RİSALE-İ NUR VE TECDİT

Benzer belgeler
Benimsetme ve Şartlanma Kültürüne Karşı Tahkik ve Tefekkür Mesleği

AYRILMAMAK ÜZERE İNKIYAD ETMEK.

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI

Eleştirel Düşünme Tahir BENEK S

Ankara Üniversitesi Geliştirme Vakfı Özel İlkokulu/Ortaokulu AİLE İÇİ İLETİŞİM

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

Okuyarak kelime öğrenmenin Yol Haritası

alan Lawrance Hall of Science adlı bir fen merkezi tarafından oluşturulmuş, sürekli gelişen bir programdır.

Her Okulun Bir Projesi Var

ANAOKULU 5 YAŞ 2. SORGULAMA ÜNİTESİ VELİ BİLGİLENDİRME BÜLTENİ Eğitim-Öğretim Yılı

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 10. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

YENİ İLKÖĞRETİM TÜRKÇE PROGRAMININ GETİRDİKLERİ Hasan Basri DURSUN > hbdursun@gmail.com

AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME

penceremi ışığa açıyorum PARMAKLIKLAR ARKASINDAKİ YÜREKLERİ IŞIKLA BULUŞTURUYORUZ

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

İnsanın zihin altına yerleşmiş olan not defteri..gördüğü,duyduğu hatta hissettiği şeylerin depolama sistemi

Her sorunun kendine has mantığı vardır. Test çözerken kendi mantığınızla değil, sorunun mantığına göre hareket etmelisiniz.

Üniversite Öğrencilerinin Eleştirel Düşünmeye Bakışlarıyla İlgili Bir Değerlendirme


Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ

DLA 9. Uzaktan Eğitim Faaliyeti

ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

2017 SONBAHAR DÖNEMİ PROGRAMI

ZEKA ATÖLYESİ AKIL OYUNLAR

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS

Risale-i Nurun kerametini gördüm.inayet altında olduğumuzu anladım.

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS

DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI?

Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

GÖKKUŞAĞI KOLEJİ PYP SORGULAMA PROGRAMI

Yeni konularla ilgili test çözerken kolaydan zora doğru bir yol izlenmelidir

Dersin Adı Kodu Yarıyılı T+U Kredisi Akts Felsefeye Giriş IV

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu

İlmihal 1 Siyer 1 Ahlak 1 İlmihal 2 Siyer 2 Ahlak 2 İlmihal 3 Siyer 3 Ahlak 3 İlmihal 1 Siyer 1 Ahlak 1 İlmihal 2 Siyer 2 Ahlak 2 İlmihal 2 Siyer 3

HAZIRLIK SINIFLARI 2. SORGULAMA ÜNİTESİ VELİ BİLGİLENDİRME BÜLTENİ Eğitim - Öğretim Yılı

Kur ân ve iman hakikatlerine ulaşmanın adresi

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI

LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Deneme Sınavı

Tablo 1: Mezunlarımızın Tanıtıcı Özellikleri (n=110)

MURAT ÖZBAY SERİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

MATEMATİK DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI. Programın Temel Yapısı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KURAN OKUM VE TECVİD VIII İLH

İkinci B ö l üm KİŞİLİK VE KARAKTER GELİŞİM SÜRECİ

Risale-i Nur Külliyat'ının telif tarihleri hakkında kronolojik bilgi verir misiniz?

Temel Kavramlar Bilgi :

TÜSİAD Gençlik Platformu

BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ VE YAZILIM DERSİ (5 VE 6. SINIFLAR) Öğretim Programı Tanıtım Sunusu

Hatta Kant'ın felsefesinin ismine "asif philosopy/mış gibi felsefe" deniyor. Genel ahlak kuralları yok ancak onlar var"mış gibi" hareket edeceksin.

_MEYVENIN ÇEKİRDEĞİ AĞACIN ÇEKİRDEĞİN NE AYNDIR NE GAYRDIR..._

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

HALI SÜPÜRMEK UYGULAMASI KULLANIM KILAVUZU ÖĞRETMENLER VE VELİLER İÇİN

4. SINIF - 1. SORGULAMA ÜNİTESİ VELİ BİLGİLENDİRME BÜLTENİ Öğretim Yılı

MENTAL ARİTMETİK, PARİTMETİK VE SOROBON EĞİTİM /KURS ÖNERİ FORMU

Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır

BULDAN DAKİ İLKÖĞRETİM SINIF ÖĞRETMENLERİNİN YAPISALCI ÖĞRENME HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

MİTOLOJİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

İlköğretim Fen ve Teknoloji Öğretim Programı. Fen ve Teknoloji Program ve Planlama Dersi

Türkiye Milli Eğitim Sisteminin Yasal Dayanakları. 2. Eğitim ve Öğretimi Düzenleyen Yasalar. 3. Milli Eğitim Şuraları. 4.

ARALIK 2013 SAYI 2 12/17/2013 1

BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ IOS İLE MOBİL PROGRAMLAMA MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI)

6. Sınıf. Kazanım Değerlendirme Sınavı - 1. Birinci Ünite konularını kapsar.

İş Birlikli Öğrenme Teknikleri ve Türkçe Öğretimi

HAZIRLIK SINIFLARI 3. SORGULAMA ÜNİTESİ VELİ BİLGİLENDİRME BÜLTENİ Eğitim - Öğretim Yılı

Proje Tabanlı Öğrenme Yaklaşımının temeli bir konunun derinlemesine araştırılmasına odaklanmaktadır. Araştırmada genellikle sınıf içerisinde

ARKADAŞ SEÇİMİNİN ÖNEMİ

Fen Bilgisi konularının zihnimizde kalıcı olmasını sağlamak için, konuyu dinlediğiniz akşam mutlaka en az bir 10 dakika tekrarını yapın.

MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK

Irmak Neden Farklıdır? >> 20. Eğitim Yılımızı Tamamlarken...

1) Okuma 1.1. Okumanın Öğeleri:

3. SINIFLAR BU AY NELER ÖĞRENECEĞİZ? OCAK

fizik güncesi ALBERT EINSTEIN DAN 10 HAYAT DERSİ Haftalık E-bülten MARMARİS KAMPÜSÜ

AÇIK SİSTEM. Sistemler, çevrelerinden girdiler alarak ve çevrelerine çıktılar sunarak yaşamlarını sürdürürler. Bu durum, sisteme; özelliği kazandırır.

EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ.

ÜMMETİN GELECEK NESLİ ÇOCUKLARIMIZA NAMAZ EĞİTİMİ NASIL VERİLEBİLİR? Gelecek Nesle Doğru

Yükseköğretim Kurumlarımızın Mühendislik Fakültelerinin Kıymetli Dekanları ve Çok Değerli Hocalarım..

İslâm Hukukunda Kadının Boşa(n)ma Hakkı

Adıyaman merkez köylerinden Kışla köyüne bağlı Meşetli köyünde doğdum.sonra köyümüz baraj altında kalınca Adıyaman a göç ettik.

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KURAN OKUMA VE TECVİD IV ILH

*Öğrenme, öğrencilerin fikri katılımını ve uygulamasını gerektirir. *Kendi başına açıklama ve gösterim, Uzun süreli öğrenmeyi sağlamaz.

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

DİLBİLİM NEDİR? Dav d CRYSTAL. Çeviren: Ahmet BENZER

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ÇAĞDAŞ DİNİ AKIMLAR İLH

BİLİM KAHRAMANLARI DERNEĞİ

Öğretim Yılı Rehberlik Çerçeve Programı kapsamlı gelişimsel psikolojik danışmanlık hizmetleri anlayışına bağlı kalınarak hazırlanmıştır.

GENÇLİK EĞİTİM PROGRAMLARI

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

SOSYAL HİZMETLER VE DANIŞMANLIK TÜRKİYE BAĞIMLILIKLA MÜCADELE EĞİTİMİ MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI)

İmam Gazali'nin Kalp Risalesi isimli güzel kitabını mutlaka okumak lazım. Oldukça önemli bir eser.

Hz. Adem den Hz. Muhammed (s.a.v.)e güzel ahlakı insanda tesis etmek için gönderilen dinin adı İslam dır.

PYP VELİ MEKTUBU 1. SINIFLAR PRIMARY YEARS PROGRAMME EĞİTMEN KOLEJİ SORGULAMA HATLARI ÖĞRENEN PROFİLLERİ

PROBLEM ÇÖZME BASAMAKLARI ve YARATICI DÜŞÜNME

ADEM TOLUNAY ANADOLU LİSESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA SERVİSİ ÖĞRENME VE BAŞARI

semih yalman hayal et ki ol çünkü hayalin kadarsın ve hayalin olacaksın dreamstalk hayal peşinde

CIK. çocuklar için K O D L AM A

Transkript:

RİSALE-İ NUR VE TECDİT SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ Harran Üniversitesi 10-11 Mayıs 2013 Harran Üniversitesi İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Haliliye Vakfı tarafından ortaklaşa düzenlenmiştir.

2014, Şanlıurfa Tüm yayın hakları anlaşmalı olarak Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları na aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir; izinsiz çoğaltılamaz, basılamaz. ISBN: 978-975-7113-33-1 Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları Kitabın Adı : Risale-i Nur ve Tecdid Sempozyumu Bildirileri Editör : Hakan Gülerce Metin Editörü : Celil Taşkın Kapak Tasarım : Melik Yalçin İç Tasarım : Özlem Başboğa Baskı Yeri & Tarihi : Şanlıurfa, 2014 Baskı & Cilt : Sertifika No :

