saksı denemelerinin başlatıldığı birinci yılda (2006), denemeye alınan tüm çeşitlerdeki ortalama hastalık şiddeti seviyeleri % arasında değişim gösterirken, ikinci yılda (2007) bu değerler %6.3 ila %26.0 oranları arasında yer almışlardır. Birinci yıl yapılan saksı denemesinde hastalık şiddetinin en az görüldüğü ilk üç sıradaki buğday çeşitleri, Adana 99 (%22.7), Sagittario (%22.9) ve Ceyhan 99 (%24.0) isimli çeşitler olmuş buna karşın, Dariel (%29.5), Pamukova 97 (%29.8) ve Pandas (%36.0) çeşitleri son üç sırada yer almışlardır (Çizelge 4.6). Denemenin ikinci yılında (2007) aynı buğday çeşitlerinden elde edilen yüzde hastalık şiddeti değerleri, 2006 yılından elde edilenler ile paralellik göstermemiştir. 64

78 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL İlk yılda düşük seviyede hastalık şiddeti görülen ilk üç sıradaki Adana 99, Sagittario ve Ceyhan 99 çeşitleri ertesi yılın sonunda yedinci, üçüncü ve beşinci sıralarda yer almışlardır. Bu yılda, sap çürüklüğü hastalığının şiddeti sözü edilen buğday çeşitlerinde sırasıyla %17.2, %12.6 ve %16 seviyelerinde gerçekleşmiştir. Birinci yılda, hastalık şiddeti sıralamasına göre %29.5 lik oran ile Dariel adlı buğday çeşitinde, ertesi yıl görülen hastalığın şiddeti %6.3 lük bir seviyede ortaya çıkmıştır (Şekil 4.13). Aktaş ve ark. (1999), Konya yöresinde yaygın olarak yetiştirilen bazı ekmeklik buğday çeşitlerini F. culmorum a karşı testlemişler ancak bu çeşitler içerisinde hastalığa karşı mutlak dayanıklı bir çeşit bulamamışlardır. Denemede yer alan 5 ayrı ekmeklik buğday çeşitinden Doğu 88 adlı çeşitte hastalık şiddeti ortalama %22.9 oranında hesaplanırken Bezostaja 1 de %40, Kutluk 94 te %41.9, Kunduru 1149 da %47.6 ve Gerek 79 da %48 oranında ortaya çıktığı tespit edilmiş ve Doğu 88 in bu hastalığa karşı diğer çeşitlere göre daha tolerant olduğunu bildirmişlerdir. Çizelge 4.6. Ekmeklik buğday çeşitlerinin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığına gösterdikleri tolerans seviyeleri Buğday Hastalık Şiddeti (%) Çeşitleri Adana a* 17.2 bcd* Balatilla abc 26.0 e Ceyhan abc 16.0 bc Cham bc 18.7 bcd Cumhuriyet abc 24.2 de Dariel 29.5 bc 6.3 a Galil 27.3 abc 16.6 bc Genç abc 20.4 cde Golia abc 18.8 bcd Pamukova c 14.4 bc Pandas 36.0 d 11.8 ab Sagittario 22.9 ab 12.6 ab *Sütunlar içerisinde farklı harf içeren ortalamalar Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre istatistiksel olarak birbirlerinden farklıdır. Demirci, (2003) Ankara Bölgesi nde yürüttüğü benzer bir çalışmada yine Bezostaja 1 ve Gün 91 adlı ekmeklik buğday çeşitlerinin bu hastalığa orta derecede dayanıklı olduğunu ancak söz konusu patojen F. graminearum olduğunda bu çeşitlerle birlikte denenen tüm çeşitlerin hastalığa duyarlı olduklarını öne sürmüştür. 65

79 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Bu bölümde elde edilen sonuçlar doğrultusunda, denemeye alınan 12 farklı buğday çeşitinin F. culmorum a karşı mutlak ve istikrarlı bir dayanıklılık gösteremediği sonucuna varılmıştır. Çeşitlerdeki dayanıklılık seviyelerinin birbirine yakın olduğu görülse de, bu çeşitler içerisinde Sagittario ve Ceyhan 99 da hastalığa karşı tolerans seviyelerinin her iki yılda da ilk beş çeşit içerisinde yer alması, bunların diğer çeşitlere oranla daha istikrarlı olduğunu göstermektedir. Çizelge 3.1 de belirtildiği gibi Sagittario çeşitinin orta boylu, kuraklık ve yatmaya toleranslı bir çeşit olmasının, bunun her iki yılda hastalık gelişimini bir miktar tolere etmesiyle ilişkili olabileceği sonucunu çıkarmaktadır Hastalık Şiddeti (%) Adana 99 Balatilla 2000 Ceyhan 99 Cham 1 Cumhuriyet 75 Dariel Galil Genç 99 Golia 99 Pamukova 97 Pandas Sagittario Şekil Farklı buğday çeşitlerinde F. culmorum un oluşturduğu hastalık şiddeti Farklı Gübreleme Programlarının Hastalık Gelişimine Etkileri Araştırmaların bu bölümünde bitkiler, üç ayrı taban gübresi ve iki üst gübresinin değişik şekillerde kombine edilmesiyle 6 farklı gübreleme programı ile yetiştirilmiş, yalnızca tarla toprağı, kum ve çiftlik gübresi (1:1:1 v/v/v) karışımında büyütülen bitkiler mukayese amacıyla kontrol olarak bırakılmıştır. Modern tarzda bir buğday tarımının, gübreleme programı olmaksızın yapılamayacağı göz önünde tutularak, kontrol bitkilerinden elde edilen ortalama hastalık şiddeti seviyeleri 66

80 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL varyans analizine alınmamış ancak bu değerler, çizelge 4.7 de diğerleri ile birlikte verilmiştir yılı sonuçlarına göre, üçonbeş ( ) in taban gübresi, amonyum nitrat (AN, %33 N) ın iki defada üst gübresi olarak kullanıldığı uygulamada, hastalık şiddetinin en düşük seviyelerde ortaya çıktığı ve bunun en başarılı uygulama olduğu saptanmıştır. Bu uygulamadaki hastalık şiddeti, %20.7 lik oran ile istatistiksel açıdan diğer uygulamalardan farklı olmuştur. Bunun ardından sırasıyla %25.4 ve %25.6 oranlarında hastalık şiddeti seviyelerinin tespit edildiği kalsiyum amonyum nitrat (CAN, %26 N) + AN + AN ve yirmi yirmi ( ) + AN + ÜRE (%46 N) adlı gübreleme programları, aynı grupta yer alan ve etkinlikleri yüksek olan diğer iki programdır. Diğer yandan bitkilere üçonbeş ve kalsiyum amonyum nitrat ın taban gübresi şeklinde verilip, üstten yapılan ikinci gübrelemede üre uygulandığında, hastalığın şiddetinde önemli artışlar meydana gelmiş ve bu uygulamalardan elde edilen değerler sırasıyla %30.5 ve %32.1 düzeyinde olurken daha öncekilerden tamamen ayrı bir grupta yer almışlardır. Kontrol bitkilerinde gözlenen hastalığın şiddeti ise %45.7 olarak bulunmuştur (Çizelge 4.7 ve Şekil 4.14). Çizelge 4.7. Farklı gübreleme programlarının F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Gübreleme Hastalık Şiddeti (%) Programları AN + AN 20.7 a 14.6 a AN + ÜRE 30.5 c 18.4 bc AN + AN 33.1 c 16.5 ab AN + ÜRE 25.6 b 19.2 bc CAN + AN + AN 25.4 b 13.8 a CAN + ÜRE + ÜRE 32.1 c 21.0 c Gübresiz Kontrol 45.7* 21.3* *Sütunlar içerisinde farklı harf içeren ortalamalar Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre istatistiksel olarak birbirlerinden farklıdır. Gübreleme programlarıyla ilgili ikinci yılda yapılan deneme sonuçları incelendiğinde, saksılardaki bitkilerde hastalık çıkışı ve hastalık şiddeti yüzdelerinin ilk yıla göre daha düşük düzeyde oldukları ve bunun yanında, denemede yer alan karakterlerin birinci yılda sonuçlanan sıralamaya göre daha tutarlı bir şekilde 67

81 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL gruplandıkları belirlenmiştir. Bu programlardan, içerisinde üre uygulaması yapılmış bitkilerde gözlenen hastalığın şiddeti, amonyum nitrat ile gübrelenenlerden daha yüksek düzeyde ortaya çıkmıştır. Kalsiyum amonyum nitrat (CAN) + AN + AN ve AN + AN uygulamalarında hastalık şiddeti yüzdeleri sırasıyla %13.8 ve %14.6 olarak bulunmuş ve bu ikisinin, hastalığın en az düzeyde çıktığı uygulamalar oldukları tespit edilmiştir. Üstten yapılan gübrelemede ürenin tercih edildiği AN + ÜRE ve AN + ÜRE adlı gübreleme programlarında hastalık şiddeti sırasıyla %18.4 ve %19.2 olarak hesaplanmış ancak, CAN + ÜRE + ÜRE programı %21 lik oran ile istatistiksel açıdan farklı bir gruba dahil edilmiştir. Kontrolde ölçülen hastalık şiddeti yüzdesi ise 21.3 olmuştur (Çizelge 4.7 ve Şekil 4.14) Hastalık Şiddeti (%) AN+AN AN+ÜRE AN+AN AN+ÜRE CAN AN+AN CAN ÜRE+ÜRE Kontrol Şekil Farklı gübreleme programlarının F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Modern tarımın vazgeçilmez uygulamalarından bir olan gübreleme, bitkilerde ürün kalite ve kantitesini etkileyen önemli bir faktördür. Dengeli bir gübreleme programı ile bitkilerin optimum düzeyde beslenmesi sonucu, bol ve kaliteli ürün artışı yanında hastalıklara karşı tolerans da sağlanmaktadır (Agrios, 1988). Buğday yetiştiriciliğinde azotlu gübrelemenin, kök ve kökboğazı hastalıklarının gelişiminde büyük payı bulunduğu ifade edilmektedir (Daly, 1949; Tousson ve ark., 1960; Spratt 68

82 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL ve Gasser, 1970). Bu konu içerisinde, azotlu gübrenin uygulama dozundan ziyade, azotun formu hastalıkların gelişiminde çok önemlidir. Buğdayda Fusarium cinsi fungusların neden olduğu sap çürüklüğü şiddetinin, amonyum azotu (NH 4 -N) ile artarken, nitrat azotu (NO 3 -N) ile azaldığı bildirilmiştir (Smiley ve ark., 1970; Smiley ve Cook, 1973; Smiley ve ark., 1973; Huber ve Watson, 1974). Saksı denemesi sonuçlarına genel olarak bakıldığında, üre yerine amonyum nitratın tercih edildiği uygulamalarda hastalığın daha düşük şiddette seyretmesi, bu olayla birebir bağlantılı olabileceğini göstermektedir. Bitkiler kendileri için gerekli olan azot ihtiyacını toprakta, amonyum azotu (NH 4 -N) veya nitrat azotundan (NO 3 -N) karşılamaktadırlar. Amonyum nitrat gübresinde bulunan amonyum azotu, topraktaki bazı bakterilerin yardımıyla önce nitrit ve daha sonra nitrata dönüştürülmektedir. Üre (CO(NH 2 )) gübresi ise topraktaki su ile hidrolize olup amonyum (NH 4 ) veya amonyak (NH 3 ) ve karbondioksite ayrışmakta ve bu ürünlerden amonyum, nitrifikasyon ile nitrata dönüştürülürken, amonyak ve karbondioksit atmosfere difüze olmaktadır (Tisdale ve Nelson, 1982). Denemede ürenin yer aldığı gübreleme programlarında hastalık şiddetinin diğerlerine göre daha yüksek olması, bitkilerin yukarıda bahsedilen dönüşüm reaksiyonları yardımıyla, bir süre amonyum azotu ile beslenmesini zorunlu kılmış olabileceğinden, patojenlere karşı daha duyarlı hale geldiği sanılmaktadır. Diğer yandan, denemedeki üç farklı taban gübresi hastalığın gelişimini farklı yönlere taşımışlardır. Bunlardan kalsiyum amonyum nitrat ve üçonbeş hastalık şiddetinin azalmasında, yirmi yirmi ( ) ye göre daha olumlu etki göstermiştir. Kalsiyum amonyum nitrat içerisindeki kalsiyum iyonları buğday köklerinde dayanıklılığı teşvik ederek, bitkilerin F. culmorum infeksiyonlarına olan hassasiyeti azaltmış olabilir. Zielinska ve Michniewicz (2001), buğday kök hücrelerinin büyüdüğü bir ortamda kalsiyum iyonu artışının hücrelerde etilen hormonu seviyesini arttırıp, absisik asiti azalttığını ve bu olaylar neticesinde patogenesisle ilgili proteinlerden kitinaz ve ß-1,3-Glukanaz enzimlerini tetikleyerek F. culmorum gelişiminin yavaşlatıldığını bildirmişlerdir. Etilen hormonu ayrıca buğday hücrelerinde peroksidaz, polifenol oksidaz ve fenilalanin ammonia lyase (PAL) enzimlerinin oluşumunu da teşvik etmiştir. Ayrıca kalsiyum amonyum nitratın sudaki hidrolizasyonu ile ortaya çıkan hidrojen iyonlarının (H + ) rizosfer ortamını 69

83 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL asitleştirmesi, kalsiyum iyonları ile nötralize edilmiş ve bu ise kök gelişimi için uygun bir ortam yaratmış olabilir. Taban gübrelerinden bazılarının içeriğinde bulunan azot, fosfor ve potasyumun da benzer şekilde hastalığın seyrini değiştirdiği düşünülmektedir. Potasyum iyonları hücrelerdeki osmoregülasyonu düzenlediği gibi, plazma membranındaki elektriksel dengeyi de korumaktadır. Bunların yanı sıra bitki hücrelerinde selüloz formasyonu ve sklerenkimatik yapıların oluşumunu hızlandırarak hücre duvarının güçlenmesinde rol oynamaktadır (Pacumbaba ve ark., 1997). Denemedeki üçonbeş taban gübresi bu şekilde bir etki göstererek hastalık şiddetinin azaltılmasına katkıda bulunmuş olabilir. Gunfer ve ark., (1980) ve Heitefuss, (1989), potasyumlu gübrelerin hububatlarda pas, külleme ve sap çürüklüğü hastalıklarına karşı bitki direncini arttırdığı ve aynı zamanda aşırı azotun yarattığı olumsuzlukları bir miktar bertaraf ettiğini rapor etmişlerdir. Bunlara ilave olarak Younts ve Musgrove (1958), potasyumun bitkilerde nitrat azotu alımı ve organik azotlu substansların sentezini teşvik ettiğini, buna karşın fosfat ve klorun ise amonyum azotu alımını arttırıp, nitrat azotu alımını azalttığını bildirmişlerdir. Buna dayanarak denemedeki gübresinin potasyumdan yoksun oluşu ile bu gübrenin uygulandığı bitkilerde hastalık şiddetinin daha yüksek çıkması ile ilişkilendirilebilir. Son olarak, kontrolde yer alan bitkilerin, ihtiyaç duydukları azotu yalnızca saksılardaki çiftlik gübresinden karşılayıp, ilave bir gübre almamaları ve dolayısıyla yetersiz beslenmeden kaynaklanan duyarlılık, buğdayda dengeli bir gübrelemenin önemini ön plana çıkarmaktadır. Nitekim kontrol bitkilerinde gözlenen hastalığın şiddeti diğer tüm uygulamalardaki bitkilerden fazla olmuştur Tohumlara Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkileri İçerisinde farklı etkili madde veya maddeleri bulunduran 7 farklı fungisit, firmaları tarafından bildirilen tavsiye dozlarında (Çizelge 3.5), Adana 99 çeşiti buğday tohumlarına uygulanmış, ve bu fungisitler F. culmorum ile inokule edilmiş bitkilerdeki sap çürüklüğü hastalığının şiddetinde az veya çok azalma meydana getirmiştir. Tohumların ilaçlanmadığı kontrol bitkilerindeki hastalığın şiddeti ilk yıl 70

