Alper AKÇAM. ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler Siz sevemezsiniz.



Benzer belgeler
Alper AKÇAM li yıllara kadar, romanımızın birincil sorunsalı Batılılaşma dır. Yazarlarımızın

Alper AKÇAM SABAHATTİN ALİ NİN YAZINIMIZDAKİ AYRICALIKLI YERİ. Sabahattin Ali çığır açıcı bir yazın ustasıdır: yazın alanımızda çokseslilik kapısını

TLL Uygulama. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Hüseyin Rahmi Gürpınar a ilişkin bilgi doğru değildir?

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI

KOLEJ - FEN LİSESİ - ÇAMLICA ORTAOKULU XXVI. EDEBİYAT ve KİTAP GÜNLERİ ETKİNLİK İÇERİĞİ Okuyan insan, yaşayan insan

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

DR. MUHAMMED HÜKÜM ÜN ŞAİR - SOSYOLOG: KEMAL TAHİR ADLI ESERİ ÜZERİNE

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ TEMSİLCİLERİ - III

Edebi metin, dilin estetik amaçla kullanıldığı metindir. Bir Metnin Edebi Oluşunu Şu Şekilde özetleyebiliriz:

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir.

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ PLANI

GARİP AKIMI (I. YENİ)

AKŞEHİR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ ÖĞRETİM YILI DİL VE ANLATIM DERSİ 11. SINIFLAR 1.DÖNEM 1.YAZILI YOKLAMASI

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

MEHMET RAUF - Genç Gelişim Kişisel Gelişim ( )

YAZI TÜRLERİ ŞENDA SOLMAZ KONUSUNU YAŞAMDAN ALAN YAZI TÜRLERİ OLAY YAZILARI

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Bilim,Sevgi,Hoşgörü.

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan :15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

BÖLÜM 1. İLETİŞİM, ANLAMA VE DEĞERLENDİRME (30 puan) Metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. MUTLULUK HİKAYESİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ PLANI

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler

AŞKIN BULMACA BAROK KENT

HİKÂYE ETME BİLİMİ 1 :

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ TEMSİLCİLERİ - I

..OKULU ÖZEL EĞİTİM SINIF I. EĞİTİM-ÖĞRETİM YLILI HAFİF DÜZEYDE ZİHİNSEL ENGELLİLER; SINIFLAR TÜRKÇE DERSİ ÇERÇEVE PLANI

II. başarıya III. çalışmıyorsanız IV. ulaşmanız

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ Gönderen admin - 31/01/ :14

KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

Yaşam Boyu Sosyalleşme

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

Tragedyacılara ve diğer taklitçi şairlere anlatmayacağını bildiğim için bunu sana anlatabilirim. Bence bu tür şiirlerin hepsi, dinleyenlerin akıl

JORGE LUIS BORGES PIERRE MENARD A GÖRE DON QUIXOTE & HOMER İN BAZI UYARLAMALARI. Hazırlayan: Rabia ARIKAN

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI. İLKOKULU 2. SINIF TÜRKÇE DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI

Bilgi güçtür. Sevdiğiniz kişiyi dinleyin ve kendinizi eğitin.

Selman DEVECİOĞLU. Gönül Gözü

Aruzla şiire başlayan sanatçılar, Ziya Gökalp in etkisiyle sonradan hece ölçüsüyle yazmaya başlamışlardır.

Metin Edebi Metin nedir?

II) Hikâye Dışı düzlemi

» Ben işlerimi zamanında yaparım. cümlesinde yapmak sözcüğü, bir yargı taşıdığı için yüklemdir.

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

KUKLA ÇOCUK TİYATROSU

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon

ARKADAŞ SEÇİMİNİN ÖNEMİ

DERS BİLGİLERİ Ders Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Dersin Yardımcıları Dersin Amacı

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER

Haberi okumak ve yazmak aslında ne demektir?

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

3. SINIFLAR BU AY NELER ÖĞRENECEĞİZ? OCAK

Ek 1. Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR) ve Europass Dil Pasaportu:

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Gülmüştü çocuk: Beni de yaz öyleyse. Yaz ki, kaybolmayayım! Ben babamı yazmamıştım, kayboldu!

Çocuk eğitimindeki en temel yanlışı ve doğrusunu Asmin N. Singez yazdı!

-Anadolu Türkleri arasında efsane; menkabe, esatir ve mitoloji terimleri yaygınlık kazanmıştır.

Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Rönesans Heykel Sanatı

1) Eğer tartı eksik gelmişse, bu benim hatam değil, onun hatasıdır.

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

CUMHURIYET DÖNEMINDE COŞKU VE HEYECANI DILE GETIREN METINLER (ŞIIR) Cumhuriyet Edebiyatında Şiir ve Soru Çözümü

8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

ESTETİK (SANAT FELSEFESİ)

ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Yukarıda numaralanmış cümlelerden hangisi kanıtlanabilirlik açısından farklıdır?

1824 yılında Paris Salonu'nda John Constable'ın eserleri sergilendi. Ressamın, kırsal manzaraları bazı genç meslektaşlarını etkiledi.

Zeus tarafından yazıldı. Çarşamba, 11 Mart :05 - Son Güncelleme Perşembe, 27 Mayıs :12

MATBAACILIK OYUNCAĞI

Anne Ben Yapabilirim Resimleyen: Reha Barış

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)


KARİYER GELİŞİMİ VE MESLEKİ REHBERLİK

1.4.Etik Sistemleri Etik ilkelerin geliştirilmesinde temel alınan yaklaşımlar hakkaniyet ilkesi, insan hakları, faydacılık ve bireysellik

DÜNYA İNSANLIK AİLESİNİN YÜZAKI YAZARLARINDAN!... Ekmel Ali OKUR; Hemşerimiz, Adanalı, Adam gibi adam! İnşaat Mühendisi,

KAZANIMLAR(KISA DÖNEMLİ AMAÇLAR)

HİKÂYE (ÖYKÜ) Tarihçe ve İlkler Dede Korkut (Korkut Ata) Kimdir? Dede Korkut Hikâyeleri ve Eğitim Araştırma Sonuçları Yararlanılan Kaynaklar

NOKTALAMA İŞARETLERİ MUSTAFA NAZIM ÖZGEN

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

PDR ÇALIŞMALARIMIZ. 3. Sayı / Şubat - Mart 2016 ŞUBAT AYI ANA SINIFI ETKİNLİKLERİMİZ ŞUBAT AYI. sayfa 2. SINIF ETKİNLİKLERİMİZ. 2 de. sayfa.

EKİM ÜNİTE II ÖĞRETİCİ METİNLER

ÖZ GEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Ahmet Vefik Paşa nın Çevirilerinde Osmanlılaşan Molière, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Haziran 2004.

İnci Hoca CÜMLEDE ANLAM 2

İnci Hoca YEDİ MEŞALECİLER

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Transkript:

Alper AKÇAM Alper AKÇAM SABAHATTİN ALİ ÜZERİNE Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz Bizler: Batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz çingeneler. (Değirmen, 6. Basım, Cem yayınevi 1994, s.13) 1929 yılında yazılmış ve Sabahattin Ali nin tüm yazınsallığına bir işaret gibi duran bu öyküde, anlatıcının seslendiği adaş, belki de yazarın kendi iç benliğidir. 15 Mayıs 1928 tarihinde Balıkesir Irmak dergisinde yayınlanmış ama, daha sonraki yıllarda kitaplarında belki de kendi arzusuyla yer almamış O Arkadaşım adlı öyküde (Çakıcı nın İlk Kurşunu) bir arkadaşına ait mektuptan sevgiliye seslenir. Hayat ki yegâne zevki değişikliktedir, bir kişiye bağlanmak ancak aptalların işidir ve ben, beni aldatmayacak kadar alelade bir kadına tahammül edemem şeklinde, toplumsal değer yargılarını alt üst eden anlatımların yer aldığı öyküde de, asıl dikkati çeken, anlatıcıdan ayrı duran bir iç sesle bir başkasına yönelmiş gibi görünen hitabet tir. Bir insanı kavramak, onun içselliğinin ayrımına varmak için onu konuşturmak, söyleşimsel ortamda içini döküşünü izlemek gerek Dostoyevski nin temsilini daha yüksek anlamda gerçekçiliğinin başlıca görevi addettiği insan ruhunun derinlikleri ancak yoğun bir hitap edimi içinde açığa vurulabilir. İç insan üzerinde hâkimiyet kurmak, onu yansız bir analiz nesnesine dönüştürerek kavramak ve anlamak mümkün değildir; onunla bütünleşerek, onunla empati kurarak ona hükmetmek de mümkün değildir. Hayır, ona yalnızca diyalojik olarak hitap edilerek yaklaşılabilir ve ancak bu yolla açığa vurulabilir daha doğrusu, kendisini açığa vurmaya zorlanabilir. Dostoyevski nin anladığı şekliyle iç insanın resmedilmesi ancak onun bir başkasıyla olan sesli söyleşisinin (communion) resmedilmesiyle 1

