Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 5, Sayı 3 (Eylül 2008) Mak. #38, ss. 162-172 Telif Hakkı Ankara Üniversitesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Eski Türklerde Maden İşçiliğine Bir Bakış Serkan Şen Ondokuz Mayıs Üniversitesi (Samsun) ÖZET Eski Orta Asya Türklüğünün başlıca geçim kaynaklarından birisi maden işçiliğidir. Akıncı bir kavim olan Türkler silah imalindeki becerilerini gündelik eşya yapımında da sergileyerek bölgelerinin ünlü demircileri olarak anılmışlardır. Bunda eski Türk yurtlarının zengin maden yataklarına sahip oluşunun payı büyüktür. Tarih kaynakları ve Eski Türkçe metinler, eski Orta Asya Türklüğünde maden işçiliğine dair önemli bilgiler sunmaktadır. Bu bilgiler ışığında Eski Türk toplumunun tamamen göçer olduğu yorumlarını yeniden gözden geçirmek gerekir. Zira göçer bir toplumda maden işlemeciliğinin gelişmesi son derece güçtür. ANAHTAR SÖZCÜKLER Türk tarihi, Eski Türkçe, maden, maden işçiliği, Türk kültürü ABSTRACT The metal workmanship had been one of the most common professions in the old Turkish Central Asia. Although the Turks were well known warriors, they had been able to convert their ability of manufacturing metal weapons into producing civil goods, so that they had also been famous for ironmaster. The fact that central Asia has been very rich in terms of iron and other metals played a significant role on it. The historical sources and old Turkish texts are full of information regarding ironmaster. In the light of these information it is needed to look over the idea of all old Turks had been nomadic people. Since it is almost impossible mining and metallist to develop as professions in nomadic society. KEY WORDS Turkish history, Old Turkish, mine, metal workmanship, Turkish culture
Eski Türklerde Maden İşçiliğine Bir Bakış Serkan Şen 163 Giriş Madenlerin keşfi ve alet imalinde kullanılması insanlığın kaderini değiştirmiştir. Öyle ki tarih öncesi devirler, insanoğlunun işleyebildiği madenlerin niteliklerine göre sınıflandırılmıştır. Yeryüzünün kadim kavimlerinden olan Türkler, mitolojik dönemlerinden itibaren madencilik özellikle de demir işçiliği konusundaki (Ögel 1998: 59-69) ustalıklarıyla anılmışlardır. Bunda akıncı karakterlerinin payı büyüktür. Savaşların kazanılmasında askerin elindeki araç gereç son derece önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum Türkler arasında başta değişik türdeki silahlar olmak üzere çeşitli madenî eşyaların üretiminin zeminini hazırlamıştır. Toplumunda yaygınlaşan madencilik bir yandan Türklerin bölgelerindeki siyasi hâkimiyetlerini güçlendirirken diğer yandan ekonomik hayatlarının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Eski Türklerin geçim kaynakları arasında besiciliğin ardından maden işlemeciliği de öne çıkmıştır. Maden işçiliğinin ilk safhasını işlenecek madenlerin topraktan çıkarılması oluşturur. Eski Türk yurtları yüksek kalitede demir cevherini barındıran bir arazi yapısına sahiptir (Kafesoğlu 2003: 224). Çin kaynakları Kırgızlarda altın, demir ve kalay bulunduğunu, her yağmurdan sonra demire ulaşıldığını haber vermektedir (Eberhard 1996: 68). Birinci Altınköl yazıtında, Altay Dağları nın altun yış olarak ifade edilişi (Tekin 2004: 550) dikkat çekicidir. Emel Esin, bu durumu Türk kültüründe maden unsurunun bir yansıması olarak değerlendirmiştir (2004: 20-21). İslam coğrafyacıları Karlukların meskûn olduğu Barlas Dağını altın dağı olarak nitelemişler (Şeşen 2001: 93); Kimek ülkesindeki gümüş ve demir yataklarından bahsetmişlerdir (2001: 106, 108). İdrisî, Oğuz ülkesindeki Marga nehrinin suları donduğunda yatağında çok miktarda altın tozu bulunduğu ve Oğuzların çıkardıkları gümüş madenini satarak bol para kazandıkları bilgisini vermiştir (2001: 114-115). Uygurlar demirin yanında