BENİMSETME VE ŞARTLANMA KÜLTÜRÜNE KARŞI, TAHKİK VE TEFEKKÜR MESLEĞİ Prof. Dr. Osman ÇAKMAK Özet Bediüzzaman, İlk beş asır, hak, kuvvete galipti. Sonralarda ise kuvvet hakka galipti. demektedir. 13. asırdan sonra İslâm âlemi çeşitli sebeplerden dolayı sorgulama ve muhakeme esaslı eğitim düzleminden uzaklaşmaya başladı. Sorgulama ve araştırma anlayışı zayıflayınca, İslâm dünyasında var olan yenilik ve mucitlik üzerine kurulu dinamik yapı da kaybolmaya yüz tuttu. Benimsetme ve şartlanma kültürü hakim olmaya başladı. Bu durum, tabuları ve statükoyu öne çıkardı, tepkisel hareket esas haline geldi. İnsanlar fikir kalıpları ile düşünmeye başlayınca, Kur ân ın yeni çağlara mesajı asliyeti ile anlaşılmıyordu. Bu olumsuz gidiş, cumhuriyet dönemi ile azalmadı, bilakis daha da arttı. Benimsetme ve şartlanma kültürü üzerine dayalı eğitim ve tebliğ anlayışı, ülkemizde zihnî gelişimin ve derin öğrenmenin/tefekkürün önünde en temel sorun olmaya devam etmektedir. Bediüzzaman ın dediği gibi Merak, ilmin hocası; ihtiyaç, terakkinin üstadı - dır. Ancak ihtiyaca karşılık gelen bilgiler öğrenilebilmektedir. Hemen belirtelim ki merak ve öğrenme isteği, dayatma ve empozeye karşı fevkalade kırılgan ve hassas insanî özelliklerdir. Öğrenmenin başında, öğrenmeye olan talebin ve ihtiyacın oluşturulması yani, Neden öğreneyim ki? sorusuna imkân ve fırsat verilmesi gerekir. Risale-i Nur, bir ilim ve irfan okulu olarak, hakim eğitim felsefesi olan Bu böyledir, böyle olduğu için öğrenmeniz gerekir. Niye öğrendiğinizi sormayın yaklaşımı yerine keşfe dayalı öğrenmeyi esas alır. Bediüzzaman, eserleri ile İslâm âleminde unutulan şeyi, yani verilen her bilginin sorgulanması gerektiği duygusunu diriltti. Asıl mânâya ve yakîn bilgiye ulaştıran ispat ve temsil metotlarını hayata geçirdi. Eğitimi benimsetme ve şartlandırma kültürü düzleminden çıkartarak, tahkik ve tefekkür mesleği haline getirdi. Risale-i Nur eserleri,

334 Risale-i Nur ve Tecdid Sempozyumu Bildirileri önce insana kendisini ve tabiat kitabını okumayı öğretmekte, en nurani ve dakik fen olan marifetullahı talim etmektedir. Tahkike dayanmayan bir eğitim, Nur Müellifi nin ifadesi ile akla kapı açmak ama ihtiyarı elden almamak anlayışına terstir ve fıtrata güvensizliği ifade eder. Akla kapı açmamak, anlama yolunu kapatmaktır, seçme özgürlüğünün önünün kapatılmasıdır. Risalelerde bilgi (hakikat), niçinlerle ve başka bilgilerle bağlantıları içinde sunulmaktadır. Bu metot, fertte üretici ve mucit düşüncelerin gelişimi için bir zihnî altyapı oluşturmaktadır. Sonuç olarak Risale-i Nur eserleri, uyguladığı metotlarla fıtratta var olan gerçekleri gün yüzüne çıkartıyor. Eğitimin gerçek ve doğru şeklini anlamada zihnimize pencereler açıyor. Cenab-ı Allah, hayvanlardan farklı olarak insana zihnî melekeler yanında seçme özgürlüğü-irade vermiş ve onu bir öğrenme programı ile teçhiz etmiştir. Eğitimde kazanmamız gerekenler: Hayatımızda asıl önemli olanları görebilmek, empoze edilenleri/dayatılanları anlayabilmek, farkındalık düzeyimizi artırmaktır. Usta bir eğiticinin yaptığı, aslında kişinin içindeki öğrenme gücünü harekete geçirmek ve ona ilham vermektir. Bu sunumda, Risale-i Nur eserlerinin etkili, yeni öğretim ve öğrenim yöntemlerine dikkat çekeceğiz. Risale-i Nur eserlerinin insanımızda yerleşmiş benimsetme ve şartlanma anlayışına karşı sunduğu çözümleri ele alacağız. Diğer yandan Risale-i Nur eğitim metotlarının, modern eğitim değerleri ile bir karşılaştırması yapılacak; ülkemiz eğitimine sunduğu çözümler gündeme getirilecektir. Risale-i Nur un Zihinsel Açılım Projesi Bu sunumda, Bediüzzaman ın Risale-i Nur u ile eğitim dünyamıza getirilen yenilikleri ve zihinsel sıçramayı gündeme taşıyacağım. Bediüzzaman ın, İlk beş asır, hak, kuvvete galipti. Sonralarda ise kuvvet, hakka galipti. ifadesi ile anlatmak istediği konunun üzerinde dikkatle durulmalıdır. Kanaatimce, ilk beş asırdan sonra, İslâm dünyasının, sorgulama, araştırma, tahkik ve icada dayalı gelişmesi ve zihnî inkişafı geri planda kalmaya başladı. Tarihçi Said Şamil in ilginç bir tesbiti vardır: Said Şamil, 3. Selim zamanında, Fatih döneminde medreselerde okutulan kitapların artık anlaşılamadığından bahisle; O dönemlerde şerhlerle ve açıklamalarla vakit geçiriliyordu. demektedir. Osmanlı da ya da İslâm dünyasında sorgulama, araştırma duygusu, tâ Fatih zamanında dumura uğramaya başlamış, şartlanma ve benimsetme kültürü, statüko hakim olmaya başlamıştı. Esasen Sultan Fatih, bu gidişi ve durumu fark etmişti. Sultan Fatih in olumsuz gidişe karşı bazı teşebbüslerde bulunduğuna dair kayıtlara rastlamaktayız. Bunlardan

