Yrd. Doç. Dr.Behlül ÖZKAN ile Söyleşi ABD Dış Politikası ve 2016 Seçimleri Hazırlayanlar: Türkan BUDAK Leyla ÖZER Tuğçe KURTULAN
1. Orta Doğu da uzun zamandır büyük değişimler meydana gelmektedir. Bu durum ABD nin yıllarca izlediği dış politika stratejisinin artık geçerli olmadığını mı ortaya koymaktadır? 2016 ABD seçimlerinde bu bir fırsata dönüştürülebilir mi? Eğer dönüştürülebilirse nasıl bir politika oluşturulur? Tarihsel olarak baktığımız takdirde bugünü yakın geçmişten soyutlayarak değerlendirmek mümkün değil. Bu bağlamda ABD gibi süper gücün Orta Doğu ya yönelik dış politikasını anlamak için Soğuk Savaş dönemi bizler için hala belirleyici unsur. ABD 1950 li yıllardan itibaren Orta Doğu da daha geleneksel ve muhafazakâr rejimleri desteklemiştir. Özellikle Eisenhower döneminde başlayarak Orta Doğu da Arap milliyetçiliği ve sol/sosyalist seküler akımlar ABD dış politikası tarafından tehdit unsurları olarak nitelendirilmekteydi. Özellikle Nasır ve daha sonrasında Suriye de Esad ve Libya da Kaddafi gibi rejimler sol Arap milliyetçiliği özelliğinde olup Soğuk Savaş döneminde ise SSCB ile yakın ilişkiler kurmuştu. ABD bu bağlamda Suudi Arabistan liderliğinde Siyasal İslam ı destekledi. Ve bu sol seküler hareketlerin karşısına Siyasal İslam ı koymaya başladı adeta panzehir gibi. ABD nin Siyasal İslam ı ve siyasi yapıları Suudi Arabistan liderliğinde seküler ve Arap milliyetçiliği rejimlere karşı destekleme politikaları başarılı oldu. Bahsedilen duruma örnek olarak; bugün Irak ta Saddam Hüseyin rejiminin olmaması, Libya da Kaddafi rejiminin devrilmiş olması, Mısır da Mursi nin iktidara gelmiş olmasıydı fakat Mursi ülkede istikrarı sağlayamadı ve devrildi. Suriye de ise Esad rejimi hala yoğun bir iç savaş yaşamakta olmasına rağmen, Esad hala iktidarda fakat ülkenin önemli bir kısmında kontrolü kaybetmiş durumdadır. Gelinen bu noktada ABD nin bir tarafa yüklenmesi ve siyasal İslamcı yapıları Orta Doğu nun her yerinde desteklemesi bütün Orta Doğu jeopolitiğinde dengesizliğe yol açtı. Türkiye de dâhil olmak üzere bütün Orta Doğu jeopolitiğinde devletleri yapısal dengesi Soğuk Savaş döneminde Siyasal İslam ın desteklenmesi nedeniyle bozulmuş durumdadır. Bu bağlamda ABD Orta Doğu da bir strateji değişikliği yapmak istemektedir. Fakat ABD Soğuk Savaş dönemi boyunca sol gruplarla mücadele etmiştir ve yok edemediği yapılardan birinin devamı olan PYD, bugün ABD nin en büyük müttefiki olmuş durumdadır. ABD dış politikasının trajedisi diyebiliriz buna. Ve desteklediği siyasal İslamcı yapılar arasından Afganistan kökenli siyasal İslamcı silahlı grupların geldiği son nokta olan IŞİD söz konusudur. IŞİD i gerileten son aktör PYD olduğundan dolayı ABD, PYD ile işbirliği yapmak durumundadır. Bu 2016 seçimlerinde bir fırsata dönüştürülebilir. ABD saflarında bu dönüşümün zemini yoklanmakta son dönemde Suudi Arabistan aleyhinde ABD merkez medyasında ciddi derecede eleştiriler yayınlanmaktadır. Bu bağlamda ABD nin Suudi Arabistan merkezi Orta Doğu da en büyük müttefiki olarak gördüğü ülke ile çok fazla devam edebileceği bir yer yok. Bu güçler dış politikalarında ani dönüşümler yapamamakta olduklarından dolayı dönüşüm zeminleri yoklanmaktadır. 2016 seçimleri kimin kazanacağına bağlı olarak bunu etkileyecektir. 2.ABD nin Orta Doğu da şuan ki rolü nedir ve ne olmalıdır? ABD nin uluslararası ilişkilerde, dünya ekonomisi ve politikasındaki rolü değişmekte. ABD 1
