T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2718 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1681 OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I Yazarlar Yrd.Doç.Dr. Recep AHISHALI (Ünite 1, 5) Prof.Dr. Muzaffer DOĞAN (Ünite 2, 6) Yrd.Doç.Dr. Mehmet TOPAL (Ünite 3, 7) Doç.Dr. Mesut AYDINER (Ünite 4) Doç.Dr. Ömer İŞBİLİR (Ünite 8) Editör Yrd.Doç.Dr. Recep AHISHALI ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
İçindekiler İçindekiler iii Önsöz... viii Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I... 2 GİRİŞ... 3 ORUÇ BEY, TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN... 10 Metne Ait Sözlük... 12 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 13 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 15 ÂŞIKPAŞA-ZÂDE, TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN... 21 Metne Ait Sözlük... 24 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 26 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 28 VÂKI ÂT-I SULTÂN CEM... 36 Metne Âit Sözlük... 39 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 42 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 45 Özet... 47 Kendimizi Sınayalım... 48 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 49 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 49 Yararlanılan Kaynaklar... 49 Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II... 50 GİRİŞ... 51 KÂTİP ÇELEBİ, TUHFETÜ L-KİBÂR FÎ ESFÂR İL-BİHÂR... 55 / 2.1.1 / Giridde Hanya Fethinden Sonra Vâkı Olan Deryâ Seferleridir... 55 Sefer-i Mûsâ Paşa ve Mehmed Paşa... 55 Muhârebe-i Donanma... 55 Zikr-i Geştî-i Âteş... 55 Cenk ve Şehâdet-i Mûsâ Paşa... 56 Sefer-i Mûsâ Paşa-yı Sânî... 56 Metne Âit Kelimeler... 57 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 59 Girit Adasında Hanya nın Fethinden Sonra Olan Derya Seferleridir... 59 AYN ALİ EFENDİ, KAVÂNÎN-İ ÂL-İ OSMÂN DER-HULÂSA-İ MEZÂMÎN-İ DEFTER-İ DÎVÂN - METİN... 63 /2.2.1a/ Altıncı Fasıl... 63 Metne Âit Kelimeler... 65 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 67 Altıncı Başlık... 67 İBRAHÎM PEÇUYÎ, TÂRÎH-İ PEÇEVÎ... 73 Zuhûr-ı Sefer-i Erdel... 73 Metne Âit Sözlük... 74 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 77 Silistre Valisi Fazlı Paşa nın Öldürülmesi... 77 Özet... 80 Kendimizi Sınayalım... 81 1. ÜNİTE 2. ÜNİTE
iv İçindekiler Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 83 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 83 Yararlanılan Kaynaklar... 85 3. ÜNİTE Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II... 86 GİRİŞ... 87 NAʻÎMÂ MUSTAFA EFENDİ, NAʻİMÂ TÂRİHİ II... 93 /3.1.1/ (Şehâdet-i Şehzâde Mehemmed Hân)... 93 Teveccüh-i Sultân Osman Hân Be-Gazve-i Hotin... 93 İmtihân-ı Yeniçeriyân Vesâ ir Piyâdegân... 93 İstîlâ-i Kazak der-ahyolu... 93 Ameden-i Dil Ez-Cânib-i Hacı Key Paşa... 94 İnʻâm-ı Dâden-i Pâdişâh-ı İslâm Der İsakçı... 94 İnhizâm-ı Kazak Der-Nehr-i Özü... 94 Ameden-i Kapudân Halil Paşa... 94 Metne Ait Sözlük... 95 Metinde Geçen Terimler Sözlüğü... 96 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 97 Şehzade Mehmed in Şehit Edilmesi... 97 Sultan Osman ın Hotin Seferine Gitmesi... 97 Yeniçeri ve Diğer Piyadelerin İmtihanı... 98 Kazakların Ahyolu yu İstila Etmeleri... 98 Hacı Key Paşa Tarafından Sorgulanmak Üzere Tutsak Getirilmesi... 98 İslam Padişahının İsakçı da Hediyeler Vermesi... 98 Özü Nehri nde Kazakların Hezimete Uğraması... 99 Kaptan Halil Paşa nın Gelişi... 99 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 99 AĞAOĞLU AHMED, ÜÇ MEDENİYET... 108 Metne Ait Sözlük... 111 Metinde Geçen Terimler Sözlüğü... 113 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 114 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 117 GAZETE ÖRNEKLERİ: CERÎDE-İ HAVÂDİS (SENE 1256 9/23)... 123 GAZETE ÖRNEKLERİ:- HAYAT-... 127 /3.3.2/Tarih Musâhabesi... 127 Dâmâd İbrahim Paşa Baltacı Mehmed Paşa Hakkında Yeni Vesikalar... 127 Cerîde-i Havâdis e Ait Sözlük... 128 Hayat Mecmuası na Ait Sözlük... 128 Metinde Geçen Terimler Sözlüğü... 130 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 130 Özet... 135 Kendimizi Sınayalım... 136 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 137 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 137 Yararlanılan Kaynaklar... 137
İçindekiler v Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV... 138 GİRİŞ... 139 SUBHÎ MEHMED EFENDİ, SUBHÎ TÂRÎHİ Metin... 142 Metne Ait Sözlük... 144 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 150 Donanma-yı Hümâyûn Kancabaşları Kaptanlarından Hasan Kaptanın Anlattığı İlginç Hikaye... 150 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 152 İZZÎ SÜLEYMAN EFENDİ, İZZÎ TARİHİ... 157 Metne Âit Sözlük... 158 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 162 Hristiyan Devletlere Sadrazam Hazretlerinin Mektuplarının Gönderilmesi... 162 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 164 AHMED CEVDET PAŞA, TARİH-İ CEVDET... 172 Fasl-ı Evvel... 173 İlm-i Târîhin Lüzûm ve Fâ idesi Beyânındadır... 173 Fasl-ı Sânî... 174 Hükûmetlerin Atvâr ve Aksâmı Beyânındadır... 174 Metne Âit Sözlük... 176 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 182 Birinci Bölüm... 182 İkinci Bölüm... 184 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 185 Özet... 189 Kendimizi Sınayalım... 190 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 191 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 191 Yararlanılan Kaynaklar... 192 Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I... 194 GİRİŞ... 195 RÛHÎ EL-EDİRNEVÎ, TÂRÎH-İ RÛHÎ... 199 /5.1.1/ Temür İlçi Gönderüp Sultânı Kendü Yanına Da vet İtdüğidür... 199 Sultân Temür e Gidüp Yolda Kara Yahyâ ya Buluşup Ceng İdüp Sıduğıdur... 199 Sultân Tağlara Gidüp İlçiyile Hocasın Temür e Gönderdüğidür... 200 Temür Erzincân Tarafından Kendü Memleketine Gitdüğidür... 200 Metne Âit Sözlük... 201 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 204 Timur un Elçi Gönderip Sultanı Kendi Yanına Davet Etmesi... 204 Sultanın Timur a Giderken Yolda Kara Yahya ile Karşılaşıp, Savaşıp Yenmesi... 205 Sultanın Dağlara Çıkıp Elçi İle Hocasını Timur a Göndermesi... 205 Timur un Erzincan Tarafından Kendi Memleketine Gitmesi... 206 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 206 MEVLÂNÂ MEHMED NEŞRÎ, KİTÂB-I CİHÂN-NÜMÂ II... 213 /5.2.1/ İbtidâ-yı Devlet-i Osmân... 213 Hikâyet... 213 4. ÜNİTE 5. ÜNİTE
vi İçindekiler Hikâyet... 213 Hurûc-ı Osmân... 214 Metne Âit Sözlük... 215 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 217 Osmanlı Devleti nin Başlangıcı... 217 Hikâye... 217 Hikâye... 218 Osman Gazi nin Çıkışı... 218 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 219 GAZAVÂT-I SULTÂN MURÂD B. MEHEMMED HAN... 227 Metne Âit Sözlük... 229 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 231 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları:... 233 Özet... 236 Kendimizi Sınayalım... 237 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 238 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 238 Yararlanılan Kaynaklar... 239 6. ÜNİTE 7. ÜNİTE Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II... 240 GİRİŞ... 241 ÜSKÜDÂRÎ ABDULLAH B. İBRAHİM, VÂKI ÂT-I RÛZ-MERRE... 247 Metne Âit Kelimeler... 248 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 252 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 253 SİLAHDÂR FINDIKLILI MEHMED AĞA, ZEYL-İ FEZLEKE... 258 Metne Âit Kelimeler... 260 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 262 Büyük Vezirlerin Ölümleri... 262 Özet... 265 Kendimizi Sınayalım... 266 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 267 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 267 Yararlanılan Kaynaklar... 269 Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III... 270 GİRİŞ... 271 KEYFİYET-İ RÛSİYYE... 277 Metne Ait Sözlük... 278 Metinde Geçen Terimler Sözlüğü... 280 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 280 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 282 SEYYİD AHMED HIRSOVAVÎ... 290 Metne Ait Sözlük... 291 Metinde Geçen Terimler Sözlüğü... 294 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 294 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 296 Özet... 302 Kendimizi Sınayalım... 303
İçindekiler vii Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 304 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 304 Yararlanılan Kaynaklar... 304 Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV... 306 GİRİŞ... 307 ANONİM TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN... 313 /8.1.1.a/Avân-ı Sultan Mustafa Han Hazretlerinin Asrında Milel- i Nasârâ İle Sulh u Salâha Ne Vechile Nizâm Verildüği Beyân Olunur... 313 Metne Ait Sözlük... 316 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 319 Sultan Mustafa Han Hazretlerinin saltanatı Devrinde Hıristiyan Milletleriyle Barış ve İyileşmeye Nasıl Düzen Verildiğini Anlatır... 319 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 322 AHMED RESMÎ EFENDİ, HALÎKATÜ R-RÜ ESÂ... 329 /8.2.1 a/ Râmî Mehemmed Paşa... 329 Küçük Çelebi Mehemmed Efendi... 330 Şeyh-zâde Abdî Efendi... 330 Metne Ait Sözlük... 331 Küçük Çelebi Mehemmed Efendi Lügatleri... 333 Şeyh-zâde Abdî Efendi Lügatleri... 334 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 336 Râmî Mehmed Paşa... 336 Küçük Çelebi Mehemmed Efendi... 337 Şeyh-zâde Abdî Efendi... 337 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 338 AHVÂL-İ ANAPA VE ÇERKES... 344 /8.3.1 a/ Âmeden Ferah Ali Paşa... 344 Ahvâl-i Kal a-i Ahâlî-i Soğucak... 345 İhzâr-ı Bakıyye-i Mürde-gân... 346 Metne Ait Sözlük... 347 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi... 353 Ferah Ali Paşa nın Gelişi... 353 Soğucak Kalesi Ahalisinin Durumu... 355 Ölülerden Geriye Kalanların Hazırlanması... 356 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları... 357 Özet... 360 Kendimizi Sınayalım... 361 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı... 362 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı... 362 Yararlanılan Kaynaklar... 363 8. ÜNİTE
viii Önsöz Önsöz Sevgili Öğrenciler, Tarihi temel kaynaklarından öğrenmek şüphesiz tarihe bakışımızı önemli ölçüde değiştirecektir. Temel kaynaklardan birisi ve en önemlisi yazılı kaynaklardır. Bunlardan yararlanabilmek için öncelikle doğru bir şekilde okunup anlaşılması gereklidir. Osmanlı kaynakları için de aynı durum sözkonusudur. Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olan kaynaklar bugünkünden farklı bir alfabe ile oluşturulmuş ve dili de şimdiki Türkçe den biraz farklıdır. Bu metinleri okuyup anlamanıza yardımcı olmak üzere konunun uzmanları tarafından elinizdeki bu kitap hazırlanmıştır. Kitaba alınan parçalar seçilirken, metinlerin yazı ve dil özelliklerinin, sizin okuyup anlayabilmenize uygun, seviyenizin gerektirdiği temel kelimeleri öğretecek metinler olmasına dikkat edilmiştir. İlk dört ünite matbu eserlerden seçilmiş parçalardan oluşmaktadır. Sonraki dört ünitenin metinleri, sizi el yazısına alıştırmak amacıyla, okumakta zorlanmayacağınız uygun yazma eserlerden alınmıştır. Ünitelerde, seçilen metinlerin orijinal şekli konulduktan sonra, arkasından metnin bugünkü alfabeye çevirisi yapılmıştır. Sonra, metnin içerisinde geçen, anlamını bilmediğiniz kelimeler ve terimler için sözlük eklenmiştir. Bunları mutlaka öğrenmelisiniz. Metinleri sözlük eşliğinde okuduktan sonra anlayıp anlamadığınızı veya ne derece doğru anladığınızı kontrol edebilmeniz için metinlerin bugünkü dilde anlamı da verilmiştir. Arapça ve Farsça bazı dilbilgisi unsurları bilmeniz metinleri anlamanızda büyük önem taşımaktadır. Zira Osmanlı Türkçesi devirlere göre ve okunan metin türüne göre değişen oranda bu dillerden alınmış çeşitli kelime ve kalıplara sahiptir. Metinleri doğru okuyup anlayabilmemez için bu kalıpların iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu ünitelerdeki okuma parçalarından sonra o metinde geçen Arapça ve Farsça ya ait bazı temel dilbilgisi kuralları ve kalıplar da gösterilmiştir Bu size hem önemli kuralları hatırlatacaktır, hem de geçen sene Osmanlı Türkçesi dersinde işlenen kuralların, dilbilgisi yapılarının metin içerisinde pratik olarak nasıl kullanıldıklarını ve nasıl anlamlandırılabileceklerini görmemizi sağlayacaktır. Bu kitaptaki dilbilgisi kuralları en temel kurallardır. Bunları anlamakta zorlanıyorsanız, geçen sene öğrendiğiniz dilbilgisi kurallarını yeniden hatırlamak üzere gözden geçirmelisiniz. Parçalar okunurken sadece dil yönünden değil, aynı zamanda tarihî muhtevâları da gözönünde bulundurulmalıdır. Bunun için öncelikle parçaları anlamaya çalışmalı, parçalarda geçen olayları, bu kaynaklardan yararlanmış çeşitli araştırmalarla karşılaştırmalısınız. Bu size aynı zamanda metinlerin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda da fikir verecektir. Ünitelere eklenen Sıra Sizde kısımları da bilginizi sınamanız amacıyla konulmuştur. Bunları dikkatlice yapmanız, varsa eksikliklerinizi görmenizi sağlayacaktır. Her ünitenin sonuna eklenen Kendiminizi Sınayalım kısmında konulan test de üniteyi ne kadar anladığınızı size gösterecektir. Sıra Sizde ve Kendimizi Sınayalım kısımlarının yanıt anahtarlarını ünitenin sonunda bulabilirsiniz. Kitap, her biri 2-3 ayrı eserden seçilmiş parçaların olduğu 8 üniteden oluşmaktadır. Bunlar: 1. Ünite: Oruç b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osmân; Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân; Yazarı bilinmeyen, Vâkı ât-ı Cem Sultân; 2. Ünite: Kâtib Çelebi, Tuhfetü l-kibâr fî Esfâri l-bihâr; Ayn Ali Efendi, Kavânîn-i Âl-i Osmân Der-Hulâsa-i Mezâmin-i Defter-i Dîvân; Mustafa Nâimâ Efendi, Nâimâ Tarihi VI;
Önsöz ix 3. Ünite: Mustafa Nâimâ Efendi, Nâimâ Tarihi II; Ahmed Ağaoğlu, Üç Medeniyet; Gazete örnekleri. 4. Ünite: Subhî Mehmed Efendi, Subhî Tarihi; İzzî Süleymân Efendi, İzzî Tarihi; Ahmed Cevdet Paşa, Cevdet Tarihi; 5. Ünite: Rûhî el-edirnevi, Târîh-i Rûhî; Mevlânâ Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihânnümâ II; Yazarı bilinmeyen, Gazavât-ı Sultân Murad b. Mehemmed Han. 6. Ünite: Üsküdarî Abdullah b. İbrahim, Vâkı ât-ı Rûz-merre ve Fındıklılı Mehmed Ağa, Silahdâr Tarîhi. 7. Ünite: Yazar ismi olmayan Keyfiyet-i Rûsiyye adlı eser; Seyyid Ahmed Hırsovavî tarafından kaleme alınmış isimsiz bir eser. 8. Ünite: Yazarı bilinmeyen Tevârîh-i Âl-i Osmân; Ahmed Resmî, Halîkatü r-rü esâ (Sefînetü r-rü esâ); Hâşim Efendi, Ahvâl-i Anapa ve Çerkes. Kitapta çeşitli üniteleri hazırlayan Prof.Dr. Muzaffer Doğan, Doç.Dr. Ömer İşbilir, Doç.Dr. Mesut Aydıner ve Yrd.Doç.Dr. Mehmet Topal a teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca teknik yardımları dolayısıyla dizgi-baskı çalışanlarına da teşekkür ederim. Editör Yrd.Doç.Dr. Recep AHISHALI
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 1Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; XV. ve XVI. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini tanıyabilecek, Matbu metinleri okuyabilecek, Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznenizi geliştirebilecek, Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını metin içinde belirleyebileceksiniz. Anahtar Kavramlar XV. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri XVI. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri Matbu Metinler İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I GİRİŞ ORUÇ BEY, TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN ÂŞIKPAŞA-ZÂDE, TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN VÂKI ÂT-I SULTÂN CEM
Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I GİRİŞ Bu ünitede matbaa yazısı okumanızı geliştirmeniz için matbu metinlere yer verilmiştir. Öte yandan, 15-16. yüzyılın dil özelliklerini de tanıyabilmeniz için metinler bu dönemde kaleme alınmış eserlerden seçilmiştir. Bu matbu metinler, 15-16. yüzyılda yazılmış olmakla birlikte 20. yüzyıl başlarında matbaada basılmışlardır. XV. ve XVI. yüzyıl Osmanlı tarihî metinlerinin bir çoğu, kullanılan dil bakımından, oldukça sade, anlaşılabilir bir Türkçe ile kaleme alınmıştır. Özellikle Osmanlı Devletinin kuruluş dönemini anlatan Tevârîh-i Âl-i Osmân lar her türlü edebî kaygıdan uzak, halkın günlük kullandığı Türkçeyi yansıtmaktadır. Bu üniteye alınan ilk metin Oruç Bey in Tevârîh-i Âl-i Osmân ıdır. F. Babinger tarafından 1925 yılında yapılan neşirden küçük bir kısmı ele alınmıştır. Dili oldukça sade ve okunması kolay bir metindir. Diğer metin, Âşıkpaşazâde nin Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eseridir. Osmanlı Devleti nin Kuruluş dönemini anlatan temel kaynaklardandır. XV. yüzyıl sonlarına doğru yazılmıştır. Âlî Bey tarafından H.1332/M.1914 yılında İstanbul da yayımlananan matbu eserden parçalar seçilerek bu üniteye konulmuştur. Ünitenin üçüncü parçası, Vâkı ât-ı Cem Sultân adlı, yazarı bilinmeyen bir eserden alınmıştır. Yine bu eser de, yazarının giriş kısmında belirttiği gibi, metin her türlü süsten arındırılmış ve herkesin anlayabileceği bir üslupla kaleme alınmıştır. Bu nedenle günlük hayatta kullanılan Türkçe yi gösterir bir metindir. Ancak diğer iki metine göre Arapça ve Farsça kelimeler biraz daha fazla kullanılmıştır.
4 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.1.6 Oruç Bey, Tevârîh-i Âl-i Osmân Metinleri Okumaya (Metin. 1.1.1) den başlayınız.
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 5 Metin 1.1.5
6 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.1.4
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 7 Metin 1.1.3
8 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.1.2
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 9 Metin 1.1.1
10 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I ORUÇ BEY, TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN /1.1.1/ Ve bu tarafdan Rûm tâ ifesi tekûrı oğlını bir nice bin kâfir ile ehl-i İslâm üzerine gönderdi. Sultân Alâeddîn e haber oldı, her tarafa nâmeler perâkende kıldı. Hükmi irdüği yerlere tâ Sivas kapusına değin çeriler cem itmeğe âdemler gönderdi. Bunda çeri cem itmekde [iken] bu tarafdan Osmân Gāzî bin mikdâr er ile gazâ-yı ekberdür deyüp bu gelen kâfir leşkerinün üzerine bin kişi üç bölük eyledi. Bir gice üç yerden şebîhûn idüp Rûm çerisine girdiler. Kâfir gāfil serhoş yaturken kılıç koydılar. Sabâha değin kılıcdan geçürüp târümâr itdiler. Nice mâl-ı ganâyimle dönüp mekânlarına geldiler. Mâlın öşrin çıkarup Sultân Alâeddîn e gönderdiler. Sultân Alâeddîn dahı bu ganîmet mâlı görüp Osmân Gāzî nün bahadurlığına sevinüp şâd oldı. Tiz buyurdı, hazî[ne]sinden cebe vü cevşen çıkarup elli katâr deve ve elli katâr katır esbâbla yükledüp gönderdi. Ve Mısr dan gelmiş hazret-i Risâlet ün salla llahü aleyhi ve sellem- ak alemin çıkarup Osmân Gāzî ye gönderdi. Vezîr Abdülazîz bile gönderdi. Tuğ ve sancak çözilüp Osmân Gāzî ye getürdiler. Bu tarafdan Osmân Gāzî ye haber oldı ki, Sultân Alâeddîn den sana bunca in âmlar geleyor. Osmân Gāzî dahı karşu çıkdı, Abdülazîz le görüşdi. Getürüp kondırdı. Çünki irte oldı, Abdülazîz pâdişâh gönderdüği in âmları virdi ve dahı Abdülazîz eytdi: Ey oğul! Atan Ertuğrul gördüği vâkı a buydı ki Şeyh Edebâlî ta bîr itmişdi. Meger Osmân Gāzî dahı dünyâya gelmedin Ertuğrul bir gice aceb vâkı a gördi, uyandı. Durup sabâh namâzın kılup atına süvâr olup Konya ya /1.1.2/ vardı. Meger Konya da bir mu teber kişi var idi. Adına Şeyh Edebâlî dirlerdi. Sâhib-i kemâllerden idi. İlm-i rû yâda mâhir idi. Velâyeti ve kerâmâtı zâhir olmuşidi. Dervîş idi. Dünyâsı ve ni meti bol idi. Ol vilâyetde meşhûr idi. Sultân Alâeddîn dahı ana i tikād itmişdi. Ertuğrul geldi, ol gördüği düşi söyledi. Eytdi: Yâ Şeyh! Bir düş gördüm. Senin koynundan bir ay doğdı, gelüp benim koynuma girdi. Göbeğümde bir ağaç bitdi. Gölgesi âlemi dutdı. Gölgesinin altında dağlar bitdi. Her dağın dibinden ulu sular akdı. Bu sudan kimi içdi, kimi bağlar ve ağaçlar dikdi suvardı ve çeşmeler akıtdı. Ol uykudan uyandım, düşüm budur. Ta bîrinde ne buyurursuz didi. Şeyh eytdi: Düşün ta bîri budur ki, bir oğlun ola, Osmân adlu. Çok gazâlar ide ve dahı muştuluk olsun kim evlâdına pâdişâhlık virildi. Mübârek olsun didi. Ve dahı benim Râbi a adlu bir kızım ola. Oğlun Osmân ol kızı ala. Ol kızdan çok oğullar cedd ber-cedd pâdişâh olalar didi. Ve dahı rivâyet iderler ki, Osmân Gāzî nün gazâya ibtidâ itdüği hicretün altı yüz sekseninde idi. Hikâyet iderler ki, Sultân Alâeddîn vezîri Abdülazîz tabl ü sancak gönderdüği vaktde şeyhin kızı Râbi a Hatun ı bile gönderdi. Abdülazîz, Şeyh Edebâlî kızı Râbi a Hatun ı nikâh idüp Osmân Gāzî ye virdi. Âlî düğün idüp ol gice halvet eyledi. Murâdları hâsıl oldı. Sabâh durup gusl eyledi. Namâzın kılup ata süvâr oldılar. Abdülazîz ve Şeyh Edebâlî ve bahâdurlar süvâr olup at koşusuna meydâna çıkdılar. Âdet üzerine koşu idüp şikâr iderek /1.1.3/ girü mekânlarına geldiler. Gelecekleri vakt nâgâh Rûm tarafından sahrâda bir toz belürdi. Toz içinden bir süvâr çıkageldi. Cebe vü cevşen tamâm mükemmel. Meger bu kişi kâfir beylerinden imiş. Gelüp meydânda çağırup âvâz virdi, eytdi: Aranuzda Osmân adlu âdem kimdür? didi. Osmân ı gösterdiler. Hemân sâ at atdan inüp Osmân Gāzî nün atı ayağına düşdi: es-salâtü ve s-selâmü aleyke yâ Resûlu llah didi. Kelime-i şehâdet getürdi, müslimân oldı. Eytdi kim: Yâ Osmân Gāzî! Düşümde sizin peygamberinüz Muhammed Mustafâ salla llahu aleyhi ve sellem- gelüp bana İslâm telkīn eyledi. Kelime-i şehâdeti ve sûre-i Fâtihai ve İhlâs ı bana ta lîm itdi. Dûr, sabâh filân yerde bir gāzî yiğit vardur, adı Osmân dur. Hakk yoluna gazâ niyyet idüpdür. Benim ak alemim onun katındadur, ana var didi. Benim adum Mihal dür ammâ hazret-i Resûl adımı Abdullah kodı. Osmân ile gazâya bile var didi. Senün dahı meslek ve zürriyetün âlî devlete irişüp cedd ber-cedd gazâlar iderler didi. Tâ Engürüs kapusuna değin İslâm sancağını çeküp dîn-i İslâm ı âşikâre kılalar, didi. Çünkim düşümden uyandım. Üş rikâbına yetişdüm deyüp Osmân önünde dahı tekrâr kelime-i şehâdet getürüp müslimân oldı. Şimdi Mihaloğlanları, kim
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 11 vardur, anın neslindendür. Çün bu vâkı ayı Abdülazîz ve Şeyh Edebâlî gördiler, Hakk te âlâya şükrler kıldılar. Sonumuz hayr oldı. Bunun gibi devlete yetişdük didiler. Abdülazîz birkaç günden sonra Sultân Alâeddîn katına gelüp kamu ahvâli arz eyledi. Sultân Alâeddîn dahı işidüp şâd oldı. Mısr sultânından bir kılıc gelmişdi. Emîrü l-mü minîn hazret-i Osmân radiya llahu anhü- nın idi. O kılıcı kendü belinden çözüp Osmân a gönderdi ve istiklâlî ol vilâyete pâdişâh olsun /1.1.4/ Rûm vilâyetini ana ısmarladum. Açabildiği yere değin açsun, anın olsun didi. Sultân Alâ eddîn in Tatar ile cengi var idi. Bu tarafdan Çağatay çerisi belürdi. Üzerine gelüp Tatar la cenge meşgūl oldı. Âkıbet barışup Tatar dönicek Sultân Alâ eddîn vefât itdi. Oğlı Sultân Gıyâsüddîn tahta geçüp yerine pâdişâh oldı. Meğer onun zamânında bir şeyh var idi. Baba İlyâs dirlerdi. Sultân Alâeddîn zamânında gelüp Amâsiyye yöresinde Çat adlu kasabada vatan tutmuşdı. Acem vilâyetinden gelmişdi. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn Konya da olurlardı. Ol zamânda ulular ve şeyhler çoğidi. Sultân Alâeddîn vefât idüp oğlı Gıyâsüddîn pâdişâh olıcak zulme başladı. Bir sebeb ucından Baba ilyâs dan havf idüp leşker gönderdi. Babayîler i kodı. Bir gice Sultân Gıyâsüddîn kulları katl idüp oğlı ve kızı kalmadı. Memleket hâlî kaldı. Babayîler den Muhlis Paşa gelüp pâdişâh oldı. Babayîler in intikāmın alup Babayîler kıranları kırdı, kılıcdan geçürdi. Kırk gün ve ba zılar eydür altı ay beylik eyledi. Andan sonra kendünün halîfelerinden Kör Kādî dirlerdi, Baba zamânında İç-il e halîfe idi, meger anun bir oğlı kalmışdı. Ona Karaman dirlerdi. Beş yaşında idi. Muhlis Paşa Karaman ı tahta geçürdi, pâdişâh eyledi. Bunun nesli âlemi duta didi. Karaman vilâyetin ana virdi. Karaman memleketi didiklerine sebeb budur. Biz yine Osmân Gāzî kıssasına gelelüm. Osmân Gāzî nün Şeyh Edebâlî kızı Râbi a Hatun dan bir oğlı oldı. Adını Orhan kodı. Hicretün altı yüz seksen altısında Osmân Gāzî gelüp Bilecük i ve İnegöl i feth itdi. Hicretün altı yüz seksen yedide Karacaşehr i alup anda bir âdem /1.1.5/ var idi, Tursun Fakīh dirlerdi. Cum a namâzın kılup Osmân Gāzî adına hutbei en evvel ol okudı, hicretün altı yüz seksen dokuzunda. Osmân Gāzî alduğı vilâyetleri bahş eyledi. Karacaşehr sancağını ki, ana İn-öni dirler, oğlı Orhan a virdi. Subaşılığını karındaşı oğlı Alp Gündüz e virdi. Ve Yarhisâr ı Hasan Alp e virdi. Hasan Alp Süleymân Şâh la Acem vilâyetinden gelmişler idi. İnegöl i Turgut Alp e virdi. Şimdi ol gāzîler adları anılur. Kayın atası Edebâlî ye Bilecük i virdi ve hem hatunını anda atası yanında bile kodı. Kendüsi Yenişehr de karâr kıldı. Gāzîler ev yapdılar, anda karâr kıldılar. Adını Yenişehr kodılar. Ve Osmân Gāzî nün bir oğlı dahı oldı. Adını Ali Paşa kodı. Onı yanında kodı. Bu yana Orhan Gāzî atası Osmân Gāzî yle buluşup dört yana iller açmağa başladılar. İnegöl i ve Köprihisâr ı feth itdiler. Bu tarafdan Burusa tekurı bir nice tekurla ittifâk itdiler ki, Türk ün üzerine yüriyeler. Koyunhisârı önünde buluşdılar. Azîm ceng itdiler. Âkıbet kırgun oldı. Gāzîlerden ve kâfirlerden haylî âdem düşdi. Osmân Gāzî nün karındaşı oğlı Alp Gündüz anda şehîd oldı. Karacaşehr e giden yol üzerinde defn itdiler. Mezârına taş yığup dâiresin çevirdiler. Her kaçan ol vilâyetde at sanculansa ol mezârı üç gün dolandururlar, Hakk te âlâ inâyetinde şifâ bulur. Şimdi ana Mezâr-ı Türk dirler. Ol arada Hakk te âlâ İslâm ehline fursat virüp küffâr leşkerine hezîmet vâkı olup Adranos tekurı kaçup Burusa katında gönderdi, Köse Mihal i ve Turgud Alp bile kovaladılar. Tekuruyla sulh itdiler. Osmân Gāzî Burusa nın üzerine havâle /1.1.6/ yapdı. Gördi kim, cengle alınmaz. Karşusunda kapluca tarafından bir havâle yapdı. Karındaşı oğlı Aktemür i üzerinde kodı. Gāyet bahâdurlardan idi. Ana yarar yoldaşlar koşdı. Dağ tarafından dahi bir havâle yapdı. Balabancık dirlerdi, bir bahadur kulı var idi, anda kodı. Bu iki havâlei bir yılda yapdılar. Burusa[ yı] eğretdiler. Hisârdan taşra kişi çıkartmaz oldılar. İlini hep aldılar, hisâr yalınuz kaldı. Üzerine havâle oldılar, bunlar bunda. Osmân Gāzî geldi, Yenişehr de karâr kıldı. Etrâfın kâfirleri geldiler, gāzîlere itâ at itdiler. Fursat gāzîlerün olup ol vilâyeti zabt itdiler. Gāzîler adl ü insâf itdiler. Ol vilâyeti ma mûr itdiler. Ganîmet mâlıyla ganî oldılar. Osmân Gāzî oğlı Orhan ı Burusa katına gönderdi. Köse Mihal i ve Turgud Alp bile koşdı. Küffâr âciz kalmışdı. Burusa üze-
12 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I rinde azîm ceng itdiler. Âkıbet Burusa tekurı Orhan la sulh idüp hisârı virdi. Ahd ü peymânla tekurdan çıkdı, İstanbul a gitdi. Hicretün yediyüz on altısında Orhan Gāzî Burusai feth itdükde Osmân hayâtda idi. Ayağı ağrırdı. Zamânında beyliği Orhan a ısmarladı, Hakk emrine vardı. Oğlı Orhan Gāzî tahta cülûs kıldı, hicretün yedi yüz yiğirmi yedisinde Osmân Gāzî vasıyyet itmişdi kim: Beni Burusa da Gümüş Kubbe altında kon dimişdi. Ba zılar aydur, Söğütcük de defn itdiler. Allahu te âlâ rahmetin ziyâde kılsun. Âmîn. Yâ Rabbü l-âlemîn. (Oruc bin Âdil (1926). Tevârîh-i Âl-i Osmân. Nşr. Franz Babinger. Hannover). Metne Ait Sözlük ahd: Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. ahvâl: Haller. Durumlar. Oluşlar. âkıbet: Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice, sonuç. alem: Bayrak. Minare, kubbe, sancak direği vb. yüksek şeylerin tepesinde bulunan, ay yıldız veya lale biçiminde süs. İşaret. âlî: Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. âşikâre: Belli, meydanda, açık. âvâz: Yüksek ses, nara, avaze. bile: Birlikte, beraber. Dahi, de. İle. cebe: Zincir veya halkadan örme zırh. Cevşen. cedd: Babanın babası veya ananın babası. Büyüklük, azimlik. cem : Toplama. Bir yere getirme, biriktirme. Yığma. cevşen: Zırh. cülûs: Oturma. Oturuş. Padişahın taht a oturması. çeri: Asker. devlet: Toprak bütünlüğü ve siyasal örgütü olan bir ulusun oluşturduğu hukuksal varlık. Büyüklük. Mevki. Mutluluk. Talih. Zenginlik dilâver: Gönül alıcı. eğirtmek: Muhasara etmek, etrafını kuşatmak, sarmak. ekber: Daha büyük, en büyük. esbâb: Elbise. Mal. eytmek: Söylemek, demek, anlatmak. ganâyim: Harpte ele geçen mallar. Ganimetler. ganî: Zengin. Kimseye muhtaç olmayan. Varlıklı, bol. hâlî: Tenhâ. Boş. Sahipsiz. Issız. İçinde bir şey olmama. halvet: Yalnızlık. Tek başına kalmak. Tenhaya çekilme. Gizlilik. havâle: Bir işi veya bir şeyi başka birine bırakma. Görmeyi önleyen duvar gibi perde. havf: Korku, korkutmak. hurûc: Çıkma. Dışarı çıkma, çıkış. Ayaklanma, isyan etmek. i tikād: İnanmak. İnanç. ibtidâ: Baş taraf. İlk. Başlangıç. En önce, başta. in âm: Nimet vermek. İhsan etmek. Doğruya sevketmek, hidâyete ulaştırmak. İyilik etmek, bahşiş vermek kamu: Hep, bütün, tamamen. kemâl: Kâmillik, olgunluk, olgunlaşma. Erginlik. Bütün güzel sıfatlarla muttasıf olmak. Fazilet. kerâmet: Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum. Bağış, kerem. İkram, ağırlama. kırgun: Geniş ölçüde öldürüşme veya öldürme, kıtal. Maktul
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 13 leşker: Asker. ma mûr: İ mar edilen, tamir edilmiş. meslek: Yol. Usul. Gidiş. San at. Geçim için tutulan yol. Sistem. Mezheb. mu teber: İtibâr gören. Beğenilen. İnanılır. Güvenilir. Hatırı sayılır. Hükmü geçen. muştuluk: Müjde, beşaret. Müjdelik, müjde bahşişi. muti : İtaat eden, boyun eğen. İtaatli. Bağlı. Rahat. nâgâh: Birdenbire, ansızın, hemen. nâme: Padişah fermanı, Mektub. Risale. Kitap. öşr: Ondalık, onda bir. Mahsullerden onda bir olarak alınan vergi. peymân: And, yemin, muahede, ahitleşmek. rikâb: Özengi. Büyük bir kimsenin huzuru, önü, makamı. subaşı: Şehirlerin inzibat işlerine bakan görevli. sulh: Barış. Uyuşma. Muharebeyi terk için anlaşma. Rahatlık. suvarmak: Sulamak. Su vermek. süvâr: Ata binmiş. Binici. şâd: Sevinçli, ferahlı, memnun, mesrur, şen, bahtiyar. şebhûn: Gece baskını. şikâr: Av, avlanan hayvan. Avlama. tabl: Davul. talgalık: Kargaşalık, karışıklık. üş: İşte, şimdi. Çünkü. Ancak. vâkı a: Meydana gelmiş, olmuş, var olan mevcud bir hâdise. Olan olmuş. Rüya, düş. Şiddetli hâdise. Savaş. velâyet: Veli olan kimsenin hali. Velilik, dervişlik. Dostluk. Sadakat zürriyet: Soy, nesil, kuşak. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Bu taraftan, Rumların tekfuru, oğlunu birkaç bin kâfir ile Müslümanların üzerine gönderdi. Sultân Alâeddin haber alınca, her tarafa fermânlar yolladı. Tâ Sivas kapısına kadar hütmettiği yerlerden asker toplamaya adamlar gönderdi. Burada asker toplanırken, diğer taraftan, Osman Gazi bin kadar askerle büyük gazadır diyerek bu gelen kâfir askerinin üzerine bin kişiyi üç bölük yaptı. Bir gece üç yerden baskın yaparak Rum askerine girdiler. Kâfir sarhoş bir hâlde yatarken kılıç koydular, sabaha kadar kılıçtan geçirip darmadağın ettiler. Nice ganimet mallarıyla dönüp makamlarına geldiler. Malın onda birini çıkarıp Sultan Alâeddin e gönderdiler. Sultân Alâeddin de bu ganimet malını görüp Osman Gazi nin yiğitliğine sevinerek mutlu oldu. Hemen emretti, hazinesinden zırhlar çıkardı, elli katar deve ve elli katır mal ile yükletip gönderdi. Mısır dan gelmiş, hazret-i Peygamber in -salât ve selâm üzerine olsun- ak bayrağını çıkarıp Osman Gazî ye gönderdi. Vezir Abdülaziz i de birlikte gönderdi. Tuğ ve sancak çözülüp Osman Gazi ye getirdiler. Bu taraftan, Osman Gazi ye: Sana Sultan Alâeddîn den bu kadar hediyeler geliyor diye haber verdiler. Osman Gazi karşılayıp Abdülaziz ile görüştü. Getirip yerleştirdi. Ertesi gün Abdülaziz, padişahın gönderdiği hediyeleri verdi ve dedi ki: Ey oğul! Baban Ertuğrul un göndüğü ve Şeyh Edebali nin yorumladığı rüya şöyledir: Osman Gazi dünyaya gelmeden Ertuğrul bir gece tuhaf rüya görüp uyandı. Bekleyip sabah namazını kılıp atına binerek Konya ya vardı. Konya da itibarlı bir kişi vardı. Adına Şeyh Edebali derlerde. Olgun kişilerdendi. Rüya ilminde mahareti vardı. Veliliği ve kerametleri görülmüştü. Derviş idi. Dünyalığı ve nimetleri bol idi. O bölgede meşhurdu. Sultan Alâeddin bile ona inanmıştı. Ertuğrul gelip ol gördüğü düşü anlattı: Yâ Şeyh! Bir düş gördüm. Senin koynundan bir ay doğdu, gelip benim koynuma girdi. Göbeğimde bir ağaç bitti. Gölgesi dünyayı tuttu. Gölgesinin altın-
14 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I da dağlar büyüdü. Her dağın dibinden büyük sular aktı. Bu sudan kimi içti, kimisi bağlar yaptı, ağaçlar dikip suladı. Çeşmeler akıttı. O uykudan uyandım. Düşüm budur. Yorumuna ne buyurursunuz dedi. Şeyh: Rüyanın tabiri şöyledir: Osman adlı bir oğlun olacak. Çok gazalar yapacak. Müjdeler olsun ki, evlâdına padişahlık verildi. Mübârek olsun dedi. Ve benim de Rabia adlı bir kızım olacak. Oğlun Osman o kızı alacak. O kızdan çok oğullar nesilden nesile padişah olacaklar dedi. Rivayet ederler ki, Osman Gazi nin gazaya başladığı tarih hicretin 680 inde idi. Anlatırlar ki, Sultan Alâeddin, vezîri Abdülaziz davul ve sancak gönderdiği zaman, şeyhin kızı Rabia Hatun u birlikte gönderdi. Abdülaziz, Şeyh Edebali nin kızı Rabia Hatun u Osman Gazi ye verip nikâhladı. Büyük düğün oldu. O gece gerdek gecesi olup muradları yerine geldi. Sabah abdest aldı. Atlarına bindiler. Abdülaziz, Şeyh Edebali ve yiğitler ata binip, koşu için meydana çıktılar. Âdet olduğu üzere koşu yapıp av yaptılar ve geri mekânlarına geldiler. Gelecekleri zaman ansızın Rum tarafında, ovada bir toz göründü. Tozun içinden bir atlı çıkageldi. Zırh ve silah mükemmel idi. Meğer bu kişi kâfir beylerinden imiş. Meydana gelip seslenerek dedi ki: Aranızda Osman adlı adam kimdir? Osman ı gösterdiler. Hemen o anda attan inip Osman Gazi nin atının ayağına düştü: es-salatü ve s-selâmü aleyke yâ Resûllullah dedi ve kelime-i şehadet getirdi, müslüman oldı. Dedi ki: Yâ Osman Gazi! Düşümde sizin peygamberiniz Muhamed Mustafa salât ve selâm üzerine olsun- gelip bana İslâm dinini telkin etti. Kelime-i şehadeti Fatiha ve Ihlâs suresini bana öğretti. Dur, sabah falan yerde bir gazi yiğit vardır, adı Osman dır. Allah yolunda gazaya niyet etmiştir. Benim ak bayrağım onun yanındadır, ona git dedi. Benim adım Mihal dir, ancak hazret-i peygamber adını Abdullah koydu. Osman ile birlikte gazaya git dedi. Senin de yolunu tutanlar ve soyundan gelenler büyük makamlara ulaşıp nesilden nesile gazalar ederler dedi. Tâ Engürüs (Macar) kapısına kadar İslâm sancağını çekip İslâm dinini ortaya çıkaralar dedi. Düşümden uyandım, işte ayağımın dibine ulaştım deyüp Osman ın önünde de tekrar kelime-i şehadet getirip müslüman oldu. Şimdiki var olan Mihaloğlanları onun neslindendir. Bu olayı Abdülaziz ve Şeyh Edebali gördüler, yüce Allah a şükürler ettiler. Sonumuz hayır oldu, böyle makama eriştik dediler. Abdülaziz birkaç gün sonra Sultan Alaeddin in yanına gelip bütün durumları arzetti. Sultan Alâeddin de işitip mutlu oldu. Mısır sultanından bir kılıç gelmişti. Müminlerin emîri hazret-i Osmân ın Allah ondan razı olsun- idi. O kılıcı kendi belinden çıkarıp Osman a gönderdi: Bağımsızca o vilâyete padişah olsun, Rum vilâyetini ısmarladım. Fethedebildiği yere kadar fethetsin, onun olsun dedi. Sultan Alâeddin in Tatarlarla savaşı vardı. Bu taraftan Çağatay ın askerleri belirdi. Üzerine gelip Tatar la savaşmaya koyuldu. Sonunda barışıp, Tatar dönünce Sultan Alâeddin vefat etti. Oğlu Sultan Gıyaseddin tahta geçip yerine padişah oldu. Onun zamanında Baba İlyas derler bir şeyh vardı. Sultan Alâeddin zamanında gelip Amasya yöresinde Çat adlı kasabada yurt tutmuştu. Acem vilayetinden gelmişti. Hazret-i Mevlâna Celâleddin Konya da idi. O zamanda ulular ve şeyhler çoktu. Sultan Alâeddin vefat edip oğlu Gıyaseddin padişah olunca zulm etmeye başladı. Bir sebepten dolayı Baba İlyas tan çekinip asker gönderdi. Babayîler i öldürdü. Bir gece Gıyasüddin in kulları öldürmekle oğlu ve kızı kalmadı. Memleket boş kaldı. Babayîlerden Muhlis Paşa gelip padişah oldu. Babayîlerin intikamını aldı. Babayîler i kıranları kılıçtan geçirdi. Kırk gün, bazılarına göre altı ay beylik yaptı. Sonra kendinin halifelerinden Kör Kadı derlerdi, Baba zamanında İç-il de halifeydi, onun bir oğlu kalmıştı. Ona Karaman derlerdi. Beş yaşındaydı. Muhlis Paşa Karaman ı tahta geçirdi, padişah yaptı. Bunun nesli dünyayı tuta dedi. Karaman vilayetini ona verdi. Karaman memleketi demelerinin sebebi budur. Biz yine Osman Gazi nin macerasına gelelim. Osman Gazi nin Şeyh Edebali kızı Rabia Hatun dan bir oğlu oldu. Adını Orhan koydu. Hicretin 686 sında Osman Gazi gelip Bilecik ve İnegöl ü fethetti. Hicretin 687 sinde Karacaşehir i aldı. Orada bir adam vardı. Tur-
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 15 sun Fakih derlerdi. Cuma namazını kılıp, hutbeyi Osman Gazi adına ilk o okudu. Hicretin 689 uydu, Osman Gazi aldığı memleketleri bağışladı. Karacaşehir sancağını ki, ona İnönü derler, oğlu Orhan a verdi. Subaşılığını kardeşi oğlu Alp Gündüz e verdi. Yarhisar ı Hasan Alp e verdi. Hasan Alp Süleyman Şah la Acem memleketinden gelmişlerdi. İnegöl ü Turgut Alp e verdi. Şimdi o gazilerin adları anılır. Kayınatası Edebali ye Bilcek i verdi ve hatununu orda babasının yanında bıraktı. Kendisi Yenişehir de yerleşti. Gaziler ev yaptılar ve orada yerleştiler. Adını Yenişehir koydular. Osman Gazi nin bir oğlu daha oldu. Adını Ali Paşa koydu. Onu yanında tuttu. Bu tarafta Orhan Gazi babası Osman Gazi ile buluşup dört taraftan memleketler fethetmeye başladılar. İnegöl ü ve Köprühisar ı fethettiler. Bu taraftan Bursa tekfuru birçok tekfurla Türk ün üzerine yürümekte ittifak ettiler. Koyunhisarı önünde buluştular. Büyük savaş yaptılar. Sonunda gazilerden ve kâfirlerden hayli adam öldü. Osman Gazi nin kardeşi oğlu Alp Gündüz orada şehid oldu. Karacaşehir e giden yol üzerinde defnettiler. Mezarına taş yığarak daire içerisine aldılar. Her ne zaman o memlekette at sancılansa o mezarı üç gün dolandırırlar. Yüce Allah ın yardımıyla şifa bulur. Şimdi Ona Türk Mezarı derler. O sırada Yüce Allah müslümanlara fırsat verip kâfir askerlerinde hezimet meydana geldi. Adranos tekfuru kaçıp Bursa tekfurunun yanına girdi. Köse Mihal ve Turgut Alp birlikte kovaladılar. Tekfuruyla barış yaptılar. Osman Gazi Bursa ınn üzerine perde yaptı. Gördü ki, savaşla alınmaz. Karşısında, kaplıca tarafından bir perde yaptı. Kardeşi oğlu Aktemür ü üzerine koydu. Oldukça yiğitlerden idi. Onun yanına uygun yoldaşlar kattı. Dağ tarafından da bir perde yaptı. Balabancık derlerdi, bir bahadır kulu vardı. Orada koydu. Bu iki perdeyi bir yılda yaptılar. Bursa yı kuşattılar. Hisardan dışarı kimseyi çıkartmaz oldular. Bölgeyi tamamen aldılar, hisar yalnız kaldı. Bunlar burada hisar üzerine perde yaptılar. Osman Gazi geldi, Yenişehir de yerleşti. Etrafın kâfirleri geldiler, gazilere boyun eğdiler. Fırsat gazilerin olup o vilayeti ele geçirdiler. Gaziler adalet gösterdi, merhamet ettiler. O memleketi imar ettiler. Ganimet malıyla zengin oldular. Osman Gazi oğlu Orhan ı Bursa ya yanına gönderdi. Köse Mihal ve Turgut Alp i birlikte yanına kattı. Kâfirler çaresiz kalmıştı. Bursa üzerinde büyük savaş yaptılar. Sonunda Bursa tekfuru Orhan la barış yapıp hisarı verdi. Anlaşma ile tekfur çıktı İstanbul a gitti. Hicretin 716 sında Orhan Gazi Bursa yı fethettiğinde Osman hayattaydı. Ayağı ağrırdı. Sağlığı zamanında beyliği Orhan a verdi, Allah ın emrine vardı. Hicretin 727 sinde oğlu Orhan Gazi tahta oturdu. Osman Gazi vasiyet etmiş: Beni Bursa da Gümüş Kubbe altına koyun demişti. Bazıları Söğütcük te defnettiklerini söyler. Yüce Allah rahmetini ziyade etsin. Âmin, yâ Âlemlerin Rabbi. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: rivâyet ganîmet şehâdet harâb mülk cem vücûd ni met fi âlet fa îlet fe âlet fa âl fu l fa l fu ûl fi let Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri kâfir (küfrân) gāfil (gaflet) mâhir (mahâret) gāzî (gazâ) vâkı (vak a) fâ il vezninde Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller meşgūl (şugl) ma mûr ( imâret) mef ûl vezninde
16 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: i tikād intikām ittifâk telkīn istiklâl Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: mu teber müfte al (ifti âl bâbı) mübârek müfâ al (müfâ al bâbı) Cem Şekillerinden Örnekler: Cem -i müzekker: âlemîn mü minîn Cem -i mü ennes: kerâmât (-ât eki ile) Cem -i mükesser: ganâ im (fe â il vezni ile) esbâb (ef âl vezni ile) ifti âl tef îl istif âl (-în eki ile) Arapça tamlama: emîrü l-mü minîn ( emîr ve mü minîn kelimeleri ile mü minlerin emîri ) Rabbü l-âlemîn ( Rabb ve âlem kelimeleri ile âlemlerin Rabbi ). B-Farsça Yapılar: Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: cebe vü cevşen tabl ü sancak İsim Tamlaması: ehl-i İslâm (İslâma mensup olanlar) İsimden Türemiş Sıfatlar: cedd ber-cedd Birleşik Kelimeler [izâfet kesresi (-i) kaldırılarak yapılan sıfatlar]: şebhûn serhoş Birleşik Sıfat: Sâm-süvâr (Sâm gibi ata binen) 1 a) Metinden alınmış, aşağıdaki pasajı bugünki dile aktarınız. Benim adum Mihal dür ammâ hazret-i Resûl adımı Abdullah kodı. Osmân ile gazâya bile var didi. Senün dahı meslek ve zürriyetün âlî devlete irişüp cedd ber-cedd gazâlar iderler didi. b) Metindeki şu cümlelerde geçen Arapça cem (çoğul) kelimeyi bularak bunun türünü tespit etmeye çalışın ve müfred (tekil) şeklini gösterin: Bir gice üç yerden şebîhûn idüp Rûm çerisine girdiler. Kâfir gāfil serhoş yaturken kılıç koydılar. Sabâha değin kılıcdan geçürüp târümâr itdiler. Nice mâl-ı ganâyimle dönüp mekânlarına geldiler. Mâlın öşrin çıkarup Sultân Alâeddîn e gönderdiler. Sultân Alâeddîn dahı bu ganîmet mâlı görüp Osmân Gāzî nün bahadurlığına sevinüp şâd oldı. c) Aşağıdaki cümlede geçen rubâ î masdarı bulun: Ertuğrul ol arada karâr kıldı. Bir nice zamândan sonra Sultân Alaeddîn in saltanatın ve şevketin işidüp gazâ niyetiyçün ana mütevveccih oldı. Ertuğrul un üç oğlı vardı. Birinin adı Gündüz ve birinin adı Sarutı ve birinin adı Osmân idi. Osmân Gāzî Rûm vilâyetinde vücûda gelmişdi. d) Metinde çeşitli yerlerde geçen aşağıdaki tamlamaların hangilerinin Arapça, hangilerinin Farsça olduklarını tespit ederek anlamlarını yazın. Emîrü l-mü minîn, Sâhib-i kemâl, Rabbü l-âlemîn, sûre-i Fâtiha, gazâ-yı ekber e) Aşağıdaki metinde yazıyla verilen sayıları Osmanlı Türkçesinde kullanılan rakamlara çeviriniz. Hicretün altı yüz seksen altısında Osmân Gāzî gelüp Bilecük i ve İnegöl i feth itdi. Hicretün altı yüz seksen yedide Karacaşehr i alup.. hutbei en evvel ol okudı, hicretün altı yüz seksen dokuzunda.
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 17 Metin 1.2.5 Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân
18 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.2.4
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 19 Metin 1.2.3
20 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.2.2
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 21 Metin 1.2.1 ÂŞIKPAŞA-ZÂDE, TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN /1.2.1/ Bâb ânı beyân ider kim, Sultân Mehemmed kim ol Sultân Murâd oğlıdır, Edrene de tahta geçdi, ne sûretle geçdi ve nice geldi, ve kanda idi. Sultân Murâd bir gün Ada ya seyre çıkdı. Seyrden döndi. Gelürken Ada köprisinün başında bir dervîş durur. Eydür: Hay pâdişâh! Va den yakīn geldi. Tevbe it dir. Hemândem hünkâr Saruca Paşa ya eydür: Sen tanık ol. Ben cemî günâhuma tevbe itdüm dir. Ve bir yanında İshak Paşa dahı giderdi. Ana dahı öyle didi. Hünkâr, İshak a eyidür: Şol dervîşi bilür misinüz kimdür?. Sultânum! Burusa da Emîr Sultân mürîdlerindendür dir. Hemân ki sarâya girdi. Başım ağrur didi. Vasiyyetnâmesin yazmışdı. Halîl i nâzır itmiş-
22 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I di. Oğlı Sultân Mehmed i vasî itmişdi. Üç gün yatdı. Dördünci gün oğlına haber gönderdiler, on üçünci gün oğlı dahı geldi. On üç gün meyyitini paşalar sakladı. Kimseye göstermediler. Dîvânlar itdiler, tîmârlar virdiler, hekîmler mu âlece itdiler, şerbetler virdiler. On üç gün tamâm olıcak oğlı Sultân Mehmed geldi. Edrene de devlet tahtına geçdi oturdı. Ekser halk hünkârın vefât itdüğin andan bildiler. Atasının meyyitini Burusa ya gönderdi. Bir küçücek kardaşı vardı. İsfendiyâr kızından olmuş, anı dahı menziline yetirdi, makāmına gönderdi. Yasluların yasın çıkardı. Kendisi dahı serîr-i saltanata oturdı. Nizâmî hükme başladı. Nâgâh haber geldi Karamanoğlı İbrâhîm Bey, Germiyan oğlı didiğine bir oğlını koşdı. Kütahya ya gönderdi, birini dahı Aydın iline gönderdi, biri dahı Menteşa oğlıdır deyü Menteşa iline gönderdi. Kendi Alâ iye ye yüridi deyü. Sultan Mehmed kim haberi işitdi, İshak Paşa yı hıl atledi. Anadolı beylerbeyisi itdi. İshak Paşa, Sultân Mehmed kendi dahı bindi. Devletle yüridi, Burusa ya geldi. Karamanoğlı nın /1.2.2/ harâmzâde oğlanları cemî kaçdılar. Sultân Mehmed Gāzî yüridi Akşehr e çıkdı, Akşehr feth olundı. Andan hünkâr göçdi Konya ya teveccüh itdi. Karamanoğlı İbrâhîm Bey ağlayup yalvarmağa başladı, Paşalara tûtî filorisin gönderdi. Paşalar dahı ol filoriden utandılar, hünkâra eytdiler: Atan deden bu vilâyete geldiler, ve bu vilâyeti cemi feth itdiler, kendülerin oldı. Yine merhamet itdiler yine virdiler. İmdi devletlü sultânım! Karamanoğlu eydür kim kızım vireyin, ve her yıl seferine varayın ve her ne buyurursa öyle ideyün diyiyorur. İmdi ümîdim budur ki, devletlü sultânım merhamet ide didiler. Hünkâr dahı paşaların sözin kabûl itdi, yine vilâyetini mukarrer itdi, döndi yine kendi vilâyetine geldi. Bâb. Anı beyân ider kim, Sultân Mehmed Gāzî döndi kendi vilâyetine girdi neyledi. Diledi kim Gelibolı dan Rûmili ne geçe, eytdiler: Devletlü Sultânum! Gelibolı Boğazı na kâfir gemileri geldi didiler. Hünkâr doğrı Kocaili ne geldi, İstanbul un üst yanında boğazda Akçahisâr a kondı, atası geçdiği yerden Rûmili ne geçdi. Akçahisâr ın karşusına kondı, Halîl Paşa ya eydür: Lâlâ! Buraya bir hisâr gerekdür. el-hâsıl orada hisâr yapdurdı, tamâm oldı. Akçaylıoğlı Mehmed Bey i gönderdi kim tiz var İstanbul un kapusını yapdur didi. Mehmed Bey dahı geldi şehrin kapusundan âdem kavradı, köylerinin tavarını sürdi. Tekfûra haber oldı kim, Türk bizim kürkümüzi yırtdı, evimizi başımıza yıkdı didiler. Tekfûr eydür: Bunun bizimle konşuluğı toğanla karga konşuluğına benzer dir. Eğer bu Türk den kurtulmağa çâre olursa dostumuz Halîl Paşa dan olur didi. Eydür balıkçılar göndermek gerekdür didi. Balığın karnını filoriyle doldurdılar, Halîl Paşa ya gönderdiler Tekfûrun Vezîri vardı, Gürloka dirlerdi. Ol eydür, Hey! Halîl balığı yutar, size dermânı yokdur, siz başınız yarağın görün dir. Halîl e balığı getirdiler, Halîl balığı yidi, karnını sanduka koydı. Kâfirlerin sözini tutdı, hünkâra geldi arz itdi. Hünkâr eydür yaz olsun görelüm, Allah ne buyurursa öyle ola didi. Hisârın hod fethi yarağına meşgūl olup dururlardı. Hemîn ki, esbâb tamâm oldı, yaz geldi, Sultân Mehmed eydür İstanbul ı yayların /1.2.3/ dir. Geldiler İstanbul un üzerine kondılar, kurudan ve denizden kuşatdılar dört yüz pâre gemi denizden yürütdiler, yetmiş pâre gemi dahı durdı, sancakların çözdiler, hisâr dibinde denize girdiler, deniz üzerinde köpri yapdılar, yürüyiş itdiler, elli gün gice ve gündüz ceng olundı. Âhir-kâr hünkâr yağma buyurdı, elli birinci gün, Şenbih güniydi, hisâr feth olundı. Eyü yağmalar eyü toyumluklar olundı. Altun, gümüş, cevherler bulundı. Halkını esîr itdiler, tekfûrını öldürdiler. Çihârşenbih güni Halîl Paşa yı oğlanlarıyla ve kethudâlarıyla bile tutdılar, habs itdiler. Bunların hikâyeti çokdur, ve illâ fakīr ihtisâr itdim, anınçün kim, bunun kazıyyesi çokdur Halîl Paşa yı neylediler. Ol Cum a güni Ayasofya da Cum a namâzı kılındı, hutbe-i İslâm okundı. Sultân Mehmed Han Gāzî adına kim ol Sultân Murâd oğlıdır. Ve bu fethin târîhi hicretün sekiz yüz elli yedisinde vâkı oldı, Sultân Mehmed Gāzî elinden.
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 23 Bâb. Anı beyân ider kim bu İstanbul kim alındı, şehr harâb oldı. Girü ne sûretle ma mûr oldı. Pâdişâh İstanbul ı kim feth itdi, subaşılığını kulı Süleymân Bey e virdi, ve cemî vilâyetine kullar gönderdi. Hâtırı olanlar gelsün evler, bâğlar, bâğçeler, mülkler virelim didiler, ve her kim geldiyse virdiler, bu şehri ma mûr itdiler. Pâdişâh yine emr itdi kim ganîden ve fakīrden evler sürdiler, ve her vilâyetin subaşılarına ve kādîlarına âdemler gönderdiler. Anlar dahı mübâlağa evler sürdiler, ve bu gelen halka dahı evler virdiler. Şehr kim ma mûr oldı, bu virdikleri evleri mukāta aya virdiler, öyle olıcak bu halka dahı güç geldi. Eytdiler kim bizi memleketimizden sürdinüz getürdinüz bu kâfir evlerine, girü virmek içün mi getirdiniz? didiler ve ba zısı avretini oğlanını kodı kaçdı. Kula Şahin dirlerdi atasından kalmış bir vezîr-i âkıl vardı, pâdişâha eydür Hey devletlü sultânum! Atan deden nice memleketler feth itdi, hiç birine /1.2.4/ mukāta a vaz itmedi, sultânuma dahı lâyık budur kim itmeye didi. Pâdişâh dahı anın sözini kabûl itdi, yine hükm buyurdı kim her ev kim virirsiz mülklüğe virin didi. Andan sonra mektûblar virdiler kim mülkleri ola, şehr yine ma mûr olmağa yüz tutdı. Mescidler yapmağa başladılar, ve bu şehrin hâli eyülüğe döndi. Sonra pâdişâha bir vezîr geldi kim, bir kâfirin oğlıydı, pâdişâha gāyet mukarreb oldı, ve bu İstanbul un eski kâfiri vezîrinin eski dostları idi. Yanına girdiler kim Hey neylersin! Bu Türkler bu şehri yine ma mûr itdi, senin gayretin kanı? Atan yurdını ve bizim yurdımızı aldılar, gözümüze karşu tasarruf iderler, imdi sen hod pâdişâhın mukarrebisin, cehd eyle kim bu imâretden halk vaz geçe, yine evvelki gibi bu şehr bizim elimizde ola. Vezîr dahı eydür Bu şol mukāta a kim evvel komuşlardı, anı yine koduralım bu halk dahı mülkler yapmayalar, bu şehr yine harâba yüz tuta âhır yine bizim tâ ifemiz elinde kala didi. Bir gün pâdişâhın kalbine münâsebetle ilkā itdi, yine mukāta a ilkā itdirdi, ve bu mahfî kâfirlerin biri ile bir adı müslimân bir kul koşdı ve bu mahfî kâfir her ne kim didiyse öyle itdi anı yazdı. Sû âl: Ol vezîr kimdir? Cevâb: Rûm Mehmed Paşa dır kim sonra anı it gibi boğdurdı. Sû âl: Sultân Mehmed Gāzî İstanbul da ne yapdı? Cevâb: Sekiz medrese, orta yerinde bir ulu câmi câmi in karşusunda bir bîmârhâne yapdurdı, ve bir imâret yapdı, ve bu sekiz medresenin yanında sekiz küçük medrese dahı yapdı sûhteler içün ve bundan gayri Ebâ Eyyûb Ensârî üzerine dahı bir imâret ve bir medrese yapdı, ve bir cum a mescidi, orta yerde bir âlî kubbe ve mûcce binâ itdi. /1.2.5/ Bâb Anı beyân ider kim Sultân Mehmed Han Gāzî Oğlanlarına ne sûretle sünnet eyledi kim biri Bâyezîd Han dur, ve biri Mustafâ Çelebi dür ve hem ol düğün ne yerde oldı. Sultân Bâyezîd Amâsiyye de olurdı, anı getirtdi, ve Mustafâ Çelebi Mağnisa da olurdı, anı getirtdi. Bunlar hep Edrene ye geldiler, Edrene nin nevâhîsi doldı, ve bir nice günlük yollar oldı kim düğüne geldiler. Pâdişâhın haymelerin ve çadırların Ada ya kurdılar, pâdişah devletle Ada ya geçdi oturdı. Haber oldı her tarafın halkı tâ ife tâ ife geldi, evvel ulemâ da vet olundı, pâdişâh dahi devletle geçdi devlet tahtında oturdı. Sağ tarafında Mevlânâ Fahreddîn fâzıl oturdı, ve sol tarafında Mevlânâ Tosyavî fâzıl oturdı, ve pâdişâhın mukābilinde Mevlânâ Şükrullah oturdı, anın yanında Hızır Bey Çelebi fâzıl oturmuşdı. Emr oldı hâfızlar Kelâm-ı Kadîm-i Rabbânî okudılar, ulemâ bu okunan âyetlerin tefsîrin itdiler, ilm sohbeti tamâm oldı. Destûr oldı, hoş-hânlar medhiye gazeller okudılar, pâdişâha lâyık sohbetler olundı. Destûr oldı, simâtlar çekildi, ni metler yinildi, yine hoş-hânlar okudılar, ve Kur ân okudılar. Destûroldı, şeker işlerin getirdiler, her ehl-i ilmin önine sini kodılar, bu ulemânın hıdmetkârları futalar doldurdılar. Fakīr dahi bir futa doldurdım, yine hıdmetkârıma virdim. Andan sonra pâdişâh bu azîzlere ihsânlar buyurdı eyü, niceler fakīr geldi ganî gitdi. Ve ikinci gün fukarâ tâ ifesi da vet olundı, anlara dahi ta zîmler olundı, şâhın atâları bunlara dahi yetişdi, ve bunlar dahi kānûn-ı fukarâ üzere edeblerin yerine getirdiler, pâdişâha gāyet hoş geldi. Üçünci gün ümerâ da vet olundı, ve hem bunlara dahi kānûn-ı
24 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I pâdişâhî nice ise öyle sohbetler ve işretler olundı, ve bir nice günlük yollardan atlar seğirtdiler, mübâlağa öğdüller virdiler, el-hâsıl seğirdenin hiç birini mahrûm komadılar. (Âşıkpaşa-zâde (1332). Tevârîh-i Âl-i Osmân. İstanbul). Metne Ait Sözlük âkıl: Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Akıllı. âl: Sülâle, soy, hânedan. Akrabâ ve taallukat. âlî: Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. atâ: Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan. azîz: İzzetli. Sevgili. Dost. Şerif. Ermiş. bahr: Deniz. berr: Susuz, kuru yerler. Toprak. Yeryüzü, yer. bile: Birlikte, beraber. Dahi, de. İle. bîmârhâne: Tımarhane. Akıl hastanesi. cehd: Fazla çalışma. Güç ve kuvvetini sarfetme. Azim, gayret, fedakârlık. Takat. cemî : Cümle, hep, bütün. ceng: Savaş. dem: An, vakit, saat. destûr: İzin, müsaade. Allah ın yardımı. devlet: Toprak bütünlüğü ve siyasal örgütü olan bir ulusun oluşturduğu hukuksal varlık. Mevki. Mutluluk. Talih. Zenginlik doyumluk: Ganimet. Ziyafet, bahşiş. dün ü gün: Daima. Her zaman. ef âl: Fiiller, işler, ameller. el-hâsıl: Hasılı, sözün özü, sözün neticesi, kısası, kısacası. esbâb: Sebepler. Çamaşır, elbise. eytmek: Söylemek, anlatmak, nakletmek, konuşmak. fakīr: Biçâre, muhtaç, yoksul. Tevazu için kişi kendisinden bahsederken kullanır. fâzıl: Fazilet sâhibi. Üstün kimse. fazl: İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. filori: Avrupa menşeli altın para. fûta: Havlu. Peştemal. Hamamlarda kullanılan bir kumaş cinsi. ganî: Zengin, kimseye muhtaç olmayan. Varlıklı, bol. harâmzâde: Nikâhsız kadın ve erkekten olan çocuk. AIçak, dolandıncı, düzenbaz, çapkın, serseri. hâtır: Zihin. Fikir. Gönül. Kalb. Hal. Tedbir. Vesvese. hayme: Çadır. hemândem: Hemen, derakab, derhal, o anda, çarçabuk. hıdmetkâr: Hizmet yapan kimse. Hizmetçi. hil at: Yüksek makamdakilerin beğendiği kimseye ve takdir edilen kişilere giydirdiği değerli, süslü elbise. Kaftan. himmet: Lütuf, yardım. hod: Kendi. hoş-hân: Okuyuşu güzel. hükm: Karar. Emir. Kuvvet. Nüfuz. Tesir. Makam. Bir dâvanın veya bir meselenin incelenmesinden sonra varılan karar. ihtisâr: Kısaltmak. Hesapta bir uygunu en küçük sınırına indirme. ilkā: Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak. imâret: Mâmur etmek, şenlendirmek. Mâmurluk. Hayrat için fakirlere yemek verilen yer.
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 25 işret: Eğlence. İçki. Alkollü meşrubat. İçki içme. Alkollü içki kullanma. izzet: Değer, kıymet. Kuvvet. Saygı gösterilen, itibar sahibi olmak. kamu: Hep, bütün, tamamen. kanda: Nerede, nereye kazıyye: Hüküm. Karar. Emir. Kuvvet. Hâkimlik. Amirlik. Kadılık etmek. Etki. Makam. Karar. Kelâm-ı Kadîm: Kur an-ı Kerim. kuru: Kara. Toprak. leşker: Asker. ma mûr: İmar edilen, onarılmış. mahfî: Gizli, saklı. medhiye: Birini medhetmek için yazılan yazı. menzil: İnilen yer. Konulacak yer. Yer. Dünya. Ev. mevce: Dalga. meyyit: Ölü. Cansız. Ölmüş. mu âlece: Hastaya bakmak. İlâç kullanmak, ilâç vermek. Bir işe teşebbüs, bir işe girişmek. mukarreb: Yakınlaşmış. Yakınlaştırılmış. Yakın. Padişah gibi büyük kimselere hizmette yaklaşmış olan. mukarrer: Kararlaşmış. Karar verilmiş. Kesin. Şüphesiz. Muhakkak olan. Anlatılmış. Bildirilmiş. mukāta a: Birbirinden kesmek ve kesişmek. Muayyen bir kira karşılığında arazinin kesime verilmesi. Ekilen toprak için verilen muayyen vergi. nâgâh: Birdenbire, ansızın, hemen. nevâhî: Taraflar, yanlar, nahiyeler. nizâmî: Düzenli, tertipli, usulüne uygun. Kanun ve nizama ait, onunla alâkalı. od: Ateş, nar. okumak: Çağırmak, davet etmek. Söylemek, demek. Anmak, yâd etmek. Okumak. öğdül: Mükâfat, yarış mükâfatı. Ödül. serîr: Tahta karyola. Üzerinde oturulan yüksekçe yer. Taht. seyr: Yürüyüş. Gezip görme. Görülecek şey ve yer. Yolculuk. simât: Sofra. Yemek masası. Yemek. Ziyâfet. subaşı: Şehirlerin inzibat işlerine bakan görevli. ta zîm: Hürmet. Riayet. İkramda bulunmak. tavar: Mal. Dört ayaklı evcil hayvan. teveccüh: Bir şeye doğru yönelme, bir tarafa dönme. Çevrilme. Üzerine düşme. Ait olmak. Hoşlanmak. Sevgi, alâka. tuş: Düş, rüya. Köstek, ayak bağı, bağ. ümerâ: Emirler, beyler. Yüksek rütbeli zabitler. va de: Bir iş için önceden belli edilen zaman. Bir işi sonraya bırakmak için olan belli vakit. Ecel. vasî: Ölen birinin vasiyetini yerine getirmeye me mur edilen kimse. Bir yetimin veya akılca zayıf, hasta olan bir kimsenin malını idare eden kimse. vech: Yüz, çehre, surat. Tarz, üslub. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Suret. Sebeb. Semt. Cihet. Münasebet. yarak: Hazırlık. Levazım, techizat. Silah yâren: Dost. Sâdık arkadaş. Sevgili. yetirmek: Ulaştırmak, eriştirmek, iblağ etmek, vasıl etmek. Yetiştirmek, büyütüp yetiştirmek.
26 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Bölüm - Sultân Murad oğlu olan Sultân Mehmed Edirne de tahta geçti, nasıl geçti, nasıl geldi, neredeydi? Onu bildirir. Sultân Murad bir gün Ada ya gezmeye gitti. Gezmeden döndü. Gelirken Ada Köprüsü nün başında bir derviş duruyordu. Derviş dedi ki: Hey padişah! Ecelin yaklaştı. Tövbe et. O anda hünkâr Saruca Paşa ya: Sen tanık ol. Ben bütün günahıma tövbe ettim dedi. Diğer yanında İshak Paşa vardı. Aynısını ona da söyledi. Hünkâr İshak a dedi ki: Şu dervişi bilir misiniz kimdir? Sultanım! Bursa da Emir Sultan müridlerindendir dedi. Hemen saraya girdi. Başım ağrıyor dedi. Vasiyetnamesini yazmıştı. Halil i nâzır etmişti. Oğlu Sultan Mehmed i vasî edinmişti. Üç gün yattı. Dördüncü gün oğluna haber gönderdiler. On üçüncü gün oğlu da geldi. Paşalar on üç gün ölüsünü sakladılar, kimseye göstermediler. Divanlar kurdular, timarlar verdiler, hekimler ilâç yaptılar, şerbet verdiler. On üçüncü gün oğlu Sultan Mehmed geldi. Edirne de devlet tahtına geçti oturdu. Halkın çoğu hünkârın vefât ettiğini bundan anladılar. Babasının cesedini Bursa ya gönderdi. İsfendiyar kızından olmuş küçük bir kardeşi vardı. Onu da yerine uluştırdı, makamına gönderdi. Yaslıların yasını çıkardı. Kendisi de saltanat tahtına oturdu. Kanunlara uygun olarak hükmetmeye başladı. Ansızın bir haber geldi: Karamanoğlu İbrahim Bey, Germiyanoğlu dediğine bir oğlunu gönderdi. Kütahya ya yolladı, birini de Aydınili ne gönderdi. Biri de Menteşeoğlu dur diye Menteşe iline gönderdi. Sultan Mehmed, Alaiyye ye yürüdü diye haber duydu. İshak Paşa ya hil at giydirip Anadolu beylerbeyisi tayin etti. İshak Paşa ve Sultan Mehmed in kendisi de yola çıktı, devletle yürüdü, Bursa ya geldi. Karamanoğlu nun haramzâde oğlanlarının hepsi kaçtılar. Sultan Mehmed yürüdü, Akşehir e çıktı. Akşehir fethedildi. Hünkar oradan göçüp Konya ya yöneldi. Karamanoğlu İbrahim Bey ağlayıp yalvarmaya başladı. Paşalara dudu filorisi (papağanın içine altın doldurup) gönderdi. Paşalar da o filoriden utandılar, hünkâra dediler ki: Baban deden bu memlekete geldiler ve bu memleketi bütün fethettiler, kendilerinin oldu. Yine acıdılar, yine verdiler. Şimdi devletli sultanım! Karamanoğlu der ki, kızımı vereyim, her yıl sefere katılayım ve her ne buyurursa yerine getireyim. Şimdi ümidim budur ki, devletli sultanım acıya dediler. Hünkâr dahi paşaların isteklerini kabul etti, yine memleketini kendisine bıraktı, döndü kendi memleketine geldi. Bölüm - Sultân Mehmed Gazi dönüp kendi memleketine girdiğinde ne yaptı onu bildirir. Gelibolu dan Rumeli ne geçmek istedi. Devletli Sultanım! Gelibolu Boğazı na kâfir gemileri geldi dediler. Hünkâr doğru Kocaeli ne geldi. İstanbul un üst yanında boğazda Akçahisar a kondu. Babasının geçtiği yerden Rumili ne geçti. Akçahisar ın karşısına kondu. Halil Paşa ya: Lâlâ! Buraya bir hisar gerekdir dedi. Kısaca orada hisar yaptırdı, tamamlandı. Akçaylıoğlu Mehmed Bey i gönderdi: Tez var İstanbul un kapısını yaptır dedi. Mehmed Bey de geldi, şehrin kapısından adam yakaladı, köylerinin davarlarını sürüp götürdü. Tekfura haber verildi: Türk bizim kürkümüzü yırttı, evimizi başımıza yıktı dediler. Tekfur: Bunun bizimle komşuluğu doğanla karga komşuluğuna benzer dedi. Eğer bu Türk ten kurtuluş çaresi varsa, o da dostumuz Halil Paşa dan olur. Balıkçılar göndermek gereklidir dedi. Balığın karnını filoriyle doldurdular. Halil Paşa ya gönderdiler. Tekfurun veziri vardı. Karluka derlerdi. O: Halil balığı yutar, ancak size bir yararı yoktur, siz kendi başınızın çaresine bakın der. Halil e balığı getirdiler. Halil balığı yedi, karnındakileri sandığa koydu. Kâfirlerin sözünü dinledi, hünkâra gelip arz etti. Hünkâr: Yaz olsun görelim, Allah ne buyurursa öyle yaparız dedi. Zaten hisarın fethi hazırlıklarıyla meşgul idiler. Hazırlıklar tamamlandığında yaz da gelmişti. Sultan Mehmed: Yazı İstanbul da geçiririm dedi. Geldiler İstanbul un üzerine kondular, karadan ve denizden kuşattılar. 400 parça gemiyi denizden yürüttüler. Yetmiş parça gemi de durdu, sancakları-
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 27 nı çözdüler, hisar dibinden denize girdiler. Deniz üzerinde köprü yaptılar, saldırdılar. Elli gün gece ve gündüz savaş oldu. Sonunda hünkâr yağma olunmasını buyurdu. Elli birinci gün, Cumartesi günüydü, hisar feth olundu. İyi yağmalar oldu ve değerli ganimetler alındı. Altın, gümüş, mücevherler bulundu. Halkını esir ettiler, tekfurunu öldürdüler. Çarşamba günü Halil Paşa yı oğlanlarıyla ve kethüdalarıyla birlikte yakalayıp hapsettiler. Halil Paşa yı ne yaptılar, bunların hikâyesi çoktur. Fakat ben kısalttım. Çünki, Halil Paşa ya ne yaptıkları konusunda söylenecek çok söz vardır. O Cuma günü Ayasofya da Cuma namazı kılındı. İslâm hutbesi Sultan Murad ın oğlu olan Sultan Mehmed Han Gazi adına okundu. Bu fethin tarihi hicretin sekiz yüz elli yedisinde, Sultan Mehmed Gazi eliyle gerçekleşti. Bölüm - İstanbul alınırken harab oldu, geri nasıl imar edildi, onu bildirir. Padişah İstanbul u feth ettiğinde subaşılığını Süleyman Bey e verdi. Bütün ülkesine kullar gönderdi ki: İsteyen gelsin, evler, bağlar, bahçeler, mülkler verelim dediler. Her kim geldiyse verdiler, bu şehri imar ettiler. Padişah yine emr etti, zenginden, fakirden evler sürdüler. Her vilayetin subaşılarına ve kadılarına adamlar gönderdiler. Onlar da çok sayıda evler sürdüler. Bu gelen halka da evler verdiler. Şehir mamur olunca, bu verdikleri evlerden kira almaya başladılar. Bu durum halka güç geldi. Bizi memleketimizden sürdünüz getirdiniz. Bu kâfir evlerine kira vermek için mi getirdiniz? dediler. Bazıları eşini ve çocuklarını bırakıp kaçtı. Sultan Mehmed in, babası zamanından kalma, Kula Şahin adında akıllı bir veziri vardı. Padişaha: Hey devletli sultanım! Baban deden nice ülkeler fethetti, hiç birine kira koymadı. Sultanıma da layık olan bunu yapmamaktır. Padişah onun sözünü kabul etti. Yine hüküm buyurdu ki: Her kime ev verirseniz mülk olarak verin dedi. Ondan sonra evlerin kendi mülkleri olmaları için mektuplar verdiler. Şehir yine mamur olmaya yüz tuttu. Mescitler yapmaya başladılar. Bu şehrin hali iyi olmaya döndü. Sonra padişaha bir kâfirin oğlu olan bir vezir geldi, padişahın yakını oldu. Bu, İstanbul un eski kâfiri, padişahın vezirinin eski dostları idi. Yanına girdiler: Hey ne yaparsın! Bu Türkler bu şehri yine mamur etti. Senin gayretin hani? Babanın yurdunu ve bizim yurdumuzu aldılar. Gözümüzün önünde kullanırlar. Şimdi, sen padişahın yakınısın. Halkın bu şehri imar etmekten vazgeçmesi için çaba göster, yine önceki gibi bu şehir bizim elimizde ola. Vezir de: Bu kirayı daha önce koymuşlardı. Onu yine koyduralım ki bu halk da mülkler yapmayalar, bu şehir yine harab olmaya yüz tuta, sonunda yine bizimkilerin elinde kala dedi. Bir gün, bu fikri bir münâsebetle padişahın kalbine yerleştirdi. Yine kira koydurdu. Bu gizli kâfirlerin birinin yanına bir adı müslüman olan birini kattı. Bu adam her ne dediyse öyle yaptı, onu yazdı. Soru: O vezir kimdir? Cevap: Rum Mehmed Paşa dır ki, sonra onu it gibi boğdurdu. Soru: Sultan Mehmed Gazi İstanbul da ne yaptı? Cevap: Sekiz medrese, orta yerinde bir ulu câmi, câmiin karşısında bir hastane ve bir imaret yaptı. Bu sekiz medresenin yanında suhteler için de sekiz küçük medrese yaptı. Bundan başka Ebâ Eyyüp Ensarî üzerine de bir imaret ve bir medrese yaptı. Bir Cuma mescidi, ortada büyük bir kubbe ve türbe bina etti. Bölüm - Sultan Mehmed Han Gazi oğullarına ki, oğullarının biri Bayezid Han dır, biri Mustafa Çelebi dir; nasıl sünnet yaptığını ve o düğünün nerede olduğunu bildirir. Sultan Bayezid Amasya daydı, onu getirtti. Mustafa Çelebi Manisa daydı onu da getirtti. Bunların hepsi Edirne ye geldiler. Edirne nin nahiyeleri doldu. Nice günlük yollardan düğüne geldiler. Padişahın çadırlarını Ada ya kurdular. Padişah devletle Ada ya geçti oturdu. Haber verildi, her tarafın halkı tayfa tayfa geldi. Önce alimler davet edildi. Padişah da devletle geçti devlet tahtına oturdu. Sağ tarafında faziletli Molla Fahreddin, sol tarafında
28 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I faziletli Molla Tosyavî oturdu. Padişahın karşısında Molla Şükrullah oturdu. Onun yanında faziletli Hızır Bey Çelebi oturmuştu. Emredildi hâfızlar Allah ın ezelî kelâmını okudular. Ulema bu okunan âyetlerin tefsirini yaptılar. İlim sohbeti tamamlandı. İzin verildi, güzel sesliler kasideler, gazeller okudular. Padişaha layık sohbetler yapıldı. İzin verildi sofralar açıldı, yemekler yenildi. Yine güzel sesliler Kur an okudular. İzin verildi şekerlemeleri getirdiler. Her ilim ehlinin önüne sini koydular. Bu ulemanın hizmetkârları havluları doldurdular. Bu fakir de bir havlu doldurdum, hizmetkârıma verdim. Ondan sonra padişah bu azizlere ihsanlar buyurdu. İyi, niceleri fakir geldi, zengin gitti. İkinci gün fukara zümresi davet edildi. Onlara da hürmetler gösterildi. Padişahın bahşişleri bunlara da ulaştı. Bunlar da fukara kanunlarına uygun olarak padişaha edep ve saygılarını gösterdiler. Padişaha oldukça hoş geldi. Üçüncü gün ümera davet edildi. Bunlara da padişah kanunu nasılsa öylece sohbetler, eğlenceler yapıldı. Birkaç günlük yollardan atlar koşturdular. Çok sayıda ödüller verdiler. Kısaca koşuya katılanların hiçbirisini mahrum bırakmadılar. Bu düğünün tarihi hicretin sekiz yüz altmış birinde vaki oldu. Sene 861. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: vaz hükm gayret işret sûret harâb zarar imâret fa l fu l fa let fi let fu let fa âl fa al fi âlet Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri nâzır (nazar) fâzıl (fazl, fazîlet) vâkı (vak a) câmi (cem ) âkıl (akl) fâ il vezninde Metindeki Bazı Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: ihtisâr mukāta a münâsebet mu âlece tasarruf ifti âl müfâ ale tefa ül Mezîdünfih İsm-i Fâ il müslim müf il (if âl bâbından) Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: mukarrer mufa al (tef îl bâbından) Cem Şekillerinden Örnekler: Cem -i müzekker: müslimân (-ân eki ile) Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller mel ûn (la net) mahrûm (hirman) meşgūl (şugl) ma mûr ( imâret) Mücerred Rubâ î Masdar: saltanat fa lele(t) mef ûl vezninde Cem -i mükesser: fukarâ (fakirler) (fu âlâ vezni ile) ulemâ (âlimler) (fu alâ vezni) İsm-i mekân medrese (mef ale) mescid (mef il) menzil (mef il) Sıfat-ı müşebbehe fakīr
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 29 İsm-i mensûb nizâmî B-Farsça Yapılar: Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: İsim Tamlaması: Âl-i Osmân [Osmanlı âilesi (hânedânı)] Birleşik Kelimeler [izâfet kesresi (-i) kaldırılarak yapılan sıfatlar]: bîmâr-hâne vasiyet-nâme harâm-zâde Birleşik Sıfat: hoş-hân Atan yurdını ve bizim yurdımızı aldılar, gözümüze karşu tasarruf iderler, imdi sen hod pâdişâhın mukarrebisin, cehd eyle kim bu imâretden halk vaz geçe, yine evvelki gibi bu şehr bizim elimizde ola. Vezîr dahı eydür Bu şol mukāta a kim evvel komuşlardı, anı yine koduralım bu halk dahı mülkler yapmayalar, bu şehr yine harâba yüz tuta âhır yine bizim tâ ifemiz elinde kala didi. Bir gün pâdişâhın kalbine münâsebetle ilkā itdi, yine mukāta a ilkā itdirdi, ve bu mahfî kâfirlerin biri ile bir adı müslimân bir kul koşdı ve bu mahfî kâfir her ne kim didiyse öyle itdi anı yazdı. Yukarıdaki metni inceleyip: a) Arapça mezîdünfih masdarları ve vezinlerini yazın. b) Arapça sülâsî mücerred masdarları ve vezinlerini yazın. c) Arapça ism-i fâilleri ve ism-i mef ûlleri gösterin. d) Metinde geçen cem -i müzekker kelimeyi bulun. 2
30 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.3.6 Anonim, Vâkı ât-ı Cem Sultân
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 31 Metin 1.3.5
32 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.3.4
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 33 Metin 1.3.3
34 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 1.3.2
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 35 Metin 1.3.1
36 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I VÂKI ÂT-I SULTÂN CEM El-Hamdü li lllahi Rabbi l-âlemîn ve s-salâtü ve s-selâmü alâ nebiyyi Muhammed ve âlihi ve ecma în. Ve ba demâ. Diledim ki, merhûm ve mağfûr Sultân Cem tâbe serâhü ve ca ale l-cenneti misvâhü- hazretinin sergüzeştin muhtasar ve vâzıh müsvedde idem tâ ki, okuyanlara rıkkat galebe itdükde merhûmı hayr du â ile anup rûhunı şâd eyleyeler. Ve fesâhatden ârî olduğı adem-i buzâ atden değildir. Mahzâ memâlik-i Osmânî nin ekser halâyıkı ümmî olup kasdımız anlanmayup, fâyide müterettib olmaya deyü tevehhüm olunduğı bâ isden oldı. Ve ihtisârı ma -vak adan tecâvüz olunup du â-i kizb mukābelesinde vâkı adem-i icâbet havfından oldı. Hele bârî Sultân-ı selâtînü l-guzât ve l-mücâhidîn Sultân Mehmed ibn-i Murâd ibn-i Mehmed ibn-i Bâyezîd ibn-i Murâd ibn-i Orhan ibn-i Osmân Han eskinehümu llahi fî riyâzi l-cenân- hazretleri Kostantıniyye yi feth itdikden sonra sekizinci sene-i erba a ve sittîn ve semâne mi ete hicret-i nebeviyye yılının mâh-ı Saferi nin yiğirmi yedincisinde, şenbih güni, giceden bir sâ at kaldıkda oğlı Cem Sultân Edirne şehrinde dünyâya geldi. Pes mü eddebe dâyelerle terbiye olundı. Tâ şol vakte değin ki, dört yıl, dört aylık oldı. Mu allime virildi. Tâ ki, ilm ve edeb öğrene. Andan sonra selese ve seb în ve semâne mi e yılı Receb inin evâ ilinde Kastamonı sancağı ki, Candar tahtıdır, ana gönderildi. Dokuz yaşında idi. Anda tahsîl-i ilm ve edebe meşgūl oldı. Andan sonra seb a ve seb în ve semâne mi e yılı Saferinin evâ ilinde urus-ı sünnet yerine geldi. Ve karındaşı merhûm Sultân Mustafa Uzun Hasan seferinden geldikden sonra vefât idicek yerine Karaman memleketine gönderildi. Sene tis a ve seb în ve semâne mi e yılı Şa bânının evâsıtında altı yıldan ziyâdece Karaman da durup binmek ve inmek ve şikâr itmek /1.3.2/ ok atmak, gürz salmak ta lîm eyledi. Tâ şol hadde varınca ki, Sultân Alâ üddîn in Konya da ve Lârende de olan gürzlerine niçe vukıyye halkalar zamm eyledi. Ve Hoca Selmân ın Kitâb-ı Cemşîd ve Hurşîd ini Sultân Mehmed adına terceme itdi. Ve eş ârı nihâyetdeydi. Şecâ atde ve adâletde ve fesâhatde ve belâgatde gāyetde idi. Nâgehân bi-takdîr-i Rabbânî sene sitte ve semânîn ve semâne mi e yılı Rebî ü l-evvelinin dördünci güni Penşenbih gün, Sultânü l-mücâhidîn Sultân Mehmed Gāzî fenâ diyârından bekā sarâyına rıhlet itmiş, sekizinci güni dûşenbih gün ulak gelüp haber getürdi. Mâtem idüp yarındası Burusa şehrine müteveccih oldı. Bu tarafdan karındaşı Sultân Bâyezîd tahtına müteveccih olup gelüp, Rebî ü l-evvelin yiğirmi ikinci güni tahta cülûs idüp erkân ü a yân cümle varup itâ at eylediler. Rebî ü l-evvelin yiğirmi sekizinci gün nısfü l-leylde İnegöl den bin mikdârı âdemle yortup işrâk vaktinde Bursa ya varup kapluca bayırlarında ve bağlarında İslâmbol dan Bursa ya muhâfazat itmeğe gönderilen iki bin yeniçeri ile Ayas Paşa yı Bodomya dan gelürken mukābele idüp şehre koymayup, hezîmet idüp Ayas Paşa yı ve sekbânbaşı ve yeniçeriyi dutdı. Bu iki bin yeniçeriden halâs olmadı. İllâ beş on kimesne oldı. Ol dahi soygun. Lâkin muhârebede tarafeynden cok âdem hasâret oldı. Anun hadd [ü] hisâbı yok. Âhirü l-emr bu tutılan halkın cem îsin afv idüp, âzâd eyledi. Ve bir nice gün Bursa da duruldı. Karaman da ve etrâfdan üç dört bin mikdâr âdem cem olunup Yenişehr e varıldı. Pes Sultân Bâyezîd yiğirmi bin mikdâr er ile gelüp Yenişehr de Rebî ü l-âhir ayının yiğirmi ikinci güni, Şenbih gün, işrâk vaktinden zevâl vaktine değin gerekileyin muhârebe vü mukātele olunup, âkıbetü l-emr tâkat getürülmeyüp, sınup, dönüp Karaman dan yana müteveccih olundı. Ahyânen Karaman secî leri ve kendü huddâmından kaçarken ardlarından kovanlara hamle itdüklerince merhûm dahi kendü bile dönerdi. Bin cehdle men olunurdı. /1.3.3/ Kazâ-yı kör nâgehân kaçarken sol ayağını at depüp mübârek inciğine zarar yetişdi. Ahşam vaktinde Ermeni Derbendi nden geçüp Eyücek de inüp ayağı zahmın bend idüp inil inil gidüp gâh gâh dinlenürek sabâh gün doğarak Eskişehr e varıldı. Ammâ uğraş güni hazîne ve cemî libâslar telef olup bey-i merhûm bir dolama ile kalmışdı. Hattâ so-
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 37 vukdan ol kadar bî-huzûr olurdı ki, Kapucıbaşı Sinân Bey bir kimesneden bir kepenek almış idi. Gündüz kendü giyüp gice bey-i merhûm giyer idi. Mâ-hasal-i kelâm kırdan kıra gidüp bir işrâk vaktinde ve bir yatsu vaktinde bir ekin üstüne konup atları biraz dinlendirüp, erkenden yemlendirilüp, gidildi. Andan ki, Rebî ü l-âhir ayının yiğirmi yedinci güni Pencşenbih gün dahve-i kübrâda Konya ya varıldı. Anasına buluşdı. Mübârek ayakları ziyâde zahmet idüp hattâ dîvân itmeğe yorganla dört kişi götürürdü. Ol esnâda hudâvendigârın gelüp basması istimâ olundı. Acele ile iki üç günde alup gitmeğe kābil olan esbâbı kayırup vâlidesin ve evlâdın ve cevârîsin göçürüp Cemâziye l-evvelin gurresi Yekşenbih gün Konya nın ve sâyir Karaman memleketinin kavm ve kabîlesi firâkı ve zârîlerini ve figānlarını gören ve işiden kıyâmet kopdı sanırdı. Hele bârî huddâmının hezîmetden halâs olanlarının ekseri cemâ atleri ve evlâdı tedârüküne aceleye meşgūl olmağın ancak kırk mikdâr âdemle çıkıldı. Ammâ günden güne yetişmeğe başladı. Birden ikiden gelüp erişdi. Ammâ Bulgar Dağı nda Uyuz Bey kavmine gelicek ba zı eşirrâsı gicede ve gündüzde çok şart etdiler. Ve ammâ ba zısına nesne virmekle ve ba zısına istimâlet virmekle bu yazu ve yaylaklarda yaylaruz, Şam a gitmezüz dimekle gurûr virüp ikinci gün Cemâziye levvel ayının onbirinci Seşenbih gün yortup Tarsus sahrâsına varıldı. Egerçe ki, yine yollarda çok âdem geldi. Lâkin fâ ide idemediler. Yarındası Çehârşenbih gün Tarsus beyi istikbâle gelüp izzetle ve hürmetle Tarsus a iletdiler. Ziyâfetler eylediler. Ba dehu Adana ya Ramazânoğlu na haber gönderüp, gelüp buluşup, andan kona /1.3.4/ göçe Antakıyye ye gelüp andan mâh-ı mezkûrun yiğirmi ikinci güni Yekşenbih gün Haleb e varılup Ulu Bey Özbek le buluşdı. Envâ rağbetler ve ziyâfetler idüp haylî hoş gördiler. Haleb e geldikde halâs olup gelüp yetişen kulları iki yüz mikdârı olmuşidi. Cevârî ve sâ ir huddâm üç yüz nefer kimesne olmuşidi. Lâkin yiğirmi mikdârı kimesne tendürüst kalmadı. Cemî marîz oldı. Hattâ kendüsi ve vâlidesi dahi marîz oldılar. Bir nice günden sonra bir nice bölük cündî ile Hâzin Özbek-i Sagīr i baş koşup göçe kona şehr-i Hamâ dan şehr-i Hums dan ve şehr-i Ba lbek den geçüp Cemâziye l-âhirin yiğirmi beşinci güni Pencşenbih gün Şâm melikü l-ümerâsı istikbâle çıkup Şâm a girüp envâ -ı i zâzla Kasr-ı Âblak da kondurdular. Ziyâfetler ve izzetler itdiler. Nice gün devrilüp andan göçe kona Receb ayının on üçi Yekşenbih gün Kuds-i şerîf şerrefehu llâh-ı kemâliyle ziyâret idüp andan Halîlu llah a gelindi. Andan Gazze ye gelindi. Andan göçe kona Hânkî ye gelindi. Anda sultânın ziyâfeti olundı. Lâkin bu def a sultâna mahsûs gāyet âlî ziyâfet idi. Yarındası Şa bân ayının gurresi Pençşenbih gün Mısr ın askeri nefs-i sultândan gayri cümle şehrin sagīri ve kebîri ganîsi ve fakīri istikbâle gelüp Dûbdâriye de kondurup ziyafetler itdiler. Yarındası Mısr ı zeyn idüp şehrin ortasından uğradup sultân sarâyına varılup sultân mu anaka idüp: Sen benim oğlumsun. Gamgîn olma deyüp muhkem istimâletleyüp teşrîfler virüp Kantara da kondurdular. Üç güne değin âlî ziyâfetler eylediler. Ba dehu Ramazân gicelerinde mirâren sultânın kendü bisâtinde da vet idüp âlî ziyâfetler itdi. Mısr da durdukça nice günde bir sultânla buluş[ur]lardı. Ahyânen Mısr ın etrâfında bağ ve bostânlarında da vet-i hâss idüp merhûmun hâtırın ele almağiçün sohbetler iderdi. Hele bârî ri âyetde hiç kusûr kılmazdı. Andan Hicâz seferinin takdîmin hayr görüp Hicâz yarağın görüp, sâl /1.3.5/-i mezkûrun Şevvâlinin on sekizinci güni Cihârşenbih gün Hicâz niyyetine çıkıldı. Göçe kona Hicâz tarafının beriyye ve akabelerin geçüp Zi l-ka de ayının yiğirmi altıncı güni Yekşenbih gün seher vaktinde Hicâz beyi istikbâle çıkup Ka be-i şerîfe şerrefihâ llahühuvusûl bulup, tavâf ve sa y ve umre idüp mahrem durup gicede ve gündüzde tavâfa meşgūl oldılar. Eyyâm-ı ma dûdâtda itâf-ı Kur ân ın erkânın ve vâciblerin ve sünnetlerin edeblerin bi-tamâmihi edâ idüp göçüp sene-i sitte ve semânîn ve semâne mi e Zi l-hiccesinin yiğirmi ikinci güni Çehârşenbih gün Medîne-i şerîfe şerrefihâ llahühu- gelüp Türbe-i
38 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mutahhara yı ziyâret idüp seb a ve semânîn ve semâne mi e yılı Muharreminin yiğirmi birinci güni Dûşenbih gün yine Mısr a gelindi. Bu aralıkda mirâren Karamanoğlu Kāsım Bey den ve Engüri Beyi Mehmed Bey den âdem âdem üzerine gelüp Rûm memleketine saltanat sevdâsına tahrîk idüp yine ikdâm gösterildikde sultândan icâzet taleb olunıcak Mısr beylerinden sultândan ve Ulu Bey Özbek den ve emîr-i âhûrdan gayrileri aslâ rızâ göstermeyüp arada çok nizâ oldukda sultân icâzet virdi. Eyitdi: Bir kişi kendü ihtiyârıyla gelüp hacc idüp gene gitmek ister. Biz ne vechile men eyleyelim deyüp teşrîfin virüp, sâl-i mezkûr Saferinin beşinci güni Seşenbih gün, Mısr dan Rûm kasdına çıkıldı. Göçe kona şehr-i Gazze den ve şehr-i Dımışk dan ve şehr-i Kurra dan ve şehr-i Hums dan ve şehr-i Hamâ dan geçüp Rebî ü l-evvelin on yedinci güni Haleb e gelindi. Bir iki günden sonra Engüri beyi Mahmud Bey dahi Gedik Ahmed Paşa yanından kaçup geldi. Merhûm dahi istikbâle çıkup buluşup istimâlet virdi. Andan göçüp Adana ya gelindi. Andan Karamanoğlu Kāsım Bey anda karşılayup gelüp Rebî ü l-evvelin yiğirmi beşinci güni Seşenbih gün buluşup musâfaha ve mu ânaka ve tecdîd-i ahd ü peymân idüp Rebî ü l-evvelin âhir güni Rûm sınurına girüp kapucıbaşı Sinân Bey Gedik Ahmed Paşa ya ilçiliğe gönderildi, musâlaha içün. Andan Ereğli ye uğrayup, bin mikdâr /1.3.6/ âdem ilgar idüp Mehmed Bey e koşup Sultân Abdullah ve Gedik Ahmed Paşa üstüne gönderildi. Konya üstünden Çukurçemen yaylağında yetişüp biraz elleşdiler. Gene döndüler. Merhûm dahi Kāsım Bey le Rebî ü lâhirin yiğirminci güni Dûşenbih gün Konya üstüne gelindi. Karaman Beylerbeyisi Ali Paşa ve Güveygü Mustafa Bey beş yüz mikdâr âdemle Konya içinde muhâfazat içün kalmış idi. Bir niçe gün muhâsara olundı. Andan yine mezkûr Mehmed Bey beş altı yüz mikdâr âdemle Engüri üstüne gönderildi. Rûm Beylerbeyisi Süleymân Paşa Rûm askeriyle gelürdi. Çubukovası nda buluşup Mehmed Bey münhezim olup mecrûh dutılup vefât itdi. Bu tarafdan merhûm Sultân Cem ve Kāsım Bey dahi işidüp Konya dan Rûm askerinin yoluna yortup, yetişmeyüp Rebî ü l-âhirin yiğirminci güni, Şenbih gün, beyne ssalâteynde Engüri ye gelindi. İttifâk Karagöz Bey i hıfz içün göndermişler. Hemân ol gün sabâh hisâra girüp, kapuların yapdırmış. Bunlar bunda Engüri yi muhâsara itmekde. Bu cânibden hudâvendigâr ağruğı koyup kendü nefsiyle üzerine askerile ilgar idüp yürimiş. Câsûslar muttali olup gelüp haber viricek hisâr kapusı olmayup kaçmak tedârüki oldı. Kāsım Bey i yalnuz koyup Acem e gitmeğe mürüvvet görmedi. Zarûrî Taşili nden yana müteveccih olundı. Koçhisâr yolundan gidüp Aksarây a gelindikde Aksarây halkı vehmlerinden hisârı yapup, itâ at etmediklerine Kāsım Bey incinüp ol gün ve yarındası hisârı muhâsara eyledi. Bir nice âdemisi hasâret olunduğundan gayri fâyidesi olmadı. Andan gidüp Ereğli ye uğrayup Rebî ü l-âhirin âhir güni Dûşenbih gün Taşili ne girildi. Bu tarafdan Hudâvendigâr İskender Paşa ya beş bin mikdârı âdem koşup ardlarınca göndermiş. İttifâk Ereğli cevânibinde sâzlıkda kondukları gice atları ürküp teferruka hâsıl olur. Mâ-hasal Taşili ne gelindükde hudâvendigâr cânibinden Koca Sekbânbaşı gelüp bir yarar âdeminüz gelsün müsâlaha idelüm didüği sebebden bu cânibden dahi Kapucıbaşı Sinân Bey irsâl olunup mâbeynde bir mikdâr kelimât olunup rızâ olmayıcak bir âdeminiz dahi gelsün deyü yine gönderüp bu tarafdan Defterdâr Ahmed Bey irsâl olundı. (Vâkı ât-ı Sultân Cem (1330), nşr. Mehmed Ârif, İstanbul).
Metne Âit Sözlük 1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 39 a yân: Bir yerin ileri gelenleri. âdem: İnsan. Adam. İlk insan ve peygamber. adem: Yokluk, bulunmama. Fakirlik. ağruk: Ağırlık, eşya, ev eşyası. Ağrılı, ağrıyan. ahd ü peymân: Yemin etme, söz verme. âhirü l-emr: İşin sonu. Sonunda ahyânen: Zaman zaman, arasıra. akabe: Sarp yokuş, tehlikeli geçit, tehlike. âkıbetü l-emr: İşin sonu. akribâ: Aralarında soyca, nesebce yakınlık olanlar. Yakınlar. âlî: Yüce, yüksek, büyük. ârî: Çıplak. Arınmış, soyutlanmış. Temiz, duru. azmak: Yolunu kaybetmek, şaşırmak. bâ is: Sebep olan, gerektiren, gönderen. bekā: Devamlılık, ebedilik. belâgat: Düzgün ve güzel söz söyleme sanatı. beriyye: Sahra, çöl, kır. beyne s-salâteyn: iki namaz arası. bidâ at: Sermaye, ana para. tahsil edilmiş ilim. bisât: Döşek, minder. bi-tamâmihi: Tamamıyla. cehd: Çok çalışmak, gayret, fedakârlık. cem î: Hep, bütün. cevânib: Cânibler, yanlar, taraflar. cevârî: Cariyeler. cülûs: Oturma. cündî: Süvari, binici. dahve-i kübrâ: Güneşin ufukta yükselip yayılmaya başladığı zaman. dâye: Çocuk hizmetçisi, dadı. def îce: Bir defa, daha, tekrar. dilleşmek: İki tarafın karşılıklı esir alması. dolama: Entari gibi önü açık olan ve kavuşturularak üstüne kuşak bağlanan çuha elbise. edeb: Terbiye. elleşmek: Tutuşmak, savaşa girişmek. emîr-i âhûr: Mirahur yada imrahor adları da verilmiştir. Sarayda bulunan atlara bakan seyislerin ve hademelerin âmiridir. Merasimlerde padişahın atını dizginlerinden çekerlerdi. envâ : Çeşitler, türler. erkân: Esaslar, temeller, ileri gelen kimseler. esbâb: Sebebler. Bir şeye vâsıta olanlar. Sebeb olanlar. eş âr: Şiirler. eşirrâ: Çok şerliler, çok kötü insanlar. eytmek: Söylemek, demek, anlatmak. eyyâm: Günler, devirler. fenâ: Yokluk, yok olma. fesâhat: Açık ve güzel ifadeli konuşma. firâk: Ayrılık.
40 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I galebe: Yenmek, üstün gelmek, çokluk, bastırmak. gamgîn: Gamlı, kederli ganî: Zengin, varlıklı. gāyet: Çok, pek çok, nihayet, gerekileyin: Gerektiği gibi, gerektiği kadar. gön: Tabaklanmış deri, her çeşit meşin. guzât: Gâziler. halâyık: Halklar, mahlukat, yaratılmışlar. Huylar, tabiatlar. hasâret: Hasar, zarar ziyan. hâss: Özel, saf, bozuk olmayan, havf: Korku, korkutmak. hezîmet: Bozgunluk, yenilgi. hudâvendigâr: Hükümdar, efendi, sahip. huddâm: Hizmetçiler. i zâz: Ağırlamak, saygı göstermek. icâbet: Kabul olmak. Kabul etmek. Râzı olma. icâzet: İzin, İlmî ehliyet. Diploma. ihtisâr: Kısaltmak, sadeleştirmek. ihtiyâr: Yaşlı. Seçmek, razı olmak. ilgar: Düşman topraklarına ansızın yapılan hücum, akın. Başıboş hayvanın dörtnala koşması. illâ: Olmadığı takdirde, aksi halde, ancak. inil inil: İnleyerek. istikbâl: Gelecek zaman, karşılayış. istimâ : Dinlemek, işitmek. istimâlet: Gönül alma, Hoş tutma.cezbettirme. işrâk: Güneşin doğması, ışıklandırmak. itâf-ı Kur ân: Kur an okuyarak tavf etme. ittifâk: Tesâdüfen. izzet: Üstünlük, değer, güç. kābil: Kabul eden, mümkün. kapucıbaşı: Saray da Bâb-ı hümâyûn ve Orta kapıyı bekleyen kapıcıların zabitlerine verilen rütbedir. Başlıca görevi padişahın huzuruna çıkanlara ve divana gelenlere eşlik edip yol göstermekti. kebîr: Büyük. kelimât: Kelimeler, kelâmlar, sözler. kepenek: Çobanların giydiği kolsuz, keçeden yapılan giyecek. kizb: Yalan, yalan söyleme. kurâ: Karyeler, köyler, kasabalar. libâs: Elbise. ma dûdât: Sayı ile alınıp satılan şeyler. mâbeyn: Ara. Aradaki şey. İki şeyin arası. mağfûr: Affolunmuş, bağışlanmış. mâh: ay. mâ-hasal: Sonuç, meydana gelen. mahrem: Gizli, dinin izin vermediği şeyler. evlenilmesi haram olan yakın akraba. mahzâ: Tam, sade. yalnız, tek, ancak. marîz: Hasta, illetli. mâ-vaka a: Vaki olan. Hadise.
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 41 mecrûh: Yaralı. Yaralanmış. melikü l-ümerâ: Beylerbeyi. memâlik: Memleketler. mesâbe: Derece. Menzile. Rütbe. mezkûr: Adı geçen. mirâren: Defalarca, birçok kere. mîsâk: Anlaşma, sözleşme, yeminleşme. mu ânaka: Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma. muhkem: Sağlam, kuvvetli, sıkı. muhtasar: Kısa, kısaltılmış. mukābele: Karşılık, karşılamak, karşılaştırmak. mukātele: Vuruşmak, kavga, döğüş. musâfaha: El sıkışmak. Tokalaşmak. musâlaha: Karşılıklı anlaşmak. Barışmak. Sulh akd etmek. muttali : Haberli. Bilgisi olan. Vâkıf. muvâfık: Uygun, yerinde, denk. mü eddeb: edebli, terbiye edilmiş. mübârek: Bereketli, hayırlı, uğurlu. münhezim: Bozgun. Hezimete uğramış, bozguna uğrayan, inhizam eden. mürüvvet: İnsaniyet. İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak. Ana baba saadeti. Mertlik, yiğitlik. müterettib: Sıralanmış, düzene girmiş, meydana gelen. müteveccih: Yönelmiş, bir yöne dönmüş. nâgehân: Birdenbire, ansızın. nısfü l-leyl: Gece yarısı. nizâ : Çekişme, kavga. pes: O halde, öyle ise, öyle iken, öyle olunca. Sonra, ondan sonra, müteakiben, nihayet. Hâsılı kelâm, velhasıl. Ne zaman ki. İşte. peymân: And, yemin, muahede, ahitleşmek revân: Giden, akıcı. Derhal. Ruh, can. rıhlet: Göçmek, geçmek, ölmek. rikkat: Acıma, incelik, yufka yüreklilik. sa y: Çabalamak, hızlı yürümek, Hac veya umrede Safa ile Merve arasını yedi kez gelip gitmek. sâdık: Doğru, hakikatli, sadakatlı, dürüst. sagīr: Küçük. sekbân: Padişâhın av partilerinde kullanılmak üzere kurulmuş, sonradan yeniçeri ocağına katılmış askeri birliktir. Âmirleri sekbanbaşı olup, yeniçeri ağasından sonra gelirdi. selâtîn: Sultanlar. sergüzeşt: Macera, baştan geçenler. sınmak: Kırılmak, parçalanmak, bozulmak. Yenilmek, bozguna uğramak. şâd: Sevinçli, şen, bahtiyar. şecâ at: Yiğitlik, cesurluk. şecî : Kahraman. Yiğit. Şecaatli. ta accüb: Şaşma, hayret etme. Tahayyür. takdîm: Sunmak, arzetmek, öne geçirmek tarafeyn: İki taraf. tavâf: Hacıların Kabe etrafını yedi kere dolaşmaları.
