HUCURÂT SÛRESİ Nuzul 112 / Mushaf 49

Benzer belgeler
İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu.

Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm

40 HADİS YARIŞMASI DİKKAT 47'DEN 55'E KADAR Kİ HADİSLERİN ARAPÇA METİNLERİ DÜZELTİLMİŞTİR. SINIFI 5-6,7-8 1-) 9-10,11-12 SINIFI 5-6,7-8 2-) 9-10

Bayram hutbesi nasıl okunur? - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi

Öğretim İlke ve Yöntemleri 1

İmam Tirmizi nin. Sıfatlar Hususundaki Mezhebi

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5)

DUALAR DUANIN ÖNEMİ Dua

KURAN DA TEKRARLANAN AYETLER

Bir kişinin kalbinde iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz. (İbn Hanbel, II, 349)

İman; Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir. Keza hayrı ve şerriyle kadere inanmandır.

KUR AN HARFLERİNİN MAHREÇLERİ (ÇIKIŞ YERLERİ)

5. Ünite 1, sayfa 17, son satır

(40 Hadis-7) SEÇME KIRK HADİS

(Dersini sabah namazından sonra yapmanı tavsiye etmekle birlikte, sana uygun olan en münasip bir vakitte de yapmanda bir sakınca yoktur.

HADİS II DERSİ EZBER HADİSLER

KUR AN-I KERİM II Yrd. Doç. Dr. Remzi ATEŞYÜREK

Hor görme, aşağılama, hakir kabul etme günahını ilk işleyen şeytandır.

Allah, ancak samimiyetle ve kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder. (Nesâî, Cihâd, 24)

Kolay Yolla Kur an ı Anlama

REHBERLİK VE İLETİŞİM 1

NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110

KUR AN-I KERİM II Yrd. Doç. Dr. Remzi ATEŞYÜREK

Question. Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan. Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir?

Onlardan bazıları. İhtilaf ettiler. Diri-yaşayan. Yüce. Sen görüyorsun ت ر dostlar. ..e uğradı

Kur an ın, şerî meseleleri ders verirken aynı anda tevhid dersi vermesi hakkında izahta bulunabilir misiniz?

CENAB-I HAKK IN O NA İTAATİ KENDİNE İTAAT KABUL ETTİĞİ ZAT A SALÂT VE SELAM

ALLAH IN RAZI OLDUĞU KULLAR

Cihad Gönderen Kadir Hatipoglu - Şubat :23:10. Cihad İNDİR

Damla Yayın Nu: Editör Mehmet DO RU. Dil Uzman lyas DİRİN. Görsel Tasar m Uzman Cem ÇERİ. Program Gelifltirme Uzman Yusuf SARIGÜNEY

2 İSLAM BARIŞ VE EMAN DİNİDİR 1

Kur an-ı Kerim de Geçen Ticaret, Alım-Satım, Satın Alma Ayetleri ve Mealleri

Tedbir, Tevekkül Ve Kader Anlayışımız Gönderen Kadir Hatipoglu - Ağustos :14:51

ON EMİR الوصايا لعرش

148. Sohbet ÖNDEN GİDENLER

Yarışıyorlarkoşuyorlar

144. SOHBET ÖNEMLİ İMTİHAN: DİL

Tatil kavramını araştırdığımız da tatil için şu anlamların verildiğini görürüz:

124. SOHBET Sözü Güzel Söylemek

1- EBEVEYNLERİN ÇOCUKLAR ÜZERINDEKİ HAKLARI

Kur ân da Fert Aile ve Toplum Ahlâkı Gönderen Kadir Hatipoglu - Temmuz :39:53

Kur an-ı Kerim den Seçme Metinler

Kolay Yolla Kur an ı Anlama

األصل الجامع لعبادة هللا وحده

141. SOHBET. Nifak bir hastalıktır.

Sevgili sanatseverler,

yoksa ziyana uğrayanlardan olursun." 7

Kur'an'da Kadının Örtüsü Meselesi - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi

ي ا ا ي ه ا ال ذ ين ا م ن وا ك ت ب ع ل ي ك م الص ي ام ك م ا ك ت ب ع ل ى ال ذ ين م ن ق ب ل ك م ل ع ل ك م ت ت ق ون

KALEM SURESİ. Nuzul Ortamı: Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla MEKKE. Nüzul Sırası 7 NÜZUL YERİ KALEM SURESİ. Nuzul Sıra 7.

HER YIL KIRK HADİS SINIFLAR

1 Bahattin Akbaş, Din işleri Yüksek Kurulu Uzmanı 2 İbn Manzur, Lisanu'l- Arab, Xlll/115 3 Kasas, 28/77. 4 İbrahim, 14/34. 5 İsrâ, 17/70.

BAZI AYETLER ÜZERİNE KÜÇÜK Bİ R TEFEKKÜR ( IV)

Îman, Küfür ve Tekfir 2

DUA KAVRAMININ ANLAMI*

HÜMEZE SÛRESİ Nuzul 34 / Mushaf 104

Hesap Verme Bilinci Gönderen Kadir Hatipoglu - Ocak :00:00

Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25

Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî nin Vird-i Settâr ı *

Erdemli Bir Toplum için Müslüman Sıfatlarına Sahip Olabilmek

Kur an-ı Kerim den Seçme Metinler

EV SOHBETLERİ AT. Ders : 6 Konu : Kitaplara İman. a) Kitaplara Topyekün İman

113. SOHBET Peygamberlerin Ortak Özellikleri

İNSAN SORUMSUZ BİR VARLIK DEĞİLDİR 1. İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder. 2

ب Namaz. İbadet ederiz Sen-senin Yol göster

KÖTÜ HUYLAR (KÖTÜ SANMAK-KUSUR ARAŞTIRMAK-ARKADAN ÇEKİŞTİRMEK)

İHSAN SOHBETLERİ İHSAN SOHBETİ

Peygamberlerin Kur an da Geçen Duaları

94. SOHBET İslam da İbadet Kavramı Çerçevesinde "Çalışmak İbadet "midir?

55. Sizi ondan (arzdan) yarattık, ve ona iâde ederiz ve bir kere daha ondan çıkarırız.

ی س ر و لا ت ع س ر ر ب ت م م ب ال خ ی ر

bartin.diyanet.gov.tr/kurucasile

Rahmân ve Rahîm olan Allâh ın ismiyle Hamd, - Allâh a mahsustur. O na hamd eder, O ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve

Ders : 185. Konu : MEKKE DE GİZLİ DAVET. MEKKE DÖNEMİ ve DAVET BYK&ŞYK DERSLERİ

ÖRNEK VAAZLAR LÜTFİ ŞENTÜRK 299 CENNET VE NİMETLERİ

EV SOHBETLERİ SOHBET Merhamet

SAHABE NİN ÖNDERİ HZ. EBU BEKİR

ICERIK. Din kelimesinin sözlük anlami Din kelimesinin Kur an daki anlamlari Din anlayislari Dinin cesitleri Ayetlerle din

BİRKAÇ AYETİN TEFSİRİ

KİTAP-SÜNNET İLİŞKİSİ (Nebi ve Resul Kavramları)

HER YIL KIRK HADİS SINIFLAR

ALLAH HER ZAMAN DOĞRU OLMAMIZI İSTER 1. Ey iman edenler! Allah a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. 2

ALLAH YOLUNDA CİHAD1

MÜNAFIKLARIN VASIFLARI MÜNAFIKLARIN VASIFLARI. Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a)

İSİMLER VE EL TAKISI

Allah Teâlâ ya hamd eder, Hz. Muhammed (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) e, âl ve ashabına selam ederiz.

IGMG EV SOHBETLERİ DERSLERİ

Bazı Âyetlerin Anlamları ile İlgili Mülahazalar

150. Sohbet TEVHÎDİN TARÎFİ VE MAHİYETİ (2/2)

Sanal âlemde ölçülerimiz ne olmalı? (Medya Ve Bilişim Âdâbı) Gönderen Kadir Hatipoglu - Mart :19:44

3- Birbirlerine iyi niyetle davranır ve birbirlerine nasihat eder.

الصيام برؤية واحدة اسم املؤلف حممد بن صالح العثيمني

EV SOHBETLERİ 135. Sohbet SOHBET BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR! 1

şeyh Muhammed Salih el-muneccid

İBN SİNA NIN RUH İLE İLGİLİ KASİDESİ İbn Sînâ, el Kasidetü l Ayniyye isimli kasidede insanî nefsin bedenle birleşmesi ve ondan ayrılışını konu

(Tanımı ve Dayanağı)

NASIL BİR ALLAH A İMAN EDİYORUZ?

تلقني أصول العقيدة العامة

EĞER NEBİ MUHAMMED, BENDEN YAHUDİLİĞİ VE HIRİSTİYANLIĞI İNKÂR ETMEMİ İSTESE; YAHUDİLİĞİ VE HIRİSTİYANLIĞI İNKÂR ETMEM, MUHAMMED'İ İNKAR EDERİM

Transkript:

HUCURÂT SÛRESİ Nuzul 112 / Mushaf 49 Surenin Adı: Haneler, odalar anlamına gelen Hucurât adını 4. âyetinden alır. Baştan beri bu isimle anılmıştır. Ne siyer ne de hadis kaynaklarında aksini isbat eden bir rivayete rastlanmamıştır. İslam cemaatinin haneleri, bir bedenin hücreleri gibiydi. Bu hücreler arasındaki doku uyumunun korunmasıiçin sadece yasalar ve kurallar yeterli değil. Adab-ı Muaşeret de gerekliydi. Surenin görünmez ismi Adab-ı Muaşeret tir. Surenin Nuzul Yeri ve Zamanı: Sûre Medine de inmiştir. MEDİNE 1

MEDİNE 4. âyet Temimoğulları heyetinin ziyaretine atıftır. Bu olay elçiler yılı adı verilen 9. yılda gerçekleşmiştir. 6. âyetin inişine neden olan olayın kahramanı ise Fetih ten sonra Müslüman olan bir isimdir. Bu veriler sûrenin en erken 8. yılda indiğini gösterir. İniş sıralamasında sondan üçüncü sûredir. Surenin Konusu: Sûrenin ana konusu, İslâm cemaatinde insan ilişkileridir. Ey iman edenler! hitabının beş kez yer aldığı sûre, baştan sona insan ilişkilerinin üzerinde yükseldiği etik ve estetik değerlerden, ahlâk ve edebe dair ilkelerden söz eder. Önce Allah Rasulü ile sahabe arasındaki ilişkileri ele alır. Hz. Peygamber in şahsında hayatın değişik alanlarında onun mirasını üstlenen otoritelere karşı saygıyı öğütler (1-5). Ardından İslâm cemaatinin kendi bireyleri arasındaki ilişkileri ele alır. Yalan haber üreten ve taşıyanları, İslâm cemaatinin güvene dayalı yapısını tehdit eden tehlikeli unsurlar olarak işaretler. Bu tür problemlere karşı en büyük tedbir iman kardeşliğidir: Mü minler kardeştir! (6-10). Kardeşin kardeşi küçük görmesi, alaya alması, aşağılaması ve küçük düşürmesi bizzat kendisine haksızlıktır (11). Bütün bu ahlâkî zaafların arkasında yatan neden ise suizandır. Kötü zannın sonucu olan arkadan çekiştirme hastalığı mânevî bir yamyamlık olarak takdim edilir (12). İman kardeşliği ilkesinden yola çıkılarak, söz, en geniş kardeşlik zemini olan insan kardeşliğine getirilir. İşte o evrensel ilke burada yer alır: Elbet Allah katında en üstün olanınız, en sorumlu davrananınızdır (13). 2

İddia halindeki imanla isbat edilmiş iman arasındaki farka tarihsel bir örnek gösterildikten sonra, söz pazarlıklı imanın tezahürü olan Allah a din öğretmeye" getirilir (14-16). Kur an a göre iman ve teslimiyet, kişinin Allah a değil kendisine yaptığı en büyük iyiliktir: Onlar Müslüman oldular diye seni minnet altına almaya kalkıyorlar. De ki: Müslüman olduğunuz için bana lütufta bulunduğunuzu sanmayın; bilakis, eğer sadâkat gibi bir erdeme sahipseniz, sizi doğru yola yönelttiği için asıl siz Allah a minnet borçlusunuz! (17) Kıraat okullarının hepsi sûreyi 18 âyet olarak sayar. 3

