T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜZİK ANABİLİM DALI ŞAN BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ GIACOMO PUCCİNİ NİN IL TABARRO OPERASI DANIŞMAN Doç. Dr. Nalân YİĞİT HAZIRLAYAN Habibe FİDAN KONYA 2011
i
ii
iii ÖNSÖZ Bu çalışmam süresince bana engin deneyim ve bilgileriyle ışık tutarak beni yönlendiren, yol gösteren, yardım ve emeğini esirgemeyen danışmanım Sayın Doç. Nalân Yiğit e, bilgi ve tecrübelerinden faydalandığım Yrd. Doç. Dr. Seyit Yöre ye sonsuz minnet ve teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. Tezin hazırlanma aşamasında manevi desteğini hiçbir zaman eksik etmeyen anneme teşekkürlerimi sunmak isterim. Habibe FİDAN Konya 2011
Öğrencinin iv T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Adı Soyadı Ana Bilim/Bilim Dalı Danışmanı Tezin Adı Habibe FİDAN Müzik/Şan Doç. Dr. Nalân YİĞİT Numarası: 084251021002 Giacomo Puccini nin Il Tabarro Operası ÖZET Giacomo Puccini nin Il Tabarro operasının incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada literatür taranarak kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Nitel araştırma metodolojisinde doküman analizi ile yapılan çalışmada; operanın DVD ve partisyonu üzerinde müzikal yapısı incelenmiş, libretto ya göre de dramaturjik çözümlemesi yapılmıştır. 19. ve 20. yüzyıl arasında İtalyan operasının en önemli bestecilerinden biri olan Pucccini nin tek gerçekçi operası Il Tabarro nun partisyonu ve librettosuna göre yapılan çözümlemelerde müzik açısından incelendiğinde; Michele, ilk tam gelişmiş, olgun, erkek ana karakter olarak ortaya çıkmaktadır. Eserin, dramaturjik yönden çözümlenmesinde; zıt karakterlerin müzikli dramatizasyonla yorumuna olanak sağlayacak önemli tipler ve grupların yer aldığı görülmüştür.
Student s v T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Name Surname Habibe FİDAN Department/Field Music/Şan Advisor Research Title Doç. Dr. Nalan YİĞİT Giacomo Puccini s Il Tabarro Opera ID: 084251021002 ABSTRACT İn this work for the purpose of Giacomo Puccini s Il Tabarro Opera research, the literature is scanned and it s conceptual framework has been made. In the present study conducted according to document analysis in line with the qualitative research methodology; Puccini has been determined as one of the most important composer in the Italian opera between 19. And 20. Century and Il Tabarro is his the only opera written in line with realism.. Opera s musical construction has been analysed on DVD and it s partition and it s dramaturgical analyses has been made according to libretto. According to Il Tabarro s partition and libretto analyses out of a musical aspect reveals that Michele is the first mature and well developed male main character. The libretto analysis of this musical masterpiece reveals that there are important groups and figures with contradictory characters enabling the musical dramatization of the work.
vi İÇİNDEKİLER Hata! Yer işareti tanımlanmamış. ÖNSÖZ...iii ÖZET... iv ABSTRACT... v İÇİNDEKİLER... vi 1. GİRİŞ... 1 1.1. Amaç... 2 1.2. Önem... 2 1.3. Sınırlılıklar... 2 2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE, İLGİLİ YAYIN VE ARAŞTIRMALAR... 3 2.1. Puccini nin İtalyan Operasındaki Yeri... 3 2.1.1. Giacomo Puccini ve Operaları... 4 2.2. Verismo... 16 2.3. Dramaturji... 21 2.4. İlgili yayın ve araştırmalar... 22 3. YÖNTEM... 24 4. BULGULAR VE YORUMLAR... 25 4.1. Il Tabarro Operası... 25 4.1.2. Il tabarro operası nın müziğine ait bulgular ve yorumlar... 30 4.2. Il Tabarro Operası nın Dramaturjik Çözümlemesi İle İlgili Bulgular ve Yorumlar... 33
vii 4.2.1 Eserin kimlik çözümlemesi... 33 4.2.2. Eserin Ortam Çözümlemesi... 45 4.2.3. Eserin Dramaturjik İncelemesi... 45 5. SONUÇ... 58 KAYNAKÇA... 59
1 1. GİRİŞ 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başındaki kısa dönemde, dünyada çok büyük değişimler yaşandı. Sanayi devrimi, imparatorlukların çöküşü, bilim ve teknolojideki ilerlemeyle ortaya çıkan yeni icatlar, bu icatların ticarete ve sanayiye aktarımıyla değişen yaşam biçimleri, geçim sıkıntısı, hayatın zorluğunun mutlak gerçekliğiyle yüzleşme zorunluluğu ortaya çıktı. Opera da toplumsal hayattaki bu değişimlerden nasibini aldı. Eskiden efsane ve masalları, romantik mitleri, soyluların ve kralların yaşam öykülerini konu alarak ayakta duran bu sanat dalının artık böyle bir lüksü kalmamıştı. Opera 19. yüzyılın sonunda nihayet hayatın gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda kaldı (Altar, 2001). Altar a (2001: 5) göre; Orta avrupa da özellikle Avusturya ve Alman opera sanatı, yakın geçmişe kadar sürüp gelen romantik duyuş ve anlayışın etkisi altında destan ve masal türüne bağlanmış, bu kadar ağır bir yükü taşıma zahmetinden öteden beri uzak kalan İtalyan operası ise, romantik espriden zamanla daha da uzaklaşıp Natüralizmi benimsemiştir. Bu durum, İtalyan opera sanatında gerçekçi bir yönde gelişen Verismo (gerçekçilik) türünün doğmasını gerektirmiştir. Öte yandan İtalyan Verismo türünü, yalnızca Wagner etkisine karşıt bir akım olarak değil, aynı zamanda o tarihlerde Orta Avrupa sanatında oluşup gelişen müzikte senfonizma ya (symphonismus) karşıt bir eylem olarak nitelemek de mümkündür. 19. yy İtalyan operası, bu süre içinde İtalya dan çıkan bestecilerin birbirini izleyen önemli yenilikler sonucunda opera tarihinde çok özel bir yer tutmuştur. Rossini nin ilk operasından, Puccini nin son operası Turandot a kadar İtalya önemli politik değişimler yaşamıştır. Bu değişimler, önceleri işgal altında olan, daha sonra özgürlüğü, ardından da birleşmeyi yaşayan bir ülkenin sanat hayatına da yansımıştır. Puccini, opera sanatının tarihsel gelişim sürecinde gerek bestelediği eserlerinde ortaya koyduğu stil ve sanat akımları gerekse eserlerinin tiyatral yönünü libretto oluşturmaktaki titizliği ile güçlendirip müzikle en az aynı seviyeye taşıması yönünden 19. yüzyıl opera sanatı ile 20. yüzyıl opera sanatı arasında köprü olma özelliğini taşımaktadır. 19. ve 20. Yüzyıllarda operanın gelişimi ve Puccini nin bu gelişimde aldığı rol çok önemlidir. Bu anlamda Puccini eserlerindeki yaratıcılığı ve Verismo akımının 1