42 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I tecdîd: Yenileme. Yenilenme. Tazelenme. tedârük: Ele geçirmek. Edinmek. Hazırlamak. Araştırıp bulmak. teferruk: Dağılma, ayrılma. Ayrılığa düşme tendürüst: Sağlam vücutlu, kuvvetli. teşrîf: Şereflendirmek, onurlandırmak. tevehhüm: Evhamlanma, olmayan birşeyi varmış gibi zannedip korkma. tuş gelmek,: Rast gelmek, tesadüf etmek, karşılaşmak uğraş: Savaş, kavga. umre: Ziyâret, hac mevsimi dışında Kâbe yi ve Mekke ve Medine deki kutsal yerleri ziyaret etmek. urus: Düğün yemeği. ümmî: Okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş. üşmek: Üşüşmek. vâcib: Gerekli, zorunlu olan. vâzıh: Açık, manası anlaşılabilen. vech: Yüz, çehre, surat. Tarz, üslub. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Suret. Sebeb. Semt. Cihet. Münasebet. vehm: Belirsiz ve mânasız korku. Belirsiz fikir ve düşünce. Cüz i mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti. vukıyye: Dörtyüz dirhemlik tartı birimi. yalın: Alev yarak: Hazırlık, techizat. Silah. yarındası: Ertesi. yazu: Ova, sahra, ıssız kır. Talih, nasip, kader, alın yazısı. yortmak: Koşmak, sürekli yol yürümek, bir çeşit at yürüyüşü, tırıs. yüğrük: Hızlı giden, çok koşan, işlek. Yürürlük, hızlı gitme. zârî: Ağlayıp sızlama. zeyn: Süs, süslemek. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Âlemlerin Rabbi olan Allah a hamd olsun ve nebî olan Muhammed e, onun âilesine ve cümlesine salât ve selâm olsun. İsterdim ki, rahmet ve mağfirete kavuşmuş Sultan Cem kabri temiz, iyi olsun ve mekânı cennet olsun- hazretlerinin başından geçenleri öz ve açık olarak karalayayım. Ta ki okuyanlarda acıma duygusu üstün gelsin ve merhumu hayır dua ile anıp, ruhunu bahtiyar etsinler. Açık ve güzel sözlerle yazılmaktan uzak olması bilgisizlikten değildir. Sırf Osmanlı memleketlerinin çoğu halkı tahsil görmemiş olup, ne dediğimiz anlanmayıp, bundan da yarar ortaya çıkmayacağının zannolunması sebebiyledir. Kısaltılması ise, gerçekleşinin dışına çıkılınca, gönülden yapılmayan duanın kabul olunmaması gibi, kabul edilmeme durumuna düşmek korkusundan oldu. Sultanlar sultanı Osman Han oğlu Orhan oğlu Murad oğlu Bayezid oğlu Mehmed Oğlu Murad oğlu Gazi Sultan Mehmed Allah onları cennet bahçelerinin sakinlerinden etsin hazretleri İstanbul u aldıktan sonra sekizinci yılda, hicrî 864 yılının Safer ayının 27 si Cumartesi günü sabaha bir saat kala, oğlu Cem Sultan Edirne de dünyaya geldi. Terbiye görmüş dadılarla 4 yıl 4 aylık olana kadar terbiye edildi. İlim ve edep öğrenmesi için hocaya verildi. Ondan sonra 873 yılı Receb ayının başlarında, Candar tahtı olan Kastamonu sancağına gönderildi. Dokuz yaşındaydı. Orada ilim ve edep tahsiliyle meşgul oldu. Sonra 877 yılı Safer ayı başlarında sünnet düğünü yerine getirildi. Kardeşi merhum Sultan Mustafa, Uzun Hasan seferinden geldikten sonra vefat edince onun yerine Karaman memleketine gönderildi. 879 yılı Şa ban ortalarında 6 yıldan fazla Karaman da durup, ata binme,
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 43 av yapma, ok atma, gürz kullanma talimleri yaptı. Ta ki, Sultan Alaeddin in Konya da ve Larende de olan gürzlerine nice okka halkalar ekleme derecesine varıncaya kadar. Hoca Selman ın Kitâb-ı Cemşid ve Hurşid ini Sultan Mehmed adına tercüme etti. Şiirleri sınırdaydı. Yiğitlik ve adalette, güzel ve açık söz söyleme sanatında üst seviyedeydi. Ansızın, Allah ın takdiriyle 886 yılı Rebiülevvelinin 4 ü Perşembe günü, mücahitler sultanı Sultan Mehmed Gazi geçici dünya diyarından, sonsuzluk sarayına göçmüş. 8 i Perşembe günü ulak gelip haber getirdi. Matem tutup ertesi gün Bursa ya yöneldi. Bu taraftan kardeşi Sultan Bayezid, tahtına yönelip, gelip Rebiülevvelin 22. günü tahta cülûs etti. İleri gelen devlet adamlarının hepsi varıp itaat ettiler. Rebiülevvelin 28. günü gece yarısında İnegöl den 1.000 kadar adamla yürüyüp gün doğarken Bursa ya vardı. Kaplıca bayırlarında ve bağlarında İstanbul dan Bursa ya, Bursa yı korumak için gönderilen 2.000 yeniçeri ile Ayas Paşa yı Bodomya dan gelirken karşılayıp, şehre komadı. Hezimete uğratıp Ayas Paşa yı sekbanbaşı ve yeniçeriyi yakaladı. Bu 2.000 yeniçeriden kurtulan olmadı. Ancak 5-10 kişi kurtuldu. O da soyulmuştu. Fakat savaşta iki taraftan çok adam zarar gördü. Onun haddi hesabı yok. Sonra bu yakalananların tümünü affedip serbest bıraktı. Nice günler Bursa da kalındı. Karaman ve etrafından üç dört bin kadar adam toplanıp Yenişehir e varıldı. Sultan 20.000 kadar kişiyle gelip Yenişehir de Rebiülahir ayının 22 si Cumartesi günü güneşin doğuşundan akşam vaktine kadar gerektiği gibi karşılıklı savaşıldı. Sonunda dayanılamayıp, bozguna uğrayıp, dönüp Karaman tarafına yönelindi. Zaman zaman Karaman yiğitleri ve kendi hizmetçileri kaçarlarken arkalarından kovanlara hamle ettiklerinde merhum kendisi de onlarla birlikte dönerdi. Binbir gayretle engel olunurdu. Kör kaza, kaçarken ansızın sol ayağını at tepti. Mübarek incik kemiği zarar gördü. Akşam vaktinde Ermeni Derbendi nden geçip Eyicek e indi. Ayağının yarasını bağlayıp, inleye inleye gidip, zaman zaman dinlenerek sabah gün doğarken Eskişehir e varıldı. Ancak savaş sırasında hazine ve bütün elbiseler kaybedildiğinden, merhum bey bir dolama ile kalmıştı. Hatta soğuktan o kadar rahatsızlandı ki, Kapıcıbaşı Sinan Bey bir kişiden bir çoban yağmurluğu almıştı. Gündüz kendi giyip, gece merhum bey giyerdi. Sözün kısası, kırdan kıra gidilip, bir kez gün doğumunda, bir kez yatsı vaktinde, ekin üzerine konarak atları dinlendirip, yemlendirip erkenden gidilirdi. Sonra Rebiülahir ayının 27 si Perşembe günü kuşluk vaktinde Konya ya varıldı. Annesiyle buluştu. Mübarek ayağı çok sıkıntı veriyordu. Hatta divan yapmaya bile dört kişi yorganla götürürdü. O sırada padişahın gelip basacağı haberi duyuldu. Aceleyle iki üç günde, alıp gitmesi mümkün olan eşyaları alıp, annesini, çocuklarını ve cariyelerini Cemaziyelevvelin birinde, Pazar günü, göçürdü. Konya nın ve diğer Karaman memleketinin halkının ayrılık, ağlayıp sızlama ve figanlarını gören kıyamet koptu sanırdı. Hizmetçilerin yenilgiden kurtulanlarının çoğu cemaatlerini, çoluk çocuğunu bulmakla meşgul olmalarından dolayı ancak 40 kadar adamla çıkıldı. Fakat geride kalanlar günden güne birer ikişer yetiştiler. Bulgar Dağı nda Uyuz Bey kavminin bulunduğu yere gelince, onların bazı şerli olanları gece ve gündüz çok şart ettiler. Ama, bazılarına eşya verilmekle, bazılarının gönülleri alınmakla: Biz bu dağlarda ve yaylalarda yayla yaparız. Şam a gidecek değiliz diyerek diklendiler. İkinci gün, Cemaziyelevvel ayının 11 i Salı günü, yürünüp Tarsus sahrasına varıldı. Yollarda çok adama rastlandı. Ancak faydalanamadılar. Ertesi Çarşamba günü Tarsus beyi karşılamaya gelip, saygı ve hürmetle Tarsus a ulaştırdılar. Ziyafetler verdiler. Daha sonra Adana ya Ramazanoğlu na haber gönderip, gelip buluştular. Oradan kona göçe Antakya ya geldiler. Oradan aynı ayın 22 si Pazar günü Haleb e varılıp Ulu Bey Özbek ile buluştu. Türlü iltifatlar gördü, ziyafetler verdiler, hayli hoş gördüler. Haleb e geldiğinde, kurtulup gelip yetişen kulları 200 kadar olmuştu. Cariyeler ve diğer hizmetçiler 300 kişi olmuştu. Ancak 20 kadarı bile sağlam kalmadı. Hepsi hastalandı. Hatta kendisi ve annesi de hastalandılar. Nice gün sonra birkaç bölük süvari ile Hazine-
44 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I ci Küçük Özbek i önder yapıp, kona göçe Hama, Humus ve Ba lbek şehirlerinden geçerek Cemaziyelâhirin 2 si Perşembe günü Şam a girdi. Şam Melikü l-ümerâsı karşılamaya çıkıp, türlü ağırlamalarla Kasr-ı Ablak a yerleştirdiler. Ziyafetler verip, saygı gösterdiler. Nice gün burada kalındı. Sonra kona göçe Receb ayının 13 ü Pazar günü Kudüs-i Şerîf i Allah onu şerefli kılsın- tam olarak ziyaret edip, oradan Halilullah a gelindi. Oradan da Gazze ye gelindi. Sonra yine kona göçe Hânkî ye varıldı. Orada sultân ziyâfet verdi. Ancak bu defa sultana özel, oldukça büyük ziyafetti. Ertesi gün, Şa ban ayının 1 i Perşembe günü idi, Mısır askeri sultanın kendisinden başka şehrin bütün küçüğü büyüğü, zengini fakiri karşılamaya geldiler. Dubdariye ye yerleştirilip ziyafetler verdiler. Ertesi gün Mısır ı süsleyip, şehrin ortasından geçirip sultan sarayına varıldı. Sultan boynuna sarılıp: Sen benim oğlumsun. Üzülme diyerek hoş bir şekilde gönlünü alıp, onurlandırıp Kantara ya yerleştirdiler. Üç gün kadar büyük ziyafetler verdiler. Daha sonra, Ramazan gecelerinde defalarca sultan kendi sofrasında büyük ziyafetler verdi. Mısır da durduğu süre zarfında birkaç günde bir sultanla buluşurlardı. Zaman zaman Mısır ın etrafında, bağ ve bostanlarında özel davet edip merhumun hatırını hoş tutmak için sohbetler yapardı. Ağırlamakta hiç kusur etmezdi. Ondan sonra Hicaz a yapılacak seyahatin öne alınmasında hayır gördü. Hicaz hazırlığını yapıp, anılan yılın Şevval ayının 18 i Çarşamba günü Hicaz a gitmek niyetiyle yola çıkıldı. Kona göçe Hicaz tarafının çöl ve tehlikeli geçitlerini geçildi. Zilkade ayının 26 sı Pazar günü seher vaktinde Hicaz beyi karşılamaya çıktı. Kâbe-i şerîfe Allah onu şerefli kılsın- ulaşıldı. Tavaf, say ve umre yaptı. Kâbe de yapılması haram olan şeylerden sakınıp, gece gündüz tavafla meşgul oldular. Sayılı günlerde, Kur an okuyarak tavaf etmenin gereklerini tamamıyla yerine getirdi. Göçüp 886 yılı Zilhiccesinin 22 si Çarşamba günü Medine-i şerîfe Allah onu şerefli kılsın- gelip Türbe-i Mutahhara yı ziyaret etti. 887 yılı Muharreminin 21 i Pazartesi günü yine Mısır a gelindi. Bu arada defalarca Karamanoğlu Kasım Bey den ve Engürü Beyi Mehmed Bey den adam üzerine adam gelip Anadolu da saltanat sevdasına tahrik ettiler. Bu gelenlere değer verilip sultandan izin istenince, Mısır beylerinden, sultandan, Ulu Bey Özbek ten ve emîr-i âhurdan başkaları asla rıza göstermediler. Arada çok çekişme olduğunda sultan izin verdi: Bir kişi kendi isteğiyle gelip hac yapıp geri dönmek isterse, biz ona niçin engel olalım diyerek gitmesine izin verdi. Anılan ayın Saferi nin 5 i Salı günü Anadolu ya gitmek niyetiyle Mısır dan yola çıkıldı. Kona göçe Gazze, Dımaşk, Kurra, Humus ve Hama şehirlerinden geçip Rebiülevvelin 17. günü Haleb e gelindi. Bir iki gün sonra Engürü Beyi Mahmud Bey de Gedik Ahmed Paşa nın yanından kaçıp geldi. Rahmetli de karşılamaya çıkıp, buluşup gönlünü aldı. Oradan göçüp Adana ya gelindi. Karamanoğlu Kasım Bey gelip orada karşıladı. Rebiülevvelin 25 i Salı günü buluşup el sıkıştı ve birbirlerine sarıldılar. Verdikleri sözleri yinelediler. Rebiülevvel ayının son günü Anadolu sınırına girdi. Kapıcıbaşı Sinan Bey, Gedik Ahmed Paşa ya anlaşma için elçi gönderildi. Oradan Ereğli ye uğrayıp, bin kadar adam kaldırıp Mehmed Bey in yanına katarak Sultan Abdullah ve Gedik Ahmed Paşa üstüne gönderildi. Konya üzerinden Çukurçemen yaylağında yetişip biraz çatıştı, yine döndüler. Rahmetli de Kasım Bey ye birlikte Rebiülâhirin 20 si Pazartesi günü, Konya üstüne geldiler. Karaman Beylerbeyisi Ali Paşa ve Güveyi Mustafa Bey beşyüz kadar adamla korumak için Konya içinde kalmışlardı. Birkaç gün kuşatıldı. Sonra yine, adı geçen Mehmed Bey beş altı yüz kadar adamla Engürü üstüne gönderildi. Anadolu Beylerbeyisi Süleyman Paşa Anadolu askeriyle geldi. Çubukovası nda karşılaştılar. Mehmed Bey ağır yenilgiye uğradı. Yaralı tutuldu, vefat etti. Bu taraftan rahmetli Sultan Cem ve Kasım Bey de haberi duyup Konya dan Anadolu askerinin peşine asker gönderdilerse de yetişemediler. Rebi ülâhirinin 20 si Cumartesi günü ikindi vaktinde Engürü ye gelindi. Karagöz Bey i Engürü yü korumak için göndermişler.
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 45 Hemen o gün sabah hisara girip kapılarını tamir ettirmiş. Bunlar burada Engürü yü kuşatırken, diğer taraftan padişah ağırlığı bırakıp bizzat kendisi askerle hareket edip yürümüş. Casuslar öğrenip gelip haber verince hisar kapısı olmadığından kaçış hazırlıkları gördü. Kasım Bey i yalnız bırakıp Acem e gitmeyi mertliğe uygun görmedi. Zorunlu olarak Taşili tarafına yönelindi. Koçhisar yolundan gittiler. Aksaray a gelindiğinde Aksaray halkı, kuruntularından hisarı yapıp itaat etmedikleri için Kasım Bey gücenip o gün ve ertesi gün hisarı kuşattı. Birçok askeri zarar gördü ve kendisine hiçbir yararı olmadı. Oradan gidip, Ereğli ye uğradı. Rebiülâhirin son günü olan Pazartesi günü Taşili ne girildi. Bu taraftan padişah, İskender Paşa ya beş bin kadar adam katıp peşlerine göndermiş. Ereğli taraflarında sazlıkta kondukları gece atları ürküp kaçmış. Sonunda Taşili ne gelindiğinde padişah tarafından Koca Sekbanbaşı gelip: Bir uygun adamınız gelsin anlaşma yapalım dediğinden, bu taraftan Kapıcıbaşı Sinan Bey gönderilip, arada biraz konuşma yapılıp istenilenler kabul edilmeyince bir adamınız daha gelsin denildi. Bu taraftan Defterdar Ahmed Bey gönderildi. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: zahm hıfz zahmet hürmet firâk haber ri âyet adâlet fa l fi l fa let fu let fi âl fa al fi âlet fe âlet Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri vâzıh bâ is zâhir sâkin fâ il vezninde Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller merhûm mağfûr mef ûl vezninde Metindeki Bazı Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: ihtisâr mu ânaka tasarruf tahrîk istikbâl i zâz tedârük ifti âl müfâ ale tefa ül tef îl istif âl if âl tefâ ül Mezîdünfih İsm-i Fâ il mücâhid müteveccih mu allim muttali münhezim müsvedd müfâ il (müfâ ale) mütefa îl (tefa ül bâbı) mufa il (tef îl) mufta il (ifti âl) münfa il (infi âl) müf all (if ilâl) Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: muhtasar müfte al (ifti âl bâbından) mü eddeb mufa al (tef îl bâbından) muhkem müf al (if âl bâbından) Cem Şekillerinden Örnekler: Tesniye: tarafeyn (iki taraf) salâteyn (iki namâz) Cem -i müzekker: mücâhidîn (-în ile) selâtîn (-în ile) Cem -i müennes: kelimât (-ât ile) guzât (-ât ile)
46 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Cem -i mükesser: etrâf (taraflar) (ef âl vezni ile) akribâ (yakınlar) (ef ilâ vezni ile) cevânib (cânibler, taraflar) (fevâ il vezni ile) huddâm (hizmet edenler) (fu âl vezni ile) erkân (Esaslar, temeller, ileri gelen kimseler.) (ef âl vezni ile) Arapça Tamlamalar sultân-ı selâtînü l-guzât (gazi sultanların sultanı) [Arapça ve Farsça birleşik tamlama] nısfü l-leyl (gece yarısı) âhirü l-emr (işin sonu, sonunda) beyne s-salâteyn (iki namâz arasındaki zaman) B-Farsça Yapılar: Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: ahd ü peymân zâd ü zevâde (yiyecek içek, azık) İsim Tamlaması: hicret-i Nebeviyye (Peygamber in hicreti) da vet-i hâss (özel davet) bi-takdîr-i Rabbanî (Allah ın takdiriyle) 3 a) Metinde haftanın günleri Farsça olarak ve karışık şekilde geçmektedir. Siz haftanın Farsça gün adlarını sırasıyla aşağıya yazabilir misiniz?. 1-.. 2-.. 3-.. 4-.. 5-.. 6-.. 7-.. b) Metinde ay adları karışık olarak geçmektedir. Aşağıda da karışık olarak verilen bu hicrî ayların karşılarına yılın kaçıncı ayı olduğunu rakamla yazınız. Muharrem (1) Receb (.) Cemâziye l-evvel (.) Cemâziye l-âhir (.) Şa bân (.) Ramazân (.) Safer (.) Rebî ü l-evvel (.) Rebî ü l-âhir (.) Şevvâl (.) Zi l-ka de (.) Zi l-hicce (.)
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 47 Özet 1 2 XV. ve XVI. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini tanıyabilmek Bu ünitede işlenen parçalar XV. ve XVI. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin genel dil yapısını gösterecek metinlerden seçilmiştir. Arapça ve Farsça kelimelerin daha yoğun olarak kullanıldığı bazı eserler de vardır. Ancak bu seçilen metinler halkın günlük konuşma dilini daha iyi yansıtmaktadır. Günümüzde artık kullanılmayan birçok eski Türkçe kelimelerin yaşadığı ve bolca kullanıldığı metinlerdir. Matbu metinleri okuyabilmek Bu üniteye alınan metinler konusu itibarıyla Osmanlı Devletinin kuruluş ve gelişme dönemlerine ait metinlerdir. Ancak bunlar XX. yüzyıl başlarında yazma eserlerden alınarak matbaada yeniden dizilip yayınlanmış şekilleridir. Bu üniteyi tamamladıktan sonra bir yandan matbaada basılmış eserleri daha iyi okuma becerisi kazanırken, diğer taraftan kuruluş dönemi metinlerini de görmüş olacaksınız. 3 4 Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznesini geliştirebilmek Parçalarda geçen, anlamını bilmediğiniz kelimelerin anlamları her parçanın ardına eklenmiş küçük sözlükte yer almaktadır. Bu sözlük eşliğinde parçaları okumanız kelime dağarcığınızın zenginleşmesini sağlayacaktır. Ardından gelen metin sadeleştirilmesi kısmını da incelemeniz, bu kelimelerin metinde hangi anlamda kullanıldığını anlamanıza yardımcı olacaktır. Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını metin içinde belirleyebilmek Her ünitenin sonuna eklenen dilbilgisi kısmı, parçadaki Arapça ve Farsça temel dilbilgisi unsurlarını gösterip açıklamaktadır. Bu unsurların daha ayrıntılı şeklini geçen sene öğrenmiştiniz. Bu parçalarda gösterilen dilbilgisi onları parçalarda nasıl kullanıldığını hatırlatmak ve parçaların daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacını taşımaktadır. Bu unsurları incelemeniz sizin parça içerisindeki yapıları daha iyi tanımanızı sağlayacaktır.
48 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım 1. İstimâlet kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? a. Bozgunluk, yenilgi b. Gönül almak, cezbettirmek c. İtibar gören, beğenilen, güvenilir d. And, yemin, ahitleşmek e. İnat, direnme, kasden gecikme 2. Birden bire, ansızın, hemen anlamını taşıyan kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. Şebhûn b. Hod c. Ahyânen d. Kaziyye e. Nâgâh 3. And, yemin, muahede, ahitleşmek anlamını karşılayan kelime aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde vardır? a. Mu ânaka - peymân - kuru b. Kazıyye - sınmak - mevce c. İşret - tefâruk - vech d. Eğirtmek - tevehhüm - rikkat e. Nâgehân - fesâhat - ihtisâr 4. Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yere anlam bütünlüğünü sağlamak için getirilebilecek en uygun kelime hangisidir? Atan yurdını ve bizim yurdımızı aldılar, gözümüze karşu.. iderler, imdi sen hod pâdişâhın mukarrebisin, cehd eyle kim bu imâretden halk vaz geçe, yine evvelki gibi bu şehr bizim elimizde ola. a. Eyyâm b. Cevânib c. Tasarruf d. Âhirü l-emr e. Revân 5. Aşağıdaki kelime-anlam eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır? a. Havf: Korku, korkutmak b. Tuş gelmek: Rast gelmek, tesadüf etmek c. İlkā: Korumak, bırakmak, terk etmek d. Dilleşmek: Çağırmak, davet etmek, söylemek, anmak e. Mesâbe: Derece. Rütbe 6. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde cem -i mükesser kelime vardır? a. Fûta - ganî - mukāta a b. Ekber - vâkı a - in âm c. Bâ is atâ - erkân d. Havâle - âkıl - bisât e. Mâbeyn - i zâz - şecâ at 7. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde cem (çokluk) şeklinden yoktur? a. Belâgat - huddâm - işrâk b. Evlâd - libâs - beriyye c. Ta accüb - mağfûr - eşirrâ d. Cemâ at - peymân - fesâhat e. Cevârî - icâbet - mutî 8. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde tesniye vardır? a. Selâtîn b. Zeyn c. Semânîn d. Mücâhidîn e. Salâteyn 9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi mezidünfih masdar grubuna girer? a. Bidâ at b. Mu ânaka c. Velâyet d. Cevânib e. Mirâren 10. Aşağıdaki kelimelerden hangisi rubâ î masdardır? a. Saltanat b. Mu teber c. İhtisâr d. Âkıbet e. İ tikād
1. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-I 49 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. b Yanıtınız yanlış ise sözlükten İstimâlet kelimesine bakınız 2. e Yanıtınız yanlış ise sözlükten Nâgâh kelimesine bakınız 3. a Yanıtınız yanlış ise sözlükten Peymân kelimesine bakınız. 4. c Yanıtınız yanlış ise sözlükten Tasarruf kelimesine bakınız. 5. d Yanıtınız yanlış ise Tarama Sözlüğü nden Dil kelimesine bakınız. 6. c Yanıtınız yanlış ise Vâkı ât-ı Sultân Cem adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 7. d Yanıtınız yanlış ise parçaların dilbilgisi kısımlarına bakınız. 8. e Yanıtınız yanlış ise Vâkı ât-ı Sultân Cem adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 9. b Yanıtınız yanlış ise Vâkı ât-ı Sultân Cem adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 10. a Yanıtınız yanlış ise Oruç Bey, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 a) Benim adım Mihal dir, ancak hazret-i peygamber adını Abdullah koydu. Osman ile birlikte gazaya git dedi. Senin de yolunu tutanlar ve soyundan gelenler büyük makamlara ulaşıp nesilden nesile gazalar ederler dedi. b) ganâyim (türü: cem -i mükesser, müfredi: ganîmet) c) saltanat d) Arapça: Emîrü l-mü minîn (İnananların Emîri), Rabbü lâlemîn (Âlemlerin Rabbi) Farsça: Sâhib-i kemâl (Olgunluk sahibi), Sûre-i Fâtiha (Fâtiha Sûresi), gazâ-yı ekber (en büyük gazâ) e) ٦٨٩ ٦٨٧ ٦٨٦ Sıra Sizde 2 a) Metinde geçen mezîdünfih masdarlar ve vezinleri tasarruf (tefa ul), mukarreb (müfa al), mukāta a (müfâ ale), münâsebet (müfâ ale), müslim (müf il) b) Metinde geçen sülâsî mücerred masdarlar cehd (fa l), şehr (fa l), imâret (fi âlet), mülk (fu l), halk (fa l), harâb (fa âl), kalb (fa l), kâfir (fâ il) c) ism-i fâ il: müslim (mezîdünfih) kâfir (mücerred) ism-i mef ûl: mukarreb (mezîdünfih) d) cem -i müzekker: müslimân Sıra Sizde 3 a) Haftanın günleri 1- Yekşenbe 2- Dûşenbe 3- Seşenbe 4- Cihârşenbe 5- Pencşenbe 6- Cum a 7- Şenbe b) Hicrî ayların sıralaması Muharrem (1) Receb (7) Cemâziye l-evvel (5) Cemâziye l-âhir (6) Şa bân (8) Ramazân (9) Safer (2) Rebî ü l-âhir (4) Rebî ü l-evvel (3) Şevvâl (10) Zi l-hicce (12) Zi l-ka de (11) Yararlanılan Kaynaklar Âşıkpaşa-zâde (1332). Tevârîh-i Âl-i Osmân. İstanbul. Oruc bin Âdil (1926), Tevârîh-i Âl-i Osmân, Nşr. Franz Babinger, Hannover. Şemseddîn Sâmî (1317, 1318), Kāmûs-ı Türkî I-II, İstanbul. Vâkı ât-ı Sultân Cem (1330), nşr. Mehmed Ârif, İstanbul.
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 2Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Osmanlı tarih metinlerini okuyabilecek, Osmanlı tarih metinlerindeki kelimeleri tanıyabilecek, Osmanlı tarih metinlerindeki deyim ve terimleri tanıyabilecek, Osmanlı tarih metinlerinin anlamını ana hatlarıyla açıklayabileceksiniz. Anahtar Kavramlar Arapça Kökenli Kelimeler Farsça Kökenli Kelimeler Tarih Deyimleri ve Terimleri Eski Türkçede Kullanılmış Kelimeler Anlama Özetleme İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II GİRİŞ KÂTİP ÇELEBİ, TUHFETÜ L-KİBÂR FÎ ESFÂRİ L-BİHÂR AYN ALİ EFENDİ, KAVÂNÎN-İ ÂL-İ OSMÂN DER-HULÂSA-İ MEZÂMÎN-İ DEFTER-İ DÎVÂN İBRAHÎM PEÇUYÎ, TÂRÎH-İ PEÇEVÎ
Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II GİRİŞ Metin Ünitesini işlerken şu sıralamayı gözönünde bulundurunuz. Önce Arap alfabesiyle yazılı olan metni kendi kendinize bir kâğıda veya bilgisayar sayfasına yazarak okumaya çalışınız. Okumanızı kolaylaştırmak ve sağlıklı olmasını sağlamak için Osmanlıca dan Osmanlıca ya veya Osmanlıca dan bugünkü Türkçeye hazırlanmış bir veya birkaç sözlük kullanmalısınız. Metin içinde geçen yabancı kökenli ve eski Türkçe kelimeler ünitenin muhtelif yerlerinde sözlük şeklinde verilmiştir. Ancak bunlara direk müracaat etmek yerine elinizde mevcut sözlüğü kullanmayı tercih etmeniz öğrenme açısından daha faydalıdır. Bulamadığınız kelimeler için hazırlanmış sözlüğe bakmanız tavsiye edilir. İkinci olarak, kendi kendinize yapmış olduğunuz okumanızı, kitabınızda verilmiş olan metin okuması ile karşılaştırınız. Okuma yanlışlarınızı veya doğrularınızı bir kez daha gözden geçirmeniz açısından faydalı olacaktır. Daha sonra hem kendi bulduğunuz kelimeleri hem de ünite içerisinde size verilmiş olan kelimeleri kullanarak metnin bugünkü dilde anlamını oluşturmaya çalışınız. Eski metinlerde noktalama işaretleri kullanılmadığı için uzun görünen cümleleri kısa cümlelere dönüştürerek daha kolay bir yöntem takip edebilirsiniz. Okuma ve anlama bölümünü tamamladıktan sonra her metnin altında hazırlanmış olan sıra sizde çalışmalarını yapmanız ders gelişiminiz açısından son derece önemlidir. Buradaki konuları son ana kadar cevap anahtarlarına bakmadan kendi kendinize yapmaya çalışınız. Cevap anahtarları en son noktada dersteki başarınızı anlamaya ve ölçmeye yarayacak bölümdür. Ünitede size verilmek istenen bir çalışma örneğidir. Örnekten hareketle gerek kütüphanelerde, gerek başka şekillerde elde edeceğiniz eski eserleri okuyarak ve anlamaya çalışarak gelişiminizi sürdürmelisiniz.
52 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 2.1.3 (Kâtib Çelebi, Tuhfetü l-kibâr fî Esfâri l-bihâr)
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 53 Metin 2.1.2 Metin 3.1.2
54 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 2.1.1
KÂTİP ÇELEBİ, TUHFETÜ L-KİBÂR FÎ ESFÂR İL-BİHÂR 2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 55 / 2.1.1 / Giridde Hanya Fethinden Sonra Vâkı Olan Deryâ Seferleridir Sefer-i Mûsâ Paşa ve Mehmed Paşa Zilhiccede Yûsuf Paşa katlinden sonra Vezîr Mûsâ Paşa kapudân olup Vezîr-i a zam Mehmed Paşa dan mühr-i hümâyûn alınup donanma serdârlığı ile Girid e varmak emr olunmuş idi. Bin ellialtı bahârında çıkup boğaza vardıklarında mukaddemâ Safer in yirmiyedinci günü yirmi kıt a kalyonla küffâr gelüp Bozcaada Hisârını muhâsara eylemişler idi. Der-i devletden yirmi kıt a kadırga dahi gönderilüp imdâda irişmek fermân olundukda hisârın barutu ve mühimmâtı hâzır bulunmayup limanda bulunan yolcu gemileri barutı ile bir iki gün cenk ederek Rumili Beylerbeyisi Küçük Hasan Paşa beş kadırga ve serdengeçdi ile varup cezîreye er döküp ale l-gafle hücûm idicek küffâr hisârı bırakup gemilerine firâr eyledi. Ve demir koparup Anadolu kenârlarına gitdiler. Hisâr bu tarîkla küffâr elinden kurtuldu. Muhârebe-i Donanma Rebî ü lâhırın onuncu günü donanma-yı hümâyûn Gelibolu dan kalkup küffârın yirmialtı pâre kalyonu Muarız Körfezinde sulanırken üzerine varup göründükde melâ în fuçıları bırakup yelken üzerine gelüp bir mıkdâr denize çıkdıkda kuşluk vakti cenge mübâşeret olundu. İkindi zamânına dek azîm top tüfenk cengi olup kâfir kapudanının gemisine bir top vardıkda sancağıyla direği düşüp suya berâber delinmiş iken çüst deprenüp garkdan kurtuldu. Ve birkaç gemileri dahi mecrûh olup küllî hasâr gördüler. Bir tarafdan dahi Kasım Paşa-zâde gemisine bir top gelüp on kürekci düşürüp ve sâ irden birer ikişer âdem düşüp rûzgâr çıkmakla cezîre altına varıldı ve Girid e teveccüh olundu. Mâh-ı mezbûrun yirmiüçünde der-i devletden on kıt a kadırga ile Ahmed Paşa Karadeniz e gitmiş iken gelüp ardlarınca imdâd gönderildi. Cumâdelulâ nın yirmisekizinde serdâr ve kapudan Hanya ya varup Sude Hisârı nı muhâsara üzre iken Mehmed Paşa vefât etdi. Yüzkırk pâre gemi Hanya önünde muhâfazaya konulup limanın iki tarafında toplar kuruldu. Küffârın dahi çekdiri ve burtun ve mavuna makūlesi yüzden ziyâde sefâyini Sude imdâdına dönüp dururdu. /2.1.2/ Zikr-i Geştî-i Âteş Receb in ikinci günü Hanya hâricinde olan Cezâyir gemileri ve gayri üzerine küffâr gemileri gelüp anlara ve kal aya bî-hadd toplar atup beri tarafdan dahi iki sâ at kadar top cengi olundukdan sonra içlerinden beş kıt a âteş gemisi barut ve kumbara ile mâl-â-mâl yelken idüp asker-i İslâm gemileri üzerine doğrulup karîb geldikde âteş gemisi idüğü ma lûm olup karadan biraz âdem on kadar palaşkerme ile varup uzakdan kanca ile gemiler üzerine gelmezden döndürüp bi-avnillâh zararsız ol gemiler yandı gitdi. On kadar gemiler dahi topla mecrûh olup hasâretle döndüler. Sude Hisârı bir yalın kaya üzerinde metîn kal a olup karadan yürüyüş mümkün olmayup liman kenârında kurulan toplar ile ihrâc olunan donanma-yı küffâr hâric-i limanda top irişmez yerde yatup gice imdâd ederlerdi. Ve Sude kal ası nın her tarafında suya berâber azîm topları olmağla donanma yanaşmak mümkün değil idi. Andan fâriğ olup Girid in karasını fethe mübâşeret etdiler. Apokorn Ve Resmo ve sâ ir nice kılâ ı az zamânda bi-avnillâh feth ü teshîr olundu. Ve donanma-yı hümâyûn bu sâlde tersâne-i âmireye gelmeyüp taşra kışlamak fermân olundu. Kapudan Paşa zahîre nakli içün Rumili yakasına varup Zi lka de nin yirmidördünde altmış kadırga ve iki kalyon ve yirmi şayka hazîne ve zahîre nakl edüp Hanya limanına gelmekle asker mesrûr olup Hüseyin Paşa dahi Kandiye muhâsarasına gitmeğe tedârük üzre idi.
56 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Cenk ve Şehâdet-i Mûsâ Paşa Zemherî içinde donanma gemileri Girid e zahîre götürüp Hanya dan zehâyir ihrâc iderken bir azîm furtuna olup liman ağzında yatan gemileri ve beş on pâre sefîne zahîresi ve halkı ile gark olup bâkīleri dahi halel-pezîr olmağla Hanya limanında donanma gemileri meks ü ârâm mümkün olmayup Zi lhicce nin onyedinci günü kapudan paşa donanmayla gerü Mora semtine salup Ağriboz onünde bir harbî kalyon gördükde birkaç kadırga ile bi z-zât sarılup süyündürecek mahalde paşaya tüfenk fındığı isâbet idüp şehîd olıcak gāzîler gemiden el çeküp kadırgalar gerü çekildiler. Küffâr bu esnâda fursat bulup çekildi gitdi. Bu haber-i vahşet-eser Der-i devlete vâsıl oldukda mansıb-ı kapudânî sâbıkā defterdâr olan diger Mûsâ Paşa ya tevcîh olundu. /3.1.3/ Kıssadan hisse budur ki; kış eyyâmında donanma açık yerde yatmak mahz-ı hatâdır ve kapudanlar harbî gemiye çatmak ve sarılmak erlik değil kesr-i garaza sebebdir. Belki ırakdan durup askeri sürmek ve kullanmak gerekdir. Ve illâ baş gidicek ayak pâydâr olmaz, maslahat görülmez. Sefer-i Mûsâ Paşa-yı Sânî Bin elliyedide Mûsâ Paşa Ağriboz a varup mühimmât gördükden sonra ibtidâ Anadolu askerini Girid e geçirmek içün Sakız a varup Çeşme de olan askeri ve harclıkcıları almak sade[di]nde iken küffâr gemileri etrâfdan hücûm üzre olmağla karâr edemeyüp girü Ağriboz a döndü. Varup karîb oldukda küffâr[ın] dokuz pâre burtunu Ağriboz Limanı nı muhâsara eylediklerin haber alup Ağriboz da olan Rumili askerinden ve beşbin yeniçeriden bir nefer almadan ve Cezâyir ve Tunus gemilerini limandan çıkarmadan Girid e dönüp asker-i İslâm Resmo hâricinde muntazır iken Rebîü lâhırın yirmibirinci günü dâhil olup ancak ikiyüz kadar beldâr ve lağımcı ve biraz mühimmât götürüp sâ iri Sakız da ve Ağriboz da kaldı. Çûn kapudân sıfrü l-yed Girid e vardıkda Serdâr Hüseyin Paşa mezbûra itâb ü âzâr itmekle yetmiş pâre kadırga alup Rumili askerini Ağriboz dan Girid e nakl içün Anaboli ye varup askeri ol mahalle da vet ve gemileri almağa sa y ü himmet üzre iken Cumâdelulâ nın sekizinci günü küffâr onbir burtun ve dört mavuna ve yirmidört çekdiri ile gelüp hâric-i limanda lenger-endâz oldu. Donanma-yı hümâyûn anda mahsûr olup asker karadan gelmiş iken taşra çıkmağa mecâli olmamağla vâkı -ı hâl Der-i devlete arz olundukda müşâvere olunup vüzerâdan Dâmâd Fazlı Paşa serasker ta yîn olunup birkaç kıt a kalyon ile Sakız üzerinden Girid e gitmek fermân olundu. Bu esnâda Anadolu askerinin zahîre gemileri sakız kurbünde yatarken küffâr ale lgafle üzerlerine gelüp cümlesini ahz ve ihrâk eyledi. Asker taşrada Şabân Paşa ile baka kalup küffâr çekildi gitti. (Kâtip Çelebi. (Hicrî 1329). Tuhfetü l-kibâr Fî Esfâri l-bihâr. İstanbul).
Metne Âit Kelimeler ahz: ale l-gafle: ale s-sabâh: asmân: azîm: beldâr: bi z-zât: bi-avnillâh: bî-hadd: burtun: cem : cezîre: cumadelûlâ: çekdiri: çüst: der-i devlet: deryâ: dûd: evâhır: evâhır-ı şehr: Eyyâm: fâriğ: fuçı: gânim: garaz: gurûb: halel-pezîr: harbî kalyon: hasâret: ibtidâ: ihrâc: ihrâk: imdâd: irsâl: istîcâr: itâb ü âzâr: kadırga: kalyon: kapudan: karîb: kebûd: kesr: kılâ : kıt a: kumbara: kurb: 2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 57 Ele geçirme, elde etme. Habersiz olarak, dalgınlığa gelerek. Sabahleyin, erkenden. Gök, gökyüzü. Büyük, ulu, iri. Askeri harekâtlarda yol açıcılar, dağlık bölgelerde geçit bekçileri. Kendisi, kendi. Allah ın yardımı ile. Sınırı olmayan, hududsuz. Bir savaş gemisi türü. Toplama, bir araya getirme. Ada (denizde) Arabî aylardan beşincisi, cemâziyelevvel. Bir savaş gemisi çeşidi. Çevik, atik. Devlet kapısı, pâdişâhın bulunduğu yer, hükümet merkezinin olduğu yer, genellikle İstanbul için kullanılan bir sıfat. Deniz. Kurt, böcek, duman. Âhir in çoğulu, sonlar, bir dönemin son kısımları. Bir ayın son on günü. Yevm in çoğulu, günler, gündüzler. Vazgeçmiş, çekilmiş, rahat, boş kalmış. Ahşap malzemeden yapılmış taşıma kabı. Ganimet alan, ganimetlenmiş olan. Maksat, hedef, gâye, meyil, istek. Akşam, gün batımı vakti. Halel bulan, bozulmaya yüz tutan. Savaş kalyonu, gemisi, müslümanlarla sulh halinde olmayan ülkelerin savaş gemisi. Hasar verme, zarar verme. Başlangıç, ilk. Dışarı çıkarmak, atmak. Yakma, yakılma. Yardım, yardıma gönderilen kuvvet. Gönderme, gönderilme, yollanma, salıverme, koyverme. Kiralamak. kızarak azarlama, paylama. Bir savaş gemisi türü. Bir savaş gemisi türü. Gemi komutanı, donanma komutanı, bazı durumlarda kapudân-ı deryâ. Yakın. Gök rengi, mâvi. Kırma, kırılma, paralama, bozulma. Kal anın çoğulu, kaleler. Parça, bölük, cüz. Humbara, kalelerin temeli altına patlayıcı yerleştirilen tünel. Yakın olma, yakınlık, yakın bulunma.
58 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I küffâr: Hakkı tanımayan bilmeyenler, küfür ehli, Osmanlı için gayr-ı müslim düşmanlar. küffâr-ı hâksâr: Toz toprak içinde kalmış, hâli perişan olan kâfirler. küll: Bütün, hep, çok. lenger-endâz: Demir atma, demirleme (gemi için). ma lûm: Bilinen, bilinmiş olan. mâh: Ay. mahsûr: Kuşatılmış, çevrelenmiş. mahz: Hâlis, katıksız, kendisi, tam. mâl-â-mâl: Çok dolu, dopdolu. mansıb: Memuriyet, makam, devlet hizmeti. mavuna: Bir gemi çeşidi. mecrûh: Yaralanmış, yaralı. meks ü ârâm: Bekleme, durma, bir yerde eğlenme, istirahat etme. melâ în: Melunun çoğulu, melunlar, lanete uğramışlar. mesrûr: Sürûra ermiş, memnun, mutluluğa ermiş. metîn: Sağlam, zaptedilmesi zor. mezbûr: Dile getirilmiş, anılmış. muhâfaza: Koruma, saklama. muhârebe: Savaş. muhâsara: Kuşatma, çevreleme. mukaddemâ: Önceden, eskiden. muntazır: Hazır bulunan, hazır bekleyen. mübâşeret: Bir işe girişmek, başlama. mücedded: Yenilendirilmiş, yeni, yepyeni. müheyyâ: Hazırlanmış, hazır. mühimmât: Ordu ve asker için savaş gereçleri. mühr-i hümâyûn: Padişah mührü, sadâret atamalarında pâdişâhın yetkilerini sadrazama devrettiğini gösteren sembol olarak verilen mühür. mümted: Uzayan, süren. müşâvere: Görüşme, bilgi alışverişinde bulunma. salaşkerme: Hafif yelkenli filika. sebiülahır: Arabî aylardan dördüncüsü. sa y ü himmet: Çalışma ve çabalama, çalışma ve gayret. sâbıkā: Daha önce, eskiden. safer: Arabî ayların ikincisi. sâl: Yıl. sâlim: Sağ, sağlam, eksiksiz. sânî: İkinci. sefâyin: Sefînenin çoğulu, gemiler. sefer: Yolculuk, askerin savaş halinde bulunma durumu. sefîne: Gemi. ser-asker: Savaşa gidecek ordunun başkumandanı. serdengeçdi: Gönüllü fedâî. sıfrü l-yed: Elinde bir şey olmayan, eli boş. süyündürmek: Söndürmek, bir savaş gemisini ateş edemez hale getirmek. şayka: Bir gemi çeşidi. tarafeyn: İki taraf. tarîk: Yol, takip edilen usul, yöntem.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 59 tedârük: Hazırlama, edinme, ele geçirme. tersâne-i âmire: Gemi yapımı ve bakımının gerçekleştirildiği yer (İstanbul da). Osmanlıda aynı zamanda donanmanın bekleme yeri. teshîr: Zapt ve istîlâ etme, ele geçirme. tevcîh: Çevirme, yöneltme, mevki makam verme, rütbe verme. teveccüh: Yönelme, ilgilenme. vahşet-eser: Korku veren, korku izi bırakıcı. vüzerâ: Vezir rütbesi taşıyan askerî ve idareci zümreye mensup devlet adamları. zahîre: Gerektiği zaman kullanılmak üzere ambarda tutulan hubûbât, yiyecek. zehâyir: Zahîrenin çoğulu, hubûbât, yiyecekler. zemherî: (Zemherîr) Gün dönümünden sonraki şiddetli soğuklar (22 Aralık-31 Ocak arası). zilhicce: Arabî ayların onikincisi. zilkade: Arabî aylardan onbirincisi. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Girit Adasında Hanya nın Fethinden Sonra Olan Derya Seferleridir Musa Paşa nın ve Mehmet Paşa nın Seferi Zilhicce ayında (Ocak 1646) Yusuf Paşa öldürüldükten sonra Vezir Musa Paşa kapudan oldu. Veziriazam Mehmet Paşa dan sadaret mührü alınıp donanma serdarlığına tayin edilerek Girit e geçmesi emr edilmişti. Bin ellialtı bahar aylarında (m. 1646) çıkıp Çanakkale Boğazı na vardılar. Onlar gelmeden önce, safer ayının yirmiyedinci günü (25 Nisan 1646) yirmi parça kalyonla kâfirler gelip Bozcaada Hisarını kuşatmışlardı. İstanbul tarafından yirmi parça kadırga gönderilip yardıma erişmek ferman olunduğu zaman hisarda barut ve silah kalmamıştı. Limanda bulunan yolcu gemilerinin barutu ile bir iki gün düşmanı oyaladılar. Rumeli Beylerbeyi Küçük Hasan Paşa beş adet kadırga ve bir miktar serdengeçti askeri ile varıp adaya asker çıkarıp ansızın saldırınca düşman askeri hisar kuşatmasından vazgeçip gemilere kaçtı. Hemen demir alıp gemileriyle Anadolu kıyılarına gittiler. Böylece hisar düşman eline geçmekten kultulmuş oldu. Donanma Savaşı Rebiülâhir ayının onuncu günü (26 Mayıs 1646) Osmanlı donanması Gelibolu dan kalkıp, düşmanın yirmi altı parça kalyonu Muarız Körfezinde tatlı su depoladığı esnada üzerlerine hücum ettiğinde melunlar su fıçılarını geride bırakıp gemilerine bindiler ve yelken açtılar. Körfezden biraz denize açıldıklarında öğle üzeri savaşa başlandı. İkindi zamanına dek büyük top ve tüfek savaşı olup düşman kapudanının gemisine bir top isabet ettiğinde sancağı ve direği düşüp gemi su seviyesine inmişken birden tekrar doğrulup batmaktan kurtuldu. Ve birkaç adet gemileri parçalanıp büyük zarar gördüler. Beri taraftan ise Kasım Paşa-oğlu gemisine bir top güllesi isabet edip birkaç kürekçi düştü. O sırada sert bir rüzgar çıktığından adanın alt tarafına gidildi ve oradan Girit e yönelindi. O ayın yirmiüçünde (8 Haziran 1646) İstanbul dan on adet kadırga ile Ahmet Paşa Karadeniz e gönderilmişti. Görevini yerine getirip döndüğünde, Girit tarafına ardlarınca yardım olarak gönderildi. Cumadelûlâ ayının yirmisekizinde (12 Temmuz 1646) serdar Kapudan Paşa Hanya ya varup Suda Hisarını kuşatmak üzere iken Mehmet Paşa öldü. Yüz kırk parça gemi Hanya Hisarı önünde koruma için konulup limanın iki tarafında toplar yerleştirildi. Düşmanın çektiri ve burtun ve mavuna cinsinden yüzden fazla gemileri Suda ya yardım için gidip geliyorlardı.
60 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Ateş Gemisinin Hikayesi Recep ayının ikinci günü (14 Ağustos 1646) Hanya dışında olan Cezayir gemileri ile diğer gemiler üzerine düşman gemileri saldırıp hem bunlara hem kaleye sayısız top atışı yaptılar. Diğer taraftan iki saat kadar top savaşı olduktan sonra düşman gemilerinin içinden beş parça ateş gemisi barut ve kumbara ile dolu biçimde yaklaşmaya başladı. Yakınlaştıklarında bunların ateş gemisi olduğu anlaşıldı. Karadan biraz adam on kadar palaşkerme ile varıp uzaktan kanca ile donanma gemileri üzerine varmadan kenara çektiler. Allahın yardımıyla zarar veremeden o gemiler yandı gitti. On kadar düşman gemisi de topla yaralanıp kayıp vererek geri döndüler. Suda Hisarı yalın kaya üzerinde sarp kale olup karadan saldırmanın imkanı yoktu. Liman kenarında kurulan topların atışı ile liman dışına püskürtülen düşman donanması orada top menzilinin dışında bir yerde bekleyip gece olunca hisara yardıma geliyordu. Ayrıca Suda Kalesinin her tarafında su kenarına yerleştirilmiş büyük toplar bulunduğundan donanmanın kaleye yanaşması mümkün değildi. Bu sebeplerden Suda Kalesi ni almaktan vazgeçip Girit Adası nın kara tarafını fethetmeye giriştiler. Apokorno ve Resmo yanında birçok kale, kısa sürede Allahın yardımıyla fethedilip ele geçirildi. Osmanlı donanması bu yıl içinde İstanbuldaki Tersaneye gelmeyip kışı bulundukları yerlerde geçirmeleri emr olundu. Donanma komutanı kaptan paşa zahire nakletmek üzere Rumeli Eyaleti dahilindeki sahillere giderek Zilkade ayının yirmidördünde altmış kadırga ve iki kalyon ve yirmi şayka eşliğinde para ve zahire getirip Hanya limanına geldi. Bunu gören asker son derece mutlu oldu. Bu esnada Hüseyin Paşa da Kandiye kuşatmasına gitmek üzere hazırlık yapmaktaydı. Musa Paşa nın Yaptığı Savaş ve Şehadeti Zemherînin içinde donanma gemileri Girit e zahire götürüp Hanya da yiyecek çıkarırken bir büyük fırtına oldu. Liman ağzında yatan gemilerden beş-on parça gemi, zahiresi ve içindeki insanlarla beraber battı. Geri kalan gemiler de hasar aldığından, Hanya Limanında donanma gemilerinin kalıp beklemesinin imkanı kalmadı. Zilhicce nin onyedinci günü (24 Ocak 1647) Kapudan Paşa donanma ile yine Mora tarafına yönelip Ağriboz önünde bir savaş kalyonu gördüğünde birkaç kadırga ile etrafını çevirip imha edeceği sırada kendisine tüfenk kurşunu isabet edip şehit oldu. Gaziler gemiyi bırakıp kadırgalarına geri çekildiler. Düşman gemisi bu sırada fırsat bulup kaçtı. Bu dehşet verici haber İstanbul a ulaşınca kapudanlık makamı daha önce defterdarlık görevi yapmış olan diğer Musa Paşa ya verildi. Kıssadan hisse almak gerekirse kış günlerinde donanmayı açık yerde tutmak yanlışın da yanlışıdır. Donanma komutanlarının düşman gemisine yanaşmaları ve gemi cengine girmeleri kahramanlık olmaz aksine düşmanın hırsının artmasına sebep olur. Uzakta durup savaşa askeri ileri sürmek ve kullanmak daha doğrudur. Aksi takdirde baş gidince vücut da ayakta duramaz ve iş görülmez. İkinci Musa Paşa nın Seferi Bin elliyedide (m. 1647) Musa Paşa, Ağriboz a varıp savaş gereçlerini temin etti. Daha sonra, evvelâ Anadolu askerini Girit e geçirmek için Sakız a gitti. Buradan hareketle Çeşme de olan askeri ve harçlıkçıları almak düşüncesinde iken düşman gemileri etrafını sarmış vaziyette olduklarından orada kalamayıp geri Ağriboza döndü. Ağriboz a yaklaştığında kâfirlerin dokuz adet burtun cinsi gemiyle Ağriboz limanını kuşattıklarını öğrendi. Burada mahsur kalan Rumeli eyalet askerinden ve beşbin yeniçeriden birisini bile almadan ve Cezayir ve Tunus tarafından sefere katılmış olan gemileri limandan çıkarmadan Girit e döndü. Osmanlı askeri Resmo dışında kuşatma için beklediği bir sırada, Rebiülahırın 21. Günü o da kuşatmaya dahil oldu. Sakız ve Ağriboz da çok sayıda asker ve mühimmat bı-
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 61 rakıp geldiği için sadece iki yüz kadar beldar ve lağımcı ile bir miktar savaş malzemesi getirebilmişti. Kapudan Girit e eli boş geldiği için ordu kumandanı Hüseyin Paşa kendisine kızdı ve azarladı. Bunun üzerine kapudan yanına yetmiş adet kadırga alıp Rumeli Eyaleti askerini Ağriboz dan Girit e nakl etmek için Anaboli ye vardı. Rumeli askerini oraya çağırıp ondan sonra limanda mahsur kalan gemileri kurtarma gayretinde iken Cemaziyelevvel ayının 8. Günü küffâr onbir burtun ve dört mavuna ve yirmidört çekdiri gemisi ile gelip liman dışında demir attı. Osmanlı donanması böylece liman içinde mahsur kalıp asker de gemilere karadan giriş yapmasına rağmen şimdi gemilerden tekrar karaya çıkma imkanları kalmamış oldu. Durum İstanbul a bildirildiğinde hemen görüşülüp vezirlik rütbesi taşıyan devlet adamlarından Fazlı Paşa ser-asker tayin olundu ve yanına birkaç parça kalyon alarak Sakız üzerinden Girit e gitmesi emr edildi. Bu sırada Anadolu eyalet askerinin zahire gemileri Sakız yakınlarında beklemedeyken düşman habersizce üzerlerine gelip hepsini ele geçirip yaktı. Şaban Paşa ile birlikte kara tarafında kalan asker hiçbir şey yapamadan düşman gemileri uzaklaştı. Kâtip Çelebi. (Hicrî 1329). Tuhfetü l-kibâr Fî Esfâri l-bihâr. İstanbul. Kâtip Çelebi. (1983). Tuhfetü l-kibâr Fî Esfâr il-bihâr (II). Hzr. Orhan Şaik Gökyay, İstanbul. A) Aşağıdaki Metnin Okumasını Yapınız. B) Metin içindeki anlamını bilmediğiniz kelimeleri tesbit ediniz. C) Kelimelerin sözlük anlamlarını bulunuz. 1
62 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 2.2.2.a-b Metin 2.2.3a-b (Ayn Ali Efendi. (Kavânîn-i Âl-i Osmân Der-Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân)
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 63 Metin 2.2.1a-b AYN ALİ EFENDİ, KAVÂNÎN-İ ÂL-İ OSMÂN DER-HULÂSA-İ MEZÂMÎN-İ DEFTER-İ DÎVÂN /2.2.1a/ Altıncı Fasıl Zeâmet ve tîmâr tevcîhlerinde olan kānûn-ı mukarreri bildirir: Ze âmet def -i a dâ içün ta yîn olunan mukātele mâlı olup asker bunları tasarruf idenlerdir denilmiş-idi. Ol ecilden bu tâ ifeye tabl u alem sâhibleri başbuğ olup alaybeyleri ve çeribaşıları ve çerisürücileri ta yîn olunup ze âmet ve tîmârı oldığı mahalde mutavattın olmak kānûn vaz olunmuşdur. Tâ ki bir mahalde hıdmet iktizâ ider ise alaybeyisi derneğe çıktıkda cümlesi üzerinde cem iyyet idüp lâzım gelürse sancağıbeyi ile beylerbeyisine varup hıdmetinde bulunalar. Bir tîmâr mahlûl olsa ol sancakda bedellü ma zûle virilür. Şöyle ki bir sancakda tîmâr tasarruf edüp gayri sancakda sâkin olsa ol sipâhîye sebeb-i azl olur. Ve bir ma zûl sipâhînin müddet-i azli iki yıl olmayınca ana mahlûlden tîmâr virilmez. Ammâ ferâgatden almağa men dahi yokdur. Hemân müteveffâdan virilmek memnû dur. /2.2.1b/ Sebebi budur ki beylerbeyisi kendi âdemlerine himâyet idüp, müteveffâdan kendinin ma zûl âdemîsine bir tîmâr virmek, eğlenmeyüp o tîmârı âhara fürûht idüp müteveffâdan bir tîmâr dahi mahlûl olsa yine ol tîmârını satan kimesneye tîmâr virdiklerine binâ en bu kānûnu ihtiyâr itmişlerdir ki iki seneye değin ol makūlelere tîmâr virilmeyicek bî-kes olan ma zûllere tîmâr olmak müyesser olur. Ve hayâtda olan zü emâ ve erbâb-ı tîmârın oğullarına dirlik virilmek yokdur. Babası fevt oldukda babasının dirliğine göre virilür, kānûnları mütefâvitdür. Uğur-ı hümâyûnda şehîd olan ile kendi döşeğinde fevt olanların oğullarına virilmek bâbında kānûn müsâvî olmayup şehîd olan zü emâ ve erbâb-ı tîmârın oğullarına ziyâde ile virilür. Bu kānûn anın içün ihtiyâr olunmuşdur ki mahall-i ma rekede firârı ihtiyâr etmeyüp şehîd olursam ocağım söyünmez dirliğim oğluma viri-
64 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I lür deyu cân ve baş fedâ ideler. Bir sipâhî pîr-i nâ-tüvân olup sefere eşmeğe iktidârı olmasa hâl-i hayâtında /2.2.2a/ dirliğin oğluna ferâğat eylese kendüye min-ba d dirlik olmamak üzre virilür. Tâ ki bir sipâhî ziyâde olmağla ihtilâl lâzım gelmeye. Re âyâ ata binüp kılıç kuşanmak yokdur. Derûnunda şecâ at olan garîb yiğitler asker tâyifesinden sancakbeylerine ve beylerbeyilere hıdmetkâr olup ve serhadlerde kalup serhad dirliğine geçer. Ol serhadde hıdmeti müşâhade olundukda serhad beylerbeyileri ve sancakbeyileri yoldaşlığını arz ve defter idüp hıdmeti mukābelesinde serhad ulûfesinden kānûn üzre tîmâra çıkar ve illâ âbâ an-ceddin sipâhî-zâde olmayan bir tarîk ile tîmâra duhûl itmek kānûna muhâlifdir. Re âyâdan iken tîmâra müstehak olmak ol zamânda olur ki uğur-ı hümâyûnda hıdmeti ve yoldaşlığı müşâhade oluna. Sefer-i hümâyûnda hıdmeti serdârlar ibtidâ virüp ve sefer olmaduğu zamânda serhad beylerbeyileri hıdmetin arz eyledikde ibtidâdan tîmâra emr virilüp ol ecilden beylerbeyiler mahall-i himmetden kalîl ve kesîr tîmâr virmek hılâf-ı kānûndur. İbtidâya emri olan /2.2.2b/ kimesneye dahi beylerbeyisi tîmâr virdikde mâdâm ki ibtidâ berâtın Âstâne-i sa âdet den eylemese beylerbeyiler berât virmeyüp tezkire virir. İbtidâ berâtı Âstâne de oldukdan sonra ol tîmârdan ma zûl oldukda beylerbeyisi kendü berâtıyla tezkiresiz tîmâr tevcîh ider. Eğer mahlûl tezkirelü bulunsa tezkire virüp Âstâne de berât olur. Ve beylerbeyiler ve sancakbeyileri fevt oldukda âdemlerine bi-hasebi l-merâtib tîmâr virilmek kānûndur. Ve beylerbeyilerin onbir nefer âdemîsine ve sancakbeylerinin altı nefer âdemîsine düşenden tîmâra emr virilüp zamân-ı sâbıkda hâricden kimesneye tîmâra duhûl itmek emr-i muhâl olup kapukulı olmak hod hâtıra gelür ma nâ olmamağla bu kānûnlar vaz olunmuşdur. Şimdiki hâlde a yân ve eşrâfın değil ednâ kimesnelerin hıdmetkârları kapukulı olup ibtidâ emrine i tibâr kalmamışdır. Ol ecilden bu kānûnlar ferâmûş olunup icrâ olunmakdan kaldı. Re âyâ sipâhîye mahsûs a mâlden men olunup ata binüp kılıç kuşanmak /2.2.3a/ isteyenler serhadlere varup uğur-ı hümâyûnda nice hıdmet ve yoldaşlık etmeleriyle hem vilâyet ahâlîsi şerr-i a dâ ve eşkıyâdan emîn olup hem ahvâl-i serhad muntazam imiş. Şimdiki hâlde ednâ mülâbese ile re âyâ kapukulı olmak mümkin olıcak tîmâra istihkaka kim bakar ve o emre kim i tibâr ider? Vilâyet-i Anadolu da be-nevbet tîmâr olup birkaç nefere virilür. Sefer vâkı oldukda be-nevbet sefere gitdikleri içün be-nevbet tîmâr deyu tesmiye olunmuşdur. Be-nevbet tîmâr tasarruf edenlere eşkin tîmârı virilmez ammâ eşkin tîmâra müstehak olan ihtiyârıyla be-nevbet tîmâra tâlib olsa men yokdur. Be-nevbet tîmâr mahlûl olsa oğullarına virilür. Eğer oğlu yoğ-ise hârice virilür. Ammâ Vilâyet-i Rûm da vâkı olan be-nevbet tîmârlar selâtîn-i mâzıyyeden ba zı sipâhîlere temlîk olunmağla mülk-i mevrûsı gibi vârislerine intikāl ider. Hâricden kimesneye virilmez. Birisi vefât eylese kaç nefer oğulları kalursa beylerbeyileri, oğullarına virüp sefer-i hümâyûn vâkı oldukda sâ ir şerîkleriyle bi-nefsihi be-nevbet sefere giderler. Ammâ Vilâyet-i /2.2.3b/ Anadolu da ba zı mülk tîmâr vardır ki mukaddemâ temlîk olundukda sefer-i hümâyûna cebelüsü eşmek üzre virilmişdir. Her tîmâra ne denlü cebelü ta yîn olunmuş ise sefere anlar eşer. Fevt oldukda oğullarına virilür. İstihkākı taleb olunmaz. Oğlu olmazsa sâ ir emlâk gibi vârislerine intikāl ider. Gerek ricâlden olsun gerek nisâdan olsun sefer vâkı oldukda hisseleri mıkdârı cebelülerinden eşdirirler. Cebelüsü sefere gitmezse ol sene mahsûlü mevkufât tarafından emînler zabt iderler. Mîrî içündür ammâ sefere cebelüsü eşmedi deyu sâ ir tîmârlar gibi âhara virilmez. (Ayn Ali Efendi. (Hicrî 1280). Kavânîn-i Âl-i Osmân Der-Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân).
Metne Âit Kelimeler a mâl: a yân ve eşrâf: âbâ an-ceddin: âhar: ahvâl-i serhadd: alaybeyi: alem: Âstâne: Âstâne-i sa âdet: azl: bâb: bedelli ma zûl: be-nevbet tîmâr: berât: beylerbeyi: bi-hasebi l-merâtib: bî-kes: bi-nefsihi: cebelü: cem iyyet: çeribaşı: çeri sürücüsü: def -i a dâ: dernek: derûn: dirlik: duhûl: ecl: ednâ: emr: emr-i muhâl: erbâb-ı tîmâr: eşkin tîmârı: ferâgat: ferâmûş: fevt: fürûht: hâl-i hayât: hıdmet: 2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 65 Amel in çoğulu, ameller, işler, eylemler. Bir beldenin önde gelenleri, öne çıkmışları. Atadan dededen kalma. Diğeri, başkası. Hudut boylarının durumu. Zeamet sahibi olup, savaş zamanı kendisine bağlı timarlı sipahiler ve onların getirdiği adamlarla birlikte beylerbeyi maiyetinde bulunan kişilere denirdi. Bayrak, sancak. Eşik, payitaht, büyük tekke, Allah a yakın kimselerin kabri, merkez, -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla- İstanbul mânâsına da gelir. Saadet yeri, merkezi, İstanbul. İşinden çıkarma, yol verme. Kapı, konu başlığı, başlık. Görevden azledinlerin bazılarına, yeni bir görev alıncaya kadar geçimine yetecek derecede küçük gelirler tahsis edilirdi. Ortak tasarruf edilen ve ortakların sefere sırayla katıldıkları tîmâr biçimi. Rütbe, nişân, imtiyaz verildiğini belirten fermân. Eyalet idarî biriminde en üst rütbedeki yönetici ve askerî komutan. Mertebe, derece takip ederek, sırasıyla yükselme. Kimsesiz, arkası dayanağı olmayan. Kendisi, bizzât. Timar ve zeamet sahiplerinin sefer zamanı, kendilerinden başka götürmeye mecbur oldukları savaşçılara verilen isim. Bir araya toplanmış grup. Sipahi, müsellim, voynuk, evlâd-ı fâtihan ve emsali askerî teşekküllerin zâbitlerinden birinin adıdır. Sipahilerin küçük zâbitlerinden birinin adı idi. Düşman ordusunu uzaklaştırmak, geri püskürtmek. Toplantı, toplanma hali, savaş için asker toplanması. İç kısım, iç. Tîmâr cinsinden yıllık geliri ifade eten terim. Giriş. Sebep, illet. En alt derece, en alçak. Direktif, iş. Olmayacak iş, olması imkansız olan iş. Tîmâr sahipleri, tîmâr türü gelir tasarruf edenler. Alaybeyi bayrağı altında sefere gitmeyip ayrı bir grup olarak katılan askerlere verilen timarlar bu isimle anılmıştır. Vazgeçme, el çekme. Unutma, hatırdan çıkma. Ölüm. Satış, eşya satışı. Yaşıyor olma, yaşarken. Hizmet.
66 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I hılâf: himâyet: himmet: hod: i tibâr: ibtidâ: ihtilâl: ihtiyâr: iktidâr: iktizâ: istihkāk: kalîl: kānûn vaz ı: kapukulu: kesîr: ma reke: ma zûl: mahall-i himmet: mahlûl: makūle: memnû : men : mevkufâtî: mevrûs: min-ba d: mîrî: mukābele: mukarrer: mukātele: mutavattın: mülâbese: mülk-i mevrûs: müsâvî: müstahak: müşâhade: mütefâvit: müteveffâ: müyesser: nâ-tüvân: nisâ: pîr: pîr-i nâ-tüvân: re âyâ: ricâl: sâbık: Aykırı, muhalif, ters. Koruma, kollama. Çalışma, gayret. Kendisi, tek başına. Saygınlık, değer verme, sayma. Başlangıç, başlama. Kargaşa, karışıklık, düzenden çıkma, bozulma. Tercihte bulunma, seçme. Güç sahibi olma, güçlü olma. Gereklilik, lazım olma hali, ihtiyaç derecesinde olma. Hakkı olma, hak kazanılma. Azlık. Kanun koymak, yeni kanun yapmak. Osmanlılarda meslekleri askerlik olan ve bunun için maaşa bağlanmış askeri sınıfın adı. Genel olarak Yeniçeri sınıfına verilen isim. çokluk. Savaş meydanı. Azl edilmiş, görevden el çektirilmiş. Çalışma yeri, gayret göstermek gereken durum. Boşta kalmış. Kadro boşalması. Cins, tür, aynı özellikleri taşıyan sınıf, zümre. Yasaklanmış, yasak. Yasak etmek, bırakmamak, önlemek. (Bu metin için) Kendisi sefere katılmayan veya cebelü göndermeyen sipahilerin gelirlerini hazineye toplamak üzere görevlendirilen memur. Veraseten geçmiş, miras kalmış, ana-babadan kalmış. Bundan sonra, bundan böyle. Devlete, kamuya ait. Karşılık verme, karşılıkta bulunma. Kararlaştırılmış, kesinleştirilmiş. Öldüresiye çarpışma, savaş. Yerleşmiş, vatan tutmuş, yurt edinmiş. Dolayısı ile, münasebet, ilişkili olma durumu. Miras yoluyla mülk sahibi olma. Eşit olma durumu, eşitlik, aynı seviyede olma. Hak etmiş, hak kazanmış, lâyık. Gözlem, şahit olma olayı, görerek yaşayarak tesbitte bulunma. birbirinden farklı, çeşitli olan, aralarında fark bulunan. Ölmüş, vefât etmiş. Kolayı olan, kolaylıkla yapılan. Güçsüz, güçten düşmüş, genç olmayan. Kadınlar. İhtiyar, yaşlı. Gücü tükenmiş ihtiyar. Osmanlılarda yönetilen sınıfın genel adı. Bazı durumlarda köylü ve çiftçi, ziraatle uğraşan kesim. Adamlar, erkekler, terim olarak devlet adamları. Eskide kalan, geçmişte kalmış.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 67 sâkin: sancakbeyi: sefer eşmek: selâtîn: selâtîn-i mâzıyye: sipâhî: şecâ at: şerîk: şerr-i a dâ: tâ ife: tabl: tâlib: temlîk: tesmiye: tezkire: tezkireli tîmâr: tezkiresiz tîmâr: tîmâr: uğur-ı hümâyûn: ulûfe: vâris: vaz : vilâyet-i Rûm: zamân-ı sâbık: ze âmet: zü emâ: Yerleşik olan, bir yerde oturan. Osmanlı döneminde sancak adı verilen idari birimin başı ve savaş zamanında kendi sancak bölgesinde bulunan askerlerin komutanı. Savaşa gitmek, katılmak. Sultân ın çoğulu, sultânlar. Eski zamanlarda hüküm sürmüş sultânlar. gelirleri tîmâr cinsinden olan askeri zümre mensupları. kahramanlık, yiğitlik. Ortak. Düşmanın kötülüğü, şerri. Bölük, takım, grup, fırka, kavim, kabile, gemi mürettebâtı. Davul, kulak zarı. Taleb eden, isteyen. Mülk etmek, mülke çevirmek, mülk vermek. İsimlendirme, adlandırma. Tezkere, pusula, hükümetten alınan izin kâğıdı, bazı meslek sahibi kimseler için yazılan biyografi. Beylerbeyilerin merkeze arz edip, merkezin beratını düzenlediği timârlara verilen isim. Beylerbeyilerin merkeze danışmadan kendiliklerinden verebildikleri timara verilen isim. Osmanlı döneminde sipahilere verilen yıllık gelirin adı. Yaklaşık olarak 1000-20.000 akçe arasına verilen isim. Pâdişâh hizmeti. Osmanlıda kul sınıfı denilen askeri grupların üç ayda bir aldıkları maaşlarının ismi. Mirasçı, kendisine miras düşen, Allah adlarından biri. koymak, bırakmak. Osmanlı devrinde Sivas vilâyetine Rum vilayeti adı verilmişti. Geçmiş zaman. Osmanlı döneminde sipahilere verilen en büyük timar dilimi. Yaklaşık olarak 20.000-100.000 akçe arasındaki yıllık tahsisata verilen isim. Zeâmet sahipleri (bkz. zeâmet). Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Altıncı Başlık Zeamet ve timar verilmesinde her zaman uyulması gereken kanunu bildirir: Zeamet, düşmanın ortadan kaldırılması için tayin edilmiş, savaşa gitme karşılığı askeri sınıfa verilen bedeldir denilmişti. O sebepten bu askeri sınıfın başına devletin hakimiyet sembollerini taşıyan kişilerden, kumandanlardan alaybeyleri ve çeribaşıları ve çerisürücüleri tayin olunmuştur. Aynı zamanda bu zeamet tasarruf eden askeri sınıfın zeamet ve timarları hangi bölgede ise orada yerleşmiş olmaları kanun olarak eskiden beri konulmuştur. Ne zaman ki bir bölgede hizmet gerekli olursa (sefer hizmeti) alaybeyileri bunları toplamaya çıktıklarında hepsi onun yanına toplanıp, yine gerekirse sancakbeyi ile beylerbeyilerinin komutasına girip onların hizmetinde bulunalar. Bir timar kadrosu boşalsa o kadronun olduğu sancakdaki bedelli mazul olmuş sipahiye verilmelidir. Tersine bir sancakta timar kadrosu bulunup, başka sancakda da yerleşmiş olan sipahi için bu durum gö-
68 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I revden alınma sebebi olur. Ve görevden alınmış bir sipahiye, azil süresi iki yılı geçmeden, boş kadrolardan yeniden timar verilmez. Fakat başka bir timarlı sipahi kadrosunu devretmek isterse onu alabilirler, ona yasak yoktur. Sadece ölüm sebebiyle boşalmış kadroları bunlara vermek yasaktır. Kanunun sebebi ise şudur; bir beylerbeyi yakınlarını kayırmak adına ölen bir sipahinin timarını, daha önce timardan azledilmiş kendi adamına verdiğinde, vakit kaybetmeden timarı başkasına satmaktadır. Ölüm dolayısıyla boşalmış başka bir timar daha olduğunda, yine bunlara yeni timar olarak verdikleri göz önüne alınarak bu kanunu tercih etmişlerdir. Böylece iki seneye kadar o tür insanlara timar verilmediği için kendilerini kollayacak kimsesi olmayan mazullere timar kadrosu bulmak mümkün olur. Ve henüz vefat etmemiş zeamet ve timar sahiplerinin, oğullarına dirliklerini devretmeleri yasaktır. Babası öldüğünde babasının timar veya zeametinin durumu ne ise ona göre verilir, kanunları birbirinden farklıdır. Padişah hizmetinde iken şehid olan ile normal şekilde ölenlerin oğullarına veriliş şekli hususunda kurallar eşit değildir. Şehid olan zeamet ve timar sahiplerinin oğullarına fazla miktarda verilir. Bu kuralın tercih edilme sebebi; sipahilerin savaş meydanından kaçma yolunu seçmeyip, şehîd olursam ailem ortada kalmaz gelirim oğluma verilir diyerek her şeylerini ortaya koymaları içindir. Bir sipahi güçten düşmüş bir ihtiyar olup, savaşa gitmeye gücü kuvveti kalmadığında kadrosunu oğluna devrederse, kendisine bundan sonra başka bir kadro tahsis edilmemek üzere izin verilir. Kendisine yeni bir dirlik verilse bir sipahi fazla olacağından, karışıklığa sebebiyet vermemek üzre bu uygulama yapılır. Çiftçi ve köylünün canı istediğinde askerî sınıfa girmesi yasaktır. Gönlünde kahramanlık yatan yiğitler asker sınıfından sancakbeylerinin ve beylerbeyilerin hizmetlerinde bulunup ve serhadlerde görev yapıp serhad dirliğine geçer. Görevde bulunduğu serhadde lâyıkıyla hizmet ettiği anlaşıldığı zaman serhad beylerbeyileri ve sancakbeyileri, sefere katıldığını belirterek onu timar defterine kaydeder. Hizmeti karşılığında, serhad hizmeti gelirleriyle geçinme yolundan çıkarıp timar gelirine kaydetmiş olur. Bunun dışında atadan dededen sipahi-oğlu olmayanın, bir yolu bulunarak usulsüz biçimde timar sistemine katılması kanuna aykırıdır. Çiftçi ve köylü statüsündeki birisinin timarı hak etmesi, ancak padişah hizmetinde ve savaşlarda faydalı olduğunu ispatlamasıyla mümkündür. Sefer esnasında hizmeti geçene bağlı bulunduğu serdarı timar başlangıcı yazısını verir. Sefer olmadığı zamanlarda ise serhad görevinde bulunan beylerbeyileri hizmetini bildirdiğinde, en alt seviyeden timara kaydedilmesi emri verilir. O yüzden beylerbeyi olanların adam kayırmak niyetiyle, az veya çok her ne olursa olsun timar vermeleri kanuna aykırıdır. Timara en alt seviyeden dâhil olmak için ibtidâ emri almış olan kimseye, timarını beylerbeyi kendi yetkisini kullanarak verebilir. Fakat timara başlangıç beratını İstanbul dan dîvândan almak zorundadır. Beylerbeyiler berat verme yetkisine sahip değildir. Ancak onun yerine tezkire verirler. Başlangıç beratı İstanbul dan verildikten sonra o timar kadrosu boşaldığında beylerbeyi ancak kendi beratıyla tezkiresiz timar verebilir. Eğer boş kadro tezkireli timar idiyse beylerbeyi tezkiresini yazar, beratı İstanbul dan hazırlanıp verilir. Timarlı sipahilerin bağlı bulundukları beylerbeyi veya sancakbeyi öldüğü zaman, geride kalan adamlarına derecelerine uygun biçimde timar verilmek kanundur. Beylerbeyiler öldüğünde onbir adamına, sancakbeyi öldüğünde altı adamına uygun kadrodan timar emri verilir. Geçmiş zamanda bunların haricindeki kimseleri timar sistemine katmak imkansız bir işti. Devlet kapısında hizmetli olmak öyle herkesin kendi gönlüne göre bir iş olmadığı için bu kanunlar konulmuştur. Şimdiki zamanda ise seçkin kimselerin yanında çalışan adamları bırakın en alt seviyedekilerin bile hizmetkârları kapıkulu sınıfına yazıl-
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 69 dığından timar sistemine girmek için ibtidâ emrine rağbet eden kalmamıştır. O yüzden bahsedilen kanunlar unutulduğundan uygulanmaz hale geldi. Çiftçi ve köylü, sipahiye mahsus davranışlardan uzak tutulurmuş. Askerlik mesleğine heves edenler sınır boylarına gidip, devlet hizmetinde birçok zaman geçirmeleri sonucunda hem serhad vilayetindeki insanlar düşman saldırılarından korunur hem de sınır boylarındaki işler düzgün yürütülürmüş. Zamanımızda ise en küçük bahane ile farklı zümrelerden asker kaydolmak mümkün olduğundan, timarı hak edene vermek usulüne kimse dikkat etmez ve kimse değer vermez. Anadolu Eyaleti nde nevbetli timar uygulaması vardır ve birkaç kişiye aynı timar verilir. Savaş zamanı olduğunda nöbetleşe savaşa gittikleri için be-nevbet tîmâr diye adlandırılmıştır. İşte bu be-nevbet statülü tîmârı almış olanlara eşkin tîmârı denilen cinsten tîmâra geçiş yapma izni verilmez. Ancak eşkin tîmârı statüsünde tasarrufta bulunanlar istedikleri takdirde be-nevbet tîmâra geçebilirler, yasak yoktur. Be-nevbet tîmâr kadrosu boşaldığı zaman boşaltmış olanın oğullarına verilir. Eğer oğlu yoksa dışardan birisine verilir. Fakat Rûm Vilayeti nde (Sivas Vilayeti) bulunan be-nevbet tîmârlar eski sultanlar zamanında bazı sipâhîlere mülkiyet üzre verilmiş olduğundan, miras olarak devredebileceği mülküymüşcesine vârislerine aktarılır. Dışardan kimseye verilmez. Bunlardan birisi öldüğü zaman kaç adet oğlu kalmış ise bağlı bulundukları beylerbeyi, oğullarına verir. Onlar da savaş zamanı diğer timar ortaklarıyla birlikte bizzat nöbetleşe sefere giderler. Ancak Anadolu Vilayeti nde de buna benzer mülk timarlar bulunmasına rağmen onlar başlangıçta mülk olarak verilirken sefere cebelü (Timar sahibinin belli bir miktar timar geliri karşılığı sefere gönderdiği asker veya ödemiş olduğu asker bedeli) göndermek şartıyla verilmiştir. Timar başına kaç adet cebelü asker belirlenmiş ise sefere o kadarı gider. Bu statüde timar tasarruf eden kişi öldüğünde tasarruf hakkı oğluna verilir. Başka gerekçe istenmez. Oğlu yoksa diğer malvarlağı gibi mirasçılarına aktarılır. Bu mirasçılar ister erkek olsun ister kadın olsun savaş zamanı geldiğinde hisselerine ne kadar timar düşmüşse o miktarda cebelü askeri gönderirler. Cebelü askerini göndermezse, o senenin timar gelirlerlerine mevkufat bürosundan tayin edilen görevliler tarafından el konulur. Timar geliri devlet hazinesine aktarıldı aktarılmasına ama sefere cebelü askeri göndermedi gerekçesiyle diğer timarlarda yapıldığı gibi bunların timarı başkalarına verilemez. Ayn Ali Efendi. (Hicrî 1280). Kavânîn-i Âl-i Osmân Der-Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân. İstanbul. Metindeki tamlamaları bulunuz, anlamlarını yazınız, türünü söyleyiniz. (Geçen seneki Arapça ve Farsça tamlamalar konularını hatırlayarak hazırlayınız. Meselâ: Kānûn-ı mukarrer: Kararlaştırılmış kanun; sıfat tamlaması. Def -i a dâ: Düşmanın uzaklaştırılmas; isim tamlaması gibi.) 2
70 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 2.3.3 (İbrahîm Peçuyî. (Hicrî 1329). Târîh-i Peçevî. İstanbul). Metin 2.3.3
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 71 Metin 2.3.2 Metin 2.3.2
72 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 2.3.1
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 73 İBRAHÎM PEÇUYÎ, TÂRÎH-İ PEÇEVÎ /2.3.1/ Maktûlî-i Vâlî-i Silistre Fazlı Paşa: Mukaddemâ zikr olundığı üzre Eflak ve Boğdan voyvodalarını nasb idüp sâbık voyvodaları ele getürmek ve ol bilâda nizâm virmek üzre serdâr ta yîn olunan Fazlı Paşa te ennî vü ihmâl üzre hareket idüp sû -i tedbîrinden nâşî asker kendiden dilgîr olup Tatar elinde olan esîrleri aldığı içün dahi ba zı esbâb ile Kalgay Sultân ile beynlerine bürûdet düşüp kendüye hıl at ve seyf getüren Haseki İbrahim Ağa ya dahi adem-i ri âyet sebebiyle mükedderü l-hâtır olup askerden istimâ itdiği sû -i hâlini tafsîlen sadr-ı a zama nakl eyledi. Kalgay Sultân a giden kapucılar kethudâsı dahi gelüp mesmû ı olan ma nâyı sadr-ı a zama ve huzûr-ı hümâyûna arz eyledi. Kalgay Sultân ın yazdığı mektûblarda Kadri Ağa hakkında hüsn-i terbiye olup kendüsi dahi iş eri olmağın ol-cânibin ahvâline müte allık vukūf tahsîl itdiği dakayık-ı umûrı beyân idüp izhâr-ı ehliyet itmeğin mâh-ı Receb in onaltısında Silistre Eyaleti Kadri Ağa ya tevcîh olunup selefi Fazlı Paşa yı Edirne ye ihzâr içün kapucıbaşı ta yîn olunmuş-idi. Mâh-ı Ramazan ın evvelinde Edirne ye geldiği gün huzûr-ı hümâyûna ihzâr olundı. Lisân-ı şehriyârîden bu vechile itâb buyuruldu ki ben seni Eflak üzerine serdâr ta yîn eyledim niçün Kostantin didikleri kâfiri ele getürmedin. İki konak yeri on yedi günde kat idüp askeri cengden men ve şiddet-i şitâ mihneti ile ta zîb eyledin? Zâhiren Kostantini mâl ve etbâ ıyla firâr itsün deyu ruhsat virdin ben seni âdem sanurdum meğer sen muhannes imişsin. Asker-i İslâm buz üzerinden Tuna yı geçdikde Ruscuk kādîsı bir ehl-i keyf âdem imiş; uykuda bulunup âvâz-ı tablden bîdâr oldukda seni geçirmek içün bârgîrine /2.3.2/ binüp koşarak buz üzerinden karşu yakaya geçer. Bre mel ûn sen serdâr olasın utanmadan bir kayığa ipler bağlayup üzerine binüp kayığı buz üzerinden iplerle çekdirüp öyle geçmişsin. Hattâ başında turna telli sorgucun ile dülbendin kayığa binerken başından düşmüş. Musâhib ağalarım vak asında zorbalara dil sokup mukarreblerime ihânet kasd etmeği bilürsün. Uğur-ı hümâyûnumda hıdmete gelince böyle hareket idersin. Senin gibi gayretsizin vücûdundan ademi evlâdır; Cellâd! deyu buyuruldukda cellâd hâzır imiş, gelüp ol sâ at huzûr-ı hümâyûnda kellesin hâke galtân eyledi. Sa âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ecdâd-ı izâmları gibi cümle umûr-ı şer iyye ve örfiyyeyi vükelâ-yı devlet kullarına tefvîz buyurduklarında ihkak-ı hukūk-ı ibâdda kemâl-i ihtimâmdan nâşî halkın da vâ ve nizâ larını verâ-yı kafesden bi z-zât istimâ ve keyfiyyet-i ahvâllerine tahsîl-i vukūf u ıttılâ içün fermân-ı hümâyûnlarıyla sarây-ı Edirne de vâkı dîvân-hâneye nâzır bir köşk ihdâs olunup penceresine kafes vaz olundı. Zuhûr-ı Sefer-i Erdel Mukaddemâ Eflak ve Boğdan voyvodaları sefer-i zafer-rehbere da vet olundukda Erdel hâkimi olan Rakoçi-oğluna dahi emr-i hümâyûn gönderilmiş-idi. Hükûmet-i mezkûre müstakill krallık olup cennet-mekân merhûm Sultân Süleymân Han Budin Kal ası nı feth idüp Nemçe ve Alaman memleketlerini vîrân ü tâlân itdiklerinde ol memâlik dahi müsahhar olup hükkâmı taraf-ı Devlet-i aliyye den nasb olunmak üzre iltizâm-ı harâc itmişler idi. İlâ hâze l-ân senede on bin altun harâc ile vüzerâ ve erkân-ı devlete vaz -ı kadîm üzre hedâyâ vü pîşkeşler sâl be-sâl irsâl idüp Eflak ve Boğdan voyvodaları gibi biri fevt oldukca kānûnları üzre yerine hâkim olacak kimse Âstâne-i sa âdet tarafına mürâca at idüp hıl at ve sorguç /2.3.3/ ve yeniçeri ocağı tarafından üsküf virilüp taraf-ı Devlet-i aliyye den bir kapucıbaşı iskemle ağası nâmıyla irsâl olunup makarr-ı hükûmetine iclâs itdirilürdi. Hâlâ hâkim olan Rakoçi-oğlı merhûm Sultân İbrahim Han hazretlerinin zamân-ı saltanatında mansûb olup bu zamâna dek hükûmetde idi. Cibilliyetinde olan hıyânet muktezâsınca dimâğı fesâdda olmağın bundan akdem kendüsi Leh krallığı sevdâsına düşüp oğlunu Erdel Hakimi etmek üzre İsvec ve Eflak ve Boğdan dan istimdâd ile asker-i azîm cem idüp Leh memleketi üzerine yürüdüğünde Leh kralı Atabe-i aliyye den isti âne ve mürâca at it-
74 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I meğin Kırım Hanı taslît olunup la în-i mezbûra gereği gibi gûşmâl virildiği bâlâda zikr olunmuş-idi. Yine mütenebbih olmayup vârid olan evâmir-i aliyyeye çendân inkıyâd itmeyüp a zâr-ı za îfeye mebnî bâtıl cevâblar irsâl eylemiş-idi. Ve firâr iden Eflak ve Boğdan voyvodaları merkūma ilticâ itmeleriyle mezbûrları dergâh-ı âlem-penâha gönderüp kendin dahi tecdîd-i hükûmet içün rû-mâl-i südde-i saltanat idesin deyu def a-i sâlisede irsâl olunan fermân-ı âlî-şâna dahi imtisâl itmedüğünden Venedik seferi te hîr olunup Eflak ve Boğdan ahvâline istihkâm ve mezbûra gûşmâl ile ahz-ı intikām içün sefer mukarrer olup sene-i mezbûre Recebinin onuncı güni ki evvelbahâr-ı huceste-âsâr idi, otak-ı gerdûnnıtâk Edirne sahrâsına kuruldı. (İbrahîm Peçuyî. (Hicrî 1329). Târîh-i Peçevî. İstanbul). Metne Âit Sözlük a zâr: âdem: adem: adem-i ri âyet: ahvâl: ahz: ahz-ı intikām: akdem: âlem-penâh: âlî-şân: atebe: atebe-i aliyye: âvâz: azîm: bâlâ: bârgîr: bâtıl: beyn: bî-dâr: bilâd: bürûdet: cem : cennet-mekân: cibillet: çendân: dakāyık: dakayık-ı umûr: dilgîr: dimâğ: dülbend: ecdâd-ı izâm: ehl-i keyf: erkân: erkân-ı devlet: esbâb: etbâ : evâmir: Özürler, bahaneler. Adam, insan. Yokluk, hiçlik, mevcut olmayan. Saygısızlık, saygı yokluğu. Haller, durumlar. Alma, ele geçirme. İntikam alma. Önce. Alemi gölgeleyen, koruması altına alan. Şânı yüce. Eşik, basamak. Padişahın bulunduğu yer, İstanbul. Bağırma, çağırma, yüksek sesle söylenme. Büyük, ulu. Yukarı, yüksek, boy. Yük çeken, ağırlık taşıyan, beygir, at. Boş, beyhûde, yalan. Ara, iki şeyin arası. Uykusuz, gözüne uyku girmeyen. Beldeler, ülkeler, memleketler. Soğukluk. Toplama, biriktirme. Cennette gitmiş, yeri cennet olan. Huy, yaradılış, cibilliyet. O kadar. İnce ve anlaşılması güç şeyler, anlaşılması için dikkat gerektiren şeyler. İşlerin ince noktaları. Gönül kırıklığı, gönül koymak. Beyin, zihin. Başlık sarmaya yarayan bir tür kumaş eşya. Ulu atalar. Keyif sahibi, keyfine düşkün. Esaslar, direkler, sütunlar, devlet reisleri. Devlet adamları. Sebeb in çoğulu; sebepler, mazeretler. Tâbi olanlar, hizmetliler, bağlılar. Emirler, fermânlar.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 75 evâmir-i aliyye: Pâdişâh tarafından çıkartılan emirler. evlâ: En uygun, en yaraşır. fesâd: Bozukluk. galtân: Yuvarlama, yuvarlanan, tekerlenen. gerdûn: Dönen, dönücü, dünyâ, felek. nitâk: kuşak, kemer, peştamal. gûşmâl: Kulak bükme, yola getirme, kulağa küpe olacak ibretlik şeyler için kullanılır. hâk: Toprak. harâc: Müslüman olmayan tebadan alınan vergi. hâtır: Gönül. hedâyâ: Hediyeler. hıl at: Kürklerle süslenmiş tören giysisi. huceste-âsâr: Hayırlı eserleri neticeleri olan. hükkâm: Hâkimler, yöneticiler. hümâyûn: Mübârek, kutlu, pâdişâhlara ait. hüsn: Güzellik, güzel yüz. hüsn-i terbiye: Terbiyenin güzelliği, iyi eğitim alma. ıttılâ : Öğrenme, tanıma, bilme, haberli olma. ibâd: Kullar, Allaha kulluk edenler, Osmanlıda halk yerine de kullanılan bir terim. iclâs: Oturtma, oturtulma. ihdâs: Meydâna getirme, ortaya çıkartma. ihkāk-ı hukūk: Hakkı yerine getirme, hak yerine getirilme. ihtimâm: Dikkatle, gayretle çalışma, özen gösterme. ihzâr: Hazır etme, edilme, bir yere davet etme, huzûra çıkarma. ilâ hâze l-ân: Şu ana gelene kadar. ilticâ: Sığınma, korunma isteme. iltizâm: Kendi için lüzümlu sayma, birinin tarafını tutma, eskiden devletin vergi kaynaklarından birini toplama işini üzerine alma. imtisâl: İcâb edeni, gerekeni yapma, bir örneğe göre hareket etme. inkıyâd: Boyun eğme, kendini teslîm etme. irsâl: Gönderme, ulaştırma. iskemle ağası: Padişahın ata binmesi ve inmesi sırasında bastığı iskemleyi tutan kişi. Aynı zamanda başka görevleri de üzerinde bulunduranların taşıdıkları bir rütbenin adı. isti âne: Yardım isteme. istihkâm: Sağlamlık, kuvvet, kuvvetli siper. istimâ : Duyma, işitme. istimdâd: Yardım isteme, imdad bekleme. itâb: Azarlama, tersleme, darılma. izhâr: Gösterme, açık etme. izhâr-ı ehliyet: Bir işte uzman olduğunu gösterme. kadîm: Başlangıcı bilinmeyecek derecede eski olan. kat : Kesme, halletme, geçme, ilerleme. kemâl: Olgunluk, yetkinlik, tamlık, mükemmellik. keyfiyyet: Durum, vaziyet, içinde bulunulan hâl. konak: Osmanlı menzil sisteminde bir günlük mesafelerde kurulan duraklar, konaklama yerleri.
76 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I la în: Kovulmuş, istenilmeyen, nefret kazanmış. lisân: Dil. mâh: Ay. makarr: Merkez, bir yerin merkezi. makarr-ı hükûmet: Hükümet merkezi, başkent. maktûl: Öldürülmüş, katl edilmiş. mansûb: Nasb edilmiş, atanmış, tayin edilmiş. mebnî: Binâ olunmuş, yapılmış, bir şeye dayanan, istinâd eden. mel ûn: Lanetlenmiş, lanete uğramış. memâlik: Memleketler, ülkeler. men : Yasaklama, engelleme. merhûm: Rahmete kavuşmuş, ölmüş, âhirete göçmüş. merkūm: Yazıya dökülmüş, adı daha önce geçmiş. mesmû : Duyulmuş, işitilmiş. mezbûr: Dile getirilmiş olan. mihnet: Zahmet, eziyet, gam, bela, sıkıntı. muhannes: Korkak, alçak, kadın tabiatlı. mukaddemâ: Önceden, evvelce. mukarreb: Yakınlaştırılmış, yakın olmuş. mukarrer: Kararlaşmış, şüphe götürmeyen, sağlam, anlatılmış, bildirilmiş. muktezâ: İktiza etmiş, lâzım gelmiş. musahhar: Ele geçirilmiş. musâhib: Sohbet sahibi, padişahların saraydaki yakınları ve danışmanları. mükedder: Kederlenmiş, üzgün. mükedderü l-hâtır: Gönül sıkıntısı, Gönül kırıklığı. müstakil: Bağımsız, ayrı olarak. müte allık: Alâkalı olan, ilintili, bağlantılı. mütenebbih: Uyanan, aklını başına alan, uslanan. nasb: Atama, tayin. nâzır: Bakan, gören, bekler durumda olan. nizâ : Kavga, tartışma, anlaşmazlık. pîşkeş: Osmanlı devlet protokolü çerçevesinde sunulan hediyeler. ri âyet: Gütme, gözetme, saygı. ruhsat: İzin, müsaade. rû-mâl: Yüz süren. sahrâ: Kır, ova, çöl. sâl be-sâl: Yıldan yıla, her yıl. sâl: Yıl. sâlise: Üçüncü. selef: Bir yerde bir vazifede başka birisinden önce bulunmuş olan kişi. seyf: Kılıç, Osmanlı askerî sınıfına verilen isim; ehl-i seyf. sorguç: Başlığa takılan süs eşyası. sû : Kötülük, fenâlık, kötü, fenâ. südde-i saltanat: Saltanat kapısı, âstâne, İstanbul. şehriyâr: Pâdişâh, hükümdar. şiddet-i şitâ: Kış ın sert olması. şitâ: Kış mevsimi, kış. ta zîb: Sıkıntı verme, azap çektirme, boşuna yorma. tabl: Davul.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 77 tafsîl: tâlân: taslît: te ennî: te hîr: tecdîd: tecdîd-i hükûmet: tefvîz: tevcîh: umûr: umûr-ı örfiyye: umûr-ı şer iyye: üsküf: vârid: vaz : verâ: vîrân: voyvoda: vukūf: vükelâ: vüzerâ: za îf: zafer-rehber: zâhiren: Ayrıntı, inceden inceye anlatma, uzun uzadıya bahsetme. Talan, yağma, çapul. Musallat etme, sataştırma, sataştırılma. Yavaş gitme, acele etmeme, telaşsız, ileriyi düşünerek acele etmeme. Erteleme, sonraya bırakma. Yenileme. Hükümet değişimi, yeni hükümet kurulması. İhâle, sipâriş etme, edilme, dağıtım. Yönlendirme, yöneltme, atama, tayin etme. Emr in çoğulu; işler, hususlar, mâddeler, şeyler. İdârî işler, meseleler. Hukukî işler, dînî işler. Bir başlık türü. Gelen, vâsıl olan, erişen. Koyma, konulma. Öte, bir şeyin arka tarafı. Yıkık, yıkılmış, kederli, üzüntülü. Eflak ve Boğdan eyaletlerinin yöneticileri, bir görev için vekil sıfatında atanmış görevli. Durma, duruş, olduğu yerde kalma, bilme, biliş, anlama. Vekiller, Osmanlıda padişâhın yetkisini kullanan devlet adamları. Vezîrler. Zayıf. Zafer gösteren, zafere götüren. Dış görünüş olarak. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Silistre Valisi Fazlı Paşa nın Öldürülmesi Daha önce bahsedildiği üzere Eflak ve Boğdan voyvodalarını makamlarına oturtmak ve eski voyvodayı ele geçirerek o bölgeye düzen vermek için başkumandan tayin olunan Fazlı Paşa işleri ağırdan almıştı. Görevine dair hoş olmayan davranışlarından dolayı asker kendisinden hoşnut olmamıştı. Kırım Tatar askerinin ele geçirdiği esirleri kendisine aldığı için ve bazı başka sebeplerle Kalgay Sultan ile aralarına soğukluk girmişti. Kendisine görev tayininden dolayı kürk ve kılıç getiren Haseki İbrahim Ağa ya da gereken ilgiyi göstermediğinden kalbini kırmıştı. O da asker arasında konuşulanlardan işittiği, paşanın kötü halini ayrıntılarıyla sadrazama aktardı. Kalgay Sultan a gönderilen kapucular kethüdası da geri döndüğünde işittiklerini sadrazama ve padişaha sundu. Kalgay Sultan ın yazdığı mektublarda Kadri Ağa hakkında güzel terbiye gördüğü, tam işinin adamı olduğu, Eflak ve Boğdan hudutlarının durumuyla alakalı işlerin inceliklerine dair edindiği tecrübeden bahsederek uygunluğunu belli ettiğinden Recep ayının onaltısında Silistre Eyaleti Valiliği Kadri Ağa ya verildi. Önceki vali Fazlı Paşa yı Edirne ye getirmek üzere kapucubaşı rütbesiyle bir görevli tayin olunmuştu. Ramazan ayının ilk günlerinde Edirne ye geldiği gün padişahın huzuruna çıkartıldı. Padişah kendisine yaptığı sert konuşmada: Ben seni Eflak üzerine başkomutan olarak görevlendirdim. Niçin Kostantin dedikleri kâfiri ele geçirmedin? İki konak(menzil konakları arasındaki mesafe ortalama 30 km. civarındadır) yeri onyedi günde geçip askeri savaşmaktan uzak tuttun ve onları şiddetli kışın zorlukları ile boğuşturdun. Görünüşe göre Kostantin e serveti ve beraberindekilerle beraber kaçması için izin vermiş oldun. Ben seni
78 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I adam zannederdim oysa sen korkak tabiatlıymışsın. Osmanlı askeri buz üzerinde Tuna yı geçtiği zaman Ruscuk kadısı keyfine düşkün bir adam imiş uykudayken, davulların sesini duyarak uyandığında seni nehirden uğurlamak için atına binip koşarak buz üstünden karşı yakaya geçmiş. Bire melun! Sen başkumandan olmana rağmen utanmadan bir kayığa ipler bağlayıp üzerine binip kayığı buz üzerinden iplerle çektirip öyle geçmişsin. Hattâ başında turna telli sorgucun ile dülbendin (paşaların rütbelerine uygun başlık kıyafetleri), kayığa binerken başından düşmüş. Musahib ağalarım olayında, isyancıların arasına casus sokup benim yakınım olan adamlarıma ihanete niyet etmeyi bilirsin. Benim uğurumda hizmete gelince böyle hareket edersin. Senin gibi gayretsizin varlığından ise yokluğu daha iyidir. Cellâd! diye seslendiğinde cellâd hazır imiş. Gelip o anda padişahın önünde kafasını kesip yere yuvarladı. Saadet sahibi, âlemi himaye edici padişah hazretleri ulu ataları gibi bütün adalet ve devlet işlerini, kendisinin vekili olan devlet adamlarına dağıtırken, insanların haklarının korunmasına en üst derecede önem gösterirdi. Halkın dava ve şikâyetlerini perde gerisinden (kafes) bizzat dinlemek ve durumları hakkında bilgi sahibi olmak için onun emriyle Edirne sarayındaki divanhaneye ( Devlet ve hukuk işlerinin görüldüğü meclis odası) bakan bir köşk yapılıp, penceresine kafes konuldu. Erdel Sefer inin Gerçekleşmesi: Daha önce Eflak ve Boğdan voyvodaları sefer için Osmanlı ordusuna katılmak üzere çağırıldıklarında, Erdel hakimi olan Rakoçi-oğlu na da aynı konuda ferman gönderilmişti. Bahsedilen hükümet bağımsız krallık olup cennetmekân, merhum Sultan Süleyman Budin Kalesi ni feth edip Avusturya ve Alaman memleketlerini altüst ettiği zamanda Erdel dahi feth olunup yöneticileri Osmanlı Devleti tarafından atanmak üzere haraca bağlanmışlardı. Bu ana kadar senede onbin altın harac ile vezirlere ve devletin önde gelen yöneticilerine eski kanun üzre hediyeler, peşkeşler her yıl gönderilirdi. Eflak ve Boğdan voyvodaları gibi biri öldüğü zaman kanunları üzre yerine hâkim olarak geçecek kimse İstanbul tarafına başvururdu. Kendisine göreve başlayabileceğine dair hilat, sorguç ve yeniçeri ocağı tarafından başlık verilirdi. Yine Osmanlı Devleti tarafından, kapıcıbaşı rütbesi taşıyan iskemle ağası isminde görevli gönderilir, onun tarafından Erdel hakimi olan kişi tahtına oturtulurdu. Hâlâ Erdel hakimi olan Rakoçi-oğlu, merhûm Sultan İbrahim Han hazretlerinin saltanatları sırasında atanmış olup bu ana kadar yönetimin başındaydı. Karakterinden gelen hıyanet gereğince aklı hep karışıklık çıkarmakta olduğundan, bir müddet önce kendisi Leh kralı olmak sevdasına yakalanıp, oğlunu kendi yerine Erdel hakimi etmek üzere, İsveç ve Eflak ve Boğdan dan yardım isteyerek büyük miktarda asker toplamıştı. Bu orduyla Lehistan üzerine yürüdüğünde Leh kralı Osmanlı Devleti nden yardım ve destek istediği zaman Kırım Han ı kendisine gönderilip adı geçen Erdel hâkimine layık olduğu cezayı verdiği daha önce anlatılmıştı. Bundan gerekli dersi çıkarmayıp kendisine gönderilen emirlere hiçbir şekilde uymayıp, uydurma özür ve bahanelere dayanarak geçersiz cevaplar vermişti. Ve firar etmiş olan Eflak ve Boğdan voyvodaları Erdel hâkimine sığınmış olmalarından dolayı adı geçen firarîleri padişah tarafına göndermesi ve karşılığında hükümet yenilemek için İstanbul a başvurması için üçüncü defadır gönderilen fermanı da gözardı ettiğinden Venedik üzerine düşünülen sefer ertelenip Eflak ve Boğdan konusuna önem verildi. Ve adı geçen hâkime dersini vererek intikam alınması için sefer kararlaştırılıp zikredilen yılın Recep ayının onuncu günü ki İlkbahar mevsimi idi, padişahın sefer otağı Edirne sahrâsına kuruldu. İbrahîm Peçuyî. (Hicrî 1329). Târîh-i Peçevî. İstanbul.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 79 A) Aşağıdaki Metni okuyunuz. 3 B) Metin içerisindeki bilmediğiniz kelimeleri yazınız. C) Kelimelerin sözlük anlamlarını bulunuz. D) Metni günümüz dilinde özetlemeye çalışınız.
80 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Özet 1 2 Osmanlı tarih metinlerini okuyabilmek Seçilmiş 3 metin sözlük yardımıyla ve geçen yılın bilgileri kullanılarak okunduğunda, okuma alışkanlığını hızlandırmaya katkı yapacak seviyededir. Osmanlı tarih metinlerindeki kelimeleri tanıyabilmek Her metnin sonuna verilmiş olan kelime bilgileri ve küçük sözlük bölümleri okumayı geliştirmeye yardımcı olacaktır. 4 Osmanlı tarih metinlerinin anlamını açıklayabilmek Üç metnin sonuna da metinlerin bugünkü dilde anlamları verilmek suretiyle Osmanlıca metinlerin nasıl okunması ve anlaşılması gerektiğine dair bir anahtar verilmiştir. Bu çevirilerde birebir kelime karşılaması yapmak yerine cümlelerin bütün olarak ne anlatmak istediğine bakılmış ve genel çeviriler yapılmıştır. Yine de kelimelerin yerine olabildiğince dikkat gösterilmiştir. 3 Osmanlı tarih metinlerindeki deyim ve terimleri tanıyabilmek Metinler seçilirken deyim ve terimlerin farklı alanlardan olmasına dikkat edildi. I. Metin, deniz savaşları ve bu savaşlarda kullanılan araç gereç isimleri, memuriyet isimleri gibi özel terimler içermektedir. II. Metin timar sistemiyle ilgili seçilmiştir ve bu sistemin önemli terimlerinin bir çoğu metinde geçmektedir. III. Metin ise siyasi ve idari olaylarla ilgili seçilmiştir. Burada siyâsi ve idârî kavramlardan bir kısmı kullanılmıştır.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 81 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdaki parçanın doğru okunmuş şekli hangisidir? 2. a. Cezîreye er döküp ale l-gafle hücûm idicek küffâr hisârı bırağup kimilerine karâr eyledi. b. Cezîreye er degüp Ali elgafile hücûm idicek küffâr hisârı bıragup gemilerine firâr eyledi. c. Cezîreye er dönüp ale l-fakla hücûm idecek küffâr hasârı bir ağup gemilerine firâr eyledi. d. Cezîreye er döküp ale l-gafle hücûm idicek küffâr hisârı bıragup gemilerine firâr eyledi. e. Cizre ye er döküp ale l-fafle hücûm idicek Kifâr-hisârı bırağup gemilerine firâr eyledi. Yukarıdaki metinden alıntılanmış olan aşağıdaki parçada kastedilen anlam hangisi olmalıdır? 4. Aşağıdaki metnin en doğru okunuşu hangi seçenekte verilmiştir? a. Sâbıklar hâricinden kimesneye tîmâra duhûl itmek emr-i muhâl olup kapu-kulı olmak hod hâtıra gelür. b. Sâbıkda hâricden kimse-neye tîmâra duhûl itmek emr-i muhâl olup kapu-kulı olmak hod hâtıra gelür. c. Sâbıkda hâricden kimesneye teymâra dahvel itmek emr-i muhâl olup kapu-kulı olmak hod hâtıra gelür. d. Sâpıkda hâricden kimesneye tîmâra duhûl itmek emr-i muhâl olup kapu kolı olmak hüdd-i hâtıra gelür. e. Sâbıkda hâricden kimesneye tîmâra duhûl itmek emr-i muhâl olup kapu-kulı olmak hod hâtıra gelür. 5. Aşağıdaki metinde vurgulanmak istenen anlama en yakın seçenek hangisidir? a. Büyük bir gürültü kopararak Anadolu kenarlarına kaçtılar. b. Gemiler demir alıp hızla Anadolu kıyılarına doğru yola çıktılar. c. Anadolu tarafına giderken demirleri yerlerinden sökerek tahribat yaptılar. d. Anadolu kıyılarına doğru kaçarken gemilerinin demirleri söküldü. e. Deniz köpürünce yani dalgalar artınca Anadolu kenarlarına yöneldiler. 3. Kānûn vaz ı deyiminin anlamı aşağıdakilerden hangisine en yakındır? a. Kanun anlatımı. b. Kanunun açıklanmış şekli c. Kanun konması. d. Kanunen yasaklama. e. Kanunun çiğnenmesi. a. Bir sipahi aklı başında yiğit ise ve savaşa gitmese b. Bir sipahi hem yaşlı hem iktidar sahibi değilse c. Bir sipahî yaşını başını almış ve savaşa gitmeye gücü yoksa d. Bir sipahi isterse yaşlı olsun ister genç savaşa katılmalıdır. e. Bir sipahi yaşlı Tatvanlı olsa ve savaşa gitmeye gücü olmasa 6. Makarr-ı hükûmet tamlamasının anlamın aşağıdakilerden hangisidir? a. Dağılmış hükümet. b. Hükümet merkezi. c. Hükümetin kararsızlığı. d. Hükümet düşmanları. e. Hükümetin vekilleri. 7. Selâtîn-i mâziyye tamlaması için aşağıdakilerden hangisi doğrudur? a. Tamlama Arapça gramer özelliklerine göre yapılmıştır. b. Sultanların geçmişi anlamını taşımaktadır. c. Tamlanan bir sıfat olduğu için sıfat tamlamasıdır. d. i izâfet kesresiyle yapılmış Farsça karakterli bir tamlamadır. e. Üçlü zincirleme yapılmış bir isim tamlamasıdır.
82 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I 8. Aşağıdaki parçanın tam doğru okunmuş şekli hangisidir? a. Merhûmun çırağı Abdi Paşa ki mâl-ı mîrî cem ine kādir. b. Merhûmun çırağı Abdi Paşa kemâl-i mîrî cem ine kādir. c. Merhûmun çırağı Abdi Paşa geh mâl-ı mîrî cem ine kādir. d. Merhûmun çırağı Abdi Paşana mâl-ı mîrî cem ine kādir. e. Merhûmun çırağı Abdi Paşa Kemâl mîrî cem ine kādir 9. Aşağıdaki parçada kastedilen davranış biçimi için hangisi en doğruya yakın olmalıdır? a. Güz mevsimlerinde kürüdükleri yerlerden başlarını çıkardılar ve kaçıp gittiler. b. Gözleri karanlıkta ne kadar görebiliyorsa o kadar uzağa başlarını uzattılar. c. Gözleri kör eden bir ışık gördüklerinde başlarını çevirip oradan kaçtılar. d. Güz mevsiminde kış başını gösterdiği için yerlerini terk edip daha emin bir yere gittiler. e. O kadar sıkışmışlardı ki herkes nereyi kaçmaya müsait gördüyse oraya kaçtı. 10. Âstâne-i sa âdet tabiri en çok aşağıdaki şehirlerden hangisi için kullanılmıştır? a. Konya b. İzmir c. Şam d. İstanbul e. Belgrad
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 83 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d Yanıtınız yanlış ise Tuhfetü l-kibâr fî Esfâri l-bihâr konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. b Yanıtınız yanlış ise Tuhfetü l-kibâr fî Esfâri l-bihâr konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. c Yanıtınız yanlış ise Kavânîn-i Âl-i Osmân Der- Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. e Yanıtınız yanlış ise Kavânîn-i Âl-i Osmân Der- Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. c Yanıtınız yanlış ise Kavânîn-i Âl-i Osmân Der- Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân konusunu yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yanıtınız yanlış ise Kavânîn-i Âl-i Osmân Der- Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yanıtınız yanlış ise Kavânîn-i Âl-i Osmân Der- Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. a Yanıtınız yanlış ise Târîh-i Peçevî konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. e Yanıtınız yanlış ise Târîh-i Peçevî konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yanıtınız yanlış ise Târîh-i Peçevî konusunu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 A) Muhârebe Der-liman-ı Foça: Donanma Anadolu kenârında Karaca Foça Limanı na varup hisârın sağ cânibi mahfûz ve masûn iken ve hisâr dizdârı top önünde yatmak ma kūl değildir demiş iken kapudan paşa hod-re y olmağla sol cânibden hisârın önünde yatup bey gemiler dahi ba zı masâlih içün Midilli tarafına gitdiler. Bu esnâda öyleden sonra küffâr limana hücûm idüp kapudan paşa dahi baştarde ve yedeği ile meydâna çıkup gelen küffâr gemileri ile azîm cenk eyleyüp paşa etbâ ı baştarde ile cenk iden geminin üzerine hücûm eylediklerinde küffârı anbâra girüp âteş virdiler. Kapudan paşa yedeği sığda ol gemiye ilişmekle tahlîs mümkün olmayup ikisi dahi yandı. İçinde olanlar denize döküldüler. Küffâr fursat bulup üç burtun ve bir çekdiri alup yedekledi götürdü. Ve bir kadırgayı forsası çekdirüp kapudanı ile küffâra mülhak oldu. Bu denlü hasâretden sonra çekilüp liman ağzına gitdiler. Kapudan dahi baştarde ile kal a dibine gelüp baka kaldı. Bey gemileri geldikden sonra çıkup Girid e gitdiler. Kıssadan hisse budur ki; donanma bir limana girdikde karavulsuz yatmaya. Ve emîn bir yer dururken mağrûrâne gayrı yerde yatmak hüner değildir. Netîcesi buna mü eddâ olur. B) Muhârebe, mahfûz, masûn, dizdâr, ma kūl, hod-re y, cânib, masâlih, küffâr, baştarde, azîm, etbâ, tahlîs, burtun, çekdiri, forsa, kadırga, mülhak, hasâret, karavul, mağrûrâne, mü eddâ. C) Muhârebe: Savaşma, harb etme. Mahfûz: Saklanmış, korunmuş. Masûn: Korunmuş. Dizdâr: Kale görevlisi. Ma kūl: Akla yatmış, akla uygun gelmiş. Hod-re y: Bildiğinden şaşmayan. Cânib: Taraf, cihet, yan. Masâlih: Maslahatlar, işler güçler. Küffâr: Kâfirler, düşmanlar. Baştarde: Bir savaş gemisi cinsi. Azîm: Büyük, ulu. Etbâ : Tabi olanlar, bağlılar, maiyet. Tahlîs: Kurtarma, kurtulma. Burtun: Bir savaş gemisi çeşidi. Çekdiri: Bir savaş gemisi çeşidi. Forsa: Gemi esîri, kürekçi olarak tutulan esir. Kadırga: Bir savaş gemisi çeşidi. Mülhak: İlhak edilmiş, sonradan katılmış. Hasâret: Zarar, ziyân. Karavul: Karakol, nöbetçi birlik veya askerler. Mağrûrâne: Gururlu şekilde. Mü eddâ: Te diye olunmuş, edâ olunmuş, ma nâ, anlam.
