Mahallî / Folklorik Söylem



Benzer belgeler
Prof. Dr. Osman HORATA TDE 472 Eski Türk Edebiyatı Ders Notları

Divan Edebiyatının Önemli Şair ve Yazarları. HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.

Prof. Dr. Osman HORATA TDE 471 Eski Türk Edebiyatı Ders Notları

Nedim. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Edirne Çarşıları. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

İnci. Hoca DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ II (BENTLERLE KURULANLAR)

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

şeh-nişin: pencere çıkması, balkon ; âgûş: kucak ; dâye: dadı ; pîraye: süs

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

İnci Hoca YEDİ MEŞALECİLER

ÖZGEÇMİŞ. Yasemin ERTEK MORKOÇ

Savaş, kahramanlık ve vatan sevgisi gibi konuları destansı ve abartılı bir anlatımla işleyen şiirlerdir.

3. AHMET ÇEŞMESİ (İSTANBUL - SULTANAHMET MEYDANI)

İnci. Hoca DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ I (BEYİTLERLE KURULANLAR)

-Rubai nazım şekli denince akla gelen ilk sanatçı İranlı şair.. dır.

OSMANLI İMPARATORLUĞU GERİLEME DÖNEMİ ISLAHATLARI XVIII. YÜZYIL

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. Yayın Kataloğu

SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5

Şeytan Der ki Ey İnsan!..

TANZİMAT I. DÖNEM: ŞAİR VE YAZARLAR. * Şinasi *Ziya Paşa *Namık Kemal. * Ahmet Mithat Efendi *Şemsettin Sami

Müşterek Şiirler Divanı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım

İstanbul un 100 Hamamı

Aruzla şiire başlayan sanatçılar, Ziya Gökalp in etkisiyle sonradan hece ölçüsüyle yazmaya başlamışlardır.

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

HAYALİ, EFSANEVÎ VARLIKLAR VE İLİMLER

FECRİ-ATİ EDEBİYATI SANATÇILARI

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Bilim,Sevgi,Hoşgörü.

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

Yenişimdir Sözü Girişimdir Yönü İnsandır Özü:

OSMANLI ARAŞTIRMALARI

ŞANLIURFA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI. Konusu: Urfa Üzerine Yazılmış Şiir Seçkisi

XVIII. Yüzyıl. Tarihî, Sosyo-Kültürel Bağlam

-rr (-ratçi KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI: 961 HALDUN TANER. Mustafa MİYASOĞLU TÜRK BÜYÜKLERİ DİZİSİ : 98

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...7 KISALTMALAR GİRİŞ İran ve Türk Edebiyatlarında Husrev ü Şirin Hikâyesi BİRİNCİ BÖLÜM Âzerî nin Biyografisi...

Aşkı Yorgunluktan Koruyan ve Taze Tutan 6 Kural - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

[Kurban Duaları] (ondalık-sunu-sadaka üzerine)

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

CUMHURIYET DÖNEMINDE COŞKU VE HEYECANI DILE GETIREN METINLER (ŞIIR) Cumhuriyet Edebiyatında Şiir ve Soru Çözümü

50 MİMARİ I TAHİR AĞA TEKKESİ TAHİR AĞA TEKKESİ. Yazı ve Fotoğraf: İsmail Büyükseçgin /

GELENEKTEN SAPMALARIN KİTABI: OSMANLININ GÖRSEL ŞİİRLERİ

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ Gönderen admin - 31/01/ :14

Yusuf Ziya Ortaç ve Tiyatro Eserleri

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

BEŞİR AYVAZOĞLU NUN AŞK ESTETİĞİ KİTABI ÜZERİNE

KONSERLER ÇOCUK ETKİNLİKLERİ AÇIK HAVA SİNEMALARI

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİN AZİZ HATIRASINA

İLİ : GENEL TARİH : Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

temlerini işlediği şiirlerinden bazıları: Yol Düşüncesi, Sessiz Gemi, Rintlerin Akşamı, Ufuklar, Mehlika Sultan.