2 öncülerinden biri olması bakımından opera sanatında yeri kolay doldurulamayacak bir besteci olmuştur. İtalyan gerçekçiliğinin en büyük yaratıcısı olarak gösterilmiştir. Puccini nin Verismo akımının ışığında yapmış olduğu Il Tabarro operası, hazırlanan bu çalışmada tüm yönleriyle ele alınarak incelenmiştir. 1.1. Amaç Güzel sanatların her dalının birleşmesiyle ortaya çıkmış olan opera sanatı ülkemizde Cumhuriyetin ilanından sonra eğitim kurularında daha bilinçli bir çalışma sürecine girmiştir ama ne yazık ki ülkemizde yeterli opera kurumlarının olmaması ve çoğu halkın opera sanatını ve eserlerini tam anlamıyla tanıyamamış olması yönündeki sıkıntılar hala devam etmektedir. Bu doğrultuda, hazırlanan çalışmada Giacomo Puccini nin salt gerçekçi akımı yansıtan Il Tabarro Operası nın incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Il Tabarro Operası nın librettosu ve müzikal yapısı incelenerek, dramaturjik çözümlemesi yapılacaktır. 1.2. Önem Puccini nin Verismo akımının öncülerinden birisi olması ve Il Tabarro operasının konusuyla karakterleriyle ve ayrıntılarıyla diğer operalarından ayrılan salt gerçekçi tek operası olması bu konuyu araştırma açısından önem teşkil etmektedir. Çalışmanın bu alanda yapılacak araştırmalara, opera sanatına katkı sağlayacağı düşüncesiyle konu olarak seçilmiştir. Ayrıca konservatuar ve müzik eğitimi veren kurumlarda okuyan ve hizmet veren kişiler için bir kaynak olması bakımından da önem taşımaktadır. 1.3. Sınırlılıklar Araştırma; 1. İtalyan opera bestecilerinden G. Puccini ile, 2. Puccini nin Il Tabarro operası ve bu operanın genel müzikal yapısının incelenmesi ile sınırlıdır. 2
3 2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE, İLGİLİ YAYIN VE ARAŞTIRMALAR 2.1. Puccini nin İtalyan Operasındaki Yeri İtalyan operası, 19. yüzyılda, Rossini, Donizetti, Bellini ve Verdi ile doruğa ulaşmıştır. Rossini geleneksel kalıplara, klasik operaya bağlı kalsa da, onu izleyen Donizetti ve Bellini, romantik öğeleri ve duyarlılığı zorlayarak romantik operayı taçlandırmıştır. Verdi ise dramı ve melodiyi yücelterek kendinden sonrakilere ışık tutmuştur. 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçişi sağlayan, bu iki yüzyıl arasındaki opera köprüsünü kuran Giacomo Puccini oldu. Puccini, Verdi sonrası İtalyan operasının en büyüğü ve de son büyüğü kabul edilmiştir (Kaygısız, 1999: 124) Giacomo Puccini yaşadığı dönemin müzikte yenilik isteğine ayak uydurarak, besteleme tekniğini yenileme çabasına önem vermiş, çağdaşları olan modern Fransız, Rus ve Avusturya bestecilerinin ( Debusy, Strawinsky, Schönberg) teknik ve estetik özelliklerini yakından izlemiş fakat yine de kendi eserlerine, genç-romantizme dayalı tipik bir anlatım gücü sağlamaktan geri kalmamıştır. Çağın opera sanatıyla ilgili uzmanların Giocomo Puccini üzerindeki görüşleri, sanatçının Verismo türü ile, geleneksel-opera karşısındaki tutumu kendisinin Verismocular arasında yer almasını sağlamıştır. İtalyan verismo türünün bir bestecisi olduğu kadar, verismo dışında da verimli olan Giacomo Puccini nin yaratıda olgunlaştığı dönemde yazdığı dört operayla, dünya çapında üne ulaştığı, hemen herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu dört eser, kronolojik sıraya göre şöyledir; La Boheme, Tosca, Madame Butterfly, La Fanciulla del West. Ama bu dört eser arasında sadece La Boheme operasının, bestecinin en üstün eseri, hatta yaratıcılığının zirvesi olduğunda tüm eleştirmenler birleşmişlerdir (Güngör, 2005: 35). Libretto seçmede büyük bir özen gösteren, ancak hiçbir zaman edebiyat değeri olan librettolar üzerinde çalışma mutluluğuna erişemeyen Puccini, İtalyan gerçekçiliğinin en büyük yaratıcısı olarak gösterilmiştir. Opera sanatını halkın en alt 3
4 tabakalarına indirme uğruna bayağılıkların her türlüsüne başvurabilen Leoncavallo nun ya da Mascagni nin karşısında Puccini, her ne kadar halkın hoşuna gitme amacını gözetmişse de bu yolda sanatının daha soylu değerlerine saygı göstermesini bilen bir sanatçı olmuştur. Bir yandan da geleneğe başvurup şarkılarının orkestraya üstünlüğünü gözeten ve insan sesi için yazısında, kendine asıl ününü sağlayan melodi zenginliğine ve etkileyiciliğine önem veren Puccini, öte yandan da eşlik orkestrasını, saydam bir çalgılamayla türlü tını birleşimleriyle beslemiştir (Güngör, 2005: 41). La Bohéme, Tosca, Madame Butterfly ve La Fanciulla del West te realizmi romantizm ile kaynaştıran Puccini, sadece tek perdelik bir opera olan Il Tabarro da romantizmden uzaklaşarak, Cavalleria ve Pagliacci deki haşin gerçekçiliği elde etmiştir. 2.1.1. Giacomo Puccini ve Operaları Giacomo Puccini 22 Aralık 1858 günü İtalya nın Tuscano bölgesindeki Lucca kentinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Antonio Domenico Michele Secondo Maria Giacomo Puccini dir. Müzikçi bir aileden gelen Giacomo Puccini nin, sanatındaki üstün yeteneği, ilk olarak C. Angeloni tarafından keşfedilmiş ve İtalyan Kraliçesi Margerita nın yardımıyla genç sanatçı, Milano Konservatuvarına girerek, Bazzini ve Ponchieli gibi hocalarla çalışma imkânı elde etmiştir. Bir sanat kenti olan Milano ya, İtalya nın her yöresinden yetenekli gençler geliyordu. Milano güzel sanatların toplandığı bir merkez durumundaydı ( Saydam, 1997: 131). Giacomo, müzik eğitimi sayesinde önce kilisede org çalmaya başlar. Aynı yıl komşu kentlerden Pisa da izlediği Verdi nin Aida operası ile İtalyan drama geleneğine ilgi duymaya başlamış ve böylece opera bestecisi olmaya karar vermiştir. Puccini, Milano Konservatuvarı nı kazandığı ilk yıl, bir eser bestelemiş ve adını da Messa koymuştur. Eser daha çok Messa di Gloria olarak bilinmektedir. Adını eserdeki duacılardan biri olan Gloria dan almıştır. Bu eser, Puccini nin bir opera bestecisi olarak kariyerini hazırlar. Çünkü bir katolik ayini olan Messa di Gloria da kısa bir süre sonra bestecinin operalarıyla sahneye taşıyacağı dramatik güç sezinlenmektedir (Ayazlar, 2007: 28). 4