ekonomisinin 1945 li yıllarda dünya ekonomisindeki payı %30 ların üzerindeydi. Günümüzde ise %20 lerin altında düşmüş durumda. Aradan geçen 60 yıl içerisinde bir gerileme söz konusu. ABD hala başat aktör, en önemli güç fakat 1945 ler ve 1950 lerde olduğu gibi ekonomisinin dünya ekonomisi üzerinde o denli ağırlığı kalmadı. Bu doğrultudan bakacak olursak ABD nin Orta Doğu da tek başına hegemon güç olma durumu mümkün değil. Fakat ABD siyaseti içerisinde böyle iddiası olan gruplar var. Realist olarak baktığımız takdirde ise ABD nin bunu gerçekleştirecek ekonomik gücünün olmadığını görmekteyiz. Askeri açıdan da baktığımızda Irak ve Afganistan örneklerinden anlaşıldığı gibi var olan yapıyı, siyasi düzeni yıkmak çok kolay fakat ABD nin onu yeniden yapılandırabilecek bir gücünün olmadığını ve bölgede bunu yapabilecek müttefiklerinin de olmadığını görmekteyiz. ABD Suudi Arabistan ile Orta Doğu da nereye kadar gidebilir, Suudi Arabistan üzerinde bina ettiği Orta Doğu politikasını hem kendi içinde hem de bölgede nasıl meşrulaştırabilir? Bunlardan daha da önemlisi ABD nin petrol ve doğalgaz olarak Orta Doğu da olan bağımlılığı azalmaktadır. Bugün ABD nin toplam petrol ithalatı içindeki bir numaralı ülke % 37 oran ile Kanada dır. 1979 yılında Sovyetler Afganistan a müdahalesine ABD tepki göstermişti. Çünkü ABD ekonomisi Orta Doğu ya bağlıydı bugün ise öyle bir durum söz konusu değil. ABD Orta Doğu nun sabit olmayan siyasi ve ekonomik durumu nedeniyle bilinçli bir tercih yaparak yaklaşık 15-20 yıldır Orta Doğu ya olan bağımlılığını azaltmıştır. Dolayısıyla ABD için Orta Doğu da var olan sorunlar, Orta Doğu da sınırlı kaldığı sürece ABD veya Avrupa için ilgi odağı yakın döneme kadar değildi. Ancak Paris patlamaları, İstanbul saldırıları, 11 Eylül saldırısı şunu gösterdi ki küreselleşen dünyada Orta Doğu sorunları Orta Doğu da sınırlandırılamamakta. 3. Rusya nın Suriye deki son operasyonları ve yükselen Çin ekonomisinin ardından hala uluslararası sistemde bir ABD hegemonyasından bahsedilebilir mi? ABD ve Rusya, Suriye üzerinde belli bir noktanın altını çizmektedir; her iki ülke de bölgede Birleşik Suriye ve laik Suriye olması çabasında. ABD ve Rusya için Suriye nin birleşik olması çok önemli. Konjonktür gereği ülkeler PYD gibi bir takım yapıları desteklemekteler fakat bu yapıların kendi başlarına bağımsız yapılar olarak ortaya çıkmaları öncelikli tercihler arasında değil. Özellikle Rusya, PYD nezdinde bu mesajı sıklıkla vermektedir. ABD ise Irak ta Kürtlerin otonomi kazanmasını desteklemiş olsa da Irak ın toprak bütünlüğü ve politikasından vazgeçmiş değil. ABD için Suriye nin laik olması oldukça önem taşımakta. Bu nokta ABD nin Soğuk Savaş döneminde var olan Orta Doğu ya yönelik dış politika önceliğinin aslında bir anlamda iflası anlamına gelmektedir. ABD ilk defa Orta Doğu