Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri

Benzer belgeler
Aruzla şiire başlayan sanatçılar, Ziya Gökalp in etkisiyle sonradan hece ölçüsüyle yazmaya başlamışlardır.

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ Gönderen admin - 31/01/ :14

İnci Hoca YEDİ MEŞALECİLER

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ TEMSİLCİLERİ - III

CUMHURIYET DÖNEMINDE COŞKU VE HEYECANI DILE GETIREN METINLER (ŞIIR) Cumhuriyet Edebiyatında Şiir ve Soru Çözümü

İnci Hoca SERBEST NAZIM VE TOPLUMCU ŞİİR ( )

MİLLİ EDEBİYAT ZEVK VE ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ŞİİR

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ TEMSİLCİLERİ - I

Bilim,Sevgi,Hoşgörü.

FECRİ-ATİ EDEBİYATI SANATÇILARI

Savaş, kahramanlık ve vatan sevgisi gibi konuları destansı ve abartılı bir anlatımla işleyen şiirlerdir.

İÇİNDEKİLER. Birinci Bölüm ÖABT Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Konu Anlatımlı Soru Bankası ESKİ TÜRK DİLİ VE LEHÇELERİ...

GARİP AKIMI (I. YENİ)

Zeus tarafından yazıldı. Çarşamba, 11 Mart :05 - Son Güncelleme Perşembe, 27 Mayıs :12

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ PLANI

MEHMET RAUF - Genç Gelişim Kişisel Gelişim ( )

KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYESİ OKULLAR ARASI ÖDÜLLÜ YARIŞMALAR

Genç Kalemler", şiir anlayışı konusunda Fecr-i Âti şairlerinden pek ayrılmadılar. Şiirde, konu seçimini şaire bırakmaları, onları, sanat anlayışları

Yazı Menu. - Beş Hececiler - FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL - ENİS BEHİÇ KORYÜREK - HALİT FAHRİ OZANSOY - YUSUF ZİYA ORTAÇ - ORHAN SEYFİ ORHON

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ PLANI

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

TANZİMAT I. DÖNEM: ŞAİR VE YAZARLAR. * Şinasi *Ziya Paşa *Namık Kemal. * Ahmet Mithat Efendi *Şemsettin Sami

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Yusuf Ziya Ortaç ve Tiyatro Eserleri

ATTİLA İLHAN ın HAYATI MAVİCİLİK AKIMI

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

İnci Hoca TANZİMAT EDEBİYATI I. DÖNEM

İÇİNDEKİLER BÖLÜM I BÖLÜM II

ÖZGEÇMİŞ Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

SEVGİNİN GÜCÜ yılında Manisa da doğan İlhan Berk, Türk şiirinin en üretken, usta şairlerinden

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ

İÇİNDEKİLER. Sorular... 9 Ödev... 10

ŞEHİT ÖĞRETMEN KUBİLAY MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 12.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ 2.DÖNEM 1.

YAHYA KEMAL BEYATLI ( )

TLL Uygulama. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Hüseyin Rahmi Gürpınar a ilişkin bilgi doğru değildir?

NOKTALAMA İŞARETLERİ MUSTAFA NAZIM ÖZGEN

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III

O.Ö. 100 Temel Eser. Kategori: Türk Şiiri Çarşamba, 28 Nisan :21 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 6397

Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir ( )

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. ( ) M. Mehtap Türk

İÇİNDEKİLER SÖZ BAŞI...5 MEHMET ÂKİF ERSOY UN HAYATI VE SAFAHAT...9 ÂSIM IN NESLİ MEHMET ÂKİF TE GENÇLİK... 17

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TANZİMAT EDEBİYATI ( ) HAZIRLAYAN: Döndü DERELİ D GRUBU-105

Divan Edebiyatının Önemli Şair ve Yazarları. HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.

BEP Plan Hazırla T.C Ceyhan Kaymakamlığı ALTI OCAK MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ Müdürlüğü Edebiyat Dersi Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı

Edebi metin, dilin estetik amaçla kullanıldığı metindir. Bir Metnin Edebi Oluşunu Şu Şekilde özetleyebiliriz:

... SINIF TEMA ESASINA DAYALI YILLIK PLAN TASLAĞI

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

ÖZGEÇMİŞ. 4. Öğrenim Durumu :Üniversite Derece Alan Üniversite Yıl Türk Lisans. Halk Atatürk Üniversitesi Türk Halk Hacettepe Üniversitesi 1971

temlerini işlediği şiirlerinden bazıları: Yol Düşüncesi, Sessiz Gemi, Rintlerin Akşamı, Ufuklar, Mehlika Sultan.

Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Eserler

SERVETİFÜNUN SANATÇILARI - I

-rr (-ratçi KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI: 961 HALDUN TANER. Mustafa MİYASOĞLU TÜRK BÜYÜKLERİ DİZİSİ : 98

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Bir sözcüğün zihinde uyandırdığı ilk anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Bu yüzden sözlük anlamı da denir.

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 11. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 12. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

DERS PLANI DEĞİŞİKLİK SEBEBİNİ İLGİLİ SÜTUNDA İŞARETLEYİNİZ "X" 1.YARIYIL 1.YARIYIL 2.YARIYIL 2.YARIYIL. Kodu Adı Z/S T+U AKTS Birleşti

Cümlede Anlam TEST 39. 1) Bu güzellikleri görmek için Uzungöl e gün doğarken gelmelisin. Bu cümlede aşağıdaki sorulardan hangisi nin cevabı yoktur?

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI INDA ROMAN VE ŞİİRLERİN ÖZELLİKLERİ, YAZAR VE ESERLERİ. Sedat Vural Osman Dağ Metin Şan

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

İÇİNDEKİLER BÖLÜM I BÖLÜM II. vii GİRİŞ / 1 ÇOCUK VE KİTAPLARI / 17

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

ABİDİN DİNO

İBRAHİM ŞİNASİ

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

En güzel 'Anneler Günü' şiirleri

ESTETİK (SANAT FELSEFESİ)

Ben yazabilirim! DÜNYA ÇOCUKLARI HAİKU YARIŞMASI - TÜRKİYE

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI

ilkokulu E-DERGi si 23 Nisan ın Önemi Sorumluluk Okulumuzda 23 Nisan Hedef Siir: Egemenlik Ulusundur 2017 Nisan Sayısı Bu Sayımızda:

EKİM ÜNİTE II ÖĞRETİCİ METİNLER

Mehmet Aydın 5. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

lkokul Eğitim Koordinatörü

SORULARLA YENİ TÜRK EDEBİYATI

ŞANLIURFA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI. Konusu: Urfa Üzerine Yazılmış Şiir Seçkisi

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Şiir BEZ BEBEKLE KUKLASI. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

Nükhet YILMAZ HAYAT BİLGİSİ Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası nı kutladık. Halk ekmek fabrikası gezisine katıldık. TÜRKÇE * Dilbilgisi:

LYS 3 DENEME-5 KONU ANALİZİ SORU NO LYS 3 TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI TESTİ KAZANIM NO KAZANIMLAR. 26/05/2014 tarihli LYS-3 deneme sınavı konu analizleri

DBY Ajans. This book has been supported by the Office of Scientific Research Projects of Istanbul Medeniyet University Istanbul, Turkey - March 2014.

Kitap Değerlendirmeleri. Book Reviews

YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TÜRKÇE

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

TÜRK EDEBİYATI 10. SINIFLAR 17 Nisan 2015

Vekiller Heyeti Kararı, Sıkıyönetim Komutanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi'nce Kapatılan Siyasi Partiler

ENVER NACİ GÖKÇEN BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR TÜRK DİL KURUMU YAYINLARI

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ YERLEŞKESİ OKULLARI EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8. VELİ BÜLTENİ

I. SINIF / I. YARIYIL

1. BÖLÜM. Þiirin Anlamsal Özellikleri

MALTEPE SİHİRLİ GEMİLER ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ 3 YAŞ

Gültekin Emre nin YKY deki kitapları:

SEYYİT MAHMUT HAYRANİ ANADOLU LİSESİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI. İLKOKULU 2. SINIF TÜRKÇE DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI

Metin Edebi Metin nedir?

