BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 11. DÖNEM

Benzer belgeler
BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 7. DÖNEM

DUYGU ODAKLI ÇİFT TERAPİSİ

Yetişkin Psikopatolojisi. Doç. Dr. Mehmet Akif Ersoy Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bornova İZMİR

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

BİRİNCİ BASAMAKDA PSİKİYATRİ NURAY ATASOY ZKÜ TIP FAKÜLTESİ AD

Şimdi olayı şöyle düşünün. Temel ile Dursun iddiaya giriyor. Temel diyor ki

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Hastalarla Ortaklık. Dikkat Eksikliği Sendromu. ESOGÜ Tıp Fak. Psikiyatri A.D. Dr.Ş.Soner ÖZDEMİR

UYGULAMALI SOSYAL PSİKOLOJİ (Baron, Byrne ve Suls, 1989; Bilgin, 1999) PSİ354 - Prof.Dr. Hacer HARLAK

:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

TRSM de Rehabilitasyonun

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 7. DÖNEM

Dersin adı: Elektif (Çocuk Psikiyatrisi) Görüşme Saatleri: Salı:14:00-15:00

PSİKOLOJİK BOZUKLUKLAR. PSİ154 - PSİ162 Doç.Dr. Hacer HARLAK

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül :41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül :10

Psikoloji Doktoru Ve Psikiyatristin Farkı

Böbrek Hastalıklarında Yaşanan Ruhsal Sıkıntılar; Yaşamı Nasıl Güzelleştirebiliriz? Prof.Dr.Oğuz Karamustafalıoğlu Üsküdar Üniversitesi

İçerik. Duygunun Tanımı Bileşenleri Sınıflandırması Duyguların ifadesi Duygular ve psikosomatik bozukluklar Duygusal Zeka testi

ÜNİTE II: PSİKİYATRİ HEMŞİRELİĞİNDE TEMEL KAVRAMLAR VE UYGULAMA STANDARTLARI

PSİKİYATRİDE KÜLTÜREL FORMÜLASYON. Prof. Dr. Can Cimilli DEÜTF Psikiyatri AD

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü

KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON. Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem.

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

RORSCHACH TESTİ GENEL BİLGİ EĞİTİMİN AMACI EĞİTİMİN YARARLARI EĞİTİM PROGRAMI

Konu: Davranışın Nörokimyası. Amaç: Bu dersin sonunda öğrenciler davranışın biyokimyasal mekanizmalarını öğreneceklerdir. Öğrenim hedefleri:

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

GELİŞİMSEL NÖROBİYOLOJİ VE BAĞLANMA KURAMI. Dr. Allan N. SCHORE

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

5. SINIF 4.GRUP 4. KURUL RUH SAĞLIĞI, TIP ETİĞİ, TIP HUKUKU, ADLİ TIP, KLİNİK FARMAKOLOJİ

Temiz üretimin altı çizilmeli ve algılanması sağlanmalıdır

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

Danışman Olarak Hemşire

RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER

EK-2 CUMHURĠYET ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ PSĠKĠYATRĠ ANABĠLĠM DALI DERS BĠLGĠLERĠ FORMU

Bilinen hikayedir. Adamın biri, akıl hastanesinin parmaklıklarına yaklaşmış. İçeride gördüğü deliye:

ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ. Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

Son 2 yıl içinde ilaç endüstrisiyle kongre sponsorluğu dışında bağlantım olmamıştır.

ÜNİTE PSİKOLOJİ İÇİNDEKİLER HEDEFLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I

Prof.Dr. Hatice ÖZYILDIZ GÜZ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikiyatri ABD

Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Güz Dönemi

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PSİKİYATRİ ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DÖNEM V PSİKİYATRİ STAJ DERS PROGRAMI

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı

Blogger bunu uyguluyor!

İstismar olgularında adli uygulamada yaşanan güçlükler. Doç. Dr. Ayten ERDOĞAN Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi AD

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

TABURCUYUZ, YA SONRASI?

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR!

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

İşte sağ kolu, sol kola diken cerrah Dr. Bülent Özçelik

Ruhsal Travma Değerlendirme Formu. APHB protokolü çerçevesinde Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından hazırlanmıştır

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğuyla (DEHB) Nasıl Başa Çıkabilirim?

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

(PAT) ROSENHAN DENEYİ

Evliliğin Yazısız Kuralları!..

14. ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ KONGRESİ

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ŞİZOFRENİ HASTALARINDA TIBBİ(FİZİKSEL) HASTALIK EŞ TANILARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Yaşam Boyu Sosyalleşme

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 12. DÖNEM

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

DANIŞMANLIK TEDBİRİ UYGULAMALARI ÇOCUK TANIMA FORMU

Meme Sağlığı Merkezi

NEJAT İŞLER İSTANBUL'A SEVK EDİLDİ

Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6

İNGİLTERE DEKİ DOKTORLAR UYDURUYORSUN DEDİĞİ HASTAYI, TÜRK DOKTOR TEDAVİ ETTİ

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

Rehabilitasyonda Sanatın Kullanımı. Doç.Dr.Aslı Sarandöl Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD

HAREKETLİ ÇOCUK DOÇ. DR.AYLİN ÖZBEK DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK PSİKİYATRİSİ AD. ÖĞRETİM ÜYESİ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙ ΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2006

Araş.Gör. Dr. Meltem Yanaş ESOGÜTIPFAK PSİKİYATRİ ABD

MIT OpenCourseWare Ekonomide İstatistiksel Yöntemlere Giriş Bahar 2009

Pazartesi İzmir Basın Gündemi

ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme

Su Çiçeği. Suçiçeği Nedir?

Yaz l Bas n n Gelece i

Serkan Ertem.

SINIRLARIMIZ SINIRLARINIZ SERT Mİ, YUMUŞAK MI?

KLİNİK PSİKOLOJİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

ERGENLERDE İNTERNET BAĞIMLILIĞI

Palyatif Bakım Hastalarında Sık Gözlenen Ruhsal Hastalıklar ve Tedavi Yaklaşımları

5. SINIF 4.GRUP 4. KURUL RUH SAĞLIĞI, TIP ETİĞİ, TIP HUKUKU, ADLİ TIP, KLİNİK FARMAKOLOJİ

kullanımınızda şifrenizi değiştirmeniz nedenle şifrenizi kimseye vermeyiniz.

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Transkript:

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 11. DÖNEM EYLÜL DERS NOTLARI Editör Dr. Tahir ÖZAKKAŞ i

Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları: 152 Bütüncül Psikoterapi 11. Dönem Eylül 2012 Ders Notları ISBN 978-605-4817-33-7 Copyright Psikoterapi Enstitüsü Tüm hakları saklıdır. Yayıncının izni olmaksızın tümüyle veya kısmen yayımlanamaz, kısmen de olsa çoğaltılamaz ve elektronik ortamlarda yayımlanamaz. Birinci baskı: Eylül 2014 Editör: Tahir Özakkaş Yayıma hazırlayan: Sevgi Akkoyun Katkıda Bulunanlar: Nuh Aktekin, Emin Komşal Baskı: Acar Matbaacılık Prom. ve Yayın. San. ve Tic. Ltd. Şti. Litros Yolu Fatih Sanayi Sitesi No:12/243 Zeytinburnu - İstanbul Tel: 0212 613 40 41 PSİKOTERAPİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM ARAŞTIRMA SAĞLIK ORGANİZASYON VE DANIŞMANLIK LTD. ŞTİ. Eğitim ve Kongre Merkezi: Fatih Sultan Mehmet Cad. No:285 Darıca-KOCAELİ Tel : 0262 653 6699 Fax : 0262 653 5345 Merkez: Bağdat Caddesi No: 540/8 Bostancı-İSTANBUL / TÜRKİYE Tel : 0216 464 3119 Fax : 0216 464 3102 www.psikoterapi.com - www.psikoterapi.org - www.hipnoz.com ii