RAHMÂN RAHÎM ALLAH IN ADIYLA ب س م للا الر ح من الر ح يم ي ا ا ي ا ال ذ ي ن ام ن وا ل ت ق د م وا ب ي ن ي د ی للا و ر س ول و ات ق وا للا ا ن للا س م يع ع ل يم ١ 1 SİZ ey iman edenler! Asla Allah ın ve Elçisinin önüne geçmeyin(1) ve sorumlu davranın: çünkü Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir! (1) Veya ikinci bir tümleç takdiriyle: Allah ın ve Elçi sinin görüşlerinin önüne (kendi görüşlerinizi) geçirmeyin (krş. Ahzab: 36). Yani, konumunuzu bilin. Elçi ile birlikte Allah ın zikredilmesini Elçi ye itaatin Allah a itaat olduğunu söyleyen âyetin ışığında anlamak gerekir. Fakat Allah ile Elçi nin vav ile bağlanmasındaki incelik de unutulmamalıdır: İki isim vav ile bağlanırsa bu ikisi arasındaki mahiyet ve cevher farkına, fâ ile bağlanırsa cevher birliğine rağmen nitelik ve araz farkına delalet eder. Katade ye göre âyet Keşke falanca konuda şöyle bir âyet inseydi diyenleri uyarmaktadır (Taberî). (Nuzul 105 / Mushaf 33 : Ahzab 36 Aşağıdadır.) و م ا ك ان ل م ؤ م ن و ل م ؤ م ن ة ا ذ ا ق ض ى للا و ر س ول ا م ر ا ا ن ي ك ون ل م ا ل خ ي ر ة م ن ا م ر م و م ن ي ع ص للا و ر س ول ف ق د ض ل ض ل ل م ب ين ا ٦٣ 36 Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verdiği zaman, inanan bir erkek ve kadının kendi işlerinde kişisel tercihlerine göre hareket etmeleri düşünülemez: (48) zira kim Allah ve Rasulü ne isyan ederse, işte o apaçık bir sapıklığa gömülmüş olur. (48) Mâ kâne li.. kalıbı için krş. Yusuf: 76. Buradaki hüküm, elbette Rasulullah ın peygamberlik alanına giren hükümlerdir. Değilse hurma aşılayanlara eğer kendi haline bıraksaydınız daha iyi olurdu deyince onların bıraktık fakat daha iyi olmadı cevabını vermeleri üzerine Siz dünyanıza ilişkin işleri benden iyi bilirsiniz demesi; Yine Bedir deki mevzi seçiminde Habbab b. Münzir in daha isabetli önerisi üzerine geri çektiği kendi kararı; Kocasının ricasını kıramayarak Berire ye yaptığı sonuçsuz kalan kocana dön teklifi; İstişare sonucunda geri çektiği Hendek kuşatması sırasında Medine nin mahsulünün yarısını verme teklifi Bütün bunlar âyetin kapsamı dışındadır. Bu nedenledir ki sahabe bu konularda farklı görüş geliştirebilmiştir (krş. Nûr: 62, not 2). ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا ل ت ر ف ع وا ا ص و ات ك م ف و ق ص و ت الن ب ى و ل ت ج ر وا ل ب ال ق و ل ك ج ر ب ع ض ك م ل ب ع ا ن ت ح بط ا ع م ال ك م و ا ن ت م ل ت ش ع ر ون ٢ 2 Siz ey iman edenler! Sesleriniz Peygamber in sesini bastırmasın! Birbirinizle bağıra çağıra konuştuğunuz gibi onunla da bağıra çağıra konuşmayın ki, siz farkında olmadan iyilikleriniz boşa gitmesin!(2) (2) Ağır işittiği için yüksek sesle konuşan Sabit ibn Kays bu âyetle kendisinin kastedildiği kanaatiyle ben cehennemliğim diye kendisini evine hapsetmiş, fakat durumu öğrenen Hz. Peygamber, Hayır, o cennetliktir diyerek Sabit in âyete getirdiği lafzî yorumu reddetmiştir (Buhârî ve Müslim). Bu âyet, 1. âyetin devamı mahiyetindedir. ا ن ال ذ ين ي غ ض ون ا ص و ات م ع ن د ر س ول للا ا و لئ ك ال ذ ين ام ت ح ن للا ق ل وب م ل لت ق وى ل م م غ ف ر ة و ا ج ر ع ظ يم ٦ 3 Hani şu Allah Rasulü nün yanında seslerini kısanlar var ya; işte onlar Allah ın kalplerini sorumluluk bilinciyle (donatarak) sınadığı kimselerdir(3) onlar için sınırsız bir bağış ve büyük bir ödül vardır. 4

(3) Takvâ ile donatarak sınamak, sınavı geçecek donanıma kavuşturmak demektir; tıpkı aklı bilgiyle donatıp sınava sokmak gibi. Zımnen: Allah size olan lutfunu, imtihandan muaf tutmak yerine imtihanı verebilecek bir donanıma kavuşturarak gösterdi. ا ن ال ذ ين ي ن اد ون ك م ن و ر اء ال ح ج ر ات ا ك ث ر م ل ي ع ق ل ون ٤ 4 Ne var ki sana hanelerin berisinden(4) seslenenler de var; onların çoğu kafalarını kullanmazlar.(5) (4) Min sanıldığı gibi zait değildir. Vera zarfına her yönün ötesinden mânası katar (krş. Haşr: 14). (5) Tüm zamanlardaki bedevi aklın atıl ve pasif niteliğine dair bir ifade. Kur an örnek bir olay üzerinden muhataplarını bedevilikten medeniliğe çağırıyor. Bu, aynı zamanda nezaket ve görgü kurallarının insan ilişkilerindeki önemine bir atıftır. (Nuzul 102 / Mushaf 59 : Haşr 14 Aşağıdadır.) ل ي ق ات ل ون ك م ج م يع ا ا ل ف ى ق ر ى م ح ص ن ة ا و م ن و ر اء ج د ر ب ا س م ب ي ن م ش د يد ت ح س ب م ج م يع ا و ق ل وب م ش تى ذل ك ب ا ن م ق و م ل ي ع ق ل ون ١٤ 14 Onlar ittifak kursalar dahi, müstahkem mevzilerde olmadıkça, ya da sur diplerine(21) saklanmadıkça sizinle savaşmayı göze alamazlar. Kendi aralarında şiddetli bir rekabet(22) vardır; sen onları birlik içinde sanırsın, ama kalpleri darmadağınıktır: Bunun gerekçesi de, onların aklını kullanmayan bir topluluk olmalarıdır. (21) Buradaki min edatının anlama katkısı için bkz. Hucurât: 4, not 4. (22) İbn Abbas a dayanarak, be s e bu bağlamda verebileceğimiz en uygun karşılık (krş. A râf: 165, not 2). و ل و ا ن م ص ب ر وا ح تى ت خ ر ج ا ل ي م ل ك ان خ ي ر ا ل م و للا غ ف ور ر ح يم ٥ 5 Ama eğer sen kendilerine çıkıp gelinceye kadar sabretselerdi, elbet bu kendileri için daha hayırlı olurdu: (6) ne ki Allah tarifsiz bağışlayandır, eşsiz merhamet kaynağıdır. (6) Zımnen: Ey ümmet-i Muhammed! Önderlerinize (imam) gösterdiğiniz saygı, aslında kendinize gösterdiğiniz saygıdır! Hayatlarını size vakfeden ulema ve ümera gibi önderlerin zaman yönetimini ifsat etmeyin! ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا ا ن ج اء ك م ف اس ق ب ن ب ا ف ت ب ي ن وا ا ن ت ص يب وا ق و م ا ب ج ال ة ف ت ص ب ح وا ع لى م ا ف ع ل ت م ن اد م ين ٣ 6 SİZ ey iman edenler! Sorumsuzun(7) biri size (önemli) bir haberle geldiğinde durup gerçeği araştırın;(8) Değilse, istemeden birilerini rencide eder, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.(9) (7) Fasık, benzer bağlamlarda muttaki nin zıddı olarak sorumsuz anlamına kullanılmıştır (krş. Tevbe: 24). Bu tür bir hareket, 1. âyetteki sorumlu davranın emrinin karşısında yer almaktadır. (8) Âyette bi-haberin denilmiyor, bi-nebein deniliyor. Haber önemli önemsiz her şeydir. Fakat nebe sadece önemli olan haber için kullanılır; sahibi için değerli olan, sonuçlarıyla sahibini sevindiren veya üzen haber... (9) Örnek olaydan yola çıkarak zımnen: İslâm cemaatinin şeref ve itibarını örseleyecek haberlere karşı uyanık olun! Olumsuz haberlere inanmaya yatkın hastalıklı tavırlar göstermeyin! Günümüze mesaj: Medyalar tarafından kolaylıkla gözü boyanabilen ahmak bir güruh olmayın! 5

