İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ PROGRAMI İŞ HİJYENİ PROF. DR. M. SARPER ERDOĞAN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ
İş Hijyeni Bir işyerinin hijyenik olması o işyerinin sağlık ve güvenlik koşullarının en üst düzeyde sağlanması demektir. Bunun için sağlık ve güvenlik risklerini tahmin edebilme, tanıma, değerlendirme ve denetleyebilme becerisi gereklidir. İşyerlerinde hijyenik koşulların sağlanması için görevlendirilen kişi iş hijyenistidir. Riskleri tahmin edip tanıyabilen bir iş hijyenisti doğru değerlendirme için gerekli ölçümleri yapabilmelidir. Ölçümlerden sonra denetleyebilmek (kontrol altına almak) amacıyla iş sağlığı ve güvenliği ekibinin diğer elemanlarıyla risklerin tolere edilebilir limitler içine alınmasını ve denetim önlemlerinin yaşama geçirilmesini sağlamalıdır. İşyerinde riskler psikososyal, ergonomik, fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak sınıflandırılırlar. İşyerinde psikososyal faktörler iş çevresi, işin içeriği, iş organizasyonu ile iş görme kapasitesi, gereksinimler, kültür, işle ilgili olmayan kişisel menfaatler arasındaki karşılıklı etkileşimle ilgilidir ve deneyimler ve algı yoluyla sağlığı, iş doyumunu ve verimi etkilerler. İşyerinde yüklenme- organizma yanıtı-işle başa çıkma konsepti içinde işe bağlı yorgunluk/monotoni, stres/psişik doygunluk işle baş edememe biçimindeki organizma yanıtı olarak ortaya çıkarlar. Bunlar bir vardiya içinde aşağıdaki biçimlerde görülebilirler: Yüklenmeye bağlıdırlar, iş sırasında veya sonrasında görülebilirler. Geri dönüşlüdürler. Yeterli dnlenme (yorgunluk), başka bir iş veya görev alma (monotoni ve doygunluk), bir talebin yerine getirilebilmesi (stres) ile giderilebilirler. Nicelik ve/veya nitelikte verim azalmasına yol açarlar. Yetersiz psikolojik ve fiziksel eylemlilik nedeniyle verimlilikte düşme erken belirti olarak ortaya çıkar, çabanın arttırılması ile işin gerektirdiği verimlilik düzeyi yakalanmaya çalışılır, ancak bu verimliliği daha da azaltır. İşe bağlı yorgunluk psiko-fizyolojik fonksiyon değişiklikleriyle beraber gider, verimliliğin azalması sürecidir. Psişik, ya da santral yorgunluk daha çok mental yüklenmelerde ortaya çıkar. Yorgunlukta işin yoğunluğu ve süresi rol oynarken, stres kişinin hedef ve sonuca odaklı varsayımları sonucu ortaya çıkar. Stres işçinin yapmak zorunda olduğu ile yapmak istediği veya yapabileceği arasındaki farktan doğar. İşçinin zorlanması veya kapasitesinin altında çalıştırılması nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi işin üretilmesinde insiyatif kullanamama nedeniyle de görülebilir. Monotoni yorgunluğa benzer bir durumdur, psişik aktivitenin geri dönüşlü azalmasına yol açar. Psişik yorgunluk bütün işlerde görülebilirken monotoni işin tek yönlülüğü, uyaran azlığı, basiyt işlerde eylemin sürekli tekrarı, dar gözlem alanı gibi durumlarda ortaya çıkar. Psişik doygunluk stres benzeri bir durumdur, herhangi bir iş veya duruma karşı isteksizlik halidir. Verim azalması, huzursuzluğa yol açar. Monotonide olduğu gibi işin değiştirilmesi ile düzelir.