olanaklıdır. İnsandaki insan ötekiler için olduğu kadar kişinin kendisi için de yalnızca söyleşide, bir kişinin bir diğer kişiyle etkileşiminde açığa çıkarılabilir. (M. Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, s. 336) Sabahattin Ali yazınsallığını birkaç sözcükle özetlemek gereği doğarsa, söylenebilecek en önemli şey, onun Türk edebiyat tarihinde önemli bir çokseslilik kapısı açtığı olmalıdır. M. Bahtin in çoksesli roman ı tanımlarken, epik söylemle bugün arasında zamandaşlık köprüsü kurmayı başarmış yarı ciddi yarı komik türler arasında saydığı Batılı Menippos yergisinin ilk örneğini vermiş, ünlü diyalogcu Sokrates in öğrencisi Antistenes, felsefe alanında göstermiş olduğu başarıyı kendi benliğiyle kurduğu söyleşimsel ilişkide bulur. Çoksesli edebiyatın ve kültürün ana dokusunu oluşturan, oyunlar, sözlü kültür ve anlatı geleneklerini romana özgü söz sanatlarını kullanarak (parodi- ironi) romana ilk taşıyan, türler parodisi adımını atan Hüseyin Rahmi ise, çoksesliliği bir Rönesans uygulaması gibi aktarma ve temsil söz konusu olmadan, yeniden doğuşa uğratarak biçim ve biçemde çoğul bakış açısını kahramanları aracılığıyla ilk uygulamaya koyan da Sabahattin Ali dir... Sabahattin Ali ye kadar Batılılaşma sorunsalı romanımızın ana temasıdır. 1950 sonrasının romanlarında bile, Batılılaşma sorunsalı, hem temada, hem kahraman ve karakter tiplerinin yaratılmasında ana öğe olarak sürüyor ve Orhan Pamuk örneğinde olduğu gibi, kültüre geç kalmış olmanın bilinçaltı ve önbilinçte yarattığı karmaşa, romanda ana yörüngelerden birisini oluşturuyor iken, Sabahattin Ali, 1932 yılında Konya da tefrika edilmeye başlanan, 1937 yılında Tan gazetesinde tamamı yayınlanan Kuyucaklı Yusuf la, kendi yaşadığı toprakların, özgün, ayrıntılı iç sorunlarına ve birey kurulumlarına eğilmeyi başarıyor, kültürümüzde yeni bir kapı açıyordu 2

Sabahattin Ali nin kahramanları, çoğunlukla özgür, anlatıcısıyla, yazarıyla sorunu olan kahramanlardır. Özellikle de Kuyucaklı Yusuf ta, bu biçem, çok ayrımsanabilir bir şekilde göze çarpar. Fethi Naci, S. Ali nin kişilerine karşı davranışı ilginçtir. Gerçekten kendi dışında, gerçekten kendinden bağımsız kişiler gibi görür onları. Davranışlarına müdahale edemediği bu insanlara kimi zaman kızar, kimi zaman onlara yardımcı olmak için çırpınır. Ama karışmaz - sanki- onların davranışlarına diyerek, Sabahattin Ali nin romandaki karnavalcı yaklaşımı bir başka söylemle anlatıyor. Bu durum, Fethi Naci ye Kafka nın Max Brond için söylediklerini, gerçek bir yazarın kişilerini yazardan bağımsız kıldığını, kendi içlerinden gelen bir güçle devinimde bulundurduğunu, bu kişilerin alın yazılarının yaratıcılarını şaşırtan eğriler çizdiğini anımsatıyor. Kuyucaklı Yusuf ta ustalıkla çizilmiş ayrıntıların romana tam bir somutluk kazandırdığını, romandaki dünyanın roman çerçevesini kırıp kendi dünyanıza karıştığını ekliyor... (Fethi Naci, Yüzyılın 100 Türk Romanı, Adam Yayınları, 4. Basım, s. 268-69) Mihail Bahtin, roman türü için örnek seçtiği, üzerinde ayrıntılı çalışmalar yaptığı Dostoyevski nin yaratıcı dehasını açıklarken şunları söylüyor: Dostoyevski nin yaratıcı dehası, din, kültür, siyaset konularındaki oldukça tutucu görüşlerine baskın çıkar ama bunun nedeni romanlarında kendi görüşlerini dile getirmemesi, kahramanlarının hepsine aynı uzaklıkta durması, dile getirdikleri düşünceler konusunda tümüyle tarafsız kalması değildir. Bunların hiçbirisini yapmaz ama anlatıcının sesiyle kahramanların seslerini aynı düzlem üzerinde yan yana getirerek, hiçbirine fazladan bir otorite barındırma olanağı tanımayarak romanda dile gelen karşıt bakış açılarını daha yüksek bir düzeyde senteze ulaştıran bir anlatı yapısından özenle kaçınarak çoksesli bir özgürlük ortamı yaratır. (...) Dostoyevski için önemli olan kahramanının dünyada nasıl göründüğü değil, her şeyden öncelikli olarak, dünyanın kahramanına nasıl göründüğü ve kahramanının kendisine nasıl göründüğüdür. Yani kahramanın kendisiyle ilgili bilinci romanın düzenleyici ilkesi haline gelir. Kahramanın her şeyi yutan bilincinin yanına yazarın yerleştirebileceği yalnızca tek bir nesnel dünya vardır: kahramanla eşit haklara sahip başka bilinçlerin dünyası. (M. Bahtin, 3

Problems of Dostoevsky s Poetics, çeviren ve yayına hazırlayan: Caryl Emerson, Austin, Texas, 1984, s. 47. Anan: Sibel Irzık, Karnavaldan Romana, s. 11, Bahtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları, s. 97-100)* Çokseslilik ile Dostoyevski arasındaki ilişkiyi incelerken, Sabahattin Ali nin İçimizdeki Şeytan da Bedri ve Ömer kişilik kuruluşlarının, Dostoyevski nin Karamazov Kardeşler indeki kişilik kurulumu ve söylem taşıyıcılığı ile koşutluklar bulunabileceğini söylemekte yarar var. Dostoyevski, kendi babasının ölümü karşısındaki iç çatışmaları, romanındaki baba ve oğullar arasındaki ilişkilerde canlandırır; Tanrı nın varlığı, insanın toplum içindeki çeşitli davranış biçimlerini de kapsayan birçok sorunu kahramanları Mitya, İvan ve Alyoşa ile tartışmaya açar. Kahramanlarında, parçalar halinde, birbirleriyle yan yana ve karşı karşıya duran, yaratıcı bir sanatçı, nevrozlu bir hasta ve bir ahlâkçı ve günahkâr bir kimse (S. Freud, Karamazov Kardeşler e önsözden) olarak Dostoyevski yi bulabilmek mümkündür. İçimizdeki Şeytan da her ikisi de Balıkesir kökenli Macide ye âşık Ömer ve Bedri karakterlerini, hem Sabahattin Âli nin özgür karakterleri, hem de onun kişilik parçalanmaları olarak görebilmek hiç de zor değildir. İçimizdeki Şeytan ın böyle bakış açısıyla değerlendirilmesinde karşımıza çıkan ayrım, romanın sonunda kahramanlardan Ömer de meydana gelmiş evrilme, içindeki şeytanı bulmuş, tanımlamış olma sonucu ve tekil bir kişiliğe bürünmesidir. Bahtinci bir bakış açısıyla çoksesli roman için çoğulluktan kopma ve senteze varma çabası olarak değerlendirebileceğimiz bu sapmayı Dostoyevski nin Suç ve Ceza sında, roman bitişinde Raskolnikov da da buluruz. Bahtin e göre, burada gazeteci Dostoyevski devreye girmiştir. Sabahattin Ali nin dili, Bahtin in Dostoyevski de gözlediği ve belgesel diline benzettiği, o yalın, anlatıcı ile kahramanları aynı düzlemde tutmaktan öte işlevle görevlendirilmemiş bir dildir. Anlatıcı ile kahramanların üzerinde bulundukları düzlem, engebesiz, okur için yabancılık duygusu uyandırmayacak bir ak tahta gibidir. Anlatıcı, kahramana yakınlaştığında, onunla teması arttığında ancak bilgi 4