Ali Rıza Malkoç. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye

mef ûlü / mefâ îlü / mefâ îlü / fa ûlün

ÖZGEÇMİŞ. Kenan Erdoğan Unvanı. Adı Soyadı. Doçent Doğum Tarihi veyeri Yozgat 01 Mart 1963 Görev Yeri

13 MAYIS 2016 CUMA OSMANCIK BELEDİYESİ KÜLTÜR SALONU Çorum-Osmancık İlçesine Hareket AÇILIŞ KONUŞMALARI

TÜRK EDEBİYATI 10. SINIFLAR 17 Nisan 2015

Ana başa taç imiş. Her derde ilâç imiş. Bir evlât pîr olsa da. Anaya muhtaç imiş. seyin Nail Kubalı

13 MAYIS 2016 CUMA OSMANCIK BELEDİYESİ KÜLTÜR SALONU Çorum-Osmancık İlçesine Hareket AÇILIŞ KONUŞMALARI

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

İnci Hoca TANZİMAT EDEBİYATI I. DÖNEM

DTİK TÜRK GİRİŞİMCİLER KURULTAYI. Açış Konuşması. Ömer Cihad Vardan, DEİK Başkanı. 26 Mart 2016, İstanbul

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ TEMSİLCİLERİ - III

TÜRK İSLAM EDEBİYATI

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Yeni Osmanlılar Cemiyeti Kurucularından Mehmed Âyetullah Bey Dönem-İnsan-Eser

berekettir Recep Tayyip Erdoğan Gençlik Parkı nda Ramazan Özel Etkinlikleri ve Mahalle İftarları ile

Ramazan Alkış. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

HÜRRİYET İLKOKULU EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI

TÜRKİYE PEYZAJI (FAKÜLTE)

Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi İÇİNDEKİLER. Özkan CİĞA DİYÂRBEKİRLİ MEHMED SAÎD PAŞA NIN BİBLİYOGRAFYASI, ss.

MART AYI AYLIK BÜLTEN

PROF. DR. MESERRET DĐRĐÖZ

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Tarihi Siyesepol Köprüsü nün altı 38 YEDİKITA EYLÜL 2014

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ TEMSİLCİLERİ - I

GÜNLÜK (GÜNCE)

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

T.C. GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA PROJELERİ YÖNETİM BİRİMİ. Proje No: FEF.14.01

Mutluluk nedir? Kenan Kolday

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans. Edebiyat Fakültesi Y.Lisans - - -

Batı Karadeniz Gezi Programı Safranbolu, Kastamonu, Amasya, Samsun Kasım 2013

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU

VAK A-NÜVİS MEHMED RÂŞİD EFENDİ VE BİR TAZMİNİ. Dr.Halit Biltekin *

FOSSATİ'NİN "AYASOFYA" ALBÜMÜ

İÇİNDEKİLER ÖN SÖZ...9

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI ÖZEL SAYISI

Mehmet Akif Ersoy; Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın! Mısralarını şehitlerimize, gazilerimize, en

Şimdi noktalama işaretlerinin neler olduğunu ayrıntılarıyla görelim. Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda kullanılır.

ÖZGEÇMİŞ. II. (Link olarak verilecektir.)

İstanbul Boğaz Turları

Deniz Esemenli ile Üsküdar Turu 27 Ekim 2013, Pazar

Transkript:

Mahallî / Folklorik Söylem Başlangıçtan itibaren zaman zaman azalıp çoğalan bir çizgi hâlinde her dönemde varlığını hissettiren mahallî / folklorik üslup, 18. yüzyılın hâkim özelliklerinden biri hâline gelmiştir. Mahallîleşme, 15. asırda dilde atasözleri ve deyimlere yer verme şeklinde başlar, daha sonra halk şiiri nazım şekillerini kullanma, heceyle yazma ve yerli konulara yönelme şeklinde devam eder. Öncelikle biçimde başlayan bu yöneliş zamanla öze doğru gelişmiş, Sabit te bir tutku hâline gelen halk zevkinin dili ve hayat tarzıyla şiire taşınması, Nedim de güçlü ve zarif bir senteze ulaşmıştır. Nedim den sonra ise bu tarz, incelik ve zarafetten yoksunlaşmış, yer yer bayağılık seviyesine düşürülmüştür. Nedim in asıl takipçisi İzzet Ali Paşa dır. Vahîd, Neylî, İsmail Beliğ, Çelebizade Asım ve Seyyid Vehbî, az da olsa Nedim tarzında şiirler söylemişlerdir. Sünbülzade Vehbi ve Neyli ise Nabi ve Nedim arasında gidip gelen şairlerdir. Mahallîleşmeyi daha çok Sabit çizgisinde devam ettiren şairler ise, Taib, Hevayî, Kânî, Sürurî, Mehmed Emin Belîğ ve Enderunî Fazıl dır. Vahîd, çok sayıdaki şarkısı ve heceyle yazdığı şiirleriyle folklorik üslubun Nedim den sonra akla gelen ilk temsilcisidir. Reis-i şairan Tâib, gördüğü aksaklıkları, halkın çektikleri sıkıntıları; Mehmed Emin Belîğ, gurbet hayatında karşılaştığı zorlukları, çektiği sıkıntıları dile getirdikleri realist şiirleriyle tanınmıştır. Belîğ, gözlem ve mizah yeteneğini asıl Kefşger-nâme, Hammâm-name, Berber-nâme, Hayyat-nâme başlıklı müseddeslerinde göstermiştir. Enderunî Fazıl, günlük hayatı, incelik ve zarafetten yoksun sathi bir üslupla eserlerine aksettirmesiyle tanınmış, asıl kudretini mesnevilerinde göstermiştir. Mahallîleşme eğilimiyle birlikte heceyle yazılan şiirlerin sayısında önemli bir artış olmuştur. Daha önceki asırlarda Mealî (ö. 1511), Muradî (III. Murad) (ö. 1595), Usulî (ö. 1684) gibi şairlerden sonra, bu asırda Nedim, Vahid-i Mahtumî, Şeyh Galib ve Râzî (ö. 1740-41) heceyle şiir yazma geleneğini sürdürmüşlerdir. Diğer şairlerin heceyle yazdığı şiirlerin sayısı 10 u geçmezken; Vahid in heceyle yazdıkları şiirlerinin sayısı 30 un üzerindedir. Bu asırda âşık edebiyatı mensuplarının da aruzla şiir yazmaya başlamışlar, şiirlerini klasik estetiğin teşbih ve mecaz sistemine daha fazla açmışlardır. Bu, aynı kültürün ürünü bu edebiyat anlayışlarının birbirlerine daha da yakınlaşmasına sebep olmuştur.

NEDÎM (1681-1730) İstanbul da doğan ve medrese eğitimini aynı şehirde tamamlayan Nedim, devrin sadrazamları Şehit Ali Paşa ve Damad İbrahim sunduğu kasidelerle, meslek hayatında hızla yükselmiştir. Nedim, bir taraftan Bâkî de en güzel ifadesini bulan klasik üsluba, bir taraftan da içinde yaşadığı toplumun günlük konuşma diline ait deyişlerle yüklü folklorik üsluba açılan, bazen de Hint üslubundan gelen bediî söyleyişin imkânlarını yoklayan bir dil kullanmış; bunları zarif, özgün bir terkibe ulaştırmış, klasik edebiyatın zirve isimlerinden biridir. Kendini Bâkî nin mirasçısı sayan Nedim in üslubu, argonun tuzağına düşmeyen, günlük konuşma diline ait deyişlerle yüklü, nazik, kusursuz bir İstanbul Türkçesidir Nedim, dünyaya sıkı sıkıya bağlı, hayata zevk ve neşe gözüyle bakan, coşkun, ateşli, rint bir şairdir. Şiirlerinde Gülşenî tekkesi için yazdığı bir tarih kıtasının dışında, tarikat mensubu olduğunu gösteren bir husus yoktur. Bir gazelinde, konuşmasındaki tekrarların gönle hoş geldiğini söylemesi sebebiyle, dilinde hafif bir pelteklik olduğu ileri sürülmüştür. Nef î, Nâbî, Sabit tarzındaki ilk denemelerinden sonra, maddi hazlara düşkünlüğü sebebiyle Baki den itibaren işlenegelen dünyevi şiir tarzına yönelmiş, Lale Devri yle birlikte sanatını tamamıyla bu dönemin renkli dünyasına açmıştır. Kasidelerde, Nef î etkisi bariz bir şekilde kendini hissettirmektedir. Padişah ve sadrazam katında ulaştığı bu şöhretine karşılık, kendini sanat dünyasına kabul ettirmesi epeyce zaman almıştır. Şiirleri, çağdaşlarınca nev-zemin, taze-eda gibi yeniliği ve orijinalliğini belirten sıfatlarla nitelendirilmekle birlikte, klasik estetiğe uymaması sebebiyle sathi ve hafifmeşrep bulunarak alay konusu edilmiştir. Nedim, Necatî, Zatî, Bakî ve Şeyhülislam Yahya dan kendine doğru gelen çizgide cesurca ilerleyerek taklitten uzak, kendine has üslup sahibi olmayı başarmış bir şairdir. Nedim, neşeli, coşkun mizacıyla duygu ve hayallerini, yine yaşadığı çevrenin dilinin imkânlarını kullanarak ifade etmeye çalışmıştır. Eski edebiyatımızda, yaşadığı dönemle bu kadar bütünleşen başka bir şair yoktur. Şiirlerinde ne dinî-tasavvufi düşünceye, ne de annesinin ölümünün ardından yazdığı bir kıtası dışında acı ve kedere yer vermiştir. O, kaside ve gazelden önce şarabı tercih eder. Onun için şiir eğlencenin bir aracı gibidir. Nedîm, yeri geldikçe söyleyen, az fakat öz yazmaya çalışan titiz bir şairdir. Nedim in en önemli eseri Dîvânı dır. O, asıl şöhretini duygularını perdesizce ifade ettiği gazel ve şarkılarıyla sağlamıştır. Kasidelerinde de güzel söyleyişlere rastlanmakla birlikte, bunların çoğu hatır gereği yazılan, bir kısmı sadece methiyeden oluşan kısa şiirlerdir. Kasideleri, birkaçı dışında, Damat İbrahim Paşa ve III. Ahmed e sunulmuştur. 2 kasidesinde ise padişah ve sadrazam birlikte övülmüştür. Başkalarına sunduğu kasidelerde bile önce padişah ve sadrazamı övmüştür. Sadrazam ile padişahın, kendi ağızlarından birbirine methettirildiği bahariyye kasidesi, türünün orijinal örneklerinden biridir. Kasidelerinde bilhassa nesip bölümlerinde, günlük hayattan kesitler bir tiyatro ve film sahnesi gibi canlı bir şekilde aksettirilmiştir. III. Ahmet vasfında saraydaki bir bayramlaşma vesilesiyle yazdığı Iydıyye, Damat İbrahim Paşa için yazılan Hammâmiyye ve Ramazaniyye ise, anlatım tekniği, mekânı ve kişileriyle manzum bir hikâyeye

