TÜRKİYE DE SANAT PİYASASI



Benzer belgeler
KARŞILAŞMA. Sergi Kataloğu. Peker Sanat Yayını 16 Ankara, Haziran Sanat Danışmanı İbrahim Karaoğlu. Fotoğraflar Sanatçıların arşivinden

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

HALE OZANSOY RESİM SERGİSİ DEFNE SANAT GALERİSİNDE AÇILDI

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Okul Öncesinde İyi Örnekler Uygulaması

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

NESLİHAN AYDINLIOĞLU EŞİN BİRİKİMLERİM VE BİRİKTİRDİKLERİM

66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi. 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi

TARİHİN IŞIĞINDA SANATSAL BİR DOKUNUŞ

Yaşam Boyu Öğrenme, Araştırma ve Uygulama Merkezi nin ilk şubesi Bodrum da

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

Devrim Erbil: Ritmin Resmi

Mustafa Kemal ATATÜRK

KIRILL ISTOMIN in. renkli dünyası ve DEKO TASARIM

SODA Sunar. Meriç Kara. SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk kişisel sergisi A Domestic Schizophrenic Project e ev sahipliği yapıyor!

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

Sakıp Sabancı Müzesi Sakıp Sabancı Cad. No:42 Emirgan İstanbul

H.CAHİT DERMAN 18. KİŞİSEL RESİM SERGİSİ 30 MART-13 NİSAN

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

CUMHURİYET ORTAOKULU 8. SINIF GÖRSEL SANATLAR GÜNLÜK DERS PLANI

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

Fethiye den 7 Kooperatif Ulaşımda Dönüşüme Katıldı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Her güzelin bir kusuru var

Öğretmen: Başak Berna CORDAN. Duvarlar Konuşuyor, Pera nın Ziyaretçileri Dinliyor

SANAT VE TASARIM ANASANAT DALI DOKTORA PROGRAMI

İSTANBUL UN PENÇ HALLERİ. TA NER A L A KU Ş ve Ö Ğ R E NC İ L E R İ Mİ N YATÜR S E RG İ Sİ

İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar.

Mert Özgen Ekin Su Koç Candan İşcan

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

Bodrum Deniz Filmleri Festivali

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

Bu yıl markanızın çok daha büyük düşünmesini sağlayacak çok güzel bir sebep var

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

1979 Nihat Sümeralp ile birlikte Koleksiyon Sanat Galerisi ni kurdu, 1989 a kadar yönetti.

Tunç Tanışık. 19 Mart 14 Nisan 2016

Her sanatçı yarışmaya, daha önceden herhangi bir yarışmada ödül almamış ya da sergilenmemiş 1 (bir) eseriyle katılabilir.

06-26 EKiM 2016 YER: BARIŞ MAH. EĞİTİM VADİSİ BULV. ZABITA MD. HİZMET BİNASI YANI. Sandra Lopez. Ayla Turan Bahadır Çolak Kadriye İnal SelçukYılmaz

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül Ekim 2014 )

VEGA OKULLARI 2. SINIF SANAT SORGULAMA BÜLTENİ DİSİPLİNLERÜSTÜ TEMA

ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU

ANA SINIFI PYP VELİ BÜLTENİ. (26 Mart-04 Mayıs 2018)

durak durak durak durak

TEKNİK GEZİ RAPORU. Ders: MİM 121 MİMARİ TASARIM I. Tarih: Gezi alanı: Antrepo 3 & 5

İstanbul Modern de zengin imgeler dünyasıyla. İnci Eviner Retrospektifi: İçinde Kim Var?

MATBAACILIK OYUNCAĞI

Gelin, Yarışın; Fikriniz Saklı Kalmasın...

CUMHURİYET ORTAOKULU 7. SINIF GÖRSEL SANATLAR GÜNLÜK DERS PLANI

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

2018 İlkbahar Koleksiyonu

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

Kültürel Diplomasi. Hazırlayan: Özlem Ece MART 2013

Mixerarts.com Sanat Platformu başarı hikayemizde Mixer Direktörü Bengü Gün konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

Mehmet Yıldırım. istanbul Ticaret Odası olarak bir yandan ekonomik alanda sorumluluklarımızı yerine

CarrefourSA Bahçe Park Çiçek Açıyor!

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

DEVİNİMİN GÖRSEL DİLİ SERGİSİ VE KİTABI (VISUAL LANGUAGE EXHIBITION OF MOTION AND ITS BOOK)

DESIGN WEEK ANTALYA İÇ MEKAN TASARIMI VE MOBİLYA Kasım 2017 Antalya Expo Center

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

Bir hedef seçtiğiniz zaman o hedefe ulaşmanın getireceği bütün zorluklara katlanmanız gerekir. Her başarım bana ayrı bir heyecan, ayrı bir enerji

Fotoğrafta kompozisyon fotoğraf çerçevesinin içine yerleştireceğimiz nesneleri düzenleme anlamına gelir.

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi Salkım Söğüt Saç

İHTİŞAMLI BİR SATIŞ OFİSİNE DAVETLİSİNİZ

"Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız.

Çağdaş Sanatımızda Son Osmanlı OSMAN HAMDİ KAYA ÖZSEZGİN

Festivalin Tarihçesi

BAKA BULUŞMALARI -I-

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (10 Eylül - 19 Ekim 2018 )


ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ. (18 Aralık Şubat 2018)

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Süleymen Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakultesi, Resim Böl.

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

ALİAĞA TARİHSEL SEMBOLLERİNİ ÖNE ÇIKARIYOR!

TEGEP te Neler Oluyor?

LALE BAHÇELİ SOKAKLAR


ÇORLU MESLEK YÜKSEKOKULU GELENEKSEL EL SANATLARI PROGRAMI FAALİYET RAPORU

KATILIM ŞARTNAMESİ. 15 Nisan 2016 tarihinde, Üsküdar Üniversitesi Davranış Bilimleri Fikir Festivali nin üçüncüsü gerçekleşecek.

1824 yılında Paris Salonu'nda John Constable'ın eserleri sergilendi. Ressamın, kırsal manzaraları bazı genç meslektaşlarını etkiledi.

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

: Mehmet Ertuğrul Tuna : Ressam : Doç. Dr. : Güzel Sanatlar Fakültesi : Resim : Resim. Eğitim Durumu Bilgileri

ANASAYFA Sanat Galerisi. Galeri Yönergesi Galeri Fotoğra arı ve Sergileme Olanakları Devam Eden Sergi GALERİ YÖNERGESİ

TARİHİN IŞIĞINDA SANATSAL BİR DOKUNUŞ

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014

STREET ART/SOKAK SANATI

İSMEK İN USTALARI SANATIMIZ YAŞAMIMIZ İSMEK MİNYATÜR SANATÇILARI SERGİSİ

Desen II (GRT 104) Ders Detayları

ÇALIŞMA ALANLARINIZA YENİ BİR SOLUK GETİYORUZ

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz,

Mustafa Tunçalp Seramikler Sergisi 21 Ekim 10 Kasım tarihlerinde Rezan Has Müzesi nde ziyaret edilebilir.

17- S Q T 3 9. Tuval -yağlıboya, 130x100 cm. özgün dokuma. 80x90 cm. »I GARANTİ

2018 yılı ETKİleşim program ve etkinliklerimize katılımın her zamankinden daha fazla olacağı umudu ile ETKİli yıl diliyoruz. A. Faruk Göksu Sıla Akalp

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

Doç.Dr. Abbas KETİZMEN Kazakistan milli televizyonunda

Transkript:

Güzel Sanatlar Platformu Temmuz-Ağustos 2012 Sayı:3 ÜCRETSİZDİR TARTIŞMA TÜRKİYE DE SANAT PİYASASI RÖPORTAJLAR DEMİRHAN KORKMAZ İLAYDA BABACAN SAFİYE MİNE ERDURAK ŞANEL ŞAN TOLGA ETİ SANATEVİ KÖŞE YAZILARI BELKIS SORAN ERKAN KARAGÖZ LEYLA SABAH SELNUR ŞARMAN YAKLAŞAN ETKİNLİKLER ATÖLYEM VE BEN NEDRET SEKBAN: SANAT ÖMÜR BOYU SÜREN BİR MACERA

RÖPORTAJ TAMAMI KESİLİP YAPIŞTIRILDI, TAMAMI ORİJİNAL editörden 7 Haziran 31 Ağustos tarihleri arasında Galeri İlayda da ziyaret edilebilecek olan Kes&Yapıştır karma sergisinde 9 sanatçının özgün kolaj çalışmaları yer alıyor. Sergiyle ilgili detaylı bilgileri galeri İlayda Babacan dan aldık. Kolaj sergisi fikri nasıl gelişti ve nasıl şekillendi? Kolaj sergisi düzenleme fikri aslında aklıma bir akşam evde oturmuş dergi okurken geldi. Dergide art arda kolaj işleri görünce çok heyecanlandım ve galeride bir kolaj sergisi düzenlemeye karar verdim. Sergide yer alan sanatçılar nasıl belirlendi ve bir araya geldi? Sergiyi oluşturmaya karar verdikten sonra Türkiye de kolaj işleri üreten sanatçıları aramaya başladım. Birçok portfolyo inceledim. Sanatçı atölyelerine ve sergilere gidip, işlerin orjinallerini gördüm. Sonra eleme kısmı balşadı. Eleme yaparken de gördüğüm kolajlar arasında yaratıcı, orjinal, estetik düzeyi olan, heyecan verici, şaşırtıcı, çarpıcı, çağının sanatsal ve kültürel değerlerini yakalamış, günümüz sanatında olması gereken evrensel ölçülere uyanları seçtim ve sergide olacak olan sanatçıların isimlerini bu kriterlere göre belirledim. Bir grup sergisi olduğu için farklı kuşak ve disiplinlerden sanatçıları tercih ettim. Aynı zamanda, kolaj sanatına bir saygı duruşu yapmak gibi bir iddiamız da var. Bu yüzden, çeşitlili disiplinlerden gelen kolajların sergilenmesine önem verdim. Diğer yandan, izleyici açısından da bu çeşitliliğin ayrı bir zevk vereceğini düşünüyorum. Zira galeride her sanatçının kolajları farklı konulara değiniyor ve farklı malzemelerle üretildi. Yasemin Dağ Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Piyasa mı Piyasa Yapmak mı? Atölye Gazetesi nin ilk Sanat Kadehi yuvarlak masa toplantısında Türkiye deki sanat piyasası tartışıldı. Yuvarlak masa toplantıları gelecek aylarda farklı tartışma konularıyla devam edecek. Herkesin özgür ifade hakkına sahip olduğu bu tartışmalarda, gerek sanatçılar için olanakların artırılması ve iyileştirilmesi gerekse sistemlerin sanatçı lehine ilerlemesi için neler yapılması gerektiğini irdeleyeceğiz. Tartışmanın başlığı, sanat piyasası, kendi içinde bir tartışma yarattı. Yaratıcı ifadeyi barındıran sanat, kapitalizmi çağrıştıran piyasa kelimesi ile yan yana gelebilir miydi? Gelmeli miydi? Bu noktada, sanatın maddi ve manevi boyutlarını ayırarak incelemek gerekiyor. Sanatçının özgür ve özgün hareket kabiliyetinin olması gerektiği bir gerçek. Ancak bir eserin sanatsal değerinin yanı sıra bir maddi değerinin de olduğu, alınıp satılabilen bir ürün özelliği taşıdığı ve bu alışveriş süreçlerinin sistemlere, düzenlemelere, ilişkilere tabi olduğu da bir diğer gerçek. Bir taraftan sanatçının geçimine ve eserlerin alışverişine ilişkin düzenlerin yeterliliğini sorgularken, diğer taraftan bu düzenlerin oluşturduğu bir piyasayı inkar etmek tezat oluşturmaktadır. Sanat piyasasının amacı sanatçıyı yutmak, yönlendirmek değil, tam tersine sanatçının çalışmalarını maddi ilişkilerin dışında tutarak, onun adına ve onun talepleri doğrultusunda bu düzenleri ve ilişkileri kurmak, yönetmek olmalıdır. Eğer piyasanın varlığını inkar edersek, meydan kendi olanakları ve çevresiyle tanıtımını yapan, diğer bir deyişle piyasa yapan sanatçılara ve sanatçıyım ama para bende diyenlere kalacaktır. Yapılan çalışmaların tamamı bireysel mi, yoksa ortak çalışmalar da yapıldı mı? Sergideki işlerin tamamı bireysel. Ortak bir çalışma yapılmadı. Sanatçıların bir kısmı bu sergi için sıfırdan yeni işler ürettiler. KES&YAPIŞTIR SERGİSİNE KATILAN SANATÇILAR Bu sergiyle neler anlatılmak isteniyor? Biz bu sergiyle kolaj sanatına bir saygı duruşu yapıyoruz. Dikkat çekilmemiş olana dikkat çekiyoruz. Kolaj ı merkeze alarak; ülkemizde çok irdelenmemiş bir sanata dair açığı kapatmaya adım atıyoruz. Sizce kolaj tekniğiyle çalışan yeterli sayıda sanatçımız var mı? Türkiye de kolaj malesef yeterince ele alınmamış çünkü sanat izleyicisi yeni yeni bilinçleniyor. Bilinçlenmeden önceki sanata bakış açısı, bir sanat eseri için harcanan zaman ve emekle sınırlıydı. Sanatı zanaatla karıştırıyorlardı. Bir sanat eserine ne kadar çok zaman ve emek harcanırsa o kadar iyi zannediliyordu. O eserin arkasındaki fikir, işin özgünlüğü hiçe sayılıyordu. Bu bağlamda kolaj sanatına da bizim sergimize isim olarak seçtiğimiz kes ve yapıştır mantığı ile bakılıyordu. Hatta içlerinden bunu ben bile yaparım diye düşünüyor olabilirlerdi. Fakat ne mutlu ki, artık o dönem geçti. Şimdi sanatseverler çok daha bilinçli, vizyon sahibi ve sanat konusunda bilgili. Türk kolajında geliştirilmesi gereken yönler nelerdir? Türkiye de yapılan kolaj sanatında geliştirilmesi gereken yönlerden önce, kolajın hakkının teslim edilmesi sanırım önemli. Sanatçıların daha fazla kolaj uygulamalarına yoğunlaşmaları, bunu sıklaştırmaları, daha deneysel sulara yelken açmaları; belli bir alımlamanın yaratılması sonucudur. Sanat tarihçilerimiz, eleştirmenlerimiz, koleksiyonerlerimiz kolaj sanatı ile kendi estetik algıları içerisinde daha çok iletişime geçmeliler. Kolaj, hak ettiği saygıyı gören, piyasada kendi yerini açmış bir sanat haline geldiğinde kolaj sanatçıları artacak ve üretimler yetkinleşecektir. Baysan Yüksel: İllüstrasyon ile kolaj sanatını yan yana getiren sanatçı, kişisel hikayelerini yaratıcı medyumları iç içe getirerek anlatıyor ve güncel bir kolaj dilini yokluyor. Damla Özdemir: Kolajla yarattığı portreleri üst üste bindirdiği ahşap yüzeyler üzerinde ustaca yan yana getiriyor ve oluşturduğu her katmanı oya gibi işliyor. Gamze Taşdan: Klasik kolaj geleneğine referansla, günümüze dair moda, reklam ve mimari imgelerden renkli bir dünya yaratıyor. Hüseyin Rüstemoğlu: Bireyin modern toplumda yaşadığı izolasyon halini, beden üzerinden şiirsel bir dil ile kolaj ve resimlerine aktarıyor. Muharrem Çetin: Çok parçalı yüzeyler oluşturarak renkli üslubu ile kolaj üzerinden afiş sanatına da göz kırpıyor. Neslihan Koyuncu: Çizim ve resmi kullanarak, günümüzün popüler medyumu kumaştan kestiği ve diktiği parçaları yan yana getirip farklı portre denemeleri sunuyor. Özge Enginoz: Kağıt üzerine asetat yapıştırarak bedenden mitolojiye geniş yelpazede görsel malzemeyi başarı ile yan yana getiriyor ve yer yer soyut sanata yaklaşan deneylere soyunuyor. Rafet Arslan: Farklı disiplinleri/medyumları iç içe sokarak, mutant sanat adını verdiği yapıtları üreten sanatçı, ülkemizde kolaj sanatının inatçı üreticisi olarak da biliniyor. Sezgi Kuttaş: Çok farklı, zengin malzemeleri yan yana getirerek yaratıcı hayvan portrelerinden oluşan serisini izleyici ile paylaşıyor. 1