(Nuzul 114 / Mushaf 9 : Tevbe 24 Aşağıdadır.) ق ل ا ن ك ان اب اؤ ك م و ا ب ن اؤ ك م و ا خ و ان ك م و ا ز و اج ك م و ع ش ير ت ك م و ا م و ال اق ت ر ف ت م و ا و ت ج ار ة ت خ ش و ن ك س اد ا و م س اك ن ت ر ض و ن ا ا ح ا ل ي ك م م ن للا و ر س ول و ج اد ف ى س ب يل ف ت ر ب ص وا ح تى ي ا ت ى للا ب ا م ر و للا ل ي د ى ال ق و م ال ف اس ق ين ٢٤ 24 De ki: Eğer babalarınız,(26) çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensubu bulunduğunuz topluluk, kazandığınız mallar, kötüye gitmesinden kaygı duyduğunuz ticaret ve kendisiyle huzur bulduğunuz konaklar; Allah tan, O nun Elçisi nden ve O nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyorsa, Allah ın buyruğu gerçekleşinceye kadar bekleyin! (27) Ne ki Allah, sorumsuzca davranan(28) bir toplumu doğru yola yöneltmez. (26) Âbâ, sadece babaları değil, anneler, dedeler ve amcaları da kapsar. Bu nedenle bunlar ayrıca zikredilmemiştir (krş. Râğıb). (27) Sevgide en büyük hak, En Büyük Olan ın hakkıdır (bkz. Bakara: 165). Ölümsüz sevgi, ölümsüzün sevgisidir. (28) el-fasikîn; bu bağlamda ve daha bir çok yerde sorumlu davrananlar anlamına gelen el-müttakin in karşıtı olarak sorumsuz davrananlar biçiminde çevrilmiştir. و اع ل م وا ا ن ف يك م ر س ول للا ل و ي ط يع ك م ف ى ك ث ير م ن ا ل م ر ل ع ن ت م و لك ن للا ح ب ا ل ي ك م ا ل يم ان و ز ي ن ف ى ق ل وب ك م و ك ر ا ل ي ك م ال ك ف ر و ال ف س وق و ال ع ص ي ان ا و لئ ك م الر اش د ون ٧ 7 Ve aklınızdan çıkarmayın ki aranızda Allah Rasulü var; eğer o her işte size uysaydı, kesinlikle haliniz harap olurdu. (10) Lakin Allah size ; imanı sevdirdi ve onu yüreklerinizde güzelleştirdi; (11) yine O size ; hakikati inkârı, sorumsuz davranmayı ve (iyi olana) karşı çıkmayı çirkin gösterdi. İşte onlar doğru tarafa yönelenlerdir, (10) Anittum için bkz. Tevbe: 128 (11) Dinin temeli sevgidir, çatısı da öyle. İman ağacının kökü sevgidir, meyvesi de öyle. Buradaki türden, bir tohum gibi gelişip büyüyen sevgiye hubb, muhabbetin ürünü olan iman ve amele karşılık olarak Allah ın verdiği sevgiye vudd diyor Kur an: İmanda sebat eden ve o imanla uyumlu bir hayat yaşayan kimseler var ya: o sonsuz rahmet kaynağı onlar için sonsuz bir sevgi var edecek (Meryem: 96). (Nuzul 114 / Mushaf 9 : Tevbe 128 Aşağıdadır.) ل ق د ج اء ك م ر س ول م ن ا ن ف س ك م ع زيز ع ل ي م ا ع ن ت م ح ريص ع ل ي ك م ب ال م ؤ م ن ين ر ؤ ف ر ح يم ١٢١ 128 DOĞRUSU (ey insanlık)! Size kendi türünüzden bir Elçi gelmiştir: (164) sizin kurtuluşu olmayan ebedi bir belâya çarptırılmanız onun çok zoruna gider,(165) mü minlere karşı şefkat pınarı ve merhamet âbidesi olduğu için üzerinize hassasiyetle titrer.(166) (164) Min enfusikum; lafzen sizin içinizden. Bu ibarenin en geniş anlamı, melek ya da olağanüstü yetilere sahip biri değil, sizden, sizin gibi insan bir peygamber demektir. Bunu Kehf: 110 ve Fussilet: 6 da destekler. Kimi rivayetlerin bazı seçkin isimlere dayandırdığı min enfesikum (sizin en iyinizi) okuyuşu, duygusal bir okuyuş olsa gerektir. (165) Anittum, zorlayarak kırma, tahrip etme anlamındaki anete den türetilmiştir. Kur an da kullanıldığı beş yerde de insanın kurtulması imkansız bir belânın ortasına düşmesini, köşeye sıkışmışlığı ifade eder (Zemahşerî ve Râğıb). Burada, insanın sapma ve inkârından dolayı ebedi mutluluğu kaybetmesine tekabül eder. Peygamber e ağır gelen de işte budur. Zira o alemlere, yani insanlığın tümüne rahmetti. Ömrünün sonunda şöyle dua ediyordu: Ya Rab! Muhammed de bir insandır! Her insan gibi o da kızıp öfkelenebilir! Kime kızmış ya da beddua etmişsem, onu o kişi hakkında bir ecir, bir rahmet, bir dua kıl! (Müslim, Birr 45/25). (166) Veya: O sizin üzerinize hassasiyetle titrer: çünkü o mü minlere şefkat pınarı, merhamet âbidesidir. 6

