Kontrast. Fotograf Dergisi. Eylül - Ekim. ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.



Benzer belgeler
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN MAKİNENİN ARKASI

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi. 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

Fotoğraf Sanat mıdır? Evet, Sanattır...

27 yıl önce ki İngiliz müşterileri tekrar mavi tur için Bodrum a geldi

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM OCAK 2013 SORULAR:

Fotoğrafçılıkta mimari fotoğraf çekim teknikleri 1. Mimari fotoğrafçılık

SİNOPSİS. Fragmanın Youtube Fragmanı: Fragmanın İndirme Linki:

Biz beyaz yakalılarız. Günümüzün çoğu plazalarda geçer. 9-6, 9-9, bazen de ne kadar giderse o kadar çalışırız. Adımız aynı zamanda kimliğimiz.

KÜLTÜR MİRASI DİVRİĞİ KONULU ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI YARIŞMA ŞARTNAMESİ

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim Aralık 2014 )

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

ÖMER GÜNEY CHP MENEMEN BELEDİYE BAŞKAN A.ADAYI

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü

ABİDİN DİNO

ozalit - reklam - matbaa

DEVİNİMİN GÖRSEL DİLİ SERGİSİ VE KİTABI (VISUAL LANGUAGE EXHIBITION OF MOTION AND ITS BOOK)

1.Fotoğraf, Işıkla Resmetmek ve Fotoğraf Makinesi. 2.Pozlama ve Kontrol Sistemleri. 3.Objektifler ve Görüntü Estetiği. 4.

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

Uluslararası İzmir Film Festivali ilk kez 1990 yılında düzenlenmeye başladı. 11 kez düzenlenen Festivale 2000 yılında ara verildi.

KAYNAK: Birol, K. Bülent "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

BAHARA MERHABA. H. İlker DURU NİSAN 2017 İLKOKUL BÜLTENİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

Perseid Göktaşı Yağmuru: Ağustos

Haritalama Atölyesi: Tepkiler ve Bakış Açıları Bettina, Laura ve Lara'nın katılımıyla

1.Estetik Bakış, Sanat ve Görsel Sanatlar. 2.Sanat ve Teknoloji. 3.Fotoğraf, Gerçeklik ve Gerçeğin Temsili. 4.Görsel Algı ve Görsel Estetik Öğeler

Nasıl Bir Zekâya Sahipsiniz? - Genç Gelişim Kişisel Gelişim. Ayın Testi

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

NESLİHAN AYDINLIOĞLU EŞİN BİRİKİMLERİM VE BİRİKTİRDİKLERİM

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

GELECEK KARİYER ADIMINIZI BELİRLEMEK

Güzel Bir Bahar ve İstanbul

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

SINIRSIZ ZİYARETLER. Nermin Er in ev atölyesi

ETKİNLİK PROĞRAMI. 22 Eylül 2011 Perşembe

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

Dijital Pazarlama Ajansı

DİKKAT BU ÖZET 8 ÜNİTE

"Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi Salkım Söğüt Saç

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR?

ÖĞRENME FAALİYETİ 16

KARŞILAŞMA. Sergi Kataloğu. Peker Sanat Yayını 16 Ankara, Haziran Sanat Danışmanı İbrahim Karaoğlu. Fotoğraflar Sanatçıların arşivinden

Abidin Dino'nun İngiltere'deki Dünya Kupası'nda gerçekleştirdiği Gol! (Goal! World Cup 1966), Türkiye belgeselcilik tarihinde çığır açan bir yapını.

Hayalindeki Kadını Kendine Aşık Etmenin 6 Adımı - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k

Uzaktangörü (Remote Viewing) Basitleştirilmiş Çizim Taslağı Düzenleme V /02/28

Yaşam alanları ihtiyaca ve koşullara göre değişiklik. gösterir. BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül Ekim 2014 )

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

17- S Q T 3 9. Tuval -yağlıboya, 130x100 cm. özgün dokuma. 80x90 cm. »I GARANTİ

WILDERNESS HOTEL & GOLF RESORT, Wisconsin Dells - WI

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ

Fotografi (GRT 205) Ders Detayları

CİHAT ARAL 22 MART - 09 NİSAN Açılış: 22 Mart Perşembe Kokteyl: 18:00-20:30

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

FRİGYA KÜLTÜREL MİRASINI KORUMA VE KALKINMA BİRLİĞİ FRİG VADİLERİ 3. FOTOĞRAF YARIŞMASI ŞARTNAMESİ

BÖLÜM 1. İLETİŞİM, ANLAMA VE DEĞERLENDİRME (30 puan) Metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. MUTLULUK HİKAYESİ

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Okuyarak kelime öğrenmenin Yol Haritası

Merge To Hdr. Merge To Hdr. Merge to hdr. HDR resimleri. Merge To Hdr 1

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

EDEBİYATIN İZİ 86. İZMİR ENTERNESYONAL FUARI NA DÜŞTÜ

HEDİYE ALMAK HAYATIN GÜZEL ANLARINDAN BİRİDİR

TEKNOLOJİ TASARIM DERSİ TANITIM VE PAZARLAMA

Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ

İDİL DİZDAR, HEM OYUNCU HEM YÖNETMEN

Girne Kapısı Yaş 11-12

Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6

Not: Öğretmenimizin elinden taşlar üzerinde sanat!

9. Sigarayı bırakma zamanı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Kreatif yaklașımımız, profesyonel bakıș açımız, dinamik fikirlerimiz ile emek ve zamanımızı da harmanlayarak sizlere hizmet vermeyi hedefliyoruz.

Yapımcı Enver Arçak Ankaralı Yahudilerin belgeselini çekti ve paylaştı. Arçak, "Hermana" isimli belgeselinin hikayesini de Odatv'ye anlattı...

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

Herkese Bangkok tan merhabalar,

HALE OZANSOY RESİM SERGİSİ DEFNE SANAT GALERİSİNDE AÇILDI

CUMHURİYET ORTAOKULU 7. SINIF GÖRSEL SANATLAR GÜNLÜK DERS PLANI

WILDERNESS HOTEL & GOLF RESORT, Wisconsin Dells - WI

İnsanoğlu, Merak ve İllüzyon

MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar

SORU-- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Bir hedef seçtiğiniz zaman o hedefe ulaşmanın getireceği bütün zorluklara katlanmanız gerekir. Her başarım bana ayrı bir heyecan, ayrı bir enerji

SODA Sunar. Meriç Kara. SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk kişisel sergisi A Domestic Schizophrenic Project e ev sahipliği yapıyor!

KASIM-OCAK ATÖLYE PROGRAMI

Jamie Foxx J

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BuranoVenedik denince akla ilk

Transkript:

Kontrast Eylül - Ekim 31 Fotograf Dergisi ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

1 Bizden Biri Asuman Ergüney Usta İşi Eugène Atget Sibel Acar 2 İçindekiler 4 13 Konuk Yazar Benim Bir Resmimi Çeker misiniz? Çiğdem Buçak Telli Söyleşi Cengiz Akduman Kontrast f/64 Fotoğrafın Çocukları Özcan Yurdalan 8 Kapak Fotoğrafı: Kemal Cengizkan AFSAD Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Adına Sahibi Mustafa ERTEKİN Yayın Yönetmeni (Sorumlu Müdür) Koray OLŞEN Yayın Ekibi Aysel Altun Dora GÜNEL Nejla Can Güler Ayşe Saray Redaksiyon Ayşe Saray Grafik Düzenleme Ayşe Saray Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı Mustafa Önder, Mehmet Ünal, Engin Güneysu, Kenan Seven 14 Yönetim Yeri (Dergi İletişim) AFSAD Bestekar Sok. No: 28/21 Kavaklıdere Ankara Tel: 0312 4172115 Faks: 0312 4172116 GSM: 0533 7388208 33 Kısa Metraj Fotoğraf Üzerine Görsel Anlam Denemeleri Cengiz Engin Chris Marker ın Ardından Dalgakıran (La Jetée): Ölüme Karşı Okunan Manifesto Nagihan Konukcu 34 www.kontrastdergi.com www.afsad.org.tr kontrast@afsad.org.tr İki ayda bir yayımlanır. AFSAD ın ücretsiz yayınıdır. Baskı Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım San. Tic. Ltd. Şti. Adres: Adakale Sok. 32/37 Kızılay - Ankara Tel: 0312 433 2310 Basım Tarihi: Eylül 2012 Yayın Türü: Bölgesel Süreli ISSN: 1304-1134 38 İMece Sokağa ve Fotografçısına Övgü İlker Maga Kitaplık Toplumsal Belgeci Fotoğraf ve Fikret Otyam Örneği Aysel Altun 39 Her hakkı saklıdır. Bu dergide yer alan; yazı, makale, fotoğraf, karikatür, illüstrasyon, vb. nin, elektronik ortamlar da dahil olmak üzere, kullanım hakları AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) a ve/veya eser sahiplerine aittir. İzin almaksızın, hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun, materyalin tamamının ya da bir bölümünün kullanılması yasaktır. Dergide yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Fotoğraf amaç olmaktan çok araçtır benim için Farklı yaşamları, farklı kültürleri, farklı duyguları keşfedebilmek için kullandığım bir araç Tanıştığım yeni yaşamlarla hayatı sorgularken, tanıklık ettiğim sorunlara farkındalık yaratmak için bir araç Hayatın yoğunluğundan yorulan ruhumu dinlendiren, arındıran ve yeni dostluklara ulaştıran bir araç Bunun için tekniğiyle çok ilgilenmem fotoğrafın, bence güzel olan orada olmak, tanık olmaktır. Orada iken hissettiklerimi hissettirebiliyorsam, hissettirdiklerimle saatler, günler, haftalar geçirdiğim insanlara fayda sağlayabiliyorsam çektiğim fotoğrafın başarılı olduğuna inanırım. İşte bütün bu nedenlerden dolayı sadece belgesel fotoğraf çekiyorum. ASUMAN ERGÜNEY 1976 Ankara doğumlu. Fotoğrafa 1997 de Hacettepe Üniversitesi bünyesinde başlayıp,1998 den itibaren AFSAD da devam etti. AFSAD bünyesinde, çeşitli belgesel fotoğraf atölyelerinde, projelerinde çalıştı. AFSAD Yönetim Kurulu nda görev aldı. Çeşitli karma sergilere katıldı. Hâlâ belgesel çalışmalarla fotoğraf çekmeye devam etmektedir. Bizden Biri Asuman Ergüney