SUNUŞ nsanlık tarihi boyunca, her toplumda psikolojik rahatsızlıkları İ tedavi etmeye yönelik girişimler olmuştur. Bu alanda yapılan girişimler sonucu ortaya çıkan pek çok farklı ekolün savunucuları, kendi ekollerini yüceltme ve diğer ekolleri küçümseyerek ötekileştirme yoluna gitmiştir. Ancak buna rağmen farklı yaklaşımlardan bilgiler edinerek kuramını zenginleştirmeye ve bu alanda çalışmalar yapmaya başlayan öncü terapistler, psikoterapide bütünleşmeyi sağlayarak alandaki bölünmeleri büyük oranda azaltmıştır. Bütüncül psikoterapi, hastanın bilişlerinin, davranışlarının, kişiliğinin ve duygusal süreçlerinin yeniden düzenlemesine yardımcı olmak için pek çok farklı ekolden faydalanarak daha gerçekçi, uyumlu ve esnek bir çalışma alanı sunar. Eğitimini verdiğimiz bütüncül psikoterapi, zamanzaman eklektik ve asimilatif, genellikle de entegratif ve ortak faktörler üzerine kurulmuş bütüncül bir yaklaşımı içerir. Bireye, teori odaklı değil danışan odaklı bakmaya çalışan bütüncül psikoterapiler, farklı yaklaşımların bileşenlerini bir araya getirerek terapisti geniş bir vizyona ulaştırır. Bu amaçtan yola çıkarak, çeşitli bilimsel etkinlik, araştırma, eğitim ve yayın çalışmalarıyla, ülkemizde bütüncül psikoterapi uygulamalarının gelişimine öncülük etmekten gurur duyuyoruz. Elinizdeki bu ders notları, ruhsal bozuklukların tedavisinde tek bir psikoterapi yaklaşımına bağlı kalmaktansa elindeki veriyi kullanarak uygulanabilecek en iyi tekniği ve teoriyi arayan bütüncül yaklaşımlı terapistler yetiştirme adına verilen Bütüncül Psikoterapi Teorik iii

Eğitimi 11. Grubunun eylül ayı deşifrelerini sunmaktadır. Bu ders notları, eğitim deşifresinin derlemesi olma özelliğiyle dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yayın niteliği de taşımaktadır. Bu ders notlarında DSM, anksiyete bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluk, somatoform bozuklukları ve dissosiyatif bozukluklar ve cinsel işlev bozuklukları konuları ele alınmaktadır. Bütüncül psikoterapiler de insanın ruhsal yapısının gelişiminde olduğu gibi zamanla özerkleşecek, bireyselleşecek ve ayrışarak psikoterapi ruhunu ayakta tutacaktır. Psikoterapi uygulayıcıları için önemli olduğunu düşündüğümüz bu eğitim ders notlarını, sizlerin ilgisine sunmaktan kıvanç duymaktayız. Keyifli okumalar dileriz Tahir ÖZAKKAŞ Psikoterapi Enstitüsü Başkanı iv

İ Ç İ N D E K İ L E R EYLÜL 2012 1. GÜN 1 DSM VE ICD GENEL GİRİŞ... 3 2 DSM DE ÇOKLU EKSEN DEĞERLENDİRİLMESİ... 36 3 BEBEKLİK, ÇOCUKLUK YA DA ERGENLİK DÖNEMİNDE TANISI KONAN BOZUKLUKLAR... 90 4 ANKSİYETE BOZUKLUKLARINA GİRİŞ... 130 EYLÜL 2012 2. GÜN 5 ANKSİYETE BOZUKLUKLARI... 161 6 ANKSİYETE BOZUKLUKLARI (Devam)... 196 7 OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK... 240 8 OKB VAKA ANALİZİ... 276 EYLÜL 2012 3. GÜN 9 AKUT STRES BOZUKLUĞU... 295 10 YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU... 323 11 SOMATOFORM BOZUKLUKLARI ve DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR... 373 12 CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI... 403 D İ Z İ N... 437 v

Eylül 2012 1. GÜN

1 DSM VE ICD GENEL GİRİŞ T ahir Özakkaş: Biz buraya ne için geldik, ne yapıyoruz? Biz buraya birtakım rahatsızlıkları konuşarak o rahatsızlıkları giderici sonuca ulaşmak için bir prosedür öğrenmeye geldik. Hata yapmamak için kelimeleri seçerek kullanıyorum. Burada bir, konuşma kelimesi (altı çizilecek olan kelime); bir de rahatsızlık kelimesi altı çizilecek kelimedir. İnsanlar birtakım rahatsızlıklar yaşıyorlar. Bu rahatsızlıkları, sadece konuşarak ya da konuşmayarak diğer insanların bu rahatsızlıkları gidermesine aracı olma yöntemlerini öğrenmeye geldik. Burada temel kelime rahatsızlık kelimesi, ikinci kelimede konuşma veya konuşmama idi. Bunun prosederünü öğrenecektik. Rahatsızlık kelimesi üzerine bilim adamları o kadar durmuşlar ki, o kadar kafa yormuşlar ki, bu rahatsızlık nedir diye. Demişler ki bir insan sağlıklı bir şekilde annesinden doğduğunda, genleri ve kromozomlarıyla bir vücut meydana getirir. Bu vücut çevresel etkileşimle, kritik dönemeçlerde vitaminini aldığında, gıdasını aldığında, proteinini aldığında yavaş yavaş gelişir. Embriyonun anne rahminde geliştiği gibi; yürümesi, konuşması vs. İşte bu süreçte, genetik olarak getirdiği malzemeler veya çevreden almış olduğu bir takım etkilerin sonucunda organizmada sebebi, gelişmesi ve sonucu belli olan bir takım sıkıntılar çıkar. Sebebi belli, gelişimi belli, sonucu belli olan bu tip tablolara hastalık ismi veriliyor, rahatsızlık denmiyor artık, hastalık deniyor.