yaklaşmaktadır. İstanbul ve Sa dâbad kasideleri de gerçek hayattan alınan realist tasvirlerle yüklüdür. Kasidelerinde, mübalağalı ifadeler ve soyut, sübjektif ifadelerle yüklü külfetli söyleyişler yoktur. Fahriyeye yer vermemiştir. Devrin diğer şairleri gibi divanında çok sayıda tarih vardır. Tarihler, Lale Devri nin meşhur kasırları ve eğlence hayatından ziyade, devrin çeşme, sebil gibi imar faaliyetleri için yazılmıştır. Bunların çoğu sadrazam İbrahim Paşa eksenlidir. Diğer şairler gibi halk şiirine ilgisiz kalmamış, heceyle iki koşma yazmıştır. Bunların yanında, Çağatay Türkçesiyle kaleme aldığı Nevayî ye nazire gazeli ile bir kıtası vardır. Nedim in en güzel şiirleri, Sa dâbad ve Çırağan âlemlerindeki zevk ve eğlence hayatıyla, âşıkane ve rindane duygularını dile getirdiği gazel ve şarkılarıdır. Divanında biri heceyle yazılmış 33 şarkı vardır. Asrın Vahid den sonra en çok şarkı yazan şairidir. Hayata sıkı sıkıya bağlı, beşerî zevkler peşinde koşan bir aşk şairi olan Nedim, gazellerinde ve şarkılarında güzellere duyduğu sevgiyi, teklifsiz bir eda ile ifade etmiştir. Şiirlerine konu olan güzeller de hayatın içinden gelen gerçek tiplerdir. Nedim, aşk anlayışında olduğu gibi şiirine yaşadığı coğrafyayı ve hayatı dâhil eden bir şairdir. Nedim kadar İstanbul a aşk derecesinde bağlı başka bir şair yoktur. Onun İstanbul sevgisi saray ve eğlence meclisleri merkezlidir. Şiirlerinde, İstanbul eşsiz güzellikleri ile resmedilmiş, Lale Devri bütün coşkusuyla şiirlerinde ebedileşmiştir. Bunlar, eski şiir estetiğinde yeni olan unsurlardır. Onun şiirleri, Tanpınar ın belirttiği gibi minyatürden resme geçişi sembolize etmektedir. Nedim, şiirini kendi de temiz, akıcı, taze (yeni) gibi sıfatlarla niteleyerek, hızlı ve güzel koşan bir ata benzetmiştir. Üslubunun en önemli özelliği, zorakilik ve zorlamadan uzak, rahat, zarif ve tabii bir söyleyişe yaslanmasıdır. Sabit teki bayağılıklar ve soğuk nükteler onda yoktur. Bu özelliği sebebiyle, birçok şiiri bestelenmiştir. Nedim in şiir lügati pek zengin değildir. Atasözleri ve deyimler diğer şairlere oranla daha azdır. Dilindeki tabiilik ve güzellik kadar, hayallerindeki zenginlik ve incelik de dikkati çeker. Fakat hiçbir zaman tabiiliği tasannu ya feda etmez. Bakî nin şiirlerindeki sanat kaygısı onda yoktur. Eski şiirimizde anlamdan önce gelen ses, Nedim de daha belirgin bir şekilde ön plana çıkmıştır.. Nedim, ruhu devriyle bütünleşen ve devrin ruhunu gerek zevk, gerek dil, gerekse duyuş bakımından en iyi aksettiren bir klasiğimizdir. Diğer şairlerde, asırlarca bölük pörçük olarak görülen mahallî renkler, Nedim le birlikte muhteşem bir tabloya dönüşmüştür. O, devrinde üstat olarak kabul edilmemekle birlikte, yaşadığı zamandan itibaren Türk edebiyatını derinden etkilemiş, üstat bir şahsiyettir. Çelebizade Asım, Neyli, Raşit, İzzet Ali Paşa, Âtıf, Seyyid Vehbî gibi şairler, onun yeni bir çığır açtığını belirterek şiirlerini taklit etmişlerdir. Nedim, döneminde hâkim olan hareketsiz, külfetli üslup ile incelikten yoksun folklorik üslup arasında; coşkun lirizmi, canlı, hareketli üslubuyla şiirimizde açılan önemli bir parantez olarak kalmış, kendinden sonra bu tarz daha çok Sabit çizgisinde yer yer bayağılığa varan şuhanelik ve zarafetten yoksun mahallîlik olarak algılanmıştır.