Benimsetme ve Şartlanma Kültürüne Karşı, Tahkik ve Tefekkür Mesleği 335 birisi, Tokatlı Molla Lütfi ve astronom Ali Kuşçu nun da içinde yer aldığı mevzi harekettir. Hür ve açık fikirli, sözünü sakınmayan bazı âlimler, dinsizlikle itham edilebiliyordu. Bu durum, tâ o zaman, ulema arasında tabuların hakim olmaya başlamasının bir göstergesiydi. Bu olay, Bediüzzaman ın tespiti olan İlk beş asırdan sonra, hak yerine kuvvetin galip olduğu tespiti ile örtüşen bir durum arzetmektedir. Yine bu durum, hür ve eleştirel düşüncenin hakimiyetinin azaldığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Nitekim Said Şamil, anekdotunda Abdulhamit e, doğuda üniversite açılması teklifi ile gelen Bediüzzaman, bu reform tekliflerini eğer 3. Selim e yapsaydı, Osmanlının kaderi değişirdi demektedir [Necmettin Şahiner, Medresetüzzehra]. Said Şamil, devamla o dönemde, Fatih dönemindeki kitapları anlayacak alimlerin kalmadığından, şerhlerle vakit geçirildiğinden ve artık orijinal ve yeni eserler ortaya konmadığından söz etmektedir. Peki Osmanlı da yapılamayan, cumhuriyet döneminde yapılabildi mi? Bilakis Körü körüne taklitçilik ve manevi değerlerden soyutlanma, Batının karikatürü üniversiteleri doğurdu. Fikirlerin serbestçe ifade edilebildiği ortam, özgün ve özgür üniversiteler, bilim ve teknoloji üreten üniversiteler oluşturulamadı. Sağlıklı tartışma ve muhakeme kültürü geliştirilemedi, değişime de ayak uydurulamadı ve hattâ gerçek hayattan uzak kalınıldı. Hattâ üniversiteler, kargaşanın merkezi haline geldi. İslâm dünyasında yenilik ve mucitlik üzerine kurulu dinamik yapı kaybolmaya yüz tutunca, benimsetme ve şartlanma kültürü hakim olmaya başlamıştı. İnsanlar kendi hür zihni ile değil, fikir kalıpları ile düşünmeye başlayınca, Kur an ın yeni çağlara mesajı, asliyeti ile anlaşılamıyordu. Hakkın hakim olduğu ortam, ancak zihinlere özgürlük bahşeden yani akla kapı açıp iradeyi elden almamayı esas alan eğitim ortamlarında mümkün olabilirdi. Aklı Kullanma Problemi Allah, akıldan daha değerli bir şey yaratmamıştır. [Gazali, İhya, 1/217] Şu peygamber sözleri, aklın, dindeki rolünü anlatması bakımından ibret verici ve aynı zamanda düşündürücüdür: İnsanlar, ahmaklığı ile günahkârlardan daha büyük hatalara düşerler. İnsanların yarın kıyamet gününde mertebeleri, akılları nispetindedir. [İhya-ı Ulum, Gazali, 1/211] Bir de şu peygamber sözlerine nazar edelim: Her şeyin bir aleti vardır: Mü minin aleti akıldır. Her şeyin bir biniti vardır. Kişinin biniti akıldır. Her şeyin bir direği vardır. Dinin direği akıldır. Her kavmin bir dayanağı vardır. İbadetin dayanağı akıldır. Her kavmi bir çağıran vardır. Âlimi

336 Risale-i Nur ve Tecdid Sempozyumu Bildirileri ibadete çağıran akıldır. Her şeyin bir tamirci ustası vardır. Ahiretin tamircisi akıldır. Herkesin kendisinden sonra unutulmayacak bir eseri vardır. Sıddıkın eseri akıldır. Her yolcunun bir çadırı vardır. Mü minin çadırı akıldır. [Gazali, İhya, 1/213] Bediüzzaman sık sık Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadete eşdeğerdir. hadisini nazara verir. İlk ayetin Oku! ile başlayan ayet olmasını da bu arada hatırlayalım. Bediüzzaman, marifetullahı en geniş ve nurani fen olarak ifade etmekte, marifetullah ile en dakik ve geniş ilim olan imanın elde edildiğine dikkat çekmektedir. Tüm bu gerçeklere dayanarak, öncelikli insanî vazifenin aklı çalıştırmak ve işlettirmek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak okullarımıza ve İslâm dünyasındaki manzaraya baktığımızda, aklın geri planda bırakıldığı gerçeği ile karşılaşırız. Bu yüzden de İslâm dünyası, Kur an ın Allah, akıllarını doğru kullanmayanları pislik içinde bırakır! [Yunus, 100] hükmüne bir bakıma masadak olmaktadır. Akla Kapı Açmak ve İradeyi Elden Almamak Risale-i Nur eserleri, okurlarının akıl, fikir ve mantığını çalıştırıyor. Ruh, kalp ve vicdanlarını aydınlatıyor. Böylece Müslümanları ve beşeri uyandırıyor. İnsanlığı gafletten kurtarıyor. Peki, Risale-i Nur eserlerinin düşünceyi ihyada ve tefekkür mesleğini hayata geçirmede yenilikçi metotları nelerdir? Risale-i Nur eserlerini kaleme alan Bediüzzaman, eserlerinde akla kapı açmak, iradeyi elden almamak tan söz eder. Ayrıca merak, ilmin hocası ve ihtiyaç, terakkinin üstadıdır der. Eğitim dünyamızda ya da tebliğ sahasında yapılan yanlışlık, akla kapı açmayarak (düşünmeye-araştırmaya fırsat vermeyerek) eğitim yapmaktır. Bunun diğer anlamı, insanın özgür iradesinin, elinden alınmasıdır. Eğitim, Bu böyledir, böyle olduğu için öğrenmeniz gerekir, niye öğrendiğinizi sormayın anlayışı ile sürdürülmektedir. Her şeyin cevabının öğretildiği bu eğitim sisteminde, size neyi, nasıl ve ne zaman yapacağınız empoze edilmekte ya da dayatılmakta dır. Bu yaklaşımda deha kendini gösterememektedir. Deha, alışılmışın dışında yeni bir tarz geliştiren ve yeni bir görüş üreten yetenek demektir. Bütün yenilikleri ve buluşları dahilere borçluyuz. İnsanın en değerli iki özelliği merak ve öğrenme becerisidir. Bu iki yetenek, müdaheleye/empozeye karşı son derece hassas ve kırılgan olarak yaratılmışlar. Sürekli müdahaleye maruz bırakılan bu duygular, dumura uğramakta, özgür irade böylece yok olmaktadır. Eğitim, ancak özgür ve özerk zihinlerin başarabileceği bir iştir. Zihinleri özgür olan insanları, başkalarının yönlendirmesi ve hükmetmesi mümkün olmaz. İnsanları kuzu kuzu yetiştiren bir eğitim sistemi, toplumu koyun sürüleri haline