da bir bölgenin laik olması konusunda ısrarcı davranış sergilemekte. Çünkü ABD; Libya, Afganistan, Irak ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde uzun yıllar uyguladığı dış politikanın tekrar kendisini olumsuz etkilediğini gördü. Bu bağlamda Suriye sorununun daha da katmerleşmeden Rusya ve ABD iki unsur üzerinde mutabık kaldı: Birleşik ve laik bir Suriye. Suriye, Rusya için bir dış politika sorunu değil veya Esad ı destekleme sorunu değildir. Suriye, Rusya nın iç meselesidir. Çünkü Çeçenistan sebebiyle ve Sovyetler Birliği içinde yaşayan 2
Müslüman toplum içinden binlerle ifade edilen cihatçı bugün Suriye de, Nusra da IŞİD de ve diğer yapılar içinde yer almaktadır. Suriye deki dönüşümde Esad devrilirse bu cihatçılar Suriye den gelip Rusya nın içinde savaşmaya başlayacaklar. Rusya bu cihatçılarla ya Suriye de savaşacaktır ya da Rusya nın içinde savaşacaktır. Dolayısıyla cephe daha ileri bir hatta kurulmuştur. Bu bağlamda Rusya için Suriye bir iç sorundur ve bu kökten dinci radikal gruplar Rusya nın 1979 dan beri mücadele ettiği gruplardır. Bu bağlamda Rusya için bu bir dış politika tercihi değildir, bu bir ölüm kalım meselesidir. 4. Türkiye ve dolayısıyla bölgenin önemi ABD dış politikası açısından değer mi kaybetmektedir? Trans Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı gibi projeler ABD nin dış politika odağının değişebileceği sinyallerini mi vermektedir? Evet, ABD dış politikası açısından bölge değerini kaybetmektedir. Asya - Pasifik dünyada çok daha ağırlık kazanan bir bölgedir. Fakat şuna da değinmek gerekirse, Orta Doğu petrolleri ve doğalgazı ABD nin ekonomik anlamda rakipleri ve müttefikleri olan Japonya, Çin, Kore gibi ülkeler için hala çok önemli. Orta Doğu petrollerinin yönü 1960 ve 1970 lerde batıya ve ABD ye dönüktü, şimdi ise Hindistan, Çin, Kore, Japonya gibi bölgelere ham madde ihraç etmektedir. ABD için Orta Doğu nun önemi Asya - Pasifik üzerinde kurduğu etki bağlamında değer kazanmakta ancak değerinin ağırlığını kaybetmekte. Tamamen ortadan kalktığını ise söylemek mümkün değildir. 5. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında ki en önemli farklılıklardan birisi de dış politikadır. Genel olarak konuşmak gerekirse cumhuriyetçiler askeri müdahale eğilimindeyken, demokratlar uzaktan müdahale eğilimindedir. Yaklaşan 2016 seçimlerinde her iki parti taraflarının Suriye sorununa yaklaşımları nasıl olur? Olası cumhuriyetçi parti zaferinden sonra askeri müdahalede bulunmasından söz edilebilir mi? Bu noktada öngörüde bulunmak çok kolay değil. Fakat Türkiye de olan genel düşünce ve genel kabulleri biraz kırmak gerekmekte. Örnek vermek gerekirse Türkiye de yanlış bilinen bir noktaya; Cumhuriyetçiler askeri müdahale eğilimindeyken, Demokratlar ise uzaktan müdahale eğilimindedir. Tarihsel olarak baktığımızda Demokratlardan başkan olan Truman döneminde, ABD dış politikada en genişlemeci açılımını yapmıştır. Kore savaşlarının mimarlarından biridir. Kennedy ise, yine Demokrat bir başkandır. Küba Müdahalesinin ve meşhur Domuzlar çıkarmasının mimarındandır. Clinton döneminde yine Bosna, Kosova müdahaleleri