nışadır, boraks, bakır oksit, kömür gibi madenler çıkarmışlardır (Ögel 2001: 212-215). Dîvânu Lugâti t-türk te Barhan adlı kaleden bahsedilirken, bu dağın eteğinde ve kalenin aşağısında altın madenleri bulunduğu zikredilmektedir (DLT: 219 [329]). Eski Türklerde özellikle gümüş madenlerinin bir kısmı hükümdara ait olup kağanlar çıkarılan gümüşten akça kestirmişlerdir (Sümer 1994: 12). VI. yüzyıldan itibaren çeşitli madenlerden imal edilen sikkeler (Sertkaya 2006) eski Türk toplumunda madenlerin kullanım alanlarından birinin de para olduğunu göstermektedir. Türklerin madencilikte ilerlediklerinin başka bir kanıtı da Uygurların Çin le yaptıkları takasta değerli madenler, taşlar (yeşimtaşı, elmas vb.), çeşitli tuzlar sunmalarıdır (Golden 2002: 140). Bazı tarihçiler Türklerin madencilikle uğraştığını gösteren delillerin ışığında onlardan kalan ata mağaralarının gerçekte birer maden ocağı olduğunu öne sürmüşlerdir (Sinor 2000: 398). Eski Türkçe metinlerde görülen kızıl tuz kızıl tuz (Ht IV: 1010 [104]; Heilk I: 98 [10]); tış tuz beyaz tuz (Ht IV: 1011 [104]), kara tuz siyah tuz (Ht IV: 1011 [104]; Heilk I:
164 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 5. Sayı 3. Eylül 2008 4 [4]), yar tuzı kaya tuzu (Heilk I: 142 [12]; Heilk II: I96 [12]), yumşak tuz ince tuz (Heilk II: II18 [16]), yıdıg tuz atık tuz (Heilk II: I114 [14]) ibareleri tuz sözünün o dönemlerde nışadır için de kullanıldığını düşündürmektedir. Nitekim Çinliler nışadıra Uygur tuzu demişlerdir. Bir Çin ansiklopedisi, Uygur nışadır madenlerini şöyle anlatmaktadır: Bu madene Tat tuzu da denir. Onların memleketinin ortasında volkanik iki büyük dağ vardır. Her iki dağın ağzından da dumanlar ve alevler fışkırır. Dağlardaki bir mağaraya yeşil renkte bir su dolarak birikirdi. Hava ile karışınca da hemen bir tuz haline girer ve tuz olurdu. Turfan daki dağdan ise duman sütunu yükselirdi. Karanlık olunca da bu dumanlar, ateşten bir direk haline gelirlerdi. Yakınlarda uçan kuşların renkleri, bu yüzden kıpkırmızı olurdu. Bunun için bu dağa Ateş Dağı demişlerdi. Küllerin bazılarını topladıktan sonra getirip kazanlarda kaynatırlardı. Bu yolla çıkardıkları nışadırları ekmek şeklinde kalıplayıp satarlardı. Nışadırların beyaz cinsi en iyisidir. Bu cins nışadırlar, madenler tarafından iyi emilirler. İyice kuruması için de bir soba üzerinde ısıtırlar ve kurutulduktan sonra da, iyi saklanması için bir miktar zencefil katmayı ihmal etmezlerdi... (Ögel 2001: 213) Başka Çin kaynakları da Türklerin kendilerine mahsus tuzları olduğunu doğrulamaktadır (Eberhard 1996: 87). Turfan Uygurlarını ziyaret eden Çin elçisi amonyak işleriyle uğraşan işçilerin tabanında tahta bulunan ayakkabılar giydiklerini haber vermektedir (İzgi 1989: 66). Eski Türklerde tuz çıkarılan başka bir kaynak ise tuz gölüdür (Sümer 1994: 58). Tuz, hayvanlar için son derece gerekli bir maddedir. Bu sebeple çok miktarda hayvan yetiştiren bölgelerde tuz ticareti de yaygındır. Şehirlerde tuz ticaretinin yoğunluğu, bazı sokakların tuz pazarı diye anılmasına vesile olmuştur. Birçok Anadolu şehrinde bu isim varlığını hâlen de sürdürmektedir (Baykara 1975: 80). Eski Uygurcadaki tuzçılarnıŋ suzakı tuzcuların köyü (TT VIII: C3 [25]) ifadesi bu bilgiyle örtüşmektedir. Eski Türklerin elde ettikleri tuzun hayli fazla olduğu, Türklerin Çin e ihraç ettikleri maddeler içinde çeşitli tuzların bulunmasından da anlaşılmaktadır (Golden 2002: 140). Tuzdan yararlanılan başka bir alan ise tıptır. Eski Türkçe tıp metinlerinde tedavi aracı olarak değişik tuzlar tavsiye edilmiştir (Heilk I; Heilk II). Uygurca bir yazmadaki: adın orundakı kişilär bo tuzlarıg alıp otda ämdä işlätürlär / Başka yerdeki kimseler bu tuzları alıp tedavide kullanırlar. (Ht IV: 1012-1013 [104]) cümlesi tuzun hekimlikte kullanıldığını ortaya koymaktadır. Eski Türk toplumunda tuz başlığı altında ifade edilen madenlerin çıkarılıp işlenmesini meslek edinen kimselere tuzçı denilmiştir (Şen 2007: 176-177). Türk kültürünün anahtar metinlerinden Dîvânu Lugâti t-türk te geçen altun altın, kümüş gümüş, tämür demir, kurç çelik, bakır bakır, tuç tunç, çodın bronz, korugjın~kuşun kurşun, ark cüruf, tat pas, küg pas, tuz tuz, ajmuk şap, çatır tuz ruhu, karagu maden sülfatı, kara yag neft yağı, ürŋäk alçı taşı, sarınçı alçı taşı, kaş yeşim, çäş firuze, sata mercan, yinçü inci, ärdini