ف ض ل م ن للا و ن ع م ة و للا ع ل يم ح ك يم ١ 8 Allah ın lutfu ve nimeti sayesinde: zaten Allah her şeyi bilir, her hükmünde tam isabet kaydeder. و ا ن ط ائ ف ت ان م ن ال م ؤ م ن ين اق ت ت ل وا ف ا ص ل ح وا ب ي ن م ا ف ا ن ب غ ت ا ح دي م ا ع ل ى ا ل خ رى ف ق ات ل وا ال ت ى ت ب غ ى ح تى ت ف یء ا لى ا م ر للا ف ا ن ف اء ت ف ا ص ل ح وا ب ي ن م ا ب ال ع د ل و ا ق س ط وا ا ن للا ي ح ال م ق س ط ين ٩ 9 Şu halde ; mü minlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, tarafların arasını adâletle ayırın ve (bunun için gerekirse) fedakârlıkta bulunun: çünkü Allah (barış için) fedakârlık edenleri sever.(12) (12) Kıst: Binası tek olup birbirine zıt iki anlama gelen kelimelerdendir. Kıst, hakkı tahsıl etmek, Kast haktan yüz çevirmek tir (el- udûl ani l-hak). Kıst ın anlam alanına kendi hakkından yüz çevirmek, yani hakkından feragat etmek de dahildir. Burada tam da bu mânaya gelir. Aynı kelime Allah için kullanıldığında hak ettiğinden fazlasını vermek veya kulu üzerindeki hakkından feragat etmek mânasına gelir (bkz. Yûnus: 4). (Nuzul 69 / Mushaf 10 : Yunus 4 Aşağıdadır.) ا ل ي م ر ج ع ك م ج م يع ا و ع د للا ح ق ا ا ن ي ب د ٶ ا ال خ ل ق ث م ي ع يد ل ي ج ز ى ال ذ ين ام ن وا و ع م ل وا الص ال ح ات ب ال ق س ط و ال ذ ين ك ف ر وا ل م ش ر ا م ن ح م يم و ع ذ ا ا ل يم ب م ا ك ان وا ي ك ف ر ون ٤ 4 Hepinizin dönüşü O nadır; (bu) Allah ın gerçekleşmesi kaçınılmaz vaadidir. Çünkü O, insanı yaratmaya başladıktan sonra onun yaratılışını sürdürüyor ki; iman edip de ıslah edici iyi şeyler yapanları hak ettiklerinden fazlasıyla(9) ödüllendirsin. İnkârda ısrar edenlere gelince: inkârda direnişleri nedeniyle, yudum yudum içecekleri kavurucu bir pişmanlık(10) ve can yakıcı bir azap onları bekleyecek. (9) el-kıst, yine Kur an da kullanılan el- adl in eşanlamlısı olarak görülemez. Tercihimizin gerekçesi için bkz. Hucurât: 9, not 7. (10) Lafzen: kavurucu bir içecek. Bu mecazi ifade, öncelikle yürek yakıcı ve vicdanı kavurucu bir pişmanlığa delalet etse gerektir. Râzî bu sûrenin 7. âyetindeki ateşi (en-nâr) tefsir ederken, ateşin ve yanmanın farklı türlerinden söz eder. Bunlardan birini de psikolojik ve aklî ateş diye adlandırır ve bunun hissedilen ateşten daha fazla yaktığını ifade eder. ا ن م ا ال م ؤ م ن ون ا خ و ة ف ا ص ل ح وا ب ي ن ا خ و ي ك م و ات ق وا للا ل ع ل ك م ت ر ح م ون ١١ 10 Mü minler sadece kardeştirler;(13) öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah a karşı sorumlu davranın ki, O nun merhametine mazhar olasınız!(14) (13) Baştaki edat, mü minlerin kardeşliği dışındaki her tür ihtimali kategorik olarak dışlar. Bu kardeşliğin tek çimentosu vardır: İman. şu halde iman çözülmeden bu kardeşlik çözülemez. Bu kardeşliğe sadece hayatta olanlar değil, âhirete göçenler de girer: Derler ki: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! (Haşr: 10) (14) Zımnen: Zedelenen kardeşlik ilişkilerini düzeltmek her mü minin imani görevidir. 7

ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا ل ي س خ ر ق و م م ن ق و م ع سى ا ن ي ك ون وا خ ي ر ا م ن م و ل ن س اء م ن ن س اء ع سى ا ن ي ك ن خ ي ر ا م ن ن و ل ت ل م ز وا ا ن ف س ك م و ل ت ن اب ز وا ب ا ل ل ق ا ب ئ س ا ل س م ال ف س وق ب ع د ا ل يم ان و م ن ل م ي ت ف ا و لئ ك م الظ ال م ون ١١ 11 SİZ ey iman edenler! Hiçbir kişi ve zümre bir diğer kişi ve zümreyi alaya alıp hor görmesin: belki diğerleri berikilerden daha değerli olabilirler. Yine bir kısım kadınlar da diğerlerini (böyle) görmesinler: ötekiler onlardan daha değerli olabilir. Asla birbirinizi(15) itibardan düşürmek için karalamayın ve (kötü) lakaplar takarak yaralamayın: İman ettikten sonra sapıklıkla anmak-anılmak ne berbat bir şey!(16) Ve kim (bu tür davranışlardan) pişmanlık duyup vazgeçmezse, işte zalim olanlar onlardır. (15) Lafzen: kendinizi. Bu, hem mü minler bir bedenin organları gibidir, bedene ait bir organı karalayan kendisini karalamış olur anlamına, hem de birini karalamak gibi kötü bir şey yapan, aslında kendini karalamış olur anlamına gelir. (16) Zımnen: iman sabıka bırakmaz anlamına gelir. İslâm kendisinden öncesini kesip atar hadisi bu ilâhi tavsiye ışığında söylenmiştir. Hem birini imanından sonra önceki hayatında yaptığı kötülükle anmayı, hem de âyetin kınadığı şeyleri yapanların kötü anılacaklarını ifade eder. ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا اج ت ن ب وا ك ث ير ا م ن الظ ن ا ن ب ع الظ ن ا ث م و ل ت ج س س وا و ل ي غ ت ب ع ض ك م ب ع ض ا ا ي ح ا ح د ك م ا ن ي ا ك ل ل ح م ا خ ي م ي ت ا ف ك ر ت م و و ات ق وا للا ا ن للا ت و ا ر ح يم ١٢ 12 Siz ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) zandan şiddetle kaçının!(17) Unutmayın ki zannın bir kısmı ağır bir vebaldir!(18) Birbirinizin gizli saklısını da asla araştırmayın(19) ve Birbirinizin gıybetini etmeyin! İçinizde ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanan biri var mı? Bakın, tiksindiniz işte! (20) Sözün özü: Allah a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın! Kuşkusuz Allah tevbeleri kabul eden sınırsız bir rahmet kaynağıdır. (17) Min in beyaniyye anlamıyla. Zann daki belirlilik çeviriye kötü karşılığıyla yansımıştır. Kötü zan (suizan) kalbin bedduasıdır. Suizanna ayarlı olanlar, başkalarında kendilerini görürler. Birine suizanla yaklaşmak, aslında Ben onun yerinde olsam böyle yapardım itirafıdır. Bilginin hakikate nisbeti dörttür: Vehm, Şekk, Zann, Yakîn. 1) Vehm: Hakikatten hiç bir payı yoktur, serapa asılsızdır. Fakat olmayan şey varmış gibi vehmedildiği için, sahte bir nisbetten, yani kurgusal bir nisbetten söz edilebilir. Fakat bu en küçük bir gerçeğe tekabül etmez. 2) Şekk: Hakikate ve yalana nisbeti eşittir. Tam ortada durur. 3) Zan: Hakikate nisbeti yakın yalana nisbeti uzaktır. Fakat zan bilginin hakikate nisbetini ifade eden kavramlar arasında en muğlak ve esnek olandır. İmandan kaynaklanan zan hakikate tam isabet edebilir. yakinen bilinmesi mümkün olmayan gaybi konulardaki itikad Kur an da bu kelimeyle ifade edilir (bkz. Hâkka: 20; Bakara: 46, 249). Yakin bir bilgi olmadan konuşulması hukuk ihlali olan durumlar vardır ki, âyette kaçınılması istenen zannın bir kısmı budur. 8

4) Yakin: Hakikate nisbeti yüzde yüzdür. Üç kısımdır: İlme l-yakin, Ayne l-yakin, Hakka l-yakin. İlki bilgiyle, ikincisi gözlemle, sonuncusu yaşayarak elde edilir. (18) Geri bırakmak, hız kesmek anlamına gelen ism, müeyyide gerektiren günah için kullanılır (Furkan: 68). Bir hadiste saf iyiliğin zıddı kökten kötülük olarak yer almıştır (İbn Hanbel). Sui zandan hesap sorulur. Zira suizan yamuk bakıştır. Yamuk bakan, baktığını doğru göremez. (19) Ve: Açık aramayın! Başkalarının ayıplarını ortaya serenin, kendi ayıplarını da Allah ortaya serer. (20) Zımnen: Gıybet ahlâkî yamyamlıktır. Bu yamyamlık türü, eti yenilenden daha çok başkalarının etini yiyen gıybet hastalarına zarar verir. İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla ilişkisini çürütür. (Nuzul 45 / Mushaf 69 : Hakka 20 Aşağıdadır.) ا ن ى ظ ن ن ت ا ن ى م ل ق ح س اب ي ٢١ 20 Kesinlikle ben, hesabımla yüzleşeceğime gönülden inanmıştım! (13) (13) Zanne, genellikle enne ile birlikte kesinlik, en ile birlikte kuşku ifade eder (krş. Fetih: 12). Yine zan; Kur an da mü mine nisbet edildiğinde ve övüldüğünde iman, kâfire nisbet edildiğinde ve yerildiğinde şüphe ifade eder. Ve zan âhirette gerçekleşirse kesin bilgi ye delalet eder. Zerkeşi nin bu güzel tesbitlerine galibiyetle kaydı düşmek şarttır. Zira istisnaları boldur (bkz. Kulliyyâtu l- Elfaz, s. 436). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 46 Aşağıdadır.) ا ل ذ ين ي ظ ن و ن ا ن م م ل ق وا ر ب م و ا ن م ا ل ي ر اج ع ون ٤٣ 46 (Huşû duyanlar), Rablerine kavuşacaklarına ve sonunda O na döneceklerine kesin gözüyle bakarlar.(84) (84) Kesin gözüyle bakarlar diye çevirdiğimiz yezunnûne nin kendisinden türetildiği; Ez-zann hem yersiz kuşku hem de kesin inanç (yakîn) anlamına gelir (bkz. Hâkka: 20, not 6). Kesin inanç anlamı, gözlem ve deney sonucu oluşan kesin inanç değil, insanın sonsuz güven duyduğu bir kaynaktan gelen habere sanki gözleriyle görmüş gibi inanmasıdır (Lisân; krş. Bakara: 249; Kıyâmet: 28; Mutaffifin: 4). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 249 Aşağıdadır.) ف ل م ا ف ص ل ط ال وت ب ال ج ن ود ق ال ا ن للا م ب ت ل يك م ب ن ر ف م ن ش ر م ن ف ل ي س م ن ى و م ن ل م ي ط ع م ف ا ن م ن ى ا ل م ن اغ ت ر ف غ ر ف ة ب ي د ف ش ر ب وا م ن ا ل ق ل ي ل م ن م ف ل م ا ج او ز و و ال ذ ين ام ن وا م ع ق ال وا ل ط اق ة ل ن ا ال ي و م ب ج ال وت و ج ن ود ق ال ال ذ ين ي ظ ن و ن ا ن م م ل ق وا للا ك م م ن ف ئ ة ق ل يل ة غ ل ب ت ف ئ ة ك ث ي ر ة ب ا ذ ن للا و للا م ع الص اب ر ين ٢٤٩ 249 Ve Tâlût ordusuyla harekete geçtiği zaman dedi ki: Bakın, Allah sizi bir ırmakla sınayacak; kim ondan içerse benden değildir, kim de ondan tatmazsa bendendir; ancak bir avuç içen bundan müstesnadır.(449) Onlardan pek azı dışında, hepsi ondan (kana kana) içtiler. O ve ona inananlar ırmağı geçtikleri sırada, (ırmağın öbür tarafında kalanlar) dediler ki: Bugün Calût ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok.(450) 9