84 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sıra Sizde 2 Kānûn-ı mukarrer: Kararlaştırılmış kanun; sıfat tamlaması. Def -i a dâ: Düşmanın uzaklaştırılmas; isim tamlaması. Sebeb-i azl: Görevden alma sebebi; isim tamlaması. Müddet-i azl: Görevden alınma süresi; isim tamlaması. Erbâb-ı tîmâr: Timar geliri sahipleri; isim tamlaması. Uğur-ı hümâyûn: Padişah uğuru; sıfat tamlaması. Mahall-i ma reke: Savaş yapılan yer; isim tamlaması. Pîr-i nâ-tüvân: Güçsüz kalmış ihtiyar; sıfat tamlaması. Hâl-i hayât: Hayat halinde, yaşarken; isim tamlaması. Sefer-i hümâyûn: Padişâhın seferi; sıfat tamlaması. Mahall-i himmet: Gayret yeri, gayret sırası; isim tamlaması. Hılâf-ı kānûn: Kanunun tersi; isim tamlaması. Âstâne-i sa âdet: Saadet yuvası, İstanbul; sıfat tamlaması. Bi-hasebi l-merâtib: Rütbelerin gerektirdiği şekilde; Arapça karakterli isim tamlaması. Zamân-ı sâbık: Geçmiş zaman; sıfat tamlaması. Emr-i muhâl: Gerçekleşmesi imkansız iş; sıfat tamlaması. Şerr-i a dâ: Düşmanın kötülüğü; isim tamlaması. Ahvâl-i serhadd: Sınır boylarının durumu; isim tamlaması. Vilâyet-i Anadolu: Anadolu Vilâyeti; isim tamlaması. Vilâyet-i Rûm: Rûm Vilâyeti; isim tamlaması. Selâtîn-i mâziyye: Eski zamanların sultanları; isim tamlaması. Mülk-i mevrûs: Miras yoluyla intikāl etmiş mülk; sıfat tamlaması. Sıra Sizde 3 A) Maktûlî-i Abdi Paşa Tahsîldâr-ı Mora: Moralı Defterdâr-ı merhûmun çırağı Abdi Paşa ki mâl-ı mîrî cem ine kadir hıdmetkâr-ı mukdim ve cesûr tahsîldârdır deyu beylerbeyilik rütbesine îsâl itmiş-idi. İbşir vak asında Köprili Paşa üzerinden Trablus-ı Şam mansıbı alup ol diyârda dahi fenn-i mezâlimde hezâr san at icrâ itmiş-idi. Mukaddemâ Mora tahsîldârı iken Mora halkı mezbûrun zulm ü te addîsinden Der-i devlete şikâyete gelüp bir kaçyüz fukarâ Dîvân-ı hümâyûna defa âtle ref -i ruk a itmişler-idi. Moralı Defterdâr Paşa himâyesiyle Vezîria zam Derviş Mehmed Paşa sâhib çıkup şâkîler elinden kurtarup yine mansıbı ibkā ile tahlîs-i girîbân itmiş-idi. Bu esnâda tekrâr bir kavmin üzerine belâ-yı azîm gibi musallat olmak içün bir mansıb almak niyyetiyle Edirne ye gelmiş-idi. Pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ve sadrı azam mezbûrun tafsîl-i ahvâline muttali idiler. Otağ-ı hümâyûn taşra çıkduğı gün ihzâr ve katli fermân buyurılup tuğlar önünde mânend-i zebîha-i kurbân hûnunı rîzân ve kellesini galtân itdiler. B) Merhûm, mâl-ı mîrî, cem, mukdim, îsâl, mansıb, mezâlim, hezâr, mukaddemâ, tahsîldâr, te addî, defa ât, ref -i ruk a, şâkî, ibkā, tahlîs, girîbân, belâ-yı azîm, musallat, âlempenâh, tafsîl, ahvâl, muttali, ihzâr, mânend, zebîha, hûn, rîzân, galtân C) Merhûm: Rahmetli olmuş, ölmüş, vefât etmiş. Mâl-ı mîrî: Hazine geliri, devlet malı. Cem : Toplama. Mukdim: Öne çıkan, gayret eden. Îsâl: Ulaştırma, gönderme, iletme. Mansıb: Memuriyet, makam, rütbe. Mezâlim: Zulümler, haksızlıklar, can yakmalar. Hezâr: bin. Mukaddemâ: önce, eskiden. Tahsîldâr: Tahsil eden, toplayan. Te addî: haddi aşma, zulmetme, adaletsizlik. Defa ât: Kerreler, yollar. Ref -i ruk a: Şikayet dilekçesi vermek. Şâkî: Şikâyetçi, şikâyeti olan. İbkā: Yerinde bırakma. Tahlîs: Kurtarma, halâs etme. Girîbân: Elbise yakası. Tahlîs-i girîbân: Yakayı kurtarmak. Belâyı azîm: Büyük belâ. Musallat: Yapışma, sataşma. Âlempenâh: Cihânı gölgeleyen, kollayan. Tafsîl: ayrıntı verme, ayrıntılı anlatma. Ahvâl: Haller, durumlar. Muttali : Bilgi sahibi olma, biliş, anlayış. İhzâr: hazırlama, hazır etme. Mânend: Benzer, eş. Zebîha: Kurbanlık hayvan, kurban edilmiş hayvan. Hûn: Kan. Rîzân: Akan, dökülen. Galtân: Yuvarlanan, yuvarlama, tekerleme. D) Metin Mora da bir dönem tahsildârlık yapmış Abdi Paşa nın idamıyla ilgilidir. Metnin giriş kısmında Abdi Paşa nın idarecilik yolunda yükselişinden bahsedilmektedir. Daha sonra Mora da tahsildârlık görevi yaptığı esnada halkın kendisinden çok şikayetçi olduğu anlatılmaktadır. O dönemin sadrazamı ve defterdârının kollaması sonucu bir ceza almaktan kurtulmuştur. Aradan bir zaman geçtikten sonra Abdi Paşa yeni bir görev istemek için Edirne ye gelmiştir. Burada padişâh ve sadrazam onun daha önce yaptığı haksızlık ve zulümleri bildikleri için idamına karar vermişler ve Abdi Paşa nın boynu vurulmuştur.
2. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-II 85 Yararlanılan Kaynaklar Ayn Ali Efendi. (Hicrî 1280). Kavânîn-i Âl-i Osmân Der- Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân. İstanbul. İbrahîm Peçuyî. (Hicrî 1329). Târîh-i Peçevî. İstanbul. Ferid Devellioğlu. (1970). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara. Kâtip Çelebi. (Hicrî 1329). Tuhfetü l-kibâr Fî Esfâr il- Bihâr. İstanbul. Kâtip Çelebi. (1983). Tuhfetü l-kibâr Fî Esfâr il-bihâr (II). Hzr. Orhan Şaik Gökyay, İstanbul. Mehmet Zeki Pakalın. (2004). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü (I, II, III). Ankara.
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 3Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; XVIII. - XX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini açıklayabilecek, Matbu metinleri doğru ve hızlı okuyabilecek, Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznenizi geliştirebilecek, Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını metin içinde belirleyebileceksiniz. Anahtar Kavramlar XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri XIX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri XX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri Matbu Metinler, Gazeteler İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III GİRİŞ NAʻÎMÂ MUSTAFA EFENDİ, NAʻİMÂ TÂRİHİ II AĞAOĞLU AHMED, ÜÇ MEDENİYET GAZETE ÖRNEKLERİ: CERÎDE-İ HAVÂDİS (SENE 1256 9/23) GAZETE ÖRNEKLERİ:- HAYAT-
Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III GİRİŞ Kitabınızın bu ünitesinde matbaa yazısının daha seri ve doğru okunabilmesini sağlamak için matbu metinlere yer verilmiştir. Diğer yandan, 18-20. yüzyıl dil özelliklerini kavrayabilmemiz için bu matbu metinler, adı geçen dönemlerde kaleme alınmış eserler ve gazeteler arasından seçilmiştir. Yakın dönem Osmanlı tarihî metinlerinin dil bağlamında ağdalı olanlarının yanında, oldukça sade ve anlaşılabilir olanları da mevcuttur. Özellikle Osmanlı Devleti nin resmî tarihçileri olan vakanüvislerin kaleme aldıkları eserlerde Arapça ve Farsça unsurların fazlaca kullanıldığı, beğenilme kaygısıyla edebi ve süslü ifadelerin tercih edildiği görülür. Bu üniteye alınan ilk metin Osmanlı Devleti nin ilk vakanüvisi olan Naima Mustafa Efendiye ait, Naʻîmâ Târihi ndendir. Baskısı temiz olmasına rağmen bugün kullanmadığımız pek çok kelimenin metinde yer alıyor olması sık sık sözlük kullanımını zaruri kılmaktadır. Diğer metin, Türk fikir ve siyaset hayatında bilhassa 1912 den sonra etkili olmuş bir yazar olan Ağaoğlu Ahmed in Üç Medeniyet adlı eserinden alınmıştır. Ağaoğlu Ahmed in faaliyet ve yazılarının ekseriyetini önceleri Türk Milliyetçiliği ve Türk kültürü teşkil ederken, sonraları fikir hürriyeti ve bilhassa Avrupa medeniyetini tam manasıyla benimseme konuları ağırlık kazanmıştır. Üniversite yıllarında hocası Ernest Renan dan, İslâmiyet ile ilgili konularda Paris te tanıştığı Cemâleddîn Efgânî den, siyasî konularda ise Ahmed in Rıza dan etkilenmiştir. Dili oldukça sade olan Üç Medeniyet de İslam, Buda-Brahma ve Batı medeniyetleri mukayese edilmiştir. Ünitenin üçüncü parçaları ise dönemin gazetelerinden seçilmiştir. Hayat Mecmuası ve Cerîde-i Havâdis gazetelerinden alınan pasajlar hem tarihi hem de aktüel haberleri içermekte ve dönemin dil özelliklerini görmemize yardımcı olmaktadır.
88 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.1.5 Naʻîmâ Mustafa Efendi, Naʻîmâ Târihi II
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 89 Metin 3.1.4
90 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.1.3 (Metin 3.1.3)
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 91 Metin 3.1.2
92 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.1.1
NAʻÎMÂ MUSTAFA EFENDİ, NAʻİMÂ TÂRİHİ II 3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 93 /3.1.1/ (Şehâdet-i Şehzâde Mehemmed Hân) Çün pâdişâh-ı âlem-penâh hazretlerinin bi z-zât sefere azîmetleri mukarrer oldu. Sanevber-i kerîmü l-asl-ı Osmânî Şehzâde Mehmed Hân defʻ-i dağdağa-i fitne içün izâle olunmağı murâd itdiklerinde Rumili Kadıaskeri Kemaleddin Efendi fetvâ virmekle cenâb-ı şehriyârî kendi birâderleri iken ol şehzâde-i bî-günâha rahm itmeyüp nâ-hakk yere şehîd itmekle gaddarlık eylediler. Lâkin mezbûr Mehemmed Hân bir latîfü ş-şemâ il şehzâde-i kerîmü l-hasâʼil idi. Katline hücûm olundukda, Osman Allah dan dilerim ki ömr ü devletin berbâd olup beni ömrümden nice mahrûm eyledin ise sen dahi behre-mend olmayasın deyû hatem-i kelâm idüp şehîd olmuş ol vakt-i yeʼsde sûz-i derûn ve inkisâr kalb-i mahzûn ile itdüğü bedduʻâ icâbete karîn olup zamân-ı kalîlde mücâzâtı zuhûr itmişdir. Şehzâde-i mağdûr pederleri Sultân Ahmed in ayağı ucunda medfûn ve makbûrdur. Tecâvüzü l-lâhi an seyyiʼâtihim. Teveccüh-i Sultân Osman Hân Be-Gazve-i Hotin Cumâdiye l-âhirenin yedinci günü ki mâh-ı Nisan idi. Otağ-ı gerdûn-nitâk Davud Paşa sahrâsına kurulup dokuz günden sonra kendüleri daha mücâhidîn-i kevkeb-şümâr ile Âsitâne-i Saʻâdet den müsûl ve devlet ü iclâl ile otağa nüzûl eylediler. Her tarafdan leşker-i zafer-eser fevc fevc gelüp ordu-yı hümâyûna mülâkî oldular. Pîr Mehemmed Paşa Dârü ssaltana muhâfazasıyla me mûr olup Cumadiye l-âhirenin yirmi dokuzuncu günü salât-ı kusûf-ı Cumʻa kılındı. Küsûfdan evvel /3.1.2/ ve sonra birkaç güne dek eyyâm-ı nahsâtdan maʻdûd olup selh-i şehr günü bile nahs olup husûsan küsûf ola bir kâra şurûʻ itmek katʻâ tecvîz olunmamış iken gaflet ile Davud Paşa menzilinden göçülüp böyle bir sefer-i azîme mebde -i teveccüh olması nâ-münâsib idi lâkin kazâ ve kader hükmünü icrâ edecek idi. Ol vakitde nice üstadlar bu seferde bir netice husûle gelmek müşkildir deyû nice kelimât söylemişler (Ve l-ilmü ındellâh). Mâh-ı Receb in onuncu günü Edirne ye nüzûl olundu. İmtihân-ı Yeniçeriyân Vesâ ir Piyâdegân Edirne de fermân-ı kazâ cereyân-ı vârid oldu ki zümre-i yeniçeriyân bir meydâne nişâne vazʻ idüp tüfeng atup arz-ı hüner eyleyeler. Ber-mûceb-i emr-i âlî Tunca nın öte yakasına nişânlar diküp yeniçeri gürûhu zâbitleriyle saf ender saf velvele-i tüfengden kubbe-i feleği pür-sadâ itdiler. İsâbet idenlere atıyye virilüp nevâzişler olundu. Kezâlik topcular dahi top-ı kalʻa-kûb ile nişânlar urup bahşişler aldılar. Cebeciyân kezâlik hâline göre arz-ı hüner idüp mültefit oldukdan sonra Şam kolu alay alay gelüp dâhil oldular. Mâh-ı mezbûrun yirmisinde Tunca Köprüsü nde dernek nidâ olunup yirmi dördünde yeniçeri Edirne ye mukaddem göçüp yirmi altıncı günü Yanbolu tarafına azîmet olundu. Bir azîm bârân olup dört yerde oturak ile Yanbolu ya varıldı. Ol menzilde Tatar askeriyle hân-ı âlî-şân hazretleri akına gitdiği haberi gelüp bir dil getürdüler. Küffârın azîm cemʻiyyetin söyledi. Yirmi sekizinde sipâhîler ağa kapusuna varup ulûfe ve zahîre taleb itdiler. İstîlâ-i Kazak der-ahyolu Gurre-i Şaʻbânda altmış pâre Kazak şaykası Misivri altına cemʻ olup /3.1.3/ Ahyolu üzerine üzerine varup iskelesini ihrâk ve gârât itdikleri haberi vârid oldu. Mâh-ı mezbûrun beşinde balkan aşılup saʻab ve batak olmağla azîm zahmet çekilüp bî-had hayvan telef oldu. Sâbıkâ şâh-ı Acem gönderdiği dört re s tuvânâ filler bu defʻa bile getirilüp kösler tahmîl olunmuş idi. Seyl-i firâvân mahallerinde otağ-keş olan develer nâ-tuvân olıcak filler ol hıdmeti görür idi.
94 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Ameden-i Dil Ez-Cânib-i Hacı Key Paşa Selânik Beğ i Abdullah Paşa ki Hacı Key dinmekle maʻrûfdur, mukaddemâ Leh in evzâʻ ve etvârından habîr olmak içün serhadde gönderilmiş idi. Ol dahi yarar diller ahz ve orduyı hümâyûna irsâl eyledi. Şaʻbânın sekizinci günü pâdişâh-ı âlî-câh ahvâl-i düşmandan haberdâr oldukdan sonra tekrâr mûmâ-ileyhe emr gönderildi ki Leh vilâyetine akın eyleye. Şaʻbânın dokuzunda vezîr-i aʻzamın delibaşısı Durmuş ki mukaddemâ serhadd-i küffâra ılgar idüp dört kâfir ile beş keşiş getürüp iltifâta mazhar oldu. Biri İslâm a gelüp dördünün boynu uruldu. Yirmi birinde Kantemir tarafından üç dil gelüp küffârın üç yerde azîm taburu olduğun haber virdi. İnʻâm-ı Dâden-i Pâdişâh-ı İslâm Der İsakçı Şaʻbânın yirmi ikisinde mahall-i cisr olan İsakçı ya varılup Tuna kenârında nüzûl olundu. Köprü binâsı tamâm olunca anda ikâmet itdiler. Yirmi altısında kula bahşiş çıkup otağ-ı hümâyûnda pâdişâh-ı âlem-penâh tahtında oturup Hazîne-i âmire önüne sâyebânlar kurulup vüzerâ ve erbâb-ı dîvân yerlü yerinde durup Şaʻbânın yirmi yedinci günü yeniçeri cemaʻati her oda neferiyle gelüp /3.1.4/ defter mûcebince biner akçe alup huzûr-ı hümâyûndan birer birer geçdiler. Dört günde tamâm olup dört beş günde dahi bu üslûb üzere altı bölük sipâhîlerine virildi. Yirmi sekizinde Anadolu Beğlerbeğisi gelüp alay gösterdi. Ve hünkâr bir Belgrad şaykasına binüp bir iki def a öte yakaya geçüp geldikden sonra otağ-ı gerdûn-nitâkın biri cisr üzerine kurulup gündüzlerde anda ârâm gece kalb-i askerde karâr iderlerdi. Ol çatır-ı hümâyûnun havâlîsinde vâki tepe üzre bir kasr-ı bâlâ ve içinde kurulmuş bir taht-ı ra nâ üzre oturup gün gibi her cânibe nazar-endâz olurlardı. İnhizâm-ı Kazak Der-Nehr-i Özü Bu esnâda Özü Beğlerbeğisi Hüseyin Paşa tarafından âdem gelüp Kazak keferesi şaykalarından on sekiz pâre şayka Özü etrâfını gârete çıkup geldiklerinde Özü askeri şaykalara binüp irişdiler. Azîm kıtâl olup bi-avnillâhi Te âlâ ehl-i İslâm gâlip geldiler. Şaykanın biri batup sâ iri alınmağla on nefer zinde kâfir gönderilüp envâ -ı ukûbet ile huzûr-ı hümâyûnda katl olundu. Gurre-i Ramazanda bir dil gelüp kral oğlu kırk bin asker ile Şa bânın yirmi sekizinde Turla Suyu nu beru tarafa geçüp Boğdan sınırına kondu. Ve kendü askeriyle tahtında tabur kurmuştur deyû haber virdi. Üçüncü gün cisr itmâm olunup asker geçmek fermân olunmağla Rumili Beğlerbeğisi Yusuf Paşa ibtidâ alay ile geçdi. Ve Anadolu Beğlerbeğisi Hasan Paşa ve Nasuh Paşa kethudâsı Vezîr Mustafa Paşa oğlu Tayyar, Urfa Beği ile alay gösterüp geçdikde, alay pesendîde-i şehriyârî olmağla Haleb Beğlerbeğiliği ihsân olundu. Zîrâ Haleb vâlîsi /3.1.5/ henüz gelmemiş idi. Vesâ ir paşalar dahi askerleriyle gürûh gürûh geçüp karşu Boğdan sahrâsına kondular. Ameden-i Kapudân Halil Paşa Ramazanın beşinci günü donanma ile kapudân paşa gelüp Karadeniz de Kazak şaykalarına mülâkî olup beş pâre şaykayı içinde olan melâ în ile gark idüp on sekiz pâresini alup ikiyüz kadar zinde kâfiri esîr ve der-zencîr idüp şeref-i dest-bûs ile müşerref olup huzûr-ı hümâyûna geldikde iki kat hıl at ile ri âyet olundukdan sonra Donanma-yı hümâyûna müte ayyin olan yeniçeri çorbacılarından on sekiz çorbacıya ve tersâne re islerine hıl atler giydirildi. Asker şenlikler idüp Kazakların bir kaçını kendüler bi z-zât ok ile urup biri mürted olmağla pâreletdiler. Bir kaçını dahi file çiğnetdirüp helâk itdiler. Bâkîleri dahi kimi çengele ve kimi iki biçilüp eşedd-i azâb ile katl olundu. Sekizinde kapudân paşa huzûr-ı hümâyûna davet olunup biraz musâhebetden sonra çıkup baştardasına giderken köprü tonbazları arasında nâ-gâh kayığı devrilüp içinde olanlar suya döküldüler. İttifâk ol mahalde birkaç nefer acemi oğlanları bulunup kendülerin suya bırakup kapudânı tutdular. Ve biri birini çekerek tonbazlar yanına getürdüler. Paşanın başından yûsufî destâr gidüp bir gayri kayığa bindi. Ve üç âdem gark oldu.
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 95 Metne Ait Sözlük İbtidâ: ابتدا Başlama İtmâm: امتام Tamamlama İcâbet: اجابت Kabul İclâl: اجالل Büyütme, ağırlama İhrâk: احراق Yakma Ahz: اخذ Alma Ârâm: آرام Duraklama, mola İrsâl: ارسال Gönderme İzâle: ازاله Giderme, yok etme Eşedd: اشد Şiddetli Etvâr: اطوار Tavırlar Amed: آمد Gelme Endâz: انداز Atıcı, atan İnʻâm: انعام Nimet verme, iyilik etme İnkisâr: انكسار Kırılma,kırıklık İnhizâm: انهزام Hezimete uğratma Evzâʻ: اوضاع Vaziyetler, durumlar Eyyâm: ايام Günler Ilgar: ايلغار Hücum, akın Bârân: باران Yağmur Bâlâ: باال Yüksek, yukarı Balkan: بالقان Dağ Behre-mend: Nasîbi olan, hissedâr بهره مند Bî-had: بيحد Sınırsız Pesendîde: پسنديده Beğenilmiş, makbul Penâh: پناه Sığınma, sığınılacak yer Tecvîz : جتويز Ruhsat, izin verme Tüvânâ: توانا Güçlü kuvvetli Teveccüh: توجه Yönelme Cereyân: جريان Olma, oluş Cisr: جسر Köprü Cemʻ: جمع Toplama Cenâb: جناب Taraf, yön Çatır: چتر Çadır, hayme Hasâʼil: حصائل Tabiat, huylar Habîr: خبير Haberi olan Dâden: دادن İhsân, hediye Dernek: درنك Toplanma, cemiyet Destâr: دستار Sarık Dest-bûs: دستبوس El öpme Dağdağa: دغدغه Gürültü, patırtı Defʻ: دفع Kovma, uzaklaştırma Reʼs: رأس Baş Rahm: رحم Acıma, esirgeme Riʻâyet: رعايت Uyma Raʻnâ: رعنا Sâyebân: سايبان Sebt: سبت Serhad: سرحد Selh: سلخ Sûz: سوز Seyl: سيل Şurûʻ: شروع Şümâr: شمار Şemâʼil: شمائل Şehriyâr: شهريار Saʻab: صعب Salât: صلوة Sanevber: صنوبر Tonbâz: طونباز Zuhûr: ظهور Azîmet: عزميت Atiyye: عطيه Azîm: عظيم : Ukûbetعقوبت Gârât: غارات Gark: غرق : Gurreغره Gazve: غزوه Firâvân: فراوان Fevc: فوج Kıtâl: قتال Karîn: قرين Kasr: قصر Kalîl: قليل Gerdûn: كردون Kerîm: كرمي Kezâlik: كزالك Küsûf: كسوف Kûb: كوب Kevkeb: كوكب : Leşkerلشكر Latîf: لطيف Mebdeʼ: مبدأ Müteʻayyin: متعني Müsûl: مثول Mücâzât: مجازات Medfûn: مدفون Mürted: مرتد Mezbûr: مزبور Güzel, latif, parlak Gölgelik Cumartesi Sınır Ayın son günü Yanma, tutuşma Sel Başlama Sayı, taʻdâd, hesâb Huylar, ahlak Hükümdar, melik Zor, çetin Namaz Fıstık ağacı, sevgilinin boyu Duba Görünme, ortaya çıkma Yola çıkma Hediye Büyük Ceza Yağmalamalar Boğulma Ayın ilk günü Savaş, gaza Çok, bol Bölük, güruh Vuruşma, muharebe Yakın Köşk Az Dönen, devvâr Asâlet, cömertlik Öylece Güneş tutulması Vuran, döven Yıldız Asker Yumuşak, nazik, hoş Başlangıç Tahsis olunmuş Bir zatın huzurunda ayakta durma Cezalar Defnedilen İslam ı terk edip başka dine geçen Adı geçen
96 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Musâhabet: مصاحبت Sohbet etme Mazhar: مظهر Elde eden, nail olan Maʻdûd: معدود Sayılan Maʻrûf: معروف Bilinen Mukaddem: مقدم Önce Mukarrer: مقرر Kararlaştırılmış Melâʻîn: مالعني Melunlar, la- netliler Mülâkî: مالقي Buluşan, kavuşan Mültefit: ملتفت İltifat eden Nâ-hakk: ناحق Haksız Nâgâh: ناكاه Nahsât: نخسات Nidâ: ندا : Nüzûlنزول Nitâk: نطاق Nevâziş: نوازش Vârid: وارد erâ: Vüz وزرا Vazʻ: وضع Velvele: ولوله Yeʼs: يأس Vakitsiz, ansızın Uğursuzluk Seslenme İnme Kuşak, kemer Lütuf, inâyet Gelen, ulaşan Vezirler Koma, bırakma Gürültü, patırtı Ümitsizlik Metinde Geçen Terimler Sözlüğü Fetvâ: Kadıasker: Rumeli: Gazve: Otağ: Davud Paşa Sahrası: Selh: Gurre: Menzil: Kazâ: Cebeciyân: Oturak: Dil: Ulûfe: Şayka: Kazak: Kös: Bir meselenin şerî çözümü ve beyanı doğrultusunda yöneltilen sorunun cevabı. İslam hukukuyla ilgili bir meselenin hükmünü açıklamak üzere yetkililer tarafından verilen usulüne uygun yazılı ve resmî yasal cevap. Divan-ı hümayun üyesi, yargı ve eğitim teşkilatının sorumlusu.1361/1362 de kurulmuş, Fatih döneminde kurumsallaşmış ve 1481 yılında Rumeli Kadıaskeri ve Anadolu kadıaskeri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Osmanlı Devleti nin Avrupadaki kısmına genel olarak verilen ad. İslamı yaymak ve yüceltmek uğruna yapılan savaş. Sefer sırasında hükümdar ya da ordu komutanı için kurulan büyük çadır. Otağ-ı hümayun, otağ-ı asafi de denir. Osmanlı ordularının Rumeli ye sefere çıktıklarında toplandıkları yer. Padişah sefere beraber gidecekse otağı burada kurulurdu. Padişah sefere gitmeyecekse orduyu ve ordu komutanı olan serdarı buraya kadar geçirir ve sancak-ı şerifi burada teslim ederdi. Hicri ayların son günü. Hicri ayların ilk günü. Osmanlı Devleti nde resmi haberleşmeyi sağlayan posta teşkilatı ve ordunun konaklama ve ihtiyaç karşılama noktaları veya yapı kompleksleri. Menzillerin birbirine uzaklıkları ordunun veya kervanın bir günlük alabileceği mesafe olan 35-40 kilometre idi. Kadının yetki alanını oluşturan idari birim, ilçe. Kamu yetkisine sahip kişi tarafından verilen hüküm, yargı. Yeniçeri ocağının savaş malzemelerinin yapımı muhafaza ve sevkini sağlayan Cebeci ocağı mensupları. Ordunun mola vermesi anlamında ve emekli kapıkulu askerleri için kullanılır. Düşman ordusu hakkında bilgi almak için tutulan esir. Yeniçeriler ile altı süvari bölüğü, topçu, cebeci, top arabacısı ve diğer askeri ocaklar, acemi ocağı ve sarayın, devlet teşkilatının çeşitli kademelerinde çalışanlara üç ayda bir verilen maaş. Altı düz ve enli, özellikle Özi, Dinyeper ve Tuna nehirleriyle Karadeniz de Osmanlılar ve Kazaklar tarafından kullanılmış bir çeşit savaş gemisi. Kuzey Karadeniz sahillerinde ve nehir boylarında yaşayan bir Slav ırkı. Deve, fil veya at sırtında taşınan büyük davullar.
Otağkeş: Leh: Serhad: Delibaşı: Kul: 3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 97 Çadır çeken deve, fil türü hayvan Polonyalı. Sınır boyları. Sınır boylarındaki kalelerde ve sınıra yakın yerlerde görev yapan asker. Devletin vergi ödeyen tebeası, padişahın kapıkulu askerleriyle askeri ve mülki idarecileri Hazîne-i Âmire: Devlet hazinesi. Osmanlılarda devlete ait nakit para, kıymetli eşya ve bunlarla ilgili evrakın saklanıp korunduğu yer. Hilʻat: Bir cins üst elbisesi olan kaftan. Padişahlar tarafından sadrazamlar ile vezirlere ve diğer devlet erkânına giydirildiği gibi, onlar tarafından da kendilerinden daha küçük rütbelilere giydirilirdi. Hilat giydirmek bir memuriyete atama veya bir hizmet ve yararlılık karşılığında olurdu. Anadolu Beylerbeyi: Osmanlı idare teşkilatında en büyük idari birim olan eyaletlerin askeri ve idari amirlerine beylerbeyi denilirdi. I. Murad döneminde ortaya çıktığı kabul edilir ve 1393 yılında da Anadolu Beylerbeyliği kurulur. Çorbacı: Yeniçeri ocağının cemaat ortaları ile ağa bölükleri subaylarına müşterek olarak verilen isim. Baştarda: Kürekle hareket eden donanma gemilerinin içinde kadırgadan sonra en önemli ve üst düzey deniz komutanlarının kullandığı savaş gemisi. 26-36 oturaklı, her küreğinde 5-7 kürekçi bulunurdu. Acemi oğlan: Yusufî destâr: Acemi oğlanları ocağına alınan Hristiyan kökenli devşirme çocuklar. Başlangıçta savaş tutsaklarından alındı. 15-16. yüzyılda devşirme olarak Rumeli de Hristiyan çocuklarından, 16. yüzyıl sonlarında ağa çırağı adıyla devşirme dışından, 17. yüzyıl başından itibaren kuloğlu veya veledeş adıyla ölen yeniçerilerin çocuklarından, daha sonra da şehir halkından ocağa asker alındı. Yavuz Sultan Selim in Mısır dan getirdiği ve Hz. Yusuf a ait olduğu rivayet edilen başlık. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Şehzade Mehmed in Şehit Edilmesi Padişah hazretlerinin bizzat sefere çıkması kararlaştırıldı. Şehzade Mehmed karışıklığın ortadan kaldırılması için kendisini feda etmek istediğinde Rumeli Kazaskeri Kemaleddin Efendi fetvasını vermiş, biraderi Sultan Osman da bu günahsız kardeşine merhamet etmeyerek haksız yere öldürterek gaddarlık etmiştir. Lâkin şehzade Mehmed güzel huylara ve hasletlere sahipti. Üzerine hücum edilince, Osman Allah tan dilerim ki beni ömrümden mahrum ettiğin için senin ömrün de berbat olsun, hayattan nasibini almayasın diye son sözlerini edip şehit olmuştu. O ümitsizlik anında yanık ve hüzünlü kalp kırıklığı hali ile yaptığı beddua karşılığını bulmuş ve kısa zamanda Sultan Osman cezaya muhatap olmuştu. Mağdur şehzade babası Sultan Ahmed in ayağı ucuna defnedilmiştir. Allah günahlarını bağışlasın. Sultan Osman ın Hotin Seferine Gitmesi Cemaziye l-ahirin yedinci günü ki Nisan ayına denk gelmektedir, Sultanın otağı Davud Paşa sahrasına kurulup dokuz gün geçtikten sonra da sayıları yıldızlar kadar olan asker-
98 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I leriyle beraber İstanbul dan ayrılıp şerefle otağa geldiler. Her taraftan, eserleri zafer olan askerler gurup gurup gelip Sultanın ordusuna dahil oldular. Pîr Mehmet Paşa İstanbul un muhafazasıyla görevlendirilip Cemaziye l-ahirin yirmi dokuzuncu günü güneş tutulması için namaz (Küsûf Namazı) kılındı. Güneş tutulmasından önceki ve sonraki birkaç gün ve ayın son günü uğursuz kabul edilip bu günlerde bir iş yapmak uygun görülmezdi. Ama kader hükmünü icra etmiş ve gaflet ile böyle bir günde büyük bir sefer için Davud Paşa dan hareket edilmişti. O zaman nice üstatlar bu seferden bir sonuç alınamayacağını belirtmişlerdi. Receb in onuncu günü Edirne ye varıldı. Yeniçeri ve Diğer Piyadelerin İmtihanı Edirne de yeniçeri zümrelerinin meydana hedef dikerek atış yapmaları ve hünerlerini sergilemeleri ferman olundu. Padişahın emri gereğince Tunca Nehri nin karşı yakasına hedefler dikilip yeniçeriler komutanlarıyla saf tutup atış yaparak tüfek sesinden gökyüzünü inlettiler. İsabetli atış yapanlara hediyeler verildi. Topcular da kale döven toplarıyla hedefleri vurup bahşişler aldılar. Cebeciler de benzer şekilde hünerlerini gösterip iltifatlar gördükten sonra Şam kolu alay alay gelip orduya dahil oldu. Aynı ayın yirmisinde Tunca Köprüsü nde toplanma emri duyurulup, yirmi dördünde yeniçeriler hareket edip yirmi altıncı günü Yanbolu tarafına gidildi. Yolda şiddetli yağış münasebetiyle dört yerde mola verilerek Yanbolu ya varıldı. Yanbolu menzilinde Kırım Hanı nın tatar askeriyle akına gittiği haberi gelip konuşturulmak üzere bir tutsak getirdiler. Tutsak, kafirlerin büyük bir ordu olduğunu söyledi. Yirmi sekizinde sipâhîler ağa kapısına varıp maaşlarını ve zahirelerini istediler. Kazakların Ahyolu yu İstila Etmeleri Şaban ayının ilk günü altmış parça Kazak gemisi Misivri altına toplanıp Ahyolu üzerine varıp iskelesini yakıp, yağmaladıkları haberi geldi. Ayın beşinde dağ aşılıp zorlu ve bataklık olduğu için büyük zahmet çekilip sayısız hayvan telef oldu. Eskiden Acem şahının gönderdiği dört baş güçlü kuvvetli filler getirilip kösler yüklenmişti. Çok sel olan yerlerde çadır taşıyan develer güçsüz kalınca filler o hizmeti görürlerdi. Hacı Key Paşa Tarafından Sorgulanmak Üzere Tutsak Getirilmesi Selânik Beyi Abdullah Paşa ki Hacı Key diye bilinmektedir, önceden Leh ordusunun durumundan haberdar olmak için sınır boylarına gönderilmiş idi. Ve o da bilgi alınabilecek işe yarar esirler ele geçirip orduya gönderdi. Şaban ayının sekizinci günü yüce padişah düşman hakkında bilgi sahibi olduktan sonra tekrar Hacı Key e emr gönderilerek Leh vilâyetine akın yapması istenildi. Şaban ın dokuzunda veziriazamın delibaşısı Durmuş önceden kafirlerin sınırına hücum edip dört kâfir ile beş keşiş getirince kendisine iltifat olunmuştu. Bu esirlerden biri Müslüman oldu dördünün boynu vuruldu. Yirmi birinde Kantemir tarafından üç esir gelip kafirlerin üç yerde büyük taburu olduğunu haber verdiler. İslam Padişahının İsakçı da Hediyeler Vermesi Şaban ayının yirmi ikisinde köprü yeri olan İsakçı ya varılıp Tuna kenarında istirahat verildi. Köprü binası bitene kadar burada kalındı. Yirmi altısında askere bahşiş dağıtıldı. Sultan çadırında alemin sığınma makamı olan padişah tahtında oturup hazine önüne gölgelikler kurulup vezirler ve divan üyeleri yerli yerinde durup Şaban ın yirmi yedinci günü yeniçeri cemaati her oda neferiyle gelip defter gereğince biner akçe alıp padişahın huzurundan birer birer geçtiler. Dört günde bu işlem bitip aynı usulde dört beş günde de altı bölük sipahilerine bahşişleri verildi. Yirmi sekizinde Anadolu Beylerbeyi gelip askeriyle
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 99 gösteri geçişi yaptı. Ve sultan şayka türü bir Belgrad gemisine binip bir iki defa öte yakaya geçip geldikten sonra çadırının birisi köprü üzerine kurulup gündüzleri onda durur gece ise askerin ortasında kalırlardı. Sultanın çadırının civarındaki tepe üzerinde bir köşk ve içinde kurulmuş bir güzel taht üzerinde oturup gün gibi her tarafı izlerlerdi. Özü Nehri nde Kazakların Hezimete Uğraması Bu sırada Özü Beylerbeyi Hüseyin Paşa tarafından adam gelip Kazak kafirlerinin şayka türü gemilerinden on sekiz tanesinin Özü etrafını yağmaya çıkıp geldiklerinde Özü askeri şaykalara binip eriştiler. Büyük mücadele ve ölümler olup Allah ın yardımıyla ehl-i İslâm galip geldiler. Şaykanın biri batıp diğerleri ele geçirilip, kafirlerin sağlamlarından on kişi padişahın huzuruna gönderilip çeşitli eziyetlerden sonra öldürüldüler. Ramazanın ilk günü bir esir getirilip kral oğlunun kırk bin asker ile Şaban ayının yirmi sekizinde Turla Suyu nu beri tarafa geçip Boğdan sınırına konduğunu ve kendi askeriyle altında tabur oluşturduğunu haber verdi. Üçüncü gün köprü tamamlanıp askerin geçmesi emredilmekle önce Rumili Beylerbeyi Yusuf Paşa askeriyle geçti. Ve Anadolu Beylerbeyi Hasan Paşa ve Nasuh Paşa kethüdası Vezir Mustafa Paşa oğlu Tayyar ve Urfa Beyi askerleriyle geçerken askerin intizamı padişahın hoşuna gitti ve Haleb Beylerbeyliği verilerek ödüllendirildi. Zira Haleb Valisi henüz gelmemişti. Diğer paşalar da askerleriyle parça parça geçip karşıya Boğdan sahrasına kondular. Kaptan Halil Paşa nın Gelişi Ramazan ın beşinci günü donanma ile kaptan paşa gelip Karadeniz de Kazak şaykalarıyla karşılaşıp beş tanesini içindeki düşmanlarla batırıp on sekiz tanesini ele geçirdi. İki yüz kadar sağlam kâfiri zincirleyerek esir edip huzura çıkıp padişahın elini öpme şerefine nail oldu. İki kat kaftan giydirilerek ödüllendirildikten sonra Donanma-yı hümayuna tayin olunan yeniçeri subaylarından on sekizine ve tersane reislerine kaftanlar giydirildi. Asker şenlikler edip Kazakların bir kaçını kendileri ok ile vurdular, İslam dan ayrılıp başka dine geçen birini de parçaladılar. Bir kaçını da file çiğnetmek suretiyle öldürdüler. Kalanların ise kimini çengele takarak kimini de ikiye bölerek şiddetli azap ile katlettiler. Sekizinde kaptan paşa padişahın huzuruna davet edilip biraz sohbetten sonra çıkıp gemisine giderken köprü dubaları arasında ansızın kayığı devrilip içinde olanlar suya döküldüler. Tesadüfen orada bulunan birkaç nefer acemi oğlanı kendilerini suya bırakıp kaptanı tuttular. Ve biri birini çekerek dubaların yanına getirdiler. Başından sarığı düşen paşa başka bir kayığa bindirildi ve bu sırada üç adam boğuldu. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri وارد Vârid داخل Dâhil غالب Gâlib كافر Kâfir واقع Vâkıʻ ضابط Fâʻil vezninde Zâbit غدار Gaddâr (Faʻʻâl) Mübâlağa-i Fâʻil
100 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller مزبور محروم محزون مغدور مدفون مقبور مأمور معروف Mezbûr Mahrûm Mahzûn Mağdûr Medfûn Makbûr Meʼmûr Maʻrûf Mefʻûl vezninde Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: اجالل İclâl احراق İhrâk ارسال İrsâl اسالم İslâm İfʻâl bâbı انعام İnʻâm احسان İhsân تكميل Tekmîl جتويز Tecvîz Tef ʻîl bâbı انهزام İnhizâm انكسار İnkisâr İnfiʻâl bâbı محافظه Muhâfaza مصاحبت Musâhabet توجه Teveccüh Tef eʻʻul bâbı التفات İltifât İftiʻâl bâbı Mezîdünfih İsm-i Fâ il Mufâʻale bâbı متعني Müteʻayyin Tef aʻʻul bâbı ism-i fâʻil مشكل Müşkil İfʻâl bâbı ism-i fâʻil ملتفت Mültefit İftiʻâl bâbı ism-i fâʻil Mezîdünfih İsm-i Mefʻûl مقرر مقدم مشرف Mukarrer Mukaddem Müşerref Tef ʻîl bâbı ism-i mefʻûl Cem Şekillerinden Örnekler: Cem -i müzekker: مالعني مجاهدين Melâʻîn Mücâhidîn (-în eki ile)
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 101 Cem -i mü ennes: مجازات غارات كلمات Mücâzât Gârât Kelimât (-ât eki ile) Cem -i mükesser: ايام Eyyâm اوضاع Evzâʻ اطوار Etvâr احوال Ahvâl Ef âl vezni ile اطراف Etrâf انواع Envâʻ لوازم Levâzım Fevâʻil vezni ile قتال Kıtâl Fiʻâl vezni ile كفار Küffâr Fuʻʻâl vezni ile كفره Kefere Feʻale vezni ile Arapça tamlamalar بالذات Biʼz-zât دارالسلطنه Dârü s-saltana Şemsî tamlama لطيف الشمائل Latîfü ş-şemâʼil كرمي االصل Kerîmü l-asl Kamerî tamlama B-Farsça Yapılar: Farsça tamlamalar مهر همايون جناب شهريارى ختم كالم سوز درون انكسار قلب ماه نيسان ايام نخسات سفر عظيم فرمان قضا عرض هنر وزير اعظم محل جسر اوتاغ همايون حضور همايون قلب عسكر تخت رعنا انهزام قزاق Mühr-i hümâyûn Cenâb-ı şehriyârî Hatm-i kelâm Sûz-i derûn İnkisâr-ı kalb Mâh-ı Nîsan Eyyâm-ı nahsât Sefer-i azîm Fermân-ı Kazâ Arz-ı hüner Vezîr-i aʻzam Mahall-i cisr Otağ-ı hümâyûn Huzûr-ı hümâyûn Kalb-i asker Taht-ı raʻnâ İnhizâm-ı Kazak İzâfet kesresi
102 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I علمپناه بهره مند پر صدا نظر انداز سرحد شهزادۀ مغدور غزوۀ خوتني آستانۀ سعادت ولولۀ تفنك قبۀ فلك غرۀ شعبان غرۀ رمضان پسنديدۀ شهريارى اوردوى همايون دوننماى همايون اوتاق كردون نطاق دفع دغدغۀ فتنه شهزادۀ بيكناه مجاهدين كوكب شمار لشكر ظفر اثر صالة كوسف جمعه خان عاليشان پادشاه عاليجاه شرف دستبوس شهزادۀ كرمي اخلصائل كرمي االصل عثمانى Âlem-penâh Behre-mend Pür-sadâ Nazar-endâz Ser-had Şehzâde-i mağdûr Gazve-i Hotin Âsitâne-i saʻâdet Velvele-i tüfeng Kubbe-i felek Gurre-i Şaʻbân Gurre-i Ramazân Pesendîde-i şehriyârî Ordu-yı hümâyûn Donanma-yı hümâyûn Otağ-ı gerdûn-nitâk Defʻ-i dağdağa-i fitne Şehzâde-i bî-günâh Mücâhidîn-i kevkeb-şümâr Leşker-i zafer-eser Salât-ı kûsuf-ı Cumʻa Hân-ı âlî-şân Pâdişâh-ı âlî-câh Şeref-i dest-bûs Şehzâde-i kerîmü l-hasâʼil Kerîmü l-asl-ı Osmânî Kesik izâfet İzâfet Hemzesi İzâfet Y si Zincirleme tamlama Birleşik tamlama Farsça çoğullar يكيچريان پيادكان جبجيان Yeniçeriyân Piyâdegân Cebeciyân Farsça çoğul eki ân Farsça ön ve son eklerle türetilen kelimeler بيحد Bî-had Farsça ön eklerden bî kullanılmış اوتاق كش Otağ-keş Farsça son eklerden keş kullanılmış از جانب Ez-cânib Farsça ön eklerden ez kullanılmış بر موجب Ber-mûceb Farsça ön eklerden ber kullanılmış در زجنير Der-zencîr Farsça ön eklerden der kullanılmış خبردار Haber-dâr Farsça son eklerden dâr kullanılmış ناكاه Nâ-gâh Farsça ön eklerden nâ kullanılmış
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 103 Metinden alınmış, aşağıdaki pasajı bugünki dile aktarınız. a) Mâh-ı mezbûrun yirmisinde Tunca Köprüsü nde dernek nidâ olunup yirmi dördünde yeniçeri Edirne ye mukaddem göçüp yirmi altıncı günü Yanbolu tarafına azîmet olundu. Bir azîm bârân olup dört yerde oturak ile Yanbolu ya varıldı. b) Metindeki şu cümlelerde geçen Arapça cem (çoğul) kelimeyi bularak bunun türünü tespit etmeye çalışın ve müfred (tekil) şeklini gösterin: Ramazanın beşinci günü donanma ile kapudân paşa gelüp Karadeniz de Kazak şaykalarına mülâkî olup beş pâre şaykayı içinde olan melâ în ile gark idüp on sekiz pâresini alup ikiyüz kadar zinde kâfiri esîr ve der-zencîr idüp şeref-i dest-bûs ile müşerref olup huzûr-ı hümâyûna geldikde iki kat hıl at ile ri âyet olundukdan sonra Donanma-yı hümâyûna müte ayyin olan yeniçeri çorbacılarından on sekiz çorbacıya ve tersâne re islerine hıl atler giydirildi. c) Aşağıdaki cümlede geçen sülâsî mezîdünfîh masdarı bulunuz ve hangi bâbda yapıldığını yazınız: Gurre-i Şaʻbânda altmış pâre Kazak şaykası Misivri altına cem olup Ahyolu üzerine üzerine varup iskelesini ihrâk ve gârât itdikleri haberi vârid oldu. d) Metinde çeşitli yerlerde geçen aşağıdaki Arapça çoğul kelimelerin türünü ve vezinlerini yazınız. Levâzım, kıtâl, küffâr, kefere 1
104 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.2.5 Ağaoğlu Ahmed, Üç Medeniyet
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 105 Metin 3.2.4
106 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.2.3
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 107 Metin 3.2.2
108 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.2.1 AĞAOĞLU AHMED, ÜÇ MEDENİYET /3.2.1/ Bu eser Malta esâreti esnasında 1919 senesinde yazılmıştır. Medeniyet gibi mücerred mefhûmları ifade eden taʻbîrlerden kasd olunan maʻnâlar evvelce tesbît edilmezse herkes o mefhûmları kendi idrâk ve fikrine göre kabûl eder ve bahs sû -i tefehhümden hâlî kalmaz. Buna meydan vermemek ve neden bahs etmek istediğimizi kâri lere tâ evvelden sarâhaten taʻyîn içün medeniyet taʻbîrini hangi maʻnâda istiʻmal ettiğimizi tesbît etmeği muvâfık bulduk. Medeniyet (civilisation) tâ bîri muhtelif sûrette taʻrif edilmiştir. Biz bu taʻbiri zannımızca bütün taʻrîfleri ihtivâ eden ve bu kelimeye en şumullü maʻnâyı viren tarz-ı hayat maʻnâsında kabûl ediyoruz. Şöyle ki: Medeniyet demek tarz-ı hayât dimektir. Yalnız hayat mefhûmunu en vasiʻ ve şumullü bir maʻnâda almalıdır. Hayatın kâffe-i tecelliyâtını maddî ve maʻnevî bütün şuʼûnunu o mefhûm içine almalıdır. O halde medeniyet tefekkür ve tecessüs tarzından başlayarak telebbüs şekline kadar hayatın bütün tecelliyâtını ihtivâ eder. İşte medeniyet bu maʻnâda alındığı hâlde medenî cemʻiyyet-i beşeriyyenin başlıca üç tarz-ı hayat veya üç ʻmedeniyetʼ arasında münkasım olduğunu görürüz: Tabiʻî bu taksîm
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 109 mutlak değildir. Muhtelif medeniyetler arasında birer ʻsedd-i Çinʼ tasavvur itmek doğru olamaz. Aralarında aşağıda görüleceği vech ile bir çok temaslar haylûletler, mütekâbil tedâhüller mevcûddur. Taksîm ve tasnîf yalnız hutût-ı esâsiyyeye, bâriz husûsiyetlere bir medeniyetin kendi manzûmesine vermiş olduğu enmûzeci hâssalara âʼiddir. Şimdi bu üç medeniyetten ihtivâ ettikleri nüfûs-ı beşerin adedi nokta-i nazarından en mühimi Budda-Brahma medeniyetidir ki, tahmînen sekiz yüz milyonluk azîm bir cemaʻati ihtivâ eder. Ve daʼire-i şumûlü Hindistan, Hind-i Çini, Çin, Kore, Japonya dır. Yine aynı nokta-i nazardan ikinci derecede mühimi garb /3.2.2/ veya Avrupa medeniyetidir ki, Avrupa, Amerika, Avusturalya yı ihtivâ eder. Gerek târih gerek nüfûs adedi iʻtibârıyla en sonuncusu da İslam medeniyetidir ki, Afrika yı hemen tamâmen ve Asya ile Avrupa nın bir kısmını şâmildir. Bu muhtelif medeniyet zümrelerinden herhangi birisinin ihtivâ ettiği sâhaya nazar-ı imʻân ile bakıldığı zaman, içine almış olduğu akvâmın kesretine, kan, cins, renk ve lisân ihtilâflarına rağmen baʻzı müşterek ve umûmî husûsâtın mevcûd olduğu görülür. İşte bu müşterek husûsât o medeniyetin esâsını, rûhunu, mâhiyetini, teşkil eder. Onu başkalarından temyîz eyler ve ayırır. Meselâ aleʻl-âde bir âdem İstanbul dan kalkıp Marakeş e, Elcezire ye, Kahire ye, Mekke ye, Şam a, Bakü ye, Tahran a, Şiraz a, Kâbil e, Lahur a, Kelkite ye ve Semerkand a gitse bu beldelerin hiçbirinde kendini tamâmen yabancı hiss itmez. Hiç olmazsa yanı başındaki Sofya, Atina vesâʼiredeki kadar kendini başka bir muhîtde, başka bir hevâ-yı nesîmî içinde duymaz. Kendini az çok alışmış olduğu levhalar ve şekiller, hareketler ve tavırlar arasında görür. İnsanların giyiniş tarzları, maʻîşet şekilleri, âdet ve meşrebleri az çok onun kendi evinde alışdıklarına benzer. Aynı sarık, aynı abâ, kadınlarda aynı mestûriyyet, aynı câmiʻler, ibâdetler, aynı ezân, aynı duʻâlar ve ilâh. Bu müşâbehet yalnız zavâhirle kalmaz. Bâtına, hayatın iç tarafına, insanların ahvâl-i rûhiyyelerine telâkkî tarzlarına, zihniyetlerine kadar varır. Hattâ bununla da kalmaz, daha ileri varır: Zihniyetlere, zekâlara, zekânın iştigâl ettiği mevzû lara kadar sirâyet ider! Aleʻl-âde bir İstanbul lu aleʻlâde bir Marakeşli yi, bir Kâbilli yi bir Kalkütalı yı kendi gibi düşünür. Kendini işgâl eden mevzû lara meşgûl olur, onları aynı sûretde telakkî ider görür. Diğer medeniyet zümrelerine mensûb olanlar arasında da aynı hâl mevcûd olur. Farazâ bir Romalı, Paris de, Viyana da, Berlin de, Londra da, Washington da kendini öz muhîtinde gibi bulur. Kezâ bir Japonyalı da Kore de, Pekin de Tibet de kendini yabancı hiss itmez. İşte bir medeniyet zümresine mensûb olan kavimler arasındaki şu umûmî ve müşterek husûsâtdır ki o medeniyetin mâhiyetini irâʻe eder. Yukarıda zikr olunduğu vechile bu husûsâtın bir kısmı maddî ve diğer kısmı mâʻnevîdir. Maddî kısım meselâ elbiselerin şekli binâların taksîmâtı, ibâdet ve âyinlerin sûret-i icrâsı vesâʼireden /3.2.3/ ibârettir. Maddi kısım ise tefekkür ve tahassüse âʼid olduğundan dâʼire-i şumûlü daha vâsiʻdir. Ale l- umûm denilebilir ki her medeniyetin kendine göre müşterek bir müfekkiresi, bir zekâsı vardır. Âdetâ bir dimağa mâlikdir. Kezâ her medeniyetin bir kalbi vardır, bir tarz-ı tahassüsü vardır. Ve binâ en-aleyh müşterek bir ahlâka, bir kıymet duygusuna, müşterek bir hayr ve şer, hüsn ve kubh telakkîlerine mâlikdir. İslâm âlemini geziniz, ne garîb hâllere tesâdüf edersiniz. Aralarında binlerce kilometroluk mesâfe bulunan, cins, lisan ve renk iʻtibârıyla yek-diğerine tamâmen yabancı olan ve sathî bir irtibâtdan mahrûm bulunan kavimlerin ferdlerini aynı zihniyeti, aynı ahvâl-i rûhâniyyeyi hâ iz aynı mes eleler, bahisler ile meşgûl efʻâl ve hâdisât hakkında aynı tarz telakkîler taşır, aynı hükümler verir görürsünüz. Güzellik ve çirkinlik, eyilik ve kötülük bunların arasında hemen aynı tarzda telakkî olunur. Bu hâl uzun ve müşterek bir faʻaliyet-i dimâğiyyenin, müşterek bir tahassüs tarzının, müşterek ve umûmî âmillerin mütemâdî teʼsîrleri ile hâsıl olmuş bir hâdisedir. İslâm âleminde en faʻal ve mü essir bir âmil olan din, müşterek olduğu gibi, bir zamanlar pek faʻal olan zekâ ve kalbin de muhte-
110 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I lif tezâhürâtı, müşterek bir mahsûl hâlini kesb idiyordu. O zamanlar İslâm âleminin herhangi bir tarafında yazılmış bir eser, matbaʻa sanʻatının adem-i mevcûdiyyetine rağmen sırf el yazısı ile tesvîd olunarak hayret-bahş bir sürʻatle bütün âlem-i İslâma intişâr idiyor ve birkaç ay sonra bu âlemin en hücrâ köşelerinde okunarak fikirlerin ve hislerin tevhîdini mûcib oluyordu! O zamanın ulemâsı arasındaki alâkayı, muhâbereyi, teʻâtî olunan efkârı müşâhede ederken hayret itmemek kâbil değildir. İbn-i Sînâ nın Orta Asya da yazdığı eserler garîb bir sürʻatle Afrika nın şimâlinde harâretli münâkaşaları mûcib oluyor. Fas da doğmuş, Nişabur da terbiye ve taʻlîm edilmiş olan İbn-i Sabbâh ın cevelen-gâh-ı faʻaliyeti Suriye ve Horasan dır. Harun un, Meʼmûn un, Mahmud Gaznevî nin, Melik-şah ın, Hülâgû nun ve sonraları Emir Timur un başına âlem-i İslâmın bütün cihetlerinden ulemâ, üdebâ toplanup âdetâ bir nevʻ akademi teşkîl idiyorlardı. Osmanlı sultanlarının sarayları, Afrika ve Asya nın hücrâ köşelerinden gelmiş âlimlerin mecmaʻı idi; aslen Hîve de doğmuş birisi Anadolu da kadılık, müftîlik idiyor, Fârisî ve Arabîce yazılmış edebî eserler aynı sürʻatle intişâr idiyor ve bütün İslâm kavimleri arasında mütercimler, mukallidler, müfessirler bulunuyor, Hâfız ın, Hayyâm ın, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî nin, Ekber Şâh ın, Ebu l-ulâ nın /3.2.4/ vesâʼir bu gibi meşâhîr-i ulemâ, şuʻarâ ve üdebânın eserlerini görmeyen, bilmeyen vukûflu bir İslâm mütefekkirine tesâdüf olunmuyor. İşte bu müşterek din, bu müşterek faʻaliyet-i dimâğiyye ve kalbiyedir ki, bütün bu âlemin zihniyetini, tarz-ı telakkîsini, duygularını, kalplerini birleşdirmişdir. Her nereye gitseniz aynı tarz tefekkür ve tahassüse, aynı zihniyete, kafa ve kalbin aynı usûl ve kâʻide üzerine hareket ettiklerine tesâdüf edersiniz. Avrupa ve garp medeniyeti de aynı hâldedir; bu gün lâ-akall üç Avrupa lisânını -Fransızca yı, İngilizce yi, Almanca yı- bilmeyen ciddî bir âlim ve edîbe hemen tesâdüf edilemez. Bunlar zaten müşterek olan ve Avrupa medeniyeti âmillerinden bulunan eski Yunan ve Latince yi de tâ çocukluktan öğreniyorlar. Bir zamanlar bu iki lisân İslâm âleminde Arabî ve Fârisî olduğu gibi, garp âleminde müşterek ilim ve edeb lisânıydı. Yukarıda medeniyetlerin kalp ve dimağları nâmı ile yâd etdiğimiz husûsât, işte bu müşterek ve umûmî âmillerin te sirleri ile hâsıl olmuşdur. Bu sûretle aynı medeniyet zümresini aynı kafa ile düşünür, aynı kalp ile his ider, aynı maʻnevî cihâzlar ile mücehhez görüyoruz. Şimdi bu medeniyetlerin ve zaʻîf mütekâbilelerine nakl-i makâl iderken, bunlardan birisinin, yaʻni garp medeniyetinin gâlip ve diğer ikisinin de yaʻni İslâm ve Buda-Brahma medeniyetlerinin mağlûb mevkiʻinde olduklarını görüyoruz. Evet! bu mağlûbiyeti iʻtirâf itmek mecbûriyetinde kaldığımızdan biz de pek müte essiriz. Fakat bunu bir kere açık ve katʻî bir sûretde iʻtirâf itmelidir. Biz de hâlen kelimeler ile oynayarak hakîkati görmemekden hoşlanan aʻmâlar vardır. Fakat güneş gibi açık bir hâdiseyi inkâr itmek, isbât-ı belâhet eylemekdir. Artık bu belâhetden yakayı kurtarmalıdır. Mağlûbiyet iki dürlüdür: maddî ve maʻnevî! Maddî mağlûbiyet o kadar bâriz ve açıkdır ki, artık hepimizin beynimize kadar zan iderim hulûl itdi! Mağlûbiyetin bu kısmı bu gün değil üç yüz seneden beri başlamışdır. İslâm cemâʻatleri yek-diğerini müteʻâkıb velveleli bir tarzda sükût itmekde ve mahv olmakdadır. Bir çok müstakil, İslâm /3.2.5/ hükümetlerinden tek bir dânesi bu gün kendini muhâfaza idemedi. İslâmiyetin son müstahkem kalʻası olan Osmanlılık da bu günkü hâl-i perîşânîye maʻrûz kaldı. Artık bu kadar sükût ve harâbî inkâr olunacak mahiyetde değildir. Bütün bu harâbîler, bu perîşânlıklar -lâ-şekk ve lâ-şübhe- garp medeniyeti ile olan mücâdelenin doğrudan doğruya netîcesidir. Maʻnevî mağlûbiyete gelince, maddî mağlûbiyet kadar bâriz değilse de, bir mütefekkir içün o derecede muhakkakdır. Mağlûbiyet nedir? Başkasının şahsiyetini kabûl ve irâdesine tâbiʻ olmak değil midir? Bu kabûl ve tebʻiyyet, ihtiyârî olsun, cebrî olsun, mağlûbiyetdir. Bu nokta-i nazardan ge-
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 111 rek İslâm ve gerek Budda-Brahma medeniyeti mağlûbdurlar, garp medeniyetinin şahsiyet ve husûsâtını kabûl, onun irâdelerine tâbiʻ olmak mecbûriyetindedirler. Gerek Müslümanlar ve gerek ırk-ı asfer muhiti, elbiselerinden ve evlerinin tefrîşâtı gibi hayâtın maddî tecellîlerinden başlayarak edebiyat ve mûsikî gibi maʻnevî husûsâtın en mûnis köşelerine kadar, Avrupa modellerini taklîd itmekdedirler. Hele ictimâʻî, siyâsî, fennî, terbiyevî müʼesseselerde, Avrupa nın bütün bütün şâkirdleridir. Bu taklîd, bu iktisâb, baʻzan ihtiyârî ise de baʻzan de sırf cebrîdir. Japonya Avrupa tarîkını iltizâm itmek içün dâhilî ne kadar sarsıntılar geçirdi. Çin ile Osmanlılığa gelince, aynı ameliyenin icrâsı bu memleketlerin bünyelerini bile sarsdı. Avrupa doğrudan doğruya bunları bu ameliyeye icbâr itmiyor idi ise de, mütefekkirler ve devlet adamları onsuz yaşamanın imkânı olmadığını takdîr idiyorlar ve binâʼen-aleyh bütün vücûdu sarsmak bahâsına olsun onu yapmakda tereddüd itmiyorlardı. Bu mağlûbiyet değil de nedir? Bu gün Asya cemâʻatlerinin kâffesine atf-ı nazar idiniz; her tarafda dâhilen iki cereyânın yek-diğeri ile mücâdelesini görürsünüz. Mahallî, kadîm, anʻanevî medeniyetle Avrupa medeniyeti tarafdârları çarpışıyorlar, bir hayât ve memât mücâdelesidir gidiyor! Ağaoğlu Ahmed Üç Medeniyet den Metne Ait Sözlük İhtivâ: احتوا Ahvâl: احوال Edeb: ادب Üdebâ: ادبا İdrâk: ادراك İrâʼe: ارائه İstiʻmâl: استعمال İştigâl: اشتغال İʻtibâr: اعتبار Aʻmâ: اعما Efʻâl: افعال Efkâr: افكار Akvâm: اقوام İktisâb: اكتساب İntişâr: انتشار Enmûzec: امنوذج Bâriz: بارز Bâtın: باطن Bahş: بخش Belâhet: بالهت Binâen-aleyh: بناء عليه Beyyine: بينه Tebʻiyyet: تبعيت Tecessüs: جتسس : Tecellî جتلى Tecelliyât: جتليات Tehassüs: حتسس Tedâhul: تداخل İltizâm: التزام Tesvîd: تسويد Tasnîf: تصنيف İçine alma, câmi ve şâmil olma Haller, vaziyetler Terbiye, hayâ, güzel ahlak. Edipler, edebiyatçılar Anlayış, varış, akıl erdirme, ferâset. Görme, görüş. Kullanma, yerine sarf etme. Meşgul olma, uğraşma. Hürmet, şeref, itibar. Kör, câhil, okumamış. Fiiller, işler, eylemler Pek fakir, fikirler, düşünceler. Kavimler, milletler. Kazanmak, elde etmek, tahsil etmek. Dağılmak, yayılma, üremek. Nümûne, örnek. Zâhir, ayan, âşikâr. İç, gizli, dâhilî, sırr. Bağış verme, ihsan. Ahmaklık, düşüncesizlik. Bunun üzerine Kanıt, bürhân. Uyma, tâbi olma Yoklama, araştırma, tahkîk. Görünme, bilinme Tecellinin çoğulu, görünme, ayân ve zâhir olma. Kalben hissetme ve duyma. Birbiri içine girme. Kendi üzerine lâzım kılma. Karartma, mürekkeple yazma Sınıflara ve takımlara ayırma.
112 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Tasavvur: تصور Teʻâtî: تعاتى Taʻbîr: تعبير Tefrîşat: تفريشات : Tefekkür تفكر : Tefehhüm تفهم : Telebbüs تلبس : Temyîz متييز Tevhîd: توحيد Cebrî: جبرى Cihâz: جهاز Cevelengâh: جولنكاه Hâdisât: حادثات Hâmil: حاصل Hâʼiz: حائز Hüsn: حسن Hulûl: حلول Haylûlet: حيلولت Hâssa: خاصه Hâlî: خالى Hutût: خطوط Dimâğ: دماغ Sirâyet: سرايت Sükût: سقوط Şâkird: شاكرد Şâmil: شامل Şumullü: شموللى Şuʻûn: شؤن Sarâhaten: صراحتا Zavâhir: ظواهر Âmil: عامل Adem: عدم nazar: Atf-ı عطف نظر Ale l-âde: على العاده Ale l-umûm. على العموم Farazâ: فرضا Kâbil: قابل Kâriʼ: قارء Kubh: قبح : Kâffeكافۀ Kesret: كثرت Kezâ: كذا Kesb: كسب Lâ-ekall: ال اقل Lâ-şekk: ال شك Lâ-şübhe: الشبهه Mâlik: مالك Mütercim: مترجم Müteʻâkıb: متعاقب Zihin ve hayale getirme, tahayyül. Birbirine verme, verişme İfâde, beyân, ıstılah. Döşemeler, yapmalar. Düşünme, fikretme, zihin yorma. Anlatma, ifhâm. Giyinme. Ayırma, seçme, fark etme. Birleme. Zorlama, zorla yaptırılan. Âlet, edevat. Gezip dolaşılan yer. Hadiseler, yeni olan şeyler. Meydana gelen, çıkan. Bir şeye sahip olan, yer tutan. Güzel, iyilik, eksiksizlik. Girme, dâhil olma, gizlice giriş. Araya girme. Bir kişiye özgü hal, kuvvet, te sir. Boş, içinde bir şey olmayan. Çizgi, sınır. Kafanın içindeki beyin, akıl şuur. Geçme, bulaşma, intikâl. Düşme, birden iniverme. Talebe, çırak. Umûma ait, umûmi. İçine almış, kaplamış, şâmil olmuş. İş, kâr, fiil. Açıktan, zâhiren, doğrudan doğruya. Şahsın meydanda olan cihetleri. İşleyen, yapan, tesir eden. Yokluk, fakirlik. Göz atma Âdetâ, mutâd üzere, sıradan. Umûmen, umûmiyyet üzere. Farz edin, farz edelim ki. Kabul eden, alan. Okuyucu. Çirkinlik, kötü, fiil. Kifâyet eden, elveren, yetişen. Çokluk, bolluk. Yine, defa. Kazanmak, çalışmak,elde etmek. Akılsız. Şüphe yok, şüphesiz. Şüphe yok, şüphesiz. Sahip, malı elinde bulunduran. Tercüme eden, anlaşılan. Sıra ile birbiri arkasından gelen.
Mütefekkir: متفكر Mütekâbil: متقابل Mütemâdî: متمادى Mücerred: مجرد Mecmaʻ: مجمع Mücehhez: مجهز Müstahkem: مستحكم Mestûr: مستور Müşâbih: مشابه Müşâhede: مشاهده Meşâhir: مشاهر Meşreb: مشرب Maʻrûz: معروز Maʻîşet: معيشت Müfekkire: مفكره Mefhûm: مفهوم Makâl: مقال Mukallid: مقلد Manzûme: منظومه Münkasım: منقسم Muvâfık: موافق Müʼessir: مؤثر Mûcib: موجب Mûnis: مونس imʻân: Nazar-ı نظر امعان Nazar: نظر nazar: Nokta-i نقطۀ نظر nesîmî: Hevâ-yı هواى نسيمى Vâsiʻ: واسع : Vech وجه u: Vukûfl وقوفلى Velvele: ولوله Yekdiğer: يكدكر 3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 113 Düşünen. Karşılık, bir diğerinin karşısında. Devamlı, sürekli, aralıksız. Çıplak, yalın, açık esvap. Toplanılan yer. Hazırlanmış, ikmâl olunmuş. Sağlamlaştırılmış, istihkâm edilmiş. Örtülü, kapalı, gizli. Benzer, mümâsil. Gözle görmek, seyretmek. Teşhir olunan yerler, tanınanlar. Tabîat, huy, âdet. Anlatılmış, arz olunmuş. Yaşayış, yaşama. Fikir, gâye, ideâl. Anlaşılan, anlaşılmış derk olunmuş. Söz, kelâm, söyleme. Benzemeye çalışan, taklid eden. Sıra, dizi, destan, mesnevî. Taksim olunmuş, bölünmüş. Uygun. Etki yapan, iz bırakan. İcâb eden lâzım gelen. Cana yakın, sevimli, alışılmış. Çok ve dikkatli bakma Bakma, iltifat, göz dikme. Görüş, dikkat olan yer. Hafif ve tatlı hava. Geniş, enli, bol. Yüz, çehre, sûret, üst, ön. Haberdar, gözü açık, vakfeden. Şamata, gürültü, patırtı. Bir başkası. Metinde Geçen Terimler Sözlüğü Buda-Brahma medeniyeti: Brahma inanışının değişime uğramasıyla teşekkül eden Budizm çok geniş bir coğrafyada yaşanmaktadır ve nüfus yoğunluğu itibarıyla da Ahmet Ağaoğlu na göre dünyanın üç büyük medeniyetinden biridir. Ağaoğlu Buda Brahma Medeniyeti ile İslâm Medeniyetinin çökmekte olduğunu, Batı Medeniyeti modelinin benimsenmesi gerektiğini savunmuştur. Mestûriyyet: Hanımların dini anlayışlarına göre örtünmeleri için kullanılan bir terimdir. Kapalılık. Abâ: Yünden dokunmuş kaba ve kalın kumaş ve bu kumaştan yapılmış genellikle dervişlerin giydiği geniş elbise. Kadı: Osmanlı Devleti nde hukûkî uyuşmazlıkları ve davaları karara bağlamak için devletçe tayin edilen görevli, hâkim. Kadılar adlî ve kazâî işlerden başka, bulundukları bölgelerde zahire tedariki, yol vb. işlerde görevlendirilenlerin sevki, fiyatların kontrolü gibi beledî işlerin yanında noterlik hizmetlerini de yürütürlerdi.
114 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Hülagu: Cengiz Han ın torunu ve İran da hüküm süren İlhanlı Devleti nin kurucusudur. İltizâm: Devlete ait vergi gelirlerinin özel bir şahsa belirli bir süreliğine verilmesi, kiralanması. İltizam alan kişiye mültezim denir. Günümüzde vergilendirmenin bir tür özelleştirilmesi şeklidir. Ağaoğlu Ahmet: Türk fikir ve siyaset hayatında bilhassa 1912 den sonra etkili olmuş bir yazardır. Ağaoğlu nun faaliyet ve yazılarının ekseriyetini önceleri Türk Milliyetçiliği ve Türk kültürü teşkil ederken, sonraları fikir hürriyeti ve bilhassa Avrupa medeniyetini tam manasıyla benimseme konuları ağırlık kazanmıştır. Üniversite yıllarında hocası Ernest Renan dan, İslâmiyet ile ilgili konularda Paris te tanıştığı Cemâleddîn Efgânî den, siyasî konularda ise Ahmed Rıza dan etkilenmiştir. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Medeniyet gibi soyut kavramları ifade eden terimlerden kast olunan manalar öncelikle netleştirilmezse herkes o kavramları kendi anlayış ve fikrine göre kabul eder ve konu yanlış anlamalardan uzak kalmaz. Buna meydan vermemek ve neden bahs etmek istediğimizi ifâde için okuyuculara medeniyet tabirini hangi anlamda kullandığımızı açıklamayı uygun bulduk. Medeniyet (civilisation) tabiri çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Biz bu tabiri zannımızca bütün tarifleri kapsayan ve bu kelimeye en geniş manayı veren hayat tarzı anlamını vermeyi kabul ediyoruz. Şöyle ki: Medeniyet demek hayat tarzı demektir. Yalnız hayat kelimesini en geniş anlamıyla almalıdır. Hayatın bütün boyutlarını maddi ve manevi bütün işlerini o kavram içine almalıdır. O halde medeniyet, düşünüş ve araştırma tarzından başlayarak giyinme şekline kadar hayatın bütün yansımalarını içine alır. İşte medeniyet bu manada alındığı hâlde medenî insan cemiyetlerinin başlıca üç tarz-ı hayat veya üç ʻmedeniyetʼ arasında sınıflandırıldığını görürüz: Tabiî bu taksim mutlak değildir. Muhtelif medeniyetler arasında birer Çin Seddi gibi duvarlar olduğunu düşünmek doğru olamaz. Aralarında aşağıda görüleceği yönüyle birçok temaslar iç içe geçmeler, karşılıklı münasebetler mevcuttur. Taksim ve tasnif yalnız ana hatlara, görünür özelliklere bir medeniyetin kendi sistemine dair özel örneklere aittir. Şimdi bu üç medeniyetten ihtiva ettikleri insan nüfusunun adedi bakımından en mühimi Budda-Brahma medeniyetidir ki, tahminen sekiz yüz milyonluk büyük bir topluluğu içine alır. Ve kapsadığı alan Hindistan, Hind-i Çini, Çin, Kore, Japonya dır. Yine aynı açıdan ikinci derecede mühimi garp veya Avrupa medeniyetidir ki, Avrupa, Amerika, Avusturalya yı ihtiva eder. Gerek târih gerek nüfus adedi itibârıyla en sonuncusu da İslam medeniyetidir ki, Afrika yı hemen tamamını ve Asya ile Avrupa nın bir kısmını içine alır. Bu muhtelif medeniyet zümrelerinden herhangi birisinin kapsadığı sahaya dikkatlice bakıldığı zaman, içine almış olduğu kavimlerin çokluğuna, kan, cins, renk ve lisan ihtilaflarına rağmen bazı müşterek ve genel özelliklerin mevcut olduğu görülür. İşte bu müşterek özellikler o medeniyetin esasını, ruhunu, mahiyetini oluşturur. Onu başkalarından ayırır. Mesela sıradan bir insan İstanbul dan kalkıp Marakeş e, El- cezire ye, Kahire ye, Mekke ye, Şam a, Bakü ye, Tahran a, Şiraz a, Kâbil e, Lahur a, Kelkite ye ve Semerkand a gitse bu şehirlerin hiçbirinde kendini tamamen yabancı hissetmez. Hiç olmazsa yanı başındaki Sofya, Atina vesaire deki kadar kendini başka bir muhitte, başka bir iklimde görmez. Kendini az çok alışmış olduğu levhalar ve şekiller, hareketler ve tavırlar arasında görür. İnsanların giyiniş tarzları, geçim şekilleri, adet ve alışkanlıkları az çok onun kendi evinde alıştıklarına benzer. Aynı sarık, aynı aba, kadınlarda aynı kapalılık hali, aynı camiler, ibadetler, aynı ezan, aynı dualar vesaire. Bu benzerlik yalnız görünüşte kalmaz. İçe, hayatın iç tarafına, insanların ruh hallerine anlayış tarzlarına, zihniyetlerine kadar varır. Hatta bununla da kalmaz, daha ileri varır: Zihniyetlere, zekalara, zekayı ilgilendiren konulara kadar uzanır! sıradan bir İstanbul-
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 115 lu sıradan bir Marakeşli yi, bir Kâbilli yi bir Kelkiteli yi kendi gibi düşünür. Kendini meşgul eden konularla ilgilenir, onları aynı şekilde anlar ve görür. Diğer medeniyet zümrelerine mensup olanlar arasında da aynı durum mevcut olur. Mesela bir Romalı, Paris te, Viyana da, Berlin de, Londra da, Washington da kendini öz muhitinde gibi hisseder. Aynı şekilde bir Japonyalı da Kore de, Pekin de Tibet te kendini yabancı hissetmez. İşte bir medeniyet topluluğuna mensup olan kavimler arasındaki şu genel ve ortak konulardır ki o medeniyetin esasını, iç yüzünü gösterir. Yukarıda yazıldığı şekliyle bu özelliklerin bir kısmı maddi ve diğer kısmı manevidir. Maddi kısım mesela elbiselerin şekli binaların taksimatı, ibadet ve ayinlerin yapılış şekli vesaireden ibarettir. Maddi kısım ise düşünme ve duygulara ait olduğundan alanı daha genişdir. Genel olarak denilebilir ki her medeniyetin kendine göre müşterek bir düşünce biçimi, bir zekâsı vardır. Adeta bir bilince sahiptir. Aynı şekilde her medeniyetin bir kalbi vardır, bir hissetme tarzı vardır. Ve bunun üzerine ortak bir ahlâka, bir kıymet duygusuna, müşterek bir hayır ve şer, güzellik ve çirkinlik anlayışlarına sahiptir. İslâm âlemini geziniz, ne garip hallere tesadüf edersiniz. Aralarında binlerce kilometrelik mesafe bulunan, cins, lisan ve renk bakımından bir diğerine tamamen yabancı olan ve yüzeysel bir irtibattan mahrum bulunan kavimlerin fertlerini aynı zihniyeti, aynı ruhani halleri taşıyan aynı meseleler, bahisler ile meşgul hareketler ve olaylar hakkında aynı tarz anlayışları taşır, aynı hükümleri verir görürsünüz. Güzellik ve çirkinlik, iyilik ve kötülük bunların arasında hemen aynı tarzda algılanır. Bu hal uzun ve müşterek bir bilinç faaliyetinin, müşterek bir hissediş tarzının, ortak ve genel faktörlerin birbirini takip eden etkileri ile ortaya çıkmış bir hadisedir. İslâm aleminde en faal ve etkili bir faktör olan din, müşterek olduğu gibi, bir zamanlar pek faal olan zekâ ve kalbin de muhtelif yansımaları, ortak bir ürün halini kazanıyordu. O zamanlar İslâm âleminin herhangi bir tarafında yazılmış bir eser, matbaa sanatının yokluğuna rağmen sırf el yazısı ile kaleme alınarak hayret edilecek bir süratle bütün İslam alemine yayılıyor ve birkaç ay sonra bu alemin en uzak köşelerinde okunarak fikirlerin ve hislerin birliğine vesile oluyordu! O zamanın alimleri arasındaki ilgiyi, haberleşmeyi, fikir alışverişlerini gözlemlerken hayret etmemek mümkün değildir. İbn-i Sînâ nın Orta Asya da yazdığı eserler garip bir süratle Afrika nın kuzeyinde hararetli tartışmaları gerekli kılıyor. Fas ta doğmuş, Nişabur da terbiye ve talim edilmiş olan İbn-i Sabbâh ın faaliyet sahası Suriye ve Horasan dır. Harun un, Meʼmûn un, Mahmud Gaznevî nin, Melik-şah ın, Hülâgû nun ve sonraları Emir Timur un başına İslam aleminin her tarafından alimler, edebiyatçılar toplanıp âdetâ bir tür akademi oluşturuyorlardı. Osmanlı sultanlarının sarayları, Afrika ve Asya nın en uzak köşelerinden gelmiş âlimlerin toplanma yeri idi; aslen Hîve de doğmuş birisi Anadolu da kadılık, müftülük yapıyor, Farsça ve Arapça yazılmış edebî eserler aynı hızla yayılıyor ve bütün İslâm toplumları arasında tercümanlar, eserleri kopya yolu ile çoğaltanlar, tefsirciler bulunuyor, Hâfız ın, Hayyâm ın, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî nin, Ekber Şâh ın, Ebu l-alâ nın ve bunlar gibi meşhur alim, şair ve edebiyatçıların eserlerini görmeyen, bilmeyen çok yönlü bir İslâm düşünürüne rastlanmıyor. İşte bu müşterek din, bu ortak zihin ve kalp faaliyetidir ki, bütün bu âlemin zihniyetini, anlayış tarzını, duygularını, kalplerini birleştirmiştir. Her nereye gitseniz aynı tarz düşünce ve hissiyata, aynı zihniyete, kafa ve kalbin aynı metot ve kural üzerine hareket ettiklerine rastlarsınız. Avrupa ve garp medeniyeti de aynı durumdadır; bu gün en az üç Avrupa dilini -Fransızca yı, İngilizce yi, Almanca yı- bilmeyen ciddî bir alim ve edebiyatçıya kolayca tesadüf edilemez. Bunlar zaten müşterek olan ve Avrupa medeniyetini oluşturan eski Yunan ve Latince yi de erken yaşlarda öğreniyorlar. Bir zamanlar bu iki dil İslâm âleminde Arapça ve Farsça olduğu gibi, Batı dünyasında ortak ilim ve yazı diliydi.
116 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Yukarıda medeniyetlerin kalp ve zihinleri namıyla ile bahsettiğimiz konular, işte bu ortak ve genel esasların tesirleri ile ortaya çıkmıştır. Bu suretle aynı medeniyet topluluğunu aynı kafa ile düşünür, aynı kalp ile hisseder, aynı manevî unsurlar ile hazırlanmış görüyoruz. Şimdi bu medeniyetlerin ve zayıf kalan karşılıklarının durumundan söz ederken, bunlardan birisinin, yani garp medeniyetinin galip ve diğer ikisinin de yani İslâm ve Buda- Brahma medeniyetlerinin mağlup konumunda olduklarını görüyoruz. Evet! Bu mağlubiyeti itiraf etmek zorunda kaldığımızdan biz de çok üzüntülüyüz. Fakat bunu bir kere açık ve kesin bir biçimde itiraf etmelidir. Biz de halen kelimeler ile oynayarak gerçeği görmemekten hoşlanan körler vardır. Fakat güneş gibi açık bir hadiseyi inkâr etmek, ahmaklığı ispat etmektir. Artık bu ahmaklıktan yakayı kurtarmalıdır. Mağlubiyet iki türlüdür: maddi ve manevi! Maddi mağlubiyet o kadar kesin ve açıktır ki, artık hepimizin beynimize kadar zannederim girdi! Mağlûbiyetin bu kısmı bu gün değil üç yüz seneden beri başlamıştır. İslâm toplumları biri diğerini takip eden patırtılı bir şekilde düşmekte ve mahvolmaktadır. Birçok müstakil İslâm hükümetlerinden tek bir tanesi bu gün kendini koruyamadı. İslamiyet in son sağlam kalesi olan Osmanlılık da bu günkü perişan hale düştü. Artık bu kadar düşüş ve harap oluş inkâr olunacak durumda değildir. Bütün bu enkazlar, bu perişanlıklar şüphe yok ki garp medeniyeti ile olan mücadelenin doğrudan doğruya sonucudur. Manevi mağlubiyete gelince, maddi mağlubiyet kadar açık değilse de, bir düşünür için o derecede gerçektir. Mağlûbiyet nedir? Başkasının şahsiyetini kabul ve iradesine tabi olmak değil midir? Bu kabulleniş ve bağlılık, ister hür iradesiyle olsun, ister zorla olsun, mağlubiyettir. Bu nokta-i nazardan gerek İslâm ve gerek Budda-Brahma medeniyeti mağlupturlar, garp medeniyetinin şahsiyet ve özelliklerini kabul, onun isteklerine uymak mecburiyetindedirler. Gerek Müslümanlar ve gerek sarı ırk muhiti, elbiselerinden ve evlerinin döşemeleri gibi hayatın maddi görüntülerinden başlayarak edebiyat ve musiki gibi manevi konuların en alışık köşelerine kadar, Avrupa modellerini taklit etmektedirler. Hele sosyal, siyasî, fennî, eğitim-öğretim kurumlarında, Avrupa nın bütün bütün öğrencisidirler. Bu taklit, bu kazanım, bazen isteyerek ise de bazen de zorunluluktandır. Japonya Avrupalılaşmak için içeride ne kadar sarsıntılar geçirdi. Çin ile Osmanlılığa gelince, aynı işlerin yapılması bu memleketlerin bünyelerini bile sarstı. Avrupa doğrudan doğruya bunları bu işleri yapmaya zorlamıyor ise de, düşünürler ve devlet adamları onsuz yaşamanın imkânı olmadığını takdir ediyorlar ve bunun üzerine bütün vücudu sarsmak bahasına olsun onu yapmakta tereddüt etmiyorlardı. Bu mağlûbiyet değil de nedir? Bu gün Asya toplumlarının hepsine bakınız; her tarafta iki akımın bir diğeri ile mücadelesini görürsünüz. Mahalli, eski, geleneksel medeniyetle Avrupa medeniyeti taraftarları çarpışıyorlar, bir ölüm kalım mücadelesidir gidiyor! Ağaoğlu Ahmed Üç Medeniyet den
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 117 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri قارء بارز شامل واسع مالك حائز عامل حاصل قابل عالم غالب تابع داخل Kâriʼ Bâriz Şâmil Vâsiʻ Mâlik Hâʼiz Âmil Hâsıl Kâbil Âlim Gâlib Tâbiʻ Dâhil Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller مفهوم موجود مستور منظوم محروم محصول موضوع مشغول منسوب مغلوب معروز Mefhûm Mevcûd Mestûr Manzûm Mahrûm Mahsûl Mevzûʻ Meşgûl Mensûb Mağlûb Mağrûr Fâʻil vezninde Mefʻûl vezninde Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: ادراك اسالم امعان اشغال انكار اثبات اجبار امكان İdrâk İslâm İmʻân İşgâl İnkâr İsbât İcbâr İmkân İfʻâl bâbı
118 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I تعبير تثبيت تعيني تعريف تقسيم تصنيف تخمني تشكيل متييز توحيد تسويد تقليد مخابره مشاهده مناقشه محافظه مجادله تفهم جتسس تفكر تلبس تصور حتسس تداخل تصادف تظاهر احتوا اعتبار اختالف اشتغال ارتباط انتشار اعتراف اختيار اجتماع اكتساب التزام Taʻbîr Tesbît Taʻyîn Taʻrîf Taksîm Tasnîf Tef ʻîl bâbı Tahmîn Teşkîl Temyîz Tevhîd Tesvîd Taklîd Muhâbere Müşâhede Münâkaşa Mufâʻale bâbı Muhâfaza Mücâdele Tefehhüm Tecessüs Tefekkür Tef aʻʻul bâbı Telebbüs Tasavvur Tehassüs Tedâhul Tesâdüf Tef âʻul bâbı Tezâhür İhtivâʼ İʻtibâr İhtilâf İştigâl İrtibât İntişâr İftiʻâl bâbı İʻtirâf İhtiyâr İctimâʻ İktisâb İltizâm İstiʻmâl İstifʻâl bâbı استعمال Mezîdünfih İsm-i Fâ il مؤثر مفسر مقلد Müʼessir Müfessir Mukallid Tef ʻîl bâbı ism-i fâʻil
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 119 موافق Muvâfık مشابه Müşâbih Mufâʻale bâbı ism-i fâʻil متفكر Mütefekkir متأثر Müteʼessir Tef aʻʻul bâbı ism-i fâʻil متقابل Mütekâbil متعاقب Müteʻâkıb Tef âʻul bâbı ism-i fâʻil موجب Mûcib İfʻâl bâbı ilâlde ism-i fâʻil مختلف Muhtelif İftiʻâl bâbı ism-i fâʻil منقسم Münkasım İnfiʻâl bâbı ism-i fâʻil Mezîdünfih İsm-i Mefʻûl مجرد Mücerred محقق Muhakkak مشرف Müşerref Tef ʻîl bâbı ism-i mefʻûl مجهز Mücehhez مؤسس Müʼesses مشترك Müşterek İftiʻâl bâbı ism-i mefʻûl مستحكم Müstahkem İstifʻâl bâbı ism-i mefʻûl Cem -i mü ennes: جتليات تقسيمات حادثات تظاهرات تفريشات حصوصات Tecelliyât Taksîmât Hâdisât Tezâhürât Tefrîşât Husûsât (-ât eki ile) Cem -i mükesser: اقوام Akvâm اخالق Ahlâk افعال Efʻâl Ef âl vezni ile افكار Efkâr ظواهر Zevâhir Fevâʻil vezni ile خطوط Hutût Fuʻûl vezni ile ادبا Üdebâ شعرا Şuʻarâ Fuʻalâ vezni ile علما Ulemâ مشاهر Meşâhir Mefâʻil vezni ile Arapça tamlamalar على العاده على العموم Ale l-âde Ale l-umûm Kamerî tamlama
120 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Tenvînler صراحتا Sarâhaten Üstünlü tenvin تخمينا Tahmînen Üstünlü tenvin رغما Rağmen Üstünlü tenvin İsm-i mekânlar مجمع Mecmaʻ Mefʻal vezni مطبعه Matbaʻa Mefʻale vezni موقع Mevkiʻ Mefʻil vezni ال شك الشبهه Lâ-şekk Lâ-şübhe Arapça olumsuzluk eki (Lâ) مشرب Meşreb (Mefʻal) Mimli masdar مدنيت Medeniyet Mecʻûl masdar مترجم Mütercim Mücerred Rubâʻî masdarın ism-i fâʻili B-Farsça Yapılar: Farsça tamlamalar طرز حيات Tarz-ı hayât جمعيت بشريه Cemʻiyyet-i beşeriyye سد چني Sedd-i Çin خطوط اساسيه Hutût-ı esâsiyye صورت اجرا Sûret-i icrâ نفوس بشر Nüfûs-ı beşer هند چني Hind-i Çin نظر امعان Nazar-ı imʻân احوال روحيه Ahvâl-i rûhiyye مشاهير علما Meşâhir-i ulemâ İzâfet kesresi فعاليت دماغيه Faʻaliyet-i dimâğiyye طرز تلقى Tarz-ı hayât لسان اسالم Lisân-ı İslâm نقل مقال Nakl-i mekân عدم موجوديت Adem-i mevcûdiyyet علم اسالم İlm-i İslâm حال پريشان Hâl-i perîşân عطف نظر Atf-ı nazar سؤ تفهم Sûʼ-i tefehhüm كافۀ جتليات Kâffe-i tecelliyât نقطۀ نظر Nokta-i nazar هواى نسيمى Hevâ-yı nesîmî İzâfet Y si حيرت بخش Hayret-bahş Kesik izâfet İzâfet hemzesi
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 121 Farsça ön ve son eklerle türetilen kelimeler جوالنكاه Cevelân-gâh Farsça son eklerden gâh kullanılmış طرفدار Taraf-dâr Farsça son eklerden dâr kullanılmış سياسى Siyâsî Aidiyet eki y kullanılmış Metinde geçen aşağıdaki cümleleri inceleyerek: İslâm âlemini geziniz, ne garîb hâllere tesâdüf edersiniz. Aralarında binlerce kilometroluk mesâfe bulunan, cins, lisan ve renk iʻtibârıyla yek-diğerine tamâmen yabancı olan ve sathî bir irtibâtdan mahrûm bulunan kavimlerin ferdlerini aynı zihniyeti, aynı ahvâl-i rûhâniyyeyi hâ iz aynı mes eleler, bahisler ile meşgûl efʻâl ve hâdisât hakkında aynı tarz telakkîler taşır, aynı hükümler verir görürsünüz. Güzellik ve çirkinlik, eyilik ve kötülük bunların arasında hemen aynı tarzda telakkî olunur. Bu hâl uzun ve müşterek bir faʻaliyet-i dimâğiyyenin, müşterek bir tahassüs tarzının, müşterek ve umûmî âmillerin mütemâdî teʼsîrleri ile hâsıl olmuş bir hâdisedir a) Arapça mezîdünfih masdarları ve vezinlerini yazın. b) Arapça sülâsî mücerred masdarları ve vezinlerini yazın. c) Arapça ism-i fâilleri ve ism-i mef ûlleri gösterin. d) Metinde geçen cem -i müennes kelimeyi bulun. 2
122 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.3.1 Gazete Örnekleri:- Cerîde-i Havâdis, (Sene 1256, 9/23)
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 123 GAZETE ÖRNEKLERİ: CERÎDE-İ HAVÂDİS (SENE 1256 9/23) /3.3.1/ Havâdisât-ı Dâhiliyye Devlet-i aliyye vapurlarından Tâʼir-i Bahrî işbu Şaʻbân-ı şerîfin yirmi ikisi olan dünkü Pazar günü Beyrut dan gelmekle getürdüğü havâdis-i hayriyye herkesin memnûniyyetini mûcib olacak şeyʼ olup, aleʼl-acele ifâdesi lâzım geldiğinden evvelki gün çıkarılan dokuzuncu numero Cerîde-i Havâdis e ilâve olarak kemâl-i meserret üzere beyân olunur. Şaʻbân-ı şerîfin on ikinci günü Süleyman Paşa Beyrut a gelüp girmiş ve irtesi günü Devlet-i Aliyye ve düvel-i müttefika askeri Süleyman Paşa üzerine hareket ve hücum ettiklerinde ol kadar acele ile kaçmışdır ki, yanında ancak iki nefer zâbit bulunmuşdur. Mısır askeri mukaddem Beyrut dan kaçdıklarından sonra bir daha gelüp içeru girmemeleri içün Beyrut ahâlîsi kalʻanın harâb olan dîvarlarını taʻmîr itmişler ve gelüp muhâfaza itmeleri içün Devlet-i Aliyye askerini dahi daʻvet eylemişlerdir. İşte Mısır ın Berru ş-şam ahâlîsine olan zulmü ne derecelerde olduğu ve ahâlînin andan nefretle Devlet-i Aliyye tarafına ne mertebe meyl ve muhabbetleri bulunduğu bundan dahi anlaşılmışdır. Bu defʻa Beyrut Kalʻası içinde bir büyük lağım bulunup içerüsünde olan barutu çıkarırlar iken bir parça barut ateş almış ve bir İngiltere oficiyali ile iki nefer İngilterelü gemici zâyiʻ olmuşdur. Beyrut u bu vechile zabt itdiklerinden sonra Coney tarafında olan Ordu-yı hümâyûn dahi Beyrut a gelmişdir. Beyrut a yakın ve gâyet metîn bir mahalde üç bin seçilmiş ve güzîde askerle İbrahim Paşa nın oturduğu haber alınup Şaʻbân ın on dördüncü günü üzerine hücûm olunmağa karar verildiğinden Selim Paşa kumandasında olan dört bin asker ve İngiltere Cenerali Cokoms ile berâber ve İskenderiye de İngiltere nin baş konsolosu olup ablukada kalkup bu defʻa buraya gelen Hoces dahi askerîden mîr-âlây olmağla ânın kumandasında da Berru ş-şam ın dört yüz nefer dağlı askeri olarak İbrahim Paşa nın üzerine vardıklarında ol kadar şiddetlü hamle ve hücûm etmişlerdir ki Mısır askeri her ne kadar dayanup durmağa çalışmışlar ise de bir dürlü muktedir olamayup az vakitde bozulup telef ve mecrûh ve perîşân olmuş ve bin neferi esîr alınmışdır. Bu kavgadan İbrahim Paşa iki yüz kadar atlu ve fakat iki zâbit ile kaçup kendiye mahsûs olan ser-askerlik bayrağı ve yirmi kıtʻa top ve ordusu takımıyla Devlet-i Aliyye askerinin eline girmişdir. Ve Mîr Kasım kendinin ve dağlu olarak bir çok atlu ile İbrahim Paşa nın ardına düşüp gitmiş olduğundan ve dağlu bütün bütün İbrahim Paşa nın aleyhine ayaklanmış bulunduğundan önü ve her tarafı bağlu olmağla beher-hâl tutulması ihtimâldir. Devlet-i Aliyye askerinin şecâʻat ve cesâreti ziyâde medh olunup bâ-husûs Selim Paşa nın gayret ve dirâyeti İngiltere oficiyallerinin indinde pek makbûl olup hüsn-i hareketi ise asker beyninde ittihâd ve itmiʼnânı mûcib olmuşdur. Bu kavgada Devlet-i Aliyye askerinden yedi âdem zâyiʻ ve otuz kırk kadar ancak mecrûh olmağla bu galebenin ferahından askerî ellerinde olan tüfengleri boşaltdıklarından ser-askerleri İzzet Paşa dahi atın önünden tabancasını çeküp âteş itmiş ise de patlamamağla içine işlemedi zann idüp yerine kor iken âteş aldığından kurşunu ayağına dokanmış ise de yarası cüzʼî olup tehlikelü şey değildir. Günden güne Mısır askerinin firârîsi çoğalmış ve şimdiye kadar Mısır askerinden mecrûh ve telef olan ve firâr iden yirmi bini geçmişdir. Şaʻbân ın on beşinci günü sekiz yüz âdemle Mîr Beşir Sayda ya gelüp Ordu-yı hümâyûna dâhil olmağla, Devlet-i Aliyye ye sadâkat üzre hıdmet ideceği maʻlûm olmuşdur. Akdemce taraf-ı Devlet-i Aliyye den alınmış olan Sayda kalʻasına ol sûretde istihkâm virilmişdir ki, Mısır tarafından otuz bin asker dahi hücûm itse bile bir şey idemiyecekleri âşikârdır. Tâir-i Bahrî çıkdığı vakitde İngilterelü Komador Napir bir kapak kaldırır cenk gemisi ve birkaç vapur ile Trablusşam üzerine gitmek üzere olduğunu haber virmekle Trablusşam dahi alındığı takdirce Akka dan başka Berru ş-şam ın sâhili olan cemiʻ kalʻalarda olmuş olur. İbrahim Paşa nın ser-askerlik bayrağı ile esîr olan asâkirden yüz yirmi nefer Mısır zâbitânını Tâir-i Bahrî getürmüş ve nice binler ile esîr olan asâkir-i Mısriyye dahi gelmek üzre yolda idüğü haberi gelmişdir. İşte Mısır ın ser-askeri dahi bozuldu. Ve kuvvet-i askeriyesi ise gitdikçe zâʼil oldu. Gayri bundan sonra inşaallahü Teʻâlâ İbrahim Paşa nın tutulduğu ve Berru ş-şam ın baştan başa istîlâ olunduğu havâdis-i pürmeserretiyle yakında cerîdemize zînet verilmesini lutf-i hudâdan meʼmûl ideriz.
124 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.3.4
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 125 Metin 3.3.3
126 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 3.3.2
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 127 GAZETE ÖRNEKLERİ:- HAYAT- /3.3.2/Tarih Musâhabesi Dâmâd İbrahim Paşa Baltacı Mehmed Paşa Hakkında Yeni Vesikalar 1134 senesinde müneccim başı olan İstanbullu Mustafa Zeki Efendi nin, garîb olduğu kadar şâyân-ı dikkat bir mecmûʻası vardır. Evzâʻ-ı kevâkibin hâdisât-ı kevniyye ile münâsebâtını isbât ve îzâh itmek gibi garîb bir maksadla vücûda getirilen bu seksen sahîfelik risâlede, müʼellifin bi z-zât gördüğü yâhûd pek yakından bildiği bir takım mühim târihî hâdiseler hakkında işitilmemiş tafsîlâta tesâdüf olunuyor. Vezîr-i aʻzam Ali Paşa nâmına ithâf edilmiş olmakla berâber Dâmâd İbrahim Paşa mensûbîninden olan müʼellif, eski efendisi hakkında her vesîle ile medhiyeler îrâdından geri durmamakdadır: [1136 senesi Ramazânının yirmi dördüncü gicesi bu fakîrin tâliʻ-i tahvîl-i sâl-i ömrü bir sûret üzre bulunup sâhib-i sânî tâliʻde ve müşteri-yi sânîde selîm bulunmuşdu. Ol sene merhûm ve mağfûrun-leh Sadr-ı aʻzam İbrahim Paşa bu fakîre bir mertebe ihsân iderdi kim, her gördükçe on ve on beş altun virir idi. Hattâ o mertebeye vardı kim, görünmeğe hicâb ider oldum.] /3.3.3/ Târihin bir çok karanlık, küçük lâkin baʻzan pek mühim noktalarını tenvîr eden bu gibi perâkende vesîkaların ehemmiyetinden dâʼimâ bahsi derim. Hattâ Dâmâd İbrahim Paşa ya âʼid bu gibi baʻzı vesîkaları yine bu sütunlarda neşr itmişdim. İmparatorluk târihinin mühim bir sîmâsı olan İbrahim Paşa ile meşhûr Baltacı Mehmed Paşa hakkında Mustafa Zeki Efendi nin risâlesindeki baʻzı maʻlûmatı, târihimizin bu mühim safhasıyla alâkadâr olanların nazar-ı dikkatine arz ideceğim. Müʼellifin İbrahim Paşa lütuf-dîdelerinden olması, mütâlaʻâtının az çok taraf-gîrâne bir mâhiyet almasını mûcib olabileceği iddiʻâ idilse bile, eserin, müşârun-ileyhin şehâdetinden sonra yaʻni artık kendisinden hiçbir şey beklenemeyeceği bir zamanda yazıldığı düşünülünce, bu iddiʻânın büyük bir kıymeti olamayacağı kendi kendine tezâhür ider. Ondan başka, İbrahim Paşa hakkında vaktiyle neşr itdiğimiz vesîkalar da, Mustafa Zeki Efendi nin virdiği maʻlûmât ile tamâmen tetâbuk itmekdedir. Baltacı hakkındaki fıkra da onun mâhiyetini göstermek iʻtibârıyla pek maʻnidârdır. Mustafa Zeki Efendi İbrahim Paşa nın kâʼim-makâmlığı, sadâreti ve nihâyet tâliʻinin tebeddülü esbâbını ahkâm-ı nücûmdan istihrâc iderek bu husûsda üç cedvel de tertîb /3.3.4/ itdikden sonra, müşârun-ileyhin şahsiyyet-i maʻneviyyesini ve kendisine karşı iltifâtlarını ayrıca tasvîr idiyor ki, asıl mühim olan cihet budur: [On üç sene-i şemsîyye kadar zamân-ı vezâretleri mümted olup devlet-i pâdişâh-ı rûy-i zemînde arîz u amîk vezâret sürdüler. Merhûm-ı mebrûrun hısâl-i hamîde ve sıfat-ı mahmûdesinin haddi yokdu. Keremde Berâmeke yi fersah fersah geçüp reʼy ve tedbîrinde Aristo-pesend idi. Her Ramazan da ednâ mertebe münâsebeti olanlara îdiye boğça virir idi. Vüzerâ ve ulemâ ve aʻyân-ı devlete virdiğinden mâʻadâ, geşt ü güzâr-ı deşt ve deryâ itdikde rast geldiği fukarâya altun iʻtâ iderdi ] İşte târih nokta-i nazarından pek mühim olan şu birkaç fıkra, Mustafa Zeki Efendi nin risâlesinden bi l-hâssa on ikinci asır tedkîkâtı içün ne kadar istifâde idilebileceğini göstermiştir sanırız. Bu gibi tâlî mâhiyetde husûsî vesîkaların, baʻzan meçhûl bir mesʼeleyi, târihî bir muʻammâyı, vakʻa-nüvis eserlerinden ve dîvân kayıtlarından daha iyi hal itdiği nâdir değildir. Bu nokta-i nazardan, târih mütetebbiʻleri bu cins eserlere de lüzûmu derecesinde ehemmiyet virmek mecbûriyyetindedirler. Köprülü-zâde Mehmed Fuad, İstanbul Dâru l-fünûn unda Türk Edebiyatı Tarihi müderrisi
128 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Cerîde-i Havâdis e Ait Sözlük İttihâd: احتاد Birleşme, bir olma İstihkâm: Metin ve sağlam olmak استحكام Âşikâr: Açık, belli اشكار İtmînân: Emin olma, emniyet اطمينان Akdem: Önce اقدم Bâ-husûs: Özellikle باخصوص Bâriz: بارز Zâhir, ayan, âşikâr. Bahr: بحر Deniz Tefekkür : Her biri بهر Cerîde: Gazete جريده Cüzʼî: جزئ Az Hüsn: حسن Güzellik Havâdis: Olaylar, hadiseler حوادث Hudâ: خدا Allah Dirâyet: Zekâ, malumat, beceriklilik درايت Düvel: دول Devletler Zâʼil: زائل Sona eren, geçen Ziyâde: زياده Fazla, artma Zînet: زينت Bezek, süs Şecâʻat: Yiğitlik, cesaret شجاعت Tâʼir: Uçan, uçucu, kuş طائر Asâkir: Askerler عساكر İndinde: Yanında عندنده Galebe: Galip gelme غلبه : Kâffeكافۀ Kifâyet eden, elveren, yetişen. Güzîde: Seçkin كزيده Kemâl: Tamlık, mükemmellik كمال Lutf: لطف Kerem, ihsan, iyilik Lağım: لغم Üstülü örtülü hendek Meʼmûl: Arzu edilen مأمول Müttefik: Birlik, birleşmiş متفق Metîn: متني Geniş, enli, bol. Mecrûh: Yaralı مجروح Meserret: Sevinç مسرت Muktedir: Güçlü, kuvvetli مقتدر Mukaddem: Önce مقدم Mûcib: Gerektiren, davet eden موجب Meyl: ميل Yönelme Hayat Mecmuası na Ait Sözlük İthâf: احتاف Ahkâm: احكام Ednâ: ادنى Esbâb: اسباب İstihrâc: استخراج İʻtâ: اعطا Evzâʻ: اوضاع Îrâd: ايراد Sunma Hükümler Aşağı mertebe Sebepler Çıkarma Vermek Vaziyet, durumlar Getirme, nakletme
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 129 Pesend: پسند : Tâlî تالى Tebeddül: تبدل Tahvîl: حتويل Tedkîkât: تدقيقات Tasvîr: تصوير Tetâbuk: تطابق Tezâhür: تظاهر Tafsîlât: تفصيالت Tenvîr: تنوير Sânî: ثانى Cihet: جهت Hâdisât: حادثات Hicâb: حجاب Hamîde: حميده Hısâl: خصال Deşt: دشت Reʼy: رأى zemîn: Rûy-i روى زمني Sâl: سال Şâyân: شايان Şehâdet: شهادت ʻ: Tâli طالع Taraf-gîr: طرفكير Arîz: عريض Amîk: عميق Îdiye: عيديه Kerem: كرم güzâr: Geşt ü كشت و كزار Kevâkib: كواكب Kevn: كون Lutf-dîde: لطفديده Müʼellif: مؤلف Mâhiyet: ماهيت Mebrûr: مبرور Mütetebbiʻ: متتبع Mahmûde: محموده Müşârun-ileyh: مشاراليه Müşteri: مشترى Musâhabe: مصاحبه Mutâlaʻât: مطالعات Muʻammâ: معما Maʻnîdâr: معنيدار Mağfûr: مغفور Mümted: ممتد Müneccim: منجم Nücûm: جنوم Neşr: نشر nazar: Nokta-i نقطۀ نظر Vezâret: وزارت Vakʻa-nüvis: وقعه نويس Beğenme, takdîr Sonradan gelen Değiştirme Değiştirme İncelemeler Canlandırma, anlatma Uyma, mutâbık olma Ortaya çıkma Detaylar, uzun uzadıya Aydınlatma İkinci Yön Olaylar Utanma Övgüye layık Hasletler, huylar Ova, sahra, çöl Görüş Yeryüzü Yıl Münâsip, lâyık Şahit olma Doğan, baht, kısmet Taraf tutan Geniş Derîn Bayramlık Cömertlik, ihsân Geçip dolaşma Yıldızlar Kâinat Gözde, ihsana kavuşan Yazan, telif eden Asıl, hakikat Makbul, hayırlı Araştıran Övülmüş Adı geçen En büyük gezegen Sohbet etme Değerlendirmeler Anlaşılmaz, muğlak Manalı Mağfirete, affa uğrayan Uzayan devam eden Yıldız bilimcisi Yıldızlar Yayma, yayınlama Bakış açısı Vezirlik Tarih yazarı
130 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metinde Geçen Terimler Sözlüğü Düvel-i Müttefika: 1882 yılında İtalya nın teşebbüsü ile Almanya, Avusturya- Macaristan ve İtalya arasında kurulan ittifaka verilen isim. Birinci dünya savaşında da devam eden bu ittifaka bağlaşıklar adı da verilmiştir. Lağım: Kaleleri düşürmek için gedik açmak veya düşman ordugahına zarar vermek amacıyla yer altına kazılan tüneller. Mîr-âlây: Zeamet sahibi, alay beyi olarak da bilinen vilayet merkezindeki jandarma komutanı. Ser-asker: Sadrazamlık göreviyle yükümlü olmayan ve Osmanlı ordusuna komutanlık eden vezirin unvanı. Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra yerine kurulan Asakir-i mansure-i Muhammediye adlı düzenli ordunun başı. Daha sonra harbiye nazırı adını almıştır. Bu makama serasker kapısı denilirdi. İstihkâm: Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa vasıtaları. Komador: Deniz filo komutanı albayına verilen isimdir. Yolcu gemisindeki en üst rütbeli kaptandır. Müneccimbaşı: Astronomi ve astroloji ile ilgili işlere bakan kurumun resmî amiri. Bir kurum olarak ortaya çıkışı II. Murad dönemine rastlar. Müneccimbaşılar ilmiye sınıfından astronomiyle uğraşanlar arasından seçilirdi. Görevleri, her yıl bir takvim ile Ramazan ayından önce oruç açma ve kapama saatlerini belirten imsakiye hazırlamaktı. Ayrıca padişahın özel işleriyle devlete ait işlerin vaktini belirlemeye yarayan ve zayiçe denilen, bir iş için en uygun saati seçme gibi astrolojiyle ilgili görevleri de vardı. II. Abdülhamid döneminde meşîhat-i İslâmiyyeye bağlanan kurum 1924 yılında başmuvakkitlik adını almıştır. Îdiye: Bayram sebebiyle devlet adamları arasında alıp verilen hediyeler ve yine bayram sebebiyle yazılan şiirler. Boğça: Devlet adamlarının hediyeleri. Aʻyân: 18. Yüzyıldan itibaren güç kazanmaya başlayan, şehir ve kasabalarda devletle halk arasında ilişkileri düzenleyen ve vergi toplayan yerel kişiler. Vakʻa-nüvîs: Devlet tarafından tarih yazmak üzere atanan resmî görevli. 17. Yüzyılın sonunda kurulmuştur. Bu görevlilerin yazdıkları vakʻa-nüvis tarihi olarak bilinir. Dîvân: Osmanlı Devleti nin, birinci ve ikinci derecedeki siyasî, idarî, askerî, şerʻî ve malî işleri ile her çeşit şikayet ve davanın görüşülüp karara bağlandığı, bu günkü hükümet kabinesine benzer teşkilat. Dârü l-fünûn: İstanbul Üniversitesi nin temelini oluşturan ve 19. Yüzyılda kurulan yüksek öğretim kurumu. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: درايت Dirâyet fi âlet Şecâʻat Cesâret fe âlet Sadâkat شجاعت جسارت صداقت كرم Kerem fa al غيرت Gayret fa let خدمت Hizmet fi let
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 131 Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri: داخل طائر ضايع ضابط زائل طالع نادر Dâhil Tâʼir Zâyiʻ Zâbit Zâʼil Tâliʻ Nâdir Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller: ممنون مجروح مخصوص مقبول معلوم مأمول مجموع مرحوم مغفور مشهور مبرور محمود مجهول Memnûn Mecrûh Mahsûs Makbûl Maʻlûm Meʼmûl Mecmûʻ Merhûm Mağfûr Meşhûr Mebrûr Mahmûd Mechûl Fâʻil vezninde Mefʻûl vezninde Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: اثبات ايضاح احتاف ايراد احسان اعطا تعمير ترتيب تصوير تقدير حتويل تدبير تنوير محافظه مناسبت İsbât Îzâh (İʻlâlde) İthâf İfʻâl bâbı Îrâd (İʻlâlde) İhsân İʻtâ Taʻmîr Tertîb Tasvîr Takdîr Tef ʻîl bâbı Tahvîl Tedbîr Tenvîr Muhâfaza Münâsebet Mufâʻale bâbı تبدل Tebeddül Tef aʻʻul bâbı تطابق تصادف تظاهر Tetâbuk Tesâdüf Tef âʻul bâbı Tezâhür
132 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I احتمال اعتبار التفات احتاد استحراج استحكام Mezîdünfih İsm-i Fâ il: İhtimâl İʻtibâr İltifât İttihâd İstihrâc İstihkâm İftiʻâl bâbı İstifʻâl bâbı مؤلف Müʼellif Tef ʻîl bâbı ism-i fâʻil متتبع Mütetebbiʻ Tef aʻʻul bâbı ism-i fâʻil مقدم Mukaddem Tef âʻul bâbı ism-i fâʻil متفق Müttefik مقتدر İftiʻâl bâbı ism-i fâʻil Muktedir موجب Mûcib İʻlâlde ism-i fâʻil Mezîdünfih İsm-i Mefʻûl: ممتد Mümtedd İftiʻâl bâbı ism-i mefʻûl محبت Muhabbet Tef eʻʻul bâbı ism-i mefʻûl Cem -i mü ennes: حوادثات حادثات مناسبات معلومات تفصيالت مطالعات تدقيقات Cem -i müzekker: Havâdisât Hâdisât Münâsebât Maʻlûmât Tafsîlât Mütâlaʻât Tedkîkât (-ât eki ile) ile) Mensûbîn (-în eki منسوبني Cem -i mükesser: اوضاع اسباب احكام اعيان عساكر كواكب وزرا علما فقرا Evzâʻ Esbâb Ahkâm Ef âl vezni ile Aʻyân Asâkir Kevâkib Fevâʻil vezni ile Vüzerâ Ulemâ Fuʻalâ vezni ile Fukarâ خصال Hısâl Fiʻâl vezni ile
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 133 Arapça tamlamalar: على العجله باخلاصه برالشام بالذات Tenvînler Ale l-acele Bi l-hâssa Berrü ş-şâm Bi z-zât Kamerî tamlama Şemsî tamlama متاما Tamâmen Üstünlü tenvin بعضا Baʻzan Üstünlü tenvin İsm-i mekânlar مسئله Mesʼele Mefʻale vezni مرتبه Mertebe Mefʻale vezni B-Farsça Yapılar: Farsça tamlamalar دولت عليه Devlet-i aliye شعبان شريف Şaʻbân-ı şerîf حوادث خيريه Havâdis-i hayriye دول متفقه Düvel-i müttefika عساكر مصريه Asâkir-i Mısriyye قوت عسكريه Kuvvet-i askeriyye İzâfet kesresi لطف خدا Lutf-ı Hudâ شايان دقت Şâyân-ı dikkat صاحب ثانى Sâhib-i sânî نظر دقت Nazar-ı dikkat احكام جنوم Ahkâm-ı nücûm جريدۀ حوادث Cerîde-i havâdis نقطۀ نظر Nokta-i nazar İzâfet hemzesi اوردوى همايون Ordu-yı hümâyûn İzâfet Y si مير االى Mir-alây سرعسكر Ser-asker بهر حال Beher-hâl Kesik izâfet لطف ديده Lutf-dîde وقعه نويس Vakʻa-nüvîs طرف دولت عليه Taraf-ı devlet-i aliyye پادشاه روى زمني Pâdişâh-ı rûy-i zemîn Zincirleme tamlama
134 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Farsça ön ve son eklerle türetilen kelimeler Bâ-husûs Ön eklerden bâ kullanılmış باخصوص عالقه دار معنيدار Alâka-dâr Maʻnidâr Son eklerden dâr kullanılmış طرفكيرانه Taraf-gîr-âne Son eklerden gîr ve âne kullanılmış Zâbitân Farsça ân çoğul eki ضابطان 3 a) Metinde geçen aşağıdaki paragraftan ne anladığınızı yazınız. İşte târih nokta-i nazarından pek mühim olan şu birkaç fıkra, Mustafa Zeki Efendi nin risâlesinden bi l-hâssa on ikinci asır tedkîkâtı içün ne kadar istifâde idilebileceğini göstermiştir sanırız. Bu gibi tâlî mâhiyetde husûsî vesîkaların, ba zan meçhûl bir mes eleyi, târihî bir mu ammâyı, vak a-nüvis eserlerinden ve dîvân kayıtlarından daha iyi hal itdiği nâdir değildir. b) Yukarıdaki paragrafta geçen Arapça ve Farsça tamlamaları türleriyle beraber yazınız. c) Yukarıdaki paragrafta geçen ism-i fail ve ism-i meful kalıbında yazılmış kelimeleri bulunuz.