NEDÎM Kasîde Berâ-yı Sitâyiş-i Sa d-âbâd (Sultan III.Ahmed ve Damad İbrahim Paşa için, Sadabad vasfında yazılmış çift methiye bölümü olan bir kasidedir. Nesib kısmında Sa dâbad tasviri vardır.) fâ ilâtün fâ ilâtün fâ ilâtün fâ ilün Bak Sıtanbulun şu Sa d-âbâd-ı nev-bünyânına Âdemin canlar katar âb u havâsı cânına bünyân:yapı, bina; nev-bünyân: yeni yapılmış Sa dâbâd: A.F. (sa d-abad): Uğuru bol olan yer demektir. III. Ahmed döneminde, İstanbul da Kâğıthane deresinin Haliç e aktığı yerde inşa edilen sarayın ve semtin adıdır. Kâğıthane, fetihten itibaren tabiî güzellikleriyle, zevk ve sefa erbabının rağbetini çeken eğlence yerlerinden biriydi (bk.latifî). Evliya Çelebi, XVII. Yüzyılda, burada çadırların kurulduğunu ve çeşitli oyunların tertip edildiğini anlatır. 1718 den sonra ise, Kâğıthane de yeni bir dönem başlar. Bu tarihlerde, III. Ahmed ve veziri aynı zamanda damadı Nevşehirli İbrahim Paşa nın gayretleriyle, Kâğıthane merkez olmak üzere İstanbul un her tarafında bir imar ve güzelleştirme faaliyeti başlatıldı. Önce, Kâgıthane Deresinin yatağı genişletilerek iki tarafı mermer rıhtımlar içine alındı. Derenin etrafında küçük kanallar, gölcükler, fıskıyeler üzerinde de çağlayanlar oluşturuldu. Nehrin kenarlarına sütunlar dikilerek kasr-ı hümâyun inşa edildi. Baruthaneye kadar, yolun kenarlarına saray erkânı için köşkler yapıldı. Bunlara Kasr-ı neşât, Çeşme-i nûr, Hurrem-âbâd, Cedvel-i sîm gibi isimler verildi. Bütün bunlar, İbrahim Paşa nın gayretleriyle iki ay gibi kısa bir sürede tamamlandı. Sa dâbâd ın açılışı, 27 şevval ll34 / 31 Temmuz 1722 de III. Ahmed in katıldığı muhteşem bir törenle gerçekleştirildi. Sa dâbâd, bu tarihten itibaren l730 a kadar, devlet erkânının, şairlerin ve zevk erbabının toplandıkları bir mekân oldu. Padişah, ilkbaharı bu köşkte geçirir ve sık sık devlet büyüklerine, yabancı elçilere ziyafetler verirdi. İlkbaharla birlikte başlayan eğlenceler, geceleri helva sohbetleri ve çerâgân eğlenceleriyle sabahlara kadar devam ederdi. Tarihte Lâle devri olarak adlandırılan bu dönem, Nedîm in dilinden en güzel bir şekilde yankılandı. Bu eğlencelerde, ney ve tambur sedaları arasında Nedim in gazelleri okunurdu. Sa dâbâd ın bu görkemi, l730 daki Patrona Halil isyanıyla sona erdi. İsyan sırasında tam bir harabeye döndü. 1740 da Sultan Mahmud yeniden tamir ettirdi. Cumhuriyet döneminde bir süre askerî amaçla kullanıldı; 1941 de ise tamamen ortadan kaldırıldı. İstanbul un yeni yapılmış şu Sa dâbâd köşküne bak! Suyu ve havası, insanın canına can katar. Bak: Nida; Sitanbul-Sadabad, ab-heva : Tenasüp Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin Püşt-i pâ urmakdasın İrânına Turânına püşt: taban, sırt, püşt-i pâ: taban Ey sabah rüzgârı! Bunca zamandır dünyanın İran ında da, Turan ında da taban vurmaktasın (gezmektesin); Bu zamana kadar bunun benzeri bir (şehir) gördün mü?