ETKINLIK Etkinlik Tarih Yer Detaylar Zamanın Tanığı Sergisi 20 Nisan 29 Temmuz Pera Müzesi İSTANBUL Avrupa resminin en özgün sanatçılarından ve modern resmin öncülerinden biri olarak bilinen Francisco de Goya (1746-1828), Türk sanatseverlerle dört büyük gravür serisi ve yağlıboyalarıyla buluşuyor. Küratörlüğünü Marisa Oropesa nın yaptığı sergi, İspanya ve İtalya nın önde gelen müze ve özel koleksiyonlarına ait yapıtlardan oluşuyor. Maddenin Halleri Sergisi 16 Mayıs 25 Ağustos Armaggan Art&Design İSTANBUL Sergide farklı malzemeleri kullanan, teknikleri ayrı fakat sanat görüşleri aynı olan 44 sanatçı ve tasarımcının, 18 grup ve 8 bireysel çalışma sonucu ürettiği eserler yer alıyor. Tasarımcıların üretim konusundaki hakimiyetlerini sanatçıların güzellik anlayışıyla birleştirerek üç ayda hazırladığı eser ve ürünler Armaggan Art&Design da bir araya geliyor. Fransız, Belçikalı ve Türk Çizgi Romanlarına Çapraz Bakış Sergisi 24 Mayıs 31 Ağustos Fransız Kültür Merkezi İSTANBUL Sergi İstanbul ya da daha genel olarak Türkiye ve Türkleri resimleyen ya da konu alan Fransızca çizgi romanlardan alınmış kırk kadar çizime yer veriyor. Ziyaretçiler sergide Türk çizgi romanının en önemli yazarlarının desenleri aracılığı ile Frankofon dünyasına yönelik bakışı ve çizgiyi yakından görme fırsatını da buluyor. Baskı Resminin Ustaları Sergisi 2 Haziran 13 Eylül Arete Sanat ANKARA Galeri yaz mevsimini baskı resmin ustalarının yapıtlarıyla renklendirmek, zengin bir sanat şöleni sunmak için Türk ve dünya resminin önemli sanatçılarının özgün baskı resimlerini sanatseverlerle buluşturuyor. Gravür (ahşap, metal, muşamba baskı), litografi (taşbaskı) ve serigrafi (ipek baskı) teknikleriyle üretilen baskı resimlerden oluşan sergide 50 sanatçının yapıtları yer alıyor. Yaza Merhaba Karma Resim Sergisi 4 Haziran 31 Ağustos Deyim Sanat Galerisi İSTANBUL Birçok sanatçının katılımı ile gerçekleşecek sergide sanatseverler yağlıboya, suluboya ve karışık teknikten oluşan eserleri görme fırsatı buluyor. Etkinlik Tarih Yer Detaylar İzler Sergisi 7 Haziran 21 Temmuz The Empire Project İSTANBUL Sergi, Kerekes in 1980 den 2002 yılına kadar üzerinde çalıştığı simya isimli serinin bir parçası. Bilim ve sanatın bir arada işlendiği son spritüel akım olan simyanın incelendiği seride Kerekes, bilim ve sanatın sembolik birleşimini aktarmanın peşinde. Seçkinin en genç sanatçısı Attila Floszmann ın galeride sergilenen serisi ise devrim sonrası Libya görüntülerinin savaşın karanlığında boğulmuş insanlık dışı halini figür kullanmadan anlatıyor. Serginin üçüncü sanatçısı Akos Czigany ise işlerinde ışık, ışığın belleği ve belleğin izlerini inceliyor. Kes&Yapıştır Kolaj Sergisi 10 Haziran 31 Ağustos Galeri İlayda İSTANBUL Bir grup sergisinin ötesinde, kolaj sanatına bir saygı duruşu yapan Kes&Yapıştır başlıklı sergi farklı kuşak ve disiplinlerden Baysan Yüksel, Damla Özdemir, Gamze Taşdan, Hüseyin Rüstemoğlu, Muharrem Çetin, Neslihan Koyuncu, Özge Enginoz, Rafet Arslan ve Sezgi Kuttaş ı bir araya getiriyor. Şair için Kork ve Viski İç Fotoğraf Sergisi 21 Haziran 28 Temmuz Egeran Galeri İSTANBUL New York lu sanatçı Tamar Halpern ın yeni fotoğraflarından oluşan Şair için Kork ve Viski İç sergisinde, dijital fotoğraf ve geleneksel karanlık oda tekniklerinden yararlanan sanatçının yarattığı soyut kompozisyonlar, fotografik imgelerden beklenilenlere meydan okuyor. Sanatçı üretiminde farklı metodları birleştiriyor: Fotoğraf, tarama, dijital değişiklik, süngerle silme, kurulama, bantlama ve baskı alma nihai esere giden yollar. Çizim ve resmin de dahil olduğu bu çok katmanlı süreçte, Halpern mecrasının tanımını genişletiyor ve standartlaşmış sanat kategorilerinin durağanlığını sorguluyor. Can You Spell Mixing Resim Sergisi 21 Haziran 3 Eylül Dirimart İSTANBUL Can You Spell Mixing, renklere ve nesnelere dokunup onları bambaşka formlara sokan, çalışmalarının duyusal kabuklarının altında sürecin sert ve baskın izlerini izleyene hissettiren, soyut sanatın tekinsiz ve görkemli dilini tüm dinamizmiyle yaşattıran Katharina Grosse nin Türkiye de açtığı ilk sergisi. Sanatçı Grosse nin birincil anlatım biçimi resim. Buna karşın, sanatçı büyük ölçekli enstalasyonları ile de tanınıyor. Yaz Karma Sergisi 12 Temmuz 15 Eylül Evin Sanat Galerisi İSTANBUL Sergi, farklı kuşaklardan sanatçıların eserlerini sanatseverlerle buluşturuyor. 2

YORUM Erkan KARAGÖZ Avukat Selnur ŞARMAN Sanat Tarihçisi selselnur@hotmail.com GÜNÜMÜZ HEYKELİNİN HAL-İ PÜR MELALİ Heykel geleneğinin olmadığı, neredeyse ilk heykellerin Mustafa Kemal Atatürk büstleri ve heykelleriyle başladığı bir ülkede, gerçekten dünya çapında heykelcilerimizin olduğunu söylemeliyim. Kuzgun Acar ve İlhan Koman gibi... Ne var ki bunların sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini belirtmek zorundayım. Türkiye de en son heykel tartışması Kars da yaşandı. Yerle bir edildi, dilim dilim doğrandı. Sonra? Hiç! Unutuldu gitti. İyiydi, kötüydü tartışmaları arasında, merkezi yönetimle yerel yönetimler ve onların bürokratlarının nasıl birbirilerinden bi-haber olduklarının, estetik yoksunu olduklarının üzerindeyse hiç durulmadı. Asıl konuya gelelim. İstanbul da Avcılar a bir Atatürk heykeli yapılmış. Heykel yapmış olmak için heykel yapılamayacağına ve hele de sipariş üzerine heykel yapılamayacağına inanlardanım. Heykelden iyi kötü anlarım. Ona verilen emeğin de farkındayım. Ne var ki emek verilmiş, para harcanmış diye de susmanın da bir anlamı yok. Düştü düşecek gibi duran, üç beden büyük sözüm ona bir pantolon, sırtında iğreti duran tek düğmeli bir ceket; bir elinde fötr, bir elinde baston. Sanki sanatçımız, Şarlo yu (Charlie Chaplin) çalışırken, birileri, bize bir Atatürk heykeli yapıver deyince, elindeki çalışmanın başını değiştirip heykeli Atatürk e dönüştürmüş gibi. Sonuçta ortaya, bedeni Şarlo, baş kısmı Mustafa Kemal olan bir heykel çıkmış. Yazık olmuş, yakışmamış. Bir de yeni yapılan adalet saraylarımızdaki heykel grupları var. Onlar da başka bir alem. Diyeceksiniz ki, heykelle adalet saraylarının ilişkisi ne? Aslında heykelle adliyemiz sıkı fıkıdır. Bilindiği üzere, Türkiye de heykel sanatının başı her zaman beladadır. Bu nedenle de aslında Kars anıtında olduğu gibi, önünde sonunda sanatın dayandığı yerdir adalet mekanizması. Ama bu kez durum biraz daha farklı. Bu adalet saraylarımızdan, Çağlayan dakinin içine girdiğinizde, sizi sağlı sollu iki devasa adalet tanrıçası heykeli karşılıyor. Roma hukukundan gelen bu antik sembolü, bazı hukukçular Themis olarak adlandırsalar da, aslında Aequitas tır adı. Çünkü Themis Yunan adalet tanrıçasının adıdır. Bu heykellerden biri solaktır! Yani Türkiye de artık benim gibi solakların da bir adalet tanrıçası var. Adaleti bu alanda olsun, sağlamışız demektir. Şaka bir yana; muhtemelen, simetrinin uyması kaygısıyla heykelin birinin sol eline kılıcı, sağ eline de teraziyi tutturmuşlar. Sadece burada değil; Kartal daki de böyle. Yani oradaki adalet tanrıçası da solak! Belli ki bu kez mazeret farklı. Mustafa Kemal Atatürk ün sağına yapılan tanrıçanın terazisi, heykelin, özellikle kompozisyondaki Atatürk ün önünü kapatmasın diye sağ eline, kılıçsa sol eline tutuşturulmuş. Hadi bunları anladık; olabilir, simetri ya da kompozisyondan doğan kaygılar var, diyelim. Çağlayan adalet sarayında, bir başka heykelsi garipliğe de tanık oluyoruz. Tanrıça heykelleri arasındaki merdivenden çıktığınızda, bu kez karşınızdaki panodaki dev kabartmalara gözünüz takılıyor. Bedenleri, giysileriyle kadın ama yüzleri erkek, iki kabartma dikkatinizi çekiyor. Sürrealizm olsun diye yapılmadığı besbelli; çünkü heykellerin ya da kabartmaların sürrealizmle de, soyutlukla da bir ilişkisi yok. Bildiğiniz klasik heykel anlayışıyla yapılmış. O zaman sormadan edemiyorsunuz kendinize; neden böyle yapılmış acaba? Sanatçı kadın yüzü yapmasını mı bilmiyor? Yok eğer üçüncü cinsi anlatmak, o konuda da adaleti sağlamak için yapmış derseniz ve bunu böyle kabul ederseniz, bu arada kadını unutmuş demektir. Sözün kısası, Türkiye de heykel sanatının daha çok fırın ekmek yemesi gerekiyor. Sözüm ustalardan uzağa. eaquitas44@gmail.com MİNYATÜRDEN ÇAĞDAŞ RESME İLK ADIMLAR İstanbul da 18. yüzyıldan itibaren manzara resimleri ve natürmort örnekleri görmeye başlarız. Kitap ciltlerindeki, kapaklardaki son örneklerde yer alan manzaralar yavaş yavaş kitap sayfalarından çıkıp duvarları, tavanları, kubbeleri süslemeye başlar. Bu resimler İstanbul da yalılarda, kasırlarda, köşklerde, Topkapı Sarayı nın özellikle harem dairesinde görülmeye başlar. Sonraki dönem tuval ressamlarının öncüleridir. Minyatür geleneğinin terk edilmediği ancak çizgisel perspektifin uygulanmaya başladığı ilginç örneklerdir bunlar. İzmir Urla da yer alan Kapan Camii nin şadırvan kubbesinde yer alan tasvirler bu anlamda bir devrim niteliğindedir. Devrim olmasının iki nedeni vardır, birincisi sivil mimari dışındaki bir örnekte, bir camide, caminin şadırvan kubbesinde bu duvar resimlerini görmekteyiz. İkincisi ise çağdaş çizgi ve renk perspektifinin uygulandığı öncü örneklerden biri olmasıdır. 1824-25 yılında yapılan şadırvanda gemiler, yelkenliler, villa ve köşkler, ağaçlarda açıklı, koyulu yeşiller manzara resmini oluşturur. Teraslarda yer alan sepet içindeki meyveler, saksı içindeki çiçekler ise natürmort uygulamasının ilk ve öncü örneklerindendir. Mimari unsurlar tek başına incelendiğinde, çizgisel ve renk perspektifinin başarılı uygulaması görülür. Ancak bir kırmızı-beyaz ya da lacivert-beyaz damalı zeminde perspektif yoktur. Damalı arka plan çizimi geometrik kuralları ve oran-orantı hesaplarını beraberinde getirdiğinden bu tip çizimler cesaret gerektirir. Bu örnekte arkaya doğru gidildiğinde küçülen bir damalı zemin yerinde bahçe terasının tamamında aynı boyutta yer alan bir zemin görürüz. Kırmızıbeyaz baklava desenli arka planlı örnekte, iki mimari yapı görülür. Seyirci bakış açısından yani aynı kaçış noktasından ikisine bakıldığında sağdaki sola, soldaki ise sağa doğru geriye uzanan bir perspektif olduğu görülür. Aynı açıdan farklı perspektif uygulaması bu şekilde yanlıştır. Çizgisel perspektifin başarılı uygulaması bilinirken neden yanlış bir uygulamaya gidilmiştir? Ya da akla şu gelir: Acaba minyatürdeki gibi bu yapılar iki farklı bina değil de, aynı binanın farklı bakış açılarından çizimi midir? Ressam aslında aynı binanın hem sağından hem solundan görüntüsünü çizmiş olabilir. Minyatür geleneğinin devamı olarak, tüm binalara baktığımızda binanın içini de görürüz. Minyatürde aynı sahneyi birkaç farklı bakış açısından sunuş vardır. Bu bakış açıları hem halkın, hem padişahın, hem de resmi yapan sanatçının durduğu yere göre belirlenir. Ya da sarayın dışında bir tören yapılırken, aynı resimde sarayın içindeki eğlenceyi de görürüz. İşte bu duvar resimlerine dikkatli bakacak olursak evlerin ve köşklerin dışında başarılı çağdaş bir perspektif sunumu görürken, minyatür geleneğinin devamı olarak da evlerin içini de görmekteyiz. Yapıyı dışarıdan görürken, içindeki tavan süslemelerini ve perdeleri de görürüz. Sonraki dönemde tuval resmine geçişteki ilk uygulamalarda askeri ressamlar dönemi başlar. 1800 lü yılların başındaki ressamların çoğu asker kökenlidir. Figürsüz resimler yapan bu sanatçılar ortak bir üslup sergileyerek bir fotoğraf karesi izlenimi edindiğimiz manzaralar yaparlar. Yalılar, türbeler, saraylar, sebiller gibi mimari unsurları yorumsuz, birebir çizdikleri için bu ressamlara fotoğraf ressamları ismi takılmıştır. 1870 li yıllarda Sultanahmet te ilk sergisini açan Şeker Ahmet Paşa, çağdaş Türk resminin, portre ve natürmort resimlerin ilk ve önemli ressamlarındandır. Eserleri İstanbul Resim Heykel Müzesi nde ve Sakıp Sabancı Müzesi nde görülebilir. Minyatür ve çağdaş resim arasındaki geçiş dönemi hem Osmanlı nın geleneksel sistemini hem de Batılı anlamdaki resim değerlerini bir arada yansıtması açısından son derece önemlidir. Bu resim üslubu sadece sanat eserlerinde değil, sanat eserlerini meydana getiren toplumun kültüründe de görülür. Bu resimler bize toplumun sosyal değerleri ve yaşam tarzlarıyla ilgili kesitler yansıtırlar. Hem batının hem doğunun kültürel zenginliğiyle bezenmiş İzmir de 1800 lü yıllarda yapılan böyle resimli bir cami olması hoşgörünün sembolüdür. Bu açıdan İzmir Urla Hacı Turan Kapan Cami görülmeye değerdir. Kaynakça: Ferhan ERİM (Sanat Tarihçisi), Urla da Türk Devri Yapıları İzmir, 1995 Fotoğraflar: Selnur Şarman 3