vermeye, yorum katmaya uğraşır gördüklerine. Kahraman ve karakterlerden ayrı, onlara da eleştirel gözle bakan, her şeyin üzerinde, Tanrı katında bir anlatıcı çoğunlukla bulunmaz Sabahattin Ali de. Anlatıcısı da kahramanları da hep diyalogdan, söyleşimden yanadır sürekli birbirleriyle karşılıklı konuşma içinde gibidirler. Kimler ve neler konuşmaz ki onun metinlerinde: Zaten sıkmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegâne geveze denizdir. (Bir Gemici Hikâyesi adlı öykü, Değirmen, s. 88) Sabahattin Ali, öyküsünde, ne köyü ne kenti, ne dağı ne ormanı, ne denizi ne değirmeni olduğu yerde bırakır. Her yere girip çıkar, her nesnenin ve her olgunun kedine has sesini bulmaya, resmini çizmeye, her şeyin sıradan bakışta görünmeyen gizlerini ortaya dökmeye çalışır. Anadolu nun dağılmakta olan epik toplum parçacıklarını, tefeci bezirgân egemenliğindeki karanlıkta kalmış kasabasını, ulaşabildiği parçalar halinde kayıt altına almaya çalışır bir yandan, bir yandan geleceğe ve kendi romantik kurgusal gerçekliğine ait ipuçlarıyla donatır. Gemide tayfaları ayaklandırır, ormanda ormanı ellerinden alınmış köylüleri; ama orada bırakır, bir iktidar tasarımına aktarmaz düşüncesini. Özellikle de Kaz Dağları nın Yörüklerine vurgundur S. Ali. Onların doğayla içli dışlı yaşamları, dağa, taşa, suya birer insanmışçasına ad vermeleri, nesneyle özel adı bir tutan çoğulcu yaklaşımları, Sabahattin Ali romantizmi için hem büyük bir karşıtlık oluşturur, hem dayanılmaz bir çekicilikle çağırır yazarını Sabahattin Ali romantizmi, Cumhuriyet sonrası başlayan Anadolu modernleşmesi içinde, kentlerde, fırsatçı, liberal, acımasız politikalar kurmuş rasyonel akla ve Anadolu taşrasında onun ayağı olmuş kırsal tefeci bezirgân egemenliğe karşı önemli bir karşı duruşu taşır. Batı da Aydınlanma ya karşı bir tepki olarak doğup büyümüş romantizm, bizim topraklarımızda, Sabahattin Ali örneğiyle, birlikte boy verdiği modernizmin hastalıkla yönleriyle didişir. Özellikle Markopaşa makalelerinde, sıkı antiemperyalist vurgusuyla Kuvayımilliye yanlısıdır, Köy Enstitüleri, Halkevleri hareketlerinin destekçisidir Sabahattin Ali; bir yandan da değişim ve gelişmelerden 5

kendince payını alamamış ezilen yığınların, yoksul köylülüğün sesi olur. Romantizm, Aydınlanmaya karşı bir tepkiydi, bu yüzden de onun tarafından belirlenmişti; onun çelişkili ürünlerinden biriydi diyor Octavio Paz. Eleştirel aklın bir yana bıraktığı ruhları yeniden harekete geçirmek yönünde şiirsel imgelemin bir girişimi Romantik iki anlamlılık: Çocuğun, çılgının, kadının, rasyonel olmayan ötekinin güçlerini ve yetilerini yüceltir, ancak bunları modern çağ bakış açısından yüceltir. (Octavio Paz, Çamurdan Doğanlar, s. 83) Sabahattin Ali öykülerinde aşk ve kadın ağırlıklı bir yer tutar. Onun mücadeleci, Anadolu gerçekliğini kendine özgü bir öyküleme ile yazın alanına taşıması üzerinde çok durulmuş, hem öykülerinde hem romanlarında ağır basan aşk temasıysa neredeyse görmezden gelinmiştir. Yayınlanmamış Bir Hakikatin Hikâyesi (Çakıcı nın İlk Kurşunu) adlı 1931 tarihli, 1929 yılına ait Kurtarılamayan Şaheser (Değirmen) adlı öykülerde ve Kürk Mantolu Madonna da Raif ile Maria Puder in aşkları dışındaki tüm aşk anlatılarında, aşk teması meyve vermiştir; toplumsal sorun aşkın yanında ikinci bir boyut olarak yer alır ve aşkın kendi sorunsalıymış gibi işlenir, temayı boğup ezmez. Sabahattin Ali nin anlatıcısı ezilmiş, dışlanmış, kullanılmış kadından yana gibidir çoğunluk Değirmen, Kurtarılamayan Şaheser, Kırlangıçlar, Viyolonsel, Sarhoş, Bir Cinayetin Sebebi, Komik-i Şehir, Arap Hayri, Selam güçlü aşkları anlatan öykülerdir. Çilli, Hanende Melek, Köstence Güzellik Kraliçesi, Mehtaplı Bir Gece, Çaydanlık, Isıtmak İçin, Kazlar, Sıcak Su, Kağnı da kadının toplumdaki ezilmişliği, sorunları temaya taşınır. Barlarda, pavyonlarda, hatta genelevlerde çalışan kadınların dostudur Sabahattin Ali nin anlatıcısı. O düşkün kadınların arkasında ihanet etmiş, despot bir erkek yüzü sırıtır çoğunluk. Mehtaplı Bir Gece de ölmek üzere olan yoksul ve hasta bir adama sahip çıkan garip fahişenin insancıllığı yücelir. Gramafon Avrat ta, Yeni Dünya da da böyle kadınların öyküleri vardır. Toplumsal değer yargıları altüst edilir. Gümülcüne doğumludur Sabahattin Ali. Uzun yıllar kent yaşamı ve Batı kültürü etkisiyle yetişmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderildiği Almanya da iki 6

yıl kalmıştır. Milli Eğitim Neşriyat Müdürlüğü nde çalışmış, konservatuarda dramaturgluk yapmıştır. Sabahattin Ali ile, Batı kültürü ve hümanizması, Anadolu taşrasının çoksesliliği ile kaynaşır; onun metinlerinde, sanki yüzlerce yıldır kendi kabuğunda uyuyakalmış olan Anadolu, dilin tüm olanaklarıyla bir orkestra gibi duyumsanır, görünür duruma geçer. Sabahattin Ali anlatıcısı yaşamın hemen kıyısında durur; yazıyla yaşamın yan yana geldiği yerde. Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav dan Sivas Lisesi Müdürü Faik Dranas la birlikte Sivas ta yaptığı bir kamyon yolculuğunu dinledikten sonra, olayı öyküleştirmek ister; kamyon yamağının adını anımsayamaz, şoförün ona seslenişinin Boratav anlatısındaki tadını bulamaz, mektup yazıp ondan adını öğrenir, ondan sonra yazar Uyku adlı öyküsünü. Yalnız kamyon sürücüsü değil, öykü de seslenecektir Rahmi! diye bağıran uykulu bir sesle. Kimi öykülerde öyküyle gezi notu, röportaj arasındaki ayrım silinip gitmiştir. Yazar, anlatıcısının kendisi olduğunu belli ederek gözlemlerini aktarır. Fethi Naci nin toplumcu gerçekçilik tanımıyla uyuşmayan, toplumsal gerçekçi denebilecek bir tarzı benimsemiş olur. 1942 yılında yazdığı Hasanboğuldu adlı öyküde (Yeni Dünya, s. 134) Natüralist bir doğa tanımı, özel ve genel adlar arasındaki ayrımı silen çoğulcu Anadolu halk kültürü sözlü geleneği, romantik bir anlatıcının bakış açısında buluşur. 1945 yılında yazdığı Beyaz Bir Gemi adlı öyküde gerçekçilikten uzak kalmış sanatsal yaratıcılıkla dalga geçer. Çünkü Sanat, yeryüzünde ve insanların içinde olup bitenleri, çöplükle sarayı aynı hakikatten uzak ve güzelleştirici örtüye bürünen ay ışığı gibi tatlı bir yalan bulutunun arkasından göstermeye mecburdu, sanat eserinden faydalanabilecek durumda olanlar, her şeyden önce avunmak, oyalanmak istiyorlardı; sanatkârın ekmeği de işte bu tatlı rüya merakına bağlıydı, yoksa kömür kayığında yüzükoyun yatan yırtık zıpkalı Bartın uşağına değil. (Sırça Köşk, s. 28) 7

Sabahattin Ali yazınsallığında çoksesliliğin örselenmiş göründüğü, yazar ideolojik değerlendirme sistemi ve ideolojik yapısının metne açıktan yansıdığı yapıtlar, Koyun Masalı ve Sırça Köşk adlı masallardır. Masal tür başlığı altında ayrı tutulan bu iki masalda, toplumsal iktidar ve iç çatışmalar, savaş, sömürü, bürokrasi işleyişi alegorik bir yöntemle yansıtılmakla ya da temsil edilmekle kalınmaz, bir çözüm yolu, çıkış önerisi de gösterilir. Bu anlamda, tekil bildirimli, yazar öngörülü iki özel ürünün Sabahattin Ali için bir ayrıcalığı vardır. Kavramsal boğuntular içine sürüklenmeme koşuluyla, bu iki öykünün, tam bir toplumcu gerçekçi ruh taşıdığı söylenebilir. Esirler adlı oyunda 7. yüzyıl Çin inde tutsak yaşayan Türkler ana tema olarak seçilmiştir. Çinli prenses ile Türk Beyi Kürşad arasındaki aşk oyuna ayrı bir anlam boyutu katmıştır. Tüm Çinliler aynı kötücül bakış altında bir kategoriye sokulmamıştır. Milliyetçi bir okumaya olanak tanısa bile, oyun hümanist bir ruhla kaleme alınmıştır. Sabahattin Ali yazınsal bütünlüğü içinde bakıldığında, şiirlerinin biçim ve içerik bakımından büyük yenilikler taşıdığını söyleyebilmek olası değildir. Onun yaşamında önemli bir yeri olmalarına ve oldukça duygulu bireysel iç sesler taşıyor bulunmalarına karşın, bir çığır açıcılık, bir dönem başlangıcı sayılamazlar. 1934 yılından sonraki üretkenliği içinde şiire çok seyrek olarak vermiş olması da, kendi şiiri karşısındaki tedirginliğinin dolayımlı bir anlatımı sayılabilir. Sabahattin Ali, türler arasında mekik dokumuş, yazının, sözün yapısında, biçiminde aranan bir göçebe gibi yaşamıştır. Türler arasında yaptığı gezintide, şiir, şiir eleştirisi, roman, öykü, çeviri yazıları, kimi ciddi, kimi gülmece formunda sayısız makaleler, kitap incelemeleri ve eleştiri yazıları, tiyatro oyunu, tiyatro ve opera eleştirileri, Kağnı adlı öykünün opera metni olarak kaleme alınması da vardır. Böyle uzun bir tanıtıcı girişten sonra, sorumuzu soralım? Kimdir Sabahattin Ali? Nasıl bir yazınsallık sürdürmüştür, kabaca hangi kuramsal kategori ya da edebiyat kanonu içinde değerlendirilmesi gerekir? 8