Transkript:

Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri

a) Memleket Edebiyatı (Milli Edebiyat Anlayışını Devam Ettirenler, Anadolu Romantizmi, Anadolucular, Kemalist Halkçılar)

Bu başlıktaki şairler kendilerine kaynak olarak Anadolu yu, Anadolu insanını, halk edebiyatını, milli edebiyatı ve Beş Hececiler i örnek edinmişlerdir. Anadolu Romantizmi de denilen bu dönemde şairler dil bakımından sade ve üslup bakımından yalındırlar. Dillerinin kuruluğu nedeniyle şiirlerindeki coşkun söylem bir süre sonra yerini tekdüze bir romantizme bırakır. Amaçları Anadolu insanı ve Anadolu toprağına yönelerek yeni bir edebiyat kurmak olan bu şairler hece ölçüsü kullanırlar.

Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967) Tek kitabı olan Şiirler 1932 de yayımlanmıştır. Bütünüyle Türk folkloruna yönelen şair aynı zamanda bir folklor araştırmacısı olup Aşık Veysel i kültür dünyasına katmasıyla da bilinir. İlk şiirlerinde devrin genel anlayışı doğrultusunda aşk, ölüm, yalnızlık ve hüzün gibi temaları işleyen Ahmet Kutsi Tecer, Sivas ta halk kültürünün zengin kaynaklarını tanıdıktan sonra biraz da dönemin havasına uygun tarzda sosyal konular etrafında yoğunlaşır. Hece veznini işlek bir hale getirdiği şiirlerinde bir yandan halk motiflerine yer verirken diğer yandan Anadolu insanının toplumsal ve kültürel meselelerini dile getirir.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde Beş Hececiler ve Yedi Meşaleciler topluluğundan sonra Necip Fazıl Kısakürek, Kemalettin Kamu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ömer Bedrettin Uşaklı ve Ahmet Muhip Dranas la birlikte hece veznine ayrı bir kıvraklık kazandırmış, sanatını halk kültürüne yöneltmesi itibariyle onlardan farklı bir çizgide geliştirmiş, doğrudan doğruya Türk halk şiiri geleneğinden yararlanmak suretiyle yeni ve kendine özgü bir şiir dili ortaya koymuştur. 1940 lı yıllarda Garip hareketinden önce Türk şiirini sade hale getirenlerdendir.

Hece ölçüsünde yeni olanaklar arayan şair, şiirlerini aşık edebiyatı tarzında değil, çağdaş şair bakış açısında yazmıştır. Şiirleri; anlatım, kelime, hatta duyuş bakımından folklora bağlıdır. Şiirlerinde saf bir heyecan, sade bir dil modern bir hece anlayışı tatlı bir lirizm göze çarpar.

İlk ve en önemli oyunu Köşebaşı adlı eserinden itibaren bilinçsizce Batıya özenenleri eleştirirken folklorik zenginliğimizi serilemeye çalışan halk tiyatrolarımızı çağdaş tiyatro ile bütünleştirmeye gayret eden bir çaba içinde olmuştur. Orta oyunu tekniklerini kullanarak yazdığı, ve Batı'ya özenenleri eleştirdiği, eski bir İstanbul mahallesini, bütün havası, kişileri, töreleri ile tanıttığı Köşebaşı ve Köroğlu Destanı'ndan esinlenerek, maceraları ve insanlığı içtenliğiyle anlattığı, 1949 da yazdığı Koçyiğit Köroğlu adlı manzum piyesi, Türk Edebiyatı nın önemli örneklerindendir.

İşte bir vazoda açmış iki gül, İşte bir saksıda eşsiz kuşkonmaz. Gülleri gördükçe gönlüm bir bülbül, Saksıya baktıkça içimde bir haz. Dışarda fırtına, uğultu, tipi; Odada sessizlik tutulur gibi; İşte o da geldi, evin sahibi, Oturduk, eskiden konuştuk biraz. Dışarda fırtına, tipi... Yerler kar; İçerde başbaşa iki bahtiyar. Onları ısıtan eski bir bahar, Dışarda yepyeni bir kış, bir ayaz.

Arif Nihat Asya (1904-1975) Şiir yazamaya başladıktan sonra şiirlerini, Hayat, çağlayan, Türk Yurdu, Hisar, Elif, Defne, Türk sanatı, ve Devlet gibi dergilerde yayınlamış, ayrıca kendisi de Görüşler ve Başak adlı dergileri çıkarmıştır. Fıkra, vecize ve denemeleri ise Türkü, Demokrat, Yeni İstanbul ve Memleket gazetelerinde yayımlanır. Şiirlerinde görülen Tasavvuf çeşnisi, Üsküdar Mevlevi hanesi Şeyhi Remzi Akyürek ile kurduğu münasebetin sonrasında edinilmiş bilgilerinden kaynaklanır. Kubbe-i Hadra adlı eserindeki şiirler Mevlevi ve Mevlevilikle ilgilidir. Son şiirlerinde de biraz mistisizme yönelmiştir.

Hisar Dergisinde de şiirleri yayımlandığı için Hisar Dergisi ve topluluğu arasında da ismi geçen şairlerden biridir. Bu bakımdan da şiirlerini hem aruz, hem hece ölçüsü ile hem de serbest ölçü ile yazmış her üç ölçü ile de başarılı şiirleri olan bir şair olmuştur. Geleneksel şiire olan eğilimine rağmen daima yenileşme çabası içinde olan bir şairdir. Etkilenmelerden uzak çeşitli ölçülerde ve çeşitli nazım şekillerinde şiirler yazmış, şiirin her alanında kendini göstermiş eğitimli bir şairdir. Güzel benzetmeler, şakacı, mizâhi nükteler, taşlamalar, kelime oyunları ve hicivlerle dolu üslubu ile rubailer, gazeller, serbest vezinli şiirler, heceli şiirler, aruzlu şiirler yazan çok yönlü bir şairdir. Aruz u en iyi kullanan şairlerimizden biri olan Asya nın 1.600 rubaisi vardır. Arif Nihat Asya, aruz ölçüsü ile rubailer ve gazeller yazmış özellikle rubailere büyük önem vermış, rubailerden oluşan 5 ayrı kitap yazmış, rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şairi kabul edilmiştir.

Nısfıyye Bir ney düşer elden, yine bir neyzen ölür; Dünyayı unutmuş gibi keyfinden ölür Hür aşkını, hür ruhunu, hür göğsünden Bir cezbede nısfıyye üflerken ölür Sema Taatten, ibadetten eder cezbe, bizi Rindane rakıslar, götürür Rabbe bizi Pervane miyiz, şule miyiz, anlamadık: Biz Kabeyi devretmedeyiz, Kabe bizi.

Orhan Şaik Gökyay (1902-1994) Zamanının önemli bir bölümünü telif, tercüme eserlere ve Osmanlı dönemi klasik eserlerini bugünkü dile aktarmaya ayıran Orhan Şaik Gökyay ın özellikle Dede Korkut ve Kâtib Çelebi üzerinde önemli çalışmaları vardır. 200 e yakın makalesi arasında, çeşitli alanlarda yapılan ilmî çalışmaları değerlendiren tenkit yazıları büyük bir yekün tutar. Gökyay bu yazılarında kendine has üslûbuyla, zaman zaman da iğneleyici bir tarzda ciddi ve ilmî çalışmaların nasıl yapılması gerektiğini göstermiştir. Makalelerinin önemli bir bölümünde eski medeniyet ve kültürümüzü yeni nesillere tanıtacak konuları ele almış, Kitaplarda Neler Var? başlığı altında yazdığı yazılarla birçok müellifi ve eserini gün ışığına çıkarmıştır.