RÖPORTAJ GENÇ SANATÇILARIMIZIN DESTEĞE İHTİYACI VAR Sanatçı ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD - UNESCO-A.I.A.P Türkiye Ulusal Komitesi Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) Genel Sekreteri Safiye Mine Erdurak, Türkiye de genç sanatçıların manevi ve maddi düzeyde desteğe olan gereksinimlerinin altını çizerken, UPSD nin sanatın ve sanatçının gelişimine yönelik faaliyetleri hakkında bilgi paylaştı. Güzel Sanatlar Platformu Temmuz-Ağustos 2012 Sayı: 3 Sahibi Ercan Dağ Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yasemin Dağ Haber Müdürü Yevkine Çilingir Muhabir Hüseyin Bozan Grafik Tasarım ve Uygulama Büşra Dündar, Gamze Çakıl Görsel Danışman Yusuf Ulufer Köşe Yazarları Erkan Karagöz, Belkıs Soran, Leyla Sabah, Selnur Şarman Yönetim Yeri ATÖLYE İstiklal Cad. Bekar Sk. No: 21 K: 5 Çulfaoğlu İşhanı Beyoğlu İstanbul Tel: 0212 243 64 20 Bu gazetede yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Atölye Gazetesi nin izni olmadan kullanılamaz. Gazetede yer alan bilgi, yorum ve grafiklerin doğruluğundan bu içeriğin sağlandığı kişi veya kurum sorumludur. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Ankara Gazi Üniversitesi nde akademik sanat eğitimi aldım. Serbest sanatçı olmak yerine, babamın nasihatine uyarak öğretmenlik mesleğini seçtim. Öğretmenlik bana 4-14 yaş arası çocuklarla sürekli temasta olma olanağı sundu. Çocuklarla uğraşmak bir taraftan içimdeki çocuğu yaşatmamı sağlarken, bir taraftan da karmaşık konuları basite indirgeyerek aktarma yetisi kazandırdı. Öğretmenliği her zaman çocukların özgür düşüncelerini pekiştirip, onları birey olarak topluma kazandırmak olarak algıladım. Onlara bir şey öğretmedim, yaratıcı zihinlerini kurallarla çevrelemedim; sadece var olan saf ve özgür düşüncelerini ifade etmelerine yardımcı oldum. Bugün Teşvikiye deki evimi aynı zamanda atölye olarak kullanmaktayım. On bir kişisel ve birçok karma sergide yer aldım. 2002 yılında üye olduğum UPSD de ise 2008 yılından bu yana genel sekreterlik görevimi yürütmekteyim. Türkiye de sanat ve sanatçı hakkında neler düşünüyorsunuz? Sanatçı olarak derdimiz kendimizle. Bizler sanat eğitimi aldığımız için söylemlerimiz daha özgür, ifadelerimiz daha gerçekçi. Hayattaki gelişmelere karşı daha duyarlıyız. Ancak Türkiye de genç sanatçılarımızın daha fazla desteklenmesi gerekiyor. Sanat eğitimi alan gençlerin ve sanat okullarının sayısının çok olması, her eğitimin de çok kaliteli olduğu anlamına gelmiyor. Bunlardan seçilenler ve öne çıkanlar oluyor. Biz de UPSD olarak Genç Etkinlikler düzenliyoruz. Bu etkinliklerin beşincisini geçtiğimiz yıl gerçekleştirdik ve genç sanatçılarımızın eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunduk. Piyasada iki uçta değerli sanatçı var: Biri çok genç olanlar diğerleri ise çok yaşlı olanlar. Arada kalanlar ise eserlerini depoda mı saklıyor.? Bu büyük bir yanılgı. Aslında her yaştaki sanatçının piyasada yerinin olması gerekiyor. Sanat tarihçilerinin sayısının artması, piyasayı takip etmesi gerekiyor. Her üreten kişi sanatçı değil. Gerçek sanat insanları, bu kişiler tarafından keşfedilmeyi bekler. Sanatçı marjinaldir. Toplumda alnında ışığı ilk hissedendir. Sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur. Duygu ve düşüncelerini ifade eden özgün ve özgür bireydir sanatçı. Ancak ülkenin her yanında sanatçılara ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini söyleyenler var. Bu durum karşısında sanatçıların daha fazla kenetlenmesi gerekirken, gitgide birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Ego sanatçının belgesi olabilir ama ego savaşının bedeli ağır da olabilir. Ben yaptım oldu; astım, yaptım, sattım kelimeleri yaşamlarımızda çok önemli. Ancak var olma savaşında, genel olarak toplumsal bilince sanatlarımız ile katkılar sunma zamanımızın çoktan geldiğini düşünüyorum. Sanatçı olmak insanları, hatta tüm canlıları sevmeyi gerektirir. İleriyi görmeyi, yapıcı olmayı gerektirir. Ancak sanatçının özgür ifade hakkının önünde durulmamalıdır. Çünkü sanat yaratıcılık içeren, şiddet içermeyen etkin ve yapıcı bir protesto yöntemidir aynı zamanda. Genç sanatçıların enerjisini nasıl buluyorsunuz? Aktif ve duyarlı bir gençliğimiz var. Ben gençlerimizden umutluyum. Ama aynı zamanda bastırılmış kimlikler de olduğunu gözlemiyorum. Bu durum, ülkenin sosyopolitik yapısıyla da yakından ilintili. UPSD olarak bir yasa taslağı hazırladık. Sanatçıların Hakları Yasa Taslağı nda, otuz beş yaşına kadar olan genç sanatçıların devlet ve yerel yönetimler tarafından kollanmasını ve sponsor desteği almalarını önerdik. Kültür Bakanlığı ile çalışmalarımız sürüyor. Gençlerimiz desteklenmeli. Bireysel imkanlar kısıtlı. Daha okullarında iken, bu keşifleri yaparak onları topluma sunan mekanizmaların acilen yaşama geçirilmesi gerekir. Yoksa kolayca sisteme boyun eğen genç arkadaşlar, sonraki yaşamlarında sadece para kazanmak ve ünlü olmak sevdasından bir süre sonra sıkılabilirler. Bu zaman isteyen süreç hem yavaş yavaş hem de acele edilerek oluşacak bir şey. Neden dört mevsim var? Soralım kendimize. UPSD nin misyonları neler? UPSD 1800 e yakın üyesiyle birlikte sanatçıların bir araya geldiği bir sivil toplum örgütü. Merkezi Fransa da bulunan, birçok ülkedeki şubesiyle uluslararası bir dernek. Her ülkenin derneği kendi tüzük ve kurallarına göre işliyor. Ülkemizde demokratik, çağdaş, özgün ve özgür düşüncenin yanındayız. Engeller ve sorumsuzca yok edilmeye çalışılan eserler konularında kamuoyunu bilgilendirerek toplumu duyarlı olmaya, sanata ve sanatçısını sahip çıkmaya davet ediyoruz. UPSD olarak, Dünya Sanat Günü nün kutlanmasını da bizler önerdik. Bu önerimizi 2011 yılında Meksika nın Guadalajara kentinde düzenlenen toplantıda dünyaya sunduk. Tarih olarak, Leonardo da Vinci nin doğum tarihini seçtik. Bu seçimde, Leonardo da Vinci nin evrensel bir insan olmasının yanı sıra sanatçı ve bilim insanı kimliğinin de etkisi oldu. Bu fikir herkes tarafından çok beğenildi ve onaylandı. Böylece 15 Nisan Dünya Sanat Günü dünyaya hediye edildi. Bu Türkiye nin önemli bir başarısıdır. Dünya Sanat Günü nde ne tür etkinlikler düzenleniyor? Bu yılki Dünya Sanat Günü nde, Şişli Belediyesi ile Başkan Mustafa Sarıgül ün destekleri ile Abdi İpekçi Caddesi nde ve mağaza vitrinlerinde orijinal sergiler düzenledik. Aynı zamanda kurulan yayınevi stantlarında sanat kitaplarının %20-%30 indirimle satılmasını sağladık. Özellikle Teşvikiye ve Nişantaşı merkezde bütün galeriler gece yarısına kadar açık kaldı. Etkinlikler tabii ki zamanla oturacak ve daha da yaygınlaşacaktır. Daha sonra bu özel günde sanatçıların atölyelerini açarak indirimli satışlar ya da galerilerin sanat eserlerini o güne mahsus özel uygulamalar ile satışa sunmaları belki mümkün olacaktır. Her eve bir eser düşüncesiyle başlayan hedeflerimiz bir gün gerçekleşecektir. UPSD üyelerine ne tür avantajlar sağlıyor? Dernek, üyelerinin aidatları ile çalışan ve yönetim kurulunun gönüllü olarak görev yaptığı bir büyük sivil toplum örgütü. Ressamlar ve heykeltıraşların yanı sıra farklı disiplinlerde üreten sanatçılar da derneğimize üye. Üyelerimizin etkinliklerini basına ve diğer üyelerimize bildiriyoruz. Sergiler için kullanımlarına açık bir galerimiz de var. Galeri tüm sanatçılarımıza açık, dernek üyesi olma şartı aramıyoruz. Sadece bir dosya ile merkezimize gelerek veya kargo ile dosyayı bize iletmeleri gerekiyor. Seçici kuruldan geçen dosyalar kişisel veya karma sergiler ile değerleniyor. Daha da önemlisi, tüm dünyada geçerli standart bir üye kartımız var. Derneğimizin üyeleri 2011 yılından itibaren yeni, daha kolay kullanımlı ve dünyada geçerli, kredi kartı büyüklüğünde yeni bir karta sahip oldu. Üyelerimiz bu kartla tüm dünyadaki müzeleri ücretsiz, hatta sıra beklemeden gezebildiği gibi, ülke içinde de sanat malzemelerini ve kitaplarını anlaşmalı yerlerden indirimli olarak temin edebiliyorlar. Bu kart ayrıca şimdilik sadece İstanbul da sanat malzemesi satan bazı firmalarda boya, tuval ve yayınlarda %10 ve %15 oranında indirimler de sağlıyor. Bunların dışında, yurt dışı seyahatlerinde, sanatçımızın dernek üyesi olduğuna dair verdiğimiz belge vize işlemlerini çabuklaştırıyoruz. Üyelik şartları nelerdir? Üyelerimiz sanat okulu mezunu sanatçılardan oluşuyor. Ancak daha önce başka mesleklerle uğraşıp, eğitim almadan, alaylı olarak yetişmiş sanatçıları da, dosyalarını inceledikten sonra derneğimize kabul edebiliyoruz. Makul bir giriş ücretimiz ve cüzi bir aidatımız bulunuyor. Bu gelir, derneğin faaliyetleri için kaynak sağlıyor. Bunun dışında hepimiz gönüllü olarak çalışmaktayız. Yeni mezun gençlerimize daha da uygun şartlar ile üyeliklerini kabul etmek üzere, Kasım ayında yapılacak genel kurulda tüzük değişikliğini düşünüyoruz. Gerçekleştirme gayretindeyiz. BENZERİ OLMAYAN KARTVİZİTLER UPSD Genel Sekreteri Safiye Mine Erdurak ın Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül için hazırlamış olduğu, arkalarında sanatçının her biri birbirinden farklı eserlerinin yer aldığı 500 adet kartvizit bulunuyor. Erdurak ın özgün çalışması Şişli Belediyesi Başkanlık makamında yerini aldı. Sanatçı, bu özgün çalışmalarını çalışmalarını 2006 yılından bu yana gerçekleştiriyor. Aynı çalışma Bedri Baykam için de uygulanmış. Çalışmaları Piramid Sanat Merkezi nde izlemek mümkün. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) www.upsd.org.tr 4