Olumsuz psikososyal faktörlere uzun süreli maruziyet aşırı yorgunluk, kronik stres ve tükenmeye yol açar. Aşırı yorgunluk uzun süreli yüklenmelere bağlı olarak kısa süreli molalarla giderilemeyecek ölçüde organ fonksiyonlarının ve organizma-çevre etkileşiminin bozulması sürecinin başlangıcıdır. Belirtileri genel yorgunluk, mutsuzluk, aşırı duyarlılık, motor güvensizlik, konsantrasyon güçlüğü, kısa süreli hafıza kayıpları, uyku bozuklukları ve huzursuzluktur. Kronik stres kişinin asgari gereksinimlerini bile karşılamayı olanaksız gördüğü, organ fonksiyonlarının ve organizma-çevre etkileşiminin bozulduğu bir durumdur. Genellikle kişinin sürekli olarak kapasitesinin altında çalıştırılması ve bazı beklentilere ulaşamama kronik strese yol açar. Semptomlar aşırı yorgunluktakilere benzer, ancak uyku, sinidirim ve dolaşım sitemi bozuklukları gibi fonksiyonel ve depresif durum ve sinirlilik gibi psişik semptomlar daha belirgindir. Tükenme vücut fonksiyonlarının destabilize olduğu ve aktif çevreorganizma ilişkisinin sürdürülemediği patolojik bir durumdur. Organizmanin fonksiyonel sistemlerinin tek seferde aşırı yüklenmesi ve tam tüketilmesi ile de ortaya çıkabilir. Tedavi gerektiren bir durumdur. Genellikle aşırı yorgunluk ve kronik stresin yanlış değerlendirilmesi ile ortaya çıkar. Fiziksel riskler Görme ve aydınlanma Çevreden gelen bilgiler % 80-90 oranında görme yoluyla algılanırlar. Belirli bir işi yapabilmek için gerekli aydınlatma düzeyleri kişisel anatomo-fizyolojik özelliklere ve ışık kaynaklarının fiziksel özelliklerine bağlı olarak değişir. Görünebilir ışığın dalga boyu 380 nm ile 780 nm arasındadır. Işık akımı lumen olarak ölçülür, lm sembolü ile gösterilir. Bir ışık kaynağından bir zaman biriminde her yöne yayılan ışık miktarıdır. Aydınlatma şiddeti Lux olarak ölçülür işareti lx dir. Belli bir yüzeye düşen ışık miktarı lm/m 2 olarak ölçülür. Kişisel adaptasyon farklı aydınlanma derecelerine uyum sağlama yetisidir. Göz 0.01 lx ile 100 000 lx arasındaki yoğunluklara kendini ayarlayabilir. Yüksek aydınlanma ölçülerine adapte olma 1 ila 1,5 saniyeyi gerektirir. Karanlık adaptasyonu başlangıçta şiddetli iken giderek yavaşlar ve 20 ila 40 dk içinde tamamlanır. Yaşlanma ile birlikte adaptasyon yeteneği düşer. Görmenin başlangıçtaki durumuna döndürülebilmesi için aydınlanma şiddeti arttırılmalıdır. Akomodasyon ise göz merceğinin kendisini farklı uzaklıklara adapte edebilmesidir. Kırma kusurları belirli bir dereceye kadar giderilebilir. 45 yaşın ötesinde merceğin elastisite kaybı nedeniyle akomodasyon gücü düşer. Bazı işler ve iş ortamları için aydınlatma şiddetleri şöyle olmalıdır: Sokak ve meydanlar Depo Dinlenme odaları Temizlenme odaları Binalar içindeki yollar 10-15 lx 50-100 lx 200 lx 500 lx 500 lx
