Toplumsal Cinsiyet ve Hemşirelik* Nuray TURAN**, Aylin ÖZTÜRK**, Hatice KAYA***, Türkinaz ATABEK AŞTI**** ÖZET Toplumsal cinsiyet ayırımı tarihsel süreç içerisinde hemen hemen her toplumda var olan ve günümüzde de devam eden bir olgudur. Bu ayırım, yaratılış ve biyolojik farklılıkların zaman içinde toplumsal farklılığa dönüşmesinden ve kadın-erkek için ayrı roller tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. Geleneksel bakış açısı ile toplumsal cinsiyet ayırımı, kadını başarı, güç ve bağımsızlıktan uzaklaşmaya yöneltirken, erkeği duygularını açığa çıkarmaktan ve ev işlerinde sorumluluk almaktan kaçınmaya yöneltmiştir. Kadınların çoğunlukta olduğu hemşirelik mesleğinde de cinsiyet ayırımı geçmişte olduğu gibi günümüzde de etkisini sürdürmektedir. Bakım ve hemşirelik, yüzyıllar boyunca kadın ile birlikte tanımlanmış ve kadınlara özgü bir meslek olarak kalmıştır. Oysa ki hemşirelik; bireyin, ailenin ve toplumun sağlığını korumaya, geliştirmeye yardım eden ve hastalık halinde iyileştirme, rehabilite etme ve yaşam kalitesini her durumda yükseltmeyi hedefleyen bir meslek olup, cinsiyet ayrımı olmaksızın her iki cins tarafından da uygulanabilecek bir meslektir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet, hemşirelik, hemşirelik bakımı ABSTRACT Gender and Nursing Gender discrimination in the community and almost every historical period in which an on going phenomenon. This distinction, creation and social differences in biological diversity over time, the conversion and separate roles for men and women is due to the description. Traditionally, social gender rules lead women to avoid success, strength and indepence while they lead men to avoid revealing their feelings and taking responsibilities in housework. Nursing, mostly preferred by women are affected by the society about gender. Care and nursing, has been defined with women over the centuries and as a profession for women. However, nursing improvements the individual, family and community health and protects disease and helps to improve, rehabilitates and increases the quality of life in each case is a profession aimed and can be applied without discrimination of gender by both gender in a professional. Key Words: Gender, nursing, nursing care GİRİŞ Cinsiyet, bireyin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikleridir (Pınar, Taşkın ve Eroğlu 2008b; Vefikuluçay, Zeyneloğlu, Eroğlu ve Taşkın 2007). Cinsiyet kavramı, dünya üzerindeki bütün insanları, sayıca birbirine eşit iki gruba ayırır (İnanç ve Üstünsöz 1998). İnsanlar kadın ya da erkek olarak doğarlar fakat, kadın ya da erkekliğe doğru adım atarken cinsiyet rollerini öğrenirler. Ancak sosyal yapı, güç, roller ve sorumluluklar açısından kadınlar, erkeklerden farklı konumlardadırlar (Kahraman 2010; Taşçı ve Saruhan 2007). Biyolojik cinsiyetin aksine toplumsal cinsiyet, sosyal yapılandırma sonucu oluşur. Toplumsal cinsiyet kavramının içinde barındırdığı kavramlardan birisi de toplumsal cinsiyet rolleridir. Toplumsal cinsiyet rolleri; geleneksel olarak kadınlarla ve erkeklerle ilişkili olduğu kabul edilen rolleri ifade etmektedir (Yılmaz ve ark. * 21-23 Ekim 2010 tarihleri arasında Çeşme de düzenlenen 1. Temel Hemşirelik Bakımı Kongresi nde poster bildiri olarak sunulmuştur. ** Araştırma Görevlisi, İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu *** Yard. Doç. Dr. İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu **** Prof.Dr. İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu
168 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:4,Sayı:1. 2011 2009). Bireyin içinde yaşadığı toplumun kültürü; bir kadın ya da erkeğin nasıl davranacağı, nasıl düşüneceği ve nasıl hareket edeceğine ilişkin beklentileri ortaya koyar (Pınar ve ark. 2008b; Vefikuluçay ve ark. 2007). İnsanlar yetiştirilirken toplumun cinsiyetlerine özgü beklediği roller çerçevesinde, kız ya da erkek çocuk olmayı öğrenerek büyürler. Bu yüzden toplumsal cinsiyet, zaman içerisinde değişiklik gösterebildiği gibi kültürden kültüre de farklılık gösterebilmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri hem kadınların hem de erkeklerin yaşamını şekillendirir ve sonuçta bu çeşitlilik sadece farklılıktan daha fazla bir anlam taşır (Coşkun ve Gökdemir 1997; Terzioğlu ve Taşkın 2008). Bugün, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplumun kadınlara özgü belirlediği rol kalıpları nedeni ile, eğitimden ve ekonomik kaynaklardan kadınlar eşit ölçüde faydalanamamakta, toplumsal ve ekonomik gelişmenin büyük bir kısmını etkilemelerine rağmen istenilen toplumsal statüyü elde edememektedirler (Pınar, Taşkın ve Eroğlu 2008a). Kadının geleneksel rolü; eş, anne, kız çocuk ve kız kardeş rollerini içinde barındırmaktadır. İnsanlığın var oluşundan itibaren kadın, bebek, çocuk ve yaşlılara bakım vermiştir (Berman, Snyder, Kozier ve Erbset 2008). Hemşireliğin temeli tarihsel süreç içerisinde kadının anne şefkatinden kaynaklanan koruyucu ve bakım verici davranışlarına ya da zor durumda olan bireye, düşküne, çaresize dini ve vicdani duygular içinde yaklaşarak bakıma, besleme ve iyileştirme girişimlerine dayanmaktadır (Aştı 2009). Bu nedenle hemşireliğin köklerinin ev ortamında atıldığı düşünülmektedir. Genel olarak verilen bakım, fiziksel bakım ve konfor ile ilişkilidir. Bu nedenle geleneksel hemşirelik rolü; bakım, besleme, konforu sağlama ve yardım etmeyi içermektedir (Berman ve ark. 2008). Gelenekselleştirilmiş kadın işi olarak algılanan bakım verme, meslek ile toplumsal cinsiyet kavramları arasındaki ilişkiyi göstermektedir (Aştı 2009). Bu bağlamda bakım ve hemşirelik, yüzyıllar boyunca kadın ile birlikte tanımlanmış ve kadınlara özgü bir meslek olarak kalmıştır. Hemşirelik, tüm dünyada kadınların baskın olduğu mesleklerden biri olmuş ve insanoğlunun var oluşu ile başlayan hemşirelik, kadının şefkatli, şifa verici rolü ve doğasında bulunan fedakarlık ile özdeşleşmiştir (Kaya, Turan ve Öztürk 2011). Oysa ki hemşirelik; bireyin, ailenin ve toplumun sağlığını koruma ve geliştirmeye yardım eden ve hastalık halinde iyileştirme, rehabilite etme ve yaşam kalitesini her durumda yükseltmeyi hedefleyen bir meslek olup, cinsiyet ayrımcılığı olmaksızın her iki cins tarafından da uygulanabilecek bir meslektir (Terzioğlu ve Taşkın 2008). Hemşirelik mesleğinin tarihsel süreç içinde yaşadığı sorunlar aslında kadınların toplumda var olma mücadelesi ile ilişkilidir. Bu nedenle hemşirelik, tarihsel süreç içinde cinsiyetle ilgili kalıp yargılardan etkilenmiş, kadın ve hemşirelik arka planda kalmış, ihmal edilmiştir (Bayık ve ark. 2002; Coşkun ve Gökdemirel 1997; Esen, Ünsar, Doğaner ve Demir 2009; Ulusoy 1992). Geçmişten Günümüze Toplumsal Cinsiyet, Kadın ve Hemşirelik Hemşireliğin tarihi, kadının sağıltıcı (şifa verici) rolü ile başlar. Yazılı tarihin başladığı günden itibaren kadınların bu görevi yaptığı bilinmektedir. İlkçağda