5 1883 yılında Milano Konservatuvarı nı bitiren G. Puccini, diploma töreni için istenen eseri, orkestral bir parça olarak bestelemiştir. Sanatçı, Capriccio Sinfonico adını taşıyan bu eserden alınmış temaları, 1896 yılında bestelediği La Boheme operasında da kullanmıştır (Altar, 2001: 32). Saydam a (1997: 132) göre; Puccini, 1883 yılında Ponchielli sayesinde ilk libretisti olan Ferdinando Fontana ile tanışmıştır. İlk iş birliktelikleri Le Villi oldu. Milano daki müzik basımevi Sonzogno tarafından düzenlenen tek perdelik opera yarışmasına, ilk olarak yazdığı Le Villi adlı operasıyla katılmıştır. Eser her ne kadar bir derece alamadıysa da Giulio Ricordi nin dikkatini çekmiştir. Ancak Puccini, piyano doğaçlamaları yaptığı bir toplulukta, içlerinde Arrigo Boito nun da bulunduğu dostlarının desteğiyle 31 Mayıs 1884 de Dal Verme Tiyatrosu nda Le Villi operasını sahneleme fırsatı bulmuştur. Prömiyer öylesine başarılı olmuştur ki Teatro della Scala bir sonraki sezon için eseri sahneleme kararı almıştır ve gördüğü ilgi üzerine Teatro della Scala için genişletilmiştir. Puccini nin bu operası olgun yapıtlarından olmadığı halde, melodik buluş ve güçlü hayalci duyguları içermiştir (Güngör, 2005: 15). Eser, İtalyan bestecilerinin yapıtlarını yayımlamakla tanınan Ricordi Yayınevi tarafından basılmıştır. Ricordi yayınevi yeni eserler bestelemesi için Puccini ile sözleşme imzalamıştır ve ayda 200 liret ödeyecektir. Puccini 200 liret aylıkla, o tarihten itibaren kendini tamamen opera besteciliğine vermiştir (Altar, 2001: 32). Bu prodüksiyondan sonra Ricordi, Puccini ile uzun süreli iş birlikteliğini başlatmış ve ikinci bir opera siparişi vermiştir. 1889 da bir savaş süvarileri dramından ilham alarak, gösterişli, tantanalı, 3 perdelik Edgar adındaki ikinci operasını bestelemiştir (Saydam, 1997:132). Neredeyse dört yıllık bir çalışma sonucu Puccini nin ikinci operası Edgar 1889 yılında prömiyerini yapmıştır. Eser, librettonun zayıflığından dolayı büyük bir başarı elde edememiştir. Bu başarısızlık Puccini ye çok ağır gelmiştir. Otuz bir yaşında olması ve başka bir başarısızlık demek onun kariyerinin sonu demekti. Basımcısı Giulio Ricordi ona şöyle dedi: Unutma Puccini, artistik hayatının en zor anındasın senin 5
6 durgun olmana izin veremem Kendimize işkence etmeye son vermeliyiz, çalışmaya başla ve kendine iyi bir konu ve iyi bir libretist bul. (http://www.operaturkiye.com/wp1/index.php/yazarlar/yigit-gunsoy/giacomopuccini.html/?wscr=1366x768). Puccini, Ricordi nin bu sözlerinden sonra daha da çok çalışarak başarılı işlere imzasını atmıştır. Edgar ın konusu, Alfred de Musset nin La coupe et Les lévres adlı oyunundan alınmıştır (4 perde). Librettoyu yine Ferdinando Fontana yazmıştır. Eser melodik, etkileyici ve canlı olmuştur. Ancak libretto oldukça ağırdır ve opera bu yüzden başarısızlığa uğramıştır (Güngör, 2005: 15). Puccini, Edgar operasının ardından Manon Lescaut Operasıyla kendisini ispatlamaya başlamıştır. Hayatının sonuna kadar genellikle aşk müziği besteleyen Gicomo Puccini, ün yolunda ilk adımını 1893 te 4 perdelik Manon Lescaut operası ile atmıştır. Puccini nin bu operası, ondan önce yazılan ve başarılı olmayan Le Villi (1884) ve Edgar (1889) gibi realist akıma kapılmamış, romantik türden bir eserdir. Şunu belirtmek gerekir ki Puccini romantik yönünü ilerde, realizme yöneldikten sonra da terk etmeyecek, realizm onda romantizmle bir arada, birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayacaktır (Mimaroğlu, 1999: 98). Abbé Prévost nun ölümsüz romanı Manon Lescaut yu 1889 yılında okumuş, eserin zarif kahramanına hayran olmuştur. Müzik tarihinde metni bu kadar çok yazar tarafından kaleme alınmış tek operadır. Eser beklenmeyen bir başarı elde etmiştir. Şövalye des Grieux ün birinci perdesindeki aryasından ( Tra, voi belle ) itibaren hemen her parça alkışlarla karşılanmıştır. Puccini o tarihten sonra Avrupa ya yayılmaya başlamış, o çağlarda World dergisinde müzik eleştirileri yazan George Bernard Shaw bile onu takdir ve heyecanla karşılamıştır. Yapıtın Covent Garden da sahnelenmesinden sonra, yazar George Bernard Shaw Hissediyorum ki, bir başkası değil, Puccini Verdi nin devamı olacak (Nice, 1994: 73) yorumunu yapmıştır. 6
7 Manon onun ilerideki operalarında hep birbirine benzeyen kadın karakterlerinin ilkidir. Puccini bestelediği Manon Lescaut'un bazı unsurlarını daha önce bestelediği eserlerden almıştır. Örneğin, 2. Perde'deki madrigal tipi şarkı Sulla vetta tu del monte kendinin 1800 de yazdığı Agnus Dei ayini parçasından alınmıştır (http://tr.wikipedia.org/wiki/manon_lescaut_(puccini). Puccini romanın konusunu daha önce bir çok bestecinin işlediğini bilmektedir. D. F. Auber, Manon Lescaut adıyla bir opera, Halevy bir bale, Massenet ise kısa bir süre önce yine Manon adlı bir opera bestelemiştir. Aynı konuyu bir de kendisi işleyecekti. Ricordi ona metin yazarı olarak o zamanlar tanınmış bir besteci ve şair olan Leoncavallo yu tanıtmıştı. Ancak Puccini ve Leoncavallo nun görüşmeleri olumlu sonuç vermemiş, ortaya çıkan metinden ikisi de memnun kalmamıştır. 1890 yılı baharında Puccini, çağının tanınmış komedi yazarı ve dostu Marco Praga ya rastlamış, derdini ona anlatmış, fakat Praga o zamana kadar hiç opera metni yazmadığı için kendisine yardımcı olarak şair Domenico Oliva yı seçmiştir. Puccini bu defa sonucu beğenmiştir. Karısı ve iki çocuğunu alarak çalışmak üzere Chiasso ya gitmiş, fakat piyanosunun başına oturduğu zaman romanın önemli bazı bölümlerinin çıkarıldığını görmüştür. Yine Ricordi ye başvurmuş, Ricordi son çare olarak onu Giusseppe Giacosa adlı şairle tanıştırmıştır. Giacosa işi tek başına yapamayacağını, Luigi Illica adlı bir dostunun da yardım etmesi gerektiğini söylemiştir. İki dostun yaptığı düzeltmeler, kattıkları yeni bir perde ve güzel mısralarla Manon Lescaut nun metni ortaya çıkabilmiştir. Eser ilk kez 1 Şubat 1893 te Torino nun Teatro Regio sunda sahnelenmiş, beklenmeyen bir başarı elde etmiştir. Başrollerde Cesira Fernani ve Cremonini oynamıştır (Güngör, 2005: 54). Puccini nin Manon Lescaut operasıyla sağladığı başarı, maddi durumunun düzelmesine olanak sağlamıştır. Çünkü eserleri dünyanın her yerinde büyük bir ilgiyle repertuarlara alınmış, sezon programlarında da yer almıştır. Böylelikle Puccini yi çok geniş seyirci kitlesi alkışlamış, özellikle Amerika ve Almanya turneleri olağanüstü başarılarla sonuçlanmıştır. 7