Eski Türklerde Maden İşçiliğine Bir Bakış Serkan Şen 165 mücevher, sarıg çüvit arsenik, kök çüvit mavi çivit, kızıl çüvit zincifre, maraz çivit, aşu aşı boyası, kürküm safran, yäşil çüvit bakır pası, al çüvit zincifre, kirşän üstübeç, opu beyaz kurşun (DLT III: 249) kayıtları toplumun madencilik konusundaki birikimiyle ilişkilidir. Kutadgu Bilig deki bu beglär tag ol ol kani altun kümüş / kümüş kan kazıglı bayur ol üküş (KB 5357 [533]) Beyler içinde altın ve gümüş madenleri bulunan bir dağdır; gümüş madenlerine kazma vuran insan çok zengin olur. (KB II: 385) dizesini de eski Türklerde madencilik kültürünün bir yansıması olarak değerlendirmek mümkündür. Volker Rybatzki, Türkçe ve Moğolca metal adlarını incelediği Bemerkungen zur türkischen und mongolischen Metallterminologie adlı makalesinde, Runik yazıtlarda: altun altın, kümüş gümüş, bakır bakır, tämür demir ; Uygurca yazmalarda: altun altın, kümüş gümüş, bakır bakır, tämür demir, tuç tunç, yez pirinç ; Karahanlı metinlerinde altun altın, kümüş gümüş, bakır bakır, tämür demir, tuç tunç, korugjın kurşun metallerinin görüldüğünü belirtmiştir. Ona göre sırlanan metal adlarından en eskicili kümüş olup bunu altın ve tämür takip etmektedir (1994: 243, 244). Aynı araştırmacı, Turkic words for steel and cast iron başlıklı yazısında, Eski Türkçe metinlerde çelik anlamında geçen kurç ve bulat sözlerini İranî; bronz anlamında geçen çodın sözünü ise Çince kökenli göstermiştir. Eski Türklerin ünlü demirciler olduklarını göz önünde tuttuğunda bu durumu şaşırtıcı bulan yazar, Türklerin çelik kavramını karşılamak üzere başlangıçta yerli bir söz ürettiklerini, bunun da Eski Rusça kaynaklarda geçen karalug sözü olabileceğini dile getirmiştir (1999: 70-71). Eski Türklerde topraktan çıkarılan madenler, uz denilen ustalar eliyle işlenmiştir (Şen 2007: 71). Bu ustaların başında demirciler gelir. Tarihin bildiği devirden beri Türk yaşam tarzında besiciliğin yanında madenciliğin özellikle de demirciliğin önemli bir yeri olmuştur. Türklerin gelişmiş demir işçiliği komşu ulusları da etkilemiştir. İranlıların çok eski dönemlere dayanan millî destanları olan Şehname de Türk orduları demirden ve çelikten kurulu olarak tasvir edilmiştir (İnan 1998: 229). Eski Türk yurtlarındaki kurganlarda M.Ö. iki bin başlarına ait olduğu tahmin edilen demirden yapılmış eşyalara rastlanmıştır. W. Ruben bu ve başka deliller ışığında eski Türk sahasını demir kültürünün doğduğu yer olarak kabul etmiştir (Kafesoğlu 2003: 225). Arkeologların Baykal ötesinde Selenga civarında buldukları bir Hun kasabasında demir işleme atölyeleri ve bronz dökümhaneleri ortaya çıkmıştır (Klyashtorny-Sultanov 2003: 68). Daha M.Ö. yedinci yüzyılda kaş sikkelerinin kesilmesinde kullanılan demir döküm aletlerinin Türk işi olduğunu Çinliler belirtmişlerdir. Bu dökümhanelerde üretilen ser demiri denilen malzeme hafif ve dayanıklı zırhların üretiminde kullanılmıştır. Bu tür zırhlar VII. yüzyıldan itibaren Medine ye gelmiş, hatta Hz. Muhammet de bunlardan birini kullanmıştır (Haussig 2001: 200-201). Çin kaynaklarından Kök Türklerin ilk önceleri Altaylar da yaşadığını ve demircilikle uğraştığını öğrenmekteyiz (Gömeç 1999: 10). Nitekim Birinci Kök Türk