Benimsetme ve Şartlanma Kültürüne Karşı, Tahkik ve Tefekkür Mesleği 337 getirecektir. Böyle sürüleri idare etmek için de işgüzar çobanlar, hattâ dünya çapında küresel krallar ve derin güçler devreye girecektir. Tarihte ve günümüzde yaşananlar, bunu doğrulamaktadır. Talep oluşturmayan, seçme hakkı ve inisiyatif vermeyen eğitim anlayışı, yüksek karakterli ve hür iradeli kişiliklerin yetişmesinin de engelidir. Sonuç olarak eğitimde, merak ilmin hocası ve ihtiyaç terakkinin üstadı hakikatinin anlaşılmamasının faturası büyük olmaktadır. Deha uyanmayınca, mucit düşünceler kendini gösterememektedir. Teknolojide ve metodolojide, Batıya ve dışarıya olan bağımlılığın sürmesinin sebebi ve icada/bilime dayalı gerçek kalkınmaya geçemeyişimizin nedeni budur. Eğitimin Tahlili Konuyu daha ileri boyutta irdeleyerek, asırlardır süregelen eğitimin hangi yanlış öğrenme temellerine dayandığını anlamaya çalışalım. Böylece Bediüzzaman ın eğitim ve öğrenim sahasına getirdiği yenilikleri yakından görmeye çalışalım. Eğer öğrenme aşamasında olan insanlar öğrenmeye zorlanmışsa, bu zorlanma ve korkutma -örneğin sınavları geçmek gibi amaçlar için- onun birtakım bilgi zannettiği malûmatı kavramasını sağlayabilir. Öğrettiklerinizi sorduğunuz zaman da karşılığını verebilir. Ancak o zaman öğrenci, kendi içinden, kendi iç özgürlüğünden kaynaklanan bir çıkışla, edinilmiş bir öğrenmeye ulaşamaz. O öğrenme, kimliğinin bir parçası haline gelmeyecek, yani pratiğe/uygulamaya dönüşmeyecek, zihinde bir yama gibi duracaktır. Büyük ihtimalle çok kısa bir süre sonra o bilgi hafızadan uçup gidecektir. Sınıf geçilmiş, sınavlar verilmiş olsa da İnsanların özgür iradelerinin elinden alındığı ve seçme imkânı verilmediği bu tarzın, birçok zararlı yan ürünleri ortaya çıkmaktadır. Şimdi dikkat edelim ki, sadece bilgileri ve doğruları öğretmeye (şartlanmaya) dayalı ve gerçek hayatla ilişkilendirilmeden yürütülen eğitim süreci, öğrenciyi, yalnızca evet-hayır kesinliğiyle hâdiseleri ele almaya teşvik etmekte; öğrencilerin fıtraten sahip oldukları şüphe ve merak hislerini dumura uğratmaktadır. Bir takım gerçeklerin ve şey lerin adının öğretildiği, sonra da kendi geliştirdiğimiz testlerle, yüklenen bilginin ne kadarını aldıklarının değerlendirilip ölçüldüğü bu yetiştirilme tarzının esası, şartlı refleks stratejisidir. Şartlanmaya dayalı öğrenmedir. Bu tarzın zihinsel fonksiyonlarla yapılan bir öğrenme olmadığını, daha ziyade hayvanlara davranış kazandırmada kullanılan yaygın bir yöntem olduğunu belirtelim. Örneğin okullarımızda ve özellikle hazırlık kurslarında, adeta düşünmeden ve zahiri bir kaç emareye göre reaksiyon gösterme melekesi kazandırılması, bunlardan birisidir. Şartlandırmanın temeli, olaylar ya da şeyler arasında ilişki kurmaya dayanır.