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 135 Özet 1 2 XVIII.-XX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini açıklayabilmek Bu ünitede işlenen parçalar XVIII.-XX. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin genel dil yapısını gösterecek eser ve gazetelerden seçilmiştir. Görüldüğü üzere Arapça ve Farsça kelimelerin sıklıkla kullanıldığı metinler günümüz Türkçesinden hayli uzaktır. Matbu metinleri doğru ve hızlı okuyabilmek Bu üniteye alınan metinlerin bazıları konuları bakımından Osmanlı Devleti nin Tanzimat öncesi dönemlerine aittir. Fakat yazma eserler dikkate alınarak son devirde matbaada yeniden dizilip yayınlanmış şekilleri ünitede kullanılmıştır. Bu üniteyi tamamladıktan sonra bir yandan matbaada basılmış eserleri daha iyi okuma becerisi kazanırken, diğer taraftan XVIII. Yüzyıldan itibaren Osmanlı tarihinde gezinti yapmış olacaksınız. 3 4 Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznenizi geliştirebilmek Parçalarda geçen, anlamını bilmediğiniz kelimelerin anlamları her parçanın ardına eklenmiş küçük sözlükte yer almaktadır. Bu sözlük eşliğinde parçaları okumanız kelime dağarcığınızın zenginleşmesini sağlayacaktır. Ardından gelen metin sadeleştirilmesi kısmını da incelemeniz, bu kelimelerin metinde hangi anlamda kullanıldığını anlamanıza yardımcı olacaktır. Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını metin içinde belirleyebilmek Her ünitenin sonuna eklenen dilbilgisi kısmı, parçadaki Arapça ve Farsça temel dilbilgisi unsurlarını gösterip açıklamaktadır. Bu unsurların daha ayrıntılı şeklini geçen sene öğrenmiştiniz. Bu parçalarda gösterilen dilbilgisi unsurları, onların parçalarda nasıl kullanıldığını hatırlatmak ve parçaların daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacını taşımaktadır. Bu bölümleri dikkatli bir şekilde incelemeniz sizin parça içerisindeki yapıları daha iyi tanımanızı sağlayacaktır.
136 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım 1. Hicâb kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? a. Sevinme, mutlu olma b. Doğruluk, dürüstlük c. Utanma, mahçubiyet duyma d. Söz verme e. Dikkate alma, değerlendirme 2. Derin anlamını taşıyan kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. Hısâl b. Kemâl c. Kasîr d. Bâriz e. Amîk 3. Sınıflandırma, sınıflara ayırma anlamını karşılayan kelime aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde vardır? a. Mebrûr - câlib - kerîh b. Tahkîr - tezevvüc - ihsân c. Mesrûr - tasnîf - eytâm d. Teskîn - cevelân - kalb e. Cerh - katl intişâr 4. Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yere anlam bütünlüğünü sağlamak için getirilebilecek en uygun kelime hangisidir? Gurre-i Şa bânda altmış pâre Kazak şaykası Misivri altına olup Ahyolu üzerine üzerine varup iskelesini ihrâk ve gârât itdikleri haberi vârid oldu. a. Cem b. Vürûd c. Kevkeb d. Vakt e. Azîmet 5. Aşağıdaki kelime-anlam eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır? a. İhrâk: Yakma b. Gârât: Yağmalamalar c. Balkan: Dağ d. Cihet: Yeryüzü e. Sa ab: Zor, çetin 6. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde cem -i müzekker kelime vardır? a. Evlâd - tâlih - mücâhidîn b. Fukarâ - emti a - evrâk c. Duhûl - tarafeyn - şâhân d. Nüfûz - isbât - feyyâz e. Devleteyn - zürefâ teslîm 7. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde ism-i mef ûl vardır? a. Zâlim - huddâm - şeref b. Mevcûd - irtişa - münbit c. Tasavvur - cühelâ - merd d. Hüküm - nâdim - ferâset e. Eytâm - mekteb cevelân 8. Aşağıdaki kelimelerden hangisi ism-i fâ il değildir? a. Sâlih b. Mükrim c. Âşık d. Müteşekkir e. Mezkûr 9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi Farsça çoğul gurubuna girer? a. Ef âl b. Mu allimîn c. Zâbitân d. Ta lîmât e. Cühelâ 10. Aşağıdaki kelimelerden hangisi Arapça cem -i mükesser fevâ il veznine uygundur? a. Levâzım b. Merâsim c. Esbâb d. Vüzerâ e. Mekâtib
3. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-III 137 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. c Yanıtınız doğru değilse sözlükten hicâb kelimesine bakınız. 2. e Yanıtınız doğru değilse sözlükten amîk kelimesine bakınız. 3. c Yanıtınız doğru değilse sözlükten tasnîf kelimesine bakınız. 4. a Yanıtınız doğru değilse sözlükten cem kelimesine bakınız. 5. d Yanıtınız doğru değilse sözlükten cihet kelimesine bakınız. 6. a Yanıtınız doğru değilse Na îmâ Tarihi adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 7. b Yanıtınız doğru değilse Üç Medeniyet adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 8. e Yanıtınız doğru değilse parçaların dilbilgisi kısmına bakınız. 9. c Yanıtınız doğru değilse Gazeteler adlı bölümün dilbilgisi kısmına bakınız. 10. a Yanıtınız doğru değilse Na îmâ Tarihi adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 a) Adı geçen ayın yirmisinde Tunca Köprüsü nde toplanma emri duyurulup, yirmi dördünde yeniçeriler hareket edip yirmi altıncı günü Yanbolu tarafına gidildi. Yolda şiddetli yağış münasebetiyle dört yerde mola verilerek Yanbolu ya varıldı. b) Melâ în: Arapça cem -i müzekker, müfred yani tekil hali mel ûn. c) İhrâk: mezîdünfîh sülâsî masdarlardan if âl bâbı d) Levâzım: Arapça cem -i mükesser fevâ il vezni Kıtâl: Arapça cem -i mükesser fi âl vezni Küffâr: Arapça cem -i mükesser fu âl vezni Kefere: Arapça cem -i mükesser fe ale vezni Sıra Sizde 3 a) Tarih açısından çok mühim olan şu birkaç yazı, onikinci asır incelemeleri için Mustafa Zeki Efendi nin risâlesinden ne kadar çok faydalanılabileceğini göstermiştir. Konunun dışında gibi görünen bu gibi özel belgelerin bazen bilinmeyen ve içinden çıkılmaz görünen tarihi bir konuyu, vakanüvis eserlerinden ve divan kayıtlarından daha iyi çözdüğü ender rastlanan bir durum değildir. b) Nokta-i nazar: Farsça tamlama (İzafet hemzesi) Bi lhâssa: Arapça tamlama (Kamerî) - Vak a-nüvîs: Farsça tamlama (Kesik izâfet) c) Meçhûl: Mef ûl Nâdir: Fâ il Yararlanılan Kaynaklar Fahir Armaoğlu (1983). 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi. İşbankası Yay. Ankara. Fehmi Yılmaz (2010). Osmanlı Tarih Sözlüğü. Gökkubbe Yay. İstanbul. Hayati Develi (2008). Osmanlı Türkçesi Kılavuzu I. Kesit Yay. İstanbul. Na îmâ Mustafa Efendi. Na îmâ Târihi II. İstanbul. Şemseddin Sami (2011). Kâmûs-ı Türkî, (Haz.: Raşit Gündoğdu, Niyazi Adıgüzel, Ebul Faruk Önal), İdeal Yay. İstanbul. Sıra Sizde 2 a) İslâm: İf âl bâbı Tesâdüf: Tefâ ul bâbı - İ tibâr: İfti âl bâbı İrtibât: İfti âl bâbı Tahassüs: Tefa ûl bâbı - Te sîr: Tef îl bâbı b) Garîb: Fa îl vezni Hükm: Fu l vezni c) Mahrûm : Mef ûl Hâ iz: Fâ il Meşgûl: Mef ûl Müşterek: İfti âl bâbı ism-i mef ûlü Âmil: Fâ il Mütemâdî: Tefâ ul bâbı ism-i fâili Hâsıl: Fâ il Hâdis: Fâ il d) Hâdisât
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 4Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; XVIII. ve XIX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini açıklayabilecek, Matbu metinleri okuyabilecek, Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznenizi geliştirebilecek, Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını metin içinde belirleyebileceksiniz. Anahtar Kavramlar XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri XIX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri Osmanlı Vak anüvisleri ve Matbu Metinleri İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV GİRİŞ SUBHÎ MEHMED EFENDİ, SUBHÎ TARİHİ İZZÎ SÜLEYMAN EFENDİ, İZZÎ TÂRİHİ AHMED CEVDET PAŞA, CEVDET TARİHİ
Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV GİRİŞ Bu ünitede matbaa yazısını okumayı geliştirmeniz için Osmanlı resmî tarihçilerinin yani vak anüvislerin eserlerinden seçilmiş matbu metinlere yer verilmiştir. Öte yandan, XVIII- XIX. yüzyıl dil özelliklerini tanıyabilmeniz için bu matbu metinler, anılan dönemde kaleme alınmış ve basılmış eserlerden seçilmiştir. XVIII-XIX. yüzyıl Osmanlı tarihî metinlerinin bir çoğu, kullanılan dil bakımından gündelik olayları anlatırken genelde sade ve anlaşılabilir bir Türkçe ile kaleme alınmışlardır. Ancak resmi konu ve önemli şahıslar devreye girdiğinde hem edebi kaygı ile zaman zaman ağdalı ve tumturaklı hem de ima ve işaretlerle yoğrulmuş cümleler kullanılmıştır. Özellikle giriş bölümleri ve dönemin padişahını anlatan kısımları Arapça-Farsça ibarelerle süslü ve ciddi bir edebî kaygı ile yazılmış, dönemin kültür ve sanat zevkini, ayrıntılara kadar satırlara aktarmışlardır. Subhî Tarihi nin savaşlarla ilgili bölümleri oldukça tantanalı ve zafer havası içinde, akıcı bir Türkçe ile, İzzî Tarihi nin İran ile ilgili bölümleri İranlılara nispet edercesine edebî ve ağır, Cevdet Tarihi nin pekçok bölümü ise gerek dönemi gerekse Paşa nın özel maharetini gösterir biçimde yer yer edebi yer yer halkın günlük kullandığı anlaşılır Türkçeyi yansıtmaktadır. Bu üniteye alınan ilk metin, I. Mahmud dönemi (1730-1754) vak anüvislerinden Subhî Mehmed Efendi nin kaleme aldığı Subhî Tarihi nden çok ilginç bir parçadır. Eser Mesut Aydıner tarafından Subhî Tarihi (Sâmî ve Şâkir Tarihleri ile birlikte) adıyla yeni harflerle neşredilmiştir (İstanbul 2007). Subhî Tarihi, Osmanlı Devleti nin her açıdan son parlak devri olarak kabul edilen I. Mahmud un saltanatının ilk 14 yılını kapsayan, oldukça önemli bir kaynak kitaptır. Hicrî 1198 M. 1783-1784 yılında İstanbul da Matba a-i Âmire de basılmış ilk nüshadan alınmış parça metin ise, dönemin anlaşılır Türkçesi ile kaleme alınmış fantastik bir hayatta kalma mücadelesini hikaye etmektedir. Diğer metin, İzzî Târihi adlı eserden bir parçadır. İzzî Tarihi yine I. Mahmud dönemi vak anüvislerinden İzzî Süleyman Efendi nin kaleme aldığı ve Osmanlı Devleti nin Şubat 1744 ile 1752 yılları arası olaylarının anlatıldığı bir vekayinamedir. Dönemin temel kaynakları arasında yer alan bu eser, Hicrî 1199 M. 1783-1784 yılında İstanbul da Matba a-i Âmire de basılmış ikinci eser olup, buradan Avrupa Tarihi ile ilişkili bir bölüm seçilerek bu üniteye konulmuştur. Ünitenin üçüncü parçası, Cevdet Tarihi ismi ile meşhurdur ve XIX. yüzyılın büyük devlet adamlarından Ahmed Cevdet Paşa tarafından yazılmıştır. Paşa nın dönemin önemli vak anüvislerinden biri olarak kaleme aldığı 12 ciltlik bu dev eser, Osmanlı Devleti nin XVIII. Yüzyılının son çeyreğinde önemli bir dönüm noktası olan 1774 Küçük Kaynarca
140 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Anlaşması ile başlar ve 1826 yılında Yeniçeri Ocağı nın kaldırılmasına kadar gelen olayları anlatarak sona erer. Cevdet Paşa nın modern bir tarih anlayışı ile kaleme aldığı bu eser, gerek dilinin döneme göre sadeliği gerekse tenkidî bir bakış açısı ile kaleme alınması ile dikkatleri çekmiş ve çok tutulmuştur. Günümüzde Türk Tarih Kurumu tarafından yeni harflerle neşir çalışmalarına başlanan bu eserin, Osmanlı Dönemi nde basımı yapılmış nüshasının I. cildinden tarih ilminin faydalarına dair bir bölüm seçilmiştir. Metin 4.1.3 Subhî Mehmed Efendi, Subhî Tarihi
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 141 Metin 4.1.2
142 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 4.1.1 SUBHÎ MEHMED EFENDİ, SUBHÎ TÂRÎHİ /4.1.1/ Donanma-yı Hümâyûn Kancabaşları Kapudanlarından Hasan Kapudanın Takrîr-i Garîbidir Elli senesi hılâlinde Bahr-i Siyâh a me mûr olan Donanma-yı Hümâyûn ile Akkirman a vusûlümüzde, Hotin tarafından vürûd iden Murtazâ Ağa yı, iki nefer hidmetkârı ile celâdetlü Kırım Hânı cânibine îsâle bu kulları me mûr olmakdan nâşî, rûz-ı Kāsım a otuz dört gün kala mahall-i merkūmdan ref -i mersâ-yı ikāmet ve havâ-yı muvâfık ile cânib-i mezbûra şırâ -güşâ-yı azîmet olup, Akmescid e vusûl ve ağa-yı mezbûr hân-ı müşârünileyh taraflarına ba de l-mülâkāt iktizâ iden cevâb ve kâğıdları ahz ve ma iyyetine ta yîn ü terfîk olunan Hasan Gāzî nâm yedi nefer hidmetkâr sâhibi bir mirzâ ile avd u kufûl eylediğine binâ en tekrâr kancabaşımıza süvâr olup, müsâ ade-i rüzgâr ile Akkirman a takarrub olunduğu hılâlde nâ-gâh Tecri r-riyâha bimâ lâ-teştehi s-süfün mehîbinden vezân olan rîh-i âsıf gitdikçe müşted ü mütezâ if ve derhâl taraf taraf zuhûr u hudûs iden emvâc-ı mütelâtıme-i ejder- peyker dahi bir biriyle saff-keşîde-i tenâzu u tevakkuf olmağla, ol deryâ-yı nil-gûnde hamâm-ı Fır avn-âsâ niçe girdâbı bilâ-zâhir ü peydâ ve esnâ-yı mezbûrda havf-ı tünd-bâd-ı ecel-i müsemmâ ile rûz-ı rûşen-çeşmimizde müşâbih leyle-i zalmâ olup, gûyâ âfitâb-ı âlem ziyâ-yı burc-ı âbî de küsûfa âgāz ve her târ-ı resenden zuhûr iden sadâ-yı cân-güdâz sûr-ı İsrâfîl e demsâz olmağın bu keyfiyyet-i hâ ileden kemâl-i
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 143 hirâs-ı cân ile sefîneyî tahfif iktizâ itmekle, ibtidâ topları, ba dehû mevcûd bulunan ahmâl ü eskāli ve der- akab derûnunda vâkı safra ta bîr olunur nesneyi dahi deryâya ilkā idüp ve altı nefer kimesneler rızâlarıyla anbara duhûl eyledikleri cihetden üzerlerine muşamma çekilüp, gereği gibi hıffet hâsıl olmuş iken, manend-i cibâl-i şâhika birbirini müte âkıb emvâc pey-der-pey mütelâtımeden dümeni bir türlü i mâl ve imkânda olmamağla, âhirü lemr sefîne-yi merkūmeyi basdırup lâkin derûnı safradan hâlî ve anbâr dahi ber-vech-i muharrer muşamma ile mesdûd olmağın, hılâl-ı mezbûrda deryâya düşen iki neferden mâ adâmız hablü l-metîn-i inâyet-i Perverdigârîye dest-zen-i tevekkül ü i tisâm ve kemâl-i hulûs-ı derûn ile müteveccih-i semt-i âsuman olup, bu hâl üzre sefîne-i merkūme ile misâl-i kedû-yi mâ ale t-tevâlî üç gün üç gice ol deryâ-yı bî-ka r u kenârda gâh selâsil-i emvâc-ı ejder-simâ ile cânib-i âsumâna urûc ve gâh keşmekeş-i ağlâl-i girdâb-ı /4.1.2/ belâ ile ka r-ı zemîne vülûc iderek üçüncü gice gûyâ resîde-i sâhil-i selâmet olup ancak mahall-i merkūm ziyâde sengistân ve şiddet-i cezr ü medden kenâre-gîr-i emân olmak hâric-i dâ ire-i imkân olmağla, naçar kendümizi birer birer deryâya ilkā ve taşra hurûc idince dahi hiddet-i vürûd-ı mevcden envâ ı ta ab u rence mübtelâ olup, her ne hâl ise bir mikdâr meks ü tevakkuf ile aklımızı cem eyledikden sonra, bu mahal, âyâ ne mahaldir deyü kulağımızdan istifsâr eylediğimizde, ol dahi etrâf u cevânibe havâle-i nigâh-ı tedkîk iderek Süne Boğazı na karîb iki buçuk mil çevirir Yılan Adası olduğunu tahkîk eyledi. Pes bu esnâda telâtum-ı emvâc sefînemizi dahi taşra ihrâc itmekle anbarı keşf olundukda, derûnunda olan altı nefer kimesneler teslîm-i rûh itmiş bulunmağın defn olunup, badehû bakıyyemiz olan yirmi beş nefer, beşer altışar birbiriyle arkadaş olduğuna binâ en, mezbûr Murtazâ Ağa ve Hüseyin Gāzî Mirzâ ve bir nefer hidmetkârı ve bu hakīr dahi birbirimiz ile akd-i peyvend-i ittifâk ve nîk ü bed her ne zuhûr ider ise kat â mufârakat itmemek üzre rişte-bend-i ahd ü mîsâk oldukdan sonra, evvelâ üzerimizde ekle sâlih ü kābil olan nesneyi ekle ibtidâr ve cezîre-i merkūmede vâkı zafer-yâb olduğumuz bir harâbe sahrîcde müctemi olan âbı isti mâl ile iktifâ idüp, ba dehû bu varta-i hevl-nâkden halâs u rehâ içün leyl ü nehâr Hazret-i Çâresâz-ı bî-çûn u çirâ dergâhına dest-ber-dâşte-i niyâz ü recâ iken, zikr olunan adaya vusûlümüzün on yedinci günü rûy-i deryâda bir sefîne hüveydâ olmağla cümlemiz Hâlık-i bahr u berr cenâbına hezâr hamd ü senâ iderek bir mikdâr âteş ızhâr ve derûnunda olanlara cezîrede âdem olduğunu iş âr eylediğimizde, zikr olunan sefîneden bir sandal zuhûr ve ada-i merkūmeye karîb mahalle vürûd itmiş iken bizleri tamam fark eyledikleri sâ at bilâ-sebeb gerüye avdet itmekle her çend ki feryad u figân eyledik, kat â ısgā vü i tibâr itmeyüp, sefîne-i merkūmeye mülhak ve nâ-bedîd oldular. Pes bu keyfiyyet vukū ından sonra ser-güzeştimiz ne derecelere resîde olduğu o gûne arz u takrîr olunur ki, mukaddemâ beyân olunduğu üzre yanımızda bulunan me kûlât makūlesi temâm olup ve cezîre-i mezbûrede vâki nebâtât envâ ından dahi mecmû ı ekl olundukdan sonra, nâçâr galebe-i cû ile taraf taraf cüst ü cû ve etrâf u havâlîde kaya koltuklarının içinde ve ba zı mağalarda tavattun itmiş mehîb yılan ve garîb ve muvahhiş ayu balıklarını sayd içün üçer beşer tek ü pû, üzerimizde bulunan âlet-i harb ile kendümizi muhâfaza ve gâh mukātele iderek, ahz u helâk itdiğimizi tenâvül ile kefâ kılınup bunlara dahi kıllet geldiği esnâda, Ez-zarûrâtü tubîhü l-mahzûrât medlûlünce bundan akdem vefât idenleri medfenlerinden ihrâc ve mukaddemâ karaya düşen sefîne ahşabından ve bizim kancabaş rîzelerinden tedârük itdiğimiz ahtâb ile tabh u ekl olunup, emvât-ı merkūme dahi temâm olmağın yine sâlifü l-beyân yılan ve ayu balıklarının yuvalarına varup, anlar dahi insan misillü muhârebeye tasaddî itmeleriyle her birini sayd idince niçe zahmet ve meşakkat çekilür idi. Hattâ bir gün dört nefer refîklarımızla mânend-i câmus ber-vech-i tahmîn dört yüz vukıyye gelür bir ayu /4.1.3/ balığı yuvasına varup muhârebeye derkâr olundukda, hâlâ meşhûdunuz olan işbu omuzlarımızı ve zahr u sînemizi mecrûh
144 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I eylediğinden gayri zafer bu hakīre teveccüh itmekle karnını yarup şikem ve bağırsakları zemine düşmüş iken yine kendü deryâya firâr ve zikr olunan eczâsıyla kifâf olundukdan sonra, üçüncü gün tekrâr o hâl ile hayyen me vâsına gelüp helâk olmağla bir müddet dahi lâşesiyle geçinmek mukadder oldu. Hâsıl-ı kelâm, bu mesâ ibe ibtilâmız rûz-ı Kāsım dan otuz yedi gün mukaddem olup ve sene-i merkūme şitâsında cânib-i âsumândan rîzân olan berf ü bârân bi l-cümle üzerimizden geçmek vechile, rûz-ı Hızr a yedi sekiz gün kalınca yedi aya karîb müddetde, bâzen ayu balığı muhârebesinde ve ba zen ağziye-i reddiyye te sîrinden vefât idenlerin luhûmunu ekl iderek cümle rüfekāmız fevt, ancak mûmâ-ileyhim Murtazâ Ağa ve Hüseyin Mirzâ ve bir nefer hidmetkârı ile bu hakîr hayâtda olup lâkin bizlere dahi târî olan za f-ı küllî ile bî-tâb u tâkat muterakkıb-ı mevt iken refīklarımızdan biri sürünerek yanıma gelüp, Hüseyin Kapudan, bir sefîne göründü deyü haber virmekle ben dahi hezârzahmet ü ta ab ile yüzüm üzerine sürünerek bir mahalden nazar eyledim, ammâ kemâl-i za f ile basarımda kuvvet olmadığı cihetden farka adem-i kudret ile niçe def a dikkat iderek hayâli zâhir oldukda ne hâl ise ayaklanup bir mikdâr âteş ve duhan ızhâr ve sefîne-i merkūme dahi gitdikçe takarrub ve sandal dahi irsâl itmekle sâlifü z-zikr sengistânın yanaşacak mahallini mezbûrlara tefhîm idince çekilen havf u intizâr dahi hadd-i tavsîfden güzerân olup, her ne hâl ise yanaştıklarında bizleri sürüyerek derûn-ı sandala idhâl ve ahvâlimizi istilâm u istifsâr eylediklerinde takrîre mecâlimiz olmadığını fehm ü istiş âr itmeleriyle bunlar it âm olunmadıkça kendülerin cem idemezler deyü sefînelerine götürüp ağzımıza beksimât hurdeleri vaz ve tahrîk-i fekke adem-i kudretimizi hiss ü derk eylediklerinden nâşî, çenelerimizi kendü elleriyle tahrîk iderek ekle isti dâd tahsîl olunduğu esnâda bir mikdâr çorba tedârük ve tedrîc ile tenâvül itdirüp, aklımız başımıza geldikden sonra sergüzeştimizi nakl ü beyân iderek, yine Süne Boğazı na götürüp ihrâc itmeleriyle mahall-i merkūmda dahi tashîh-i mizâc idinceye dek birkaç gün tevakkuf u meks idüp, ba dehû herkes vatân-ı me lûfesi cânibine âzim ü râhî oldu deyü hatm-i kelâm eyledi. (Subhî Mehmed Efendi (2007). Subhî Târîhi, Sâmî ve Şâkir Tarihleri ile birlikte. Nşr. Mesut Aydıner, İstanbul). Metne Ait Sözlük Âb: Adem: Âfitâb: Âgāz: Agziye: Ağlâl: Âhirü l-emr: Ahmâl: Ahtâb: Ahz: Akd: Akdem: Ale t-tevâlî: Arz: Âsıf: Âsuman: Avd: Avdet: Su Yokluk Güneş Başlama Yenip-içilecek şeyler, gıdalar Kelepçeler, prangalar, boyna geçirilen zincirler En nihayet, en sonunda Yükler, ağırlıklar, ağır eşyalar Odunlar Alma Sözleşme Önce, önceki, daha önceki Birbiri ardınca. Arkası kesilmeyen Sunma, arzetme Şiddetli rüzgar, fırtına Gök, sema Geri gelme, dönme, yoldan sapma Geri dönme, dönüş
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 145 Âyâ: Şüphe, tereddüt, (acaba-bilmezmisin gibi) Âzim: Azmeden Azîmet: Gitme, gidiş Ba de: Sonra Ba dehû: Ondan sonra Bahr: Deniz Bahr-i siyâh: Karadeniz Bakıyye: Artan, geri kalan, artık Bârân: Yağmur, dolu Basar: Görme-görüş Bed: Kötü, çirkin Beksimât: Peksimet ekmeği Bend: Bağ Berf: Kar Berr: Kara parçası, toprak, zemin Ber-vech: Olduğu gibi, olarak Beyân: Söz Bî-çûn: Emsalsiz, eşsiz, nasıl-niçin-sebep-hesap sorulamayan, Allah Bî-ka r: Dipsiz Bilâ: -siz Bilâ-sebeb: Sebepsiz Bilcümle: Hep, bütün, totan Bî-tâb: Güçsüz-kuvvetsiz Burc-ı Âbî: Sulu burç, (örn: Balık burcu) Câmus: Camız, manda Cân-güdâz: Can eritici, can yakıcı, acıma uyandıran Cânib: Taraf, cihet, yön Celâdet: Celalli olma hali, bahadırlık, yiğitlik Cem : Toplama Cevânib: Canipler, civar yönler, taraflar Cezîre: Ada Cezr ü med: Med cezir olayı Cibâl: Yalçın tepe, doruk, zirve, uçurum Cihet: Yön Cû : Açlık Cüst ü cû: Arayıp sorma, araştırma Çend: Birkaç Çeşm: Göz Çirâ: Nasıl (bî-çûn u çirâ: Allah) Dâşte: Köhne, eskimiş, malik ve sahip olmuş Demsâz: Arkadaş, dost, sırdaş Der- akab: Hemen ardından Derk: Anlama-anlayış, kavrama, idrak, derketme Der-kâr: Malum, bilinen, iş üzerinde bulunan Derûn: İç, içeri, dahil, gönül Dest: El Dest-zen: El uzatma, tutunma Duhân: Duman Duhûl: Girme
146 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Eczâ: Küçük şeyler, cüzler Ekl: Yeme Emvâc: Dalgalar Emvât: Ölüler Envâ : Çeşit Eskâl: Ağır yükler Fehm: Anlayış Fekk: Feshetme, bozma, ayırma, kurtarma Fevt: Kaybetme, geçirme, yitirme Fır avn-âsâ: Firavun gibi Firâr: Kaçma, kaçış Galebe: Yenmek, üstün olmak, galib gelmek, zaptolunamayacak Güşâ: Açan, açıcı Güzerân: Geçici, geçen Hâ ile: Perişan hal, dram, trajedi Hablü l-metîn: Sağlam ip, halat-urgan, İslam dini Hakīr: İtibarsız, değersiz, aşağı Halâs: Kurtulma, kurtuluş Hâlık: Yaratıcı Hâlî: Boş, tenha, Hâsıl: Olan, meydana gelen, çıkan, husule gelen Hatm: Bitirme Havf: Korku Hayy: Diri Helâk: Yok olma, mahvolma, harcanma Hevl-nâk: Korkunç, korkulu Hezâr: Bin Hıffet: Hafiflik Hılâl: Hicri ayların başı, ilk günleri Hidmet-kâr: Hizmet eden Hirâs: Korku, endişe Hudûs: Sonradan peyda olma Hulûs: Halislik, gönül temizliği, safilik Hurde: Küçük, ufak tefek, parça Hurûc: Çıkma, çıkış, Hüveydâ: Açık-apaçık, belli Isgā: Söz dinleme, kulak verme Izhâr: Gösterme, meydana çıkarma İ mâl: Yapma, işleme, kullanma, meydana getirme İ tisâm: Tutunma, temiz olma, sakınma İbtidâ: Başlama, başlangıç, başta, ilkin İbtidâr: Çabucak bir işe başla İbtilâ: Tutku, düşkünlük, vazgeçememe hali, tiryakilik İdhâl: İçeri alma, dahil etme İkāmet: Oturma İktifâ: Yeterli miktar, yetinme İktizâ: Lazım gelme, gerekme, gereklilik İlkā: Bırakma, bırakılma, atma, boşaltma İnâyet: Lütuf, ihsan
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 147 İntizâr: Bekleme, beklenilme, gözleme, gözlenilme İrsâl: Gönderme Îsâl: Vardırılma, ulaştırılma İsrâfîl: Dört büyük melekten biri İsti dâd: Kabiliyet İsti[mâl: Kullanma İstifsâr: Sorma, sorulma-soruşturma İstilâm: Selamlama, el sürme, öpme İstiş âr: İşaret edileni isteme, mana İş âr: İşaret etme, haber verme, işaret olunma İt âm: Yemek yedirme, yemek verme-verilme İttifâk: Birleşme, bir olma Ka r: Çukur şeyin dibi Kābil: Kabul edilebilir, mümkün, müsait Kancabaş: Osmanlı donanmasında bir tür gemi Karîb: Yakın Kat â: Asla Kedû-yi mâ : Su kabağı Kefâ: Mihnet, meşakkat, sıkıntı Kemâl: Olgunluk Kenâregîr-i emân: Emin olmak için kendini kenara atan Keşîde: Çekilmiş, yazılmış, tertip edilip dizilmiş Keşmekeş: Karışıklık, dağınıklık ve telaş hali Kıllet: Azlık, eksiklik, kıt ve yetersiz olma hali Kifâf: Yeterli Koltuk: Kenar, dip, kuytu-köşe Kufûl: Yolculuktan-seferden dönme Kulak: Casus, bir yer-bölge hakkında bilgi veren yerli Küllî: Toptan, tam, umumi, bütünüyle Küsûf: Güneş tutulması Lâşe: Ölmüş, leş Leyle: Bir gece, bir tek gece Lühûm: Etler Mâ adâ: -dan başka Mahall: Yer, mekan Makūle: Tür, çeşit, takıl Mânend: Eş, benzer Mânend: Eş, benzer, nazir Me kûlât: Yenilecek şeyler Me lûfe: Alışılmış, ülfet edinilmiş Me vâ: Sığınılacak yer-mesken- yurt-makam Mecâl: Takat, güç-kuvvet Mecmû : Toplanmış, cem edilmiş, biraraya gelmiş-getirilmiş Mecrûh: Yaralı Medfen: Defn olunan yer, mezar Medlûl: Delil getirilmiş şey, gösterilen şey Mehîb: Heybetli, azametli, korkunç Meks: Durma, bekleme, mola Merkūm: Yazılmış, adı geçmiş
148 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Merkūme: Yazılmış, adı geçmiş Mersâ: Liman, geminin demir attığı yer Mesâ ib: Zor iş, müşkül Mesdûd: Kilitli, kapalı, seddedilmiş Meşakkat: Zorluk, sıkıntı, güçlük Meşhûd: Şahidolunmuş, gözle görülmüş Mevc: Dalga Mevt: Ölüm Mezbûr: Adı geçen, yukarıda öylenmiş Misâk: Sözleşme, anlaşma Mufârakat: Ayrılık Muharrer: Yazılmış, tahrir olunmuş Mukaddemâ: Önce, eski, öncelikle, başlangıçta Mukadder: Takdir edilmiş, kıymeti-durumu ölçülüp biçilmiş, yazılan Mukātele: Vuruşma, birbirini öldürme, mücadele-savaş Mûmâ-ileyh: İma edilen, adı geçen Muterakkıb: Bekleyen, gözleyen, uman Muvâfık: Uygun Muvahhiş: Dehşet ve endişe verici, ürküten Mübtelâ: Tutulmuş, düşkün, tutkun, tiryaki Müctemi : Toplanmış, ictima etmiş Mülâkāt: Kavuşma, buluşma, görüşme Mülhak: İlhak olunmuş, katılmış Müsemmâ: Bir ismi olan, adlanmış, adlı Müşâbih: Benzeyen, benzer, eşi olan Müşârün-ileyh: Kendisine işaret edilen, adı geçen Müşted: Şiddetlenen, şiddetlenmiş, azan Müte âkıb: Birbiri ardınca gelen, sıra ile, dizi Mütelâtım: Birbirine çarpan, çalkalanan Müteveccih: Dönük, yönelen, yönelik, teveccüh eden Mütezâ if: Kat kat artıran Nâ-bedîd: Gözükmeyen, belirsiz, kayıp Nâ-çâr: Çaresiz Nâ-gâh: Ansızın, birden bire Nâşî: Ötürü, dolayı, sebebiyle Nazar: Bakma-bakış Nebâtât: Bitkiler Nehâr: Gündüz Ni-gâh: Bakma, bakış Nîk: İyi, güzel, hoş Nilgûn: Laciverde yakın, çivit rengi Perverdigârî: Besleyici den, terbiye edici den, Allah tan, Peydâ: Açıkta, meydanda Pey-der-pey: Birbirini ardı sıra, yavaş yavaş Peyker: Yüz, surat Peyvend: Ulaşma, varma, bağ, ilgi Râhî: Yola çıkan Recâ: Rica, minnet Reddiyye: Reddedilecek şey, reddedilen
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 149 Ref : Kaldırma, hükümsüz bırakma Refîk: Dost, arkadaş, eş, yoldaş Rehâ: Kurtuluş, rahata erme, ferahlık Renc: Sıkıntı, meşakkat Resen: İp, urgan, halat Resîde: Erişmiş, yetişmiş Rîh: Rüzgar Rişte: İplik, tire Rîzân: Dökülen, yağan, akan Rîze: Ufak parça, kırıntı-döküntü Rûşen: Aydın, parlak, belli Rûy: Yüz Rûz: Gün Rûz-ı Hızır: Hızır günü, Hıdrellez Rüfekā: Refikler, arkadaşlar, dostlar Sadâ: Ses, avaz Saff: Dizi, sıra Safra: Sarı, sıvı Sahrîc: Sarnıç Sâlifü l-beyân: Bildirilmiş, sözü beyanı geçmiş Salih: İyi Sayd: Avd Sefîne: Gemi Selâsil: Zincirleme, silsile ile giden şeyler, sıra dağlar Senâ: Övgü, övme Sengistân: Taşlık yer Sergüzeşt: Hayat hikayesi, baştan geçenler Simâ: Yüz, vech, beniz Sûr: Kıyamet günü Hz. İsrafil in çalacağına inanılan yüksek sesli çalgı, zurna Süvâr: Binmek, binici Şırâ : Yelken Şikem: İşkembe Ta ab: Eziyet Tabh: Pişirme, pişirilme Tahfîf: Hafifletme, kolaylaştırma Tahkîk: İnceleme, derinlemesine araştırma Takarrub: Yaklaşma, yanaşma Tâkat: Güç-kuvvet, tahammül Takrîr: Söyleme, anlatma, anlatış Târ: Karanlık, gece, Târî: Ansızın çıkan, birden bire görünen Tasaddî: Bir işe girişme, başlama Taşra: Dışarı, kıyı, şehrin varoş-dışarı kısımları Tavattun: Yerleşme, yer tutma, vatan edinme Tavsîf: Vasıflandırma, niteleme Tedrîc: Yavaş yavaş, derece derece, basamak basamak ilerleme Tefhîm: Anlatma, anlatılma, bildirme Telâtum: Çarpışma, çok dalgalanma Tenâvül: Alıp yeme-gıdalanma
150 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Tenâzu : Terfîk: Tevakkuf: Teveccüh: Tevekkül: Tünd-bâd: Urûc: Vâkı : Varta: Vaz : Vechile: Vezân: Vukıyye: Vukū : Vusûl: Vülûc: Vürûd: Za f: Zâhir: Zahr: Zalmâ: Zikr: Ziyâ: Ziyâde: Zuhûr: Çekişme, uğraşma Arkadaş etme, birinin yanına katma, katılma Durma, bekleme, bir yerde bir süre oyalanma Yönelme, doğrulma, çevrilme, bir yere doğru hareket Kadere razı olma Fırtına, kasırga, sert rüzgar Çıkma, yükselme Olagelen, olmuş, geçmiş olan Tehlike, uçurum, içinden çıkılması güç derinlik Koyma, konulma -yüzden, -sebeple Esen, esici Okka, 1,28 kg.lık ağırlık ölçüsü Olmuş, olay, oluş Ulaşma, gelme, varma Girme, sokulma Geliş, gelme, varma, yetişme Zayıflık Açık, ortada, görünen Sırt, belden yukarı kısım Koyu karanlık, gece Anma, adını anma, bir meseleden bahsetme Işık Fazla Görünme, ortaya çıkma, belirme Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Donanma-yı Hümâyûn Kancabaşları Kaptanlarından Hasan Kaptanın Anlattığı İlginç Hikaye Elli senesi başlarında (hicrî 1150- milâdî 1737 yılı ortaları) Karadeniz de görevli olan Osmanlı Donanması ile Akkirman a vardığımızda, Hotin tarafından gelen Murtaza Ağa yı iki hizmetkarı ile yiğit ve bahadır Kırım Hanı tarafına ulaştırma görevi bana verildi. Kasım ayına otuz dört gün kala adı geçen yerden ayrılıp, uygun havada zikredilen tarafa doğru yelken açıp Akmescid e vardık. Anılan Ağa zikrettiğimiz Han ile görüşüp gereken cevap ve kağıtları alarak döndükten sonra kendisinin yanına tayin ve arkadaş kılınan Hasan Gazi adında yedi hizmetçi sahibi bir Mirza ile tekrar kancabaşımıza binip, müsait bir rüzgarın da yardımı ile Akkirman a yaklaşmaya başladık. Bu sırada birden bire Tecri r-riyâha bimâ lâ-teştehi s-süfün (Rüzgar bâzen gemicilerin hoşlanmadığı yönlerden de esebilir) (sözünü doğrularcasına) korkunç bir kasırga ve fırtına çıktı, gittikçe şiddetlenip ziyadeleşti. Derhal her yönümüzde ejdere benzeyen dalgalar ortaya çıktı ve ardı ardınca açılıp-kapanıp birbirleriyle çarpışmaya başladı. O laciverdî deryada Firavun un güvercinleri gibi (dönüp duran) görünür görünmez nice girdab oluştu. O esnada, aydınlık gün ve gözümüz ecel kasırgasının korkusu ile kapkaranlık geceye benzedi. Öyle ki güya alemin güneşinin ışığı bir sulu burcta güneş tutulmasına uğramış da her taraf kopkoyu kararmış gibi. Uzayıp giden ku karanlık gecede ortaya çıkan her ses İsrafil in sûrunun eşi gibi olmakla can yakıcı feryada dönüştü. Bu perişan halden canımızı sağ-salim kurtarabilmek için gemimizi hafifletmek gerekiyordu. Öncelikle topları sonra mevcut bütün ağır eşya ve yükleri ardından gemi içinde bulunan ve safra tabir edilen suyu dahi deryaya boşalttık. Altı kişi kendi rı-
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 151 zalarıyla anbara girdiklerinden üzerlerine muşamma çekildi. Gereği gibi hafiflik hâsıl olmuş iken, yüce dağların zirvelerini andırır dalgaların birbirini müte âkip çarpışmaları yüzünden bir türlü dümeni kullanma ve gemiyi kurtarma imkânı kalmadı. Nihayet (dalgalar) anılan gemiyi aşıp-basdırdı. Lâkin içerideki safradan bile arındırılmış halde (olduğundan) ve anbâr dahi yazıldığı gibi muşamma ile kapalı olduğu için zikredilen olay sırasında deryâya düşen iki neferden başka kaybımız olmadı. Diğerlerimiz gönlümüzdeki tüm iyi niyet ile gökyüzüne dönerek tevekkül ile Allah ın sapasağlam ipine sımsıkı yapıştık ve yardımını istedik. Bu hâl üzere, üç gün üç gece gemimiz su kabağı misal, durmaksızın, kenarı-köşesi-dibi belirsiz deryâda, gâh sıradağlar gibi göğe yükselen ejder yüzlü dalgaların tepesinde ve gâh girdap belasına prangalı zemin çukurunda boğulma telaşı ile üçüncü gece sonunda gûyâ selâmet sahiline ulaştık. Ancak anılan mahall fazlasıyla taşlıktı. Med ve cezrin şiddetinden dolayı kendimizi emin bir şekilde kenara atmak, imkan dairesi haricinde idi. Çaresiz kendimizi birer birer deryâya attık. Kıyıya çıkmaya çalışırken dahi dalgaların geliş-çarpış hiddetinden çeşitli zorluk ve eziyetlere mübtela olduk. Her ne hâl ise, bir mikdâr durup-mola vererek aklımızı (başımıza) topladıktan sonra, bu mahal, acaba ne mahaldir deyü casusumuzdan soruşturduk. O dahi bakışlarıyla etrâfı inceden inceye süzerek, Süne Boğazı yakınlarında çevresi iki buçuk mil olan Yılan Adası nda olduğumuzu tahkîk eyledi. Pes bu sırada yüksek dalgalar gemimizi dahi kıyıya atmakla, anbarını karıştırdığımızda, içindeki altı kişi vefat etmiş olduğundan defn olundular. Daha sonra kalan yirmi beş kişi, arkadaş olanlar beşer altışar birbirleriyle anlaştı. Adı geçen Murtazâ Ağa, Hüseyin Gāzî Mirzâ ve bir hizmetçisi ile ben dahi birbirimiz ile sözleşip, iyi kötü her ne olursa olsun asla birbirimizden ayrılmamak üzere yemin ettik. Bundan sonra, evvelâ üzerimizde yenilebilecek durumda olan yiyeceklerle karnımızı doyurmaya çalıştık. Ve bir harabe sarnıç bularak zafer kazanmış gibi sevinip, içinde toplanmış suyu kullanmakla yetindik. Daha sonra bu güç durumdan ferahlıkla kurtulabilmek için, çaresizlerin sığındığı yegane kapı ve istediği herşeyi sebepsiz halkedebilecek olan Allah ın dergâhına el açıp dua etmeye, gece gündüz yalvarmaya başladık. Adaya varışımızın on yedinci günü deniz üzerinde bir geminin belirdiğini görünce, hepimiz, karaların ve denizlerin yaratıcısına binlerce hamd ve şükür ettik. Bir mikdâr âteş yakıp, gemidekilere, adada kurtarılmayı bekleyen insanlar olduğuna işaret etmeye çalıştık. Gemiden bir sandal görünüp, adaya yakın yere geldi. Bizleri tamamen farkettikleri anda ortada hiçbir sebep yok iken geriye döndüler. Ne kadar feryad ve figan eyledik ise de duymazlıktan geldiler, (gayretimiz) asla fayda vermedi. Tekrar gemiye binip, gözden kayboldular. Pes bu acı olayın gerçekleşmesinden sonra başımıza neler geldiğini şöyle yazıp arz edebiliriz ki: Daha önce beyân olunduğu üzere, yanımızda bulunan yiyecek ne varsa bitirdiğimizden, adada bulunan ne kadar bitki çeşidi varsa onları da tükettikten sonra iyice çaresiz kaldık. Açlığımızı yatıştırmak için çevreyi inceden inceye araştırmaya başladık. Etraftaki kaya diplerinin ve kovuklarının içinde ve bazı mağaralarda yerleşmiş ürkütücü yılan ve garip oldukları kadar vahşi görünen ayı balıklarını avlamak için telaşla üçer beşer sağa sola seğirttik. Üzerimizde bulunan harp aletleri ile kâh kendimizi muhâfaza ve kâh bu vahşi hayvanlarla mücadele ederek, yaralayıp öldürdüklerimizi yiyerek hayatta kalmaya çalıştık. Bunlara dahi kıtlık geldiği esnâda, Ez-zarûrâtü tubîhü l-mahzûrât (Zarûretler mahzurlu şeyleri mübah kılar) kaidesine binaen, daha önce vefat edenleri mezarlarından çıkarıp, gemiahşabından ve bizim kancabaş kırıntılarından tedârik etdiğimiz odunlarla pişirip yedik. Merhumların cesedleri dahi bitince, yine daha önce bahsettiğimiz yılan ve ayı balıklarının yuvalarına vardık. Onlar dahi insan gibi bizlerle savaşmaya durduklarından bir tanesini avlamak için çok fazla zahmet ve meşakkat çekiliyordu. Hattâ bir gün dört nefer arkadaş ile tahminen dört yüz okka gelir manda büyüklüğünde bir ayı balığı yuvasına
152 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I varıp, muhârebeye tutuşduk. İşte bu gördüğünüz omuzlarımızı, sırtımızı ve göğsümüzü yaraladığından başka, tam zafer kazanacak iken karnını yarıp, işkembe ve bağırsakları zemine düşmüş halde yine de kendini deryâya atıp kaçtı. Zikrettiğimiz parçalarıyla karnımızı doyurmaya çalıştık. 3 gün sonra tekrâr o hâli ile canlı olarak yuvasına gelip orada öldü ve bir müddet de leşiyle geçindik. Özetleyecek olursak, bu zorluklara düşkünlüğümüz kasım ayından otuz yedi gün önce oldu. Anılan sene kışında da gökyüzünden yağan kar, yağmur, ne var ise üzerimizden geçti. Mayıs ayına yedi sekiz gün kalıncaya kadar, yedi aya yakın müddetde, bazen ayı balığı muhârebesinde ve bazen vücutları yediklerini kabul etmediğinden vefât edenlerin etlerini yedik. Bütün arkadaşlarımız öldü, ancak adı geçen Murtazâ Ağa ve Hüseyin Mirzâ ve bir nefer hizmetçileri ile ben hayâtda kaldık. Lâkin bizler bile iyice güçten düşmüş, perişan idik. Ölümü bekler halde iken arkadaşlarımızdan biri sürünerek yanıma gelip, Hüseyin Kaptan bir gemi göründü diye haber verdi. Binler zahmet ve meşakkat ile yüzüm üzerine sürünerek bir mahalden baktım, ammâ güçsüzlüğüm sebebiyle görmemde de kuvvet kalmadığı için farkedemedim. Defalarca dikkat ederek hayali belirince, ne hâl ise ayaklanıp bir mikdâr ateş ve duman gösterdik. Anılan gemi dahi gitdikçe yaklaşıp ve bir sandal dahi göndermekle, taşlıklı adanın yanaşılacak mahallini onlara anlatıncaya kadar çekilen korku ve bekleyiş, tarif edilemez. Her ne hâl ise, yanaştıklarında bizleri sürüyerek sandala bindirdiler. Ahvâlimizi öğrenmek isteyip soruşturmaya başladıklarında, derdimizi anlatmaya mecâlimiz kalmadığını farkettiler. Bunların karnını doyurmadıkça kendilerini toparlayamazlar diye gemilerine götürüp ağzımıza peksimet taneleri koydular. Ağzımızı kıpırdatmaya bile halimiz olmadığını anlayınca, çenelerimizi kendi elleriyle hareket ettirerek yedirmeye çalıştılar. Bu esnâda bir mikdâr çorba tedârik edip yavaş yavaş içirdiler. Aklımız yerine geldikden sonra başımızdan geçenleri hikaye edebildik. Bizi yine Süne Boğazı na götürüp karaya çıkardılar. Mizâcımız düzelip kendimize gelinceye kadar bir kaç gün orada kalıp oyalandık. Daha sonra herkes kendi vatanı tarafına doğru yola çıktı. diyerek sözlerine son verdi. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: vusûl vürûd celâdet ref cevâb kufûl taraf hıffet ziyâde zahmet azîmet kudret fu ûl fu ûl fe âlet fa l fa âl fu ûl fa al fi let fi âlet fa let fa îlet fu let
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 153 Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri nâşî sâlih kābil vâkı âzim cânib gāzî zâhir hâlî Hepsi fâ il vezninde Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller mezbûr me mûr ( imâret) merkūm mesdûd meşhûd mecrûh me lûf Hepsi mef ûl vezninde Mimli masdar Meşakkat (mef alet) Ca[lî masdar Ma iyyet keyfiyyet Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: İktizâ intizâr ta yîn îsâl tekrâr müsâ ade takarrub tenâzu tevakkuf ilkā mufârakat istiş âr istifsâr ifti âl tef îl if âl tef âl mufâ ale tefe ül tefa ul tefe ül if âl mufâ ale istif âl istif âl
154 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mezîdünfih İsm-i Fâ il muvâfık mütezâif müşâbih müte âkıb müteveccih muvahhiş müterakkıb müctemi mufâ il (mufâ ale) mütefâ il (tefâ ul) mufâil (mufâ ale) mütefâ il (tefâ ul) mütefa il(tefe ül) mufa il (tef îl) mütefa il(tefe ül) müfte il (ifti âl) Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: müşted müsemmâ mübtelâ mülhak Cem Şekillerinden Örnekler: Cem -i mü ennes: Me kûlât (-ât eki ile) Nebâtât (-ât eki ile) Cem -i mükesser: emvâc (dalgalar) ef âl vezni ile ahmâl (yükler) ef âl eskâl (ağırlıklar) ef âl cibâl (dağlar) fi âl cevânib (taraflar-yönler) fevâ il envâ (çeşitler) ef âl mesâ ib (musibetler) mefâ il luhûm (etler) fu ûl rüfekâ (arkadaşlar) fua lâ İsm-i mekân: mef al vezni ile Mahal Mersâ Medfen Me vâ Sıfat-ı müşebbehe: Hakîr, karîb, garîb, refîk Arapça tamlama: Ba de l-mülâkāt ( ba de ve mulâkat kelimeleri ile görüştükten sonra ). Âhirü l-emr Hablü l-metîn Sâlifü l-beyân Sâlifü z-zikr Ale t-tevâlî müf al (if al) mufa al (tef îl) müfte al (ifti âl) müf al(if âl) B-Farsça Yapılar: Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: Ahd ü mîsâk nîk ü bed niyâz ü recâ hamd ü senâ cüst ü cû tek ü pû berf ü bârân cezr ü med İsim Tamlaması: Bahr-i Siyâh [Karadeniz] Rûz-ı Kāsım (Kasım günleri-ayı) Sûr-ı İsrâfil Müsâ ade-i rüzgâr Derûn-ı sandal Âhirü l-emr Zincirleme tamlamalar Hablü l-metîn-i inâyet-i Perverdigârî Akd-i peyvend-i ittifâk Ref -i mersâ-yı ikāmet Ziyâ-ı burc-ı âbî Kemâl-i hirâs-ı cân Keşmekeş-i ağlâl-i girdâb-ı belâ
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 155 1) Metinden alınmış aşağıdaki pasajı sözlük yardımıyla bugünki dile aktarınız. her ne hâl ise yanaştıklarında bizleri sürüyerek derûn-ı sandala idhâl ve ahvâlimizi istilâm u istifsâr eylediklerinde takrîre mecâlimiz olmadığını fehm ü istiş âr itmeleriyle bunlar it âm olunmadıkça kendülerin cem idemezler deyü sefînelerine götürüp ağzımıza beksimât hurdeleri vaz ve tahrîk-i fekke adem-i kudretimizi hiss ü derk eylediklerinden nâşî, çenelerimizi kendü elleriyle tahrîk iderek ekle isti dâd tahsîl olunduğu esnâda bir mikdâr çorba tedârük ve tedrîc ile tenâvül itdirüp, aklımız başımıza geldikden sonra sergüzeştimizi nakl ü beyân iderek, yine Süne Boğazı na götürüp ihrâc itmeleriyle mahall-i merkūmda dahi tashîh-i mizâc idinceye dek birkaç gün tevakkuf u meks idüp, ba dehû herkes vatân-ı me lûfesi cânibine âzim ü râhî oldu deyü hatm-i kelâm eyledi.. 2) söyleme-anlatma anlamındaki kelime aşağıdakilerden hangisidir: a) takrîr b) zuhûr c) iktizâ d) azîmet 3) Yukarıdaki metinde geçen mükesser cem kelimeyi bulup veznini ve manasını yazınız: 4) Metinde geçen ism-i mekânı bulup veznini ve manasını yazınız: 5) Yukarıdaki metinde geçen tef îl babındaki kelimeyi bulup manasını yazınız: 1 Metin 4.2.3 İzzî Süleyman Efendi, İzzî Tarihi
156 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 4.2.2
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 157 Metin 4.2.1 İZZÎ SÜLEYMAN EFENDİ, İZZÎ TARİHİ /4.2.1/ İrsâl-i Mekâtîb-i Hazret-i Âsafî be-düvel-i Nasârâ Bundan akdem Nemçe çâsârı bilâ-evlâd-ı zükûr vefât ittikde, Nemçe devletinin erkân ü ricâli ittifâklarıyla müteveffânın velîahdı olan kızını çâsâriçe olmak üzre ihtiyâr ü i tibâr itmişler idi. Lakin Nemçe memâliki fî l-asl yedi ve hâlâ dokuz aded hükûmetten ibâret olup, bu dokuz aded hükûmetlerin her birine birer Hersek mâlik ve mutasarrıf olmağla beynlerinde çâsâr ta bîr eyledikleri imparator olmağın, zikr olunan herseklerin cümlesine hâkim ve zâbit olduğu cihetten çâsârlık ile imparatorluk keyfiyeti evlâd-ı zükûra münhasır ve bu âdet ancak Nemçe devletine mahsûs bir keyfiyet olup, sâ ir düvel-i Nasârâ da olduğu gibi evlâd-ı inâsa intikāl itmek muhâlif-i âdet-i kadîmeleri ve evlâd-ı zükûr münkariz oldukta ittifâk-ı ârâ ile zikrolunan dokuz aded herseklerden cümlenin muhtârı her kim ise intihâben çâsâr olup, imparator i tibâr olunmak âyîn-i dîrîn ve kā ide-i kadîmelerinden olduğuna binâ en, bu hâdise-i nâgeh-zuhûrdan Nemçe memleketi karîn-i ihtilâl ve zikr olunan /4.2.2/ herseklerden her biri, istiklâl ve istibdâd ile istihkāk ü isti dâd iddi â ve çâsâr olmak dâ iyesiyle, her biri ağrâz-ı derûnun icrâ kaydında olduklarından nizâm ve intizâmları müşrif-i zevâl olmağla, bu hılâlde, Françe Devleti Nemçe Memleketi nin bu gûne rehîn-i ihtilâl ve ihtilâf olduğunu zemân-ı fursat ve hengâm-ı ganîmet addeyleyüp tevsî -i dâ ire-i memleket ve imparatorluk intihâbına müdâhale ve mülâhazasını icrâ fikriyle itâle-i dest-i tagallüb ve tasallut dâ iyesine düşüp ve kendü tarafında bulunan bazı mülûk-ı düvel-i Nasârâ yı dahi tahrîk ve ıtmâ ile hem-sınur ve hudûdı bulunup memleketlerine kurb ü münâsebeti olan ba zı Nemçe kal alarını zabt u teshîre mübâderet itmekle, hâlâ İngiltere kralı dahi zikr olunan dokuz aded herseklerin biri olmağın, be-her hâl Nemçe devletine sâhib olup, i ânette bulunmak lâzıme-i hâli olduğundan Françe nin bu gûne tasallut ve imparatorluk husûsuna müdâhalesine rızâ göstermeyüp men ü def i kaydında olmağın, bu takrîb ile İngiltere ile Françe beyninde mün akid olan sulh u musâfât ceng ü muhârebâta mübeddel olup, bu sebeb ile Avrupa ta bîr olunan memâlikde vâkı olan mülûk-ı Nasârâ nın dahi her biri tarafeynden birine meyl ü incizâb ile bulunduğu cânibe imdâd ü i ânet itmeleriyle, dört beş seneden beri Avrupa taraflarında sûret-yâb-ı zuhûr olan ihtilâf ü ihtilâl sebebi ile berren ve bahren vukū -ı ceng ü cidâl mütemâdî olduğundan gayri Françe ve İngiltere memleketlerinden âmedşüd iden tüccâr sefîneleri Bahr-i Sefîd de vâkı Devlet-i Aliyye nin hırâset ü nezâretinde olan sularında dahi birbirleriyle ceng ü harb ve sefînelerin ahz u gasb eylediklerinden tarafeynin sûdâ-gerân tüccâr sefâyini İstanbul a ve sâ ir memâlik-i İslâmiyye benderlerine
158 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I iyâb ü zehâbdan münkatı olup, Âsitâne-i sa âdette ibâdullahın me lûf oldukları çuka ve sâ ir ol vilâyetlerden nakl olunan eşyâ-yı mütenevvi anın kıllet ü nedretine bâ is ve bi zzarûre bey ü şirâsı dahi ez âf u muzâ af bahâ ile olduğundan başka, gümrük husûsunda dahi taraf-ı mîrîye zarar u noksân terettüb eylediği bedîhî olmağla, mücerred terfîh-i hâl-i ibâd ve tatmîn-i bâl-i sükkân-ı bilâd-ı İslâmiyye kasdıyla Devlet-i Aliyye-i ebed-müddetin tavassutuyla ıslâh-ı zâtü l-beyne yani Avrupa taraflarında bu vechile hâdis olan ihtilâf ü ihtilâl ve işti âl bulan âteş-i ceng ü cidâlin âb-ı sâf-tedbîr-i dil-pezîr ve kavâ id-i düvel üzre enseb olan hâlât ve esbâb-ı i tidâli ve umûmen mülûk-ı Nasârâ nın ittifâk-ârâlarıyla men ü def i ve nâ ire-i fitne vü fesâdın intıfâsıyla urûk-ı nizâ ü cidâlin hasm u kat ı Cenâb-ı Hüdâvendigâr-ı Âlem medda l-lâhu zilâle saltanatehü alâ-mefârıkı l-ümem hazretlerinin zamîr-i ilhâm-pezîr-i cihân-bânîlerine lâyıh u sânih olmağla, mücerred hulûs-ı niyet ve kuvvet-i diyânet ü merhametlerinden nâşî, umûmen ibâdullaha şefkat buyurup bu emrin vech-i lâyıkı üzre pezîrâ-yı hüsn-i hitâm olmasına irâde-i aliyye-i şehriyârîleri ta alluk ve fî-nefsi l-emr husûs-ı mezbûra sarf-ı himmet mûceb-i isticlâb-ı menfa at olduğı cümlenin ma lûmı olmakdan nâşî, iktizâ-yı vakt ü hâl ve kâ ide-i yümn-iştimâl-i Devlet-i Aliyye-i masûnetü z-zevâl üzre hâlâ mesned-ârâ-yı sadâret-i uzmâ ve vekîl-i mutlak-ı saltanat-ı kübrâ hazretleri taraflarından ber-minvâl-i muharrer münâsib olduğu vech üzre /4.2.3/ ıslâh-ı zâtü l-beyne Devlet-i Aliyye nin tavassutunu iş âr vechiyle düvel-i Nasârâ nın baş cenerallerine bu gûne nizâ -ı mülkî sebebi ile Avrupa taraflarında zuhûr iden ihtilâl ve mütemâdî olan ceng ü cidâlin zarar ü hasârı alâ-vechi l-umûm cümleye sârî olduğunı beyân ve sulh ü salâhın inda llah ve inde n-nâs emr-i mergūb ve tavr-ı matlûb olup, âmme-i ibâdullaha şumûl-i menâfi ini tavzîh ü ayân ederek deydene-i müstahsene-i Devlet-i Aliyye-i ebed-devâm üzre ta bîrât ve hayyiz-i hikmet-âmîzi ve nush u pend-i dil-âvîzi müştemil mekâtîb-i Aliyye-i Âsafî tahrîr buyurulup işbu şehr-i Muharremü l- Harâm ın zarfında vakit vakit bazı sâhil-serâlara ve Tersâne-i Âmire ye teşrîf-i kudûm-ı cenâb-ı Âsafî vâkı oldukça Âsitâne-i sa adette mukîm Fransa ilçisi ve Venedik Baylosı ve İsveç ilçisi ve Nemçe ve Moskov kapu kethüdâları ve İngiltere ve Felemenk ilçileri vekîlleri ve Sicilya ilçisi ve sâ ir iktizâ idenler ikişer üçer da vet olunup, merâsim-i âdî icrâsından sonra, vech-i meşrûh üzre her birinin devletlerinin baş cenerallerine ve cumhûrlarına tahrîr olunan mektûb-ı âlî teslîm ve husûs-ı mezbûr lisânen dahi müzâkere ile cevâblarının vürûdı tenbîh buyurulmağla bu maddenin îzâh u izhârı kasdıyla irsâl buyurulan mekâtîb-i Aliyyenin bir sûreti tastîr-i sahîfe-i eser kılındı. (İzzî Süleyman Efendi (1199). İzzî Tarihi. İstanbul). Metne Âit Sözlük Âb: Su Ağrâz-ı derûn: İçten gelen garazlar-gizli hedef-maksatlar Ahz u gasb: Alma, zorla ele geçirme Akdem: Önce, bundan önce Alâ-vechi l-umûm: Umum üzere Âmed-şüdd: Gidip-gelme Âmme: Halk, umumi herkes Âsafî: Süleyman peygamberin akıllı vezirine nispet ile Osmanlı Sadrazamlarına veya o makama verilen isim Âsitâne-i sa adet: Saadetli yer, İstanbul un isimlerinden Ayân: Ortaya çıkma, görünme Âyîn-i dîrîn: Eski zamanlara ait töre, gelenek Bâ is: Sebep olan Bahâ: Fiyat, paha, kıymet
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 159 Bahr-i Sefîd: Akdeniz Baylos: Venedik elçilerine verilen isim Bedîhî: Açık, besbelli, ortada Be-her-hâl: Her halükarda, he ne suretle olursa olsun Bender: İşlek ticaret iskelesi Ber-minvâl-i muharrer: Yazıldığı - tahrir olduğu üzere Berren ve bahren: Kara ve deniz yolu ile Bey ü şirâ: Alım-satım Beyn: Ara, ikişeyin-kişinin-devletin arası Bi z-zarûre: Zarurete binaen Bilâ-evlâd: Evladsız, çocuksuz Bu gûne: Bu türlü Ceneral: General Ceng ü cidâl: Savaş-döğüş, harb Cihân-bânî: Cihanı kollayan-hükümdar Cihet: Yön Cumhûr: Halk, ahali, konsey Çâsâr: Kral-kayzer Çâsâriçe: Kraliçe Çuka: Bir cins kumaş Dâ iye: Dava, içten gelen aşırı arzu istek Dest-i tagallüb: Galebe altına alma, baskı-zulüm-zorbalık eli ile hüküm sürme Deydene: usul-adet-gelenek Dil-âvîz: Gönülçeken-gönül alan Dil-pezîr: Gönle hoş gelen, beğenilen Diyânet: Din-dindarlık duygusu Düvel: Devletler Emr-i mergūb: Arzu edilen emir-iş Enseb: Uygun, en münasib, çok yerinde Erkân: Rükünler, devlet adamları, devletin önde gelenleri Esbâb: Sebepler Eşyâ-yı mütenevvi a: Çeşitli-türlü eşya Ez âf u muzâ af: Bir misli ve kat kat artırma Fî l-asl : Aslında Fî-nefsi l-emr: Hakikatte, gerçekte Hâdis: Meydana gelen, yeni çikan, hudus eden, ortaya çıkan Hâdise-i nâgeh-zuhûr: Ansızın ortaya çıkan hadise, vakitsiz gerçekleşen olay Hâkim: Hükmeden Hâlât: Haller, suretler, nitelikler Hasm: Kesip atma, bir davayı hall ve fasl etme Hayyiz: Taraf, meydan, yer Hersek: Eyalet kıralı, başbakanı, Avrupada imparator seçme hakkı olan yöneticiler Hılâl: Ara, aralık, (bu sırada-bu arada) Hırâset: Koruma Hikmet-âmîz: Hikmetle karışık, hikmetle yoğrulmış (isabetli karar verilmiş) Hulûs-ı niyet: Niyet-kalp temizliği, iyi-halis niyet Husûs-ı mezbûr: Yukarıda geçen, anılan-zikredilen husus Hüsn-i hitâm: Güzel netice, güzel bitiş
160 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Islâh: Düzeltme, iyileştirme Islâh-ı Zâtü l-beyn: Aralarındaki soğukluğu düzeltme, giderme Itmâ : İstekli-tamahkar hale düşürme, hırslandırma Izhâr: Ortaya çıkma İ ânet: Yardım İ tibâr: Değer verme, sayma İ tidâl: Orta yol, ılıman, ölçülü olma hali İbâdullah: Allahın kulları, halk İcrâ: Yerine getirme, bir işi yürütme, akıtma İhtilâf: Uyuşmazlık, anlaşmazlık, fikir ayrılığı İhtiyâr: Seçme, istek, tercih etme İktizâ-yı vakt ü hâl: Zamanın - vakit ve halin gerektirdiği İlçi: Elçi İnâs: Kızlar, kadınlar İncizâb: Cezbetme, cezbedilme, çekilme İnda llah: Allah nazarında-katında İnde n-nâs: Halk nazarında, insanlar içinde İntıfâ: Sönme İntihâb: Seçme, seçim İntikāl: Bir yerden-birinden diğerine geçme, İrsâl: Gönderme İsti dâd: Kabiliyet İstibdâd: Keyfi idare, baskı rejimi, başlı başına bir tür diktatörlük İsticlâb-ı menfa at: Menfaat celbetmeme, menfaat elde etme İstihkâk: Hak kazanma, hakedilmiş İstiklâl: Bağımsız olma, rey sahibi olma İş âr: İşaret etme, yazı ile bildirme, haber verme İşti âl: Şulelenme, alevlenme-tutuşma, parlama İştimâl: Şamil-şumullü olma, kaplama, içine alma İtâle: Uzatma İttifâk-ı ârâ: Oy birliği, herkesin kabulü-birleşmesi ile İyâb ü zehâb: Gidip-gelme Îzâh: Açıklama Kâ ide-i kadîme: Eski zamanlara ait kaide, usul Kadîm: Eski, yerleşik, öteden beri mevcut, evvelini kimsenin bilmediği Karîn-i ihtilâl: Karışmaya-ihtilale uğramaya yakın, Kat : Kesme Kavâ id-i düvel: Devletlerin kaideleri, devletlerarası kaideler-hukuk ve esaslar Kayd: Dert, tasa, bağ Keyfiyet: Özellik, hal, vasıf Kıllet ü nedret: Azlık ve kıtlık Kurb: Yakın olma, yakınlık Kübrâ: En büyük Lâyıh: Parıldayan, hatıra gelen Lâzime-i hâl: Gerekli-lazım hal, zorunda olmak Mahsûs: Özel, hususileşmiş, başkasında bulunmayan, -ait Mâlik: Sahip, Melik, Yönetici Masûnet: Korunmuş, güven içinde, dokunulmaz, Me lûf: Telif edilmiş, alışıla gelmiş
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 161 Medda llâhu zilâle saltanateh: Allah saltanatının koruyuculuğunu-gölgesini uzun etsin, hükmü heryere yayılsın Mekâtîb: Mektuplar Mektûb-ı âlî: Yüce mektup Memâlik: Memleketler, ülkeler, bir devletin toprağı Men ü def : Men ve defetme, yasaklama ve uzaklaştırma Menâfi : Menfaatler Mesned-ârâ: O mesned makamda bulunan, bulunduğu makama süs veren Meyl: Gönül akışı, meyletme Mûceb: İcabetmiş, lazımgelmiş Muhâlif: Karşı, zıt, uymayan Muhârebât: Muharebeler, savaşlar Muharremü l-harâm: Hicri ayların birincisi Mukīm: Bir yerde ikamet eden, oturan Musâfât: Samimi ve halis muhabbet, dostluk ve işbirliği hali Mutasarrıf: Tasarruf eden, yönetici Mübâderet: Hemen bir şeye-bir işe girişme Mübeddel: Tebdil edilmiş, değiştirilmiş Mücerred: Tek, sadece, tecridedilmiş, yalnız Müfârıkü l-ümem: Ümmetin farklı kesimleri Mülâhaza: Düşünce Mülûk: Melikler, baş yöneticiler Mün akid: Akdedilmiş, anlaşılmış-sözleşilmiş Münhasır: Sınırlanmış - inhisar etmiş, yalnız bir kimseye -belirli bir özelliğe hasredilmiş Münkariz: Yıkılmış, yıkılmaya yüz tutmuş Münkatı : Kesilmiş, karara varılmış Müstahsene: Beğenilmiş, istihsan edilmiş, hoş-güzel görülmüş Müşrif-i zevâl: Sönmeye-yıkılmaya yüz tutmuş Müştemil: Kavrayan-içine alan Mütemâdî: Devam edip gelen, süregelen Müteveffâ: Ölmüş Müzâkere: Karşılıklı konuşma, bir mesele üzerinde görüş alışverişi Nâ ire-i fitne: Fitne ateşi-alevi Nasârâ: Hristiyanlar Nâşî: -den-dan dolayı Nemçe: Avusturya Nezâret: Bakma, göz kulak olma işi Nizâ : Fikir ayrılığı, anlaşmazlık Nush: Nasihat Pend: Nasihat-öğüt, kıssadan hisse çıkarma Pezîr: Hoş Pezîrâ: Kabul eden Rehîn-i ihtilâl: İhtilale tutulmuş Ricâl: Adam, Devlet adamı Sadâret-i uzmâ: Büyük makam, Osmanlı Devleti sadrazamlık makamı Sâf-tedbîr: İyi niyetli çözüm, güzel çare Sâhil-serâ: Sahil saray
162 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sânih: Fikre doğan-çakan Sarf-ı himmet: Gayret-himmet sarfetme, çabalama Sârî: Ulaşan, bulaşan, kaplayan Sefâyin: Gemiler Sefîne: Gemi Sûdâ-gerân: Daha çok deniz ticareti yapan tüccar Sûret: Örnek, şekil Sûret-yâb: Şekil ve suret bulmuş, meydana ortaya çıkmış Sükkân-ı bilâd-ı İslâmiyye: İslam beldelerinde sakin olanlar-oturanlar, müslüman halk Şehr: Ay Şumûl: Kaplayan Ta alluk: İlişiği-ilgili-alakası olma Ta bîr: İfade, - diye isimlendirme Ta bîrât: Tabirler, terimler, deyimler Takrîb: Vesile, bahane, yaklaştırma Tarafeyn: İki taraf Taraf-ı mîrî: Devlete ait, hazine tarafı Tasallut: Sataşma, musallat olma Tastîr: Satıra-kaleme alma Tavassut: Aracı olma Tavr-ı matlûb: Tabep edilen-beğenilen tavır Tavzîh: Açıklama, vüzuha kavuşturma Terettüb: İcabetme, ait olma, sıralanma Terfîh-i hâl-i ibâd: Kulların halini refaha kavuşturma, halkın refahını artırma Teshîr: Büyüleme, etki altına alma, aldatma Teşrîf-kudûm: Şerefli geliş, bir yere gelerek-ayak basarak şereflendirme Tevsî : Genişletme Umûmen: Bütün, herkese olduğu gibi Urûk-ı nizâ : Çekişme - kavga damarları-kökleri Vâkı : Vuku bulan, meydana gelen Vech-i meşrûh: Anlatıldığı-şerh edildiği üzere Vekîl-i mutlak: Padişahın her yetkiye sahip tek vekili, sadrazam Vukû : Meydana gelme, oluş Vür ûd: Gelme Yümn: Bereket Zâbi : Zabteden Zamîr: İç yüz, gönül Zevâl: Zail olma, yıkılış-çözülüş-sona erme-bitiş Zikr: Anma, anılma Zükûr: Erkek evlad, erkekler Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Hristiyan Devletlere Sadrazam Hazretlerinin Mektuplarının Gönderilmesi Bundan önce Nemçe (Avusturya) çâsârı erkek evlad bırakmadan vefât ettiğinde, Nemçe devletinin önde gelen devlet adamları ittifâk ile müteveffânın veliahdı olan kızını çâsâriçe olarak seçmiş ve tanımışlardı. Lâkin Nemçe ülkesi aslen yedi ve hâlâ dokuz aded hükûmetten meydana gelmekte idi. Bu dokuz aded hükûmetlere Hersek adı verilen idare-
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 163 ciler sahip çıkıyor ve yönetiyorlardı. Aralarında çâsâr ta bîr eyledikleri kişi imparator olmakla, belirtilen herseklerin hepsinin üzerine hâkim ve idareci oluyordu. Çâsârlık ve imparatorluk keyfiyeti ise erkek evlâda ait bir özellik olarak kabul ediliyordu. Bu âdet sadece Nemçe devletine mahsûs bir özellik olup, diğer hristiyan devletlerde olduğu gibi kız evladın çasariçe olarak kabul edilmesi gelenek ve göreneklere ters düşüyordu. Dokuz hersek arasından oyla seçilen her kim ise ittifak ile o çâsâr olup, imparator olarak isimlendiriliyor ve bu uygulama eski usûl ve adetlere göre gerçekleşiyordu. (Hânedan) erkek evlâd doğmadığı için yıkılmaya yüz tuttuğunda, ansızın ortaya çıkan bu hâdise yüzünden Nemçe memleketi ihtilalin eşiğine gelmişti. Anılan herseklerden her biri, kendi hakları ve kabiliyetlerini öne sürerek, bağımsızlık isteği ve çâsâr olmak arzusu ile niyetlerini zorbalıkla gerçekleştirme derdine düştüklerinden, devletin nizâm ve intizâmı yıkılmaya yüz tuttu. Bu sırada Fransa Devleti Nemçe Memleketi nin karışıklığa düştüğü ve ihtilaflarla sasıntıya girdiği bu zamanı fırsat ve ganimet bildi. Hem kendi memleketini genişletmek hem de imparatorluk seçimine müdâhale fikriyle zorbalık elini (Nemçe devletinin içişlerine) uzatmış ve başlarına bela olmuştu. Kendi tarafında bulunan bazı hristiyan devletlerin idarecilerini dahi tahrîk edip hırslandırmış, kendileri ile hudûdu bulunan veya ilişki içerisinde oldukları yakın ba zı Nemçe kal alarını birlikte ele geçirmek için teşvik etmişti. İngiltere kralı dahi dokuz aded hersekten birisi olmakla, her ne suretle olursa olsun Nemçe devletine sâhib çıkıp yardımda bulunması gerektiğinden, Fransa nın bu türden zorbalıklarına ve imparatorluk seçimi konusuna müdâhalesine rızâ göstermedi ve onu men edip bu işlerden uzak tutma derdine düştü. Böylece İngiltere ile Fransa arasında süregelen barış ve dostluk, yerini anlaşmazlık ve savaşa bıraktı. Bu sebeple, Avrupa ta bîr olunan memleketlerde vâkı hristiyan krallarının her biri, iki taraftan birine meyl ediyor veya çekildikleri tarafa destek ve yardımda bulunuyorlardı. Avrupa da ortaya çıkan bu ihtilâf ve ihtilâl sebebi ile, dört beş seneden beri karada ve denizde savaş devam ediyordu. Ayrıca Fransa ve İngiltere memleketlerinden gelip giden tüccâr gemileri, Yüce Osmanlı Devleti koruyuculuğundaki Akdeniz deki kara sularında dahi birbirleriyle savaşıyordu. Bir birilerinin gemilerini tutsak veya gasb eylediklerinden, iki tarafın tüccar gemileri İstanbul a ve sâ ir İslam memleketlerinin iskelelerine gelip gitmekten kesildiler. Bu durum İstanbul halkının alışık oldukları çuka ve sâ ir Avrupa şehirlerinden nakl olunan çeşitli eşyânın kıtlık ve yokluğuna sebep olmakta ve mecburen alım satımları dahi kat kat pahalıya çıkmaktadır. Bundan başka devletin gümrük gelirlerinin azalması sebebiyle hazinenin de zarara uğratıldığı açıktır. Sadece ahalisinin refaha kavuşması ve İslam beldelerinde yaşayanların hallerinden memnun olmaları kasdıyla, ebedlere kadar yaşayası Osmanlı Devleti, barış için aracı olmak yani Avrupa da ortaya çıkan ihtilâf ve ihtilâllerin, gittikçe alevlenen savaş ateşinin, iyi niyetli barış girişimleri ile sönmesini istemektedir. Bütün hristiyan devlet adamları devletlerarası kaidelere en uygun ve taraflar arasında orta yol bulunacak şekilde güzel bir ittifakta bulunurlar ise bu olaylar men ve def edilebilecek, fitne ve fesâd ateşi sönecektir. Tarafları anlaşmazlık ve kavgaya götüren konuların kökünden kesilip atılması fikri, âlemi koruyup kollayan padişah hazretlerinin (Allah ümmetin bütün kesimleri üzerinde onun saltanatının koruyucu gölgesini daim etsin) gönlüne parlak bir şekilde doğdu. Sadece halis bir niyetle, din ve merhamet duygularının kuvvetli olması sebebiyle bütün insanlara şefkat duymakta ve bu karışıklıkların layıkı ile, güzel bir şekilde sona ermesini yüce arzusu ile istemektedir. Bunun için ciddi gayret sarfetmek, menfaat elde etmenin yegane yoludur ve bu, herkes tarafından bilinmektedir. Zevale uğramaktan korunmuş, yümün ve bereketi her yere yayılmış Yüce Osmanlı Devleti nin kaidesi üzere, büyük sadaret mevkiini süsleyen ve en büyük padişahın herşeye yetkili vekili olan hazret tarafından, münasib görüleceği şekilde ve zaman nasıl gerektiriyorsa, tarafların arasını bulma amacıyla Yüce Osmanlı Devleti nin aracılık isteği hristiyan devletlerinin baş komutanlarına belirtilmelidir. Mülk
164 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I yüzünden meydana gelen bu çeşit anlaşmazlıklar sebebiyle, Avrupa da meydana gelen ihtilal ve süregelen savaşların zarar ve hasarı herkese dokunduğu.. barış ve iyiliğin Allah ve insanlar katında tercih edilecek en iyi iş ve kabul edilecek en güzel tavır olduğu ve tüm insanlık için menfaatler içerdiği apaçık ortadadır. Ebedlere kadar devam edesi Yüce Osmanlı Devleti nin güzel geleneklerinden süzülen nasihat ve öğütleri içeren, hikmet dolu, gönül alıcı sözlerle dolu mektuplar yukarıdaki manaları da içerecek şekilde Sadrazamlık makamı tarafından yazdırılmalıdır. Muharrem ayı içerisinde, Sadrazam bazı sahil sarayları ve Tersâne-yi Âmire yi şereflendirdiğinde, İstanbul daki Fransa, Venedik, İsveç elçileri, Nemçe ve Moskov kapı kethüdâları, İngiltere ve Felemenk elçi vekîlleri ve Sicilya elçisi ve sâ ir iktizâ edenler ikişer üçer da vet olunmalı, basit bir merasim sonrası, her bir devletin baş generalleri ve konseyleri için yazılan yüce mektuplar teslim edilmeli ve anılan konular kendileriyle sözlü olarak da görüşülmeli, mektupların cevaplarının beklendiği tenbih buyurulmalıdır. Konunun daha iyi anlaşılması için gönderilen yüce mektupların bir örneği burada satırlara geçirilmiştir. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: kat sulh vukū himmet sûret cevâb zarar sa âdet fa l fu l Fu ûl fi let fu let fa âl fa al fa âlet Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri bâ is hâdis sânih lâyıh vâkı Sârî zâbit ve hâkim fâ il vezninde Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller mektûb mergūb mezbûr matlûb mef ûl vezninde Mücerred Rubâ î Masdar: Saltanat: fa lele(t)
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 165 Sülâsî mezîdün-fîh masdarlar İrsâl İttifâk münâsebet i tibâr tenbîh istikbâl İf âl İfti âl Mufâ ale(t) İfti âl Tef îl İstif âl Mezîdün-fîh ism-i fâ il mutasarrıf Mütefa il (tefe ul) Mimli masdarlar Merhamet Tesniye (ikili çokluk) Tarafeyn Cem şekillerinden örnekler: Cem -i mükesser İbâd Memâlik Esbâb Fi âl Mefâ il Ef âl Sıfat-ı müşebbehe Pezîr İsm-i mensûb Mîrî Mülkî Arapça tamlama: Muharremü l-harâm (Muharrem ve harâm ile) Harâm olan Muharrem ayı Medda l-lâhu zilâle (Allah gölgesini uzun etsin) Alâ-mefârıkı l-ümem (Ümmetin farklı kesimleri üzerinde) B-Farsça Yapılar: Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: Sulh u salâh Harb ü kıtâl Vakt ü hâl İsim Tamlaması: kavâ id-i düvel sahîfe-i eser
166 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sıfat tamlaması: Âsitâne-i sa âdet Devlet-i aliyye Mekâtîb-i aliyye Düvel-i Nasârâ Zincirleme tamlama: âb-ı sâf-tedbîr-i dil-pezîr İrsâl-i Mekâtîb-i Hazret-i Âsafî Cenâb-ı Hüdâvendigâr-ı Âlem Teşrîf-i kudûm-ı cenâb-ı Âsafî Birleşik Kelimeler [izâfet kesresi (-i) kaldırılarak yapılan sıfatlar]: cihân-bânî ebed-müddet nâgeh-zuhûr Farsça birleşik sıfat: sûdâ-gerân 2 Aşağıda verilen metni günümüz türkçesine aktarınız. Nemçe memâliki fî l-asl yedi ve hâlâ dokuz aded hükûmetten ibâret olup, bu dokuz aded hükûmetlerin her birine birer Hersek mâlik ve mutasarrıf olmağla beynlerinde çâsâr ta bîr eyledikleri imparator olmağın, zikr olunan herseklerin cümlesine hâkim ve zâbit olduğu cihetten çâsârlık ile imparatorluk keyfiyeti evlâd-ı zükûra münhasır ve bu âdet ancak Nemçe devletine mahsûs bir keyfiyet olup, sâ ir düvel-i Nasârâ da olduğu gibi evlâd-ı inâsa intikāl itmek muhâlif-i âdet-i kadîmeleri ve evlâd-ı zükûr münkariz oldukta ittifâk-ı ârâ ile zikrolunan dokuz aded herseklerden cümlenin muhtârı her kim ise intihâben çâsâr olup, imparator i tibâr olunmak âyîn-i dîrîn ve kā ide-i kadîmelerinden olduğuna binâ en, bu hâdise-i nâgehzuhûrdan Nemçe memleketi karîn-i ihtilâl ve zikrolunan herseklerden her biri, istiklâl ve istibdâd ile istihkāk ü isti dâd iddi â ve çâsâr olmak dâ iyesiyle, her biri ağrâz-ı derûnun icrâ kaydında olduklarından nizâm ve intizâmları müşrif-i zevâl olmağla. Metinde geçen cümleleri inceleyerek: a) 1 adet Arapça mezîdünfih masdar bulup veznini yazınız. b) 2 adet Arapça sülâsî mücerred masdar ve vezinlerini yazınız. c) 3 adet Arapça ism-i fâil ve ism-i mef ûl gösteriniz. d) Metinde geçen cem -i mükesser kelimeyi bulunuz.
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 167 Metin 4.3.6 Ahmed (Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet
168 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 4.3.5
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 169 Metin 4.3.4
170 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 4.3.3
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 171 Metin 4.3.2
172 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 4.3.1 AHMED CEVDET PAŞA, TARİH-İ CEVDET /4.3.1/ Mukaddeme Târîh-i Cevdet in mebde i olan bin iki yüz seksen sekiz sene-i hicriyyesi Devlet-i Aliyye ce bir hadd-i fâsıl gibi olup andan sonra vukū âtın rengi tagayyür etmişdir.
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 173 Bir asrın vukū âtı ise a sâr-ı sâbıkanın i dâd ve tehyi e ettiği ilel ve esbâb-ı müteselsilenin netâyic ve müsebbebâtı idüğünden yazılacak vekāyi -i târîhiyye ne makūle esbâbın âsârı idüğü bilinmek lâzım gelür. Binâ en-alâ zâlik, maksûda şürû dan mukaddem düvel-i sâlifenin ve ale l-husûs Devlet-i Aliyye nin vekāyi -i külliyye ve ahvâl-i umûmiyye-i mâziyesi ve Mısır ve Kırım gibi kıta ât-i mühimmesinin vekāyi -i meşhûresi ile târîh mutâla a idenlere lâzım olan ba z-ı ma lûmât-ı mühimme ber-vech-i âtî icmâlen fasıl fasıl beyân olunmak münâsib görülmüştür. Fasl-ı Evvel İlm-i Târîhin Lüzûm ve Fâ idesi Beyânındadır İlm-i târîh efrâd-ı nâsı vekāyi ve me âsir-i mâziyeye ve vükelâ vü havâssı hafâyâ ve serâ ir-i mukteziyyeye muttali idüp, nef i âmme-i âleme â id ve râci olduğundan âmme-i eşhâs mutâla asına mecbûl ve beyne l-havâss makbûl ve mergūb bir fenn-i kesîrü l-menâfi dir. Zîrâ insân medeniyyü t-tab olup ya nî behâyim gibi münferiden yaşayamayup, mahal be-mahal akd-i cem iyyet iderek yek-diğere mu âvenet itmeğe muhtâc olurlar. Ve bu cem iyyet-i beşeriyyenin derecât-ı mütefâvitesi olup ednâ derecesi hayme-nişîn olan kabâ ilin cem iyyetidir ki, havâyic-i zarûriyye-i beşeriyyeyi tedârük ile şecere-i hayâtın semeresi olan tenâsül maksadına vüsûl bulurlar. Lâkin, şekil ve hey et-i medeniyyetin netîcesi olan me ârif ve ulûm-ı sınâ iyye ve sâ ir hasâ is-i kemâliyye-i insâniyyeden mahrûm olurlar. Ve ehl-i kurâ medâ in-i mu azzama ahâlîsine nisbetle âsâr ve netâyic-i sahîha-i medeniyyetden mehcûr add olundukları gibi bunlar dahi kurâ ahâlîsine nisbetle medeniyyetden dûr kalurlar. /4.3.2/ Cem iyyet-i mezkûrenin a lâ derecesi dahi medeniyyet, ya nî devlet ve saltanat mertebesidir ki, bir devletin sâye-i hıfz u hirâsetinde yek-diğere gadr ve te addîden ve a dâ vü ağyârın endîşesinden âzâde olup bir tarafdan ihtiyâcât-ı beşeriyyelerini tahsîle ve bir tarafdan dahi kemâlât-ı insâniyyelerini tekmîle meşgūl ve âmâde olurlar. Şöyle ki, def -i mazarrat ve celb-i menfa at dâ iyesi insânda bir emr-i cibillî olup ba zan bir maksadda bir nice kimselerin emel ve arzuları müttehid ve müzâhim oldukda başlu başlarına kalsalar yek-diğere gadr itmek istediğinden ve ba zan dahi bir maslahat-ı umûmiyyede bir cem iyyet ile diğer cem iyyetin beyninde bi t-tab münâza ât ve muhârebât vâkı olageldiğinden herkes hukūk-ı zâtiyye ve umûmiyyesini cânib-i hükûmete tevdî ile anın hükm ve himmetine râzî olarak levâzım-ı kemâlât-ı insâniyye tahsîline meydân-ı ferâgat bulurlar. Ve ol millet sınıf sınıf ayrılup kimisi zirâ at ve ticâret ve kimisi umûr-ı mülkiyye ve askeriyyede hidmet ider. Ve ulûm ve sanâyi kuvvetiyle yüz kişinin havâyic-i zarûriyyesini on kişi hâsıl itmeğe ve müddet-i medîde zarfında hâsıl olabilecek mevâdd az vakit zarfında husûle gelmeğe başlayup ol milletin evkātı havâyic-i zarûriyye tahsîlinden fazla kalarak ve işbu fazla vakitler dahi hasâ is-i kemâliyye-i insâniyye tekmîline masrûf olarak levâzım-ı hazariyyet ve medeniyyet günden güne bu nisbet üzre müterakkī olup gider. Ancak ol milletde artık sâdelik ve sebük-bârlık kalmayup, tecemmülât ve tekellüfât artarak ihtiyâcât çoğalır. Ve ana göre menâfi -i zâtiyye ve ağrâz-ı şahsiyye dahi tezâyüd ve terakkī bulur. Ve gitdikçe ol milletin idâresine su ûbet gelerek hüsn-i idârenin husûl bulmasıyla devletin ilerülemesi ve milletin sa âdet-i hâl kesb idebilmesi mahâret ve vukūf ashâbının sarf-ı ihtimâm u dikkatine mevkūf olur. Böyle umûr-ı siyâsiyyede mahâret ise ancak tecribe ile hâsıl olabilüp her sûreti tecribeye dahi bir âdemin ömrü vâfî ve bir asrın tecribesi kâfî olmadığından ve ârif olanlar essa îdü men et aza bi-gayrihî hadîs-i şerîfi mü eddâsınca herşey nefsinde tecribeye kalkışmayarak sâ irinden ibret ve nasîhat alageldiklerinden vükelâ vü havâss ilm-i
174 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I târîhden sâ ir eşhâs gibi ahvâl-i zâtiyyelerince müntefi olduklarından başka mesâlih-i düveliyyece dahi müstefîd ve mütemetti olurlar. Binâ en-aleyh, vatan ve memleketini seven ve devlet ve milletinin bekāsını isteyen eslâf-ı me ârif-ittisâf kendi asırlarının vekāyi ve ahbârını zabt ile ahlâfa yad-gâr bırağarak kendüleri dahi mazhar-ı ed iyye-i hayriyye-i ahlâf olagelmişlerdir. Kaldı ki, mâzî ve müstakbel ahvâline vâkıf ve belki ezel ve ebed esrârını ârif olmağa insânda bir meyl-i /4.3.3/ tabî î olduğundan ale l-umûm nev -i beşerin bu fenne ihtiyâc-ı ma nevîsi der-kârdır. (lâ teşbe u l-ayni min nazar, ve le s-sem u min haber, ve le l-ardu min matar) Ve hıfz-ı nizâmât-ı düveliyye, ilm-i târîh ile olup usûl-i sâlifenin vakt ü hâle tatbîkında ise fevâ id-i kesîre mütehakkık olduğundan ba z-ı ulemâ ilm-i târîhin ta lîm ve ta allümü derece-i vücûbdadır dediler. Nakl olunur ki, hulefâ-yı Abbâsiyye den Kā im bi-emrillâh zemânında ehl-i Hayber den birkaç nefer müteayyinân yehûd, Dâru l-hılâfe-i Bağdâd a gelüp cizyeden mu âfiyetlerini müş ir sened sûretinde bir varak-pâre ibrâz ile zu mlarınca Hazret-i Ali nin hattı olmak üzere taraf-ı Risâlet-penâhî den kendülerine virilmiş ve ashâb-ı kirâmdan birkaç zâtın şehâdetleri dahi tahrîr olunmuş olmağla senedleri nezd-i halîfede kabûl kılınarak cizyeden mu âfiyetleri bâbında ısdâr-ı menşûr olunmak üzre iken Re îsü r-rü esâ bulunan Ebü l- Kāsım b. Mesleme ye şekk ârız olarak, sened-i mezkûr sahte bir şey olmasun, hele bir kere müverrih-i ahd olan Hatîb-i Bağdâdî ye gösterilmesi münâsib olur deyü halîfeye ihtâr itmekle, Hatîb-i mûmâ-ileyhe arz olundukda, fenn-i târîhçe senedin sahte olduğunu isbât itmişdir. Şöyle ki: Sened-i merkūmda muharrer olan şühûddan Hazret-i Mu âviye hicretin dokuzuncu senesi yevm-i feth-i Mekke de şeref-i İslâm ile müşerref oldu. Hayber in fethi ise hicretin yedinci sâlinde vukū bulmuş idi. Kezâlik, şühûd-ı muharrereden birisi dahi Sa d b. Mu âz hazretleri olup muşârun-ileyh ise hicretin beşinci senesi, yevm-i Hendek de cisr-ifenâdan güzâr itmekle Hayber fethinde bulunmadı. dimekle mevzû iyyeti sübût bularak şakk olundu. Bu cihetle müverrih-i mûmâ-ileyh beytü l-mâl-i müslimînin intifâ ına sebeb olmuşdur. Fasl-ı Sânî Hükûmetlerin Atvâr ve Aksâmı Beyânındadır Bu âlem-i dünyâya nazar olunsa teceddüdât-ı yevmiyyeden ibâret bir hengâme-i ibret olduğu rû-nümâ olur ve bu ma nâ-yı teceddüd cemî -i a yân ve a râzda bulunur. Bu kabîlden olmak üzre, şahs-ı vâhid, gerek vücûdca ve gerek hâlce bir zemân terakkīde ve bir zemân tenezzülde olduğu misillü, her devlet dahi bu minvâl üzre gâh kuvvet bulur ve gâh za f /4.3.4/ ve fütûr hâline gelür. Ve her devlet, bidâyet-i zuhûrunda sâde ve sebük-bâr olup eğerçi günden güne kuvvetlenür ise de insân yaşlandıkça me kel ve meşâribde ve mesken ve melâbisde ihtiyâcı artdığı gibi devlet dahi eskidikçe tekellüfâtı artıra geldiğinden evvelki sâdeliği kalmayup meşâğıl ve masârıfı ziyâdeleşür ve fevka l- âde bir vak a hâdis oldukda ve masârıf-ı mu tâdesinden ziyâde bir masraf açıldıkda muzâyakaya dûçâr ve emr-i idârede ba z-ı gûne kusûr dahi sâdır olur ise ser-pençe-i za f ve fütûra giriftâr olur. Sünnetu llâh fi l-âlemîn. Velhâsıl, kangı devlet olur ise olsun, bir tavrdan tavr-ı âhara nakl idegeldiği cihetle her devrde bir tavr-ı mahsûsda bulunur. Ve her tavrda bir dürlü davranmak ve her devrin mizâcına göre çâre ve ilâc aranmak lâzım gelür. Şöyle ki: Her şahsda sinn-i nemâ ve sinn-i vukūf ve sinn-i inhitât olduğu gibi her devletde dahi bu merâtib-i selâse bulunup herkes hıfz-ı sıhhat husûsunda sinnine göre davrandığı misillü hey et-i devlet dahi bir cism-i insânî mesâbesinde olduğundan her tavr ve mertebesinde hareket-i münâsibeye dikkat olunmak lâzım gelür. Ve tavr-ı inhitât ba zan hiss olunmayacak sûretde hafî olur. Ve ba zan
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 175 dahi celî ve âşkâr olup ilâcı müşkil ve düşvâr olur. Ve ba zan bir devletde ziyâdesiyle inhitât ve fütûr emâreleri zuhûr itmişiken tedâbîr-i hakîmâne ile teceddüd idüp tâzelendiği vardır. Fakat ol hâlde devletin tehlikesi ziyâde olup fevka l-âde ba z-ı ilel-i hâriciyye dahi zuhûr ider ise teceddüd idüp de halâs bulması pek düşvârdır. Ve vukū ı var ise de vukū ât-ı cesîme ve ınkılâbât-ı azîme ile hâsıl olabilmişdir. Ve nice devletler dahi sinn-i vukūfunu ikmâl itmeden kendü kusûruyla yahud bir kazâ zuhûruyla mahv ve münkarız olmuşlardır. Ma lum ola ki, düvel-i nasârânın ahkâm-ı siyâsiyyeleri ictimâ -ı ârâ-yı ukalâ ile tertîb olunmuş olan kavânîn-i hükmiyyeden ibâret olduğu hâlde hükûmetleri iki kısma mükasımdır. Biri, hükûmet-i rûhâniyye ya nî dîniyye, diğeri, hükûmet-i cismâniyye ya nî mâddiyyedir. Hükûmet-i rûhâniyye, Katolik mezhebinde Papanın hükûmetidir ki, bi l-cümle katolik râhiblerinin âmiri ve kilîsâlarının re îsi olup, anı Hazret-i Īsâ nın vekîli olmak üzre i tikād iderler. Ve bi l-cümle katolik devletlerinin memâlikinde anın hükûmet-i rûhâniyyesi cârîdir. Vaktiyle Avrupa içinde bu hükûmet-i rûhâniyyenin pek ziyâde te sîr ve nüfûzu var idi. Lâkin hükümdârlar papaların elinden çok cevr ü cefâ çekdiklerinden refte refte papaların nüfûzlarını kesr u taklîl itdiler. Rum, ya nî Ortodoks mezhebinde bulunan /4.3.5/ bi l-cümle hıristiyanlar papayı tanımayup hükûmet-i rûhâniyyede İstanbul Patriki ne tâbi dirler. Ermenilerin re îs-i rûhânîlerine Katogıkos dinilür ki, üçdür. Birisi, Gürcistan da vâkı Eçmiyazin ve diğeri Kozan da vâkı Sis ve üçüncüsü Van tarafında kâ in Ahtamar kilîsâlarının re îs-i rûhânîleridir. Ammâ protestanların böyle bir re îs-i umûmîleri yokdur. Hükûmet-i mâddiyye dahi üç kısımdır. Hükûmet-i mutlaka, hükûmet-i meşrûta, hükûmet-i cumhûriyyedir. Hükûmet-i mutlaka, inân-ı hükûmeti bütün bütün eline almış olan bir hükümdârın hükûmetidir. Rusya devleti gibi. Hükûmet-i meşrûta, millet meclisinin re yine ittibâ iden hükümdârın hükûmeti olup bu dahi iki kısımdır. Kısm-ı evvel, meşrûta-i umûmiyye olup âmme-i ahâlî müsâvât üzre bulunur. Almanya ve İtalya devletlerinden ba zıları gibi ki, vükelâ-yı devletden başka milletce intihâb olunan a zâdan mürekkeb bir millet meclisleri vardır. Kısm-ı sânî, meşrûta-i hasebiyyedir ki, zâdegân-ı millet bayağı ahâlîden vücûh ile mümtâz ve mütehayyiz olurlar. İngiltere devleti gibi ki, âmme-i ahâlîsi zâdegânın nâ il oldukları rüteb ve imtiyâzâta nâ il olamayup fakat her kazâdan intihâb ile pây-ı tahta gönderdikleri a zâdan mürekkeb meb ûsân-ı millet meclisi nâmıyla bir meclisleri vardır ki, bir maslahat anda tezekkür olundukdan sonra zâdegân-ı millet meclisinde karârgîr olur. Bu meclisler dâ imâ açık olmayup belki senede üç dört ay kadar güşâd olunup parlament tesmiye olunur. Devletin vükelâsı kral tarafından nasb olunmuş me mûrlar olup umûr-ı devleti bi t-tezekkür krallarına imzâ itdirdikden sonra icrâ iderler. Lâkin, her husûsda parlament tarafından mes ûl olurlar. Hükûmet-i cumhûriyye, bir hükümdâr-ı mahsûsu olmayup, belki ekseriyet-i ârâ ile biri intihâb olunarak kral makāmında olmak üzre muvakkaten millet re îsi nasb olunur. Amerika cumhûru gibi. Fransa devleti, mukaddemleri hükûmet-i mutlaka iken millet içine ihtilâl düşerek mu ahharan cumhûr olmuşlar idi. Ol vakit, cihân-gîrlikle hurûc iden Napolyon Bonaparte, İmparatorluk rütbesini hâ iz olmağla, yine hükûmet-i mutlakaya münkalib olmuş idi. Vâkı â, şekl-i devlet hükûmet-i meşrûta üzre mü esses idi. Lâkin Bonaparte, her istediğini icrâya muktedir olduğu cihetle hakīkat-i hâlde bir hükûmet-i mutlaka idi. Bonaparte den sonra hükûmet-i meşrûta-i umûmiyye olup Luyi Filip in eyyâm-ı /4.3.6/ kraliyyetinde bu hâl üzre gitdi. Bin iki yüz altmış beş senesi hılâlinde vukū bulan Fransa ihtilâlinde yine cumhûr olup Luyi Napolyon u dört senelik olmak üzre re îs-i cumhûr nasb itdiler.