166 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 5. Sayı 3. Eylül 2008 Devletinin kurucusu Bumın Kağan, Juan juan reisinin kızını istediğinde Benim demir işlerimde çalışan sizler nasıl böyle bir talepte bulunma cesaretini gösterirsiniz? cevabını almıştır (Taşağıl 1995: 17). 568 de Bizans imparatoru II. Justinos un elçi olarak Batı Kök-Türklerine gönderdiği Zemarkhos, kendisine demir satmak isteyen bir Türk ile karşılaşmıştır. Bu olayı nakleden tarihçi Menandros a göre Türkler, demir ocaklarına sahip olduklarını yabancılara kanıtlamak için böylesi davranışlarda bulunmuşlardır (Sinor 2000: 398). İkinci Kök Türk hükümdarı Kapgan Kağan ın Çin den bin libre demir istemesi (Gömeç 1999: 51), demircilerin zaman zaman dışardan getirilecek ham maddeye ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Uygurlar, dönemlerinin en iyi demir ve çelik işçilerindendir (Ögel 2001: 90). Yerleşik Uygurlara ait Bezeklik şehrindeki frekslerde çalışmakta olan bir demirci ve bunun altında bo tämirçi bu demircidir. yazısı bulunmaktadır (Baykara 1975: 88). İslam coğrafyacıları Tokuz Oğuz (Uygur) ülkesinde demirden her tür nadir eşyanın üretildiği çarşılar bulunduğunu haber vermektedir (Şeşen 2001: 98). Dîvânu Lugâti t-türk teki tämürlük demir eritilen ve süzülen yer (DLT: 253 [I 374]), körük körük (DLT: 197 [I 299]), körüklä- körüklemek (DLT: 593 [II 323]), tämür arkı demir pisliği (DLT : 33 [I 92]) tämür egäş demir eğelemekte yardım etmek (DLT: 103 [I 188]), bazgan demirci çekici ; (DLT: 220 [I 330]) tämürçi kılıç tokıdı demirci kılıç dövdü (DLT: 562 [II 288]) kayıtları demircilik kültürüyle ilişkilidir. Kâşgarlı, uygur yıgaç uzun käs tämür kısga käs Uygur ağacı kestiğinde uzun demiri kestiğinde kısa kes -Çünkü demir uzatılabilir- atasözünü zikrettikten sonra Uygurların bir tellalı vardır ve bu hükmü günde üç kez onlara hatırlatır (DLT: 269 [II 393]) notunu düşmüştür. Divanda: kök tämür kerü turmas Gök demir boş durmaz -dokunduğu şeyleri yaralar atasözünün ardından yapılan şu açıklama dikkate değerdir: Bu sözün başka bir anlamı daha vardır. Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve diğerleri biriyle sözleştiklerinde ya da anlaşma yaptıklarında, önce kılıcı kınından çıkarıp önlerine koyarlar ve şu sözü söylerler: bu kök kirsün kızıl çıksun Bunun anlamı, eğer ben sözümü tutmazsam bu kılıç bedenime gök renginde girip kanlı olarak- kızıl renkte çıksın demektir ki demirin intikam alıcı gücü sayesinde demirle öldürüleceği manasına gelir. Zira onlar demiri güç kaynağı sayar ve ona büyük saygı duyarlar (DLT: 182 [I 280]). Eski Türkçede tämirçi biçiminde adlandırılan demircilerin eski Türk toplumunda özel bir yeri vardır. Onlar hanedan kurucularına ya da kamlara denk büyüleyici insanlar olarak kabul edilmiştir (Divitçioğlu 2000: 86). Demircilere doğa üstü özellikler yükleme inanışı yalnızca Türklere mahsus olmayıp kadim toplumların pek çoğunda aynı durumu gözlemlemek mümkündür (Eliade 2003). Eski Türkçeden başlayarak değişik söyleyişleriyle Türkçenin gelişme ve yayılma alanlarının tamamında görülen tämirçi sözcüğünün (Şen 2007: 112-113) türediği tämir demir tabanına dair değişik görüşler vardır. tämir i Yukagir kökenli gösterme yaklaşımını Doerfer doğru bulmamıştır (TMEN: 1012 [II 667]). Munkáchi, sözcüğün Sanskrit tamr bakır
Eski Türklerde Maden İşçiliğine Bir Bakış Serkan Şen 167 sözünden alındığını öne sürmüş; Ramstedt, tämir i Moğolca ile ilişkilendirmiştir (ESTY II: 189). Räsänen de Türkçe tämir ile Moğolca tämür arasındaki benzerliğe dikkat çekmiştir (EWTS: 473). Osman Nedim Tuna ise Türkçe tämir i Türk dilinin ön evreleriyle ilişkilendirdiği Sümercedeki tibira metal sözüne bağlamıştır (Tuna 1997: 24). Değişik seslendirilişleriyle Türkçenin gelişim safhalarının tamamında görülen tämir demir sözü (EDPT: 508 a ) Türkçeden Farsça, Lazca, Arapça, Moğolca ve Balkan dillerine de geçmiştir (TMEN: 1012 [II 666-667]). İnsanoğlunun soylu maden olarak nitelediği altın, çıkarılması en zor madendir. Altı ila on iki gram altın elde etmek için bir tona yakın maden filizi çıkarılmalıdır. Bu güçlüğe rağmen insanlar Firavunlar döneminden beri altın peşinde koşmuşlardır (Eliade 2002: 80-81). Türkler ilk dönemlerinden itibaren altını işlemede ileri gitmişlerdir. Bu yargıyı destekleyen en çarpıcı örneklerden biri Esik Kurganı buluntularıdır. Karbon çözümlemelerine göre M.