84 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL (2006) %24.5 olarak kaydedilmiştir. Bu fungisitler içerisinde Dividend %1.6 lık oran ile en düşük etkiyi gösterip bu etkinin kontrolden farksız olduğu bulunurken, Vitavax ve Raxil in sırasıyla %48.6 ve %47.8 lik oranlar ile hastalık şiddetini azaltan en etkili fungisit oldukları tespit edilmiştir. Dividend uygulaması sonucu bitkilerde gözlenen hastalığın şiddeti %24.2 e kadar yükselirken, Vitavax ve Raxil uygulamalarıyla bu oranlar sırasıyla %12.6 ve %12.8 düzeylerine kadar gerilemiştir. Bu uygulamaların yanında Rizolex-T, Dynasty, Maxim ve Lamador isimli fungisitlerle yapılan tohum ilaçlamalarında, hastalık şiddeti % arasında değişim gösterirken bunların etkinliklerinin istatistiksel olarak birbirlerine yakın oldukları belirlenmiştir (Çizelge 4.8 ve Şekil 4.15). Çizelge 4.8. Tohumlara uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Tohum Hastalık Şiddeti (%) Etki (%) Fungisitleri Dividend 030 FS 24.1 c 17.0 abc Dynasty CST 20.4 bc 13.6 ab Lamador FS bc 17.5 abc Maxim XL 035 FS 21.3 bc 15.5 abc Raxil FS a 11.1 a Rizolex-T WP b 13.7 ab Vitavax FF a 19.1 bc KONTROL 24.5 c 21.1 c - - *Sütunlar içerisinde farklı harf içeren ortalamalar Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre istatistiksel olarak birbirlerinden farklıdır. Denemenin tekrarlandığı ikinci yıl sonunda fungisitlerin etkinlikleri incelendiğinde, Raxil %47.4 lük oran ile en yüksek etkiyi gösterirken bunu %35.5 ve %35.1 lik oranlarla sırasıyla Dynasty ve Rizolex-T fungisitleri takip etmiştir. Tohumların ilaçlanmadan ekilmesiyle, bitkilerdeki sap çürüklüğü şiddeti %21.1 düzeyinde gerçekleşmiş, Raxil uygulamasıyla bu oran %11.1 e, Dynasty ve Rizolex ile sırasıyla %13.6 ve %13.7 seviyelerine kadar azalma göstermiştir. Diğer taraftan birinci yıl deneme sonuçlarına göre %48.6 lık bir etki gösteren Viavax, ikinci yıl aynı etkiyi gösteremeyip, bu etkinin %9.5 e kadar azaldığı tespit edilmiştir. Maxim XL, Dividend ve Lamador uygulamaları ile hastalık şiddeti seviyeleri %

85 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL arasında değişim gösterirken, bu üç fungisitin, hastalığı azaltmadaki etkinliği bakımından denemede yer alan tüm fungisitler içerisinde orta sıralarda yer aldığı görülmüştür (Çizelge 4.8 ve Şekil 4.15) Hastalık Şiddeti (%) Dividend Dynasty Lamador Maxim XL Raxil Rizolex-T Vitavax Kontrol Şekil Tohumlara uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Denemede, tohum ilacı olarak kullanılan fungisitlerin etkili maddelerinden bir bölümü triazole, geri kalanı acylalanine, carboxamide, dithiocarbamate, organik fosforlular, phenylpyrrole, ve strobilurin gruplarına ait fungistlerdir. Sap çürüklüğüne neden olan etmenin F. culmorum olduğu durumlarda, bu fungisitlerden triazole grubuna dahil olan ve özellikle de tebuconazole içeren fungistleri tercih etmenin tohum ilaçlamalarına uygun olacağı anlaşılmaktadır. Bunlardan difenoconazole ve tebuconazolün aynı gruptan olmalarına rağmen, tebuconazolün etkinliği daha yüksektir. Triazole grubu fungisitler funguslarda hücre membranının yapısında temel rol oynayan ergosterolün biyosentezini inhibe edici özellikte olup, aynı zamanda hücrelerde aşırı elektrolit kaybına yol açmaktadırlar (Dahmen ve ark., 1988; Waterfield ve Sisler, 1989). Bu fungisitler sistemik karakterde olup tohumlara penetre olabilmekte ve birçok bitkinin tohum ve yeşil aksam ilaçlamalarında güvenle kullanılabilmektedir (Culbreath ve ark., 1995). 72

86 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Sundin ve ark. (1999), difenoconazole ve triadimenol ile ilaçlanan buğday tohumlarında, tohum çıkışından itibaren geçen 6.5 haftalık bir zaman periyodunda Puccinia recondita ve Septoria tritici sporulasyonunun %50 azaldığını bildirmişlerdir. Balmas ve ark. (2006), ise %25 tebuconazole içeren Folicur WG 25 adlı ticari bir preparat ile buğday tohumlarına yaptıkları uygulamada, kontroldeki hastalık şiddetini %45 olarak bulduklarını ancak tebuconazole uygulamaları ile bu oranın %37 ye gerilediğini ifade etmişlerdir. Bu bölümde yer alan fungisitlerden Lamador (prothioconazole, 150 g/l, + tebuconazole, 250 g/l), içerdiği etkili madde konsantrasyonlarının yüksek olmasına rağmen, saksılardaki hastalığın şiddetini azaltmamış olması düşündürücüdür. Bu fungisitle yaşanan etki düşüklüğünün, içerdiği prothioconazolden ya da etkili madde konsantrasyonunun yüksekliğinden dolayı Adana 99 çeşiti buğday bitkilerini predispozisyona sokmuş olabileceğinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Demirci ve Maden (2006), aynı gruptan olmalarına rağmen tebuconazolün Gerek 79 çeşiti buğday tohumlarında herhangi bir olumsuzluk yaratmazken bromuconazole ve cyproconazolün %95 lik seviyelerde anormal çimlenme meydana getirdiğini rapor etmişlerdir. Fungisitler içerisinde carboxin + thiram, hastalık gelişimiyle ilgili beklenen istikrarlı etkiyi gösterememişir. Mihuta-Grimm ve Forster (1989), carboxin + thiram karışımından oluşan fungistin buğday ve arpada tohum kökenli Fusarium cinsi fungusları eradike ettiğini ancak tarla koşullarında bu fungusların neden olduğu fide çürüklüğünü önemli oranda engelleyemediğini saptamışlardır. Yine tolclofos-methyl + thiram karışımının hastalık gelişimini %35 lere ulaşan seviyelerde azaltması, kayda değer bir etkidir. Smiley ve ark. (1990), tolclofos-methyl in buğday tohumlarına bir miktar fitotoksik olsa da F. culmorum ve F. graminearum un neden olduğu çürüklük şiddeti azalttığını tespit etmişlerdir. İnokulasyondan sonra funguslar bitkilerden geriye izole edilebilmiş ancak simptomlar çarpıcı seviyede olmamıştır. Tohumların ilaçlandığı diğer fungisitlerden Dynasty ve Maxim XL, fludioxonil ve metalaxyl içeren benzer fungisitlerdir. Ancak bunlardan Dynasty ciddi oranda (75 g/l) azoxystrobin içermesi nedeniyle, F. culmorum un gelişimini baskılamada, Maxim XL ye göre daha başarılı olduğu tahmin edilmektedir. 73

87 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Azoxystrobin fungal hücrelerin solunum zinciri reaksiyonlarında elektron transferini bozan bir madde olup, fludioxonil ise glikoz fosforilasyonunu inhibe eden ve içerisinde Monograhella nivalis (Fusarium nivale) in de bulunduğu Fusarium cinsi funguslara etkilidir ve ayrıca birçok bitkide güvenle kullanılmaktadır (Munkvold ve Q mara, 2002; Vidhyasekaran, 2004). Bu denemede yapılan tohum ilaçlamalarının etkisi genel olarak düşünüldüğünde, saksı başına 10 ar gramlık F. culmorum inokulumunun varlığı söz konusudur ve fungisit performanslarının göz ardı edilemeyecek seviyede yüksek oldukları düşünülmektedir Yeşil Aksama Yapılan Fungisit Uygulamalarının Hastalık Gelişimine Etkileri Fungisitlerin, buğday bitkilerinin sapa kalktığı dönem ve başak çıkarmadan hemen önceki kın döneminde, yeşil aksama iki kez uygulanmasıyla, F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğünü büyük ölçüde azalttıkları saptanmıştır. Buğday tohumlarının ilaçlanmadan ekilmesi ve bunlardan gelişen bitkilerin, yukarıda bahsedildiği dönemlerde iki kez ilaçlanması, yalnızca tohumlara yapılan fungisit uygulamalarına göre hastalık gelişimini daha başarılı bir şekilde kontrol etmiştir yılı saksı denemesi sonuçlarına göre, tohumlara ya da yeşil aksama ilaç uygulanmayan kontrol bitkilerindeki hastalık şiddeti yüzdesi 24.5 olarak bulunmuştur. Fluquinconazole ün hastalık şiddetini %96.3 oranında azaltan en etkili fungisit olduğu gözlenirken, bu uygulamadan sonra bitkilerde kaydedilmiş hastalık şiddeti %0.9 olarak hesaplanmış ve istatistiksel olarak kortrolden farklı bulunmuştur. Yine Folicur ve Duett, gösterdikleri etki yüzdeleri bakımından Flamenco ile aynı grupta yer almış ve bu fungisitlerin, hastalık şiddetini sırasıyla %93.9 ve %91 oranında engelledikleri tespit edilmiştir. Diğer taraftan Armure ve Sportak ın etkinlikleri kayda değer seviyelerde olmamıştır. Armure uygulanan bitkilerde hastalık şiddeti %21.9, sportak uygulananlarda ise %22.9 seviyesinde ortaya çıkmış ve bu oranlar kontrolden farksız bulunmuştur (Çizelge 4.9 ve Şekil 4.16) yılı sonuçları incelendiğinde, hastalık şiddetinin azaltılmasında en etkili fungisitin %74.5 lik etki ile Folicur olduğu ve bunu sırasıyla Flamenco (%61.9) ve Duett (%61.0) adlı fungistlerin takip ettikleri saptanmıştır. Kontrol bitkilerinde 74

88 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL gözlenen hastalık şiddeti %23.1 olarak hesaplanmıştır. Folicur, Flamenco ve Duett adlı fungistlerin uygulandığı bitkilerde gözlenen hastalık şiddeti yüzdeleri sırasıyla 5.9, 8.8, ve 9.0 olurken bu fungisitler istatistiksel açıdan aynı grupta yer almışlardır. Diğer taraftan Sportak ve Armure uygulamalarında bu değerler 14.9 ve 15.4 seviyelerinde olmuş, bu fungisitlerin gösterdikleri etkinlikler kontrole göre farklı olsalar da diğer üç fungisitin sahip oldukları etkiye ulaşamamışlardır (Çizelge 4.9 ve Şekil 4.16). Çizelge 4.9. Yeşil aksama uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Yeşil Aksam Hastalık Şiddeti (%) Etki (%) Fungisitleri Armure 300 EC 21.9 b 15.4 b Duett 2.2 a 9.0 a Flamenco 0.9 a 8.8 a Folicur WP a 5.9 a Sportak 22.9 b 14.9 b KONTROL 24.5 b 23.1 c - - *Yıllara göre her bir sütun içerisinde farklı içeren ortalamalar Duncan (0.05) çoklu karşılaştırma testine göre istatistiksel olarak birbirlerinden farklıdır Hastalık Şiddeti (%) Armure Duett Flamenco Folicur Sportak Kontrol Şekil Yeşil aksama uygulanan fungisitlerin F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığının gelişimine etkileri Yüksek inokulum baskısı altında, yeşil aksam ilaçlamaları ile elde edilen sonuçlar memnun edici seviyededir. Bu ilaçlamalarda kullanılan fungistlerin içerdiği etken maddelerin neredeyse tamamı, funguslarda sterol metabolizmasını aksatan 75

89 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL triazoller içerisinde yer almaktadır. Ancak buna rağmen fungistler içerisinde, sap çürüklüğü hastalığını azaltma açısından büyük farklılıklar görülmektedir. Bunlardan tebuconazolün genel olarak en etkili ve diğerlerine oranla daha istikrarlı olduğu söylenebilir. Bu konuyla ilgili olarak daha önce yapılan çalışmalarda gerek tohumdan gerekse yeşil aksamdan yapılan ilaçlamalarda tebuconazol ün, aynı gruptan diğer fungisitlerle kıyaslandığında oldukça başarılı bir etkiye sahip olduğu ifade edilmektedir. Homdork ve ark. (2000), F. graminearum ve F. culmorum un spor süspansiyonu karışımları ile yapay olarak inokule edilmiş buğday başaklarında, infeksiyon sonucu oluşan ürün kayıpları tebuconazol un uygulanmasıyla %31-80 arasında değişen oranlarda engellendiğini saptamışlardır. Başka bir çalışmada tebuconazole, bromuconazole ve prochloraz uygulanan bitkilerde, sözü edilen fungusların meydana getirdiği mikotoksin birikim oranlarının sırasıyla %49.2, %67.2 ve %60.4 azaldığı ifade edilmiştir. Ancak epoxyconazole ve kresoxym-methyl bu olayda etkisiz kalmışlardır (Menniti ve ark., 2003). Bu sonuçlarla tam paralel olmamakla birlikte, sera koşullarında iki kez tekrarladığımız saksı denemelerinde, epoxyconazole ve carbendazim içeren Duett adlı fungisit F. culmorum sap çürüklüğünü ciddi ölçüde azaltmıştır. Duett in bu etkisinin içerdiği carbendazim ile bağlantılı olabileceği sanılmaktadır. Bunun yanında epoxyconazol ün fungal infeksiyondan dolayı oluşan solunum hızı artışını baskıladığı ve bu olaya bağlı olarak dokularda gerçekleşen yıpranmanın yavaşlatıldığı, öngörülen fikirler arasındadır (Bertelsen ve ark., 2001). Diğer yandan, aldığımız sonuçlara göre tebuconazole ve fluquinconazole hastalık oluşumunu önemli düzeyde azaltmış ancak bazı araştırmalarda başarılı olduğu saptanan prochloraz her iki yılda da düşük etki göstermiştir. Buna zıt olarak, prochloraz ın in vitro denemelerde F. culmorum un miseliyal gelişimini baskılayan en güçlü fungisit olduğu tespit edilmiştir. Bu olay, funguslarda ergosterol biyosentezini inhibe eden fungisitlerin in vitro ve in vivo etkileri arasında farklılık olabileceğini ve ayrıca bunların bitki dokularında direkt fungitoksik etkilerinin yanında, bitkilerdeki diğer mekanizmalarda rol oynayabileceğini işaret etmektedir. Dawson ve Bateman (2000) fluquinconazol ün kök hücrelerinde kalınlaşma ve endodermal hücrelerde lignin 76

90 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL birikimine neden olduğunu ve bunun ise fungal infeksiyonları bir miktar azaltabileceğini bildirmişlerdir. Bu konu altında, yeşil aksama uygulanan ve kimyasal olarak aynı gruba dahil olan fungisitlerde, etkili maddenin kimyasal yapısı, ilacın bitki içindeki stabilitesi, yetiştirilen bitkinin çeşiti, patojen türü ve izolat farklılıkları gibi faktörler etki düzeyinde ortaya çıkan farklılıkların nedenleri arasında yer alabileceği öngörülmektedir Tarla Denemesi buğday üretim sezonunda 1 kez yapılan tarla denemesinde, Adana 99 buğday çeşiti üzerinde F. culmorum sap çürüklüğü hastalığına karşı, tohum ve yeşil aksam ilaçlamalarıyla birlikte, gübreleme programlarının da yer aldığı üç ayrı faktörün etkileri araştırılmıştır. Üç faktörün farklı şekillerde kombine edilmesiyle belirlenen uygulamalardan elde edilmiş ortalamalar varyans analizine alınırken, fungisitlerin etkilerini ortaya koymak amacıyla, yalnızca diğerleri gibi gübrelenen ve herhangi bir fungisit uygulaması görmemiş bitkiler kontrol olarak bırakılmış ancak, kontrol parsellerinden elde edilmiş ortalamalar varyans analizine dahil edilmemişlerdir. Her 1 metresinde 10 gram F. culmorum inokule edilmiş karıklardan yetişen bitkilerde, hastalık şiddetli en fazla %9.0 düzeyinde ve yalnızca tabandan ve üstten bir kez amonyum nitrat ve bir kez üre atılan gübreleme programının takip edildiği kontrol parselinde ortaya çıkmıştır. Diğer kontrollerde %8.6 ve %7.3 lük hastalık şiddeti seviyeleri sırasıyla tabandan kalsiyum amonyum nitrat (CAN), üstten iki kez amonyum nitrat ve tabandan , üstten yine iki kez amonyum nitrat verilmiş gübreleme programlarının uygulandığı kontrollerden elde edilmiştir (Çizelge 4.10 ve Şekil 4.17). Deneme faktörlerinden biri olan gübreleme programları arasında istatistiksel açıdan fark olduğu görülmüştür. Bu programlar içerisinde en düşükten en yükseğe hastalık şiddeti %3.7 ile taban gübresi olarak kalsiyum amonyum nitrat ve üstten iki seferde amonyum nitratın tercih edildiği, %4.4 ile tabana ve üstten iki kez amonyum nitrat ve daha sonra, %6.0 ile tabana ve üstten bir kez amonyum nitrat, bir kez ürenin tercih edildiği gübreleme programlarında ortaya çıkmıştır. 77