yapılmıştır aynı zamanda Somali müdahalesini de yapmış ve geri çekilmiştir. Dolayısıyla bu genelleme çok doğru değil. Bizde olduğu gibi ABD dış politikasında partiler arasında keskin ayrımlar yok. Bu bağlamda 2016 sonrasında partiden çok hangi adayın kazanacağı önemlidir. Hillary demokrat, karşısında Sanders da demokrat ama ikisinin dış politikaya bakışları cumhuriyetçi adaylarla Clinton arasındaki farktan çok daha fazladır. Başkanlık sisteminin olduğu bir ülkede başkanın kişiliği ve dış politikaya bakışı partiden daha ön planda. 3
6) Anketlerde ön sırada olan Cumhuriyetçi adaylardan Ben, Carson ve D.Trump ın İslam karşıtı sert sözleri, çoğunluğu Müslüman ve ABD nin müttefiki olarak görülen Türkiye ile olan ilişkilerine seçimi kazanmaları halinde iki ülke arasında ki ilişkilere bir zarar vermesi beklenir mi? Türkiye de bahsedilenlerin aksine Türkiye ABD ilişkilerinde pragmatizm çok daha etkilidir. Tarihsel olarak baktığımızda, Bush döneminde Amerikan dış politikası Orta Doğu da düzen değiştirmek, bizzat bölgeye girerek işgal etmek gibi politikalar şeklinde uygulanmıştı. Neo conlara baktığımızda ise İslam coğrafyasına dost gözüyle bakmadıklarını görmekteyiz. Aynı Bush döneminde AKP nin yönetiminde 2002 nin sonrasında Türkiye ve ABD ilişkilerinin çok iyi seviyede olduğunu görmekteyiz. O dönem Türkiye Orta Doğu dönüşümü projesinde Neo conlar ve Bush yönetimi tarafından model ülke, ılımlı İslam ülkesi olarak ilan edilmişti. İslam ve cumhuriyetin bir arada olduğu öne sürülmüş ve Irak ın da bunu örnek alması gerektiği belirtilmiştir. Bunun üzerine Türkiye bu konuya tepki göstermiş ve İslam cumhuriyeti olarak kendilerini tanımlamadıklarını öne sürmüş ve model ülke olmayı kabul etmemiştir. Bu doğrultuda iki ülkenin dış politikası farklılık göstermiştir. Ancak Türkiye ABD ilişkisinin Bush döneminde sorunlu bir ilişki olmadığını görmekteyiz. Bahsedilen dönemi Obama dönemiyle kıyaslayacak olursak ise o dönem iki ilişkilerinin daha yakın olduğu da söylenebilir. Bu bağlamda eğer ABD başkanlığına Trump gelecek olursa, kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Ancak bana göre sarf edilen o sözler seçim sürecine aittir ve eğer Trump başkan olursa da çok daha pragmatik davranacaktır. 7) Orta Doğu hususunda izlenen pasif siyaset 2016 seçimlerinde seçmenlerin Cumhuriyetçilere yönelmesine sebep olabilir mi? ABD seçmenlerinin çok küçük bir kısmı için Orta Doğu önemlidir. Bizler bu bölgede yaşayan halklar olarak Orta Doğu yu dünyanın merkezine koymaktayız, ama ABD için böyle bir durum söz konusu değil, seçmenler için ekonomi birinci planda olmuştur. Bu bağlamda ABD nin Orta Doğu politikası, seçmenlerin cumhuriyetçilere yönelmeleri için belirleyici bir sebep olamaz. 8) Özellikle Latinlerde olmak üzere seçmenlerin Hillary Clinton un güvenirliği hususunda kuşkulu olmalarının nedenleri ne olabilir? Hillary Clinton un eşi devlet başkanlığı, kendisi ise dışişleri bakanlığını yapmıştır. Dolayısıyla ABD nin Kurulu düzeninin ve şirketlerinin içinden gelen biri. Ve Sanders ın, Clinton a en önemli eleştirilerinden biri de zaten bu yöndedir. Dolayısıyla Clinton a finans kapitalizminin, ABD sermayesinin sesi olacak yönünde tepkiler oluşmuş olabilir. Ayrıca dış politika hususunda, özellikle Bingazi konsolosluk baskını sonucunda, ABD konsolosunun öldürülmesinden sorumlu tutulmuştur çünkü o dönemde kendisi dışişleri bakanlığı yapmaktaydı. Bunların genel olarak Clinton aleyhine olduğunu söyleyebilmekteyiz fakat Latinlerin Clinton a olan güvenleri hususunda net bir şey söylemek pek mümkün değil. 4