Ö. V-IV. yüzyıllara ait olduğu tahmin edilen ve Hun mezarlarındaki benzerleriyle dikkat çeken bu buluntular, bir kısmı altından dört bin parça eşyayı içermektedir. Eşyalar arasında üzerinde Orhon alfabesinin iptidaî biçimi olan yirmi altı harflik bir yazı bulunan gümüş çanak ve zırhı altın kaplama ceset son derece önemlidir (Esin 1978: 20-25; Aksan 2000: 14). Altın Elbiseli Adam olarak ünlenen bu cesedin üzerindeki altın zırh gayet ince bir işçiliğin ve ileri bir zevkin ürünüdür. Hunlarda zengin bir altın işçiliği olduğu çeşitli tarih kaynaklarınca belirtilmiştir (Czeglédy 1998: 69). Birinci Göktürk Devleti kağanını ziyaret eden Bizans elçisi hükümdar çadırındaki altından yapılmış eşyalardan bahsetme ihtiyacı hissetmiştir (Erdemir 2002: 47). Tarihçiler, eski Türk toplumunda at koşumlarının yapımında, bu nesnelerin süslenmesinde kesinlikle Türk olan demircilerin ve kuyumcuların birlikte çalıştıklarını yazmaktadır (Giraud 1999: 128). Orhon Yazıtlarında hediye ve hazineler sıralanırken bir tümän agı altun kümüş kärgäksiz kälti /...Binlerce ipekli kumaş, altın ve gümüş (eşyayı) gereğinden fazla getirdi (KT: GB [52-53]) altun kümüş eşgiti kutay buŋsuz ança berür / (Çinliler) altını, gümüşü, ipeği ve ipekli kumaşları güçlük çıkarmaksızın öylece (bize) veriyorlar (KT: G5 [34-35]) türü ifadeler kullanılarak altının bugün olduğu gibi o dönemde de zenginlik göstergesi kabul edildiği vurgulanmıştır. İslam coğrafyacıları, Kimeklerin denizinin sahilinde, deniz coştuğu ve dalgalar büyüdüğü zaman altın tozları bulunduğunu, bu sahile yakın Türklerin sahilin bazı belirli yerlerine gelerek altın tozlarını çıkarttıklarını, bunları toplayıp suyla temizleyip ayıkladıktan sonra cıva ile birleştirip sığır gübresinden kalıplara döktüklerini, böylece çok miktarda altın topladıklarını, hükümdarın bu altınların vergisini aldıktan sonra çoğunu satın aldığını, artanı tüccarların kullandığını yazmaktadır (Şeşen 2001: 110). Buddhist Türklerin gündelik eşya ve takıların yanında Çin muhitindeki gibi altın Buda heykelleri yaptıkları tahmin edilebilir. Kuyumculukta ileri giden başka bir Türk devleti olan İdil Bulgarları bu sahada İsveç e kadar bütün Batı Slavlarına tesir etmişlerdir (Yazıcı 2002: 123). Dîvânu
168 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 5. Sayı 3. Eylül 2008 Lugâti t-türk te köydä adı verilen altın ya da gümüşün eritildiği ocaklardan bahsedilmektedir (DLT: 521 [II 239]). Eserde geçen kimşän başlık, börk gibi şeyleri süslemede kullanılan altın kırıntıları kaydını da (DLT: 220 [I 330]) altın işçiliğinin bir yansıması olarak değerlendirebiliriz. Eski Türkler, altın işleyen kimseleri altunçı biçiminde adlandırmışlardır (Şen 2007: 102). Sözcüğün türediği altun altın tabanının kökenine dair değişik görüşler dile getirilmiştir. Németh, Kaluzynski gibi araştırmacılar altun u Moğolca altan biçimiyle karşılaştırmışlardır. Ramstedt, Räsänen, Poppe, Baskakov gibi âlimler sözcüğün Türkçe al al ve Çince tun metal sözlerinin birleşimiyle ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir. Ramstedt altun u Arapça latun pirinç sözüyle birleştirmeyi denemiştir. Clauson, Moğolca altan biçimini Türk dilinden kalma çok eski bir alıntı olduğunu ifade etmiştir (ES: 9-10). Róna-Tas, Türkçe altun nun Toharcadan alındığını savunur (Rybatzki 1994: 203). Zeynelov ve Novruzov ise sözcüğü, al