Orhan Şaik te halk şiirinin tarz ve edası açıkça görülür. Daha çok vatan, tabiat, kahramanlık, yalnızlık gibi temaları işleyen Gökyay genellikle hamasî bir şair olarak tanınmıştır. Bunu, Bu Vatan Kimin? adlı şiirinin okul kitaplarına girmiş ve yeni yetişen nesiller tarafından sevilerek okunmuş olmasına bağlamak yerinde olur. Ancak onun şiir dilinin inceliklerini yansıtan asıl ustalıklı çalışmaları İçlenme, Bana Bir Seslenen Var, Karmakarışık, Zeytin Dalı gibi şiirleridir.

Adını bilmediğim, hiç işitmediğim, Bir yerlerden bana bir seslenen var Senin bilmediğin, benim gitmediğim, Bir yerlerden bana bir seslenen var Dallarını eğip de tutamadığım, Hoş yemişlerinden tadamadığım, Gölgesi altında yatamadığım Ağaçlar içinden bana bir seslenen var Bazı yakınlardan, bazı ıraklardan, Kimi meyvelerden, Kimi yapraklardan, Yoldan gelmişlerden, yola çıkacaklardan, Yolun kendisinden bana bir seslenen var

Kemalettin Kamu (1901-1949) Başlangıçta aruz ölçüsü ile yazan şair sonraki şiirlerinde heceye dönüş yaptı. Millî Edebiyat Hareketinin dil zevk sanat ve tema anlayışına bağlı kalan bir şair oldu. İlk gençlik yıllarını sürekli işgaller ve savaşlar içinde geçirimiş, işgaller sebebiyle sürekli yer ve yurt değiştirmek zorunda kalmıştı. Bu bakımdan ilk şiirlerinde gurbet, göç, yurt sevgisi, vatan, savaş konularını işledi. Sonraki zamanlarında gurbet, aşk ve tabiat temaları daha ağırlıklı konular haline geldi.

Heceli şiirin yayılmasında ve gelişmesinde katkıda bulunan şair lirizm yönü kuvvetli şiirler yazmıştır. Gurbet konusunu en iyi anlatan şairlerden birisi olarak kabul edilmiştir. Buna rağmen asıl ününü Milli Mücadele yıllarında yazdığı ve yayınladığı şiirleri ile kazanmıştır. Kamu'nun vatan sevgisi, savaş, gurbet temalarını işleyen lirik ve epik şiirleri dönemim dergilerinde yayınlamış ve ses getirmiştir.

Türk'ün İlahisi Sarmış matem boraları, Saz benizli ovaları, Boynu büyük yuvaları Sen himaye et Yarabbi! Ne bir yazık diyen bize, Ne ses veren sesimize, Huzurunda geldik dize Senden inayet Yarabbi!

Ömer Bedrettin Uşaklı (1904-1946) Şiirlerinde Anadolu'da görev yaptığı yıllarda tanıdığı yöreler, kişisel izlenim ve gözlemler ana temalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ömer Bedrettin Uşaklı tam bir memleket şairdir. Şiirlerindeki duygu ve düşüncelerin kaynağı büyük bir çoğunlukla Anadolu manzaraları oluşturmuştur. Anadolu yu ve insanlarını izlenimci bir gözle süzen şair bireysel duygularını içli sıcak sevecen, sade bir dille aktarmış memleket sevgisini içeren içli şiirler yazmıştır. "Anadolu Şairi" olarak ünlenen şair Eşini ve kızını kaybetmesi üzerine hüzün dolu şiirler de yazmış, hüznü en iyi işleyen şairlerden birisi olmuştur. Sarı Kız Mermerleri adlı şiir kitabını ölen kızına adamıştır.

Anadolu'dan canlı görünümler betimleyen şair nesnel manzaralar bakarken simgeler ve hayaller de hissetmiş bu manzaraları iç tasvirleri ile süslemiştir. Manzaraları anlatırken "hayal"lerini de katarak anlatan şair gördüklerini hayalleri ile süsleyerek anlatmıştır. Doğa, gurbet, deniz, ölüm ve özlem, şiirlerinin başlıca temalarıdır. Hece ölçüsü ve şiir geleneklerine bağlı bir şairdir. Beş hececilerin izinden giden şair Faruk Nafiz Çamlıbel ve Orhan Seyfi Orhon'un etkilerinden zamanla arınmış kendine özgü bir şiir geliştirmeyi başarmış, çağdaş Fransız şiirinin yapı özelliklerinden yararlanmıştır.

Şiirlerinin önemli bir bölümü Türk Müziği bestekârları tarafından bestelenmiştir. Özellikle Kaptanzade Ali Rıza Bey ve Cevdet Çağla'nın yaptığı besteler halk tarafından çok sevilmiş ve beğenilmiştir. Bu gün bile bu şarkılar dillerdedir ve yeni kuşaklar tarafından benimsenmektedir. Yıldızların Altında, Eğilmez Başın Gibi, Kapıldım Gidiyorum adlı besteler buna örnek verilebilir.

Yayla Dumanı Gümüş bir dumanla kapandı her yer; Yer ve gök bu akşam yayla dumanı; Sürüler, çimenler, sarı çiçekler, Beyaz kar, yeşil çam yayla dumanı! Ben de duman olsam senin yerine, Dağılsam dağların şu mahşerine; Güzelin saçına ve gözlerine Ben girsem, ben dolsam yayla dumanı!

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913-1975) Aynı zamanda D Grubu ressamlarından da olan Bedri Rahmi nin şiirlerinde ressam kiiliğinden gelen renk duygusu önemli bir figür olarak yer alır. Folklor ögeleri ve modern sanatı kaynaştırarak yeni bir şiir düzeni kurmayı isteyen şair, Anadolu insanının günlük hayatına ait bazı sahneleri canlı renklerle tasvir eder. Onun şiiri bir yanıyla sosyal içeriklidir. Bu yönüyle yoksul Anadolu insanının hayatını şiirine sokar. Onun halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine yansımıştır. Bundan dolayı şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir.

Batılı ressamların doğu kültürüne duydukları hayranlıkları resimlerine nasıl aksettirmişse o da batılı ressamlara duyduğu hayranlığı bilinçli bir doğulu ressam kimliği ile yansıtmayı tercih etti. Paris te iken aldığı bu kararı hem resimlerinde hem de şiirlerinde yansıttı. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde ve modern şiirin tekniklerini kullanarak sonuna dek uyguladı. Çağdaş tekniklerle serbest ölçülü modern türküler yazmak istedi. Şiirlerinde de resimlerinde olduğu gibi halk edebiyatının zengin motiflerinden, ses, ritim, ahenk, dil ve diğer geleneksel özelliklerinden yararlanarak lirik şiirler yazdı.

BİR ÇİFT RENK Çingene pembesini takmış koluna Üstüme üstüme yürüme, yeşil Üstüme varma yeşil Etme yeşil Eyleme yeşil Gözünü sevdiğim yeşil Çıldırdın mı sen yahu? Rastgele bir pembeyi takıp koluna Çıkılır mı elalemin önüne? Yemyeşil doğmanın kıymetini bil Etme yeşil

Behçet Kemal Çağlar (1908-1969) Cumhuriyetin dayandığı temelleri şiir formunda idealize etmek isteyen bir şair olan Behçet Kemal, Atatürk e olan bağlılığını anlattığı, yer yer abartılı övgü şiirleriyle bilinir. Onda kahramanlık kültü yoğun şekilde hissedilir. Şiir anlamında başarılı olmayan sanatçının bugüne kalan tek eseri Faruk Nafiz ile birlikte yazdıkları Onuncu Yıl Marşı dır.

Zeki Ömer Defne (1903-1992) İlk şiirini yirmi yaşındayken yayımlayan şairin çok fazla sayıda şiir bulunmamaktadır. 1948 de Resimli Türk Edebiyatı Tarihi nde Nihat Sami Banarlı onu keşfederek taltif etmiş bu tarihten sonra şairlik yönüyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Bu dönemlerde şiirlerini bir kitap haline toplamış "Bu Memleket Böyle Ağlar "isimli Erzincan depremini anlatan şiiriyle dikkatleri üzerine çekmiştir.