YORUM AÇIK MEKTUP Aşağıdaki yazı, Atölye Gazetesi Mayıs Haziran 2012 sayısında Zeynep Güldoğdu tarafından kaleme alınan Açık Mektup başlıklı yazıya cevaben, yazıdaki iddialarda adı geçen Nilay Özenbay ın vekili tarafından gönderilmiştir. Atölye Gazetesi buluşma ve tartışma platformu özelliği taşımakla birlikte, bu ve benzeri durumlarda, yayıncılık ilkeleri gereği konuların tarafları karşısında bağımsız ve tarafsız olduğunu kamuoyuna hatırlatır. Atölye Dergisi nin Mayıs-Haziran 2012 tarihli nüshasında, Zeynep Güldoğdu tarafından kaleme alınan Açık Mektup başlıklı, müvekkilim Nilay Özenbay hakkında gerçek dışı, onur ve saygınlığa yönelik kişilik haklarına saldırı mahiyetinde hukuka aykırı bir yazı yayınlanmıştır. Müvekkilim hakkında yayınlanan bu yazı tamamen gerçek dışı olup, bu gerçek dışı açıklamalar üzerine aşağıda yer alan doğruları beyan etmek gerekliliği doğmuştur. Öncelikle beyan ederiz ki; yayınlanan yazıda müvekkil ile ilgili beyan edilen hususların tamamı gerçek dışıdır. Müvekkil Nilay Özenbay a yönelik hakaret içeren ifadeler ve müvekkil hakkındaki hilafı hakikat beyan ve isnatlar müvekkili derinden yaralamıştır. Bu durum müvekkilin şeref ve onuruna zarar verici niteliktedir. Yaşantısını ve mesleğini tüm saygınlığı ile sürdürmeye çalışan müvekkilim hakkındaki bu hilafı hakikat yayın müvekkilimin mesleki kariyerini ve özel yaşantısını ciddi şekilde olumsuz yönde etkilemiştir. Anılan yazıda, Zeynep Güldoğdu tarafından beyan edilen hususlar Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu na aykırı gerçek dışı iddialardır. Önemle beyan ederiz ki, tekzip konusu heykel üzerinde çalışma hakkı için gerekli her türlü izin eser sahibinin mirasçılarından müvekkilim tarafından alınmıştır. Ortaya çıkarılan eserin 5846 sayılı yasa uyarınca eser sahibinin Nilay Özenbay olduğunu Zeynep Güldoğdu bildiği halde kendi iç dünyasında anlayamadığımız hususlardan dolayı bu tür hukuksuz ve sanatçı kişiliğe yakışmayacak beyanlarda bulunmaktadır. Zeynep Güldoğdu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı na suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturma devam etmektedir. Ayrıca telafisi mümkün olmamasına rağmen yine Zeynep Güldoğdu hakkında 16. Asliye Hukuk Mahkemesi nde maddi ve manevi tazminat davası ikame edilmiştir. Leyla SABAH Ressam elsabah@ymail.com EŞZAMANLILIK VE YARATICILIK (2) Kendiliğinden gelen Eş-zamanlılık kitabını okuduğum dönemde, eşzamanlılık kendini ispat etmek ister gibi, iki arkadaşımın da bu kitabı okudukları ortaya çıktı! Eşzamanlılığın resimle ilişkisini yavaş yavaş sezer gibiyim. Yaşam okyanusu, her çabalama, karışıklık, zorluk sonunda bizi mutlaka sakin bir limana bırakır. Bizler resimleri en az üç bakış açısı ile yapar ve bakarız: 1- Görüneni yapan ressam ve bu resimde ne var? diye bildiğini arayan izleyici. 2- Hissettiğini soyutlayan ressam ve ne hissediyorum? diyen izleyici. 3- Kendini resmin akışına bırakan sanatçı ve beklentisiz izleyebilen izleyici. Tüm sanatçılar ilham denilen örtülü düzenden ara ara alıntılar yaparlar. Bu okyanusa daldıklarında bilinçsiz, çıktıklarında bilinçli olarak yaptıklarına bakar kendileri de şaşırırlar. Örtülü düzenden etkilenen bir resim, ne dille ifade edilebilinir, ne de zihinle açıklanabilinir. O resme bakmak için emek harcayabilirsek bir müddet sonra tüm bedenimizin titreyen iplerle sarıldığını ve resmin içine çekildiğimizi fark ederiz. Yaşadığımız, nedenini açıklayamadığımız aşklara benzer. Resim biz, biz resim oluruz. O anda çeşitli eşzamanlıklar, rastlantılar, inanılmaz süprizler yaşarız. Eğer bir iki dakika içinde kalpte bir heyacan duyamıyorsak, ya izlenen resim örtük seviyelerden çekilmemiştir ya da bizim alıcılarımız henüz açık değidir! Zihin, sadece gözle gördüğüne takılırsa kişide açılım söz konusu olamaz. Bir örnek daha vermeye çalışalım: Eşzamanlılık kitabını 1. bakış açısıyla bakan kişi, sadece özetler, 2. bakış açısı ile bakan, örnekler, yorumlar, 3. bakış ile bakan kişi ise kitapla ve dolayısı ile bütünle bütünleşir, onu yaşar, ondan yeni bir olgu oluşturabilir. Ayrıca özellikle sözsüz müzikler de bize 3. bakışın özgürlüğünü ve akışı duyumsatırlar. Günümüzde tüketici bakışın sanatta keşif yapacak zamanı yoktur maalesef! O konuda kitaplar okumak, resimlerle iç içe olmak da 3. bakışı oluşturamıyabilir çünkü kişi, bilinçli ya da bilinçsiz kendi şeriati içinde saklanabilir. Biz insanlar yaratıcılıklarımızı ortaya çıkaramıyorsak bunun en büyük engeli kendimize koyduğumuz şartlanmış düşünceler, beklentiler, yargılardır. Kendini büyütemeyen can (resim), başka bir can nasıl büyütür? 3. bakışı en iyi çocuklar ve zihin engelliler (zihni doğal olarak arkaya itmişler) algılar ve bundan dolayı resim yapmaktan çok zevk alırlar. Eşzamanlılık, aynı ve benzer manaya sahip iki veya daha çok nedensiz ilişkisiz olayların zamandaki örtüşmesidir. Yaratıcı işler, tesadüfler ise manalı düzenlemelerdir. Carl Jung Sevgili arkadaşlar sanatın inanılmaz gücünü sağlığımız için ve yaşamın bir hediyesi olarak algılayıp, kullanabiliriz. Yaşamda huzurlu olmak, olaylarda katılımcı olmamız ve bize yüklenen sorumlulukları yerine getirmemizle orantılıdır. Manayı farketmek insana tatlı bir huzur verir. Başkalarının beğenisi bizi hiç ilgilendirmemeli. Bol sanatsal üretim ve renkli günler dilerim. Zeynep Güldoğdu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yardımcı eleman olarak ikame edilmiş ve müvekkil Nilay Özenbay ın hususiyetini yansıtan eserin büyütme aşaması için Zeynep Güldoğdu ya yeterli bedel ödenmiştir. Yapılan iş beğenilmediği için sergilenmemiştir. Bunun üzerine kendisini sanatçı diye tanımlayan birine asla yakışmayacak basitlikte, adeta sokak ağzıyla ve müvekkilimi aşağılayarak kaleme aldığı yazıyı maillerle herkese yaymış ve gazetede yayınlamıştır. Müvekkil Nilay Özenbay a iftira atarak, gerçekleri tümüyle hayal ürünü senaryolar içinde çarpıtarak, kamuoyunu kasten yanıltmaya yönelik anlayışının, dürüstlük ve meslek ahlakı ile bağdaşmayan bir tavır olduğunu kendisine hatırlatmak isteriz. Müvekkile eser üzerinde çalışma yapma ve yaptırmaya, işlenme eser şeklinde 5846 sayılı FSEK gereğince yasanın tanımış olduğu hakları kullanmaya yetkili olduğunu Zeynep Güldoğdu ya gerek ihtarnamelerde gerekse dava dilekçelerinde bildirilmiş olmasına rağmen, muhatabın internet ortamında yazılı saldırıları devam etmektedir. Sonuç olarak; müvekkilim Nilay Özenbay hakkında Zeynep Güldoğdu tarafından gerçek dışı ve hukuka aykırı beyanlar ve isnatlar ile ilgili gerekli her türlü hukuki girişimler başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla bildiririz. Nilay Özenbay Vekili Av. Battal Yörük 5

RÖPORTAJ GELECEĞİN SANATÇILARI GELECEĞİ BEKLEMEDİ Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik - Cam Bölümü öğrencilerinin bir araya gelerek düzenlediği karma sergi, 2-23 Haziran 2012 tarihleri arasında Tolga Eti Sanatevi nde düzenlendi. Yrd. Doç. Nurdan Arslan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölüm Başkanı Sergi son iki ayda öğrencilerimizin galeri ile görüşüp sergi açma isteğiyle oluştu. Bana ilettiler ve bölüm arkadaşlarına duyurdular. Katılmak isteyen tüm öğrencilerimize açık bir sergi oldu. Tüm sınıflarından işlerinden oluşan özgün çalışmalar sergilendi. Herhangi bir konu belirlenmedi. İsteyen öğrencilerimiz katıldı. Buna, özgün çalışmalardan oluşan atölye sergisi diyebiliriz. Seramik ve cam bölümü 1957 yılından beri özgün seramik sanatçısı ve tasarımcısı yetiştiriyor. 1991 yılında cam ana sanat dalının kurulması ile ise, Türkiye de akademik cam eğitimi veren ilk kurum olma özelliğini taşıyor. Öğrencilerimiz özgün sanatçı, tasarımcı ve eğitimci kimlikleri ile kendi atölyelerini oluşturuyor; Türkiye nin önemli kurum ve kuruluşlarında çalışıyor ve çağdaş seramik ve cam sanatının gelişmesinde önemli rol üstleniyor. Rektörlük kanalı ile gerçekleştirdiğimiz eğitim ve altyapı projeleri ile özel kişi ve kuruluşların desteği ile atölye koşullarımız yenilendi, güncellendi. Olanakları zenginleştirilmiş atölye koşullarının eğitim programlarımızla örtüşmesi akademik sanattasarım eğitimine önemli bir ivme kazandırıyor. Fakülte bünyesinde gerçekleştirilen yurt dışı ve yurt içi öğrenci değişim programları, yan dal, çift ana dal, bölümler arası seçmeli atölye dersleri ve disiplinler arası sanat eğitimi ile çağdaş sanat ve tasarım eğitimine katkı sağlanıyor. Huri Aykut Öğrenci Sergiye eser vermek isteyen öğrencilere okul duyuru alanlarında ilanlar verildi. Belirlenen tarihte bir seçici kurul tarafından sergilenecek eserlere karar verildi. Serginin bir teması yoktu. Katılan tüm sanatçı adayları serbest çalıştıkları eserlerini verdiler. Tüm sanatçı adaylarının bireysel çalışmaları sergiye kondu. Ama bir grup arkadaş 2013 yılında ortak üretilecek bir sergiye imza atacaklar. Gül Seray Artut Öğrenci Bugüne kadar yapmış olduğumuz işlerimizi değerlendirerek, el birliğiyle birşeyler yapma fikriyle başladı her şey. Güzel dostlukların bir arada olduğu atölyemizde ve farklı atölyelerdeki arkadaşlarımızla başarılı bir şekilde ortaya çıkardığımız işlerimizi sunmaya karar verdik ve hocalarımıza danıştık. Bizi Tolge Eti Sanat Evi gibi güzel bir galeriyle buluşturan, Prof. Dr. Ateş Arcasoy un önerisidir. Kendisi bizlere bu galerinin sanatçılara verdiği desteği ve seramik üzerine yapmış olduklarından bahsetti ve iletişim kurmamız için yardımcı oldu. Bölüm Başkanımız Yrd. Doç. Nurdan Arslan Yılmaz ın da desteğiyle, güçlü bir koordinasyon sonucu sergimizi 2 Haziran 2012 günü kutlama kokteyliyle açtık. Emek harcayan tüm arkadaşlarım ve destek olan hocalarım sayesinde bu başarıya imza attık. Seramik ve cam ateşle canlanan el ele tutuşmuş aşıklar gibidir. Sergideki her eserde olmasa bile, bazı eserlerde bir arada kullanılan teknikler mevcuttu. Biz grup olarak ikinci karma sergimizi açmış bulunuyoruz. Nisan ayında Halis Kurtça Kültür Merkezi nde 13 kişilik bir grup olarak Tekkil karma seramik sergisini açmıştık. Bu güzel dostluk bağıyla bir araya gelen grubumuzla yepyeni sergi hedeflerimiz ve heyecanlarımız var. Umarız bunları da başarıyla hayata geçireceğiz. Ayça Özağaç Öğrenci Konular serbestti. Bazen siyasi bir görüş ifade edildi, bazen unutulmuş kahramanlar hatırlandı; kadın, tanrılar, evlilik, cinsellik, zıtlık, doğa, yaşamın daha yavaşlaması ve anlamlı olması, aşk, sevgi, yaşanmayan çocukluk, aile, yani insana dair her şey konumuz oldu. Sergideki işler, yıl içinde derslerimizde hocalarımız ile birlikte enerjimizi koyarak, danışarak ve görüş alışverişiyle gerçekleşmiş, ancak yine de son sözü öğrencinin söylediği işlerdi. Seramik ve cam bölümü olarak birikimimizi artırıp, kavramsal işler yapıp, önce Türkiye, ardından dünyada tanınan, ifadesi güçlü sanatçılar olarak yetişmek istiyoruz. Henüz fiyatlar ve piyasa kaygısından uzak, aydın, ilerici, insani kaygıları yüreğinde hisseden üniversite öğrencileriyiz. Biz iyi ve özgün olduktan sonra, işlerimiz de piyasada yerini alacaktır diye düşünüyorum. Emre Anılmış Öğrenci Serginin amacı, bir konsept belirlemeksizin bir araya gelmek ve bu birlik sonucunda ortaya çıkanları paylaşmaktı. Yaptığımız işler ne kadar bireysel de olsa, atölye ortamında yapıldığı için ister istemez bir grup çalışması olarak nitelendirilebilir. Seramik ve cam, bir bölüm çatısı altında birleşse de ana sanat dalları farklı olduğundan birbirinden ayrılıyor. Şahsen seramiğe yönlendiğimden, cam ile birlikte bir çalışmam yok. Ama olmayacak anlamına da gelmez. Bana göre Türkiye de sanata değer verenler, sanatın içinde olanlardan geliyor. Herkesin ilgisini çekmek pek kolay olmuyor. Bunun için ün yapmış ya da sansasyona uğramış insanlar kullanılıyor. Sanata değer verme konusunda belediyelere çok iş düşüyor. Tabii ki devlete de... Ebeveynlerden çocuklarını sergilere, müzelere en az oyun parklarına götürdükleri kadar götürmelerini rica ediyorum. Çocuklarının ufkunu açmak, sadece onların değil, hepimizin yararına olacaktır. Azime Özgen Öğrenci İlk sergimiz olan Tekkil Karma Seramik Sergisi ni 19-26 Nisan tarihleri arasında belediyeye ait Halis Kurtça Kültür Merkezi nde gerçekleştirmiştik. Aynı gruptan arkadaşlara başkalarının da eklenmesiyle ikinci sergimizi profesyonel bir sanat galerisi olan Tolga Eti Sanat Evi nde gerçekleştirdik. Tekkil grubu olarak, ortak kararla bir tema belirleyerek, bir yıl içinde yeni bir sergi düzenlemeyi düşünüyoruz. Osmanlı nın son döneminde başlayan Batılılaşma hareketi Cumhuriyetimizin tarihiyle birlikte ivme kazandı. Tabii ki ekonomik ve sosyal anlamda, görece gelişmiş bir toplumun yapısını örnek almak akıllıcaydı. Ama Batılı anlamda sanatçı yetiştirme politikaları muhtemelen iyi niyetli olsa da pek başarılı olamadı. Ortaya dünyada kabul görmeyen kopya eserler ortaya çıktı. Şahsen Türk sanatının dünyada önemli bir yere gelebilmesi için geleneksel sanatlarımıza çok önem verilmesi ve onları evrimleştirecek özgün sanatçılar yetiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zaten önümüzde bu yolu izleyerek büyük başarılar sergilemiş olan Çinli, Hintli ve İranlı sanatçılar da var. Kendi sanatımı geliştirmek için de geçen yıl Geleneksel Türk Sanatları Bölümü nde yan dal programına başladım. 6