Bürolar Teknik resim Saat tamiri, kuyum işi Ameliyat sahası 300-500 lx 750 lx 1000-1500 lx >3000 lx Bu değerler şu örneklerle karşılaştırılabilir: Parlak gecede hilal ay Dolunay Kışın bulutlu hava Yazın bulutlu hava 0.01 lx 0.25 lx 2000-4000 lx 10 000-20 000 lx Engelsiz güneş ışığı >80 000-100 000 Işık oranları işte kesintisiz bir konsantrasyon sağlamalıdırlar. Aydınlatma düzeyleri işe, işin niteliğine, iş ortamına göre değişmelidir. Aydınlatma şiddeti pencere büyüklüğünden, ışığın geliş açısından, etraftaki yapıların yüksekliğinden, oda derinliğinden ve pencerelerin temizliğinden etkilenir. Genel olarak pencereden bir parça gökyüzünün göründüğü iş ortamı yüksek görme taleplerini karşılar. Karanlığa geç uyabilme sorunu nedeniyle çalışılan yerin aydınlığı odanın genel aydınlığından fazla olmalıdır. Eğer işyerindeki doğal aydınlatma yeterli olamıyorsa yapay ışık kaynakları kullanılmalıdır. Aynı ışık düzeylerinde küçük objelerin tanınması daha fazla zaman ve konsantrasyon gerektirir. Keskin görüş gerektiren işlerde sürekli yüksek ışık yoğunluğu sağlamak gereklidir. Işığın spektral bileşimi kırılmayı etkiler. Kısa dalgalı mavi ışık görece miyopiye yol açar. Uzun dalgalı kırmızı ışık ise tam tersi etki gösterir. Özellikle yaşlı çalışanlarda bu etki kompanse edilemez boyutlarda olabilir. Kamaşma farklı aydınlanma düzeylerine maruz kalındığında ortaya çıkar. Kamaşmayı engellemek için yapay ışık kaynağı veya güneş görüş alanı dışında tutulmalıdır. Yapay ışık kaynakları ufuk çizgisine 30 dereceden fazla açıyla düşecek şekilde yerleştirilmelidir. Floresan lambalar ise ufuk çizgisine paralel yerleştirilmelidirler. Dolaylı kamaşma ışığın yansıması nedeniyle ortaya çıkar. Görüş alanında bu nedenle ayna, cam, metal gibi ışığı fazla yansıtan yüzeyler olmamalıdır. Çalışılan obje ile çevresi arasındaki kontrast en fazla 3:1, obje ile çevre arasında ise 10:1 oranında olmalıdır. Görüş alanındaki en büyük kontrast 40:1 i aşmamalıdır. Koyu zemin üzerinde parlak işaretler veren ekranlarda kontrast 5:1 ile 10:1 arasında olmalıdır.
Yüzey yapılarını tanıma bir miktar gölge gerektirir. Tek gözünü kullananlarda bu hacimli mekanı tanımada önemlidir. Gölgesiz bir çalışma ortamı tercih edilmez. Hava ve havalandırma Minimal hava miktarı işin güçlüğüne göre değişir: Hava hacmi Dış hava akımı Oda ısısı Daha çok oturarak yapılan işlerde > 12 m 3 20-40m 3 /h > 19 C Daha çok ayakta yapılan işlerde > 15 m 3 40-60 m 3 /h > 17 C Ağır bedensel iş > 18 m 3 > 65 m 3 /h > 12 C Hava kalitesi dolaylı olarak CO 2 miktarlarından hesaplanır. Artan CO 2 konsantrasyonlarında başka sağlığa zararlı madde artışı düşünülmelidir. Bu nedenle sürekli veya periyodik olarak hava değişimleri ile CO 2 için % 0.5 hacim olan MAK değerinin aşılmaması (< 0.1) sağlanmalıdır. Havalandırma açıklıklarının büyüklüğü ve yerleşimi ortam hava hacmine, tavan yüksekliğine, hava akımına ve iç ortam ile dış ortam arasındaki hava akımına bağlıdır. Hava çıkış düzeneği hava akımının girdiği yerden yukarıda olmalıdır, çünkü kullanılmış sıcak hava yukarıya çıkar. Serbest hava değişiminin yetişmediği veya ameliyathane gibi belli düzeylerde