Zeki Ömer Defne Âşıklık geleneği tarzında şiirler yazmaya yatkın bir ozandır. Üstelik onun şair olarak tanınmasına vesile olan şiirleri de bu tarzda yazmış olduğu şiirler sayesindedir. Ilgaz, Gül Ey Isparta nın Pembe Gülleri ve Bu Memleket Böyle Ağlar Âşıklık geleneği tarzında yazılmış olan tanınmış şiirleridir. Zeki Ömer Defne, Memleketçilik akımın moda olduğu yıllardan da kalma alışkanlıklarla hem halk şiiri tarzında yazmış ve yazmaya devam etmiş, hem de şiirlerindeki konuları Memleketçi ve Beş Hececilerin de yaptığı gibi Anadolu yu şiirlerinin ana teması olarak ele almış ve işlemiştir. Şiirleri arasında çok sayıda yurt güzellemeleri temalı şiirleri vardır. Bu tip şiirlerinde Erzurum, Eğin, Ilgaz, Isparta, Bursa, İstanbul, Konya illerini çeşitli özellikleriyle anlatmaya çalışmıştır.

Orta Anadolu Git ha git otsuz ağaçsız, sensizliğim Yansır sanki yüzyıllardan bu yana. Yansır memleket olur. Ey savaşlar, bozgunlar, ey iç göçler, ey bağrım! Ey biraz Orta Anadolu! Kavuşsun da arada bir zafer sarhoşluğuna. Yine görüp göreceğin hasret olur.

İbrahim Alaaddin Gövsa (1888-1949) İlk şiirleri aruz ölçüsüyle yazmış, Servet-i Fünun ve Hıyaban dergilerinde yayımlamıştı. Yeni Mecmua adlı dergide yayınlanan şiirleri ile heceli şiire ve Milli Edebiyat hareketine katıldı. Milli Edebiyat akımını benimsedikten sonra vatan, yiğitlik ve millet konularında hece ölçüsü ile ve sade bir dille şiirler yazmaya başladı. Hem aruz hem de hece ölçüsü ile şiirler yazılmış Atatürk e yazdığı Tavaf adlı şiir ile dikkatleri çekmişti.

Edebiyatımızda çocuklar için şiir yazan ilk şair olarak dikkati çekti. Çocuklar için yazdığı şiirlerinde onları yurt sevgisine, iyiye ve güzele yöneltmeyi amaçladı. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk sevgisini, yurt sevgisini, memleketçilik konularını öne çıkaran şiirler yazamaya başladı. Atatürk ilke ve inkılâplarını öven bir şair oldu. Bu sayede de Milletvekilliği yapmaya başladı.

Şiirlerinin yansıra antoloji, ansiklopedi ve sözlük çalışmalarında bulunmuş Türk Ansiklopedisinin hazırlanışında yönetici olarak görev yapmıştır. Ayrıca çeşitli dergi ve gazetelerde fıkra, mizahî yazı, gülmece öykü, monografi, pedagoji, biyografi, hikâye, hiciv, psikoloji, çocuk psikolojisi, eğitim, çeviri ansiklopedi ve sözlük türlerinde eserler vermiştir. Son dönemde daha çok edebiyat tarihi çalışmalarına yönelmiştir. Yazı hayatım eğitim, biyografi konularında ve ansiklopedik yayınlar hazırlanmasında derli toplu eserlerle sürdürmüştür.

ANNELER Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna: -Tenimde bir yara işler gibisin. Titrerim, rüzgârlar keder vermesin. Anneler beşikten der çocuğuna: -Acını görmesin gözüm âlemde. Teselli demeksin bana son demde. Bütün ümitleri yel alır gider. -Tomurcuk açılır, sel alır gider. Anneler büyütür, el alır gider.

Cahit Külebi (1917-1997) Mehmet Kaplan Külebi için; "Ben ona inanıyorum ki, Anadolu'yu çocuklukları bu topraklarla karışmış, şehre geldikten sonra yüksek kültür edinmekle beraber ilk yaşantılarını kaybetmemiş sanatkârlar anlatabilirler. Cahit Külebi, bunu başaran nadir şairlerden biridir." demektedir.

Cahit Külebi, daha çok somutun dünyasını ifade gayreti içinde olan bir şairdir. Bir başka ifadeyle o, ifade dünyasını görünen üzerine kurar. Görünmeyen, soyut dünya onu pek fazla ilgilendirmez. Külebi, belli bir çevre veya tabiat içinde, günlük hayatın çeşitli görünümleri, ümitleri, kırılışları, sevinçleri ve hüzünlerinin şiiri peşindedir. İnsanı, toplumu ve tabiatı tarihî bir derinlik ve felsefî bir boyutta yakalama endişesinden uzaktır. Büyük ölçüde memleket konusu başlığı altında toplanabilecek olan şiirleri onun memleketi duyduğu derin sevgi ve bağlılıktan güç almaktadır. Yer yer romantik, yer yer de realist bir bakış açısı; sıcak ve samimî üslûbuyla memleket coğrafyası, insanı ve tabiatından manzaralar sunar Külebi.. Bu açıdan Cahit Külebi, Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin ana konularından biri durumundaki memleket edebiyatı hareketinin önemli şairlerinden biri olur ve bu eğilimin güzel örneklerini verir.

Yalnızca memleket edebiyatı anlayışında şiir yazmayan, yer yer bireysel temalara da yer veren şair, bireysel temalı şiirlerinde de memleket edebiyatı çizgisiyle birleşen sentezci bir anlayışa sahiptir. Külebi'nin kişiliğine de çocukluğu çok büyük etkide bulunmuş, sanatının bir temel taşı halk şiiri, kır ve müzikse, diğeri de çocukluk günleri, o günlerin anıları olmuştur.

Külebi bir söyleşide: "Ben Anadolu'yu Anadolu insanını yansıtmaya çalışan bir şiir yöntemi güttüm. Buna heves ettim. Çocukken içimde büyük bir eziklik vardı... Asıl olan köyü tanımak, köyü yansıtmak, köyle ilgili konularda belli bir işlev görmektir. Bunu bir ölçüde yaptım. Şiirdeki ilk girişimlerimden başlayarak İstanbul'dan söz ettiğim zaman bile Anadoluyu yansıttım.

Külebi, 1940-1950 arasını kapsayan Garip şiiri akımına kendine özgü bir yorum getirmişti. Ölçü olarak serbest şiiri kullanmakla birlikte espriye dayanan, gündelik hayatın basit avareliklerini konu edinen, şairanelikten uzak kuru ve ahenksiz kalan Garip şiirinden farklı bir serbest şiir tarzı geliştirdi. Bir saz şairi içtenliği, rahatlığı, içinde türkü tadında serbest şiirler yazdı. Zaman zaman kötümser, güvensiz bir kişiliğin söylemlerinden sızan temalara girmiş olsa da duru sade bir Türkçe kullanarak ahenk ve ritme önem veren bir serbest şiir oluşturdu. Şiirlerini genellikle Külebi soyadıyla yazan şair kimi şiirlerinde Mahmut Cahit, Nazmi Cahit, Cahit Erencan imzalarını da kullandı.

ANLARSIN Bir gece habersiz bize gel Merdivenler gıcırdamasın Öyle yorgunum ki hiç sorma Sen halimden anlarsın Sabahlara kadar oturup konuşalım Kimse duymasın Mavi bir gökyüzümüz olsun Kanatlarımız dokunarak uçalım İnsanlardan buz gibi soğudum İşte yalnız sen varsın Öyle halsizim ki hiç sorma Anlarsın

Toplumcu Gerçekçiler (Sosyal Gerçekçiler, Sosyalist Şairler, Marksist Şairler, Nazım Hikmet Ekolü)

Toplumcu gerçekçilik, Marksist ideolojinin sanatçıya ve doğal olarak da onun yaratısına yansımasıdır. Toplumcu gerçekçilik, sanatçıyı toplumsal bir varlık olarak görür. Sanatçının fiziksel ve düşünsel her türlü gelişimi tarihsel bir süreç içinde gelişmiştir. Bu nedenle sanatçı toplumsal bir varlık, onun sanatsal ürünü de toplumsal yaratıdır. Bu sanat akımının özünde sanat toplum içindir anlayışı vardır. Her sanatçı, bilincini ve yaratısını şekillendiren çağına karşı toplumsal bir sorumluluğa sahiptir. Bu sorumluluk sanatçıyı toplumsal olaylara ve çağına karşı aktif kılar. Sanatçı toplumsal eşitsizlikleri ve sömürüyü görerek, kendi bilincinde estetize eder. Ve sanatsal bir yaratı biçiminde topluma sunar. Toplumcu gerçekçilik sanatı ve onun eserini tarihsel bir sürecin ürünü olarak görür.