al ve ton kürk, giysi sözlerinin birleşimi olarak kabul etmişlerdir. Onlara göre eski Türklerde kürk anlamında da görülebilen ton, kürklerin alışverişte değişim metaı olarak değerlendirilmesi nedeniyle zamanla bakır anlamı kazanmıştır. Bu anlam değişiminde bakırın para olarak kullanılmasının payı vardır (Zeynelov-Novruzov 1984). Doerfer altun > altın ın Türkçeden Farsça, Moğolca, Sibirya dilleri, Samoyedçe, Arapça, Kafkas dilleri, Balkan dilleri ve Rusçaya geçtiğini ifade etmektedir (TMEN: 529 [II 113]). Türkçenin tarihî devirlerinin tamamında görülebilen sözcük (ESTY I: 142) çağdaş Türk lehçelerinde varlığını korumaktadır (KTLS: 18-19). Eski Türk toplumunda madenler birincil ürün olarak işlenebildiği gibi çeşitli zanaat erbabı tarafından değişik aletlerin imalinde ihtiyaca göre ham madde olarak kullanılmıştır. Eski Türkçede ayakçı denilen kap kacak yapımcıları çeşitli madenleri kullanarak zarif eşyalar üretmişleridir (Şen 2007: 104-105). Yukarıda bahsedilen M.Ö. V-IV. yüzyıllardan kalma Esik Kurganı nda tahta tabakların yanında gümüş ve tunç kaplara, gümüş bir kadehe tesadüf edilmiştir (Esin 1978: 24). Birinci Göktürk kağanı İstemi yi ziyaret eden Bizans elçisi onun çadırında gümüşten yapılmış kap kacakla dolu arabacıkların bulunduğunu haber vermektedir (Divitçioğlu 2000: 282). Yerleşik Uygurlar, kendi ülkelerinde üretilen cam kâseleri Çin e sunmuşlardır (İzgi 1978: 106). Arkeolojik kazılar İdil Bulgarlarının çinicilik ve kap kacak yapımında ileri gittiğini ortaya koymaktadır (Yazıcı 2002: 127). Kâşgarlı Mahmûd toy denilen ve çanak yapılan bir tür çamurdan bahsetmektedir (DLT: 505 [II 220]). Bu dönemde çanakçılıkla uğraşan kimseler sır adı verilen yapışkandan bir madde ile kapları sıvayıp nakışlayarak nadide kaplar üretmişlerdir (Genç 1997: 377). Görülüyor ki Eski Türkler ihtiyaca göre ağaçtan, topraktan, çeşitli madenlerden, camdan, çiniden kap kacak üretmişlerdir. Bu üretim tarzında da madenler önemli bir yer teşkil etmiştir. Eski Türkçede targakçı denilen tarak yapımcıları da (Şen 2007: 107-108) zaman zaman hammadde olarak madenlerden yararlanmışlardır. Pazırık Kurganı ndan
Eski Türklerde Maden İşçiliğine Bir Bakış Serkan Şen 169 çıkan Büyük Hun Devleti döneminden kalma buluntular arasında taraklara tesadüf edilmiştir. Aynı şekilde Göktürk dönemi mezarlarından da taraklar çıkarılmıştır (Ögel 1991: 65, 146). Arkeolojik kazılarda bulunan tarakların bir kısmı altın ve tunç gibi madenlerden imal edilmiştir (Esin 1978: 14). Bunların yanında eski Türk toplumunda yakşıçı olarak adlandırılan çilingirlerin (Şen 2007: 118) ürettikleri kilit ve anahtarlarda; okçı denen ok imalatçılarının (2007: 121-123) yaptıkları oklarda; yaçı denen yay ustalarının ürünlerinde (2007: 123-125) ihtiyaca göre çeşitli madenler kullanılmıştır. Sonuç Tarihî veriler ve günümüze ulaşan dil malzemesi, eski Orta Asya Türklüğünün belirleyici vasıflarından birinin maden işçiliği olduğunu ortaya koymaktadır. Maden işçiliği, maden ocaklarının işletilmesi ve buralardan çıkarılan madenlerin kurulu atölyelerde ürüne dönüştürülmesi safhalarını içerir. Tamamen göçer bir toplumun bu türden tesislere sahip olması beklenemez. Zira, göçerlik keşfedilmiş maden ocaklarını terk edip kurulu atölyeleri yüklenerek sürekli yer değiştirmeyi gerektirir. Böylesi bir yaşam tarzında maden işçiliğinin gelişmesi oldukça güçtür. Buradan bakıldığında eski Türk toplumunda yerleşik bir kitlenin varlığı ortaya çıkmaktadır. Eski Orta Asya Türklüğünü salt göçer bir toplum olarak takdim edip sınır tanımaz yağmacılar olarak niteleyen yaklaşımları ihtiyatla karşılamak gerekir. Böylesi yorumlar birkaç ağaçtan hareketle ormanın tamamı hakkında hüküm vermek gibi yanılma payı yüksek yargılardır. Nitekim Mesudî (öl. 948) Türklerin birçok cinslere ayrıldığını, bir kısmının şehirlerde