Doğa tutkunu bir romantik, gerçeküstücü bir ultraromantik, canlıcılık, natüralizm, toplumsal gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik, eleştirel gerçekçilik, Bu formların tümü de, Sabahattin Ali yazınında ayrı ayrı biçem kurucusu gibi yer alırlar. Türden türe, tarzdan tarza, durmaksızın akar, ayrı bakış açılarına yerleşir, oradan gözlem altına alır dünyayı. Son günlerde, basında Einstein in, arıyı canlı yaşamın ana kaynağı olarak görmüş olduğuna ilişkin sözleri yayınlanıyor, konuşuluyor. Einstein, döllenmeyi sağlayan arıların ortadan kalmasından sonra bitkinin de hayvanın da insanın da yaşayamayacağını savlamış. İnsan yaşamı için arısız bir ortamda dört yıllık süre tanımış Cumhuriyet sonrası uç vermiş Anadolu Rönesansında halk kültürü ile Batı kültürü arasında mekik dokuyan bir arıdır Sabahattin Ali. Sabahattin Ali nin hangi kategoride ya da kanon başlığı altında değerlendirilmesi gerektiği sorusuna önce kendisi yanıt vermeli: Halkçı bir edebiyatın ancak realist olabileceği izaha ihtiyaç göstermeyecek kadar açık bir hakikattir. Halk alelûmum realist olduğu ve tahriften hoşlanmadığı için, hakikatleri maksatlı veya maksatsız, şuurlu veya şuursuz değiştiren muharrirlerden de pek hoşlanmaz. Yalnız bu realizm, natüralizme pek benzeyen diğer realizm ile karıştırılmamalıdır. Realist olacağım diye hayatta vakıa halinde mevcut bulunan romantizmi inkâr etmek saflık olur. Zaten ben bu izm lerden pek bir şey anlamam. Benim için sadece hayat ve insan vardır, bin türlü tezahürleriyle bugün realist, yarın romantik, öbür gün natüralist olan hayat ve insan. Muharrir yalnız görüşünde değil, yazışında da bu hayat gibi olmalı, yani her şeyden evvel bir insan olmalıdır Muhtelif taraflarıyla herkes gibi bir insan. Ve böyle yazmalıdır. Muharrir realist mi? Şöyle mi, böyle mi diye araştıracağımıza namuslu mu yoksa yalancı ve tahrifçi mi? Diye sormalıyız. Hakikî realizm samimi olmak, yalan söylememektir. (S. Ali, Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, YKY, 4. Baskı, İstanbul, Nisan 2006, s. 87) Sabahattin Ali, Batı kültürüyle içli dışlıdır: Okur, izler; okuduklarını düşünce sistemi ve sözcelemi içinde yaşamına içselleştirerek kullanır. Asla taklitçi değildir ama; asla 9

bir geç kalmışlık, geride kalmışlık ruh kepazeliği, ezikliği ve eğilmişliği içinde değildir. Kimi kuramsal yapıların gerektirdiği önyargılarla yaklaşmaz yaşama. Öykülerinden yaşam akar. Birer fotoğraftır, kaynağında uğuldayan bir sestir, ürperten bir dokunuştur sözcüklerine yaşam veren duygu esintileri Hatta, romana vardığında, bir orkestra olur, Kuyucaklı Yusuf örneğinde olduğu gibi. Kahramanı Yusuf ve Kaymakam Salahattin Bey in romantik yamaçlarından yaşamış oldukları Edremit in tüm seslerini taşıyan bir orkestra olur. Sabahattin Ali nin çoksesli yazınsallık ana dokusu, yalnızca romanda değil, öykülerde de çok açık bir biçimde kendisini gösterir: Misafirler köy ve civarını da beş on dakika içinde iyice gezip dolaştılar. Köycü ler yolda ve kahvede rastladıkları bazı köylülerle lafa girişmek teşebbüsünde bulundular. Aralarında köycülük tahsili için Paraguay a gidip senelerce kalmış biri vardı, sesini tatlılaştırıp yumuşatarak türlü şeyler soruyor, hiçbir şey ifade etmeyen kısa cevaplar alıyordu. Bütün gayretlere rağmen, konuşmalar birkaç sual ve cevaptan ileri gidemedi. Soran karşısındakinin acaba ne diye bu kadar her şeyden habersiz, vurdumduymaz olduğunu, sorulan ise ötekinin neden böyle ipe sapa gelmez şeyler sorduğunu düşünerek birbirlerinden ayrıldılar. (Bir Konferans adlı öykü, Yeni Dünya, s. 93). Burada konuşanla dinleyenin söyleşimsel karşılaşmaları, konuşma tümceleri, sözcükler durumunda aktarılmış olmasa da, anlatıcının her iki yandaki topluluğun ve o topluluğa ait bireylerdeki bilinç yapısı ve algılama düzlemlerine aynı adalet duygusu içinde yaklaştığını görmekteyiz. Kuyucaklı Yusuf ta romana baştan sona egemen olmuş bir yazar ideolojik bakış açısı, öngörü bulmak olanaksızdır. Sabahattin Ali nin tüm yapıtları içinde oldukça ayrıcalıklı bir yeri, önemi vardır Kuyucaklı Yusuf un. Sabahattin Ali nin bu önemli yapıtına kadar, hatta ondan sonraki yirmi yıl içerisinde de, Batılılaşma çabaları karşısındaki duruş ve Batılı olabilmek ile gelenekten yana, kutsal metinci kalmak, ya da genç Cumhuriyet Anadolu suna yeni bir siyasi kimlik kazandırma kaygısı iç içe geçer çoğu romanın hikâyesinde. Yazarlar, şairler, içinde yaşadığı toplumla kendini 10

çok özdeş göremeyen, hatta koşut durmayı başaramayan, toplumla ilişkilerinde sorunlar yaşayan kahramanlar, karakterler aracılığıyla geleceğe yönelik birer reçete hazırlama kaygısı içindedirler. Batı karşısında da bir geç kalmış olma endişesi taşır edebiyat dünyası. Ya aynısının tıpkısı bir taklit, ya geleneksel değer yargılarının ya da sınırları yeni çizilmeye çalışılan milli bir itiraz sinmiştir metinlere. Kuyucaklı Yusuf, dönem Edremit ini müdahaleci bir şefin gölgesine gerek bırakmadan seslendiren bir orkestra gibidir. Sabahattin Ali de, görece daha özgür kahramanları aracılığıyla aydın sorunsalını tartıştırır İçimizdeki Şeytan ın kahramanlarına. F. Jameson, İddia ediyorum ki, tüm üçüncü dünya metinleri zorunlu olarak çok özel bir biçimde alegorik metinlerdir diyor (Anan Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark, s. 171). Edebiyat ve edebiyatçının bu yarı politik yaklaşımı, aslında, yalnızca bize özgü değildir Devlet felsefesi açısından, Batılı aydın, sürgünde yaşayıp borusunu dışarıdan öttüren, başlıca silahı olan eleştirileriyle düzeni dıştan etkilemeye çalışan kişidir. Meksika da ise aydın kişinin asıl amacı, siyasal güç ve eylemdir diyor Ocativa Paz, Yalnızlık Dolambacı nda (Yalnızlık Dolambacı, s. 174). Sabahattin Ali dönemi içinde çok farklı bakış açılarına, yazınsal tarza sahip birçok yazarın adı sayılabilir. Halide Edip in ilk romanlarıyla Halit Ziya Uşaklıgil in romanlarında, Mehmet Rauf ta, belli ölçüde Tanpınar da toplumsal sorunlar birincil önemle anılmaz. Batılılaşma çabaları karşısındaki birey duruşu da dolayımlı olarak yer alır tema içinde. Kimi kez, toplum dışında yaşıyormuş izlenimi veren bireyler arasındaki öznel ilişkilerin öne çıkarıldığı yapısal kurulumlar egemendir. Tanpınar romancılığı 12 Eylül sonrası kültür ortamında yeniden keşfedilmiş, hatta yazınımızda yüzyılın en önemli romancısı olarak da anılır olmuştur. Türk edebiyatının yirminci yüzyıldaki en büyük şairiyle en büyük romancısı olacak Yahya Kemal ve Tanpınar bu hüzünlü, ücra semtlerde dolaşırken sanki kaybettikleri şeyleri ve melankoliyi daha da fazla içlerinde duymak istiyorlardı. (Orhan Pamuk, İstanbul, Hatıralar ve Şenir, YKY2. Baskı Ocak 2004, s. 235) 11