Toplumcu gerçekçi şiir, serbest nazım özellikleri taşır ve ideolojik içerikli bir şiirdir. Bu tarzdaki şiirler, o güne kadar görülmemiş, denenmemiş bir görsellik, karmaşık biçimli teknikler barındırır. Bu şiirin politik bir içerik taşıması şiirin etkileme ve belirleme gücünü yükseltmiştir. Şiirdeki paralel, simetrik akışlar ve kırılmalar Rus şair Mayakovski'den gelen yansımalardır. Materyalist ve Marksist bir dünya görüşü üzerinde temellendirilmiştir. Toplumcu gerçekçi edebiyat, halkçılık, köycülük kavramları ile hümanist bir düşünce etrafında şekillenen bir edebiyattır.

Toplumcu gerçekçi anlayışın ekseninde "insan, toplum ve üretim ilişkileri" vardır. Toplum için sanat anlayışı vardır. Sanatkâr toplumun ruh mühendisidir. Toplumcu gerçekçi edebiyat eğitsel bir işlevle yüklüdür. Sosyalist bireyselliğin geliştirilmesi bu edebiyatın ana amacıdır. Sanat her türlü dinsel ve töresel bağlardan kurtulmalıdır. Toplumcu gerçekçi edebiyat, programa dayalı ve tezi olan bir edebiyattır. Toplumcu gerçekçi edebiyata iyimser bir bakış açısı egemendir. Toplumcu gerçekçi edebiyatta insanı belirleyen en temel öge kollektivizmdir.

Nazım Hikmet Ran (1902-1963) Ölçüyü, uyağı kullanmayan ilk şair oluşu, sosyalizm in Türkiye deki ilk temsilcisi unvanı, toplumcu gerçekçi tavrı, siyasi görüşleri, hapislikleri, eşleri, romantik komünist yakıştırmasıyla Türk şairleri içinde hakkında en çok tartışma dönen şairlerden biri kuşkusuz Nazım Hikmet tir. Biz, bu derste hakkındaki mitlerden ve siyasi kişiliğinden söz etmeyecek olsak da şiirini inceleyeceğiz.

İlk şiiri Feryad-ı Vatan ı küçük yaşlarda yazan şairin ilk dönem şiirlerinde melankolik bir hava hâkimdir. Osmanlı Devleti'nin aldığı ağır yenilgiler, memleketteki genel buhran havasının buna yol açtığı bir gerçektir. Şairin Bahriye Mektebindeki edebiyat öğretmeni Yahya Kemal, ona yol göstermeye çalışmış hatta kimi şiirlerinin düzeltilip yayımlanmasında yardımcı olmuştur. Yayımlanan ilk şiiri Hala Servilerde Ağlıyorlar Mı? olan şairin Bir Dakika isimli şiiri de Alemdar dergisinin yarışmasında birincilik kazanmıştır.

Nâzım Hikmet, şair olarak adını ilkin hececiler çevresinde duyurmuş olsa da temelde onlardan çok ayrı bir anlayışın sanatçısıydı. Hece ölçüsünde yazdığı şiirlerinde, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Mehmet Emin gibi, toplumsal görüşlerini, siyasal düşüncelerini savunuyordu. İşgal altındaki bir ülkede, halkı işgalcilere karşı kışkırtıcı şiirler yazan bir direnişçiydi.

YOLCU YOLUN ŞARKSA Yolcu, yolun Şarksa, ansızın çöken, Her taşı mukaddes harabeyi sor. Orada son damla kanını döken Yaralı yiğitler döğüş ediyor. Yolcu, yolun Şarksa, bahçelerinde Güllerin üstüne silâh çatılan, Baharı kan olan illere in de, O yeri özleyen gönülleri an. Yolcu, yolun Şarka uğrarsa yarın, Elinde zaferden kopan çiçekle, Göklere dayanan karlı dağların Ardından yükselen güneşi bekle.

Nazım Hikmet sosyalist fikirlerle de ilk kez Anadolu da tanışır. Anadolu'ya geçtikten, bir yandan savaşın bir yandan da halkın sorunlarıyla, o güne kadar yeterince farkına varamadığı gerçeklerle karşılaştıktan sonra, hece ve aruz vezni ile yetinemeyeceğini, yeni bir şiire, başka bir şiire gitmesi gerektiğini anlamıştır. O, bu durumu şöyle ifade eder: Anadolu'ya geçtim. Millet sıska, Nuh tan kalma silahı, açlığı ve bitiyle savaşıyordu Yunan ordularına karşı. Milleti ve savaşını keşfettim. Şaştım, korktum, sevdim ve bütün bunları yazmak gerektiğini sezdim. Şiirle yeni şeylerin, şimdiye kadar söylenmemiş şeylerin ifade edilmesi gerektiğini sezdim. Bu işte önce beni yeni öze göre yeni bir şekil bulmak meselesi ilgilendirdi. İşe kafiyeden başladım. Kafiyeleri mısraların sonunda değil de bir sonda bir başta denedim.

Ankara da ve daha sonra öğretmenlik yapmak üzere gönderildiği Bolu da yaptığı gözlemlerin ve buralarda tanıştığı sosyalist/spartakistlerin etkisiyle sosyalist fikirlere olan ilgisi daha da artar. Bu kısa deneyimin ardından, devrimi bizzat görmek amacıyla Sovyet Rusya ya gitmeye karar verir. Burada geçirdiği iki yıl boyunca komünizm fikirlerini tam olarak oturtur. Bu andan sonra artık bir komünist şair dir.

Nazım Hikmet, Batum'da bir gazetede Mayakovski'nin bir şiirini görmüş ve Rusça bilmediği için içeriğini anlayamadığı bu şiirin biçimine çarpılmıştır. Daha sonra neredeyse Nazım ın alâmetifarikası olan bu akışkan-simetrik dize kırılmalarına nasıl başladığını şair şöyle anlatıyor: Batum'dan Moskova'ya gelişte açlık mıntıkasından geçtik. Gördüklerim üzerimde çok tesir etti. Fakat böyle bir açlığın dahi inkılabı yıkamayacağını haykırmak istedim. Moskova'da hece vezniyle ve bu veznin çeşitli hece kombinezonlarıyla açlığa dair bir şiir yazmak istedim, olmadı. O zaman Batum'daki şiirin şekli geldi gözümün önüne. Bunun çok iyi tanıdığım Fransız serbest vezni olamayacağına kanaat getirdim, bunun yepyeni bir şey olduğuna ve şairin böyle dalgalar halinde düşündüğüne hükmettim ve 'Açların Gözbebekleri'ni yazdım

Değil birkaç değil beş on otuz milyon aç bizim! Onlar bizim! Biz onların! Dalgalar denizin! Deniz dalgaların!

Şiirlerini toplumcu gerçekçi (sosyalist realizm) bir poetikaya yaslayan Nazım Hikmet, sanatın ideolojik temele bağlı bir amacı olduğuna inanır. İdeolojik temel ise Marksist bakış açısıdır. Dolayısıyla onun gelecek tasavvurunun özüne de bu bakış açısı oluşturur. Şiir de birçok kurumsal yapı ve örgüt gibi rejimin değiştirilmesinde rol almalıdır. İnsanın daha iyi bir dünyada yaşaması için, sanatçının da sorumluluğu vardır. Hatta bir aydın olarak sanatçı bütün değişim isteklerine ve sömürge düzenlerinin yıkılmasına öncü olmalıdır.