ve kalelerde; bir kısmınınsa dağlarda, bozkırlarda, çadırlarda yaşadıklarını yazarak (Şeşen 2001: 57) eski Türk toplumunda hem konar hem de göçer kitlelerin bulunduğunu tespit etmiştir. Başka bir Arap tarihçi Avfî nin, Türk dedikleri sonsuz bir millettir. Çeşitli sınıflara ayrılır. Kabilelerin ve aşiretlerin had ve hududu yoktur. Bir kısmı yerleşik bir kısmı ise göçebedir (2001: 91) kaydı da Mesudî yi desteklemektedir. Nasıl günümüz Türkiyesinde şehir hayatının yanında -özellikle Toroslar da- göçerlere rastlanabiliyorsa Eski Türklerde de göçer kitlelerin yanında yerleşik bir kitle hep var olmuştur. Bu yerleşik kitlenin varlığı eski Türk kültüründe çeşitli meslekler (Şen 2007) yanında maden işçiliğinin gelişmesine uygun zemin hazırlamıştır. Kısaltmalar DLT MAĤMŪD AL- KĀŞĠARĪ (1982, 1984) Compendium of the Turkic Dialects (Dîvân lugât at Turk) I, II. (Edited and Translated with Introduction and Indices by Robert Dankoff in collaboration with James Kelly), Washington: DLT III DANKOFF R., J. KELLY (1985) Mahmûd al Kaşgarî: Compendium of the Turkic Dialects (Dîvân lugât at Turk) III indeks. Washington: Harvard Üniversitesi Basımevi. Harvard Üniversitesi Basımevi.
170 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 5. Sayı 3. Eylül 2008 EDPT CLAUSON G. (1972) An Etymological Dictionary of Pre Thirteenth Century Turkish. Oxford: Clarendon Press. ES EREN H. (1999) Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü. Ankara: Bizim Büro Basım Evi. ESTY I SEVORTYAN E. V. (1974) Etimologiçeskiy Slovarʹ Tyurkskix Yazıkov, (Obşçetyurksiye i mejtyurkskiye osnovı na Glasnıye). Moskva: İzdatelstvo Nauka. ESTY II SEVORTYAN E. V. (1978) Etimologiçeskiy Slovarʹ Tyurkskix Yazıkov, Obşçetyurksiye i mejtyurkskiye osnovı na bukvı B, M. Moskva: İzdatelstvo Nauka. EWTS RÄSÄNEN M. (1969) Versuch eines Etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. Helsinki: Suomalais- Ugrilainen Seura. Heilk I ARAT R.R. (1930) Zur Heilkunde der Uiguren I. Berlin: Verlag der Akademie der Wissenschaften. Heilk II ARAT R.R. (1932) Zur Heilkunde der Uiguren II. Berlin: Verlag der Akademie der Wissenschaften. Ht IV TOALSTER J.P.C. (1977) Die uigurische Xuan Zang Biographie 4. Kapitel mit Übersetzung und Kommentar. Hull-England: İnaugural- Dissrtation zur Erlangug des Doktorgrades im Fachbereich Sprachen und Kulturen des Mittelmeerraums und Osteuropas der Justus Liebing-Universiät Gieβen. KB YUSUF ĤĀS ĤĀCİB (1999) Kutadgu Bilig. (haz. Reşit Rahmeti Arat)Ankara: TDK Yayınları. KB II ARAT R.R. (2003) Kutadgu Bilig II Çeviri. Ankara: TTK Yayınları. KT TEKİN T. (1995) Köl Tigin Yazıtı. Orhon Yazıtları Kül Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk, İstanbul: Simurg Yayınları. KTLS Kültür Bakanlığı (1991) Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. TMEN DOERFER G. (1963, 1965, 1967, 1975) Türkische und Mongolische Elemente im Neupersischen I IV. Wiesbaden: Franz Steiner Verlag. TT VIII GABAIN A.V. (1954) Türkische Turfan Texte VIII, Texte in Brāhmischrift. Berlin: Akademie Verlag. Kaynaklar AKSAN D. (2000) En Eski Türkçe nin İzlerinde. İstanbul: Simurg Yayınları. BAYKARA T. (1975) Eski Türk İktisadî Hayatı ve Şehir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, 6, 75-104. CZEGLEDY K. (1998) Bozkır Kavimlerinin Doğu dan Batı ya Göçleri. (çev. Erdal Çoban), İstanbul: Özne Yayınları. DİVİTÇİOĞLU S. (2000) Kök Türkler Kut, Küç, Ülüg. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. EBERHARD W. (1996) Çin in Şimal Komşuları. (çev. Nimet Uluğtuğ), Ankara: TTK Yayınları. ELİADE M. (2002) Asya Simyası. (çev. Lale Arslan; haz. Mustafa Küpüşoğlu), İstanbul: Kabalcı Yayınları ELİADE M. (2003), Demirciler ve Simyacılar. (çev. Memhmet Emin Özcan), İstanbul: Kabalcı Yayınları ERDEMİR H. P. (2002) VI. Yüzyıl Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk Bizans İlişkileri. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları. ESİN E. (1978) İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Târîhi İslâma Giriş (Türk Kültürü El Kitabı, II, Cild I/ b den Ayrı Basım). İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası. ESİN E. (2004) Orta Asya dan Osmanlıya Türk Sanatında İkonografik Motifler. İstanbul: Kabalcı