RÖPORAJ MADDE HALDEN HALE GİRİNCE Armaggan Art & Design Gallery de 25 Ağustos 2012 tarihine kadar sürecek Maddenin Halleri sergisi, sanatın tasarımla iç içe girdiği yaratıcı çalışmaları içeriyor. Sergiyle ilgili detaylı bilgileri, Küratör Şanel Şan dan aldık. Küratör Şanel Şan Maddenin Halleri sergisi fikri nasıl gelişti, nasıl şekillendi? Serginin çıkış noktası, tarihi yarımadanın üzerinde barındırdığı ipek, keçe, altın, gümüş, taştan mermerler gibi farklı malzemelerden alınan ilhamdır. İnsanlığın teknoloji ve kültür alanındaki gelişimi devam ettikçe, malzeme çeşitliliği artarak yeni düşüncelerin ifade aracı oldu. Ahşap, metal, cam, mermer derken bugün polyester, plastik, corian, fiber-glas, akrilik gibi pek çok malzeme sanat yapıtlarına ve tasarım ürünlerine can veriyor. Tüm bu değişimleri düşünerek farklı malzemelerin bir arada olduğu bir sergi yaratmaya kararıyla yola çıktım. Sergide yer alan sanatçılar ve tasarımcılar nasıl belirlendi ve bir araya geldi? Sergide yer alan tüm sanatçı ve tasarımcılar, kendi malzemelerini seçmiş ve artık onlarla anılmaya başlamış kişiler arasından seçildi. Sergimizde birlikte çalışıp ortak eser üreten gruplar içinde daha önce seçtiğimiz malzemeyi hiç kullanmayan isimler de vardı. Ama onlara eşlik eden ve malzemeyi tanıyan partnerleri ile birlikte yeni bir yolculuğa çıktılar, yeni deneyimler edindiler. Daha önce hiç kaynak makinesi tutmamış, kaynak yapmamış sanatçılar, tasarımcılarla atölyeye girerek kaynak yaptılar, seramik fırınladılar, cam ile tanıştılar. Genel olarak, sanatçılarımız malzeme temasını nasıl değerlendirdiler? Dikkat çeken çalışmaların özellikleri neler? Her grup öncelikle seçilen malzeme üzerine kendi içlerinde tartıştı. Kendi üslup ve stillerine nasıl empoze edebileceklerini, sonrasında her iki yaratıcı tarafından nasıl süzülerek ortak bir esere dönüşeceğini yorumlayıp, planlamalarını yaptılar. Tüm bu süreçlerin ardından ortak eserler ortaya çıktı. Biz ortaya çıkan eserlere müdahalede bulunmadık. Kimi sanatçılarımız bir endüstri ürünü kimileri ise yerleştirme yaptı. Herkes serbestti. Ressam Meltem Sırtıkara ve Moda Tasarımcısı Ayşe Deniz Yeğin birlikte hem bir enstalasyon hem de bir koltuk tasarladı. Tasarımcı Aykut Erol, Ressam Yiğit Yazıcı için yeni bir sergileme sistemi yarattı. Tasarımcı Ali Bakova ve Ressam Neşe Çoğal ın kız ve erkek bebekler için yaptıklatığı, benim verdiğim isimle Rüya Yorganları ise gerçekten çok ince bir zeka ürünü. Her bir eserin üzerindeki emek ve düşünsel süreci düşünürseniz kırk dört sanatçı ve tasarımcının yaptıklarını daha derinden hissedebilirsiniz. Gelecek projeleriniz hakkında bilgi verirmisiniz? Armaggan Art&Design Gallery olarak gelecek takvimimizde de yine işbirliklerine ve atölye çalışmalarına dayalı sergilere imza atacağız. Biz bir galeri olmaktan ziyade bir proje alanı gibi davranmayı amaç edinerek yola çıktık ve bu yolda hızla ilerliyoruz. Henüz ikinci sergimizi açtık ama aldığımız tepkiler oldukça olumlu. Kasım ayında Turkish Cultural Foundation ile birlikte SOFA Chicago Functional Art fuarına katılacağız. Bunun için çalışmalara başladık. Ekim ayı için ise, yine kalabalık bir ekiple düzenlenecek özel bir sergi hazırlığındayız. Sanatın her alanından kişilere ve tasarımcılara kapımız açık, tek ortak paydamız üretmeye doyamayışımız. 7

RÖPORTAJ SANATÇI NE YAPMADIĞINI BİLMELİDİR Sanatında özgün ve bağımsız olduğunu vurgulayan Demirhan Korkmaz, sanatçının piyasa koşulları karşısında kişiliğini ve prensiplerini koruması gerektiğini belirtiyor. Kendinizden bahseder misiniz? Akademik kariyerin dışında otodidakt bir gelişime saygı duyduğumu belirtirim. Sanatçı kendini deneyimleri ile geliştirirken, günümüzün sanat piyasasındaki endüstrileşmesinden veya sanatın meta olarak kullanılmasından kendini korumalıdır. Araştırma yaparken bunların içinde kaybolmamalıdır. İlk ve orta okul yıllarındaki resim çalışmalarımla beraber, taşrada büyümenin bana katmış olduğu artı ve eksileri 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi ne girdikten sonra birebir algılamış oldum. Değişik teknik ve malzemeleri yıllar içinde deneyimledim. 2011 de Şefik Bursalı Resim Yarışması nda eserim sergilendi. 2006 yılında ise Fransız Kültür Merkezi Yaz Karma Sergisi ne üç büyük resim ile katıldım. 2012 de Beyaz Art Online Yaz Müzayedesi ne resimlerimle dahil olacağım. Aynı zamanda kişisel sergim için resim çalışmalarıma atölyemde devam ediyorum. Piyasaya yönelik genel görüşleriniz nelerdir? Yıllarca uzak durduğum sanat piyasasını, şimdilerde sorguladığımda pişman olmadığımı aynı zamanda kendi sanatsal gelişimime herhangi bir baskı, yaftalama ve iki yüzlülük katmadığımı düşünüyorum. Bundan dolayı sanatsal üretimden farklı olmadığını düşündüğüm mutfak dünyasına eğitimli bir şef-aşçı olarak dahil olmayı seçtim. Doğru renklerin, doğru lezzet verdiğini resimlerimden de bildiğim için tabak prezentasyonunun bitmiş bir sanat eseri olduğuna inanıyorum. Sanatçının piyasa ile olan ilişkisinin derecesini sanatçının kendi kişiliği belirlerken, şahsi üretimimin belirli bir olgunluğa ulaştığını, artık bunu paylaşmam gerektiğini düşünüyorum. Ne gibi teknikler kullanıyor, kendinizi nasıl geliştiriyorsunuz? En başta malzeme ile sanatçı barışık olmalı. Resimlerimde, malzemenin ruhsal ve bedensel aktarımının doğrudan yüzeye geçtiğini düşünüyorum. Yağlı pastel ve akrilik vazgeçmediğim malzemeler. İmkanlar el vermeyince diş macunu ve ayakkabı boyasını dahi resim malzemesi olarak kullandığım olmuştu. Ben doğal yetenek olarak nitelendirdiğim sanatsal kişiliğin, üniversite öncesinde başlayan sanat eğitimi ile pekiştirilebileceğine inanıyorum. Üstesinden geldiğim şahsi imkansızlıklarımın bende daha güçlü bir temel oluşturduğunu, gerek üretim, gerekse kişilik olarak çok şey kattığını düşünüyorum. Kişilik, malzeme ve teknik birbirini hem ittiren hem de geliştiren unsurlardır. Sanatçı, kullandığı malzeme, teknik ve sanatçının ruhu, kişiliği, üretirken duyduğu heyecan ve dinamiğe rağmen, yaptığı resmin nerede bittiğini çok iyi belirlemeli, aksi takdirde bir resmin asla bitmeyeceğini bilmelidir. Özetlemek gerekirse, sanatçı ne yapmadığını bilmelidir. 8

Atölye Gazetesi nin armağanıdır. Sanatçı: Nedret Sekban Mücadele Sürüyor La Lutta Continua

RÖPORTAJ RESİM BENİM ÇİLEMSE, KABUL EDİYORUM Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü de öğretim görevlisi Prof. Nedret Sekban, resmin bir meslek seçiminden ziyade bir yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Sanatın ömür boyu süren bir macera olduğunu belirten Sekban, üniversite yıllarındaki hocası Neşet Günal ın öğrencilerine yönelttiği bir soruyu da hatırlatıyor: Dostum, siz ressamlığın macerasını yaşamak istiyor musunuz?. Profesyonel geçmişiniz hakkında bilgi verir misiniz? Resim yapmaya çocukluk dönemimde her gördüğümü çizerek başladım. Büyüyünce, sınavla Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü ne girdim. O dönemde eğitim 5 yıl sürüyordu ve lisans üstü eğitim de almış olarak mezun oluyorduk. Akademi, ilk başladığım dönemde gerek lokasyonu gerekse sunduğu eğitimde tek okuldu. Halen birçok açıdan tek olma özelliğini korumakta. Bizler bu okula girdiğimizde resim yapmak, resim yaparak aç kalmak, resim macerasına atılmak hevesiyle geldik. Diğer taraftan, bu özgürlük onları büyük bir şemsiye altında bir araya gelmekten alıkoyuyor. Bu durum gençleri hem yalnızlığa hem de geçici, kolay, çabuk tüketilen ilişkilere sürüklüyor. İdeolojiler katı kurallar içermemeli ancak sorumluluk sahibi, akıllı ve empati kuran bireyleri de bir araya getirebilmeli. Akademideki eğitimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bizim eğitimimiz sözlü geleneğe, pratiğe dayalıdır. Nadiren öğrenciye teorik ders veririz. Resim analizi ise usta-çırak ilişkisi kapsamında, bizim de hocalarımızdan öğrendiklerimizi aktarmamızla gerçekleşir. Sizin hocanız bir resmi nasıl eleştiriyorsa, siz de öyle eleştirirsiniz. Ama bu statik değil, dinamik bir eğitimdir. Çünkü aktarılan bilgi özünde aynı kalsa da, aktaran her nesil bu bilgiye kendisinden ve çağından bir şeyler katar. Bu bilgi geçmişi, bugünü, geleceği içinde taşır ve her kuşak tarafından yeniden icat edilir. Bu geleneksel eğitimin, yeni bir şey üretilmediği yönünde eleştirildiği de olur. Ama bu eşyanın dahi doğasına aykırıdır çünkü her şey değişir. Sanatın hayatınızdaki yerini ve anlamını tanımlayabilir misiniz? Tanımlayamam. Hayatımın hiçbir evresi resimsiz geçmedi. Bu yüzden resmin hayatımdaki yerini de kestiremiyorum. Trabzonluyum. Mutlaka büyüdüğüm çevrede görüp etkilendiğim şeyler olmuştur ama kimse beni resme yönlendirmedi. Buna rağmen elimde bir kağıt ve boya olduğu sürece sürekli çizerdim. Çocukluğum ve gençliğim hep resim yaparak geçti. Bu sırada tabii ki futbol oynamak ve denize girmek gibi şeyleri daha az yapmış oldum. Neşet Bey bize şunu sorardı: Dostum, siz ressamlığın macerasını yaşamak istiyor musunuz?. Ne demek istediğini uzun zaman sonra anladık. Resim ömür boyu süren bir macera. Hoca olmak ise maceramızı sürdürürken, bu maceraya atılan genç insanlarla da bir arada olmamızı sağlıyor. Sanatçı bir kişiliği nasıl betimlersiniz? Biz aslında sıradan insanlar gibi işini yapan kişileriz. Her yer bizim atölyemiz. Her an resmi düşünüyoruz. Bu işten emekli olmak da mümkün değil. Yaşadığımız sürece resim içimizdedir. Motivasyonu hayatın içinden yakalıyoruz ve bizi provoke eden şeyleri çizmek için can atıyoruz. Diğer taraftan, her ne kadar kendimizi sıradan insanlar olarak nitelendirsek de biraz da ayrı dururuz. Bu da bize biraz tepeden bakma keyfi verir. Çünkü bizler yeni dünyalar oluşturuyoruz. Sanatın entelektüel yanı bizi besliyor ve heveslendiriyor. Balthus der ki: Ressam imgeleri karşıya geçiren alçakgönüllü bir kayıkçıdır. Yolculuk ettiğiniz yere varmak bir son, sürekli yolda olmak ise sonsuzluktur. Bu açıdan bakıldığında sanatçı da göçebe ruhludur. Tuvalin karşısında sürekli bir yolculuktadır. Bu benim çilemse, kabul ediyorum. Her durumda resimle hep yolda olacağım. Benim dönemimde ilk sene desen çizilir, ardından atölye seçilirdi. Ben profesyonel macerama Neşet Günal ın atölyesinde başladım. Mezun olduktan sonra, Neşet Bey in de önerisiyle sınava girerek yine kendisinin atölyesine asistan oldum. Neşet Bey sanatçı sorumluluğu taşıyan, sanatı topluma ait olarak kabul eden, kendi coğrafyası ve geleneğinden beslenen bir sanatçıydı. Ayrıca, o dönemin genç insanları sol eğilimliydi. Biz de gençliğimizde, o akımın içindeki en uygun hocayı seçmiştik. Onun öğrencisi olmak bizi daha fazla heyecanlandırıyordu. Ocak 1979 da asistan olarak atandıktan sonra, öğrenciliğimde hocam olan kişilerle birlikte çalışmaya başladım. Bunların içinde Neşe Erdok, Mehmet Güleryüz ve Asım İşler vardı. Bugün ise iki genç asistan ve bir yardımcı doçent arkadaşımızla birlikte aynı atölyede maceraya devam ediyoruz. O dönemde gençlerin renkleri, duruşları varmış. Bu duruş günümüz gençlerinde de var mı? Ben hocaları olarak öğrencilerle hem iç içe hem de dışlarındayım. Sadece uzaktan gözlemlediklerimi aktarabilirim. Bizim dönemimizdeki heyecanı bugün çok az sayıda gençte görüyorum. Eskiden on öğrenciden beşi kendi serüvenini yaşamak için heyecan duyarken, bugün en fazla ikisi bu hevese sahip. Bizim öğrenciliğimizde hem tutku boyutunda bir hevesimiz vardı hem de döneme bazı ideolojiler hakimdi. Bu ideolojiler sorumluluk taşımanızı ve benimsenmenizi sağlardı. Eğer uçmak istiyorsanız, eğer birlikte uçmak istiyorsanız, kanatları sizinkilere benzeyenlerle bir arada olmak durumundasınız. Bunun dışında kaldığınızda ise, genç bir birey olarak çok ciddiye alınmazdınız. Şimdi en azından gençlerin seçenekleri var. İnsanlar istedikleri biçimde yaşama şanslarına sahipler ve seçimlerini özgürce yapabiliyorlar. 11

RÖPORTAJ Tarzınız hakkında neler söyleyebilirsiniz? Panofsky sanat eserinde anlamı üçe ayırır: Gördüğümüzü anladığımız doğal anlam, sembolleri okuduğumuz anlaşmalı anlam ve eserin üretildiği dönemin ideolojisi, sanatçısının ilişkileri ve benzeri ile yorumlanan asıl anlam. Ben resimlerimdeki tavrı doğal anlam üzerinden sürdürüyor ve genellikle doğal simgeler üzerinden ilerliyorum. Anlaşmalı ve asıl anlamları okuyan yeterli sayıda izleyici var mı? Çok fazla insan yok. Hatta aynı işi yaptığımız insanların da çok anlayabildiğini düşünmüyorum. Bunun gelişmesi için eğitimin ve sanatın insanlarla arz edildiği kamusal alanların artması gerekiyor. Gelecekte bu konuda ilerleme kaydedileceğine inanıyorum. Çok bakmak gerektiği kadar çok bilgi edinmek de gerekiyor. Bu bilgi birikimi sanatçılar için de gerekli. Sanat tarihini bilmediğiniz ve bugünkü bakış biçimlerini analiz edemediğiniz sürece olduğunuz noktada sayarsınız. Yetenek ve kurnazlık sizi ancak belli bir noktaya kadar yükseltir. Sanat kurumundaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanat kurumunda sanatçıyla, yani üreticiyle meseni arasında bir ironi vardır. Biz isteriz ki insanlar resmimizi alsın ama biz de onları eleştirebilelim. Çünkü işimiz karşı olmayı gerektiriyor. Bu ironi hep vardı ve var olacak. Türkiye nin sanat kurumundaki olumlu bir gelişme ise birçok büyük firmanın sanatı markalarını cilalama, prestij amacıyla kullanmaya başlamış olması. Sanatçılar olarak istesek de istemesek de, birçok şeye muhalif olsak da bu dinamiklerin içinde olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Bu kurumun içindeki sanat piyasası, diğer bir deyişle pazar alanı ise son yirmi yılda oldukça yok kat etti. Ancak piyasa içinde hızlı kar ve çıkar amaçları taşıyan manipülasyonlar yapılabiliyor. Oysa içselleştirmeden, gerekli samimiyetleri kurmadan bu işlemler sadece alış-veriş olarak kalacaktır. İnanıyorum ki gelecek kuşaklarda sanat piyasası gerekli arka boyutlarıyla desteklenerek gelişecektir. 12