91 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL Birinci ve üçüncü programlardan elde edilen ortalamalar farklı gruplara dahil olmuş, ikinciden hesaplanan ortalama ise ara bölgede yer almıştır (Çizelge 4.10 ve Şekil 4.17). Yeşil aksama yapılan fungisit uygulamaları da, farklı istatistiksel grupların oluştuğu bir diğer deneme faktörü olarak karşımıza çıkmıştır. Bu uygulamalar içerisinde, duett adlı fungisitin bitkilere püskürtülmesiyle bitkilerdeki hastalık şiddeti %3.4 olarak hesaplanmış ve diğer iki fungisite göre en iyi sonucu vermiştir. Bunun yanında folicur uygulamalarından sonra bu oran %4.1 düzeyinde gerçekleşmiş ancak duett ten farksız bulunmuştur. Saksı denemelerinde, hastalığı azaltıcı etkisi duett ten yüksek bulunan flamenco, tarla denemesinde folicur ve duett e göre daha düşük bir etki göstermiş ve %6.6 lık ortalama ile bunlardan farklı bir gruba dahil olmuştur (Çizelge 4.10 ve Şekil 4.17). Yine, saksı denemeleri ile birbirinden etki farklılığı gösteren Lamador, Raxil ve Vitavax isimli tohum ilaçları, tarla denemesinde birbirinden farklı etki gösterememişlerdir. Gübreleme programları, tohum ve yeşil aksam ilaçlamalarından oluşan üç faktörün, birbirleriyle olan kombinasyonlarından elde edilmiş ortalamalar ele alındığında, gübre programları ve yeşil aksam ilaçlamalarından yapılan ikili kombinasyonlar sonucu alınan ortalamalar, istatistiksel açıdan farklı ancak üçlü kombinasyonların birbirinden farksız olduğu anlaşılmıştır. Taban gübresi olarak kalsiyum amonyum nitrat ın seçilip, üstten iki seferde amonyum nitrat verilmesi ve yeşil aksamdan folicur veya duett uygulanması ile sırasıyla %2.6 ve %3.1 lik hastalık şiddeti yüzdeleri hesaplanmış ve bu kombinasyonların, 9 farklı kombinasyon içerisinde en iyi sonucu verdikleri belirlenmiştir. Bunun aksine tabandan , üstten önce amonyum nitrat sonra üre ile gübrelenmiş ve zamanı geldiğinde folicur veya flamenco ile ilaçlanmış buğday bitkilerinde sap çürüklüğü şiddeti sırasıyla %6.1 ve %8.5 olarak kaydedilmiş olup bunların, denemedeki ikili kombinasyonlar arasında son iki sırayı paylaştıkları saptanmıştır. Bunlardan başka, diğer ikili kombinasyonlardan sonuçlanan hastalık şiddeti yüzdeleri arasında değişim sergilemişlerdir (Çizelge 4.10 ve Şekil 4.17). Tarla denemesinde ortaya çıkan sonuçların çoğu, saksı denemelerinden bulunanlarla paralellik göstermektedir. Buna göre, toprak strüktürü ve toprak 78

92 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL ph sının makul seviyelerde olduğu bir alanda F. culmorum sap çürüklüğü sorunu mevcut ise gübreleme işlemlerinde bitkilere, tabandan kalsiyum amonyum nitrat ve üstten iki kez amonyum nitrat verilmesi hastalığın azaltılmasına katkı sağlayabilir. Gübreleme programına üre formundaki gübrelerin dahil edilmesiyle, hastalık gelişimiyle ilgili dengelerin, patojen lehine sonuçlanması söz konusu olabilir. Nitekim, ürenin yer aldığı programlarda, hastalık gelişimine folicur ve flamenco ile yapılan yeşil aksam ilaçlamaları kayda değer bir katkı sağlayamamış ancak duett uygulamasıyla bu olay biraz olsun bertaraf edilebilmiştir. Yine bu hastalığın yoğun olarak çıktığı buğday ekim alanlarında duett ya da folicur ün sıra ile dönüşümlü olarak tercih edilmesinin, etkili bir mücadele sağlayacağı düşünülmektedir. Denemedeki tohum ilaçları arasında birbirleriyle, herhangi bir etki farkı görülmese bile, buğday ekimi sırasında, tohumların tebuconazole etkili fungisitlerle ilaçlanmasının mutlak surette fayda getireceği anlaşılmıştır. Çizelge Farklı gübreleme programları, tohum ve yeşil aksam fungisitlerinin tarla koşullarında F. culmorum un neden olduğu sap çürüklüğü hastalığına etkileri Hastalık Şiddeti (%) Yeşil Tohum GÜBRELER Aksam Fungisitleri CAN 15:15:15 20:20:0 Fungisitleri AN + AN AN + AN AN + Üre Ort. Lamador 400 FS 3,3 3,6 3,7 Duett Raxil 060 FS 3,6 3,5 3,9 3,4 A** Vitavax 200 FF 2,5 4,1 2,9 Ort. 3,1 ab* 3,7 abcd 3,5 ab Lamador 400 FS 5,7 5,2 8,5 Flamenco Raxil 060 FS 4,6 6,1 7,9 6,6 B Vitavax 200 FF 5,8 6,7 9,0 Ort. 5,4 bcd 6,0 cd 8,5 e Lamador 400 FS 3,1 4,7 6,0 Folicur WP 25 Raxil 060 FS 2,7 3,0 5,7 4,1 A Vitavax 200 FF 2,1 3,1 6,6 Ort. 2,6 a 3,6 abc 6,1 de ORT. 3,7 A*** 4,4 AB 6,0 B Kontrol 8,6 7,3 9,0 *Yeşil aksam fungisitleri x gübre kombinasyonları (Duncan 0.05) ** Yeşil aksam fungistleri (Duncan 0.05) *** Gübreleme programları (Duncan 0.05) 79

93 4. BULGULAR VE TARTIŞMA Davut Soner AKGÜL 10 CAN + AN + AN Lamador Raxil Vitavax Hastalık Şiddeti (%) ,3 3,6 2,5 5,7 4,6 5,8 3,1 2,7 2, Duett Flamenco Folicur AN + AN Hastalık Şiddeti (%) ,6 3,5 4,1 5,2 6,1 6,7 4,7 3,0 3,1 Hastalık Şiddeti (%) Duett Flamenco Folicur AN + ÜRE 8,5 9,0 6,6 6,0 5,7 4,9 3,7 3,9 2,9 0 Duett Flamenco Folicur Şekil Farklı gübreleme programlarında, yeşil aksam (Duet, Flamenco, Folicur) ve tohumlara (Lamador, Raxil, Vitavax) fungisit uygulamalarının hastalık gelişimi üzerine etkileri 80

94 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Davut Soner AKGÜL 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu çalışmada, Çukurova Bölgesi buğday ekim alanlarında kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığının bölgedeki durumu ortaya koyulmuş ve bu hastalıkta rolü olan Fusarium türlerinin belirlenerek, buğday üretiminde yapılan bazı uygulamaların hastalık gelişimine etkileri belirlenmiştir ve 2005 yıllarında yapılan sörvey çalışmalarında, inceleme yapılan tarlaların tamamında bu hastalığın varlığına rastlanmış ancak hastalık şiddetinin, Türkiye deki bazı bölgelerde, aynı konuda yapılmış araştırmalarda bulunan sonuçlara göre daha düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Ortalama %10.8 lik hastalık şiddeti seviyesi, diğer bölgelerin sonuçlarına göre düşük olmasına rağmen, bu hastalığın bölgemiz için potansiyel bir tehlike olduğu söylenebilir. Özellikle sulama imkanlarının yokluğundan dolayı monokültür hububat yetiştiriciliği yapılmasının, bu potansiyeli daha da arttırabileceği düşünülmektedir. Bundan dolayı ekim nöbetini uygulama olanağına sahip yerlerde, hastalık etmeni fungusların populasyon yoğunluğu azaltılabileceğinden, münavebe programlarının göz ardı edilmemesinde yarar görülmektedir. Ancak buna rağmen hastalığın seyri öncelikli olarak yağış miktarı ve hava sıcaklığı ile değiştiğinden, münavebe olanağına sahip yerlerde dahi hastalığa karşı dikkatli olunmalı ve tarla kontrollerinin sık sık yapılarak hastalığa neden olan fungal etmenler belirlenmeye çalışılmalıdır. Buna göre, farklı fungusların hüküm sürdüğü alanlarda, farklı üretim ve farklı mücadele yöntemleri benimsenmelidir. Sörvey çalışmaları neticesinde, Çukurova Bölgesi buğdaylarında görülen kök, kökboğazı ve sap çürüklüğü hastalığında Fusarium türü fungusların önemli bir paya sahip olduğu ve özellikle bunlardan F. culmorum un patojenik karakterde olduğu saptanmıştır. Buğdayda Fusarium türü funguslardan kaynaklanan sap çürüklüğü hastalığında, o alanda takip edilen gübreleme ve fungisit uygulama programlarının büyük önemi olduğu belirlenirken, çeşit seçiminin önemi bu faktörlere göre daha düşük seviyede kalmıştır. Denemeye alınan 12 farklı buğday çeşiti, yıllara göre hastalığa karşı kararlı bir tolerans sergileyememiştir. Ancak bunlardan Ceyhan 99 ve Sagittario adlı 81

95 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Davut Soner AKGÜL ekmeklik buğday çeşitlerinin her iki yılda da diğerlerine göre daha tolerant oldukları gözlenmiştir. Bundan dolayı, hastalığın söz konusu olduğu alanlarda bu çeşitlerin tercih edilmesi faydalı olabilecektir. Ancak bu çeşitlerin, hastalığa toleranslarının yanında kuraklığa ve yatmaya dayanıklılık gibi diğer özelliklerinin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Buğday yetiştiriciliği içerisinde farklı gübreleme programlarının takibi, hastalığın şiddetini kayda değer ölçüde etkilemiştir. Makro elementler yönünden yeterince beslenen bitkilerde sap çürüklüğü daha düşük oranda çıkmış ve gübrelenmeyenlerde, hastalık şiddetinin yüksek olduğu görülmüştür. Taban gübresi olarak kullanılanlardan üçonbeş ( ) ve kalsiyum amonyum nitrat (CAN, %26 N), yirmi yirmi ( ) ye göre daha iyi sonuçlar vermiştir. Ancak bu iki gübreden birinin tercihinde, buğday ekimi yapılacak alanın toprak analizi sonuçları göz önünde tutulmalıdır. Toprak ph sının düşük oluğu yerlerde kalsiyum amonyum nitratın tabana uygulanması tercih edilebilir. Diğer taraftan bunun tersi olduğu durumlarda üçonbeş in, yirmi yirmi ye tercih edilmesinin, hastalık şiddetinin azalmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Buğday ekilişlerinde tabana uygulanan gübrelerden başka, üstten yapılacak gübrelemelerin de hastalık gelişimini etkilediği görülmüştür. Bu gübrelerden, üre formundaki azotlu gübrenin hem saksı hem de tarla denemelerinde hastalık şiddetini arttırdığı ancak amonyum nitrat formunun ise bunu azalttığı tespit edilmiştir. Üstten yapılan gübrelemelerde, bitkilere verilecek azotlu gübrenin ⅔ lük kısmının 1 defada verilmesi ve uzun süreli etkisinden dolayı bu işlemde ürenin tercih edilmesi, Çukurova Bölgesi buğday üreticilerinden bazılarının benimsediği bir gübreleme tarzıdır. Ancak, bulunan sonuçlara göre bu yaklaşımın, F. culmorum sap çürüklüğü hastalığının gelişimine zemin hazırlayabileceği sanılmaktadır. Bunun yerine, amonyum nitratın iki seferde eşit olarak verildiği gübreleme programlarının daha uygun olacağı anlaşılmaktadır. Buğday tohumlarına veya yeşil aksama yapılan fungisit uygulamaları, F. culmorum sap çürüklüğü hastalığına karşı başarılı sonuçlar veren bir diğer faktör olarak karşımıza çıkmıştır. Bitkilerin sapa kalkma ve bayrak yaprak oluşturma dönemlerinde iki kez tekrarlanan yeşil aksam ilaçlamaları, sadece tohumlara yapılan 82

96 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Davut Soner AKGÜL fungisit uygulamalarıyla kıyaslandığında daha başarılı olmuştur. Triazole grubu fungisitlerden tebuconazole, fluquinconazole veya epoxyconazole + carbendazim içerenler, hastalık şiddetini %90 ların üzerine ulaşan oranlarda engellemişlerdir. Diğer taraftan yine tebuconazole ile yapılan tohum ilaçlamaları yalnız başına hastalık gelişimini %47.8 düzeyinde azaltabilmiş ve tüm fungisitler içerisinde istikralı bir etki sergilemiştir. Buğdayda sürme (Tilletia spp) ve rastık (Ustilago spp.) hastalıklarına karşı ruhsatlı olan tebuconazole ün, bu hastalıkların yanında F. culmorum sap çürüklüğü hastalığının mücadelesinde de büyük yararlar sağlayabileceği anlaşılmaktadır. Özellikle saksılarda tekrarlanan denemelerde 10 gramlık inokulum baskısının var olduğu bir durum için, tebuconazole ün etkisi küçümsenecek düzeyde değildir. Yetiştirme esnasında, bu hastalığın şiddetli olduğu buğday ekim alanlarında, ürün maliyetlerinin de gözden geçirilerek tohum veya yeşil aksam ilaçlamalarının ya da her ikisinin mücadele programına alınması ile hastalıktan doğacak ürün kayıplarının önüne geçilebileceği öngörülmektedir. Bu mücadele programlarının tercih edilmesi durumunda, tohum ilaçlamalarının usulüne uygun olarak homojen bir biçimde yapılması, yeşil aksam ilaçlamalarında ise hastalığın oluşabileceği doku yüzeylerinin fungisitlerle temasının sağlanması, dikkat edilecek önemli hususlar içerisinde yer almaktadır. 83

97 KAYNAKLAR AGRIOS, G.N., Environmental Effects on Infectious Plant Disease Development. Plant Pathology, Third Edition, pp: AKTAŞ, H., TUNALI, B., BOSTANCIOĞLU., ve BAYRAM, E., Sakarya Yöresinde Buğday Kök ve Kök Boğazı Çürüklüğüne Neden Olan Hastalık Etmenlerinin Belirlenmesi ve Bu Etmenlerin Buğday Yetiştirme Teknikleri İle İlişkileri Üzerine Araştırmalar. Bitki Koruma Bülteni, 36 (3-4): AKTAŞ, H., KINACI, E., YILDIRIM, A.F., SAYIN, L. ve KURAL, A., Konya Yöresinde Hububatta Sorun Olan Kök ve Kökboğazı Çürüklüğü Etmenlerinin Hububatta Verim Komponentlerine Etkileri ve Mücadelesi Üzerine Araştırmalar. Hasan Ekiz Hububat Sempozyumu Bildirileri, Haziran 1999 KONYA. AKTAŞ, A., BOLAT, N., KESER, M., ve İNCE, T., Eskişehir İli Hububat Ekim Alanlarında Hububat Kök Boğazı Çürüklüğü Hastalık Etmenlerinin Saptanması, Buğday ve Arpada Dreschlera sorokiniana (Sacc.) Subram. and Jain ya Karşı Genitör Çeşit ve Hatların Belirlenmesi. Bitki Koruma Bülteni, 40 (1-2): ANONYMOUS, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Resmi İnternet Sitesi Verileri: ANONYMOUS, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (Adana) Resmi İnternet Sitesi Verileri: ARSLAN, Ü., ve BAYKAL, N., Kök ve Kökboğazı Fungal Patojenlerine Karşı Bazı Buğday Çeşitlerinin Reaksiyonları ve Tohum Koruyucu Fungisitlerin Fusarium culmorum (W.G.Sm) Sacc. a Etkisi. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 16: BACKHOUSE, D., ABUBAKAR, A.A., BURGESS, L.W., DENNIS, J.I., HOLLAWAY, G.J., WILDERMUTH, G.B., WALLWORK, H., and HENRY, F.J Survey of Fusarium Species Associated with Crown Rot 84