Eski Türklerde Maden İşçiliğine Bir Bakış Serkan Şen 171 Yayınevi, 11-25 GENÇ R. (1997) Kaşgarlı Mahmud a Göre XI. Yüzyılda Türk Dünyası. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları. GIRAUD R. (1999) Göktürk İmparatorluğu İlteriş Kapgan ve Bilge nin Hükümdarlıkları (680 734). (çev. İsmail Mangaltepe), İstanbul: Ötüken Yayınları. GOLDEN B.P. (2002) Türk Halkları Tarihine Giriş. (çev. Osman Karatay), Ankara: KaraM Yayınları. GÖMEÇ S. (1999) Kök Türk Tarihi. Ankara: Akçağ Yayınları. HAUSSIG H.W. (2001) İpek Yolu ve Orta Asya Kültür Tarihi. (çev. Müjdat KAYAYERLİ), İstanbul : Ötüken Yayınları. İNAN A. (1998) Makaleler ve İncelemeler II. Cilt. Ankara: TTK Yayınları İZGİ Ö. (1978) XI. Yüzyıla Kadar Orta Asya Türk Devletleri nin Çin le Yaptığı Ticarî Münasebetler. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, 9, 89-106. İZGİ Ö. (1989) Çin Elçisi Wang Yen Te nin Uygur Seyahatnamesi. Ankara: TTK Yayınları. KAFESOĞLU İ. (2003) Türk Millî Kültürü. İstanbul: Ötüken Yayınları. KLYASHTORNY S. G., SULTANOV (2003). Türkün Üç Bin Yılı. (çev. Ahsen BATUR), İstanbul: Selenge Yayınları. ÖGEL B. (1991) İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi Orta Asya Kaynak ve Buluntularına Göre. Ankara: TTK Yayınları. ÖGEL B. (1998) Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar). Ankara: TTK Yayınları ÖGEL B. (2001) Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayınları. RYBATZKI V. (1994) Bemerkungen zur türkischen und mongolischen Metallterminologie. Studia Orientalia, 74,193-253. RYBATZKI V. (1999) Turkic words for steel and cast iron. Turkic Languages, 3, 56-86. SERTKAYA O. F (2006) Göktürklerin Runik Harfli sikkeleri. Eski Türklerde Para (Göktürklerde, Uygurlarda ve Türgişlerde), (Osman Fikri SERTKAYA-Rysbek ALİMOV), İstanbul: Ötüken Yayınları, 1-14 SİNOR D. (2000) Kök Türk İmparatorluğunun Kuruluş ve Yıkılışı. Erken İç Asya Tarihi (çev. Talat TEKİN; haz. Denis SİNOR), İstanbul: İletişim Yayınları, 383-424 SÜMER F. (1994) Eski Türklerde Şehircilik. Ankara: TTK Yayınları. ŞEN S. (2007) Orhon, Uygur ve Karahanlı Metinlerindeki Meslekler Bağlamında Eski Türk Kültürü. Basılmamış Doktora Tezi, Samsun: Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. ŞEŞEN R. (2001) İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri. Ankara: TTK Yayınları. TAŞAĞIL A. (1995) Göktürkler. Ankara: TTK Yayınları. TEKİN T. (2004) The First Altınköl Inscription. Makaleler II Tarihi Türk Yazı Dilleri, (Haz: Emine YILMAZ-Nurettin DEMİR), Ankara: Öncü Kitap: 537-555 TUNA O.N. (1997) Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgisi İle Türk Dili nin Yaşı Meselesi. Ankara: TDK Yayınları. YAZICI N. (2002) İlk Türk İslam Devletleri Tarihi. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. ZEYNELOV F.R., M.D. NOVRUZOV (1984) Ob etimologiy slova altun. Sovetskaya Tyurkologiya, 5, 45-51
172 Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 5. Sayı 3. Eylül 2008 Serkan Şen Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi. Yoğunlaştığı araştırma alanı Eski Türkçe ve Eski Türkçenin söz varlığıdır. Yazışma Adresi: Serkan Şen, Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Kurupelit, Samsun, TÜRKİYE E-posta: serkansen55@hotmail.com, serkansen@omu.edu.tr Yazı bilgisi: Alındığı tarih: 28 Ağustos 2008 Yayıma kabul tarihi: 10 Ağustos 2008 E-yayın tarihi: 3 Ekim 2008 Çıktı sayfa sayısı: 11 Kaynak sayısı: 51