9) Cumhuriyetçi aday D.Trump sert söylemlerine rağmen büyük ilgi görmektedir. Bunun sebebi yalnızca o ülkenin durumuyla ilgili muhafazakâr hayal kırıklıkları nedir? Bu ilgiyi oluşturan genel sebepler nelerdir? ABD nin son yüzyıllık tarihine bakıldığında cumhuriyetçiler ile demokratlar geniş zaman blokları arasında iktidarda kaldıklarını görmekteyiz. Bu konuyu biraz daha açacak olursak; 1929 ekonomik buhranı sonucu ki bu konuyu da 50 yıl geriye götürecek olursak yani Abraham Lincoln cumhuriyetçi ve iç savaşı kazanan bir liderdi. Lincoln dan sonra 1865 lerden 1932 lere kadar cumhuriyetçilerin domine ettiği bir ABD iç siyaseti olduğunu görmekteyiz. 1929 ekonomik krizi sonrasında tarihsel açıdan baktığımız zaman ABD siyasetinde önemli bir kırılma meydana gelmiştir. F. D. Roosevelt ile demokratlar siyaset sahnesine tekrar çıkmıştır. Roosevelt organize para dediği bankalar, borsa spekülatörleri ve bütün ABD sermayesini elinde bulunduran kesimlerin, emekçi kitlelerin üzerinde bir baskı oluşturduğunu söylemiştir. Bu söylemler ile Roosevelt emekçi kitlelerin sesi olarak ortaya çıkmıştır. Kısacası 1932 den 1968 e kadar o bütün dönemi 8 yıl hariç demokratlar yönettiler. Birçok açılım bu dönemde yapıldı.1968 sonrası Vietnam ile beraber ABD de tekrar muhafazakârların yükselişi ve tekrar cumhuriyetçilerin iktidarını görmekteyiz. 8 yıllık bir Obama iktidarı ve demokratların hala güçlü olduğu bir dönemden sonra şimdi yeniden seçim var. Trump ın ise milliyetçi popülizmi benimseyen bir aday olduğunu söyleyebiliriz. Trump ABD nin en zenginlerinden biridir fakat buna karşın ABD kapitalizminin mağdur ettiği kişilerle iyi ilişkiler kurmaktadır. Bununla beraber aşırı sağ ve klasik mağdur söylemlerini çok kullanmaktadır. Bunlar ise Trump ın gündemde kalmasını sağlamaktadır. 10) Ülkede ekonomik sıkıntılar yaşayan bir grup değişim istiyor ve Bernei Sanders in bu değişim için mücadele eden biri olarak görüyorlar. Finansal bir reform önceliği haline getirmiş olan Sanders bu seçimde başarılı olabilir mi? Sanders ciddi bir aday. Farklı bir kulvardan gelmekte. Sanders e karşı ciddi bir yüklenme söz konusu. Sanders in tutumu sermayenin yanında yer almamak ve kapitalizmi dizginlemek yönünde. Bu tutumun seçmenler tarafından desteklendiğini görmekteyiz. Sanders, ABD nin en zengin 20 kişisinin gelirinin, en alt gelir grubu içerisinde bulunan 150 milyon insanın gelir durumuna eşit olduğunu ifade etmektedir. Sanders politikalarını bu gelir eşitsizliğine karşı kurgulamakta. Sanders ın yaşlı bir lider olmasına rağmen toplumun her kesiminden desteklendiğini görmekteyiz. Bahsettiğimiz konular sebebiyle Sanders, ABD nin orta sınıfı tarafından teveccüh ile karşılanmakta. 5