hava kalitesinin olması gereken yerlerde klima sistemlerinin kurulması gereklidir. Bu sistemlerin kurulması masraflıdır, ancak havanın kurutulmasını, nemlendirilmesini, soğutulması ve ısıtılmasını ve temizlenmesini sağlaması yönünden avantajlıdır. Oksijen konsantrasyonunun önemli ölçülerde düşmesi nadirdir. Kapalı ve küçük ortamlarda ve/veya artmış yanma proseslerinde olasıdır. Oksijen parsiyel basıncının kısa sürede 50 mmhg altına düşmesi zihinsel ve psişik fonksiyonlarının kısıtlanmasına yol açar. Vibrasyon Vücudun salınan cisimlerle doğrudan teması ile oluşur. Vücutta derinin, kas iğlerinin ve denge organının mekanoreseptörleriyle ve ağrı reseptörleriyle algılanır. Hissedilen salınımların frekansı 0.5 ile 1000 Hz arasında değişmektedir. 1 ila 300 Hz arasındaki frekanslar iş sağlığı yönünden önemlidir. Salınım enine, boyuna ve ön-arka eksende olmak üzere üç yönde ölçülür. Salınımın şiddeti: Organizma total salınıma bir yanıt verdiğinden total salınım K olarak ifade edilen bir simgeyle gösterilir. Standardize edilmiş salınım frekansından, salınımın vücuda etki ettiği yerden ve
salınım yönünden etkilenir ve K=w.a/f formülüyle hesaplanır. W, salınım ivmesinin frekansa bölümünü salınımın vücuda etki noktası, salınım yönü ve frekans açısından ağırlıklandıran bir değerdir. Salınımlar gerginliğe ve strese yol açarak konforu ve sensomotor ve zihinsel fonksiyonları kısıtlayarak verimi düşürürler. Ayrıca organo-vejetatif alanlara etki ederek hastalıklara yol açabilirler. Salınım frekansına göre vücut reaksiyonları şunlardır: < 0.5 Hz 3-7 Hz 4-8 Hz 10-18 Hz 13-20 Hz 13-20 Hz 20-25 Hz 200-300 Hz Genel olarak Bulantı, kusma Ağrı Nefes darlığı İdrar yapma ve dışkılama sorunları Baş ağrısı Konuşma kusuru Görme kusuru Deri kan dolaşımının bozulması Konforsuzluk, iş yetisinin azalması ve kaza riskinin artışı Eğer organların kendi salınımları dışarıdan uygulanan salınımlarla örtüşürse daha şiddetli reaksiyonlar beklenebilir. Salınımlar tüm vücut salınımları ve parsiyel (kısmi) vücut salınımları olarak ikiye ayrılabilir. El-kol salınımı parsiyel bir vücut salınımıdır. Elle kullanılan titreşimli cihazlarla oluşur. İş sağlığı yönünden 8 ila 1000 Hz arasında değişen frekanslar anlamlıdır. Tüm vücut salınımları ayaktan, gövdeden, kalçadan veya baştan vücuda giren salınımlarla oluşurlar. Mekanik salınımlar rahatsız edici salınımlardır. Düşey hatta ayaklara veya kalçaya etki eden 4-8 Hz arasındaki salınımlar düşük ya da daha yüksek frekanslara göre şiddetli hissedilirler (K=0-1). K=1 in üzerindeki salınımlar uzun süreli olduğunda rahatsız edicidir. K=10 çok rahatsız edici ve K=100 ancak kısa süreli dayanılabilir salınımlardır. Aslında tüm vücut bir bütün olarak salınırken tek tek organlar farklı amplitütlerde salınırlar. Organın büyüklüğü, ağırlığı, vücut içinde elastik olarak sabitlenip sabitlenmediği ve kese biçimindeki organların doluluğu önemlidir. Organ salınımları büyüklükleriyle ters orantılıdır.