DUYURULAR HİZMET / TEDARİK EĞİTİM / WORKSHOP ERC Stüdyo Ürün Fotoğraf Çekimi Taksim - Kadıköy - Bakırköy www.ercajans.com ercdaq@gmail.com Tel: 0212 243 64 20-0216 336 21 69 KİRALIK SANATÇI ATÖLYELERİ VE FOTOĞRAF STÜDYOLARI Taksim - Kadıköy - Bakırköy 0535 231 19 23 0555 220 16 62 Coşar Kulaksız Difo Lab Fotoğraf & Dijital & Ötesi Nato Cad. Çobanyıldızı Sk. No: 1 Seyrantepe / İstanbul Tel: 0212 279 47 47 Güven Sanat Sanatsal Malzeme/Hobi Caferağa Mah. Mühürdar Sk. No: 45/A Kadıköy / İstanbul Tel: 0216 449 44 26 Mehmet Yaman Kardeşler Matbaacılık Matbaacı Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok Zemin Kat No: ZB15 Topkapı / İstanbul Tel: 0212 544 18 25 ERC Ajans Sanatsal Katalog / Broşür / Davetiye / Afiş / Tasarım / Tanıtım Taksim - Kadıköy - Bakırköy www.ercajans.com ercdaq@gmail.com Tel: 0212 243 64 20-0216 336 21 69 Erçin Birce Karagöz Çevirmen (İngilizce, Fransızca, İspanyolca) E-mail: karagozbirce@gmail.com Ayşe Yeşilırmak Gökçen Consulting Marka Patent Danışmanı Tel: 0212 234 90 09 E-mail: ayse@gokcen.com.tr PERA MÜZESİ EĞITIM ETKINLIKLERI Pera Eğitim in 11 27 Temmuz 2012 tarihlerinde Yaz Dönemi Eğitim Etkinlikleri kapsamında 7-14 yaş grupları için hazırlanan Pera Müzesi nde Yaz Dönemi Eğitim Etkinlikleri programında çocuklar, Pera Müzesi nde devam eden sergileri izlemenin yanı sıra eğlenceli atölyelere katılacaklar ve bir yandan da Pera Müzesi nin tarihi mimarisini tanıyarak alanında kendi tasarımlarını oluşturma fırsatı da bulacaklar. HAYALİMDEKİ ÇİNİLER Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyon sergisini eğitmen eşliğinde gezen çocuklar atölyede aydınger kağıdında eskizler oluşturacak, asetat kalemi ve cam boyası kullanarak, asetat ve fayansın üzerine özgün çinilerini tasarlayacaklar. Tarih: 12-16 - 29 Temmuz Saat: 15:00-17:00 BİR BİNA TASARLIYORUM Çocuklar Pera Müzesi nin mimari tarihi üzerine yapılacak bir çalışmanın ardından müze binasını ve çevredeki seçilmiş tarihi binaları inceleyerek eskizler yapacaklar. Atölye çalışmasında ise, geleceğin binasını tasarlayacaklar. Dileyenler müzeyi bilgisayardan üç boyutlu olarak da yeniden inceleyebilecekler. Tarih: 13-20 - 27 Temmuz Saat: 15:00-17:00 BÜYÜK BOY PORTREM Bu programda çocuklar, Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar sergisinde yer alan Antoine de Favray ın Vergennes Kontu ve Kontesi nin Türk giysileri içinde portreleri ile Goya: Zamanının Tanığı sergisinde yer alan IV. Carlos ve Maria Luisa nın büyük boy portrelerini inceleyerek karşılaştırma yapacaklar. Turun ardındanatölyede izledikleri figüratif çalışmalardan yola çıkarak kendi büyük boy portrelerini oluşturacaklar. Tarih: 11-18 - 25 Temmuz Saat: 15:00-17:00 İSTANBUL MODA AKADEMİSİ MODA FOTOĞRAFÇILIĞI EĞİTİMİ Program stüdyo ve moda fotoğrafçılığını; temel fotoğraf eğitiminden başlayarak, teorik eğitimin yanı sıra uygulamalı atölye çalışmaları, stüdyo ve dış mekan moda çekimleri ve kültürel projeler ile incelemektedir. Eğitim, moda fotoğrafçılığı sektörüne giriş yapmak isteyen veya sektörde deneyimi olan ancak stüdyo fotoğrafçılığını öğrenerek moda fotoğrafçılığında uzmanlaşmak isteyen kişilere yöneliktir. Konsept oluşturma ve styling uygulamaları ile profesyonel çekimler gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Eğitim süresi: 4 ay (75 saat) Eğitim gün ve saatleri: Pazartesi - Perşembe, 19.00 21.30 Başlama tarihi: 15 Ekim 2012 Katılım ücreti: 2.900 TL (4 taksit imkanıyla) PROGRAM İÇERİĞİ Temel fotoğraf ilkeleri: Makine formatları, ışık ölçümü, çekim teknikleri ve fotoğrafa kompozisyon oluşturma. Fotoğrafçılık tarihi: Fotoğrafçılık tarihi, moda fotoğrafçılığı tarihi, çağdaş sanat ve güncel trendler. Stüdyo ve dış mekan fotoğrafçılığı: Stüdyo ekipmanları, stüdyoda ışık ölçümü, stüdyo portre çekimleri, dış mekan çekim teknikleri ve fotoğraf dosya formatları oluşturma. Photoshop ile rötuş teknikleri: Photoshop programında rötuş teknikleri ve fotoğraflar üzerine rötuş uygulamaları. Moda fotoğrafında konsept ve styling : Moda fotoğrafında konsept oluşturma, hikaye panoları hazırlama ve styling uygulamaları. Programda teorik eğitimin yanı sıra derslerde yapılacak olan uygulamalar, eğitim süresince sektörden profesyonellerin derslere konuşmacı olarak katılımları ve eğitim sonunda gerçekleştirilecek olan grup projesi aracılığıyla, endüstri ile bir araya gelme ve moda sektörünün gerçek dinamikleri ile karşılaşma imkanı sağlanmaktadır. 13

YORUM Belkıs SORAN Sanat Tarihi ve Sanatla Gelişim Uzmanı belkis_soran@yahoo.com YAŞAMDAN SANAT ESERİ İNŞA ETMEK (2) KURTULUŞ Batılı bilim adamları ve bilirkişiler, dünyayı giderek hızlanan çöküşünden kurtarma telaşındalar. Sanatın buna ne kadar yardımcı olabileceği sorusu da gündeme gelmekte. Geçen sayıdaki yazımda, Bugün sanat eserlerini ortaya koyan sanatçılar ve bu eserleri müze, galeri, konser, yazın veya röprodüksiyonlardan takip eden milyonlarca kişi acaba, sanatın katkısı ile yaşamlarında olumlu aşamalar kaydedebilmiş, mutluluğa yaklaşabilmişler midir? sorusunu sormuştum. Çok önemli olan bu konuyu düşünüp kendi cevaplarımızı oluşturabildik mi acaba? Ne yazık ki yanıt genelde hayır olmaktadır. Çünkü sanatın yaşamımıza olumlu etkileri olabilseydi, insanlığın bu kadar maddeci, egoist, zavallı bir konuma düşmesine engel olmada büyük katkı sağlanabilirdi. Bunun çeşitli nedenleri olmakla birlikte, en başta Batı sanat anlayışının, Rönesans tan bu yana yayılmış olan ayırımcı etkisi gelmektedir. İlk önce genel olarak Sanat nedir? sorusunu ele alacak olursak, bir akımının oluşması için ilk başta, o devrin bakış açısının, felsefesinin, yaşam değerlerinin yerine oturması gerektiğini görürüz. Bunu da devrin sanatı takip eder. Bildiğimiz gibi, yapıtın sanat olabilmesi için de her şeyden önce, yaratıcılığın var olması gerekmektedir. Sanat olayının alt yapısında ise bütünlük, denge, düzen, uyum zorunluluğu yer almaktadır. Tam da burada durup düşünelim: Bütünlük deyimi neyi kapsamaktadır? Bu, bir eserin sadece kendi içindeki, konu ve tekniğinden kaynaklanan bütünlüğü müdür? Eğer öyle ise Batı, Rönesans tan bu yana eserlerdeki bütünlüğü en mükemmel biçimde gerçekleştirmiştir. Konuların içeriği, dış ile ilgili olup, içinde bulunduğu devrin anlayışı, sanatçının kişisel deneyimleri, aklın ve duyguların yansıtılışı ile yoğrulur; olaylar bize en çarpıcı ve en mükemmel biçimde yansıtılır. Sanatı sanat yapan alt yapı ilahidir. Sanat, Tanrı nın yarattıklarını bize açıklamaya çalışan bir vasıtadır. Yapıtlar ne kadar soyut veya sembolik olurlarsa, bu yüceliği idrak etmek de o kadar kolaylaşır. Bu nedenledir ki, modern bilim ve modern mistisizm el ele verip bu bütünselliği yaşamış olan kadim medeniyetlere ve Doğu anlayışına odaklanmaktadırlar (hatırlarsak yirminci yüzyıl başında çok kısa bir süre, Batı da Doğu dan yardım almaya çalışmıştır). Bunca yıldır ihmal edilen Doğu anlayışı ile, asıl bütünselliği idrak ve bunu yaşamımıza geçirebilmek bizim tek kurtuluşumuzdur. Unutmayalım ki insan, evrende var olmayan, Yaratıcı nın var etmediği hiçbir şeyi anlatmaya muktedir değildir. Batı bunu unutup böbürlenmiştir. Doğu ise yaşamın her bölümünü inançlarını, doğadaki mucizeleri, güzellik anlayışını (ilahi denge, uyum, bütünlük ) ve yaratıcılık anlayışını, sanatla birleştirmeyi yeğlemiştir. Bu nedenledir ki bir araştırmada şöyle denmektedir: Doğu da sanat yaşanır, Batı da sanata bakılır. Evet, kurtuluş için yaşamımızı sanatın olmazsa olmaz kıldığı denge anlayışına, bütünün evrensel kurallarına göre inşa etmemiz, bunları içselleştirmemiz gerekmektedir. İşte o zaman yaşama sanatını oluşturabiliriz. Kişisel gelişimimizde, aile düzeninde, giyimde, ev tanziminde, işte, ofiste, sokakta, dükkanda Bu günlerde bilim adamlarının ve modern mistiklerin birleştikleri nokta işte tam da bunu içeriyor: İlahi olanla dünyevi olanın dengesi. (Gregg Braden, F. Allan Wolf, J.M. Hobson, M. Ledwith, C. Paglia, Ali Şeriati, Sönmez Soran, Osho, Hz. İnayet Han, East & West in Art & Philosophycal Life ve Evolution of Consciousness gibi yazar ve metinlerden derlenmiştir) Teknikte de en mükemmel uyum ve dengeye ulaşılmıştır. Ayrıca bütün bunlar Yaratıcılık ile de yepyeni tarzlar oluşturmuştur. Fakat sanat hakkındaki bu bilgi yeterli olmamaktadır. O halde eksik olan nedir? Eksikliğin nedeni Batı nın asıl bütüne değil de, parçaların uyumuna odaklanmış olmasında yatmaktadır. Bugünlerde, Batı daki bilirkişiler, işte bu önemli bakış açısı ile karşımıza çıkmaktalar: Bütünlük ve ayrım. Araştırmaların sonucu olarak da, dünyanın bugünkü düşüşünü Batı nın ayırımcılığına bağlamaktalar. Soyut / somut ayırımı, madde / ruh ayırımı, insan / doğa ayırımı gibi Eksik olanın üstünde durulduğunda, işte bu günün bütünlük anlayışının yüzeyselliği anlatılmaktadır. Halbuki altta yatan asıl bütünlük, ruh + doğa + yaratılış + bilimin birleşimi ile elde edilen bütünlüktür. Yaşamımızı sanat eseri gibi inşa etme çabasına girersek, bu bütünü içermemiz, altta yatan bu yüce sistem ile özdeşleşmemiz gerekmektedir. Bu açıdan bakılınca, bugün izlenen eserlerin etkisinin yüzeysel ve kısa nefesli olduğu apaçık görülmektedir. Bir, iki saatlik rahatlama, coşku veya hayranlığın ötesine geçilememektedir. Biz de, ne yazık ki, bu anlayışı benimseyerek, son yüz yılda sanatın dış yapısı ile ilgilenmeyi yeğlemişiz. Batılı bir sosyolog şöyle demekte: Biz görerek biliriz. Görüp algılama ilişkileri kültürümüzün derinlerinde vardır. Batılı olarak doğada yürürken görürüz, tanımlarız, adını koyarız. Çünkü doğanın bütünselliğini kavramakta ne yazık ki yetersiz kalırız. Bir diğer Batılı araştırmacı da şöyle bir saptamada bulunuyor: Genelde Batıya toptan bakıldığında sanatın anlamı insanlığın ve kültürünün aynası olmaktadır. İlahiliğe yer vermez. Dünyevi olanla ilgilidir. Bugün araştırmacılar, tekrar toparlanıp bir bütün olabilme çabası içinde çare olarak, kadim medeniyetlerdeki bütünselliğin getirdiği uyum ile gelen büyük ilerlemeleri, gelişmeleri incelemekteler. Araştırmacıların yorumlarında, kadim medeniyetlerin (Mısır, Çin, Sümer, vb.) kültürlerindeki amacın, fiziksel dünya ile bunun ardında olan aşkın güçlerin uyumunu sağlamak olduğu anlatılmaktadır. Büyük felsefeci Fritjof Capra da, Kadimlerin zamanından beri bilimin amacı bilgelik, doğal düzeni anlamak ve onunla uyum içinde yaşamak olmuştur diye yazar. Ayrıca, Bütün bunlar 16. yüzyıl ortasında kökten değişti! haykırışı içindedirler. Tam da bu sırada sanatta ve yaşamda Doğu-Batı anlayışı farkı açıkça karşımıza çıkar. Ne yönde gideceğimiz artık bize bağlıdır. 14