Eugène Atget Usta İşi Sibel Acar 2 Sokak kadını, 1921 20. yüzyıl fotoğrafının öncü isimlerinden biri sayılan Eugène Atget (1856-1927), yaşarken kendisini hiçbir zaman fotoğrafçı olarak nitelendirmemiş olsa da, otuz yıl boyunca Paris i fotoğraflamış, 8000 den fazla fotoğraf üretmiştir. Çalışmaları, kendisiyle aynı dönemde Paris te bulunmuş olan genç fotoğrafçılar, Berenice Abbot, Walker Evans ve George Brassai ı etkilemiştir. [1] Atget, 1857 yılında Bordeaux yakınlarında işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Hayata şansız başlamıştır, beş yaşında yetim kalır. 1870 lerde gemilerde çalıştığı bilinmektedir. Tiyatro oyuncusu olmaya azmeder, 1879 yılında Paris konservatuarına kabul edilir fakat eğitimini tamamlayamaz. 1880 li yıllarda Paris in kenar semtlerindeki tiyatrolarda oyunculuk yaptığı sıralarda fotoğraf çalışmalarına başlar. Amatör olarak resim sanatıyla da ilgilidir. 1890 ların başında oyunculuğu bırakmış, Paris te fotoğrafçı olarak çalışmaktadır. [2] Stüdyosunun kapısında Sanatçılar için belgeler yazan bir tabela asılıdır. Potansiyel müşterileri ressam, gravürcü, heykeltıraş ve sahne tasarımcılarıdır. Kartvizitinde onlara sunabileceklerini şöyle sıralar: manzaralar, hayvanlar, çiçekler, anıtlar, ressamlar için arka planlar, sanat eserlerinin kopyaları. [3] Ayrıca, bütün bu konuların yanısıra tutkuyla sarıldığı bir konu daha vardır: Kaybolmakta olan eski Paris. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Paris, geniş kapsamlı bir kentsel dönüşüm yaşamaktadır. Korunmaya değer bulunan anıtlar dışındaki eski yapılar, Baron Hausmann ın orta çağ kentini modern bir kente dönüştürme projesi kapsamında hızla yok olmaktadır. Atget, objektifini yok olmakta olan semtlere ve buralardaki yaşantıya çevirir, eskiden kalan ne varsa kaydetmeyi kendine amaç edinir. Sistematik olarak eski evlerin, dükkânların, kiliselerin ve sokakların fotoğraflarını çeker. Bu konuda ürettiği fotoğraflar, sanatçıların yanısıra kütüphaneci, antikacı ve akademisyenler gibi müşteri gruplarını hedeflemektedir. Sipariş üzerine ürettiği fotoğraf sayısı fazla değildir. Kendi seçtiği konularda ürettiği fotoğrafları, bir pazarlamacı gibi portföyündeki müşterilerin kapılarına giderek satar. [4] Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında yoksul düşer. 1920 yılında kendi girişimiyle yirmi yılı aşkın bir sürede ürettiği, Paris in geçmişine tanıklık eden 2621 cam negatifini Fransız Hükümeti ne satmayı başarır. 1921 yılında ressam Andre Dignimont un siparişi üzerine sokak kadınlarının fotoğraflarını çektiği bir seri üretim yapar. [5] Atget, ömrünün son yıllarında Man Ray ile tanışır. Man Ray ve sürrealist akımının sanatçıları, Atget in fotoğraflarında farklı bir boyut görürler. Onun ürettiği fotoğraflar günlük yaşamdan alınmış olmalarına rağmen, bir yönleriyle sanki gerçekdışıdır. İnsansız gibi görünen sokaklarda, camların ardında ya da yansımalarda belli belirsiz görünen siluetlerde olduğu gibi Man Ray, 1926 da Atget in elli kadar fotoğrafını satın alır ve dört tanesini isimsiz olarak sürrealistlerin magazini La Révolution da yayınlar. 1927 yılında Atget hayata veda eder. O sıralar Man Ray in asistanı olan Berenice Abbot, ölümünden sonra Atget in negatiflerini ve bazı baskılarını satın alır ve ard arda yayınlar yaparak, hayattayken fazla tanınmayan Atget in fotoğrafla ilgili çevrelerce tanınmasında büyük rol oynar. [6] Atget in sıradışı kişiliği üzerine pek çok hikâye anlatılır. Kaba saba, berduş kılıklı, aksi, sözünü sakınmayan ve kavgacı olduğu; yeniliklere kuşkuyla yaklaştığı, yaşamının son yirmi yılında diğer yiyeceklerin zehirli olduğunu düşündüğü için ekmek, süt ve bir parça şekerle beslendiği; fotoğraflarını St. Germain kahvelerinde işporta usulü çok ucuza satacak kadar alçak gönüllü olduğu ya da fotoğraflarının kıymetini anlayamayacak kadar naif olduğu söylenenler arasındadır. Atget, fotoğrafı hiçbir zaman sanat olarak görmez, ona göre fotoğraf belgedir. Seçtiği konular gelenekseldir. Bu geleneksel konuları da ısrarla, hantallığı ve zorluğu nedeniyle terk edilmiş bir teknikle fotoğ raflamaktadır. Ömrü boyunca inatla, ahşap bir fotoğraf makinesi ve 18x24 cm cam levhalar kullanır,

gün ışığında pozladığı kontak baskılar yapar. Bütün bunlara rağmen döneminin en avant- garde sanatçıları, onun çalışmalarına kendilerini yakın hissetmişler, ölümünden sonra adı 20. yüzyılın öncü fotoğrafçılarından biri olarak anılmıştır. Peki, nedir Atget in fotoğraflarını ilginç kılan? Atget in fotoğrafları belge olmaları niyetiyle üretilmiş olmalarına rağmen gerçeküstü bir aura yaymaktadır. Gerçek bir durumun üzeri sanki kırılgan ve yarıgeçirgen, bilinçdışı bir katmanla kaplanmış gibidir. Sanımca, bu, kastedilmediği halde var olan belirsizlik, Atget in fotograflarını Walter Benjamin in benzetmesiyle bir suç mahalli [7] gibi gizemli kılmakta, fotoğrafın izleyicisini görünenin ötesinde ipuçları aramaya yöneltmektedir. İşte tam da bu nedenle Atget in fotoğrafları, sokak fotoğrafının alanı içinde değerlendirilir. Sokak fotoğrafçılığı, belgesel fotoğrafla sınırları kalın çizgilerle ayrılamayan bir tür olsa da, bazı ayırt edici özellikler taşımaktadır. Genel olarak, belgesel fotoğraf; aktardığı durum karşısında izleyicisini etik bir duruşa, çoğu zaman harekete geçmeye davet ederken, sokak fotoğrafı; konuyla ilgili bir tavrı teşvik etmeyi amaçlamaz. Sokak fotoğrafı, an be an kendiliğinden oluveren, değişen durumlara gözün anlık Orgcu ve şarkıcı kız, 1898 Valence Sokağı, 1922 takılması gibidir. Duruş ve bulunuşlar anlıktır, konu olan durum ve insanlar da, fotoğrafçı da fotoğrafın izleyicisi de geçip gidiverecektir sanki. Oysa belgesel fotoğraf, geçip gidivermek niyetinde değildir; gözlem yapar, durur ve sorgular. Çünkü belgeselin konusu olan durum süregitmektedir ve anlaşılan odur ki dışarıdan bir müdahale olmadıkça değişmeyecektir. [8] Dolayısıyla, kompozisyonu oluşturan öğeler rastlantı sonucu değil, süregiden durumun sabit bileşenleri olarak oradadırlar. Belgesel fotoğraf, bir durumu kesin, net bir betimlemeyle tamamlanmış cümlelerle anlatır. Sokak fotoğrafı, cümlelerinde boşluklar bırakır, tamamlamak ya da geçip gitmek izleyiciye kalmıştır. Atget in fotoğraflarının ilginçliği, hem kök salmış bir durumun keskin uçlu gerçeğini hem de gelir geçerliği, rastlantıyı, izleyicinin hayalgücünü tetikleyen gizemi, varla yoku ve uzakla yakını birada tutabilmesindedir. Usta İşi Sibel Acar 3 Kaynakça: 1. Eugene Atget. A Selection of Photographs from the Museé Carnavalet. Pantheon Books, 2007. 2. Williams, Richard L. Great Photographers. Time Life Books, 1971. 3. http://www.nga.gov/feature/atget/bio.shtm 4. Abbott, Berenice. The World of Atget. Photography in Print: Writings from 1816 to the Present. Edited by Vicki Goldberg. Touchstone, 1981. 5. 20th Century Photography: Museum Ludwig Cologne. Taschen, 2005. 6. Stephan, Peter, ed. Icons of Photography. The 20th Century. Prestel, 2005. 7. Benjamin, Walter. The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction. Photography in Print: Writings from 1816 to the Present. Edited by Vicki Goldberg. Touchstone, 1981. 8. Scott, Clive. Street Photography from Atget to Cartier Bresson.Tauris, 2007. AFSAD Eylül - Ekim 2012