kadın ve erkek arasında cinsiyet ayırımı olmamıştır. Her iki cins birlikte savaşa katılmış, ata binmiş, silah kullanmış ve avlanmıştır. Kadın aileyi bir arada tutan, otorite sahibi ve annelik rolü ile güçlü bir toplumsal statüye sahip olmuştur. İnsanoğlunun yerleşik düzene geçmesi ve özel mülkiyet kavramının ortaya çıkması ile kadın ve erkek arasında rol ayrımı başlamıştır. Kadın, annelik rolü ile giderek ev içi rollere çekilmiş, çocuk doğurup büyütmüştür. Bu arada erkek, doğa ile savaşmaya devam etmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak erkekte fiziksel üstünlük gelişmiştir (Bayık ve ark. 2002; Coşkun ve Yılmaz 1996; Göksel 1993; İnanç ve Üstünsöz 1998; Velioğlu ve Babadağ 1993). Zamanla topluluklar halinde yaşam biçimleri şekillenmeye başlamıştır. Tüm bunların yanı sıra, insan anlam veremediği ya da baş edemeyip zarar gördüğü doğa olaylarından korunma yollarını araması sonucunda din duygusu doğmuştur. Böylece töresel, toplumsal kurallar ve din kıskacı insanın, özellikle kadının sınırlanan özgürlüğünün bitmesine neden olmuştur (Coşkun ve Yılmaz 1996; Göksel 1993). Toplumsal yaşama tek tanrılı dinler yerleştikten sonra dini geleneklere bağlı davranış ve uygulamalar tüm toplumsal yaşamın belirgin ifadesi olmuştur (İnanç ve Üstünsöz 1998; Şentürk 1985). Musevilik ve Hıristiyanlık dininde kadın, evine ve erkeğine bağlı-bağımlı kalmıştır. Ayrıca
Toplumsal Cinsiyet ve Hemşirelik 169 cinselliği ile de erkeği baştan çıkarıcı, günahkar bir varlık olarak görülmüştür. Bu çağda hasta bakımı değişik etkiler altında ve din kurumları çerçevesinde biçimlenmiştir (Ökdem, Abbasoğlu ve Doğan 2000; Şentürk 1985; Velioğlu ve Babadağ 1993). İslamiyet in kabulü ile toplumda kadının statüsünde farklı gelişmeler gözlenmiştir. Bu dönemde kadın doğurganlığı ile toplum içerisinde saygın bir yer edinmişken, bir takım kısıtlamalar da kadını toplumdan soyutlamış, kadının fiziksel çekiciliğinin erkeği haram ve günaha yönelteceği düşüncesi ile hem fiziksel hem de sosyal olarak eve kapatılmıştır. Sonunda İslam kültürü içinde erkeklerin durumu gelişirken kadınların durumu gerilemiştir. Bu dönemde kadının eğitim ve diğer hakları elinden alınmış tamamen kocasına bağımlı bir statüsü olmuştur (İnanç ve Üstünsöz 1998; Şentürk 1985). İslamiyetin kadını harem yaşamına sokması toplum içinde sadece ebelerin varlığına olanak sağlamıştır (Ulusoy 1992). Müslümanlık ile birlikte hasta bakımı da önem kazanmıştır. Bu dönemde kadınlar öncelikle savaş alanlarında yaralıların bakımında ve savaşta geri hizmette görev almışlardır (Bayık ve ark. 2002; Göksel 1993; Ökdem ve ark. 2000; Şentürk 1985). Avrupa tarihinde Ortaçağ ın ilk yüzyıllarında, Batı Roma İmparatorluğu yıkılışının neden olduğu olumsuz etkiler ile Karanlık Yıllar yaşanmıştır. Ortaçağ Hıristiyanlığı Atina da başlayan demokrasi inanış ve uygulamaları ile gerilemelere neden olmuştur. Ortaçağda kadınların statüsü, tek tanrılı dinlerin etkisinde kalarak kadının aleyhine gelişmiştir. Ortaçağda hemşirelik ve hasta bakımını etkileyen önemli olaylar Haçlı Seferleri ve Rönesans olmuştur (İnanç ve Üstünsöz 1998; Şentürk 1985; Velioğlu ve Babadağ 1993). Ortaçağ Avrupa sında Hıristiyanlık dini tüm kurumları etkilediği gibi hekimliği ve hasta bakımını da derinden etkilemiştir. Bu çağda hasta bakımı değişik etkiler altında, din kurumları çevresinde biçimlenmiştir (Ökdem ve ark. 2000). Hemşirelik de dinsel temaların etkisinde kalmış ve birçok zengin-asil kadın rahibe olarak kendini sağlık ve sosyal yardım hizmetlerine adamıştır. Bu dönemde hemşireliğin oldukça basit şekilde uygulandığı, çoğunlukla toplumla iç içe hizmet verdiği ve çok az hemşirenin hastanede görev aldığı görülmüştür. 