8 Manon Lescaut nun başarısı üzerine Puccini eserini yönetmek üzere Manon un ülkesi Fransa ya çağırılmış, şehrin güzelliklerine hayran kalmıştır. Onu en çok çeken yerlerden biri de Monmartre semti olmuştur. Besteci yine bu sıralarda Henri Murger in Scénes de le vie de Bohéme (Bohem hayatından sahneler) adlı romanını okumuş, bestelemeye karar vermiştir. Böylece 4 perdelik La Bohéme operası ortaya çıkmıştır. Eser İtalyan librettistleri Giuseppe Giacosa ve Luigi Illica tarafından yazılmıştır. Aynı zamanda Puccini nin bu operaya aktardığı kendi yaşamıyla ilgili anıları ile, Verismo akımına ayak uyduran bir operadır. Fakat La Boheme deki realizm, Cavalleria Rusticana ile Pagliacci dekinden değişiktir. Cavalleria Rusticana daki ve Pagliacci deki realizm, temsil ettikleri akımın romantizme karşı girişilen bir tepki olduğunu ispatlamaya çalışırcasına karşıt uygulamalarla oluşturulmuştur (Sadie, 1996: 35). Puccini nin La Boheme deki ve onu izleyen operalarındaki realizmi öteki İtalyan Veristlerden farklıdır. Puccini karakterlerini burjuvaziden, orta sınıftan seçmiştir. Ondaki realizmde romantizme karşı bir tepki yoktur; onunki ılımlı, romantizme karşı sırtını çevirmeyen, onunla karışmış bir realizm olmuştur. Puccini nin La Boheme de ve öteki operalarında başarılı olduğu yön, günlük yaşamda her gün gördüğümüz insanların duygularını ifade etmek olmuştur. La Boheme de halkın yakını olan dünyada görülen, izleyicinin kendisinin bile başından geçebilecek bir aşk canlandırılıyordu. Konu içerisinde neşe, keder, umut, mutsuzluk hep normal insanların kendi yaşamlarında hissedebilecekleri duygulardır. Operanın prömiyeri 1 Şubat 1896 tarihinde İtalya'nın Turin kentinde yapıldı. Gösterimde orkestra şefliğini Arturo Toscanini yapmıştır. La Bohème 50 yıl sonra Toscanini tarafından tekrar yönetildi ve kayda alındı; ilk şefinin yorumuyla kaydedilebilmiş olan La Bohème, diğer Puccini operaları arasında bu nedenle önemli bir yere sahiptir. Türkiye'de Devlet Operasında ilk temsili Ankara'da 1948 yılındadır (http://tr.wikipedia.org/wiki/la_boheme). Eserin konusu bir dikişçi kadın olan Mimi ile şair Rodolfo arasında olan aşk üzerine odaklanmıştır. Birbirlerini ilk görüşte sevmişlerdir ve hala da birbirlerine sevgileri büyüktür. Rodolfo onu bırakır; nedeni güya Mimi'nin diğer erkeklerle flört 8
9 etmesini kıskanmasıdır. Ama Mimi çok ağır verem hastasıdır ve ölümü yakındır. Rodolfo birlikte yaşarken fakirane yaşam şartlarının Mimi'nin sağlığını daha da kötüleştirdiğini bilerek vicdan azabı çekmektedir ve Mimi'ye daha iyi şartlarla bakacak birini bulmayı sağlamak için, gösterdiği kıskançlık yapmacıktır. Sonunda Mimi ölmeden önce kısa bir müddet için tekrar bir araya gelirler (http://tr.wikipedia.org/wiki/la_boheme). Tosca, Giacomo Puccini tarafından bestelenmiş üç perdelik bir operadır. Opera'nın liberetosu Luigi Illica ve Giuseppe Giacosa tarafından hazırlanmış ve Victorien Sardou'nun "La Tosca" oyunundan uyarlanmıştır. Operanın prömiyeri 4 Ocak 1900 de Roma'da Teatro Costanzi'de yapılmıştır. Tosca Puccini nin natüralizm e ilk adımıdır ( Altar, 2001: 45). Tosca opera sanatında en önemli bir dramatik trajedi eseri olarak yer almış ve dünya opera evleri repertuarlarında bir standart olarak yerini tutmuştur. Tosca operası, Türkiye'ye opera kültürünün gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1935/1936 ders yılında Ankara'da Musiki Muallim Mektebi bünyesinde bir konservatuar kurulmuş ve Türkiye'ye gelmiş olan Alman Karl Ebert idaresi altında, sonradan Ankara Devlet Konservatuarı opera stüdyosu olarak anılan kurumda, bir grup opera sanatı öğrencisi yetiştirilmeye başlanmıştır. Bu kurumun ikinci defa olarak Türkçe libretto çevirisi kullanarak ve kurumun öğrencilerinin rol aldığı opera eseri Mayıs 1941 de Ankara'da sahnelenen Tosca'nın II. Perdesi olmuştur (http://tr.wikipedia.org/wiki/tosca). İçinde değişik tiplerin yer aldığı Tosca Puccini ye çeşitli karakterlerin ifadelendirilmesi bakımından fırsat ve imkân sağlamıştır. Eserin aslında tanınmış bir piyes oluşu tiyatro ve opera arasındaki dramatik farkları seyircinin yadırgamasına imkân bırakmadan halletmek gibi bir sorumluluğu besteciye yüklüyordu. Tosca nın bugün opera sahnelerinin en sevilen repertuarı arasında yer alması bestecinin bu güç işin altından başarıyla kalktığını gösterir. Tosca, dünyayı bir dönem etkisine alan, adeta acı veren kaba naturalist akımının ve geçici bir süre için Sardou gibi ikinci sınıf metin yazarlarının yıldızının parladığı 9
10 zamana örnek bir eserdir. Opera baştan beri kaba, vahşi ve zalim olarak adlandırılmıştır. Ayrıca Sardou nun oyununda var olan gösterişli teatrallik, müzikle daha da yoğun bir şekilde ortaya konmuştur. Fakat eser daha derinden incelenirse aslında Puccini nin müziğinin librettonun en kötü yönlerini minimuma indirdiği görünür. Melodi akışı güçlü ve ateşlidir, karakterlerde psikolojik bir güç vardır (http://www.operaturkiye.com/wp1/index.php/yazarlar/yigit-gunsoy/giacomopuccini.html/?wscr=1366x768). Tosca nın bu başarısından sonra 1904 yılında aldatılmış bir Japon kızının dramı olan Madame Butterfly bestelenmiştir. Madame Butterfly Giacomo Puccini'nin üç perdelik operasıdır. İlk olarak 1904'te sahneye çıkmış, Puccini'nin en önemli operalarından biri olarak opera tarihinde yerini almıştır. Gösterinin ilk sahneleniş tarihi 17 Şubat 1904'tür. Orkestra şefi Cleofonte Campanini idi. Madam Butterfly (Cio-Cio-San) kendisini kocasına adamaya hazır, genç bir geyşadır. Hikâyenin başında 15 yaşında olan Butterfly, Japonya'ya gelen Amerikan subayı Pinkerton ile evlenir ve bununla da kalmayıp dinini değiştirir. Dinini değiştirmesi ile bunu kendi kültürlerine bir hakaret olarak gören Butterfly'ın ailesi onu reddeder. Butterfly'ın artık Pinkerton ve sadık yardımcısı Suzuki'den başka kimsesi kalmamıştır. Pinkerton evliliklerinden bir süre sonra evi terk eder. Bu arada hamile olan Butterfly, senelerce sabırla Pinkerton'u bekler. Bu sırada Pinkerton Amerika'da evlenmiştir. Butterfly'ın yanında üç yaşına gelen oğlunu almak için Japonya'ya gelir. Pinkerton'un kendisine ihanet ettiğini gören Butterfly ise ailesinden kalma hançer ile intihar eder (http://tr.wikipedia.org/wiki/madam_butterfly). Puccini'nin Uzakdoğu ezgileri ile süslediği bu opera sahnelendiğinden bu yana çok beğenilmiş. Kuzey Amerika'da en çok sahnelenen yirmi opera arasına girmiştir. Un bel dì vedremo ve daha birkaç aryası ile büyük beğeni toplayıp akıllara kazınmıştır. Madame Butterfly operası Türkiye ye opera kültürünün girip gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1935-36 ders yılında Ankara da Musiki Muallim Mektebi bünyesinde 10