98 of Wheat and Barley in Eastern Australia. Australasian Plant Pathology, 33(2) BALMAS, V., DELOGU, G., SPOSITO, S., RAU, D., and MIGHELI, Q., Use of Complexation of Tebuconazole with β-cyclodextrin for Controlling Foot and Crown Rot of Durum Wheat Incited by Fusarium culmorum. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 54: BATEMAN, G.L., and MURRAY, G., Seasonal Variations in Populations of Fusarium Species in Wheat-Field Soil. Applied Soil Ecology, 18: BEDDIS, A., and BURGESS, L.W., The Influence of Plant Water Stres on Infection and Colonization of Wheat Seedlings by Fusarium graminearum Group 1. Phytopathology, 82: BERTELSEN, J.R., DE NEERGAARD, E., and SMEDEGAARD-PETERSEN, V., Fungicidal Effects of Azoxystrobin and Epoxyconazole on Phyllosphere Fungi, Senescence and Yield of Winter Wheat. Plant Pathology, 50: BOOTH, C., The Genus Fusarium. Kew, England. Comonwealth Mycology Institute. 237p. BROSCIOUS, S.C., and FRANK, J.A., Effects of Crop Management Practices on Common Root Rot of Winter Wheat. Plant Disease, 70: BURGESS, L.W., SUMMERELL, B.A., BULLOCK, S., GOTT, K.P., and BACKHOUSE, D., Laboratory Manual for Fusarium Research, 3rd Edition Dept of Crop Sciences, University of Sidney, 133p. BURGESS, L.W., BACKHOUSE, D., SUMMERELL, B.A., and SWAN, L.J., Crown Rot of Wheat. Pages: in ; Fusarium Paul E. Nelson Memorial Symposium. (B.A. SUMMERELL, J.F. LESLIE, D. BACKHOUSE, W.L. BRYDEN, and L.W. BURGESS, eds) American Phytopathological Society, St. Paul. MN. BYTHER, R.S., Ecology of Plant Pathogens in Soils. V: Inorganic Nitrogen Utilization as a Factor of Competitive Saprophytic ağabeylity of Fusarium roseum and Fusarium solani. Phytopathology, 55:

99 COLBACH, N., MAURIN, N., and HUET, P., Influence or Cropping System on Foot Rot of Winter Wheat in France. Crop Protection, 15(3) COLBACH, N., LUCAS, P. and MAYNARD, J.M., Influence of Crop Management on Take-all Development and Disease Cycles on Winter Wheat. Phytopathology, 87: COOK, R.J., Fusarium Root and Foot Rot of Cereals in the Pacific Northwest. Phytopathology, 58: , Factors Affecting Saprophytic Colonization of Wheat Straw by Fusarium roseum f.sp. cerealis Culmorum. Phytopathology, 60: , Fusarium Foot Rot of Wheat and Its Control in the Pacific Northwest. Plant Disease, 64: , Wheat Management Systems in the Pacific Northwest. Plant Disease, 70: COOK, R.J., WELLER, D.M., YOUSSEF EL-BANNA, A., VAKOCH, D. and ZHANG, H., Yield Responses of Direct-Seeding Wheat to Rhizobacteria and Fungicide Seed Treatments. Plant Disease, 86: COUCH, H.B., BLOOM, J.R., Influence of Environment on Disease of Turfgrasses. II. Effect of Nutrition, ph, and Soil Moisture on Sclerotinia Dolar Spot. Phytopathology, 50: CULBREATH, A.K., BRENNEMAN, T.B., BONDARI, K., REYNOLDS, K.L., AND McLEAN, H.S., Late Leaf Spot, Southern Stem Rot, and Peanut Yield Responses to Rates of Cyproconazole and Chlrothalonil Applied Alone and in Combination. Plant Disease, 79: DAHMEN, H., HOCH, H.C., and STAUB, T., Differential Effects of Sterol Inhibitors on Growth, Cell Membrane Permeability and Ultrastructure of Two Target Fungi. Phytopathology, 78: DALY, J.M., The Influence of Nitrogen Source on the Development of Stem Rust of Wheat. Phytopathology, 39: DAWSON, W.A.J.M., and BATEMAN, G.L., Sensitivity of Fungi from Cereal Roots to Fluquinconazole and Their Suppressiveness Towards Take- 86

100 all on Plants with or without Fluquinconazole Seed Treatment in a Controlled Environment. Plant Pathology, 49: , Fungal Communities and Disease Symptoms on Stem Bases of Wheat and Barley and Effects of Seed Treatments Containing Fluquinconazole and Prochloraz. J. Phytopathology, 149: DEMİRCİ, F., Bazı Buğday Çeşitlerinin Önemli Kökboğazı Hastalık Etmenleri (Fusarium spp., Bipolaris sorokiniana) ne Karşı Reaksiyomlarının Belirlenmesi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Bilimleri Dergisi, 9(4) DEMİRCİ, F., ve MADEN, S., Triazole Grubu Fungisitlerin Buğday Tohumlarında Çimlenme ve Çıkışa Etkileri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Bilimleri Dergisi, 12 (2): ELMER, W.H., and FERRANDINO, F.J., Comparison of Ammonium Sulfate and Calcium Nitrate Fertilization Effects on Veritcillium Wilt of Eggplant. Plant Disease, 78: FAO, FAO Resmi İnternet Sitesi Verileri: GUNFER, B.M., TOUCHTON, J.T., and JOHNSTON, J.W., Effects of Phosphorus and Potassium Fertilization on Septoria Glume Blotch of Wheat. Phytopathology, 70: HEIER, T., JAIN, S.K., KOGEL, K.H., and PONS-KÜHNEMANN, J., Influence of N-fertilization and Fungicide Strategies on Fusarium Head Blight Severity and Mycotoxin Content in Winter Wheat. J. Phytopathology, 153, HEITEFUSS, R., Crop and Plant Protection: The Practical Foundations. Ellis Horwood Limited, Chichester, UK. HEKİMHAN, H., BAĞCI, S.A., NICOL, J., ve TUNALI, B., Kök ve Kökboğazı Çürüklüğü Hastalığı Etmenlerinin Bazı Kışlık Hububat Verimleri Üzerine Etkileri. Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi Bildirileri, Cilt:1, Sayfa: Eylül 2005 ANTALYA. HEKİMHAN, H., BAĞCI, S.A., AKTAŞ, H., NICOL, J., AYDOĞDU, M., ve AKBUDAK, A., Bazı Fungistlerin Selçuklu-97 ve Seri-82 87

101 Buğdaylarının Verimleri ile Kök ve Kökboğazı Çürüklüğü Hastalık Şiddeti Üzerine Etkisi. Türkiye II. Bitki Koruma Kongresi Bildirileri, sayfa: Ağustos 2007 ISPARTA. HILL, J., FERNANDEZ, J.A., and McSHANE, M.S., Fungi Associated with Common Root Rot of Winter Wheat in Colorado and Wyoming. Plant Disease, 67: HOMDORK, S., FEHRMANN, H., and BECK, R., Effects of Field Application of Tebuconazole on Yield, Yield Components and the Mycotoxin Content of Fusarium-Infected Wheat Grain. J. Phytopathology, 148: 1-6. Blackwell Wissenschafts-Verlag, Berlin. HUBER, D.M., and McKAY, H.C., Effect of Temperature, Crop and Depth of Burial on the Survival of Typhula idahonensis. Phytopathology, 58: HUBER, D.M., and WATSON, R.D., Nitrogen Form and Plant Disease. Annual Review of Phytopathology. 12: INGLIS, D.A., and COOK, R.J Persistence of Chlamydospores of Fusarium culmorum in Wheat Field Soils of Eastern Washington. Phytopathology, 76: JONES, R.K Seedling Blight Development and Control in Spring Wheat Damaged by Fusarium graminearum Group 2. Plant Disease, 83: KARMAN, M., Bitki Koruma araştırmalarında Genel Bilgiler, Denemelerin Kuruluşu ve Değerlendirme Esasları. Tarım Bakanlığı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Genel Müdürlüğü Yayınları, pp: 279. Bornova, İZMİR. KLEIN, T.A., LIDDELL, C.M., BURGESS, L.W., and ELLISON, F.W., Glasshouse Test for Tolerance of Wheat to Crown Rot Caused by Fusarium graminearum Schwabe Group 1. Pages: in: Ecology and Management of Soil Borne Plant Pathogens. C.A. Parker, A.D. Rovira, K.J. Moore, P.T.W. Wong and J.F. Kollmorgen, eds. APS Pres, St. Paul, M.N. LIDDELL, C.M., BURGESS, L.W., and TAYLOR, P.J.W., Reproduction of Crown Rot of Wheat Caused by Fusarium graminearum Group 1 in the Greenhouse. Plant Diesase, 70:

102 LIGGITT, J., JENKINSON, P., and PARRY, D.W., The Role of Saprophytic Microflora in the Development of Fusarium Ear Blight of Winter Wheat Caused by Fusarium culmorum. Crop Protection, 16 (7): MARTIN, R.A., MACLEOD, J.A., and CALDWELL, C., Influences of Production Inputs on Incidence of Infection by Fusarium Species on Cereal Seed. Plant Disease, 75: MENNITI, M.A., PANCALDI, D., MACCAFERRI, M., and CASALINI, L., Effect of Fungicides on Fusarium Head Blight and Deoxynivalenol Content in Durum Wheat Grain. European Journal of Plant Pathology, 109: Kluwer Academic Publishers. MERGOUM, M., HILL, J.P., and QUICK, J.S., Evaluation of Resistance of Winter Wheat to Fusarium acuminatum by inoculation of Seedling Roots with Single, Germinated Macroconidia. Plant Disease, 82: MIHUTA-GRIMM, L., and FORSTER, R.L., Scab of Wheat and Barley in Southern Idaho and Evaluation of Seed Treatments for Eradication of Fusarium spp. Plant Disease, 73: MUNKVOLD, G.P., and O MARA, J.K., Laboratory and Growth Chamber Evaluation of Fungicidal Seed Treatments for Maize Seedling Blight Caused by Fusarium Species. Plant Disease, 86: MURATÇAVUŞOĞLU, N., ve HANCIOĞLU, Ö., Ankara İli Buğday Ekim Alanlarında Kök ve Kök Boğazı Hastalıklarına Neden Olan Fusarium Türlerinin Tespiti Üzerine Araştırmalar. VII. Türkiye Fitopatoloji Kongresi Bildirileri, , ADANA. NELSON, P.E., TOUSSON, T.A., and MARASAS, W.F.O., Fusarium Species: An Illustrated Manual for Identification. 193 p. The Pennsylvania State University Press, University Park and London. OCAMB, C.M., and KOMMEDAHL, T., Rhizosphere Competence of Fusarium Species Colonizing Corn Roots. Phytopathology, 84: PACUMBABA, R.P., BROWN, G.F., and PACUMBABA, R.O. Jr., Effect of Fertilizers and Rates of Application on Incidence of Soybean Diseases. Plant Disease, 81:

103 PAPENDICK, R.I., and COOK, R.J., Plant Water Stress and Development of Fusarium Foot Rot in Wheat Subjected to Different Cultural Practices. Phytopathology, 64: PARRY, D.W., The Incidence of Fusarium spp. in Stem Bases of Selected Crops of Winter Wheat in the Midlands, UK. Plant Pathology, 39: PETTITT, T.R., and PARRY, D.W., Effects of Climate Change on Fusarium Foot Rot of Winter Wheat in the United Kingdom. Pages: in: Fungi and Environmental Change. J.C. Frankland, N. Magan and G.M. Gadd eds. Cambridge Univesity Press. PETTITT, T.R., XU, X., and PARRY, D., Association of Fusarium Species in the Wheat Stem Rot Complex. European Journal of Plant Pathology, 109: Kluwer Academic Publishers. PURSS, G.S., The Relationship Between Strains of Fusarium graminearum Causing Crown rot of Various Gramineous Hosts and Stalk Rot of Maize in Queensland. Aust J. Agric. Res. 20: RAY, R.V., JENKINSON, P. and EDWARDS, S.G., Effects of Fungicides on Eyespot, Caused Predominantly by Oculimacula acuformis, and Yield of Early-Drilled Winter Wheat. Crop Protection, 23: REID, L.M., ZHU, X., and MA, B.L., Crop Rotation and Nitrogen Effects on Maize Susceptibility to Gibberella (Fusarium graminearum) Ear Rot. Plant and Soil, 237: REIS, E.M., and ABRAO, J.J.R., Effect of Tillage and Wheat Residue Management on the Vertical Distribution and Inoculum Densitiy of Cochliobolus sativus in Soil. Plant Disease, 67: RUSKE, R.E., GOODING, M.J., and JONES, S.A., The Effect of Adding Picoxystrobin, Azoxystrobin and Nitrogen to a Triazole Programme on Disease Control, Flag Leaf Senescence, Yield and Grain Quality of Winter Wheat. Crop Protection, 22: SCHROTH, M.N., HILDEBRAND, D.C., Influence of Plant Exudates on Root-Infecting Fungi. Annual Review of Phytopathology, 2:

104 SEIFERT, K., Fuskey, Fusarium Interactive Key, Electronic Production. pp:65, SHEFELBINE, P.A., MATHRE, D.E., and CARLSON, G., Effects of Chloride Fertilizer and Systemic Fungicide Treatments on Common Root Rot of Barley. Plant Disease, 70: SITTON, J., and COOK, R.J., Comperative Morphology and Survival of Chlamydospores of Fusarium roseum Culmorum and Graminearum. Phytopathology, 71: SMILEY, R,W., COOK, R.J., and PAPPENDICK, R.I., Anhydrous Ammonia as a Soil Fungicide Against Fusarium and Fungicidal Activity in the Ammonia Retention Zone. Phytopathology, 60: SMILEY, R.W., COOK, R.J., and PAPPENDICK, R.I., Fusarium Foot Rot of Wheat and Peas as Influenced by Soil Applications of Anhydrous Ammonia and Ammonia-Potassium Azide Solutions. Phytopathology, 62: SMILEY, R.W., and COOK, R.J., Relationship Between Take-all of Wheat and Rhizosphere ph in Soils Fertilized with Ammonium vs Nitrate-Nitrogen. Phytopathology, 63: SMILEY, R.W., Forms of Nitrogen and the ph in the Root Infections. In; Biology and Control of Soil-borne Pathogens. G.W. Bruehl (eds.), pp: APS Pres St. Paul MN. SMILEY, R.W., and PATTERSON, L.M., Pathogenic Fungi Associated with Fusarium Foot Rot of Winter Wheat in the Semiarid Pacific Northwest. Plant Disease, 80: SOLEL, Z., The Systemic Fungicidal Effect of Benzimidazole Derivatives and Thiophanate Against Cercospora Leaf Spot of Sugarbeet. Phytopathology, 60: SPRATT, E.D., GASSER, J.K.R., Effect of Ammonium and Nitrate Forms of Nitrogen and Restricted Water Supply on Growth and Nitrogen Uptake of Wheat. Can. J. Soil Science, 50:

105 STACK, R.W., HORST, R.K., and LANGHANGS, R.W., Effects of Nitrogen and Potassium Fertilization on Infection of Florists Carnation by Gibberella zeae. Plant Disease, 70: SUMMEREL, B.A., BURGESS, L.W., KLEIN, T.A., and PATTISON, A.B., Stubble Management and The Site of Penetration of Wheat by Fusarium graminearum Group 1. Phytopathology, 80: SUNDIN, D.R., BOCKUS, W.W., and EVERSMEYER, M.G., Triazole Seed Treatments Suppress Spore Production by Puccinia recondita, Septoria tritici, and Stagonospora nodorum from Wheat Leaves. Plant Disease, 83: TUNALI, B., NICOL, J., HODSON, D., UCKUN, Z., BUYUK O., ERDURMUS, D., HEKIMHAN, H., AKTAS. H., AKBUDAK, M.A., and BAGCI, S.A Root and Crown Rot Fungi Associated with Spring, Facultative, and Winter Wheat in Turkey. Plant Disease, 92(9): TISDALE, S.L., and NELSON, W.L., Toprak Verimliliği ve Gübreler, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No: 168, Adana. 3. Baskı, (Çeviri: Nuri Güzel), 900. TOUSSON, T.A., NASH, S.M., SNYDER, W.C., The Effect of Nitrogen Sources of Glucose on the Pathogenesis of Fusarium solani f.sp. phaseoli. Phytopathology, 50: TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Resmi İnternet Sitesi Verileri: VERREET, J.A., and KLINK, H., Development of Wheat Integrated Pest Management Model and Their Implementation into German Agriculture. Türkiye IX. Fitopatoloji Kongresi Bildirileri, pp: Eylül 2001, Tekirdağ. VIDHYASEKARAN, P., Chemical Control - Fungal Diseases in Concise Encyclopedia of Plant Pathology. Food Products Pres. XVIII WARREN, H.L., and KOMMEDAHL, T., Fertilization and Plant Refuse Effects on Fusarium Species Associated with Wheat Roots in Minnesota. Phytopathology, 63:

106 WATERFIELD, W.F., AND SISLER, H.D., Effect of Propiconazole on Growth and Sterol Biosynthesis by Sclerotium rolfsii. Neth. J. Plant Path. 95(1): WIESE, M.V., Compendium of Wheat Disease. 2nd ed. American Phytopathological Society, St. Paul MN pp. WILDERMUTH, G.B. and McNAMARA, R.B., Testing Wheat Seedlings for Resistance to Crown Rot Caused by Fusarium graminearum Group 1. Plant Disease 78: WILDERMUTH, G.B., THOMAS, G.A., RADFORD, B.J., McNAMARA, R.B., and KELLY, A., Crown Rot and Common Root Rot in Winter Wheat Grown Under Different Tillage and Stubble Treatments in Southern Queensland, Australia. Soil & Tillage Research 44: WILDERMUTH, G.B., McNAMARA, R.B., and QUICK, J.S., Crown Depth and Susceptibility to Crown Rot in Wheat. Euphytica, 122: WINDELS, C.E., and HOLEN, C., Association of Bipolaris sorokiniana, Fusarium graminearum Group 2, and F. culmorum on Spring Wheat Differing in Severity of Common Root Rot. Plant Disease, 73: WINDELS, C.E., LAMB, J., and CYMBALUK, T.E., Common Root Rot and Yield Responses in Spring Wheat from Chloride Application to Soil in Northwestern Minnesota. Plant Disease, 76: WOJCIECHOWSKI, S., CHELKOWSKI, J., PONITKA, A., and SLUSARKIEWICZ-JARZINA, A., Evaluation of Spring and Winter Wheat Reaction to Fusarium culmorum and Fusarium avenaceum. J. Phytopathology 145, YOUNTS, S.E., MUSGROVE, R.B., Chemical Composition, Nutrient Absorbsion and Stalk Rot Incidence of Corn as Affected by Chloride in Potassium Fertilizer. Agron. J., 50: ZADOKS, J.C., CHANG, T.T., and KONZAK, C.F., A Decimal Code for the Growth Stages of Cereals. Weed Research, 44: ZIELINSKA, M., and MICHNIEWICZ, M., The Effect of Calcium on the Production of Ethylene and Abscisic Acid by Fungus Fusarium culmorum 93

107 and by Wheat Seedlings Infected with that Pathogen. Acta Physiologiae Plantarum, Vol. 23, No:1,

108 ÖZGEÇMİŞ 1976 yılında Adana nın Ceyhan ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Ceyhan da tamamladım yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü nü kazanarak 1998 yılında bu bölümden birincilikle mezun oldum. Aynı yıl Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Bitki Koruma Anabilim Dalı nda yüksek lisans eğitimime başlayıp tarihinde araştırma görevlisi olarak atandım. Yüksek lisansımı Kavunda Fusarium Solgunluğuna Karşı Trifluralin ve Acetochlor Herbisitleri Kullanılarak Dayanıklılığın Teşvik Edilmesi isimli tez çalışması ile tamamlayarak, 2002 yılında doktora eğitimime başladım. Lisansüstü eğitimim boyunca ağırlıklı olarak bitkilerde hastalıklara neden olan toprak kökenli funguslar ve özellikle kök, kökboğazı, sap çürüklüğü ve solgunluk hastalıklarına yol açan Fusarium cinsi fungusların tanılanması ve mücadelesi üzerinde çalıştım. Fen Bilimleri Enstitüsü, Bitki Koruma Anabilim Dalı nda araştırma görevlisi iken, Ağustos 2008 de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ne bağlı Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ne, kurumlar arası nakil yoluyla tayin oldum. Halen bu kurumda Ziraat Yüksek Mühendisi olarak görev yapmaktayım. Evli ve 1 çocuk sahibiyim. 95

109 E K L E R 96

110 EK 1 Patates Dextroz Agar (PDA) MERCK Potato Dextrose Agar (Kod No: ). 39 g veya Patates 225 g Dextroz g Agar.. 15 g Distile Su. 1 L ph: 6.8 Sentetik Nutrient Agar (Seifert, 1996) KH 2 PO g KNO g MgSO 4 7H 2 O. 0.5 g KCl. 0.5 g Glikoz. 0.2 g Sakkaroz. 0.2 g Agar 15 g Distile Su 1 L ph:

111 Çizelge Ek yılı sörvey sonuçları ve hastalığın Çukurova Bölgesi buğday ekim alanlarındaki durumu İl ve Örnekleme Tarla Hastalık Hastalık İlçe Adı Yapılan Köy No Çıkışı Şiddeti veya Belde Adı (%) (%) Adatepe Büyük Burhaniye Cebre Ceyhan Merkez Çokçapınar Dağıstan Değirmenli Değirmenli Hamdilli Beldesi Hamdilli Beldesi Hamitbey Bucağı Hamitbey Köyü CEYHAN İncetarla (Mercin) (ADANA) Kıvrıklı Kıvrıklı Kızıldere Köprülü Körkuyu Körkuyu Körkuyu Misis Nahiyesi Misis Nahiyesi Mustafabeyli Beldesi Mustafabeyli Beldesi Nazımbey Yeniköy Nazımbey Yeniköy Sirkeli Soysallı Yalak Yassıca (Kuzucak) Yeniköy Alabeyli Camili İmamoğlu Merkez İMAMOĞLU Karacaören (ADANA) Koyunevi Tepecikören Topallar Ufacıkören Yazıtepe Yüksekören Çukurköprü KADİRLİ Karabacak (OSMANİYE) Kümbet Yalnızdut

112 Çizelge Ek 1 in devamı İl ve Örnekleme Tarla Hastalık Hastalık İlçe Adı Yapılan Köy No Çıkışı Şiddeti veya Belde Adı (%) (%) Takılar Takılar KARAİSALI Salbaş Beldesi (ADANA) Salbaş Beldesi Salbaş Beldesi Salbaş Beldesi Adalı Adalı Bahçe Bebeli Beyköy Beyköy Çimeli Hacıhasanlı KARATAŞ Hacıhasanlı (ADANA) Helvacı Karataş Merkez Kesik Kırhasanlı Meletmez Oymaklı Sirkenli Yalnızca Yüzbaşı Yüzbaşı Yüzbaşı Kayhan KOZAN Kozan Merkez (ADANA) Pekmezci Tufanlı Cevdetiye Beldesi Hemite OSMANİYE Koçyurdu Osmaniye Merkez Osmaniye Merkez Büyük Çıldırım Dörtağaç Gölbaşı SEYHAN Gölbaşı (ADANA) Kabasakal Beldesi Küçük Çıldırım Şambayadı Beldesi Şambayadı Beldesi Şambayadı Beldesi

113 Çizelge Ek 1 in devamı İl ve Örnekleme Tarla Hastalık Hastalık İlçe Adı Yapılan Köy No Çıkışı Şiddeti veya Belde Adı (%) (%) TOPRAKKALE Toprakkale Merkez (OSMANİYE) Toprakkale Merkez Baltalı YENİCE Çiçekli NAHİYESİ Karaçerçili (MERSİN) Karaçerçili Kargılı Ağzıbüyük Ağzıbüyük Akdam Akdam Akdam Akdam Akdam Alihocalı Alihocalı Alihocalı Baklalı Beldesi Baklalı Beldesi Balcalı Çotlu Çotlu YÜREĞİR Danişment (ADANA) Danişment Danişment Kiliseköy Kürkçüler Beldesi Mustafalar Paşaköy Paşaköy Paşaköy Paşaköy Solaklı Beldesi Solaklı Beldesi Solaklı Beldesi Suluca Beldesi Şıhmurat Ünlüce Ünlüce Yerdelen Yerdelen Yerdelen Yunusoğlu Beldesi Yunusoğlu Beldesi Yunusoğlu Beldesi Yunusoğlu Beldesi

114 Çizelge Ek yılı sörvey çalışmalarında, örneklenen bitkilerden izole edilen fungal cinsler ve bunların izole edilme oranları İl ve Örnekleme İlçe Adı Yapılan Köy Tarla Dokulardan Gelişen Fungusların İzole Edilme Oranları veya Belde Adı No Alternaria Aspergillus Cladosporium Fusarium Nigrospora Penicillium Rhizoctonia Diğerleri Adatepe Büyük Burhaniye Cebre Ceyhan Merkez Çokçapınar Dağıstan Değirmenli Değirmenli Hamdilli Beldesi Hamdilli Beldesi Hamitbey Bucağı Hamitbey Köyü İncetarla (Mercin) CEYHAN Kıvrıklı (ADANA) Kıvrıklı Kızıldere Köprülü Körkuyu Körkuyu Körkuyu Misis Nahiyesi Misis Nahiyesi Mustafabeyli Beldesi Mustafabeyli Beldesi Nazımbey Yeniköy Nazımbey Yeniköy ,7 Sirkeli Soysallı Yalak Yassıca (Kuzucak) Yeniköy

115 Çizelge Ek 2 (devam). İl ve Örnekleme Tarla İlçe Adı Yapılan Köy No Dokulardan Gelişen Fungusların İzole Edilme Oranları veya Belde Adı Alternaria Aspergillus Cladosporium Fusarium Nigrospora Penicillium Rhizoctonia Diğerleri Alabeyli Camili İmamoğlu Merkez , Karacaören İMAMOĞLU Koyunevi (ADANA) Tepecikören Topallar Ufacıkören , Yazıtepe Yüksekören Çukurköprü KADİRLİ Karabacak (OSMANİYE) Kümbet Yalnızdut Takılar Takılar KARAİSALI Salbaş Beldesi (ADANA) Salbaş Beldesi Salbaş Beldesi Salbaş Beldesi Adalı Adalı Bahçe Bebeli KARATAŞ Beyköy (ADANA) Beyköy Çimeli Hacıhasanlı Hacıhasanlı Helvacı Karataş Merkez

116 Çizelge Ek 2 (devam). İl ve Örnekleme Tarla İlçe Adı Yapılan Köy No Dokulardan Gelişen Fungusların İzole Edilme Oranları veya Belde Adı Alternaria Aspergillus Cladosporium Fusarium Nigrospora Penicillium Rhizoctonia Diğerleri Meletmez , Oymaklı KARATAŞ Sirkenli (ADANA) Yalnızca Yüzbaşı Yüzbaşı Yüzbaşı Kayhan KOZAN Kozan Merkez (ADANA) Pekmezci Tufanlı Cevdetiye Beldesi Hemite OSMANİYE Koçyurdu Osmaniye Merkez Osmaniye Merkez Büyük Çıldırım Dörtağaç Gölbaşı SEYHAN Gölbaşı (ADANA) Kabasakal Beldesi Küçük Çıldırım Şambayadı Beldesi Şambayadı Beldesi Şambayadı Beldesi Toprakkale Toprakkale Merkez (OSMANİYE) Toprakkale Merkez Baltalı YENİCE Çiçekli NAHİYESİ Karaçerçili (MERSİN) Karaçerçili Kargılı

117 Çizelge Ek 2 (devam). İl ve Örnekleme Tarla İlçe Adı Yapılan Köy No Dokulardan Gelişen Fungusların İzole Edilme Oranları veya Belde Adı Alternaria Aspergillus Cladosporium Fusarium Nigrospora Penicillium Rhizoctonia Diğerleri Ağzıbüyük Ağzıbüyük Akdam Akdam Akdam Akdam Akdam Alihocalı Alihocalı Alihocalı Baklalı Beldesi Baklalı Beldesi YÜREĞİR Balcalı (ADANA) Çotlu Çotlu Danişment Danişment Danişment Kiliseköy Kürkçüler Beldesi Mustafalar Paşaköy Paşaköy Paşaköy Paşaköy Solaklı Beldesi Solaklı Beldesi Solaklı Beldesi Suluca Beldesi

118 Çizelge Ek 2 (devam). İl ve Örnekleme Tarla İlçe Adı Yapılan Köy No Dokulardan Gelişen Fungusların İzole Edilme Oranları veya Belde Adı Alternaria Aspergillus Cladosporium Fusarium Nigrospora Penicillium Rhizoctonia Diğerleri Şıhmurat Ünlüce Ünlüce Yerdelen YÜREĞİR Yerdelen (ADANA) Yerdelen Yunusoğlu Beldesi Yunusoğlu Beldesi Yunusoğlu Beldesi Yunusoğlu Beldesi

119 Çizelge EK 3. Patojenite testine alınan Fusarium türleri ve bunların Adana 99 çeşiti buğday bitkilerinde oluşturdukları hastalık şiddeti değerleri Hastalık Tür Adı İzolat İzole Edildiği Şiddeti No Yerin Adı (%) 8-1 Şıhmurat / Yüreğir Yunusoğlu / Yüreğir Yerdelen / Yüreğir 64.5 F. culmorum 31-0 Yerdelen / Yüreğir Takılar / Karaisalı Yüzbaşı / Karataş Kırhasanlı / Karataş Hacıhasanlı / Karataş Paşaköy / Yüreğir 1.5 F. equiseti 22-0 Solaklı / Yüreğir Solaklı / Yüreğir Danişment / Yüreğir Paşaköy / Yüreğir 11.0 F. moniliforme 24-0 Yunusoğlu / Yüreğir Sirkeli / Ceyhan Hamdilli / Ceyhan Alihocalı / Yüreğir Alihocalı / Yüreğir Çotlu / Yüreğir Ağzıbüyük / Yüreğir Şıhmurat / Yüreğir 3.4 F. oxysporum 19-1 Paşaköy / Yüreğir Kiliseköy / Yüreğir Takılar / Karaisalı Yüzbaşı / Karataş Yüzbaşı / Karataş Meletmez / Karataş Çokçapınar / Ceyhan Körkuyu / Ceyhan Danişment / Yüreğir Danişment / Yüreğir Akdam / Yüreğir Solaklı / Yüreğir Yunusoğlu / Yüreğir 2.5 F. semitectum 27-0 Yunusoğlu / Yüreğir Şambayadı / Seyhan Meletmez / Karataş Mustafabeyli / Ceyhan Toprakkale / Osmaniye Koçyurdu / Kadirli

120 10 m 29 m 1 m GÜBRELEME PROGRAMLARI YEŞİL AKSAM İLAÇLARI TOHUM İLAÇLARI - G1 (15:15:15) + AN + AN - Y1, Flamenco - T1, Vitavax 200 FF - G2 (CAN) + AN + AN - Y2, Folicur 25 WP - T2, Raxil 060 FS - G3 (20:20:0) + AN + ÜRE - Y3, Duett - T3, Lamador 400 FS Şekil Ek yılı tarla denemesine ait bölünen bölünmüş parseller deneme deseni 2 m 107

ÖZET. BUĞDAYDA TOHUMDA KULLANILAN FUNGİSİTLERİN Fusarium culmorum ÜZERİNE ETKİSİ

ÖZET. BUĞDAYDA TOHUMDA KULLANILAN FUNGİSİTLERİN Fusarium culmorum ÜZERİNE ETKİSİ ÖZET BUĞDAYDA TOHUMDA KULLANILAN FUNGİSİTLERİN Fusarium culmorum ÜZERİNE ETKİSİ Fusarium culmorum (W.G. Smith) Sacc. ülkemizde buğday ekim alanlarında kök, kökboğazı, sap ve başaklarda önemli verim kayıplarına

Detaylı

Buğday ve Arpa Gübrelemesi

Buğday ve Arpa Gübrelemesi Buğday ve Arpa Gübrelemesi Ülkemizde en geniş üretim alanı bulunan buğday ve arpa çok farklı toprak tiplerinde yetiştiriciliği yapılmaktadır. Toprak ph isteği bakımından hafif asitten kuvvetli alkalin

Detaylı

DOĞRU VE DENGELİ GÜBRE KULLANIMI BİTKİLERE HASTALIK VE ZARARLILARA KARŞI DAYANIKLILIK KAZANDIRIR

DOĞRU VE DENGELİ GÜBRE KULLANIMI BİTKİLERE HASTALIK VE ZARARLILARA KARŞI DAYANIKLILIK KAZANDIRIR DOĞRU VE DENGELİ GÜBRE KULLANIMI BİTKİLERE HASTALIK VE ZARARLILARA KARŞI DAYANIKLILIK KAZANDIRIR Prof. Dr. Habil Çolakoğlu 1 Prof. Dr. Mehmet Yıldız 2 Bitkilerin yeterli ve dengeli beslenmesi ile ürün