Turân, İran Mitolojisindeki Feridun şahın uç oğlundan biri olan Tûr dan gelmektedir. Şah, dünyayı oğulları arasında paylaştırır. Türklerin oturduğu Orta Asya yı da Tûr a bırakır. Turan buradan gelmektedir. Şair, İstanbul un ne İran da ne de Turan ülkesinde benzerinin olmadığını anlatıyor. İstifham, teşhis (Ey saba), nida, kinaye (püşt-i pâ) ve tenasüp (İran-Turan) Ey felek insâf ey mihr-i cihân-ârâ aman Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına Ey gök kubbesi, ey dünyayı süsleyen güneş! İnsaf, bir benzeri daha varsa, getirsinler yanına koysunlar da görelim. mihr-i cihân-ârâ: dünyayı süsleyen güneş. Nazîr: benzer Şair, bütün dünyayı dolaşan (gören) güneş, felek ve sabah rüzgarına seslenerek, onlardan İstanbul un benzeri bir şehir olup olmadığını sormaktadır. Nida, teşhis. Ben de bilmem böyle rûh-efzâlığın aslın meger Hızr tohm-ı ömr-i câvid ekdi nahlistânına rûh-efzâ: ruh arttıran, gönlü ferahlatan câvîd: ebedî Bu (güzel şehrin), gönülleri bu kadar ferahlatmasının sebebini ben de bilmiyorum. Yoksa, onun bahçesine ölümsüzlük tohumu mu ekti? İstanbul un toprağının, suyunun insana hayat vermesi, Hızr ın ölümsüzlük tohumu ekmesine bağlanmaktadır (hüsn-i ta lil). Ömür bir tohuma benzetilmektedir (teşbih-i beliğ). 5 Hey ne feyz-i câvidandır kim olur serv-i sehî Sürseler bir katre âbın nâvekin peykânına Bu nasıl hayat (ebedîlik) bereketidir (feyzidir)? Bur damla suyu, okun ucuna sürseler, ondan düpdüzgün bir servi olur. İstanbul un farklılığı anlatılmaya devam edilmektedir. Onun bir damla suyu, bir oku bile uzun bir servi haline getirmektedir (Mübalağa). İstifham ve tenasüp (navek-peykan, abservi-feyz) Şöyledir sahnındaki cûş u hurûş-ı nev-bahâr Kim erişmişdir telâtum âsman eyvânına cûş u hurûş: coşma ve gürültü (İstanbul)da, İlkbaharın coşkusu öyle (büyüktür ki), dalgaları bile gök kubbeye kadar çıkar. İstanbul un baharla gelen güzellikleri öylesine coşkuludur ki, dalgaları bile göklere kadar yükselir (Mübalağa). Cuş-huruş,telatum: tenasüp Hey ne hâletdir ki dûdun sünbül-i sîr-âb eder Uğrasa bâd-ı sabâsı dûzahın nîrânına sîr-âb: suya kanmış ; dûd: duman, dûzah: cehennem, nîrân: ateşler Bu ne hâldir? Tan yeli cehennem ateşine uğrasa dumanını suya kanmış taze sünbül hâline getirir.

