Prof. Dr. Nejat Göyünç ile Hayatın İçinden PROF. DR. NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI 75 Prof. Dr. Durmuş YILMAZ *1 NEÜ Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Bölümü Nejat Hoca ile tanışmam 1988 yılı bahar aylarında oldu. Hoca Konya ya yeni gelmişti. O zaman Fen-Edebiyat Fakültesi şimdiki Mareşal Mustafa Kemal Ortaokulu nun olduğu binaydı. Bir gün arkadaşım Zekeriya Bülbül -Hoca nın eski öğrencisi- Benim Hocam gelmiş gidelim seni de tanıştırayım dedi. Ben de o sıralarda yüksek lisansımı bitirmiş yanında doktora yapacak hoca aramaktaydım. Heyecanla gittim Hocamla tanıştım. Kendimi anlattım. Ona iyi Fransızca bildiğimi filan heyecanla anlattım. Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyet tarihinden doktora yapmak istediğimi söyledim. Hocam bana Belge okuyabilir misin? diye sordu. O sıralarda Osmanlıcam çok zayıftı. Fakat ben kendimi Hocama kabul ettirebilmek için...hocam çocukluğumda hocalardan Kur an-ı Kerim okuma ve eski yazı dersleri almıştım. Fakat şimdi iyi değilim. Yalnız telafi ederim, derhal Osmanlıca dersleri alır belgeleri rahat okuyabilecek seviyeye gelirim... gibi bir cevap verdiğimi hatırlıyorum. Hocam bir tebessüm etti ve dedi ki, Onların hiçbir faydası olmaz. Fakat arkasından beni rahatlattı... Dedi ki, Biz de sana Fransızca belgeleri okuttururuz. Gerçekten çok rahatlamıştım. Yüksek lisans yaptığım zamanlardaki bazı hocalarla Nejat Hoca yı karşılaştırınca farkı çok açık görmüştüm. Şimdi karşımda başka bir hoca vardı. O senenin Eylül ayı geldi ve ben bazı arkadaşlarımla beraber doktoraya başladım. Çalışmam, dersler ve tez dahil olmak üzere 1992 yılı Kasım ayında tamamlandı. Hocam da Aralık ayında yaş haddinden emekli oldu. Resmî tez danışmanım Prof. Dr. Bayram Ürekli (o zaman Yrd. Doç.) idi. Fakat çalışmamı hemen hemen bütünüyle hocamla yürütmüştüm. 1988 yılı Eylül ayından hocamın vefat ettiği Temmuz 2001 yılına kadar irtibatımız hiç kesilmedi. Yayınlanacak kitaplarımın ve Yrd. Doç. veya Doç. raporla- * Prof. Dr. Durmuş Yılmaz Nejat Göyünç Armağanı için yazısını gönderdikten bir hafta sonra 17 Aralık 2012 tarihinde Hakk ın rahmetine kavuştu. Bu yazı onun kaleme aldığı son yazısıdır. 17 Aralık Şebiarus günü vefat eden Hocamıza Allah tan rahmet diliyoruz.
TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR 76 rımı yazmaya kadar sevgili Hocam ne yükümüz olsa çekerdi. Hiç üşenmezdi. Ben bu yazıda Hocamla geçen 13 senelik zaman dilimi içinde yaşadığımız ve kendimce ilginç bulduğum üç basit konudan bahsetmek istiyorum. Bunlardan birincisi: Meşhur Avusturyalı Türk Tarihçisi Andreas Titze nin Üniversitemizi ziyareti ve Eğitim Fakültesinde verdiği bir konferansla ilgilidir. 1991 veya 92 yılı idi. Hemen söyleyelim ki, Bernard Lewis ten Titze ye kadar dünyadaki -gerçekten dünyadaki- bütün ünlü Türk tarihçileri Hocamın dostu ve arkadaşı idi. Onlarla zaman zaman bir araya gelerek ortak çalışmalar yaparlardı. Zamanın rektörü Prof. Dr. Halil Cin in de baştan sona izlediği konferansta dinlenme bölümünde çay içilirken Titze ye bir soru sormak istedim. Galiba konferansın konusu ile de ilgiliydi. Dedim ki: Hocam Osmanlı Devleti 1876 yılında İngiltere modelinde meşrutî monarşiye geçti. İki kanatlı bir parlamentonun açılışı gerçekleşti. Böylece Avrupa ve dünyadaki gelişmeleri de yakından izlemiş olduğunu gösterdi. Yani biz de dünyanın gerisinde kalmamışız ve parlamenter sisteme geçmişiz. Ne dersiniz?... Sorum, aşağı yukarı böyleydi. Bir taraftan da Nejat Hocama bakıyor, bir münasebetsiz soru sormuş olmamak için tedirgin de oluyordum. Titze şöyle dedi:...tarihi mukayeseli incelemek, araştırma yaparken buna dikkat etmek, değerlendirme yaparken ve sonuç çıkarırken aynı şekilde mukayeseli yapmak gerekir... Tek başına bir yerdeki olay alınarak sonuca erişilemez ya da yanlış sonuca varılır... Örnek verelim: Osmanlı Devleti 1876 yılında, kabul edelim ki parlamenter sisteme geçti. Peki Fransa ne zaman geçti? 