338 Risale-i Nur ve Tecdid Sempozyumu Bildirileri İnsanlar, ancak kontrol kendi ellerindeyken, yani eğitim sürecinin öznesi haline geldikleri bir öğrenme ortamında öğrenmeye başlarlar. Öğreticinin (öğretmen) vazifesi ise öğretmek değildir. Öğretmenin vazifesi: Akla kapı açmak, rehber ve ders arkadaşı konumunda kalmak, hazmedilmiş bilgiyi sunmaktır. Hülasa, bilgiyi/doğruları aktarma ve bilgiye odaklanan (ezber) mevcut eğitim tarzı, empoze/dayatma ile eşdeğer bir nitelik taşır. Bediüzzaman ın ifadesi ile akla kapı açmak, iradeyi elden almamak ilkesine ters bir durumdur. Akla kapı açmamak, anlama yolunun kapatılması ve seçme özgürlüğünün elden alınmasıdır. Tekrar Merak ilmin hocası ve ihtiyaç terakkinin üstadı tespitine dönelim: Önemli olan, öğrenmenin başında öğrenmeye olan talebin ve ihtiyacın oluşturulması; yani, Neden öğreneyim ki? sorusuna imkân ve fırsat verilmesidir. Öğrenci, öğrenmek istemiyorsa, belki öğrenmek istememesini saygı ile karşılamak ve öğrenmeye kapalılığının ardındaki nedenleri bir bir araştırıp ortaya çıkarmak gerekir. Bu hassas nokta eğitim dünyamızda dikkate alınmadığından; eğitim, bir bilim ziyafeti olmaktan çıkmakta (halbuki bilim, insan aklına enfes bir ziyafettir), iştahı olmayan bir hastaya zorla yemek yedirmek halini almaktadır. Merak katalizörü devreye girmeyince öğrenme reaksiyonu gerçekleşmemekte ve bilim ürünleri elde edilememektedir. Şartlanmaya Dayalı Eğitimin Zararları Şartlanmaya dayalı eğitim tarzının ıslah ve uyum işlevi vardır. Bu tarz eğitimle yetişenlerin eleştirel bakışı yok olduğundan, otoriteye karşı benzer tepkiler sergileyen insan tipi yetişmektedir. Bu yapıda bütünleştirici işlev söz konusudur. Bir fabrikadan çıkan ürünler gibi birbirine benzeyen, tepkileri önceden tahmin edilebilen ürünler ortaya çıkmaktadır. Davranışlarımızın şuurunda değilsek, öğrenme süreci ezbere, taklide, tekrara dayanıyor demektir. Programlanmış bir şekilde hareket eden Allah ın birçok varlığı bulunmaktadır. İnsan nevi, varlığını, temel cevherini, hürriyet özelliğine borçludur. O yüzden hürriyete ve tercih hakkına saygı, insan nevinin varlığına saygıdır. Şartlanmaya dayalı eğitim, hürriyeti yok edip, insanları robotlaştırmaktır. İnsanlık cevherine saldırıdır ve fıtrata saygısızlıktır. Bu eğitim tarzında, aslında bir insan hakkı ihlali ile karşı karşıyayız. İnsaniyetin cevheri, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi serbest iradesi ile hareket ettiği bir çevre ve eğitim ortamında kendini gösterebilmektedir. Aileden başlayarak, ilk, orta ve yükseköğrenim sırasında öğreticinin söylediklerini ezberlemeye, imtihanlarda nakletmeye, aktarmaya yönlendirilen öğrenci, okunan her metne, söylenen her söze, ileri sürülen her düşünceye, kuşku duymadan,

Benimsetme ve Şartlanma Kültürüne Karşı, Tahkik ve Tefekkür Mesleği 339 sorgulamadan yaklaşacak Her söylenen sözün doğruluğuna inanacaktır. Karşılaştığı otoritelerin görüşlerini kolayca benimseyebilecektir. Emir almaya alışan insanlar yetişecektir. Haklarını korumaktan aciz, işini ve makamını kaybetmemek için her türlü baskıya boyun eğen insan, zamanla köle haline gelecektir. Bilimsel Düşünce ve Risale-i Nur Özgür düşünebilen, araştırmacı kişiliği olan fertler yetiştirilmesinde, Risale-i Nur, aklın eğitimini esas alır. Risale-i Nur un takip ettiği yolda, kalıplarla düşünme ve öğrenme değil, anlama ve sorgulama esastır. Bediüzzaman ın şu sözüne dikkat edelim: Hiçbir müfsit, ben müfsidim, demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip, tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsat ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz. [Münazarat] Bilindiği gibi, çoğu doğrular-gerçekler, onları çevreleyen şartlara bağlı olup, o şartlara sürekli olarak kuşku duyulması bir eğitim felsefesidir. Bu, eğitimle ferde kazandırılması gereken öncelikli özelliktir. Sorgulama ve kuşku duyma, özgür ve özerk kişilik kadar, araştırmacı kişiliğin de oluşmasında temel bir unsurdur. Ayrıca zihinsel özgürlüğe kavuşmanın temelidir. Gerek Bediüzzaman ın yukarıya aldığımız ifadesi ve gerekse Mesleğimiz, tahkik mesleğidir hükmü, önemli olanın bilgi (malûmat) değil; önemli olanın, bilgiye yüklenilen anlam, kazanılan bakış açısı (nazar, niyet, mana-yı harfî) olduğunu anlatmaktadır. Bu anlayışa sahip bir Risale-i Nur okuru, meraka dayalı bir kuşku ve açlık içinde bildiklerini yetersiz görmekte, kendini geliştirme, yenileme cehdi ve gayreti içinde olmaktadır. Asıl Mânâ ve Bilginin Dereceleri Bediüzzaman ın eğitim ve öğrenme dünyamıza getirdiği yeniliklerden birisi, bilgiyi derecelendirmekle göstermesidir. Bu açıklamalar gerçek bilginin ve doğru eğitimin ne olduğu konusunu netleştirmektedir. Modern bilim, gerçek bilgiyi genelde üç ya da dört basamakta değerlendirir. Bunlar sırası ile malûmat-bilgi seviyesi, anlama-sorgulama derecesi, uygula-