176 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Lâkin, ahâlî beyninde ittifâk olmayup kimisi krallık tarafdârı ve kimisi teşkîl olunmuş olan âdî cumhûriyyet tarafdârı oldular. Bir takımı dahi böyle âdî cumhûriyyete kanâ at itmeyüp azıtdılar. Ve bütün bütün hadd-i ma rûfun öte tarafına gitdiler. Şöyle ki: Hukūk-ı mülkiyyet ve zevciyyeti inkâr idüp ve herkes kâffe-i husûsâtda müsâvât üzre olmalıdır deyüp bir çok edânî dahi bunu mizâclarına muvâfık görmeleriyle Fransa Cumhûriyyetini bu renge boyamağa teşebbüs itdiler. Fransa kibâr ve ukalâsının bundan gözü ürkmeğe, cumhûriyyetden ve belki hükûmet-i meşrûta serbestliğinden yüz çevirüp, Napolyon un henüz dört sene müddet-i riyâseti hıtâm bulmazdan evvel imperatorluğunu bi t-tasdîk hükûmet-i mutlakaya ser-fürû-bürde-i ınkıyâd oldular. İşbu Fransa ihtilâlâtı arasında Nemçe halkı dahi serbestlik sevdâsına düşerek ve pek çok kanlar dökerek hükûmetlerini hükûmet-i meşrûtaya kalb itmek istediler ise de hühûmet-i imperatoriyye gālib gelerek yine hükûmet-i mutlaka tahtında kaldılar. Bunların her birinde birer gûne fenâlık melhûz ve meşhûd olup, hele cumhûriyyetin zikr olunan fırka-i mütecâvizesi bütün bütün akıldan ve nevâmîs-i tabî iyyeden ba îd bir fikr-i bâtıldır. Ammâ hükûmet-i islâmiyye, hılâfet ve saltanatı câmi olup, imâmü l-müslimîn olan pâdişâh-ı islâm, hâmî-i şerî at ve muhyî-i saltanat olmağla, lillâhi l-hamd bu gûne teferruk ve teşettütden berîdir. Ve eğerçi, zîrde beyân olunacağı vechile, Devlet-i Abbâsiyye nin evâhırında memâlik-i islâmiyyede zuhûra gelen ihtilâlât-ı azîme hasebiyle, hılâfet ve saltanat ayrılarak, hılâfet bir riyâset-i dîniyye ve saltanat riyâset-i mâddiyye derecesine vardı ise de mu ahharan Devlet-i aliyye-i Osmâniyye nin zuhûruyla millet-i islâmiyye teceddüd iderek yine hâlet-i asliyyesini buldu. (Ahmed Cevdet Paşa, Târîh-i Cevdet I) Metne Âit Sözlük A dâ: A lâ: A râz: A râz: A sâr: A yân: Add: Ağrâz: Ağyâr: Âhar: Ahbâr: Ahd: Ahkâm: Ahvâl: Akd: Aksâm: Ale l-husûs: Âmâde: Âmme: Ârâ: Ârız: Âsâr: Ashâb: Atvâr: Adüvv ün cem i, düşmanlar Daha yahut pek yukarı, yüce Irzlar, namuslar İşaretler, alametler Asrın cem i, asırlar, yüzyıllar Bir memleketin ileri gelenleri Saymak; öyle kabul etmek Maksadlar, niyetler Gayr ın cem i, başkaları, ötekiler Başka Haber in cem i, haberler Devir, zaman, gün Hükm ün cem i, hükümler, emirler, fermanlar Hâl in cem i, haller, durumlar Kurma, tertîb ve tanzim, teşkîl Kısm ın cem i, kısımlar, bölümler Özellikle Hazır Umum, halk, umuma mahsus olan Re y in cem i, reyler, oylar, görüşler Gelen, gelip yapışan Eser in cem i, alamet, nişan, bir şeyin vücuduna delalet eden hal Sahib n cem i, Peygamber Efendimizi görüp onun sohbetinde bulunanlar Tavr ın cem i, haller, edalar, gidişler, davranışlar
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 177 Âzâde: Kurtulmuş Ba îd: Uzak Bahâyim: Behîme nin cem i, dört ayaklı hayvan, çâr-pâ Bâtıl: Hak olmayan Berî: Uzak, sâlim, kurtulmuş, temiz Ber-vech-i âtî: Aşağıda söylendiği (söyleneceği) vech üzre Beyne l-havâss: Avamdan olmayan kişiler arasında Bidâyet: Başlangıç, başlama Binâ en-alâ zâlik: Bunun üzerine, bundan dolayı Câmi : Cem eden, toplayan, bir araya getiren Cârî: Cereyân eden, yürürlükte olan Cefâ: Eziyet, incinme Celb: Almak, çekmek, cezb Celî: Âşikar, meydanda, belli Cem iyyet: Topluluk, hey et Cesîm(e): İri, büyük, kocaman Cevr: Haksızlık,eziyet, eza, cefâ Dâ iye: Sebeb, mucib, bais; istemek Def : Kovmak, uzaklaştırmak Derecât: Derece nin cem i, dereceler Der-kâr: Malum, aşikar, bilinen Dûçâr: Tutulmuş, uğramış, yakalanmış Dûr: Uzak Düşvâr: Güç, zor Düvel: Devlet in cem i, devletler Ed iye: Dua nın cem i, dualar, niyazlar, yalvarmalar Edânî: Ednâ nın cem i, aşağılar, aşağılıklar Ednâ: Pek aşağı, daha aşağı Efrâd: Ferd in cem i, ferdler, kişiler Eğerçi: Her ne kadar, olsa da, ise de Ekseriyet: Pek çok olma, çokluk, en büyük kısım Ekseriyet-i ârâ: Oy çokluğu Emr: İş Esbâb: Sebeb in cem i, sebepler Eşhâs: Şahs ın cem i, şahıslar, kişiler Evâhır: Âhir in cem i, sonlar, nihâyetler Evkāt: Vakt in cem i, vakitler, zamanlar Eyyâm: Yevm in cem i, günler Fâsıl: Ayıran, bölen, tefrik eden Ferâgat: Vaz geçme, el çekme; adem-i meşguliyet, istirahat Fırka: İnsan grubu, siyaset partisi Fütûr: Zayıflık, gevşeklik, bezginlik, usanma Gadr: Emniyeti sû-i istimal, vefasızlık, hainlik; merhametsizlik, zulüm Gâh: Ara sıra, kimi, bazı Gîr: Tutma, tutuş Giriftâr: Tutulmuş, yakalanmış, esir Gûne: Türlü; gidiş, tarz Güşâd: Açma, açılma, açılış Hâ iz: Malik, sahib; taşıyan
178 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Hafâyâ: Hafiyy in cem i, sır, gizli şey Hafî: Gizli Hakîmâne: Hikmet sahibi, hakîm olana yakışacak surette, hakîmcesine Hâlet: Hal, suret, keyfiyyet, nitelik Hâmî: Himâye eden, koruyan Hasâ is: Hâsiyet in cem i, Bir şeye has ve mahsus olan hal ve kuvvet ve tesir, böyle bir kuvvet ve tesiri olmak fazileti Hasbiye: Hasbî, parasız, karşılıksız, parasız, bedava Havâss: Hâss ın cem i, avama aid olmayıp mümtaz bir sınıfa aid olan Havâyic: Hacet in cem i, ihtiyâclar, lazım olan şeyler Havâyic-i zarûriyye: Zarûri ihtiyaçlar Hayme: Çadır Hazariyyet: Barış ve güvenlik Hengâme: Kavga, gürültü Hıfz: Koruma Hılâl: Ara, aralık Hırâset: Saklama, koruma Hitâm: Son, nihâyet, bitme, tükenme Hükûmet-i meşrûta: Merutiyetle, meclisle idare olunan hükumet Hükûmet-i mutlaka: Kayıtsız şartsız bir hükümdarın idaresinde bulınan hükûmet Isdâr: Sudûr ettirme, çıkarma İ dâd: Hazırlama, birini bir işe müsta id ve hazır hale getirme İ tikād: İnanma, gönülden tasdîk ederek inanma İbrâz: Göstermek, sunmak, meydana çıkarmak İctimâ : Toplanma, bir araya gelme İhtilâl: Bozukluk, bozulma, karışıklık, düzensizlik İhtimâm: Gayret etme, özen gösterme, özenle iş görme İkmâl: Olgunlaştırmak, kemale erdirmek İlel: İllet in cem i, sebep, mucib, bir şeye ba is olan hal; maksad, gaye, niyet İnân: Dizgin İnkâr: Reddetme, tanımama İnkılâb: Değişme, bir halden başka bir hale dönme İnkıyâd: Boyun eğme, kendini teslim etme İntihâb: Seçme, seçim İttibâ : Tâbi olmak, uymak İttifâk: Birlik İttisâf: Vasıflanma, nitelenme Kabâ il: Kabile nin cem i, kabileler, sülaleler Kanâ at: Yetinmek, râzı olmak Karâr-gîr: Kararlaşmış, kararı verilmiş, karara bağlanmış Kavânîn: Kānûn un cem i, kanunlar Kesb: Çalışıp kazanma Kesr: Kırmak Kezâlik: Bu, bu da öyle Kıta ât: Kıt a nın cem i, Memleket, hıtta, cihet; parça, cüz, bölük Kibâr: Kebîr in cem i, büyükler, ileri gelenler Kirâm: Kerîm in cem i, kerem sahibleri, cömertler; ulular, büyükler Kurâ: Karye nin cem i, köyler
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 179 Kusûr: Eksiklik Külliyye: Çok, kesîr, vâfir; Bütün ve umûma aid, umûmî Levâzım: Lazıme nin cem i, lüzumlu şeyler, lüzum ve iktiza edenler Mahâret: Ustalık, beceriklilik; el uzunluğu Maksûd: Kasd edilmiş olan, istenilen Maslahat: İş, önemli ve mühim iş Masrûf: Sarf olunan harcanan Mazarrat: Zarar, ziyan, faidenin zıddı Me âsir: Me sere nin cem i, eslafdan ahlafa yadigâr kalan büyük ve şanlı iş, iftihar edilecek iş ve hareketler Me kel: Geçim yeri, yiyilecek yer Me ârif: Ma rifet in cem i, marifetler, ilimler, bilgiler Meb ûs: Gönderilmiş, halk tarafından seçilip parlamentoya gönderilen kimse Mebde : Başlama, başlangıç Mecbûl: Yaradılmış, yaradılışında bir hâl ve sıfat bulunan Medâ in: Medîne nin cem i, şehirler Medenî: Şehirli, vahşî ve bedevî olmayan Medîd(e): Uzun, Çok süren Mehcûr: Uzaklaşmış Melâmis: Giyecekler, elbiseler Melhûz: Mülahaza edilen, düşünülebilen, hatıra gelen, olabilen Memâlik: Memleket in cem i, memleketler, ülkeler Menâfi : Menfa at in cem i, menfaatler, faydalar, çıkarlar Menşûr: Padişah tarafından ihsan buyurulan vezaret ve müşiriyet rütbesinin fermanı Merâtib: Mertebe nin cem i, mertebeler, dereceler Mergūb: Rağbet edilen, beğenilen, istenen Mesâbe: Derece, rütbe, kadr Mesâlih: Maslahat ın cem i, maslahatlar, faydalı ve önemli işler Mesken: Ev, sakin olunan, sükûn bulunan yer Meşâgıl: Meşgale nin cem i, meşgaleler, uğraşlar Meşârib: Meşreb in cem i, İçecek yerler; mizaclar, tabiatler, huylar Meşrût(a): Şart koşulmuş, şartlı, şarta bağlı Mevâdd: Madde nin cem i, maddeler Mevkūf: Bağlı; tutuklu Mevzû : Doğru olmayan, uydurma, sonradan düzme Mizâc: (Cem i emzice) Huy, tabiat; sıhhat Mu ahhar: Sonraki; tehir olunmuş, sonraya, geriye bırakılmış Mu âf: Affolunmuş, bağışlanmış Mu âvenet: Yardımlaşma Mu azzam(a): Ulu, büyük Mu tâd: İ tiyâd olunmuş, alışılmış, adet olunmuş Muhârebât: Muharebe nin cem i, muharebeler, savaşlar Muharrer: Yazılmış, tahrîr olunmuş Muhyî: Hayat veren, ihya eden,canlandıran Mukaddem: Önce Mukaddeme: İbtida, medhal, giriş Muktezıyye: Muktezî nin mü ennesi, iktizâ eden, lazım gelen, îcâb eden Mutâla a: Okuma, anlamak şartıyla okuyuş; bir işi iyice ve etrafıyla düşünme
180 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mutlak(a): Kayıtsız, şartsız Muttali : Haberdar, farkında, bilgili Muvâfık: Uygun, münâsib Muvakkat: Geçici Muzâyaka: Sıkıntı, darlık, parasızlık; yokluk Müddet-i medîde: Pek çok zaman Müesses: Tesis olunmuş, kurulmuş Mümtâz: Seçkin, imtiyazlı, ayrı tutulmuş Münâza ât: Münâza a nın cem i, çekişmeler, sürtüşmeler Münkalib: İnkılâb eylemiş, bir halden bir hale dönmüş Münkarız: Biten, arkası gelmeyen, sönen Münkasım: İnkısâm etmiş, bölünmüş, kısımlara ayrılmış Müntefi : İntifâ eden, faydalanan, yararlanan Mürekkeb: Terkîb olunmuş, bir araya getirilmiş Müsâvât: Müsâvî nin cem i, Eşit, aynı halde ve derecede olanlar, denkler Müstefîd: İstifade eden, faydalanan Müş ir: İş âr eden, haber veren, bildiren Müte ayyin: Eşrâfdan, belli, ileri gelen kimse Mütecâviz: Tecâvüz eden, haddi aşan, geçen Mütefâvite: Farklı, aralarında fark bulunan Mütehakkık: Tahakkuk eden, doğruluğu meydana çıkan Mütehayyiz: Tahayyüz eden, yer tutan; itibarlı, mühim, ileri gelen Mütemetti : Temettü eden, faydalanan, kar eden, kazanan Müterakkī: Yükselen, terakki eden Müttehid: Birleşmiş, birlik olmuş Müverrih: Tarihçi Müzâhim: Birbiri üstüne binip sıkışmış Nâs: İnsân ın cem i, insanlar, halk Nasârâ: Nasrânî nin cem i, Hıristiyanlar Nasb: Dikme, saplama; bir memuriyete atama Nef : Fayda, yarar Netâ ic: Netice nin cem i, neticeler, sonuçlar Nevâmîs: Nâmûs un cem i, kanunlar, şeriatler Nezd: Yan, kat; göre, nazarında, fikrince Nişîn: Oturan Nüfûz: İçe geçme, işleme; sözü geçme, sözü dinlenme Penâh: Sığınma, sığınacak yer Râci : Münâsebeti, ilgisi olan; geri dönen Refte refte: Git gide, gide gide, azar azar Riyâset: Reislik, başkanlık Rû-nümâ: Yüz gösteren, meydana çıkan Rü es â: Re îs in cem i, reisler, başkanlar Rüteb: Rütbe nin cem i, rütbeler, dereceler Sâbıka: Geçmiş, geçen Sahîh(a): Doğru, yanlış olmayan Sâl: Sene, yıl Sâlife: Daha önceki, geçmiş Sâye: Gölge Sebük-bâr: Yükü hafif, eşyası az olan, hızlı
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 181 Semere: Meyve Serâ ir: Serîre nin cem i, sırlar, gizli şeyler Ser-fürû bürde: Baş eğmiş Ser-fürû: Baş eğme, söz dinleme Sınâ iyye: Hıref ve san ata mensup ve müteallik Sinn: Yaş Sinn-i inhitât: Çökkünlük çağı, çöküş zamanı Sinn-i nemâ: Gelişme çağı Sinn-i vukūf: Duraklama yaşı Su ûbet: Güçlük, zorluk Sübût: Sabit olma, meydana çıkma Şakk: Yırtma, paralama Şekk: Şübhe, tereddüt Şühûd: Şahid in cem i, şahitler, tanıklar Şürû : Başlamak, bir işe koyulmak, bir işe başlamak Ta allüm: Öğrenme Ta lîm: Öğretme Tab : Tabî at, hılkat, cibillet Tâbi : Uyan, bağlı olan Tagayyür: Değişme, başkalaşma Tahrîr: Yazmak; saymak Tahsîl: Elde etmek Taklî l: Azaltmak Te sîr : İşleme, dokunma, etkileme, alamet bırakma, nişan bırakma Te addî: Öteye geçme, tecâvüz; zulüm, gadr Teceddüdât: Teceddüd ün cem i, teceddüdler, yenilenmeler Tecemmül: Süs, ziynet, zîb ü zîver; Tecemmülât: süslenmek için kullanılan eşya Tedâbîr : Tedbîr in cem i, tedbirler, önlemler Tedârük: Sağlamak, elde edip hazır bulundurmak Teferruk: Fırkalaşma, grublaşma, ayrılma Tehyi e: Hazırlama, hazır etme, tedarik etme Tekellüfât: Güçlükler, güçlüklere ve zorluklara katlanma; özenmeler Tekmîl: Kemâle ulaştırmak, tamamlamak Tenâsül: Üreme Tenezzül: Düşüş, düşme, iniş Tertîb: Dizme, sıralama, hazırlama Teşebbüs: Girişme, el atma Teşettüt: Bir çok şubelere ayrılma, dağılma, perîşan olma Tevdî : Emânet etme, verme, bırakma Tezâyüd: Artmak çoğalmak Tezekkür : Bir mes eleyi konuşma, bir mes elenin konuşulması Ukalâ: Âkıl ın cem i, âkıllar, akıllı kimseler Ulûm: İlm in cem i, ilimler, bilgiler, bilmeler Vâfî: Yeter, tam, elverir Vâhid: Bir, tek Vâkı â: Gerçi, her ne kadar; gerçek Varak-pâre: Yaprak parçası Vekāyi : Vak a nın cem i, vak a, olay Vukūf : Anlama, bilme, öğrenme
182 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Vücûb: Vacib ve lüzumlu olma; bırakılması mümkün olmama Vücûh: Bir memleketin ileri gelenleri Vükelâ: Vekîl in cem i, vekiller, devlet görevlileri; birinin yerine onun işini yapan kişiler Vüs ûl: Ulaşmak, kavuşmak Yevmiye: Günlük Za f: Zayıflık, kuvvetsizlik; meyil, gönül akışı Zabt: Kaydetme Zâdegân: Soylular sınıfı, meşhûr ve muayyen aileler topluluğu Zevciyyet: Karı-kocalık, eşlik Zîr: Aşağı Zu m: Batıl zan, sanı, boş inanç Zuhûr: Ortaya çıkma Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Cevdet Tarihinin başlangıcı olan 1288 hicri senesi Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olup bundan sonra olayların rengi başkalaşmıştır. Bir asrın olayları ise geçmiş asırların hazırlamış oldukları sebepler zincirinin sonuçları ve etkileri olduğundan yazılacak tarihi hadiselerin ne gibi sebeplerin eserleri olduğunun da bilinmesi lazımdır. Bundan dolayı, asıl söylemek istediğimize başlamadan önce geçmiş devletlerin ve özellikle yüce Osmanlı Devleti nin büyük olaylarını ve geçmişteki umumi durumunu ve Mısır ve Kırım gibi önemli memleketlerinin bilinen hadiseleri ile tarih okuyucularına gereken bazı önemli bilgileri aşağıda kısaca ve bölüm bölüm beyan etmek uygun görülmüştür. Birinci Bölüm Tarih İlminin Gerekliliğini ve Faydasını Anlatır Tarih ilmi, insanların ferdlerini, geçmişteki olaylar ve iftihar edilecek işlerden ve ileri gelenler ve seçkin sınıfı lüzumlu sırlar ve gizemlerden haberdar eden, faydası bütün aleme ait ve yönelik olup herkes incelemeye yaradılıştan meyilli olduğundan mümtaz tabaka arasında kabul gören ve rağbet edilen çok faydalı bir bilimdir. Çünki insan, medeni yaradılışlı olduğundan, yani hayvanlar gibi tek başlarına yaşamadığından yer yer topluluklar kurarak birbirleriyle yardımlaşmaya ihtiyaç duyarlar. Bu insan topluluğunun birbirinden farklı dereceleri olup en aşağı mertebesi göçebe kabilelerin topluluğudur ki, beşerî zarurî ihtiyaçlarını tedarik ile hayat ağacının meyvesi olan üreme maksadına ulaşırlar. Ancak, şehirliliğin şekil ve görünümünün neticesi olan marifet ve meslek bilgilerinden ve insanlığa ait diğer mükemmel özelliklerden mahrum olurlar. Köylerde yaşayanlar büyük şehirler ahalisine nisbetle medeniyetin güzel sonuçlarından ve eserlerinden uzak sayıldıkları gibi, göçebe kabileler dahi köy ahalisine göre medeniyetten geri kalırlar. Bahsedilen insan topluluklarının en yüce derecesi de medeniyet yani devlet ve saltanat mertebesidir ki, bir devletin koruyup gözetmesi sayesinde biri diğerine zulüm ve eziyetten, düşmanların ve yabancıların endişesinden kurtulmuş olarak bir tarafdan beşerî ihtiyaçlarını karşılamaya, bir tarafdan da insanlığın yüce meziyetlerini tamamlamaya uğraşırlar. Şöyleki: Zararları uzaklaştırmak ve menfaatleri çekmek isteği insanın yaradılışında var olan bir özellik olup, bazan bir maksadda bir çok kimselerin emel ve arzuları birleşmiş ve çakışmış olduğundan kendi başlarına kalsalar birbirlerine zulmetmek istediklerinden; bazan da umumî faydalı bir işte bir topluluk ile diğer topluluk
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 183 arasında tabiî olarak çekişmeler ve harbler meydana geldiğinden, herkes şahsî ve umumî hukuklarını hükumete emanet etmekle onun idare ve himmetine razı olarak insanlığın yüce meziyetlerini kazanabilmek için kendilerine boş alan bulurlar. Böyle bir millet, sınıf sınıf ayrılarak kimisi zıraat ve ticarette, kimisi de askerî ve mülkî işlerde hizmet ederler. İlmin ve sanayinin kuvvetiyle, yüz kişinin zarurî ihtiyaçlarını on kişi elde etmeğe, böylelikle uzun sürede ancak kazanılacak maddeler az vakit zarfında üretilmeye başlanıp o milletin vakitleri zarurî ihtiyaçların kazanılmasından fazla kalmaya başlar. Ve bu artan vakitler de insanlığın olgunluk hususiyetlerinin tamamlanmasına sarf edilerek, medeniyet ve barışın gerekleri günden güne o nisbette yükselir. Ancak o millette artık sadelik ve gösterişsizlik kalmayıp süs ve özenmeler artarak ihtiyaçlar çoğalır. Ve buna göre şahsî menfaatler ve ferdî istekler artar ve yükselir. Gittikçe o milletin idaresi güçleşerek, güzel idarenin vücud bulmasıyla devletin ilerlemesi ve milletin mutlu bir vaziyet kazanabilmesi, bilgi ve beceri sahiplerinin dikkat ve özen sarfetmesine bağlı olur. Böyle siyasî işlerde maharet ise ancak tecrübe ile elde edilip, her şekildeki tecrübeye ise bir adamın ömrü yeterli ve bir asrın tecrübesi kafî olmadığından es-sa îd men et aza bi-gayrihî (Mutlu kişi başkasından ders ve ibret alandır) hadîs-i şerifi manasınca, her şeyi kendisinde tecrübeye kalkışmayarak diğerinden ibret ve nasihat alageldiklerinden devlet adamları ve ileri gelenler, tarih ilminden diğer kişiler gibi kendi ferdî durumlarınca istifade ettiklerinden başka devletin önemli işleri için de fayda ve çıkar sağlarlar. Bundan dolayı, vatan ve memleketini seven, devlet ve milletinin bekasını isteyen geçmişin marifet sahipleri, kendi asırlarının olaylarını ve haberlerini kaydetmekle sonrakilere yadigar bırakarak, istikbaldekilerin hayır dualarına mazhar olagelmişlerdir. Kaldı ki, mazi ve müstakbel durumlarını bilmeye, hatta ezel ve ebed sırlarından haberdar olmaya insanın yaradılışında bir meyl olduğundan umumiyetle insan nev inin bu ilme manevî ihtiyacı olduğu âşikardır. Lâ teşbe u l- ayni min nazari, ve le s-sem u min haberi, ve le l-ardu min matar- (Göz bakmaya, kulak habere, yer de yağmura doymaz) Devlet nizamının korunması tarih ilmiyle olup geçmiş usullerin zamana ve duruma tatbikinde ise çok faydaları meydanda olduğundan, bazı alimler tarih ilminin öğretilmesi ve öğrenilmesi vacip derecesindedir dediler. Anlatılır ki, Abbasî halifelerinden Kā im bi-emrillâh zamanında, Hayber ahalisinden ileri gelen birkaç yahudi, hılafet merkezi olan Bağdad e gelip, cizyeden muaf olduklarını gösteren sened şeklinde bir kağıt parçası göstermişler. Kendi bozuk düşüncelerince Hazret-i Ali nin hattıyla Peygamber Efendimiz tarafından kendilerine verilmiş ve onun kerem sahibi sahabelerinden birkaç kişinin de şahit olarak yazıldığı bu sened, Halife tarafından kabul edilerek cizyeden muafiyetlerine dair ferman çıkarılmak üzere iken, Reisü r-rüesa olan Ebü l-kasım b. Mesleme şüphelenerek adı geçen sened sahte bir şey olmasın, hele bir kere zamanımızın tarihçisi olan Hatîb-i Bağdadî ye gösterilmesi münasip olur diye Halife ye ihtar etmiştir, Hatîb e arz edildiğinde, tarih fennince senedin uydurma ve sahte olduğunu isbat etmiştir. Şöyle ki: Adı geçen senedde yazılı olan şahitlerden Hazret-i Mu âviye hicretin dokuzuncu senesi Mekke nin fethi gününde islamın şerefiyle şereflenmişti. Hayber in fethi ise hicretin yedinci yılında meydana gelmiştir. Bunun gibi, yazılmış olan şahidlerden birisi de Sa d b. Mu âz Hazretleri olup, adı geçen ise hicretin beşinci senesi Hendek gününde fena köprüsünden geçmekle (vefat etmekle) Hayber fethinde bulunmadı. Demekle uydurma olduğu ortaya çıkarak yırtıldı. Bu şekilde adı geçen tarihçi Beytülmal in kazancına sebep olmuştur.
184 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I İkinci Bölüm Hükûmetlerin Tavırlarını ve Kısımlarını Anlatır Bu dünya alemine bakılsa, günlük yenilenmelerden ibaret bir ibret kavgası olduğu görülür. Ve bu yenileşme manası bütün gözlerde ve işaretlerde bulunur. Bu kabilden olmak üzere, tek bir kişi, gerek vücutça gerek halce bir zaman yükselişte ve bir zaman inişte olduğu gibi, her devlet de bu tarz üzere bazan kuvvet bulur bazan zayıf ve gevşek hale gelir. Ve her devlet, ortaya çıkış zamanlarında sade ve basit olup her ne kadar günden güne kuvvetlenirse de, insan yaşlandıkça yiyecek içecekte ve ev ve elbisede ihtiyacı arttığı gibi devlet de eskidikçe özentileri artıra geldiğinden önceki sadeliği kalmayıp uğraşları ve masrafları ziyadeleşir ve olağan üstü bir olay artaya çıktığında ve mutad masraflarından fazla bir masraf açıldığında sıkıntıya düşer ve idare işinde de bir çeşit kusur baş gösterirse zayıflığın ve gevşekliğin pençesine yakalanır. Allâh ın alemdeki kanunu böyledir. Sözün kısası, hangi devlet olursa olsun, bir tavırdan başka bir tavra döndüğü cihetle her devirde bir özel halde bulunur. Ve her tavırda bir türlü davranmak ve her devrin tabiatine göre çare ve ilaç aramak gerekir. Şöyle ki: Her kişide, gelişme çağı, duraklama yaşı ve çöküş dönemi olduğu gibi her devlette de bu üç mertebe bulunur. Herkes sıhhati korumak hususunda yaşına göre davrandığı gibi, devlet dahi bir insan vücudu derecesinde olduğundan, her tavır ve mertebesinde uygun şekilde harekete dikkat etmesi gerekir. Çöküş durumu ise bazan hissolunmayacak derecede gizli olur. Ve bazan da, meydanda ve aşikar olup ilacı müşkil ve zor olur. Ve bazan bir devlette ziyadesiyle çöküş ve gevşeklik belirtileri ortaya çıkmışken bilgece tedbirler ile yenilenip tazelendiği de vardır. Fakat bu durumda, devletin tehlikesi fazla olup olağanüstü bazı dış sebepler de ortaya çıkarsa yenileşip kurtulması pek güç olur. Böyle olduğu var ise de, büyük olaylar ve büyük değişimlerle elde edilebilmiştir. Çok devletler de duraklama devrini tamamlayamadan kendi kusurlarıyla ya da bir kazanın ortaya çıkmasıyla perişan olup yıkılmışlardır. Bilinsin ki, Hıristiyan devletlerin siyasi hükümleri âkıl adamların reylerinin bir araya gelmesiyle tertib olunmuş hükmî kanunlardan ibaret olduğu halde hükûmetleri iki kısma ayrılmıştır. Biri ruhânî, yani dînî hükumet, diğeri cismânî yani maddî hükumettir. Ruhanî hükumet Katolik mezhebinde Papanın hükumetidir ki, bütün Katolik rahiplerinin amiri ve kiliselerinin başkanı olup, onun Hazret-i İsa nın vekili olduğuna inanırlar. Ve bütün Katolik devletlerinin ülkelerinde onun ruhanî hükumeti caridir. Vaktiyle Avrupa içinde bu ruhanî hükumetin pek ziyede etkisi ve geçerliliği var idi. Ancak, hükümdarlar papaların elinden çok eziyet ve cefa çektiklerinden git gide papaların etkilerini kırdılar ve azalttılar. Rum, yani Ortodoks mezhebinde bulunan bütün hıristiyanlar, Papayı tanımayıp ruhanî hükumette İstanbul Patriğine bağlıdırlar. Ermenilerin ruhanî reislerine Katoğıkos denilir ki, üçtür: Birisi Gürcistan da olan Açmiyazin; ve diğeri, Kozan da olan Sis; ve üçüncüsü, Van tarafında olan Ahtamar kiliselerinin ruhanî reisleridir. Amma Protestanların böyle umumî bir reisleri yoktur. Maddî hükumet de üç kısımdır: Mutlak hükumet, meşrûtî hükumet, cumhurî hükumettir. Mutlak hükumet, hükumetin dizginlerini bütün bütün eline almış olan bir hükümdarın hükumetidir. Rusya devleti gibi. Meşrutî hükumet, millet meclisinin reyine uyan hükümdarın hükumeti olup bu da iki kısımdır: Birinci kısım, meşruta-i umumî olup, bütün ahali eşitlik üzere bulunur. Almanya ve İtalya devletlerinden bazıları gibi ki, devlet adamlarından başka milletçe seçilmiş olan üyelerden meydana gelen bir millet meclisleri vardır. İkinci kısım, meşruta-i hasbiyyedir ki, soylular, bayağı halktan türlü şekillerde seçkin ve itibarlı olurlar. İngiltere devleti gibi ki, bütün ahalisi soyluların elde ettikleri rütbe ve
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 185 ayrıcalıklara ulaşamayıp, fakat her kazadan seçerek başkente gönderdikleri üyelerden meydana gelen millet vekilleri meclisi vardır ki, bir önemli iş onda konuşulduktan sonra soylular meclisinde kararlaştırılır. Bu meclisler daima açık olmayıp, belki senede üç-dört ay kadar açık bulunup Parlament diye isimlendirilir. Devletin vekilleri kral tarafından nasb olunan memurlar olup, devlet işlerini tartışarak krallarına imza ettirdikten sonra yürürlüğe koyarlar. Ancak her hususta parlament tarafından sorumlu olurlar. Cumhuriyet hükûmetinin özel bir hükümdarı olmayıp, belki oy çokluğu ile biri seçilerek kral makamında olmak üzere geçici olarak millet reisi atanır. Amerika cumhuru gibi. Fransa devleti önceleri mutlak hükumet iken milletin içinde karışıklık çıkarak daha sonraları cumhuriyet olmuşlardı. O zaman dünyayı zabtetmeye girişen Napolyon Bonaparte, imperatorluk rütbesini taşımakla mutlak hükumete dönmüş idi. Her ne kadar devletin şekli meşrutiyet hükumeti olsa da Bonaparte her istediğini yapmaya muktedir olduğundan aslında bir mutlak idare idi. Bonaparte den sonra genel meşrutiyet hükûmeti olup Luyi Filip in krallık günlerinde bu hal üzre gitti. Bin iki yüz altmış beş senesi arasında meydana gelen Fransa İhtilalinde yine cumhuriyet olup Luyi Napolyon u dört senelik olmak üzere cumhurbaşkanı atadılar. Ancak halk arasında birlik olmayıp kimisi krallık tarafdarı, kimisi kurulmuş olan adi cumhuriyet tarafdarı oldular. Bir takımı dahi böyle adi cumhuriyete kanaat etmeyip azıttılar. Ve bütün bütün normal sınırların öte tarafaına gittiler. Şöyle ki: Mülkiyet ve evlilik hukukunu inkar edip, herkes bütün her hususta eşitlik üzere olmalıdır demişler ve bir çok aşağılık kişinin da bunu kendi karakterlerine uygun görmeleriyle Fransa cumhuriyetini bu renge boyamaya giriştiler. Fransa nın büyüklerinin ve âkıl adamlarının bundan gözü ürkmekle cumhuriyetten ve belki meşrutiyet hükûmetinin serbestliğinden yüz çevirip, Napolyon u, henüz dört senelik cumhurbaşkanlığı sona ermeden önce imparatorluğunu tasdik etmekle mutlakıyet idaresine baş eğip itaat etmişlerdir. İşte bu Fransa ihtilalleri arasında Nemçe halkı da serbestlik sevdasına düşerek ve pek çok kanlar dökerek hükumetlerini meşrutî idareye çevirmek istediler ise de imparatorluk hükumeti galip gelerek yine mutlak idare altında kaldılar.bunların her birinden birer çeşit fenalık doğabileceği düşünülmüş ve görülmüş olup, hele cumhuriyetin haddini tecavüz eden anılan fırkası, bütün bütün akıldan ve yaradılış kanunlarından uzak batıl bir fikirdir. Amma İslamî hükumet, hılafet ve saltanatı bir araya toplamış olup, müslümanların imamı olan İslam padişahı, şeriatin koruyucusu ve saltanata can veren olduğundan, Allâh a şükür bu çeşit ayrılık ve parçalanmalardan uzaktır. Ve her ne kadar aşağıda anlatılacağı şekilde, Abbasî Devleti nin sonlarında İslam ülkelerinde meydana gelen büyük karışıklıklar sebebiyle halifelik ve sultanlık ayrılarak hilafet dinî bir başkanlık ve saltanat maddî başkanlık derecesine vardı ise de, sonraları yüce Osmanlı Devleti nin ortaya çıkışıyla İslam milleti yenileşerek yine asıl şeklini buldu. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri Halâs Şürû Nef hey et Netîce Nisbet Fa âl Fu ûl Fa l Fa let Fa îlet Fi let
186 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Hıfz Hırâset Hükm Ferâgat Müddet Su ûbet Fi l Fi âlet Fu l Fa âlet Fu let Fu ûlet Sülâsî mücerred masdar ism-i fâ illeri Fâsıl (fasl) Râci (rücû ) Hâsıl (husûl) Vâfî (vefâ) Hâdis (hudûs) Ârif (irfân) Vâkıf (vukūf) Vâhid (vahdet) Fâ il Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûlleri Maksûd (kasd) Meşhûr (şöhret) Makbûl (kabûl) Mergūb (rağbet) Meşgūl (şugl) Masrûf (sarf) Mahrûm (harâm) Mef ûl Mücerred rubâ î masdar Saltanat Fa lele(t) Mimli masdarlar Maksad Maslahat Menfa at Mazarrat Mef al Mef alet Mef alet Mef alet Ca lî masdarlar Cem iyyet, hazariyyet, zevciyyet Sülâsî mezîdün-fîh masdarlar Tagayyür İcmâl Mutâla a Mu âvenet Tenâsül Tef a ul İf âl Mufâ ale(t) Mufâ ale(t) Tef â ul
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 187 Te addî Tahsîl İttisâs İnhitât Tef a ul Tef îl İfti âl İnfi âl Mezîdün-fîh ism-i fâ il Münâsib Muttali Münferid Mütefâvit Müttehid Müterakkī Müstefîd Müş ir müfâ il (Mufâ ale) müfte il (İfti âl) müfa il (İnfi âl) mütefâ il (Tef â ul) müfte il (İfti âl) mütefâ il (Tef a ul) müstef il (İstif âl) müf il (İf âl) Mezîdün-fîh ism-i mef ûl Mukaddem Mu azzam Muharrer Mürekkeb mu ahhar müsebbeb Mufa al (tef îl) Cem şekillerinden örnekler: Müzekker cem Müslimîn în ile Mü ennes cem Vukū ât ât eki ile Müsebbebât ât eki ile Kıta ât ât eki ile Ma lûmât ât eki ile Derecât ât eki ile Cem -i mükesser İlel Esbâb Düvel Vekāyi me âsir Vükelâ Ulûm Ukalâ Kavânîn Fi al Ef âl Fu al Fe â il Mefâ il Fu alâ Fu ûl Fu alâ Fevâ îl
188 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I İsm-i mekân Mahall Me kel Mesken İsm-i zemân Mebde İsm-i tafdîl Ednâ A lâ mef al mef al mef al mef al ef al ef al Sıfat-ı müşebbehe Cesîm, azîm, kesîr, medîd fa îl Arapça tamlama: Kesîru l-menâfi Medeniyyü t-tab Dâru l-hılâfe li llâhi l-hamd İsim tamlaması: İlm-i târîh İnân-ı hükûmet Ehl-i Hayber Nezd-i halîfe Hulefâ-yı Abbâsiyye Sıfat tamlaması: Esbâb-ı müteselsile Düvel-i sâlife Ahvâl-i umûmiyye-i maziye Vekāyi-i meşhûre Fenn-i kesîru l-menâfi Farsça birleşik sıfat: Hayme-nişîn Sebük-bâr Cihân-gîr B- Farsça yapılar Atıf vavıyla yapılan birleşik isim: Cevr ü cefâ Vakt ü hâl Mahv ü munkariz Kesr ü taklîl 3 Ammâ hükûmet-i islâmiyye, hılâfet ve saltanatı câmi olup, imâmü l-müslimîn olan pâdişâh-ı islâm, hâmî-i şerî at ve muhyî-i saltanat olmağla, lillâhi l-hamd bu gûne teferruk ve teşettütden berîdir. Ve eğerçi, zîrde beyân olunacağı vechile, Devlet-i Abbâsiyye nin evâhırında memâlik-i islâmiyyede zuhûra gelen ihtilâlât-ı azîme hasebiyle, hılâfet ve saltanat ayrılarak, hılâfet bir riyâset-i dîniyye ve saltanat riyâset-i mâddiyye derecesine vardı ise de mu ahharan Devlet-i aliyye-i Osmâniyye nin zuhûruyla millet-i islâmiyye teceddüd iderek yine hâlet-i asliyyesini buldu. Yukardaki metni inceleyerek metinde geçen, Arapça mezîdün-fîh masdarları bularak vezinlerini yazınız. Sülâsî mücerred masdarlardan beş tanesini bularak vezinlerini yazınız. Mücerred rubâ î masdar hangisidir? Arapça tamlamaları gösteriniz. Sülâsî mücerred ism-i fâ illeri yazınız. Aşağıdaki tamlamalardan hangisi isim tamlamasıdır? a) Devlet-i Abbâsiyye b) İhtilâlât-ı azîme c) Devlet-i aliyye-i Osmâniyye
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 189 Özet 1 2 XVIII. ve XIX. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini açıklayabilmek Ünitede verilen Subhî Tarihi, İzzî Tarihi ve Cevdet Tarihi adlı eserler 18. ve 19. yüzyıl metinlerindendir. Bu eserler, anılan dönemin dil özelliklerini yansıtmaktadır. Kelime türleri ve cümle yapılarını öğrenerek bu dönem metinlerini tanıyacaksınız. Matbu metinleri daha iyi okuyabilmek Verilen matbu metinleri dikkatlice okuyarak matbu metinlere gözünüz daha fazla alışacak ve daha hızlı okuyabileceksiniz. 3 4 Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznesini geliştirebilmek Metinlerde geçen ve metinlere ilave edilen sözlük vasıtasıyla daha fazla kelime öğrenerek parçaları daha iyi anlayacaksınız. Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını metin içinde belirleyebilmek Bilmeniz gereken temel dilbilgisi kurallarını size hatırlatmak amacıyla eklenen dilbilgisi kısmı sayesinde metinleri bu yönden de değerlendirebilecek, böylece metni daha anlayıp yorumlayabileceksiniz.
190 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım 1. istibdât kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? a. İtibar gören, beğenilen, güvenilir b. Diktatör, kral c. Keyfi idare, baskı rejimi, dikta d. İnat, direnme, kasden gecikme e. Kabiliyet, maharet 2. Hırâset anlamını taşıyan kelime hangisidir? a. Saklama, koruyup-kollama b. Hırs yapma, harîs olma c. Hırsızlıkla birşey elde etme d. Hukuksuz iş, günah e. Ansızın beliriveren 3. Aşağıdaki kelime eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır? a. Tagayyür: Değişme, başkalaşma b. Takrîr: Söyleme, anlatma, anlatış c. Vusûl: Ulaşma, gelme d. A sâr: Eserin cem i eserler, kitaplar e. Mekâtîb: Mektuplar 4. Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yere uygun gelen kelime hangisidir? vatan ve memleketini seven ve devlet ve milletinin bekāsını isteyen eslâf-ı me ârif-ittisâf kendi asırlarının vekāyi ve ahbârını zabt ile ahlâfa yad-gâr bırağarak kendüleri dahi mazhar-ı ed iyye-i hayriyye-i ahlâf olagelmişlerdir. Kaldı ki, mâzî ve... ahvâline vâkıf ve belki ezel ve ebed esrârını ârif olmağa insânda bir meyl-i tabî î olduğundan ale l-umûm nev -i beşerin bu fenne ihtiyâc-ı ma nevîsi der-kârdır. a. Kitâb b. Hükümet c. İstikbâl d. Takrîr e. Müstakbel 5. dostluk, beraberlik, âşıklık, sevgi anlamını karşılayan kelime aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde vardır? a. Mu âşaka - muhabbet - musâfât b. Kazıyye - mürd - mevce c. İşret - şirret - şerbet d. Şefkat - tevehhüm - rikkat e. Nâgehân - fesâhat - ihtisâr 6. Aşağıdakilerden hangisi ism-i mef ûldür? a. Ra iyyet b. Mesdûd c. Recûliyet d. Ma iyyet e. Şâkir 7. Aşağıdaki kelimelerden hangisi mükesser cem dir? a. Esbâb b. Tahrîrât c. Misâl d. Muhâtab e. Ta ayyün 8. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde tesniye vardır? a. Selâtîn b. Mevleviyet c. Ma iyyet d. Tarafeyn e. Semânîn 9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi Sülâsî mezîdünfîh mastarlar grubuna girer? a. Bid at b. Zeyn c. Takarrub d. Mazbata e. Avârız 10. Aşağıdaki kelimelerden mücerred rubâ î mastar olanı bulunuz. a. Zabitân b. İstibdâd c. Evlâd-ı zükûr d. Saltanat e. İstiklâl
4. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: Matbu Metinler-IV 191 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. c Yanıtınız yanlış ise sözlükten İstibdâd kelimesine bakınız. 2. a YYanıtınız yanlış ise sözlükten Hırâset kelimesine bakınız. 3. d Yanıtınız yanlış ise sözlükten A sâr kelimesine bakınız. 4. e Yanıtınız yanlış ise Cevdet Tarihi bölümünden parçayı kontrol ediniz ve sözlükten Müstakbel kelimesine bakınız. 5. a Yanıtınız yanlış ise sözlükten ilgili kelimelerin manalarına bakınız. 6. b Yanıtınız yanlış ise Subhî ve Cevdet Tarihi adlı parçaların dilbilgisi kısmına bakınız. 7. a Yanıtınız yanlış ise İzzî Tarihi adlı parçanın dilbilgisi kısımlarına bakınız. 8. d Yanıtınız yanlış ise İzzî Tarihi adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 9. c Yanıtınız yanlış ise Subhî Tarihi adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 10. d Yanıtınız yanlış ise Cevdet Tarihi adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 1) Her ne hâl ise, yanaştıklarında bizleri sürüyerek sandala bindirdiler. Ahvâlimizi öğrenmek isteyip soruşturmaya başladıklarında, derdimizi anlatmaya mecâlimiz kalmadığını farkettiler. Bunların karnını doyurmadıkça kendilerini toparlayamazlar diye gemilerine götürüp ağzımıza peksimet taneleri koydular. Ağzımızı kıpırdatmaya bile halimiz olmadığını anlayınca, çenelerimizi kendi elleriyle hareket ettirerek yedirmeye çalıştılar. Bu esnâda bir mikdâr çorba tedârik edip yavaş yavaş içirdiler. Aklımız yerine geldikden sonra başımızdan geçenleri hikaye edebildik. Bizi yine Süne Boğazı na götürüp karaya çıkardılar. Mizâcımız düzelip kendimize gelinceye kadar bir kaç gün orada kalıp oyalandık. Daha sonra herkes kendi vatanı tarafına doğru yola çıktı. diyerek sözlerine son verdi. 2) a 3) ahvâl (ef âl vezninde) haller, durumlar 4) mahall (mef all vezninden) yer, mekan, makam 5) Takrîr anlatma, söyleme Tahrîk- harekete geçirmek, hareketlendirmek Tahsîl-Elde etmek, kazanmak, üretmek Tedrîc- Azar, azar ilerlemek, derece derece yapmak Tashîh-düzeltmek, sıhhate kavuşturmak Sıra Sizde 2 1. Nemçe ülkesi aslen yedi ve hâlâ dokuz aded hükûmetten meydana gelmekte idi. Bu dokuz aded hükûmetlere Hersek adı verilen idareciler sahip çıkıyor ve yönetiyorlardı. Aralarında çâsâr ta bîr eyledikleri kişi imparator olmakla, belirtilen herseklerin hepsinin üzerine hâkim ve idareci oluyordu. Çâsârlık ve imparatorluk keyfiyeti ise erkek evlâda ait bir özellik olarak kabul ediliyordu. Bu âdet sadece Nemçe devletine mahsûs bir özellik olup, diğer hristiyan devletlerde olduğu gibi kız evladın çasariçe olarak kabul edilmesi gelenek ve göreneklere ters düşüyordu. Dokuz hersek arasından oyla seçilen her kim ise ittifak ile o çâsâr olup, imparator olarak isimlendiriliyor ve bu uygulama eski usûl ve adetlere göre gerçekleşiyordu. (Hânedan) erkek evlâd doğmadığı için yıkılmaya yüz tuttuğunda, ansızın ortaya çıkan bu hâdise yüzünden Nemçe memleketi ihtilalin eşiğine gelmişti. Anılan herseklerden her biri, kendi hakları ve kabiliyetlerini öne sürerek, bağımsızlık isteği ve çâsâr olmak arzusu ile niyetlerini zorbalıkla gerçekleştirme derdine düştüklerinden, devletin nizâm ve intizâmı yıkılmaya yüz tuttu.
192 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I a. Mutasarrıf: Mütefa il (tefe ul) b. Asl: fa l c. Mâlik-memlûk; zâbit-mazbût; hâkim-mahkûm d. Memâlik- Mefâ il Sıra Sizde 3 a) teferruk, teceddüd, teşettüt: tefa ul bâbı; ihtilâl: ifti âl bâbı; İslâm: if âl bâbı b) hılâfet, riyâset: fi âlet; şerî at: fa îlet Hamd, vech: fa l Beyân: fa âl Devlet: fa let Zuhûr: fu ûl Millet: fi let Derece: fa ale(t) c) Saltanat d) İmâmü l-müslimîn Li llâhi l-hamd e) Câmi, hâmî f) Devlet-i Abbasiyye Yararlanılan Kaynaklar Ahmed Cevdet Paşa (1309). Târih-i Cevdet I. İstanbul. İzzî Süleyman Efendi (1199). İzzî Târîhi. İstanbul. Subhî Mehmed Efendi(2007). Subhî Târîhi. Nşr. Mesut Aydıner. İstanbul. Şemseddîn Sâmî (1317, 1318). Kāmûs-ı Türkî I-II. İstanbul.
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 5Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Kuruluş dönemi Osmanlı kaynaklarının dil ve üslubunu belirleyebilecek, Osmanlı kaynaklarında kullanılan el yazılarını belirleyebilecek, Yeni kelimeler öğrenerek, kelime haznenizi geliştirebilecek, Osmanlı Türkçesinin dilbilgisi kurallarını kullanabileceksiniz. Anahtar Kavramlar XV. Yüzyıl Elyazması Metinler XVI. Yüzyıl Elyazması Metinler Rûhî Tarihi Neşrî Tarihi (Kitâb-ı Cihân-nümâ) Gazavât-ı Sultan Murad b. Mehemmed Han İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I GİRİŞ RÛHÎ EL-EDİRNEVÎ, TÂRÎH-İ RÛHÎ MEVLÂNÂ MEHMED NEŞRÎ, KITÂB-I CIHÂN-NÜMÂ II GAZAVÂT-I SULTÂN MURÂD B. MEHEMMED HAN
Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I GİRİŞ Arap harfleri ile yazılan yazı türleri, tarih içerisinde paleografik olarak pek çok değişiklik göstermiş ve bol çeşitliliğe sahip olmuştur. Bunlardan bir kısmı diğerinden türemiş, bazı küçük farklar kazanmış ve yeni bir yazı türü olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı yazı geleneğinde de bu yazı türlerinin bir çoğu kullanılmıştır. Çeşitli küçük farklılıklar gözardı edildiğinde, türler temel olarak 6 çeşitte toplanmaktadır. Buna şeş kalem veya aklâm-ı sitte adı verilmektedir. Osmanlı metinlerinde kullanılmakta olan bu türler şunlardır: 1. Sülüs 2. Nesih 3. Dîvânî 4. Ta lîk 5. Rik a 6. Siyâkat Bu sayılan yazı türlerinin her birinin ayrı kullanım alanları bulunmaktadır. Meselâ; dîvânî yazı türü Dîvân-ı hümâyûn bürokrasisi tarafından geliştirilip kullanılmış, siyâkat İlhanlılar zamanında mâlî kayıtların tutulduğu yazı türü olup Osmanlılar da da aynı şekilde mâlî kayıtlar bu yazı türüyle kaleme alınırdı. Yazılı Osmanlı kaynaklarının önemli bir kısmını oluşturan el yazması eserlerde, yukarıda sayılan yazı türlerinin bir çoğu kullanılmıştır. Bu ünitede üç el yazması metin yer almaktadır. Birinci parça, Edirneli Rûhî nin Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserindendir. Dili sade bir tarzdadır. Yazısı ise harekeli nesihtir. Nesih yazısının okunması kolay bir yazı türü olması ve metnin harekeli olmasının getirdiği kolaylık sayesine okumakta pek güçlük çekmeyeceksiniz. İkinci metin Neşrî nin Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserinden alınmıştır. Osmanlı Devleti nin kuruluş dönemini anlatan Tevârîh-i Âl-i Osmân geleneğinin bir parçası olan bu eser de arı bir Türkçe ile yazılmıştır. Rik a türü yazı ile yazılmış olan bu metin de harekelidir. Bu nedenle dil ve yazı bakımından okuma ve anlamakta per zorlukla karşılaşmayacaksınız. Üçüncü parça, yazarı bilinmeyen, Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Han isimli eserden alınmıştır. Metnin dili oldukça sadedir. Edebî tarzdan uzak, konuşma diliyle yazılmıştır. Yazısı ise rik a türü yazıdır. Size ilk bakışta okunması zor görünse de, bir iki cümle okuduktan sonra gözünüz harflerin ve kelimelerin yazılış tarzlarına alışacak ve okumakta zorlanmayacaksınız.
196 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.1.5.a-b (Rûhî el-edirnevî, Tevârîh-i Âl-i Osmân) Metin 5.1.6.a-b
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 197 Metin 5.1.3.a-b Metin 5.1.4.a-b
198 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.1.1.a-b Metin 5.1.2
RÛHÎ EL-EDİRNEVÎ, TÂRÎH-İ RÛHÎ 5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 199 /5.1.1/ Temür İlçi Gönderüp Sultânı Kendü Yanına Da vet İtdüğidür Çün Sultân un bu vechile sît [ü] sadâsı âleme doldı; Temür, Aydınili nde kışlariken bir Tatar gelüp, Temür e ayıtdı ki: Bu gün âlem içinde Sultân Muhammed gibi pehlevân ve bahâdur yiğit yokdur. Atasına benzemez, sarp yağıdur. Leşkeründen çok kişinün başın almışdur. Yolda durup ele girenin mecâl virmeyüp helâk ider. Eger anun kaydın görmezsen, sana dahı hayli ihtiyât vardur. İhtimâl var ki seni ol tarafa geçürmeye didi. Çün Temür bunı işitdi be-gāyet münfa il oldı. Ammâ aklı re yi birle tedbîr idüp, bu melâleti izhâr itmeyüp, ahsen-i vechile Sultânı şâyed ele getürem didi. Çün kendüde bu fikr muhkem oldı, meclis içinde Sultânı medh idüp Sultân a du âlar itdi ki ben anı be-gāyet sevüp dilerin. Eger ol benüm yanıma gelse ben ana be-gāyet ihtirâm idüp oğul idinüp murâdı ne ise iderdüm. Hele şimdi ana münâsib metâ lar ve armağanlarla ilçi gönderelüm, eger da vetümüz icâbet idüp gelecek olursa memleketi ana tefvîz /5.1.2.a/ idüp, anun hâtırıyçün atasın salıvirelüm ve ana kendü kızum virüp güyegü idinem, didi. Temür çün kendü meclisinde bu tedbîri itdi, gice olıcak Yıldırım Hânı kendü katına da vet idüp Sultânun ef âlin ve nice askerler sıyup bahadurlık itdüklerin diyüp ve anun hakkında ne fikr itmiş ise, didi. Yıldırım Hân: Hâşâ sultân ki bu vechile hareket ide diyü inkâr idegördi. Mecâl bulmayup: Fermân sizündür didi. Andan Temür, gılâz ve şidâdile yemîn idüp, Yıldırım Hân ı inandurdı ki eger sultân gelecek olursa Temür ün ana hiç zararı ve ziyânı yetişmeyüp, anı bağrına basup, kendü kızın virüp güyegü idine ve Yıldırım Hân ı yene memleketine göndere. Bunun üzerine mukarrer olup, birbiriyle inanışup, her biri sultâna ayru mektûblar yazup Hoca Muhammed adlu Temür ün bir ulu âdemi var idi, anun eline virüp /5.1.2.b/ eyü hil atler bir[le] sultânı da vet itmeğe gönderdiler. Hoca Muhammed, Temür ün ve Yıldırım un mektûbların alup bî-kıyâs mâl ve genc birle yüriyüp Sultân tarafına müteveccih oldı. Sultâna muştıcılar yetişdi ki atandan ve Temür den ilçi gelür. Sultân bunı işidüp şâd ve handân olup hâsakilerine emr itdi ki: Tiz turun ilçiye istikbâl idün didi. Beyler karşu varup, kemâl-i i zâz ü ikrâm birle ilçiyi getürüp, bir hoş yirde kondurup, şerâ it-i hızmet ne ise yerine geldükden sonra sultân, meclis idüp, ilçiyi katına okıyup i tibâr-ı tâmm birle iltiyâm idüp ziyâfet itdi. İlçi dahi atasınun ve Temür ün selâmların degürüp, mektûbların virüp, maksûd ve murâd ne ise ale t-tafsîl i lâm itdükden sonra, Temür Hân un hizmetine gelmek müşâveresin itdiler. Sultânun mecmû ı vezîrleri ve beğleri şöyle maslahat gördiler ki, Sultân bir kadem Temür den yana müteveccih /5.1.3.a/ olmayup Temür bunun hakkında ikdâm idecek olursa, yüce tağlar kenârın gözedüp yüriyeler, hattâ Temür bu vilâyetden çıkup gide. Sultân beğlerinden ve vezîrlerinden bu haberi işidicek fikri bunun üzerine musammem oldı ki elbetde Temür ün da vetine icâbet ide. Sultân Temür e Gidüp Yolda Kara Yahyâ ya Buluşup Ceng İdüp Sıduğıdur Çün vezîrler nâ-çâr, Sultân ı Temür e gitmekden men idemediler; nâ-çâr Sultân a mutî olup, yarakların görüp ağır armağanlar ihzâr idüp, ilçiyle Tokat dan çıkup Amâsiye ye geldiler. Anda birkaç gün turup yeyüp içdiler. Andan göçüp Osmancuğ a varup yatdılar. Andan kalkup Dervâz a geldiler. Ol iklîme âvâze oldı ki Sultân az kişiyle Temür Beğ e giderdiler. Çün Kara Yahyâ bunı işitdi, be-gāyet şâd ü handân olup eyü fursat buldum deyüp fi l-hâl İsfendiyâr un askerin /5.1.3.b/ cem idüp ale l-gafle Sultân un üzerine geldi. Sultân çün Kara Yahyâ yı gördi, yanında olan halkına koman diyince mecmû ı kılıc yalın idüp Kara Yahya nun üzerine at depüp hamle itdiler. Bir sâ at içinde Kara Yahyâ nun hayli âdemlerin helâk idüp, Kara Yahyâ sınup kaçdı. Sultân yine ol aradan göçüp gelüp
200 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Murtaz-âbâd içre kondı. Meğer anda Tatar beğlerinden Ali Beğ adlı bir kimsene vardı ki, ana Savcı-oğlı dahı dirlerdi. Bir kan içici yavuz kişiydi. Sultân un anda geldüğin işidicek, çerisin cem idüp, kendünün bir fesâd başı Ahî Mustafâ adlu âdemin ilçi süretinde câsûslığa gönderdi ki Sultân çerisinün azlığın görüp ve çokluğun görüp bir iş ide. İlçi gelüp Sultân un askerinün ahvâlin bilüp, varup ana haber virince, Sultân bunun hilesine muttali olup, /5.1.4.a/ hemân sâ at ilçinün ardın sürüp, bin mikdârı yiğit ile Ali Beğ ün üstin uralum diyü yüriyince gördiler ki Ali Beğ, Sultânun mehâbetin işidüp, ikdâm itmeyüp, hemân ol dem kaçmış. Sultân dahı yetüşüp mezbûr Ali Beğ i kaçmış görüp ardın sürüp kovarak Selâsil kal asına düşürdiler. Sultân bu hâli görüp gönlüne hayli nesne gelüp birez mütefekkir olup Temür e gitmekden kendüsin men c itdi. Ol aradan göçüp fırsat gözedüp Bolı ya müteveccih oldılar ve doğru yola girmeyüp tağ tarafın tutdılar. Sultân Tağlara Gidüp İlçiyile Hocasın Temür e Gönderdüğidür Çün sultân ol yirden kalkup, tağ tarafına müteveccih olup, gelüp bir tağ içine yetişüp, kondı. Temür ilçisin katına okıyup sohbete meşgūl oldılar. Sultân esnâ-yı sohbetde bu mâcerâyı hikâyet idüp /5.1.4.b/ ayıtdı: Görür misiz ki Temür e giderken bize ne vechile kasd oldı. Eger Temür katına varacak olursam hikâyet ne idüği ma lûmdur. Hâsıl-ı kelâm ihtiyâtum gālib olup, kerem ve lutf eyle, benüm vâkı amı Temür e hikâyet idüp, bu Tatar bana bu vechile iş idüp, yolda gelürken Kara Yahya ile ve bunun ile olan vâkı âtı arz idüp, babama dahı selâm eyle. Üşte senünle âdem dahi koşup i tizâr ideyin, diyüp kendünün bir âlim ve âkıl ve fâzıl ve kâmil Sûfî Bâyezîd adlu hocası varidi. Mektûb yazup içinde Temür e ve babasına du âlar idüp, ihtiyât idüp varımadığına bi-hadd özürler dileyüp, kaziyye nice olduğın beyân idüp, ilçiyile bile koşup gönderdi. Bunlar Temür den yana revâne olup gitdiler. Sultân yüce tağlar tarafın tutup gitdi.bu yana sultân hocası ve Hoca Muhammed, Temür e gelüp /5.1.5.a/ haber yetişdi ki Sultân kendü gelmeyüp anda varan ilçi Hoca Muhammed e kendü hocasın koşmış bile geldiler, diyüp bunlar dahı gelüp, Temür öninde şol ki şerâ it-i edebdür, yirine getürdükten sonra, sultânun mektûbın Temür ün eline sundılar. Mâbeynde sû âl ve cevâb her ne vâkı olmış ise tamâm arz idüp Temür, sultânun mektûbına gāyetde ta zîmât ve tekrimât idüp: Ataları merhûm Yıldırım Hudâvendigâr dâr-ı fenâdan dâr-ı bekāya rıhlet itdi. Kendüler sağ ve selâmet olsun didi. Yıldırım Hân a bu vâkı a hicretün sekiz yüz beşinci yılında idi. Sultânun hocası Sûfî Bâyezîd i Temür girü gitmeğe komayup kendü katında alıkoyıcak sultâna mektûb birle atasınun mevti haberin i lâm itdi. İşidüp hayli ceza ve feza idüp bir nice gün yas tutdı. Andan beğleri cem olup ve nasîhat idüp yas tonın /5.1.5.b/ çıkarup gine devlet ve sa âdet birle hil at-i şâhâne geyüp ata süvâr oldılar. Dâyim tağlar başında seyr idüp atasınun firâkında gözlerinden kan yaş döküp ağlardı tâ şuna dek ki Temür tamâmet Germiyan ve Saruhan ve Aydın memleketlerin urup gāret idüb, oğullarınun ve kızlarınun irilerin esîr idüp ve kiçilerin kılıcdan geçürüp, Yıldırım Hân ı Akşehir de koyup, Germiyan-oğlı Ya kūb Beğ e ısmarladı ki: Eger Muhammed bunda gelüp atasın ve karındaşın taleb idecek olursa, Yıldırım ı ve oğlı Mûsâ Çelebi yi viresiz. Zîrâ İldırım eyle vasiyet itmişdür diyüp, askeriyle kalkup, Tatar a çıkup, Tatar ı dahı gāret idüp, andan sonra karâr itmeyüp yine vilâyetine azm itdi. Temür Erzincân Tarafından Kendü Memleketine Gitdüğidür Çün Temür kalkup Erzincan a yetişdi, Sultân ol demde Aruş adlu bir yirde idi. Emir Ya kūb anda Sultâna yetişüp /5.1.6.a/ azâ idüp elin öpdi. Biraz merhûm Hudâvendigâr içün ağlaşdılar. Andan vezîrler ve beğler ayıtdılar ki: Bu yir turacak yir degüldür. Mebâdâ bizi bunda isteyeler diyüp, yüce tağa çıkalum gidelüm diyüp, ol aradan gitdiler. Gelüp bir yirde inüp, sultân anda bir kaç gün tevakkuf idüp, il ve şehr gelüp sultâna du â itdiler. Sultân bunları görüp, gönli güşâde olup ferah oldı. Andan sultân kalkup Burusa ya göneldi. Emir
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 201 Ya kūb önince ser-leşkerlik itdi. Yolca giderken Ermeni Derbendi ne yetişüp haber oldı ki: Karındaşun Îsâ Beğ şimdi gelüp yolun derbend ağzını bağlar didiler. Çün sultân bunı işitdi, Tomaniç bilünün yolı eyüdür diyü ol tarafa müteveccih oldılar. Yine gördiler ki önlerin Îsâ Beğ askeri bağlamış. Allah Allah diyüp görmeze urup uğradılar. Anlar dahı bunları görüp mukābele itmeğe ikdâm itmedükleri ecilden /5.1.6.b/ mukayyed olmadılar. Bunlar geçdiler. Sultân, Emir Ya kūb a ayıtdı ki: Şimden girü bizi tayına değin ilet. Biz anda varmayınca beğlik ele girmez diyüp, yortup, Ya kūb Beğ ün tayısı Eyne Beğ Sübaşı ya yetişdiler. Ol zamânda Eyne Beğ Sübaşı Balıkesir de sübaşı idi. Çün Eyne Bey Sübaşı sultân geldüğin işitdi; andan istikbâl idüp, atı ayağına harîrler döşeyüp, izzetle alup şehre iledüp, anda birkaç gün yiyüp içüp, bunda oturmağıla olmaz diyüp, kalkup asker cem idüp, Ulubâd a gelüp anda kondılar. Ol tarafdan Îsâ Beğ, sultânun geldüğin işidüp askerin cem idüp gelüp Ulubâd un Burusa dan tarafın tutup kondı. (Rûhî el-edirnevî (1992). Târîh-i Rûhî. Nşr. H. E. Cengiz - Yaşar Yücel. TTK Belgeler. XIV / 18, 359-472. Ankara). Metne Âit Sözlük adû (adüvv), Düşman, hasım ahsen, En güzel. Çok güzel. ale l-gafle, Dalgınlığa getirerek. Dalgınlığa gelerek, boş bulunarak. ale t-tafsîl, Tafsilatlı, ayrıntılı. anaru, Öte; ileriye doğru, o bir taraf. ârâste, Bezenmiş süslenmiş. Çarşının bir esnafa mahsus kısmı. âsümân, Gökyüzü, sema. âvâze, Nam, şöhret, ün. Yüksek ses. ayş, Yaşayış, yaşama. Yiyip içme. Zevk u safâ. Eğlence. Dirilik. Hayat. azm, Kasd, niyet. Sağlam ve kesin karar. Sebât. be-gāyet, Son derece. Pek fazla. bî-hadd, Sınırsız. Hadsiz. ceza : Hüzünle ağlayıp sızlanmak. Sabırsızlık yüzünden telâş ve teessür göstermek. cûş, Coşmak, kaynamak. Taşmak. çeri, Asker. Savaş. degirmek, Eriştirmek, yetiştirmek, ulaştırmak, duyurmak, bildirmek. Dokundurmak, değdirmek. dem, Nefes. Soluk. An, vakit, saat. Kibir, gurur. Âli, yüksek. derbend, İki dağ arasındaki geçit yeri, boğaz. Geçit. Uç boylarında bulunan küçük kale. Dağ geçitlerinde kurulan karakol. ecl, İllet, sebeb, cihet. İçin, dolayı... den. ef âl, Fiiller, işler, ameller. fâzıl, Fazilet sâhibi. Üstün kimse. feza, Korku. Havf. Sığınma, dehalet. Uykuda şiddetli korku ile uyanmak. fi l-hâl, Şimdi, hemen. Bu halde. firâk, Ayrılık. Ayrılmak. Hicran. ganî, Zengin, kimseye muhtaç olmayan. Varlıklı, bol. gāret, Yağmacılık. Düşmanın malını yağma etmek. garrân, Kükreyen, haykıran. Homurdanan. genc, Define, hazine. Gömülü hazine. gılâz, Şedid. Sert. Kalın ve kaba şeyler. gönelmek, Yönelmek, teveccüh etmek, istikamet almak, yüzünü döndürmek. güşâde, Ferah, şen, Açılmış, açık.
202 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I güyegü, Damat. Evlenmekte olan erkek, gelin mukabili. halâs, Kurtulma, kurtuluş. Selâmete ermek. hamîde, Beğenilen, güzel. handân, Gülen, gülücü, mesrur. harîr, İpek. İpekten yapılmış. Harâretli. Sıcak. hâseki, Sarayda görevli bazı subaylara verilen isim. hâsıl, Peyda olan. Husule gelen. Çıkan, meydana gelen. hatme, Baştan aşağı (bütün Kur ân-ı Kerimi) okuyup bitirmek. Bir arada belirli bir şeyi okuyup bitirmek. hil at, Yüksek makamdaki takdir ettiği kişilere giydirdiği kıymetli, süslü elbise. Kaftan. hulk, Huy. Ahlâk. Tabiat. Yaratılıştan olan haslet. İnsanın doğuştan veya sonradan kazandığı ruhî ve zihnî hâller. hurûş, Coşma. Gürültü. şamata. Telâş. i lâm, Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak. Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı. i tizâr, Kusurunu bilerek özür dilemek. Kusurunu beyan edip ve anlayıp af dilemek. i zâz, Hürmet etmek. Ağırlamak. İkram etmek. Aziz kılmak. Galip gelmek. icâbet, Kabul olmak. Kabul etmek. Râzı olma, rızâ gösterme, muvafakat etme. ihrâc, Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak. ihtirâm, Hürmet olunmak, tazim olunmak, hürmet, saygı. ihtiyât, Sakınmak. İşleri iyi düşünmek. Tedbirlilik. İşlerde basiret üzere bulunmak. Yedek. ihzâr, Hazır etmek. Hazırlamak. Huzura getirmek. Mahkemeye gelmeyenleri cebren getirme müzekkeresi. ikdâm, Gayretle çalışmak, Devamlı çalışmak. İlerlemek. iklîm, Bir yerin hava şartları. Memleket. Yerkürenin kıta ve her bir memleketi. ikrâm, Ağırlamak. Hürmet etmek. Saygı göstermek. İltifat olarak bir şeyler vermek. Bağış. iltiyâm, Yaranın kapanıp iyi olması. Toplanmak. in âm, Nimet vermek. İhsan etmek. Doğruya sevketmek. İyilik etmek, bahşiş vermek. inâyet, Yardım, lütuf meded etmek. Önemli bir işle karşılaşıp onunla meşgul olmak. istikbâl, Ati, gelecek zaman. Karşılayış, gelen bir kimseyi karşılamak. istimâlet, Meylettirme, cezbetme, gönül alma. izhâr, Açığa vurma. Meydana çıkarma. Göstermek. kābil, Kabul eden. Olabilir, istidatlı, mümkün olan, önde ve ileride olan. kakımak, Öfkelenmek, kızmak. İtiraz etmek, karşı gelmek. Azarlamak, tekdir etmek. kâmil, Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi. Âlim, bilgin kişi. kankı, Hangi? karîn, Yakın. Hısım. Akraba. Arkadaş. Yaşı aynı olan arkadaş. Komşu. Bir şeyi elde eden, nâil olan. kayd, Kelepçe, bağ. Bağlamak. Yazmak. Deftere geçirmek. Sınırlamak. Şart. kıtâl, Muharebe. Kavga. Öldüresiye yapılan karşılıklı harp. kiçi, Küçük. kimsene, Kimse. lâ-cerem, Şüphesiz, elbette, besbelli. Çaresiz, zorunlu.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 203 leşker, Asker maksûd, Kasdedilmiş. Kasdedilen. İstenilen şey. İstek. Arzu. Gâye. maslahat, İş, mes ele. Sulh yolu. Fayda, maksad, keyfiyet. mazmûn, Meâl. Mâna. Mefhum. Nükteli, san atlı, ince söz. mebâdâ, Sakın, olmaya ki... mecmû, Bütün, hepsi. Topluca. Yığılmış. Cem olunmuş. Bir araya getirilmiş şey. medh, Birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek. Övmek. mehâbet, Heybet. Hürmetle karışık korku. İhtiram. Azamet. Büyüklük. melâlet, Can sıkıntısı. Usanç. Gamlılık. Zaaf ve fütur. merdâne, Erkekçesine. Merdcesine. Er e yakışır surette. meşveret, Danışma. Konuşup anlaşma. Fikir edinmek için konuşup görüşme. metâ, Fayda. Menfaat. Kıymetli eşya. Tüccar malı. mevt, Ölüm. Âhirete göç. Dünyadan gitmek. mugtenem, Ganimet olarak alınmış. muhkem, Sağlam. Metin. Sıkı sıkıya. Kuvvetli. Tahkim edilmiş. Sağlamlaştırılmış. mukābele, Karşılık, karşılamak. Mücadele. Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma. mukābil, Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı. mukarrer, Kararlaşmış. Karar verilmiş. Kesin. Şüphesiz olan. Muhakkak olan. Anlatılmış. Bildirilmiş. mukayyed, Kayıtlı. Serbest olmayan. Sınırlı. Bağlı. Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan. Bağlanmış. musâhib, Beraber sohbet eden. Arkadaş. Arkadaşlık eden. Birlikte bulunan. musâlaha, Karşılıklı anlaşmak. Barışmak. Sulh akd etmek. musammem, Tasmim olunmuş. Kesin olarak karar verilmiş. Kararlaşmış. mutâba at, Karşılıklı anlaşma. Uyma tâbi olma. Bir şeye uyup muvafakat etme. muti, İtaatli. Terbiyeli. İsyan etmeyen. Rahat. muttali : Haberli. Bilgisi olan. Vâkıf. münfa il, İnfiâl eden. Etki ile harekete geçen. Kederli olan. Bir şeyden canı sıkılan. Alınmış, gücenmiş. münhezim, Hezimete uğramış, bozguna uğrayan, inhizam eden. Bozgun. müstedâm, Sürekli, devamlı. Sürüp giden. Devâmı istenilen. müşâvere, Bir iş konusunda çeşitli kimseler arasındaki konuşma ve danışma. müteveccih, Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan. Birisine karşı iyi düşünce ve sevgisi olmak. nâ-çâr, Çaresiz, elinden iş gelmeyen. Mecbur kalmış olan. nûş, İçen, içici. Tatlı şerbet gibi içilecek şey. Zevk ve safâ. okumak, Çağırmak, davet etmek. Söylemek, demek. Anmak, yâd etmek. re y, Görüş, görmek, rey. Hüküm ve itikad. Bir iş hakkında söylenen söz, fikir. revâne, Yürüyen, giden. rıhlet, Geçmek. Göç etmek, göçmek. Ölmek. sadâ, Seda. Ses. Avaz. Yankı. sâdât, Seyyidler. Hazret-i Peygamber soyundan gelenler. Özellikle hazret-i Hasan neslinden gelenler. selâmet, Kurtuluş, tehlikeden sâlim olmak. Korktuklarından, fenalıklardan kurtulmak. server, Reis. Baş. Seyyid. sımak, Kırmak. Bozmak. Yenmek, mağlup etmek. Bertaraf etmek. Hiçe saymak. Yıkmak, harap etmek.
204 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I sît, Çatırtı, patırtı, gürültü. Ün, şöhret, nam. subaşı, Şehirlerde inzibat işlerine bakan görevli. süvâr, Ata binmiş. Binici. şâd, Sevinçli, ferahlı, memnun, mesrur, şen, bahtiyar. şâhâne, Şah gibi, şaha yakışır bir surette. şecâ at, Yiğitlik, cesurluk. şerâ it, Şartlar şerîf, Şerefli, mübarek. Peygamber neslinden ve Hazret-i Hüseyin soyundan olan. şîr, Arslan ta zîm, Hürmet. Riayet. Saygı. İkramda bulunmak. tamâmet, Bitme, bitirme, son, nihayet. Tam, eksiksiz, noksansız. Ne eksik ne fazla. Münasib, uygun. tefhîm, Anlatmak. Bildirmek. tefvîz, Birisine bırakma. İşini Allah a havâle etme. Sipariş ve ihâle etme. tekrîmât, Hürmet ve saygı göstermek ve görmek. Lütuf ve kerem icrasında bulunmak. temâşâ, Hoşlanarak bakmak. Seyretmek. Seyre çıkmak. Gezmek. İbretle bakmak. teşvîş, Karıştırma. Karma karışık etme. Bulandırma. tevakkuf, Durma. Eğlenip kalma. Duraklama. ton, Elbise, kılık kıyafet. Renk. üş, İşte, şimdi. Çünkü. Ancak. vâkı a, Meydana gelmiş, olmuş, var olan mevcud bir hâdise. Olan, olmuş. Rüya. Şiddetli hâdise. Sıkıntı. Kıyamet. Cenk, savaş. vech, Yüz çehre, surat. Tarz, üslub. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Sebeb. Semt. Cihet. Yön. İlgi. yağı, Düşman. yortmak, Koşmak, devamlı yol yürümek, sefer etmek. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Timur un Elçi Gönderip Sultanı Kendi Yanına Davet Etmesi Sultan ın böyle yüksek sesi âlemi doldurdu. Timur Aydınili nde kışlarken bir Tatar gelip Timur a: Bugün dünya içinde Sultan Mehmed gibi pehlivan ve bahadır yiğit yoktur. Babasına benzemez, çetin düşmandır. Askerinden çok kişinin kellesini almıştır. Yolda durup yakalananı fırsat vermeden öldürür. Eğer onun işini bitirmezsen sana da hayli sakınmak vardır. Seni o tarafa geçirmeme ihtimali de vardır dedi. Timur bunu duyunca oldukça alındı. Ancak aklının tercihi ile önlem olarak bu zaafı göstermedi. Güzellikle sultanı ele geçireyim dedi. Bu düşüncesini sağlamlaştırınca, meclis içinde sultanı övüp, ona dualar etti ve ben onu oldukça sever, isterim. Eğer o benim yanıma gelse ben ona oldukça değer verir, oğul edinip, muradı ne ise yerine getirirdim. Hele şimdilik ona uygun mallar ve armağanlarla elçi gönderelim. Eğer davetimize uyup gelecek olursa, memleketi ona bırakıp, onun hatırı için babasını serbest bırakalım. Ona kendi kızımı vererek damat edineyim dedi. Timur kendi meclisinde bu önlemi aldı, gece olunca Yıldırım Han ı kendi yanına davet edip sultanın yaptıklarını ve ne kadar askeri bozup bahadırlıklar ettiklerini anlatıp, onun hakkında ne düşünmüşse söyledi. Yıldırım Han: Hâşâ sultan bu şekilde hareket etmez diye inkâr etti. Güç bulamayıp fermân sizindir dedi. Sonra Timur, şiddetle yemin edip Yıldırım Hanı, eğer sultan gelecek olursa kendisinin ona hiç zararı değmeyecek, onu bağrına basıp kendi kızını vererek damat edinecek ve Yıldırım Han ı yine memleketine göndereceğine inandırdı. Bunun üzerine birbirlerine inandılar. Sultana ayrı ayrı mektuplar yazmayı kararlaştırdılar. Timur un Hoca Muhammed adlı bir büyük adamı vardı,
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 205 mektupları onun eline verip iyi hilatlerle sultanı davet etmeye gönderdiler. Hoca Muhammed, Timur un ve Yıldırım ın mektuplarını alıp kıyassız mal ve hazineyle yürüyüp sultan tarafına yöneldi. Sultana babandan ve Timur dan elçi geliyor diye müjdeciler ulaştı. Sultan bunu duyup sevindi, mutlu oldu. Hasekilerine: Çabuk davranın, elçiyi karşılayın diye emretti. Beyler karşılamaya çıkıp tam bir saygı ve hürmetle elçiyi getirip güzel bir yerde konaklattılar. Her türlü hizmet şartları yerine geldikten sonra, meclis toplayıp elçiyi yanına davet etti ve tam bir itibar ve iyilik gösterip ziyafet verdi. Elçi de babasının ve Timur un selâmlarını bildirip mektuplarını verip, istenilen ve murat edilen ne ise ayrıntılı olarak bildirdikten sonra Timur Han ın hizmetine gelmek konusunu görüştüler. Sultanın bütün vezirleri ve beyleri şöyle uygun gördüler ki, sultan bir adım bile Timur tarafına yönelmeyip, Timur bunun hakkında çaba gösterecek olursa, yüce dağların kenarını takip edip yürüyeler. Hatta Timur bu memleketten çıkıp gide. Sultanın beylerinden ve vezirlerinden bu haberi işitince düşüncesi Timur un davetini kabul etmek konusunda karar kıldı. Sultanın Timur a Giderken Yolda Kara Yahya ile Karşılaşıp, Savaşıp Yenmesi Vezirler çaresiz Sultanı Timur a gitmekten men edemediler. Çaresiz sultana uyup, hazırlıklarını görüp ağır armağanlar hazırlayarak elçiyle Tokat tan çıkıp Amasya ya geldiler. Orada birkaç gün durup, yiyip içtiler. Oradan göçüp Osmancık a varıp yattılar. Oradan kalkıp Dervaz a geldiler. O memlekette sultanın az kişiyle Timur a gittiği haberi yayıldı. Kara Yahya bunu duyunca, oldukça sevinip ve mutlu olup iyi fırsat buldum diye hemen İsfendiyar ın askerini toplayıp hazırlıksız olan sultanın üzerine geldi. Sultan Kara Yahya yı görüp, yanındakilere komayın deyince hepsi yalın kılıç Kara Yahya nın üzerine at sürüp saldırdılar. Bir saat içinde Kara Yahya nın haylî adamını yok ettiler. Kara Yahya yenilerek kaçtı. Sultan yine oradan göçüp gelip Murtazaabad içinde konakladı. Meğer orada Tatar beylerinden Ali Bey adlı bir kimse vardı. Ona Savcıoğlu da derlerdi. Kan içici, çetin bir kişiydi. Sultanın oraya geldiğini duyunca askerini toplayıp kendinin Ahi Mustafa adlı fesat başı bir adamını elçi kılığında, casusluğa gönderdi ki, sultanın askerlerinin az mı çok mu olduğunu görerek ona bir iş ede. Elçi gelip sultanın askerinin durumunu öğrenip varıp ona haber verdi. Sultan bunun hilesinden haberdar olunca, hemen o saat elçinin peşine düşüp bin kadar yiğit ile Ali Bey in üstüne varalım dediler. Yürüyünce gördüler ki, Ali Bey sultanın büyüklüğünü işitip, karşı koyamayıp, hemen o an kaçmış. Sultan da yetişip adı geçen Ali Bey in kaçmış olduğunu görüp takip ederek Selasil kalesine düşürdüler. Sultan bu durumu görüp içine hayli kuşku düştü. Biraz düşündü ve kendisini Timur a gitmekten alıkoydu. Oradan göçüp fırsat gözeterek Bolu ya yöneldiler. Doğru yola girmeyerek dağ tarafını tuttular. Sultanın Dağlara Çıkıp Elçi İle Hocasını Timur a Göndermesi Sultan oradan kalkıp, dağ tarafına yönelip, gelerek bir dağ içine ulaşıp kondu. Timur elçisini katına çağırıp sohbete koyuldular. Sultan sohbet sırasında bu macerayı anlatıp: Görür müsünüz ki, Timur a giderken bize nasıl kasdedildi. Eğer Timur un yanına gidecek olursam hikâyenin ne olduğu bellidir. Sözün kısası, önlem alma ihtiyacım galip geldi. Lutf et, benim başımdan geçeni Timur a anlatıp, bu Tatar bana böyle bir iş etti. Yolda gelirken Kara Yahya ve bununla olan olayı arz et, babama da selâm söyle. İşte senin yanına bir adam katıp özür dileyeyim dedi. Kendisinin, âlim, akıllı, erdem sahibi ve olgun bir hocası vardı. Mektup yazıp, içinde Timur a ve babasına dualar edip önlem olarak oraya gitmediğine sınırsız özürler dileyip, olayın nasıl olduğunu açıklayıp elçinin yanına katarak gönderdi. Bunlar Timur tarafına yönelip gittiler. Sultan yüce dağların tarafını tutup gitti. Bu yanda, sultanın hocası ve Hoca Muhammed, sultanın kendisi gelmeyip oraya varan elçi Muhammed yanına ken-
206 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I di hocasını katmış birlikte geldiler diye Timur a haber ulaştı. Bunlar da geldiler, Timur un önünde edep şartlarını getirdikten sonra sultanın mektubunu Timur un eline sundular. Arada soru ve cevap her ne geçmişse hepsini arz etti. Timur sultanın mektubuna oldukça saygı ve hürmet gösterip Yıldırım Han a: Babaları merhum Yıldırım Hudavendigâr geçici dünya konağından ebedîlik diyârına göçtü. Kendiler sağlık ve esenlikte olsunlar dedi. Bu olay hicretin sekiz yüz beşinci yılındaydı. Timur, sultanın hocası Sofu Bayezid i geri dönmeye komayıp, kendi yanında alıkoydu. Sultana mektupla birlikte babasının ölüm haberini bildirdi. İşitip hayli üzülüp ağladı, nice gün yas tuttu. Ondan sonra toplanıp, onlara öğüt verip, yas elbisesini çıkarıp yine mutluluk ve saadetle şaha yakışır kürkler giyip ata bindiler. Sürekli dağların başından gider, babasıyla ayrılığından gözlerinden kan ve yaş dökülüp ağlardı. Ta şu zamana kadar ki, Timur bütün Germiyan, Saruhan ve Aydın memleketlerini vurup, yağmalayıp, oğul ve kızlarının büyüklerini esir edip, küçüklerini kılıçtan geçirip Yıldırım Han ın Akşehir de bıraktı. Germiyanoğlu Yakub Bey e eğer Mehmed buraya gelip babasını ve kardeşini isteyecek olursa, Yıldırım ı ve oğlu Musa Çelebi yi vermesini tenbih etti. Zira Yıldırım öyle vasiyet etmiştir deyip, askeriyle kalkıp Tatar a doğru yola çıktı. Tatar ı da yağmaladı. Ondan sonra durmayıp yine memleketine döndü. Timur un Erzincan Tarafından Kendi Memleketine Gitmesi Timur kalkıp Erzincan a ulaştı. Sultan o zaman Aruş adlı bir yerdeydi. Emir Yakub orada sultana yetişti. Hürmet gösterip elini öptü. Biraz merhum hudâvendigâr için ağlaştılar. Orada vezirler ve beyler dediler ki: Bu yer duracak yer değildir. Sakın olmaya ki, bizi burada istesinler, yüce dağa çıkalım gidelim deyip oradan gittiler. Gelip bir yerde inip, sultan orada birkaç gün bekleyip, il ve şehir halkı gelip sultana dua ettiler. Sultan bunları görünce gönlü açılıp ferahladı. Sultan oradan kalkıp Bursa ya yöneldi. Emir Yakub önü sıra askeri sürdü. Yolda giderken Ermeni Derbendi ne ulaştıklarında Kardeşin İsa Bey şimdi gelip yolun derbent ağzını bağladı diye haber verdiler. Sultan bunu duyunca, Domaniç Beli nin yolu iyidir diye o tarafa yöneldiler. Yine İsa Bey askerlerinin önlerini bağladığını gördüler. Allah Allah deyip görmezden gelip geçtiler. Onlar da bunları görüp karşılık vermeye kalkışmadıklarından dikkate almadılar. Bunlar geçtiler. Sultan Emir Yakub a: Bundan sonra bizi dayına kadar götür. Biz oraya gitmezsek beyliği ele geçiremeyiz deyip, yürüyüp Yakub Bey in dayısı Eyne Bey Subaşı ya yetiştiler. O zamanda Eyne Bey Subaşı Balıkesir de subaşı idi. Eyne Bey Subaşı, sultanın geldiğini işitince orada karşılayıp, atının ayağının altına ipekler döşeyip, saygıyla alıp şehre ulaştırdı. Orada birkaç gün yiyip içtiler. Burada oturmakla olmaz deyip, kalkıp asker toplayıp Ulubat a gelip orada konakladılar. Diğer taraftan İsa Bey, sultanın geldiğini işitip, askerini toplayıp gelip Ulubat ın Bursa tarafını tutarak kondu. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: helâk fa âl hızmet fi let cem fa l kerem fa al firâk fi âl selâmet fe âlet ganîmet fa îlet meşveret mef alet sûret fû let taleb fa let
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 207 Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri gālib âlim âkıl fâzıl kâmil vâkı fâ il vezni Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller mektûb mecmû meşgūl ma lûm merhûm maksûd mef ûl vezni Mezîdünfih Masdarlar ihtimâl i tizâr tedbîr ta zîm istikbâl izhâr i lâm musâlaha mukāvemet müşâvere tevakkuf ifti âl tef îl istif âl if âl müfa ale tefa ul Mezidünfih ism-i fâ il münfa il münâsib mütefekkir münfa il (infi âl den) müfâ il (müfâ ale den) mütefa il (tefa ül) Mezîdünfih ism-i mef ûl muhkem mukarrer mukayyed musammem muğtenem müf al (if âl den) mufa al (tefa ül den) müfte al (ifti âl den) Mücerred Rubâ î Masdar: asker İsm-i Tafdîl ahsen
208 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Cem Şekillerinden Örnekler: Cem -i mü ennes ta zîmât tekrîmât vâkı ât (-ât eki ile) cem -i mükesser ef âl esbâb gılâz şidâd kıtâl şerâ it İsm-i Mekân meclis Arapça Tamlama ale t-tafsîl fi l-hâl ale l-gafle B-Farsça Yapılar: Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: sît ü sadâ şâd ü handân cûş ü hurûş Birleşik Kelimeler [izâfet kesresi (-i) kaldırılarak yapılan sıfatlar]: ser-leşker derbend ef âl vezni fi âl vezni fe â il vezni Tamlamalar (İsim ve sıfat tamlamaları) dâr-ı fenâ hil at-i şâhâne ceng-i sultânî kazâ-yı âsümânî inâyet-i Rabbânî devlet-i Yezdânî İsimden Türetilmiş sıfatlar (Ön eklerler yapılan sıfatlar) nâ-çâr bî-cân 1 1- Aşağıdaki matbu metni okuyunuz. 2- Anlamını bilmediğiniz kelimeleri lügatten öğreniniz. 3- Metni bugünki dile çeviriniz.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 209 Metin 5.2.4 (Mevlânâ Mehmed Neşrî. Kitâb-ı Cihân-nümâ II)
210 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.2.3
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 211 Metin 5.2.2
212 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.2.1
MEVLÂNÂ MEHMED NEŞRÎ, KİTÂB-I CİHÂN-NÜMÂ II 5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 213 /5.2.1/ İbtidâ-yı Devlet-i Osmân Çünki Ertuğrul Söğüt de ili, boyıyla mutavattın olup sâlhâ anda kaldı. Devlet-i Âl-i Selçuk ayağa düşmüşken humûl ihtiyâr itmişdi. Ve Ertuğrul un üç oğlı oldı. Biri Osmân ve biri Gündüz ve biri Saru Yatı. Ve evlâd-ı Ertuğrul dan Osmân bahâdur oldı. Ol sebebden Osmân a halkı izzet idüp avda ve kuşda Etrâk ün yiğidi yeğili anun yanına cem olurlardı. Ol vakt pâdişâh-ı a zam Gāzân Han bin Oğuz Han Rûm a müstevlî olup Âl-i Selçuk dan Mes ûd bin Keykâvus ıla Keykubâd bin Ferâmürz bin Keykâvus ı taht-ı hükûmetinde kalup, yine Rûm da mukarrer kılup, memâlik-i Rûm ı Mes ûd ile Keykubâd a niyâbeten virdi. Bunlar Rûm a Gazan Han kıbelinden mutasarrıf olup, Âmid e ve Malâtiyye ve Sivas a ve Harburt a Gıyâseddîn Mes ûd bin Keykâvus mutasarrıf oldı. Konya ya ve sevâhil-i Rûm a Alâeddîn Keykubâd bin Ferâmürz mutasarrıf olup, Rûm un mahsûlâtını bunlar cem idüp Gazan Han a gönderürlerdi. Ol zâmânda Ertuğrul gāyet pîr-i müteberrik olmuşidi. Ana ve evlâdına ol yirün kâfiri ve müslimânı izzet iderlerdi. Ertuğrıl un bu Sultân Alâeddîn bin Ferâmürz ile münâsebet-i tâmmesi varıdı. Ahyânen evlâdından bu Sultan Alâeddîn-i sâ[nî ye] pîşkeşlerile varup gelürlerdi. Ve Sultân Alâeddîn-i evvel zâmânından sonra Âl-i Selçuk dan Rûm a kim melik olsa, Ertuğrul a nazar-ı inâyetini dirîğ itmezlerdi. Ertuğrıl dahı gāyet dîndâr ve nâmdâr ve şecâ atıla ma rûf kişiydi. Zühd ü takvâ ve salâhda ol zamânun meşâhîrindendi. Fi lcümle Ertuğrıl pîr-i fânî olup oğlı Osmân karındaşlarıyla kendü boyları içinde hâkim olup, tamâmet göçer-evli Etrâk anun mahkûmı oldı. Ol vakt Sultân Alâ eddîn-i Sânî nün Sultânöyüği nün Eskişehri nde nâyibleri varıdı. Osmân Gāzî bunlara varup gelüp, dostlık iderdi. Ammâ İnöni beyile ittihâdda yâranlardı. Dâyim bilesine ıyş ü işrete meşgūlidi. Ve bu Osmân Gāzî gāyet sâlih müslimân ve dîndâr kişiyidi. Ve âdetiyidi, üç günde bir ta âm bişirüp fukarâyı ve sulahâyı cem idüp it âm ideridi. Ve hem yalıncaklar giyürüp /5.2.2/ donadurdı. Ve dul avretlere dâyim sadaka virürdi. Hikâyet Rivâyet olınur ki, Osmân Gāzî bir gice bir köyde imâm-ı karye evinde konuk oldı oturdı. Ardında bir pencere varıdı. Meger anda mushaf varıdı. Sâhib-i hâne Osmân Gāzî ye eyitdi: Küstahlık olmasun, keremünden eğil, ardunda nesne var alayın didi. Osmân Gāzî eyitdi: Ne nesne var?. Sâhib-i hâne eyitdi: Âhir zamân peygamberi Muhammedü r- Resûlu llah salla llahü ve sellem-e inen Kelâmu llah var didi. Osmân Gāzî dahı hiç tınmadı. Tâ sâhib-i hâne uykuya varınca epsem olup, sonra durup gusl idüp, arı âbdest alup, Mushaf tan yana müteveccih olup, huşû [ü] huzû ıla sabâha dek el kavşurup oturdı. Ev issi uyanacak vakt olıcak, benüm bu hâlüme ev issi muttali olmasun diyü uyur gibi yatup, yine Mushaf dan yana müteveccih olup, bu aralıkda uyku gözüne gālib gelüp ımızgandı, âlem-i rû yâda gördi ki, Hakk te âlâ celle ve alâ kıbelinden buna dinildi ki: Ey Osmân! Çün sen benüm kelâmuma hürmet ve ta zîm idüp, izzet ü ikrâm eyledün. Ben dahı seni ve senün evlâdunı ve etbâ unı ve eşyâ unı âlemde ebedî mu azzez ü mükerrem ve mübeccel ü muhterem kıldum. Hikâyet Rivâyet iderler ki, âvân-ı şebânda Osmân Gāzî Eskihisâr a giderken İtburnı nâm karyede Mâlhûn Hatun nâm bir avret görüp, muhabbet itdi. Atası Ertuğrıl dan uğrılayın âdem gönderüp, anı helâllığa taleb itdi. Mâlhûn Hatun eytdi: Biz kandan sizün gibi âlî-cenâb kandan, aramuzda kefâ et yok diyü, rızâ virmemiş, Zîrâ eyitmişler ki maksûdı hemân birkaç gün musâhabetdür dimişler. Ve sonra Eskihisâr beyi meclisinde Osmân Gāzî, be-
214 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I yün huzûrunda ol hatuna ta aşşuk /5.2.3/ idüp, tâlib olup, ol dahı kabûl itmeyüp gelmedüğini nakl itmişler. Ve anun hüsn-i cemâlinden ve pâk ve mestûreliğinden ve evsâf-ı cemîlesinden haber virmiş. Ve ol bey dahı egerçi zâhiren Osmân a tezvîc itmek gösterdi; Ammâ gönlinden kendü nefsiyçün almasın dahı mülâhaza kıldı. Osmân dahı ol beyün hareketinden firâsetile zamîrine vâkıf olup fi l-hâl meclisinden kalkup âdem gönderüp, ol hatunı kendü ta allukātına getürüp, bir emîn yirde kodılar. Kendü İnönü ne gelüp, birkaç gün İnöni begiyle sayda ve işrete meşgūl oldılar. Bu yana, Sultânöyüği beyi İtburnı Köyi ne âdem gönderüp, varup ahvâle vâkıf olup gelüp, Eskişehr beyine haber virdiler. Gazab-nâk olup Osmân Gāzî İnöni beyinden taleb idüp, iltimâsın kabûl itmadılar. Ol gazâbıla Sultânöyüği beyi asker cem idüp, gelüp İnhisârı ileyünde harâbe hisâr yirleri vardur ki, ol vakt İnöni beylerinün tevâbi iyle ve levâhıkıyla sarâyları ve evleriydi, anı muhâsara idüp Osmân Gāzî yi taleb itdi. İnöni beyi yanında olan a yândan ve kethudâlardan ba zı Osmân ı virelüm ve ba zı virmeyelüm diyüp, muhârebei vech gördiler. Osmân Gāzî bunlarun ihtilâfların görüp karındaşı Gündüz ve yâranlarıyla çıkup, bu muhâsara iden cemâ atile ceng idüp üzerinden def idüp Söğüd e müteveccih oldılar. Bunlar Osmân un ardına düşdiler. Akabınca gelenlerle Osmân dahı ceng iderek, hây deyince Osmân Gāzî nün yanına hayli yiğit cem olup dönüp Eskişehr beyinün halkını münhezim kılup, Harmankaya tekûrı kâfirlerinün Köse Mihal i tutdılar. Andan Osmân Bey, Köse Mihal i bahâdur olmağın öldürmağa kıyamayup günâhın afv idüp, âzâd itdi. Köse Mihal dahı hemân can u dilden Osmân Gāzî ye etbâ ıyla ve eşyâ ıyla nöker olup, girçek muhibbi oldı. /5.2.4/ Ve ol Harmankaya ya dahı Köse Mihal ün şimdi oğlı oğulları mâlikâne mutasarrıflardur. İttifâk ol esnâda Ertuğrıl Bey doksan üç yaşında âhirete intikāl idüp, Söğüt de defn itdiler. Göçer evler ba zı Osmân ı ve ba zı Ertuğrıl karındaşı Osmân un ammusı Tündar ı bey kılmak istediler. Ammâ kendü kabîlesi Osmân a vech görüp el altından haber gönderüp, söyleşeler. Tündar dahı halk ortasına gelicek, halkınun Osmân a meyl ve inkıyâdın göricek beylikden vaz gelüp ol dahı Osmân a teba iyet itdi. Hurûc-ı Osmân Şöyle rivâyet olunur ki, İnegöl tekvurı Aya Nikola nâm kâfir Osmân un halkı yaylaka gidüp gelürken üşendürürdi. Osmân dahı Bilecük tekurına andan şikâyet idüp: Aya Nikol bizüm göçümüzi incidür oldı; bâri yaylaka gidecek esbâblarumuzı hazretinüzde emânet koyalum didi. Bilacük tekurı dahı kabûl itdi. Ammâ şartıla ki, esbâbı hatun kişiler getürüp koyalar. Etrâk den ahad gelmeye, girmeye. Pes yağlar ve peynirler ve kalılar armagan iledüp hatunlar esbâbı Etrâk i Bilecük kal asına givürdiler. Dâyim yıl on iki ay bu tarîk üzere yürüdiler. Osmân un ve atası Ertuğrıl un Bilacük tekurıyla dâyim dostluğı varıdı. Biribirine i timâd iderleridi. Ammâ Osmân ıla İnegöl tekurı arasında adâvet varıdı. Biribirinden muhterizleridi. Bir gün Osmân Bey diledi ki, yetmiş kişiyle İrmeni Derbendi ni geçüp gelüp, İnegöl i yakup yıka. Aya Nikola nun câsûsı varıdı, gelüp tenbîh idüp, pusuya bî-kıyâs er koyalar. Osmân un bir martalosı varıdı. Bil dükendügi yirde pusuya kâfir kodı diyü i lâm eyledi. Eytdi Osmân Gāzî dahı Hakk te âlâya tevekkül idüp toğru pusunun üzerine sürüp kâfirlerle buluşdılar. Gāzîler cümlesi yayağıdı. Kâfir dahı çoğıdı. Ceng-i azîm olup Osmân un karındaşı Saruyatı oğlı Bay Hâce anda şehîd olup, İrmenibili dükendüği yirde Hamza Bey Köyi nün nevâhîsinde defn olundı. Şimdi mezârı civârında bir kârbânsarây vîrânesi vardur. Andan Osmân Gāzî gelüp yaylaka çıkdı.
Metne Âit Sözlük a yân: a zam: adâvet: ahvâl: ahyânen: akab: âl: alâ: âvân: bâkī: bil: celle: cem : cemâl: cemîl: ceng: epsem: etbâ : Etrâk: evsâf: firâset: gazab-nâk: göçer-evli: helâllık: hergiz: himâyet: humûl: huşû : huzû : hüsn: ımızganmak: ıyş: ibtidâ: ihtiyâr: iley, iltimâs, inkıyâd: is: işret: it âm: ittihâd: izzet: kanda: karâyin: karye: kefâ et: 5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 215 Bir yerin ileri gelenleri. Meclis üyeleri. Belirli ve görünür olan şeyler. En büyük, çok büyük. Daha büyük. Husumet, düşmanlık. Kin. Haller. Vaziyetler. Oluşlar. Zaman zaman, arasıra. Topuk. Ökçe. Bir şeyin hemen arkası. Bir şeyin gerisinde olan zaman veya mekan. Sülâle, soy, hanedan. Üstünde, üzerinde, üzere, üzerine Anlar, zamanlar, vakitler Ebedî, dâimî. Sonu gelmez. Ölmez. Sonsuz. Artan. Geri kalan. Bel, yamaç, dağ beli, toprağı altüst etmeye yarayan tarım âleti Yüce ve yüksek olsun anlamında, Allah ın adı anıldığında ululamak için kullanılır. Toplama, yığma, bir yere getirme. Yüz güzelliği. Güzel. Savaş, kavga Sessiz, ses çıkarmayan, susan. Bağlı olanlar, emri altında bulunanlar. Türkler. Vasıflar, sıfatlar. Zihin uyanıklığı, çabuk anlayış yeteneği. Öfkeli, hiddetli, kızgın. Dargın. Konar-göçer. Nikâhlı eş. Aslâ, kat iyyen. Hiçbir suretle. Koruma. Korunma. Zararlı şeylerden muhafaza etme. Adının sanının kaybolması Alçak gönüllülük, utanmak. Alçak gönüllülük, tevazu. Güzellik, iyilik. Uyuklamak, azıcık uyumak. Zevk ve safa sürmek, yaşamak. Baş taraf. Evvel. Başlangıç. En önce, başta. Seçmek, seçilmek Ön taraf, karşısı. Tavsiye, rica, kayırma Boyun eğme. Muti olma. Teslim olma. İtaat etme. İmtisal. Sahip, malik. Alkollü içki, içki içme. Yemek yedirmek. Doyurmak. Taam vermek. Birleşmek. Birlik üzere olmak. Birlik. Aynı fikirde olmak Kıymet, itibar, üstünlük Nerede, nereye? Karineler, ip uçları. Köy. Denklik, yeterlilik.
216 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I kethudâ: kıbel: levâhık: mahabbet: mahsûlât: martolos: mecmû : memâlik: mestûre: meşâhîr: mu azzez: muhibb: muhterem: muhteriz: mukarrer: mutasarrıf: muttali : mübeccel: mükerrem: münhezim: müte allikāt: müteberrik: müteveccih: nesne: nevâhî: niyâbet: nöker: pes, pîr: pîşkeş: Rûm: salâh: sâlhâ: sayd: sevâhil: şebâb: şükrâne: ta aşşuk: taht: takvâ: tamâmet: tâmme: te âlâ: teba at: tekvur: Kâhya. Yan, taraf, yön. İlâveler, ekler. Lâhıkalar. Sevme, sevgi. Mahsuller, ürünler. Osmanlı Devletinin kuruluşu sıralarında ve yeniçeri teşkilâtından önce, Hristiyanlardan, ordunun geri hizmetlerinde çalışmış olan teşekküllerden biridir. Bütün, hepsi. Topluca. Yığılmış. Cem olunmuş. Bir araya getirilmiş şey. Memleketler. Örtülü kadın. Meşhurlar. Çok sevgili, kıymetli, çok aziz. Seven. Muhabbet eden. Dost. Hürmet görmüş, değerli ve şerefli. Sakınan. Çekinen. Çekingen. Kararlaşmış, kesin. Bir işi kendi isteğine göre idare eden, bir malın sahibi, tasarruf eden. Haberli, bilen. Yüceltilen, yükseltilen, saygı gösterilmiş. Saygı ve hürmet gösterilen. Hezimete uğramış, bozguna uğrayan. Bozgun. Yakın olanlar. Akraba. Uğurlu, bereketli. Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan. Şey, herhangi bir şey. Nâhiyeler Nâiblik, vekillik. Hizmetçi O halde, öyle ise, öyle iken, öyle olunca. Sonra, ondan sonra, ardından, müteakiben, nihayet. Ne zaman ki. İşte. Yaşlı Armağan, hediye. Anadolu. İyilik, rahatlık, sulh. Yıllar Av. Avlanmak, sayda gitmek, ava gitmek. Sahiller. Gençlik, yiğitlik. İyilik bilmek. Minnettarlık. Şükretme. Âşık olmak. Alt, aşağı Günahlardan kendini korumak. Bütün, eksiksiz, tamam. Bütün, eksiksiz, tam. Yüce (Allah için kullanılır) Tabi olma Bizans İmparatorluğunun valilik derecesindeki idarî hizmetlerinde bulunan kimseler.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 217 tevâbi : tezvîc: tınmak: uğrulayın: üşendürmek: vech: yalıncak: yâran: yayak: yegil: zamîr: zühd: Maiyyet. Bir kimseye tâbi olanlar. Uşaklar. Bir merkeze bağlı olan yerler. Nikâhla bir kadını aldırmak. Birbirine eş yapmak. Evlendirmek. Ses çıkarmak, söz söylemek. Gizlice sessizce. Rahatsız etmek, taciz etmek. Yüz, çehre, surat. Tarz, üslub. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Sebeb. Cihet. İlgi. Çıplak, uryan, cascavlak. Dost Yaya, yayan. Hasta Bir şeyi gizlemek. İç. Bir şeyin iç yüzü. Niyet. Vicdan. Kalb. Gaye. Dünyaya ait zevk ve arzulardan el çekerek kendini ibadete vermek. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Osmanlı Devleti nin Başlangıcı Ertuğrul Söğüt ü ili ve boyuyla yurt edinip yerleşti ve yıllarca orada kaldı. Selçuk Devleti hânedânı gücünü yitirdiğinden gözden kaybolmayı seçmişti. Ertuğrul un üç oğlu oldu. Birisi Osman, biri Gündüz ve diğeri Saru Yatı. Ertuğrul un çocuklarından Osman büyüdü yiğit oldu. O yüzden halkı Osman a itibar edip, avda ve kuş avında Türklerin yiğidi, hastası hep onun yanında toplanırlardı. O zaman ulu padişah Oğuz Han oğlu Gazan Han, Anadolu yu istilâ edip Selçuk hânedânından Keykavus oğlu Mesud ile Keykavus oğlu Feramürz oğlu Keykubad ın yönetiminden ayrılmayıp, yine Anadolu da kalıp, Anadolu yu vekâleten Mesud ile Keykubad a verdi. Bunlar Anadolu yu Gazan Han ın temsilcisi olarak tasarruflarına aldılar. Keykâvus oğlu Gıyaseddin Mesud Âmid, Malatya, Sivas ve Harput a; Feramürz oğlu Alâeddin Keykubad Konya ve Anadolu sahillerine mutasarrıf olup, Anadolu nun gelirlerini Gazan a gönderirlerdi. O zamanda Ertuğrul oldukça mübarek bir yaşlı olmuştu. Ona ve çocuklarına, oranın müslümanları ve kâfirleri saygı gösterirlerdi. Ertuğrul un, Feramürz oğlu Sultan Alâeddin Keykubâd ile sıkı ilişkisi vardı. Zaman zaman çocukları bu Sultan İkinci Alâeddin e hediyelerle gidip gelirlerdi. Sultan Birinci Alâeddin zamanından sonra Selçuk hanedânından kim Anadolu ya sultan olsa, Ertuğrul dan koruyucu bakışlarını esirgemezlerdi. Ertuğrul oldukça dindar, namlı ve yiğitlikle tanınırdı. Günahlardan sakınmak, ibadet etmek ve iyilik yapmakta o zamanın ünlülerinden idi. Ertuğrul tamamen yaşlanınca, Osman kardeşleriyle kendi boyu içinde hakim oldu. Bütün konar-göçer Türkler onun hükmüne girdi. O zaman Sultan İkinci Alâeddin in Sultanöyüğü Eskişehiri nde ve İnönü nde naibleri vardı. Osman Gazi bunlara gidip gelip dostluk ederdi. Ancak İnönü beyiyle birlik ve dostluk içerisindeydiler. Daima birlikte zevk ve eğlenceyle meşgul olurlardı. Hikâye Rivâyet edilir ki, Osman Gazi bir gece köyde, köyün imamının evinde konuk olup oturdu. Arkasında pencere vardı. Meğer orada mushaf da vardı. Ev sahibi Osman Gazi ye: Küstahlık olmasın, lüften eğil, arka tarafında bir şey var, alayım dedi. Osman Gazi: Ne var? dedi. Ev sahibi: Ahir zaman peygamberi Muhammed Resulullah a (Allah ın selâmı ona olsun) inen Kelamu llah var dedi. Osman Gazi hiç sesini çıkarmadı. Ev sahibi uyuyuncaya kadar sessiz oldu. Sonra durup gusl edip, temizce âbdest alıp, Mushaf tarafına yönelerek, huşu ve alçak gönüllülükle sabaha kadar el bağlayıp oturdu. Ev sahibinin uyanacağı zaman olunca, ev sahibi benim bu hâlimden haberdar olmasın diye uyur gibi yattı. Yine
218 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mushaf tarafına yöneldi. Bu arada uyku bastırdı, uyukladı. Rüya âleminde Yüce Allah tarafından buna denildi ki: Ey Osman! Sen benim kelâmıma saygı ve hürmet gösterip değer verdin. Ben de seni ve evlâdını ve sana tabi olanları dünyada ebediyyen kıymetli, saygıdeğer, yücelik ve şeref sahibi kıldım. Hikâye Rivayet ederler ki, gençlik çağlarında Osman Gazi Eskihisar a giderken İtburnu adlı köyde Malhun Hatun isminde bir kadın görüp sevdi. Babası Ertuğrul tarafından gizlice adam gönderip nikâhlı eşi olmasını istedi. Malhun Hatun: Biz nerede, sizin gibi yüce kişi nerede. Aramızda denklik yok diye razı olmamış. Zira demişler ki amacı birkaç gün dostluk etmektir. Sonra, Eskihisar beyi meclisinde, Osman Bey in huzurunda o hatuna âşık olup, talip olup, o da kabul etmeyip, gelmediğini nakletmişler. Yüzünün güzelliğinden, temiz ve kapalılığından, güzel vasıflarından bahsetmiş. Gerçi o bey dahi görünüşte Osman a evlendirmek gibi gösteriyordu. Ancak gönlünden kendine almayı da düşündü. Osman, beyin hareketinden, zekâsıyla olayın iç yüzünü anladı. Hemen meclisinden kalkıp, adam gönderip, o hatunu kendine tabi olanlara getirtip, bir güvenilir yere koydular. Kendi İnönü ne gelip, birkaç gün İnönü beyiyle ava çıktı, zevk ve eğlenceyle meşgul oldular. Bu taraftan Sultanöyüğü beyi İtburnu Köyü ne adam gönderdi. Adam durumu öğrenip, gelip Eskişehir beyine haber verdiler. Öfkelenip Osman Gazi yi İnönü beyinden talep etti. Ricasını kabul etmediler. O kızgınlıkla Sultanöyüğü beyi asker toplayıp, gelip İnönü ndeki İnhisar önünde harabe hisar yerleri vardır ki, o zaman İnönü beylerinin ve kendisine bağlı olanların yaşadıkları sarayları ve evleriydi, onu kuşatarak Osman Gazi yi istedi. İnönü beyinin yanında olan ileri gelenleri ve kahyalarından bazıları, Osman ı verelim dediler. Bazıları vermeyelim deyip savaşmayı uygun gördüler. Osman Gazi bunların ayrılığa düştüklerini görüp, kardeşi Gündüz ve dostlarıyla çıkarak, bu kuşatan toplulukla savaşıp, üzerinden kovup Söğüt e yöneldiler. Bunlar Osman ın peşine düştüler. Ardından gelenlerle Osman da savaştı. Ha deyince Osman Gazi nin yanına hayli yiğit toplandı. Dönüp Eskişehir beyinin halkını bozguna uğratıp, Harmankaya tekfuru kâfirlerinin, Köse Mihal i yakaladılar. Sonra Osman Bey, Köse Mihal i bahadır olduğu için öldürmeye kıyamayıp günahını bağışlayıp serbest bıraktı. Köse Mihal de hemen canu gönülden Osman Gazi ye kendisine bağlı olanlarla birlikte Osman Bey in hizmetkârı ve dostu oldu. O Harmankaya yı da şimdi Köse Mihal in oğlunun oğulları mâlikâne olarak tasarruf ederler. Tartışmasız, o sırada Ertuğrul Bey 93 yaşında olan âhirete göçtü. Söğüt te defnettiler. Konar-göçerlerin bazıları Osman ı, bazıları Ertuğrul un kardeşi Osman ın amcası Dündar ı bey yapmak istediler. Ancak kendi kabilesi Osman ı uygun görüp, el altından haber gönderdi ki konuşalar. Halk toplanıp, Dündar ortaya gelince, halkının Osman a meylini ve boyun eğdiğini görür görmez beylikten vazgeçip Osman a bağlılık gösterdi. Osman Gazi nin Çıkışı Şu şekilde rivayet olunur ki, İnegöl tekfuru Aya Nikola adlı kâfir, Osman ın halkını yaylaya gidip gelirken taciz ederdi. Osman da Bilecik tekfuruna ondan şikâyet edip: Aya Nikola bizim göçümüzü rahatsız eder oldu. Bari yaylaya gidince eşyalarımızı hazretinize emanet bırakalım dedi. Bilecik tekfuru da kabul etti. Ancak eşyaları kadınların getirip kaleye koymaları şartıyla. Kaleye Türk ten bir kişi bile aslâ gelmeye. Sonra, yağlar, peynirler ve halılar armağan edip, kadınlar Türklerin eşyalarını Bilecik kalesine götürdüler. Yıl boyu, sürekli, oniki ay, bu şekilde hareket ettiler. Osman ın ve babası Ertuğrul un Bilecik tekfuruyla daima dostluğu vardı. Birbirine güvenirlerdi. Ama Osman ile İnegöl tekfuru arasında düşmanlık vardı. Birbirlerinden sakınırlardı.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 219 Birgün Osman Bey istedi ki, yetmiş kişiyle Ermeni Derbendi nden geçip, gelip İnegöl ü yakıp yıka. Aya Nikola nın casusu vardı. Gelip tenbih etti ki, pusuya çok sayıda er koyalar. Osman ın bir martolosu vardı. Dağın bittiği yerde kâfir pusuya adam yerleştirdi diye bildirdi. Osman Yüce Allah ı kendisine vekil edip, doğru pusunun üzerine gidip kâfirle karşılaştılar. Gazilerin hepsi yayaydı. Kâfir de çoktu. Büyük savaş oldu. Osman ın kardeşi Saruyatı oğlu Bay Hoca orada şehit oldu. Ermenibeli nin bittiği yerde, Hamza Bey Köyü nün nahiyelerinin birinde defnedildi. Şimdi mezarının etrafında bir kervansaray yıkıntısı vardır. Osman Gazi oradan geçip yaylaya çıktı. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: cem (fa l) hüsn (fu l) huşû (fu ûl) izzet (fi let) tamâmet (fe âlet) hükûmet (fu ûlet) Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller mecmû mahsûl mestûr Mezîdünfih Masdarlar it âm ihtiyâr inkıyâd tezvîc ta aşşuk münâsebet if âl ifti âl infi âl tef îl tefa ul müfâ ale Mezidünfih ism-i fâ il mutasarrıf müteberrik muttali münhezim mütefa il (tefa ul bâbından) müfta il (ifti âl bâbından) Mezîdünfih ism-i mef ûl mukarrer mu azzez muhterem mübeccel mufa al (tefa ül den) müfte al (ifti âl den) İsm-i Tafdîl a zam
220 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Cem, Şekillerinden Örnekler: a) Cem -i mü ennes mahsûlât müte allikāt b) cem -i mükesser sevâhil karâyin meşâhir etrâk fevâ il fe â il mefâ il ef âl B-Farsça Yapılar: Çokluk sâlhâ (-hâ eki ile yapılmış çokluk) Birleşik Kelimeler [izâfet kesresi (-i) kaldırılarak yapılan sıfatlar]: nâmdâr dîndâr Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim: zühd ü takvâ Tamlamalar (İsim ve sıfat tamlamaları) sevâhil-i Rûm Âl-i Selçuk taht-ı hükûmet pâdişâh-ı a zam münâsebet-i tâmme pîr-i fânî İsim tamlamasından yapılan birleşik isim (izafet kesresi kaldırılmış) kârvân-sarây 2 a) Şu kelimelerin anlamlarını karşılarına yazınız avdet.. iley.. müte ellim.. ednâ.. hergiz.. muhteriz.. hil at.. mukarrer.. lâ-cerem.. münfa il.. b) Şu kelimelerin vezinlerini karşılarına yazınız. vüzerâ.. mecmû.. inkıyâd.. kâmil.. mihnet.. azîm.. meşveret.. cem.. tezvîc.. şerâ it.. c) Aşağıdaki pasajı bugünkü dile çeviriniz. Osmân dahı ol beyün hareketinden firâsetile zamîrine vâkıf olup fi l-hâl meclisinden kalkup âdem gönderüp, ol hatunı kendü ta allukātına getürüp, bir emîn yirde kodılar. Kendü İnönü ne gelüp, birkaç gün İnöni begiyle sayda ve işrete meşgūl oldılar.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 221 Metin 5.3.6 (Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân, İzladi ve Varna Savaşları (1443-1444) Üzerine Anonim Gazavâtnâme (1978). Nşr. Halil İnalcık-Mevlûd Oğuz. Ankara), s. 9-16).