İşte bu hastalıkların bir kısmı, tıp adamları tarafından düzeltilip tedavi edilebilirken bir kısmına da bu günkü tıpla hiçbir şey yapılamıyor. Sadece bugünkü tıpla o insanın o rahatsızlığına bağlı çıkan birtakım huzursuzluklarını, sıkıntılarını ortadan geçici olarak kaldırıcı tedbirler alınabiliyor. Mesela kromozom bozuklukları olarak doğan mentalretarde bir çocuğa, zihin geriliği olan bir çocuğa tıp bir şey yapamıyor. Ama bu çocuğu gelişim süreci içerisinde, ölçülen zekâ durumuna göre neler yapabileceği, eğitimle, sosyal destekle neler (yapılacağı belirlenir). En azından kişisel bakımını yapabiliyor mu? Çişini ve kakasını tuvalete yapıp temizliğini yapabilir mi? Yemeğini kendi başına yiyebilir mi? Elbisesini kendi başına giyebilir mi? Ömür boyu bakıma muhtaç olan bu çocuğun, bu insanın 30, 40., 70 li yaşta bir açıdan kendini ayakta tutması (gerekiyor), ama yaşamı sürdürmesi mümkün değil. Sosyal devlet olarak devlet bakım verecek veya onun ailesi ona bakım verecek. Şimdi böyle bir yapı içerisinde genetik olarak getirilmiş olan rahatsızlık, sebebi belli, kromozom anomalisi belli, gelişim bozukluğu belli ve sonuçları belli. İkinci tür hastalıklarda genetik veya sonradan ortaya çıkan bir patolojiye bağlı olarak insan vücudunda rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bunun en basiti beta hemoroit stereoskopik dediğimiz ortamda bolca bulunan bir mikroorganizma var. Binlerce, yüzbinlerce mikroorganizmadan bir tanesi. Bu beta hemoroit stereoskopik insanları pek severler. Biliyorsunuz bu mikroorganizmalar, bakteriler, virüsler, mantarlar, böcekler ya da parazitler dediğimiz (bu türler) dört alt grupta incelenebilir. Mantarlar biraz daha iri bir yapıdadır, bakteriler ondan biraz küçük, virüs ondan çok çok küçüktür. Virüsün bir diğer daha küçük türü de bakteriyofaj dediğimiz bir yapısı vardır. Bu sistemin içerisinde, bu küçücük gözle görülmeyen mikroskop altında anca seçilebilen varlıklar geliyor dolanıyor benim boğazıma giriyorlar. Orada milyonlarca ürüyorlar. Şuanda da hepimizde var hemen hemen fakat vücudumuzun onları durdurucu denge sistemleri ki biz buna bağışıklık sistemi diyoruz. Dengeniz bozulduğunda, aşırı yorgun olduğunuzda, mikroorganizmalar ortamda çok fazlaysa, vücudunuzun direnci düşükse, yeteri kadar vitamin almamışsanız o mikroorganizmalar etraftaki koruyucu mikroorganizmaları yok ediyor ve gelip bizim ba- 4 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

demciğimize oturuyor. Bademciklerimize oturdukları zaman orada tonsilit dediğimiz, kriptik anjin dediğimiz bir hastalığa neden oluyor. O da iltihap yapıyor ve oralar şişiyor. Bademcik dediğimiz bölge lenf düğümlerinin, lenflerin olduğu, mikroorganizmalar vücuda yayılmasın diye o mikroorganizmalar tutmak için öncü karakollardır. Vücudumuzda bu tip karakollar var, en büyük karakolda ağzımızın içerisinde, boğazımızın sağ ve sol tarafında iki tane en büyük sıvı karakolu. Vücuda organizmalar gelirken orada tutulsun ve bu organizmalar vücuda dağılmasın. Onlar tutuyorlar, fakat gelen askerler veya düşmanlar o kadar güçlü ki karakolları tamamen işgal ediyor ve orada orayı şişiriyor, apse yapıyor. Bu organizmalar orayı tamamen işgal ettikten sonra, vücudu tamamen, ülkeyi tamamen işgal etmemesi için oradaki tonsiller büyüyor ve orada savaş devam ediyor. Eğer bu savaşta bademciklerimiz kaybederse savaşı, vücudumuz tamamen mikroorganizmanın etkisi altına giriyor ve biz sebepsiz veya bir başka deyimle kana karışarak mikrop ölümümüze neden oluyor ve şok tablosu ortaya çıkıyor, öldürüyor. Onun için bu süreçteki mikroorganizma detaylı bir şekilde incelenmiş, mikroorganizma bizim hücrelerimize girdiğinde, bademcik hücrelerine girdiğinde lojistik desteği nereden alıyor, kendisi nasıl çoğalıyor, çoğalabilmesi için mala mülke ihtiyacı var. Proteine ihtiyacı var, aminoasitlere ihtiyacı var, birtakım elementlere ihtiyacı var ki kendisini kopyalasın. Bu yapı hücrelerimize girip hücrelerimizi parçaladıktan sonra o parçalanan materyalde kendine yapı taşları alıyor. O yapı taşları sayesinde kendisi iki tane, üç tane, yüz bin tane, yüz milyon tane çoğaltıyor. Bilim adamları bunun laboratuvarda incelediler. Dediler ki bunun gelişim sistemi şöyle; hücreye girip hücreyi parçalayıp oradaki elemanları alıp kendisini bu şekilde çoğaltmak için enzimsel sistemi var. Biz bunun laboratuvarda çoğalmasını sağlayan kimyasal maddeleri verelim, aminoasitleri verelim ama çoğalma zincirini bir yerden tutan öyle bir enzim atalım ki içine bir kapı tam kapanacakken kapının arasına ayağınızı koyduğunuz gibi o kapı kapanmasın. (Örneğin) dönen zincir halatının -gemilerde olabilir, diyelim gemin büyük bir çapası var. Çapayı makine zincirle çekiyor- içerisine bir demiri sokarsanız, zincir takılır ve dönmez. Yani içeri girmez ve sistem yarım kalır. Bilim adam- DSM ve ICD Genel Giriş 5

ları bakterinin çoğalma zincirinin bir yerine girecek olan bir enzim, bir madde, bir element buluyorlar, bunu koyduklarında ki yüzbinlerce kez tekrarlıyorlar bir tanesi o sistemi bir yerden durduruyor. Durduran bu şeye ilaç deniyor. Beta hemoroit stereoskopik vücudu işgal etmesi, insanı öldürmemesi ve oradaki mikroorganizmaların ortadan kaldırılabilmesi için birbirini çoğaltan sistemi bir yerde tıkayan enzimi alarak, kan yoluyla veya lokal bölgesel yolla o sistemi durduran kimyasal maddeye ilaç denir. Biz bunun karşılığında penisilin, bakteri gibi birtakım ilaçları -alfasilin gibi ilaçları- alarak bu bakteri zincirinin belirli bir yerinde durmasını sağlıyor ve bu tedavi oluyor. Bu şekilde sebebi belli, süreci belli, sonucu belli, nasıl tedavi edileceği belli olan sisteme tıp hastalık diyor. Şimdi biz elimize rahatsızlıklar kelimesi ile bize gelen, şikayeti olan; sosyal fobisi, obsesif-kompulsif bozukluğu, cinsel işlev bozukluğu, konuşma bozukluğu gibi birtakım rahatsızlıkları incelediğimizde sebebini bulamıyoruz. Aynı beta hemoroit stereoskopik mikroskop altında incelediğimiz gibi -bu bu işte lanet olası bu- diyemiyoruz. Bu rahatsızlığın her bir insanda süreç olarak nasıl geliştiğini bilmiyoruz. Her kafadan bir ses çıkıyor, dört yüze yakın ekol diyor ki benim söylediğim süreçte gelişiyor. Size de bu dört yüz ekolu özetleyerek anlatacağız. Her biri bir kafadan ses çıkarıyor. Sonucunun nasıl olduğu belirsiz, sebebini bilmiyorsun, sürecini bilmiyorsun, sonucunu bilmiyorsun birde diyorsun ki ben bunun tedavi edeceğim. Ukalaya bak. Hem de bunu konuşarak ve konuşmayarak tedavi edeceğim (diyorsun), süper ukalaya bak. İşte psikiyatri bir bilim dalı olarak bu olaylara müdahil olduğundan bütün tıp alanlarında bütün rahatsızlıkların adına hastalık denirken psikiyatride hastalık ismi verilmiyor. Çünkü süreci bilinmiyor, buna (disorder) bozukluk deniyor. Dolaysıyla bilinmeyen bir şeyi bilinmeyen bir şekilde tedavi etme yöntemini uyguluyor psikiyatri. Psikiyatri, eli kolu sağlam doktor, tıp, farmakoloji, anatomi, nörobiyoloji (gibi) giderken onun dışında kalan kıytırık konular yani konuşarak insanı iyi hissettirme konuları da bize düşüyor. Psikiyatriye böyle büyük büyük ilaçları veriyoruz, hastalıkları veriyoruz, ama geriye kalan kıytırık konulara da biz çenebazlık yapıyoruz, 6 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