16.yüzyılın başlarında Avrupa da meydana gelen politik, ekonomik ve dinsel gelişimler sonucunda, tıp manastırdan ayrılıp, üniversiteye geçmiş ve hasta bakımı ile bağlantısını reddetmiştir. Üniversitelerde tıp, yeni düşünce ve eğitim sistemi ile yeni buluşlardan yararlanarak ilerlerken hasta bakımı bu ilerlemelerden uzak kalarak karanlık bir döneme girmiştir (Perim 2007). Kilise ve din adamlarına olan güvenin sarsılması, hemşireliğin de konumunu etkilemiştir. Bu sırada, Avrupa da büyücülük doğmuştur. Yöneticiler feodalizme karşı başlatılan köylü isyanının liderleri olarak hemşireleri görmüşlerdir. Bu kargaşa içinde hemşirelerin yaptıkları iş büyü olarak nitelendirilmiş ve dinsel gerekçelerle işkence görerek öldürülmeleri yasal sayılmıştır (Ulusoy 1992). Rahibelerin hasta bakımından elini çekmesi ile oluşan boşluğun giderilmesi için endüstri işlerine bile kabul edilemeyecek düzeyde ahlaki çöküntü içinde olan, alkolik ve eğitimsiz kadınlara hasta bakımı görevi verilmiştir. Bu durum, hasta bakımı ve hastane koşullarının son derece gerilemesine neden olmuştur (Ulusoy ve Görgülü 2001). Yeniçağda yaşanan en önemli olaylar Endüstri Devrimi, Fransız Devrimi ve Kadın Hakları Hareketi dir. Bu çağda gelişen yeni düşünce sistemi, insanda her şeyin nedenini, gerçeğini sorgulama, arama isteğini yaratmıştır. Bu durumun sonuçları ise, politik, ekonomik, sosyal, bilim ve sanat alanlarında gözlenmiştir. Kadın ilk kez Endüstri Devrimi ile birlikte, ekonomik gelir karşılığı bir başkası için çalışmaya başlamıştır. Ancak bu dönemde hakim olan iktisat anlayışı nedeni ile kadın işgücü ücretleri erkeklerden daha düşük ve çalışma koşulları erkeklere göre çok daha ağır olmuştur (Ökdem ve ark. 2000). Hasta bakımındaki çöküşü durdurmak amacı ile hastane örgütlenmelerinde değişiklikler yapılmış ve bu dönemde hastane yönetimi kadınlara bırakılmıştır. Bunlardan bazılarına başarılı, sempatik, cesur davranışlarından dolayı saygıyı ifade eden hemşire unvanı verilmiştir. Ancak bu bazı kesimlerce feministik olarak nitelendirilmiş ve hemşireliğin toplumsal imajı düşmüştür (Ulusoy ve Görgülü 2001).
170 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:4,Sayı:1. 2011 18. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa da sanayide kaydedilen büyük teknolojik gelişmeler, bilimsel ilerlemeler ve Fransız Devrimi ile yayılan özgürlükçü fikirler ışığında değerlerde, gelenek ve göreneklerde büyük sarsıntılar yaşanmış ve bu durumun bir uzantısı olarak kadın hareketleri güç kazanmış ve tüm dünyada kadının toplumsal konumunda değişiklikler görülmeye başlanmıştır (Craven and Hirnel 2009; Ökdem ve ark. 2000; Velioğlu ve Babadağ 1993). Bu çağda Avrupa da sanitasyon ve bireysel hijyenin çok kötü durumda olması, bulaşıcı hastalıkların yayılması, hastaların bakımsız kalması, toplumun hemşirelik hizmetlerinden yoksun bırakılması nedenleri ile hastaneler bakım verilmek amacıyla yeniden açılmış, ancak eskisi gibi temiz ve düzenli bir hemşirelik bakımı tam olarak verilememiştir (Craven and Hirnle 2009). Ayrıca hemşirelik mesleği toplumdaki eski konumunu yitirmiştir. Bu hastanede bakımla görevlendirilen kadınlar, toplumun alt tabakasından gelmiş ve toplum içindeki