Omurga Mide Göğüs organları El-kol Gözler Deri 3-5 Hz 4-5 Hz 4-6 Hz 12-20 Hz 20-25 Hz 200-300 Hz Bazı salınım kaynaklarının K değerleri şöyledir: Otomobil 4-15 Kamyon 4-18 Forklift 8-40 Lokomotif 6-12 Gemi 10-14 Helikopter 2-31 Pnömatik çekiç 6-22 Koruma amaçlı olarak salınım kaynağında önlenebilir. Örn. makineler esneyebilen zeminlere yerleştirilebilir. Salınımın iletilmesi otobüslerin şoför koltuklarındaki gibi engellenebilir. Vibrasyonu azaltan eldivenler gibi kişisel koruyucular kullanılabilir. Tozlar Tozlar ve duman sisle birlikte aerosolleri oluştururlar. Tozlar mekanik parçalanma ve savrulma nedeniyle havaya veya diğer gazlara dağılan katı parçacıklardır. Dumanlarda katı parçacıklar kimyasal ve termik süreçlerle çevreye karışmaktadır. Sislerde ise yabancı parçacıklar küçük tanecikler halinde dağılmışlardır. Tozlar uzun vadede fibrojen, duman ve sisler ise kimyasal-irritan ve kimyasal-toksik etkiler yaparlar. Aeresoller solunabilir özelliktedirler. 25-200 m büyüklüğündeki kaba tozlar burun mukozası üzerine, 25 m den küçük solunabilir tozlar trakeobronşiyal bölgeye ve 7 m den küçük tozlar alveollere yerleşebilirler. Toz lifleri özel bir partikül biçimidir. Uzunluğu 5 m den fazla, çapı 3 m den az ve
bunların oranı en az 3:1 e eşittir. Tozların organizmaya alınımı aerodinamik çapla ölçülebilir. Herhangi bir parçacığın aerodinamik çapı havada kendisiyle aynı düşme hızına sahip 1 g/cm 3 yoğunluğundaki bir kürenin çapına eşittir. Toplam solunabilir toz: İşçinin solunum yollarında yer alan toz miktarıdır. Burun-damak-gırtlak tozu: Vücudun temizleme mekanizmasıyla yutulabilir tozdur. Alveoler toz: Bronşiyoller ve alveollerde toplanan tozlardır. Bronkopulmonal temizleme mekanizmaları normal koşullarda solunan tozların % 90 ını elimine edebilirler. İş ortamındaki aerosollerin inhale edilmesi ve solunum yollarında çökmesi aerosolün bileşimine, fiziksel-kimyasal özelliklerine, ortamdaki yoğunluklarına, maruziyet süresine, hava akımının yönüne ve şiddetine bağlıdır. Toz ölçümü Toplam toz, emiş hızı 1,25 m/s olan cihaz tarafından toplanan tozdur. Toplanan toz bize Depolanan toplam toz Burun-damak-gırtlak tozu Trakeobronşiyal toz ve Alveoler toz (Aerodinamik çapı 5 m olan tozların % 50 sini tutan solunum sistemi bariyerlerini geçer. Aerodinamik çap ile bariyerleri geçebilme oranları şöyledir: 1.5 m - % 95, 3.5 m - % 75, 5.0 m - % 50, 7.1 m - % 0.) miktarları hakkında fikir verir. İnce tozun genel olarak izin verilen maximum konsantrasyonu 6 mg/m 3 tür. Eğer ortamdaki toz kanserojen, fibrojen, toksik ve allerjik özellikler taşımıyorsa bu limitin tutulması çok önemli değildir. Fibrojen tozların MAK ve ESD değerleri bir yıllık sürede değerlendirilir. Kuvars tozu için bu süre 5 yıldır. Diğer tozlar ve duman için günlük çalışma süresi dikkate alınır. Teknik koruma kapalı sistemlerde çalışma, tozu emecek havalandırma sistemlerinin tozun kaynağına mümkün olan en yakın mesafede kurulması, su kullanılması ve serbest havalandırmanın sağlanması biçimindedir. Kanserojen etkili tozların yerine başka maddelerin konması önerilir. Kişisel koruyucular tozun etki biçimine göre değişir. Eğer tozun ciltte irritan etkisi söz konusu ise koruyucu elbise giyilmelidir. Maske kullanılarak tozun solunması önlenebilir.
