1
2
HALİDE EDİB ADIVAR SONSUZ PANAYIR 3
2016, Can Sanat Yayınları A.Ş. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. 1. basım: Remzi Kitabevi, 1946 Can Yayınları nda 1. basım: Nisan 2016, İstanbul Bu kitabın 1. baskısı 2 000 adet yapılmıştır. Editör: Mustafa Çevikdoğan Düzelti: Aylin Samancı Mizanpaj: Bahar Kuru Yerek Kapak tasarımı: Utku Lomlu / Lom Tasarım (www.lom.com.tr) Kapak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Ayhan Matbaası Mahmutbey Mah. Devekaldırımı Cad. Gelincik Sokak No: 6 Kat: 3 Güven İş Merkezi, Bağcılar, İstanbul Sertifika No: 22749 ISBN 978-975-07-3194-5 CAN SANAT YAYINLARI YA PIM VE DA ĞI TIM TİCA RET VE SA NAYİ A.Ş. Hay ri ye Cad de si No: 2, 34430 Ga la ta sa ray, İstan bul Te le fon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 c a n y a y i n l a r i. c o m/9789750731945 y a y i n e v i @ c a n y a y i n l a r i. c o m Sertifika No: 31730 4
HALİDE EDİB ADIVAR SONSUZ PANAYIR ROMAN 5
Halide Edib Adıvar ın Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Ateşten Gömlek, 2007 Handan, 2007 Mor Salkımlı Ev, 2007 Sinekli Bakkal, 2007 Türk ün Ateşle İmtihanı, 2007 Vurun Kahpeye, 2007 Son Eseri, 2008 Yolpalas Cinayeti, 2008 Tatarcık, 2009 Türkiye de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri, 2009 Âkile Hanım Sokağı, 2010 Kalp Ağrısı, 2010 Zeyno nun Oğlu, 2010 Çaresaz, 2011 Sevda Sokağı Komedyası, 2011 Kerim Usta nın Oğlu, 2012 Dağa Çıkan Kurt, 2014 Yeni Turan, 2014 Hindistan a Dair, 2014 Ateşten Gömlek (sadeleştirilmiş), 2014 Vurun Kahpeye (sadeleştirilmiş), 2014 Türkiye de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri II, 2015 Döner Ayna, 2015 6
HALİDE EDİB ADIVAR, 1882 de İstanbul da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Koleji nde okudu. 1908 de yazmaya başladığı kadın hakları hakkındaki yazılarından dolayı kimi kesimlerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması sırasında Mısır a kaçmak zorunda kaldı. 1909 dan sonra öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. 1919 da Sultanahmet Meydanı nda, İzmir in işgalini protesto mitinginde tarihî bir konuşma yaptı. 1920 de Anadolu ya geçerek Kurtuluş Savaşı na katıldı. Onbaşı ve üstçavuş rütbeleri aldı. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası yla fikir ayrılıklarına düştü. Bunun sonucunda 1917 de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar la birlikte Türkiye den ayrıldı. İlerleyen yıllarda konferanslar vermek üzere ABD ye gitti, Mahatma Gandhi tarafından Hindistan a çağrıldı. 1939 da İstanbul a dönen Halide Edib, 1940 ta İstanbul Üniversitesi nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950 de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954 te istifa ederek evine çekildi. 1964 te öldü. 7
8
Yayıncının Notu Bu kitabı hazırlarken yazarın diline, üslubuna, kelime tercihlerine müdahale etmedik; sadece imlasını günümüz kurallarına uyarladık. Artık pek kullanılmayan Arapça, Farsça kelimeler için kitabın sonunda bir sözlük hazırladık. Yabancı kelimeleri de özgün şekilleriyle yazmaya çalıştık. Gündelik hayata ve döneme dair gerekli bilgiler için sayfa sonlarına dipnot düştük. Sonsuz Panayır ilk olarak 1946 da, Remzi Kitabevi nce basılmıştır. Elinizdeki kitabı hazırlarken bu baskıyı esas aldık. 9
10