Detaylı

YULAF YETİŞTİRİCİLİĞİ

YULAF YETİŞTİRİCİLİĞİ YULAF YETİŞTİRİCİLİĞİ Yulafın Kökeni Yulafın vatanını Decandolle Doğu Avrupa ve Tataristan; Hausknecht ise orta Avrupa olduğunu iddia etmektedir. Meşhur tasnifçi Kornicke ise Güney Avrupa ve Doğu Asya

Detaylı

Yerfıstığında Gübreleme

Yerfıstığında Gübreleme Yerfıstığında Gübreleme Ülkemizin birçok yöresinde ve özellikle Çukurova Bölgesi nde geniş çapta yetiştiriciliği yapılan yerfıstığı, yapısında ortalama %50 yağ ve %25-30 oranında protein içeren, insan

Detaylı

BUĞDAY YETİŞTİRİCİLİĞİ

BUĞDAY YETİŞTİRİCİLİĞİ BUĞDAY YETİŞTİRİCİLİĞİ HAZIRLAYAN YALÇIN YILMAZ ZİRAAT MÜHENDİSİ UZMAN TARIM DANIŞMANI Ülkemizde buğday yaklaşık 9.5 milyon hektar alanda ekilmekte, üretimde yıldan yıla değişmekle birlikte 20 milyon ton

Detaylı

Prof. Dr. Mustafa TAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ERZURUM

Prof. Dr. Mustafa TAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ERZURUM Prof. Dr. Mustafa TAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ERZURUM Korunga Önemli Bir Bitkidir Korunga, sulamanın yapılamadığı kıraç alanlarda, verimsiz ve taşlık topraklarda yetiştirilecek

Detaylı

BUĞDAY (Triticum spp.) Buğdayda Toprak Hazırlığı:

BUĞDAY (Triticum spp.) Buğdayda Toprak Hazırlığı: BUĞDAY (Triticum spp.) Buğdayda Toprak Hazırlığı: Toprak işlemenin sebebi, tohumların uygun çimlenme ve çıkış ortamını hazırlamak; su kaybını en aza indiren, toprağın yapısını en az bozan, erozyonu önemli

Detaylı

BROKKOLİ (Brassica oleracea var. italica)

BROKKOLİ (Brassica oleracea var. italica) BROKKOLİ (Brassica oleracea var. italica) SİSTEMATİKTEKİ YERİ Takım: Brassicales Familya: Brassicaceae Cins: Brassica Tür: B. oleracea var. italica SAĞLIK VE BESLENME YÖNÜNDEN Brokkoli, A ve C vitamini,

Detaylı

Flue Cured Tütün Çeşidinde Farklı Potasyum Formlarının Kaliteye Etkisi

Flue Cured Tütün Çeşidinde Farklı Potasyum Formlarının Kaliteye Etkisi Flue Cured Tütün Çeşidinde Farklı Potasyum Formlarının Kaliteye Etkisi Mahmut Tepecik 1 M.Eşref İrget 2 ÖZET Düzce ili merkeze bağlı Otluoğlu köyünde çiftçi koşullarında yürütülen bu denemede K un farklı

Detaylı

ŞEKER PANCARI BİTKİSİNDE GÜBRELEME

ŞEKER PANCARI BİTKİSİNDE GÜBRELEME ŞEKER PANCARI BİTKİSİNDE GÜBRELEME Ülkemizin Ege - Akdeniz ve Batı Karadeniz sahil kesimleri ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi hariç tüm diğer tarım alanlarında yetiştiriciliği yapılan şeker pancarında verim

Detaylı

ÖZET. Yüksek Lisans Tezi. Đmge Đ. TOKBAY. Adnan Menderes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı

ÖZET. Yüksek Lisans Tezi. Đmge Đ. TOKBAY. Adnan Menderes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı iii ÖZET Yüksek Lisans Tezi AYDIN EKOLOJĐK KOŞULLARINDA FARKLI EKĐM ZAMANI VE SIRA ARALIĞININ ÇEMEN (Trigonella foenum-graecum L.) ĐN VERĐM VE KALĐTE ÖZELLĐKLERĐNE ETKĐSĐ Đmge Đ. TOKBAY Adnan Menderes

Detaylı

Bitki Hastalıkları Standart İlaç Deneme Metotları

Bitki Hastalıkları Standart İlaç Deneme Metotları I İÇİNDEKİLER Sayfa No: HUBUBAT HASTALIKLARI STANDART İLAÇ DENEME METOTLARI... 1 ARPA ÇİZGİ HASTALIĞI [Pyrenophora graminea (Rab.) Ito and Kurib. =Drechslera graminea (Rab. ex Schlecht.) Shoemaker] STANDART

Detaylı

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TRAKYA BÖLGESİNDE BUĞDAYLARDA KÖK VE KÖKBOĞAZI ÇÜRÜKLÜĞÜNE NEDEN OLAN FUNGAL ETMENLER VE PATOJENİSİTELERİNİ ETKİLEYEN BAZI FAKTÖRLER ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR

Detaylı

Ziraat Mühendisi Ayşegül DEMİRÖRS

Ziraat Mühendisi Ayşegül DEMİRÖRS Ziraat Mühendisi Ayşegül DEMİRÖRS En çok rastlanan buğday hastalıkları Pas hastalıkları (sarı pas, kahverengi pas, kara pas) Kök ve boğaz çürüklüğü Septoria - Fusarium Sürme Rastık En çok rastlanan buğday

Detaylı

ÇAYDA AZOTLU GÜBRENİN EKONOMİK KULLANIMI ÜZERİNDE BİR ARAŞTIRMA im

ÇAYDA AZOTLU GÜBRENİN EKONOMİK KULLANIMI ÜZERİNDE BİR ARAŞTIRMA im ÇAYDA AZOTLU GÜBRENİN EKONOMİK KULLANIMI ÜZERİNDE BİR ARAŞTIRMA im (1 Yıllık Deneme Sonuçlarını İçeren Rapor, 1986) Burhan KACAR 1ii / S.Rıfat YALÇIN 2, Muammer SARIMEHMET 3 Mücella MÜFTÜOĞLU 4 ve Hülya

Detaylı

Macar Fiği Neden Önemlidir? Hangi Topraklarda Yetişir?

Macar Fiği Neden Önemlidir? Hangi Topraklarda Yetişir? Macar Fiği Neden Önemlidir? Macar fiği, son yıllarda ülkemizde ekimi yaygınlaşan beyazımsı-sarı çiçekli bir fiğ türüdür (Resim 1). Bitkinin önemli olmasını sağlayan özellikler; yerli fiğe nazaran soğuklara

Detaylı

Tohum yatağının hazırlanması:

Tohum yatağının hazırlanması: Toprak isteği: Yem bezelyesi tüm baklagillerde olduğu gibi, özellikle yeterli kireç bulunan ve PH değeri 6,5-7 olan toprakları sever. PH değeri 6-8 aralığında olan topraklarda da ekimi yapılabilir. Bu

Detaylı

BİBER YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME

BİBER YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME BİBER YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME Ülkemizin birçok yerinde acı-tatlı taze biber, dolmalık, kurutmalık ve sanayi tipi (salçalık) biber yetiştiriciliği yapılmaktadır. Çeşitlere göre değişmekle birlikte

Detaylı

Çiftçi Şartlarında Potasyumlu Gübrelemenin Verim ve Kaliteye Olan Etkisi

Çiftçi Şartlarında Potasyumlu Gübrelemenin Verim ve Kaliteye Olan Etkisi Çiftçi Şartlarında Potasyumlu Gübrelemenin Verim ve Kaliteye Olan Etkisi Âlim Çağlayan 1 Ertan Demoğlu 1 Besinlerin rolü Yeterli bir gübreleme programı sadece bütün besinlerin temel görevleri açık bir

Detaylı

FİĞ TARIMI Prof. Dr. Mustafa TAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ERZURUM

FİĞ TARIMI Prof. Dr. Mustafa TAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ERZURUM FİĞ TARIMI Prof. Dr. Mustafa TAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ERZURUM Önemli Fiğ Türleri Dünya üzerinde serin ve ılıman eklim kuşağına yayılmış çok sayıda fiğ türü vardır.

Detaylı

BAZI KÜLTÜR BİTKİLERİNDE KLASİK GÜBRELERE İLAVETEN ÖZEL GÜBRELERİN KULLANILMASI

BAZI KÜLTÜR BİTKİLERİNDE KLASİK GÜBRELERE İLAVETEN ÖZEL GÜBRELERİN KULLANILMASI BAZI KÜLTÜR BİTKİLERİNDE KLASİK GÜBRELERE İLAVETEN ÖZEL GÜBRELERİN KULLANILMASI Değerli çiftçilerimiz; hiç şüphesiz en doğru gübreleme tavsiyeleri usulüne uygun olarak alınmış toprak ve yaprak örneklerinin

Detaylı

E-BÜLTEN TEMMUZ 2018 PROGEN TOHUM YAZ DÖNEMİ DEĞERLENDİRME TOPLANTISI. SOYADA LİDER ve ASYA RÜZGÂRI

E-BÜLTEN TEMMUZ 2018 PROGEN TOHUM YAZ DÖNEMİ DEĞERLENDİRME TOPLANTISI. SOYADA LİDER ve ASYA RÜZGÂRI E-BÜLTEN TEMMUZ 2018 PROGEN TOHUM YAZ DÖNEMİ DEĞERLENDİRME TOPLANTISI Progen Tohum Yaz Dönemi Değerlendirme toplantısı 23-26 Temmuz 2018 tarihlerinde Diyarbakır Novotel de gerçekleştirildi. Pamuk ve soyada

Detaylı

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİ GİRİŞ:

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİ GİRİŞ: SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİ GİRİŞ: Soğan insan beslenmesinde özel yeri olan bir sebzedir. Taze veya kuru olarak tüketildiği gibi son yıllarda kurutma sanayisinde işlenerek bazı yiyeceklerin hazırlanmasında da

Detaylı

YARASA VE ÇİFTLİK GÜBRESİNİN BAZI TOPRAK ÖZELLİKLERİ ve BUĞDAY BİTKİSİNİN VERİM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİSİ

YARASA VE ÇİFTLİK GÜBRESİNİN BAZI TOPRAK ÖZELLİKLERİ ve BUĞDAY BİTKİSİNİN VERİM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİSİ ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ YARASA VE ÇİFTLİK GÜBRESİNİN BAZI TOPRAK ÖZELLİKLERİ ve BUĞDAY BİTKİSİNİN VERİM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİSİ TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA ANABİLİM

Detaylı

TARLA BİTKİLERİ MERKEZ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ TESCİL YILI:

TARLA BİTKİLERİ MERKEZ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ TESCİL YILI: COLFIORITO Başakları orta uzunlukta, kılçıklı ve beyaz 1000 tane ağırlığı 19.1-36.5 gr arasındadır. Yatmaya dayanımı iyidir. Kahverengi pas ve sarı pasa orta hassastır. DEMİR 2000 Sağlam saplı ve uzun

Detaylı

BUĞDAY PİYASALARI ve TMO

BUĞDAY PİYASALARI ve TMO BUĞDAY PİYASALARI ve TMO 01.04.2016 1 DÜNYA BUĞDAY DENGE TABLOSU Dünya buğday üretimi üç yıl üst üste rekor seviyelerde gerçekleşti, stoklar yükseliyor (Milyon Ton) 800 700 600 500 400 300 200 100 0 699

Detaylı

Arpa (Hordeum vulgare L.) Bitkisinde Mikrobiyel Gübrelerin Çimlenme Üzerine Etkisinin Belirlenmesi. Çiğdem KÜÇÜK, Cenap CEVHERİ

Arpa (Hordeum vulgare L.) Bitkisinde Mikrobiyel Gübrelerin Çimlenme Üzerine Etkisinin Belirlenmesi. Çiğdem KÜÇÜK, Cenap CEVHERİ Arpa (Hordeum vulgare L.) Bitkisinde Mikrobiyel Gübrelerin Çimlenme Üzerine Etkisinin Belirlenmesi Çiğdem KÜÇÜK, Cenap CEVHERİ Hayvan yemi olarak tüketilen tahıllar içinde; yem değeri en üstün olan arpa,

Detaylı

Bazı aspir genotiplerinin pas hastalığına karşı reaksiyonları hakkında ön çalışma 1

Bazı aspir genotiplerinin pas hastalığına karşı reaksiyonları hakkında ön çalışma 1 BİTKİ KORUMA BÜLTENİ 2009, 49(4): 183-187 Bazı aspir genotiplerinin pas hastalığına karşı reaksiyonları hakkında ön çalışma 1 Selin KALAFAT 2 Aziz KARAKAYA 2 Mehmet Demir KAYA 3 Suay BAYRAMİN 3 SUMMARY

Detaylı

İkinci Ürün Mısırda Farklı Potasyum Doz ve Su Stresi Koşullarının Kaldırılan N, P, K Miktarlarına Etkileri

İkinci Ürün Mısırda Farklı Potasyum Doz ve Su Stresi Koşullarının Kaldırılan N, P, K Miktarlarına Etkileri İkinci Ürün Mısırda Farklı Potasyum Doz ve Su Stresi Koşullarının Kaldırılan N, P, K Miktarlarına Etkileri Özlem Gürbüz Kılıç 1 Nevin Eryüce 2 ÖZET Çalışma, farklı su stresi koşullarında potasyumun farklı

Detaylı

Archived at http://orgprints.org/21162

Archived at http://orgprints.org/21162 MARMARA BÖLGESİNDE BAZI BİTKİ BESLEME UYGULAMALARININ ORGANİK MEYVE YETİŞTİRİCİLİĞİNDE KULLANIMI (ÇİLEK) Dr. Burhan ERENOĞLU 1 [email protected], Dr. Erol YALÇINKAYA 1 [email protected],

Detaylı

Türkiye`de Hububat Alanları

Türkiye`de Hububat Alanları BUĞDAY DOSYASI Türkiye, birçok ürünün yetiştirilmesine imkan veren iklim ve ekolojik özellikleri nedeniyle tarımsal üretim açısından avantajlı bir ülke olup, toplam istihdamın %24,6`sı tarım sektöründe

Detaylı

TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI

TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI T.. TRIM VE KÖYİŞLERİ KNLIĞI KORUM VE KONTROL GENEL MÜÜRLÜĞÜ TOHUMLUK TESİL VE SERTİFİKSYON MERKEZİ MÜÜRLÜĞÜ TRIMSL EĞERLERİ ÖLÇME ENEMELERİ TEKNİK TLİMTI KOLZ (rassica napus oleifera L.) 2001 TRIMSL EĞERLERİ

Detaylı

ULUSAL HUBUBAT KONSEYİ 2018 ÜLKESEL HUBUBAT REKOLTE DEĞERLENDİRME RAPORU

ULUSAL HUBUBAT KONSEYİ 2018 ÜLKESEL HUBUBAT REKOLTE DEĞERLENDİRME RAPORU ULUSAL HUBUBAT KONSEYİ 2018 ÜLKESEL HUBUBAT REKOLTE DEĞERLENDİRME RAPORU (21.05.2018) Türkiye Geneli Bitki Gelişimi Türkiye de 2017-2018 Ekim sezonunda buğday ekim alanlarının geçen yılki rakamdan daha

Detaylı

AHUDUDUNUN TOPRAK İSTEKLERİ VE GÜBRELENMESİ

AHUDUDUNUN TOPRAK İSTEKLERİ VE GÜBRELENMESİ AHUDUDUNUN TOPRAK İSTEKLERİ VE GÜBRELENMESİ Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENGİN AHUDUDU Ahududu, üzümsü meyveler grubundandır. Ahududu, yurdumuzda son birkaç yıldır ticari amaçla yetiştirilmektedir. Taze tüketildikleri

Detaylı

ULUSAL HUBUBAT KONSEYİ HAZİRAN ÜLKESEL BUĞDAY GELİŞİM RAPORU

ULUSAL HUBUBAT KONSEYİ HAZİRAN ÜLKESEL BUĞDAY GELİŞİM RAPORU ULUSAL HUBUBAT KONSEYİ HAZİRAN- 2017 ÜLKESEL BUĞDAY GELİŞİM RAPORU (12.06.2017) Türkiye Geneli Bitki Gelişimi Türkiye de 2016-2017 Ekim sezonunda buğday ekim alanlarının geçen yılki rakamı koruyacağı hatta

Detaylı

YURTİÇİ DENEME RAPORU

YURTİÇİ DENEME RAPORU YURTİÇİ DENEME RAPORU PERLA VİTA A+ UYGULAMASININ MARUL VERİM VE KALİTE ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ GİRİŞ Marul ve marul grubu sebzeler ülkemizde olduğu gibi dünyada geniş alanlarda üretilmekte ve tüketilmektedir.