Gürültü Çevreden gelen uyarılar büyük oranda gözle değerlendirilir, ancak insanlararası iletişimde akustik kanal belirleyicidir. İş yaşamında makine ve insan arasındaki iletişim önemlidir. Görsel algıdan farklı olarak işitsel algı özel dikkat gerektirmez, bu nedenle bir uyarıcı sinyalin farkedilmemesi olasılığı bir uyarıcı levhanın görülmeme olasılığından daha düşüktür. Arızalar ve olağanüstü haller mümkün olduğunca işitsel uyaranlarla bildirilmelidir. Gürültü istenmeyen ya da sağlığı olumsuz etkileyen sestir. Bir yüksek volümlü sesin gürültü olup olmadığı yalnızca fiziksel parametrelerle değil çalışan kişinin kişisel özellikleriyle ve aktüel durum ile ilgilidir. Sesin etkisi akustik informasyonun algılanması ile sınırlı değildir, psikososyal, vejetatif ve aural yan etkilere de yol açabilir. Ses şu büyüklüklerle tanımlanır: Frekans (Hertz, Hz): Saniyedeki salınım sayısıdır, işitilebilen seslerin frekansı 16 ile 20 bin Hz arasındadır. Ses basıncı (Pascal, Pa; Bar): Bir yüzey birimine uygulanan kuvvettir. Ses şiddeti (Desibel, db): Sesin insan kulağında meydana getirdiği basıncın referans bir basınca oranının logaritmik ifadesidir, işitilebilen sesler 0 ile 140 db arasındadır. Mental kapasite çok düşük ses basınçlarında kısıtlanır, sesin şiddetinin artması ile artar, kişisel özelliklere göre değişebilen bir düzeyin üstünde tekrar düşmeye başlar. Maksimum verim ne gürültülü ortamda ne de çok sessiz ortamlarda sağlanabilir. 35 db in üzerinde psişik yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu değişken bir düzeydir, bazı insanlar kendilerini 100 db de bile rahatsız hissetmeyebilirler. Rahatsızlık hissi frekans, ses şiddeti, enformasyon içeriği ve süre gibi sesle ilgili parametreler yanında yaş gibi kişisel etmenlerden, gürültüye duyarlılık ve nörotizm gibi kişilik özelliklerinden, sağlık durumundan ve zihinsel ya da bedensel iş yapıyor olma durumundan etkilenir. İletişimi engelleyen düzey özellikle rahatsız edicidir. Bu nedenle zihinsel iş ve etkinliklerde 55 db aşılmamalıdır. Basit ve daha çok mekanik işlerin yapıldığı büro faaliyetlerinde 70 db aşılmamalı, diğer bütün işlerde 85 db üst limit olarak kabul edilmelidir. 85 db in üzerinde uyarı çağrı ve sinyalleri de anlaşılamayacağından kaza oluşumu kolaylaşabilecektir. Ortalama gürültünün 10 db üzerinde olmak kaydıyla periyodik olarak değişen seslerin algılanması daha kolaydır. Vejetatif bulguların ortaya çıkma sınırı 65-75 db arasında başlamaktadır. Periferik kan basıncının düşmesi ve pupillaların büyümesi gibi nonspesifik ergotrop reaksiyonlar subjektif olarak farkedilemez. Adaptasyon söz konusu değildir ve 100 db de sürekli etkinin daha büyük sağlık sorunlarına yol açabileceği akılda tutulmalıdır.