Nâzım Hikmet, yalnızca bu serbest nazım adlı yeni biçimde karar kılmamıştır. Nedim Gürsel "Dünya Şairi Nâzım Hikmet" adlı değerli incelemesinde, "Nâzım Hikmet'in asıl önemi, bence, Türk şiirinde yol açtığı yenilikçi hareket ve gelişiminin belli bir evresinde geleneksel halk yazınıyla kurduğu bağ çerçevesinde aranmalıdır. Nâzım, Jokond ile Si-Ya-U'dan Rubailer'e, Şeyh Bedreddin Destanı'na, halk şiirinin biçim özelliklerine, Divan şiirinin deyiş biçimlerine, yalnızca kendi şiirinin biçimsel yapısını yaratmak için başvurur.

Öptü beni : «Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» dedi. «Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» dedi. «İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde : «körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» dedi... Ruhum ne ondan önce vardı, ne ondan ayrı bir sırrın kemâlidir, ruhum onun, o dışımdaki âlemin bende akseden hayâlidir. Ve aslından en uzak ve aslına en yakın hayâl bana ışığı vuran yârimin cemâlidir...

Nazım ın şiirlerinde belirgin olarak görülen özelliklerden biri, her durumda, her mekânda ve her şartta geleceğe dair umudunu ve inancını asla kaybetmeyen bir söylemin olmasıdır. Bu söylemin önemli kavramlarından biri özgürlük tür. Onun gözünde bütün insanlar özgür olmalıdır; özgürlük insan olmanın en gerekli şartlarındadır.

Nazım, diyalektik materyalizme inandığı için geçmişi, şimdiyi ve geleceği bütünlük içinde algılar. Eserlerinde iyi-kötü, ezen-ezilen, yöneten-yönetilen, kır-kent çatışması üzerinde duran şair, kültürel ve siyasî gelenekten uzaklaşmış; insanın makineye hâkim olmasını, onunla bütünleşmesini istemiştir. Üretilen her şeyin, eşit paylaşılması taraftarıdır. Diyalektik materyalizme yaslanan Nazım Hikmet, sınıfsız bir toplum için mücadele etmiş, bazı şiirlerinde bunu sosyal bir çatışma ve gelecek umudu olarak işlemiş, bazı şiirlerinde daha ütopik bir dünyanın tasavvurunu kurmuştur. Türkiye şartlarında topraksız köylüyü ve sendikal hakları olmayan işçi sınıfını mücadeleye çağırır ve onların örgütlenmesini ister; kendisi de hayatı ve şiirleriyle onlar için mücadele eder.

Fütüristler, geleceği inşa edecek olan unsurlar çelik, demir, bakır gibi madenler ve bunlardan yapılan makineler olacağı için şiirlerinde adeta bu madenleri kutsarlar. ( ) Konsrüktivizmde makineye, demir, cam, çelik gibi madenlere taparcasına bağlılık; kalkınmış, müreffeh insanların yaşayacağı mutlu bir ülkeye ve mutlu bir dünyaya bunların işlenmesiyle/endüstriyle ulaşılabileceğine olan yüksek inançtan kaynaklanır. Nazım ın bu anlayışını tamamen yansıttığı şiiri Makinalaşmak tır.

trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak! Makinalaşmak stiyorum! Beynimden etimden iskeletimden geliyor bu! Her dinamoyu altıma almak için çıldırıyorum! Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor, damarlarımda kovalıyor oto-direzinler lokomotifleri!

Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım ın şiir anlayışıyla ilgili şunları söyler: İstiklal Savaşı yıllarında yazdığı bir kaç manzume ile dikkati çeken bu şair, biraz sonra gittiği ve 1926 yılına kadar kaldığı Rusya dan yeni bir şiir anlayışıyla döndü. Bu anlayış, bir taraftan şiir sanatının tabiatında mevcut olan şekle ait bütün kaide ve şartları reddediyor, diğer taraftan istenen tesiri elde etmek için her türlü dil oyununu kabul ediyordu. Ahmet Haşim in Nazım Hikmet şiiri hakkında söylediği birkaç cümleyi de çok ilginç bir tespit olduğu için buraya almayı uygun gördüm: Bu vezin duyduğumuz vezinlerden değil, bu şarkı duyduğumuz şarkılardan değil, bu lisan şiirin bizde bugüne kadar kullandığı lisanlara benzemiyor. eskiden şiir tek bir düdükle söylenirdi. Nazım Hikmet Bey tek bir âlet yerine koca bir orkestra vücuda getirmiş. Fakat bu zengin orkestra nedense hep aynı marşı çalıyor.

İlhami Bekir Tez (1906-1984) Önceleri hece ölçüsü ile yazdığı şiirlerini Milli Mecmua adlı dergide yayımlamıştır. Daha sonra Serbest ölçüyü kullanmaya başlayan şair 1940 kuşağı öncesinden serbest ölçülü şiirler yazan ozanlarından biri olan Serbest şiir tarzında Orhan Veli ve arkadaşlarından önce örnekler veren İlhami Bekir Tez in şiir serüveni Milli Mecmua ve Servet-i Fünun la başlar. Heceli ilk şiirlerinden sonra 1929-1930 larda sosyalist gerçekçi bir şair olarak dikkat çekmiş Nazım Hikmet etkisinde serbest ölçülü şiirler yazmaya başlamıştır.

Edebiyat dünyasında adını yazdığı şiirlerle duyuran şairin ilk önemli kitabı, bir işçinin yirmi dört saatini anlattığı 24 Saat (1929) adlı eserdir. Sonraki süreçte şair "Birinci Forma A" (1930) ve "Herhangi Bir Şiir Kitabıdır" (1931) kitaplarını yayımlamıştır. İlhami BekirTez, şiirimizde Serbest şiiri Nâzım Hikmet ten önce başlatmıştır. Daha ilk kitabındaki şiirleri arasında bile serbest ölçülü şiirleri vardır. İlk şiirlerinden itibaren yenilikçi ve değişimci bir tavır sergilemiş, nidaları kuvvetli, seslenmeleri kuvvetli anlam yönünden inceliklerle yüklü bir şiir dili oluşturmuştur. Onun şiirlerinin Nâzım Hikmet in gölgesinde kaldığı öne sürülmüştür. Bekir Tez, Nâzım Hikmet in edebiyat anlayışını ve ideolojik görüşleri benimsediğini reddetmez ancak şair kendi tavrını Nâzım Hikmet e göre daha millî olarak nitelendirir.

Edebiyatımızda şair kimliği ile ön plana çıkmasına rağmen İ. Bekir Tez in romancılığı da dikkat çeken diğer bir yönüdür. Yazarın İstanbul un Suadiye semti çevresindeki sosyal değişimleri konu edinen ilk romanı "Asfalt" (1928); savaşın insanlar ve toplum üzerindeki psikolojik etkilerini anlattığı ikinci romanı "Taşlıtarla daki Ev" (1944), üçüncü ve son romanı ise "Herhangi Bir Roman Kitabıdır" (1965) adını taşır. Tez in gazetelerde tefrika hâlinde kalmış veya yayımlanamamış çocuk kitapları ve romanları da bulunmaktadır. "Herhangi Roman Kitabıdır" önce adından başlayarak, gerek içeriği gerekse bu içeriği ifade etme biçimleriyle farklı bir bakış açısının ürünüdür. Bu romanda Tez, bir yandan geleneksel romanın pek çok özelliğini terk edip daha serbest ve parçalı bir anlatım dili kurarken, bir yandan da Libya ve Cezayir'deki sömürgeci işgallere karşı çıkan muhalif duruşun bir örneği olarak okur karşısına çıkar.