Mübalağalı ifadelerle, İstanbul daki baharın güzelliği, farklılığı anlatılmaya devam edilmektedir. Onda esen sabah rüzgarı, cehennem ateşinin dumanını bile sünbüle döndürür (mübalağa). Dumanla sünbül arasında şekil ve renk bakımından ilgi kurulmaktadır. İstifham; tenasüp (sünbül- dûd; duzah- niran) Turfa reng-â-reng âheng eylemiş sahrâyı pür Kûh ses verdikçe şeydâ bülbülün efgânına Dağlar, çılgın bülbülün feryatlarına ses (karşılık) verdikçe, ovayı görülmemiş, çeşit çeşit nağmeler kaplar. Bülbülün nağmeleri dağlarda yankılandıkça, ovalar duyulmadık nağmelerle dolar. İstanbul daki baharın coşkusuna bülbüllerin de katıldıklarını, her zamankinden daha güzel nağmeler çıkardıkları anlatılmaktadır. Sabr u tâkatsız çıkup bir gül dahı peydâ eder Hande sığmaz goncenin zîrâ leb-i handânına Goncanın gülen dudağına gülücük sığmadığı için, sabrı tükenir, dayanamaz bir gül daha çıkarır. Gonca bile, bu coşku karşısında dayanamaz, ona ortak olmak için bir gül daha açar (dayanamayıp bir kahkaha atar). Teşhis, tenasüp (gül, leb, gonce) 10 Arşa dek çıkmakda mânend-i du â-yı müstecâb Uğrayan âb-ı musaffâ râh-ı şâdırvânına mânend: eş, benzer; musaffa: saf, temiz. Şadırvanın yoluna uğrayan tertemiz su, kabul edilen dualar gibi arşa kadar yükselir. Şadırvan (aslı şadurvan), genellikle cami avlularında bulunan içinde su bulunan, çok musluklu yapıdır. İnsanların bu su ile abdest alıp ettikleri dua, nasıl Allah a kadar ulaşırsa; İstanbul un tertemiz suyu da şudırvana uğradığında dularla birlikte göklere kadar çıkar. Mübalağa, kişileştirme ve tenasüp (arş, dua; ab, şadırvan) Sizde böyle müşk olur mu deyü hâkinden birâz Âh göndersem sabâyile Hoten hâkânına Onun toprağından birazcık, sizde böyle misk olur mu diye, Huten hakanına bir gönderebilsem. Cedvel-i Sîm içre âdem binse bir zevrâkçeye İstese mümkin varılmak cennetin tâ yanına Cedvel-i sîm içinde insan küçük bir kayığa binse, istese Cennet in ta yanına kadar varabilir. Cedvel-i sîm: Gümüş cetvel. Kâğıthane de yapılmış bir su kanalının adıdır. Olsa ger kasrındaki nakş u nigâra bir şebîh Anı yazmaz mıydı Gaffârî Nigâristânına (Sadabad) ın, köşklerindeki süslere bir benzer olsaydı, Gaffarî onu Nigâristan adındaki eserine yazmaz mıydı? Gaffarî, eski hikâyeleri topladığı Nigâristan adlı eseriyle tanınan bir kadıdır.