11 kurulan konsevatuvarda Madame Butterfly 1941 yılında sadece II. Perdesiyle temsil edilmiş 1942 yılında ise bütünüyle sergilenmiştir (Tanrıkulu, 1993: 25). Madama Butterfly, Asya ve diğer egzotik sanatlarının Avrupa yı etkilediği günlerde bestelenmiştir. Bu dönem, ressamların Gaugin ı izlediği, müzisyenlerin Cava gonglu orkestraları dinlediği bir dönemdir. Puccini, Belasco nun oyununu görür görmez diğer egzotiklerin grubuna katılmış ve tıpkı Mimi ye aşık olduğu gibi eserin genç kadın kahramanına aşık olmuştur. Puccini bu eseri için birkaç Japon melodisi kullanmış fakat bu melodileri kullanırken asla kendi özünü unutmamıştır (http://www.operaturkiye.com/wp1/index.php/yazarlar/yigit-gunsoy/giacomopuccini.html/?wscr=1366x768). Birçokları Butterfly ı sıradan bir göz yaşartıcı eser olarak değerlendirebilir. Haklılık payları vardır; fakat bu gözyaşları sıcak ve içtendir. Puccini bütün bir eser boyunca nazik ve hassas durumları büyük bir ustalıkla inanılmaz kontrollü bir orkestra kullanarak ele almıştır. Puccini, Madame Butterfly ın ardından Amerikalı sahne yazarı David Belasco nun The Girl of The Golden West (Altın Batının Kızı) adlı eserinden esinlenerek La fanciulla del West i bestelemiştir. Puccini, New York a ilk gelişi olan 1906 yılında Belasco Tiyatrosu nda izlediği Altın Batının Kızı adlı tiyatro eserinin etkisi altında kalarak, bu operayı bestelemeye karar vermiştir. Belasco nun bu dramı, İtalyan libretisleri Carlo Zangarini ve Guelfo Civinini tarafından Batı Kızı başlığıyla İtalyanca ya çevrilerek libretto metnine dönüştürülmüştür. 3 perdelik bir eserdir. Eserin prömiyeri 10 Aralık 1910'da ABD'nin New York şehrindeki Metropolitan Opera evinde verilmiştir (Saydam, 1996:136). Başrollerde soprano Destinn, tenor Enrico Caruso ve Amatin oynamıştır. Prömiyer çok başarılı olmuş fakat opera Avrupa da aynı başarıya ulaşamamıştır. Bunun nedeni Amerika da geçen hikâyenin İtalyan metin yazarlarının ruhuna pek hitap etmemesidir. California da ilkel bir atmosferde altın arayıcıları arasında geçen bir olay, İtalyan operasındaki Santimantalizmle (aşırı duygusalcılık) pek bağdaşmamış, eserin başkahramanı Minnie nin karakteri müzik yönünden pek iyi çizilememiş, belirtilememiştir. Minnie, Puccini nin diğer saf, temiz kadın tiplerine benzememektedir. 11
12 Opera severler Manon a, Mimi ye, Butterfly a alışmışlardır. Hâlbuki Minnie öyle değildir. Minnie bar sahibi bir kadındır. Sevgilisi ise bir hayduttur. Puccini, Butterfly da olduğu gibi müziğine mahalli renkler katmıştır. Birinci perdede iki zenci halk melodisi, ikinci perdede bir kızılderili sihirbaz şarkısı kullanmış, haydut Romerrez için bir Güney Amerika dansı ritminden yararlanmıştır. Fakat eserin müzik yönünden önemi şüphesiz orkestra düzenlemesidir. Puccini bu eserde ilk defa değişik bazı renkler denemiş, hafif belirtilerle Empresyonizm e kaçan bir partisyon doğmuştur. Bunun da başlıca sebebini sanatçının o çağlarda Debussy ye olan hayranlığında aramak gerekmektedir. Fransız ustanın Pelléas et Melisande adlı dramına hayran olmuş, ünlü müzik editörü Ricordi ye 1906 yılında yazdığı bir mektupta fikirlerini şöyle belirtmiştir: Opera harikulade armonik kalitelere sahip... Özellikle çok zarif enstrümantal duyuşlara hayran oldum... Bu satırların sahibi aynı şeyi denemeye kalkmış, yer yer başarı sağlamıştır. 1917 de yazdığı üç perdelik Kırlangıç (La Rondine) ise Altın Batının Kızı kadar bile başarılı olamamıştır. Kırlangıç, Viyana lı bir yayımcının Puccini den müzikal bir komedi yazısını istemesi üzerine bestelenmiştir. Willner ve Reichert tarafından librettosu yazılan eser Adami tarafından İtalyanca ya çevrilerek komik operaya adapte edilmiştir. 27 Mart 1917 de Monte Carlo da gördüğü ilgi, diğer kentlerde tekrarlanmamış ve bu opera Puccini repertuvarından silinmiştir (Sadie, 1996). Puccini La Fanciulla del West i bestelerken görülmemiş bir yenilik yapmak hevesine kapılmış, aynı gecede oynanmak üzere birer perdelik üç küçük opera bestelemeyi kararlaştırmıştır. Bu kararı gerçekleştirmek için uzun yıllar beklemesi gerekmiştir. Şair Giuseppe Adami 1913 yılında Fransız yazarı Didier Gold un La Houpelande adlı oyununu almış, opera metni şeklinde düzenleyerek besteciye vermiştir. Puccini Il Tabarro adı verilen bu metni beğenmiş, acele etmeden çalışarak 1916 yılında tamamlamıştır. Bu arada şair Gioachino Forzando da iki metin getirmiştir, Sour Angelica, Gianni Schicchi. Bu üç operaya il trittico (üçlü) adı verilmektedir. Besteci her ikisini de çok sevmiş, hemen çalışmalara koyulmuştur (Şatır, 1998:215). 12
13 Üçlü diziden biri, Verismo akımının tek başına üstün bir örneği sayılabilecek kadar güzel işlenmiş olan Il Tabarro, ikincisi mistik konusuyla birincinin tam karşıtı Sour Angelica, üçüncüsü de gülünçlü opera yönünden gerçek bir değer olarak kabul edilen Gianni Schicchi dir. Birer perdelik bu 3 opera, besteci tarafından üçlü ya da üçlü eser anlamına gelen Trittico terimiyle adlandırılmıştır. Puccini nin, Grek kökenli triptychon sözcüğünden alınmış olarak kullandığı bu terim, batı resim sanatında daha çok dini konuların yan yana yer alan üç ayrı tablo halinde işlenmesiyle elde edilen, üçlü bir bütünü nitelemek için kullanılır ( Altar, 2001; 62). La Fanciulla dan sonra bir duraklama dönemi ve yeni bir yöne doğru yöneliş gelir. Puccini bir üçleme denemiş ve birbirinden tümüyle farklı birer perdelik üç operayı bir gece oluşturması için birleştirmiştir. Il Tabarro, Puccini nin en son realist operasıdır. Klasik Fransız aşk üçgeni sıradan al-ver ilişkisinin oldukça büyük bir varyasyonudur. Puccini ne yazık ki Tosca nın aksine güçlü durumlar için güçlü müzik elde edememiş, zenginleştirememiştir. Neredeyse