Ey Hayatta - kitapta Kurşuna dizilen! Peşinde devriye gezilen! Ey ağaçta yürüyen su! Göğüste atan yürek! Ey yürümek, Ey uçmak, inmemek! Gidip dönmemek! Ey sen vatandan üstün olan! Sen "Ey! ki sensiz vatan Bir cesettir üstünde Akbabaların dolaştığı... Sen ey vatandaşların hür ıslığı çığlığı sırrı HÜRRİYET "Emret ki; ölelim, EMRET!"

Ceyhun Atuf Kansu (1919-1978) Çocukluğu, Kurtuluş Savaşı yıllarının Ankara sında geçen Kansu nun sanatının temeli burada şekillenir. Ulusçu kimliği ise İstanbul da okuduğu Tıp Fakültesi yıllarına rastlar. Kansu nun halktan ve onun sorunlarından sıkça bahsetmesi, Atatürk ün Halkçılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı oluşundandır.

Hekimliği, insanları ve özellikle de çocukları daha yakından tanıma fırsatı sağlar. Bu özelikler, onu çağdaşı birçok şairden ayırır. Kansu nun fikir dünyasında başta Yunus Emre olmak üzere Anadolu nun kültür ve manevi hayatında etkili olan isimlerin tesiri olduğu görülür. Pir Sultan, Hacı Bektaş-ı Veli ve Köroğlu gibi haksızlığa başkaldırının isimleri, onun şiirlerinde fazlasıyla yer bulur. Bu manevî isimlerin dışında Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Mehmet Akif ve Ömer Seyfettin in de etkisinde kaldığı görülür. Kansu nun sanat anlayışı, üç temel unsur üzerine inşa edilmiştir. İlki, bütün güzellikleri içine alan şiir; ikincisi, Atatürk sevgisine bağlantılı olarak ortaya çıkan vatan sevgisi; üçüncüsü ise çocuk ve dolayısıyla insandır.

Hem düzyazı hem de şiir alanında birçok eser veren Kansu nun daha çok şiirleriyle ön plâna çıktığı görülür. Bir Çocuk Bahçesinde (1941) adını taşıyan ilk şiir kitabında, çocukluğa özlem, anne ve vatan sevgisi gibi temalar yer alır. Henüz Tıp Fakültesi nde öğrenciyken yayımladığı Bağbozumu Sofrası nda (1944) çocuk temasının yanı sıra yaşama sevinci de ön plâna çıkar. Tabiat, çocuk ve yurt sevgisinin dile getirildiği bu eserlerden sonra mesnevi tarzında yazılmış Çocuk Gemisi (1946) adlı eserinde sosyal konulara ağırlık verdiği görülür. Turhal Şeker Fabrikası nda doktor olarak çalıştığı yıllarda Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955) ve Yurdumdan (1960) adlı eserleri yayımlanır. Çocuk ve Anadolu bütünleşmesinin sağlandığı Yanık Hava da Kansu yu çocuklar şairi yapan adımların atıldığı görülür. Haziran Defteri ise hayal ve hakikat çatışmalarının hissedildiği şiirlerden oluşur. Memleket sevgisi ve millî değerlerin yoğunlaştığı Yurdumdan adlı şiir kitabı, bir Anadolu güzellemesi olarak ortaya çıkar.

Bağımsızlık Gülü Yerden alıp o gülü Hangi gülü? Bir topçu neferinin Sakaryalı yaz toprağında Sıcak kan gülü. Alıp koklamak o gülü Hangi baharda? Türkçenin özgür kırlarında Türkülerde burcu burcu, Bilgeliğin ana gülü!

Ercüment Behzat Lav (1903-1984) Dadaizm, fütürizm, kübizm ve sürrealizm akımları etkilerini şiirine yansıtmış, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde serbest ölçünün ilk uygulayıcılarından olan bir şairdir. Toplumsal konuları ve ülke meselelerini irdeleyen şiirler yazar. Her Türlü dogmanın karşısına diyalektik materyalizm anlayışını koyan şair Marksist bir düzlemde toplumcu şiirleri vardır. Şiiri biçimsel açıdan radikal ve değişken olan Lav, aynı zamanda bir aktör olup çeşitli Türk filmlerinde oynamıştır.

İlk kitabından başlayarak, ölçülü-uyaklı şiire ilk karşı çıkan Orhan Veli den önce serbest tarzda şiirler yazan Serbest şiiri Nazım Hikmetl e aynı yıllarda ilk deneyen şairdir. Ercüment Behzat Lav gerçeküstücülük, fütürizm ve kübizm gibi akımları ilk deneyenlerden biri oldu. Ama Doğan Hızlan'ın deyişiyle, "araya sıkışan şair" olarak kaldı.

OYNUYOR AY Oynuyor ay Mor salkımlı suda Oynuyor ay Üşüyor kalp Şehvet durunca Üşüyor kalp Düşüyor baş Kara taş yastığa Düşüyor baş

Enver Gökçe (1920-1981) Enver Gökçe 1940 toplumcu sanatçılar kuşağının kendine özgü bir şiir dünyası kurmuş şairlerinden biridir. İlk dönem şiirlerinde, yetiştiği bölgenin dil özelliklerini, halk türküleri ve halk şiirinin deyişlerini kullanarak, yaşadığı zor yılların acılarını konu etmiştir. 1973-1979 arasında ikinci döneminde, seçtiği sözcükleri alt alta dizerek yazdığı şiirlerde, o günlerin toplumsal hareketliliğinin ortak temalarını ele almıştır. Siyasal cinayetleri, yokluğu, doğa ve üretim koşullarına vurgu yapmıştır.

Enver Gökçe nin şiiri bir tür bileşim dir. Bu bileşimin unsurları olan halk şiiri, divan şiiri, Nazım Hikmet şiiri ve sonunda Dede Korkut arasındaki yolculuğunu 1945 lere gelmeden önce tamamlamıştı. Uzun bir süreyi kapsayan şiir yükü yoğun sözcükler seçme işi ve bunları kendi süzgecinden geçirerek tarz oluşturması, sonunda bu etkilerin hepsinin izlerini taşır. Yaklaşık 10 yıl süren bu dönem, onun en değerli ve en verimli dönemidir. Arif Ay a göre: Esasında, o dönem şairlerinden Ahmet Arif ve Niyazi Akıncıoğlu ile birlikte Enver Gökçe, diğer toplumcu şairlerden yapıtları ile ayrılıyorlardı. Diğerleri imgesiz şiirler yazmayı seçiyor, ufuklarını Nazım Hikmet ile sınırlıyorlardı. Oysa bu üç şair, yerel ögeler ağırlıklı olarak yazdıkları şiirleri ile, ama birbirlerinden farklı kaynaklardan da etkilenerek, söyleyişleri ve şiir kurguları itibariyle de ayrılıyorlardı. Daha özgün ve daha renkli bir şiir kurgusuna sahiptiler. Gökçe de, geldiği yörenin dil kullanımından yararlanarak şiire açılımlar sağlayarak Nazım ın biçimsel etkilerine kapılmadan kendi şiirini kuruyordu.

AH LEN AH Üşürülmüş Yılan Dilli Bir Hançerdi Kardeşim Yüreğime Göğsüme Kollarıma "Bir Dönüm Mülk Kan Değerdi Bizim Buralarda Kebanda Ezirganda Al Sizin Olsun Helal.

Şükran Kurdakul (1927-2004) Şiirde ilk denemelerini Tomurcuk (1943) ve Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri (1944) adlı kitaplarda toplamıştır. 1943-1953 yılları arasında çeşitli dergilerde yayımlanmış şiirlerinden sonra toplumcu-devrimci sanata yönelmiştir. Kurdakul'un şiirleri eleştirmenler tarafından genellikle duyarlı ve kitleler önünde yüksek sesle okunmaya elverişli toplumcu gerçekçi şiirler olarak tanımlanmaktadır. Şirlerinde cezaevinin ve Nazım Hikmet in etkisini bulmak mümkündür. Kurdakul, şiirlerinde özgürlük temasını fazlaca vurgulamıştır. Bunun yanı sıra sevgi, dostluk tabiat onun şiirlerinde sıkça rastlanılan öğelerdir. Kurdakul, şair ve öykücü kimliği kadar inceleme ve araştırmalarıyla datanınmaktadır.