90 sene önce. Peki Amerika Bileşik Devletleri ne zaman geçti 100 sene önce! Demek ki, Osmanlı Devleti çağının bu kadar sene gerisinde kalmış. Mukayese yapıldığı zaman bu ortaya çıkmıyor mu?... Cevap hemen hemen böyleydi. Sonra Nejat Hocam da birkaç cümle ekledi. Rektörümüz Cin de ilaveler yaptı. Sohbet böyle sona erdi. Daha sonra Titze tekrar Ankara ya uğurlandı ve Hocamla biz yanımızda bazı arkadaşlarımız da olduğu hâlde benim fakültedeki odama gittik. Sohbet orada da devam etti ve Nejat Hocam belki yarım saat kadar bu konu üzerinde ve özellikle mukayeseli tarih konusunda bize sohbet üslubunda bir ders anlattı. Aradan çok yıllar geçmiş olmasına rağmen araştırmalarımda hâlâ o dersler yolumu aydınlatmaya devam ediyor. ***
Hocamla, yine doktora yaptığım yıllarda, 1991 veya 92 yılları olabilir. Bir Samsun yolculuğumuz oldu. Hocam o sıralarda Mevlevî Tekkeleri üzerine bir araştırma yapıyordu. Samsun da da bir tekke olduğu haberini almıştık. Arkadaşlarımız Mustafa Arıkan ve Hayati Şahin de yanımızda olduğu hâlde arabayla Samsun a gittik. Aksaray-Nevşehir-Kayseri-Sivas güzergâhını izledik. İlk gün Sivas ta konakladık. Ertesi gün Tokat-Amasya üzerinden Samsun a vasıl olduk. O zaman Prof. Dr. Bayram Kodaman Eğitim Fakültesi Dekanı, şimdi milletvekili olan Mehmet Sağlam da 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü idi. Onları ziyaret ettikten sonra tekkeyi aramaya başladık. Bazı semtleri gezdik, hatta mezarlıklarda dolaştık. Fakat hatırladığım kadarıyla aradığımız tekkeyi bulamadık. Ya biz bulamadık ya da öyle bir tekke yoktu. O gün de Samsun da kaldık. Ertesi günü Hocamın teklifi ile Sinop-Kastamonu-Çankırı güzergâhından geri dönmeye karar verdik. Buralardaki tarihî eserleri de Hocamın rehberliğinde inceleme fırsatı bulacağımız için arkadaşlarım ve ben çok memnun olduk. Çok ilginçtir, Sinop u gezerken Alaaddin Camii ni ziyaret ettik. Belki bir çok kişi bilmez. Sinop ta da Konya Alaaddin Camii nin hemen hemen aynısı bir cami var. Ayrıca tarihî Sinop Cezaevi de görülmeye değer. Sonra Abana ve İnebolu üzerinden Kastamonu ya geldik. O gece de Kastamonu da PTT misafirhanesinde konakladık. Ertesi günü yola çıkarak Ilgaz-Çankırı-Ankara güzergâhından Konya ya geri döndük. Bu şehirlerin hepsini iyi bilen Hocamla çok keyifli bir yolculuk yapmış ve yol boyunca süren sohbetinden derslerden daha fazla bilgiler aldığımızı görmüştük. Zira derslerde hem daha fazla dinleyici (öğrenci) oluyor hem de Hoca nın bize ayıracak bu kadar çok vakti olmuyordu. Oysa bu üç gün boyunca sürekli Hoca yla beraberdik ve ona kafamıza takılan her soruyu soruyor, cevapları da hafızamıza nakşediyorduk. Fakülteye döndükten sonra bir gün Hocam bana Kastamonu PTT müdürünün adına yazılmış bir mektup vererek bunu göndermemi söyledi. Ne olduğunu sorduğumda Hocamın verdiği cevap onun ne kadar ince ve zarif ruhlu olduğunu gösteriyordu. Daha sonra o misafirhaneye müracaat edecek üniversite hocaları olursa müdürün onlara kolaylık göstereceğini söyledi ve...müdüre teşekkür mektubu yazdım... dedi. İşte Hocam böyle bir insandı. *** Nejat Hoca, öğrencilerine çok değer verir, onların her çeşit çalışmalarını üşenmeden en ince ayrıntısına kadar okur, sayfa ke- PROF. DR. NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI 77
TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR 78 narlarına gereken notları yazar, hiç zaman kaybetmeden öğrencisine geri verir sonra düzeltmeleri tekrar okurdu. Ben de doktora tezimi bitme aşamasına geldiğinde kontrol için kendisine vermiştim. O sıralarda İstanbul da idim. Beni eşim ve çocuklarımla birlikte Üsküdar yamaçlarındaki mütevazı evine davet etti. Hocamın eşi Ayten Abla da çok görgülü asil bir hanımefendidir. Bizi gelecek diye mükellef bir masa hazırlamışlar, bazı yiyecekleri Hocam kendisinin hazırladığını da ayrıca zarif üslubuyla anlattı. Tezimi kontrol için aldı ve kısa zaman sonra da bana geri verdi. Yani Hocam öğrencilerine hiç zaman kaybettirmezdi. Ben de o sayede 4 sene gibi bir zaman içinde doktoramı bitirmiştim. Hocamın rehberliğinden sonraki yıllarda da çok yararlandım. Ben, Ermeni Meselesi üzerine çalışmaya karar vermiştim. Hocam, Fransız arşivlerinde gördüğü benim bilmediğim belgeleri bana haber verir, ben de gider çalışır gelirdim. Vefat ettiği 2001 yılı Temmuz ayının ikinci haftasında yaptığım bazı çalışmaları kendisine gösterecektim. O sıralarda Hocamın İstanbul Altunizade de Diyanet İşleri Başkanlığı na ait olan İSAM kütüphanesinde bir ofisi vardı. Orada çalışmalarını sürdürüyordu. Kendisi ile orada buluşmak üzere sözleşmiştik. Fakat nasip olmadı. Hocam 1 Temmuz 2001 tarihinde vefat etti. Ancak cenazesine gidebildik. Sevgili Hocam, bugün yüzlerce öğrencin seni minnet ve şükranla anıyor, ruhun şad olsun... Sonuç Prof. Dr. Nejat Göyünç gibi aslında gayet uysal, Fenerbahçe taraftarlığı dışında hiçbir fanatik görüşü olmayan, herkesle iyi geçinen, idarecilerle hiç tartışmayan, olur olmaz yerlerde idareyi eleştirmeyen bir insanın İstanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İnönü Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi ve nihayet Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüne uzanan akademik hayat yolculuğunu ilk bakışta anlamak sanki biraz zor gibi geliyor. Fakat özellikle 1980 sonrası yıllar YÖK ün bütün ağırlığı ile üniversitelerin üzerine çöktüğü, rektörlerin astığı astık, kestiği kestik olduğu bir dönemde Hoca nın durumunu anlamak mümkün olabiliyor. Zira Nejat Hoca prensip sahibi, ilkeli ve ilkelerinden taviz vermeyen bir insandı. İlkelerine aykırı bir durum ya da bir teklifle karşılaşırsa idarecilerle hiç tartışmaz, ya sabreder ya da o görevden affını isterdi. İnönü Üniversitesi nden Selçuk Üniversitesine gelmesi sanıyorum böyle olmuştu.
Nejat Hoca, bilimsel kriterleri ve akademik ilkeleri her zaman en üst düzeyde tutan, yayınlarında olsun, konferans, panel, sempozyum bildirilerinde olsun yerli ve yabancı arşiv kaynaklarına dayandırmadığı hiçbir şeyi söylemez ve anlatmazdı. Muazzam bir arşiv ve bibliografya bilgisine sahipti. Dünyanın neresinde Türk Tarihi hakkında bir çalışma ortaya çıksa, muhakkak haberi olurdu. Zira sık sık yurt dışına gider oradaki akademisyenlerle görüş alışverişinde bulunurdu. Almanca yı çok iyi konuşur, İngilizce yi de okuyup yazabilirdi. Ruhun şad olsun sevgili Hocam. PROF. DR. NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI 79
TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR 80