Sabahattin Ali nin yaşadığı ve ürün verdiği dönem yazarlarında, hatta daha sonraki dönemde de romanımızda, Tanrı bakışlı anlatıcı tarzı yaygındır. Güncel toplumsal sorunlara ilgi duyan yazarlarda da, uzak durma çabasında olanlarda da, Sabahattin Ali nin özgür kahramanlarını bulabilmek olası değildir. Toplumda var olan ayrı düşünceleri kahramanları aracılığıyla temsil ettirme, anlatıcıyla ayrı düşüncedeki kahramanlara aynı düzeyde yer verme kaygısı olarak tanımlayabileceğimiz ve Bahtin in Dostoyevski romanının çoksesliliği için en önemli yapısal özellik olarak gördüğümüz teğet duran yazar tarzını ancak Kuyucaklı Yusuf ta bulabiliriz. Dönemin hemen tüm romanlarda, kahramanlardan birisi, iyiyi, doğruyu, yazara yakın olan düşünceyi savunur. Her şeyi bilme, her şeyi görme yetisindeki anlatıcı, açıktan, ya da dolayımlı olarak bir olumlama olumsuzlama arkasındadır. Reşat Nuri, Anadolu gerçeğine eğilmeye çalışır, yalın diliyle, kurduğu söyleşimsel köprülerle yazınsal bir aydınlık kurma uğraşındadır ama iyi- kötü ayrımlarıyla, yazara ait olumlama ya da olumsuzlamaların devreye girmesiyle syuzat örselenir. 1949 yılında yayınlanmış ve günümüze yakın zamanlarda en çok okunan romanlar arasına girmiş, hakkında çok sayıda övgülü yazılar yazılan Ahmet Hamdi Tanpınar ın Huzur unda kahramanlardan Mümtaz ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Anlatıcıyla aynı düzlemde gibidir ve diğer kahraman ve karakterlerden hep bir adım daha yakındır okura Robert P. Finn, Halit Ziya Uşaklıgil i Türk romanının ilk dönemindeki birikiminin ve sonraki gelişiminin en başarılı temsilcilerinden biri olarak andıktan sonra, Kişileri dünyada dolaşırlar gerçi ama, özde, dünyadan biri değildirler (Robert P. Finn, Türk Romanı İlk Dönem, 1872-1900, Türkçesi: Tomris Uyar, İkinci Basım, Agora Kitaplığı, 2003 s.139) saptamasını yapar. Servet-i Fünun yazarlarının çoğuna özgü bir durumdur bu Kahramanlar, karakterler, bir düşüncenin taşıyıcısı olmaktan, bir söylemle belirlenmiş olmaktan çok, rastlantılarla karşılaşmış sıradan nesneler gibidir. Romantizmin iç derinlikleri göz önüne serilmeye çalışılırken kahramanların söylemini temsil eden bir düşünce sistemleri yoktur sanki. Bu biçem, Mehmet 12

Rauf un Eylül ünde iyice belirginleşir... Kahramanlar, birey olarak ayrıntılarıyla resimlenmiş, nesnel birer varlık olabilmeleri için uğraşılmıştır ve neredeyse soyutlanmış, ayrı bir dünyada yaşamaktadırlar. Sabahattin Ali nin çağdaşları içinde Mahmut Şevket Esendal ı ayrı bir yerde anmak gerekir. 1920 lerin sonunda özgün ve başarılı öykülerle adını duyurur. Esendal, kısa öykücülükte kahramanlarıyla, karakterleriyle ve olay örgüsüyle sımsıcak, yaşamın tüm ayrıntılarını düş dünyamızın önüne seren bir yazınsallık izler. Çağdaş Türk öyküsü ona çok şey borçludur sanıyorum. Politik görevler ve sorunları nedeniyle uzun süre edebiyat dünyasından kopmuş olması önemli bir kayıp sayılmalıdır. Cumhuriyet döneminin kültürel karmaşası içinde, Anadolu kültürüne kendine özgü bir bakışla eğilen Kuyucaklı Yusuf la birlikte, romanımız yeni bir çağın eşiğine gelmiştir. Bu eşikten sonra, Anadolu halk kültürünün kendisi de yazınsallık alanında görünür olmaya başlamıştır. Kuyucaklı Yusuf un açtığı yoldan, Bereketli Topraklar Üzerinde nin İflahsızın Yusuf u, Yaşar Kemal in Yusufçuk Yusuf u geçecekler, Anadolu çoksesliliği roman alanında boy göstermeye başlayacaktır. Sabahattin Ali, hem biçimde, hem içerikte yeni doğmakta olanı taşır yazınsallığına. Gecikmiş Anadolu Rönesansı nın habercisi gibidir. Kısacası, 1950 öncesinin ayrıcalıklı romanı, 1931 yılında yazılıp 1932 de Konya da Yeni Anadolu gazetesinde bir süre tefrika edilmiş, 1937 de tamamı Tan gazetesinde tefrika edildikten sonra Yeni Kitapçı Yayınevi tarafından yayınlanmış Kuyucaklı Yusuf tur diyebiliriz. Sabahattin Ali nin biçimde ve biçemde öne çıkardığı çokseslilik, asıl toplumsal olanın biçim olduğunu vurgulayan Simmel in biçimler sosyolojisinin etkisiyle Lukacs ın Modern Tiyatro nun önsözüne yazdıklarını anımsatır. Sosyolojik çözümlemenin sanat söz konusu olduğunda düştüğü en büyük hata şu: sanatsal yaratılarda sadece içerikleri önemseyip inceliyor ve bunlarla verili ekonomik ilişkileri düz bir çizgi ile birbirine bağlıyor. Oysa, edebiyatta asıl toplumsal olan biçimdir Biçim toplumsal gerçekliktir, tinin hayatına 13

tüm canlılığıyla katılır. Dolayısıyla sadece hayat üzerinde edimde bulunan ve deneyimleri şekillendiren bir etken olarak değil, kendisi de hayatça şekillendirilen bir etken olarak işler. (Aktaran F. Moretti, Mucizevi Göstergeler, s. 19-20) Nazım Hikmet in serbest vezinle Türk Edebiyatı nda şiire kattığı biçimsel yenilik Sabahattin Ali nin düzyazıdaki çoksesliliğiyle bütünleşir. Bu biçim değişimi, aynı zamanda büyük bir toplumsal yenileşme arzusunun da işaretidir; onunla koşut gider. Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf ta çıkar ilişkileri içinde yozlaşmış, kimi insancıl özelliklerden yoksunlaşmış kasaba ticaret ilişkileri içindeki yapı ile Yusuf un kişiliğinde temsil ettirdiği soylu yaban ın çatışmasını işlemiştir. Sisteme yönelik bütünlüklü, tekil söylemli bir eleştiri yoktur. Köroğlu, Robin Hood hikâyelerini andırır bir yerel egemenler - ezilen halk karşıtlığı sergilenir. Sabahattin Ali nin erken ölümü ile, üç cilt olacak roman birinci cildinde kalmış olsa da, romanın çıkış noktası, hangi yörünge üzerinde yürüyeceği belirlenebilmektedir. Kuyucaklı Yusuf ta, sözlü kültür geleneğinin soylu haydut teması zamandaş bir yapıya taşınarak romanlaştırılmıştır. Edremit esnafının ve kirli ilişkilerinin karşısında, romantizmin aşkın kahramanı, olağanüstü dürüst, paylaşımcı, yiğit Kuyucaklı Yusuf vardır. Soylu haydut teması, Doğu nun sözlü anlatı geleneğinden olduğu kadar Bahtin in modern romanın kaynaklarından biri olarak gördüğü Batılı menippea nın da sık kullandığı bir temadır: Menippea keskin tezatlar ve zıt kavramlardan oluşan kombinasyonlarla doludur: erdemli orospular, bilgenin gerçek özgürlüğü ve kölece konumu, köle olan bir imparator, ahlâksal çöküntüler ve arınmalar, lüks ve yoksulluk, soylu haydut vb. Menippea, ani geçişler ve değişikliklerden, iniş çıkışlardan, yükselip düşmelerden, mesafeli ve bölünmüş şeylerin beklenmedik bir araya gelişlerinden, her tür uygunsuz birleşmeden hoşlanır. (M. Bahtin, Karnavaldan Romana, s. 232) 14