biz çenebazlık kısmındayız. Fakat şu psikiyatriyi bir halledelim, neymiş bu psikiyatrinin derdi. Psikiyatristler kendileri bir araya geldiklerinde -yahu- biz diğer tıp alanları gibi en azından bizde bir tıp alanı olduğumuzu ispat edelim deniyor. Dâhiliye, kardiyoloji, gastroenteroloji, üroloji, nöroloji herkesin elinde bir laboratuvar var, herkesin elinde bir film var, tetkik var, kan (sonucu) var, -efendim ben inceledim sistemik x hastalığın var, çünkü aldığım deri dokularında antinükleer değeriniz yüksek çıktı diyor. Sedimantasyonunuz bunu gösteriyor, stroboskoplar karşı oluşmuş olan antikorlarınız bunu gösteriyor ve bu filtrasyon bağlamında baktığınız zaman siz busunuz. Psikiyatristler bizde yaparız diyor, alırız deriden bir şey, siz deriz ki sosyal fobisiniz derinizdeki filan maddeye göre. Elli yıldır araştırıyorlar, ama böyle bir madde; ne kanda, ne ciltte, ne dokularda, ne beyinde bulamadılar. Kıytırık birkaç tane madde bulduk, en önemli bulduğumuz şeyde panik atak hastalarına test yapıyorsunuz, o testte bir kan maddesi verdiğiniz zaman kan tablosu değişiyor. Tablo bir maddeyi enjekte ettiğinizde destromojensüksesyon testi uygulayabiliyorsunuz. Birkaç tane test var fakat bu testlerin de spesifik olmadığı anlaşılmıştır. Normal insanda da çıkabilir, hastalıklı insanda da çıkabilir. Tıpta psikiyatristlerin en büyük problemleri, böyle büyük büyük konuşamamaların nedeni; bizim dört tane hastalığımız var, bu dört hastalığın sebebi belli, süreci belli, sonucu belli, şu da bulduğumuz ilaç, şu da bulduğumuz cerrahi yöntem diyemiyoruz. Böyle kafamızı eğiyoruz tıp branşları arasında, peki diyoruz bu nedir? Önce buna bir hastalık diyemiyoruz, çünkü tabloları net değil. O zaman gelin tablosu net olmayan şeylere -eskiden sendrom derler- (sendrom diyelim). Klinik görünüme bakarak bu insanın derdi ve sıkıntısı nedir bunu anlatırdık. Sendrom, belirli bir görünüm altında insanların şikâyetlerini ve rahatsızlıklarını dile getirdikleri bir sürece verilen isim. Sendromlar hiyerarşik ve aşamalı olarak şöyle başlarlar, şöyle gelişirler, şöyle sonuçlanırlar. Ama bunu nedenselliği ortada yok, determinal yapısı yok. Gözleme dayalı, tecrübeye dayalıdır. Mesela basit bir şekilde şizofreniyi ele alalım; şizofreni, genellikle ergenlik döneminde başlayan, ilgilerde bir anda geri çekilme olan, karakter ve kişilik yapıları bir anda farklılaşan bir durumdur. Gençler, toplumsal uzaklaşmaya DSM ve ICD Genel Giriş 7

doğru gidiyorsa, odasına doğru kapanıyorsa, ilgi alanları değişiyorsa, bir anda mistik, tarikat, tasarruf, din, cinler, perilerle ilgi alanları yoğunlaşıyorsa, aşırı mastürbasyona yöneliyorsa, sosyal ilişkilerinde çekilme oluyorsa, şizofreni genellikle bu şekilde, şizofreni başlar. Daha sonra yavaş yavaş şizofreni belirtileri dediğimiz pozitif veya negatif belirtiler ortaya çıkar. Ya tamamen küntleşme negatif dediğimiz beynin biraz yavaşlaması ya da durması davranışsal, duygusal ve düşünsel olarak küntleşmesi, katarektik hale dönüşmesi, durması veya pozitif belirtiler dediğimiz beynin biraz daha hızlı çalışması, halüsinasyonlar, ilizyonlar, hezeyanlar, sanrılar vs. gibi bir takım yapılarla kendini ortaya koymasıyla çıkan bir tablo. Peki, şizofreni hangi mikroorganizmayla başlıyor, hangi genetik kromozom anomalisiyle başlıyor, hangi kimyasal maddeleri dışarıdan aldığınızda başlıyor. Diyoruz ki bu genetiktir, annesi babası şizofren olan çocukların şizofren olma ihtimali yüzde doksan dokuz, yani ikizse kardeşlerse, çift doğmuşsa ikisinde de şizofren olma ihtimali çok yüksektir, yüzde doksan dokuz. Bunların birisi annenin, babanın yanında büyüsün, birisi herhangi bir aileye bakım veren yerde büyüsün, şizofreni ikisinde de çıkıyor. Anneden ya da babada bir tanesi şizofren değilse, bakıyorsunuz bu iki insan yetiştirme yurduna veriliyor veya biri ailede kalıyor biride bir başka ailede büyütülüyor. Kendi ailesinde kalanda şizofren çıkarken başka ailede büyüyende şizofren olmuyor. Şimdi bu nasıl bir şey? Çevresel etkiler var, genetik etkiler, multipl faktörler var. Dolayısıyla olayın sebep süreç konusu netleştirilemiyor. Yoğun araştırmalar, çalışmalar, psikiyatrinin en çok üzerinde durduğu hastalık diyebilecek bir markırı bulabilir miyiz? Ama maalesef bugüne kadar psikiyatride yüzde doksan üzerinde rahatsızlık olarak tanımlanan yapılarda nedensellik bulunamıyor. Ancak kimyasal bir madde verilirse, amfetamin, alkol, esrar, eroin, cannabis; bu maddelerin beyinde nasıl etki ettiğiyle ilgili bununla ilgili çok net hem hayvan çalışmaları var hem de insan çalışmaları var. Bu şekilde dışarıdan verilen etkiye karşı beynin verdiği tepki anlaşılıyor, bunlara hastalık diyebilirsiniz. Adama alkolü verirsiniz, alkol komasına girerse halüsinasyonlar başlar, illüzyonu başlar veya köprübaşında durarak bilet kesen 8 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