saygınlığını kaybetmiş kimselerdi (Ulusoy 1992). Sanayi devrimi, kentleşme, özgürlük, insan ve kadın hakları mücadeleleriyle gelişen olaylar ve savaşlar nedeniyle hemşirelik yeniden doğmuştur. Böyle bir ortamda büyüyen ve etkilenen Florence Nightingale 1852-1856 yıllarında Kırım Savaşı faaliyetleri ile modern hemşireliği başlatmıştır. Florence Nightingale, kadının toplumsal statüsünden memnun olmadığından, ulusal sağlık ve orduda reform yapmak olan amacını gerçekleştirmek için Kırım Savaş ında verilen göreve olumlu yanıt vererek, büyük bir başarı ve saygınlık kazanmıştır. Nightingale hemşireliğin statüsünü saygın bir iş düzeyine yükseltmiş ve hemşirelik bakımın niteliğini geliştirerek, modern hemşireliğin kurucusu olmuştur (Perim 2007). Bir Osmanlı paşası olan Dr. Besim Ömer Akalın bu gelişmeleri takip ederek, Balkan, I.Dünya ve Çanakkale savaşlarında eşsiz çalışmalar gerçekleştiren eğitimli Türk hemşirelerinin yolunu açmıştır (Arslan 2009). Bununla birlikte Cumhuriyetin ilanı ile kadın, güçlenme sürecini yaşamıştır. Atatürk Türk kadının bilim, ahlak, toplumsal konular ve ekonomik yaşamda erkeğin yanında, eşit koşullarda yer almasını istemiştir. Medeni kanunun kabul edilmesi, seçme-seçilme hakkının verilmesi gibi girişimlerle kadın sosyal haklarını kazanmaya başlamıştır. Geleneksel görevleri olan annelik ve ev kadınlığı dışında ücret karşılığı ev dışında çalışmaya başlaması, erkekle eşit koşullarda eğitime katılması, gerek aile içinde gerekse toplum içinde yönetime katılması kadının giderek toplum içerisinde güçlenmesini sağlamıştır. Böylece kadınlar, geleneksel ev kadınlığı rollerinin dışında erkekler gibi meslek sahibi olmuş, ekonomik bağımsızlığını ve karar verme hakkını elde etmiştir (İnanç ve Üstünsöz 1998). Hemşire sözcüğü Türkiye de ilk olarak 1910 lu yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. 1900 yıllarında Gülhane Seriryat Mektebi ve Hamidiye Etfal Hastanesi ne Almanya dan Şvesterler gelmiştir. Kız kardeş ve rahibe anlamına gelen bu sözcüğün karşılığı Türkiye de hemşire olmuştur. Böylece iş olduğu kadar işin adı da dişi kavram olarak yerini almıştır. Ülkemizde 1954 yılında çıkarılan hemşirelik kanunu, erkek hemşire yetiştirilmesine olanak tanımayan bir yasal düzenleme idi (Resmi Gazete. Sayı: 8647. 02.03.1954 tarih ve 6283 nolu Hemşirelik Kanunu). 50 yıldan fazla bir süre yürürlükte kalan bu yasa, günümüzün gereksinimlerine yanıt vermediği ve hemşireliğin meslekleşmesine ket vuran bir kadın mesleği olduğuna ilişkin maddeyi barındırdığı için, Ocak 2007 de resmi gazetede yayımlanan Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilmiştir (Resmi Gazete. Sayı: 26510. 02.05.2007 tarih ve 5634 nolu Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun). 2007 de yapılan yasal düzenlemeler ile hemşirelikte cinsiyet ayırımı ortadan kalkmış ve böylece günümüzde erkekler, yasal olarak hemşirelik mesleğinin bir üyesi olabilmişlerdir (Kaya ve ark. 2011). Böylece hemşirelik mesleğindeki cinsiyet ayırımı ortadan kalkmaya başlamış ve Türk toplumu insanın erkek cinsini de hemşire olarak görmeye başlamıştır (Aştı 2009). Amerika Birleşik Devletleri nde hemşirelerin %5 i, İngiltere de %10 u erkektir (Aştı 2009; Needleman, Buerhaus ve Mattke 2002; Oxtoby 2003). Türkiye de ise çok az sayıda erkek hemşire ve adayı vardır. Hemşirelik mesleğine erkek üyelerin girmesi ile birlikte hemşirelik mesleği üzerindeki olumsuz görüşlerin en aza ineceği düşünülmektedir (Evans 1997).