SANAT KADEHI TÜRKİYE DE SANAT PİYASASI Atölye Gazetesi tarafından düzenlenen Sanat Kadehi yuvarlak masa toplantısı, Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği nin (UPSD) Şişli deki merkezinde gerçekleştirildi. Toplantıya katılan sanatçılar Türkiye deki plastik sanatlar piyasası hakkındaki yorumlarını özgürce ifade etti. SANAT KADEHİ TOPLANTISI KATILIMCILARI Safiye Mine Erbudak Ankara Gazi Üniversitesi mezunu Erbudak, UPSD genel sekreterliği görevini yürütmekte ve 15 yıldır sanatla uğraşmaktadır. Zeynep Gündoğdu Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Mezunu olan Gündoğdu, son on beş yıldır atölye çalışmalarında bulunmakta, 2005 yılından bu yana ise heykel çalışmalarıyla sergiler açmaktadır. Hülya Küpçüoğlu Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu Küpçüoğlu, UPSD Yönetim Kurulu nda görevlidir. 1993 yılından bu yana sergiler açan Küpçüoğlu nun gerçekleştirdiği sanat konulu röportajlar ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmaktadır. Yusuf Ulufer 1993 yılından bu yana medya sektörüne tasarım hizmetleri sunan Ulufer, freelance olarak çeşitli televizyon kanallarına, web sitelerine ve reklam sektörüne yönelik çalışmalar üretmektedir. Ercan Dağ Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu Ercan Dağ, gerek açtığı sergilerle resim çalışmalarına devam etmekte, gerekse açtığı kurslarda güzel sanatlara hazırlık ve hobi dersleri vermekte, workshop lar düzenlemektedir. Menderes Öngenç Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel El Sanatları Bölümü öğrencisidir. Video-Art ın Sanat Piyasasındaki Yeri Küpçüoğlu: Video-art 90 lı yıllarda çok popüler bir malzeme haline geldi. Bugün ise, video-art ın çok sayıda izleyicisi olduğunu gözlemliyorum. Sanatçılar da farklı malzemeler kullanmak konusunda daha az çekingenler. Farklı ifade biçimlerine gönül veren genç sanatçılarımız var. Diğer taraftan, müzayedelerdeki hareketlilikler ve medyada takip ettiğimiz, rekor satış fiyatlarıyla ilgili haberler halen resim üzerine yoğunlaşmakta. Dağ: Video-art la ilgili rekor fiyatlar haberleri duymamamız, eserin kopyalanabilir ve kolayca çoğaltılabilir olmasıyla da ilgili olabilir. Video-art ın satışa sunulduğunu, piyasa ürünü olarak değerlendirildiğini görüyor muyuz? Küpçüoğlu: Vido-art sanatçıları artık kopyalama sınırını koyuyor. Ayrıca Avrupa da olduğu gibi, Türkiye de de müzayedelerde satışı başladı. Ulufer: Video teknolojisine hakim biri için, video-art ürünlerini kopyalamak çok kolay. Video-art çok sayıda kişiye ulaşabiliyor; diğer taraftan kopyalanması eserin değerini düşürüyor. Bunun çözümü, ürünlerin, internet gibi uygun platformlar üzerinden satışa sunulması olabilir. Erbudak: Nasıl ki video-art teknolojinin gelişmesiyle ilerledi, ilgili satış kanallarının da bu ilerlemeyi göstermesi gerekliliği mantıklı. Ulufer: Bir diğer çözüm de video-art ın reklamla buluşması olabilir. Böylece yapılan işin hem sanatsal hem de ticari boyutları olabilir. Türkiye de reklam sektörü sinema sektörüne göre biraz daha ileride. Diğer taraftan, reklamda müşteri işe çok karışabiliyor ve sanatsal boyutu değil, sadece ticari boyutu gözetiyor. Sonuçta, reklamın yayınlandığı her saniye müşteri için bir maliyet oluşturuyor ve reklamdan getiri elde etmesi gerekiyor. Öngenç: Video-art a resim, fotoğraf veya film diyemiyoruz. Görsellikten çok fikir önem taşıyor ve yepyeni bir piyasa oluşturuyor. Ekonomik ve teknolojik 15 gelişmelere bağlı olarak, bugün sanatın ne şekilde karşımıza çıkacağını kestiremiyoruz. Video-art ın yerini ancak 10-15 yıl sonra kestirebiliriz diye düşünüyorum. Sanatçı geçimini nasıl sağlar? Dağ: 18 yaşlarımdayken, resim ve tekstil okumak arasında seçim yapmakta zorlanırken, sahilde oturduğum bir gün hiç tanımadığım ressam bir abiye abi sence tekstille resim arasında ne fark var? diye sormuştum. O abi bana tekstilde para kazanırsın, resimde aç kalırsın şeklinde yanıt vermişti. Fakat bugün oturmuş sanat piyasasından bahsediyorsak, ortada dönen bir para da var demektir. Sanatçı nasıl çocuğunu özel okula gönderir? Nasıl muhasebeci tutar, kredi kartını borcunu öder? Neden hiç kimse bunlardan bahsetmiyor? Sağ olsun eğitmenlerimizin hepsi bizi sanatçı yaptı ama piyasa ve ürünlerimizi nasıl satacağımız konusunda yetiştirmedi. Erbudak: Bizlere sosyoloji okutuluyor ancak piyasadaki insani ilişkiler öğretilmiyor. Sanatçı, kendi ilişkileriyle eserlerine alıcı bulunuyor. Bu işi basitçe ifade edebiliriz: Esnaflık! Bu aslında bir meziyet. Eğitmenler bunu bilmediği için öğretemiyor da. Gündoğdu: Öncelikle Türkiye sanat piyasasının tekelleşmiş olduğunu ortaya koyalım. Ben 97 yılından bu yana sadece heykel yaparak geçimimi sağlıyorum. Siparişler alıyorum, dersler veriyorum.

SANAT KADEHI Küpçüoğlu: Ben de galeri açsam, belli bir sanatçı sayısıyla çalışır, yatırımımı bunun üzerine kurgulardım. Dağ: Galeriler belli sayıda sanatçıyla çalışıyorsa, maaşını ve sigortasını da ödemelidir. Küpçüoğlu: Bunu yapan galerilerin olduğunu duyuyoruz. Şahsen, kapitalist düzene bağlı sanat piyasasının içinde bulunmayı hiçbir zaman arzu etmedim ve olup bitenleri uzaktan gözlemlemeyi tercih ettim. Birçok sanatçının bahsettiğim tekelin içinde olduğunu görüyorum. Galericiden küratörüne piyasayı döndürdüğünü iddia edenlerin sanata karşı duyarlılık taşıdığını kabul etmiyorum. Bunların neden üstü sürekli kapatılıyor? Ortada bir menfaat olunca herkes susuyor. Pazar dediğimiz, kirletilmiş bir pazar. Küpçüoğlu: Ben bu görüşe katılmıyorum. 90 lardan itibaren piyasaya daha fazla sanatçı girmeye başladı, galeri sayısı arttı, sanatçı inisiyatifleri kurulmaya başladı ve alternatif mekanlar çoğaldı. Geçmişteki tekeller artık yok. Erbudak: Evet, galeriler ve genç sanatçılar çoğaldı. Çok etkinlik ve iş var. Peki hepsi sanat eseri mi? Bunları müzayedeciler belirliyor. Bu işi ücret almaksınız yapan çok değerli aracıların da olmasına karşın, sanatsal kaygıdan ziyade ticari kaygıların piyasayı yönettiği konusunda Zeynep Hanım a katılıyorum. Ben bu karar mekanizmasının doğru işlemediğini, eksik olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde, imkanı olan sanatçılar kataloglarını kendi bastırıp gazetede haberlerini yayımlatırken, diğerlerinin geleceği sadece kişisel ilişkilerine endeksli oluyor. Galeriler Gündoğdu: Ben galerilerin sayısının artmasını da olumlu bir gelişme olarak yorumlamıyorum. Her galerinin sanatçısı belli. Kendi listelerinin dışındaki sanatçılarla çalışmıyorlar. Bunun sanata ne gibi bir katkısı olabilir? Dağ: Bir sanatçı bir galeriye bağlanarak, özgün işler üretebilir mi peki? Şahsen bir sanatçının da ben şu galerinin adamıyım demek istemeyeceğini düşünüyorum. Ama görsel bir iş üretiyorsak, bunu da bir şekilde sergilemek zorundayız. Erbudak: Bunun için illa ki galerilere ihtiyaç d u y d u ğ u m u z u düşünmüyorum. Ben sanatın sokağa çıkmasından ve tüm eylemlerde bulunmasından y a n a y ı m. Sadece galeri ziyaretçilerinin değil, tüm i n s a n l a r ı n görsel kadrajına girmeliyiz. Bunu yaparken satış kaygısı yaşamamalıyız. Alıcısı kendiliğinden çıkacaktır. Dağ: Galerilerin artık dosya istemekten de vazgeçmesi gerekiyor. Ben, dosya taleplerinin sanatı iyi bilmediklerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Tabii ki sanatı ve sanatçıyı destekleyen çok başarılı galeriler var. Ancak sanatçı seçimi özgeçmiş incelemekle olmaz. Daha fazla araştırmaları, eser seçimi hakkında daha donanımlı olmaları ve sanatçıları kendilerinin bulması gerekir. Sistemler Erbudak: Son dönemlerde bir workshop uygulamasıyla sıkça karşılaşıyorum. Sanatçıya, gel misafirim ol, otelde kal, denize gir, resim yap ama giderken eserlerini bırak deniyor. Bu sistem yanlış. Bu yeni trende karşıyım. Ben daveti kabul edip gelebilirim ama sadece bir eser bırakırım ve sen bunu satın alırsın. Bu tür organizasyonlara katılan arkadaşlarımızın bu duruşu benimsemesi g e r e k t i ğ i n i düşünüyorum. Bu sistemde gençler sömürülüyor. G ü n d o ğ d u : S a n a t ç ı n ı n h a k l a r ı n a sahip çıkması gerekiyor. Ama sistemin içinde zaten devlet desteği de yok. Türkiye de henüz sanatçı tanımı bile yok. Bir ressam boyacı olarak tanımlanıyor. Erbudak: Devlet desteği yaklaşımında şüpheliyim. Sanatçı zaten sisteme karşı olandır, anarşisttir, marjinaldir. Sanatçının çalışmaları için bakanlıklardan destek sağlamak komik olacaktır. Sistemin eksiklerinden bahsediyoruz ama bir sistem daha kurulmuş değil ki. Yapmaya çalıştığınız her şey yok ediliyor. Ulufer: Sinema alanında kolektif çalışmalar görüyoruz. Bazı çalışmalarda sadece sinemacılar değil, plastik sanatçılar, hatta edebiyatçılar da bir araya geliyor. Özellikle fantastik ve bilimkurgu çalışmalarında bunu gözlemleyebiliyoruz. Plastik sanatlar da sanatçıların daha fazla bir araya gelerek güçlerini artırması çözüm olabilir mi acaba? Erbudak: Müzisyen ve sinemacılar kendi haklarını korumayı başardılar. Plastik sanatlar haklarını alamıyor. Arkadaşlarımızın eserleri internetten kopyalanıp baskıyla çoğaltılabiliyor. Devlet bir bandrol çıkardı. Belli bir ücret karşılığında eserlerinizi bandrollendirebiliyorsunuz. Yurt dışında sergi açacaklar bu bandrolleri alıyor. Bu bandrol bir nevi garanti sağlıyor. Kültür Bakanlığı daha önce sanatçılara sanatçı belgesi de veriyordu. Ancak son bir yıldır sadece geleneksel sanatçılara bu belgeyi veriyorlar. Dağ: Bizim güzel çıkışlar yapan, bomba gibi sanatçılarımız var. Bir de internet gibi bir avantajımız var. Bu imkanı iyi değerlendirmek gerekiyor. Biz dünyada herkesin anlayabileceği bir dil konuşuyoruz. Galerin de işlerini yöresel değil, evrensel bir görüşle yapması gerekir. Sponsorluk Dağ: Sanatçıların sponsorlukla daha bağımsız çalışması mümkün olur mu? Küpçüoğlu: Şirketler sanatçılardan ziyade sanatsal etkinliklere sponsor olmayı tercih ediyorlar. Böylece isimlerinin daha kalabalık kitlelerce görülmesini sağlıyorlar. Erbudak: Sanata destek vermek, şirketlere vergi muafiyeti sağlıyor. Bu yüzden sanatçılara da sponsor olmak kendilerine avantaj sağlayabilir. Sonuç Erbudak: Sanatçının kendine güvenmesi gerekiyor. Kendine güvendiği sürece piyasayı da, çevresini de, galerisini de sanatçı kendi belirler. Çalışmak, çok çalışmak gerekiyor. Çalışma olduğu sürece, bununla ilgilenen de olacaktır, destek veren de. Gündoğdu: Sanat her yerdedir ve sanatçı her zaman öndedir, muhaliftir, adil olmak zorundadır. Dağ: Sanatçı, Atatürk ün dediği gibi, ışığı alnında ilk hisseden kişi ise, bu ışığı birilerinin kapatmaması gerekir. Toplumların sanatçılarını mümkün olduğunca ön plana çıkarması gerekiyor. Öngenç: Sanata ilişkin düzenlemeleri yeniden gözden geçirmeli; gelecek on yıllık süreçte, yeni sistemlerin oluşmasını sağlamalıyız. 16