oradaki memurların kanlarını incelediğinizde, kurşun seviyeleri, egzozdan çıkan duman nedeniyle çok yüksektir. Bu nedenle kurşun zehirlenmesine bağlı düşünsel ve duygusal bozukluklar ortaya çıkar, sebebi belli, gelişmesi belli, sonucu belli. Ama bize gelen şikâyetler öyle değil, işte biz bu şikâyetlerin sendromal yapısını anlayabilmek için (disorder) kelimesini kullanıyoruz. Bozukluk, biz bunları hastalık olarak kategorize edemiyoruz, çünkü süreçlerini ve nedenselliğini bilmiyoruz. Ne zaman ki bu disorderlar nedensellikleri belli olan bir yapıya dönüşürlerse adları ne olacak o zaman? Hastalık olacak. Şimdi bu ayrımı anlayabildik mi? Demek ki tıbbın diğer alanları hep hastalık kelimesiyle teşhis koyup tedavi verirken, çok net bir şekilde kan tahlilini yapıyor, kanda sonucu görüyor, bademciklerden sürüntüyü alıyor laboratuvara koyuyor kap içerisinde bir gün sonra beta hemoroit stereoskopik çoğaldığını görünce hemen üzerine antibiyotikleri ekiyor. Antibiyotiklerden hangisine duyarlı olduğu (ortaya) çıkıyor. Dört çeşit antibiyotik; alfasilin, penisilin, daktirin bu mikrobu öldürüyor, tamamen yok etmiş onu durduruyor dediğiniz zaman o ilacı veriyoruz, sistem belli. Ama psikiyatrik rahatsızlıklar için bunlar söz konusu değil. Bu durumda psikiyatristler madem bizde bir bilimiz, bilim olmaya doğru gidiyoruz, anabilim dalı olmaya doğru gidiyoruz, bunu bir kategorize edelim dediğimiz zaman, ülkeden ülkeye Rusya da, Çin de, Türkiye de, Amerika da, Japonya da, Uzak Doğuda, Hindistan da, Avrupa da psikiyatri kliniklerinde değerli değerli Pek muhterem hocalarımızın her biri yıllarca edindikleri tecrübelerle bu sendromları tanımlardılar. Daha sonra sendromları tanımlayan insanlar dediler ki; bunları birbirimizle konuşurken, Japonya da hasta geliyor, Türkiye deki benim hocam diyor ki şöyle bir teşhis koydu, şöyle bir tedavi önerdi, böyle bir teşhis bilmiyorsunuz siz. Çünkü bir ortak dil kullanılmamış, işte biz gelin bir araya gelelim, onlarda bizim eve gelin diyorlar. Olur, mu kardeşim sizin eve gelirsek esir oluruz, sizin eve gidelim? Olmaz. Sonuçta Dünya Sağlık Teşkilatının elinin altında buluşuyorlar. DSM ve ICD Genel Giriş 9

Dünya Sağlık Teşkilatı diyor ki: Dünyadaki hastalıkların istatistiğini tutalım. Bütün ülkeler ve dünya bir bütündür. Dünyadaki salgınlar bütün ülkeleri etkiler, en azından dünyadaki insan varlığını, rahatsızlık, kategori ve çeşitlerini sınıflandıralım. Eğer bu Birleşmiş Milletler olarak bir ülkede bir hastalık çıkacak olursa bütün dünyaya pandemi şeklinde yayılabilir. Bununla ilgili tedbirler alalım, ortak akılla bir Dünya Sağlık Teşkilatı kuralım Birleşmiş Milletlerin nezareti altında. Bu sağlık teşkilatı diyorlar ki: Gelin bu hastalıkları bir kategorize edelim, o hastalıkları kategorize etme konusunda; ürolojisi, dâhiliyesi, cerrahisi bütün alanlar birleşip, tak tak tak hastalıklarda anlaşıyorlar, pazarlıklar ediyorlar bilim adamları, alt gruplar oluşturuyorlar. Bizim ülkede böyle sizin ülkede böyle, benim marker ım 1 budur senin marker ın budur derken netleşmiş, hastalık olarak sebebi belli, süreci belli, sonucu belli olan tüm rahatsızlıkları listeliyorlar. Bu listeleme sonucu diyorlar ki: bütün ülkelerdeki Sağlık Bakanlıkları, sağlık ocaklarındaki her hekime bu listeyi gönderecekler. O ülkede herhangi birisi herhangi bir nedenle sağlık kuruluşuna başvurduğunda o bin küsurluk listenin üzerine hangi hastalık olduğuna çapraz çarpı atılacak. Her ayda bu bilgi Bölge Sağlık Müdürlüklerine ulaştırılacak, Sağlık Müdürlüğü de Bakanlığa ulaştıracak, bakan bilgisayarında baktığında ülkede kaç tane beta hemoroit stereoskopik hasta var, kaç tane gebe var, kaç tane böbrek yetmezliği insan var, kaç tane koroner damar tıkanması hasta var bunu görecek. Burada da Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Teşkilatını bilgilendirecek bir zincir kuruluyor bu süreçte ve bu zincir devam ediyor. Şu anda herhangi bir nedenle bir sağlık kuruluşuna başvurduğunuzda siz direk olarak istatistiksel normlarla Dünya Sağlık Teşkilatına bağlısınız. Başım ağrıyor diye giderseniz oraya baş ağrısı teşhisi konur; baş ağrısının nedenselliği, migren olarak ya da diğer nedenler olarak yazılır ve veriler gider. Gelelim psikiyatrik tabloya, psikiyatrik tabloya geldiğinde iş karışıyor. Çünkü diğerleri (gelen durumları) hastalık olarak tanımlıyor. Dünya Sağlık Teşkilatı diyor ki; uluslararası tanı sistemi getirelim, 1 Teşhis koydurucu bulgu veya bulgular 10 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

uluslararası tanı sistemine göre her hastalığın bir kod sistemi olsun, kodu söylediniz de bize gelen hastaların ne olduğunu bilelim. Bu kod sistemlerinde F grubu olan, E grubu olan yapıda da ruhsal hastalıklar bir araya getiriliyor. Bura da ruhsal rahatsızlıklara hastalık denmiyor, (disorder) veya bozukluk denerek bunların ortak bir kültürel perspektifte her ülkede nasıl sendromal yapıya dönüştüğünü anlatarak bir liste ortaya çıkıyor. Bugünkü konumuz, Dünya Sağlık Teşkilatının önderliğinde, ülkeler arası yapıda ruhsal konudaki rahatsızlıkların veya bozuklukların hangi kategorizasyonda olduğunu anlatan tabloları size anlatmakla, karşılıklı bir dili, dünya dilini nasıl kullanacağımızı ortaya koymaktır. Ben bir sosyal fobi diyorsam Japonya daki arkadaşımda, Avusturya daki arkadaşımda, İngiltere deki arkadaşımda, Amerika daki arkadaşımda benim koyduğum kod perspektifinde önüne gelen epikrizi hiçbir şey söylemeden alıp, kaldığı yerden tedaviyi sürdürebilir. Ortak dil kullanmak açısından, sendromal yapıları tanımlamaya yönelik olan bir klasifikasyon yapıyoruz. O zaman klasifikasyon neden gerekli? Buna nozoloji deniyor. Klasifikasyon, nozoloji, sınıflandırma hepsi aynı anlamda kullanılıyor. Nozololoji yapmak bir bilim için en temel ve gerekli olandır. Çünkü işlediğiniz, incelediğiniz materyalin önce adını koymanız lazım ki o ad üzerinden onunla ilgili çağrışımları yapabilelim. Dolayısıyla Dünya Sağlık Teşkilatı, diğer hastalıklarla ilgili kodlamaları yaptı, psikiyatristlerde, dünyanın değişik psikiyatrik departmanlarında çalışan psikiyatristlerde geldi, bir masa etrafında toplandılar. Bu psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili kodları netleştirdiler. Dediler ki; şu kodlar net değil, bununla ilgili Dünya Sağlık Teşkilatı bize para versin, destek versin ülkemizde bu hastalığın kategorizasyonu ile ilgili araştırma yapalım. Siz Japonya da yapın biz Türkiye de yapalım onlar İngiltere de yapsın, sonuçları getirelim. Burada alt kategorizasyonlar var mı? Sendromal yapılar nasıl gelişiyor? Ülkelerde farklılıklar var mı? Buna bağlı, büyük oranda yüzde doksan oranında ortak bir konsensus oluştu ve isimler netleştirildi. Bazı ülkelerde de kültüre özgün, o bölgenin kültü- DSM ve ICD Genel Giriş 11