340 Risale-i Nur ve Tecdid Sempozyumu Bildirileri ma-beceri (gerçek bilgi) seviyesidir. Dördüncü bir derece daha vardır. O da icat etme-üretme derecesidir. Malûmat seviyesi nedir sorusunun karşılığıdır, denilebilir ve bir şeyin neden ibaret olduğunu bilmekten ibarettir. Bugün ülkemizde testlere dayanan, yorumlama ve araştırma sürecinden uzak şekilde yürütülen eğitim, malûmat seviyesinde kalmaktadır. Yani bu tarz eğitim, şahsı ancak bilginin birinci derecesine çıkarabilmektedir. Bu seviyenin yan ürünü ise şartlanmadır. Şartlanmaya dayalı eğitimi yukarıda kısaca ifade ettik. Bilgiyi ikinci basamakta anlamaya başlarız ve bu bilgi genelde niçin sorusunun cevabıdır. Üçüncü seviye olan gerçek bilgi ye ulaşmak için, nasıl sorusuna ihtiyaç duyarız genelde. Bilginin ilk iki basamağı pasif tepkilere yol açarken, üçüncü seviyedeki bilgiler, yönlendirici bir eylemle sonuçlanır. İlk iki bilgi türü daha kısa sürede ve birisini dinlemek veya kitap okumak gibi pasif bir katılımla kazanılabilir. Asıl Mânâ Bilgiyi zihnî olgudan ibaret gören günümüz anlayışına karşı Bediüzzaman, yepyeni yaklaşımlar sunar ve bilgiyi gerçek boyutları ile tarif eder. Bediüzzaman, gerçek bilgiye ulaştıran bilimsel bilgi için asıl mânâ tabirini kullanır. Bediüzzaman a göre asıl mânâya yedi basamaklı bir merdiven le çıkılabilir. Bediüzzaman a göre, mânânın asıl mânâ halini alması için, mânânın bir yolculuğa çıkması gerekir. Mânâ önce zihne nüfuz eder (anlama), akıl süzgecinden geçtikten sonra, yolu vicdana uğrar. Vicdan, onu su gibi içer. Orada fikir çiçekleri açmaya başlar. Bilgi/fikir, canlı bir çekirdek gibidir. Şartlar hazırlandığında, ondan yeni fikir çiçekleri açacaktır. Muhakemat adlı eserinde bunu şöyle ifade eder Bediüzzaman: Zira mukarrerdir: Asıl mânâ odur ki, elfaz onu sımahta boşalttığı gibi, zihne nüfuz ederek, vicdan dahi teşerrüb etmekle, ezâhîr-i efkârı feyizyâb eden şeydir. [Muhakemat] İlgili safhalarına geçmeden, işlem görmeden ortaya çıkan mânâlar, bilimsel bilgi (hakikat-hikmet-marifet) olmaktan uzaktır. Bugün çoğu bilimler, bilgiyi daha ziyade mekanik ve zihinsel süreçlerde değerlendirerek dar bir boyuta hapseder. Halbuki bilgi, dimağ yanında, hayal, vicdan, kalp ve diğer meleke ve ruhî süreçlerden de geçiyorsa, ortaya tam ve eksiksiz bir ürün çıkacaktır. Onun için Bediüzzaman, hazmedilmeyen bilgi telkin edilmemelidir, demektedir. Aynı mealde şu sözü de manidardır: Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay verir. [Mektubat] Bediüzzaman, ilim ve öğrenme mertebelerinin muhtelif olduğunu ve her tabakanın ayrı hükümleri olduğunu da anlatır. Bilgi, dimağ fabrikasının bölümlerinden geçerken, fabrikanın her ünitesinde farklı kimlik ve özellikler kazanır,

Benimsetme ve Şartlanma Kültürüne Karşı, Tahkik ve Tefekkür Mesleği 341 farklı şekiller alır. Bir fikrin inanç haline gelmesi ve hayata-uygulamaya dönüşmesinde katedilecek basamakları şöyle anlatır: Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise. Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir. İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet. Salâbet itikaddan, taassup iltizamdan, imtisal iz andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf (tarafsız), bîbehre (nasipsiz) tasavvurda, tahayyülde (hayalde) safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir. Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhtir, hem idlâli. [Lemaat] Şimdi bu ifadeleri biraz açıklayalım: Fikrin ham olarak hayalde yeşerdiği noktada yolculuk başlar. Yedinci, yani son istasyonda, tekemmül etmiş bir ürün haline gelir. Her bir istasyonun ayrı bir hükmü vardır. Bilgi, çıktığı bu yolculukta, her zaman yedinci basamağa kadar ilerleyemez. Kaldığı istasyona göre ayrı hüküm giyer ve farklı bir kimlik kazanır. Bir fikir dimağa yansıdığında, akıl onu hemen kabul etmez. Önce hayalin elinde kalır. Bu tür fikirler daha ileri gitmez ve bu safhada kalırsa safsata doğar. İkincisi tasavvur basamağıdır. Tasavvur aşamasında netlik yoktur. Bu nedenle, fikirden nasip alamaz. Üçüncüsü ise taakkul mertebesidir ki, akıl burada fikri/ bilgiyi tartmaya ve akletmeye başlar. Fikrin olur ya da olmazlarını tartar. Bu mertebede akıl tarafsızdır. Taakkul devresini yaşayan fikir/bilgi, sonra dimağ fabrikasında süzüle süzüle, nihayet dördüncü tabakaya ulaşır. Şimdi artık tasdik makam ve mertebesindedir. Bu safhada, akıl bu fikre taraftar olur. Kararı verir ve tasdik eder. Akıl taraftar makamındadır şimdi. Fikir, çıktığı yolculukta beşinci olarak iz an dediğimiz fikrin benimsendiği makama gelir. Bu fikir, kişinin benim dediği ve sahip çıktığı mertebedir. Altıncı mertebede yani iltizam denen makamda fikri daha da ileri götürmezse, fikir sahibi taassupta kalır. İşte birçok kişinin, benim fikrim deyip, tutucu davranarak, herkesin kabul etmesini istediği ve zorladığı mertebe, bu aşamadadır. Fikir, itikat mertebesine ulaşırsa, kemal noktaya ermiş demektir. Bu noktanın adı salâbettir. Bediüzzaman, Risale-i Nur hakikatlerinin, salâbet-i imaniye mertebesinde olduğuna dikkat çeker. Bu noktada elde edilen fikre taraftarlık sıddıkiyet mertebesidir. Bediüzzaman, Risale-i Nur yolunu hakikat mesleği olarak tavsif ederken ve Risale-i Nur ilim içinde hakikata yol açmış derken, bu noktaya dikkat çekmektedir. Yakîn Bilgi Risale-i Nur, yakîn bilgiyi gündemimize sokar. Gerçek bilgi, derin bilgi ya da bilimsel bilgi diyebileceğimiz yakîn bilgiyi kendi içinde üçe ayırır: İlmelyakîn,