Yalnızca gürültüye bağlı tek nedenli hastalık oluşumu beklenmemekle birlikte bazı epidemiyolojik çalışmalar kronik gürültünün esansiyel hipertansiyon gibi multifaktöryel etkilenimli hastalıkların nedeni olabildiğini bildirmektedir. Işınlar Enerjinin hacimsel yayılımı ışın olarak adlandırılır. Frekansla artan ışının enerjisi elektronvolt (ev) birimiyle verilir. İyonizan olmayan ışınlar elektromanyetik dalgalardır. Frekanslarına/dalga boylarına göre ayrılırlar. İnsanlar üzerine yalnızca termik etkileri kesinlik kazanmıştır. Işıma yüzeyine (Watt/cm 2, J/cm 2 ) uygulanan enerjiden, ışıma yüzeyinin büyüklüğünden, etki derinliğinden, refleksiyondan, dokunun absorbe etme kapasitesinden, etki süresinden ve dalga boyundan etkilenir. Mikrodalgalar (1 m-1 mm, radar, radyo dalgası, kurutma işlemleri, mikrodalga fırınlar). Göz merceğinde değişimden sorumlu tutulurlar, etkileri kesin değildir. Kızılötesi (1 mm-780 nm, ısıtma ışınları). Yoğun bir uygulamada deride eritem oluşumu ve yanıklar oluşur. Özellikle göze uygulanımı risklidir. Retinada ödem oluşur. Retinada pigmentasyon artışına yol açar ve katarakt oluşumuna neden olur. Görünen ışık (400-780 nm). Optik informasyonun taşıyıcısıdır. Ayrıca vejetatif fonksiyonlar ve hormon dengesi üstüne yoğun bir stimülan etkisi vardır. Ultraviyole (200-400 nm, doğal kaynaklar: 280-320 UVB, yapay kaynaklar: 200-280 UVC). Deriye yoğun uygulama eritem oluşumuna yol açar (Güneş yanığı, kızarıklıkla birlikte dermatit, ödem, ağrı, kaşınma hissi, bazen bül oluşumu). Hiperkeratoz oluşumu ve artan pigmentasyon UV ışınlarının süren etkisinden korur. Daha da uzun süreli maruziyet ciltaltı bağ dokusunda telanjiyektazi, atrofi ve dejenerasyon meydana getirir. UV ışınların önemli etkilerinden biri de fotoallerjik reaksiyonlar ve fotosensibilizasyondur. Kimyasal maddelere karşı fotosensibilizasyon taşıma sırasında siklik hidrokarbonlarla (katran ürünleri) temas eden ve aynı zamanda UV ışınlarına maruz kalanlarda ortaya çıkar. Hiperkeratoz ardından neoplastik oluşumlar görülebilir. Fotoallerjik reaksiyonlar bazı ilaçların kullanımında da görülebilir. Akut değişiklikler kaynak sırasında oluşan kıvılcımlarla ve bazen de yüksekte yaşayanlarda şimşek çakması sonucu görülebilir. Lazer ışınları (200-1400 nm). Lazer ışınına bağlı zararlar kronik etkiler sonucu değildir, genellikle bir kaza sonucudur. İlk etkiler göz üzerinedir. Retinada tutulan bölgede kalıcı görme kaybına kadar giden lokal yangılar ve nedbe dokusu oluşur. Çok yoğun uygulamada derinin zarar görmesi de olasıdır.