rel yapısına özgü ruhsal bozukluklar olduğuna karar verildi, (buna bağlı) bir alt başlık daha açtılar, kültüre özgü ruhsal bozukluklar. Şimdi ne oldu? Biz sınıflandırmayı yavaş yavaş yaptık. Bu sınıflandırma Dünya Sağlık Teşkilatından Sağlık Bakanlıklarına, Dünya Sağlık Teşkilatına bağlık Sağlık Bakanlıklarına gönderildi ve istatistiki veriler toplanmaya başlandı. İstatistiksel veriler toplandıkça önerdikleri sendromal yapıların isimleri yavaş yavaş değişmeye başladı. Bunlar üç yılda, beş yılda ihtiyaç duydukça bir araya gelerek Uluslararası Hastalıkların Sınıflandırılması denen ICD yi ve diğer bozukluklar kavramını bir kitap altına topladılar. Bu yapı; psikiyatristlerin saha araştırmaları, toplum hekimliği birimlerinin saha araştırmaları sonucunda rahatsızlıkların daha net bir şekilde sendromal tanımı ortaya çıksın diye her sene veya üç yılda bir, beş yılda bir, araştırmaların sonuçlarını ortaya çıkarmak için toplandılar. Toplantıda karalar alındı; hastalıkların ismi, şekli, miktarı ve sayısı değiştirildi. ICD-I den başlayarak, her üç yılda bir, beş yılda bir (yapılan) bu toplantıların sonucunda psikiyatri grubuna giren hastalıklar ICD-II, ICD-II, ICD-III, ICD-IV, ICD-V ve bugün ICD-X dediğimiz en son halini aldı. En son halini alan bu klasifikasyonda, nozolojide birbirimizle hangi dili kullanarak anlaşacağız. Türkiye deki bir psikoterapist veya bir psikiyatrist yabacı bir ülkedeki bir psikoterapist veya bir psikiyatriste bir kod yazdığında bunu çözümleyebilecek mi? Veya ülkemizin içerisinde, Van şehrindeki bir psikiyatrist, doktor, terapist İstanbul şehrindeki bir terapistle aynı hasta üzerinden konuşabilecekler mi? Biz o zaman diyoruz ki; bu sınıflandırma sistemini iletişimin temel aracı olarak bilmek ve ezberlemek zorundayız. Arkadaşlar diyor ki; benim hastamda sosyal fobi var, oradan diğer arkadaşımız kalkıyor diyor ki; hayır o sosyal fobi değil, o çekingen kişilik bozukluğu, öbür arkadaş diyor ki; dinamik olarak ödipal çatışması var ondan dolayı, öbürü diyor ki; davranışsal öğrenme var. Biz kendi aramızda anlaşamıyoruz. Eğer bir arkadaşımız sosyal fobi var diyorsa soruyoruz; neye göre sosyal fobi ICD ninkriterine göre mi? (Cevabı) Evetse tamam anlaştık. O zaman ne yapıyor? ICD nin kriterlerine göre biz sosyal fobi derken aynı insanı tanımlıyoruz. Bu iletişimimizi kolaylaştırıyor, her kafadan bir ses çıkmasının önüne 12 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

geçiyor, çünkü ele avuca alınabilir bir tarafı yok. Burada klasifikasyonlar iletişim için çok çok gerekli olduğunu bildiğimiz bir yapı. Bu ICD, Uluslararası Sağlık Teşkilatı; Rusya nın, Çin in, Hindistan ın, Uzakdoğu ülkelerinin, Avrupa nın, Amerika nın ortak yapılandırıldığı bir sistem. Amerikalılar diyor ki: biz Dünyanın önderiyiz, Dünyanın lideriyiz, Dünyanın efendisiyiz, dolayısıyla böyle ICD dir, ucd dir, gcd dir, mcd dir bunun anlamayız, biz böyle baba bir şeyle geliriz (DSM kitabını havaya kaldırarak), bunun adı DSM diyor. Nedir DSM? Amerikan Psikiyatri Birliğine bağlı psikiyatristler ruhsal rahatsızlıkların sınıflandırılması üzerine alt komisyonlar oluşturuyorlar. Diyorlar ki; biz kendi tanılama sistemini kuracağız, çükü ICD içinde yeni bir bilim olan (psikoloji) Rusya nın, Çin in, Japonya nın etkilerini taşıyor. Bizim araştırmalarımız ise gayet bilimsel, gayet teknik, sahada binlerce ve milyonlarca insanların epidemiyolojik araştırmalarıdır, saha taramalarıdır. Dolayısıyla klasifikasyonlarımız ve nozolojik sistemlerimiz de en modern, en çağdaş, en yenidir diyor. Biz kendi bayrağımızı ayrıca çalışıyoruz, bunu (ICD kitabını havaya kaldırarak) gitsin Sağlık Bakanlığı kendi başına, kendi hastanelerinde yapsın, ama biz özel olarak kendi kuruluşlarımızda birbirimizle anlaşmak için DSM ye başvuracağız. Size göre rahatsızlıklar bu olabilir (ICD yi göstererek), ama bize göre rahatsızlıklar budur (DSM yi göstererek) diyor. Tabi adı hastalık olmayınca her ülke kafasına göre bir nozolojik sistem geliştirebilir. Hadi (ICD ve DSM) bana beta hemoroit stereoskopik farklı şekilde anlatsın. Anlatabildim mi? Bu da aynı şeyi anlatmak zorunda bu da aynı şeyi anlatmak zorunda (ICD ve DSM kitaplarını göstererek). Neden? Çünkü sebebi belli, süreci belli, sonucu belli, tedavi şekli belli olan hastalıkta kargaşa ve karmaşa yok. Ama iş ruhsal rahatsızlıklara gelince her kafadan bir ses çıkıyor. Sen bilim diyorsun kardeşim, her zaman bilim diyorsun, yerçekimi kanunu vardır (ama) her beş yılda bir yerçekimi kanununu farklı bir şekilde değiştirir misin? MC 2 Albert Einstein bunu dediğinden beri MC 2 üç yılda bir oturalım bu MC 2 değiştirelim. N sayıda psikiyatrik rahatsızlıkların DSM ve ICD Genel Giriş 13