222 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.3.5
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 223 Metin 5.3.4
224 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.3.3
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 225 Metin 5.3.2
226 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 5.3.1
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 227 GAZAVÂT-I SULTÂN MURÂD B. MEHEMMED HAN /5.3.1/ Amma bu tarafdan Karaman-oğlı bu ahvâli duyup bir gün Tekvûrun elçisi gelüp Karaman-oğlı na mülâkī oldukda elçi zebân depredüp Kıralımız Tekvûr sana vâfir selâm eder ve cevâbı budur ki, hareket idüp asker cem idüp varup Âl-i Osmân dan elinden Bursa yı feth idüp ve ecdâdın tahtına cülûs idüp oturasın. Aslâ korkmayup üşenmeyesin, eger Sultan Murâd üzerine gelmelü olursa biz anı deryâdan bu yana geçürmezüz, şöyle ki eğer kuş olsa uçmak mümkin olmaya dedikde Karaman-oğlı dahi Tekvûr dedikleri mel ûnun bu cevâbını gerçek kıyâs idüp ve kendüye yardım eder kıyâs idüp asker cem eylemeğe başladı. Ve günlerde bir gün cümle beğlerini katına da vet idüp eyitdi kim, benim murâdım Âl-i Osmân elinden il ve memleketimi alup geçüp oturmak murâdımdır ve her kangı vilâyetde bize el kaldırurlarsa kimini kırup ve kimini esîr-i bend-i zencîr edesiz, gayrı dürlü etmiyesiz deyü beğlerine nasîhatlar eyledikde anlar dahi cümlesi sem an ve tâ aten deyüp sefer mühimmâtını görüp ve hareket idüp kalkdılar ve il ve memleketi urup Osmânîlerden kimini şehîd ve kimini esîr-i bend-i zencîr idüp k el-evvel zabt u rabt idüp feleğe kelek ve sîmurga sinek demeyüp küstâhâne geçüp karâr eyledi. Ammâ bizim hikâyemiz bu tarafda pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Murâd Han ibn Sultân Mehemmed Han a gelsün kim, bu fitnelerden aslâ ve kat â haberi olmayup bir gün Sultan Murâd vüzerâyı da vet idüp buyurdu kim, ben Tavuslu nâm mahalle varup şikâr-ı hümâyûn eyleyüp turna avı eylemek murâdımdır, tedârük göresiz ve ben anda bir kaç gün otururum, lâkin siz sefer mühimmâtı göresiz ki, inşâ allahu te âlâ evvel-bahârda Ungurus /5.3.2/ keferesi üzerine sefer-i hümâyûnum vardır, asâkir-i İslâm ı vakt u zamâniyle cem idesiz deyüp bir gün pâdişâh Tavuslu nâm mahalle turna şikârına revâne olup gitdiler. Ammâ pâdişâh Tavuslu ya varup dâhil olduğu gün Edrene şehrine vezîr-i a zam hazretlerine feryâdcı gelüp Karaman-oğlı nın eyledüği fesâdı takrîr eyledikde vüzerânın kimi inanup ve kimi inanmayup her biri bir söz söyledikde vezîr-i a zam Halîl Paşa eyitdi kim, eğer gerçek ve eğer hilâf, bu ahvâli pâdişâha i lâm eylemek gerekdir deyüp nâme yazup ve gelen adamı pâdişâh tarafına gönderdi. Nâme ve âdem pâdişâha mülâkī oldukda ahvâli ayân beyân eyledikde, pâdişâh-i âlem aslâ vücûd vermeyüp ol gelen adama dahi i timâd kılmayup kendi âleminde karâr kıldı. Ammâ bu yanadan Edrene ye tekrâr adamlar gelüp ahvâl böyledir deyüp Karaman-oğlı nın fesâdın tafsîl eylediklerinde vezîr-i a zam emr idüp Kattar-oğlı nâm kimesne[yi] ihzâr eylediler. Vezîr-i a zam pâdişâha tekrar nâme yazup ve Kattar-oğlu ile pâdişâha irsâl eyledi. Kattar-oğlu dahi: Emir sultânımın deyüp nâmeyi alup pâdişâh tarafına revâne olup ve yer öpüp nâmeyi sundı. Pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri nâmeyi mütâla a idüp ve ahvâli Kattar-oğlu ndan su âl eyledikde Kattar-oğlu dahi ahvâli pâdişâha bir bir ayân ve beyân eyledüği dem pâdişâh bir an eğlenmeyüp, avdet idüp Edrene tarafına azîmet idüp geldiler. Yarındası al es-sabâh pâdişâh ulemâyı katına da vet idüp ve bu ahvâli anlara söyleyüp dedi kim, efendiler /5.3.3/ ne buyurursunuz, bir adam kâfir ile arka bir idüp ümmet-i Muhammed i rencîde vü pâymâl eylese, şer an ne lâzım gelür dedikde, ulemâ cevâb verüp eyitdiler kim: Çünki öyle olıcak ol kâfirdür didiklerinde pâdişâh fermân idüp Rumeli askerinin nısfını Edrene de alıkoyup ve nısfını bile alup azamet-i tâmm ile tablhânesin döğerek azm-i Karaman idüp revâne oldular. Ammâ çünki yakīn oldılar, pâdişâh-ı âlem fermân idüp bir [bölük] yiğitleri câsûs gönderdi ki, varalar Karaman-oğlı nı kanda idüğin göreler ve bir kaç dil alalar. Ol yiğitler dahi: Emir pâdişâhın deyüp yola revâne olup giderken bir gün karşularına bir bölük kimesneler çıkageldi. Bunlar bildiler kim, bu adamlar Karaman-oğlı nın askerindendir, hemân-dem sell-i seyf olup bunların üzerine hölleyüp kimini katledüp ve kimini diri dutup gark-ı zencîr idüp pâdişâh-ı âlem-penâh hazretlerine getürdiklerinde pâdişâh ol yiğitlerin cümlesine azîm in âm ve ihsân eyledikden sonra bu dilleri karşusı-
228 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I na getürüp Karaman-oğlı ndan su âl eyledi ve her ne suâl eylediyse cevâb verdiler. Pâdişâh ahvâle muttali oldu. Ez-în-cânib, ol bozulan askerin bâkīsi kaçup Karaman-oğlı na geldiler ve başlarına ne hâl geldüğin bir bir ayân ü beyân idüp ve nicesi dutılup giriftâr olduklarını hikâyet eylediklerinde Karaman-oğlı nın aklı başından çıkup nice ideceğin bilmedi ve yanında asker bu ahvâli duyucak bölük bölük kaçup her birisi evli evine dağılup perâkende oldular. Ez-în-cânib, /5.3.4/ pâdişâh-ı âlem Tatar askerine fermân eyledi ki, varup Karamanoğlı nun il ve memleketini uralar. Anlar dahi: Fermân pâdişâhın deyüp atlanup Karamanoğlı nın ilini urup ahâlîsini bölük bölük taşımağa başladılar. Meğer bir gün pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri şikâra binüp sahrada sayd [u] şikâr ederken gördü kim, Tatar askeri ahâlî-i vilâyeti bölük bölük durmaz götürür. Bir alay adam bir kelbin fesâdından ötürü renc [u] mihnete düş olmuşlar, ayaklar altında pây-endâz olduklarını görüp hallerine merhamet idüp Tatar çerisine tenbîh idüp buyurdı ki, ba d el-yevm bu fukarâyı rencîde eylemeyeler, anlar dahi fermân pâdişâhın deyüp konup oturdılar. Ez-în-cânib Karaman-oğlı bu hâli görüp nice ideceğin bilmedi ve Tekvûr dedikleri mel ûn aslâ mu âvenet eylemedüğini müşâhede edince neye uğraduğını bilmedi; peşîmânlık odıyla ciğerin dağlayup ve nedâmet taşlarını başına tak tak urmağa başladı. İl memleketi harâb u yebâb oldu, evleri Abû Derd evine benzedi. Ziyâde müte ellim ve hayrân ser-gerdân olup ulularını ve beğlerini katına da vet idüp bu iş nice olur, buna bir tedbîr görünüz, âyâ maslahat mıdır ki, varup pâdişâhın ayağı tozına yüzler sürüp ve suçumuzu dilesek, belki bizi affederdi, deyüp ulemâsını da vet idüp bu minvâl üzere pâdişâh-ı âlem-penâh katına gönderdi; böyle olıcak eğer ulemâsı ve eğer sulehâsı baş açık yalın /5.3.5/ ayak pâdişâh huzûruna geldüklerinde paşalara buluşup Karaman-oğlı nın nâdim olup ve eyledüği işlere peşîmân olup suçunu diledüğini bildirdüklerinde bu gelen elçiyi paşalar pâdişâh dîvânına çıkarup ahvâli ayân ve beyân eylediler. Ez-în-cânib, pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri bu ilçilere aslâ iltifât itmeyüp ve yüzlerine bakmayup buyurur kim, Karaman-oğlı dedikleri pelîdin dîni îmânı yokdur ve kâfir-i bî-dîn ile arka bir idüp taht arzûsuna düşmüş, ol eyle mi kıyâs eder ki, bu fesâd anun yanına kala? Ya budur ki, anı ele getürüp başını keserim ve yahud başın alur bir gayrı iklîme gider, gayrı dürlü olmaz deyüp ilçileri taşra idüp kovdılar. Bu kerre ilçiler, paşaların ellerine ve eteklerine düşüp ziyâde ricâ ve minnet idüp bir kaç gün bu minvâl üzere geçdi. Ba dehu paşalar eyitdi kim, eğer beğiniz bir dahi böyle fitne etmeyeceğine yemîn ve ahd iderse boynumıza alup pâdişâhdan suçunu dileyelim ve illâ olmaz, dediklerinde elçiler beğlerinin [bin] kerre tövbe ve yüz bin peşîmân olup kendüyi taşlar ile döğdüğini beyân eylediklerinde, paşalar dahi pâdişâh-ı azîmü ş-şân hazretlerinden recâ vü minnet idüp ba de l-yevm bu asl fitne vü fesâd eylememek üzere suçunı afv idüp elçilere libâslar giydürüp Karaman-oğlı na yine il ve memleketini bağışlayup ol aradan kalkup avdet idüp göç eyledi. Tablhânesin döğerek mansur [u] muzaffer Bursa ya doğru revâne olup ve asâkir-i İslâm a dahi icâzet /5.3.6/ virüp herkes vilâyetine azm idüp revâne oldular. Ammâ Tatar askerinin çoğu İstanbul dan geçüp ve Karaman-oğlı nın memleketinden aldıkları davarları bey u fürûht iderlerdi. Çün İstanbul kâfirleri bu hâli görüp ve Tekvûr a varup Tatar ın bu denlü yagma kılup ve bu denlü davarlar alduğını beyân eyleyüp dediler kim, devletlü Kıral, Tatar askeri Karaman-oğlı ilini şol denlü yağma eylemişler kim, belki ol il halkının diş kurcalıyacak bir şeyleri kalmamışdur, dediklerinde Tekvûr melûl olup hayli hayflandı ve eydür kim, ben umardım ki, Osman-oğlı na bir kaç zaman cevâb yorulda, andan sonra ben hareket idüp Osman-oğlı nın elinden il ve memleketini alup ve sonra Karaman-oğlı nı tîmâr idüp işin bitürem; ammâ çünki böyle oldu, uğur olsun. İkisi dahi dînimiz düşmanlarıdır, her kangısı yok olursa olsun, iki tarafdan da bize ni metdir ve bu tedbîrimiz şaşdı ise, ben bir tedbîr dahi ideyim ki, Osman-oğlı neye uğraduğını bilmesin deyüp hâmûş oldu.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 229 Ez-în-cânib pâdişâh-ı âlem yiye içe ve kona göçe Mihalıc a ve andan Biga ya, andan Gelibolu ya dâhil olup selâmet birle denizi geçüp Edrene şehrine bir konak yer kaldıkda şehrin a lâ vü ednâsı ulemâ vü sulehâsı istikbâl içün karşı çıkup adımı başına kurbânlar kesüp ve pâyine pây-endâzlar döşeyüp izzet ü ikrâm iderek pâdişâhı istikbâl idüp sa âdetle sarayına gelüp dâhil oldukda cümle halka hâllü hâlince il at-i fâhireler ve in âm ve ihsânlar idüp pâdişâh kendi zevkine meşgūl olup ayş u nûş iderek âlem eylemekde. (Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân, İzladi ve Varna Savaşları (1443-1444) Üzerine Anonim Gazavâtnâme (1978). Nşr. Halil İnalcık-Mevlûd Oğuz. Ankara), s. 9-16). Metne Âit Sözlük a lâ: ahvâl: âl: asâkir: avdet: âyâ: azamet: azîm: azîmet: azm: ba de: ba dehu: bâkī: bend: bey : cem : culûs: çeri: davar: depretmek: dil: düş olmak: ednâ: evvel-bahâr: ez-în-cânib: felek: fürûht: gark: giriftâr: hâmûş: hayf: hemân-dem: hilâf: höllemek: Daha iyi. Pek iyi. En yüksek. Haller. Vaziyetler. Oluşlar. Âile. Sülâle, soy, hânedan. Akrabâ ve taallukat. Askerler. Erler. Dönüş, geri gelme, dönme. Acabâ. Nasıl oluyor. Hayret. Büyüklük. Kibirlilik. Büyük. Yüce. Çok ileri. Kesin karar vermek. Yola çıkmak, gitmek. Kasd, niyet. Sağlam ve kesin karar. Sebat. Sonra. Bundan sonra. Ondan sonra. Ebedî, dâimî. Sonu gelmez. Ölmez. Sonsuz. Artan. Geri kalan. Bundan başka. Bağlanan. Bağlanmış. Bağ. Boğum. Mafsal. Baraj. Satmak. Toplama. Bir yere getirme, biriktirme. Yığma. Arabçada ikiden çok olan şeyleri ifade eden kelime. Oturuş. Oturma. Padişahın tahta oturması. Asker. Binek hayvanı. Dört ayaklı çiftlik hayvanı. Mal. Kımıldatmak, sarsmak, harekete getirmek. Düşmanın durumunu söyletmek için alınan esir. Yönelmek. Rastgelmek, isabet etmek, karşılaşmak. Nail olmak, erişmek. Delalet etmek, uygun gelmek. Pek aşağı, en alçak. Pek az. Çok yakın. İlkbahar. Bu taraftan. Gök, gök katı, devir. Tâlih, baht. Büyük ve dâirevi olan şey. Dünyâ, âlem, Satım. Satış. Batmak, suda boğulmak. Tutulmuş. Yakalanmış. Susmuş. Sessiz. Sâkit. Haksızlık. Zulüm. Cevr. Hemen o anda Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek. Bağırarak bir şeyin üzerine yürüyüp ürkütmek.
230 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I i lâm: i timâd: icâzet: iklîm: iltifât: in âm: kanda: kangı: kat â: kefere: k el-evvel: libâs: mansûr: maslahat: mel ûn: melûl: mihnet: minnet: minvâl: mu âvenet: muttali : muzaffer: mülâkī: mütâla a: müte ellim: nâdim: nâme: nedâmet: nısf: od: pây-endâz: pâymâl: pelîd: penâh: peşîmân: rabt: renc: revâne: sahrâ: sell: ser-gerdân: seyf: Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak. Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı. Güvenerek bağlanmak. Emniyet etmek. Bir şeye kalben güvenip dayanmak. İzin. Müsaade. Şehadetname. Diploma. Olur demek. İlmî ehliyet. Reva görmek. Bir yerin hava şartları. Memleket. Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek. Dikkat, itina. Nimet vermek. İhsan etmek. Doğruya sevketmek, hidâyete ulaştırmak. İyilik etmek, bahşiş vermek. Nerede, nereye. Hangi. Aslâ, hiçbir zaman. Kâfirler. Eskisi gibi. Evvelki gibi. Giyilecek şey. Elbise. Yardım edilen, yardım görmüş. Gâlib, muzaffer. İş, mes ele. Sulh yolu. Fayda, maksad, keyfiyet. Lânetlenmiş. Lânete lâyık. Kovulmuş, tard olunmuş. Usanmış. Bıkmış. Bezmiş. Mahzun. Zahmet. Eziyet. Dert. Belâ. İyiliğe karşı duyulan şükür hissi. Birisine iyilik etmek. Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmak. Hareket tarzı, davranış. Usul, yol. Fayda. Uslub, tarz. Yardımcılık. Yardım. Haberli. Bilgisi olan. Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan. Vâkıf. Kahraman. Gâlip gelmiş. Başarmış. Muvaffak olmuş. Zafer kazanmış, zafer kazanan. Buluşan. Yüz yüze gelen. Görüşen. Kavuşan. Bir işi etraflıca düşünmek, okumak, araştırmak. Acıyan, elemli ve kederli olan. Nedamet etmiş, pişman. Ferman, Mektub. Risale. Kitap. Pişmanlık. Yarım, yarı. Ateş. Ayak atan, ayak atmış. Büyük kişilerin geçecek olduğu yerlere serilen halı gibi şeyler. Duvar ve möbleleri kaplamada kullanılan bir cins kumaş. Ayak altında kalmış, mahvolmuş, telef olmuş, sürünmüş. Pis, murdar. Rezil ve alçak kimse. Sığınma. Sığınacak yer. Dayandığı nokta. Pişman. Nâdim. Bağlamak, bitiştirmek, Sıkıntı, zahmet, eziyet. Ağrı, sızı. Öfke, gazab, hışım. Yürüyen, giden. Kır, ova, çöl. Yavaşça çekip sıyırma. Sıyrılma. Çıkarma, çıkarılma. Çekme, çekilme. Başı dönmüş, şaşkın. Hayran. Kılıç.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 231 sîmurg: şikâr: şikâra binmek: tablhâne: tafsîl: takrîr: taşra: üşenmek: vücûd: vüzerâ: yebâb: yoruldmak: zebân: Kanatlı ve çok büyük hayvan olup eski devirlerde yaşadığı rivâyet edilir. Av, avlanan hayvan. Avlama. Düşmandan ele geçirilen mal. Ganimet. Ava çıkmak. Büyük davul. Etraflı olarak bildirmek. Açıklamak, şerh ve beyan etmek. İzah etmek. İfade etmek. Bildirmek. Ağzından anlatmak. Kararlaştırmak. Yerini belirtmek. Resmî olarak yazı ile bildirmek. Siyasî nota. Hariç ve dış taraf. İstanbul harici olan memleket. Merkez-i hükümet hâricinde olan yerler. Üzülmek, sıkılmak, rahatı kaçmak, tedirgin olmak. Çekinmek, korkmak. Usanmak, bıkmak. Varlık. Var olmak. Bulunmak. Cesed, cisim, ten, gövde. Vezirler. Yıkık, bozuk, harap, virâne. Yormak. Dil, lisan, lügat, lehçe. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Ancak bu taraftan Karamanoğlu bu durumu duydu. Bir gün Tekfurun elçisi gelip Karamanoğlu na ulaştığında, elçi dil döküp: Kıralımız Tekfur sana çok selâm söyler. Cevabı da şöyledir ki: Asker toplayıp harekete geçip, varıp Osmanoğullarının elinden Bursa yı alıp, ecdadının tahtına oturasın. Asla çekinip korkmayasın. Eğer Sultan Murad üzerine gelecek olursa, biz onu, denizden bu tarafa geçirmeyiz. Kuş bile olsa uçması mümkün olmaz. Karamanoğlu da Tekfur denilen melunun bu sözlerini gerçek zannetti. Kendisine yardım eder ümidiyle asker toplamaya başladı. Bir gün bütün beylerini yanına çağırıp: Benim isteğim Osmanoğullarının elindeki topraklarını alıp, başına geçip oturmaktır. Herhangi bir vilayette bize el kaldırırsa, kimisini kırıp, kimisini zincire bağlı esir yapasınız. Başka şekilde hareket etmeyesiniz diye beylerine nasihatlerde bulundu. Onların hepsi semi an ve tâ aten deyip savaş hazırlıklarını gördüler. Kalkıp harekete geçtiler. İl ve memleketi vurup Osmanlılardan kimini şehid, kimini zincire bağlı esir ederek, eskisi gibi zabt edip, feleğe kelek, simurg kuşuna sinek demeyip küstahça geçip oturdu. Ama bizim hikâyemiz bu tarafta, âlemin sığınağı Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehemmed Han a gelsin. Onun bu fitnelerden kesinlikle haberi olmayıp birgün Sultan Murad vezirleri davet edip emretti ki: Ben Tavuslu adlı yere varıp, ava çıkıp, turna avı yapmak istiyorum. Hazırlık göresiniz. Ben orada birkaç gün otururum. Ancak siz sefer hazırlıklarını da yapın ki, Yüce Allah ın izniyle ilkbaharda Macar kâfirleri üzerine sefer-i hümayunum vardır. İslam askerlerini zamanında toplayasınız deyip bir gün Tavuslu adlı yere, turna avına gittiler. Ama padişah Tavuslu ya vardığı gün Edirne ye, veziriazam hazretlerine imdat habercisi gelip Karamanoğlu nun yaptığı fesadı bildirdi. Vezirlerin kimi inandı, kimisi inanmadı. Her biri bir söz söyledi. Veziriazam Halil Paşa ister doğru, ister yalan, bu durumu padişaha bildirmek gerekir diyerek nâme yazıp gelen adamı padişah tarafına gönderdi. Nâme ve gelen adam padişaha ulaşıp durumu anlatınca âlemin padişahı, böyle bir şeyin gerçek olduğuna ve gelen adama aslâ inanmayıp kendi âlemine devam etti. Ancak bu yanda, Edirne ye tekrar adamlar gelip duru böyledir diye Karamanoğlu nun fesadını ayrıntılı anlattıklarında veziriazamın emriyle Kattaroğlu adlı kimseyi huzuruna getirdiler. Veziriazam padişaha tekrar mektup yazıp Kattaroğlu ile padişaha gönderdi. Kattaroğlu: Emir Sultanımın deyip mektubu alarak padişah tarafına doğru yola koyuldu. Varınca yer öpüp mektubu sundu. Âlemin sığınağı padişah hazretleri mektubu değerlendirip durumu Kattaroğlu ndan sordu. Kattaroğlu da hâli padişaha bir bir açıkladığı zaman,
232 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I padişah bir an bile beklemeyip, dönüp Edirne tarafına geldiler. Ertesi gün sabah erkenden padişah ulemayı huzuruna davet edip bu durumu onlara söyleyip dedi ki: Efendiler ne buyurursunuz. Bir adam kâfir ile güç birliği yapıp Muhammed ümmetini incitip ayaklar altına alsa, şeriate göre ne yapmak gerekir? dedi. Ulemâ cevap verip: Öyle olursa o kişi kâfirdir dediklerinde padişah ferman edip Rumeli askerinin yarısını Edirne de bırakıp yarısını yanına alıp, tam bir ululuk ile davullarını döverek Karaman a doğru yola çıktılar. Yaklaştıklarında âlemin padişahı emr edip, Karamanoğlu nun nerede olduğunu görmeleri ve konuşturup bilgi alınabilecek birkaç esir yakalamaları için bir bölük yiğiti casus olarak gönderdi. O yiğitler de Emir Padişahın diyerek yola koyuldular. Giderken bir gün karşılarına bir bölük kimse çıkageldi. Bunlar, bu adamların Karamanoğlu nun askerlerinden olduklarını anladılar. Hemen kılıca sarılıp bunların üzerine saldırıp kimisini öldürüp kimini canlı yakaladılar. Zincire vurarak âlemin sığınağı padişah hazretlerine getirdiler. Padişah o yiğitlerin hepsine büyük nimet ve ihsanlarda bulunduktan sonra bu esirleri karşısına getirip Karamanoğlu nu sordu. Her ne sorulduysa cevap verdiler. Padişah durumu anladı. Bu taraftan, o bozulan askerin kalanları kaçıp Karamanoğlu na geldiler. Başlarına neler geldiğini bir bir açıklayıp, bir kısmının nasıl tutulup yakalandıklarını hikâye ettiklerinde Karamanoğlu nun aklı başından gitti, ne yapacağını bilemedi. Yanında olan asker bu durumu duyunca bölük bölük kaçıp her birisi evlerine dağılıp gittiler. Bu taraftan, âlemin padişahı Tatar askerine ferman etti ki, varıp Karamanoğlu nun ili ve memleketini vuralar. Onlar da: Ferman padişahın deyip ata binip Karamanoğlu nun illerini vurup, halkını bölük bölük taşımaya başladılar. Bir gün, âlemin sığınağı padişah hazretleri ava çıkmış, sahrada avlanırken gördü ki, Tatar askeri vilâyet halkını durmadan bölük bölük götürüyor. Bir sürü adam bir köpeğin fesadı nedeniyle zahmet ve sıkıntıya düşmüş, ayaklar altında sürünür olduklarını görüp hallerine merhamet etti. Tatar askerine tenbih edip, bu günden sonra fukarayı incitmemelerini buyurdu. Onlar da: Ferman padişahın diyerek yerleşip oturdular. Bu taraftan, Karamanoğlu bu durumu görüp, ne yapacağını bilemedi. Tekfur denilen melunun asla yardım etmediğini görünce neye uğradığını şaşırdı. Pişmanlık ateşiyle ciğerini dağlayıp, pişmanlık taşlarını başına tak tak vurmaya başladı. İli ve memleketi harab oldu. Evleri Ebu Derd evine benzedi. Oldukça üzgün ve şaşkın olup, ulularını, beylerini huzuruna davet edip: Bu iş nasıl olur, buna bir çare bulunuz. Acabâ uygun iş midir varıp padişahın ayağı tozuna yüzler sürüp suçumuzu affetmesini dilesek. Belki bizi affederdi diye ulemasını davet edip bu yol üzere âlemin sığınağı padişahın huzuruna gönderdi. Böyle olunca, uleması ve günahtan sakınan iyi insanları baş açık, yalın ayak padişah huzuruna geldiklerinde paşalarla buluşup Karamanoğlu nun yaptığı işlere pişman olup suçunun affını dilediğini bildirdiklerinde bu gelen elçiyi paşalar padişah divanına çıkarıp durumu ortaya döktüler. Bu taraftan, âlemin sığınağı padişah hazretleri bu elçilere aslâ iltifat etmedi, yüzlerine bakmadı. Buyurdu ki: Karamanoğlu dedikleri rezilin dini imanı yoktur. Dinsiz kâfirle sırt sırta verip taht arzusuna düşmüş. O, bu fenalığın yanına kalacağını mı zanneder? Ya onu yakalayıp başını keserim, ya da başını alıp başka bir diyara gider, başka türlü olmaz deyip elçileri kovarak dışarı çıkardılar. Bu defa elçiler paşaların ellerine ve eteklerine düşüp çok rica ve minnet ettiler. Birkaç gün bu şekilde geçti. Daha sonra paşalar: Eğer beyiniz bir daha böyle fitne etmeyeceğine yemin eder, söz verirse günahını boynumuza alıp, padişahtan suçunu affetmesini dileyelim, yoksa olmaz dediler. Elçiler beylerinin bin kere tövbe ettiği ve yüz bin kez pişman olup kendisini taşlarla dövdüğünü söylediklerinde paşalar da şanı büyük padişah hazretlerinden rica ve minnet edip, bu günden sonra böyle fitne ve fesad eylememek üzere suçunu affetti. Elçilere elbiseler giydirip Karamanoğlu na
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 233 yine il ve memleketini bağışlayıp, oradan kalktı, dönüp göç etti. Davullarını döverek zafer kazanmış bir şekilde Bursa ya doğru yola koyuldular. İslâm askerlerine de izin verip herkes vilayetine dönmek üzere yola çıktılar. Ancak Tatar askerinin çoğu İstanbul dan geçip, Karamanoğlu nun memleketinden ele geçirdikleri malları alıp satarlardı. İstanbul kâfirleri bu hâli görerek Tekfur a varıp Tatar ın bu kadar yağma edip bu denli mallar aldığını bildirdiler. Dediler ki: Devletli Kıral! Tatar askeri Karamanoğlu ilini o kadar yağmalamışlar ki, o il halkının diş karıştıracak kadar bile birşeyleri kalmamıştır. Tekfur üzülüp hayli hayıflandı. Dedi ki: Ben umardım ki, Osmanoğlu na karşı biraz zaman direne. Ondan sonra ben hareket edip Osmanoğlu nun elinden il ve memleketini alıp, sonra Karamanoğlu nu tımar edip işini bitireyim. Madem böyle oldu, hayırlısı olsun. İkisi de dinimizin düşmanlarıdır. Hangisi yok olursa olsun, iki şekilde de bize nimettir. Bu önleminiz işe yaramadıysa ben bir önlem daha alayım ki, Osmanoğlu neye uğradığını bilmesin deyip sustu. Bu taraftan, âlemin padişahı yiye içe, kona göçe Mihaliç e vardı. Oradan Biga, oradan Gelibolu ya girdi. Esenlikle denizi geçip Edirne şehrine bir konak yer kaldığında şehrin küçüğü büyüğü, uleması günahtan sakınan iyi insanları karşılamaya çıkmış, adım başı kurbanlar kesip, geçeceği yerlerde ayağına halılar döşemiş, hürmet ve saygı göstererek padişahı karşıladılar. Mutlulukla sarayına gelip dahil olunca bütün halka hâline göre övünç hil atleri, bahşişler verdi ve ihsanlarda bulundu. Sonra padişah kendi zevkiyle meşgul olup, yiyip içerek âlem eylemeye başladı. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri da vet (fa let) ni met (fi let) nasîhat (fa îlet) hikâyet (fi âlet) karâr (fa âl) vücûd (fu ûl) hilâf (fi âl) nedâmet (fa âlet) Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri vâfir kâfir nâdim dâhil fâ il Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller mel ûn mansûr meşgūl mef ûl
234 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: i lâm i timâd tafsîl takrîr mütâla a mu avenet istikbâl if âl ifti âl tef îl müfâ ale istif âl Mezîdünfih İsm-i Fâ il mülâkī muttali müte ellim mümkin müfâ î (nâkıs ve lefîf kelimeler için kullanılır) müfta il (ifti âl den) mütefa il (tefa ül den) müf il (if âl den) Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: muzaffer (mufa al ) Cem Şekillerinden Örnekler: Cem -i mü ennes mühimmât (-ât ile) cem -i mükesser ahvâl (ef âl) vüzerâ (fu alâ) kefere (fa ale) asâkir (fe âlil) ulemâ, sulehâ (fu alâ) ism-i tafdîl ednâ a lâ a zam (nâkıs olduğundan ef â vezni ile) (nâkıs olduğundan ef â vezni ile) (ef al) Arapça Tamlamalar ale s-sabâh (sabah ile) ba de l-yevm (bu günden sonra) ke l-evvel (önceki gibi) azîmü ş-şân (şânı büyük)
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 235 B-Farsça Yapılar: Tamlamalar: zabt u rabt (Disiplin, âsâyiş, düzen) bey ü fürûht (Alım satım, alışveriş) harâb ü yebâb (Yıkık, dökük, bozuk, virâne). evvel-bahâr pây-endâz asâkir-i İslâm (İslâm askerleri) vezîr-i a zam (en büyük vezîr, sadrıazam) hıl at-i fâhıre (övünç için giydirilen kaftan) (İki eşanlamlı kelimenin vav harfi ile birleştirilmesi ile yapılmıştır) (Birleşik tamlama) (isim ve sıfat tamlamaları) Arapça ve Farsça Birleşik Tamlama pâdişâh-ı azîmü ş-şân (şânı büyük pâdişâh) Metinden alınan aşağıdaki pasajı inceleyiniz: Ez-în-cânib Karaman-oğlı bu hâli görüp nice ideceğin bilmedi ve Tekvûr dedikleri mel ûn aslâ mu âvenet eylemedüğini müşâhede edince neye uğraduğını bilmedi; peşîmânlık odıyla ciğerin dağlayup ve nedâmet taşlarını başına tak tak urmağa başladı. İl memleketi harâb u yebâb oldu, evleri Abû Derd evine benzedi. Ziyâde müte ellim ve hayrân ser-gerdân olup ulularını ve beğlerini katına da vet idüp bu iş nice olur, buna bir tedbîr görünüz, âyâ maslahat mıdır ki, varup pâdişâhın ayağı tozına yüzler sürüp ve suçumuzu dilesek, belki bizi affederdi, deyüp ulemâsını da vet idüp bu minvâl üzere pâdişâh-ı âlem-penâh katına gönderdi; böyle olıcak eğer ulemâsı ve eğer sulehâsı baş açık yalın ayak pâdişâh huzûruna geldüklerinde paşalara buluşup Karaman-oğlı nın nâdim olup ve eyledüği işlere peşîmân olup suçunu diledüğini bildirdüklerinde bu gelen elçiyi paşalar pâdişâh dîvânına çıkarup ahvâli ayân ve beyân eylediler. a) Metinde geçen sülâsî mücerred masdarları ve vezinlerini gösteriniz. b) Metinde bulunan sülâsî mezîdünfih masdarları ve bâblarını gösteriniz c) Metinde geçen Arapça ism-i fâ il ve ism-i mef ûl durumunda olan kelimeleri gösteriniz. d) Metinde bulunan cem -i mükesser türündeki kelimeleri ve vezinlerini gösteriniz. 3
236 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Özet 1 2 Kuruluş dönemi Osmanlı kaynaklarının dil ve üslubunu belirleyebilmek XV. ve XVI. yüzyıl Osmanlı metinlerinde kullanılan dilde Türkçe daha hâkimdir. Bu ünite için seçilen parçalarda kullanılan dil de aynı şekilde dönemin birçok eserinde kullanılan dili yansıtır örneklerden oluşmaktadır. Ünite içerisindeki parçalar okunduğunda görülecektir ki, dil ve üslub tamamen sıradan halkın anlayabileceği bir yapıdadır. Osmanlı kaynaklarında kullanılan el yazılarını belirleyebilmek Ünitede yer verilen parçalarda kullanılan yazı türleri, metinlerde yaygın olan yazı türlerindendir. Metinler rik a ve nesih türünde yazılardır. Bu iki yazı türü de hem bürokraside hem de yazma eserlerde bol kullanıma sahip yazı türlerindendir. Bu cins yazılar, okunması kolay yazı türlerindendir. El yazısını okumaya henüz yeni başladığımız için, bu ünitede, özellikle iki harekeli metne yer verilerek okumanın daha da kolay hâle getirilmesi amaçlanmıştır. 3 4 Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznesini geliştirebilmek Metinlerde geçen anlamını bilmediğiniz kelimeler için her parçanın sonuna sözlük eklenmiştir. Sözlükteki kelimeler öğrenildiğinde parçalar daha kolay anlaşılacaktır. Bu kelimeler Osmanlı Türkçesinde sıklıkla kullanılan kelimeler olduğundan daha başka metinlerin anlaşılmasına da katkı sağlayacaktır. Osmanlı Türkçesinin dilbilgisi kurallarını kullanabilmek Ünitenin sonundaki dilbilgisi kısmı, o ünitedeki bazı temel Arapça ve Farsça dilbilgisi unsurlarını açıklamaktadır. Bunların verilmesi, dilbilgisi konusunda eksiklerinizi tamamlarken, tekrar edilmesi de bazı kuralların unutulmamasını sağlayacaktır.
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 237 Kendimizi Sınayalım 1. Azîmet kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? a. Ebedî, dâimî. Sonsuz. Ölmez. b. Büyüklük. Kibirlilik. c. Kesin karar vermek. Yola çıkmak, gitmek. d. Hareket tarzı, usûl, yol. e. Yardımcılık. Yardım. 2. Yıkık, bozuk, harap, virane anlamına gelen kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. Mihnet b. Melâlet c. Teşvîş d. Pâymâl e. Yebâb 3. Kakımak kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? a. Öfkelenmek, kızmak, azarlamak b. Yağmacılık, düşmanın malını yağma etmek c. Eriştirmek. Duyurmak. Değdirmek d. Bağırarak bir şeyin üzerine yürüyüp ürkütmek e. Pişman olmak 4. Sığınma, sığınacak yer, dayandığı nokta anlamını taşıyan kelime aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde vardır? a. Rabt âvân - pâymâl b. Kefâ et pelîd i timâd c. Musammen renc - tefvîz d. Penâh niyâbet teba at e. Teşvîş mehâbet vech 5. Nâme ve âdem pâdişâha oldukda ahvâli ayân beyân eyledikde, pâdişâh-i âlem aslâ vücûd vermeyüp ol gelen adama dahi i timâd kılmayup kendi âleminde karâr kıldı. Cümlede boş bırakılan yere gelebilecek en uygun kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. Yebâb b. Mülâkī c. İn âm d. Mugtenem e. Medâbâ 6. Aşağıdaki kelime-anlam eşleştirmelerinin hangisi yanlıştır? a. Mazmûn: Me âl. Mana. Mefhûm. b. Muttali : Haberli. Bilgisi olan. Vâkıf. c. Teşvîş: Birisine bırakma. İşini Allah a havâle etme. Sipâriş ve ihâle etme. d. Kefâ et: Denklik, yeterlilik. e. Firâset: Zihin uyanıklığı, çabuk anlayış yeteneği. 7. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde Arapça cem (çokluk) yapılmış kelime vardır? a. Pîşkeş tezvîc vâkı a b. Muhteriz sevâhil - pâymâl c. Nısf pelîd zebân d. A zam it âm minvâl e. Niyâbet hâmûş bey 8. Aşağıdaki kelimelerden hangisi mezîdünfih mastardır? a. Müşâvere b. Şâhâne c. Maslahat d. Temâşâ e. Revâne 9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi ism-i fâ ildir? a. Mehâbet b. Mukarrer c. Maksûd d. Vâkı a e. Muttali 10. Aşağıdaki kelimelerden hangisi cem -i mü ennestir? a. Mutâba at b. İnâyet c. İn âm d. Tekrîmât e. İstimâlet
238 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. c Yanıtınız yanlış ise Gazavât-ı Sultân Murâd B. Mehemmed Han adlı parçanın sözlüğünden Azîmet kelimesine bakınız. 2. e Yanıtınız yanlış ise Gazavât-ı Sultân Murâd B. Mehemmed Han adlı parçanın sözlüğünden Azîmet kelimesine bakınız. 3. a Yanıtınız yanlış ise Rûhî el-edirnevî, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı parçanın sözlüğünden Kakımak kelimesine bakınız. 4. d Yanıtınız yanlış ise Gazavât-ı Sultân Murâd B. Mehemmed Han adlı parçanın sözlüğünden Penâh kelimesine bakınız. 5. b Yanıtınız yanlış ise Gazavât-ı Sultân Murâd B. Mehemmed Han adlı parçanın sözlüğünden Mülâkī kelimesine bakınız. 6. c Yanıtınız yanlış ise Rûhî el-edirnevî, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı parçanın sözlüğünden Teşvîş kelimesine bakınız. 7. b Yanıtınız yanlış ise Mevlânâ Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ II adlı parçanın Dilbilgisi kısmına bakınız. 8. a Yanıtınız yanlış ise Rûhî el-edirnevî, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı parçanın Dilbilgisi kısmına bakınız. 9. e Yanıtınız yanlış ise Mevlânâ Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ II ve Gazavât-ı Sultân Murâd B. Mehemmed Han adlı parçaların Dilbilgisi kısmına bakınız. 10. d Yanıtınız yanlış ise Rûhî el-edirnevî, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı parçanın Dilbilgisi kısmına bakınız. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 1- Metnin okunuşu: Kānûn-ı Mîr-i Mîrân Beylerbeyilerin kānûnları ol minvâl üzeredir ki, kangı beylerbeyilik mukaddem feth olmuş ise ol beylerbeyi sâ irine takaddüm ider. Ve her kangı beylerbeyilik ki, inâyet ola, anın defter-i mu ayyen ne denlü hâssı var ise ana mutasarrıf olur. Ve sefer-i hümâyûn vâkı oldukda ne mikdâr hâslar tasarruf ider ise beş bin akçada bir mükemmel cebelüsi olup ardında bayrağın çeker. 2- Metine ait sözlük: mîr-i mîrân: Beylerbeyi minvâl: Hareket tarzı, davranış. Usul, yol. Uslub, tarz. kangı: Hangi. mukaddem: Zaman ve mekân cihetiyle daha evvel olan. tekaddüm: Geçmiş bulunma. Öne geçme. İlerleme. inâyet: Yardım, lütuf meded etmek. mu ayyen: Görülmüş olan, kesin olarak belli olan, belli, ölçülü, tayin ve tesbit olunmuş, kararlaştırılmış. hâss: Timar sisteminde, devlet büyüklerine ayrılan yıllık geliri yüzbin akçadan fazla olan arazi. mutasarrıf: Tasarruf hakkı ve yetkisi olan. Tasarruf eden. Bir işi kendi isteğine göre idâre eden. vâkı : Olan, düşen, konan. Mevcud ve var olan. Geçmiş olan, geçen. cebelü: Dirlik sahiplerinin sefer sırasında kendilerinden başka götürmeye mecbur oldukları silahlı askere verilen addır. 2- Bugünkü dile çevirilmesi Beylerbeyi Kanunu Beylerbeyilerin kanunları şu tarzdadır ki, hangi beylerbeyilik daha önce feth olmuş ise o beylerbeyi diğerinden kıdemlidir. Birisine verilen herhangi bir beylerbeyiliğin defterde belirli olan hassı ne kadarsa onu tasarruf eder. Padişah seferi olduğunda, ne kadar hasları varsa, her beşbin akçasına bir tam donanımlı cebelisi, arkasında bayrak çekerek sefere katılır. Sıra Sizde 2 1- Kelime anlamları: avdet: Dönüş, geri gelme, dönme. iley, Ön taraf, karşısı. müte ellim: Acıyan, elemli ve kederli olan. ednâ: Pek aşağı, en alçak. Pek az. Çok yakın. hergiz: Aslâ, kat iyyen. Hiçbir suretle. muhteriz: Sakınan. Çekinen. Çekingen. hil at, Yüksek makamdaki takdir ettiği kişilere giydirdiği kıymetli, süslü elbise. Kaftan. mukarrer, Kararlaşmış. Karar verilmiş. Kesin. Şüphesiz olan. Muhakkak olan. Anlatılmış. Bildirilmiş. lâ-cerem, Şüphesiz, elbette, besbelli. Çaresiz, zorunlu. münfa il, İnfiâl eden. Etki ile harekete geçen. Kederli olan. Bir şeyden canı sıkılan. Alınmış, gücenmiş. 2- Kelimeler ve vezinleri: vüzerâ fu alâ mecmû mef ûl inkıyâd inkıyâd kâmil kâmil mihnet mihnet azîm fa îl meşveret mef ale(t) cem fa l tezvîc tef îl şerâ it fe â il
5. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-I 239 3- Metin sadeleştirme: Osman, beyin hareketinden, zekâsıyla olayın iç yüzünü anladı. Hemen meclisinden kalkıp, adam gönderip, o hatunu kendine tabi olanlara getirtip, bir güvenilir yere koydular. Kendi İnönü ne gelip, birkaç gün İnönü beyiyle ava çıktı, zevk ve eğlenceyle meşgul oldular. Sıra Sizde 3 a) Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri nedâmet (fe âlet) memleket (mef alet) harâb (fa âl) yebâb (fa âl) hayrân (fa lân) da vet (fa let) ayân (fa âl) beyân (fa âl) ziyâde (fi âlet) maslahat (mef alet) Yararlanılan Kaynaklar Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân, İzladi ve Varna Savaşları (1443-1444) Üzerine Anonim Gazavâtnâme (1978). Nşr. Halil İnalcık-Mevlûd Oğuz. Ankara. Mevlânâ Mehmed Neşrî (1955). Kitâb-ı Cihân-nümâ II. Nşr. Franz Taeschner. Leipzig. Rûhî el-edirnevî (1992). Târîh-i Rûhî. (Nşr. H. E. Cengiz - Yaşar Yücel) TTK Belgeler. XIV / 18, 359-472. Ankara. Şemseddîn Sâmî (1317, 1318). Kāmûs-ı Türkî I-II. İstanbul. b) Mezîdünfih masdar ve bâbları mu âvenet (müfâ ale) müşâhede (müfâ ale) tedbîr (tef îl) c) Arapça ism-i fâ il ve ism-i mef ûl mücerred masdar: ism-i fâ il: nâdim (nedâmet ten) ism-i mef ûl: mel ûn (la net ten) Mezîdünfih masdar: ism-i fâ il: müte ellim (tefa ül bâbından) d) Cem -i mükesser: ulemâ (âlimler) sulehâ (sâlihler, iyi insanlar)
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 6Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Osmanlı yazma tarih metinlerini tanıyabilecek, Osmanlı tarih metinlerini okuyabilecek, Osmanlı tarih metinlerindeki kelimeleri tanıyabilecek, Osmanlı tarih metinlerindeki deyim ve terimleri tanıyabilecek, Osmanlı tarih metinlerinin anlamını ana hatlarıyla açıklayabileceksiniz. Anahtar Kavramlar Arapça Kökenli Kelimeler Farsça Kökenli Kelimeler Tarih Deyimleri ve Terimleri Eski Türkçede Kullanılmış Kelimeler Anlama Özetleme İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II GİRİŞ ÜSKÜDÂRÎ ABDULLAH B. İBRAHİM, VÂKI ÂT-I RÛZ-MERRE SİLAHDAR FINDIKLILI MEHMED AĞA, ZEYL-İ FEZLEKE
Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II GİRİŞ Bu ünitede ele alınan I. ve II. metinlerde önce metin okunuşu verilmiştir. Metnin okunuşunda bazı harfler basit transkripsiyon işaretleriyle belirlenmiştir. Yine sesli harfler mümkün mertebe o dönemin okunuşuna göre ele alınmıştır. Metni seçerken yazı karakteri, içerdiği kelimeler, terimler dikkate alınmış ve öğrencinin bunları okuyarak tanıması hedeflenmiştir. Daha sonra metnin yabancı kökenli kelimeleri sözlük şeklinde hazırlanmıştır. Burada da öğrencinin kelime hazinesinin zenginleştirmesi ve metni anlama açısından kolaylık kazanması gözetilmiştir. Metin son olarak günümüz diliyle anlama açısından basit bir çeviriye tabi tutulmuştur. Çeviride birebir kelimelerin yerine kelime yerleştirme yöntemi tercih edilmemiştir. Anlamayı sağlayan yardımcı ilave kelimeler veya kelime grupları tercih edilerek metnin genel olarak anlaşılmasını sağlama yoluna gidilmiştir. Bu ünitede verilen iki metinle öğrencilerin el yazması denilen türden metinleri okumaları, okudukları kelimeleri ve terimleri öğrenmeleri, bunları birleştirerek bugünkü dilde anlamaları hedeflenmiştir. Aynı zamanda kelime ve terimlerin kullanımı ile tarihî metinleri kaynak olarak nasıl değerlendirmeleri gerektiği yönünde de kabaca fikir sahibi olmaları beklenmektedir.
242 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 6.1.5 (Üsküdârî Abdullah B. İbrahim. Vâkı ât-ı Rûz-merre).
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 243 Metin 6.1.4
244 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 6.1.3
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 245 Metin 6.1.2
246 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 6.1.1
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 247 ÜSKÜDÂRÎ ABDULLAH B. İBRAHİM, VÂKI ÂT-I RÛZ-MERRE /6.1.1/ Rûz-ı diğer: Yevmü l-hamîs fî 14 şehr-i ramazân sene 1101.Der-meştâ-yı mahmiye-i Edirne. Tâyife-i Türkmân dan Adana tarafından sefer-i hümâyûna me mûr olan cemâ at-i Türkmân dan beşyüz mıkdârı ceng-âverân-ı bahâdırân ve süvârân-ı dilâverân yevm-i merkūmda mahmiye-i Edirne ye vusûl ve tertîb-i sufûf-ı alay ile huzûr-ı sadr-ı âlîden mürûr ve cisr-i metîn olan Sarâc-hâne den ubûr ve sahrâ-yı sarây-ı Sultânîde vâkı muhayyem-gâhlarına nüzûl eylediler. Rûz-ı diğer: Yevmü l-cum a fî 15 şehr-i ramazân sene 1101.Der-meştâ-yı mahmiye-i Edirne. Vezîr-i a zam Köprili-zâde Mustafa Paşa hazretleri salât-ı cum ayı bu def a dahi Üçşerefeli câmi -i şerîfinde edâ buyurdılar. Cebeciyân-ı dergâh-ı âlî ocağı taraf-ı Âstâne den hareket ve sahrâ-yı Edirne de vâkı çeşme-sâr-ı Solak kurbüne nüzûl eylediler. Rûz-ı diğer: Yevmü s-sebt fî 16 şehr-i ramazân sene 1101.Der-meştâ-yı mahmiye-i Edirne. Hazret-i han-ı âlî-şânın mizâc-ı şerîflerinde bir mıkdâr küdûret vukū bulduğı istimâ olunmağın taraf-ı sadr-ı âlîden ser-etıbbâ -i hâssa irsâl olundı. Rûz-ı diğer: Yevmü l-ehad fî 17 şehr-i ramazân sene 1101.Der-meştâ-yı mahmiye-i Edirne. Ve meştâ-yı Âstâne-i /6.1.2/ sa âdet de olan dergâh-ı âlî cebeci ocağının sefer-i hümâyûna me mûr olup taraf-ı Âstâne den meştâ-yı Edirne ye teveccüh ü azîmetleri ve sahrâ-yı mezbûrede vâkı Solakçeşmesi kurbüne nüzûllerinin zikri bundan akdem sebkat etmiş idi. Ocağ-ı mezbûr yevmi merkūmda Çeşme-i Solak dan hareket ve tertîb-i sufûf-ı alay ile yirmialtı aded bayrak ki yirmialtı oda nişânesi olmak üzre ber-vech-i tahmîn üçbinden mütecâviz piyâde ceng-âver cebeci dilâverleri ağaları ve zâbitleri ile ibtidâ huzûr-ı sadr-ı âlîden mürûr ve metânetde bî-hemtâ olan cisr-i Sarâchâne den ve izz-i huzûr-ı şehriyâr-ı cihânyândan sufûf-ı tumturak alay ile ubûr idüp sahrâ-yı sarây-ı Sultânî de mîrî âhûrlar kurbünde vaz olunan muhayyem-gâhlarına nüzûl eylediler. Tebdîl-i müftî: Şeyhü l-islâm olan Tabbâğ-zâde Mehemmed Efendi nin Der-i devletde ba zı evzâ u etvâr-ı nâ-hemvârı zuhûr etmeğin rütbe-i iftâdan şerbet-i nâ-güvâr-ı azl ile telh-kâm olunup Âsitâne de vâkı sa âdet-hânelerinde meks ü ârâmı bâbında fermân-ı hümâyûn sudûr buldı. Ve mahlûl kalan hizmet-i fetvâ Ebû s-su ûd Efendi-zâde Mevlânâ Feyzullâh Efendi taraflarına cilve-ger olmağın emânet-i kübrâ ve hizmet-i fetvâ müşârünileyh Feyzullâh Efendi dest-i istîlâsına teslîm ve ibâdullâh-ı müslimînin ahvâl-i dimâsına (dimâğına olmalı) tasallut ve istîlâ menşûrı Feyzullâh Efendi nâmına terkīm buyurılup bundan akdem irsâl buyurulmuş. /6.1.3/ Müşârün-ileyh Feyzullâh Efendi taraf-ı Âsitâne-i sa âdet den hareket ve yevm-i merkūmda meştâ-yı mahmiye-i Edirne ye vusûl ve meclis-i sadr-ı âlî birle müşerref ve mülâkātdan sonra sarây-ı atîk kurbünde vâkı rütbe-i iftâda olanlara mahsûs olan meştâya sa âdet ile nüzûl buyurdılar. Ve sefer-i hümâyûna me mûr olan asâkir-i nusret-encâmdan gerek tâyife-i yeniçeriyân ve gerek cebeci ve topcı ve sâyir tâyife-i askerî sahrâ-yı muhayyem-gâhda havânın harâret-i şemsden mübâlağa ile kesâfet ü harâreti olduğı hâlde savmların iftâr etmeyüp emr-i ma rûfa i tibârları ve kemâl mertebe rağbet ü istihkâmları olup nehy-i münkerden ictinâbları zahir ü bâhir olduğı inşâ allâhu te âlâ asker-i İslâm a feth ü nusret müyesser olup küffâr-ı hâksâr üzerine galebelerine alâmet ü nişân olduğuna şübhe yokdur. Elhamdülillâh sümme elhamdülillâh ki gerek zâbitân-ı tâyife-i kulun ve gerek neferât-ı ocakhâ-i mezbûrânın ulü l-emre inkıyâdları kemâlde ve ibâdet-i salâtda ve ri âyet-i sıyâmda kemâ-yenbagī tekayyüd ü ihtimâmları olup herkes kendü hâlinde ve sene-i sâbıkalara kıyâsen bu sene-i mübârekede cümlesi ri âyet-i dîn-i mübînde bezl-i makdûr oldukları pâdişâh-ı rû-yı zemînin ve gerek vükelâyı devletin re âyâ fukarâsından zulm ü te addîyi def ü ref ve adl ü dâd üzre hareket buyurduklarından cenâb-ı Rabbü l-âlemîn hazreti inâyet ve hidâyet etmesinde şübhe yokdur ki gerek kul /6.1.4/ tâ ifesi ve gerek sâyirleri bi l-cümle âdâb-ı hareket üzre inkıyâdlarını bâ is ü bâdî olmuşdur. Elhamdülillâh sümme elhamdülillâh. Cenâb-ı Bârî den recâ vü
248 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I niyâzımız budur ki cümlemizi şerî at-i Muhammediyye den ve tarîk-ı müstakīmden ayırmaya. Âmîn bi-hurmeti seyyidi l-mürselîn ve ol Hudâ-yı lâ-yezâlden rûz [u] leyâl recâ vü temennâ olunur ki hazret-i habîb[i] Muhammedü l-mustafâ hürmetine ve âl ü ashâbı hürmetine asâkir-i İslâm ı gālib ve küffâr-ı hâksârı mağlûb ü münhezim idüp bî-çâre za îf ü nahîf ümmet-i Muhammed kullarının dest-gîri olup an-karîbi z-zamân mesrûr ü handân eyleye. Âmîn yâ Mucîbü s-sâ ilîn. Âmeden-i vâlî-i Anadolı: Ve Anadolı vâlîsi olan sâbıkā merhûm Kara Mehemmed Paşa nın kethudâsı Ladikli Ahmed Paşa Anadolı askeri ile ve kendü hadem ü haşemi ile meştâ-yı Edirne ye vusûl ve tertîb-i sufûf-ı alay ile Cisr-i Sarâchâne den mürûr ve izz-i huzûr-ı pâdişâh-ı âlem-penâhdan ubûr idüp sahrâ-yı sarây-ı Sultânîde vâkı muhayyemgâhlarına nüzûl eylediler. Rûz-ı diğer: Yevmü l-isneyn fî 18 şehr-i ramazân sene 1101.Der-meştâ-yı mahmiye-i Edirne. Bundan akdem mâh-ı şa bânü l-mu azzamın altıncı pâzârirtesi güni tuğ ile otağ-ı sadr-ı âlî sahrâ-yı sarây-ı sultânîye ihrâc ve haymehâ-i gülgûn ile ol sahrâ-yı dil-güşâ lâle-reng ile müzeyyen olduğunun zikri sebkat etmiş idi. Çûn ki vakt-i sefer ve hengâm-ı hareket-i asker karîb oldı, erkân-ı devlet ve a yân-ı saltanat ve erbâb-ı ehl-i dîvân ve çavuşân-ı erkân ve ocakhâ-i sâyire bi l-külliye /6.1.5/ tertîb-i sufûf-ı alay ile hâzır u âmâde olup bi z-zât vezîr-i a zam ve müdebbir-i cumhûr-ı ümem Köprili-zâde Mustafa Paşa yessera llâhu mâ-yeşâ hazretleri müftî-i cedîd Feyzullâh Efendi ile hem-rikâb sufûf-ı alay miyânından mürûr ve sarây-ı sultânîye vusûl ve dest-bûs-ı şehriyâr-ı cihân-bânîden sonra müftî-i cedîd Feyzullâh Efendi ye taraf-ı şehriyâr-ı cihân-bânîden sof ferâce kaplu post-ı semmûr ilbâsıyla iltifât-ı pâdişâhîye mazhar ü sezâvâr kılındıkdan sonra Hudâ-yı lemyezel ve lâ-yezâl ü bî-zevâlin lutf ve kerem ü inâyetinden asâkir-i İslâm a feth ü nusret müyesser olup düşmenân-ı dîn-i mübîn olan küffâr-ı hâksârı münhezim ü makhûr eylemek içün du âya dest-i dırâz ve tazarru u huşû -ile niyâz takdîminden sonra vezîr-i Âsafzamîrin imâmlarına murassa sorguç ve miyânlarına hamâyıl tarzı şemşîr-i âteş-bâr ve kaddine münâsib hıl at-i semmûr ilbâs-ile sancağ-ı hazret-i Resûl-i ekrem salla llâhu te âlâ aleyhi ve sellemi bi z-zât pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri yeden bi-yedin vezîr-i zî-şâna teslîm vezîr-i müşârün-ileyh dahi sancağ-ı şerîfe rû-yı ubûdiyet mâlîde kılup ahz ü kabûl ve izz-i huzûr-ı şehriyârîye vedâ -ile avdet ve mahall-i muhayyem-gâhda vaz ü esâs olunan otağ-ı şeref-bahşlarına sa âdet ile nüzûl buyurdılar. Ve sefer-i hümâyûna me mûr olan asker-i Şâmiyân dan beşyüz nefer süvârî dilâverân-ı ceng-âverân yevm-i merkūmda sahrâyı Edirne de vâkı Solak Çeşmesi dimekle ma rûf mahalle vusûl ve mahall-i mezbûrda vaz olunan muhayyem-gâhlarına nüzûl eylediler. (Üsküdârî Abdullah B. İbrahim. Vâkı ât-ı Rûz-merre). Metne Âit Kelimeler A yân-ı saltanat: Âdâb: Adl ü dâd: Ahz: Akdem: Âl: Alâmet: Âmâde: Âmeden: An-karîb: Âsaf-zamîr: Asâkir: Devlet adamları, devletin önde gelenleri. Edeb in çoğulu, terbiyeler, utanmalar, usuller, yollar, kaideler. Doğruluk ve adâlet. Ele geçirme, elde etme. Önce. Aile, hanedân, evlat, hîle. İşâret, nişân, iz. Hazır durumda, hazır. Gelmek, geliş. Yakında, yakın zamanda. Süleyman peygamberin vezîri olan Âsaf gibi olan vezîr. Asker kelimesinin çoğulu, askerler.
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 249 Ashâb: Âstâne: Âteş-bâr: Avdet: Azîmet: Bâ is: Bâdî: Bâhir: Bârî: Ber-vech: Bezl: Bezl-i makdûr: bî-çâre: bî-hemtâ: Cebeci: Cedîd: Cenâb: Cengâver: Cihâniyân: Cilve-ger: Cisr: Cumhûr: Çeşme-sâr: Dâd: Def ü ref : Der-i devlet: Dest: Dest-gîr: Dırâz: Dilâverân: Dil-güşâ: Dimâ: Ehad: Ehl-i dîvân: Emr-i ma rûf: Erkân-ı devlet: Etıbbâ: Etvâr: Evzâ : Galebe: Gül-gûn: Hadem: Hâk-sâr: Sâhib in çoğulu, sahipler, malik ve mutasarrıf olanlar. Hz. Peygamberi gören ve sohbetinde bulunanlar. Eşik, payitaht, büyük tekke, Allah a yakın kimselerin kabri, merkez, -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla- İstanbul mânâsına da gelir. Ateş yağdıran. Dönüş, geri dönüş. Yönelme, niyyet. Sebeb olan, gönderen, icâb ettiren. Sebep, mucip, ilk başlangıç, sebebolan. Belli, açık, besbelli (bu metin için). Yaratan, yaratıcı. Olduğu gibi, olarak. Harcamak, sarfetmek. Güç, kuvvet harcamak, çalışmak. Çaresiz, çaresi olmayan. Benzersiz, eşi olmayan. Yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker. Yenilenmiş, yeni. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır, hazret. Savaşçı, savaşan. Cihânî nin çoğulu: dünyâ halkı. Cilve eden, cilve yapan. Köprü. Halk, kamuoyu. Çeşmesi bol olan yer, sulak çayır. Adâlet. Bir meseleyi uzaklaştırıp ortadan kaldırma, ber-taraf etme. Devlet kapısı, pâdişâhın bulunduğu yer, hükümet merkezinin olduğu yer, genellikle İstanbul için kullanılan bir isim. El. Yardımcı, elinden tutan. Uzun, dest-i dırâz; uzun el, her sıkıntıya yetişen. Yiğitler, kahramanlar. Gönül açan, ferahlık veren. Dem in çoğulu. Kanlar. Tek, bir, ilk sayı. Divân toplantılarına katılma hakkına sahip olanlar. Divân üyeleri. Allah a ve kullarına göre doğru olan.(iyiliği tavsiye etmek). Devlet adamları. Tabîb in çoğulu, tabîbler, hekimler. Tavr ın çoğulu, tavırlar, davranışlar. Vaz ın çoğulu, haller, tavırlar, duruşlar. Zafer, galibiyet kazanma. Gül renkli, kırmızı. Hâdim in çoğulu, hizmetçiler, odacılar. Toza toprağa bulanmış.
250 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Hamâyıl (hamâ il): Hamîs: Handân: Haşem: Haymehâ: Hemtâ: Hemvâr: Hengâm: Hıl at: Hidâyet: Huşû: İbâdullâh: İctinâb: İftâ: İftâr: İhtimâm: İlbâs: İltifât: İnâyet: İnkıyâd: İrsâl: İstîlâ: İstimâ : İzz: Kadd: Karîb: Kemâl: Kemâ-yenbagī: Kerem: Kesâfet: Kethudâ: Kurb: Kübrâ: Küdûret: Külliyen: Lâle-reng: lâ-yezâl: Lem-yezel: Leyâl: Ma rûf: Mahlûl: Mahmiye: Makhûr: Mâlîde: Mazhar: Meks ü ârâm: Kılıç bağı, kılıç kayışı. Beşinci. Gülen, gülücü, güler, sevinçli. Maiyet, aile, hademe. Çadırlar. Benzer, denk, müsâvî. Düz yer, uygun yer. Zaman, çağ, sıra, vakit, mevsim. Kürklerle süslenmiş tören giysisi. Hak yoluna, doğru yola kılavuzlama. Gönül alçaklığı, tevâzu. Kendini hor görerek ibâdet etme. Allah a kulluk edenler, halk, reâyâ. Sakınma, çekinme, uzaklaşma. Fetvâ verme, bir işi fetvâ ile halletme. Oruç açma, Ramazan akşamları verilen ziyâfet. Dikkatle, gayretle çalışma, özenle iş görme (Bu metin için). Giydirme, giydirilme, örtme, örtülme. Yüzünü çevirip bakma, dikkat, hatır sorma, gönül alma. Yardım. Boyun eğme, kendini teslim etme. Gönderme, gönderilme, yollanma, salıverme, koyverme. Bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirme, yayılma, genişleme. Duyma, işitme. Değer kıymet, yücelik, ululuk, güçlülük. Boy. Yakın. Olgunluk, yetkinlik, tamlık, mükemmellik. Daha önceden olduğu gibi, eskisi gibi. Asalet, asillik, cömertlik, lütuf, bağış. Yoğunluk. Ev sahibi, yardımcı, bir kimsenin veya kurumun işlerini yürüten. Yakın olma, yakınlık, yakın bulunma. Daha büyük olan, en büyük olan. Bulanıklık, gam, tasa, kaygı. Büsbütün, çok olarak, tamâmıyla, toptan. Lâle renkli, lâle renginde olan. Zevâli olmayan, sonsuz. Zevâl bulmaz, bâkî, kalıcı (Allah ın sıfatlarından). Leyl in çoğulu, geceler. Bilinmiş, tanınmış, meşhur ünlü, dînin emrettiği, uygun gördüğü. Boşta kalmış. Kadro boşalması. Bir şeyi himaye etme, koruma, muhafazalı büyük şehir. Kahrolmuş, bozguna uğratılmış, Allah ın gazabına uğramış. Sürülmüş, uğulmuş. Bir şeyin göründüğü yer, nâil olma, şereflenme. Bekleme, durma, bir yerde eğlenme, istirahat etme.
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 251 Menşûr: Merkūm: Mesrûr: Meştâ: Metânet: Metîn: Mîrî: Miyân: Mizâc: Mucîb: Muhayyem-gâh: Murassa : Mübâlağa: Mübârek: Mübîn: Müdebbir: Müftî: Mülâkāt: Münhezim: Mürûr: Müstakīm: Müşerref: Mütecâviz: Müyesser: Müzeyyen: Nâ-güvâr: Nâ-hemvâr: Nahîf: Nehy-i münker: Nişâne: Niyâz: Nusret: Nusret-encâm: Nüzûl: Ocakhâ: Post-ı semmûr: Re âyâ: Ri âyet: Rû: Rû-yı zemîn: Rûz: Sâ il: Sâbıkā: Sadr-ı âlî: Neşrolunmuş, yayınlanmış, padişahın verdiği vezirlik, müşirlik veya kazaskerlik rütbelerinin tevcihini içeren fermân. Rakama dökülmüş, yazılmış, daha önce yazılmış olan. Sürurlu, memnun, sevinmiş, merâmına ermiş. Kışlanacak yer, Osmanlı da ordunun kışlak yeri. Sağlamlık, dayanıklılık. Sağlam, dayanıklı. Devlete âit, kamu malı. Orta, ara, aralık, meyân. Huy, tabiat, sıhhat. İcâbet eden, kabul eden, uyan. Çadırların kurulu olduğu yer, ordugâh. Kıymetli taşlarla bezenmiş (Bu metin için). Bir şeyi çok büyütme, pek fazla, çok aşırı. Bereketli, feyizli. Hayrı ve şerri, iyiyi ve kötüyü ayıran, açık, besbelli. Tedbir alan, düşünceli hareket eden. Fetva verme yetkisi olan, Osmanlı da bazı durumlarda şeyhülislâm için. Kavuşma, buluşma, birleşme, görüşme. Hezîmete uğramış, bozguna uğramış, yenilmiş. Geçiş. Doğru, düz, dik, temiz, namuslu. Şereflendirilmiş, onurlandırılmış. Aşan, sınırını geçen, tecâvuz eden, sataşan, saldıran. Kolayı olan, kolaylıkla yapılan. Süslenmiş, güzelleştirilmiş. Midede zor sindirilen şey, içilmesi yenilmesi acı olan şey. Çarpık, eğri, düz olmayan, uymayan Zayıf, arık, genizden gelen ses. Dînin yasak ettiği şeyleri yaptırmama. Alâmet, belirti. İstek, duâ. Yardım, Allah ın yardımı, başarı, üstünlük. Başarıyla, zaferle son bulan. Aşağı inme, konağa inme, konaklama, felç. Ocaklar, Yeniçeri bölükleri. Samur kürkünden yapılmış post. Osmanlılarda yönetilen sınıfın genel adı. Bazı durumlarda köylü ve çiftçi, ziraatle uğraşan kesim. Gütme, gözetme, saygı. Yüz. Yeryüzü. Gün. Dilenci, dilenen, isteyici. Daha önce, eskiden. Sadâret makamı, sadrazam.
252 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Sahrâ: Kır, ova, çöl. Salât: Namaz. Savm: Oruç. Sebkat: Geçme, ilerleme. Sebt: Yazma, kaydetme, deftere geçirme, cumartesi günü. Ser-etıbbâ: Baştabib. Sezâvâr: Uygun, lâyık. Sıyâm: Oruç. Sof ferâce: Yün kumaştan yapılmış üstlük giysi, tören giysisi. Sorguç: Süslü başlık. Sudûr: Göğüsler, sadrazamlar, kazaskerler. Sufûf: Saflar, sıralar, diziler. Süvârân: Biniciler, ata binenler. Şehr: Ay. Şehriyâr: Pâdişâh, hükümdâr. Şems: Güneş. Şemşîr: Kılıç. Şeref-bahş: Şeref veren, şeref dağıtan. Takayyüd: Bağlanma, bağlı olma, çalışma, çabalama, dikkatli davranma. Takdîm: Öne çıkarma, sunma. Tarîk: Yol. Tasallut: Musallat olma, sataşma, başına ekşime. Tazarru : Kendini alçaltarak yalvarma. Tebdîl: Değiştirme, değiştirilme, başka bir hâle getirme. Telh-kâm: Damağı acı, kederli. Temennâ: Dileme, dilek, istek, eli başa götürerek verilen selam. Terkīm: Rakam atma, atılma, yazma. Teveccüh: Yönelme, bir yere doğru hareket etme, güler yüz gösterme. Tumturak: Gösteri, debdebe, söylenişi parlak görünen (ibare, söz). Ubûdiyyet: Kulluk, kölelik, aşırı bağlılık. Ubûr: Bir suyun öte yakasına geçme, bir başka tarafa geçme, geçilme, atlama. Ulü l-emr: Pâdişâh, kanun koyucu olan. Ümem: Ümmetler. Vaz : Koyma, konulma. Vusûl: Ulaşma, gelme, varma, erişme, yetişme. Vükelâ: Vekiller, bakanlar. Yeden bi-yedin: Elden ele, doğrudan doğruya, vasıtasız. Yevm: Gün. Zâhir: Görünen, görünücü, açık, elbette, şüphesiz, dış yüz, görünüş. Zevâl: Yerinden ayrılıp gitme, zâil olma, sona erme. Öğle vakti. Zî-şân: Şanlı, şerefli.
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 253 Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Diğer Gün: Perşembe Günü. 1101 Senesi Ramazan Ayının 14. Gününde. Edirne Şehrinde Kışlakta: Türkmen taifesinden olup Adana tarafından sefere çağırılmış olan Türkmen cemaatinden beşyüz kadar yiğit savaşçılar ve kahraman atlılar adı yukarıda yazılmış olan günde Edirne şehrine ulaştılar. Ve düzenli sıralı biçimde yürüyüşle sadrıazamın önünden geçerek, sağlam bir köprü olan Sarachane köprüsünden geçerek Sultan Sarayı önündeki büyük alanda bulunan çadırlarına vardıklarında indiler. Diğer Gün: Cuma günü. 1101 Senesi Ramazan Ayının 15. Gününde. Edirne Şehrinde Kışlıkta: Veziriazam Köprülü-zade Mustafa Paşa hazretleri Cuma namazını yine Üçşerefeli camide kıldılar. İstanbul dan hareket etmiş olan Dergâh-ı âlî cebecileri ocağına mensup askerler bugün Edirne önlerinde bulunan Solak Çayırı yakınlarına yerleştiler. Diğer Gün: Cumartesi Günü. 1101 Senesi Ramazan Ayının 16. Gününde. Edirne Şehrinde Kışlıkta: Kırım hanının sağlıklarında bir miktar kötüleşme olduğu duyulduğunda sadrazam tarafından saray baştabibi gönderildi. Diğer Gün: Pazar Günü. 1101 Senesi Ramazan Ayının 17. Gününde. Edirne Şehrinde Kışlıkta: Kışı İstanbul da geçirmekte olan Dergah-ı âlî Cebeci ocağının, padihaşın seferine görevlendirilmiş olup, İstanbul tarafından Edirne kışlağına yönelerek gelişlerinden ve Edirne önlerindeki açık alanda bulunan Solakçeşmesi yakınlarına yerleştiklerinden bundan önce bahsedilmişti. Adı geçen ocak, yukarda kaydedilen günde Solakçeşmeden alay düzeni içerisinde hareket etti. Yirmialtı adet bayrakları vardı ki her bir bayrak ocak içerisinde bir bölüğün armasını gösteriyordu. Tahmin üzere üçbini aşkın piyade savaşcı cebeci yiğitleri, ağaları ve kumandanları ile önce sadrazamın önünden geçit resmi yaptılar. Daha sonra sağlamlığıyla eşsiz olan Sarachane Köprüsü nden geçerek cihânın şehriyârı olan padişahın önünden gösterişli saflarla, tören geçişi yaparak Sultan Sarayının önündeki alanda, mîrî ahırlar yakınında kurulmuş olan ordugâhlarına indiler. Şeyhülislâm ın Değiştirilmesi: Şeyhülislamlık makamında olan Tabbağ-zâde Mehmed Efendi nin İstanbulda bazı hoş olmayan hareket ve davranışları ortaya çıktığından, şeyhülislamlık makamından azledilerek (azledilmenin tatsız şerbeti içirilerek ağzının tadı bozuldu) İstanbulda bulunan evinde oturup istirahatine bakması için ferman yazdırıldı. Ve boşta kalan şeyhülislamlık memuriyeti Ebussuud-zâde Mevlânâ Feyzullah Efendi tarafına nasip olduğundan bu büyük görev adı geçen Feyzullah Efendi gibi devlet yönetiminde tek söz sahibi olmaya niyetli birisine emanet edildi. Böylece insanların zihinlerini çelme ve işgal etme belgesi Feyzullah Efendi adına yazdırılıp bundan önce İstanbul a gönderilmişti. Adı geçen Feyzullah Efendi İstanbul tarafından hareket ederek yukarıda yazılı olan günde Edirne şehri kışlağına ulaştı. Sadrazam nezaretindeki devlet adamlarıyla tanışıp görüştükten sonra Eski Saray yakınında olan şeyhülislamlara tahsis edilen kışlak mekanına mutluluk içinde yerleştiler. Padişahın emriyle açılmış sefere getirilmiş olan Osmanlı askeri içerisinde gerek yeniçeri askeri olsun, gerek cebeci, topcu ve diğer askeri sınıflar olsun, ordugâhın bulunduğu alanda hava, güneşin sıcaklığından dolayı aşırı derecede nemli ve bunaltıcı olmasına rağmen oruçlarını bozmadılar. Onların emr-i ma rûfa (iyiliğe çağrıya) uydukları ve en üst derecede bağlılıkla sağlam duruş gösterdikleri, aynı zamanda kötü işlerden uzak durdukları açıkça görülmüş oldu. Bütün bunların, Allah ın izniyle Osmanlı ordusuna fetih ve zaferi getireceğine ve düşman üzerine galip geleceklerine dair iz ve işaret olduğunda şüphe yoktur. Allah a tekrar tekrar hamd olsun ki gerek yeniçeri sınıfı komutanlarının gerek neferatının kurallara bağlılıkları son mertebede bulunmakta. Namaz ibâdetinde ve oruca uymada eskiden olageldiği üzre gösterdikleri dikkat ve verdikleri önem görülmekte.
254 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Herkes kendi işiyle ilgilenmekte ve eski senelere kıyasla bu kutlu yılda askerin tamamı İslam dinine uymaya daha fazla çaba sarfetmekte. Gerek cihân padişahının gerek devlet yöneticilerinin halk üzerindeki haksız uygulamaları kaldırıp uzaklaştırmış olmalarının ve adâlet ve eşitlik üzre hareket etmelerinin sonucu Allah ın yardım ve yol göstericiliğinin onların yanında olacağında şüphe yoktur. Yine bu güzel uygulamalar, hem yeniçeri ocağı hem de diğer askeri sınıflar olsun tamamının yerli yerinde hareket ederek bağlılıklarının sağlanmasında etkili ve tesirli olmuştur. Allah a binlerce kez hamd olsun. Allah dan istek ve dileğimiz budur ki hepimizi Muhammed in dîninden ve doğru yoldan ayırmasın. Peygamberlerin efendisi hürmeti için âmîn. Yine o sonsuz olan Hudâ dan gece ve gündüz sürekli dileğimiz budur ki sevgilisi olan efendimiz Muhammed Mustafâ hürmetine ve onun mübarek ailesi ve yakınları hürmetine Osmanlı askerini galib ve yere yeksan olası düşmanı mağlub ve perişan ede. Çaresiz, zayıf düşmüş müslümanların yardımcısı olup, yakın bir zamanda mutlu ve bahtiyar eyleye. Amin ey duâcılara icâb edici olan! Anadolu Valisinin Gelişi: Daha önceden merhum Kara Mehmed Paşa nın kethüdası olup halen Anodolu valisi olan Ladikli Ahmed Paşa Anadolu Eyaleti askeri ile ve kendi maiyeti ile Edirne kışlağına ulaştı. Saf düzenindeki askeriyle tören şekli alarak Saraçhane köprüsünden geçti ve cihanı koruması altına almış padişahın yüce huzurundan geçerek Sultan Sarayı önündeki alana kurulmuş olan ordugâha yerleşti. Diğer Gün: Pazarertesi Günü. 1101 Senesi Ramazan Ayının 18. Gününde. Edirne Şehrinde Kışlıkta: Bundan önce, Şaban ayının altıncı pazarertesi günü tuğ ile birlikte sadrazamın otağının Sultan Sarayı önündeki alana çıkartıldığı ve rengârenk çadırlar ile o gönül açıcı meydanın lale rengi gibi renklerle süslendiğinden bahsedilmişti. Sefer ve hareket zamanı geldiği için, devlet adamları, saltanatın önde gelen isimleri, dîvân üyeleri ve hizmetlileri, hizmetli çavuşlar ve diğer bölükler tümü birlikte tören safları belirlenmiş biçimde hazır şekilde beklemekte olup, bütün halkın idarecisi konumunda olan Sadrazam Köprülü-zade Mustafa Paşa (Allah ona ne istiyorsa versin) yeni şeyhülislam Feyzullah Efendi ile yanyana tören saflarının arasından geçerek Sultan sarayına ulaştılar. Burada cihanı birarada tutan padişahın elini öptükten sonra yeni şeyhülislâm Feyzullah Efendi ye padişah tarafından sof ferâce kaplı samur post giydirilmesiyle, onun ihsanına ve iyiliğine layık ve uygun görülmüş oldu. Daha sonra (evveli ve sonu olmayan) Allah ın iyilik, ihsan ve yardımından Osmanlı askerine fetih ve zafer nasip olup, İslâm düşmanları olan yere yeksan olası kâfirleri perişan ve kahretmek için duaya el açılarak yakarışla ve samimî hal ile istekler bildirildi. Bundan sonra sadrazamın imamına süslü başlık ve beline hamayil şeklinde kılıç ve vücuduna uygun samur hilat giydirildi. Peygamber efendimizin (Allahın selâm ve selâmeti onun üzerine olsun) sancağını bizzat padişâh hazretleri eliyle sadrazamın eline teslim etti. Sadrazam dahi (daha önce kendisine işaret olunmuş olan) şerefli sancağa bağlılık yüzünü sürüp aldı ve kabul etti. Ve padişahın yüce huzurundan ayrılarak ordugâhdaki mahalle kurulmuş olan otağına (makam itibariyle şeref verici otak) sevinçle yerleşti. Aynı gün padişahın seferine görevli olarak çağırılmış olan Şam Eyaleti askerinden beşyüz nefer atlı savaşçı yiğitler, Edirne ovasında bulunan ve Solak Çeşmesi diye bilinen yere geldiler. Burada kurulmuş olan ordugâhlarına yerleştiler.
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 255 A) Aşağıdaki metni okuyunuz. B) Sıra sizde metnindeki deyim, terim ve kurum isimlerini tesbit ediniz. C) Tesbit ettiğiniz kelimelerden hareketle metnin ne anlatmak istediğini yazmaya çalışınız. 1 Devlet işlerinin görüldüğü ve hukuki uygulamaların yerine getirildiği divanlar ile diğer dîvân çeşitleri hakkında Osmanlı Merkez Teşkilatıyla ilgili kitaplardan okumalar yapınız. Üsküdârî Abdullah B. İbrahim. Vâkı ât-ı Rûz-merre.
256 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 6.2.3 (Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa, Zeyl-i Fezleke)
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 257 Metin 6.2.2
258 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 6.2.1 SİLAHDÂR FINDIKLILI MEHMED AĞA, ZEYL-İ FEZLEKE /6.2.1/ Vefeyât-ı Vüzerâ-yı izâm: Melek İbrâhîm Paşa: Anadolu da vâkı Divriğ[i] kasabasındandır. Evâ il-i Mehmed Hanî de iki def a defterdâr ve bir def a yeniçeri ağası olan Seyyid Mustafa Paşa hizmetinde perveriş bulup kat -ı manâsıb iderek başbâkikulu ve bin altmış yedide başdefterdâr olup rind-i cihân olmağla şeytân ismiyle mülakkab kılındı. Ve Koca Köprüli ile Bozcaada ve Yanova seferin seferleyüp dört yıl tamâm defterdârlıkda karâr eyledi. Bin yetmişbirde Mısır Eyaleti virilüp sonra ma zûlen Âstâne ye geldi. Mısır hazînesin nâkıs göndermekle yedi ay kapu arasına habs olunup zimmetinde olan yediyüz kîse tahsîl olundukdan-sonra ıtlâk ve Diyârbekir Eyâleti [ile] dil-şâd buyuruldı. Ve seksenüçde hâslar ile kubbe-nişîn olup Kamaniçe seferinde Haseki Sultân muhâfazasıyla Babadağı nda kaldı. Da vetde (avdetinde olmalı) Kandiye Eyâleti verildi. Ve seksenaltıda Şişman İbrâhîm Paşa fevtinden Şam Eyâletiyle Lih üzerine serdâr olup seksenyedide Lih kralını taburı ile Kamaniçe kurbünde kılıc-ile sulh olup, âmân virüp yol virdi. Ve dönüp Babadağı nda kışladı ve seksen /6.2.2/ sekizde Niğbolı ilhâkı ile Özi Eyâleti virilüp Çehrin seferine serdâr ta yîn olundı. Bî-feth avdet eyledikde mazhar-ı gazab-ı pâdişâhî olup ma zûlen bâr-ı hânesiyle İstanbul a geldikde Çatalca da huzûr-ı hümâyûna ihzâr ve Dârü ssa âde ağası odasında: bre koca kâfir! Çehrin gibi bir toprak palankayı niye almadın? buyurdılar. Üzerime Moskov taburı geldi ve mukābili def i mümkün olmayup asker-i İslâm ı girü çektim diyesiye kalmadı, bostancıbaşıya kaldırdup Yedikule ye habs itdirdi. Ve elliüç günden sonra ıtlâk ve Kandiye Eyâleti ve ba dehu Mora Sancağı ve Erzurum ve doksanbeşde Diyârbekir Eyâleti virilüp Üngürüs seferine ta yîn olup Budun a kapandı. Ve
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 259 yüz ondört gün mahsûr olup Rüstemâne erlikler ve dilîrâne cünbüş hareketler idüp niçe tedbîr ü tedârükler ve hîle vü hud alar ile düşmen-i dîni aldayup kal ayı kurtardı. Ol vakitde Şeytân ismi ref olup Melek ismi tesmiye olunmasına fermân-ı hümâyûn sâdır oldı. Ve hîn-i muhâsarada Vezîr Kara Mehemmed Paşa şehâdetinden Budun Eyâleti verildi. Ve düşmen kal a altından münhezimen firâr itdikden sonra sene-i mezbûre evâhırı idi, Haleb Eyâleti ile Bekrî Mustafa Paşa yerine Üngürüs serdârı olup gelüp Belgrad da kışladı ve doksanaltıda Üstorgon u muhâsara idüp üzerine gelen Nemçe taburına karşu varup sû -i hareketlerinden bozılup Belgrad a geldikde Vezîr-i a zam Kara İbrâhîm Paşa adûsı idi ferce bulup bin doksanyedi muharreminin beşinci güni Belgrad da katl itdürüp anda medfûndur. Paşa-yı mezbûr sehâ ve kerem ile meşhûr akl-ı firâsetde [ve] tedbîr-i tedârükde yegâne-i rûzgâr ve Tîryâkî Hasan Paşa gibi hîle ve fennine akl ü fikr irişmez, sinni doksana bülûğ itmiş akrânı nâdir bir âdem idi. Nâ-hakk yere izâle oldığından âmme-i nâs mahzûn olup Kara İbrâhîm Paşa ya sebb ü la net itdiler. Âkıbet Devlet-i aliyye dahi zararın görüp küffârın Budun Kal ası na müstevlî olmasına sebeb oldı. Osman Paşa: Bosneviyyü l-asldır. Hersek Sancağında [ ] Nâhiyesi nde Karanise nâm karyeden olup evâ il-i İbrâhîm Hanî de Hasbâğçe ye dâhil olmuş-idi. Ve Fâzıl Ahmed Paşa ya odabaşı, andan bostancılar kethudâsı ve seksenbir târîhinde İstanbul ka immakāmı olan Pirkonda Mutafa Paşa yerine bostancıbaşı olup ve seksenaltı ramazanının yirmiüçünci gün vezâret hâsları ile Kadirullah İbrâhîm Paşa yerine İstanbul ka im-makāmı oldı. Ve seksenyedide pâdişâh hazretleri Edirne den İstanbul a geldikde Vezîr Sarı Hüseyin Paşa yerine Şâm Eyâleti virilüp eşkıyâ-yı Urbân ın hakkından geldi. Ve doksanbirde Anadolı Eyâleti virilüp Özi muhâfızı Vezîr Kara Mehemmed /6.2.3/ Paşa yanına me mûr ve Üsküdar da pâdişâh hazretlerine alay gösterdi. Ve kapusı askerinin kılletinden içerü köşke da vet ve serâserli kürk giydüği mahalde azîm itâb olup Kağıdhâne ye kondukda dokuzyüz kîse rüşvet virüp Vezîr Abdurrahmân Paşa üzerinden Mısır Eyâleti n aldı. Ve doksandörtde azl olunup yine Vezîr Sarı Hüseyin Paşa fevtinden Şâm Eyâleti yle Üngürüs seferine ta yîn olup Belgrada vardıkda Bosna Eyâleti virildi. Ve doksanbeşde Budun muhâsarasında serdâr Bekrî Mustafa Paşa ile taşrada bulunup taksîrâtları sebebiyle katli murâd-ı hümâyûn olmuş-iken Vezîr-i a zam Kara İbrâhîm Paşa recâsı ile ıtlâk ve Pojega Sancağı verildi. Ve doksanyedide Eğri Eyâleti virilüp her bâr taşra çıkup sâde nakkāre ile kal a etrâfında gezüp geldüğün Kadana kâfiri işidüp vâfirî cem ve bir mahalde gelüp pusuya girdiklerinden gāfil olup işbu sene-i mezbûre ramazanının gurresinde yine mu tâd üzre çıkup gezerken ilerüce gidüp Kadana kâfiri ardın alup bunlar az anlar çok paşayı ortaya alurlar kendüyi ele virmeyüp ceng iderek şehîd olduğundan leşini pâre pâre iderler. Paşa-yı mezbûr halîm ü selîm, adl ü sehâya mâ il, sinni altmışı bülûğ itmiş bir cerî âdem idi. Hayrâtından Anadolı da ve Rumili de ba zı ebniyeler ve İstanbul da Bağçekapusı dâhilinde hânesi kapusuna muttasıl çeşme ve köyünde câmi ve mekteb ve medrese yapup karyesin ma mûr [ve] âbâdân eylemiş-idi. Doksanbeş senesinde otuzbeş bayrak Hırvat gelüp hayrâtıyla köyüni ihrâk bi n-nâr eyledi. Abdurrahmân Paşa: Arnavudiyyü l-asldır. Hâce-zâde Hasan Paşa akrabâsından olup küçüklüğünde yeniçeri ocağına girüp yoluyla kul kethudâsı ve binseksen târîhinde Arnavud Uzun İbrâhîm Paşa yerine vezâret ile yeniçeri ağası ve seksenbeşde Babadağı nda Bağdâd Eyâleti ve seksenyedide Defterdâr Ahmed Paşa üzerinden Mısır Eyâletin ve doksan birde Bosna Eyâletin ve doksan üçde Kamaniçe Eyâleti ve doksan yedide Üngürüs serdârlığıyla Haleb Eyâleti ve der-akab yine Budun Eyâleti tevcîh olup işbu sene-i mezbûrede onyedinci bâzâr güni küffâr Budun a müstevlî oldığı gün kurşun ile urılup şehîd oldı. Paşa-yı mezbûr sâhib-i seyf ü mızrâk ve gözin budakdan sakınmaz bahâdır ve cerî ve müdebbir ve sehâ vü keremde bî-nazîr, âb-ı engûra mâ il sinni sekseni bülûğ etmiş mahbûb-ı dost bir âlî vezîr idi. (Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa. Zeyl-i Fezleke).
260 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metne Âit Kelimeler Âbâd: Âb-ı engûr: Adl ü sahâ: Adû: Âkıbet: Aldamak: Âlî: Amân: Âmme: Azîm: Bâr: Başbâkikulu: bî-feth: bî-nazîr: Bosnavî: Bulûğ: Cerî: Cünbiş: Der-akab: Dilîrâne: Ebniye: Evâ il: Evâhır: Ferce bulmak: Fermân-ı hümâyûn: Fevt: Firâset: Gāfil: Gurre: Halîm ü selîm: Hâs: Hayrât: Hîn: Hud a: Itlâk: İhrâk bi n-nâr: İhrâk: İhzâr: İlhâk: İtâb: İzâle: Ka im-makām: Karye: Kat : Kıllet: Mamur, şen, bayındır. Üzüm suyu. Adalet ve cömertlik. Düşman. Sonuç, sonunda olan. Aldatmak. Yüce, ulu, yüksek. Eminlik, korkusuzluk. Herkes, kamu. Büyük, ulu, iri. Yük. Hazinenin bakiye kalmış vergilerini toplayan görevlilerin başı. Feth olunmaksızın, alınmaksızın. Benzeri olmayan, benzersiz. Bosnalı. Erişme, yetişme, erkeklik yaşına girme, ergenlik. Cesûr, yiğit, cüretli. Hareket, zevk, eğlence. Hemen arkasından, hemen peşinden. Kahramanca, yiğitçe. Binâlar, yapılar. İlk zamanlar, Bir ayın ilk on günü için kullanılır. Sonlar, son vakitler, bir ayın son on günü için kullanılır. Aralık, boşluk bulmak, fırsat yakalamak. Pâdişâh fermânı. Ölüm. Anlayışlılık, çabuk seziş. Gaflette bulunan, ihmal eden, dikkatsiz, ihtiyatsız. Ayın ilk günü, parlaklık, aklık. Yumuşak başlı ve doğru kimse. Gelir olarak 100.000 akçe üzerinde olan yıllık tahsisatlara verilen isim. Hayırlar, hayır eserleri, hayır işleri. Zaman, an. Hile, düzen, aldatma. Salıverme, koyuverme. Ateşle yakmak, yangın. Yakma, yakılma. Hazır etme, hazırlama. Katma, dâhil etme. Azarlama. Ber-taraf etme, giderme, giderilme. Bir makamın, memuriyetin yerini tutan, vekillik eden görevli. Osmanlıda sadrazam İstanbul da olmadığı zamanlarda onun yerine bakan vekil. Köy. Kesme, ayırma, belirli hale getirme. Yokluk, azlık.
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 261 Kîse: Kubbe-nişîn: Ma mûr: Mâ il: Mahbûb: Mahsûr: Mahzûn: Manâsıb: Mazhar: Medfûn: Mezbûr: Mu tâd: Muhâfız: Muhâsara: Mukābil: Murâd-ı hümâyûn: Muttasıl: Müdebbir: Mülakkab: Münhezim: Müstevlî: Nâdir: nâ-hakk: Nâkıs: Nakkāre: Nâs: Odabaşı: Palanka: Perveriş: Rind: Rûzgâr: Rüstemâne: Sebb ü la net: Sehâ: Sahâ, Serâser: Seyf: Sin: Sû-i hareket: Sulh: Taksîrât: Tesmiye: Tevcîh: Urbân: Vâfir: Yegâne: Kese, torba, kap, para birimi, cepte taşınan para torbası. Osmanlı döneminde İstanbul da Topkapı sarayında Kubbe-altı denilen yerde toplanan vezirlerden her biri. Bayındır, şenlikli. Eğilimli olan, meyilli. Sevilmiş, kendisine muhabbet beslenmiş. Kuşatılmış, çevrelenmiş. Hüzünlü, tasalı, kaygılı. Mansıb ın çoğulu, memuriyetler, makamlar, rütbeler. Uygun düşen, lâyık. Defnedilmiş, toprağa gömülmüş, mezara konulmuş. Dile getirilmiş. Âdet olunmuş, alışılmış, itiyâd edilmiş. Koruyucu, Osmanlıda sınır boylarındaki kalelere veya eyaletlere atanan üst rütbeli görevliler. Kuşatma, çevreleme. Karşı duran, karşılık. Padişâhın isteği, arzusu, beklentisi. Kesintisiz devam eden, bitişik. Tedbirli davranan, tecrübe kazanmış yönetici. Lakaplandırılmış, isimlendirilmiş. Hezîmete uğramış, yenilmiş, bozguna uğramış. İstilâcı, yayılmacı. Az bulunan, eşine az rastlanılan. Haksız, hak etmeyen. Noksan, eksik, kusurlu. Çiftenâra, dümbelek. İnsanlar, halk, herkes. Pâdişâhın hizmetinde bulunan ve Enderûn un önde gelen görevlilerinden. Kaleden küçük müstahkem mevki. Ekseriya toprak dolma veya ahşaptan yapılmış küçük kaleler. Besleyiş, besleme, beslenme, terbiye etme, yetiştirme, ilerileme. Kalender, dünya işlerini boş gören kimse, aldırışsız. Zaman, mevsim, felek, dönem. Eski İran kahramanlarından Rüstem e benzeyen, onun gibi olan. Sövüp, lanet okuma. Sövüp sayma. Cömertlik, eli açıklık. Baştanbaşa, büsbütün, altın veya gümüş telle işlenmiş kıymetli elbise. Kılıç, Osmanlıda askerî sınıfa verilen isim. Yaş. Hareketin kötüsü, iyi olmayan iş. Barış. Kusurlar, hatâlar, yanlışlar. İsimlendirme, isim koyma. Yöneltme, yönlendirme, atama. Çöl Arapları, bedevîler, aşîretler. Bol olan, çok bulunan. Tek olan, biricik.
262 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Büyük Vezirlerin Ölümleri Melek İbrahim Paşa Anadolu da bulunan Divriği Kasabası kökenlidir. IV. Mehmed in tahta geçişinin ilk yıllarında iki defa defterdâr ve bir defa yeniçeri ağası olan Seyyid Mustafa Paşa nın yanında yetişmiştir. Daha sonra memuriyet silsilesinde yükselerek başbakikulu, 1067 senesinde de başdefterdâr oldu. Dünya işlerini hoş gören biri olduğunda şeytan ismiyle kendisine lakap takıldı. Ve Koca Köprülü (Köprülü Mehmet Paşa) ile Bozcaada, Yanova seferlerine birlikte katılıp dört yıl boyunca defterdârlık görevinde kaldı. 1071 senesinde Mısır Eyaleti ne vâli oldu. Daha sonra azledildiği için İstanbul a geldi. Mısır gelirlerinden her sene İstanbul a gönderilen parayı eksik gönderdiği için yedi ay kapı arasında (Topkapı Sarayı nda Orta Kapının -Bâbüsselâm- iki kapısı arasında kalan kısmın adı) hapiste kaldı. Mısır gelirlerinden zimmetine geçirdiği yediyüz kîse para tahsîl olunduktan sonra serbest bırakıldı ve Diyarbakır Eyâleti vâliliğiyle gönlü hoş edildi. Ve hicrî 1083 tarihinde kendisine has türü gelirler verilerek vüzerâ sınıfına dâhil olup Kamaniçe seferinde Haseki Sultan ı muhâfaza göreviyle Babadağında kaldı. Bu görevden dönüşünde Kandiye Eyaleti vâliliğine getirildi. Hicrî 1086 senesinde Şişman İbrahim Paşa öldüğü için boşalan Şam valiliğine atandı ve bu görevle Lehistan seferine serdâr tayin edildi. 1087 de Leh kralını ordusuyla birlikte Kamaniçe yakınlarında sıkıştırıp, savaş yoluyla barışa zorlayarak, kendisini salıverdi. Bundan sonra dönüp kışı askerleriyle Babadağı nda geçirdi. Hicrî 1088 de Niğbolu nun idaresi de ilave edilmiş biçimde, Özi vâliliği verilerek Çehrin seferine başkumandan olarak tayin olundu. Çehrin i ele geçiremeden döndüğü zaman padişâhın gazabına uğradı. Azledilmiş olarak ailesi ve eşyalarıyla İstanbul a geldiğinde, Çatalca da padişâhın huzuruna çıkarıldı. Darüssaade ağasının odasında pâdişâh: bre koca kâfir!, Çehrin gibi topraktan inşa edilmiş küçük bir kaleyi niye alamadın? diye sordu. Üzerime Rus askeri geldi ve karşı koyup püskürtmek imkânı olmadığı için Osmanlı ordusunu geri çektim şeklinde kendini savunmaya başlamıştı ki devamına izin vermeden bostancıbaşıya verilen emir üzerine Yedikule zindanlarına hapsettirdi. Elliüç gün geçtikten sonra salıverilerek önce Kandiye Eyaleti, daha sonra Mora Sancakbeyliği, sonra Erzurum vâliliği ve 1095 tarihinde Diyarbakır vâliliği verilip Macaristan seferine tayin olunarak Budin Kalesine yerleşti. Kale içinde yüzondört gün kuşatılmış vaziyette kaldı. Savunma sırasında kahramanca yiğitlikler ve düşmanı şaşırtıcı hareketler yapıp, onlara tuzaklar kurarak, hileler yaparak kaleyi işgalden kurtardı. O anda şeytân lakabı kaldırılarak melek ismi ile anılması için padişah fermânı çıkartıldı. Budin şehrinin kuşatılması esnasında Vezir Kara Mehmet Paşa şehit olduğu için Budin Eyaleti Melek İbrahim Paşa ya verildi. Düşman Budin Kalesi dibinden yenilmiş olarak kaçtıktan sonra ki zikredilen yılın sonlarıydı, Halep Eyaleti kendisine verilerek Bekrî Mustafa Paşa nın yerine Macaristan serdârı yapıldı. O da gelip Belgrat a yerleşti ve kışı burada geçirdi. 1096 senesinde Estergon u kuşattığında üzerine gelen Avusturya birliklerine saldırdığı zaman düşmanın yanıltıcı hareketlerinden dolayı bozguna uğrayıp Belgrad a döndü. O dönemde veziriazam olan Kara İbrahim Paşa kendisinin düşmanı olduğundan bu başarısızlıktan dolayı fırsatını bulup 1097 senesi Muharrem ayının beşinci günü Belgrat da kendisini öldürttü. Mezarı da orada bulunmaktadır. Zikredilen Paşa cömertlik ve iyilikleri ile tanınmış, uyanık aklıyla hareket etmekte ve savaş hazırlıkları yapmakda o dönemin bir tanesi idi. Tiryaki Hasan Paşa gibi savaş oyunları ve hileleri yapmakta akıl ermez birisi idi. Yaşı doksana varmış, eşi çok az bulunan bir adam idi. Haksız yere ortadan kaldırıldığı için bütün insanlar üzüldüler ve kendisini katlettiren Kara İbrahim Paşaya beddua ve la-
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 263 net ettiler. Sonuçta Osmanlı Devleti de bu hareketin zararını çekti. Onun ölümü düşmanın Budin Kalesi ni işgaline sebep oldu. Osman Paşa: Aslı Bosnalıdır. Hersek sancağının bir nahiyesinde, Karanise isimli köyden olup Sultan İbrahim Han ın saltanatının ilk yıllarında Hasbahçe ye alınmıştı. Daha sonra Fazıl Ahmet Paşa ya odabaşı, ondan sonra bostancılar ocağı kethüdası ve hicrî 1081 tarihinde İstanbul da sadrazamın yerine kaymakamlık yapan Pirkonda Mustafa Paşa nın boşalttığı bostancıbaşılık görevine getirildi. 1086 yılının Ramazan ayının yirmiüçüncü günü kendisine vezirlik rütbesiyle beraber has türünden gelirler de tahsis edilerek, Kadirullah İbrahim Paşa yerine İstanbul da kaymakam paşalık görevi verildi. 1087 tarihinde pâdişah Edirne den İstanbul a döndüğünde Vezir Sarı Hüseyin Paşa dan boşalmış olan Şam vâliliği verildi. Bu görevi esnasında Arap aşiretlerinin eşkiyalıklarına son verdi. 1091 senesinde Anadolu Eyaleti valiliğine getirilip Özü muhafızlığı görevinde bulunan Vezir Kara Mehmet Paşa nın yanına görevlendirildi. Göreve gitmeden önce Üsküdar da padişâhın huzurunda askeriyle geçit resmi düzenledi. Yanına topladığı eyalet askeri az sayıda olduğu için, kendisine tören kıyafeti giydirilecek olan köşkteki odada şiddetli azarlama işitti. Özi tarafına hareketle Kağıthane ye konakladığı sırada dokuzyüz kese akçe rüşvet vererek Vezir Abdurrahman Paşa uhdesindeki Mısır valiliğini aldı. 1094 yılında görevinden alındığında Vezir Sarı Hüseyin Paşa nın ölümünden dolayı boşalan Şam valiliği makamı verilerek bu görevle Macar seferine tayin olundu. Belgrat a vardığında Şam valiliğinden alınarak Bosna valiliğine getirildi. 1095 senesinde Budin kuşatmasında başkumandan Bekrî Mustafa Paşa ile kale savunması yerine dış tarafta kalmaları büyük hata olduğundan öldürülmesi padişah tarafından istendiği halde Veziriazam Kara Mustafa Paşa nın isteği ile affedilip kendisine Pojega sancakbeyiliği verildi. 1097 yılında Eğri valiliği verildi. Bu görevi esnasında her zaman kalenin dışına çıkıp yanına askeri birlik almadan sadece birkaç görevliyle beraber kale etrafında gezinip döndüğünü Kadana kâfiri işittiğinden yanına birçok adam alarak bir yerde pusuya yattılar. Paşa bu pusudan habersiz olarak, aynı yılın ramazan ayının ilk günü yine her zamanki gibi kale dışında gezinti yaparken biraz uzağa gittiğinde düşman tarafından çevrildi. Paşa nın adamları az, düşman ise çok olduğundan ortalarında kalmasına rağmen teslim olmayıp savaşarak şehid olduğu için kızgınlıklarından cesedini parça parça ettiler. Adı geçen paşa, yumuşak huylu doğru bir adamdı. İyilik ve cömertliğe meyilli, yaşı altmışa varmış cesur biriydi. Hayır eseri olarak Anadolu ve Rumeli de bazı binalar ve İstanbul Bahçekapı da Evinin kapısına bitişik çeşme ve köyünde cami, mektep ve medrese yapıp orayı mamur edip şenlendirmişti. 1095 senesinde otuz bölük Hırvat askeri gelip hayır eserleriyle birlikte köyünü ateşe verdiler. Abdurrahmân Paşa: Aslı Arnavuttur. Hâce-zâde Hasan Paşa nın yakınlarından olup küçüklüğünde yeniçeri ocağına girdi. Orada yükselme sırasını takip ederek kul kethüdalığı görevine geldi. 1080 tarihinde Arnavut Uzun İbrahim Paşa nın yerine vezirlik rütbesi de alarak yeniçeri ağalığı görevine getirildi. 1085 de Babadağı tarafında görevliyken Bağdat Eyaleti valiliğine atandı ve sırasıyla 1087 de Defterdâr Ahmet Paşa elinden Mısır Eyaleti vâliliğini aldı. 1091 de Bosna, 1093 de Kamaniçe ve 1097 de Macaristan serdârlığı görevini yürütmek kaydıyla Halep Eyaleti verildi. Bu tevcihin hemen ardından yine Budin Eyaleti valiliğine getirildi. Bahsedilen senenin (1097) onyedinci Pazar günü düşman Budin e saldırdığı gün kurşun ile vurulup şehid oldu. Bahsi geçen paşa, iyi kılıç ve mızrak kullanan, gözünü budaktan sakınmaz, bahadır ve cesur, aynı zamanda idarede tedbirli davranan, cömertlik ve iyilikte eşi bulunmaz, üzüm suyu içmeyi seven, yaşı sekseni geçmiş, dostlarına düşkün yüce bir vezirdi.
264 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I 2 A) Aşağıdaki metni okuyunuz B) Metinde geçen tamlamaları bulunuz ve bunların özelliklerini tanımaya çalışınız (Geçen yılın tamlamalarla ilgili konularını hatırlayarak yapınız). C) Metinde geçen ek almış kelimeleri bulunuz ve özelliklerini yazınız. (Geçen yılın Farsça da ekler konularını hatırlayarak yapınız). Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa. Zeyl-i Fezleke.
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 265 Özet 1 2 3 Osmanlı yazma tarih metinlerini tanıyabilmek Osmanlı yazma tarih metinlerini tanımaya yardımcı olmak üzere iki adet 17. Yüzyıl yazma tarih kitabından örnek metinler seçilmiştir. Osmanlı yazma tarih metinlerini okuyabilmek Bu ünitede ele alınan I. ve II. metinlerde önce metin okunuşu verilmiştir. Metnin okunuşunda bazı harfler basit transkripsiyon işaretleriyle belirlenmiştir. Yine sesli harfler mümkün mertebe o dönemin okunuşuna göre ele alınmıştır. Metni seçerken yazı karakteri, içerdiği kelimeler, terimler dikkate alınmış ve öğrencinin bunları okuyarak tanıması hedeflenmiştir. Osmanlı yazma tarih metinlerindeki kelimeleri tanıyabilmek Her iki metnin de yabancı kökenli kelimeleri sözlük şeklinde hazırlanmıştır. Burada da öğrencinin kelime hazinesinin zenginleştirmesi ve metni anlama açısından kolaylık kazanması gözetilmiştir. Sıra sizde bölümlerinde öğrencilerin kelime çalışması yapabilmelerine yönelik okumalar verilmiştir. 4 5 Osmanlı yazma tarih metinlerindeki deyim ve terimleri tanıyabilmek Her iki metinde de yine 17. Yüzyılın kendine has deyim ve terimleri zaman zaman geçmektedir. Öğrencelerin bu terimleri görmesi ve öğrenmesi tarih metinlerini anlamaları açısından son derecede önemlidir. Osmanlı yazma tarih metinlerinin anlamını ana hatlarıyla açıklayabilmek Metinler günümüz diliyle anlama açısından basit bir çeviriye tabi tutulmuştur. Çeviride birebir, kelimelerin yerine kelime yerleştirme yöntemi tercih edilmemiştir. Anlamayı sağlayan yardımcı ilave kelimeler veya kelime grupları tercih edilerek metnin genel olarak anlaşılmasını sağlama yoluna gidilmiştir.
266 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdaki metnin doğru okunmuş şekli hangi şıktadır? a. Olunup Astana da vânı sa âdet-hânelerinde meks ü ârâmı bâbında fermân-ı hümâyûn sudûr buldı. b. Olunup Âstâne de vâkı sa âdet-hânelerinde meksurâmı bâbında fermân-ı hümâyûn sudûr buldı. c. Ulunup Âstâne de vâkı saidet-hânelerinde meks ü ârâmı bâbında fermân-ı hümâyûn sudûr buldı. d. Olunup Âstâne de vâkı sa âdet-hânelerinde meks ü ârâmı bâbında fermân-ı hümâyûn sudûr buldı. e. Olunup Âstâne de vâkı sa âdet-mândelerinde meks ü ârâmı bâbuna fermân-ı hümâyûn sudûr buldı. 2. Aşağıdaki pasajda geçen hicri ayın ismi hangisi olmalıdır? a. Mahmiye b. Zermeştay c. Ramazan d. Zilkade e. Şehrimazan 3. Aşağıdaki metinde anlatılmak istenen nedir? a. Veziriazamın dîvâna katılarak orada şikayetçilerin dertlerini dinlemesi. b. Veziriazam Mustafa Paşa nın pâdişâh sarayındaki bir eğlenceye katılması. c. Veziriazamın padişâh sarayına giderek bir arzuhal sunması. d. Veziriazamın tek başına gelenlerle divan kurması ve burada dinlenmesi. e. Veziriazam Mustafa Paşa nın Sultan Sarayına şeref vermesi. 5. Recec رجج Mevâcibi teriminde kastedilen aylar aşağıdakilerden hangisindedir? a. Recep, Şaban, Ramazan. b. Ramazan, Şaban, Receb. c. Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir. d. Recep, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir. e. Ramazan, Şevval, Zilkade. 6. Üsküdar da pâdişâh hazretlerine alay gösterdi. İfâdesini doğru yansıtan şık hangisi olmalıdır? a. Üsküdarda padişâhın önünde askeriyle resmî geçit töreni yaptı. b. Üsküdarda padişah hazretlerine alaylı hareketler yaptı. c. Üsküdardan padişah hazretlerine alaylı cevap gönderdi. d. Üsküdarda padişâh hazretleriyle eğlenceli konuşmalar yaptı. e. Üsküdarda padişah hazretlerine itibar göstermedi. 7. Sinni doksana bülûğ etmiş, akrânı nâdir bir âdem idi. Cümlesinin doğru çevirilişi aşağıdakilerden hangisidir? a. Sinesi doksan yerinden yaralı, akrânının nadir dediği bir adamdı. b. Sini adedi doksan adede ulaşmış, akranının nadir bulduğu bir adamdı. c. Yaşı doksana geldiğinde buluğa ermiş, daha önce görülmemiş bir olay idi. d. Seneler doksanı gösterdiğinde, kendinden başka kimsesi kalmamış bir adam oldu. e. Yaşı doksana ulaşmış, benzeri çok az bulunan bir adamdı. 8. Osman Paşa Bosnaviyyü l-asldır ibaresinin doğru anlamı hangisidir? a. Osman Paşa asıl Bosna valiliği yapmıştır. b. Osman Paşa nın Bosna da yaptıkları esastır. c. Osman Paşa nın Bosnalıları asildir. d. Osman Paşa nın aslı Bosnalıdır. e. Osman Paşa aslâ Bosnalı olmamıştır. 4. Hezimete uğramış, yenilmiş, bozguna uğramış anlamlarını karşılayan kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. Mukābele b. Münhezim c. Mübâdele d. Mücâdele e. Müşâhade
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 267 9. 10. a. Mezbûr halîm ü selîm adl ü sehâya mâ il seteni alınmışı bülûğ itmiş bir cerî âdem idi. b. Mez borahalîm ve selîm adl ü sehâya mâ il sinni altmışı bülûğ itmiş bir cerî âdem idi. c. Mezbûr halîm ü selîm âdil ve senhâya mâ il seteni altmışı bülûğ itmiş bir cerî âdem idi. d. Mezbûr halîm ü selîm adl ü sehâya mâ il sinni altmışı bülûğ itmiş bir cerî âdem idi. e. Mezbûr halîm ü selîm âdil ü sehâya mâ il sinünü alınmışı bülûğ itmiş bir çery âdem idi. a. Nemçe tâ burına koşu varup sû-i hareketlerinden bozulup Belgrad a geldikde b. Nice tabura karşu varup sû-i hareketlerinden yüz bulup Belgrad a geldikde c. Nice taburına karşu varup sû-i hareketlerinden bozulup Belgrad a geldikde d. Nemçe taburına karşu varup şevhar gelenlerden bozulup Belgrad a geldikde e. Nemçe taburına karşu varup sû-i hareketlerinden bozulup Belgrad a geldikde Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d Yanıtınız yanlış ise I. metnin Okunuş kısmını tekrar gözden geçiriniz. 2. c Yanıtınız yanlış ise I. Metnin "Okunuş" kısmını tekrar gözden geçiriniz. 3. a Yanıtınız yanlış ise I. Metnin Anlam kısmını tekrar gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise I. Metnin Kelimeler bölümünü yeniden inceleyiniz. 5. c Yanıtınız yanlış ise Sıra Sizde 1-2 nin cevap kısmını tekrar inceleyiniz. 6. a Yanıtınız yanlış ise II. Metnin Anlam kısmını tekrar gözden geçiriniz. 7. e Yanıtınız yanlış ise II. metnin Anlam bölümünü tekrar gözden geçiriniz. 8. d Yanıtınız yanlış ise II. metnin Anlam bölümünü tekrar gözden geçiriniz. 9. d Yanıtınız yanlış ise II. metnin Metnin Okunuşu bölümünü tekrar gözden geçiriniz. 10. e Yanıtınız yanlış ise II. metnin Metnin Okunuşu bölümünü tekrar gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 A) Rûz-ı diğer: Yevmü s-sâlis fî 19 şehr-i ramazân sene 1101. Rûz-ı Ulûfe-i Recec sene 1101: Çûn ki işbu mâh-ı ramazân-ı şerîfin onsekizinci pâzârirtesi güni sahrâ-yı sarây-ı sultânîde vâkı muhayyem-gâha hurûc vukū buldı, işbu yevm-i merkūmda dîvân-ı sultânî fermân buyurılup erkân-ı devlet ve a yân-ı saltanat ve erbâb-ı ehl-i dîvân ve çavuşân ve bevvâbân ve ocağ-ı yeniçeriyân ve solakān ve peykân ve ağayân-ı sipâh ve silahdârân bi l-cümle dîvân-ı sultânîde hâzır u âmâde olundukda bi z-zât Vezîr-i a zam Mustafa Paşa dahi dîvân-ı hümâyûn-ı sultânîye teşrîf ve arz-ı hâl-i şâkiyân kırâ et ve istimâ ından sonra umûmen kul tâ ifesinin binyüz bir senesine mahsûb olmak üzre Recec mevâciblerinin ihrâcı izz-i huzûr-ı pâdişâh-ı âlem-penâha arz ve telhîs olundukda yeniçeri ve sâyir kullarının ulûfelerin virmekde tekayyüd ü ihtimâm idüp tekâsül etmeyesin deyu hatt-ı hümâyûn-ı sa âdet-makrûn sâdır olmağın târîh-i mezbûra mahsûb olmak üzre müstehıkk oldukları Recec mevâcibleri dîvânhâne-i şehriyâr-ı cihân-bânîde ihrâc ve kîse kîse add olunup bi l-cümle ocakhâ-i mezbûrâna tevzî ü taksîm olunup, mısrâ : Dağılın bî-çâreler çûn kaldı dîvân irteye.