Konuk Yazar Çiğdem Buçak Telli 4 Benim Bir Resmimi Çeker misiniz? Yalnızca Türkçe de değil, birçok dilde aynı sözcüklerle ifade edilebilen kavramlardır resim ve fotoğraf; picture, image, bild, resim İnsanlığın resim ile öyküsü ise tarih öncesi devirlerde mağara duvarlarına çizilen resimlerle başlar. Bu, ilk ressamların amacının, gözlemlediği nesne ve olayları sabitleyip bu bilgiyi başkaları ile paylaşmak olduğunu söylersek yanılmış olmayız. İnsanın çevresindekileri anlama yolunda sahip olduğu en güçlü algının görsel algı olduğu düşünülürse, bir optik görüntüyü sabitleyebilmenin, yani resmedebilmenin, bunu başkaları ile paylaşmanın en önemli aracı olacağı da anlaşılmaktadır. İnsanın çizerek, resmederek başladığı bu süreç, heykel, röliyef gibi üç boyutlu biçimlemeler ile daha farklı bir boyut ve etkinlik kazanmıştır. Ancak kullanılan araç ve yöntem ne olursa olsun, temel amacın görsel algının saptanması olduğu kabul edilmektedir. Bu ideal, insanlığı 1800 lü yılların başında Nicéphore Niépce nin başlatıp, Louis-Jacques-Mandé Daguerre in geliştirdiği fotoğrafa kavuşturacaktır. heykel, vb.), nesnel değil öznel bir olgudur. Gerçeğe en yakın olanı yeniden üretmek amaçlansa bile, bu hiçbir zaman orjinali ile aynı olmayacak, yapımcısının algı ve ifade farklarını taşıyacaktır. Hatta bunun fotoğraf için bile geçerli olduğu, fotoğrafın gelişim süreci içinde farkedilecektir. Buradan anlaşılmaktadır ki algılarımızın görsel ifadesi (resim, heykel, fotoğraf, vb.), sadece görsel değil, tüm algılarımızın zihnimizdeki yorumlarının bir ifadesidir. Bu noktada anımsamamızda yarar olduğunu sanıyorum ki, bugün özellikle görsel sanatların temel kavramı olan Estetik in kökeni, eski Yunanca da duyum, algı, his anlamına gelen Aisthesis dir. Tarihsel süreç içinde görmekteyiz ki insanlar duygu, algı ve hislerini görsel olarak ifade edebilmek için birçok araç kullanmış ve geliştirmiştir. Bunlara 1800 lü yılların başında fotoğraf da eklenmiş bulunmaktadır. Bu araçlar kimi zaman tek başına, kimi Aslında, gözümüz gibi fotoğrafın da temeli olan karanlık kutuyu insanlar bundan çok daha önce kullanmaya başlamışlardı. İ.Ö. 3000 yıllarında Sümerlerin Camera Obscura yı (Karanlık Kutu) Astronomi gözlemlerinde kullandığı bilinmektedir. Yine karanlık kutunun birçok ressam tarafından görüntüyü bir zemine aktararak resmedilmesini kolaylaştıracak bir araç olarak kullanıldığı da bilinmektedir. Bu niteliği ile, karanlık kutunun fotoğraftan önce resme hizmet ettiğini söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Fotoğrafın icadı ile birlikte daha iyi anlaşılmaktadır ki görsel algının her türlü ifadesi (resim, Sergide

Konuk Yazar Çiğdem Buçak Telli 5 Duy Sesimi AFSAD Eylül - Ekim 2012

Konuk Yazar Çiğdem Buçak Telli 6 zaman da birlikte kullanılarak insanların duygu ve düşüncelerinin ifadesine tercüman olmaktadır. Çağdaş sanat anlayışında da araç ve teknik kısıtlaması olmaksızın insanların kendilerini en iyi ifade edebildikleri işlerin, en önemli sanat eserleri için aday olduklarını söyleyebiliriz. Sanat eleştirmenleri benim resimlerimi fotogerçekçi olarak tanımlamışlar ve tanıtmışlardır. Öyledir de gerçekten. Bu arada önemli bir noktayı özellikle belirtmem gerekir ki, aslında ben fotoğraf makinesini kullanma konusunda pek deneyimli değilim. Birçok değerli fotoğraf sanatçısının arasında fotoğraf çekmeyi başarabildiğim iddiası korkarım ukalalık olacaktır. İşim boya benim. Boya ile yaşadığım serüven Benim için resim yaşadıklarımın / belleğimde iz bırakmış / görsel anlarının plastik fotoğrafını tuvalde kalıcı kılmak Herhangi biri, yaşanan anları kalıcı kılmak için fotoğrafını basar kâğıda, ben yaşadıklarımı fotoğraf tadında tuvale aktarıyorum Realist olmamın sanırım fotoğrafla örtüşen bir yanı var. Resimlerimde çoğunlukla kadınlar olmak üzere insanlar vardır her yaştan, her çevreden. İzleyenlerin aşina oldukları, bir bakıma görmekten haz duydukları figürlerdir bunlar. Ancak önemli olan nokta, Çocuklar Portreler buradaki gerçekliğin benim gerçekliğim olmasıdır. Yani, model olarak işgören bir dış nesneyi, tuval üzerinde yeniden oluşturmak değildir yaptığım. Zaten zihnimde olan birçok imgenin yer aldığı tuvali ayıklayıp temizleyerek en yalın ve etkili anlatımı sağlayacak bir tuval yaratmak için yaparım resimlerimi. Sanat eğitimcisi ve ressam olarak geçirdiğim meslek yaşamımın 30. yılını 2013 te kutlamaya hazırlanıyorum. Bu süreç, değişik dönemleri olan, her dönemi farklı heyecan, tutku ve kaygıları taşıyan bir serüvendir benim için. Beni çok etkileyen sanat dallarından olan Fotoğraf ile kendi resim anlayışımı çok yakın görmüşümdür hep. Öyle ya, bir fotoğraf sanatçısı da çevresinde ve zihninde olan birçok imgeyi temizleyip ayıkladıktan sonra seçtiklerinden kalan ile en etkili anlatımı sağlayacak kareyi paylaşmaz mı izleyicisi ile. Bu niteliği ile o fotoğraftaki gerçeklik de öznelleşmiş, sanatçısının gerçekliği olmuştur artık. Her iş, başlangıcından bitişine dek ayrı bir serüvendir benim için. İçeriğinden tekniğine kadar her yönü ile değişken, dinamik bir süreçtir bu. Başta öngörülen ile sonuçta ortaya çıkan, beni de şaşırtır sıklıkla. Belki her sanatçı için böyledir

bu yaratı süreci. Ancak kesinlikle benim heyecanımın, sevincimin, coşkumun, duygusal patlamalarımın ve hüznümün kaynağıdır bu süreç. Bu nedenle kullandığım teknik konusunda hiç de tutucu sayılmam. Yeter ki etkin kullanabileyim. Zaten gelişebilmek, ileriye gidebilmek için öyle de olması gerek kanımca. Yani resimde her şey bir malzeme olabilir sanatçı için. Bu düşünce ile bir süre önce aklıma fotoğrafı kullanmak geldi malzeme olarak. Hemen kolları sıvadım ve Adana Onatça Sanat Galerisi nde ve Ankara Grup Sanat Galerisi ndeki sergilerimde izleyicilere sunduğum Fotografik Kolaj çalışmalarım ortaya çıktı. (Yazımla birlikte bu sayfalarda bazılarını sizlerle paylaşıyorum.) Bu işlerde fotoğraf bana boya ile elde edemeyeceğim olanaklar sağlamıştı. Evet. Resim, anlatmak istediklerimi ifade edeceğim bir dil ise, dil ne kadar zenginleşirse yapıtım da o denli etkileyici olacaktı. Öyle de olmuştu işte. Fotografik kolaj çalışmalarım, izleyenlerin de eleştirmenlerin de beğenisini kazandı. Bu işlerin aldığı takdir ve beğenilerin yanında eleştirilere de değinmeden geçemeyeceğim. Çünkü hepsinin ortak noktası olan, Fotoğraf kullanmak, kolaya kaçmak olmaz mı? sorusu, aslında önemli bir yanlış inanışa dayanmaktaydı. Bu bakışa göre, teknik geliştikçe sanat azalacaktır. Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu. Gerçekte ise durum böyle değildir. Tarih boyunca insanların geliştirdiği yeni teknolojiler, sanatçıların olanaklarını genişletip işlerini kolaylaştıran bir girdi olmuştur. Aksi halde insanoğlunun sanat yelpazesi hiçbir araç gerece gerek duymayacağı şiir, şarkı söylemek, dans ve pandomimin ötesine geçemeyecekti. Peki, Kolaya kaçmak anlamında değilse de resimde bir girdi olarak fotoğrafı kullanmanın koşulları var mı? Olmalı mı? Tabii ki var ve olmalı. - Başkası tarafından yapılmış bir fotoğraf, değiştirilse de başka birinin resminde malzeme olmamalı bence. - Kullanılan fotoğraf, kullanılan diğer teknik veya teknikler ile aslından daha farklı bir ifadeye ulaşmış olmalı ve bu ifade, sadece fotoğraf kullanılarak da elde edilemeyecek bir nitelikte olmalı. Fotoğrafın resme getirdiği olanaklar ise sanatçısına yeni ve farklı birşeyler söyleme görevini hatırlatmaktadır. Bundan sonra da resimlerimde fotoğraf ve gelişen her yeni tekniği gerektiğinde elbette kullanacağım. Adı resmin plastik fotoğrafı olan resim serüvenim devam edecek. Boya ya da boya olmadan. Değişerek,yenilenerek, şaşırtarak her seferinde. Ara sıra atölyeme konuklar geliyor, resimlerimi çok gerçekçi buluyorlar. İçlerinden biri soruyor: Benim resmimi de çeker misiniz? Konuk Yazar Çiğdem Buçak Telli Konuk Yazar Ahmet Gökhan Demirer 7 AFSAD Eylül - Ekim 2012