Koruma önlemleri: Koruyucu gözlükler, koruyucu elbise ve koruyucu kremler kullanılır. Lazer ışınları ile çalışılan yerlerde direk etkiler kadar dolaylı etkilerden de korunmak için yansıtma özelliği olan araç ve yüzeylerden kaçınılmalıdır. İyonizan ışınlar Enerjiden zengin elektromanyetik dalgalı ve tanecikli ışınlardır. Maddenin içine girdiklerinde atom bileşiklerinden elektron çıkışına ve iyonların oluşumuna yol açarlar. Işın kümesi elde edilen iyon çiftlerinin belli bir sayısına denk düşen iyon dozu ile ölçülür (1 cm 3 lük havada 2 x 10 9 iyon çifti oluşturan ışın birimi 1 Coulomb/kg dır.). Işının erişim mesafesi elektronvolt olarak ölçülen ışının enerjisi ile doğru orantılıdır. Işının maddeye girmesi ile enerji salınır ve ışın o oranda zayıflar (ya da absorbe edilir). Absorbe olma ilk planda maddenin kütlesi ile ilgilidir. Bu nedenle perdeleme işinde ağır atom ağırlığına sahip maddeler kullanılır. Tehlike kaynakları tıp alanında röntgendiyagnostik merkezler ve ışın tedavileridir. Teknoloji alanında ise madde test etme ile enerji elde etme işleridir. İyonizan ışınlar daha çok dışarıdan organizma üzerine etki ederler. Radyoaktif maddeler inhalasyon, sindirim ve perkütan rezorbsiyon ile vücuda alınım sonrası içeriden de etki ederler. Bazı maddeler belli organlarda birikirler. İyonizan ışınların kalitatif etkisi makromoleküllerdeki daha çok indirekt, nadiren de direkt değişimlerle ortaya çıkar. İndirekt mekanizmada H 2O molekülünün bir parçası radikallere ve bu da makromoleküllere parçalanır ve ve DNA nın genetik informasyonu değişir. Hücresel fonksiyon bozuklukları, proliferasyon yeteneğinin kaybı ve lösemi, kemik sarkomları ve deri kanseri gibi malignomlar oluşur. Çabuk büyüyen, embriyonal ve genç dokular ışına özellikle duyarlıdır. Manifestasyona dek geçen latent süre onyıllara kadar sürebilir. Kantitatif etkiler fiziksel ve biyolojik parametrelerle ölçülür. Enerji dozu bir kütle birimince absorbe edilen ışın enerjisidir ve birimi Gray dir (Gy). Letal etkileri ancak yüksek dozlarda tüm vücut ışınlanması ile olanaklıdır. Kısmi vücut ışınlanması daha iyi tolere edilir. Hücrelerin tamir edilebilme özellikleri nedeniyle toplam dozun birçok tek doz şeklinde bölünmesi daha iyi bir prognoz sağlar. Geciktirme işleminde düşük ışın kümeleri uzun bir sürede organizma üzerine sürekli etki ederler. Işının erişim mesafesi ne kadar düşükse biyolojik etki o kadar güçlüdür. Tek tek ışın tiplerinin farklı biyolojik etkilerini dikkate almak için enerji dozları deneysel olarak elde edilmiş q faktörü ile çarpılırlar. Çarpım, ekivalan doz Sievert (Sv) birimi ile verilir. RBE (Rölatif Biyolojik Etki) Röntgen, Beta ve Gamma ışınları için yaklaşık 1, protonlar için (Hidrojen çekirdekleri) 10 ve alfa tanecikleri için (Helyum çekirdekleri) 20 dir.
Eşik değerler Tüm bir yaşam boyunca alınan ışın dozu yaklaşık 0.15 ile 0.30 Sv arasındadır. Tolerans dozu sürekli maruziyette sağlık sorunlarına yol açmayacak ışın dozudur. Işın dozu ve eşik değerler vücut dozları (Tam ve kısmi vücut dozları) olarak verilirler. Tüm vücut dozu: Tüm vücudun homojen ışınlanması sonrası kafa, vücut, üst ekstremiteler ve uyluk üzerindeki ekivalan doz ortalamasıdır. Kısmi vücut dozu: Bir vücut parçası ya da bir organ kütlesinin üzerindeki ekivalan doz ortalamasıdır. Vücut dozları farklı işlemlerle; Işın kaynağının ve kontaminasyonun özelliklerinden hesaplama ya da kestirim yoluyla, Mekan dozunun (belli bir yerde yumuşak doku için ölçülen ekivalan doz) ölçümüyle, Vücut aktivitesinin veya atıkların aktivitesinin ölçümüyle, Kişisel dozun (ışın maruziyeti için örnek olabilecek bir vücut bölgesindeki yumuşak doku ekivalan dozu) dozimetre ile ölçümüyle hesaplanırlar.