Toplumsal Cinsiyet ve Hemşirelik 171 Türkiye de erkeklerin hemşirelik mesleğine katılmasına yönelik literatür incelendiğinde; Ünver ve Ürkemez in (2009) Hemşirelik mesleğinin erkek üyelerine toplumun bakış açısı konulu çalışmasında, katılımcıların %61.4 ünün hemşireliğin bayan mesleği olduğunu ve %42.6 sının değişen hemşirelik kanunu ile erkek hemşirelerinde mesleğe katıldığını bildiğini ve %65.3 ünün erkek hemşirenin farklı bir ünvan alması gerektiğini bildirmişlerdir. Kaya ve ark. nın (2011) Türkiye de erkek hemşire imgesi konulu araştırmasında; olguların %71.4 ü Türkiye de erkeklerin de hemşirelik yapabileceğini bildiğini; %62.6 sı hemşireliğin hem kadınların hem de erkeklerin yapabileceği bir meslek olduğunu; %18.2 si hemşirelik mesleğinde sadece kadınların olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Tezel, Akpınar, Yurttaş ve Çelebioğlu nun (2008) 320 hasta ile yaptıkları çalışmada; hastaların %76.9 u hemşireliğin kadına özgü bir meslek olduğunu ve erkek hemşireden bakım alırken utanma, sıkılma ve iletişim kurmada güçlük yaşayabileceklerini ifade etmişlerdir. Alayoğlu ve ark. nın (2008) Hemşirelik mesleğine erkek alınması konusundaki düşünceler ve hemşirelik uygulamalarının cinsiyet ile ilişkisi konulu araştırma sonucunda; araştırmaya katılan bireylerin %61.7 sinin erkek hemşire alımını olumlu karşıladığı ancak cinsiyetin hemşirelik uygulamalarında, hizmetin kimden alınacağının belirlenmesinde etkili olduğu saptanmıştır. Yılmaz ve Karadağ ın (2009) Erkek öğrenci hemşireler hemşirelik mesleğini nasıl algılıyorlar? konulu çalışmasında, öğrencilerin % 43.1 i erkelerin bu mesleğe dahil olması ile mesleğin kalitesinin artacağı, %15.4 ü ise hemşirelik mesleği üzerindeki olumsuz ön yargıların ortadan kalkabileceği belirlenmiştir. Demiray, Kaçar ve Eşer in (2010) 216 hasta ile gerçekleştirdikleri Hastaların erkek hemşireler hakkındaki görüşlerinin incelenmesi konulu araştırmasında, hastaların çoğunun erkeklerin de hemşirelik yapmasını onayladığını (%81.9), erkek hemşireden de bakım almak istediğini (%69) ve erkek hemşirelerin iyi bakım vereceklerini düşündüklerini (%76.4) belirtmişlerdir. Bu olumlu sonuçlara rağmen sosyal, politik ve ekonomik tutumlar, kadının hakim olduğu hemşirelik mesleğinde bu imajı sürdürmeye devam etmektedir. Her ne kadar hemşirelik mesleğine katılan erkek üyelerin sayısı artış gösterse de, erkek hemşireler kadın hemşirelerle karşılaştırılmaktadır. Bunun sonucu olarak meslekten ayrılan erkek hemşire sayısında ciddi bir artış görülmektedir. İş tatminsizliği, tıp çevresinde saygı eksikliği ve kadınların hakim olduğu meslekte çalışma zorluğu, erkek hemşirelerin meslekten ayrılma nedenlerinin başında gelmektedir. Erkeğin, bakım verici rolü için uygun olmadığı ve bu durumun toplumsal cinsiyet kalıpları ve inançlarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Sosyal yapı, hemşirelik mesleğine erkeklerin girmesini engellemekte ve hemşirelik mesleğini kadın mesleği olarak algılamaktadır. Buna ek olarak hemşireliğin stereotip kadın mesleği olması, kadınsı veya eşcinsel erkeklerin bu meslekte yer aldığı düşüncesi, erkek hemşirelerin üstesinden gelmesi gereken sorunlar arasında yer almaktadır (McMillian, Morgan ve Ament 2006). Bazı çalışmalar erkeklik ve bakım kavramlarının birbirini dışlayan kavramlar olduğunu, erkeklerin bakımdan uzak durma eğiliminde olduklarını göstermiştir (Loughrey 2008). 