Cengiz Akduman Söyleşi Kontrast 8 1952 yılında İstanbul da doğdu. Yirmili yaşlarda tanıştığı fotoğrafla on yıl kadar amatörce uğraştı. 1984 yılında ilk atölyesini kurarak fotoğrafı iş edindi. Yurtiçinde ve yurtdışında (Almanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Amerika) 18 kişisel sergi açtı,pek çok karma sergiye katıldı. 1989-1993 yıllarında Anadolu Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümünde Reklam Fotoğrafçılığı dersleri verdi. Anlar ve Anılar (1999) ve Anadolu Kapıları (2012) adlı kitapları yayımlandı. Adnan Varınca, İsmail Türemen ve Bir Kültürün Dokunuşu adlı kitapların fotoğraflanmasında çalıştı. Ayrıca Kültürler Parkı: Urfa ve Diyarbakır Surları projelerini fotoğrafladı. Turkish Passport adlı uzun metrajlı belgesel filmin röportaj fotoğraflarını çekti, set fotoğrafçılığını yaptı. İstanbul Modern Arşivinde yedi siyah beyaz fotoğrafı bulunmaktadır. Dokunuşlar adlı iki ciltlik (siyah beyaz ve renkli) fotoğraf albümü üzerinde çalışmaktadır. Sokak fotoğrafçılığı sizce nedir? Sokak fotoğrafçılığı özgür bir kafa ile, hazırlıksız yapılan en keyifli fotoğrafçılıktır. Basit olarak bu tanımlama ile anlatabileceğim sokak fotoğrafçılığının birinci amacı, bir kentin fotoğraf aracılığı ile sosyal haritasını çıkarmaktır. Bunu yaparken fotoğrafçının en önemli malzemesi insandır, yaşamdır. Sokak fotoğrafının büyük ustası Robert Doisneau (1912-1994) sözünü ettiğim insan/yaşam fotoğraflarının en iyi örneklerini çekmiştir. İşleri; Nazi işgalindeki Paris den Partizanlara, Paris sosyetesinin gece yaşamından Paris varoşlarına kadar geniş bir yelpazeyi içerir. Bu fotoğraflarla Paris kentinin dünyada markalaşmasında önemli bir katkı sağladığına inanıyorum. Sokak fotoğrafçısı antenleri daima açık, karşılaşacağı şeyleri önceden planlamayan, özgür düşünceli donanımlı biri olmalı. Yoksa çekeceği sokak fotoğrafları bir kentin turistik tanıtımını yapan fotoğraflar olarak kalır. Sokak fotoğrafçılığında kurmaca yoktur, an vardır. Sokak fotoğrafçılığında etik değerlere uyulması adına bir otokontrol vardır.

Söyleşi Kontrast 9 AFSAD Eylül - Ekim 2012

Söyleşi Kontrast 10 Sokak fotoğrafçılığı ile belgesel fotoğrafçılığın örtüşen yanları nelerdir? Birbirinin içine geçmiş gibi görünse de iki farklı çalışma alanıdır. Belgesel çalışan fotoğrafçının belge oluşturmak sorumluluğu vardır. Gerektiğinde belgeselini yaptığı konu için farklı mekânlarda, kapalı alanlarda, planlı programlı giderek randevulu bir çalışma koşulları yaratması gerekebilir. Belgesel çeken bir fotoğrafçı bir konu üzerinde odaklaşmaktadır. Hal böyleyken sokak fotoğrafçısının saptanmış bir konusu yoktur. Bu nedenle daha özgür, plansız çalıştığını söyleyebiliriz. Ama her iki fotoğrafçı da hem fotografik açıdan, hem etik açıdan aynı dili kullanırlar. Örtüştükleri nokta da burada başlar. Hem sokak fotoğrafı hem belgesel fotoğraf fotografik açıdan oynanmamış, kurgulanmamış, hiç bir biçimde değiştirilmemiş olmalıdır. Kime ne söyleyeceklerse doğrudan anlatmalı, estetik açıdan dolambaçlı yollara sapmamalıdırlar. Bütün bunların yanı sıra ister belgesel, ister sokak fotoğrafçısı olsun; etik değerlere sonuna kadar bağlı olmak zorundadır. Salgado, Migrations belgeseline Yeni Delhi İstasyonunu çekerken hangi kaygıları taşıyorsa, Henri Cartier Bresson da Hindistan seyahatinde tek tek çektiği sokak fotoğraflarını çekerken aynı fotografik kaygılar içindeydi ve aynı etik değerlere inanıyorlardı. Sokak Fotoğrafçılığı ile Belgesel Fotoğrafçılık küçük nüanslar dışında iç içe geçmiş iki çalışma tarzıdır. Sokak fotoğrafçılığında estetiğin yeri nedir? 2005 yılı Ekim inde Boston President s Gallery de Kültürler Kavşağı Güneydoğu adıyla Belgesel tarzda çekilmiş fotoğraflarımdan oluşan bir sergi açtım. Serginin konusunu, sunduğum alternatifler içinden beni çağıran organizasyon seçmişti. Sergi kokteylinde yanıma yaşlıca bir Türk yaklaştı ve Hep böyle fotoğraflar çekiyorsunuz. Boğaz Köprüsü, Efes, Kızkulesi çekip getirseydiniz ya dedi. Tabii çok kızdım, adama gereken cevabı da o anda verdim. Ama otelime döndüğümde kendime çok kızdım ve adama kızmamam gerektiğine inandım. Onun Amerika da bir göçmen olması, kompleksleri, gereksinimleri onun estetik anlayışını benden farklı kılmıştı. Güzel /Estetik olduğuna inandığı şeyleri Amerikalıların görmesini istiyordu. Böylece ezikliğinin girdabından az da olsa kurtulacaktı. Bana göre, Güneydoğu dan gösterdiklerim son derece estetik fotoğraflardı. Estetiği güzellik olarak ele alıyorsak, sokak fotoğrafçısı her güzel olanı çekecek diye bir koşul yok. Ancak, çektiği fotoğrafı da en basit kompozisyon kurallarına, en temel ışık kurallarına uydurarak çekmek zorundadır. Henri Cartier-Bresson, Ara Güler, Brassai, Marc Riboud yaşamı boyunca unutulmaz sokak fotoğrafçılığı örneklerine imza atmıştır. Her kareleri birer

Söyleşi Kontrast duygu, birer estetik, birer kompoziyon, birer ışık anıtıdır Her fotoğrafta olduğu gibi estetikten uzak bir sokak fotoğrafı düşünülemez. Ama fotoğraf estetiğinin katı kuralları bazı sokak fotoğrafları için zorunlu olamaz. Henri Cartier-Bresson un elinde şemsiye ile su birikintisinden atlayan adamı bunun tipik örneğidir. O fotoğrafın kontağını bir kitabında gördüm. Sağdan soldan gereksiz yere girmiş objeler, hatta kendisinin ıslanmamak için girdiği saçağın duvarı bile girmiş kadraja. Zorunlu olarak kadrajlanarak sunulmuş izleyiciye. Bu kadraj, fotoğrafçının o fotoğrafta duyduğu estetik kaygıdır. Fotoğrafı ne biçimde üretiyorsak üretelim, estetik kaygıdan uzak olmamız mümkün değildir. Bir söyleşinizde fotoğrafta duygu olmalı diyorsunuz, bunu bizim için biraz açar mısınız? Evet, bir söyleşimde bence fotoğrafta duygu olmalıdır demiştim. Eğer bir fotoğrafın söyleyecek sözü ve alıp sizi bir yerlere götürecek duygusu yoksa bence o fotoğraf eksik, sığ ve sıradan bir fotoğraftır. Ne yazık ki dijital teknolojinin getirdiği kolaycılıkla son yıllarda karşıma çok sayıda duygudan yoksun fotoğraf tekrarları çıkıyor. Fotoğrafta anlatım, bıçağın sırtı gibidir. Bazen tekniğin girdabına kapılır gideriz, bazen grafik kaygılarla boğuşuruz. Tüm bunlarla uğraşırken de bir bakarız fotoğraftaki duygu elimizden kaçıp gitmiş. Grafik kaygıları da, teknik donanımınızı da, duygunuzu da ve estetik çabalarınızı da çekim anında harmanlamanız lazım karenin içinde. Bu böyle olmadığı zaman, aman şunu da photoshop ile hallederim dediğinizde sırıtan, eksik, sığ bir fotoğrafla karşı karşıya kalıyorsunuz. Benim için fotoğraf: insan ya da insana dair şeyler. Hâl böyleyken bu fotoğraflarda duygu olmadığı zaman berbat görüntülere dönüşüyor hepsi. Duygusuz bir insan nasıl size sıkıntı verirse, duygusuz bir 11 AFSAD Eylül - Ekim 2012