(Fakat) Allah a kavuşacaklarına kesin gözüyle bakanlar(451) da dediler ki: Nice sayıca az (örgütlü ve disiplinli) topluluk, Allah ın izniyle nice sayıca çok (örgütsüz ve başı bozuk) topluluklara galip gelmiştir: Zira Allah direnenlerle beraberdir. (452) (449) Uzun süre susuzluktan sonra aniden aşırı su tüketiminin, böbrek ve kalp yetmezliği sonucu ölüme kadar varan olumsuz sonuçlara yol açtığı bilinmektedir. (450) Yapamayacağınıza inanırsanız, yapamazsınız. (451) Zımnen: İtaatlerinden dolayı Allah ın vaad ettiği ödüle kavuşacakları kanaatinde olanlar. Mü min itaatiyle ilâhî ödülü umut edebilir, fakat garanti edemez. Bu âyette övülen tavır, 243. âyette yerilen tavrın zıddıdır. (452) Zımnen: Üstünlük ve başarı sayılarda değil, inanç ve disiplindedir. Bu nedenle de, tarihin yatağını değiştiren büyük değişimler şuursuz yığınların değil, sayıları az da olsa inançlı ve şuurlu insanların eseridir. Bedir zaferinin, Kur an lisanıyla açıklaması. (Nuzul 40 / Mushaf 25 : Furkan 68 Aşağıdadır.) و ال ذ ين ل ي د ع ون م ع للا ا ل ا اخ ر و ل ي ق ت ل ون الن ف س ال ت ى ح ر م للا ا ل ب ال ح ق و ل ي ز ن ون و م ن ي ف ع ل ذل ك ي ل ق ا ث ام ا ٣١ 68 Yine onlar ki: Allah la beraber bir başka ilâha yalvarıp yakarmazlar; meşru ve haklı bir gerekçeye dayanmaksızın(82) Allah ın dokunulmaz kıldığı cana kıymazlar; zina da etmezler! Zira, her kim bunları yaparsa günaha batmış olur. (82) Krş. En âm: 151; İsra: 33. ي ا ا ي ا الن اس ا ن ا خ ل ق ن اك م م ن ذ ك ر و ا ن ثى و ج ع ل ن اك م ش ع وب ا و ق ب ائ ل ل ت ع ار ف وا ا ن ا ك ر م ك م ع ن د للا ا ت قيك م ا ن للا ع ل يم خ ب ير ١٦ 13 Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz.(21) Elbet Allah katında en üstününüz, O na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır;(22) Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. (21) Sûrenin 10. âyetinde imanda kardeşlik vurgulanmıştı. Burada ise insanlıkta eşlik vurgulanıyor ve insanlık ortak paydasına dikkat çekiliyor. Farklılıklar, insanlık ailesini oluşturan unsurların birbirine tahakküm ve üstünlük gerekçesi değil, tanışma gerekçesi olmalıdır. (22) İslâm ın evrenselliğini tüm zamanlarda haykıran bir âyet. Zımnen: Kimse doğuştan imtiyazlı/doğuştan mahrum değildir. Kişinin kendi seçmediği şeylerle övünmesi anlamsızdır. Takvâ, kişilerin kendi akıl ve iradeleriyle yaptıkları bilinçli tercihi ifade eder. Bu şu mânayı içerir: Ne kadar sorumlu davranırsanız, o kadar üstün olursunuz! (Ekramekum için krş. İsra: 70). (Nuzul 68 / Mushaf 17 : İsra 70 Aşağıdadır.) و ل ق د ك ر م ن ا ب ن ى اد م و ح م ل ن ا م ف ى ال ب ر و ال ب ح ر و ر ز ق ن ا م م ن الط ي ب ات و ف ض ل ن ا م ع لى ك ث ير م م ن خ ل ق ن ا ت ف ض ي ل ٧١ 70 Ama doğrusu Biz Âdemoğluna kat kat ikram ederek (91) onu üstün ve şerefli kıldık. (92) Karada ve denizde onlara ulaşım imkanı sağladık. Temiz ve helâl besinlerle onları rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün tuttuk. (93) (91) İşareten: Yokluktan varlığa getirerek, varlık içinde can vererek, canlılar içinde ruh üfleyerek, üflenen ruhun içinde akıl ve irade vererek, o akıl ve iradeye yol haritası olan peygamberler ve vahiyler göndererek (92) Kerramnâ fiilinin ait olduğu tef il babı, kaynağın hedefe sürekli müdahalesine işaret eder. Buradaki süreklilik katlanarak artan bir yapıdadır. Buna göre Allah ın insana ikramı olup bitmiş bir ikram değil, süren ve katlanarak artan bir ikramdır. Bu nedenledir ki ademoğlunun Rabbine yabancılaşması tek kat bir küfür değil, bu sûrenin 89 ve 99. âyetlerinde olduğu gibi kat kat küfürdür. Zira kufûr un tam karşılığı budur. 10