Gelecek devrin başında duran başka ruhlar da var... Uzak bir pazaryerinden gelen kudretli uğultuyu duymuyor musunuz? John Keats in mektuplarından 11
12
I Ayşe Balkar ın babası sigarayı bırakıyor Saffet Balkar sigarayı bırakmak için iki sene nefsiyle cenkleşti. Nefse ağır ve zor gelen fedakârlıkları talikte insan daima büyük bir kabiliyet gösterir fakat 1945 yılının arifesinde bu fedakârlık Saffet Balkar için mutlak bir zaruret halini aldı. Mamafih artık iler tutar yeri kalmayan paltosunu eskiciye satmak suretiyle bu kararını biraz daha uzattı. Karısı, ellerine geçen paranın bir kısmıyla kıza bir çift ipek çorap temin edebileceğini düşünerek itiraz etmedi. İpek çorap ve altı mantar iskarpin giymeyen kadınlar adeta sınıf harici ve eski biçim insanlardır. Bunlar ve dudak boyası içtimai mevkinin, bilhassa yeni zihniyetin İstanbul tarafında birer alametidir. Eski günlerde yeldirmeli 1 ve başörtülü kadınlar nasıl daima eski bir zaman örneğiyseler bugün de boyasız ve ipek çorapsız kadın bir eski zaman örneğidir. Saffet Balkar ın karısı Macide, altlarındaki yün şilteden biraz yün çıkardı, eğirdi, büktü, kalın bir kazak, bir de başlık ördü. Artık Saffet, dirsekleri yamalı ceketinin ceplerine ellerini sokar, boynunu kirpi gibi büzer, sıska omuzlarını ıslak karga gibi kaldırır, Ayşe nin yanında her 1. Kadınların çarşaf yerine kullandıkları, başörtüsüyle birlikte giyilen hafif üstlük. (Y.N.) 13
sabah Cerrahpaşa dan Aksaray tramvay durağına kadar yürürdü. İstanbul tarafındaki tramvaylarda erkeklerin kılıksız, paltosuzlarına, kadınların boyasız ve ipek çorapsızlarına hiç itibar yoktur. Esasen kalabalıkta tabii olan itişip dürtüşme arasında biletçiler Ayşe nin babasına paltosunu satalı daha yukarıdan bakmaya, Hey herif, ileride yer var, yürüyelim! diye daha fazla bağırmaya başladılar. Gerçi, yürüyelim, önde yer var, önde yer olsa da olmasa da herkese söylenir fakat hey herif daha fazla düşkünlere yapılan bir hitaptı. Esasen son zamanlarda herif ve karı gibi tezyif ifade eden tabirler tramvaylarda çok artmıştı. Ayşe ye gelince, o, babasına herif denilmesine kızmaktan ziyade, herif denilen bir adamın kızı olmaktan utanıyordu. Ayşe kendi kendine babasının kıyafeti ve düşüklüğü gözünün önüne gelince daima isyan ediyor, onu, gençlerin meymenetsiz, beceriksiz moruk dedikleri sınıfa sokmaktan kendini alamıyordu. Herhalde hayatta muvaffak olamamış babalara zamane gençliği hep bu isyanı hissediyorlar, buna mukabil, genç nesli bir türlü anlamayan ihtiyarlar da, aralarında gençliği çekiştirirken hatta telin ederken, gözleri maziye saplanıyor, bugünkü gençleri adeta kıyamet alameti telakki ediyorlardı. Herhalde hükm-i zaman ı anlayan ihtiyar pek azdı. Ayşe, Paltomun yeni ve yakası pırlım pırlım, insan içine çıkamıyorum, diye anasına çattığı zaman, vaktinden evvel ihtiyarlayan kadının gözlerinden yaşlar boşandı. Evvela yarı aç gezerek bile çocuklarına karşı vazifelerini yapamamaktan dolayı bir taraftan vicdan azabı çekiyor; bir taraftan da kızın bir türlü vaziyetlerini hatta fedakârlıklarını takdir edememesi içini yakıyordu. Gerçi Ayşe, lisenin son sınıfına gelmiş ve ondan sonra bir iş bularak eve yardımı dokunacağını hesap ederek çektiği 14