Söyleşi Kontrast 12 fotoğrafa bakmaya da gönlünüz elvermez. Tabii sözüm masa başında peydahlanmış fotoğraflar için değil. Onlar ne yaparsa yapsın ben duygusuzum diye bas bas bağıran fotoğraflar. Örneğin, deneye deneye deneysel fotoğrafı siyah zeminde kırmızı bir lekeye kadar indirgediler bazı deneysel fotoğrafçılarımız. Benim için ne yazık ki duygu yoksunu grafiklerdir bu kareler. Ancak Arif Aşçı nın pazar tentelerine vurmuş gölgeleri, Cengiz Karlıova nın Kırkpınar da kafa çekip nara patlatan Trakyalıları, Nevzat Çakır ın bir Muğla sokağında keman çalan çalgıcısı, Ara Güler in hemen tüm İstanbul fotoğrafları, Hüsnü Atasoy un toplumsal olaylarda çektiği çalışmaları vs. gibi fotoğraflar bizleri bir yerlere alıp götüren, duygu yüklü fotoğrafa örnek olacak işlerdir. Fotoğrafta, özellikle de sokak fotoğrafında sayısal müdahale konusundaki görüşleriniz? Bunu fotoğrafta sayısal müdahaleye karşıyım diyerek cevaplamak istiyorum. Sayısal müdahale olarak ne yapıldığına, ne yoğunlukta yapıldığına bağlı tabii ki Örneğin HDR denen bir melanet çıktı. Azı karar çoğu zarar bir melanet. Bu arada eklemeler çıkartmalar, gün batımlarını abartarak turuncudan geçilmeyen kareler. Geçenlerde facebook ta amatör bir fotoğrafçı bir Urfa fotoğrafı yayınladı. Baktığınızda önde standart mavi poşulu bir Urfalı amca arkasında cami. Şimdi ne var bunda diyeceksiniz. O fotoğrafın çekilebilmesi için o adamın fotoğrafçı ile birlikte Ayn Zaliha Gölü nün üstünde duruyor olması lazım ki, cami de o konumda olsun Sordum facebook ta hangi objektif, müdahale var mı filan diye, hemen sorumu da beni de sildi! Adamın montaj olduğuna yüzde yüz kalıbımı basarım. Eh, bu fotoğrafı ancak montajla yapabiliyorsun. O zaman yiyemeyeceğin lokmayı yutmaya çalışma Bunun gibi yüzlerce örnek Baskı yaparken nasıl kontrastı ile oynuyorduk, nasıl fazla pozlama az pozlama, kadrajlar yapıyorduk. Bunun dışında fotoğrafa yapılan dijital müdahalelere karşıyım. Tabii belegeselden, sokak fotoğrafından, insandan söz edip de müdahale yaparak iş üretenlere bu lafım. Bu arada sayısal müdahaleler ile iş üreten ve oldukça da başarılı işler çıkartan ustalar var. Bunlar zaten deneysel fotografinin kaleleri. Açıkça işlerini ortaya koyuyorlar ve işleri müthiş işler. Ben izlemekten keyif alıyorum. Örneğin Ahmet Elhan, Murat Germen, Orhan Cem Çetin ve Nuri Bilge hemen adını sayacağım dört fotoğraf ustası. Ama acemice çekilmiş işlerini bir şeye benzetmek için sağına soluna bir şeyler yapıştıranlara elimden geldiğince karşı duracağım.

Fotoğrafın Çocukları Kısa Metraj Bora Çekiç Türkiye de çocuklarla birlikte yapılan ilk fotoğraf çalışması 8 Ekim 1999 tarihinde İzmit te başladı. Marmara depremi, vurduğu yeri yıkarken, yakın ve uzak çevresindeki hayatları da etkilemişti; ortalık toz dumandı; değerler ve yargılar da öyle. O dönemi kapsayan ve Marmara depreminin toplumsal alanlarda, kültürel yargılarda, insan ilişkilerinde, ahlaki değerlerde yarattığı-geçici-etkileri ele alan bir araştırma yapılacak olursa ilginç verilere ulaşılacağını düşünüyorum... Çocuklarla ilk fotoğraf atölyesi, afet sonrasının can kurtarma çalışmaları bittikten hemen sonra, geride kalanların hayatı idame ettirilebilmesi için gerekli koşulları yaratmaya çalışan gönüllüler tarafından başlatıldı. Daha önce dünyada çocuklarla fotoğraf konusunda çok sayıda pratik yapılmıştı. Bunlardan bir tanesi, komşu İran da Fotoğraf Federasyonu nun çocuk fotoğrafçılar istasyonu ve yıllardır sürdürdüğü uluslararası fotoğrafçı çocuklar festivaliydi. Bir diğeri Bangladeş te Drik Fotoğraf Ajansı nın çocuklarla yaptığı fotoğraf ve film çalışmalarıydı, diğeri Filistin mülteci kamplarında Avrupalı fotoaktivistlerin çocuk fotoğrafçılar ve sinemacılarla çalışmalarıydı, bir diğer örnek, Fransa da, özellikle Kuzey Afrika dan göçle gelen ailelerin yaşadığı mahallelerde, fotoaktivistlerin gerçekleştirdiği çocuklara yönelik fotoğraf çalışmalarıydı... İzmit teki çalışma da bu damardan beslenerek işe koyuldu. Aynı sıralarda Hindistan ın Kalküta şehrinde, yine bir grup fotoaktivist çocuklarla fotoğraf çalışması yapıyor ve aynı zamanda sürecin belgesel filmini hazırlıyordu ki, bu film birkaç yıl sonra Kalküta nın Çocukları adıyla önemli sinema festivallerinde gösterilecek ve ödüller alacaktı. İzmit teki çalışma ise TRT ve Japon NHK televizyonları tarafından belgelenmiş, TRT nin yapımı daha sonra Avrupa Yayın Birliği nin saygın ödüllerinden birini almıştı. Velhasıl, Türkiye de fotoğraf âleminin gündemine o girişin ardından, çocuklarla fotoğraf çalışmaları yaygınlaşarak, çeşitlenerek sürdü geldi. Bu süre içinde, toplumun marjına itilmiş çocuklarla, hak ihlaline maruz kalmış gruplarla, zihinsel ve bedensel engellilerle, dezavantajlı olanlarla, fırsat verilmemişlerle, risk altındakilerle, farklı etnik ve kültürel kökene sahip olanlarla... derken belki binlerce çocukla fotoğraf atölyeleri yapıldı. Bu çalışmaları gerçekleştiren grupların çoğu birbirinden az çok haberdar, ama neyi nasıl yaptıkları konusunda tam bir iletişimsizlik, hatta ilgisizlik halindeydi. (Bu durum şaşırtıcı olmasa gerek; çünkü kültürel hasletlerimizden en başta geleni, herhangi bir mevzudan haberdar olmakla yetinmek, o meseleye dair neyin biriktirildiğini merak edip, nasıl yapıldığını araştırmamaktır. Mesleksiz ve kâğıt kalemsiz insanlar topluluğunun nadide özeliklerinden biri de bu olsa gerek. Taş taş üstüne koymak denilen şey, bu kültürel iklimin yetiştirdiği seçkinlerin, fırsat bulmuşların, imkân sahiplerinin pek umurunda değildir. Galiba bu nedenle Amerika Kıtası nı yeniden keşfetmekle kalmayıp her seferinde Batı Hint Adaları sanmaktan hoşlanıyoruz... Bu zaruri parantezi kapatıp devam edelim) Çocuklarla yapılan fotoğraf çalışmalarının ilkelerini, yöntemini, pedagojisini, politikasını da içeren Çocuklarla Fotoğraf El Kitabı 2000 lerin başında yayınlandı. Aradan bunca zaman geçti, pratikler çoğaldı, yöntemler değişti, gelişti, farklı gruplar ve kişiler çok önemli deneyimler biriktirdi. Benim de dahil olduğum son iki çalışmadan biri tamamlandı, diğeri sürmekte. Tamamlanan atölye, üç ay boyunca, haftada üç gün, üçer saat çocuklarla buluşarak Şırnak, Van, Yüksekova, Mardin ve Batman da yapılan Fotoğrafla Hatırlamak çalışmasıydı. Sergisi çocukların katılımıyla kendi şehirlerinde açıldı, kitabı geçen ay yayınlandı. Memleketin doğu yakasında yaşayan elli çocuğun kendi hayatlarından aktardıkları elli fotohikâye, çarpıcı olduğu kadar derin bir toplumsal kesiti görünür kılıyordu. Van da devam eden yeni atölye ise üç ay sürecek, Eylül ayında tamamlanacak. Konteynır kentlerde, çadırda yapılan bu çalışma her gün iki grup halinde ve her grupta 10-15 kadar çocuğun katılımıyla üçer saat sürüyor. (Bu süreleri ve sayıları bilhassa yazıyorum ki çocukların eline makine verip hadi çekip gelin dediğimiz düşünülmesin, çocuklarla birlikte öğrenme süreci kurguladığımız vurgulansın.) Van daki atölyenin amacı da tıpkı Fotoğrafla Hatırlamak çalışmasında olduğu gibi, bir ifade aracı olarak fotoğrafı kullanarak, kendi hayatımızdan hikâyeler anlatmak. Her hafta İstanbul dan iki fotoğrafçı Van a gidiyor ve Vanlı arkadaşlarımızın da düzenli katılımıyla çocuklarla birlikte önemli bir pratik geliştiriyorlar. Çalışma bitince kitap ve sergi hazırlıkları başlayacak. Bu atölyenin dışında başka pek çok çalışmanın yapıldığını ya da tasarlandığını biliyorum. Bence bu deneyimleri bir araya toplayarak 1999 dan bu yana çocuklarla fotoğraf çalışmalarında neler yapıldı, nasıl yapıldı, nasıl yapılabilir konularını ele alan bir konferans yapmanın zamanıdır. Bunu kim yapar, fotoğraf alanında yarışma becermekten daha kalıcı, kapsamlı, kontrollü ve derin bir kurumsallaşma yaratamamış olan fotoğraf âlemimizin böyle bir ihtiyacı var mıdır o ayrı bir mevzu, akademya ise bambaşka... Münih Üniversitesi nde pedagoji kürsüsü, didaktik metodoloji çerçevesinde, çocuklarla birlikte öğrenmeyi esas alan ve Türkiye de çocuklarla yapılan fotoğraf çalışmalarını eksene yerleştiren iki doktora tezini yıllar önce hazırlamıştı da... Kısa Metraj Bora Çekiç f/64 Özcan Yurdalan 13 AFSAD Eylül - Ekim 2012

Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı Söyleşi Aysel Altun - T. Deniz Çakır Rastgele! Mustafa Önder 14 Yine sokaklardayım, yine fotoğraf avına çıktım. Evet, yanlış duymadınız av kelimesini kullandım. Çünkü benim için fotoğraf çekmek bir nevi avlanmaktır. Bunu aslında çocukluğumda, her haftasonu pazar olduğunda ava giden babama borçluyum. İstanbul da olmamıza rağmen, babam bazen otobüsle, bazen arkadaşının arabasıyla bir saat uzaklıktaki, o zamanlarda bana uçsuz bucaksız gelen yerlere beni de götürürdü. Beni avdan çok, güneşin doğumundan batımına kadar yürümek, kâh köpeğimizin bize gösterdiği yöne, kâh kuşları takip ederek günü geçirmenin verdiği haz etkilerdi. Avlanmasam da, gün boyunca ağaçlarda, nehirde, havadaydı gözlerim. Yani bir nevi tek yaptığım şey etrafı gözlemlemekti. Yıllar sonra fotoğrafa merak saldığımda, bu sefer kendimi İstanbul sokaklarında, fotoğraf avına çıkmış halde buldum. O gün bu gündür sokaklar bana sınırsız avlanacak malzemeyle, yani fotoğrafla dolu gelmiştir. Bu nedenle artık içgüdüsel olarak, her sokağa çıktığımda gözüm her daim avını arayan bir avcı misali açık, elim makinamın deklanşöründe her an çekime hazır bir şekilde tetiktedir. Sydney Sokak fotoğrafçılığının tarihi aslında fotoğraf tarihi kadar eskilere dayanır. Özellikle makinelerin taşınabilirliğe ulaşması ile birlikte fotoğrafçılar da, tabir-i caizse, kendilerini sokaklara atıp, yaşadıkları şehri, sokaklarında olup bitenleri, kısaca günlük yaşamlarında tanık olduklarını belgelemeye başlamışlardır. Stüdyolarında çektikleri portre tarzı fotoğraflardan kazandıkları para ile geçimlerini sürdürürken, sokakta tanıklık ettiklerini, kendi özel projeleri için çekmişlerdir. Önceleri, her ne kadar gerektiği önemi görmese de, sokak fotoğrafçılığı yıllar geçtikçe başlı başına kendi tarzını oluşturmuştur. Bu tarzın öncü ve önemli isimleri arasında Henri Cartier-Bresson, Robert Frank, Ara Güler, Robert Capa, Diane Arbus, Elliot Erwitt, Lee Friedlander ve Martin Parr sayılabilir. Sokak fotoğrafçılığının sınırları; sokaklarla birlikte parklar, ulaşım araçları, plajlar gibi bütün umuma açık yerlerde tanık olduğunuz ve bu tanıklığı kendi görüşünüzü de katarak bir kadrajda sunmanızdır. Genellikle sokak fotoğrafı dendiğinde insan öğesi olmazsa olmazlardandır; ama kurgusuz, anlatımı güçlü, gerçek olan insansız kareler de bu tarza girer. Her ne kadar sokak fotoğrafları birbirine benzer gibi görünse de, yıllar geçtikçe kendinize ait bir çizginizin oluştuğunu görürsünüz. Sokak fotoğrafçılığı yorucudur, bazen bütün gün dolaşır bir kare bile çeke-

Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı 15 La Paz, Bolivya AFSAD Eylül - Ekim 2012

Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı 16 mezsiniz, ama hiç ummadığınız bir anda öyle bir kare yakalarsınız ki, bütün gün dolaştığınıza değer. Ve gördüğünüz bir karenin tekrarı, yani sonra gelir, çekerim diye bir ihtimali yoktur. İşte bu heyecan, bu arayış ve özellikle bu arayış içinde yaşadıklarım bana müthiş haz veriyor. Her şehrin kendine özgü ruhu vardır ve bunu en iyi sokaklarında görürsünüz. İstanbul hem doğup büyüdüğüm, hem de fotoğrafı ilk öğrendiğim yer olması bakımından bende çok önemli bir yer tutsa da, İstanbul sonrası uzun süre yaşadığım New York şehri bana sokak fotoğrafçılığı konusunda çok şey öğretmiştir. New York öyle bir şehir ki, siz istemeseniz de kendinizi sokaklarında yürürken bulursunuz. Özellikle bir fotoğrafçı için yürümediğiniz her an neredeyse bir fotoğraf kaçırdığınızın işaretidir. New York dünyanın dört bir yanından gelip, buraya yerleşmiş göçmenlerden oluşmuş ve her göçmen kitlesi de yerleştikleri muhite bakkalından kuyumcusuna, restoranından pazarına, camisinden kilisesine kadar kendi kültür ve alışkanlıklarını yansıtan renkliliği de getirmiş. Bu böyle olunca da, gittiğiniz her mahallede kendinizi başka bir ülkede bulmak işten bile değildir. Saigon, Vietnam Bu çeşitliliğin getirdiği renklilik, biz fotoğrafçılar için de sonsuz malzeme demek. Tam bu şehirde çekilecek konu kalmadı diye düşünürken, hiç olmadık bir anda bir kare objektifinize takılır. Ve New York yine sizi şaşırtır. Kısaca, New York un özellikle sokak fotoğrafçıları için sunduğu olanaklar hem insanı, hem de sanatsal anlamda beslenmenizi ve kendinizi geliştirmenizi sağlar. Öte yandan New York şehri kaç yaşında olursanız olun sürekli yeni bir şeyler öğrendiğiniz bir okuldur. Hele biz fotoğrafçılar için bir Missbehave, NYC