Kurdakul, daha on altı yaşında ilk şiir kitabı Tomurcuk ile edebiyat dünyasına adım atar. Şiirde ilk denemelerini Tomurcuk (1943) ve Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri (1944) adlı kitaplarda toplamış daha sonraki zamanlarda da diğer şiir kitaplarını değişik tarihlerde yayımlamıştır. 1950 yılından sonraki şiirlerinde Devrimci Sosyalist çizgiler içinde kalan içeriklerde şiirler yazmıştır. Nazım Hikmet etkisi Şükran Kurdakul üzerinde altmışlı yıllara kadar devam etmiştir. Özellikle, Nazım Hikmet in Kuvayi Milliye Destanı Kurdakul un yurtseverlik duygularını körükleyen kaynaklardan biridir.

Yetmişli yıllarda yaşanan toplumsal değişimler ve politik biçimlenmeler Şükran Kurdakul un şiirlerindeki tema ve yaklaşımlara tesir etmiş şiirde kendi söylemini, kendi şiirini oluşturmaya çalışmıştır. Slogan şiirlerden kurtulmaya çalıştığı bu dönemlerde Toplumcu Lirik bir şiir söylemi oluşturmaya gayret etmiştir.

BENDEN SOR Bunca acının çiçeği içimde büyüdü Mahpushane saksılarındaki baharı benden sor... Kulak ver gecenin sessizliğinde ağan sese, Ölümcünün böldüğü uykuları benden sor. Silahlar doğanın yüreğini arıyor durmadan, Bu kan kokusunun ürettiği soruları benden sor... Gördük ki, türkülerin sonu yok dilimizde, Kopup geldikleri dağları benden sor.

Mehmet Başaran (1926) Şiir ve yazılarında köycülük konusunu işleyen Mehmet Başaran şiirlerinde ve yazılarında siyasetçi kimliğini ve düşüncelerini hiç bırakmaz. Bu yönüyle şiiri bir propaganda şiiridir. Ezilenlerin, fakirliğin geri kalmışlığın ve çaresizliğin nedenlerini sorgulayan şairin bu temaları "Ahlat Ağacı" ve "Nisan Haritası"ndan sonra şiir kitaplarına yansır. Önceleri köylülük, modernleşme, Atatürkçülük gibi bir çizgi takip eden Başaran sınıf ayrımcılığı, ezilenler, ezilen yoksullar, sosyal adaletsizlik vb konulu şiirler, hikâyeler ve romanlar yazmıştır.

A. Kadir [Abdülkadir Meriçboyu (1917-1985)] Nazım Hikmet'in okulda propaganda yaptığı gerekçesiyle açılan davada yargılanan şair 10 ay hüküm giydi ve askeri okuldan uzaklaştırıldı. Hapse düşen şair, hapishanede hayranı olduğu ve düşüncelerini paylaştığı şair Nazım Hikmet le aynı cezaevinde birlikte oldu. Hapisteyken tanıştığı Nazım Hikmet in düşüncelerinden ve şiirlerinden daha da etkilendi. Ses ve Yeni Edebiyat dergilerinde yayımlanan şiirlerinde bu etki açıkça görülür. Yurt sevgisini dile getiren ilk kitabı Tebliğ'de savaşa açıkça karşı çıkarken, yoksul insanları gerçekçi bir bakışla yansıttı. Sürgünden dönüşünde şiirlerini zaman zaman dergilerde yayımladı. Abdülbaki Gölpınarlı ile Farsça aslından düzyazı olarak çevirdikleri Mevlâna'nın şiirlerini serbest nazma dökerek Bugünün Diliyle Mevlâna adıyla bir kitapta topladı (1955).

Bireysel konularda yazdığı şiirlerinde bile toplumsal sorunları bireysel konular ile birlikte işler. Olgunluk dönemi şiirlerinde konuşma diline yakın bir dil kullandı, türküler, halk şiiri ve gelenekleri motiflerinden yararlandı. Savaş, yoksulluk, sürgünlük, hapislik acılarını yaşayan insanın duygularını, iyiye, doğruya, eşitliğe olan özlemini yalınlık, gerçeklik ve lirizmle yansıttı. Çarpıcı bitişler, yinelemeler, iç uyaklar ve ses uyumları belli başlı şiirsel biçimleri. 1940'lı yılların toplumsal gerçekçi şiirinin ortak temaları ve biçimleriyle, Orhan Veli kuşağının bazı söyleyiş özelliklerini kaynaştırarak sentezci bir şiire ulaştı.

Kimi şiirlerinde yurt sevgisini dile getiren şair savaşa karşı ve barışa tutkun şiirler yazmış, toplumsal sorunlara sosyalist bir çizgiden bakarak, yoksulluk, sürgün, hapis acılarını yaşayan insanların duygularını dile getiren temalar işlemişti. Bireysel sorunları toplumsal dramların örnekleri şeklinde düşünerek geleneksel şiirin motiflerinden ve özelliklerinden de yararlanmaya çalıştı.

"Havasız bir delikte Gıcırdayan somya üstünde yatakta Yakalanmışsın berbat bir öksürüğe Gel de şarkı söyle. Ama yine de sarı saçlı adam Devam etti kemanı çalmaya Dirildi içimizde ölü düşler. Tekmil haklar alınır. Tekmil hürriyetler kısılır. Tekmil köşe başları, tekmil kapılar tutulur. Gökyüzü tıkılır dört duvar içine. Bütün bunlara karşı, dümdüz, apaydınlık kalır seni bana getiren yol.

Hasan İzzettin Dinamo (1909-1989) 1928 yılında Serveti Fünun dergisinde de hece vezniyle şiirleri yayımlanan Dinamo, 1929 yılında aruz ölçüsünü denemiş, ancak tekrar ölçüsüne dönmüştür. Nâzım Hikmet Rusya'dan yurda dönüp 835 Satır adlı şiir kitabını çıkardıktan sonra ondan etkilenmeye başlar. Zaten onunla da Resim Bölümünde öğrenci iken tanışmış sonraları da yazışmaya başlamıştır. 835 Satır adlı eserden sonra heceyi bırakarak serbest tarzda şiirler yazmaya başlar. Serbest vezinle yazdığı şiirlerinden bazılarını Nâzım Hikmet e de göndermiştir.

Şiirlerinde doğayı ve yaşamın çeşitli kesitlerini vermeyi, bir yandan da toplumsal gerçeği anlatmaya çalışmış, ezilen sömürülen acılar çeken insanların yaşamlarını ve sosyal yaraları ele almaya çalışmıştır. Pastoral nitelikli lirik şiirleri de olan şair divan edebiyatı kalıplarından yararlanarak tuyuğlar yazmıştır.

En tanınmış eseri sekiz ciltten oluşan Kutsal İsyan adlı eseridir. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bu romanı, yedi ciltlik Kutsal Barış tamamlar. Türk Kelebeği ile Savaş ve Açlar, savaş yıllarını daha değişik yönden ele alan iki romanıdır. Türk Kelebeği adlı eseri savaşı ve savaşta esir düşenleri ele alan bir eseridir. Savaş ve Açlar, Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde, zenginlerin daha zengin olup yoksulları sömürüşünü ele almıştır. Öksüz Musa, Açlık, Musa'nın Mapusanesi, Koyun Baba, Musa'nın Gecekondusu, yazarın babasını ve Ağabeyi ni yitirdikten sonra yaşamının evrelerini veren romanlardır. Bu romanları bir anlamda kendi biyografisi şeklindeki romanlardır.

Aziz Türk işçisi! Senin bahtın, Yaralı parmaklarınla ayıkladığın Malum tütünün zifiri kadar karadır. Haydi, sen de aslanlar gibi göster boyunu, Böyle süklüm püklüm durduğunu Gören kahpe vurguncular ve onların hükümeti, Bırakıp senin nasırlı ellerine Bu güzel memleketi, Savuşsunlar birer köşeye, çil yavrusu gibi.