342 Risale-i Nur ve Tecdid Sempozyumu Bildirileri aynelyakîn, hakkalyakîn. Nur risalelerindeki bilginin hangi seviyede olduğunu Bediüzzaman ın şu ifadeleri açıklık getirir: Benden sual ediyorsun: Neden senin Kur ân dan yazdığın Sözlerde bir kuvvet, bir tesir var ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nadiren bulunur? Bazen bir satırda bir sayfa kadar kuvvet var; bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor. Ekseriyet itibarıyla öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır Bediüzzaman ın bu ifadeleri de Risale-i Nur eğitim metotlarındaki bariz farklılıkları, eğitim ve öğrenme dünyamıza getirilen yenilikleri, çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. Risalelerde henüz farkında olmadığımız sezgi gibi başka anlama latifelerinin ve zekâ çeşitlerinin kullanıldığını, Bediüzzaman ın şu mealdeki sözlerinden anlayabiliriz: Risale-i Nur, sair bilginlerin eserleri gibi yalnız aklın ayağı ve gözüyle ders vermiyor. Evliyalar gibi, yalnız kalbin keşf ve zevkiyle hareket etmiyor. Mutlaka, akıl ve kalbin birleşmesi ve kaynaşması, ruh ve sair latifelerin, duyguların yardımı ayağıyla hareket ederek tüm zekâ ve anlama tür ve mertebelerini kullanarak, en yüksek mertebelere ulaşmayı sağlar. Son Söz Öyle bir insan düşünün ki, bu insan, kendi hayatını ve geleceğini kurabiliyor, kendi gözleriyle görebiliyor. İşte Risale-i Nur, tahkikî iman dersleri ile ruh ve kalbi nefis esaretinden kurtardığı gibi, açılan tefekkür ve tahkik mesleği ile de ferdi kendi dünyasında özerk ve özgür beyinlere sahip kılmaktadır. Risale-i Nur eserlerinde bir hakikatin değişik cepheleri ile anlatılması, bu anlatımda sürekli ispat ve temsil metotlarının kullanılması, okuyucuda bütüncül bakış açısının ve resmin bütününü gören, dolayısıyla problemleri derinden kavrayan zihin yapısının gelişmesine yardımcı olmaktadır. Aynı hakikatin farklı yollardan anlatılması ve değişik cepheleri ile verilmesi, okuyucunun konuyu kökleri ile anlamasını, derin ve sağlam bilgiye ulaşmasını temin etmektedir. Sonuçta, öğrenmede sathîlikten derinliğe geçilmektedir. Ezber ve taklit yerine, tahkik ve anlama ön plana çıkmaktadır. Risalelerde bilginin niçinlerle ve başka bilgilerle bağlantıları içinde sunulması, okuyucuda üretici ve mucit düşüncelerin gelişimi için bir zihnî altyapı oluşturur. Konumuzun dışında kaldığından burada risalelerde kullanılan öğrenme metotlarının ayrıntılarına girmiyoruz Risale-i Nur eserleri, uyguladığı metotlarla fıtratta var olan gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Eğitimin gerçek ve doğru şeklini anlamada zihnimize pencereler

Benimsetme ve Şartlanma Kültürüne Karşı, Tahkik ve Tefekkür Mesleği 343 açıyor. Sonuç olarak, eğitimle ilgili varsayım ve paradigmalarımızı, Bediüzzaman ın Kur an ışığında keşfettiği eğitim gerçekleri çerçevesinde sorgulamanın zamanının geldiği kanaatindeyiz. Nur Külliyatı nda en verimli ve etkili öğrenme metotlarının kullanıldığı ve hattâ şimdiye kadar keşfedilmemiş yeni metotların da yer aldığı, ilgili meslek erbaplarınca anlatılmaktadır. Bediüzzaman, çağımızı doğru okuyarak, geçmişin rehberliğinde geleceği dokumuş ve manevî problemlere olduğu kadar, eğitim problemlerine de Kur an ın ışığında doğru çözümler getirmeye muvaffak olmuştur. Bizim burada sunmaya çalıştıklarımız, ancak denizden bir damladır.