Olsa Kisrâlar zamânında ya Firdevsî anı Eylemez miydi şeref Şehnâme nin unvânına (Sadabad), büyük İran şahları zamanında olsaydı; Firdevsî onu Şehname sinde anlatmaz mıydı? Kisrâ, husrev (padişah,şah) in Arapça söylenişidir. 15 Gûş kıl ey rûh-ı Kâvûs ey revân-ı Cem işit Ben kapılmam ehl-i târikin sühan-sencânına Ey Kâvus un ruhu kulak ver, ey Cemşid in ruhu işit! Ben söylenmiş sözlerine inanmam. Kâvûs ve Cemşid, İran şahlarıdır. tarihçilerin düşünerek İkiniz de olmamış mâlik ana aldım haber Çarh-ı pîrin and verdim dînine îmânına İkinizin de, (Sadabad gibi bir köşke) sahip olmadığnı, yaşlı feleğe dinine imanına yemin ettirerek öğrendim. Derseniz kim çarh-ı pîre yok yere verdin kasem Kim o bî-îmandır anun kim bakar eymânına Şimdi siz, yaşlı feleğe boş yere yemin ettirdin, o imansızdır, onun yeminlerine kim inanır dersiniz. Vaktinizde çarh âmennâ ki bi-îman idi Ehl-i dil makrûn idi endûh-ı bî-pâyânına Kabul, sizin zamanınızda felek imansızdı; gönül ehli insanlar onun sınırsız sıkıntılarını çekiyordu. (Girizgah) Şimdi ammâ ehl-perverdir müselmândır tamâm Olalı mahkûm Sultân Ahmedin fermânına Fakat şimdi, Sultan Ahmed in fermanına boyun eğdiğinden beri, Müslüman olmuştur, ehil insanları korumaktadır (Methiye) 20 Şehriyâr-ı şer -perver pâdişâh-ı din-penâh Kim erişmez dest-i Husrev dâmen-i derbânına Dinin besleyicisi ve koruyucusu (olan padişaha), Husrev in eli onun kapıcısının eteğine bile erişemez. Zûr-ı bâzû-yı celâdet kuvvet-i kalb-i zafer Kâflar tâkat getirmez hamle-i şîrânına

Yiğitçe bir güce ve zaferin kalbinin attığı kuvvete sahip (zafere inanmış) (bir padişah. Onun arslan (gibi korkusuz askerlerine) Kaf Dağları bile engel olamaz. ( ) 45 Elde hâmem zabt olunmaz yohsa mümkin mi vusûl Lâyıkınca vasf-ı zât-ı pâkinin pâyânına Elimde kalemimi tutamıyorum yoksa senin tertemiz zatının özelliklerini layıkınca anlatıp bitirebilmek mümkün müdür? Bir gazel tarh edeyim bâri ki kalsın yâdgâr Sahn-ı Sad-âbâdda İstanbulun hûbânına Bari bir gazel söyleyeyim de Sadabad daki İstanbul güzellerine armağan kalsın. (Tegazzül) El yusun candan düşenler pençe-i müjgânına Tel takınsın dûş olanlar kâkül-i pîçânına Kirpiklerinin pençesine düşenler, canlarından vazgeçsinler. Senin kıvrım kıvrım saçlarına düşenler sevinçlerinden tel takıp oynasınlar. ( ) 57 Zûr-ı satvet şöyledir eyler girîbâniyle bir Girse kûhun dâmeni ser-pençe-i fermânına O kadar cesaretli, atılgandır ki, dağın eteği bile fermanının pençesine bir girse yakası gibi paramparça eder. Ya ni İbrâhîm Pâşâ-yı Felâtun-re y kim Hızr erişdi lûtfu çok bî-çârenin dermânına O Eflatun gibi fikir adamı olan İbrahim Paşa nin iyilikleri, pek çok çaresizin yardımına Hızır gibi yetişti. ( ) (Dua) Şâd-kâm olsun safâlarla hemîşe hâtırın Bin sürûr âmâde olsun vaktinin bir ânına Gönlün daima mutlulukla şad olsun. Ömrünün her anına binlerce sevinç hazır olsun. 75 Gâh sâhil-hânelerde gâh Sa d-âbâdda Sen safâ kıl düşmenin endûh geçsin cânına

Bazen sahildeki köşklerde, bazen Sadabad sarayında, sen zevk u sefa kıl. Düşmanların ise üzülsünler. Sen otur ikbâl ile taht-ı şehenşâhîde şâd Mülkler olsun müsahhar askerin şîrânına Sen, zenginlik ve heybetle padişahlık makamında otur. Bütün ülkeler askerlerinin aslanlarına boyun eğsin.