Detaylı

BACTOGEN ORGANİK GÜBRELER,

BACTOGEN ORGANİK GÜBRELER, BACTOGEN ORGANİK GÜBRELER, mikrobiyal formülasyondan ve bitki menşeli doğal ürünlerden oluşur. Bu grupta yer alan gübreler organik tarım modelinde gübre girdisi olarak kullanılırlar. Bitkilerin ihtiyaç

Detaylı

EKİN KURDU (Zabrus Spp.) Özden Güngör Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Başkanı 23.Temmuz Ankara

EKİN KURDU (Zabrus Spp.) Özden Güngör Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Başkanı 23.Temmuz Ankara EKİN KURDU (Zabrus Spp.) Özden Güngör Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Başkanı 23.Temmuz.2015 - Ankara Ekin Kurdu (Zabrus Spp) Ergini Geniş bir baş ve fırlayan sırt kısmının görünüşünden

Detaylı

NİSAN 2017 ÜLKESEL BUĞDAY GELİŞİM RAPORU

NİSAN 2017 ÜLKESEL BUĞDAY GELİŞİM RAPORU Türkiye Geneli Bitki Gelişimi Türkiye de 2016-2017 Ekim sezonunda buğday ekim alanlarının geçen yılki rakamı koruyacağı hatta çok azda olsa özellikle İç Anadolu Bölgesinde artış olacağı tahmin edilmektedir.

Detaylı

FARKLI GÜBRE KOMPOZİSYONLARININ ÇAYIN VERİM VE KALİTESİNE ETKİSİ. Dr. GÜLEN ÖZYAZICI Dr. OSMAN ÖZDEMİR Dr. MEHMET ARİF ÖZYAZICI PINAR ÖZER

FARKLI GÜBRE KOMPOZİSYONLARININ ÇAYIN VERİM VE KALİTESİNE ETKİSİ. Dr. GÜLEN ÖZYAZICI Dr. OSMAN ÖZDEMİR Dr. MEHMET ARİF ÖZYAZICI PINAR ÖZER FARKLI GÜBRE KOMPOZİSYONLARININ ÇAYIN VERİM VE KALİTESİNE ETKİSİ Dr. GÜLEN ÖZYAZICI Dr. OSMAN ÖZDEMİR Dr. MEHMET ARİF ÖZYAZICI PINAR ÖZER Dünya üzerinde çay bitkisi, Kuzey yarımkürede yaklaşık 42 0 enlem

Detaylı

Buğday da Çökerten Hastalığı ve Mücadele Yöntemleri. Ocak 2013 Trakya Sunumu

Buğday da Çökerten Hastalığı ve Mücadele Yöntemleri. Ocak 2013 Trakya Sunumu Buğday da Çökerten Hastalığı ve Mücadele Yöntemleri Ocak 2013 Trakya Sunumu Ajanda Çökerten Hastalığı Tarım Doktoru 2 Çökerten Hastalığı fungal bir hastalıktır ve başlıca belirtisi kökte kararmadır Kökte

Detaylı

Türk Tarım - Gıda Bilim ve Teknoloji Dergisi

Türk Tarım - Gıda Bilim ve Teknoloji Dergisi Türk Tarım Gıda Bilim ve Teknoloji Dergisi, 5(6): 653-659, 2017 Türk Tarım - Gıda Bilim ve Teknoloji Dergisi Çevrimiçi baskı, ISSN: 2148-127X www.agrifoodscience.com Türk Bilim ve Teknolojisi Batı Karadeniz

Detaylı

BAHRİ DAĞDAŞ ULUSLARARASI TARIMSAL ARAŞTIRMA ENST. ALDANE TRAKYA TARIMSAL ARAŞTIRMA ENST./EDİRNE

BAHRİ DAĞDAŞ ULUSLARARASI TARIMSAL ARAŞTIRMA ENST. ALDANE TRAKYA TARIMSAL ARAŞTIRMA ENST./EDİRNE AHMETAĞA Başak Özelliği: Beyaz, Kılçıklı Bitki Boyu (cm) : 80-100 Yatmaya Dayanıklılık: Dayanıklı Dane Rengi: Kırmızı Dane Verimi (kg/da): 400 900 Gelişme Tabiatı: Alternatif (Kışlık Yazlık) Kurağa Dayanıklılık:

Detaylı

ZBB306 KODLU SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ DERSİ NOTLARI. Doç.Dr. Soner KAZAZ

ZBB306 KODLU SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ DERSİ NOTLARI. Doç.Dr. Soner KAZAZ ZBB306 KODLU SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ DERSİ NOTLARI Doç.Dr. Soner KAZAZ Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü 06110-Ankara [email protected] GERBERA YETİŞTİRİCİLİĞİ-1 Anavatanı

Detaylı

T.C ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ

T.C ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ T.C ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ HAŞHAŞ (Papaver somniferum L.) BİTKİSİNİN VERİMİ VE BAZI ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE GİBBERELLİK ASİDİN (GA 3 ) FARKLI DOZ VE UYGULAMA ZAMANLARININ

Detaylı

Bölüm 8 Çayır-Mer alarda Sulama ve Gübreleme

Bölüm 8 Çayır-Mer alarda Sulama ve Gübreleme Çayır-Mer a Ders Notları Bölüm 8 65 Bölüm 8 Çayır-Mer alarda Sulama ve Gübreleme 8.1 Gübreleme Çayır-Mer alarda bulunan bitkilerin vejetatif aksamlarından yararlanılması ve biçme/otlatmadan sonra tekrar

Detaylı

Arpada Hastalıklara Bağlı Olmayan Yaprak Lekeleri

Arpada Hastalıklara Bağlı Olmayan Yaprak Lekeleri Arpada Hastalıklara Bağlı Olmayan Yaprak Lekeleri Hastalığa bağlı olmayan bu yaprak lekeleri, genelde yaprağın sadece bir tarafında fark edilebilmektedir. Nadiren klorozlarla çevrili olurlar ve renk değişimleri

Detaylı

ÖZET. Ümit ARSLAN** Necati BAYKAL***

ÖZET. Ümit ARSLAN** Necati BAYKAL*** Ulud. Üniv. Zir. Fak. Derg., (2002) 16: 69-76 Kök ve Kökboğazı Fungal Patojenlerine Karşı Bazı Buğday Çeşitlerinin Reaksiyonları ve Tohum Koruyucu Fungusitlerin Fusarium culmorum (W.G.Sm.) Sacc. a Etkisi

Detaylı

Ç.Ü Fen Bilimleri Enstitüsü Yıl:2008 Cilt:17-3

Ç.Ü Fen Bilimleri Enstitüsü Yıl:2008 Cilt:17-3 ÇUKUROVA DA YAPRAKPİRELERİNİN [ASSYMETRESCA DECEDENS (PAOLI) VE EMPOASCA DECIPIENS PAOLI.(HOMOPTERA:CICADELLIDAE)] PAMUK BİTKİSİNDEKİ POPULASYON DEĞİŞİMLERİ* The Population Fluctuations of Leafhoppers

Detaylı

Şeker Kamışı Sugarcane (Saccharum officinarum L.)

Şeker Kamışı Sugarcane (Saccharum officinarum L.) Şeker Kamışı Sugarcane (Saccharum officinarum L.) 1 Önemi, Kökeni ve Tarihçesi 1850 li yılara kadar dünya şeker üretiminin tamamı şeker kamışından elde edilmekteydi. Günümüzde ise (2010 yılı istatistiklerine

Detaylı

YAPRAĞI YENEN SEBZELERDE GÜBRELEME

YAPRAĞI YENEN SEBZELERDE GÜBRELEME YAPRAĞI YENEN SEBZELERDE GÜBRELEME (MARUL- ISPANAK- LAHANA) İnsan beslenmesinde büyük önemi olan sebzelerin yetiştirme teknikleri, ıslahı ve bitki koruma konularında ülkemizde bilimsel çalışmalar yapılmış

Detaylı

E-BÜLTEN ŞUBAT 2017, SAYI: 50

E-BÜLTEN ŞUBAT 2017, SAYI: 50 E-BÜLTEN ŞUBAT 2017, SAYI: 50 PAMUKTA ŞUBAT AYI EKONOMİK BÜLTENİ Cotton Incorporated'in Şubat 2017 aylık raporuna göre pamukta 2015/16 sezonunda 21.1 milyon ton olan Dünya Kapanış Stokları 2016/17 sezonunda

Detaylı

BAĞLARDA KÜLTÜREL İŞLEMLER. Doç. Dr. Murat AKKURT

BAĞLARDA KÜLTÜREL İŞLEMLER. Doç. Dr. Murat AKKURT BAĞLARDA KÜLTÜREL İŞLEMLER Doç. Dr. Murat AKKURT BAĞLARDA TOPRAK İŞLEME Amaçlar : Yabancı ot kontrolü Havalandırma ve sıcaklığın düzenlenmesi - mikroorganizma faaliyeti Kaymak tabakasının kırılması Besin

Detaylı

PAMUK TARIMI TOHUM YATAĞI HAZIRLAMA

PAMUK TARIMI TOHUM YATAĞI HAZIRLAMA LİF BİTKİLERİ PAMUK TARIMI TOHUM YATAĞI HAZIRLAMA Ön bitki pamuk ise toprak işlemesine çubuk kesme ile başlanır. Sap kesiminden sonra toprak pullukla 20-30 cm derinden sürülür. Kışa doğru tarlanın otlanması

Detaylı

NPK GÜBRE SERİSİ. Formüller. Formüller. Formüller

NPK GÜBRE SERİSİ. Formüller. Formüller. Formüller NPK GÜBRE SERİSİ Techfert serisi bitkinin çeşitli dönemlerdeki ihtiyaçları göz önüne alınarak 7 farklı formülasyonda üretilmiştir. Her formülasyon dengeli besin içeriğine sahiptir. EC ve ph değerleri sayesinde

Detaylı

Prof. Dr. Nuray Mücellâ Müftüoğlu ÇOMÜ, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Çanakkale. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Rize

Prof. Dr. Nuray Mücellâ Müftüoğlu ÇOMÜ, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Çanakkale. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Rize Prof. Dr. Nuray Mücellâ Müftüoğlu ÇOMÜ, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü Çanakkale Ekrem Yüce Dr. Turgay Turna Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Rize Ali Kabaoğlu Safiye Pınar Özer Gökhan Tanyel ÇAYKUR Atatürk

Detaylı

Buğdayda önemli kök ve kök boğazı hastalık etmenlerine karģı Trichoderma harzianum un etkinliğinin araģtırılması 1

Buğdayda önemli kök ve kök boğazı hastalık etmenlerine karģı Trichoderma harzianum un etkinliğinin araģtırılması 1 BİTKİ KORUMA BÜLTENİ 2008, 48 (1): 37-48 Buğdayda önemli kök ve kök boğazı hastalık etmenlerine karģı Trichoderma harzianum un etkinliğinin araģtırılması 1 DurmuĢ ERDURMUġ 2 Y. Zekai KATIRCIOĞLU 3 SUMMARY

Detaylı

ÜRETİM AŞAMASINDA ADIM ADIM HASTALIKLARLA MÜCADELE

ÜRETİM AŞAMASINDA ADIM ADIM HASTALIKLARLA MÜCADELE ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONTROL DAİRESİ BAŞKANLIĞI BİTKİSEL ÜRETİM VE UYGULAMA ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ AKADEMİ MERKEZİ FAALİYETLERİ ÜRETİM AŞAMASINDA ADIM ADIM HASTALIKLARLA MÜCADELE HAZIRLAYAN:Kübra

Detaylı

İNCİRİN TOPRAK İSTEKLERİ VE GÜBRELENMESİ. Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENGİN

İNCİRİN TOPRAK İSTEKLERİ VE GÜBRELENMESİ. Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENGİN İNCİRİN TOPRAK İSTEKLERİ VE GÜBRELENMESİ Yrd. Doç. Dr. Mehmet ZENGİN İncirin iklim İstekleri İncir bir yarı tropik iklim meyvesidir. Dünyanın ılıman iklime sahip bir çok yerinde yetişebilmektedir. İncir

Detaylı

Korunga Tarımı. Kaba yem açığının giderilmesinde, maliyetlerin düşürülmesinde etkili, kıraç topraklara ekilebilmesi ile üstün bir yem bitkisi.

Korunga Tarımı. Kaba yem açığının giderilmesinde, maliyetlerin düşürülmesinde etkili, kıraç topraklara ekilebilmesi ile üstün bir yem bitkisi. Korunga Tarımı Kaba yem açığının giderilmesinde, maliyetlerin düşürülmesinde etkili, kıraç topraklara ekilebilmesi ile üstün bir yem bitkisi. Osman Dilekçi - Ziraat Mühendisi Teknik İşler Şube Müdürü 0248

Detaylı

BİTKİ TANIMA VE DEĞERLENDİRME IV DERSİ ÇİM ALANLARDA BAKIM İŞLEMLERİ

BİTKİ TANIMA VE DEĞERLENDİRME IV DERSİ ÇİM ALANLARDA BAKIM İŞLEMLERİ BİTKİ TANIMA VE DEĞERLENDİRME IV DERSİ ÇİM ALANLARDA BAKIM İŞLEMLERİ Çim alanlar tesisi güç ve masraflı olduğundan tür seçiminden uygulanmasına kadar son derece titiz davranılmalıdır. Bu alanların sürekliliğinin

Detaylı

Pasinler İlçesi (Erzurum) nde Şeker Pancarı (Beta vulgaris) Bitkilerinden İzole Edilen Fusarium spp. ve Patojeniteleri

Pasinler İlçesi (Erzurum) nde Şeker Pancarı (Beta vulgaris) Bitkilerinden İzole Edilen Fusarium spp. ve Patojeniteleri Süleyman Demirel Üniversitesi Süleyman Demirel University Fen Bilimleri Ö. Enstitüsü F. Karyağdı, Dergisi C. Eken / Pasinler İlçesi (Erzurum) nde Şeker Pancarı (Beta vulgaris) Bitkilerinden İzole Edilen

Detaylı

ZBB306 KODLU SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ DERSİ NOTLARI. Doç.Dr. Soner KAZAZ

ZBB306 KODLU SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ DERSİ NOTLARI. Doç.Dr. Soner KAZAZ ZBB306 KODLU SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ DERSİ NOTLARI Doç.Dr. Soner KAZAZ Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü 06110-Ankara [email protected] KASIMPATI (KRZANTEM) YETİŞTİRİCİLİĞİ-1

Detaylı

ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME

ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME Ülkemizin birçok bölgesinde yetiştiriciliği yapılan çilek bitkisi üzümsü meyveler grubunda olup meyvesi en kısa sürede olgunlaşmaktadır. İnsan beslenmesi ve sağlığı bakımından

Detaylı

İÇİNDEKİLER VII. SULAMA GİRİŞ SULAMANIN GENEL PRENSİPLERİ Sulamanın Amacı ve Önemi... 32

İÇİNDEKİLER VII. SULAMA GİRİŞ SULAMANIN GENEL PRENSİPLERİ Sulamanın Amacı ve Önemi... 32 İÇİNDEKİLER TOPRAK VE GÜBRELEME GİRİŞ... 1 1. BAHÇE TOPRAĞI NASIL OLMALIDIR... 2 1.1. Toprak Reaksiyonu... 2 1.2. Toprak Tuzluluğu... 3 1.3. Kireç... 4 1.4. Organik Madde... 4 1.5. Bünye... 5 1.6. Bitki

Detaylı

FARKLI SICAKLIKLARIN AVCI BÖCEK SCYMNUS SUBVILLOSUS (GOEZE) (COLEOPTERA: COCCINELLIDAE) UN ERGİN ÖNCESİ DÖNEMLERİNİN ÖLÜM ORANLARINA ETKİLERİ *

FARKLI SICAKLIKLARIN AVCI BÖCEK SCYMNUS SUBVILLOSUS (GOEZE) (COLEOPTERA: COCCINELLIDAE) UN ERGİN ÖNCESİ DÖNEMLERİNİN ÖLÜM ORANLARINA ETKİLERİ * Ç.Ü Fen Bilimleri Enstitüsü Yıl:8 Cilt17-3 FARKLI SICAKLIKLARIN AVCI BÖCEK SCYMNUS SUBVILLOSUS (GOEZE) (COLEOPTERA: COCCINELLIDAE) UN ERGİN ÖNCESİ DÖNEMLERİNİN ÖLÜM ORANLARINA ETKİLERİ * The Effect Of