bir Grand Guignol olan bu operanın temel amacı dramatik karakterlere ifade vermekten çok seyircilerin duygularını coşturmaktır. Suor Angelica da besteci naturalizm den uzaklaşmıştı fakat bu sefer uzaklaşma çok fazla olmuştur. Hiç erkek sesi olmayan bu eserde bize bir rahibenin trajedisi sunulur. Opera adeta rahatsız edecek kadar teatraldir. Kan ve cesaret, gözyaşı ve iç çekişlerle yer değiştirmiştir. La Boheme in içten ve çekici lirizmi yoktur. Birçok sahtelikle dolu olan eser, Puccini nin yeteneğinde ciddi bir sallantı olarak yorumlanır. Üçüncü kısa opera Gianni Schicchi, orijinal bir küçük başyapıttır. Klasik Opera Buffa nın büyük geleneklerini canlandıran, niteliğe, davranışa ve öze şaşırtıcı bir şekilde sadık kalan bir eserdir. Hikaye ölümle ilgilidir fakat onun hızla dönen ve yoğun esprisi, parıldayan virtüözitesi ve teatralliği bu ölümcül hikayeyi inanılmaz bir komediye dönüştürmüştür. Büyük bir yetkinlikle ele alınan orkestra bize pırıl pırıl, canlı ve hiç durmayan ve her an eğlendiren sonsuz bir Scherzo sunar. Il Trittico nun elde ettiği başarı Puccini ye başka bir fikir vermiş, komediyle dramı tek bir eserde birleştirmeyi düşünmüştür. Sonuçta aradığını 18. yy da yaşamış Venedikli yazar Gozzi nin bir oyununda, Turandot ta bulabilmiştir 13
14 Turandot, Giacomo Puccini tarafından bestelenmiş üç perdelik bir operadır. Opera'nın liberetosu Giuseppe Adami ve Renato Simoni tarafından hazırlanmıştır. Puccini bu eserin konusu hakkinda ilk ilhami ilk defa Friedrich Schiller'in "Turandot-Çin Prensesi" adlı eserini okumasından sonra almıştır; fakat operanın esas teması ve konu ayrıntıları 18. yüzyıl Venedikli tiyatro yazarı Carlo Gozzi'nin oyunundan alınmıştır. Puccini, müzkli dram alanında yazdığı eserlerin sonuncusu olan bu opera ile, yaratma hayatında yeni bir zirveye ulaşmış olduğu tüm eleştiricilerce kabul edilmiştir. Turandot kelimesi, İran dilinden alınmış bir kavram olup; Turanlının Kızı anlamına gelmektedir. Doğunun ünlü Binbir Gece Masallarından birinin kahramanı olan prenses Turandot, bir Çin hükümdarının kızıdır. Kendisiyle evlenmek isteyenlere önce bir bilmece sorarmış, sonra da istediği cevabı vermeyeni öldürtürmüş. Böylece birçok gencin ölümüne sebep olan prenses Turandot, günün birinde kendisini istemeyenlerden eş olarak seçebilmiştir (Altar; 2001, 73). Puccini öldüğü zaman Turandot'un bestelenmesi bitmemişti ve Pucinni sonuç için birçok eskiz ve fikirlerini açıklayan notlar bırakmıştı. Bunları elinden geldiği kadar az kullanarak öğrencisi olan orkestra şefi ve besteci Franco Alfano bu operayı bitirmiştir. Turnadot operasının prömiyeri 26 Nisan 1926'da Milano'da Teatro alla Scala'da yapılmıştır. Bunu orkestra şefliğini Arturo Toscanini yapmış ve müzik olarak sadece Puccini'nin besteleyebildiği kadar kısmı çaldırmış, Alfano'nun eklerini çaldırmadan esere son buldurmuştur (Saydam,1997:134). Görülüyor ki; Puccini, sanatında değişik iklimlerde yaşamaktan ve değişik anlatım türlerini değerlendirmekten zevk almıştır ve eserlerin birinden ötekine geçişi kolayca sağlayabilmiş bir yaratıcıdır. Onun içindir ki, Puccini nin eserleri, tüm yaşamını sanat yolculuklarıyla tüketmiş olan bestecinin, Uzakdoğu ile Batı arasındaki gidiş gelişini kolaylıkla sağlayan bir köprünün temeli olma niteliğini taşımaktadırlar. Müzisyen bir aileden gelen Puccini, sanatında farklı ülkeleri gezip, oraların kültürlerini yaşamaktan ve değişik anlatım türlerini değerlendirmekten zevk almış, eserin birinden diğerine geçişi kolayca sağlayabilmiş bir yaratıcıdır. Eserleri Uzakdoğu ile Batı arasındaki köprünün temeli olma niteliğini taşırlar. Puccini nin bestelerindeki 14
15 temaların tekrarından, bunların orkestral yorumlarındaki güce kadar her şey eşsizdir. Armonileri her zaman ilgi çekicidir ve devamlı bir gelişme gösterir. Puccini, Verismo dan çok şey öğrendiği gibi, aynı zamanda da, George Bizet nin dramatik ve klasik anlamdaki kapalı formalarından ve Jules Massenet nin zarif bir duygusallık içinde olan lirizminden de çok şey öğrenmiştir. Besteci aynı zamanda, gelişen müzik sahnesini de oldukça dikkatli incelemiş, bir Empresyonist (İzlenimci) olan Claude Debussy yi (1862-1918) yakından incelemiştir (Beyarslan, 2006: 33). Giuseppe Verdi nin yerini almış olsa da Puccini nin müziği, orkestral stili ve renklerin farklı dramatik anlara göre geçirdiği değişim açısından Richard Wagner in izlerini taşır. Verdi nin operaları gibi Puccini operalarını da bölmek ya da numaralandırmak mümkün olsa da müziğinde genellikle çok güçlü bir devamlılık hissi hakimdir. Bu devamlılık Wagner etkisinden kaynaklanmaktadır. Wagner gibi Puccini de karakterleri ifade etmede belli motifler kullanmıştır. Tosca operasında bu çok belirgindir. Eserin başlangıcındaki üç akor her seferinde Scarpia karakterini haber vermede kullanılmıştır. La Bohème de de pek çok motif Mimi karakterini temsil eder. Yalnız bir motiften daha karmasığına geçen ve karakterle birlikte değişen ve gelişen Wagner leitmotiflerinin aksine Puccini motifleri durağandır. Eser boyunca fazla bir değişime uğramazlar. Puccini nin eserlerindeki bir başka ayırdedici özellik ise sesin diyalog stilinde kullanılış biçimidir. Karakterler sanki birbirleriyle konuşuyormuşçasına birbiri ardına kısa cümleler söylerler. Öte yandan Puccini, melodideki yeteneğiyle ünlüdür ve pek çok melodisi ölümsüz olmuştur. Bu konuda La Bohème operasından Musetta nın valsi Quando men vo, Tosca dan Cavaradossi nin 3. Perde aryası E lucevan le stelle gibi pek çok örnek bulunmaktadır ( Ayazlar, 2007: 32). Görüldüğü gibi, Giacomo Puccini nin Guiseppe Verdi den sonra İtalyan operasında gerçekçilik akımını devam ettiren bir besteci olduğunu ve bunun yanında İtalyan operasındaki özel yerinin ulusalcı ve romantik sonrası çağdaş bir müzik (tını) anlayışını benimsemesi olduğunu görmekteyiz. Puccini'nin ölümüyle, İtalyan operasının altın yüzyılı son bulmuştur. O tarihten günümüze dek birçok İtalyan operası bestelenmeye devam edilse de, ülkenin opera sanatındaki egemenliğini artık devam ettiremediğini söyleyebiliriz. 15