sınıflandırılmasını, her üç yılda, beş yılda oturup tabloyu değiştiriyorlar. Bu kardeşlerimiz çok iyi niyetli başladılar, dediler ki; mental hastalıkların sınıflandırılmasına DSM-I diyelim başlayalım. Bu madam koyuyor bizde koyalım biri (ICD kitabı göstererek). Bunlar üç yılda, beş yılda bir, bir araya gelip DSM-I, DSM-II, DSM-III, DSM-IV. DSM-V ise elimize gelecek, 2013 te yayınlanacak. Şu an büyük oranda, yüzde doksan dokuz oranında bitti. Birçok hastalığın adı değişiyor, yeri değişiyor. Burada (kitabı gösteriyor) çeşitli ekoller savaşıyorlar. Bu sınıflandırma sistemleri ağırlıklı olarak politik sınıflandırma sistemleridir, bilimsel değildir. Çünkü jüri gibi oturuyorlar, çoğunluk kimdeyse onun tanılama kriterlerini teşhis kriterleri olarak koyuyorlar. Zamanında DSM nin ilk hazırlandığı, DSM-I, DSM-II, DSM-III te dinamik ekol Amerika da ağırlıklıydı, Freud ve etkisi altında dinamik ekol; nevroz, nevrasteni, histeri, histrionik, psikoz tanımı gibi birtakım yapılar Freud un izah ettiği preödipal ve ödipal patolojiler bağlamında ele alınan kategorilerdi. Şimdi bu kategoriler DSM yi öyle etkiledi ki, tamamen dinamik ekolün etkisi altında DSM-I, DSM-II, DSM-III sınıflama sistemi geldi. Fakat Amerika da psikiyatri ekolüne mensup olanlar yavaş yavaş dinamik ekolden uzaklaşıp davranışçı ve kognitif ekole doğru dönüştüğünde buradaki jüri heyetlerinin yapısı da değişti. Dediler ki; biz bu dinamik ekolü sinsice girmiş olduğu kelimeleri biz DSM nin içinden temizleyelim ve ayıklayalım. Çünkü dinamik ekol hiçbir zaman laboratuvarda sonuç vermez, inanca dayalı sonuçlar verir, gözleme dayalı sonuçlar (verir). Birde bu dinamikçilerden nefret ediyoruz, biz bunların bütün kalıntılarını DSM nin içerisinden temizleyelim diye dinamik ekolden girmiş olan mefhumları yani teknik terimleri, oradaki kelimeleri temizlediler onun yerine daha çok nötr kelimeler dediğimiz kelimelerle doldurdular. Bu nötr kelimelerle doldurmanın sonucunda; DSM-III ve DSM-IV karşımıza çıkmış oldu. Buradan da DSM-V e doğru bir yolculuğumuz var, gittikçe olgunlaşan ve değişen (bir yolculuk). Biz üniversiteler olarak özellikle Türkiye de ve Dünya da da bu yaygın ICD yerine DSM yi tercih ediyoruz. 14 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

Türkiye de de Üniversiteler ve psikiyatristler arasında geçerli olan tanılama sistemi neymiş? DSM. Ağırlıklı olarak DSM sistemindeki rahatsızlıkların kategorizasyonunu, onların sınıflandırılmasını, sınıflandırmada psikiyatristlere havale edeceğimiz rahatsızlıklar, psikiyatristlerle beraber ortak çalışacağımız; bir tarafı ilaç ve medikal terapiler diğer tarafı psikoterapi desteği vereceğimiz rahatsızlıklar, bir tarafta da aslında bunun hiç psikiyatristin ilaç vermesine gerek yok, bu genellikle daha çok konuşarak psikoterapiyle tedavi edilmesi gereken süreç diyeceğimiz, üç kategoride yaklaşacağımız bir tanılama sistemini bu ay öğrenmeye ve onunla ilgili ortak bir dili kullanmaya çalışacağız. Sizler psikiyatrist değilsiniz, dolayısıyla bunlarla ilgili teşhis kategorilerini ezberlemeniz ve bunları uygulamanızdan ziyade bu rahatsızlıklar içerisinde neler var, hangilerinin psikiyatriste gönderilmesi gerekir, hangilerine sizin müdahaleniz var, hangilerinde psikiyatristlerle beraber ortak çalışmanız gerekir, bunun alt yapısını öğrenmeniz lazım. Bir psikotik hastaya, bir organik bozukluğu olan hastaya tutup da, ben psikoterapi yapacağım diye bir sürece girerseniz çok ağır suç işlemiş olursunuz, etik değerleri yok etmiş olursunuz, en önemlisi de hastaya zarar vermiş olursunuz. Dolayısıyla nerede, ne kadar müdahale edeceğinizin sınırlarını da bu şekilde keşfetmiş ve öğrenmiş olacaksınız. Bunu da açığa kavuşturmak için bu ay bu bilgilendirme gerekli. Daha önceki gruplarda tanılama sistemini bir günlük bir sistem olarak anlatıyordum, rahatsızlıklar kısmı çok az kalıyordu. Formülasyon ve süpervizyon kısmında zaman zaman atıf yaparak bunları değerlendiriyordum ama buna biraz daha fazla zaman ayrılarak daha oturaklı bir temelin üzerinde eğitimin devam etmesi gerekliliğini hissettim. Dolayısıyla bu ay üç gün bu tanılama sistemleri ve ardındaki hastalıkları tek tek konuşalım. Sizin getirdiğiniz, size gelen her bir şikâyeti burada ben sizden dinleyeceğim. Bana bir öğrenci geldi şöyle bir şikâyeti var, bir aile geldi şu şikâyeti varmış derseniz hemen DSM sisteminde hangi rahatsızlığa girebilir diye birlik buna karar vermenin yöntemlerini, anlamanın yöntemlerini incelemeye çalışacağız, bu dili öğreneceğiz. Anlaştık mı? (kursiyerlere soruyor). Buraya kadar olan kısımdan soru var mı? (Sessizlik) Bu her şeyin anlaşıldığını gösteriyor. DSM ve ICD Genel Giriş 15

Gayet güzel, hatta son dakikada içeri girenler bile tüm olayı anlamış gözüküyor (Gülüşmeler). DSM VE ICD ARASINDAKİ FARK Kursiyer: Yok ben anlamadım. ICD kodlarını biz, mesela depresif davranış bozukluğu olarak ICD olarak giriyoruz. Biz hayla ICD kodlarını kullandığımız için Tahir Özakkaş: Nerede çalışıyorsunuz efendim? Kursiyer: Aile planlama hekimliği Tahir Özakkaş: O nereye bağlı? Kursiyer: Sağlık Bakanlığı na. Tahir Özakkaş: Sağlık Bakanlığına. Ne dedik? Sağlık bakanlığı ve devletler ICD yi kullanır ama üniversiteler DSM yi kullanır. Kursiyer: Neden peki hocam? Tahir Özakkaş: Türkiye de bu işe önder olan insanlar, devlette kalanlar daha çok Dünya Sağlık Teşkilatıyla bağlantılı, onun devamını getiriyor. Üniversitede psikiyatride önde gelen üç tane hoca bu konu ile ilgili eğitim alıyor, diyor ki; ben bunu kullanacağım (DSM kitabını göstererek), hayranlıkla biz onu takip ediyoruz. Nedeni yok bunun. Yüzde doksan oranında ICD ile DSM aynıdır, çok az farklar vardır. Anlatabildim mi? O kodların karşılaştırılmasında baktığında yüzde doksan aynı. Çünkü burada (ICD de) çalışan psikiyatristlerle burada (DSM de) çalışan psikiyatristler hemen hemen aynı jüri üyeleri. Örneğin, Amerika daki psikiyatristler, bir maddeyi teklif etmişlerdir jüri kabul etmemiştir. O zaman biz o kısmı kendi kitabımızda yazarız demişler (DSM ye). Ama yüzde doksan oranında aynı kodlardır. Hatta ismi kısmen değişik olsa bile tanılama kriterleri aynıdır. Şimdi üniversitelerde DSM kullanılıyor, Sağlık Bakanlığında ICD kullanılıyor dedik. Dolayısıyla biz Sağlık Bakanlığının kullandığı ICD ye pek itibar etmeyeceğiz, daha çok DSM yi kullanacağız dedik konuşmamızın başında. O da iyi oldu (Kursiyerin sorusu) güzel bir örnek oldu. Senin, Sağlık Bakanlığının bir personeli olarak ICD ci olduğun anlaşıldı. Şimdi 16 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