(93) Bu son cümle, insanın tüm yaratılmışların en üstünü ve biriciği olduğu tezini zayıflatmaktadır. O, yaratılmışların bir çoğundan üstün kılınmıştır, tümünden değil. ق ال ت ا ل ع ر ا ام ن ا ق ل ل م ت ؤ م ن وا و لك ن ق ول وا ا س ل م ن ا و ل م ا ي د خ ل ا ل يم ان ف ى ق ل وب ك م و ا ن ت ط يع وا للا و ر س ول ل ي ل ت ك م م ن ا ع م ال ك م ش ي پ ا ا ن للا غ ف ور ر ح يم ١٤ 14 BEDEVİLER(23) İman ettik dediler. De ki ; Henüz(24) iman etmiş sayılmazsınız, lakin teslim olduk diyebilirsiniz, (25) zira iman kalplerinize girmiş değil. A Ama eğer Allah ve Rasulü ne uyarsanız, Allah amellerinizin zerresini eksiltmez: çünkü Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (23) Zımnen: medenileşmemiş, sığ akıllar. (24) Lemma edatı, yan anlam olarak bu kimselerin ileride istenilen anlamda mü min ve medeni olacaklarına delalet eder (krş. Zemahşerî). (25) Anlamı belirlemede, eslemnâ fiilinin akidevi mi lugavi mi, teslimiyet merciinin Allah mı yoksa Müslümanlar mı olduğu önemlidir. Mücahid, Said b. Cübeyr ve İbn Zeyd in buradaki fiili lügat anlamıyla öldürülme ve esir edilme korkusundan Müslümanlara teslim olma (istislam) şeklinde yorumladığını nakleden Taberî nin kendisi de, buradaki teslim oluşu, İslâm toplumuna politik ve sosyal katılım anlamında alır. Özetle söylenen şudur: Birinin İslâm cemaatine aidiyeti, onun gerçek bir mü min olduğu anlamına gelmez. Mü minin mü minlik kriteri cemaat aidiyeti ve sosyal konumu değil, kalbinin Allah a karşı duruşudur. ا ن م ا ال م ؤ م ن ون ال ذ ين ام ن وا ب ا لل و ر س ول ث م ل م ي ر ت اب وا و ج ا د وا ب ا م و ال م و ا ن ف س م ف ى س ب يل للا ا و لئ ك م الص اد ق ون ١٥ 15 Gerçek mü minler sadece; Allah a ve Rasulü ne iman edenler, ondan sonra da kuşkunun semtine uğramayanlar ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir: İşte bunlar sadık olanların ta kendileridir.(26) (26) Âyetin el-mu minûn ile gelmesinin anlamı şudur: Önemli olan sizin kendi imanınız hakkında ne dediğiniz değil, Allah ın sizin imanınız hakkında ne dediğidir (ellezîne âmenû ile el-mu minûn farkı için bkz. Nisâ: 136). (Nuzul 106 / Mushaf 4 : Nisa 136 Aşağıdadır.) ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا ام ن وا ب ا لل و ر س ول و ال ك ت ا ال ذ ى ن ز ل ع لى ر س ول و ال ك ت ا ال ذ ى ا ن ز ل م ن ق ب ل و م ن ي ك ف ر ب ا لل و م لئ ك ت و ك ت ب و ر س ل و ا ل ي و م ا ل خ ر ف ق د ض ل ض ل ل ب ع يد ا ١٦٣ 136 Siz ey iman edenler! İman edin(133) Allah a, O nun Elçisi ne, O nun Peygamberi ne peyderpey indirdiği ilâhî kelama ve daha önce indirdiği mesaja! Zira kim Allah ı, meleklerini, vahiylerini, peygamberlerini ve Âhiret Günü nü inkâr ederse, işte o derin bir sapıklığı boylamış olur. (133) Veya: güvenin. Bu âyetin maksadı hasılı tahsil etmek değildir. Kur an da geçen ellezine âmenû formuyla mu minun formu, Taberî nin de isabetle teşhis ettiği gibi birbiriyle aynı vurguyu taşımazlar. 11

Ellezine âmenû, iman iddiasını isbat etmesi istenenler için, Mu minûn ise iman iddiasını isbat edenler için kullanılır. İlki muhatabın kendisini nasıl tanımladığına, ikincisi Hatib in muhatabı nasıl tanımladığına delalet eder. Bakara: 62 ve bu âyet, işte bu fark nedeniyle, daha sonra sayılan iman ilkelerine iman etmeye çağırıldıkları hâlde daha sözün başında iman eden kimseler formuyla söze girer. Şu durumda genellikle bir emir ve yasak öncesi gelen Siz ey iman edenler! ibarelerini Siz ey iman iddiasında bulunanlar! İddianızı isbat etmek istiyorsanız.yapın/yapmayın şeklinde anlamak yanlış olmayacaktır. Âyet, Eksik inananlara Tam inanın!, İnanıp da güvenmeyenlere güvenin, Delilsiz inananlara Delilli inanın!, Taklidi iman taşıyanlara Tahkiki iman taşıyın!, Gevşek inananlara Sağlam inanın!, Geçmiş ve bugünlerini imanla geçirenlere İmanınızda sebat gösterin! mesajını verir. ق ل ا ت ع ل م ون للا ب د ين ك م و للا ي ع ل م م ا ف ى الس مو ات و م ا ف ى ا ل ر و للا ب ك ل ش ی ء ع ل يم ١٣ 16 De ki: Allah a dininizi siz mi öğreteceksiniz?(27) Ama Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir: zira Allah her şeyi ayrıntısıyla bilendir. (27) Zımnen: Kitab a değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir: 1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir. 2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını din koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir. ي م ن ون ع ل ي ك ا ن ا س ل م وا ق ل ل ت م ن وا ع ل ی ا س ل م ك م ب ل للا ي م ن ع ل ي ك م ا ن ديك م ل ل يم ان ا ن ك ن ت م ص اد ق ين ١٧ 17 Onlar Müslüman oldular diye seni minnet altına almaya kalkıyorlar. De ki: Müslüman olmanızdan dolayı beni minnet altına alıp bana lutfettiğinizi sanmayın; eğer (hakikate) sadıksanız, sizi doğru yola yönelttiği için asıl siz Allah a minnet borçlusunuz.(28) (28) el-mennu, ölçülebilen ve değerlendirilebilen şey mânasına gelir. Değer ifade ettiği için nimete de minnet denilmiştir. Alâ ile kullanıldığında, karşıdakini kul etmek için iyilik yapmak, minnet altına almak mânasına gelir. Bu anlamda minnet sadece Allah ın hakkıdır, zira nimetin gerçek sahibi O dur (Râğıb). Zaten kelimenin Kur an daki tüm kullanımları da buna işaret eder (et-tefsiru l-beyani II, 48-49). Zımnen: Siz iman ettiniz diye Allah ın hiçbir şeyi artmaz. Dolayısıyla imanınızı Allah a bir lütuf gibi sunmaya kalkmayın! Aksine sizi imanla şereşendirdiği için Allah a sonsuz minnet borçlusunuz! Bilinç ters dönerse, kişi minnet etmesi gerekirken minnet altına almaya kalkar. Bu, nimete ihanetin bir göstergesidir. ا ن للا ي ع ل م غ ي الس مو ات و ا ل ر و للا ب ص ير ب م ا ت ع م ل ون ١١ 18 Şu kesin ki Allah, göklerin ve yerin sırlarını bilir; dahası Allah yaptığınız her şeyi görür. 12