J. J. Rousseau nun (Toplum Sözleşmesi -1762 de), Montesquieu nun tanımladığı soylu haydut lara benzer bir kişiliği vardır Yusuf un. Bireyci öznelciliğin, romantik tutumun da etkili olduğu karmaşık bir düşüncenin ürünüdür Yusuf. Hemen hiçbir eğitimden geçmemiştir, kişiliğini oluşturan öğeleri edinebileceği bir yaşamı da olmamıştır ama içinde bulunduğu toplumdan çok ayrıdır; derinliğine düşünme yetisi olan, kendine özgü bir kahramandır. Kasabaya evlatlık olarak gelmiştir, uzun yıllar boyunca bir yabancı gibi kalmıştır. Yeniden kırsala, dağa döner romanın sonunda... İçinde bulunduğu kirli ve karmaşık dünyadan kurtulup saf ve temiz olana, doğala yeniden kavuşabilmesi için başka çıkar yolu kalmamıştır. Sabahattin Ali nin Alman romantiklerinden ve özellikle Schiller den etkilendiği bilinir. Aslında siyasi görüşleri, sosyalist yapısı nedeniyle ömür boyu sıkıntı çekmiş, yargılanmış, hapis yatmış, hatta bu nedenle de öldürülmüş bir kişidir ama diğer yapıtlarında da romantizmin izleri, duygucu ve coşkulu bir bireycil yaklaşım belirgin biçimde görülebilir. Roman, Yusuf un kişiliğinde, romantik bir biçemle kurulurken, Edremit esnaf, tüccar çevresi anlatıya girdiğinde, çoğul gerçekçi, çoksesli bir biçeme geçilir. Edremit teki sosyal yaşamın insan üzerindeki etkileri karakter tiplemeleriyle, anlatıcıyla aynı düzlemde yer alan kahraman konuşmaları aracılığıyla canlandırılır. Tüm kahraman ve karakterler, içinde bulundukları sosyal-kültürel ortamın ürünüdürler, yazardan bağımsız gibi hareket ederler, yargıları ve diğer kahramanlar karşısındaki tutumları değişebilir... Anlatıcı zaman zaman kahramanlarından birisine yakınlaşır, bir diğerine serzenişlerde bulunur sanki. Yansızlığını yitirmek istemeyen yazar içsesi, susmayı da yedirememektedir kendisine Anlatıcıyla yazar arasındaki aralığın en aza indiği anlarda bu durum iyice belirginleşmektedir. V. V. Vinogradov un Gogol anlatıcısıyla ilgili benzer bir saptaması vardır: V. V. Vinogradov, Gogol da anlatıcının sözünü yazardan karaktere zikzak yapan söz olarak tanımlar. (V. N. Voloşinov, Marksizm ve Dil Felsefesi, s. 195) 15

Temiz doğa ile kirlenmiş kent ve insan çelişkisi romanda her adımda kendini duyumsatır. Yusuf un babalığı, Edremit Kaymakamı Salâhattin Bey, amaçsızca kırlara çıktığı bir gün kanında yeni bir gücün dolanmakta olduğunun ayrımına varır. Yenilenmiş, yıkanmıştır sanki. Sonra durur, bulunduğu tepeden Edremit e bakar: Salâhattin Bey, başının dönmeye başladığını farketti. Bu kadar geniş, güzel ve sıcak bir tabiatın ortasında kendini şaşırmış gibiydi. Fakat gözlerini tekrar etrafta dolaştırırken, aşağıda mor bir duman tabakasıyla örtülmeye başlayan kasabayı gördü ve irkildi. Oraya, o küçük ve çukur yere gidip gömülmek mecburiyeti ona pek acı geldi. Fakat bunun üzerinde düşünmekten korkarak çabuk adımlarla derhal aşağı inmeye başladı. (S. Ali, Kuyucaklı Yusuf, Cem Yayınevi, İstanbul 1991, s. 142) Kuyucaklı Yusuf un ve babalığı Kaymakam Salâhattin Bey in doğa tutkuları, Goethe nin doğada bulduğu karnavalcı ruhu anımsatmaktadır: Doğa... Etrafımız onunla kuşatılmış, kucaklamış bizi, ne o kucağın içinden çıkabiliriz ne de daha derinlere nüfuz edebiliriz. İstemediğimiz, beklemediğimiz bir anda bizi dansının hortumuna çeker, bizle beraber uçuşur, ta ki canımızdan bezmiş halde elinden düşene kadar. Doğa konuşmaz, dili yoktur, fakat binlerce dil, binlerce kalp yaratır, onlar kanalıyla konuşur, hisseder... (Goethe, nesir şiir Doğa; anan: M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, s. 282) Edremit çözümlemelerinde sınıfsal bir altyapı kurma çabasının bulunmaması romana kendince bir özgünlük kazandırmıştır. Esnafın iyisi de vardır kötüsü de... Sabahattin Ali nin Kuyucaklı Yusuf adlı yapıtı, kendinden sonraki edebiyat ortamında büyük etkisi olmuş bir yapıttır. Sözgelimi, Yaşar Kemal in İnce Memed i ile Kuyucaklı Yusuf arasında birçok koşutluklar kurulabilir (İki roman da soylu eşkıya sözlü anlatı geleneğini kullanırlar, her iki romanın kahramanı da babasız büyümüş, evlat edinilmiştir, sevdikleri kız, zorba, sömürücü kişiler tarafından ya da onlarla girişilmiş silahlı çatışmada öldürülmüştür. Kahramanlar rakiplerini öldürüp dağa çıkarlar). 16

Kahramanlar, Sokratik Diyalog da olduğu gibi, aynı zamanda birer filozof, söylem taşıyıcısıdırlar; Dostoyevski romanında kahramanların ana işlevi budur. Onlar, etiyle kemiğiyle, davranışlarıyla aramızda yaşayan birer nesnel kişilik değil, birer sav, birer kuşku kaynağıdırlar. İçimizdeki Şeytan ın Bedrisi ve Macidesi aracılığıyla bir kesim aydın hastalıklarının eleştirisi girer anlatıya. Nihat, ayrıcalıklı, üstün insan belirlemesiyle, mutluluk kaynağı olarak gücün ele geçirilmesi seçeneğini savunur. Bedri, Balıkesir de öğrencisi olmuş ve İstanbul da arkadaşı Ömer in karısı olarak yeniden karşılaştığı Macide ye olan ilgisini belli etmemeye çalışan, annesinin bakımını üstlenmiş, aydın hastalıklarına pek bulaşmamış bir sanatçı olarak tanımlanır. Kürk Mantolu Madonna da kahramanı Raif Efendi nin kızı Necla nın içindeki çatışmayı resimler anlatıcı Yüzünün hareketlerinde, ağzını, ellerini oynatmakta boyalı teyzesini taklit eden ve bütün manevi kuvvetini de eniştesinin ukalalığından alan bu kızın, bu kalın dış kabuklara rağmen içinde sahici insandan bir şeyler kaldığını zannettirecek alametler mevcuttu. ( ) Fakat bu haller, içinde saklanıp kalmış olan insanlığın ara sıra nefes almak için yaptığı hamlelerden ibaretti ve muhitinin senelerce sabırlı bir çalışma ile vücuda getirdiği sahte şahsiyet, asıl hüviyetinin başkaldırmasına meydan vermeyecek kadar kuvvetliydi. (Kürk Mantolu Madonna, s. 33) Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir. (Anlatıcı - Kürk Mantolu Madonna, s. 38) Recaizade Ekrem in Araba Sevdası nda içinde bulunduğu kültürel ortamı kendi kişiliğine yönelmiş parodik çelmeleme ile hakikat aracılığı yapan Bihruz dan sonra Sabahattin Ali nin kahramanı Ömer de bulunuruz. Kendi kişilik yapısına yönelmiş parodik söylemden sonra Ömer de oluşmuş evrimle ile çoksesli romandan bir sapma durumu söz konusu olsa da, alışılageldik kahraman tanımına uymayan bir karakteri vardır. 17