16 Puccini, Geç Romantizm İtalyan bestecisi olarak, gerçekçilik, ulusalcılık ve Çağdaş müzik anlayışlarını, özellikle Tosca operasından itibaren (1900-1924 yılları arasında) bir araya getirmiştir. Bu özellikler, O nun İtalyan operasındaki farklı yerini vurgular ve bu yüzden kimi çalışmalarda ilk Çağdaş müzik bestecileri arasında anılır. Giacomo Puccini, son 20 yılını, daha önce İtalya nın Pisa şehrine yakın kırsal bir yerde ve güzel Massaciuccoli Gölü nün kıyısında yaptırdığı bir villa da geçiriyordu. 1924 yılının ilkbaharında, dinlenmek üzere gittiği Belçika nın başkenti Brüksel de 29.9.1924 günü, 67 yaşındayken ölmüştür. Sanatçının ölümünden sonra bu villa Puccini Müzesi ne dönüştürülmüştür (Saydam, 1997: 134). 2.2. Verismo Gerçekçi akım, 19. yüzyılda başlayan, gerçeği ve doğayı değiştirmeden, olduğu gibi çirkinlikleri, bayağılıklarıyla yansıtmayı amaçlayan sanat ve edebiyat akımıdır. 19. yüzyıl yeni buluşların birbirini izlediği bir dönemdir. Var olan enerjiden yararlanmayı öğrenen insanlar, elde ettikleri bu enerjiyi buldukları yeni makinelerin çalıştırılmasında kullanmaya başladılar. İlk buharlı gemi, ilk tren, ilk telgraf, ilk telefon endüstri devriminin 19. Yüzyıl da yarattığı buluşlar zincirinin teknolojik gelişmelerini yansıtmaktadır. Ayrıca kentleşme, kitle toplumu, emperyalizm, uluslararası rekabet gibi kavramları da beraberinde getirdi. Yeniliğe gidişin temelleri de 18. yüzyılda başlayan hareketlerle atılmıştır. Suçkov (1976: 23), 18. yüzyılın genel durumunu anlatırken şu görüşlere yer verir: 18. yüzyılın kendine bayrak ettiği şey, feodal sistemin ahlaksal ve ekonomik yapısını yıkmak üzere ortaya çıkmış burjuvanın ilerlemesiydi. Çağın başlıca tarihsel görevi toplumun dönüşüme uğratılmasıydı. Sivil özgürlük fikirleri esiyordu ortalıkta ve bunlar insan toplumunun gelişmesinde yeni bir evrenin muştusunu veren büyük fikirlerdi Sanat ve edebiyatta akımların başlayış ve bitişleri kesin çizgilerle birbirinden ayrılmamıştır. Bir akım varlığını sürdürürken onun yanı başında bir başka akım da oluşup gelişmiştir. 16
17 19. yüzyılda Avrupada gerçekçilik akımını ortaya çıkaran gelişmelerle ilgili Şener (1982: 137) şunları söylemiştir. Gerçekçi akım 19. yüzyıl Avrupa sında görülen toplumsal, ekonomik değişmelerden etkilenmiş, bu etkilerle oluşmuş ve eski ortamın ürünü olan romantizme karşı çıkarak kendi kuramının oluşturmuştur. 1830-1870 yıllarında Avrupa da siyasal, dinsel, bilimsel ve sanatsal devrimler birbirine koşut olarak gerçekleşmektedir. Ekonomik yaşamda toplum ilişkilerinde, değer yargılarında, iç ve dış politikada önemli değişiklikler olmaktadır. Bu büyük değişim endüstrileşmenin ve güçlenen kapitalizmin sonucudur. Gerçekçiliğin özü toplum çözümlemesiydi; başka deyişle, toplum içindeki insan yaşamının, birey ile toplum arasındaki ilişkinin ve toplum yapısının incelenmesi, betimlenmesi bu çözümlemenin ilkesiydi. Malzeme seçiminde soyluluk, ahlak, doğruluk, adalet gibi değer yargılarının ötesine geçilmiştir. Tabu sayılan kanunlara el atılmış, ahlakın ve dinin yasakları aşılarak gerçeğin çıplak görüntüsü sergilenmiştir. Gerçekçilik, yaratıcı bir yöntem olarak, insanın zihinsel gelişmesinin belli bir evresinde, insanların doğayı ve toplumsal gelişmenin yönünü anlamaya zorladıklarını duymaya başladıkları bir zamanda, insanların önceden belli belirsiz, sonra daha açık bir biçimde, insan eylemlerinin ve duygularının vahşi tutkulardan ya da tasarlanmış bir tanrıdan gelmediğini, bunların gerçek ya da daha doğrusu, maddi nedenlerle belirlendiğini kavramaya başladıkları zamanda ortaya çıkmış tarihsel bir olgudur. Sanat ve edebiyatta gerçekçi yöntem, toplum üyelerinin, toplumsal ilişkilerin işleyişini belirleyen temelde saklı kalmış güçleri ele alma göreviyle karşı karşıya kaldıkları zaman ortaya çıkmıştır (Suçkov, 1982: 13). Endüstri devriminin başlangıcında işin işçinin ayağına gittiği durum 1820 lere doğru değişmiştir. İşin evlere, işçinin ayağına gittiği ilkel halinden kurtulan endüstri, çalışmaların bir araya getirildiği ve işçilerin fabrikalarda toplandığı modern şeklini almaya başlamıştır. Yaşamdaki değişimlerin giderek artan hızda gerçekleştiği bir çağa, bugünkü hızlı yaşamımızın tohumlarının atıldığı yıllara girilmişti. Realizm in doğuşundaki önemli etkenlerden biri de düşünsel alanda August Comte un pozitivizm (olguculuk) felsefesidir. Comte yazdığı altı ciltlik Corrs de Philosophie adlı eseriyle pozitivizm adı verilen düşünce şeklini ortaya attı, aynı adın 17
18 verildiği felsefe okulunun kurucusu olmuştur. Pozitivizm, neden - sonuç ilişkisine önem veren, doğayı ve insanları bilimin iki temel aracı gözlem ve deneyle açıklamaya çalışan felsefi bir düşünce sistemidir. Realizmin romantizme üstünlüğü, Gustave Flaubert in 1857 de yazdığı Madam Bovary romanı ile gözler önüne serilmiştir. 19. yy sonlarında bir sanat hareketi olarak ortaya çıkan natüralizm ve Giovanni Verga (1840 1922), Luigi Capuana (1839 1915) gibi İtalyan gerçekçi yazarlar verismonun asıl ilham kaynakları olmuşlardır. Verga ve Capuana Fransız natüralistlerinden farklı olarak bilimsel doğa ve sosyal yararlılık gibi temaları reddetmişlerdir. İtalyan gerçekçileri karamsardırlar ve eserleri kişisellikten uzaktır. Yani yazarın, eserini, kişisel duygu ve düşüncelerini ve olaya bakış açısını karıştırmadan yazması gerektiğini savunmuşlardır. Luigi Capuana tarafından yazılan Giacinta (Sümbül) adlı roman verismonun manifestosu olarak kabul edilmiştir. Öte yandan bu akımın başlamasında önemli rol oynamış bir diğer yazar da maden işçilerinin yaşamını anlattığı Germinal (1885) adlı romanıyla Fransız yazar Émil Zola (1840-1902) olmuştur (Suçkov, 1982: 15). Görüldüğü gibi Realizm, düşüncelerin olaylara, olayların da düşüncelere dönüşmesi sürecinin, yeni endüstri çağındaki uygulaması sonucu gelişmiştir. Yeni bir yaşamın, yeni bir sınıfın, yeni kavramların önem kazandığı bir dünyada eskiye - romantizm e karşı girişilen bir reaksiyon- bir tepkidir. Gerçekçilik akımı, müzikte kendini en belirgin olarak opera sanatında göstermiş ve bu hali ile Verismo adını almıştır. (Altar, 2001: 33). Opera sanatında da dönemleri kesin sınırlar içine almak imkânsızdır. Onun içindir ki, Verismo türünün nerede, ne zaman ortaya çıkmış olduğu konusunda en büyük eleştiricilerin bile çelişkiye düştüğü görülmüştür. Ünlü bir müzik tarihçisi, Verismo türüne ilk örnek olarak Verdi nin La Traviata operasını, bir başka yazar, Bizet in Carmen operasını, bir başkası da Massenet in Manon operasını göstermiştir. 19.yüzyılın bazı genç İtalyan bestecileri, yüzyılın sonlarına doğru operalarının konularını, edebiyatın gerçekçi eserlerinden seçmeye başladılar. Bu besteciler Giovane 18