268 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Nesr: mefhûmunca dîvân-ı sultânîden ihrâc ve kānûn-ı kadîm-i Âl-i Osmânî ve tarz-ı şehen-şâh-ı Süleymânî üzre Defterdâr-ı Şıkk-ı evvel İsma îl Efendi ye ve Rûz-nâmçe-i evvel Mehemmed Efendi ye ve Rûz-nâme baş halîfesi Abdi Efendi ye Başbâkī-kulı Abdullah Ağa ya ve Veznedâr-başı Tosun Mustafa ya ve diremci (dirhemci) ta bîr olunan veznedâra huzûr-ı sadr-ı âlîde ve dîvân-ı hümâyûn-ı sultânîde hıl at-i fâhireler ilbâsından sonra bi l-cümle erbâb-ı dîvân destbûs-ı sadr-ı âlî idüp ve dîvân-ı hümâyûn dağılup ve sadr-ı âlî muhayyem-gâhlarına sa âdet ile nüzûl buyurdılar. Ve topcılar ocağı taraf-ı Âsitâne-i sa âdet den hareket ve Edirne sahrâsında vâkı Solak Çeşmesi kurbüne nüzûl eyledikleri beyne n-nâs şüyû bulup tahakkuk buldı. B) Muhayyem-gâh: Ordugâh, ordu çadırlarının kurulduğu yer. Dîvân-ı sultânî: Pâdişâh adına icra edilen dîvân. Dîvân-ı hümâyûn. Erkân-ı devlet: Devlet erkini elinde bulunduran görevliler. Devlet adamları. A yân-ı saltanat: Devletin önde gelen yöneticileri. Devlet adamları. Erbâb-ı ehl-i dîvân: Dîvân-ı hümâyûnda çeşitli görevleri işbölümüyle yürüten devlet adamları. Çavuşân: Divan toplantılarında ve diğer törenlerde asayiş ve güvenlikle ilgili sorumlular. Bevvâbân: Kapıcılar anlamında olmakla beraber bunlar da tören ve divanlarda güvenlikle ilgili işleri görürler. Solakân: Bunlar da bir bölük olup padişahın bulunduğu yerlerde tören kıtası olarak hazır bulunurlar. Peykân: Yine padişahın tören bölüklerinden birini oluşturan gurup. Sipâh: sipahi sınıfı asker. Silahdârân: Enderun çıkışlı kimselerin almış olduğu bir rütbe ve görevliler gurubu. Arz-ı hâl-i şâkiyân kırâ ati ve istimâ ı: Divan toplantısı esnasında şikayetçilerin dilekçelerinin okunması ve dinlenilmesi. Mecazen bir kimsenin derdinin divanda halledilmesi. Kul tâ ifesi: Bütün asker ve idareciler için kullanılmakla beraber burada mevacib alan askeri sınıf yani yeniçeri sınıfı kastedilmiştir. Recec mevâcibi ihrâcı: Recec: rebiülahir, cemaziyelevvel, cemaziyelahir aylarının başharflerinden kısaltılarak oluşturulmuş bir rumuzdur. Bu üç aya ait yeniçeri mevacibi için kullanılmıştır. Bu sınıf her üç ayda bir maaş aldıkları için her üç ayın da ayrı ismi vardır: Masar مصر (muharrem, safer, rebiülevvel) Recec رجج (yukarda yazıldığı gibi) Beşen بش (bazen reşen olabilir (رشن ( Receb, Şaban, Ramazan), Lezez لذذ ( Şevval, Zilkade, Zilhicce) Arz: Divan toplantılarından sonra padişaha bilgi sunma. Telhîs: Sadrazamın devlet işlerine dair padişaha sunduğu bilgilendirme yazısı. Ulûfe: Maaşlarını aylık veya üç aylık gelirlere göre alanların aylıkları. Hatt-ı hümâyûn: Padişahın el yazısı. Genellikle emir ve görüşlerini içeren talimat yazıları. Dîvân-hâne: Divan-ı hümayun ya da sadrazam divanlarının icra edildiği mekan. Kanûn-ı kadîm: Başlangıç tarihi belli olmayacak kadar eskiden beri uygulanan kural, gelenek. Âl-i Osmân: Osmanın ailesi; Osmanlı Hanedanı. Defterdâr-ı şıkk-ı evvel: Dönemlere göre değişmekle birlikte Osmanlı Devleti nde birden fazla defterdarlık memuriyeti vardı. Bunların en üstündekine baş defterdar denirdi veya bu isim kullanılırdı. Rûznâmçe-i evvel: Maliye Kaleminin önde gelen bürolarındandı. Senelik gelir ve masrafların bütçe benzeri bir genel toplamı burada hazırlanırdı. Büronun başındaki isme de rûznâmçe-i evvel efendi denilirdi. Başbaki-kulu: Eskiden şimdiki maliye müfettişlerinin gördükleri işleri yapan bakı kullarının başlarına verilen addı. Tanzimattan sonra başmüfettiş unvanını almıştır. Sadr-ı âlî: Sadâret makamını karşılamak üzere kullanılan bir sıfat tamlaması. Hil at: Bir cins üst elbisesi. Türkçesi kaftan dır. Osmanlı döneminde resmî tören kıyafeti olarak sıkça kullanılmıştır. C) Metinde Ramazan ayının 18 inde icra edilen bir dîvân toplantısı anlatılmaktadır. Ancak bu dîvânın diğerlerinden farkı aynı zamanda ulûfe dîvânı oluşudur. Öncelikle dîvâna katılan devlet adamları ve çeşitli zümrelerin isimleri zikredilmiştir. Sonra dîvânın icrâ şekline geçilmiştir. Arz-ı hâl-i şâkiyân kırâ et ve istimâ ından sonra ifâdesinden anladığımız kadarıyla önce dîvânın normal fonksiyonu yani şikâyetlerin dinlenmesi, davaların görülmesi görevi yerine getirilmiştir. Ondan sonra ulûfe dağıtımı kararına geçilmiştir. Daha sonra mevâcible ilgili bilgiler padişaha sunulmuş ve dağıtım için onun izni istenmiştir. Padişahın kendi el yazısıyla dağıtılsın emri verildiğinde divan-hane önünde kul taifesinin mevacibleri dağıtılmıştır. Bu işlem bittikten sonra emeği geçen görevlilere kanun ve töre gereğince rütbelerine göre değerleri olan kıyafetler giydirilmiştir. Burada anlatılan sıralama aslında her zaman icra edilen bu türden dîvânların bir örneği-
6. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-II 269 dir. Dolayısıyla buradaki bilgileri diğer ulûfe dîvânları için de kullanmamız mümkündür. Sıra Sizde 2 A) Mustafa Paşa: Yeniçeri ocağında Kara Hasan Ağa-zâde nâmıyla şöhret bulmuş Mustafa Paşa dır. Binaltmış altı târîhinde yoluyla kul kethudâsı ve seksendörtde sekbânbaşı ve seksenbeşde Babadağı didikleri mahall-i [ferah]fezâda Abdurrahman Paşa yerine yeniçeri ağası olup ocak halkın kendüye müsahhar eyleyüp halk şerrinden korkardı. Pâdişâh hazretlerinin muhabbeti olmağla vüzerâ azline kādir olamayup binseksen dokuzda Çehrin muhâsarasında sadr-ı sâbık maktûl Mustafa Paşa ferce bulup taksîrât itdi nâmıyla azl idüp İstanbul a gönderdi. Ve doksanbeş senesine gelince değin pâdişâh hazretleri yalılarda oldukça, mezbûrı buyuruldı ile Silivri de çiftliğine ve şikâra gitdikce Boğazkesen Hisârı nda olan yalısına nefy ile eziyyet iderdi. Hasmı katl olunca değin bu cevri çeküp sabr eyledi. Ve doksanbeş muharreminde vezâret ile Mahmûd Paşa yerine İstanbul ka im-makāmı olup bi-emri llâhi te âlâ vakti kahta müsâdif olmağla hezâr dürli tedbîr ü tedârükler ile fukarâyı geçindirüp doksanyedide Mora muhâfazasına ta yîn olup vardıkda işbu sene-i mezbûre zilkadesi evâhırında alîlen anda fevt oldı. Paşa-yı mezbûr dîndâr, savm u salâta müdâvîm, hakka kā il adle mâ il, sırât-ı müstakīme sâlik iskemle hâkimi, rind-i cihân şehr oğlanı, tiryâkî-meşreb ve sinni doksanı geçmiş akār ve çiftlikleri çok bir zen-pâre âdem idi. Yetmiş nefer evlâdı olduğın ba zı müte allıkātı takrîr idüp ka im-makāmlığında yalancı ve yankesiciye kesâd geldi. Hattâ bana cevr iden hasmım katl olup ben ka im-makām olacağım bileydim bir mağaraya girüp bu vakte değin çıkmazdım didüğin söylediler. Mu teber Hasan Paşa: Bosnaviyyü l-asldır. Nakşıbendi tarîkında olup kırk sene mıkdârı İstanbulda rü yâ ta bîr idüp aslâ tehallüf etmezdi. Ve hattâ sadr-ı sâbık Kara Mustafa Paşa Öküz Limanı nâm mahalde leb-i deryâda Beç seferine hareketinden mukaddem bir rü yâ görüp ta bîr etmiş ve sağ gelmeyeceğini haber virmiş. Edirne den İstanbul a nefy itmiş-idi. İşbu sene-i mezbûre evâhırında fevt olup Üsküdar da defn olundı. Âbid ü zâhid ve perhîz-kâr ve sinni doksanı mütecâviz itmiş bir pîr-i mürşid-i kâmil vücûd-ı mükerrem idi. B) Mahall-i [ferah]-fezâ: Huzur artıran, çoğaltan yer. Farsça karakterli ikili sıfat tamlaması, Sadr-ı sâbık: Eski sadrazam, önceki sadrazam, Farsça karakterli, ikili sıfat tamlaması. Sene-i mezbûre: Dile getirilmiş olan sene. Farsça karakterli, ikili sıfat tamlaması. Paşa-yı mezbûr: Dile getirilmiş olan, kendisinden bahsedilmiş olan paşa. Farsça y izafet kesresiyle yapılmış ikili sıfat tamlaması. Sırât-ı müstakīm: Doğru yol. Farsça karakterli, ikili sıfat tamlaması. Rind-i cihân: Cihanın rindi, dünyanın boşvermişi. Farsça karakterli, ikili isim tamlaması. Leb-i deryâ: Deniz kenarı, sahil. Farsça karakterli, ikili isim tamlaması. Bosnaviyyü l-asl: Aslı Bosnalı olan. Arapça karakterli ikili isim tamlaması. Pîr-i mürşid-i kâmil: Olgunluğun zirvesindeki irşad edici ihtiyâr. Farsça karakterli üçlü sıfat tamlaması. Vücûd-ı mükerrem: Saygıdeğer varlık, saygıdeğer kimse. Farsça karakterli, ikili sıfat tamlaması. C) Bî-feth: Fetihsiz, fetih olmadan. İsimden sıfat yapma eki olarak kullanılar bî- olumsuzluk bildiren ön ekle yapılmış kelime. Bî-nazîr: Benzeri olmayan, eşi olmayan. Olumsuzluk anlamı veren ve birleşik sıfat yapan bî- ön ekiyle yapılmış sıfat. Der-akab: Akabinde, hemen arkasından. Kelimeye zarf anlamı veren der ön ekiyle yapılmış birleşik kelime. Dilîr-âne: Kahramanca. Benzerlik, liyâkat bildiren sıfat yapma eki olan âne ekiyle yapılmış. Nâ-hakk: Haksız. Nâ: Farsça olumsuzluk ön eki, isimden sıfat yapmış. Rüstem-âne: Rüstem gibi kahramanca, kahramanca. Benzerlik sıfatı yapma eki âne ekiyle yapılmış. Yeg-âne: Biricik, tek olan. Liyâkat bildiren sıfat yapmada kullanılan âne ekiyle yapılmış. Yararlanılan Kaynaklar Ferid Devellioğlu. (1970). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara. Mehmet Zeki Pakalın. (2004). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü (I, II, III). Ankara. Mithat Sertoğlu. (1986). Osmanlı Tarih Lugati. İstanbul. Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa. Zeyl-i Fezleke. Üsküdârî Abdullah B. İbrahim. Vâkı ât-ı Rûz-merre.
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 7Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini belirleyebilecek, El yazması eserleri doğru ve hızlı okuyabilecek, Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznenizi geliştirebilecek, Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını belirliyebileceksiniz. Anahtar Kavramlar XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Yazma Eserler İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III GİRİŞ KEYFİYET-İ RÛSİYYE SEYYİD AHMED HIRSOVAVÎ
Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III GİRİŞ Kitabınızın bu ünitesinde el yazması eserlerin daha seri ve doğru okunabilmesini sağlamak için yazma eserlere yer verilmiştir. XVIII. Yüzyıl Osmanlı tarihi metinlerinin dil bağlamında ağdalı olanlarının yanında, oldukça sade ve anlaşılabilir olanları da mevcuttur. Özellikle Osmanlı Devleti nin resmî tarihçileri olan vakanüvislerin kaleme aldıkları eserlerde Arapça ve Farsça unsurların fazlaca kullanıldığı yani beğenilme kaygısıyla edebi ve süslü ifadelerin tercih edildiği görülür. Saray nüshası olan ve bu üniteye alınan yazmaların yazılarının oldukça temiz ve zorluk çekilmeden okunabilir oldukları görülmektedir. Keyfiyet-i Rûsiyye adlı ilk metin nesih yazı türü ile kaleme alınmış ve özenle yazılmıştır. Fakat bugün kullanmadığımız pek çok kelimenin metinde yer alıyor olması sık sık sözlük kullanımını zaruri kılmaktadır. Diğer metin, Seyyid Ahmed Hırsovavî tarafından yazılan ve eser isminin belirtilmediği bir yazmadan alınmıştır. Oldukça temiz bir talik yazı türü ile kaleme alınan eserde Deli Petro dan başlamak suretiyle Rusya tarihi anlatılmaktadır.
272 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 7.1.5 (Keyfiyet-i Rûsiyye (Topkapı Sarayı Müzesi No: 1627))
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 273 Metin 7.1.4
274 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 7.1.3
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 275 Metin 7.1.2
276 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 7.1.1
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 277 KEYFİYET-İ RÛSİYYE /7.1.1/ Elhamdü lillâhi Rabbi l âlemîn ve s-salâtü ve s-selâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecma în. Emmâ ba dü ma lûm ola ki târîh-i hicreti n-nebeviyye aleyhi ekmeli t-tahiyyenin bin yüz yirmi iki senesinde ve târîh-i mîlâd-ı İsâ aleyhi s-selâmın bin yedi yüz on birinci sâlinde Moskov Kralı nın bin yüz on senesi sulhu târîhinden târîh-i mezbûra değin evzâ -ı nâ-hem-vâr ve dimâğı fesâd ve ahd-i mîsâkı ke-beytü l-ankebût süst-i bünyâd ve nakz-ı ahdine bâ is ve bâdî ve Boğdan ve Eflâk ve sevâhil-i Tuna ve Belgrad ve Bosna ve Bahr-i Siyâh ve Bahr-i Sefîd ve bütün cezâyiri ve bi l-cümle Rum İli ve Anadolu da sâkinîn bi l-cümle Rum keferesi yek-dil /7.1.2/ ve bunların râhibleri hâlâ Moskov Çarı sâhib-i hurûcdur ve İslambol a mâlik olacak bu kraldır Türk tâ ifesinin vakti tamâm olmuşdur cümleniz ra iyyetden berî olursuz deyü re âyâya firîb virmekle cemî isi hafiyyeten Moskova tâbi olub ve teb iyyetlerine i timâd içün temessükler virüb cümlemiz mâl ü menâlimiz ve evlâdımız ve ensâbımız ve cân-ı başlarımız ile her ne zaman hurûc idüb İslambol tarafına teveccüh iderler ise her şehirde ve her kasabada bulunan Rum tâ ifesini kral gelmezden akdem şehirleri zabt u rabt ideriz deyü mahzarlar idüb elem üzre olmayasız ki hâla Osmanlı nın kuvvet ve kudreti kalmayup cebehâne ve hazînesi yokdur elli bin askere ancak kudreti vardır askerî tâ ifesine müzâyaka virdiklerinden ziyâde fakîrlerdir ve ulûfelerine dürlü dürlü hîleler eylediklerinden cümlesi bîzâr olub rû-gerdânlardır deyü bu kral-ı bed-fi âli takrîr ve bunun üzerine ulu ruhbânları sened-i kavî ve burhânlar gönderüb ve sene-i mezbûre içün İslambol a mâlik olursun didiklerinde /7.1.3/ kral tarafından dahî kâğıdlar irsâl eylemişler ki sene-i merkûmda vâki Ağustos ayının on ikinci günü cümleniz hurûc idüb şehirleri ve kasabaları ve bi l-cümle kurâsıyla zabt u rabt ve Türk tâ ifesin esîr-bend ve zencîr idesiz ki ben varup hâzır bulayım deyu tenbîh ü te kîd itdüğünden mâ adâ İslambol da a yân-ı devletden birine hizmet ider bir kâfire Diyarbekir krallığın tevcîh ve âyîn-i bâtılası üzere tâc ve libâs gönderüp ve Boğdan beği olan Kantemiroğlu na Boğdan ve Bender ve Babadağı ve İsakçı ve Silistre ve ol havâlîye kral nasb idüp Belgrad ve Temeşvar ve Bosna ve Yenişehir ve Selanike ve Sofya ve Filibe ye krallar nasb idüp ve tahtgâh-ı Edirne ye Şeremetoğlunu kral nasb idüp ve âyîn-i bâtılları üzere mezbûrlara tâclar ve libâslar giyürüb Venedik tâ ifesiyle dahî donanmanı hâzır ve âmâde idüb sevâhil-i Bahr-i Sefîd e hasâret içün sefer eyleyüp anlar dahî donanmasına takviyyet ile hâzır ve âmâde olup hâsılı kelâm kral-ı Moskov bu misillü evzâ -ı nâ-hem-vâr ve nakz-ı ahde /7.1.4/ müte allik vâdîden hâlî olmaduğuna binâ en şevketlü ve azametlü ve kerâmetlü pâdişâhımız Sultân ibnü s-sultân Gazî Ahmed Hân ibnü s-sultânü l-gazî Mehemmed Han e azze l-lâhü ensâruhû hazretleri vâkıf olmağla gayret-i şehinşâhî zuhûra gelüb sa âdetlü Kırım Hânı Devlet Girây Hân hazretlerini da vet buyurup bin yüz yirmi iki senesi Ramazân-ı Şerîf evâsıtında vüsûlleri der-i devlete müyesser oldukda vüzerâ-i ızâm ve ulemâ-i kirâm ve sadr-ı şeyhü l-islâm sellemehü s-selâm ve sadreyn ve bi l-cümle ocaklar huzûr-ı hümâyûnlarına da vet ve hân-ı âlî-şân hazretlerine kral-ı mesfûrun ahvâli su âl buyruldukda hıyâneti ve bi l-cümle re âyâ ile yek-dil olup hasretü l-mülûk olan şehr-i Kostantıniyye ye sânihallâhü ani l-beliyyeti matmah-ı nazarı olduğun ve ahde vefâ itmemekle hud alardan hâlî olmayub firîb virüp ve sene-i âtîde ale l-gafle hurûc eyleyüp âzim ve câzim olması emr-i mukarrer olduğun isbât eylemekle fazîletlü sadr-ı şeyhu l-islâm sellemehü s-selâm hazretlerinden istifsâr ve sudûr-ı ulemâ /7.1.5/ bi l-cümle üzerine sefer olması câ izdir deyü edille-i kaviyye ile fetvâ-yı şerîf virdiklerinden ol gün balyozu olan kâfiri kalle-i habs fermân olunub kerâmetlü pâdişâhımız e ızze l-lâhü ensâruhû hazretleri Bec seferine giden askerin zı afı ve me kûlâtları ve meşrûbâtları ve mühimmât ve cebehâne ve sâ ir her ne levâzım olur ise zı afıyla olmak üzere fermân buyurub hatt-ı hümâyûn virdiklerinde tedârik-i azîme meşgûl ve sene-i mübârekenin mâh-ı Şevvâli nin beşinci gün hân-ı uluvvü ş-şân hazretlerine kılıç ve kaftân ve sorguç ve azîm ihsânlar ile izzetlü ka-
278 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I pucular kethüdâsı ağayı ma an taht-gâh-ı Kırım şehrine i zâz ve ikrâm ile irsâl buyurdular vardıklarında Moskov Kralı tarafına âdemler gönderüb ahvâli haber ve sulhunda karar-dâde olduğundan tefahhus olundukda kânûn derûnunda olan ahker fürûzân olduğun müşâhede ve taraf-ı şehriyârîye vâkı hâl i lâm olunmağın aceleten tuğ-ı hümâyûn ihrâcına hatt-ı hümâyûn-ı sa âdet-makrûn vârid olub etrâf ü eknâfa sürücüler ta yîn [Keyfiyet-i Rûsiyye (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, No: 1627)] Metne Ait Sözlük Ahvâl, احوال Ahker, اخكر Edille, ادله İrsâl, ارسال İstifsâr, استفسار Esîr-bend, اسير بند İ zâz, اعزاز E azzallâh, اعزاهلل İ lâm, اعالم A yân, اعيان Akdem, اقدم Eknâf, اكناف Âmâde, آماده Ensâb, انساب Ensâr, انصار Evâsıt, اواصط Evzâ, اوضاع Âyîn, آيني Bâdî, بادى Bâtıl, باطل Bâ is, باعث Bi l-cümle, باجلمله Bed-fi âl, بدفعال Bürhân, برهان Bünyâd, بنياد Beyt, بيت Bî-zâr, بيزار Te kîd, تأكيد Teb iyyet, تبعيت Taht-gâh, حتتكاه Tedârük, تدارك Tefahhus, تفخص Takrîr, تقرير Temessük, متسك Teveccüh, توجه Câzim, جازم Cezâyir, جزاير Hâsıl, حاصل Hâzır, حاضر Hâlî, خالى Hud a, خدعه Haller, durumlar Ateşli kor Deliller Gönderme Sorgulama Esir etme Ağırlama, saygı gösterme Allah aziz etsin Bildirme, anlatma İleri gelenler Önce Taraflar, yönler Hazır Soylar Yardım edenler Ayın ortasındaki on gün Vaziyetler, durumlar Gelenek, usul, merasim Neden, gerektiren Boş, çürük Neden, gerektiren Hepsi, tamamı Kötü işler yapan Delil Temel, esas Ev Bıkmış, usanmış Sağlamlaştırma Tabi olma Başkent Edinmek İyice araştırma Anlatma, yerleştirme Senet, tutunma, sarılma Yönelme, sevgi Kesin olarak karar veren Adalar Meydana gelen, elde edilen Hazır, her şeyi tamam Boş, ıssız Hile, kandırma
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 279 Hurûc, خروج Hasâret, خسارت Hafiyyeten, خفية Hıyânet, خيانت Dimâğ, دماغ Rabt, ربط Re âyâ, رعايا Ra iyyet, رعيت Rû-gerdân, روكردان Sâl, سال Süst, سست Sefîd, سفيد Sevâhil, سواحل Şehriyâr, شهريار Şehin-şâh, شهنشاه Şevketlü, شوكتلو Sadr, صدر Sudûr, صدور Sulh, صلح Zı af, ضعف Zuhûr, ظهور Âzim, عازم Izâm, عظام Azametlü, عظمتلو Azîm, عظيم Ulemâ, علما Uluvvu ş-şân, علوالشان Ulûfe, علوفه Ankebût, عنكبوت Ahd, عهد Fetvâ, فتوا Fürûzân, فروزان Firîb, فريب Kurâ, قرا Karâr-dâde, قرارداده Kavî, قوى Kânûn, كانون Kirâm, كرام Kerâmetlü, كرامتلو Libâs, لباس Levâzım, لوازم Mâ adâ, ماعدا Me kûlât, مأكوالت Mâlik, مالك Müte allik, متعلق Misillü, مثللو Mahzar, محضر Merkûm, مرقوم Mezbûr, مزبور Dışarı çıkma, ayaklanma Zarar, ziyan Gizlice Hainlik yapmak Beyin Bağlama, bağlanma Vergi veren halk, sürü Vergi veren halk, sürü Yüz çeviren Yıl Gevşek Ak Sahiller Hükümdar Şahların şahı Ulu olan Göğüs, yürek, baş, başkan Meydana çıkma, olma Barış, uzlaşma İki misli, iki katı Görünme, ortaya çıkma Kesin olarak karar veren Büyükler Büyük olan Büyük Alimler Şanı yüce Yeniçeri ve sipahi yevmiyesi, hayvan yemi Örümcek Ant, yemin Müftü hükmü, karar Parlak Aldatma, iğfâl Köyler Karar verilmiş Sağlam Soba, ateş yakılan ocak Ulular, şerefliler Kerem sahibi, bağışlayıcı Elbise Gerekli şeyler Başka, fazla Yiyecekler Sahip olan, efendi Alakalı Benzer İmzalı dilekçe, huzur yeri Adı geçen Adı geçen
280 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mesfûr, مسفور Müşâhede, مشاهده Meşrûbât, مشروبات Muzâyaka, مضايقه Matmah, مطمح Ma an, معا Mukarrer, مقرر Makrûn, مقرون Mülûk, ملوك Menâl, منال Mühimmât, مهمات Mîsâk, ميثاق Müyesser, ميسر Nâ-hemvâr, ناهموار Nasb, نصب Nakz, نقض Vârid, وارد Vâkı, واقع Vâkıf, واقف Vüzerâ, وزرا ûl, Vus وصول Yek-dil, يكدل Yazılan, adı geçen Görme, şahit olma İçecekler Sıkıntı Göz konulan yer Beraber Kararlaştırılmış Yakın, ulaşmış, kavuşmuş Melikler, hükümdarlar Sahip olunan şeyler Savaş eşyası Yemin, antlaşma Kolaylıkla olan Uymayan, uygunsuz Atama, göreve getirme Bozma, çözme Gelen, erişen Olan Bilen, vakfeden Vezirler Ulaşma, varma, kavuşma Kalpleri bir, gönüldaş Metinde Geçen Terimler Sözlüğü Şeyhulislam: İlmiye sınıfının amiri ve en yüksek dereceye sahip müderris. Osmanlıların ilk dönemlerinde en yüksek ilmiye payesi kazaskerlik idi. Fatih döneminden itibaren müfti, 17. Yüzyıl sonlarına doğru şeyhulislam denmeye başlanmıştır. Sadreyn: Rumeli ve Anadolu kazaskerlerinin ikisine birden verilen isim. Balyoz (Balyos): Osmanlıların Venedik elçilerine verdikleri ad. Ferman: Padişahın herhangi bir konudaki resmi emri ve bunun yazılı hali. Beç: Osmanlıların Viyana şehrine verdikleri isim. Hatt-ı hümayun: Bazı istisnalar dışında padişahın kendi el yazısı ile kaleme aldığı yazı ve emirler. Hatt-ı şerif de denilir. Sorguç: Kavuk veya diğer başlıkların ön tarafına takılan çeşitli tüy veya mücevher süs. Kapıcılar kethudası: Topkapı Sarayı nda bulunan her çeşit kapıcının en büyük amiri. Kethuda-yı bevvâbîn de denirdi. Divan-ı hümayunda bulunarak hizmet eder ve padişahla sadrazam arasındaki sözlü veya yazılı haberleşmeyi kapı ağası ile birlikte sağlardı. Tuğ-ı hümayun: At kuyruğu bağlanmış, ucuna da altın yaldızlı top geçirilmiş mızrak cinsinden alamet, nişan. Hükümdarlık, vezirlik, beylerbeyliği, sancakbeyliği ve askeri vazife ve memuriyet işareti idi. Sürücü: Devşirme alınan çocukları kafile halinde İstanbul a getiren memur. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Alemlerin Rabbine hamd olsun ve onun Resulüne, ailesine, yakınlarına ve cümlesine salat ve selam olsun. Bundan sonra biline ki, hicri tarihin bin yüz yirmi iki yılında ve miladi tarihin bin yedi yüz on birinci yılında Moskova kralının bin yüz on senesinde yapılan anlaşma tarihinden adı geçen tarihe kadar uygunsuz ve fesat kaynağı olan tavırları vardır. Anlaşma şartlarını bozan hallerine sebep olan ise Boğdan, Eflak ve Tuna, Belgrad, Bosna, Karadeniz, Akdeniz sahilleri ve bütün adalar ve Rumeli ve Anadolu da oturan, gönül bir-
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 281 liği etmiş Rum kafirleri ve onların rahipleridir. Bu rahipler, Moskova Çarı ayaklanmıştır ve İstanbul a sahip olacak olan da bu kraldır, Türklerin artık zamanı dolmuştur Osmanlı tabiiyetinden uzak olacaksınız diye halkı kandırmaktadırlar. Ve hepsi gizlice Ruslara tabi olup bağlılıklarının samimiyetini göstermek için senetler verip hepimiz, mallarımız, sahip olduklarımız ve canlarımız ile ne zaman ayaklanıp İstanbul a yönelirseniz biz de her yerde ayaklanıp kral gelmeden önce şehirleri zapt ederiz diye yazılar gönderdiler. Endişe etmeyiniz çünkü şu an Osmanlı nın gücü kuvveti, cephane ve hazinesi yoktur. Çıkarabilecekleri ancak elli bin askerleri vardır ve askerlerine de ödeme yapamadıklarından çok fakirlerdir. Maaşlarını ödememek için çeşitli hileler yaptıklarından cümlesi şikayetçi olup yüz çevirdiler diye Moskova kralına bilgi verdiler. Bunun için önde gelen din adamları sağlam senet ve deliller gönderip adı geçen sene için İstanbul a sahip olursun dediler. Kral da onlara yazılar gönderip bahsi geçen yılın Ağustos ayının on ikinci gününde ayaklanıp şehirleri ve kasabaları köyleriyle beraber zapt edip Türkleri esir edip zincire vurasınız ki ben geldiğimde hazır bulayım diye tembihledi. Bundan başka İstanbul da ileri gelen devlet adamlarından birine hizmet eden bir kafire Diyarbakır krallığını verip batıl gelenekleri gereğince taç ve elbise gönderdiler. Boğdan beyi Kantemiroğlu nu, Boğdan, Bender, Babadağı, İsakçı, Silistire ve o havalilere kral tayin ettiler. Belgrat, Temeşvar, Bosna, Yenişehir, Selanik, Sofya ve Filibe ye krallar tayin, başkent Edirne ye Şeremetoğlu nu kral atayıp yine boş ve çürük geleneklerine göre adı geçen krallara taç ve elbiseler giydirdiler. Venediklilere de donanmalarını hazır tutup Akdeniz sahillerine zarar vermek için donanmalarını takviye etmeleri söylendi. Kısacası Moskova kralı bunlar gibi uygunsuz ve anlaşma şartlarına aykırı durumlardan uzak kalmadığı için yüce padişahımız Sultan Ahmet Han hazretleri gelişmeleri bildiğinden gayrete gelip Kırım Hanı Devlet Giray hazretlerini çağırıp bin yüz yirmi iki senesi Ramazan ayı ortalarında gelişi gerçekleşince vezirler, alimler, şeyhülislam, kazaskerler ve ocaklar padişah huzuruna davet olundular. Kırım Hanı na adı geçen kralın vaziyeti sorulduğunda hainliği ve halk ile gönül birliği edip hükümdarların hasreti olan İstanbul a göz diktiği, anlaşmaya sadık kalmadığı ve hilelerden uzak kalmayıp halkı kandırdığı ve gelecek yıl gaflet anında harekete geçmeye kesin kararlı olduğunu ispat etmiştir. Fazilet sahibi şeyhülislama görüşü sorulduğunda alimlerin başı olan şeyhülislam sefer yapılmasının caiz olduğunu kuvvetli deliller göstererek fetva vermiştir. O gün kafir elçisinin hapsolunması ferman olunup padişahımız hazretleri Viyana seferine giden askerin iki katı asker ve yiyecekleri, içecekleri, askeri malzeme ihtiyaçları ve diğer ne lazımsa iki katıyla hazırlanmasına ferman yazmıştır. Bu ihtiyaçların teminine meşgul olunup, mübarek senenin Şevval ayının beşinci günü Kırım Hanına kılıç, kaftan, sorguç ve büyük hediyeler verilip kapıcılar kethüdası ağayı yanına vererek Kırım a gönderdiler. Vardıklarında Moskova kralı tarafına adamlar gönderip durumundan haber alıp anlaşmaya sadık olup olmadığı araştırıldığında ocağın derinindeki közün parlaması gibi harekete hazır olduğu anlaşılıp durum padişaha bildirilmiştir. Bunun üzerine acele olarak tuğların çıkması için padişahın hatt-ı hümayunu çıkıp asker ve mühimmat temini için etrafa sürücüler tayin edilmiştir.
282 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: عهد Ahd نقض Nakz ربط Rabt Fa l ضبط Zabt نصب Nasb خروج Hurûc صدور Sudûr خضور Huzûr Fu ûl ظهور Zuhûr وصول Vusûl خيانت Hıyânet fi âlet خسارت Hasâret fe âlet دعوت Da vet غيرت Gayret fa let حذمت Hizmet fi let صلح Sulh Fu l Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri: باعث بادى مالك واقع حاضر كافر واقف عازم جازم جائز وارد Bâ is Bâdî Mâlik Vâkı Hâzır Kâfir Vâkıf Âzim Câzim Câ iz Vârid Fâ il vezninde Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller: مزبور مشغول مقرون Mezbûr Meşgûl Makrûn Mef ûl vezninde
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 283 Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: احراق İhrâk ارسال İrsâl اثبات İsbât احسان İhsân اعزاز İ zâz İf âl bâbı اكرام İkrâm اعالم İ lâm اخراج İhrâc تنبيه Tenbîh تأكيد Te kîd توجيه Tevcîh Tef îl bâbı تعيني Ta yîn مضايقه Muzâyaka مشاهده Müşâhede Mufâ ale bâbı متسك Temessük توجه Teveccüh Tefa ul bâbı تفخص Tefahhus تدارك Tedârük Tefâ ul bâbı استفسار İstifsâr İstif âl bâbı Mezîdünfih İsm-i Fâ il: Müte allik Tefa ul bâbı ism-i fâ il متعلق Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: Mahzar İf âl bâbı ism-i mef ûl محضر ميسر مقرر Cem -i mü ennes: Müyesser Mukarrer Tef îl bâbı ism-i mef ûl مأكوالت مشروبات مهمات Me kûlât Meşrûbât Mühimmât (-ât eki ile)
284 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Cem -i mükesser: اوضاع Evzâ انساب Ensâb اعيان A yân انصار Ensâr Ef âl vezni ile احوال Ahvâl اطراف Etrâf اكناف Eknâf سواحل Sevâhil جزاير Cezâyir Fevâ il vezni ile لوازم Levâzım علما Ulemâ Fu alâ vezni ile Arapça tamlamalar: باجلمله سلطان الغازى شيخ االسالم حسرت امللوك عن البليه على الغفله ابن السلطان سلمه السالم علو الشان Bi l-cümle Sultânü l-gâzî Şeyhu l-islâm Hasretü l-mülûk Ani l-beliyye Ale l-gafle İbnü s-sultân Sellemehü s-selâm Uluvvü ş-şân Kamerî tamlama Şemsî tamlama Tesniye Sadreyn صدرين B-Farsça Yapılar: Farsça tamlamalar سند قوى بحر سفيد رمضان شريف در دولت خضور همايون قرال مسفور شهر قسطنطنيه مطمح نظر امر مقرر خط همايون Sened-i kavî Bahr-i sefîd Ramazân-ı şerîf Der-i devlet Huzûr-ı hümâyûn Kral-ı mesfûr Şehr-i Kostantiniyye Matmah-ı nazar Emr-i mukarrer Hatt-ı hümâyûn İzâfet kesresi
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 285 تدارك عظيمه Tedârük-i azîme ماه شوال Mâh-ı şevvâl طرف شهريارى Taraf-ı şehriyârî İzâfet kesresi توغ همايون Tuğ-ı hümâyûn سنۀ مزبوره Sene-i mezbûre علماء كرام Ulemâ-i kirâm وزراء عظام Vüzerâ-i ızâm سنۀ آتي Sene-i âtî İzâfet hemzesi ادلۀ قويه Edille-i kaviye سنۀ مباركه Sene-i mübâreke فتواى شريف Fetvâ-yı şerîf İzâfet Y si يكدل Yek-dil شهنشاه Şehin-şâh سعادت مقرون Sa âdet makrûn Kesik izâfet قرار داده Karar-dâde خان عاليشان Hân-ı âlî-şân Zincirleme tamlama Farsça ön ve son eklerle türetilen kelimeler روكردان Rû-gerdân Ön eklerden rû kullanılmış ناهموار Nâ-hemvâr Ön eklerden nâ kullanılmış حتتكاه Taht-gâh Son eklerden gâh kullanılmış بيزار Bî-zâr Ön eklerden bî kullanılmış a) Metinden alınmış, aşağıdaki pasajı bugünkü dile aktarınız. Osmanlı nın kuvvet ve kudreti kalmayup cebehâne ve hazînesi yokdur elli bin askere ancak kudreti vardır askerî tâ ifesine müzâyaka virdiklerinden ziyâde fakîrlerdir ve ulûfelerine dürlü dürlü hîleler eylediklerinden cümlesi bîzâr olub rû-gerdânlardır deyü bu kral-ı bed-fi âli takrîr ve bunun üzerine ulu ruhbânları sened-i kavî ve burhânlar gönderüb ve sene-i mezbûre içün İslambol a mâlik olursun b) Metindeki şu cümlede geçen Arapça cem (çoğul) kelimeyi bularak bunun türünü tespit etmeye çalışın ve müfred (tekil) şeklini gösterin: Venedik tâ ifesiyle dahî donanmanı hâzır ve âmâde idüb sevâhil-i Bahr-i Sefîd e hasâret içün sefer eyleyüp anlar dahî donanmasına takviyyet ile hâzır ve âmâde olup c) Aşağıdaki cümlede geçen sülâsî mezîdünfîh masdarı bulunuz ve hangi bâbda yapıldığını yazınız: Bec seferine giden askerin zı afı ve me kûlâtları ve meşrûbâtları ve mühimmât ve cebehâne ve sâ ir her ne levâzım olur ise zı afıyla olmak üzere fermân buyurub hatt-ı hümâyûn virdiklerinde tedârik-i azîme meşgûl d) Metinde çeşitli yerlerde geçen aşağıdaki Arapça tamlamaların türünü yazınız. Bi l-cümle, İbnü s-sultân, Hasretü l-mülûk 1
286 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 7.2.4 Seyyid Ahmed Hırsovavi
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 287 Metin 7.2.3
288 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 7.2.2
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 289 Metin 7.2.1
290 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I SEYYİD AHMED HIRSOVAVÎ /7.2.1/ Ma lûm ola ki Rusya İmparatoru Deli Petro, İsveç Kralı On İkinci Karl üzerine Poltava nâm mahalde gâlib olduğu târîhden on bir sene sonra Nehr-i Etel ile Nehr-i Tin mâbeyninde ol târîhde vâki olan Rusya Devleti nin serhaddini kendüsüne tâbi olmayan tavâ if-i cenûbiyyenin ta addiyât ve nehb ü gâretlerinden muhâfaza zımnında serhadd-i mezkûrun tûlunca bir sıra palanga ve kal a tertîb ve binâ etmiş olup el-hâletü hâzihî Rusya Devleti nin ol cânibde serhaddi Aras Nehri üzerinde matrûh ve mü esses olmağla târîh-i mezkûrdan bed ile işbu günümüze gelinceye kadar devlet-i mersûmenin arâzîsi İran tarafına doğru yedi yüz mil mesâfesi mikdârı ilerü getürülmüş olduğu âşikârdır. Bâlâda zikr olunan târîhden beru Rusya Devleti Avrupa kıt asında Finland ve İngirya ve Estoniya ve Livonya ve Kurland ve Litovanya ülkalarını ve Leh Devleti nin ekser mahallerini Ukrayn denilen Kazak ve Tatar kırlarını ve Kırım cezîresini ve Bucak ülkasını ve diğer nice kaza ve eyâlâtı kendü kabza-i tasarrufuna dâhil itmiş olup bunca vâsi mahalleri zabt ve teshîr ider iken diğer cânibden ya ni Çerkes ve Gürcistan cânibinden Fransa veyâhûd İspanya Devleti arâzîsi kadar vâsi ülkaların nez ve fethine devlet-i mersûmenin nice muktedir /7.2.2/ olduğu mes elesini tedkîk ve tefahhus itmek keyfiyeti umûmen tevârih-i düvel ilmine meşgûl olan zevâta bile lâzım ve mühim bulunmuş ise de Rusya Devleti nin Asya kıt asında vech-i mezkûr üzre kesb-i vüs at ve izdiyâd itmesinin netâ ic-i politikıyyesi ne olacağı ve bir de Avrupa devletlerinden düvel-i sâ irenin gerek ma lûmları olmayarak ve gerek vazîfeleri idinmeyerek Rusya Devleti nin tutduğu yol ve mesleği teftîş ve taharrî idüp ol mesleğin nihâyeti kangı maksada vâsıl olacağı mesâ iline nazar olunur ise madde-i mezkûrenin tedkîk ve tefahhusu keyfiyeti kat-ender-kat elzem ve ehem olduğu müstebândır. Rûsiyye Devleti nin düvel-i Avrupa ile vâkı olan mu âmelât-ı politikıyyesinin sûret-i hakîkıyyesi nikâb-ı tahtında mestûr olup kerâhet-i manzarı nev an ketm ve ihfâ olunmuş ise de Asya kıt asında bulunan devletler ile cây-gîr olan a mâl ve tedâbîri asla mütenekkir hey ete konulmayarak heman açıkdan açığa işini yürütmeğe sa y ide gelmiştir. Müşârun-ileyh Deli Petro Rusya Devleti nin taht-ı kraliyetine 1689 sene-i Mîlâdiyyesinde ik âd olundukda Bahr-i Ebyaz da kâ in Arhangel mersâsından başka devlet-i mersûmenin hiçbir denizde limanı yok idi. Müşarun-ileyhin dirâyet ve fetânet-i zâtiyyesi ve Avrupa ahâlîsinden ba zı kimesne ile ülfet ve musâhabeti semeresi olmak üzere ticâret-i hâriciyyenin ne derece ehem ve elzem bir keyfiyet olduğu ma lûm ve münfehimi olup Hindistan ülkasının ticâreti dahi eskiden beru her kangı devletin yedinde bulunduysa ol devletin bâ is-i serveti olmuş olduğu mevâdd-ı müsellemeden add ve i tibâr olunagelmekle ol vaktin adem-i ma lûmât-ı sahîhası iktizâsınca ticâret-i şarkıyye lakab-ı umûmîsiyle mülakkab olan ticâret-i külliyenin hiç olmasa bir cüz ünü eski yoluna i âde itmek ümniyesiyle /7.2.3/ müşârun-ileyh Deli Petro 1695 sene târîhinde Azak Denizi nde kendü devleti içün bir liman peydâ itmek sadedinde ol tarafa sevk-i asker itdi. Ve kezâlik Taygan mersâsı Rusya Devleti nin vâsıta-i temevvülü olacağı me mûl bulunan işbu ticâret-i cedîdenin merkezi kılınmak nazarı ile bakılmağa ve Vuruniç nâm mahalde binâ ve Tin Suyu üzerinden imrâr ile Azak Denizi ne ilkâ olunan iki kıt a küçük tekne dahi müşârun-ileyhin mesâ î-i bahriyesinin semere-i ûlâsı olduğu mevâdd-i ma lûmedendir. Ba dehû müşârun-ileyh Deli Petro Avrupa devletleri ziyâret ve seyâhatine gidüp ticâret-i garbiyyenin dahi ticâret-i şarkıyyeden kâr ve fâ ide cihetiyle ednâ olmadığını anlamağla kezâlik Bahr-i Baltık da liman peydâ itmek sevdâsına düşüp Rusya Devleti nin Livonya Ülkası hususunda müdde â-gerdesi olan ba zı hukûk-ı kadîmeyi ser-rişte iderek ol târîhde bile ülka-yı mezkûrun feth ü teshîri mütâla asına âgâz itmiş olduğu ba zı emârât-ı ma lûme ile mesbût olup ve fi l-hakîka İsveç Devleti aleyhinde ba d-ı zamân vâkı olan galebeleri semeresi olarak müşârun-ileyh bi lâkıbe Bahr-i Baltık da bir limana nâ il oldu. Bâlâda zikr olunan Poltava Muhârebesi nde dahi müşârun-ileyh Deli Petro gâlib olmağla hem İsveç kralı Karl ın kuvve-i askeriye-
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 291 si havfından kendüsü bi l-külliyye necât bulup hem dahi Rusya askerinin metânet ve şecâ at-i harbiyyesi şöhret bulmuş olduğundan ve Devlet-i Osmaniyye nin inkırâz ve inhidâmı takarrüb itmiş ve dîn-i Mesîhiyye de bulunan re âyâsı dâ imâ isyâna müsta id olmalarıyla enkâz ve bekâyâsından Rusya Devleti nin kuvvet ve imtidâdı müzdâd kılınması emr-i yesîr olacağı me mûl ve mütehayyili bulunduğundan nâşî müşârun-ileyh Devlet-i Osmâniyye aleyhine i lân-ı harbe tasaddî eyledi. Deli Petro nun ahvâl ve vekâyi i müverrihi olan Dolter nâm mü ellif-i /7.2.4/ meşhûrun ifâdesi üzre müşârun-ileyh Çin Devleti ile akd-i musâlaha itdiyse de Devlet-i Osmâniyye ile mu âhede rabt itmemesinin hikmeti, devlet-i müşârun-ileyhânın bekâyâ ve harâbesi üzerine Rusya Devleti nin kasr-ı kuvvet ve bâlâ hâne-i haşmetini binâ ve teşyîd etmek hengâmı vâsıl olmuş olduğu zannına müşârunileyhin giriftâr bulunmasından ibâret olup bu hikmete binâ en bir tarafdan askerini harbe alıştırmak ve taraf-ı âhardan dahi mümkün olduğu sûretde Karadeniz i kendi yed-i tasarrufuna dâhil itmek merâmlarıyla devlet-i müşârun-ileyhâ aleyhinde sefere mübâşeret itdi. Deli Petro nun 1711 sene-i Mîlâdiyesinde Devlet-i Osmâniyye ile vâkı olan seferinde giriftâr olduğu muzâyakası devlet-i müşârun-ileyhânın za af ve i tilâli ve Mesîhî olan re âyâsının adem-i hoşnûdîleri bâbında şâyi olan mütâla ât-ı bâtılanın bir müddet def ve izâlesine kâfî olup Fokşan kasabasında akd olunan mu âhedede dahi Azak Denizi nde ve Karadeniz de ihtirâ ı musammem bulunan ticâret-i cedîdenin icrâsı külliyen men olundu. Velâkin müşârun-ileyhin tasmîm-gerdesi olan husûsâtın tahsîline lâ-yenkatı ve bilâfütûr sa y itmek hem kendü mu tâdı ve hem dahi kuvvet-i meksûbesi ilelinden bulunduğu misüllü ticâret-i şarkıyyenin îcâd ve ikâmesi vesâ ilinin tahsîline sarf-ı efkârdan hiçbir vakit fâriğ olmadığı meşhûr olup gerek İsveç Devleti aleyhinde nâ il olduğu tefevvuk ve galebesi ve gerek Devlet-i Osmaniyye yedinden dûçâr olduğu inhizâm ve mağlûbiyyeti müşârun-ileyhi maksûd-ı mezkûrdan men ve sarfa kifâyet itmedi. Kafkas dağlarının bir nihâyetinden Karadeniz yoluyla dolaşması vech-i mezkûr üzre men olunmağla Deli Petro Azak Denizi nden sarf (Seyyid Ahmed Hırsovavî) Metne Ait Sözlük â, İhtir اختراع İhfâ, اخفا Ednâ, ادنا İzâle, ازاله İzdiyâd, ازدياد İ tilâl, اعتالل A mâl, اعمال Âgâz, اغاز Efkâr, افكار İkâme, اقامه İktizâ, اقتضا İk âd, اقعاد Ekser, اكثر Emârât, امارات İmtidâd, امتداد İmrâr, امرار Ümniye, امنيه İnkırâz, انقراض İnhidâm, انهدام İnhizâm, انهزام İcad, aslı olmayan bir şeyin gerçekmiş gibi gösterilmesi Saklamak, gizlemek Pek aşağı, en alçak Ortadan kaldırmak Çoğalmak, artmak Hasta olma, bahane etme Ameller, işler Başlama Fikirler Oturtmak, yerleştirmek Lazım gelme, gerekme Hükümdarın tahta oturması Pek fazla, daha çok İzler, işaretler Uzanmak, uzayıp gitmek Geçirmek Ümit, arzu Sönme, çökme, yıkılma Yıkılma, viran olma Hezimete uğrama, bozulma
292 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Ehem, اهم Bâ is, باعث Bâlâ, باال Bi l-külliyye, بالكليه Bede, بدأ Bekâyâ, بقايا Taharrî, حترى Tedâbîr, تدابير Teshîr, تسخير yîd, Teş تشييد Tasaddî, تصدى Tasmîm-gerde, تصميمكرده Te addiyât, تعديات Tefahhus, تفحص Tefevvuk, تفوق Takarrüb, تقرب Temevvül, متول Semere, ثمره Câygîr, جايكير Cezîre, جزيره Cenûb, جنوب hâzihi, El-hâletü احلالت هذه Havf, خوف Dirâyet, درايت Dûçâr, دوچار Düvel, دول Elzem, الزم Serhad, سرحد Ser-rişte, سررشته Sa y, سعى Şâyi, شايع Şecâ at, شجاعت Saded, صدد Zımn, ضمن Tavâ if, طوائف Tûl, طول Adem, عدم Akd, عقد İlel, علل Gâret, غارت Galebe, غلبه Fâriğ, فارغ Ülfet, الفت Fütûr, فتور Fetânet, فطانت Fi l-hakîka, فى احلقيقه İlkâ, القا Kabza, قبضه Kasr, قصر Önemli Sebep olan, icap ettiren Yüksek, yukarı, yüce Tamamıyla Başlama, başlayış Geride kalanlar, bakiyeler Araştırma, inceleme, yazma Tedbirler Büyüleme, aldatma, itaat ettirme Yükseltip muhkem etme Bir işe başlamak Bir şeyi önceden kararlaştırmak Düşmanlıklar Bir meselenin iç yüzünü dikkatle araştırma Üstünlük, daha büyük olma Yakınlaşmak, yaklaşmak Mal edinme, zengin olma Meyve, netice Yer tutan, yerleşen Ada Güney Şimdi, bugün Korkma Zeka, bilgi, kuvvetli tecrübe Yakalanmış, mübtela Devletler Gerekli Sınır İpucu, emare, delil Çalışma, gayret etme Duyulmuş, işitilmiş Yiğitlik, cesurluk Asıl mevzu, maksad İç yan, maksat amaç Guruplar, milletler Boy, uzunluk Yokluk, olmama Anlaşma, sözleşme İlletler, sebepler, hastalıklar Yağmalama, çapul Yenme, galip gelme Boş, vazgeçmiş, terketmiş Alışma, alışkanlık, dostluk Ümitsizlik, usanç Zihin açıklığı, çabuk kavrayış ve anlayış Hakikatte, esasında Koymak, bırakmak Sap, el, pençe Kesmek, kısa olmak
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 293 Kâ in, كائن Ketm, كتم Kezâlik, كذلك Kerâhet, كراهت Giriftâr, كرفتار Kesb, كسب Keyfiyet, كيفيت Lâ-yenkatı, الينقطع Mâbeyn, مابني Me mûl, مأمول Mütehayyil, متخيل Mütenekkir, متنكر Mesbût, مثبوت Misillü, مثلو Mahall, محل Müdde â-gerde, مدعا كرده Mezkûr, مذكور Mersâ, مرسا Mersûm, مرسوم Müzdâd, مزداد Mesâ il, مسائل Müstebân, مستبان Müsta id, مستعد Mestûr, مستور Müsellem, مسلم Mesîhî, مسيحى Müşârun-ileyh, مشار اليه Musâhabet, مصاحبت Musâlaha, مصاحله Musammem, مصمم Muzâyaka, مضايقه Matrûh, مطروح Mu âhede, معاهده Mu tâd, معتاد Meksûb, مكسوب Mülakkab, ملقب Manzar, منظر Münfehim, منفهم Mevâd, مواد Müverrih, مورخ Mü esses, موئسس Nâ il, نائل Netâ ic, نتائج Necât, جنات İfsâd, Nez, نزع Nikâb, نقاب Nehb, نهب Nev, نوع Vâsi, واسع Olan, var olan, mevcut Saklamak, gizlemek Bunun gibi, böylece İğrenç, istemeyerek, zorla Tutulmuş, yakalanmış Kazanç Durum Kesintisiz, sürekli Ara, aradaki şey Umulan, ümid edilen Hayal kuran Tanınmayacak hal ve kıyafete giren, tebdil İspatlanan, kanıtlanan Benzer Yer, mekan İddia edilen şeyi yapan, sağlayan Adı geçen Liman Yazılmış, bahsi geçmiş Artmış, çoğalmış Meseleler, konular Açıklanmış, âşikar İstidadı olan, kabiliyetli Örtülmüş, çizilmiş, yazılmış Teslim olunmuş, doğruluğu kabul edilen Hristiyan Adı geçen, işaret edilen Sohbet etme, görüşme Karşılıklı anlaşmak, sulh Hakkında karar verilmiş Sıkıntı, darlık, yokluk Temeli atılmış Karşılıklı yeminleşme, anlaşma Âdet, alışılmış olan iş Kazanılan Lakaplanmış, başka isim verilmiş Bakılan yer, görünüş Anlaşılan, kavranılan Maddeler Tarihçi Kurulmuş, tesis olunmuş Muradına eren Sonuçlar Kurtuluş, selamet bozma, çekip koparma Peçe, perde, örtü Yağmalama, çapul Çeşit, sınıf, cins Geniş, enli, bol
294 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Vâkı, واقع Vech, وجه â il, Ves وسائل Vüs at, وسعت Vekâyi, وقايع Yesîr, يسير Olan, meydana gelen Yön, yüz, çehre, sebep Vesileler, sebepler Genişleme, artma Olaylar, hadiseler Kolay Metinde Geçen Terimler Sözlüğü Palanka: Kaleden küçük, etrafı hendekle çevrilmiş korunaklı istihkam, mevki. Genellikle arkası toprak dolma ahşap şarampollarla muhafaza edilirdi. Leh: Polonyalılar için kullanılırdı. Kazak: Kuzey Karadeniz sahillerinde ve nehir boylarında yaşayan bir slav ırkı. Şayka adı verilen küçük gemileriyle Karadeniz sahillerinde korsanlık yaparlardı. Tatar: Aslen Türk kavimlerinden birinin adı olup, Cengiz Han ın askerlerinin öncüleri olduğu için önceleri Moğolların hepsine Tatar denilmiştir. Daha sonra Moğollar Türklere karışınca doğu ve kuzey tarafları özellikle de Deşt-i Kıpçak, Kırım ve Kazan Türklerine Tatar denilmiştir. Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Bilinmeli ki Rusya İmparatoru Deli Petro, İsveç Kralı On İkinci Karl a karşı Poltava isimli yerde galip olduğu tarihten on bir sene sonra Etel Nehri ile Tin Nehri arasında o tarihlerdeki Rusya Devleti nin sınırlarını, kendisine tabi olmayan güney kavimlerinin düşmanlık ve yağmalarından koruma maksadıyla adı geçen sınır boyunca bir sıra palanga ve kaleler yapmıştı. Bugün itibarıyla Rusya Devleti nin o tarafta sınırı Aras Nehri üzerinde oluşturulmuş olmasıyla adı geçen tarihten başlayarak günümüze gelinceye kadar Rusya nın arazisinin İran tarafına doğru yedi yüz mil kadar ileri genişlediği açıktır. Yukarıda yazılan tarihten beri Rusya Devleti Avrupa kıtasında Finland ve İngirya ve Estoniya ve Livonya ve Kurland ve Litovanya ülkelerini ve Leh Devleti nin çoğu yerlerini Ukrayn denilen Kazak ve Tatar kırlarını ve Kırım adasını ve Bucak ülkesini ve diğer nice kaza ve eyaletleri ele geçirmiştir. Bu kadar geniş alanı zaptedip kontrol ederken diğer taraftan yani Çerkes ve Gürcistan taraflarından Fransa veyahut İspanya Devleti arazisi kadar geniş ülkelerin ele geçirilmesine Rusya nın gücünün yetip yetmeyeceği konusunu etraflıca incelemek meselesi genel olarak devletler tarihi ilmiyle meşgul olan kişiler bakımından önemli ve gerekli görünmektedir. Durum böyle görünse de Rusya Devleti nin Asya kıtasında bahsedildiği şekliyle genişlemesinin siyasi sonuçlarının ne olacağı ve bir de Avrupa devletlerinden sair devletlerin gerek bilgileri dışında gerekse durumu kendilerinin dışında görmeleriyle Rusya Devleti nin takip ettiği yol ve siyaset incelenip bu yolun sonunun nereye varacağına bakılırsa: Konunun dikkatli bir biçimde araştırılması durumunun kat kat gerekli ve mühim olduğu açıktır. Rusya Devleti nin Avrupa devletleri ile meydana gelen politik muamelelerinin gerçek yüzü maske altında saklı olup iğrenç görünümü bir şekilde gizlenmiş ise de Asya kıtasında bulunan devletler ile geçerli olan işler ve tedbirleri asla başka bir kılığa sokmadan açıktan açığa yapagelmiştir. Adı geçen Deli Petro Rusya Devleti nin krallık tahtına 1689 Miladî senesinde oturtulduğunda Beyazdeniz de bulunan Arhangel limanından başka Rusya nın hiçbir denizde limanı yoktu. Petro, şahsi kabiliyet ve zekasının yanında Avrupa ahalisinden bazı kimseler ile dostluğu ve yakınlığının sonucu olmak üzere dış ticaretin ne derece mühim ve gerekli bir durum olduğunun bilincindedir. Hindistan ülkesinin ticâreti de eskiden beri hangi devletin elinde olursa o devlet için servet sebebi olduğu kabul edilen ve hakkı teslim edilen bir konudur. O zamanlar doğru bilgi yoksunluğundan dolayı ticâret-i şarkıyye (Doğu ticareti) diye genel bir lakapla adlandırılan bütün ticare-
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 295 tin hiç olmazsa bir kısmını eski yoluna kanalize etmek arzusunda olan Deli Petro 1695 yılında Azak Denizi nde kendi devleti için bir liman yapmak amacıyla o tarafa asker sevk etdi. Bunun gibi Taygan Limanı Rusya Devleti nin zenginlik vasıtası olacağı düşünülmüş yeni ticaretin merkezi yapılmak amacıyla Vuruniç adlı yerde ve Tin Suyu üzerinden geçiş ile Azak Denizi ne bırakılan iki parça küçük tekne de Petro nun denizcilik çalışmalarının ilk sonucu olduğu bilinen hususlardandır. Daha sonra adı geçen Deli Petro Avrupa devletlerini ziyâret ve seyahatlere çıkıp batı ticaretinin de doğu ticaretinden kar ve fayda yönüyle çok aşağı olmadığını anlamıştır. Bunun gibi Baltık Denizi nde de liman peydâ etmek sevdâsına düşüp Rusya Devleti nin Livonya Ülkesi konusunda iddiasına temel teşkil edecek olan bazı eski hakları delil göstererek daha o zaman Livonya nın fethine başlamış olduğu bazı bilinen izlerle ispatlanmıştır. Aslında İsveç Devleti aleyhinde zamanla oluşan galibiyetleri neticesi olarak Petro Baltık Denizi nde bir limana kavuştu. Yukarıda bahsedilen Poltava Muhârebesi nde de Deli Petro galip geldiği için hem İsveç kralı Karl ın askeri gücünün korkusundan tamamıyla kurtulmuş hem de Rusya askerinin savaştaki direnç ve yiğitliği şöhret bulmuştur. Bu rahatlıkla ve Osmanlı Devleti nin sonu yaklaştığı düşüncesiyle yıkılacak devletin enkaz ve bıraktıklarıyla Rusya Devleti nin kuvvetleneceği ve ömrünün uzayacağı ve Hristiyan olan halkının daima isyana müsait olmaları münasebetiyle bu işin kolay olacağı ümit ve hayalini taşıdığından dolayı Deli Petro Osmanlı Devleti aleyhine harp açtı. Deli Petro nun kendisi ve dönemi olaylarını kaleme alan meşhur tarihçisi Dolter in ifâdesine göre Petro Çin Devleti ile anlaşma yaptıysa da Osmanlı Devleti ile anlaşma yapmamıştır. Bunun hikmeti, Osmanlı Devleti nin geride bırakacakları ve enkazına Rusya Devleti nin sahiplenerek yüksek ideallerini gerçekleştirme zamanının geldiğine inanmasından dolayıdır. Bu hikmete binâen bir tarafdan askerini harbe alıştırmak ve diğer taraftan da mümkün olduğunca Karadeniz i kendi kontrolüne almak maksadıyla Osmanlı Devleti aleyhinde sefere başladı. Deli Petro nun 1711 Miladi senesinde Osmanlı Devleti yle yaptığı savaşta, içine düştüğü sıkıntılı hal, Osmanlı Devleti nin hasta ve zayıf olduğuna ve Hristiyan olan halkının memnuniyetsizliklerine dair yayılan gerçek dışı değerlendirmelerin bir müddet ortadan kalkmasına kafi olmuştur. Fokşan kasabasında yapılan anlaşmada da Azak Denizi nde ve Karadeniz de oluşturmayı tasarladığı yeni ticâretin icrası tamamıyla engellendi. Ancak Petro nun önceden kafasına koyduğu hedeflerin gerçekleşmesi için kesintisiz ve ümitsizliğe kapılmadan çalışmak hem kendi adeti hem de kazandığı gücün sebebi olduğu gibi, doğu ticaretinin gerçekleştirilmesi için gerekenlerin yapılmasına kafa yormaktan da hiçbir zaman vazgeçmediği bilinmektedir. Gerek İsveç Devleti karşısında elde ettiği üstünlük ve gerekse Osmanlı Devleti eliyle uğradığı hezimet ve mağlubiyet Petro yu anlatılan emellerinden vazgeçirmeye yeterli olmadı. Kafkas dağlarının bir ucundan Karadeniz yoluyla dolaşması bahsedildiği şekliyle engellenmiş olduğundan Deli Petro Azak Denizi nden sarf
296 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri: نهب ضبط نزع فتح كسب كتم سعى سوق خوف عقد ربط قصر Nehb Zabt Nez Feth Kesb Ketm Sa y Sevk Havf Akd Rabt Kasr Def دفع منع صرف بدأ نظر صدد ذكر علم Men Sarf Bed Nazar Saded Zikr İlm Fa l Fa l Fa al Fütûr Fu ûl فتور درايت جتارت زيارت كفايت كراهت فطانت سياحت متانت شجاعت Dirâyet Ticâret Ziyâret Kifâyet Kerâhet Fetânet Seyâhat Metânet Şecâ at Fi l Fi âlet Fe âlet Hikmet Fi let حكمت وسعت الفت Vüs at Ülfet Fu let Isyân Fi lân عصيان
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 297 Sülâsî mücerred masdar ism-i fâilleri: غالب واقع تابع واسع داخل الزم واصل كائن باعث نائل شايع فارغ Gâlib Vâkı Tâbi Vâsi Dâhil Lâzım Vâsıl Kâ in Bâ is Nâ il Şâyi Fâri Fâ il vezninde Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûller: معلوم مذكور مطروح مرسوم مستور مأمول مثبوت مشهور مكسوب مغلوب مقصود مشغول Sülâsî mezîdünfîh masdarlar: اخفا اعمال اقعاد امرار القا اجرا اعاده ايجاد اقامه Ma lûm Mezkûr Matrûh Mersûm Mestûr Me mûl Mesbût Meşhûr Meksûb Mağlûb Maksûd Meşgûl İhfâ İ mâl İk âd İmrâr İlkâ İcrâ İ âde Îcâd İkâme Mef ûl vezninde İf âl bâbı İf âl bâbı (İ lâlde)
298 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I ترتيب تسخير تدقيق تفتيش تشييد حتصيل محافظه مصاحبت محاربه مصاحله معاهده مضايقه مباشرت تفحص متول تقرب تصرف تفوق حترى تصدى اعتبار اقتضا امتداد اعتالل اختراع ازدياد انقراض انهدام انهزام Tertîb Teshîr Tedkîk Teftîş Teşyîd Tahsîl Muhâfaza Musâhabet Muhârebe Musâlaha Mu âhede Muzâyaka Mübâşeret Tefahhus Temevvül Takarrüb Tasarruf Tefevvuk Taharrî Tasaddî İ tibâr İktizâ İmtidâd İ tilâl İhtirâ İzdiyâd İnkırâz İnhidâm İnhizâm Tef îl bâbı Mufâ ale bâbı Tefa ul bâbı Tef a ul bâbı (İ lâlde) İfti âl bâbı İnfi âl bâbı Mezîdünfih İsm-i Fâ il: Mümkin İf âl bâbı ism-i fâ il ممكن مورخ Müverrih مؤلف Mü ellif Tef îl bâbı ism-i fâ il متنكر Mütenekkir متخيل Mütehayyil Tef a ul bâbı ism-i fâ il مقتدر Muktedir İfti âl bâbı ism-i fâ il منفهم Münfehim İnfi âl bâbı ism-i fâ il مستعد Müsta id İstif âl bâbı ism-i fâ il
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 299 Mezîdünfih İsm-i Mef ûl: موئسس مسلم ملقب مصمم Cem -i mü ennes: تعديات اياالت معامالت معلومات امارات مطالعات خصوصات Cem -i mükesser: Mü esses Müsellem Mülakkab Musammem Te addiyât Eyâlât Mu âmelât Ma lûmât Emârât Mutâla ât Husûsât Tef îl bâbı ism-i mef ûl (-ât eki ile) انقاض احوال افكار بقايا رعايا Enkâz Ahvâl Efkâr Bekâyâ Re âyâ Ef âl vezni ile Fa âlâ vezni ile Galebe Fa ale vezni ile غلبه وقايع Vekâyi وسائل Vesâ il نتائج Netâ ic Fa â il vezni ile طوائف Tavâ if تدابير Tedâbîr تواريخ Tevâ rîh Fa âlîl vezni ile علل İlel Fi al vezni ile دول Düvel Fu al مسائل Mesâ il Mefâ il vezni ile Arapça tamlamalar: فى احلقيقه بالعاقبه بالكليه Fi l-hakîka Bi l-âkıbe Bi l-külliyye Kamerî tamlama
300 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I İsm-i Tafdîl اكثر الزم Mimli Masdarlar Ekser Elzem Ef al vezni) Mes ele (Mef ale مسئله مسلك مقصد منظر Meslek Maksad (Mef al vezni) Manzar سودا B-Farsça Yapılar: Farsça tamlamalar طوائف جنوبيه سرحد مذكور تاريخ مذكور دولت مرسومه وجه مذكور كسب وسعت نتائج پوليتيقيه دول سائره صورت حقيقيه نقاب حتت حتت قراليت بحر ابيض جتارت خارجيه جتارت شرقيه لقب عمومى جتارت كليه سوق عسكر مواد معلومه بحر بالطق حقوق قدميه شجاعت حربيه دولت عثمانيه دين مسيحيه Sevdâ Tavâ if-i cenûbiyye Serhadd-i mezkûr Târîh-i mezkûr Devlet-i mersûme Vech-i mezkûr Kesb-i vüs at Netâ ic-i politikıyye Düvel-i sâ ire Sûret-i hakîkıyye Nikâb-ı taht Taht-ı kraliyet Bahr-i ebyaz Ticâret-i hâriciyye Ticâret-i şarkıyye Lakab-ı umûmî Ticâret-i külliye Sevk-i asker Mevâdd-ı ma lûme Bahr -i Baltık Hukûk-ı kadîme Şecâ at-i harbiye Devlet-i Osmâniyye Dîn-i mesîhiyye Sıfat-ı müşebbehe müennes vezni (Fa lâ) İzâfet kesresi
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 301 امر يسير Emr-i yesîr اعالن حرب İ lân-ı harb قوت مكسوبه Kuvvet-i meksûbe عدم خشنودى Adem-i hoşnûdî قصر قوت Kasr-ı kuvvet عقد مصاحله Akd-i musâlaha وجه مذكور Vech-i mezkûr قبضۀ تصرف Kabza-i tasarruf واصطۀ متول Vâsıta-i temevvül مساعئ بحريه Mesâ î-i bahriye ثمرۀ اوال Semere-i ûlâ İzâfet hemzesi قوۀ عسكريه Kuvve-i askeriye خانۀ حشمت Hâne-i haşmet الكاى مذكور Ülka-yı mezkûr İzâfet Y si سرحد Ser-had جايكير Cây-gîr مدعا كرده Müdde â-gerde Kesik izâfet سررشته Ser-rişte تصميمكرده Tasmîm-gerde عدم معلومات صحيحه Adem-i ma lûmât-ı sahîha Zincirleme tamlama Atıf vav ıyla yapılmış birleşik isim نهب و غارت فتح و تسخير دفع و ازاله Nehb ü gâret Feth u teshîr Def u izâle Metinde geçen aşağıdaki cümleleri inceleyerek: Velâkin müşârun-ileyhin tasmîm-gerdesi olan husûsâtın tahsîline lâ-yenkatı ve bilâ-fütûr sa y itmek hem kendü mu tâdı ve hem dahi kuvvet-i meksûbesi ilelinden bulunduğu misüllü ticâret-i şarkıyyenin îcâd ve ikâmesi vesâ ilinin tahsîline sarf-ı efkârdan hiçbir vakit fâriğ olmadığı meşhûr olup gerek İsveç Devleti aleyhinde nâ il olduğu tefevvuk ve galebesi ve gerek Devlet-i Osmaniyye yedinden dûçâr olduğu inhizâm ve mağlûbiyyeti müşârun-ileyhi maksûd-ı mezkûrdan men ve sarfa kifâyet itmedi. a) Paragrafta geçen Farsça tamlamaları ve türlerini yazınız. b) Arapça sülâsî mücerred masdarları ve vezinlerini yazınız. c) Arapça ism-i fâilleri ve ism-i mef ûlleri gösteriniz. d) Arapça mezîdünfih masdarları ve vezinlerini yazınız. e) Paragrafta kullanılan çoğul kelimeleri ve türlerini yazınız. 2
302 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Özet 1 2 XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini belirleyebilmek: Bu ünitede işlenen parçalar XVIII. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin genel dil yapısını gösterecek yazma eserlerden seçilmiştir. Eserlerin diline bakıldığında Arapça ve Farsça kelimelerin sıklıkla kullanıldığı dikkat çekmektedir. Yazma metinleri doğru ve hızlı okuyabilmek Bu üniteye alınan metinlerin konuları XVIII. Yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti nin en önemli rakiplerinden Rusya ile yaptığı mücadelelere dairdir. Topkapı Sarayı yazma koleksiyonlarından bu kitap için seçilen eserlerde Nesih ve Talik türü yazılar kullanılmıştır. Yazma eserlerin farklı kütüphanelerde müstensihler tarafından çoğaltılan farklı nüshaları vardır. Fakat gerek eser sahipleri gerekse eserleri çoğaltmakla görevli müstensihlerin saray için hazırladıkları nüshalara ayrı bir dikkat sarfettikleri ve yazıların daha güzel olduğu göze çarpmaktadır. Bu ünitede göreceğiniz örnekler de bu cümleden kabul edilebilir temiz örneklerdir. Bu üniteyi tamamladıktan sonra bir yandan el yazması eserlerin yazı türlerini görme ve daha iyi okuma becerisi kazanırken, diğer taraftan XVIII. Yüzyıl Osmanlı tarihinde gezinti yapmış olacaksınız. 3 4 Yeni kelimeler öğrenerek kelime haznesini geliştirmek. Parçalarda geçen, anlamını bilmediğiniz kelimelerin anlamları her parçanın ardına eklenmiş küçük sözlükte yer almaktadır. Bu sözlük eşliğinde parçaları okumanız kelime dağarcığınızın zenginleşmesini sağlayacaktır. Ardından gelen metin sadeleştirilmesi kısmını da incelemeniz, bu kelimelerin metinde hangi anlamda kullanıldığını anlamanıza yardımcı olacaktır. Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını belirleyebilmek Her ünitenin sonuna eklenen dilbilgisi kısmı, parçadaki Arapça ve Farsça temel dilbilgisi unsurlarını gösterip açıklamaktadır. Bu unsurların daha ayrıntılı şeklini geçen sene öğrenmiştiniz. Bu parçalarda gösterilen dilbilgisi unsurları, onların parçalarda nasıl kullanıldığını hatırlatmak ve parçaların daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacını taşımaktadır. Bu bölümleri dikkatli bir şekilde incelemeniz sizin parça içerisindeki yapıları daha iyi tanımanızı sağlayacaktır.
7. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-III 303 Kendimizi Sınayalım 1. Dûçar kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? a. servet sahibi olma b. yağmalama c. geri çekilme d. yakalanmış, mübtela e. yayılmış, bulaşmış 2. Ümitsizlik, usanç anlamındaki kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. kerâhat b. fütûr c. basiret d. fetanet e. mecrûh 3. Bir işe başlamak anlamındaki kelime aşağıdaki gruplardan hangisinde vardır? a. akd - musâlaha vekâyi b. galebe - nâil - havf c. imrar - ednâ - ilkâ d. saded - ümniye - mülakkab e. mebrûr - tasaddî ser-rişte 4. Rusya Devleti nin Asya kıt asında vech-i mezkûr üzre kesb-i vüs at ve itmesinin netâ ic-i politikıyyesi ne olacağı ve bir de Avrupa devletlerinden düvel-i sâ irenin gerek ma lûmları olmayarak Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere anlam bütünlüğünü sağlamak için yazılabilecek en uygun kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. teb iyyet b. mazhar c. izdiyâd d. intihâl e. terkîm 5. Aşağıdaki kelime-anlam eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır? a. efkâr: Şehirler b. ikâme: Oturtmak c. vesâ il: Vesîleler d. şâyi : Duyulmuş e. izâle: Ortadan kaldırma 6. Aşağıdaki gruplardan hangisinde cem -i mü ennes bir kelime vardır? a. evzâ - etrâf - sevâhil b. ulemâ - ensâb - levâzım c. cezâyir - eknâf - a yân d. ilel - mesâ il - düvel e. mühimmât - efkâr - vesâ il 7. Aşağıdaki kelime gruplarından hangisinde ism-i fâ il vardır? a. câygir - maksad - vâsıl b. vuslat - nazar - ülfet c. zikr - saded - ilm d. ilkâ - matrûh - ihfâ e. îcâd - mevcûd müsellem 8. Aşağıdaki kelimelerden hangisi ism-i mef ûl değildir? a. musammem b. mülakkab c. mü ellif d. mestûr e. meşhûr 9. Aşağıdaki tamlamalardan hangisi Farsça tamlama türlerinden biri değildir? a. karâr-dâde b. hasretü l-mülûk c. emr-i mukarrer d. sene-i mezbûre e. fetvâ-yı şerîf 10. Aşağıdaki kelimelerden hangisi Arapça cem -i mükesser fu al veznine uygundur? a. ilel b. enkâz c. galebe d. düvel e. tedâbîr
304 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d Yanıtınız doğru değilse sözlükten dûçâr kelimesine bakınız. 2. b Yanıtınız doğru değilse sözlükten fütûr kelimesine bakınız. 3. e Yanıtınız doğru değilse sözlükten tasaddî kelimesine bakınız. 4. c Yanıtınız doğru değilse sözlükten izdiyâd kelimesine bakınız. 5. a Yanıtınız doğru değilse sözlükten efkâr kelimesine bakınız. 6. e Yanıtınız doğru değilse Keyfiyet-i Rûsiyye adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 7. a Yanıtınız doğru değilse Seyyid Ahmed Hırsovavî adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 8. c Yanıtınız doğru değilse parçaların dilbilgisi kısmına bakınız. 9. b Yanıtınız doğru değilse Keyfiyet-i Rûsiyye adlı bölümün dilbilgisi kısmına bakınız. 10. d Yanıtınız doğru değilse Seyyid Ahmed Hırsovavî adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 a) Osmanlı nın gücü kuvveti, cephane ve hazinesi yoktur. Çıkarabilecekleri ancak elli bin askerleri vardır ve askerlerine de ödeme yapamadıklarından çok fakirlerdir. Maaşlarını ödememek için çeşitli hileler yaptıklarından cümlesi şikayetçi olup yüz çevirdiler diye Moskova kralına bilgi verdiler. Bunun için önde gelen din adamları sağlam senet ve deliller gönderip adı geçen sene için İstanbul a sahip olursun b) Sevâhil: Arapça cem -i mükesser fevâ il vezni, müfred yani tekil hâli sâhil. c) Tedârük: Mezîdünfîh sülâsî masdarlardan tefâ ul bâbı. d) Bi l-cümle: Arapça kamerî tamlama İbnü s-sultân: Arapça şemsî tamlama Hasretü l-mülûk: Arapça kamerî tamlama Sıra Sizde 2 a) Tasmîm-gerde: Farsça kesik izâfet Kuvvet-i meksûbe: Farsça izâfet kesresi Ticâret-i şarkıyye: Farsça izâfet kesresi Sarf-ı efkâr: Farsça izâfet kesresi Devlet-i Osmaniyye: Farsça izâfet kesresi Maksûd-ı mezkûr: Farsça izâfet kesresi b) Fütûr: Fu ûl vezni Sa y: Fa l vezni Sarf: Fa l vezni Men :Fa l vezni Kifâyet: Fi âlet vezni Ticâret: Fi âlet vezni c) Fâriğ: Fâ il vezni Nâ il: Fâ il vezni Meşhûr: Mef ûl vezni Mağlûb: Mef ûl vezni Maksûd: Mef ûl vezni Mezkûr: Mef ûl vezni d) Tasmîm: Tef îl bâbı Tahsîl: Tef îl bâbı Îcâd: İf âl bâbı (İ lâlde) İkâme: İf âl bâbı (İ lâlde) Tefevvuk: Tefa ul bâbı İnhizâm: İnfi âl bâbı e) Husûsât: Arapça cem -i müennes Vesâ il: Arapça cem -i mükesser fevâ il vezni Efkâr: Arapça cem -i mükesser ef âl vezni Galebe: Arapça cem -i mükesser fa ale vezni Yararlanılan Kaynaklar Fehmi Yılmaz (2010). Osmanlı Tarih Sözlüğü. Gökkubbe Yay., İstanbul Keyfiyet-i Rûsiyye, (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, No: 1627) Seyyid Ahmed Hırsovavî (Topkapı Sarayı Müzesi Yeni Yazmalar Kitaplığı No: 627) Şemseddin Sami (2011). Kâmûs-ı Türkî (Haz., Raşit Gündoğdu, Niyazi Adıgüzel, Ebul Faruk Önal). İdeal Yay., İstanbul.
OSMANLI TÜRKÇESİ METİNLERİ-I 8Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin dil özelliklerini belirleyebilecek. Yazma metinleri okuyabilecek, Yeni kelimeler öğrenerek kelime hazinenizi geliştirebilecek, Osmanlı Türkçesinin temel dil bilgisi unsurlarını belirleyebileceksiniz. z. Anahtar Kavramlar XVIII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi Metinleri Yazma Metinler İçindekiler Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV GİRİŞ ANONİM TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN AHMED RESMÎ EFENDİ, HALÎKATÜ R- RÜ ESÂ AHVÂL-İ ANAPA VE ÇERKES
Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV GİRİŞ Bu ünitede el yazması metinleri okumayı geliştirmeniz için yazma metinler yer almaktadır. Ünitede yer alan metinler on sekizinci yüzyılın başından ortasından ve sonundan seçilmiştir. Dolayısıyla bu yüzyılın dil özelliklerini kavramanız hedeflenmiştir. XVIII. yüzyıl metinlerinin dilleri, XV. Yüzyıl metinlerine göre daha ağdalıdır. Bu yüzyılda, edebî kaygılar biraz daha öne çıkmaktadır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, bu durum eser müelliflerinin tahsiliyle de yakından alakalıdır. Buraya alınanlardan ikisi kolay anlaşılabilen metinler olup Ahmed Resmî nin eserinde zor bir dil kullanıldığı görülmektedir. Üniteye alınan ilk metin, müellifi belli olmayan Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman dır. 1688-1704 yılları arasındaki olayları ihtiva eden eser, Abdülkadir Özcan tarafından 2000 yılında transkribe ve tahliliyle neşr edilmiştir. Üslup bakımından çağdaşlarına göre oldukça sadedir. İkinci metin, Ahmed Resmî Efendi nin Halîkatü r-rü esâ sıdır. Koca Nişancı Celalzâde Mustafa Çelebi den başlayarak Ragıb Paşa ya kadar gelen reisülküttabların biyografilerini ihtivâ etmektedir. Asıl ismi yukarıda verilen olmakla beraber daha çok Sefînetü r-rü esâ adıyla şöhret bulmuştur. Üslubu, ünitede yer alan diğer iki metne nisbeten daha ağırdır. Buraya, Süleymaniye Kütüphanesi, Reisülküttâb, nr. 639 da bulunan müellif hattı yazmadan bir kısmı alınmıştır. Ünitenin üçüncü metni, onsekizinci asrın son çeyreğinde Anapa Kalesine gönderilen Ferah Ali Paşa nın kâtibi olan Hâşim Efendi tarafından kaleme alınan ve kütüphane kataloglarına Ahvâl-i Anapa ve Çerkes ismiyle kaydedilen eseridir. 1781-1785 yılları arasını ihtivâ eden eser, Anapa kalesi nin inşası ve o civardaki kavimlerin bazı hallerinden bahseder. Ünitedeki kısım, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine Kitaplığı nr. 1564 de bulunan nüshadan alınmıştır.
308 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 8.1.5 Anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 309 Metin 8.1.4a-b
310 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 8.1.3a-b
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 311 Metin 8.1.2a-b
312 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 8.1.1a-b
ANONİM TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN 8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 313 /8.1.1.a/Avân-ı Sultan Mustafa Han Hazretlerinin Asrında Milel- i Nasârâ İle Sulh u Salâha Ne Vechile Nizâm Verildüği Beyân Olunur Hayli müddetden berü taraf-ı düşmen-i dîn ile harb u kıtâl mütemâdî olmağla, her milletin hazîne ve askerine fütûr gelüp, ale l-husûs re âyâ ve berâyâ pâ-mâl olmuş iken, cülûs-ı humâyûn-ı meymenet-lüzûmları 106 senesinde vâkı olup, Mora ve Azak ve Kamaniçe ve Üngürüs câniblerine gereği gibi mühimmât ve asker ile ser-askerler irsâline gayret ve Venedik üzerine mükemmel donanma-yı humâyûn tedârüküne bezl-i kudret ve üç def a bizzat Nemçe üzerine azîmet buyurulup, mansûren avdet olunmuşidi. Lâkin ibâdu llâhın râhatı ve bir müddet memâlik-i mahrûsanın nizâmı içün, Es-sulhü seyyidü l-ahkâm kā idesine ri âyet ve cümlenin ittifâkı ile mübâşeret olunmak emrinde çok kīl ü kāl olup, bundan akdem birkaç def a müzâkeresi sebkat edüp, netîce verilmeyüp kalmışidi. Cenâb-ı Feyyâz-ı mutlakın bir umûra irâde-i aliyyesi ta lîk edince esbâbını dahi halk eder. Vezîr Hüseyin Paşa -ki 109 senesinde mühr-i vizârete nâ il olduklarında, kendüleri tarafından kat â i tibâr olunmayup, tedârük-i seferiyye ile meşgūller iken, Nemçe tarafından İngiltere ve Felemenk kıralları vesâtatıyla sulha rağbet ve Âstâne-i sa âdetde mukīm olan elçilerine pey-ender-pey haberler gönderüp, böyle bir vezîr-i sâhib-i i tibârın zemânında hayırlu işde bulunmağı sa y u dikkat eylemek üzere tenbîh edüp pek yapuşdular. Vezîr-i müşârun-ileyh merhûm Köprülü Mehemmed Paşa birâderi /8.1.1.b/ Hasan Aga-zâde Hüseyin Paşa dır -ki Devlet-i aliyyede niçe hidmetlerde istihdâm olunup, Sultân Mehemmed Hân aleyhi r-rahmeti ve l-gufrân zemânında ibtidâ kendülere beğlerbeğilik ile Şehrizol eyâleti ihsân, ba dehû Boğaz-hisârı muhâfazasında iken vizâret verilüp ve iki def a Âstâne-i sa âdetde kaymakam ve kapudanlıkları eyyâmında Sakız fethine muvaffak olduklarından gayri, Belgrad muhâfazasında merdâne hareket ve müdebbirâne hıfz-ı memleket ve âkılâne hidmetleri sebkat edüp, hânedânlarının milel-i Nasârâ beynlerinde küllî i tibârı olup, El-umûru merhûnetün bi-evkātihâ mazmûnu üzere, mutavassıt elçiler pek yapışdılar. Ve her ne teklif olundu ise ta ahhüd eylediler. Cümle ile müşâvere ve birkaç def a mükâleme olunup, şer an dîn ü devlete hayırlu olan işe mübâşeret olunmak üzere karâr ve sulha ruhsat verilüp, mutavassıtlar olan elçilerin kağıdları ile İngiltere elçisinin kethüdâsı nâmında olan kefere Nemçe ve andan İngiltere kıralına varup, krâl-ı mesfûr vesâtatıyla mübâşeret olunmak üzere haber getürüp, Nemçe çâsarı ve Venedik cumhûru ve Moskov çarı ve Leh kralı ile def aten sulh olmağa rağbet ve temessük talebinde olmalariyle, def a-i sânîde minvâl-i meşrûh üzere izin verilüp ve der-akab azîm asker ve tedârük ile Vezîria zam /8.1.2.a/ Hüseyin Paşa hazretleri Edirne sahrâsından hareket ve Belgrad a doğru azîmet eyleyüp, Kırım Hânı Selim Giray Hân dahi bu sefer-i zafer-rehberde refâkat eylemişler idi. Sofya menziline nüzûl olundukda Nemçe çâsarının memhûr kâğıdı ile mükâleme-i sulha elçileri çıkarup, Devlet-i aliyye tarafından dahi murahhas âdemler taleb olunmağla, Re isülküttâb Râmî Mehemmed Efendi, hatt-ı humâyûn-ı şevket-makrûn ile murahhas ve Baş tercemân İskerlet-oğlu Aleksandra mahrem-i esrâr-ı devlet olmak üzere elçilik nâmiyle koşulup ve mutavassıt olan İngiltere ve Felemenk elçileri ile ordu-yı humâyûndan mukaddemce Belgrad a gönderildi. Gerçi üç aya dek mükâlemeye mübâşeret olunmadı, lâkin mukaddemce elçiler ta yîn olunmamış olsa mükâleme ve sulh sene-i âtiyeye kalup, tekrâr asker cem olup, tedârük-i sefer görülmeğe muhtâc olurdu. Ve Nemçe çâsarı ordu-yı humâyûna karşu temessük gönderüp, acele etmesine bâ is bu idi ki, Moskov çâsarı bu emrin ta tîlini murâd edüp binefsihî Beç e gelmek üzere olduğun haber almışlar. Eğer mümâna at ederse, biz temessük verdik, şimden sonra rücû eylemek olmaz demek içün acele eylemişler. Nefsü l-emrde Moskov çarı Beç e gelüp mâni olmak murâd eyledikde, cevâb verilüp, mükâleme içün
314 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I icâleten âdem ta yin eylemekden murâdı bu mâdde /8.1.2.b/ olduğu haber alındı. Ancak, mükâleme temâm olunca tarafeynden terk-i cidâl olunmak üzere söyleşilmişdi. Velhâsıl ordu-yı humâyûn dahi Sofya menzilinden hareket ve Semendire ye azîm alaylar ve mükemmel tedârükler ile nüzûl ve nehr-i Tuna ve Sava üzerlerine cisirler binâ ve esbâb-ı ceng ü harb hâzır u müheyyâ olunup, Semendire menzilinde bir ay mikdârı ikāmet olundu. Tabur dahi Peçi ve Beçkerek havâlîsinde tevakkuf eyledi. Sene-i mezbûre seferinde donanma-yı humâyûn askerinden mâ adâ yüzbinden ziyâde piyâde ve süvâri ve otuzbin kadar Tatar askeri müctemi olup, gâh asâkir-i Tatar dan ve gâh tavâ if-i sâ ireden ve ale l-husûs donanma-yı humâyûn kayıkları ile çete ve potera eksik olmayup, her bâr dil ve kelle gelmekden hâlî olmayup ve bir def a Tımışvar altında hayli ceng vâkı olup, müretteb ceng olsa belki bu mikdârı kâfir helâk olmak ve esîr alınmak tasavvur olunmazdı. Andan Belgrad sahrâsına nüzûl olunup, Semendire ve Belgrad menzillerinde üç ay mikdârı meks iktizâ eyledi. Te hîre sebeb, dört milletin elçileri gelüp cem olunca hayli müddet mürûr eyledi. Ve Nemçe tarafindan mükâleme-i sulha Başvekîli Kandekiçki ta yîn olunup, esnâ-i azîmetde kendüye damla marazı isâbet edüp, yerine mu temed âdem ta yîn olunca vâfir zemân geçdi ve Varadin e gelince niçe zamân eğlenüp, çok kīl ü kāl oldu. /8.1.3.a/ Evvelâ, Devlet-i aliyyenin murahhas elçileri Budin e, yâhud Pespirem varoşuna, yâhud Tabura, hiç olmaduğu halde Ösek e gelsünler. Kadîmden böyle olagelmişdir dediler. Ve Devlet-i aliyye elçileri gelmezler ise, mutavassıt olan İngiltere ve Felemenk elçileri Tabura gelmek üzere taleb eylediler. Niçe kerre âdemleri vardı geldi, aslâ sözleri isgā olunmayup, hudûd-ı İslâmiyyeden bir münâsib mahalle gelürler, yoğ ise Devlet-i aliyye murahhasları gönderilmez. Bu bahâne ile ceng muradları ise, görüşmek hâzırımız denildi. Bi z-zarûrî Varadin ile Belgrad arasında Karlofça nâm mahalde mükâleme olunmağı ihtiyâr edüp geldiler. Ve tarafeynden mahall-i mezbûrda evler ve ahurlar binâ olunup, mükâlemeye karâr verildi. Ve terk-i cidâl olunmayup, ancak Karlofça dan kara tarafından ondört sâ at ve Tuna kenârı Belgrad a gelince emniyyet olunmak üzere söyleşilüp, rûz-ı Kāsıma yirmi iki gün kalmışdı. Devlet-i aliyye murahhaslarının yanlarına piyâde ve süvârî ikibin mikdârı asker ve gediklü müteferrika ve çavuşdan müte ayyin âdemler koşulup, azîm alay ile Sava cisrinden ubûr etdirilüp ve yirmibeş gün mikdârı dahi meks olunup, şiddet-i şitâ hulûl etmekle, tavâ if- i askere ceste ceste izin verilüp ve Belgrad kal asına kifâyet mikdârı /8.1.3.b/ muhâfazacı ta yîn olunup, vezîria zam hazretleri dahi avdet eylediler. Mükâleme-i sulh yüzyirmi gün mikdârı mütemâdî oldu. Tafsîli budur ki: Bu mahalde dokuz müte ayyin elçiler cem olup Devlet-i aliyye tarafından Re isülküttâb Râmi Mehemmed Efendi ve İskerlet-oğlu, Nemçe tarafından bir büyük bir küçük iki elçi, Leh elçisi, Moskov elçisi, Venedik elçisi, İngiltere ve Felemenk tarafından birer elçi, her biri müntehâb âdemler ve her biri kendü devletlerin siyânet eylemek isterler. Husûsâ Moskov elçisi bir haşîn kâfir ve Venedik elçisi bir müteharrik ve lecûc mel ûn, yirmi güne dek sözü bir yere koyup mükâlemeye mübâşeret olmağa imkân olmadı. Bir zemân birbirimize ziyâfetler edüp def -i vahşet edelüm. Bir eyyâm i tibâr kaydına düşüp merâsim üzere görüşelüm dediler. Bir müddet sene-i mâziyede mükâleme bir iki sene mütemâdî olduğun îrâd, bir vakit bildüğümüz gibi olsun, deyü murâd ve çok guft u gû olup, kīl ü kāl, serhadd-i i tidâlden tecâvüz eyledi. Lâkin, Devlet-i aliyye murahhası Re isülküttâb Râmî Mehemmed Efendi bir reşîd ü âkıl ve bir racül-i kâmil olup, rizâ en li llâhi te âlâ azîmet ve Devlet-i aliyyenin ırzını sıyânet edüp, bunların bî-hûde sözlerine vücûd vermeyüp, ilkā-i ma kūl ve sevk-i makbûl ile ol seng-dilleri râm eyledi. Ba dehû birbirlerinin /8.1.4.a/ yedlerinde olan temessüklerin görüp, ne vechile oldukların bilmek murâd eylediler. Devlet-i aliyye tarafından Re îs Efendi ye verilen murahhas fermân bir kebîr âbâdî kağıd üzerine yazılmış ve tuğra-yı humâyûnu altun ile tezyîn olunmuş ve sîmden bir zarf içine vaz ve üzerine serâserden bir kîse ve dört ağır tuğra makraması pûşîde ve bir müte ayyin âdemin eline verilüp ve bir muhtasarca alay tertîb olunup gön-
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 315 derildi. Nemçe tarafından istikbâl olunup, ta zîm ile alup çadırlarına getürüp, mefhûm-ı humâyûnu ma lûm oldukdan sonra yine gönderdiler. Kendülerden dahi murahhas oldukları temessükleri taleb olundukda, keferenin ahvâli ma lûm, çârçûbe kâğıdına yazılmış ve frengî mum ile mühürlenmiş birkaç parça kâğıdları gönderdiler. Hatta mutavassıt olan İngiltere elçisi Devlet-i aliyye murahhas fermânı böyle unvân ile gönderildiğinden hicâb edüp, bir boyama makrama içine doldurup gönderdi. Hele anların kâğıdları dahi terceme olunup, mefhûm ma lûm oldukdan sonra, Re îsülküttâb Mehemmed Efendi mahsûs mükâleme içün cümlenin arasında bir münâsib mahalde mükellef çerge kurup pâk düşmüşler idi. Her gün ol çergeye cem olup mükâlemeye mübâşeret olundu. Bu arada vâkı olan mükâleme ve kat olunan hudûd ve yazılan ahidnâmeler mefhûmlarına gereği gibi vâkıf /8.1.4.b/ olmak müşkildir. Ancak, li llâhi l-hamd me mûlden ziyâde, dört millet ile gālibâne sulh olunup temessükleri alındı ve 1110 şa bânının yirmi ikinci günü Re îsülküttâb Râmî Mehemmed Efendi Edirne ye dâhil ve Kadın-karyesi nde Defterdâr Mustafa Efendi ve sâ ir a yân-ı devlet istikbâl edüp ikrâm eylediler. Ve dört milletin dahi memhûr temessükleri kendüleri ile ta yîn olunan gediklü ağaların ellerine verilüp alay ile şehre dâhil ve vezîria zam sarâyına nüzûl olunup, ertesi şeyhülislâm efendi ve vezîria zam hazretleri, re îs efendi ve Baş-tercemân İskerletoğlu ile rikâb-ı humâyûna varılup, temessükleri teslîm ve kürkler ilbâs olundu. Mutavassıt olan İngiltere ve Felemenk elçileri Belgrad da kalmışlar idi. Temessükleri makbûl-i humâyûn olduğun müş ir nâme-i humâyûn yazılup, Dîvân-ı humâyûn kâtiblerinden Firdevsî Efendi ile Belgrad a irsâl ve Nemçe çâsarı tarafından dahi altı gün mukaddem nâmesi Belgrad a dâhil olmağla, mutavassıt elçiler ma rifetiyle nâme-i humâyûn verilüp, çâsarın nâmesi alınup, mutavassıtların hidmetleri temâm olmağla, avdetlerine izin verildi. Sirem ve sâ ir ol havâlînin hudûdu kat ı ve alâmet vaz olunması Belgrad Muhâfızı Vezîr Ali Paşa ya tefvîz ve tahrîri içün sâbıkā Anadolu /8.1.5/ Muhâsebecisi Sâmi İbrâhim Efendi ye ve Bosna hudûdu kat ı, muhâfızı Vezîr Halil Paşa ya sipâriş ve tahrîrine sâbıkā Başbâkī kulu Osman Ağa me mûr, Leh hudûdu ahvâli Kırım Hânı Devlet Giray ma rifetleriyle Özü Muhâfızı Vezîr Yusuf Paşa ya fermân olundu. Ve Mora hudûdu kat ı Eğriboz Muhâfızı İsmâil Paşa ya tefvîz olundu. Hamden li llâhi te âlâ, milel-i Nasârâ ile sulhün fâ idesi ve bu emr-i azîmin semeresi küllîdir. Ukalâ demişlerdir ki, memleket ceng ile alınur, ammâ sulh ile zabt olunur. Hazret-i Âdem den Hazret-i Muhammedü l-mustafâ salla llâhü te âlâ aleyhi vesellem hazretlerinin zemân-ı şerîflerinde ve ale l-husûs zuhûr-ı Devlet-i âl-i Osmâniyye den bu vakte değin zabt olunan memâlik gâh ceng ve gâh sulh ile nizâm verilmiştir. Zîrâ re âyâ ve berâyâ -ki vedâyi -i Hâlıku l-berâyâdır- her vakitde re âyâ pây-mâl-i asâkir-i deryâ-misâl olmamak içün, sulh hayırlu olduğunda iştibâh yokdur. Millet-i sâ irenin bir tarafdan düşmeni zuhûr etse iki sene cenge tahammülü olmayup, be-her-hâl sulh olurlar. El-hamdü li llâhi te âlâ, Devlet-i aliyye mü eyyed min-indi llâh olmağla, taraf taraf zuhûr eden düşmenlerine cevâb verüp, gālibâne sulh olmak kā ide-i külliyyeleridir. Ale lhusûs, El-küfrü milletün vâhideh mefhûmu üzere cevânib-i erba adan hücûm edüp, düşmenler kendüleri sulha tâlib olup, ibrâm u ilhâh eylediler. Ed-dâllü ale l-hayri kefâ ilihî medlûlü üzere, bu hidmetde bulunanlar ecr-i azîme nâ il olmuşlardır. (Anonim Osmanlı Tarihi (2000). Nşr. Abdülkadir Özcan. Ankara)
316 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metne Ait Sözlük A yân: Âbâdî: Ahvâl: Akdem: Âkıl: Alâmet: Ale l-husûs: Aliyye: Asâkir: Âtî: Avdet: Azîm: Azîmet: Ba dehû: Bâ is: Be-her-hâl: Berâyâ: Bezl: Bi z-zarûrî: Bî-hûde: Bi-nefsihî: Cem : Ceste ceste: Cevânib: Cidâl: Cisr: Cülûs: Çarçûbe: Def aten: Der-akab: Dil: Ecr: Erba a: Esbâb: Evân: Evvelâ: Eyyâm: Feyyâz: Fütûr: Gâh: Guft u gû: Hâlî: Halk: Haşîn: Helâk: Her-bâr: Hıfz: Hicâb: İleri gelenler İpek karışımlı kıymetli kağıt Haller, durumlar Önce, ilk Akıllı İz, nişan Özellikle Yüce, yüksek, necip Askerler Gelecek Dönmek, geri dönmek Büyük, ulu Gitmek, gidiş Ondan sonra Sebeb Her halde, her ne olursa olsun Halk Harcama, bol bol verme Zarurî olarak, mecburen Nafile, boş, faydasız Kendisi, bizzat Toplamak Parça parça, kısım kısım Taraflar, yönler Kavga, döğüş, tartışma Köprü Oturma, tahta çıkma Çerçeve Bir defada, aniden Hemen arkasından Gönül, kalb Sevap Dört Sebepler, nedenler Vakit, zaman İlk önce, birinci olarak Günler Çok feyzler-bereketler veren (Allâh) Gevşeklik, bıkkınlık, usanç Bazan Dedi kodu, boş lakırdı Boş, tenha Yaratma Sert, kaba, katı Yok olma, mahvolma, ölme Her vakit, her zaman Koruma Utanma
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 317 Hulûl: İ tibâr: İ tidâl: İbrâm: İbtidâ: İcâleten: İhtiyâr: İkāmet: İktizâ: İlbâs: İlhâh: İlkā: Îrâd: İrâde: İrsâl: İsgā: İstihdâm: İstikbâl: İştibâh: Kā ide: Kadîm: Kat : Kebîr: Kıtâl: Kifâyet: Kīl ü kāl: Küllî: Lecûc: Mâ adâ: Ma kūl: Ma rifet: Mahrem-i esrâr: Mahrûsa: Makrama: Makrûn: Mansûr: Maraz: Mazmûn: Me mûl: Medlûl: Mefhûm: Meks: Mel ûn: Memhûr: Merâsim: Mesfûr: Meşrûh: Meymenet: Milel: Bir vaktin gelip çatması, girme Saygı gösterme, önem verme, üzerinde durma Ölçülü olma, aşırı olmama, orta yolu bulma Can sıkacak derecede ısrar edip zorlama Başlama, başlangıç, önce Acele olarak Seçmek, tercihte bulunmak Bir yerde oturmak, yerleşmek Gerekmek Giydirmek Bıktırırcasına ısrar etme Telkin etmek Söylemek, demek İstemek, istek, dilemek Gönderme Dinlemek, kulak asmak Kullanma, bir hizmet veya işte görevlendirme Güzel bir şekilde karşılamak Şübhe etmek Usul, esas, temel Eski, köklü Kesmek Büyük Vuruşma, birbirini öldürme Yeterli olmak Lakırdı, dedim dedi; dedi kodu Büyük, azîm, bütüne ait Çok inadcı, çok çekişen -den başka Akla uygun, kabul edilebilir Vasıta, tavassut, aracılık Sırları bilip saklayan Korunmuş ülke, memleket Dikdörtgen örtü Ulaşmış, kavuşmuş, yakın Yardım edilmiş, Allâh ın yardımıyla zafere ulaşmış Hastalık Mana, kavram Umulan, beklenen Delillendirilen, doğruluğuna delil getirilen şey Anlam, mana Beklemek, eğleşmek Lanetlenmiş Mühürlenmiş Resmi muameleler Yazılmış, adı geçmiş Açıklanmış Uğur, bereket, mutluluk, saadet Milletler
318 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Minvâl: Mu temed: Mukaddem: Mukīm: Murâd: Murahhas: Muşârun-ileyh: Mutavassıt: Mü eyyed: Mübâşeret: Müctemi : Müheyyâ: Mükâleme: Mükellef: Mümâne at: Müntehab: Müretteb: Mürûr: Müş ir: Müşâvere: Müte ayyin: Müteferrika: Müteharrik: Mütemâdî: Müzâkere: Nâ il: Nasârâ: Nefsü l-emr: Nüzûl: Pâk: Pâ-mâl: Pey-ender-pey: Potera: Pûşîde: Racül: Rağbet: Re âyâ: Refâkat: Reşîd: Ri âyet: Rikâb: Rikâb-ı humâyûn: Ruhsat: Rûz: Rücû : Sa y: Sâbıkā: Salâh: Sânî: Tarz, yol, suret Güvenilir Önce, önde giden İkamet eden, oturan İstemek, istek, niyet, maksad Delege, ruhsatlı, izinli Kendisine işaret olunan Vasıta olan, aracılık eden, tavassut eden Teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş, arkalanmış Bir işe girişmek, başlamak Toplanmış, bir araya gelmiş Hazır, âmade Karşılıklı konuşmak, görüşmek İhtişamlı, ağır, süslü Engel olma, önleme Seçilmiş Tertib olunmuş, düzenlenmiş Geçmek İş ar eden, gösteren Danışmak, karşılıklı fikir sormak Tayin ve tahsis olunmuş, belli Padişah ve vezirlerin maiyyetine verilen bir tür görevli Tahrik eden, kışkırtan Devam eden, uzayıp giden, süren Bir konuyu karşılıklı görüşme Muradına eren, isteğine ulaşan Hıristiyanlar Gerçekte, aslına bakılırsa İnmek, konmak Aziz, temiz Ayak altında kalıp çiğnenmek Birbiri ardına, azar azar Çete akını, asker toplayıp çete şeklinde sefere çıkma Örtmek, örtü Adam İstemek, arzu etmek; kabul etmek, değer vermek Halk Yanına katılmak, arkadaşlık etmek İstikametli, akıl ve dirayet sahibi Uyma; gözetme; saygı Özengi Padişahın huzuru İzin, müsaade Gün Dönme, geri dönme Çalışma, gayret etme Daha önce Barış, düzelme, iyileşme İkinci
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 319 Sebkat: Semere: Serâser: Sıyânet: Sîm: Sulh: Şer an: Şevket: Şitâ: Ta lîk: Ta tîl: Ta zîm: Tafsîl: Tahrîr: Taleb: Tarafeyn: Tasavvur: Tavâ if: Tavakkuf: Te hîr: Tecâvüz: Tedârük: Tefvîz: Temessük: Tezyîn: Ubûr: Ukalâ: Umûr: Vâfir: Vâkıf: Vaz : Vedâyi : Velhâsıl: Vesâtat: Zabt: Zuhûr: Geçmek Meyve İpek gümüş karışımlı kıymetli kumaş Koruyup kollama Gümüş Barış Kanunen, İslam hukukuna uygun olarak Ululuk, azamet, yücelik Kış Alakadar etmek, alakası olmak İşlemez hale koyma Hürmet ve ssaygı göstermek Açıklamak, ayrıntısı ile anlatmak Yazmak, sayım yapmak İstek İki taraf Düşünce, düşünmek Taifeler, bölükler Beklemek, durmak, duraklamak Ertelemek Aşmak Sağlamak, elde etmek Vermek Belge, senet; bir işe sımsıkı tutunma Süslemek Bir suyun öbür yakasına geçme Akıllılar İşler Çok, bol Bir şeyi hakkıyla bilen Koymak, yerleştirmek Emanetler Sözün kısası, kısacası Vasıta olmak, aracılık yapmak Tutmak, ele geçirmek Ortaya çıkmak, zahir olmak Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Sultan Mustafa Han Hazretlerinin saltanatı Devrinde Hıristiyan Milletleriyle Barış ve İyileşmeye Nasıl Düzen Verildiğini Anlatır Epey zamandan beri, din düşmanlarıyla savaş ve vuruşma devam edegelmekle, her milletin hazine ve askerine gevşeklik gelip, özellikle halk ayaklar altında kalmışken, uğurlu tahta geçişleri 106 senesinde gerçekleşip, Mora, Azak, Kamaniçe ve Macaristan taraflarına gereği gibi savaş malzemesi, asker ve komutanlar gönderilmesine gayret edilmiş ve Venedik üzerine eksiksiz bir padişah donanması hazırlanması için çok güç sarfedilmiş ve üç defa Avusturya üzerine bizzat gidilip zaferle dönülmüştü. Ancak, Allâh ın kullarının rahatı ve bir süre Osmanlı ülkesinin düzeni için, barış verilecek kararların en güzelidir prensibine uymak ve herkesin ittifakıyla barış girişiminde bulunmak işinde çok söz söylenip, bun-
320 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I dan önce birkaç defa görüşülüp netice vermediğinden kalmıştı. Feyz ve bereket vermesi sonsuz olan Allâh, bir işin olmasını isterse sebeplerini de yaratır. Vezir Hüseyin Paşa, 109 senesinde sadrazamlık mührüne ulaştığında, kendisi tarafından hiç üzerinde durulmadığı halde ve sefer hazırlıklarıyla uğraşırken, Avusturya tarafından İngiltere ve Hollanda kıralları aracılığıyla barışa önem verilerek, İstanbul da oturan elçilerine ardı ardına haberler göndererek, böyle değerli bir vezirin zamanında hayırlı bir iş yapmaya çalışmak ve dikkat etmek için çok uyarılarda bulunup pek yapıştılar. Adı geçen vezir, merhum Köprülü Mehmed Paşa nın kardeşi Hasan Ağa-oğlu Hüseyin Paşa dır ki, Osmanlı Devletinde bir çok hizmetlerde kullanılmış olup, Sultan Mehmet Han Allâh ın bağışlaması ve rahmeti üzerine olsun zamanında önce kendisine beylerbeyilik ile Şehrizol eyaleti ihsan edilmiş, daha sonra Boğaz-hisarı muhafazasında bulunduğu sırada vezirlik verilip iki defa İstanbul da kaymakam olmuş ve kaptanlığı günlerinde Sakız ın fethini başardığından başka, Belgrad muhafazasında yiğitçe hareket, tedbirli bir şekilde ülkeyi korumak ve akıllıca hizmetlerde bulunmuş, soyunun hıristiyan milletler arasında çok kıymeti bilinip işlerin olması vakitlerine bağlıdır manası üzre aracı olan elçiler pek yapıştılar. Ve her ne önerildiyse yapacaklarına söz verdiler. Herkese danışılıp ve birkaç defa konuşuldu. Şer î bakımdan devlete ve dine hayırlı olan işe girişmek üzre karar ve barışa izin verildi. Aracı olan elçilerin kağıtları ile İngiltere elçisinin kethüdası yerinde olan kafir Avusturya ve oradan İngiltere Kralına varıp, adı geçen kral aracılığıyla başlanmak üzre haber getirdi. Avusturya Kayzeri, Venedik cumhuru, Moskova Çarı, Leh Kralı ile bir defada barış yapılması arzu edilip, belge istemeleriyle, ikinci defada, açıklandığı üzere izin verilip sonrasında çok sayıda asker ve hazırlık ile Vezirazam Hüseyin Paşa, Edirne ovasından hareketle Belgrad a doğru gitti. Kırım Hanı Selim Giray da bu rehberi zafer olan sefere katılmışlardı. Sofya konağına inildiğinde Avusturya Kayzerinin mühürlü kağıdı ile barış görüşmesine elçiler çıkarıp Osmanlı Devleti nden de elçiler istendiğinden, Padişahın yüce ve ulu hattıyla, Reisülküttap Ramî Mehmet Efendi elçi ve Baştercüman İskerletoğlu Aleksandra devlet sırlarını bilen elçi olarak yanına koşulup aracı olan İngiltere ve Hollanda elçileri ile padişah ordusundan önce Belgrad a gönderildi. Gerçi üç aya kadar konuşulmaya başlanmadı, fakat önceden elçiler atanmamış olsa, görüşmeler ve barış gelecek seneye kalacağından, tekrar asker toplayıp sefer hazırlıkları yapmak gerekecekti. Avusturya Kayzeri, padişah ordusuna mektup gönderip acele etmesinin sebebi ise şu idi: Moskova Çarı, bu işin iptal edilmesini isteyip kendisinin bizzat Viyana ya gelmek üzere olduğunu haber almışlar. Eğer engel olmak isterse, biz belge verdik, bundan sonra geriye dönmek olmaz demek için acele etmişler. İşin gerçeğinde, Moskova Çarı Viyana ya gelip engel olmak istediğinde cevap verip görüşme için çabucak adam tayin etmekteki maksadının bu olduğu haber alındı. Ancak, görüşmeler tamamlanıncaya kadar iki tarafın savaşmayı bırakacaklarına dair anlaşılmıştı. Sözün kısası, Padişah ordusu, Sofya konağından hareket ve Semendire ye büyük alaylar ve noksansız hazırlıklar ile kondu. Tuna ve Sava nehirleri üzerine köprüler yapılıp savaş ve harb önlemleri alınıp hazırlanarak Semendire menzilinde bir ay kadar oturuldu. Tabur da Peçi ve Beçkerek civarında bekledi. Bu seneki seferde, donanma askerinden başka yüz binden fazla yaya ve atlı ve otuz bin kadar Tatar askeri toplanıp, bazan Tatar askerlerinden ve bazan diğerlerinden ve özellikle de donanma kayıkları ile çete ve akınlar eksik olmayıp her defa esir ve kelle gelmekden geri kalınmazdı. Bir defa Tımışvar altında epey çarpışma olup, düzenli savaş olsaydı bu kadar kafirin ölmesi ve esir alınması düşünülemezdi. Ondan Belgrad ovasına konulup, Semendire ve Belgrad konaklarında üç ay kadar beklemek gerekti. Dört milletin elçilerinin gelip toplanmasına kadar çok süre geçmesi ertelemeye sebep oldu. Avusturya tarafından barış görüşmesine atanan Başvekil Kandekiçki, giderken damla hastalığına yakalandığından yerine güvenilir bir kişi ta-
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 321 yin edilinceye kadar epey vakit geçti. Varadin e gelinceye kadar da epey zaman eğlenip çok lakırdı oldu. Önce, Osmanlı Devleti nin ruhsatlı elçileri Budin e, yahut Pespirem varoşuna, veya Tabura, hiç olmazsa Ösek e gelsinler. Eskiden böyle olagelmiştir dediler. Osmanlı Devleti elçileri gelmezlerse aracı olan İngiltere ve Hollanda elçilerinin Tabura gelmesini istediler. Bir çok defa adamlar varıp geldiler. Asla sözleri dinlenmeyip, İslam memleketi sınırından bir uygun yere gelmezlerse Osmanlı Devleti elçileri gönderilmez. Bu bahane ile savaşa girmek isterlerse görüşmeye hazırız denildi. Mecburen, Varadin ile Belgrad arasında Karlofça adındaki yerde görüşmeyi kabul edip geldiler. İki taraftan, adı geçen yerde evler ve ahırlar yapılarak söyleşmeye karar verildi. Mücadele terk edilmeyip sadece Karlofça nın kara tarafından on dört saat ve Tuna kenarından Belgrad a varıncaya kadar olan yerler güvenli bölge olmak üzre anlaşıldı. Kasım günlerine yirmi iki gün kalmıştı. Osmanlı Devleti elçilerinin yanına yaya ve atlı iki bin kadar asker ve gedikli müteferrika ve çavuşdan tayin edilmiş adamlar koşulup, büyük bir alay ile Sava köprüsünden karşıya geçirilip yimi beş gün mikdarı beklenildi. Şiddetli kış gelip çattığından asker taifelerine parça parça izin verildi. Belgrad kalesine yeteri kadar muhafazacı atanarak Veziriazam hazretleri de döndüler. Sulh görüşmeleri yüz yirmi güne kadar uzadı. Ayrıntısı budur ki: Bu yerde atanmış dokuz elçi toplandı. Osmanlı Devleti tarafından Reisülküttap Ramî Mehmet Efendi ve İskerlet-oğlu, Avusturya tarafından bir büyük bir küçük iki elçi, Polonya elçisi, Rus elçisi, Venedik elçisi, İngiltere ve Hollanda tarafından birer elçi. Her biri seçilmiş adamlar ve her biri kendi devletlerini korumak isterlerdi. Özellikle Rus elçisi bir katı kafir ve venedik elçisi bir kışkırtıcı ve çok çekişmeci lanetlenmiş olup, yirmi güne kadar sözü bir araya getirip de görüşmelere başlamak mümkün olmadı. Bir zaman, birbirimize ziyafetler verip yabanîliğimizi giderelim ; bazı günler şeref derdine düşüp, resmî bir şekilde görüşelim dediler. Bir müddet, geçen senelerde görüşmelerin bir iki sene uzadığını söylediler; bir vakit, bildiğimiz gibi olsun diye isteyip çok dedi kodu olup, laf ölçü sınırını aştı. Ancak, Osmanlı Devleti elçisi, Reisülküttap Ramî Mehmet Efendi, istikametli, akıllı ve olgun bir adam olup yüce Allâh ın rızası yolunda giderek Osmanlı Devleti nin namusunu koruyup, bunların boş sözlerine meydan vermeyip, akla yatkın olanı ortaya koyup, kabul edilebilir tarafa yönlendirerek o taş kalblere boyun eğdirdi. Ondan sonra birbirlerinin ellerinde olan belgelerini görüp ne şekilde olduğunu bilmek istediler. Osmanlı Devleti tarafından Reis efendi ye verilen elçilik fermanı bir büyük ipekli kağıda yazılmış ve padişah tuğrası altınla süslenmişti. Gümüşten bir zarf içine konup üzerine ipek-gümüş karışımı kumaştan bir kese ve dört ağır tuğra örtüsü geçirilip, belirli adamın eline verilip küçük bir tören düzenlenerek gönderildi. Avusturya tarafından karşılanıp saygıyla alarak çadırlarına götürdüler. Yüce manası anlaşıldıktan sonra geri gönderdiler. Kendilerinden de, elçiliklerine dair temessükleri istendiğinde, kafirlerin durumları bilinmektedir, çerçeve kağıdına yazılmış ve frenk mumuyla mühürlenmiş birkaç parça kağıt gönderdiler. Hatta aracı olan İngiltere elçisi, Osmanlı Devleti elçilik fermanı böyle unvan ile gönderilmesinden utanarak, bir boyama örtü içine doldurup gönderdi. Onların kağıtları da tercüme olunup manası anlaşıldıktan sonra, Reisülküttap Mehmet Efendi, özel görüşme için uygun bir yerde, güzel döşenmiş bir çadır kurup herkesin arasında aziz olmuştu. Her gün o çadırda toplanarak görüşmelere başlandı. Burada yapılan görüşme ve kesilen sınır ve yazılan andlaşmaların içeriklerini tam olarak bilmek kolay değildir. Ancak, Allâh a şükür, umulanın üzerinde dört millet ile galibâne barış yapılıp belgeleri alındı. 1110 Şabanı nın yirmi ikinci günü Reisülküttap Ramî Mehmet Efendi Edirne ye girdi. Kadın köyünde Defterdar Mustafa Efendi ve diğer devlet ileri gelenleri karşılayıp ihsanda bulundular. Dört milletin mühürlü temessükleri de kendileri ile tayin edilen gedikli ağa-
322 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I ların ellerine verilip törenle şehre girip veziriazam sarayına konuldu. Ertesi gün, Şeyhülislam Efendi ve Veziriazam hazretleri, reis efendi ve Baş tercüman İskerlet-oğlu ile Padişah huzuruna varıp temessükleri teslim ettiklerinde kendilerine kürkler giydirildi. Aracı olan İngiltere ve Felemenk elçileri Belgrad da kalmışlardı. Belgelerinin Padişahın makbulü olduğunu gösteren mektup yazılıp, Divan katiplerinden Firdevsî Efendi ile Belgrad a gönderildi. Avusturya Kayzeri nin mektubu da altı gün önce Belgrad a geldiğinden aracı elçiler vasıtasıyla Padişah mektubu verilip Kralın mektubu alındığından, aracıların hizmetleri tamamlanmakla dönüşlerine izin verildi. Sirem ve diğer o civarın sınırlarının kesilip işaretler konulması Belgrad muhafızı Vezir Ali Paşa ya verilmiş ve sayımı için daha daha önce Anadolu Muhasebecisi Sami İbrahim Efendi ye, Bosna sınırının kesilmesi, muhafızı Vezir Halil Paşa ya ısmarlanmış ve sayımına önceden Başbaki kulu olan Osman Ağa memur edilmiş, Polonya sınırının durumu Kırım Hanı Devlet Giray aracılığıyla Özü Muhafızı Vezir Yusuf Paşa ya emredilmişti. Mora sınırının kesilmesi Eğriboz Muhafızı İsmail Paşa ya verildi. Yüce Allâh a şükür, Hıristiyan milletleri ile barışın faydası ve bu büyük işin faydası çok geniştir. Aklı olanlar demişlerdir ki, memleket ceng ile alınır amma barış ile elde tutulur. Hazret-i Adem den Hazret-i Muhammed Mustafa yüce Allâh ın salat ve selamı üzerine olsun- hazretlerinin ve özellikle Osmanlı Devleti nin ortaya çıkışından bu vakte kadar ele geçirilen ülkelere bazan savaş bazan da barış ile düzen verilmiştir. Zira halkın, -ki insanların yaratıcısının emanetleridir- her vakit denizler gibi askerlerin ayakları altında çiğnenmemesi için barışın hayırlı olduğunda şüphe yoktur. Diğer milletlerin bir taraftan düşmanları ortaya çıksa iki sene savaşa güçleri yetmeyip her ne olursa olsun barış yaparlar. Yüce Allâh a şükürler olsun ki, Osmanlı Devleti Allâh tarafından kuvvetlendirildiğinden her taraftan ortaya çıkan düşmanlarına karşılık vererek galip gelmişcesine barış yapmak her zamanki usullerindendir. Özellikle, küfür tek millettir manası üzre dört yandan hücum eden düşmanların kendileri barışı isteyip bu hususta bıktırırcasına ısrar ettiler. Hayra vesile olan yapan gibidir anlayışı üzre bu hizmette bulunanlar büyük bir sevaba ulaşmışlardır. Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri fütûr gayret Bezl Azîmet Ri âyet Sa âdet Haber Hıfz Hidmet Sulh fu ûl Fa let Fa l Fa îlet Fi âlet Fa âlet Fa al Fi l Fi let Fu l
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 323 Sülâsî mücerred masdar ism-i fâ illeri Âkıl Bâ is Mâni Hâzır Vâkı Kâfir vâfir Fâ il Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûlleri Meşgūl (şugl) Mesfûr (sifr) Meşrûh (şerh) Memhûr (mühr) Makrûn (karn) Mef ûl Sülâsî mezîdün-fîh masdarlar İrsâl Tedârük İttifâk Mübâşeret Ta lîk İ tibâr Tenbîh İstihdâm Ta ahhüd İf âl Tef â ul İfti âl Mufâ ale(t) Tef îl İfti âl Tef îl İstif âl Tef a ul Mezîdün-fîh ism-i fâ il Müdebbir Mutavassıt Müctemi Müteharrik Mufa il (tef îl) Mütefa il (tefe ul) Müfte il (ifti âl) Mütefa il (tefe ul) Mezîdün-fîh ism-i mef ûl Muvaffak murahhas Mukaddem Mu temed Mufa al (tef îl) Müfte al (ifti âl)
324 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mimli masdarlar Meymenet Tesniye (ikili çokluk) Tarafeyn Cem şekillerinden örnekler: Cem -i mükesser İbâd Memâlik Esbâb Esrâr Tavâ if Ukalâ Fi âl Mefâ il Ef âl Ef âl Fevâ il Fu alâ İsm-i mekân Mahall Sıfat-ı müşebbehe Haşîn Reşîd Mübâlağalı ism-i fâil Lecûc Arapça tamlama: El-hamdü li llâhi te âlâ ( hamd, Allâh ve te âlâ ile), Övgü ve hamd yüce Allâh içindir Ale l-husûs (alâ ve husûs ile), husûsiyle, özellikle B- Farsça yapılar Atıf vavıyla yapılan birleşik isim: Sulh u salâh Harb ü kıtâl İbrâm ü ilhâh İsim tamlaması: Tavâ if-i asker A yân-ı devlet Mükâleme-i sulh Sıfat tamlaması: Memâlik-i mahrûsa Devlet-i aliyye Sefer-i zafer-rehber
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 325 Zincirleme tamlama: Taraf-ı düşman-ı dîn Cülûs-ı humâyûn-ı meymenet-lüzûm Cenâb-ı Feyyâz-ı mutlak Hatt-ı humâyûn-ı şevket-makrûn Farsça birleşik sıfat: Seng-dil a) Metinden alınan aşağıdaki parçayı bugünkü dile aktarınız. Gerçi üç aya dek mükâlemeye mübâşeret olunmadı, lâkin mukaddemce elçiler ta yîn olunmamış olsa mükâleme ve sulh sene-i âtiyeye kalup, tekrâr asker cem olup, tedârük-i sefer görülmeğe muhtâc olurdu. Ve Nemçe çâsarı ordu-yı humâyûna karşu temessük gönderüp, acele etmesine bâ is bu idi ki, Moskov çâsarı bu emrin ta tîlini murâd edüp bi-nefsihî Beç e gelmek üzere olduğun haber almışlar. 1 b) Aşağıdaki metinde geçen Arapça cem kelimeleri bularak hangi vezinden olduklarını ve müfredlerini gösteriniz Hamden li llâhi te âlâ, milel-i Nasârâ ile sulhün fâ idesi ve bu emr-i azîmin semeresi küllîdir. Ukalâ demişlerdir ki, memleket ceng ile alınur, ammâ sulh ile zabt olunur. c) Aşağıdaki cümlede geçen mimli masdarı bulunuz. Hayli müddetden berü taraf-ı düşmen-i dîn ile harb u kıtâl mütemâdî olmağla, her milletin hazîne ve askerine fütûr gelüp, ale l-husûs re âyâ ve berâyâ pâ-mâl olmuş iken, cülûs-ı humâyûn-ı meymenet-lüzûmları 106 senesinde vâkı olup, d) Metinde geçen aşağıdaki terkîblerin hangilerinin Arabî, hangilerinin Farisî usulle yapılan izafetler olduğunu gösteriniz. İbâdu llâh, minvâl-i meşrûh, terk-i cidâl, ale l-husûs, nefsü l-emr, mükâleme-i sulh e) Aşağıdaki kelimelerden hangilerinin sıfat, hangilerinin isim olduklarını gösteriniz. kebîr, vâkı, me mûr, azîm, bâ is
326 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 8..2.3a-b Ahmed Resmî Efendi, Halîkatü r-rüesâ
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 327 Metin 8.2.2a-b
328 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 8.2.1a-b
AHMED RESMÎ EFENDİ, HALÎKATÜ R-RÜ ESÂ 8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 329 /8.2.1 a/ Râmî Mehemmed Paşa Muşârun-ileyh Medîne-i Ebî Eyyûb-ı Ensârî de tevellüd eyleyüp anda temyîz-i beyâz u sevâd mertebesine tahsîl-i isti dâd itdükde Re îs kalemine şâgird ve kitâbet tarîkına sâlik ve az zemânda mânend-i kalem fenninde alem olmak olmak mertebesi melekeye mâlik olduğundan fazla şi r u inşâ ile miyâne-i erbâb-ı dânişde imtiyâz birle Sultân Mehemmed Han hazretleri devrinde vezîr-i sânî ve nedîm-i hâss-ı sultânî olan dâmâd-ı mükerrem Musâhib Mustafâ Paşa nın simât-ı cûd u in âmına cem olan Nâbî Efendi ve Sâmî Beg ve sâ ir erbâb-ı me ârif ile tahsîl-i âşinâyî iderek o dâ ire-i fâhireye intisâb ve masraf kitâbetleri pâyesin iktisâb idüp safâ-yı atvâr ve müsâ ade-i rûzgâr ile evkāt-güzâr iken Nâbî Efendi vezîr-i muşârun-ileyhin kethudâlığından hacc-ı şerîfe me zûn oldukda ve külli ahin mufârikuhû ehûhü le amru ebîke ille l-ferkadân terânesiyle ma an âzim olmuşıdı. Âsitâne-i sa âdete ba de l-kufûl umûr-ı dîvâniyyede mühimmâta ıttılâ -ı tâmmı olduğuna binâ en altı sene mikdârı Beglikcilik hidmetinde istihdâm ve bin yüz altı hudûdunda Acem Bekir Efendi yerine rütbe-i riyasetle ikrâm olundu. Ba dehû Vezîr-i a zam Elmas Mehemmed Paşa kendüyü hazm itmemekden nâşî yüz sekiz târîhinde /8.2.1 b/ azl ile der-i devletden mehcûr ve İstanbul da hânesinde mekse me mûr ve Küçük Çelebi Mehemmed Efendi riyâsetle mesrûr olmuşken çok geçmeden Sente (Zenta) vak ası zuhûr ve Sadr-ı a zam Elmas Paşa kantara-i şehâdetle âhirete mürûr ve Amcazâde Hüseyin Paşa sadru s-sudûr oldukda Şeyhü l-islâm-ı nâfizü l-kelâm es-seyyid Feyzullâh Efendi irâdesiyle yüz dokuzda sâniyen mesned-i riyâsete i âde olundu. Vezîr-i muşârun-ileyh kendi zevkıyle meşgūl olmağıçün inân-ı umûru sâhib-i tercemenin pençe-i istiklâline teslîm itdikden sonra a dâyı dînle akd-i musâlahaya niyyet olundukda maslahat-ı mükâleme ve husûs-ı müsâleme mûmâ-ileyhin re y ve tedbîrine müfevvaz ve Nemçe hudûdunda Varadin Kal ası kurbunda Karloviçe nâm mahalde esâs-ı musâlahaya istihkâm ve kānûn-ı musâfâta ahsen-i vech üzre nizâm virmekle bu hidmet-i azîme zâtına başka bir unvân ve rütbe-i riyâsete vezâret kadar vak u şân virdiğine binâ en mühr-i sadâret Daltaban Mustafâ Paşa nın keff-i kifâyetine nihâde ve mûmâ-ileyhin kemâl-i şöhret ve ikbâlini istiskāl ile azlini irâde itdikde Şeyhü l-islâm Efendi himayesiyle riyâsetden tenzîl yerine yüz on dört esnâsında kubbe-nişîn olmak üzre vezâretle tebcîl olunmuşıdı. Bu mâdde Vezîr-i /8.2.2 a/ a zam ile Şeyhü l-islâm Efendi miyânesinde îrâs-ı telâş ve infi âl etmeğin Vezîr-i a zamın azl u kahrı ta cîl ve sâhib-i terceme mühr-i humâyûnla terfîl olunmuşıdı. Yedi ay müddet sadâret zımnında yüz on beş hudûdunda ve eyyü na îmin lâ yükeddiruhu d-dehr me âlince Edirne Vak ası hâdis olmağla Vezîr-i muşârun-ileyh mesned-i sadâretden keşîde-dâmân-ı bîm-i cân ile semt-i selâmete girîzân ve âsâr-ı fitne nev an sükûn bulup Dâmâd Hasan Paşa vezîr-i a zam oldukda kûşe-i ihtifâdan zuhûr ile yanında kalmış mühr-i humâyûnu teslîm zeylinde ibtidâ Kıbrıs eyâleti ile tekrîm ba dehû Mısr-ı Kāhire mansıbıyla tefhîm ve bir buçuk sene mikdârı tasarrufundan sonra hücûm-ı ahâlî-i mısr ile tenzîl olunmağla li-ecli lmu âhaze Rodos da mevkūf iken elli iki yaşında yüz on dokuz senesi hudûdunda merhûm olmuşdur. Muşârun-ileyhin vâdî-i şi r u inşâda i tinaya sezâ müretteb ve müdevven eş ârı ve ba z-ı hasenât ve âsârı olup her kande kadri âlî ve sâmî ve nişâne-i şân u unvâna râmî, meclis ü sohbeti latîf, Gâhî nevâziş ile lebin gâhî hattını Gâh elde para gâh kitâb istemez misin me âliyle müterennim-i Nedîm-i zarîf emsâli miyânında nazîri nâdir bir zât-ı bâhirü lme âsir olmak üzre /8.2.2 b/ Râşid Efendi ve Osmânzâde Efendi terceme etmişdir.