2004 yılında yapılan bir çalışmaya göre, 498 erkek hemşirenin %50 sinin kadın mesleği olan hemşireliğin geleneksel rollerinden dolayı iş yaşamında zorluklarla karşılaştıklarını, %48 den fazlasının kadın meslektaşları ile iletişim sorunları yaşadıklarını, hemşirelik terimi ile ilgili endişeleri olduğunu belirtmişlerdir. Hemşireliğin cinsiyeti ifade ettiğini ve meslekteki isim değişikliğinin erkek hemşireleri mesleğe çekebileceğini belirtmişlerdir (McMillian ve ark. 2006). SONUÇ Hemşireliğin tarihsel gelişiminde de görüldüğü gibi yaralıların bakımı ve şefkat gösterilmesi gibi profesyonel olmayan daha çok annelik rolünden kaynaklanan bir özellik göstermesi nedeni ile hemşirelik mesleği uzun yıllar kadınlara özgü bir meslek olarak kalmıştır (İnanç ve Üstünsöz 1998). Birey, aile ve toplumun sağlığını koruma, yükseltme hastalık halinde bakım, tedavi ve rehabilitasyonunda görev alan sağlık bakım profesyonellerinin her iki cinsi, hemşirelik hizmetlerinin etik kurallara uygun multidisipliner bir çalışma ile hümanistik ve bütüncül yaklaşımla yerine getirmeye çalışırken en büyük engel toplumsal cinsiyetçiliktir (Aştı 2009). Bu tutum toplumun bilinçlenmesi, hemşireliği daha iyi tanıması ve lisans eğitimi almış profesyonel erkek hemşirelerin hemşirelikte daha fazla yer alması ile zamanla değişecektir.
172 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:4,Sayı:1. 2011 KAYNAKLAR Alayoğlu G, Karakaş B, Akbulak F, Aktepeli H, Karadeniz D, Karadeniz MH (2008). Hemşirelik mesleğine erkek alınması konusundaki düşünceler ve hemşirelik uygulamalarının cinsiyet ile ilişkisi. 6. Ulusal Hemşirelik Öğrencileri Kongresi (Kongre Kitabı), İstanbul, 26-29 Haziran. Arslan H (2009). Hemşirelik bilim ve sanatı. Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, 2 (1): 59-60. Aştı N (2009). Cinsiyet sosyalizasyonu ve hemşireliğe yansımaları. 12. Ulusal Hemşirelik Kongresi (Kongre Kitabı). Sivas, 20-24 Ekim, 70-77. Bayık A, Erefe İ, Özsoy SA, Uysal A, Özer M, Ergül Ş (2002). Kadın mesleği olarak hemşireliğin gelişimi. Hemşirelik Forumu, 5 (6): 16-25. Berman A, Snyder SS, Kozier B, Erbs G (2008). Fundamentals of Nursing Concepts, Process and Practice, 8 th ed. New Jersey, 5-13. Coşkun A, Yılmaz L (1996). Tarih boyu yasalarda Türk kadını. Şişli Etfal Hastanesi Dergisi, 1 (2): 61-67. Coşkun A, Gökdemirel S (1997). Toplumsal yaşamın cinsiyet rollerine etkisi. Şişli Etfal Hastanesi Dergisi, 1 (3-4): 45-49. Craven RF, Hirnle CH (2009). Fundamentals of Nursing. 6th ed. Philadelphia: Lippincott Company, 32-39. Esen S, Ünsar S, Doğaner G, Demir M (2009). Bir kadın mesleği olarak hemşirelik. Hemşirelik ve Ebelikte Kültürlerarası Yaklaşım Sempozyumu (Sempozyum Kitabı). Çanakkale, 9-11 Nisan, 141. Evans J (1997). Men in nursing: exploring the male nurse experience. Nursing Inquiry, 4: 142-145. Demiray A, Kaçar F, Eşer İ (2010). Hastaların erkek hemşireler hakkındaki görüşlerinin incelenmesi. 12. Ulusal Hemşirelik Kongresi (Kongre Kitabı). Sivas, 20-24 Ekim, 159. Göksel B (1993). Çağlar Boyunca Türk Kadını ve Atatürk. Ankara: Kültür Bakanlığı Atatürk Dizisi, 12-69. İnanç N, Üstünsöz A (1998). Kadın, güç ve hemşirelik. Hemşirelik Forumu, 1 (2): 5-70. Kahraman DS (2010). Kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik görüşlerinin belirlenmesi. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi, 3 (1): 30-35. Kaya N, Turan N, Öztürk A (2011). Türkiye de erkek hemşire imgesi. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 8 (1): 16-30. Loughrey M (2008). Just how male are male nurses? Journal of Clinical Nursing, 17 (10): 1327-1334. McMillian J, Morgan SA, Ament P (2006). Acceptance of male nurses by female registered nurses. Journal of Nursing Scholarship, 38 (1): 100-106. Needleman J, Buerhaus P, Mattke S (2002). Nurse staffing levels and the quality of care in hospitals. New England Journal of Medicine. 346: 1715-1722. Oxtoby K (2003). Men in nursing. Nursing Times, 99: 20-3. Ökdem Ş, Abbasoğlu A, Doğan N (2000). Hemşirelik tarihi, eğitimi ve gelişimi, Ankara Üniversitesi Dikimevi, Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Yıllığı, 1 (1): 5-11. Perim A (2007). Trakya Üniversitesi Eğitim, Araştırma ve Uygulama Hastanesi nde çalışan hemşirelerin kaliteli yaşam algısının belirlenmesi. Halk Sağlığı AD Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bölümleri Enstitüsü. Edirne.
Toplumsal Cinsiyet ve Hemşirelik 173 Pınar G, Taşkın L, Eroğlu K (2008a). Toplumsal cinsiyet rol kalıplarına ilişkin tutumları. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Dergisi, 47 57. Pınar G, Taşkın L, Eroğlu K (2008b). Başkent Üniversitesi öğrenci yurdunda kalan gençlerin toplumsal cinsiyet rol kalıplarına ilişkin tutumları. Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Dergisi, 47 57. Şentürk SE (1985). Hemşirelik Tarihi. 3. Baskı. İstanbul: Can Kitapçılık Pazarlama A.Ş, 12-49. Taşçı E, Saruhan A (2007). Cinsiyetin HIV/AIDS üzerine etkileri. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 4 (1): 1-11. Terzioğlu F, Taşkın L (2008). Kadının toplumsal cinsiyet rolünün liderlik davranışlarına ve hemşirelik mesleğine yansımaları. Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 12 (2): 62-67. Tezel A, Akpınar BA, Yurttaş A, Çelebioğlu A (2008). Hastalar erkek hemşireleri kabul edecekler mi? Türkiye Klinikleri J Med Ethics, 16: 13-18. Ulusoy F (1992). İsa dan bugüne hemşirelik. Türk Hemşireler Dergisi, 42 (2): 17-21. Ulusoy F, Görgülü S (2001). Hemşirelik Esasları Temel Kavram Kavram İlke ve Yöntemleri 5. baskı, Ankara. Çağın Ofset. Ünver S, Ürkmez E (2009). Hemşirelik mesleğinin erkek üyelerine toplumun bakış açısı. Hemşirelik ve Ebelikte Kültürlerarası Yaklaşım Sempozyumu (Sempozyum Kitabı). Çanakkale, 9-11 Nisan, 145. Vefikuluçay D, Zeyneloğlu S, Eroğlu K, Taşkın L (2007). Kafkas Üniversitesi son sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin bakış açıları. Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 26 38. Velioğlu P, Babadağ K (1993). Hemşirelik Tarihi ve Deontolojisi. T. C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir. Yılmaz VD, Zeyneloğlu S, Kocaöz S, Kısa S, Taşkın L, Eroğlu K (2009). Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin görüşleri. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 6 (1): 775-792. Yılmaz M, Karadağ G (2009). Erkek öğrenci hemşireler hemşirelik mesleğini nasıl algılıyorlar? 12. Ulusal Hemşirelik Kongresi (Kongre Kitabı). Sivas, 20-24 Ekim, 147. Resmi Gazete. Sayı: 8647. 02.03.1954 tarih ve 6283 nolu Hemşirelik Kanunu. Resmi Gazete. Sayı: 26510. 02.05.2007 tarih ve 5634 nolu Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. İletişim adresi: Nuray Turan İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu. Abide-i Hürriyet Cd. 34381 Şişli Telefon: 0 212 440 00 00 (27086) Cep: 0505 384 25 71 Faks: 0 212 224 49 90 e-posta: nkaraman@istanbul.edu.tr nuray_karaman@yahoo.com