sıkıntının boşa gitmediğine emindi. Fakat fedakârlığın da, sıkıntının da bir hududu vardı. Dedi ki: Ne yapalım, elimizden bundan fazlası gelmiyor. Artık benim gündelikle çamaşıra, ortalık temizlemeye gitmemden başka çare kalmadı. Çünkü baban yapacağını yaptı. Paltosunu bile sattı. Amma anne, paltosunu benim için satmadı ya! Sana bir çift ipek çorap, bir de azıcık kömür aldık. Ya sigarası? Emzik gibi ağzından düşmüyor. Senin çamaşırdan kazanacağının iki mislini o sigarayı bırakırsa derhal kazanır. Ne kadar zamandır bırakacağını söyleyip duruyor. Hani ya? Yooo... İtiraz istemem. Günde en aşağı bir buçuk, belki de iki paket Birinci içiyor, bu, günde elli, ayda on beş lira eder. Hadi bıraksın, on beş lira bugünkü günde nedir ki... Hem Allah tan korkmadan babanın biricik keyfine nasıl dokunabiliyorsun? Bunları ve kızının buna benzer iğneli laflarını işiten Saffet Balkar, hakikat sigarayı bıraktı, bıraktı amma huzuru da, sükûnu da kalmadı. Bir hafta titreye titreye köşeye büzüldü, kulağında davul çalınsa dinlemedi. Hep boş ceplerini araştırıyor, sinirli sinirli kendi kendine söyleniyor, bazen de karanlık basınca sokağa fırlıyor, yerlerden izmarit topluyor, boş bir arsanın yıkık duvarına sırtını dayıyor, sigara sarıp içiyor, dumanın hayata getirdiği zevk ve kıymete kendi kendine şaşıyordu. Artık bütün keyif masrafı, bir paket sigara kâğıdı ile bir kutu kibritten ibaret olmuştu. Bunları arsanın duvarının dibine saklar, yürürken gözleri kaldırımda sigara uçları arar, hatta kalemde 1, tablaları hademe dökmeye götürmeden evvel, el çabukluğuyla içlerini cebine boşaltırdı. Fakat evdey- 1. Resmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer. (Y.N.) 15
ken yatağa girinceye kadar asabiyeti ve huzursuzluğu bir türlü yakasını bırakmıyordu. İlk ay, yüz yedi buçuk lira tutan maaşını yalnız tramvay parasını keserek karısına teslim ettiği vakit, Macide, kızına uzun uzadıya kocasının fedakârlığından bahsetti. İhtiyarlara yüz vermenin, ana babayı şımartmanın aleyhinde olan Ayşe nin içi biraz yumuşadı fakat göstermedi. Üstdudağını istihfafla uzattı, bir kaşını kaldırdı, defterine not almakta devam ederek tenezzülen bir evet dedikten sonra ihtiyarları terbiye için eline geçen bu fırsattan derhal istifade etti: Bunun neresi fedakârlık? Bunu anlayalım. Bir kere sıhhati düzelecek, sonra da bu kadar nefsine düşkünlükten, iradesizlikten kurtulacak. Keşke gençliğinde biraz irade göstereydi, biz bugün biraz daha rahat yaşardık, diye homurdandı. İrade, irade... Her lafın başında bu. Abdülhamid öleli bu sözün manası değişti... Hem bana bak Ayşe, babanın sigaradan başka gençliğinde hiçbir iptilası var mıydı? İçki mi içti, kadın peşinden mi koştu? Başkaları kahvelerde tavla oynarken o bir köşede kitap okurdu. İnsan yalnız kitapla hayatta muvaffak olamaz anne. Baban bu kadar okumuş olmasaydı, sana nefes tüketmeseydi sen acaba sınıf birincisi olur muydun? Sanki babasının okuttuğu, öğrettiği şeylerden ne istifadesi olmuştu? Eski harfler, eski kitaplar, tarihten ahlak dersleri... Gerçi son zamanlarda kendi eski harsımız diye biraz bu şeylerden bahsedenler yok değildi fakat kaç para ederdi bunlar? Annesi tepesinde ağlamış sesiyle bu şeyleri tekrardan ne fayda umuyordu? Böyle dırdır edeceğine o da arada bir gündeliğe gitse ne olurdu? Gündeliğin şimdi üç lira olduğunu söylüyorlardı. Haftada iki defa gitse ayda yirmi dört lira eder, üç defa gitse... Bana bak Ayşe... 16
17
18