Böyle bir geceyi bütün varlığımızla içemeyişimizin sebebi kafamızı birçok saçma şeylerin doldurmuş olmasıdır. On bin yirmi bin sene evvelki insanlar gibi olabilsek, tabiatı onların gözüyle görsek, muhakkak ki şimdi burada böyle sükûnetle oturamazdık. Onlar güneşi, ayı, falanca büyük tepeyi veya filanca bulutu ve yıldırımı babalarının hayrına mı Allah yaptılar? Onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi anlamışlardır. Halbuki bizim bunu yapmamıza imkân yok. Mini mini kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler, neticesi olmayan hesaplar ve Allah kahretsin, karmakarışık menfaat düşünceleri dolduruyor Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? (İçimizdeki Şeytan, Cem Yayınevi, 1. Baskı 1989, s. 115) Kahramanlardan Ömer e aittir bu bakış açısı. Ömer, kimi varoluşçu edilgenliğin, kimi nesnelerin kendisine dönmeyi öneren fenomenolojik bakış açılarını söyleminde canlandırır. Sürekli iç çatışmalar ve çelişkiler yaşayan, zaman zaman Oblomovvari yılgınlıklar içinde bocalayan bir karakterdir. Hafız Hüsamettin zor koşullar altında yaşıyor olmasına karşın filozofça bir enginlik, hoşgörü içindedir. Küçük mutluluklarla donanmış bugün kaygısının sahiplenilmesi gereken tek yörünge olduğunu bildirir söyleminde. İçimizdeki Şeytan ın Hafız Hüsamettin i ile Kürk Mantolu Madonna nın Raif Efendisi birbirine benzeyen, hatta özdeş karakterlerdir neredeyse. Yaşamlarını çevrelerindeki küçük insanların küçük mutluluklarına adamış görünerek kendilerini kendi içlerine kapatmış birer bilgedir onlar. Günlük yaşama egemen olmaya başlamış liberal ekonomi, hazcı eğilimler ve meta fetişizmi karşısında, insancıl bir geri çekilişin temsilcileri gibidir bu kahramanlar. Kadın kahraman Macide de ikircimli düşünceler içindedir, kendisini sorgulayan bir karakter yapısı vardır. İçimizdeki Şeytan da; dergici, gazeteci, makaleler yazan siyasi mücadele insanı Sabahattin Ali nin gölgesi duyumsanır metnin içinde. Romanın başlangıcından son sahnelere kadar sürekli iç çatışmalar yaşayan ve romana adını vermiş içimizdeki şeytan kavramının yaratıcısı olmuş kahraman Ömer, roman sonunda içindeki 18

şeytanı görmüş, evrilerek tekil kimlikli bir kişiliğe bürünür gibi olmuştur: İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu İçimizde şeytan yok İçimizde aciz var Tembellik var İradesizlik, bilgisizlik ve bunlardan daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var Hiçbir şey üzerinde düşünmeğe, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz. (İçimizdeki Şeytan, Ömer in konuşması, s.317) Her şeye karşın, kahramanın içinde bulunduğu evrimle yolu, toplu bir düşüncenin, bir büyük söylemin parçası değildir. Bireysel olgunlaşma ve özgürlük için, yazar, konuşturduğu kahraman aracılığıyla, belki bir kez daha, kendi başına bireyi işaret etmektedir: İnsan bütün pislikleri ancak yalnız başına ve dövüne dövüne, didine didine üstünden atabilir Ama yalnız başına Kimseye bir şey sıçratmadan (İçimizdeki Şeytan, Ömer in konuşması, s. 319) Sabahattin Ali de birey içselliğine yönelmiş romantik bir eğilim açıkça kendisini belli etmiş olsa da, Batılı romantiklerin genel öznelci yapısından uzak kalabilmiş, idealizmin gerçeklik dışı tarzını benimsememiştir. Bu değerlendirmenin olumsuz yönü ise idealizmdir, öznel bilincin oynadığı rol ve kısıtlılıkları hakkındaki yanlış kavrayışıdır. Romantikler asla var olmamış şeyleri betimleyerek gerçekliğe yaratıcılık eklediler genellikle. Fantezi, mistisizmi ön plana çıkaracak biçimde yozlaştırıldı, insan özgürlüğü zorunluluktan koptu ve madde-üstü bir güce dönüştü. (M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, s. 151) Sabahattin Ali nin İçimizdeki Şeytan ında gözlediğimiz senteze yönelmiş yazar öngörüsü, kahramanda evrimle gibi eğilimleri, onun açtığı kapıdan geçen, Anadolu toprağına yönelmiş diğer bazı yazarlarda görmeyiz. Bahtin in yaşama teğet duran yazar tanımlaması Orhan Kemal de iyice yerine oturmuş gibidir. İş bulma, kazanma amacıyla Çukurova ya giden üç arkadaştan ikisi orada ölmüş, İflahsızın Yusuf düşlerindeki gazocağına da sahip olarak bir masal kahramanı gibi 19

yalnız dönmüştür. Yusuf un romanın başında ve sonundaki dünyaya bakışı arasında önemli bir ayrım varmış gibi görünür; 19. yüzyıl egemeni bildungsroman yapısında olduğu gibi, kahraman bir evrime uğramıştır sanki Eleştirmenler, tek başına köyüne dönen Yusuf un karakter çözümlemeleriyle Orhan Kemal romanı üzerinde değerlendirmeler yaparlar: Berna Moran, Orhan Kemal in Yusuf tan yana olmakla olmamak arasında bir ikircillik geçirdiğini söylemekte (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, 2. Cilt, s. 72), Fethi Naci, Yusuf u kendiliğinden bir gelişmenin (kavgasız, uzlaşmacı, duvarcı ustalığını becermiş bir köylü) tek olumlu simgesi olarak görmekte (Fethi Naci, On Türk Romanı, 1971, s. 61), Taylan Altuğ ise, Yusuf u kendiliğinden ödün vermiş, dalkavukluk etmiş, insani yozluğa ve bireyciliğe kaymış bir kişilik olarak tanımlamaktadır (Türkiye Defteri, Ağustos 1974, s. 39; anan: Berna Moran, agy, s. 71) Orhan Kemal in Bereketli Topraklar Üzerinde adlı yapıtındaki en önemli ayrıntılardan biri, ikinci baskıda yaptığı bir değişikliktir. Yola çıkarken şehirlilerden birer cin, tehlikeli, yoldan çıkmış yaratık olarak söz eden Yusuf, dönüşte şehirlileri birer enayi olarak görmekte, şehirliyi küçümsemektedir. Arkadaşları Köse Hasan la Pehlivan Ali nin ölülerini gurbet toprağında bırakıp dönmüştür. Artık kendine güvenli bir havası vardır, böbürlenmektedir. Klasik roman yapısındaki başla son arasındaki karakter değişimi, kahraman evrilmesi, gelişme gerçekleşmiş gibidir. Kahramanın Lukácsçı, bütünlüklü bir dünya arayışı yolunda önemli bir adım atılmıştır ki, her şey altüst oluverir: Yusuf un tanışıp birlikte çay içtiği, konuşmaya başladığı, başlangıçta Yusuf un konuşmalarıyla eğlenen istasyon görevlisi birden öfkelenir; - Bana bak bana dedi. Deminden beri boyuna dinlettin. Anlattıklarını yedim belleme. Hem sana bir şey deyim mi? Köyünden de çıkmaya kulak asma. Yusuf küçük memurun gerçek yüzüyle karşılaşınca şaşırmıştı: Niye? 20

Şehri pislettiğiniz yeter! Biz mi pisletiyoruz? Fazla konuşma, gözü açıklığa da lüzum yok. Yallah, marş! diyerek kovalar onu. (Remzi Kitabevi, 4. Baskı, 1975, s. 369) Yusuf taki değişim üzerine kafa yoran, geride ölüsü kalmış iki arkadaşıyla ilgili anıları onun kişiliğinde saklayan okur bu sahne ile altüst olur. İkinci baskıya eklenen bu parodik söylem, Orhan Kemal in yazınsallığı, kahramanlarının roman içindeki gelişimleriyle ilgili değerlendirmeler yapan eleştirmenlere verilmiş bir yanıt gibidir aslında: kahramanları ve karakterleri bildikleri gibi davranırlar! Gözlemlenen kişilik değişimi yle dalga geçilerek anlatıcının önceden belirlenmiş bir sona ulaşma kaygısı olmadığı gösterilmek istenmiştir sanki. Sabahattin Ali, biçim ve içerikteki tutumuyla, kendisinden yıllar sonrasına, İtalyan Edebiyat sosyologu F. Moretti nin formalist ile sosyologu buluşturma çabasına ışık tutmaktadır sanki: Evet, sosyolog, edebiyatın toplumsal tarafının onun formunda yattığı ve formun ise kendi yasalarına göre geliştiği fikrini kabul edebilirse; formalist de, kendi payına edebiyatın büyük toplumsal değişimleri takip ettiği çoğu zaman arkadan geldiğifikrini kabul edebilirse. Arkadan gelmek, olanı tekrar etmek (yansıtmak) demek değil, fakat tam tersi: tarihin koyduğu problemleri çözmek anlamına gelir. Her dönüşüm, toplumsal kimliği istikrarsızlaştıran bir sembolik fazla yük taşır. Edebiyat bu gerilimi düşürmeye yardım eder. (F. Moretti, Modern Epik, s. 8) Sabahattin Ali genel anlamda bir romantik bir yazardır. Ancak, romantizmi, soyut idealizmin gerçekdışı dünyaya kayan öznelliğinden çok gerçeküstücülüğün ötekiliği önde, öznel benliği geride tutan ultraromantizmine yakındır. İçimizdeki Şeytan da Ömer in Macide ile, Kürk Mantolu Madonna da Raif in Maria Puder in tablosu ile karşılaşmaları ve birden doğan müthiş aşkları, Andre Breton un nesnel rastlantı ya da nesnel şans kavramının boyutlarını açar önümüze. Octavi Paz, 21