YORUM TÜRKİYE DE SANAT PİYASASI Sanat Kadehi yuvarlak masa toplantısına katılamayanlar, görüşlerini yazılı olarak ilettiler. Yorumlarda, özellikle sanatın ve genç sanatçıların daha fazla destek alması gerekliliği öne çıkmakta. Huri Aykut Öğrenci Türkiye de sanat piyasası ne yazık ki çok küçük bir kesim içinde dönüyor. Ticari amaçlar için kullanılan sanat, yetiştirdiği sanatçılarla değer vermiyor. Sanatçılar ancak ek işler ile hayat şartlarına dayanabiliyor. Ancak öldükten sonra torunları ya da çocukları, şansları yaver giderse onların kimliklerinden faydalanabiliyor. Yaşarken refah içinde olan ya da hak ettiği saygıyı gören sanatçı sayısı çok az. Buna rağmen bir sanat tarihimiz var ve sayısız sanatçımızın müzelerde eserleri bulunuyor. Bu da bir gurur kaynağıdır. İlayda Babacan Galeri Sahibi Türkiye de sanat piyasası bir ivme kazandı. Ağırlıklı olarak genç sanatçılarla çalışan bir galerici olarak beni en çok mutlu eden gelişme ise, koleksiyonerlerin genç sanatçıların eserlerine koleksiyonlarında yer vermeleri. Ayrıca, sanat eserlerinde malzeme kullanımı da arttı. Bu da olumlu bir gelişme çünkü bence sanat sadece asil malzemelerle (tuval, bronz, mermer, vb.) üretilemez. Malzemede özgürleşen sanatçılar çok daha özgün işler üretmeye başladılar. Bunun yanı sıra başka olumlu bir gelişme ise Türk sanatının yurt dışına açılmaya başlamış olması. Sanatçılarımız yurt dışında sergiler açıyor ve sanat fuarlarına katılıyorlar; yabancı ve önemli müzayede evlerinde eserleri satılıyor. Bu gelişmeler doğrultusunda artık yabancı koleksiyonerlerin gözü üzerimizde. Türk sanatını takip edip, koleksiyonlarına dahil ediyorlar. İstanbul a gelen yabancılar da artık sadece turistik mekanları gezmekle kalmayıp, Türk çağdaş sanatını sergileyen galerilerdeki sergileri izliyorlar. Bienaller, müzeler, özel ve kurumsal galeriler, sanat fuarları Türk sanatının bilinilirliğini artırarak, ivme kazanmasına olumlu etki ediyorlar. Gaye Kır Sanatçı Günümüzde sanat açısından ileri olan ülke piyasalarına baktığımızda, tek bir sanatçının bile büyük bir işletmenin ta kendisi olabildiğini görebilirsiniz. Bunun en büyük nedeni bu ülkelerin, belirli bir sanat politikası ve işletmesinin, ayrıca yıllardır eğitimini veren üniversite ve öğretim kurumlarının bulunması ve buna paralel olarak müzecilik ve galericiliğin de aynı istikamette ilerlemiş olmasıdır. Türkiye de son 10-15 yıla baktığımızda, galeri ve müzecilikteki atılımlarla ilerlemeyi elbette ki yadsıyamayız. Fakat halen belli bir politikanın oluşmaması, eğitim yetersizliği ve hızlı devinim sonucunda kaotik bir ortam oluşmaktadır. Türkiye de sanatı belirleyen en ana kavramlar konusunda bile bir kargaşa yaşamaktayız. Birçok medeniyetin doğduğu bu topraklarda bu kadar kültür zenginliğinin içerisinde gelişen bu sanat fakirliği ülkemizin belki de en büyük paradoksudur. Tarih boyunca sanat ve sanatçı, dünyanın hiçbir yerinde, toplumun sanata karşı sevgi ve desteği olmadan yaşayamamıştır. Bunun en büyük örneği Avrupa da karşımıza çıkar. Batı da sanat her daim krallar, imparatorluklar ya da soylular tarafından hep destek bulmuş ve ilerleme kaydetmiştir. Bu fikrin ülkemizde 21. yüzyılda henüz yeni yerleşmekte olduğunu düşünürsek, halen birkaç yüzyıl geride kaldığımızı belirtebiliriz. Tüm bu olumsuzluklara karşın, bu kadar genç nüfusu olan bir ülkenin aradaki uçurumu hızla (arada bir düşse de hemen ayağa kalkıp) kapatabilme potansiyeline sahip olduğu inancındayım. Evren Gül Sanatçı Türkiye de şu anda çağdaş sanat alanında oldukça güçlü bir patlama ve yayılma söz konusu. Bu çok olumlu ve memnuniyet verici bir tablo. Ben 90 ların sonunda sanatla ilgilenmeye başladığımda İstanbul da küçümsenmeyecek sayıda sanat galerisi vardı. Fakat 2000 lerin başında artık senelerdir Türk modern resim-heykel piyasasında sürekli aynı isimleri okuduğumu fark ettiğimde kendi adıma bugünkü kadar umutlu olmamıştım. Hatta şimdi anlıyorum, bu kuşağın gençleri olması gereken güruh, şu an ellilerine doğru yol alan insanlar neredeyse hiç yoktur, öylece hayata karışıp gitmişlerdir. Fakat özellikle 2004 yılından itibaren bir patlama yaşadık. Şu an her türlü sanatsal yaklaşımdan eserlerin izlenebileceği bir piyasamız var. Anadolu nun çeşitli yerlerinde düzenlenen sanat organizasyonlarımız ve bienallerimiz var. Bunları oldukça olumlu değerlendiriyorum. Benim izlemiş olduğum uluslararası fuarlara göre Türkiye de eserlerin fikri hür, vicdanı hür, özgür olmalarından çok; şık, steril ve dekoratif olma alışkanlıkları devam ediyor. Bu şekilde olmasın demek istemiyorum faka, bir yerde de sanat, sanatçısını ve milletini yücelten bir şeydir. Bu yüzden sanatçılara her açıdan daha çok özgürlük tanınması birinci temennimdir. Bu anlamda özellikle resim piyasasında risk almak istemeyen, kurumsal olarak belli bir üretim ve sunum karakterinin yanında başka alternatiflerinde yaşamasına ve yer almasına yönelik bir tutum sergilemeyen bir çok galeri ile karşılaştığımı söyleyebilirim. Karşıma çıkan bir başka hassasiyet ise (ki bunlar nasıl organize oluyor bilmiyorum), ciddi bir pop-sanat modasının olmasıdır. Pop-sanata karşı değilim ancak işiyle kurduğu ilişkide trendlere karşı bu derece hasas ve etkiye açık olan bu kadar sanatçı olduğunu görmek benim için şaşırtıcı oldu. Trendlere karşı bu kadar uyumlu bir nesil yetişmiş olması beni düşündürdü diyebilirim. Demek ki başka bir moda olsaydı başka türlü olacaktık. Bundan dolayı özgür ve özgün değer üretmeye yönelik ne kadar imkan ve seçenek olursa o kadar iyi olacaktır. Alternatif mekanların, sanat oluşumlarının, galeri bulamayan sanatçılara yönelik oluşturulan özverili çabaların olabildiğince desteklenmesi gerektiğini samimiyetle savunuyorum. Çünkü bunlar, sanatçı olmayan gençler ve halk ile de sanatı daha yakın tutan odak noktaları oluyorlar. Ayrıca altını çizmek isterim, kendi deneyimlerimde halkın sanattan anlamadığı gibi bir şeyi pek görmedim. Her şeye rağmen, sanat yazınında yıllarca aynı bir kaç isimi okuduktan sonra, isimlerin çoğalması çok sevindirici. Yine de, yeni dönemde de sadece belli birkaç isim önde. Sanat yazını konusunda çok zengin olmadığımızı yüksek lisans araştırmalarım sırasında keşfettim. Ayrıca bu alanda tanıtım yazılarının yanı sıra tarafsız ve bilimsel nitelikli ciddi kritiklere çok rastlayamamak, eleştirmen arkadaşlar da dahil, herkesin şikayeti. Olumlu ve olumsuz taraflarıyla ilerlemekte ve ülke gündeminde de daha dikkat çekici olmakta olan bir sanat piyasamız var. Çok daha iyi olacağına inanıyorum. Erdeniz Kurt İç Mimar - Ürün Tasarımcısı Sanat piyasası okul dönemlerinde hep tartışılan bir konudur. Sanat bir piyasa işi midir? Piyasa işi olduğunda özgürlüğünü ne kadar korur ve sürdürür? Belki en başta kavramların doğru yerleşmesi gerekiyor. Ardından da sanat ve tasarım eğitimi almış öğrenci ve mezunların desteklenmesi gerektiğini, kendilerini gösterebilmeleri için şanslar tanınması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa kendilerini ve üretimlerini gösterebilmeleri çok daha uzun zaman sürecektir. GELECEK SAYININ TARTIŞMA KONUSU: GALERİLERLE SANATÇILAR ARASINDAKİ İLİŞKİ NASIL OLMALI? Gelecek sayının tartışma konusu hakkındaki görüşlerinizi isim, meslek ve varsa bağlı olduğunuz kurum bilgilerinizle info@gazeteatolye.com adresine gönderebilirsiniz. 17

RÖPORTAJ ATÖLYEM VE BEN Atölyeler sanatçıların, ikinci değil, çoğunlukla ilk adresleri. Yalnız kalıp iç dünyalarıyla hesaplaştıkları, bu hesapları çeşitli malzemelerle dışa vurdukları, yoruldukları, dinlendikleri, hırçınlaştıkları, dinginleştikleri alanlar. Sanatçılar için atölyeleri ne ifade ediyor? Ayşecan Kurtay Sanatçı Gülyasa Aslıhan Sanatçı Atölyem, İstanbul Anadolu Yakası nda, Kadıköy Çarşısı nın hemen dibinde, vapur iskelelerine ve bütün ulaşım araçlarına yakın mesafede bir bahçe katı. Üç yılı aşkın bir süredir bu atölyedeyim Atölyem Antalya - Konyaaltı Beach Park içinde yer alıyor. 1999-2010 arasında evime yakın bir atölyem vardı. 2 yıldır ise bu mekanda çalışmaya başladım. Mekanı, Akdeniz Üniversitesi Heykel Bölümü nde öğretim görevlisi olan eşim Işık Aslıhan ile birlikte kullanıyoruz. Atölyeyi düzenlerken farklı alanlarda yaptığım üretimler için mekanlar yaratmaya özen gösterdim. Örneğin bahçeye bakan cam okumak, hikayelerimi yazmak, yazarak düşünmek için yazı masamı çağırdı. Resimlerimi malzeme ile oluşturduğum için şövale kullanmıyorum. Taşıyıcı kancaları olan boş bir duvar ve önündeki çalışma alanı bana yeterli oluyor. Daha küçük işlerimi oluşturmak için, diğer duvarları çevreleyen masalar malzemeleri elimin altında bulundurmak ve üretmek için ideal. Anlık çağrışımlar, bilinçaltımı tetikleyecek dağınıklık masalarımda hazır duruyor.çalışma alanım geniş camlarla çevrelendiği için yeterince aydınlık ve düzenlemesi kolay bir mekan. Sabah insanıyım. Güne güneşin doğuşu ile başlar, özel bir durum olmaz ise en geç saat sekizde atölyemde olurum. Günümün 6-7 saatini atölyemde geçiririm. Kendimi kapamam tabii ki, arada sırada çıkar ve geri dönerim. Sabah atölyenin kapısını açmak, üzerime bir kıyafet geçirmek gibi bir duygu. Odaklanmam kolaylaşıyor. O kapıyı açmak! kesinlikle içimde de bir kapı açıveriyor. Her gün atölyemde oluyorum. Burası evimin bir odası, mutfağım gibi. Sanat yapıtlarımı oluşturacağım malzemelerle dolu. Yapıtları oluştururken kaynak oluşturacak her türlü malzemeyi barındırdığım bir mekan. İçi çok küçük ancak çevresi huzur veriyor. Arkası orman, önü deniz. İnsanı mutlu eden bir aurası var. Yaşam içinde beni besleyen şeylerin yapıta dönüşmesi için olumlu bir atmosfer oluşturuyor. İstanbul dan uzakta, metropolün dışında daha özgür hareket edebiliyoruz. Bir nevi merkez-kaç... Atölyemde dersler de veriyorum. Ancak bunlar derslerden ziyade paylaşımlar. Sanatçı ile diyalog, bilgi alışverişi. Gençlerle bir şeyler paylaşmak, sanatçıyı çağında yaşamaya yöneltiyor. Gençler bize bugünün dinamiklerini yaşatıyor. Bazen sığınıp katman katman içime kapanarak bir koza misali çalışırken, bazen de bir anda kendimi sokağın kaosuna teslim edip o havadan beslenmeye çalışıyorum. Öğrencilerimle dönemsel olarak kolaj çalışmaları yapıyoruz. Öğrencilerim demek istemiyorum aslında. Resim yapan arkadaşlarımla yeniden düşünmek, malzeme ile üretmek, tekrar tekrar bakmak için yaptığımız çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Kısaca özgürce üretip, ürettiğimizi sorgulayıp, yeniden yaratmak için özgürce yıkıyoruz. Atölyemin ana giriş kapısını iki sanatçı arkadaşımla paylaşıyorum. Herkesin kendine ait bölümü var. Böylelikle hem kendi özel alanlarımızı kullanıyor, hem de birbirimizle iletişim içinde bulunabiliyoruz. Fikirlerine güvendiğiniz arkadaşlarla paylaşılan atölye çok besleyici bir ortam oluyor. 18

KİTAPLAR RESİMLE İÇGELİŞİM GÖRME BİÇİMLERİ SANATLARIN KARŞILAŞTIRILMASI Yazar: Leyla Sabah 288 sayfa Hermes Yayınları Yazar: John Berger 170 sayfa Metis Yayıncılık Yazar: Leonardo da Vinci 115 sayfa Notos İnsan olarak kendimizi tanımanın gereği, pek çok araştırma ve uygulamayı içerir. Kendimizi tanımak, içgelişimimizin de yoludur öte yandan. Bilim, din ve sanat anayol olarak kabul edilmiş, bu yolun diğer iki yolla beraber gitmesi önerilmiştir. Resim yapmak da aynı öze yapılan doğal bir yolculuktur. İki bölümden oluşan kitapta yazar, resimle içgelişimin yöntemleri sunuyor. Kitabın ilk bölümünde araştırmalar, ikinci bölümünde ise uygulamalar mevcut. Kitap kendini ve başkasını büyütmek isteyen herkese tavsiye edilmektedir. GÖREN GÖZ İÇİN FİKRET MUALLA 20. YÜZYIL BATI RESİM SANATINDA AŞK OLGUSU Yazar: Sibel Almelek 152 sayfa Arion Basım Yayın Yazar: Abidin Dino 180 sayfa Dünya Aktüel Ayasofya nın göğe değen kubbesinden, Galata nın sonsuza akan yokuşlarından, Paris in yalnızlık sızan ışıklarından yoğurur çizgilerini, bir demirci ustası gibi. Tuvalinde döver, günlerce bekler soğumasını; yeniden yeniden... Bir masaldır Fikret Mualla, uyku kaçıran, dirilten... Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz. Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Leonardo da Vinci nin ölümünden sonra, öğrencisi Francesco Melzi nin onun notlarından derlediği resim kitabının ilk bölümü, Paragone delle Arti (Sanatların Karşılaştırılması) ya da kısaca Paragone (Karşılaştırma) adıyla bilinir. Da Vinci, Paragone de bir yandan resmi temel alarak onu özellikle heykel, şiir ve müzikle karşılaştırır, öte yandan resmin bilim ve felsefeyle ilişkilerine değinir. Paragone, resmi hak ettiği saygınlığa kavuşturmayı ve resim sanatının benzersiz niteliklerini belirlemeyi amaçlamakla birlikte, karşılaştırma yoluyla öteki sanatların temsil biçimleri ve araçları üstüne de çok önemli gözlemler içerir. BALTHUS ÜN ANILARI Yazar: Alain Vircondelet 184 sayfa Yapı Kredi Yayınları Sadece fırçalar, bu önlük ve bu tuval var. Bunlardır tüm yaşamımı geçerli kılan. Ne para, ne ün, bunlar hiçbir zaman etkilemedi beni. Ressam, imgeleri karşıya geçiren alçakgönüllü kayıkçı, sabırla aşılmış basamaklarda onları tutmayı bilen uysal bir zanaatkardır yalnızca. Budur onun görevi. Ulaşacağı son nokta budur. ESTETİĞİN HUZURSUZLUĞU Yazar: Aziz Ufuk Kılıç 137 sayfa İletişim Yayıncılık Şiir, müzik, tiyatro, dans, resim, heykel... Her bir sanat dalı, kendine özgü diliyle, yaşam yolculuğunu aydınlatırken, aralarında aşkın da bulunduğu pek çok insani olgunun sırlarına uzanır. Sanat denizinde yol alırken, 20. yüzyıl batı resminde demir atıyoruz. Pek çok akımın birbirini izlediği ve beslediği bir asrın tuallerine bakarken, aklımızda ve gönlümüzde bir tek soru var: Sanatçılar aşkı nasıl yorumlamış? Art Nouveau Dışavurumculuk, Kübizm, Metafizik Resim, Dada, Gerçeküstücülük, Art Deco ve Paris Okulu... Ayrı tatlar sunan, farklı diyarlara davet eden sekiz akım. Estetik, Platon dan günümüze sanatın ve sanat üzerine söylemin geçirdiği tarihsel dönüşümün son noktası. Neyin sanat olup neyin sanat olmadığını belirleyen özgül bir tanımlama rejimi. Bu rejim, Kant ve Schiller in kayda geçirip kuramlaştırdıkları sanatın özerkleşmesi süreciyle başlıyor; Baudelaire le, Mallarmé yle, 20. yüzyılın avangardlarıyla devam ediyor. Schiller in amaçsız özgür oyun diye tarif ettiği sanatın özerkliği, gündelik hayattaki tahakkümden bağımsız bir mekânı ve etkinliği vaat ediyor. İşte estetik devrim le siyasal devrim, sanatsal avangardla siyasal avangard tam bu noktada buluşuyor: Tahakkümden başka bir şeye adanacak bedenler yaratma umudunda, özgürleşme vaadinde. BİRKAÇ DOZ SANAT HAYATINIZI İYİLEŞTİRİR. Estetiğin Huzursuzluğu sanatın, politikanın, ütopyaların sonunun ilan edildiği bir dönemde, estetiğe radikal politikadaki rolünü yeniden kazandırıyor. 19