türlü mezun olamadığınız, ya da daha doğru bir deyimle, mezun olmak istemediğiniz, her yıl tekrar etmek istediğiniz bir okuldur âdeta. New York ta geliştirdiğim sokak fotoğrafçılını, zaman içerisinde gittiğim, gerek Amerika içinde ve gerekse dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde de uygulama imkânı buldum. Gittiğiniz yerlerin kültürüne göre, insanların fotoğrafçıya bakış açısı da farklılıklar gösterir. Bazı ülkelerde sokak fotoğrafçılığı yapmak çok kolayken, bazı ülkelerde ise neredeyse bir fotoğraf için bütün gün uğraşmanız, insanlarla deyim yerindeyse köşe kapmaca oynamanız gerekebiliyor. Mesela, Vietnam da insanlar makinayı gördüğü anda yüzlerini saklarlarken, Küba da neredeyse bunun tersine, sokakta herkes poz vermek için yarışır. İşte bu nedenle sizin insanlara nasıl yaklaşmanız, onları kızdırmadan, fark ettirmeden, poz verdirmeden, doğal ortamlarında nasıl çekmeniz gerektiği gibi birçok deneyim kazanmanızı sağlar. Tam stratejimi belirledim dediğiniz anda bile, başka bir boyutta bir sorun karşınıza çıkıp, başka bir taktik uygulamanızı gerektirebilir. Her sokak fotoğrafçısı gibi ben de fotoğraflarımı pozsuz, habersiz, doğal ortamında, gerçeği yansıtarak çekmek için uğraşıyorum. Bunda içgüdünüz, çabukluğunuz ve tabii ki de şansın çok büyük etkisi vardır. Sokak fotoğrafçısı korkusuz, atak ve çabuk olmalı. Fotoğrafını çektiğiniz kişi çekildiğinin farkında olmazsa işiniz kolay, ama bazen de bunu başaramayabilir ya da mecburen açık açık çekmek zorunda kalabilirsiniz. İşte böyle durumlarda, tepkisinin nasıl olacağını bilmediğiniz birini fotoğraflamak kolay değildir. Ama ne yapıp edip önce fotoğrafı çekmek, sonra gerekirse niyetinizi açıklamakta yarar vardır. İşte bence bütün heyecan da burada yatıyor. Sonuçta, anlık da olsa bir insanın hayatından bir kesiti, bir hareketi izinsiz belgeliyorsunuz, hatta biraz ileri gidersek, Havana özel hayata müdahale etmiş oluyorsunuz. Ama bunu dozunda, art niyet olmadan ve kibar bir şekilde yaptığınızda kimsenin itiraz etmediğini göreceksiniz. İtiraz edildiği durumlarda da, kendinizi ve ne için çektiğinizi anlatmalısınız. Emin olun, içgüdüleriniz size bu konuda yardımcı olacaktır. Yıllardır hem gezi hem de sokak fotoğrafçılığı yaptığım için, adeta vücudumun bir organı haline gelen makinemi çok nadir almadığım günlerde kaçırdıklarımı gördükçe az dövünmemişimdir. Bu nedenledir ki, makinenizi her an yanınızda bulundurmakta yarar var derim. Gerek teknik, gerekse profesyonel anlamda SLR makinaların önemi tartışılmaz olsa da büyüklüğü ve ağırlığı nedeniyle her daim yanınızda taşımanın ne kadar zor olduğunu bilirim. Bunun Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı 17 AFSAD Eylül - Ekim 2012

Dosya Konusu Fotoğraf Sokak Fotoğrafçılığı ve Estetik Nostrand Ave., Brooklyn 18 yanısıra, sokaklarda insanlar büyük bir makina gördüklerinde daha çok itiraz edebiliyorlar. Bu nedenle günümüzde boyutu iyice küçülen yarı-profesyonel SLR makinalarla, teknik kalitesi neredeyse SLR makinalara yaklaşan kompakt makinalar bu sorunu da neredeyse ortadan kaldırmış bulunuyor. Ve daha da önemlisi, küçük makinalar çok göze çarpmadığı için sokak fotoğrafçılığı için kaçınılmaz avantajlar sunuyorlar. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümünde okurken en çok zevk aldığım derslerin başında Prof. Sabit Kalfagil hocamızın verdiği Belgesel Fotoğrafçılık dersi gelirdi. Benim hem teknik, hem de anlatım olarak fotoğrafı anlamamda ve ileride tarzımı oluşturmamda çok büyük katkısı olan hocamla ilgili bir anımı paylaşarak yazıyı bitirmek isterim. Her hafta ödev için İstanbul un eski mahallelerinin sokaklarını arşınlardık. Balat, Fener, Eyüp, Eminönü, Beyazıt ın dar sokaklarını, meydanlarını, parklarını 90 ların başıydı ve doğal olarak neredeyse hepimiz analog makine kullanıyorduk. Ve tabii ki sınırlı sayıda da film kullanma hakkımız vardı. Yani, başka bir deyişle, her çekeceğimiz kareyi iyice hesaplayıp öyle deklanşöre basıyorduk. Derste o hafta çektiklerimizi hocamıza gösterirken öğrenciliğin ve acemiliğin verdiği naiflikle, benimle birlikte bütün sınıf arkadaşlarım, sırasıyla fotoğraf çekerken başımızdan geçen olumsuzlukları ve fotoğrafın neden iyi olmadığının mazeretlerini sıralamaya başladık. Sabit Hocamız mazeretlerimizi yarıda kesip Çocuğum, mazeretlerini bir gün kitapta toplarsın, eğer ilgilenirsem ben de alır okurum. Şu anda mazeret değil, sadece fotoğraf göster dedi. Hiç aklımdan çıkmayan bu diyalog, hem kendimi hem de fotoğrafçılığımı geliştirmemde çok rol oynamıştır. Çünkü fotoğrafçı olarak çekim anında hepimizin başından bir sürü olay geçiyor. Bazen gördüklerimiz güzel bir kareye dönüşüyor bazen de o ya da bu nedenle ya çekemeden, ya da kötü bir kare olarak çöpe gidiyor. Özellikle sokak fotoğrafları için bu tartışılmaz. Her şey o an olmuş ve bitmiştir, tekrar etme şansınız yoktur. Yakaladınız yakaladınız, yoksa hepsi birer mazeretten ve anıdan öteye gitmez. Yani, kısaca, fotoğraf ya vardır ya da yoktur. Avınız bol olsun. www.mustafaonder.com

Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı 19 Brooklyn Bridge, NYC AFSAD Eylül - Ekim 2012

Dosya Konusu Fotoğraf Sokak Fotoğrafçılığı ve Estetik Sokak Fotografı Mehmet Ünal 20 Fotograf, içerisinde birçok akımı barındıran bir uğraş. Hangi türden çekim yapılırsa yapılsın, fotograf çekmeye yeltenenlere bir reçete sunmak yersiz bir davranış olduğu gibi gereksizdir de. Sokak Fotografçılığı hakkında iri sözler etmek yerine, gözlemlerimi aktarmayı uygun görüyorum. Bu işte yıllarını geçirmiş insanların deneyimlerini aktarmasından pek hoşlanmışımdır. Ben de burada, kendi deneyimlerimden örnekler vermek istiyorum. Plan Yapmak Sokakta fotograf çekmek istediğimde, çerçevesi çok katı olmasa da, bir plan yapmaktan yanayım. Böylelikle, neyi, nasıl yapacağım hakkında kendimi yönlendirebiliyorum. Bu planı yapmazsam, sanki neye nasıl bakacağımı bilemez gibi oluyorum. Gerek yazılı, gerekse yazısız bir liste oluşturuyorum. Böylece, aşağı yukarı neleri çekeceğime karar vermiş oluyorum. Birkaç örnek: çöp, kentten ayrıntılar, duvarlar, kent insanları ya da 5 ila 10 fotograftan oluşan bir seri vesaire.. Zamanlama olarak bir sınır koymuyorum (ki, konulsa belki daha disiplinli çalışılmış olur). Bir zaman kısıtlaması uygulamak, belki olası tembelliği önleyebilir... Ancak stres de yapmamaya özen göstermek gerekir. Fotograf kaçmaz. Tam tersine ne istenildiği belirlenince, o fotoğraf size kendiliğinden gelebilir. Sıklıkla gazetelere, dergilere bakarım. Belki oradaki haberlerden ilginç bir haber, fotografa nasıl dönüşebilir, nasıl uygulanabiliri düşündürür. Başkalarının ne yaptığını, neler çektiğini, nasıl çektiğini bilmenin, bilgi alanımı genişletiğine inanırım. Sokaktaki insanların giysilerini, davranışlarını sürekli izlerim. Bazen aniden bir seri fotograf oluşturabilecek bir konuya rastlayabilirim. Birçok nedenden dolayı, iyi bir plan yapmak her zaman iyidir. Bakmasını - Görmesini Öğrenmek Planımı yaptıktan sonra, sokaklarda yürürken gözlerim bu planda yazdıklarıma en yakın objeleri arar. Bir planım olduğunda, fotograflarını çekmeyi hedeflediğim nesneleri daha sık ve çok görebilirim. Sanki aradıklarım aniden karşıma çıkıverirler. Daha önce dikkatlice bakmadığım, ama çekmeyi tasarladığım birçok nesneyi karşımda bulurum.

Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı 21 İstanbul da uzun süre yaşamaya karar verip, buraya yerleştiğimden bu yana, buradaki fotografçıların ağırlıklı olarak teknik üzerine konuştuklarına tanıklık ediyorum. İçerik konuşanlar azınlıktalar. Bence bakmak-görmek ve fotograf aygıtından bakmak, şimdiye dek geliştirilmiş tüm tekniklerden önemlidir. Zamanımız teknolojisinde fotograf aygıtlarını kullanmak çocuk işi denilecek düzeyde kolay. Analog dönemde bu makineleri kullanmak için, hangi film, hangi diyafram, hangi enstanteneye karar vermesini öğrenmek gerekiyordu. Kısacası; bakmasını, görmesini, fotograf aygıtından görmesini beceremiyorsam, makineyi çok iyi de kullansam, bir fotografa ulaşamam. Görme kabiliyeti fotograf makinesiz de geliştirilebilir. Gözlemlemenin önemi tartışılmaz. Otobüste, trende, gemide, nerede olursanız olun gözlemlemeli, gördüğünüz nesneler görsel olarak beyinde tespitlenmelidir. Bu alıştırmalarla gözlerimi sürekli çalıştırarak, tembelleşmesini önlediğimi düşünürüm. Bu alıştırmaların tek nedeni, fotografta görmenin ne denli önemli olduğunun altını kalın bir çizgiyle çizmektir... Işık Işık olmazsa fotograf da olmaz. Sokak çekimlerinde ışığa hükmedemezsiniz, ya da onu yönlendiremezsiniz. Var olan ışığı kabullenmek durumundasınız. Ancak, zamana hükmedebilirsiniz. Fotograf çekmeye çıkarken kendinizi sokaktaki ışığın durumuna uydurabilirsiniz. Güneşli havada ışık ve kontrast sert olduğundan, hem siz hem de makine için bu duruma hâkimiyet zor olur. Sokak fotograflarında tercih edilen ve fotografçılar arasında neredeyse genel kural olarak kabul edilen; ışığın biraz azaldığı sabahın erken saatleri ya da akşamüstleri ve/veya bulutlu havalardır. Konunuza göre belki sert ışıklı zamanlar da doğru olabilir. Bu durum yaptığınız planla, çekmek istediğiniz konularla da ilişkilidir... Işıkla her türden oyun yapılabilir. Ancak, ışık ve var olan ışığı fotografa uygulama konusu ne kadar iyi öğrenilirse, sonuçlar da o denli sevilmeye adaydır. Fotograf Tasarımı İyi fotografın yarısını fotografı çekerken yaptığımız tasarım oluşturur. Yani; kadraj. Bunu becerebilmek, çoğunlukla aranızdaki farkın anlaşılmasını da beraberinde getirir. Başka bir söylemle farklılık ortaya çıkar. Bir objeyi fotograflayan yüz kişiden doksan dokuzu aynısını yapıyorsa, böyle bir fotograf olağan ın sınırları içerisinde kalır. İşte bu sınırı zorlamak, diğerlerine göre farklı bir yerden bakmak önemlidir. Günlük yaşama herkes gibi bakmaktan vazgeçmek, AFSAD Eylül - Ekim 2012

Dosya Konusu Fotoğraf Sokak Fotoğrafçılığı ve Estetik 22 ona farklı, hatta özgün bir bakış geliştirmek önemlidir. Fotografın bir dizi kuralı vardır. Bazen bu kurallara uymayı terketmek de iyi bir fotografa ulaşmayı sağlayabilir. Bu sınırları tanımak ve tanıdıktan sonra bu sınırları zorlamak yanlış bir tavır değildir. Bu düşünceyle, Altın Oran denilen tanımlamayı reddetmek yerine, bazen ona uymamanın, farklı bir sonuca ulaşmayı sağlayabileceğinin altını çizmeyi amaçlıyorum. Ancak, tüm bu kuralları iyice uygulayabilir hale getirdikten sonra, bu kuralların sınırlarını zorlamak daha yerinde bir davranış olur. Kısacası, tüm bu bilinçli zorlamalar sonrasında, ilginç olmayan bir nesneden iyi bir fotograf elde edilebileceği gibi, ilginç olan bir nesnenin de çok can sıkıcı bir fotografı çekilebilir. Makine Ayarları Ben insan fotografları çektiğim için, genellikle minik makineler kullandım. Hâlâ da kullanmaktayım. Büyük makineler insanları hep korkutmuştur... Şimdiki duruma göre açıklarsam, bu minik makineler ile P ile çekim yapıyorum. Böylece olası riskleri azalttığıma inanıyorum. Başka bir deyişle, artık makine benim için düşünüyor. 1890 larda Kodak firmasının siz

deklanşöre basın, gerisini bize bırakın reklamı günümüzde devrimini yaşıyor. Yani yüzyirmi yıl sonra da pek bir değişiklik yok! Genel Söylenebilecekler Sokak fotografı hakkında söylenebilecekleri, böylesi kısa bir yazı ile açıklayabilmek zor. Sokak fotografı adından da anlaşıldığı gibi sokaklardaki, caddelerdeki, meydanlardaki yaşamı kapsıyor. Diğer bir deyişle, sokak, fotografçısı için bir sahnedir. An yakalamak her sokak fotografçısının özlemidir. Aynı zamanda sokak yaşamının atmosferini yakalamak da özel bir anlam taşır. Kesin bir kuralı yoktur. Bana göre sokak fotografı, çekim yapılan kentte, insanla kentin bir kesitini göstermelidir. Sokak fotografı, çok tabii insansız da olabilir. Güzellikleri gösterebildiği gibi, kentteki çirkinlikleri de gösterebilir. Renkli ya da siyah beyaz olabilir. Doğrudan fotograf olabileceği gibi şiirsel de olabilir. Her ikisi birarada olabilir ise MUHTEŞEM olur. Sokak fotografı sadece İstanbul, Londra, New York gibi büyük kentlere özgü değildir. Adı hiç duyulmamış köylerde de çekilebilir. İnsanları çektiğim için, fotografını çekeceğim insanlara ne kadar yaklaştığım sık sık soruluyor. İnsanlara yaklaşmak, onlarla ilişki kurabilmek bir deneyim meselesi. İşin burasında, fotografını çekeceğim insanlar dan izin alıyor muyum sorusu da iliştiriliyor. Buna yanıt vermek güç. Bu, daha çok o anki duruma bağlı. Önce ya da sonra olabilir. Hatta bazen çekmek için izin istemeye olanak olmayabilir. İşte burada NİYET önemlidir. Hukuki sorunlar da ortaya çıkabilir. Ancak, bunca yıldır insan çektim ve şimdiye dek hukuki bir sorun yaşamadım. Almanya da çalışmama (orada kurallar daha da serttir) karşın, şimdiye dek mahkemeye verilmemiş fotografçılar arasında olduğum için kendimi mutlu hissediyorum. Yaşam sürüyor, yaşam fotografçıya poz vermiyor... Dosya Konusu Sokak Fotoğrafçılığı 23 AFSAD Eylül - Ekim 2012

Dosya Konusu Fotoğraf Sokak Fotoğrafçılığı ve Estetik Sokak Fotoğrafçılığı Üzerine Birkaç Söz Engin Güneysu 24 Sanırım bir yaz günüydü, fotoğrafçı dostum İlker Gürer bir sohbetimiz sırasında, Trent Parke başta olmak üzere, birkaç isimden bahsetti ve bana bu isimlerin yer aldığı in-public.com web sitesini önerdi. O güne kadar bir çok sokak fotoğrafı çekmiştim fakat sokak fotoğrafçılığı ile ilgili en önemli temel fikri bu web sitesi sayesinde anladım. Sokak fotoğrafı aslında tekil fotoğraflardan oluşan, doğal ve zamansız insan anlarının kaydedilmesinden ibaret değildi; sistemli ve yoğun bir konsantrasyon gerektiren bir fotoğraf tarzıydı. Daha sonra yaptığım araştırmalarda Türkiye de yaşayan her ciddi fotoğrafçının kendine has sokak fotoğrafları olduğunu gördüm. Fakat maalesef kollektif oluşumların olmayışı, daha doğrusu yakın zamana kadar olmaması, çekilen fotoğrafların birbirinden bağımsız fotoğraf tarzlarına göre şekilenmesine sebep olmuş ve bir fotoğraf ekolümüzün olmasına engel teşkil etmiş. Türkiye de sokak fotoğrafı çeken bir çok isim var, fakat ben dikkatimi çeken bazı isimlerden bahsetmek istiyorum. İlk olarak Ömer Orhun un siyah beyaz Taksim ve Nişantaşı serileri aklıma geliyor. Geniş açı objektifin, distorsiyonu sebebiyle sokak fotoğrafçılığında kullanılması zordur. Ömer Orhun ise bu distorsiyonu güzel kullanmış ve gözü rahatsız etmeyen, siyah beyaz film ile de ortak bir dil sağladığı fotoğraf serileri elde etmiş. Geçtiğimiz yıllarda THY ve Skylife dergisinin gerçekleştirdiği Onikiler adındaki belgesel fotoğraf projesinde kendisi ile aynı çalışmada yer almak bana büyük mutluluk vermişti. Özellikle bu çalışma esnasında, kendisinin Çin de çekmiş olduğu çalışmalardan oluşan kontakları görme şansım oldu ve hayranlıkla izledim. Umarım ileride bu çalışmaları bir kitap halinde görmemiz mümkün olur. Yine aynı jenerasyondan Merih Akoğul un fotoğraflarına değinmek istiyorum. Kendisi sokak fotoğrafçısı olarak çok özgün işlere imza atmıştır. Fotoğraflarında beni en çok etkileyen şey grafik ve duygusallığı aynı anda yaşatabilmesi sanırım. Özellikle, siyah beyaz işlerini çok beğenerek izlerim. Üniversitede öğrencilik yıllarından bugüne kadar çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan Klasikler NeoKlasikler ve siyah beyaz çalışmalarından oluşan Bitki, en beğendiğim kitaplarındandır. Son olarak, 2011 yılında renkli işlerden oluşan Kayıp Ruhlar serisinden fotoğraflarını görme fırsatı buldum. Son dönemlerde işlerini renkli fotoğraflara doğru kaydırdı. Genelde fotoğraf sanatçılarının çalışmalarını sergi veya kitaplarda görebilirsiniz,