Dada ile gerçeküstücülük, ultraromantiktir der. (Octavia Paz Çamurdan Doğanlar, s. 125) Sabahattin Ali nin öykülerinde, kasvetin, hüznün, adaletsizliklere duyulan öfkenin ağır bastığı söylenir. Bu saptama, belli bir yere kadar doğrudur; ancak, Sabahattin Ali nin gerek Markopaşa daki serüveniyle, gerek öykülerinde başarıyla kullandığı, gülmece öğeleriyle aynı zamanda yazınsal kronotopta zamandaşlığı kuruşu, gülmece aracılığıyla gerçekliğe yakın duruştaki ustalığı üzerinde fazla durulmamıştır. Kafakâğıdı adlı öyküde torunun nüfus cüzdanını kullanan ve yaşlıların yükümlüsü olmadıkları yol vergisi vermeme nedeniyle cezalandırılışı (Kağnı Ses Esirler YKY, S. 18), Arap Hayri adlı öyküde, tiyatro oyuncusu olarak role çıkan ayakkabı boyacısı anlatılır (Kağnı ses Esirler, s. 26). Yeni Dünya da yer alan Bir Konferans adlı öyküde köylüler konferans boyunca anlar görünürler konuşmacıyı, sorulduğunda da anladıklarını söylerler ama, konuşmacı gittikten sonra konuşmalardan bir şey anlamadıkları ortaya çıkar: anlamadığımızı söyleyelim de, bir daha her şeyi baştan mı anlatsın? diye bildirirler görüşlerini, konuşmadan kendileri de bir şey anlamamış Nahiye Müdürü ve öğretmene (Yeni Dünya, s.92)... İki Kadın (Yeni Dünya, s. 113) adlı öyküde, olağanüstü cimri ve varlıklı kocaları ölen Hacer ve Esma nın, gece ölen hasta kocalarını önce çekiştirip gizledikleri paraları aramaları, sabah olunca da, fizah ve ağıtlar içinde komşulara ölümü haber vermeleri, ölümle yaşam arasındaki romantik karşıtlığı yok eden, şenlikçi halk kültürünün ağır bastığı bir örnek olarak anılabilir... Sabahattin Ali yazınsallığının öne çıkan iki niteliğinden birisi, biçim ve biçem üzerine yaptığı yeniliklerse, diğeri de gülmece kültürüne Markopaşa hamlesi ile katkısı ve halk kültürünün önünün açılmasındaki rolüdür. Sabahattin Ali nin yedeksubay okulundan çavuş çıkarılmasına engel olan kişinin Cumhuriyetin devrimci ve halkçı eğitim politikalarında önemli katkıları olmuş Eğitim Bakanı Saffet Arıkan olması da ilginç bir buluşmadır. (Kuyucaklı Yusuf, s. 7, Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, s. 24)). 22

Markopaşa Dergisi nin çıkış yılı 1946 dır. Aziz Nesin in anlatısıyla, tasarım kendisine aittir; parasal gücü sağlayan, derginin başyazılarını yazansa, Sabahattin Ali dir. Sabahattin Ali nin Markopaşa yazıları, derginin diğer yazıları içinde en ciddi görünen yazılar olsa da, bu yazılarda da zaman zaman gülmece öğesi öne çıkmaktadır. Çoksesli yazın üzerine önemli çalışmaları bulunan Bahtin, Rönesansın ortaçağ resmi kültürüne karşı verdiği mücadelede en büyük destekçisinin binlerce yıl boyunca gelişmiş halk gülmece kültürü olduğunu söyler. Bu gerçekten Gotik Çağ ın kalesine yapılan hücumda güçlü bir destekti; yeni, özgür ve ölçülü bir ciddiyete giden yolu açtı. (Rabelais ve Dünyası, s. 303). Markopaşa nın açtığı yoldan çoksesli, çok kültürlü Anadolu grotesk halk kültürü kendisini üstyapıda da temsil olanağı bulacak, Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlarla bir sıçrama daha yaparak düşünce alanında yeni özgür ve yenilikçi imgesel çığırlar açılacaktır. O dönemlerde adeta ana muhalefet gibi etki gösteren Markopaşa dergisinin yazarlarına karşı birçok dava açılmış, kimi sayılar toplatılmış ve hatta dergi kapatılmıştır. Bu tür olaylar yüzünden Markopaşa'nın bir sayısına "Yazarları hapishanede olmadığı zamanlar çıkar" notu konulmuştur. Kimi zaman yazarlar dergiyi elden dağıtmaya çalışmışlar, buna karşın çok sayıda satmayı başarabilmişlerdir. Markopaşa kapatılınca, dergi, Merhumpaşa adıyla, o da kapatılınca Malûmpaşa adıyla çıktı. Daha sonra da Ali Baba ve Hürmarkopaşa adlarını aldı. Gülmece kültürü, iktidar karşıtlığının, hiyerarşileri yıkmanın, uygunsuzlukları bir araya getirmenin, kısacası karnaval hayatının dile taşınmasını sağlayan çok önemli ve çoksesli bir halk muhalefeti kaynağıdır. Uygarlıklar beşiği, kavimlerin geçiş yolu Anadolu, göçebe geleneğiyle çatışan derebeyleşme çabalarına karşı, gülmece tarzını hep önde tutarak iktidarlara karşı direnmeye çalışmıştır. Markopaşa biçeminin şenlikçi yapısını gösterebilmek için, iki örnek almak anlamlı olabilir... 23

Radyo programı: -Sabah- 6.30- Sabah ezanı, Necip Fazıl tarafından 7.00- Esneyerek uyanma: C.H.P. korosu 7.30- Hamdullah Suphi, Şemsettin Yeşil ve Necip Fazıl tarafından ilahiler. Üç acaip sesle. 8.00- Mekke de sabah operasından bir arya. Beste: Kısakürek, okuyan solfat tiztenor Hamdullah -Öğle- 12.00- Nazari donanma talimleri. 13.00- Amerikancı taklit. -Akşam- 18.00- Altın kaplamalı saatlerin ayarı. Adi marka saatler başlarının çaresine baksınlar. 18.05- Torunum, dadım ve ben: Fatay tarafından monolog. 18.15- I love you 150 milyon: Recep Peker tarafından. 19.00- İngilizvari, Amerikanımtırak ve Almanımsı ajans haberleri. 19.30- You are always lu zıy cüzdan. Mister Yalman tarafından. 19.45- Yakında İstanbul a demir atacak olan Amerikan donanması hakkında iğneden ipliğe malümat. Tatlı su amirali Abidin Daver tarafından. 20.00-My darling Recep C.H.P. temsil parmağı tarafından. 20.30- Arapça dan Türkçe ye sesli. 21.00- Mali ve mandavi marşlar. 23.00- Pekerist ninniler ve Radyopalas kepenklerinin inişi. Muvafıklar! Şen ve esen kalın (28.04.1947- Sayı 19, anan ODTÜ Halkbilimi Dergisi, 2005/1, sayı 19) 24

Aynı dergiden bir duyuru: Büyük bir ilim adamımızı kaybettik: Merhum, tahsilini hukuk fakültesinde ikmal edip, oradan tüccar olarak mezun olmuş, muhtelif hastanelerde ihtisasını yaparak uzun müddet Haliç vapurlarında çarkçı başlığı yapmış, bilahare Istanbul darülfünununda astronomi kürsüsünü selahiyetle idare etmiş, daha sonra siyasi hayata atılarak, C.H.P. tarafindan mebus tayin edilmiş, Ankara üniversitesinde uzvi kimya okutmuş, aynı zamanda H.O.P.T.A.Ş. idare heyeti riyasetinde ve Dil kurumu uydurca kolu azalığında bulunarak devlete, millete hizmet etmiştir. Merhum son vazifesi olan kaldırım mühendisliğini büyük bir vukuf ehliyetle idare etmekte iken, bir mali kriz sonunda vefat etmiştir. Merhumun; Hamsi balıklarını kara turpla semirtmek adlı tıbbi bir eseri, Türkçenin aslı İngilizce, İngilizcenin aslı güneşçe, güneşçenin aslı faslı yoktur adlı beynelminel bir tezi, Mübaşirlerin kısa pantolon giymeleri adli esastır isimli muazzam bir şaheseri ve bine yakın telifatı mevcuttur. Bundan başka yabancı dillerden eski Türkçe ye çevrilmiş eserlerden yeni Türkçe ye yüzlerce tercümesi vardır. Bütün ilim adamlarımıza taziyelerimizi sunarız. (Markopaşa, 21. 04. 1947, Sayı: 18; anan: ODTÜ Halkbilimi Dergisi, 2005/1, Sayı: 19) Sabahattin Ali, yaratıcı düşünce Aziz Nesin e ait olmakla birlikte Makro Paşa ya dört elle sarılmış, uzun yıllar bir gülmece dergisi aracılığıyla halk kültürünün üstyapıda verdiği kavganın yürütücüsü olmuştur. Sabahattin Ali, hem kendi yaşadığı çağ, hemen kendinden sonraki Türk edebiyatı için çok önemli çığır açıcı bir ad olarak hep anılacaktır. S. Ali Yapıtlarının İlk Yayınlanış Tarihleri: Şiir: Dağlar ve Rüzgâr (1934-Yeni eklerle 1943) 25