ICD ciler ile DSM ciler burada kavga edecekler. ICD cileri bizim yenmemiz lazım arkadaşlar, DSM önemeli. Kursiyer: Neden? Tahir Özakkaş: DSM daha modern, daha bilimsel, daha kantitatif, daha araştırmaya dayalı Kursiyer: Daha kalın hocam (Gülüşmeler). Tahir Özakkaş: Daha kalın, daha büyük. Kursiyer: Biz geride kalacağız. (ICD ci kursiyer) Tahir Özakkaş: Siz geride, siz dünyayı temsil ediyorsunuz. Az gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler vs. Bizler gelişmiş ülkeler. Kursiyer: Birde DSM ciler davranışçı ekolü kabul etmiyorlar mı? Ben mi yanlış anladım. Tahir Özakkaş: Hayır. Davranışçı ve kognitif alanda daha çok, tanımlama üzerine betimleyici. Onu da anlatacağım. Şimdi genel hatlarıyla bu nozolojinin veya sınıflandırmanın gerekliliğine inandık değil mi arkadaşlar, ortak dili kullanmak için. Kursiyer: Hocam espriyle söylediler, bende onu düşündüm. Hacim olarak daha büyük ya (DSM kitabı), bunun sebebi Amerika da sağlık ücretlerini devlet karşılıyor. Bu kadar ayrıntıyla yazılmış olması bunu tam olarak belirginleştirmek için mi? Tahir Özakkaş: Bu benim adaletsizlik sistemimden kaynaklanıyor. Bunun da (ICD kitabının) büyük formu var (Gülüşmeler). Aslında şu şunun karşılığı (ICD ve DSM kitaplarının değişik formlarını göstererek). Bu DSM kitabının daha da kalını var, o da her vaka üzerinden analizini yapıyor. Bu kitap ise epidemiyolojik açıdan kısa kısa özet veriyor. Bir de DSM nin hastalık örnekleriyle, tabloların izahı var, onda bir jüri oturup tartışıp, karar veriyorlar. (ICD ve DSM kitaplarının değişik boyutlardaki şekillerinin işlevleri anlatılıyor.) Kursiyer: Hocam biz size ne zaman güveneceğiz? DSM ve ICD Genel Giriş 17

Tahir Özakkaş: Bize mi güvendiniz? Orada oturuyorsunuz. Kursiyer: Yanıltıp duruyorsunuz böyle küçük büyük diye. Tahir Özakkaş: Daha dur bakayım. Adama sağ gösterip kesin sol vurur dediniz. Alttan bir tekme gelince şaşırırsınız. (Gülüşmeler) Alttaki tekme daha gelmedi! Kursiyer: Hocam bozukluk ve hastalık arasındaki farkı anladık ama bir de psikopatoloji kavramı var, psikopatoloji dediğimiz bozukluğa mı girer? Tahir Özakkaş: İkisine de girer. Anlatacağım. Şimdi nozolojiler yani sınıflandırmalar, klasifikasyonlar ruhsal hastalıklardan, ruhsal hastalıkların nedenselliğini ortaya koyamadığımızdan dolayı etyopatogeneze göre değil, betimleyici tavır dediğimiz klinik tabloyu gözlemlemeye dayanır. Tıp, teşhis koyduğu zaman etyopatogeneze göre teşhis koyar. Etyoloji, o hastalığı meydana getiren nedensellik demektir. Patoloji ise, o hastalığın o organizmaya girdiği andan itibaren organizmanın doğal seyrini bozan her türlü hadiseye denir. İşte tıbbın diğer alanları yaklaşım tarzı etyopatogeneze dayalı iken, psikiyatride etyoloji ve patogenezi bilmediğimiz için, yani neden olan temel faktör veya faktörlerin vücut içerisinde beyin içerisinde nasıl bir prosedür ve yol izleyerek sonuca ulaştığını bilmediğimizden DSM ve ICD sistemi etyopatogenezden vazgeçti. Dediler ki; şimdilik gözlemleyelim dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadar. Armutları armut sepetine, elmaları elma sepetine, narları nar sepetine koyalım ve bir betimleme yapalım. Önce sepetleri dolduralım; depresif duranları, sıkıntılı duranları, huzursuz duranları vs. Bu betimlemeyi yaptılar, bu betimleyici tanımlamaya DSM uydu. Dolayısıyla DSM nin ve ICD nin ruhsal rahatsızlıklar kısmı etyopatogeneze göre değil, neye göredir? Klinik gözleme göredir, betimlemeye göredir, tanımlamaya göredir, takibe ve gözleme dayanmaktadır. Bu neden böyle? Çünkü etyopatogenezle ilgili, bu rahatsızlığın nedenselliği ile ilgili iddialar o kadar farklı ve çeşitli ki bu iddiaların ve farklılığın nedenselliğini ortaya koyabilecek ortak bir ölçü cihazı, markırı, belirleyici, işaretleyici bir delil 18 11. BPT EYLÜL DERS NOTLARI

bulamadıkları için klinik tabloları biz genel bir perspektifte benzer olanları küme yaparak oturtalım der. DSM nin ve ICD nin mantığına baktığımızda, nasıl yapalım diye düşündüklerinde, insanda üç tane temel komponent var. Basitini ben size anlatmaya çalışıyorum, kendi gözlemlerim bunlar. İnsanın bir düşüncesi var, düşünceye bağlı bir duygulanımı var, duygulanıma da bağlı davranışı var. Üç tane temel konsepti var ve buna bağlı olarak da temel fizyolojik belirtiler çıkar ortaya. Taşikardidir, terlemedir, tansiyon yükselmesidir, hormonal değişikliktir vs. Bu fizyolojik kısmı ihmal edersek, psikolojik olarak insanda gördüğümüz düşünceler, duygular ve davranışlar kalır. Bu kitap (ICD ve DSM) ve çalışmalar, düşüncenin ağır bozulduğu rahatsızlıkları bir kümede toplar, ona çeşitli klasifikasyonlar yapar. Düşünce nasıl bozulur; nitelik olarak bozulabilir, nicelik olarak bozulabilir, var olanı yok sayar, yok olanı var sayar vs. Düşüncenin bozulduğu hastalıklar kategorisi, duyguların bozulduğu hastalıklar kategorisi, davranışın bozulduğu hastalıklar kategorisi oluşur. İnsan, şu düşüncesi kardeşim bıçak gibi, şu duygusu kardeşim bıçak gibi, şu da davranışı bıçak gibi birbirinden kat kat ayrılacak bir yaş pasta değil. Dolayısıyla insanın ruhsal yapıları biraz aşureye benzer, çorbaya benzer. Ağırlıklı olarak düşünce bozukluğu ile giden hastalıklar yanında biraz duyguyu, yanında biraz davranışı alan hastalıklardır. Ağırlıklı olarak duygulanım bozukluğu ile giden hastalıklar yanına biraz düşünce bozukluğunu birazda davranış bozukluğunu alan hastalıklardır. Ağırlıklı olarak davranış bozukluğuyla giden hastalıklar, yanına biraz duygulanım ve düşünceyi alan hastalıklardır. Bu şekilde keskin bir ayrıştırmada değilde bir spektrumal yapıda baktığınızda, kız erkek gibi değil de 0 dan 100 e kadar derecelendirme şeklinde spektrumal baktığınızda çok karışık ve karmaşık yüzlerce ve binlerce teşhis kriteri olabilecek rahatsızlık listesini ortaya çıkarmanız mümkün olabiliyor. Örneğin, duygu durum bozukluğu. Efendim, bu arkadaşımız manik atak geçiriyor; coşkulu, heyecanlı, keyifli falan... Geçirsin, duygu durumu çok iyi, kendini çok iyi hissediyor. Ev çökmüş, beş kuruş parası yok, yalın ayak, baş kabak, kız oğlana kaçmış ama bizimki? Oh! Dün- DSM ve ICD Genel Giriş 19