330 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Küçük Çelebi Mehemmed Efendi Metârif-i me ârif ü kemâlle mahfûf ve meşmûl ve inde l-vüzerâ mu teber ve makbûl ve bin yüz bir târîhinde Köprülü-zâde Mustafâ Paşa sadâretinde Küçük tezkirecilikden Haremeyn muhâsebesine menkūl olmuşdur. Mürûr-ı zemânla menâsıb-ı celîlede mazhar-ı mübâhât ve ihtizâz ve yüz sekiz senesi hudûdunda Mâliye tezkireciliğinden Râmî Mehemmed Efendi yerine Re isü l-küttâblık şerefin ihrâz etmekle beyne l-emsâl mümtâz ve bâlâ-pervâz olmuşudu. Yüz dokuz hılalinde hâdis olan Sente Vak ası takrîbiyle umûr-ı mükâleme ve husûs-ı silm ü mühâdeneyi kālıb-ı matlûb ve müstahsene ifrâğa bâhiru liktidâr bir dâhiye-i rûz-gâra ihtiyâc bedîdâr olmakdan nâşî selefleri Râmî Efendi tekrâr riyâsetle kâm-kâr ve bunlar Başmuhâsebe ile teneffüs ihtiyâr buyurmuşlar idi. Fîmâ-ba d, zât ve zemânlarına mülâyim ü çesbân, Defter emâneti misillü menâsıb-ı âliye ile bâri u lunvân olarak yüz on sekiz senesi Muharreminin on yedinci günü müsâfir-i riyâz-ı rıdvân ve Sadefcilerde Ali Paşa-yı atîk Câmi i harîminde defîn ve pinhân oldular. Atvâr-ı sencîde ve secâyâ-yı pesendîde sâhibi bir zât-ı mahmidet-simât idiği menkūldür. Ânifâ, İstanbul Kazâsından /8.2.3 a/ munfasıl, fezâ il-perver, belâgat ve benâ at-küster Çelebi-zâde Âsım İsmâ îl Efendi cenâblarının peder-i mağfiret-makarları ve mâ mâte men kâne bekā uhû mislühüm mazmûnu netîce-i evsâf ve hulâsa-i defterleridir. Şeyh-zâde Abdî Efendi Devr-i Sultân Mehemmed Hânî de Matbah emîni olan Köse Hüseyin Efendi nin perverdehân-ı sadrı, a nî ferzend-i necâbet-manzarıdır. İstanbul da mütevellid ve temyîz-i sevâd ü sefîd eyledikden sonra Şer a kitâbete sülûk ü vürûd ve yüz dokuz senesi Cumâde lûlâsında âti t-terceme Kadrî Efendi yerine Vezîr mektûbculuğu rütbesine su ûd etmişidi. Bir müddet mansıb-ı mezkûr ile behre-yâb ve on dört senesi hılâlinde Vezîr-i kubbenişîn olan Râmî Efendi yerine Re îsü -küttâb olmuşudu. Sene-i mezbûre hudûdunda Râmî Efendi sadâret-i aliyye ile refî u l-imâd ve halef ü selef miyânında cibillî olan kîne-i mekînetü l-fu âddan nâşî sadr-ı muşârun-ileyh müsâdemesiyle Edirne de on dört Şevvâli evâ ilinde Riyâsetden ma zûl ve İstanbul da İncirli Köy de kâ in yalısında ikāmet etmek üzre der-i devletden mehcûr ve Dîvân kîsedârı Abdülkerîm Beg Riyâsetle mesrûr olmuşudu. On beş hudûdunda çehre-efrûz-ı berûz olan cülûs-ı Sultân Ahmed Han-ı /8.2.3 b/ sâlis dağdağası ber-taraf oldukdan sonra on altı Muharreminde Başmuhâsebe ve yine on altı Şevvâlinde Cizye muhâsebesi ve on dokuz Recebinde sâniyen Başmuhâsebe mansıblarıyla mazhar-ı ikrâm u iltifât ve yiğirmi bir Şevvâlinde mülâkāt itdiği Yeniçeri kitâbeti ile güzârende-i evkāt iken yiğirmi iki senesi Rebî u l-evveli evâ ilinde ism-i sâmîsi esâmî-i ashâb-ı hayâtdan fürû-nihâde ve seccâde-i gabrâya rû-nihâde olmuşdur. Pederleri Mûmâileyh Hüseyin Efendi meşâyih-i Halvetiyye den Şeyh Bürhâneddîn el-berda î silsilesine müntemî olduğuna binâ en Şeyh-zâdelik unvânıyla meşhûr ve garîk, Tezkireci Mustafâ Efendi on yedi hılâlinde Hacc-ı şerîf niyyetiyle cânib-i Mısr a kasd-ı ubûr etmekle vedâ ına geldikde vesâtat-ı sâbıka-i dil-gîrî ile kendüye ba z-ı gûne himmet ve Şeyh-zâdeliği isbât ve icrâ ettiği keyfiyet Râşid Efendi târîhinde mastûrdur. Sâhib-i ma rifet bir zât-ı sütûdesîret olup Çatalçeşme kurbunda kâ in hânesinde, Fülk-i devletde re îsim hele ben Nûh Necî neşîdiyle zebânzed ve yüz elli hudûdunda menâsıb-ı dîvâniyyeden riyâset vekâletine dek musa ad ve mümecced olan oğlu Nûh Efendi den sonra hâlâ ketebe-i dîvândan ba z-ı ahfâd-ı sa âdet-nijâdı mevcûddur. (Ahmed Resmî Efendi, Halîkatü r-rü esâ)
Metne Ait Sözlük A dâ: Ahsen: Akd: Akd-i musâlaha: Alem: Âlî: Âsâr: Âşinâ: Atvâr: Azîm(e): Âzim: Ba dehû: Bâhir: Beyâz: Bîm: Cem : Cûd: Dâmân: Dâniş: Emsâl: Erbâb: Eş âr: Evkāt: Fâhire: Gâhî: Girizân: Güzâr: Hâdis: Hasenât: Hâss: Ittılâ : İ tinâ: İbtidâ: İhtifâ: İkbâl: İkrâm: İktisâb: İmtiyaz: İn âm: İnân: İnfi âl: İnşâ: İntisâb: İrâde: İrâs: İsti dâd: İstihdâm: İstihkâm: 8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 331 Düşman Pek güzel, daha güzel, en güzel Sözleşme, kararlaştırma; bağ, bağlama, düğümleme Barış antlaşması Nişan, alamet* bayrak, sancak Yüce, ulu İzler, nişaneler, alametler, eserler Tanıdık, bildik Tavr ın çoğulu, hal ve hareketler, işler, tarzlar Büyük, ulu Giden, gidici Ondan sonra Belli, besbelli, açık, apaçık Temize çekme Korku, havf Toplama, yığma Cömertlik (dâmen) Etek, zeyl Biliş, bilgi, ilim Numûneler, örnekler; eşler, benzerler Sahipler, malikler; ehil, muktedir, becerikli, layık Şiirin çoğulu, şiirler Vaktin çoğulu, vakitler Onurlu, şanlı, şerefli Bazan, ara sıra Kaçan, kaçıcı Geçme, geçiş Olan, meydana gelen, ortaya çıkan İyilikler, iyi haller, iyi işler Özel, hususî Haberdar olmak, tanıma, bilme Dikkat etme, özen gösterme Başlangıç, baş, evvel Gizlenme, saklanma Baht, talih Hediye vermek; hürmet, saygı göstermek Kazanma, elde etme Başkalarından ayrılma, farklı olma; ayrıcalık Nimet verme, iyilik etme Dizgin, yular; idare etme, yürütme Gücenme, darılma Güzel nesir yazma Bağlanma, birinin adamı olma, birine, bir şeye mensub olma Dileme, isteme; emir, ferman, buyruk Verme; sebeb olma, gerkme Kabiliyet, akıllılık, anlayış Kullanma, hizmete kabul etme Metin ve muhkem olma, sağlamlık, kuvvet, kuvvetli siper
332 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I İstiklâl: İstiskāl: Kadr: Kantara: Keff: Keşîde: Kitâbet: Kubbe-nişîn: Kufûl: Kurb: Latîf: Leb: li-ecl: Ma an: Mâlik: Mânend: Mansıb: Maslahat: Me âl: Me âsir: Me zûn: Me ârif: Medîne: Mehcûr: Meks: Meleke: Mesned: Mevkūf: Miyâne: Mu âhaze: Mûmâ-ileyh: Musâfât: Musâhib: Musâlaha: Muşarun-ileyh: Müdevven: Müfevvaz: Mükâleme: Mükerrem: Müretteb: Müsâleme: Müterennim: Nâdir: Nâfiz: Nâşî: Nazîr: Nedîm: Kendi başına olma, kimseye bağlı bulunmama Ağır görme; yüz vermeme, kovarcasına muamele etme Değer, itibar; onur, şeref; rütbe, derece Taştan yapılan kemerli büyük köprü El içi, el ayası, avuç Çekilmiş, dizilmiş,geçirilmiş Yazı yazma Topkapu sarayında Kubbealtı denilen ve divan toplantılarının yapıldığı yerdeki vezirlerin her biri. Seferden, yolculuktan dönme Yakın olma, yakınlık, yakın Hoş, güzel Dudak den dolayı, maksadıyla Birlikte, ile Sahip, bir şeye sahip olan Benzer, eş Büyük memuriyet, makam, mesned İş, emir, husus; önemli iş Mana, kavram, mefhum Güzel eserler, nişanlar, izler İzin verilmiş, müsaade olunmuş olan Marifet in çoğulu, marifetler, bilgiler, bilimler Şehir Uzaklaşmış, ayrılmış Durma, bekleme, ârâm Tekrarlaya tekrarlaya meydana gelen alışıklık, yatkınlık Rütbe, derece, pâye, makam Tutuklu, tutuklanmış Orta, ara Azarlama, paylama, çıkışma, itâb Adı geçen (kendisine ima olunan) Samimi ve halis muhabbet, dostluk Biriyle sohbette bulunan, büyük bir zatın yanında bulunarak onu sözüyle sohbetiyle eğlendiren Barışma, uzlaşma Adı geçen (kendisine işaret olunan) Tedvîn olumuş, dîvan, kitab haline getirilmiş İhale ve sipariş olunmuş, bırakılmış Antlaşma; karşılıklı konuşma Muhterem, aziz, saygıdeğer Tertîb olunmuş, dizilmiş Barış içinde olma, barışıklık Terennüm eden, güzel sesle yavaş yavaş şarkı söyleyen Az olan, az bulunan Sözü geçen, delen, delip geçen Ötürü, dolayı, sebebiyle Benzer, eş Meclis ve sohbet arkadaşı, büyükleri fıkra ve hikayeleriyle eğlendiren
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 333 Nevâziş: Nihâde: Nişîn: Pâye: Râmî: Re y: Safâ: Sâlik: Sâmî: Sânî: Sâniyen: Sevâd: Sezâ: Simât: Şâgird: Ta cîl: Tahsîl: Tarîk: Tebcîl: Tedbîr: Tefhîm: Tekrîm: Temyîz: Tenzîl: Terâne: Terceme: Terfîl: Tevellüd: Umûr: Vak : Vech: Zarîf: Zımn: Zuhûr: Okşama, gönül alma Konmuş, konulmuş Oturan, oturmuş manasıyla kelimeleri sıfatlandırır. Rütbe, derece Çok itaatli ve boyun eğici Görüş, fikir, mutala a Saflık, berraklık; gönül şenliği, neşe, zevk Bir yola giren, bir yolda giden Yüksek, yüce İkinci İkinci olarak Karalama, müsvedde Layık, şâyeste Sofra, yemek masası Çırak, talebe Acele ettirme, çabuklaştırma Hasıl etme, ele geçirme; ilim öğrenme Yol, Ululama, ağırlama, ta zîm. Bir şeyi temin edecek veya önleyecek yol, çare Büyük sayma, ta zim Ululama, saygı gösterme, büyütme Ayırma, farketme, farkına varma İndirme, aşağı düşürme, azaltma Nağme, ahenk, makam (Genelde hâl ile) biyografi, hayat hikayesi, öz geçmiş. Ululama, ta zim Doğmak Emr in çoğulu, işler Ağırlık, ağır başlılık Üslup, tarz, yol; yüz, surat, çehre Zarafetli, güzel, şık; nazik, ince; ince nükelerle konuşan İç taraf, dahil; maksad, meram, sebeb; açıkdan ifade olunmayıp diğer sözlerden anlaşılan maksad-ı hafî Ortaya çıkmak, zahir olmak Küçük Çelebi Mehemmed Efendi Lügatleri Ânif: Pek yakında geçen Ânifen: Demincek, biraz evvel; yukarıda Bâlâ: Yukarı, yüksek, üst Bâlâ-pervâz: Yüksekten uçan, (mec. Palavracı) Bâri : Mükemmel, güzel, üstün Bedîdâr: Meşhûd, görünür, zahir, ayan, açık Belâgat: İyi, güzel, pürüzsüz söz söyleme; yerinde ve güzel konuşma Beyn: Ara Celîl: (Celîle) Büyük, ulu Çespân: Lâyık, münâsip, yakışır, uygun Dâhî: (Dâhiye) dehâ sahibi, son derece zeki, anlayışlı ve uyanık Defîn: Gömülmüş, gömülü
334 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Emsâl: Evsâf: Fezâ il: Fîmâ-ba d: Güster: Hâdis: Harîm: İfrâğ: İhrâz: İhtizâz: Kālıb: Kâm-kâr: Mağfiret: Mahfûf: Mahmidet: Makarr: Matlûb: Mazmûn: Me ârif: Menâsıb: Menkūl: Meşmûl: Metârif: Muhâdene: Muhâdenet: Munfasıl: Mübâhât: Mülâyim: Mümtâz: Mürûr: Müstahsen: Perver: Pesendîde: Pinhân: Rıdvân: Riyâz: Secâyâ: Selef: Sencîde: Silm: Simât: Takrîb: Misâlin cem i, benzerler, eşler (Vasf ın cem i) Vasıflar, sıfatlar, nitelikler (Fazîlet in cem i) erdemler, güzel vasıflar Bundan sonra, bundan böyle, bir daha Yayan, döşeyen (adâlet-güster: adalet, doğruluk yayan gibi) Olan, ortaya çıkan Evin içi gibi başkalarına kapalı olan yer Kalıba dökme, şekillendirme, bir şekle sokma Alma, kazanmai elde etme Titreme, tepinme, sıçrayıp oynama Nümûne, örnek; vücud, beden, gövde; her hangi bir şeye muayyen bir şekil vermek için kullanılan ve o biçimi taşıyan vasıta, kalıp İsteğine ulaşmış, mutlu (kâm-rân) Allâh ın kullarının günahlarını bağışlaması gibi Zarar görmesin diye etrafı çevrilmiş, kuşatılmış Medh etme, övme Karâr edilecel yer, durulacak yer İstenen, taleb olunan Mana, kavram; nükteli, san atlı ince söz Ma rifetin cem i, ma rifet, ilim, ustalık, hüner Mansıb ın cem i, makam, görev, rütbe Nakl olunmuş Şümullenmiş, kaplanmış, etrafı çevrilmiş Matraf ın cem i Barışma, barışık olma Dostluk, yakın ahbablık Ayrılmış, ayrılan; işinden ayrılan Övünme Uygun Seçkin, üstün tutulmuş Geçme, geçip gitme Beğenilen, güzel bulunan Besleyen, büyüten, yetiştiren, sterbiye eden manalarıyla birleşik isimler yapar: Fukarâ-perver: fukarayı gözeten, müsafir-perver: müsafir seven, müsafiri koruyan Beğenilmiş, seçilmiş, mergūb, müntehâb Gizli, mestûr, müstetîr Râzı olma, hoşnudluk; Cennetin muhâfızı ve kapıcısı olan meleğin ismi Ravza nın cem i, bağçeler, ağaçlar, çimenlik yerler (Seciyye nin cem i) huylar, tabîatler, karakterler Önceki, bir işte ve vazifede başka birinden önce bulunmuş olan kimse Tartılı, ölçülü, yerinde Barış, barışıklık Nişan, alamet, damga, iz Vesîle, bahâne; yaklaştırma Şeyh-zâde Abdî Efendi Lügatleri A nî: Ahfâd: Yani Hafîd in cem i, torunlar
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 335 Âtî: Behre-yâb: Berûz: Cibillî: Dil-gîr: Efrûz: Esâmî: Ferzend: Fu âd: Fürû-nihâde: Gabrâ: Gûne: Güzârende: Güzârende-i evkāt: Hân: Hılâl: Himmet: İkrâm: İltifât: İmâd: Kâ in: Ketebe: Manzar: Mastûr: Matbah: Mazhar: Mekîne: Mesrûr: Musa ad: Mümecced: Müntemî: Müsâdeme: Mütevellid: Necâbet: Neşîd: Nihâde: Nijâd: Refî : Rû-nihâde: Sadr: Sefîd: Silsile: Sîret: Su ûd: Sütûde: Ubûr: Zebân-zed: Gelecek Hisse ve nasîbi olan, behre: hisse, pay, kısmet, nasip Kavga, savaş Yaradılışta olan, fıtrî Gücenik, kırgın, gönül tutan, kalbe sıkıntı veren Şu le, parıltı İsimler Oğul, çocuk Kalb, yürek, gönül Tenzîl edilmiş, indirilmiş Yer, yer yüzü, arz Türlü, gidiş, tarz, yol Geçici, geçen; geçirici, geçiren Vakit geçiren Yemek sofrası; yemek Ara, aralık Gayret, yardım, emek, çalışma, çabalama Hürmet, saygı; ağırlama; bir şeyi hediye olarak verme Yüzünü çevirip bakma; hatır sorma; Gönül alma Direk, dikme, sütun Olan Kâtib in cem i, kâtibler Nazar edilen, bakılan, görülen yer Yazılmış (Tabh dan) Yemek pişirilen yer, mutfak Na il olma, şereflenme (Mekîn) Temekkün eden, oturan, yerleşen Sevinçli, sürûrlu, şen Yüce, yüceltilmiş, yücelmiş, çok yüksek Şereflendirilmiş İntimâ eden, yakınlık ve ilgi peyda eden Çarpışma, birbirine çarpma Doğmuş, dünyaya gelmiş Soyluluk, soy temizliği Manzume, şiir; atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyt veya mısra Konmuş, konulmuş, koymuş Soy, nesil, neseb Yüksek, yüce Yüz koymuş Göğüs, sine; herşeyin önü, başı, ilerisi Beyaz, ak Zincir, zincirleme olan şey; soy-sop, ocak, babadan oğula yazıla gelen kuşak, soy defteri Bir kimsenin iç hali, tavrı, ahlakı Yukarı çıkma, yükselme Övülmüş, övülmeye layık olma hali Geçme; bir suyun öbür yakasına geçme Dil persengi, söylenen, söylenir olan; alışılmış, yayılmış söz
336 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Râmî Mehmed Paşa Adı geçen, Ebî eyyûb-ı Ensarî kasabasında doğup, orada müsvedde ve temiz nüshayı ayırd edecek derecede öğrenim gördükten sonra Reis kalemine çırak ve yazıcılık mesleğine girmiş ve kısa sürede yazıcılık ilminde alem olacak derecede yeteneğe sahip olmuş, ayrıca şiir ve düz yazı ile ilim erbabı arasında temayüz ederek Sultan Mehmed Han devrinde İkinci Vezir ve Sultanın has nedîmi olan muhterem damadları Musahib Mustafa Paşa nın cömert ve nimetli sofrasında toplanan Nabî Efendi, Sami Bey ve diğer marifet sahipleriyle tanışmış ve bu şerefli daireye intisab ederek masraf kitabetleri payesini kazanmıştır. Hatırının şenliği ve devrin müsaadesiyle vakit geçirir iken, Nâbî Efendi ye, adı geçen vezirin kethudalığından hacca gitmeye izin verildiğinde babanın ömrü hakkı için Ferkadân hâriç herkes birbirini terk eder nağmesiyle onunla birlikte gitmişti. İstanbul a döndükten sonra, Divan işlerinde önemli hususlara tam bilgisi olduğundan Beylikçilik hizmetine tayin edilmiş ve 1106 sonunda Acem Bekir Efendi yerine Reisülküttablık rütbesiyle şereflendirilmiştir. Daha sonra, Veziriazam Elmas Mehmed Paşa kendisini hazmedemediğinden azledilerek devlet kapısından uzak kalmış ve İstanbul da hanesinde beklemesi istenmiştir. Küçük Çelebi Mehmed Efendi Reisülküttab iken, çok geçmeden Zenta hadisesi ortaya çıkarak Sadrazam Elmas Mehmed Paşa şehadet köprüsüyle ahirete geçmiş ve Amcazade Hüseyin Paşa Sadrazam olmuştur. Bu sırada sözü etkili Şeyhülislam Feyzullah Efendi isteğiyle yüz dokuzda ikinci defa Reisülküttablık makamına iade olundu. Adı geçen Vezir, kendi zevkiyle uğraşmak için işlerin dizginini biyografisi verilen şahsın eline teslim ettikten sonra din düşmanlarıyla sulh yapmaya niyet olunduğunda görüşme işi ve barış konusu da Ramî Mehmed Efendinin görüş ve tedbirine bırakılmıştı. Avusturya hududunda, Varadin kalesi yakınında Karloviçe (Karlofça) isimli yerde sulhün esaslarını kuvvetlendirdiğinden ve samimi dostluğun kanunlarına güzel bir şekilde nizam verdiğinden, bu büyük hizmet kendisine başka bir unvan ve Reisülküttablık rütbesine vezirlik kadar ağırlık ve şan kazandırmıştı. Bu sırada sadaret mührü Daltaban Mustafa Paşa nın kifayetli eline verilmiş ve o da Ramî Mehmed Efendi nin şöhret ve ikbalini ağır bularak azlini istemişse de Şeyhülislam Efendinin himayesiyle reisülküttablıktan azil yerine yüz on dört esnasında kubbe-nişin olmak üzere vezirliğe yükseltilmiştir. Bu durum Veziriazam ile Şeyhülislam Efendi arasında telaş ve gücenmeye sebeb olduğundan Veziriazamın azil ve kahrı hızlanmış ve biyografi sahibi Padişah mührüyle (sadrazamlıkla) ululanmıştır. Yedi ay sadareti sırasında yüz on beş sonunda zaman hangi nimetin tadını kaçırmaz ki! meâlince Edirne vak ası ortaya çıkıp adı geçen Vezir, sadrazamlık makamından can korkusuyla eteğini çekip selamet semtine kaçmış ve fitne izleri sükun bulduktan sonra Damat Hasan Paşa nın Sadrazamlığı sırasında gizlendiği köşeden çıkarak yanında kalmış olan mühr-i hümayunu teslim edince, önce Kıbrıs eyaleti ile şereflendirilmiş daha sonra Mısır Kahire göreviyle yüceltilmiştir. Bir buçuk sene kadar bu görevde bulunduktan sonra Mısır ahalisinin hücumuyla rütbesi tenzil edilmiştir. Cezalandırmak için Rodos ta tutukluluğu sırasında elli iki yaşında iken yüz on dokuz senesi sonunda merhum olmuştur. Adı geçenin şiir ve nesir dalında dikkate değer tertib edilmiş ve düzenlenmiş şiirleri ve bazı iyilikleri ve eserleri vardır. Her zaman kadri yüksek ve yüce, unvan ve şan nişanelerine itaatkar, sohbeti ve meclisi hoş, Gâhî nevâziş ile lebin gâhî hattını Gâh elde para gâh kitâb istemez misin. meâliyle Nedîm-i zarif gibi terennüm ederek akranları arasında benzeri nadir, güzel eserleri aşikar bir kişi olmak üzere Raşid Efendi ve Osman-zade Efendi biyoğrafisini yazmışlardır.
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 337 Küçük Çelebi Mehemmed Efendi Marifetin ve olgunluğun her çeşidiyle kuşatılmış ve çevrelenmiş, vezirler arasında hatırı sayılır ve makbul ve bin yüz bir tarihinde Köprülüzade Mustafa Paşa nın sadrazamlığında Küçük tezkirecilikten Haremeyn muhasebesine nakl olunmuştur. Zamanın ilerlemesiyle büyük görevlerde övünç ve hareketlere mazhar olmuş; yüz sekiz senesi sonunda Maliye tezkireciliğinden Rami Mehemmed Efendi yerine Reisülküttablık şerefini kazanmakla benzerleri arasında seçkin ve yüksek mertebeye çıkmıştı. Yüz dokuz senesinde meydana gelen Zenta vak ası münasebetiyle sulh ve barışa dair hususların görüşülmesi işini istenilen ve beğenilen bir şekle koyacak gücü aşikar olan devrinin dâhîsi bir kişiye ihtiyaç duyulduğu görüldüğünden, kendinden önceki Ramî Efendi tekrar riyasetle mutlu kılınmış ve kendisi Başmuhasebe ile nefeslenmeyi istemişlerdi. Bundan sonra kendisine ve zamanına uygun ve layık Defter emaneti benzeri yüksek görevler ile seçkin unvanlara gelerek yüz on sekiz senesi Muharreminin on yedinci günü cennet bahçelerinin müsafiri olmuş (vefat eylemiş) ve Sadefçiler de Atik Ali Paşa Camii harîminde defnedilmiş ve gizlenmişlerdir. Ölçülü tavırlar ve beğenilen huylar sahibi, övünç alametleri taşıyan bir kişi olduğu anlatılır. Yukarıda İstanbul kadılığından ayrılmış, erdem severliği ve güzel konuşması meydanda olan Çelebi-zade Asım İsmail Efendi hazretlerinin yeri bağışlanma olan babaları ve onun gibi yaşayanlar ölmez manası vasıflarının neticesi ve defterlerinin özetidir. Şeyh-zâde Abdî Efendi Sultan Mehemmed Han devrinde Matbah Emini (Saray mutfağı emini) olan Köse Hüseyin Efendi nin baş sofrasında yetişen, yani soyluluk alametleri görülen çocuğudur. İstanbul da doğmuş ve müsvedde ve temize çekilmişi ayırd edecek derecede tahsilden sonra şer iyye katipliğine girip gelmiş, yüz dokuz senesi Cumadelûlâsında biyoğrafisi gelecek Kadrî Efendi yerine Vezir mektupçuluğu rütbesine yükselmişti. Bir müddet adı geçen görev ile nasiplenip on dört senesi içinde Kubbe veziri olan Ramî Efendi yerine Reisülküttab olmuştu. Bu senenin sonunda Ramî Efendi Sadrazamlık ile şanını yüceltmiş ve sonraki ve önceki arasında yaradılışta kalblerine yerleşmiş olan kinden dolayı adı geçen vezir ile çarpışmasıyla Edirne de on dört Şevvali başlarında Reisülküttablıktan azl edilmiş ve İstanbul da İncirli Köy de olan yalısında ikamet etmek üzere devlet görevinden uzaklaştırılmış ve Divan kisedarı Abdülkerim Bey riyasetle sevindirilmişti. On beş senesi hududunda devrin yüzünü aydınlatan Sultan Üçüncü Ahmed Han ın cülusunun telaşı ber-taraf olduktan sonra on altı Muharreminde Başmuhasebe ve yine on altı Şevvalinde Cizye muhasebesi ve on dokuz Recebinde ikinci defa Başmuhasebe görevleriyle ikram ve iltifata mazhar olmuş; yirmi bir Şevvalinde kavuştuğu Yeniçeri katipliği ile vaktini geçirirken yirmi iki senesi Rebîülevveli başlarında yüce ismi, hayat sahipleri isimleri listesinden silinmiş ve yer yüzü seccadesine yüz koymuştur. Pederleri adı geçen Hüseyin Efendi, Halvetiyye şeyhlerinden Şeyh Bürhaneddîn el-berda î soyuna yakınlık peyda etmiş olduğuna binaen Şeyh-zâdelik unvanıyla meşhur ve garîk Tezkireci Mustafa Efendi on yedi senesi içinde hacc-ı şerîf niyetiyle Mısır tarafına gitmek kasdetmekle vedaya geldiğinde eski kırgınlığı vasıtasıyla kendisine bazı türlü yardım ve Şeyh-zadeliği isbat ve yürüttüğü hal, Raşid Efendi tarihinde yazılıdır. Marifet sahibi ve güzel ahlaklı bir kişi olup Çatalçeşme yakınındaki hanesinde, Fülk-i devlette re îsim hele ben Nûh Necî manzumesini diline persenk etmiş ve yüz elli sonlarında Dîvân görevlerindenreisülküttaplık vekilliğine kadar yüceltilmiş ve şereflendirilmiş olan oğlu Nuh Efendi den sonra hala Divan katiplerinden olan mutlu soyundan bazı torunları vardır.
338 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri Kitâbet Şi r Cem Sa âdet Rütbe Zuhûr Kelâm Rıdvân Netîce Fi âlet Fi l Fa l Fa âlet Fu let Fu ûl Fa âl Fi lân Fa îlet Sülâsî mücerred masdar ism-i fâ illeri Sâlik (sülûk) Mâlik (mülk) Âzim (azm) Nâşî (neş et) Hâdis (hudûs) Nâdir (nedret) Kālıb (kalb) Fâ il Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûlleri me zûn (izn) Mehcûr (hicret) me mûr (emr) Mesrûr (sürûr) Meşgūl (şugl) Mevkūf (vakf) Merhûm (rahmet) Mef ûl Mücerred rubâ î masdar Dağdağa Fa lele(t) Mimli masdarlar Masraf Maslahat Mağfiret mahmidet Mef al Mef alet Mef ilet Mef ilet
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 339 Sülâsî mezîdün-fîh masdarlar Temyîz Tahsîl İmtiyâz İktisâb Müsâ ade Musâlaha İstihdâm İkrâm İnfi âl Tef îl İfti âl Mufâ ale İstif âl İf âl İnfi âl Mezîdün-fîh ism-i fâ il Munfasıl Müsâfir Mülâyim Müterennim Münfa il (infi âl) Mufâ il (mufâ ale) Mütefa il (tefa ul) Mezîdün-fîh ism-i mef ûl Müfevvaz Müretteb Müdevven Musa ad Mufa al (tef îl) Cem şekillerinden örnekler: Mü ennes cem Mühimmât -ât eki ile Hasenât -ât eki ile Cem -i mükesser Me ârif Umûr Eş âr Vüzerâ Menâsıb Fezâ il Mefâ il Fu ûl Ef âl Fu alâ Mefâ il Fe â il
340 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I İsm-i mekân Mertebe Mesned mef ale mef al Sıfat-ı müşebbehe Nedîm, şerîf, azîm, latîf Arapça tamlama: Nâfizü l-kelâm İnde l-vüzerâ Bahiru l-me âsir li-ecli l-mu âhaze bâri u l-unvân B- Farsça yapılar Atıf vavıyla yapılan birleşik isim: Azl ü kahr Me ârif ü kemâl Silm ü muhâdene Mülâyim ü çesbân İsim tamlaması: İnân-ı umûr Husûs-ı müsâleme Mürûr-ı zemân Sıfat tamlaması: Zât-ı mahmidet-simât Hidmet-i azîme Menâsıb-ı celîle Farsça birleşik sıfat: Sa âdet-nijâd Sütûde-sîret Fazîlet-perver Mahmidet-simât 2 Âsitâne-i sa âdete ba de l-kufûl umûr-ı dîvâniyyede mühimmâta ıttılâ -ı tâmmı olduğuna binâ en altı sene mikdârı Beglikcilik hidmetinde istihdâm ve bin yüz altı hudûdunda Acem Bekir Efendi yerine rütbe-i riyasetle ikrâm olundu. Ba dehû Vezîr-i a zam Elmas Mehemmed Paşa kendüyü hazm itmemekden nâşî yüz sekiz târîhinde azl ile der-i devletden mehcûr ve İstanbul da hânesinde mekse me mûr ve Küçük Çelebi Mehemmed Efendi riyâsetle mesrûr olmuşken çok geçmeden Sente (Zenta) vak ası zuhûr ve Sadr-ı a zam Elmas Paşa kantara-i şehâdetle âhirete mürûr ve Amcazâde Hüseyin Paşa sadru s-sudûr oldukda Şeyhü l-islâm-ı nâfizü l-kelâm es-seyyid Feyzullâh Efendi irâdesiyle yüz dokuzda sâniyen mesned-i riyâsete i âde olundu. Yukardaki metni inceleyerek metinde geçen, a) Arapça mezîdün-fîh masdarları bularak vezinlerini yazınız. b) Sülâsî mücerred masdarlardan beş tanesini bularak vezinlerini yazınız. c) Sülâsî mücerred ve mezîdün-fîh masdarların ism-i fâ il ve ism-i mef ûllerini yazınız. d) Metinde geçen ism-i mekânı bulunuz.
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 341 Metin 8.3.3a-b Haşim Efendi, Ahvâl-i Anapa ve Çerkes
342 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Metin 8.3.2a-b
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 343 Metin 8.3.1a-b
344 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I AHVÂL-İ ANAPA VE ÇERKES /8.3.1 a/ Âmeden Ferah Ali Paşa Zikr ü beyân olunduğu üzre cibâl-i mezkûrun fethi ve hüsn-i tedbîr ile tanzîmi kendüye mahsûs olacağını ve celî ve nihânî merâm-ı Hazret-i Cihân-bânı ifâde ve ba de l-beyân Libâs-ı âdemî-râ kem nemî sâzed Eğer cevher-i şinâsî tîğ-râ uryân temâşâ kon Avn-ı inâyet-i bârî ile bu umûr mel abe-i sıbyân makūlesinden olup ancak, hemyân-ı vâfire ve derâhîm-i mütekâsire ibzâli ile kābil-i husûl olmak mukarrerdir didikde müsâ ade-i aliyye-i cenâb-ı evliyâ-yı ni amî erzânî buyurulmağla feth-i dehân idüp takrîre mübâderet eyledi. Evvelâ : Soğucak Kal ası ta bîr olunan Kızkulesinden kebîrce bir palankadır. Ve derûnunda ağa ve kethüdâ ve alemdâr ve neferât ve imâm ve mü ezzin ve cemâ ât, cem an yiğirmi dört âdemden ibâretdir. Ve anlar dahi kemâl-i zarûretlerinden ve bir cânibe hicrete adem-i iktidârlarından kalmışlardır. Bu sûretde vüzerâ ve mevcûdu olan sunûf-ı askeriyyenin ikāmetleriyçün evvelen bir sarây binâ ve müceddeden hâne ve kışla îcâd ve inşâ ve ebniye-i mezkûrenin iktizâ iden elvâh ve kiremid ve tuğla ve mismâr ve âhen-i ham ve ber-mûceb-i defter-i müfredât-ı mühimmât, Der-aliyye den ve Sinop dan mübâya a ve bi lma iyye Soğucağa nakl olunmağa muhtâcdır. İkinci : Bin nefer âdemin me kûlâtıyçün bir senelik dakīk ve peksimâd ve tuz virilmeğe muhtâcdır. Üçüncü : İnâyet-i Bârî ve baht-ı humâyûn-ı Cenâb-ı Şehr-yârî ile hidmet-i mezkûreyi ber-vefk-ı matlûb /8.3.1 b/ te diye ve tanzîm zirâ at ve hırâset ta lîmi dahi lâ-büdd olup bu sûretde tohum içün ber-mûceb-i defter hınta i tâsına muhtâcdır. Dördüncü : Mahall-i merkūmda el-yevm değirman îcâd olmadığından dakīk tedkīkı içün şimdilik yüz çift değirman-ı dest, mevcûd-ı cebehâne-i âmireden inâyet buyurulmağa muhtâcdır. Beşinci : Soğucak kal asında işe yarar top ve cebehâne olmamağla altı kıt a a lâ sür at topu ve ma a araba-i cebehâne ve koşum ve dâne-i gülle ve hartoçluk şalı ve çend kıt a balyemez ve havan ve humbara ve mâlzeme-i sâ ire ve bir nefer üstâd-ı sür atci halîfesi ve iki bin kazma ve kürek ve resen-i ıhlamur ve küfe ve dâne-i mismâr-ı şaranpo ve mühimmât-ı sâ ire ber-mûceb-i defter, cebehâne-i âmire mevcûdundan virilmeğe muhtâcdır. Altıncı : Ma lûmü l-mıkdâr neccâr ve dîvârcı ve iki ocak timurcu ve taşcı ve mezkûrların örs ve çekiç ve kürek ve taşcı takımları mevcûddan virilmeğe muhtâcdır. Yedinci : İnâyet-i Bârî ile el-yevm dâ ire-i âcizânemde altı ve yedi yüz nefer ıztırâb ve vakt-i ferahda ma iyyet ider kafadâr ve vefâdâr âdemim mevcûd olup ancak, kavm-i mezkûra gālib olmak içün pey-der-pey asker irsâli iktizâ ider. Bu sûretde Tokad ve Turhal ve Sivas ve Amasya ve Niksar ve Gerze ve Sinop etrâfından bin nefer esâmîlü yamakān tertîb ve bir senelik ulûfeleri geldikleri anda virilmeğe muhtâcdır. Sekizinci : Dergâh-ı âlî yeniçeri ortalarından bir orta ile bir nefer Yeniçeri ağası vekîli ola. Ol dahi bu fakīrin hidmetimde olan Mataracıbaşımıza hasbe l-maslaha yüz yiğirmi akçe ile Turnacıbaşılık i tâ buyurulmağa muhtâcdır. Dokuzuncu : Hâssa şilâhşörlerinden ihtiyâr Gürcü Süleymân Ağa, Binâ emîni olup hâlâ mevcûdum olan asker ile verâdan tevârüd iden askere ta yînât virmesiyçün âdetâ Nüzül emîni ola. Ve li-ecli l-idâre başkaca akçe virile. Ve mesâlihi itmâmında Der-aliyye ye gelüp defterini ve vukū unun takrîrini vire. Onuncu : İnâyet-i Bârî ile mahall-i me mûreme ba de l-vüsûl el-insânü abîdü l-ihsân mefhûmu üzre kabâ ilden tarafımıza gelenlere nevâziş ve iltifât olunup, ancak akçeye i tibârları olmamağla /8.3.2 a/ celb-i kulûblarıyçün mezâk ve tabî atlerine muvâfık atiy-
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 345 ye i tâsı iktizâ ider. İşbu defterde mastûr tatar yayı ve altun ve sîm kakma abaza tüfengi ve kirpâs-ı Gedüs ve elvân kaba boğası ve Ladik basması çit ve meşin ve sahtiyan ve sîm ve kılâbdân ve iğne ve terzi yüksüğü ve tarak ve çubuk kurşunu ve çakmak taşı ve al çuka, cânib-i mîrîden mübâya a ve tarafımıza i tâya himmet buyurulmak. On birinci : Mecmû -ı varım, sâye-i humâ-vâye-i Şehr-yârîde cem ü tedârük olunmuşdur. Fedâdır. Der-aliyye den mahall-i mezkûra azîmet eylediğim andan itmâm-ı umûra değin bir mahalden bir para alınmayup bezl-i atâya muhtâcdır. Bu sûretde mevcûdumdan mâ adâ Hazîne-i âmireden beş yüz kise akçe dahi inâyet ve ihsân buyurulmak. On ikinci : Celb-i askere vesîle-i suhûlet içün ber-vech-i arpalık Ankara sancağı tevcîh ve ber-vech-i hâs Tombasar voyvodalığı inâyet ve ihsânıyla dil-şâd buyurulmak. On üçüncü : Hasbe l-umûr Devlet-i aliyye-i dâ imü l-ihsâna lâyık ve gayr-ı muvâfık ref -i ruk a eylediğimde bâlâ-yı tahrîrâta keşîde kılınan işbu [.] işâretin derûnunda nokta olduğu halde müsâ ade olunmayup bir tarîk ile hâmili her kim olur ise olsun def ve nokta olmadığı sûretde müsâ ade-i aliyyeleri erzânî buyurulmak. On dördüncü : Ber-vech-i bâlâ matlûb-ı çâkerânem olan zehâ ir ve mühimmât ve top ve cebehâne ve hedâyânın tahmîli içün mevcûd-ı Tersâne-i âmireden bir kıt a kebîr kalyon techîz ve âmâde ve askerim ile geldiğim anda ayağı tozu ile Boğaziçi nde Beykoz pîşgâhından irkâb ve iktizâ idenlere ilbâs içün hil at-ı mütenevvi a mübâya a ve âmâde olmak husûslarına müsâ ade-i aliyye-i veliyyü n-ni amî erzânî buyurulur ise ol bâbda emr ü fermân efendilerimiz hazerâtınındır deyü re y ü tedbîrine netîce virdi. Muşârun-ileyhin takrîrine nazaran iş görmesi me mûl ve ta dâd eylediği her bir mâdde elzem olduğu ecilden ber-vefk-ı matlûb mes ûlâtına müsâ ade ve kalyon hâzır u âmâde iken muşârun-ileyh İznikmid e varup kapusu halkını cem ve bahşîşlerin i tâ ve tertîb eylediği üzre birbirini müte âkıb Der-aliyye ye ba s u isrâ ve verâ-yı askerden kendüleri dahi ta kīb /8.3.2 b/ ve esseferu vesîletü z-zafer mefhûmu üzre şân u unvân-ı firâvân ile Beykoz sahrasında nasb olunan ordusuna lühûk ve ku ûd ve üç gün zarfında hademe ba z-ı levâzımları mübâya asıyçün mesâğ u ruhsat ve dördüncü gün bismillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ füyûzâtıyla kalyon-ı humâyûna mecmû -ı malzeme ve neferâtı ba de l-îsâl inâyet-i Cenâb-ı Mürsilü r-riyâh-ı zafer [ü] nusret ile fekk-i resen ü lenger ve Kavak hisârları kal aları pîşgâhından top-ı şâd-mânî endahte iderek hurûc ve sâlimen Sinop limanına vülûc ve kal a pîşgâhına lenger vaz ve zikr olunan keraste ve mâlzeme-i sâ ireyi mübâya a ve tahmîl ve fekk-i lenger idüp eyyâm-ı kalîle zarfında Soğucak kal asının liman-ı kebîrine vaz -ı lenger olundu. Ahvâl-i Kal a-i Ahâlî-i Soğucak Kā ide-i kadîm-i serhad ve merâsim üzre kalyondan endahte olunan toplara mukābil top atılmayup resm-i serhad icrâ olunmadığından gayrı bir ferd burc-ı bârû-yı kal adan baş göstermediği ve sebeb ve illetini mutâla a ve murâkabe ile Şeyh-i muşârun-ileyhe keşf ü yakīn oldukda, terbiyet-kerde ve umûr-dîde ağayândan birini ihzâr ve kal aya tesyâr eyledi. Be-her sene ahâlî-i kal anın mevâcibleriyle me kûlâtlarıyçün virilü gelan zehâ ir-i dakīkı, defterdâr-ı vakt virmekde zarûret mîrîdir deyü muhâlefet ve acz ü ıztırâbda tâb ü tâkatları münkatı ve fıkdân-ı zehâ ir ve illet-i cû dan mecmû u irci î ilâ Rabbike mâsadakına vâsıl ve mâ adâ bâkī kalan bir neferin avreti mürdelerin hânelerinde olan dakīk çuvallarını cem ve bir tekne içinde su ile dakīkden bâkī gubârı ahz ve ba zan çorba gibi beş gün mikdâr kendülere nafaka idüp hayât bulmuşlar iken ol dahi bir gün evvel nihâyet bulup me yûs ve er ve avret ümmîdlerini kat Kesmem ümmîdimi eltâf-ı Hudâ dan zîrâ Kerem-i lutf füzûndur benim ümmîdimden
346 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I terennümüyle dem-sâz-ı niyâz-ı Cenâb-ı bî-enbâz ve müterakkıb-ı irtihâl-i dâr-ı bekā olduklarını ayne l-yakīn müşâhede ve za îf-i mezkûrların takrîr-i hüzn-i hazînlerinden keyfiyet-i ahvâl-i hayr-encâmları eğerçi ma lûmları olup bî-çârelerin giriftâr oldukları mihen ü meşâka hüsn-i irâdemiz ile bizler dahi dûçâr /8.3.3 a/ ve velî ni met uğuruna fedâyı cân u revân ideceklerin muhakkak bilüp zâr u giryân ve harâretlerini ba de t-teskîn (metinde ba des-sükûn) muşârun-ileyhden gayra keşf-i râz eylememek üzre tenbîh-i Şeyh üzre ta ahhüd ve kitmânını tekrâr ve te kîdden sonra kal a kapusu meyânında olan bayrakları tabyalara darb ü güşâd ve müheyyâ olan birkaç kıt a toplara âteş idüp kalyon-ı humâyûn içinde olanlara velvele virdi. Gûyâ ahâlî-i kal a sehven top atmamışlar ve cem iyyet-i kübrâ olduğu güşâd olunan bayraklardan müterakkıb olanların ma lûmu olup her biri mütehayyel hayâli üzre serhad ve şehir zannıyla hammâm ve tırâş olmak ve kal a ahâlîsine şecâ at arz itmek fikriyle libâs ve silâhlarını tanzîm ve alay göstermeğe âmâde oldu. Derûn-ı kal aya tesyâr olunan mezkûrlar her ne kadar mihak-zede-i imtihân olmuşlar ise dahi doğru huzûr-ı muşârun-ileyhe dühûl, her biri merâtibde müsâvî olmadığından gördüklerini ber-vech-i mübeyyen takrîr ve ba de l-beyân yevm-i mezkûrda bir ferdin hurûcuna ruhsat virilmeyüp hemân mukaddemâ ahvâle tahsîl-i vukūf iden merkūmlar yedlerine bir mıkdâr zahîre virüp birkaç nefer mücerreb âdemler yanlarına terfîk ve illet-i cû dan esîr-i firâş olan bî-çârelere az az çorba ve nân ve kahve tenâvül itdirüp timar ideler. Ve kal ada ikāmet idüp avdet itmeyeler deyü tenbîh olunup be-tekrâr seviyy-i kal aya tesyâr olundu. Bir sâ at mürûrunda mühürdârı ma iyyetine merkūmun müntehabı tefrîk ile ta kīb olundu. Ve bir sâ at mürûrunda Çukadâr-ı Enderûn mu temedi olanları ile ib âs olundu ki, Sûfî ne-şod sâfî tâ der ne-koşd câmî Besiyâr sefer bâyed tâ pohte sûd hâmî Elbetde ol kadar asker içinde puhte ve nâ-puhte dahi mevcûd olup vehhâm olanları hâle vâkıf olmayup, derûn-ı kal ada mevcûd bulunduğu sûretde serâsime-i deryâ ile tîz elden teferrüs idemeyecekleri karînesiyle tedbîr olundu. Ve bu aralıkda top sadâsını işiden kabâ ilden vâfir süvârî vürûd idüp lisânları üzre hoşâ pesû, tâğa pesû ya nî, hoş geldiniz, safâ geldiniz deyü mihmân-nevâzîleri esnâsında /8.3.3 b/ temâm-ı vakt-i farzdır, Farzları fevt eyleme ta vakt-i haracdır Şiddetlere sabr eyle ki, miftâh-ı ferecdir Cins-i âharın cem iyyeti meyânında cümlenin hurûcuna ruhsat ve nasb-ı hıyâm ve ikāmet ve mukaddeme-i ceyş olan ağayân filikelerin be-her âmed ü reftinde kal adan top endahte itdiklerinden yerlü kullarının ma dûm oldukları bir ferdin ma lûmu olmadı. Cihânda îd bakılsa sonunda mâtemdir Beli nihâyeti Zilhiccenin Muharremdir İhzâr-ı Bakıyye-i Mürde-gân Kal a sâkinlerinden illet-i cû dan esîr-i firâş olan mezkûra ta lîm-i Şeyh-i kâmil üzre it âm ve tenâvül-i ta âm iderek akl u şu ûrları i âde ve sıhhat buldukları ba de l-ihbâr huzûr-ı aliyyelerine ihzâr ve halvet ve taltîf iderek sohbet ve kabâ ilin mizâcları ve imkân-ı teshîr-i hüsn-i imtizâcları lede s-su âl takrîrinde kal a içinden feth olur me âlince ibtidâ lisânlarına âşinâ olmak içün sâdık bir tercemâna, İkinci, Şabsık tesmiye olunur kavmin ümerâsından birinin kerîmesini zât-ı hıdîvânelerine akd ü tezvîc husûsunda atâyâ-yı mevfûre sarfına ve duhter-i mezkûru celb içün bi l-vekâle Kethudâ beyi tuğ ve sancak ihrâc ve tabl u alem darb u güşâdıyla ızhâr-ı mehâbet ve görmedikleri garîbe-i saltanatı kabâ ile irâ e vü rü yet itdirmek ve Şapsık kabîlesi derûnuna varıncaya kadar evkāt-ı
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 347 hamsede ezân-ı Muhammedî kırâ et ve akīb-i salâtda Kur ân-ı azîmü ş-şân tilâvet olunup vahşî tabî atlere istimâ itdirmek ve bir ferd-i kabâ ile kibr u huşûnet göstermeyüp mahall-i merkūma varıncaya değin her kimi görürler ise rütbesini tercemândan ba de ttashîh yay ve meşîn ve sahtiyan ve tüfenk nev inden bir şey virüp tehî-dest avdet itdirmemek ve bu iyâb u zehâbda âdemlerinizden birini cem iyyetden hâlî bulup ahz u esîr iderler ise, esîr olan âdem karşu durmayup teslîm olmak ve âdeminizi esîr iden kimesne tarafından esîri haber virmek içün âdem geldikde tehevvür itmeyüp, âferin, sen benim dostum ve bundan böyle ziyâde yakīnimsin deyü rağbet ü iltifât ve sârıkdan gelan sârıka hediye virüp esîri zâyi itmeyesiz deyü recâ itmek ve ba dehû sârıkı irzâ ve esîrin bedelini virüp ahz itdikden sonra sârık-ı harâmîye dahi ziyâde muhabbet göstermek ve bu mihen ü meşâk, ya nî, Virmez sipihr kimseye şîrâze-i murâd Tâ sıkmayınca mengene-i ıztırâbda Hakkā ki, müdârâ idüp hüsn-i sûret ile silsile-bend ü teshîr oluna. Ve zemân-ı karîbde tevâbi ât-ı aliyyeleri dahi kānûn ve esrârlarına tahsîl-i vukūf ile mecmû una gālib olalar. Ancak, şimdiki hâlde işbu zikr olunan şerâyit üzre amel ve hareket olunmak re y-i savâbdır deyü ifâde ve tebyîn ve takrîrine netîce virdi. Muşârun-ileyh pesend ü âferîn ve meyânelerinde sebkat iden kelâm-ı âkıbet-hayr-encâmı bir ferde ifşâ itmemek ve ketminde ni met ve ifşâsında vehâmet der-kâr idüğünü te kîd ve ihsân-ı atıyye ile mesrûr ve halvet temâm olup hânesine i âdeye ruhsat virildi. (Hâşim Efendi. Ahvâl-i Anapa ve Çerkes) Metne Ait Sözlük A lâ: Adem: Âhar: Âhen: Ahvâl: Ahz: Akīb: Alemdâr: Âmâde: Âmed ü reft: Atâyâ: Atiyye: Avdet: Avn: Ayne l-yakīn: Azîmet: Ba d: Ba s: Bâlâ: Bârî: Bârû: Bend: Ber-mûceb: Ber-vefk: Be-tekrâr: Beyân : Pek iyi, pek güzel Yokluk, yok olma Başka Demir Hal in cem i, haller, durumlar Almak Hemen sonrasında Bayrakdar Hazır, hazırlanmış Geliş gidiş Atiyye nin cem i, ihsanlar, hediyeler Hediye, ihsan, bahşiş Dönmek Yardım, yardım etmek Gözle görmek Gitmek, yola koyulmak Sonra Göndermek Yukarı Yaratan, yaratıcı Kale duvarı, hisar burcu Bağlama Gereğince, gereği üzre Göre, uygun olarak Tekrardan, yeniden Anlatma, söyleme
348 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Bezl: Bi l-ma iyye: Celb: Celî: Ceyş: Cibâl: Cihân-bân: Cû : Çend: Dakīk: Dehân: Dem-sâz: Derâhim: Der-kâr: Derûn: Dest: Dil-şâd: Duhter: Düçâr: Dühûl: Ebniye: Eltâf: Elvâh: Elvân: Elzem: Enbâz: Encâm: Endahte: Erzânî: Esrâr: Evkāt: Evkāt-ı hamse: Eyyâm: Fekk: Ferah: Ferec: Feth: Fıkdân: Firâş: Firâvân: Füyûzât: Füzûn: Giriftâr: Giryân: Gubâr: Güşâd: Hâlî: Halîfe: Halvet: Bol bol verme, saçma Birlikte, beraber olarak Almak, çekmek Aşikar, meydanda, belli Asker Cebel in cem i, dağlar Cihanın, dünyanın bekçisi Açlık Birkaç Un Ağız Arkadaş, refîk, hem-dem Dirhem in cem i, dirhemler, gümüş paralar Zahir, ayan, aşikar İç, içeri El Gönlü hoş, sevinmiş Kız çocuk Mübtelâ olmuş, çatmış Girmek Bina nın cem i, binalar, yapılar Lutf un cem i, lütuflar Levha nın cem i, levhalar Levn in cem i, renkler; çeşitler Pek lüzumlu, çok gerekli Şerik, ortak Son, nihâyet, akıbet Atılmış; atmak Layık görülme, liyakat Sırr ın cem i, sırlar Vaktin cem i, vakitler, zamanlar Beş vakit (namaz) Yevm in cem i, günler Ayırmak, çözmek Sevinç, sevinme Sevinç, darlıktan kurtulma Açmak Olmayış, yokluk Yatak, döşek Çok, bol, kesîr Füyûz un cem u l-cem i, bolluklar, bereketler; manevi saadet Ziyâde, fazla Yakalanmış, tutulmuş Ağlayan Toz Açmak Boş Kalfa, ikinci usta Yalnız kalma, tenhaya çekilme; tenha yer, boş mahal
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 349 Hâmil: Hamse: Hasb: Hasbe l-maslaha: Hasbe l-umûr: Hedâyâ: Hemân: Hemyân: Hınta: Hırâset: Hıyâm: Humâ: Humbara: Hurûc: Husûl: Huşûnet: Hüsn: Hüsn-i tedbîr: Izhâr: Iztırâb: İ tâ: İ tibâr: İbtidâ: İbzâl: İhrâc: İhzâr: İktizâ: İlbâs: İllet: İmtizâc: İnâyet: İrâ e: İrkâb: İrtihâl: İrzâ: İsâl: İsrâ: İstimâ : İt âm: İtmâm: İyâb ü zehâb: Kā ide: Kabâ il: Kābil: Kadîm: Kalîl: Karîb: Kebîr: Kemal: Taşıyan, yüklenen Beş Göre, nazaran, binaen, cihetiyle İş icabı, maslahata göre İş gereği, iş icabı Hediye nin cem i, hediyeler Sadece Heybe, dağarcık, çanta Buğday Ekincilik, çiftçilik Hayme nin cem i, çadırlar Devlet kuşu; saadet, kutluluk El bombası Çıkmak Hasıl olma, üreme, çıkma, türeme Sertlik, katılık İyilik, güzellik İyi düşünülerek tutulan yol Ortaya çıkarma Acı, elem, azab Vermek, ihsan etmek Değer verme, ehemmiyet verme; öyle kabul etme Başlangıç Bol bol harcama, bol kullanma Çıkarmak Hazırlamak Gerekmek, lüzum etmek Giydirmek Sebeb, gerçek neden, asıl sebeb Geçinme, uyuşma, kaynaşma Lütuf, ihsan, iyilik, yardım Gösterme Bindirmek Göçmek, vefât etmek Razı ve hoşnud etme Ulaştırma Gönderme Dinleme, duyma Taam yedirme, yemek yedirme Tamamlamak, eksiğini gidermek Gidip gelme Usul, nizam, yol, yöntem Kabile nin cem i, kabileler Kabul eden; olabilir, mümkün Eski Az Yakın Büyük Olgunluk, tamlık, noksansızlık
350 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Keşf-i râz: Keşîde: Kılabdan: Kırâ et: Kıt a: Kibr: Kitmân: Ku ûd: Kulûb: Lâ-büdd: Lenger: Levâzım: Libas: Li-ecli l-idâre: Lühûk: Ma a: Mâ adâ: Ma dûm: Mahakk: Mahall: Makūle: Mâ-sadak: Mastûr: Matlûb: Me kûlât: Me mûl: Me yûs: Mecmû : Mefhûm: Mehâbet: Mel abe: Mel abe-i sıbyân: Merâm: Merâsim: Merâtib: Merkūm: Mes ûl: Mesâğ: Mesâlih: Meşâkk: Mevfûr: Mezâk: Mihen: Mihmân-nevâzî: Mismâr: Mizâc: Mu temed: Mukābil: Mukaddeme: Sırrı açığa çıkarmak, anlatmak Çekilmiş, yazılmış Sırma veya tel ile karışık ipek veya pamuk iplik Okumak Parça, bölük, takım Büyüklenme Sır saklama, kimseye sırrını söylemeyen adamın hali Oturmak Kalbin cem i, kalbler Lazım, gerekli, gerek Demir Lâzıme nin cem i, gerekli şeyler Giysi İdare için Katılmak İle, beraber -den başka Yok Altın ve gümüş ayarını ölçmeye yarayan taş Yer Takım, çeşit Muvâfık, mutabık, uygun Yazılmış İstenen Me kûl ün cem i, yiyecekler Umulan, beklenen Yese düşmüş, ümitsiz, umudunu kesmiş Bütün, hepsi Mana, kavram Büyüklükten gelen korku Oyuncak Çocuk oyuncağı İstek, maksad, niyet Tören Mertebe nin cem i, mertebeler, dereceler Yazılmış, adı geçmiş İstenen, istenmiş olan Cevaz, izin, müsaade Maslahat ın cem i, maslahatlar, önemli işler Meşakkat in cem i, meşakkatler, sıkıntılar Bol, çok Zevk, zevk alma, hoşlanma Mihnet in cem i, zorluklar, meşekkatler, sıkıntılar Müsafire güzel muamele ve ikram etme, müsafir perverlik Çivi, mıh Tabiat, huy, karakter İtimad olunan, güvenilen Karşı, karşı olan Öncü
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 351 Murâkaba: Bakıp gözetme, dikkatlice bakma, düşünme Muşârun-ileyh: Kendisine işaret olunan, adı geçen Mutâla a: Bir işi iyice düşünme Muvâfık: Uygun, yakışır, münasip Mübâderet: Başlamak, bir işe girişmek Mübâya a: Satın alma Mübeyyen: Açıkca ifade edilmiş olan Müceddeden: Yeniden, yeni olarak, yeni baştan Mücerreb: Tecrübe olunmuş, denenmiş Müdârâ: Hüsn-i muamele, yüze gülme, zahirî dostluk Müfredât: Dökümler, toptan bilinen şeylerin ayrıntıları Müheyyâ: Hazır, âmade Mümimmât: Mühimm in cem i, mühim şeyler, önemliler Münkatı : Kesilmiş Müntehab: Seçilmiş, beğenilmiş Mürde: Ölü, Ölmüş Mürsil: İrsal eden, gönderen Mürûr: Geçmek Müsâvî: Eşit Müşâhede: Görmek Müte âkıb: Bir biri ardı sıra gelen, arkası sıra gelen Mütehayyel: Hayal edilen, tahayyül edilen Mütekâsir(e): Çoğalmış, çok Mütenevvi : Çeşitli, türlü Müterakkıb: Gözleyen, bekleyen Nân: Ekmek Nâ-puhte: Ham, tecrübesiz Nasb: Atama, tayin; koyma Neccâr: Marangoz Nevâziş: Okşama, gönül alma, iltifat Nihân: Gizli, saklı, sır Pesend: Beğenmek Pîşgâh: Ön Puhte: Pişmiş, tecrübeli Râz: Sır, gizli şey Re y: Görüş, düşünce; oy Ref : Kalkındırma, yüceltme Ref -i ruk a: Dilekçe yazma, dilekçe ile isteğini bildirme Resen: İp, urgan, halat Revân: Giden, Yürüyen, akan Riyâh: Yel, rüzgar Ruk a: Dilekçe Rü yet: Görmek Salât: Namaz Sârık: Hırsız, sirkat eden Savâb: Doğru Sâye: Gölge Sebkat: Geçmek Sehven: Yanlış olarak, yanlışlıkla
352 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Serâsime: Serhad: Seviyy: Silsile: Sîm: Sipihr: Suhûlet: Sunûf: Şad-mân: Şaranpo: Şecâ at: Şehr-yâr: Ta dâd: Ta lîm: Ta yînât: Tâb: Tabî at: Tabl: Tahmîl: Tahrîrât: Tahsîl: Takrîr: Tanzîm: Te diye: Te kîd: Techîz: Tedârük: Tedbîr: Tedkīk: Teferrüs: Tefrîk: Tehevvür: Tehî-dest: Tenâvül: Terbiyet-kerde: Terennüm: Terfîk: Teshîr: Tesmiye: Tesyâr: Tevâ bi ât: Tevârüd: Tevcîh: Tezvîc: Tilâvet: Umûr: Umûr-dîde: Ümerâ: Üstâd: Sersem, vâlih, hayran, şaşkın Hudud, sınır Düz, doğru Zincir Gümüş Gök, sema; talih, baht, kader, felek Kolaylık Sınıf ın cem i, sınıflar, türler, çeşitler Sevinçli, mesrur Kule ve burc yapmaya yarayan kazık Yiğitlik, yüreklilik, bahadırlık Hükümdar, padişah Saymak, birer birer saymak Öğretme Yiyecekler, günlük yiyecek Kuvvet, mecal Yaradılış, huy Davul Yüklemek Tahrir in cem i, yazılar, yazı Kazanmak, öğrenmek Anlatma, anlatış Nizam verme, düzenleme Ödeme, yapma, yerine getirme, eda etme Sağlamlaştırma Donatmak, lüzumlu şeyleri tamamlamak Sağlamak, hazırlamak, ele geçirmek Çare, bir şeyi temin edecek yada önleyecek yol Ufaltma, ezme, un öğütme Anlama, sezme Ayırmak Gazab ve şiddet gösterme, öfke kabarması Eli boş Alıp yeme Terbiye olunmuş, yetiştirilmiş Güzel ve yavaş bir eda ile şarkı söyleme, teğanni etme Yanına katmak, arkadaş etmek Zabt etme, ele geçirme İsimlendirme Gönderme, irsâl Uyanlar, tabi olanlar Arka arkaya gelme, her yandan gelip birikme Yöneltme, verme: rütbe ve mevki verme Zevce etme, evlenme, evlendirme Makamla okumak Emr in cem i, işler İş bilen Emîr in cem i, emîrler, beyler Öğretmen, usta, sanatkar
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 353 Vâfir: Vâsıl: Vâye: Vaz : Vehâmet: Vehhâm: Velvele: Verâ: Vukūf: Vülûc: Vüsûl: Vüzerâ: Zâr: Zarûret: Zehâ ir: Zikr : Bol, çok Ulaşan, kavuşan Nasîb, kısmet Koymak, yerleştirmek Neticesi ağır ve tehlikeli olan şey hali, tehlike, muhatara Çok vehimli, çok kuruntulu Şamata, gürültü, patırtı Arka, geri, öte Bir şey hakkında tam bilgi Girme, sokulma Ulaşmak, varmak, kavuşmak Vezîrin cem i, vezirler Sesle ağlayan, inleyen Çaresizlik Zahire nin cem i, zahireler, yiyecekler, tahıllar Anmak Metnin Bugünkü Dile Çevirisi Ferah Ali Paşa nın Gelişi Anılıp anlatıldığı üzere adı geçen dağın fethi ve güzel bir yolla düzenlenmesinin kendisine mahsus olacağını, açık ve gizli Padişahın maksadını ifade ve beyan ettikten sonra Libâs-ı âdemî-râ kem nemî sâzed Eğer cevher-şinâsî tîğ-râ uryân temâşâ kün Yaratıcının yardım ve ihsanıyla bu işler çocuk oyuncağı türünden olup ancak, dolu heybelere ve bol mikdarda gümüş para harcanmasına bağlı olarak mümkün olacağı kararlaştırılmıştır. dediğinde padişahın yüksek müsaadeleri layık görüldüğünden ağzını açarak anlatmaya başladı. Birinci olarak : Soğucak kalesi denilen yer Kızkulesinden büyükçe bir palankadır. Ve içindekiler, ağa ve kethuda ve bayrakdar ve neferler ve imam ve müezzin ve cemaat, toplam yirmi dört kişiden ibarettir. Ve onlar da son derece çaresiz olduklarından ve bir tarafa göçmeye güçleri yetmediklerinden kalmışlardır. Bu şekilde vezirler ve yanlarında olan asker sınıflarının ikametleri için öncelikle bir saray yapılması ve yeniden ev ve kışla kurulup inşa edilmesi ve bu yapılara gerekli levha, kiremit, tuğla, çivi, ham demir gibi önemli şeylerin yazılı olduğu dafter gereğince İstanbul dan ve Sinop tan satın alınarak birlikte Soğucağa nakledilmesi lazımdır. İkinci : Bin kişinin yiyecekleri için bir senelik un, peksimet ve tuz verilmesi lazımdır. Üçüncü : Allah ın inayeti ve hükümdarın yüce talihi ile zikr edilen hizmeti istenilen şekilde eda etmek ve düzenlemek için ziraat ve çiftçilik öğretilmesi de gerekli olduğundan tohum için defter gereğince buğday verilmesi lazımdır. Dördüncü : Anılan yerde şu anda değirmen bulunmadığından un öğütülmesi için şimdilik yüz çift el değirmeninin Cebehane-i amireden verilmesi lazımdır. Beşinci : Soğucak kalesinde işe yarar top ve cephane olmadığından altı takım iyisinden sürat topu, cephane arabası, koşumları, top gülleleri ve hartoçluk şalıyla; birkaç takım balyemez, havan, humbara ve diğer malzemeler; bir sürat üstadı kalfası, iki bin kazma, kürek ve ıhlamur ipi, küfe, şaranpo çivisi ve diğer önemli şeyler defter gereğince Cebehane-i amireden verilmesi lazımdır.
354 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Altıncı : Belli mikdarda marangoz, duvarcı, iki ocak demirci, taşcı ve adı geçenlerin örs, çekiç, kürek ve taşçı takımları verilmesi lazımdır. Yedinci : Allâh ın yardımı ile, şu anda bu güçsüzün dairesinde altı-yedi yüz kişi acıtatlı zamanlarda yanımda olan uyumlu ve vefâlı adamım var. Ancak, adı geçen ulusa galip gelmek için birbiri arkasından asker gönderilmesi gerekir. Bu şekilde Tokat, Turhal, Sivas, Amasya, Niksar, Gerze ve Sinop civarından bin nefer isimleri deftere kayıtlı yamaklar bulunup bir senelik ulufeleri geldikleri anda verilmelidir. Sekizinci : Dergah-ı âlî yeniçerilerinden bir tabur, bir Yeniçeri Ağası vekili olsun. O da, bu fakir kişinin hizmetinde olan Mataracıbaşımıza iş gereği yüz yirmi akçe yevmiye ile Turnacıbaşılık verilmesi gerekir. Dokuzuncu : Hassa silahşörlerinden ihtiyar Gürcü Süleyman Ağa, Bina emini olup hala yanımda olan asker ile arkadan gelen askerin günlük yiyeceklerini vermesi için adet olarak Nüzül emini olsun. Ve idare için başkaca akçe verilsin. Ve işini tamamladıktan sonra İstanbul a gelip defterini versin ve yaptıklarını anlatsın. Onuncu : Allâh ın yardımı ile emrolunduğum yere ulaştıktan sonra, insan ihsanın kölesidir manası üzre, kabilelerden yanımıza gelenlerin gönülleri alınarak iltifat olunup, fakat paraya değer vermediklerinden kalblerinin kazanılması için zevklerine ve yaradılışlarına uygun hediyeler verilmesi gerekir. Bu defterde yazılı olan tatar yayı, altın ve sim kakma abaza tüfeği, gediz kirpası, çeşitli kaba boğası, ladik basması çit, meşin, sahtiyan, sim, kılabdan, iğne, terzi yüzüğü, tarak, çubuk kurşunu, çakmak taşı ve kırmızı çukanın devlet tarafından satın alınması ve bize verilmesine gayret edilmeli. On birinci : Bütün malım, hükümdarımızın yüce koruyuculuğunda toplanıp biriktirilmiştir. Fedadır. İstanbul dan adı geçen yere gittiğim andan işleri tamamlamama kadar bir yerden bir para alınmayıp ihsanın bolluğuna muhtaçtır. Şu halde, benim malımdan başka Devlet hazinesinden beş yüz kese akçe yardım ve ihsan buyurulması. On ikinci : Asker alımında kolaylık için, arpalık olarak Ankara sancağının verilmesi ve has olarak Tombasar voyvodalığının verilmesi ve ihsanıyla gönlümüzün hoş tutulması. On üçüncü : İşler gereği, ihsanları daimî olan Devlet-i aliyye ye yaraşır veya uygunsuz dilekçe yazdığımda yazının yukarısına çekilmiş olan.. işaretinin içinde nokta olduğunda izin verilmeyip, dilekçeyi taşıyan kişi kim olursa olsun, bir yolunu bularak savılmalı ve nokta olmadığında isteğine müsaade olunmalı. On dördüncü : Yukarda söylendiği şekilde kulunuzun isteği olan zahireler, top ve cephane malzemeleri ve hediyelerin yüklenmesi için Tersane-i amirede bulunanlardan büyük bir kalyon donatılıp hazırlatılarak, askerimle geldiğimde ayağının tozu ile Boğaziçinde Beykoz önünden bindirilip ve gerekenlere giydirilmek için çeşitli hil atler satın alınıp hazırlanması hususunda veli nimetimizin yüce müsaadeleri layık görülür ise bu konularda emir ve buyruk Efendimiz hazretlerinindir diye görüşlerine ve tedbirlerine son verdi. Adı geçenin anlattığına nazaran iş görmesi umulduğundan ve saydığı her bir madde pek lüzumlu olduğundan talebine uygun olarak istediklerine izin verilmiştir. Ve kalyon hazır iken Adı geçen İzmit e varıp adamlarını toplamış ve bahşişlerini vererek düzenlediği şekilde birbiri ardına İstanbul a göndermiş ve askerin arkasından kendi de takip etmiş ve sefer zaferin vesilesidir manası üzre bir çok unvan ve şan ile Beykoz meydanında kurulan ordusuna katılarak oturmuştu. Üç gün içinde bazı lüzumlu şeylerin satın alınması için hizmetçilere izin ve müsaade olundu. Dördüncü gün bismillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ bereketiyle padişah kalyonuna bütün malzeme ve askerler ulaştırıldıktan sonra zafer ve galibiyet rüzgarı gönderen Allâh ın yardımıyla halat ve demir alınıp Kavak hisarı kaleleri önünden sevinç topları atarak çıkıp emin bir şekilde Sinop limanına girip kale önüne demir attılar. Daha önce bahsedilen kereste ve diğer malzemeyi satın alarak yükleyip demir alarak kısa sürede Soğucak kalesinin büyük limanına demir atıldı.
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 355 Soğucak Kalesi Ahalisinin Durumu Serhaddin eski usul ve töreni üzre kalyondan atılan toplara karşılık toplar atılmayarak serhad usulü icra edilmediğinden başka hiç kimse kale burçlar ve duvarlarından baş göstermediğinin sebep ve nedenini adı geçen Şeyh düşünüp gözlemlemekle çok iyi şekilde bilip sırrına vakıf olarak, iyi yetişmiş ve tecrübeli ağalardan birini hazırlayarak kaleye gönderdi. Her bir sene kale halkının maaşları ve yiyecekleri için verile gelen un zahiresini, zamanın defterdarı, vermek devlete büyük sıkıntıdır diye karşı çıktığından zayıflık ve acıdan güç ve kuvvetleri kesilip zahire yokluğundan ve açlık hastalığından tamamı irci î ilâ Rabbike manasına ulaşmışlar. Geriye kalan bir kişinin hanımı, ölülerin evlerinde olan un çuvallarını toplayarak bir tekne içinde su ile undan arta kalan tozları almış ve bazen çorba gibi beş gün boyunca kendilerine yiyecek etmiş. O da, bir gün önce bitip kadın-erkek ümidlerini kesip, Huda nın lütuflarından ümidimi kesmem çünki Onun iyilik ve ihsanları ümidimden fazladır mırıldanmasıyla ortağı olmayan Allâh a yakarışa arkadaş ve ölümsüzlük diyarına göç etmeyi beklediklerini gözleriyle görmüşler. Bu güçsüzlerin çok elemli hüzünlerini anlatmalarından, sonları hayır olan durumlarının mahiyeti malumları olduğunda bu çaresizlerin içine düştükleri sıkıntı ve zorluklara güzel istekleriyle kendilerinin de düşebileceğini ve veli nimetleri uğruna canlarını hemen feda edebilecekleri gerçeğini anlayıp, ağlayıp sızlamalarını ve hararetlerini yatıştırdıktan sonra, Şeyh in uyarısı üzre adı geçenden başkasına sırlarını anlatmamaları için yemin alıp ve ağzı sıkı kalmalarını yineleyip berkittiler. Sonra kale kapısı aralığında olan bayrakları dikip açtılar ve hazır olan birkaç topu da ateşleyerek padişah kalyonunda olanlara şamata verdiler. Sanki, kale halkı yanlışlıkla top atmamışlardı. Gözleyenler, açılan bayraklardan büyük bir topluluk olduğunu zannederek ve her biri hayal ettikleri üzre, serhad ve şehir sanarak, banyo yapmak ve tıraş olmak ve kale halkına yiğitliklerini göstermek düşüncesiyle giysi ve silahlarını düzenleyip alay göstermeye hazırlandılar. Kale içine gönderilen kişiler her ne kadar zorlukla sınanmışlar ise de doğru adı geçen Paşanın huzûruna girip, ayrı mertebelerde olduklarından her biri gördüklerini açık bir şekilde anlatmışlar. Bu anlatılandan sonra, hiç kimsenin çıkışına izin verilmeyip, açlık hastalığından yatağa düşen çaresizlere biraz çorba, ekmek ve kahve yedirip tedavi etmeleri için, sadece daha önce durumu öğrenenlerin ellerine bir mikdar yiyecek verildi ve yanlarına tecrübeli adamlar katıldı. Ve kalede kalıp geri dönmemeleri için uyarılıp yeniden kaleye gönderildiler. Bir saat geçtiğinde Mühürdarının, yanına seçtiği adamlar koşularak takip olundu. Bir saat daha sonra, Enderun çukadarı, güvendiği kişilerle gönderildi. Sûfî ne-şod sâfî tâ der ne-koşd câmî Besiyâr sefer bâyed tâ pohte sûd hâmî Elbette o kadar asker içinde tecrübelisi de tecrübesizi de bulunup, çok kuruntulu olanları durumu anlamayıp, kale içinde bulunduğu surette deniz sersemliği ile çabucak kavrayamayacakları düşüncesiyle tedbir alındı. Bu arada top sesini işiten kabilelerden bir çok süvari gelip kendi dilleriyle hoşâ pesû, tâğa pesû yani, hoş geldiniz, safâ geldiniz diye misafir-perverlikleri sırasında farz vakti tamam olup, Farzları kaçırma ta haraç vaktidir Şiddetlere sabr eyle ki, saadetin anahtarıdır
356 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Başka cinsin topluluğu arasında herkesin çıkışına ve çadır kurmasına ve ikametine izin verildi. Öncü asker olan ağaların filikalarının her gidiş gelişinde kaleden top attıklarından yerli kullarının olmadıklarını kimse anlamadı. Bakılsa dünyada bayramın sonu yasdır Evet Zilhiccenin sonu Muharremdir Ölülerden Geriye Kalanların Hazırlanması Kale sakinlerinden açlık hastalığıyla yatağa düşen kişiye, olgun Şeyhin öğrettiği üzre yemek verilip yedirilerek akıl ve şuurları yerine getirilmiş ve iyileştikleri haber verildikden sonra, yüce huzurlarına götürülüp onları hoş tutup yalnız olarak sohbet etmişlerdi. Bu kişiye kabilelerin karakterleri ve ele geçirilip güzel bir şekilde kaynaşmalarının imkanı sorulduğunda, cevabında kale içinden feth olur manasınca, önce dillerini anlamak için sadık bir tercüman olmalı. İkinci olarak, Şapsık diye adlandırılan kavmin beylerinden birinin kızını vezirin kendisine nikahlayıp eş yapması hususunda bol hediye sarfedilmeli. Adı geçen kızı almak için vekil olarak Kethuda beyi tuğ ve sancak ile çıkarmalı ve davul ve bayrak dikilip açılmasıyla heybetinizi ortaya koymalı. Kabilelere, sultanlığın, şimdiye dek görmedikleri hayret uyandıran hallerini gördürüp göstermeli. Şapsık kabilesi içlerine varıncaya kadar beş vakitte ezân-ı Muhammedî okunmalı ve namazın hemen arkasında şanı yüce Kur ân okunup vahşi yaradılışlarına dinlettirilmeli. Kabilelerden bir kişiye böbürlenip sert davranılmamalı. Adı geçen yere varıncaya kadar kime rastlanırsa tercümandan rütbesini öğrendikten sonra, yay, meşin, sahtiyan, tüfek çeşidinden bir şey verip eli boş döndürülmemeli. Bu gidiş gelişlerde adamlarınızdan birini topluluktan ayrı bulup yakalayıp esir ederlerse, esir olan kişi karşı koymayıp teslim olmalı. Adamınızı esir eden kimse tarafından, esiri haber vermek için adam geldiğinde şiddet göstermeyip, aferin, sen benim dostum ve bundan böyle çok yakınımsın diye değer verip iltifat etmeli ve hırsızdan geleni hırsıza hediye verip esiri telef etmeyin diye rica etmeli. Daha sonra hırsızın gönlünü hoş edip esirin bedelini verip aldıktan sonra haydud hırsıza da çokca sevgi göstermeli. Ve bu sıkıntı ve eziyet, yani, Bu dünya kimseye istediğini vermez Ta ıztırap mengenesinde sıkmadıkça Gerçekten, yüze gülerek güzel bir şekilde (gönülleri) zincire vurulup ele geçirilmeli. Yakın zamanda size tabi olanlar da kanunlarını ve sırlarını iyice öğrenirlerse hepsine galip gelirler. Ancak, şu anda bu saymış olduğumuz şartlara göre davranıp hareket etmek doğru görüştür, diye ifade edip açıklayarak konuşmasına son verdi. Adı geçen Paşa, beğenip takdir ederek, aralarında geçen ve sonu, nihayeti hayır olan sözü kimseye açık etmemesini ve bunun saklanmasında nimet ve açıklanmasında tehlike aşikar olduğunu vurgulayıp, ihsan hediyeleri ile sevindirdi. Görüşme sona ererek evine dönmesine izin verildi.
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 357 Metinde Geçen Bazı Dilbilgisi Unsurları A-Arapça Yapılar Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinleri Zikr Feth Hüsn İnâyet Kemâl Zarûret Hicret Adem Vukū Suhûlet Azîmet Fıkdân Fi l Fa l Fu l Fi âlet Fa âl Fa ûlet Fi let Fa al Fu ûl Fu ûlet Fa îlet Fi lân Sülâsî mücerred masdar ism-i fâ illeri Vafir (vefret) Kābil (kabûl) Cânib (cenâb) Gālib (galebe) Lâyık (liyâkat) Kâmil Sârık Fâ il Sülâsî mücerred masdar ism-i mef ûlleri Mahsûs (husûs) Matlûb (taleb) Mevcûd (vücûd) Mefhûm (fehm) Mastûr (satır) Mecmû (cem ) Me mûl (emel) Mef ûl Sülâsî mezîdün-fîh masdarlar Tedbîr Tanzîm İktidâr İktizâ Müsâ ade Mübâya a Ta dâd Tesyâr İbzâl Ta ahhüd Teferrüs Tef îl İfti âl Mufâ ale Tef âl İf âl Tef a ul
358 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Mezîdün-fîh ism-i fâ il Muvâfık Müte âkıb Mürsil Münkatı Müterakkıb Mufâ il (mufâ ale) Mütefâ il (tefâ ul] Müf il (if âl) Münfa il (infi âl) Mütefa il (tefa ul) Mezîdün-fîh ism-i mef ûl Mukarrer Mûceb Muhakkak Mütehayyel Müntehab Mufa al (tef îl) Mûfal (if âl) Mufa al (tef îl) Mütefa al (tef ul) Müfte al (ifti âl) Cem şekillerinden örnekler: Mü ennes cem Me kûlât -ât eki ile Mühimmât -ât eki ile mes ûlât -ât eki ile Mükesser cem ler ve vezinleri Cibâl (dağlar) Umûr (işler) Evliyâ (velîler) Vüzerâ (vezîrler) Elvâh (levhalar) kabâ il (kabîleler) Levâzım (gerekli şeyler) Derâhîm (dirhemler) Fi âl Fu ûl Ef ilâ Fu alâ Ef âl Fe â il Fevâ il Fe â îl İsm-i mekân Mel abe mef ale Sıfat-ı müşebbehe Kebîr, kalîl, za îf, hazîn, velî, karîb İsm-i tafdîl Elzem, a lâ İsm-i âlet Mismâr Mihakk Mif âl mif al
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 359 Arapça tamlama: Bi l-maiyye, ma lûmü l-mıkdâr Li-ecli l-idâre, hesbe l-umûr Ba de l-îsâl B- Farsça yapılar Atıf vavıyla yapılan birleşik isim: Âmed ü reft İyâb ü zehâb Pesend ü âferîn İsim tamlaması: İnâyet-i Bârî Resen-i ıhlamur Mevcûd-ı Cebehâne-i âmire Celb-i kulûb Sıfat tamlaması: Hıl at-ı mütenevvi a Unvân-ı firâvân Top-ı şâd-mânî Eyyâm-ı kalîle Farsça birleşik sıfat: Tehî-dest Humâ-vâye Umûr-dîde Zincirleme tamlamalar Dem-sâz-ı niyâz-ı cenâb-ı bî-enbâz Müterakkıb-ı irtihâl-i Dâr-ı bekā [ Avn-ı inâyet-i bârî ile bu umûr, mel abe-i sıbyân makūlesinden olup ancak, hem-yân-ı vâfire ve derâhîm-i mütekâsire ibzâli ile kābil-i husûl olmak mukarrerdir didikde müsâ ade-i aliyye-i cenâb-ı evliyâ-yı ni amî erzânî buyurulmağla feth-i dehân idüp takrîre mübâderet eyledi.] 3 Yukardaki metni inceleyerek metinde geçen, a) Arapça mezîdün-fîh masdarları bularak vezinlerini yazınız. b) Sülâsî mücerred masdarlar ve vezinlerini yazınız. c) Sülâsî mücerred ve mezîdün-fîh masdarların ism-i fâ il ve ism-i mef ûllerini yazınız. d) Metinde geçen ism-i mekânı bulunuz. e) Metinde geçen cem leri ve vezinlerini yazınız. f) Metinde geçen isim tamlamalarını bulunuz. g) Metinde geçen sıfat tamlamalarını bulunuz.
360 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Özet 1 2 Yazma metinleri okuyabilmek Üniteye alınan her üç metin, hem değişik dönemlere ait, hem de kısmen değişik yazı çeşidiyle kaleme alınmıştır. Böylelikle farklı karakterdeki el yazılarını okuma melekesi kazanmış olacaksınız. Yeni kelimeler öğrenerek kelime hazinenizi geliştirebilmek. Üniteye alınan metinlerde geçen Arapça ve Farsça kelimelerin manaları metinlerin sonuna ilave edilen sözlüklerde verilmiştir. Metinlere bu sözlüklerden faydalarak çalışmanız, lügat hazinenizi zenginleştirecektir. Sözlüklerde, kelimelerin metin içindeki manaları verilmiştir. Bazan bu mana, bizim az çok bildiğimiz anlamının dışında olabilmektedir. Bu sebeple mutlaka metin sonlarındaki sözlükleri kullanalım. Metinlerin günümüz Türkçesine aktarılmış halini de aslıyla mukayese ederek mutlaka okumalısınız. Bu çalışmanın sonunda, asıl metinden sizin seçtiğiniz değişik pasajları sözlük kullanarak bugünkü dile aktarmayı deneyiniz. Böylelikle,metni anlama ve anladığınızı da ifade etme melekesi kazanacaksınız. 3 Osmanlı Türkçesinin temel dilbilgisi unsurlarını belirleyebilmek Her ünitenin sonuna eklenen dilbilgisi kısmı, metindeki Arapça ve Farsça temel dilbilgisi unsurlarını gösterip açıklamaktadır. Bu unsurları, daha ayrıntılı bir şekilde geçen sene öğrenmiştiniz. Parçada geçen ve metin sonlarında verilen bu temel kuralları, metinle birlikte okuyup anlamaya çalışırsanız, daha önce teorik olarak görmüş olduğunuz dilbilgisi kaidelerinin metin içinde nasıl kullanıldıklarını iyice kavramış olacaksınız. Ayrıca, metin sonlarında verilen Arapça ve Farsça unsurlar, metinde kullanılanların bir kısmıdır. Diğerlerini de siz bulmaya çalışarak gramer bilginizi geliştiriniz.
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 361 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdaki kelimelerden hangisi uzayıp giden, devam eden anlamındadır? a. İrsâl b. Ta lîk c. Mütemâdî d. Eyyâm e. Der-akab 2. Önde olan, önden giden anlamında olan kelime aşağıdakilerden hangisidir? a. İbtidâ b. Mukaddem c. Kadîm d. Meks e. Sâbıkā 3. Seçkin, üstün tutulmuş anlamında olan kelime aşağıdaki grupların hangisinde vardır? a. Mümtâz-mesrûr-fu âd b. Matlûb-nihâde-sîret c. Müstahsen-bâlâ-ubûr d. Mübâhat-pinhân-mahmidet e. Mülâyim-efrûz-mazhar 4. Kā ide-i kadîm-i serhad ve merâsim üzre kalyondan endahte olunan toplara mukābil top atılmayup resm-i serhad. olunmadığından gayrı bir ferd burc-ı bârû-yı kal adan baş göstermediği Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere yazılabilecek en uygun kelime aşağıdakilerden hagisidir? a. irsâl b. ihrâc c. illet d. takrîr e. icrâ 5. Aşağıdaki kelime eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır? a. Dehân : Göz b. Vâfir : Bol, çok c. Bârî : yaratan, yaratıcı d. Kebîr : Büyük e. Kābil : Kabul eden; olabilir 6. Aşağıdaki kelimelerden hangisi mükesser cem dir? a. Tahrîrât b. Üstâd c. Ta yînât d. Muvâfık e. Mesâlih 7. Aşağıdaki kelimelerden hangisi müfreddir? a. Hedâyâ b. Merâtib c. Eş âr d. Ceyş e. Hıyâm 8. Aşağıdaki kelimelerden hangisi tef îl bâbından ism-i fâ ildir? a. Müterennim b. Müte âkıb c. Mukarrer d. Müdebbir e. Müctemi 9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi mufâ ale bâbından ism-i fâ ildir? a. Mu temed b. Musa ad c. Müsâfir d. Müte âkıb e. Münkatı 10. Aşağıdaki kelimelerden hangisi ism-i âlettir? a. Mel abe b. Mismâr c. Mürsil d. Meymenet e. Mahall
362 Osmanlı Türkçesi Metinleri-I Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. c Yanıtınız yanlış ise sözlükten Mütemâdî kelimesine bakınız. 2. b Yanıtınız yanlış ise sözlükten Mukaddem kelimesine bakınız. 3. a Yanıtınız yanlış ise sözlükten Mümtâz kelimesine bakınız. 4. e Yanıtınız yanlış ise sözlükten İcrâ kelimesine bakınız. 5. a Yanıtınız yanlış ise sözlükten Dehân kelimesine bakınız. 6. e Yanıtınız yanlış ise Ahvâl-i Anapa ve Çerkes adlı parçanın sözlüğüne bakınız. 7. d Yanıtınız yanlış ise Ahvâl-i Anapa ve Çerkes adlı parçanın sözlüğüne bakınız. 8. d Yanıtınız yanlış ise Anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 9. c Yanıtınız yanlış ise Halîkatü r-rü esâ adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. 10. b Yanıtınız yanlış ise Ahvâl-i Anapa ve Çerkes adlı parçanın dilbilgisi kısmına bakınız. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 a) Gerçi üç aya kadar konuşulmaya başlanmadı, fakat önceden elçiler atanmamış olsa, görüşmeler ve barış gelecek seneye kalacağından, tekrar asker toplayıp sefer hazırlıkları yapmak gerekecekti. Avusturya Kayzeri, padişah ordusuna mektup gönderip acele etmesinin sebebi ise şu idi: Moskova Çarı, bu işin iptal edilmesini isteyip kendisinin bizzat Viyana ya gelmek üzere olduğunu haber almışlar. b) Milel cem -i mükesser (fi al), müfredi: millet Ukalâ cem -i mükesser (fu alâ), müfredi: âkıl c) Meymenet mef alet e) Arabî usul terkibler : İbâdu llâh, ale l-husûs, nefs l-emr Farisî usul terkibler : Minvâl-i meşrûh, terk-i cidâl, mükâleme-i sulh Sıra Sizde 2 a) Ittılâ -ifti âl, istihdâm-istif âl, ikrâm-if âl, i âde-if âl (illetli) b) sa âdet-fa âlet, kufûl-fu ûl, hidmet-fi let, rütbe-fu let, riyâset-fi âlet, hazm-fa l, azl-fa l, devlet-fa let, Vak a-fa let, zuhûr-fu ûl, şehâdet-fa âlet, kelâm-fa âl, mürûr-fu ûl c) Tâmm, nâşî, mehcûr, me mûr, mesrûr, nâfiz d Mesned Sıra Sizde 3 a) İbzâl-if âl, müsâ ade-mufâ ale(t), takrîrtef îl, mübâderet-mufâ ale(t] b) Avn-fa l, inâyet-fi âlet, husûl-fu ûl, cenâb-fa âl, feth-fa l c) Vâfir(e), mütekâsir(e), kābil d) Mel abe e) Umûr-fu ûl, sıbyân-fi lân, derâhîm-fe â îl, evliyâ-ef ilâ, ni am-fi al f) Avn-ı inâyet-i Bârî, mel abe-i sıbyân, feth-i dehân g) Müsâ ade-i aliyye-i cenâb-ı evliyâ-i ni amî, derâhîm-i mütekâsire, hemyân-ı vâfire
8. Ünite - Metin Okuma ve Anlama: El Yazması Metinler-IV 363 Yararlanılan Kaynaklar Ahmed Resmî Efendi. Halîkatü r-rü esâ. Süleymaniye Kütüphanesi, Reisülküttâb, nr. 639. Anonim Osmanlı Tarihi (2000). Nşr. Abdülkadir Özcan. Ankara. Hâşim Efendi. Ahvâl-i Anapa ve Çerkes. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine Kitaplığı nr. 1564. Şemseddîn Sâmî (1317, 1318). Kāmûs-ı Türkî I-II. İstanbul.