Detaylı

TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI

TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI T.. TRIM VE KÖYİŞLERİ KNLIĞI KORUM VE KONTROL GENEL MÜÜRLÜĞÜ TOHUMLUK TESİL VE SERTİFİKSYON MERKEZİ MÜÜRLÜĞÜ TRIMSL EĞERLERİ ÖLÇME ENEMELERİ TEKNİK TLİMTI HŞHŞ (Papaver somniferum L.) 2005 İÇİNEKİLER Sayfa

Detaylı

TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI

TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI T.C. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI KORUMA VE KONTROL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi Müdürlüğü TARIMSAL DEĞERLERİ ÖLÇME DENEMELERİ TEKNİK TALİMATI YEMLİK PANCAR (HAYVAN PANCARI)

Detaylı

DÜNYADA ve TÜRKİYE DE YEMEKLİK TANE BAKLAGİLLER TARIMI

DÜNYADA ve TÜRKİYE DE YEMEKLİK TANE BAKLAGİLLER TARIMI DÜNYADA ve TÜRKİYE DE YEMEKLİK TANE BAKLAGİLLER TARIMI Prof. Dr. Cemalettin Yaşar ÇİFTÇİ Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Ankara 2004 1 TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI TEKNİK

Detaylı

EDİRNE VE CİVARINDA YETİŞTİRİLEN MISIRLARDA TOHUMLA TAŞINAN FUN&USLARIN TESBÎTİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR

EDİRNE VE CİVARINDA YETİŞTİRİLEN MISIRLARDA TOHUMLA TAŞINAN FUN&USLARIN TESBÎTİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR EDİRNE VE CİVARINDA YETİŞTİRİLEN MISIRLARDA TOHUMLA TAŞINAN FUN&USLARIN TESBÎTİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR Haluk SORAN 1 Ahmet ASAN 2 Ö Z E T Edirne ve civarında ekimi yapılan mısır tohumları ile taşman fungusları

Detaylı

Havuçda Görülen Depo Hastalıkları

Havuçda Görülen Depo Hastalıkları Havuçda Görülen Depo Hastalıkları Kurşuni Küf Botrytis cinerea Patojen enfeksiyonları kökün çeşitli yerlerinde oluşabilse de kökün uç ve tepe kısımlarında daha yaygındır. Enfekteli dokular, ilk başta açık

Detaylı

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ ÜRETİM ALANLARI İNCELEME GEZİSİ RAPORU

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ ÜRETİM ALANLARI İNCELEME GEZİSİ RAPORU GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ ÜRETİM ALANLARI İNCELEME GEZİSİ RAPORU Gezi Tarihleri : 07-10 Nisan 2013 Katılanlar : Hakan Öziç Yıl içerisindeki gelişmelere bağlı olarak bölgesel bazda gerçekleştirilen inceleme

Detaylı

ZİRAİ MÜCADELE TEKNİK TALİMATLARI CİLT IV. BAĞ MİLDİYÖSÜ Plasmopara viticola (Berk. Et Curt) Berl et de Toni

ZİRAİ MÜCADELE TEKNİK TALİMATLARI CİLT IV. BAĞ MİLDİYÖSÜ Plasmopara viticola (Berk. Et Curt) Berl et de Toni ZİRAİ MÜCADELE TEKNİK TALİMATLARI CİLT IV BAĞ MİLDİYÖSÜ Plasmopara viticola (Berk. Et Curt) Berl et de Toni 1. TANIMI VE YAŞAYIŞI Hastalığa neden olan etmen obligat bir parazittir. Hücrelerarası gelişir,

Detaylı

Acurun anavatanı hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Anadolu, İran, Afganistan ve Güney Batı Asya anavatanı olarak kabul edilmektedir.

Acurun anavatanı hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Anadolu, İran, Afganistan ve Güney Batı Asya anavatanı olarak kabul edilmektedir. ACUR YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ 1.Black Strong Ürünlerinin Acur YetiĢtiriciliğinde Kullanımı Acur organik maddece zengin topraklarda çok iyi yetişir. Organik madde oranı toprak analizi sonucunda 0-2 arasında ise

Detaylı

Bazı İki Sıralı Arpa ve Ekmeklik Buğday Çeşitlerinde Azot ve CCC Dozlarının Tane Verimine Etkileri

Bazı İki Sıralı Arpa ve Ekmeklik Buğday Çeşitlerinde Azot ve CCC Dozlarının Tane Verimine Etkileri Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Bilimleri Dergisi (J. Agric. Sci.), 1, 11(1):63-68 Geliş Tarihi: 20.11.0 Bazı İki Sıralı Arpa ve Ekmeklik Buğday Çeşitlerinde Azot ve CCC Dozlarının Tane

Detaylı

AYÇİÇEĞİ TARIMI TOPRAK İSTEKLERİ Ayçiçeği yetişeceği toprak tipi yönünden çok seçici olmamasına rağmen organik maddece zengin, derin ve su tutma

AYÇİÇEĞİ TARIMI TOPRAK İSTEKLERİ Ayçiçeği yetişeceği toprak tipi yönünden çok seçici olmamasına rağmen organik maddece zengin, derin ve su tutma AYÇİÇEĞİ TARIMI TOPRAK İSTEKLERİ Ayçiçeği yetişeceği toprak tipi yönünden çok seçici olmamasına rağmen organik maddece zengin, derin ve su tutma kapasitesi iyi topraklarda verim daha yüksek olmaktadır.

Detaylı

TARLA BİTKİLERİ HASTALIKLARI

TARLA BİTKİLERİ HASTALIKLARI TARLA BİTKİLERİ HASTALIKLARI BUĞDAY PAS HASTALIKLARI Sarı Pas ( Pucinia striiformis ) Hastalık buğday tarlalarında ilkbaharda hava sıcaklığının 10-15 ºC olduğu zaman görülmeye başlar. Yaprakların üst yüzeyinde

Detaylı

ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ve TARIM VE GIDA GÜVENCESĠ

ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ve TARIM VE GIDA GÜVENCESĠ TÜRKĠYE NĠN BĠRLEġMĠġ MĠLLETLER ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ÇERÇEVE SÖZLEġMESĠ NE ĠLĠġKĠN ĠKĠNCĠ ULUSAL BĠLDĠRĠMĠNĠN HAZIRLANMASI FAALĠYETLERĠNĠN DESTEKLENMESĠ PROJESĠ ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ve TARIM VE GIDA GÜVENCESĠ

Detaylı

DUFED 4(2) (2015) 77-82

DUFED 4(2) (2015) 77-82 DUFED 4(2) (2015) 77-82 Dicle Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi dergi anasayfa: http://www.dufed.org Tek melez mısır genotiplerinin Diyarbakır şartlarındaki performanslarının belirlenmesi Determination

Detaylı

EC FERTILIZER TOPRAĞINIZA DEĞER KATAN GÜBRE

EC FERTILIZER TOPRAĞINIZA DEĞER KATAN GÜBRE TOPRAĞINIZA DEĞER KATAN GÜBRE AİLESİNİN YENİ ÜYELERİ Organomineral Taban ve Üst Gübreleri 2-4 mm Granül (50 kg) 2>3 SF. INDEX İÇİNDEKİLER 2016 01 02 03 04 05 5.0.30+(40So3) NK HARMANLANMIȘ GÜBRE Potasyum

Detaylı

No: 217 Menşe Adı BİRECİK BELEDİYE BAŞKANLIĞI

No: 217 Menşe Adı BİRECİK BELEDİYE BAŞKANLIĞI No: 217 Menşe Adı Tescil Ettiren BİRECİK BELEDİYE BAŞKANLIĞI Bu coğrafi işaret, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun Geçici 1 inci Maddesi uyarınca Mülga 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında

Detaylı

BROKOLĠ YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ Gübreleme Organik madde oranı toprak analizi sonucunda 0-2 arasında ise ekim öncesinde dekara 1,5 lt gelecek şekilde Hum Elit

BROKOLĠ YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ Gübreleme Organik madde oranı toprak analizi sonucunda 0-2 arasında ise ekim öncesinde dekara 1,5 lt gelecek şekilde Hum Elit BROKOLĠ YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ Gübreleme Organik madde oranı toprak analizi sonucunda 0-2 arasında ise ekim öncesinde dekara 1,5 lt gelecek şekilde Hum Elit -18, 2-4 arasında ise 40 lt su ile Hum Elit 15 uygulaması

Detaylı

NİĞDE İLİNDE BUĞDAY ÇEŞİTLERİNİN YAYGINLIĞININ BELİRLENMESİ

NİĞDE İLİNDE BUĞDAY ÇEŞİTLERİNİN YAYGINLIĞININ BELİRLENMESİ NİĞDE İLİNDE BUĞDAY ÇEŞİTLERİNİN YAYGINLIĞININ BELİRLENMESİ Fatih ÖZDEMİR 1 Murat KÜÇÜKÇONGAR 2 Mustafa KAN 3 ÖZET Bu çalışmada Niğde ilinde 2010, 2011 ve 2012 yıllarında basit tesadüfi örnekleme yöntemi

Detaylı

zeytinist

zeytinist 1 T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ EDREMİT MESLEK YÜKSEKOKULU Zeytincilik ve Zeytin İşleme Teknolojisi Programı Öğr. Gör. Mücahit KIVRAK 0 505 772 44 46 [email protected] www.mucahitkivrak.com.tr 2 3 4 Potasyum:

Detaylı

EGE BÖLGESİ VE ÇEVRESİ 2015-2016 DÖNEMİ PAMUK EKİLİ ALANLARININ VE ÜRÜN REKOLTESİNİN UZAKTAN ALGILAMA TEKNİĞİ-UYDU VERİLERİ KULLANILARAK BELİRLENMESİ

EGE BÖLGESİ VE ÇEVRESİ 2015-2016 DÖNEMİ PAMUK EKİLİ ALANLARININ VE ÜRÜN REKOLTESİNİN UZAKTAN ALGILAMA TEKNİĞİ-UYDU VERİLERİ KULLANILARAK BELİRLENMESİ EGE BÖLGESİ VE ÇEVRESİ 2015-2016 DÖNEMİ PAMUK EKİLİ ALANLARININ VE ÜRÜN REKOLTESİNİN UZAKTAN ALGILAMA TEKNİĞİ-UYDU VERİLERİ KULLANILARAK BELİRLENMESİ İzmir Ticaret Borsası koordinatörlüğünde İzmir Ticaret

Detaylı

GENEL BAKIŞ Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'

GENEL BAKIŞ Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu' ORGANİK GÜBRE GENEL BAKIŞ Günümüzde yaklaşık 7 milyar insanın yaşadığı dünyada 1 milyardan fazla insan açlıkla mücadele etmektedir. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun belirlemelerine göre dünya nüfusunun

Detaylı

Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Erdoğan Eşref Hakkı Selçuk Üniversitesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü

Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Erdoğan Eşref Hakkı Selçuk Üniversitesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü TÜBİTAK-1003 Projesi Serin İklim Tahıllarında Çeşit Islah Programlarının Oluşturulması Çağrısı 214O072 no lu Klasik ve Moleküler Islah Yöntemleri Kullanılarak Bazı Buğday Çeşitlerine Tuza Toleranslılık

Detaylı

ORTA GÜNEY ANADOLU NOHUT ÜRETİM ALANLARI İNCELEME GEZİ RAPORU

ORTA GÜNEY ANADOLU NOHUT ÜRETİM ALANLARI İNCELEME GEZİ RAPORU ORTA GÜNEY ANADOLU NOHUT ÜRETİM ALANLARI İNCELEME GEZİ RAPORU GEZİ TARİHİ: 11-13 TEMMUZ 2012 KATILANLAR: Zir. Yük.Müh. Hakan ÖZİÇ Orta Güney Anadolu inceleme gezisi nohut yetiştiriciliğinin yoğun olarak

Detaylı

Ürün Kataloğu

Ürün Kataloğu Ürün Kataloğu 2017-2018 www.kilercioglutarim.com Hakkımızda Kilercioğlu Tarım ve Tohumculuk, 2013 yılında, İzmir de faaliyetine başlamıştır. Sahip olduğu bilgi ve tecrübeyi siz değerli müşterileri ile

Detaylı

KIRAÇ ARAZİLERE UYGUN ALTERNATİF BİR TAHIL TRİTİKALE YETİŞTİRİCİLİĞİ

KIRAÇ ARAZİLERE UYGUN ALTERNATİF BİR TAHIL TRİTİKALE YETİŞTİRİCİLİĞİ KIRAÇ ARAZİLERE UYGUN ALTERNATİF BİR TAHIL TRİTİKALE YETİŞTİRİCİLİĞİ 1. Tritikalenin Önemi : Dr. Sami SÜZER Yetiştirme Tekniği Bölüm Başkanı Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü [email protected] Tritikale

Detaylı

ÖNEMLİ ZARARLILARI. Spodoptera spp. (Yaprak kurtları) yumurta

ÖNEMLİ ZARARLILARI. Spodoptera spp. (Yaprak kurtları) yumurta ÖNEMLİ ZARARLILARI Spodoptera spp. (Yaprak kurtları) Ergin 20 mm yumurta Larva 35-40 mm ÖNEMLİ ZARARLILARI ÇİÇEK TRİPSİ (Frankliniella tritici) Küçük sigara şeklinde 1,3 mm uzunluğunda, genelde sarı renkli

Detaylı

Orijin: Asya ve Avrupa (Mısır, Yunan ve Roma medeniyetleri döneminden beri biliniyor. Yabani form: Lactuca serriola x L.

Orijin: Asya ve Avrupa (Mısır, Yunan ve Roma medeniyetleri döneminden beri biliniyor. Yabani form: Lactuca serriola x L. SALATA- MARUL Asteraceae (=Compositae) Familyası Lactuca sativa (Salata- marul) Chichorium endivia (Yaprak çikori) Chichorium intybus (Başlı Çikori) Cynara scolymus (Enginar) Helianthus tuberosus (Yer

Detaylı

SÜT SIĞIRCILIĞI ve YONCA

SÜT SIĞIRCILIĞI ve YONCA SÜT SIĞIRCILIĞI ve YONCA Birlikle el ele, hayvancılıkta daha ileriye... Mehmet Ak - Ziraat Mühendisi Sorumlu Müdür 0248 233 91 41 www.burdurdsyb.org /BurdurDSYB Yoncayı Neden Yetiştirmeliyiz? SÜT SIĞIRCILIĞI

Detaylı

ÜRETİM AŞAMASINDA ADIM ADIM GÜBRELEME

ÜRETİM AŞAMASINDA ADIM ADIM GÜBRELEME ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONTROL DAİRESİ BAŞKANLIĞI BİTKİSEL ÜRETİM VE UYGULAMA ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ AKADEMİ MERKEZİ FAALİYETLERİ ÜRETİM AŞAMASINDA ADIM ADIM GÜBRELEME Kübra DOĞAN Gübre,

Detaylı

Soya Fasulyesi Yetiştiriciliğinde Gübreleme

Soya Fasulyesi Yetiştiriciliğinde Gübreleme Soya Fasulyesi Yetiştiriciliğinde Gübreleme Toprak isteği bakımından iyi havalanabilen pulluk tabanı olmayan (geçirimsiz toprak tabakası), derin yapılı,tınlı,killi tın ve kumlu tın gibi topraklarda iyi

Detaylı

A. Tahıl ve Tahıl Ürünlerinin Sınıflandırılması B. Mikrobiyel Bozulmalar C. Depolama Koşulları

A. Tahıl ve Tahıl Ürünlerinin Sınıflandırılması B. Mikrobiyel Bozulmalar C. Depolama Koşulları A. Tahıl ve Tahıl Ürünlerinin Sınıflandırılması B. Mikrobiyel Bozulmalar C. Depolama Koşulları TAHIL ve TAHIL ÜRÜNLERİNİN SINIFLANDIRILMASI Tahıl, Graminiae familyasının tohumları olan buğday, çavdar,

Detaylı

MISIR TARIMI. GAP TEYAP Kerem AKDOĞAN

MISIR TARIMI. GAP TEYAP Kerem AKDOĞAN MISIR TARIMI GAP TEYAP Kerem AKDOĞAN TOPRAK İSTEĞİ Mısır en iyi gelişimini; Derin Drenajı iyi olan Orta bünyeli topraklarda yapar. Eğimli, drenajı iyi olmayan alanlarda gelişimi zayıf olur. Mısır için

Detaylı