19 Scuola Italiano (Genç İtalyan Okulu) adı altında toplanarak operadaki Verismo akımını başlattılar. Altar a (2001: 43) göre Verismo okulunun ilk eseri olarak Pietro Mascagni nin 1890 yılında yazdığı Cavalleria Rusticana, sonra da bu operanın kardeşi durumuna gelecek olan R. Leoncavallo nun Pagliaaci operası (1892) gösterilir. Bu iki eser, yazarlarının ün yapan tek operaları oldukları halde, Verismo okulunun temsilcileri durumuna yükselmişlerdir. Yukarıda vurgulanan Verismo nun öncüleri ve en önemli temsilcileri olarak gösterilen Cavalleria Rusticana ve I Pagliacci operaları, 1889 yılında İtalyan yayınevi Sonzogno nun açmış olduğu bir opera yarışmasında ün kazanmışlardır. Bu yarışmada bir Sicilya köyünde geçen Pietro Mascagni nin Cavalleria Rusticana sı birinci olmuş, Ruggiero Leoncavallo nun gezici bir sirkin çalışanlarının yaşadıkları olayları konu alan Pagliacci operası ise iki perdeden oluştuğu için yarışmaya katılamamış, fakat konusuyla dikkat çekerek sahnelenmiş ve ün kazanmıştır. Cavalleria Rusticana ve Pagliacci operaları kısa, gerçekçi ve konularının benzerliği nedeniyle kardeş opera olarak kabul edilir ve genellikle birlikte sahnelenir. İtalyan Verismosu nda, Romantizm den uzaklaşarak Realizm i benimseyen operaların bir ya da iki perdelik kısa eserler olması ilginçtir. Şatır a (1998: 37) göre bunun nedenini Paul Henry Lang (1971) şu şekilde açıklar: Gerçek ve dolayısıyla verismo büyük parola olmuştu. İsminden de anlaşıldığı gibi, veristik dramın amacı aynen-yaşam gerçekliği idi ve özellikle müzikal alanda, aksiyon halindeki ham içgüdüleri ve tutkuları, işlemeksizin ve engellemeksizin, süslemeye ve yumuşatmaya tabi tutmadan yansıtmaya çalışıyordu. Taraftarları, insanların semboller, kuklalar ya da azizler haline getirilmelerini çok sıkıcı buluyorlardı, fakat sanatta doğruyu elde etmek için gerçeğe benzerliğin zorunlu olmadığını unutuyorlardı Şiddet ve ani ölüm umut verici konulardır, ama yine de hayal gücünü harekete geçirmek için verismonun cüretli yöntemleriyle ele alınmamalıdırlar; aranan konu olan cinsiyetler arasındaki kanlı çarpışmaları uygun müzikle uzun süre devam 19
20 ettirmek her zaman kolay değildir; bir perdelik operaların nedeni işte budur. Dram yoğunlaştırılır ve ön hazırlıklar yapılmaksızın felakete ulaşılır; bir tek ortam, bir tek ruh hali, bir tek durum ve bir tek perde vardır, izleyicinin içine sokulduğu havadan kurtulmasını sağlayacak ara yoktur. (Pagliacci ismen iki perde olmakla beraber, bunların arasındaki perde Cavalleria daki intermezzodan daha fazla bir şey ifade etmez.) Bu bir perde tahdidi, zira bir perdelik bir opera, büyük dramın bütünlüğünü ender olarak ortaya çıkarabilir; bize sadece yaşamın bir parçasını ya da bir açıdan görülen yaşamı verir. Böyle bir dramdaki erkekler ve kadınlar dışarıdan gelirler ve oyunun içerisine, çatışmaya hazır bir vaziyette girerler, aralarındaki ilişkiler çapraşık değildir. Buna uygun olarak, gerek yapı gerekse diyalog son derece basit bir şekilde düzenlenmiştir. Müfrit verist opera bestecileri ne zaman olgun bir üç perdelik eser yaratmaya kalkıştılarsa başarılı olamadılar, dramatik devamlılığı koruyarak akla uygun bir doruğa erişemediler. Farklı düzeylerde de olsalar Bizet ve Puccini başarılı oldular; çünkü onların müzikal kişiliklerinin sadece bir safhasıydı natüralizm; temelde dramatik lirizme dönüktü her ikisi de ve gerçeklikle romantizmi birleştirebilmişlerdi. Fakat Puccini tam bir verist opera olan Il Tabarro yu yazdığında bu da bir perdelik oldu. Leoncavallo ise buffa nın ölmez ruhuna dönmeyi denediği zaman sadece berbat operalar meydana getirdi Verismo akımının önemli bestecilerinden biri de Giacomo Puccini dir. Eleştirmen Oscar Bie ye göre; Puccini bu okulun başıdır. O Mascagni deki çiğliği, Leoncavallo daki aşırı bayağılığı dengelemiş ve bu sebeple sevilmiştir (Altar, 2001: 35). Puccini, Mascagni ve Leoncavallo daki sert gerçekçiliğe tek perdelik Il Tabarro operasında yer vermiştir. İl Tabarro operası çalışmamızın 4. bölümünde ayrıntılarıyla incelenmiştir. Genç İtalyan Okulu bestecileri arasında ayrı ve sınırlı bir grup olarak yer alan Verismo sanatçılarının en önemlileri olan Pietro Mascagni, Ruiggiero Leoncavallo, Giacomo Puccini den başka öteki İtalyan veristlerde şunlardır: Alfredo Catalani (1854-1893) 20
21 Gellio Benvenuto Coronaro (1863-1916) Niccola Spinelli (1865-1906) Franco Alfano (1876 1954) Riccardo Zandonai (1883 1944) 2.3. Dramaturji Dramaturji: Bir metnin sahnelenmek amacıyla seçilmesinden, metni ve yazarını tanımak için yapılan araştırmalara, yorumlama ve ortak birikime kadar her şeyi, bunlarla birlikte oyunculuk çalışmaları ve provalar, seyirci araştırmaları ve son buluşma, kısacası metinden sahneye kadar geçirilen tüm evrelerdir. Nutku ya (2001;47) göre, Etimolojik kökeni itibarı ile Grekçeye dayanan dramaturgi sözcüğü ilk kez Lessing le gündeme geldiği için Alman tiyatrosuna atfedilir. İngilizcede dramaturgy, Almanca ve Fransızcada dramaturgie olarak adlandırılan bu kavram dilimize uyarlanarak dramaturgi olarak adlandırılmıştır. Gösterim Sanatları Terimleri Sözlüğü nde Özdemir Nutku bu kavramın Türkçe karşılığı olarak oyun sanatbilimi kavramını önerir. Nutku Oyun Sanatbilimi ni, Tiyatro tarihçisi, incelemecisi ve kuramcılarının oyun metni üzerindeki çalışmalarını ve sonra da oyunun sahneye konuluşu açısından sanatsal bilgileri kapsayan uğraş alanı diye tanımlar. Bu tanım bu alanın uğraş alanı olarak sınırlarını belirlerken, Nutku aynı zamanda dramaturginin birbirini tamamlayan iki temel çalışma alanının olduğunu vurgulayarak şöyle der: metin üzerinde yapılan çalışmaların tümüne kuramsal dramaturgi, oyuncular ile sahne üzerinde yapılan çalışmalara da uygulamalı dramaturgi denilir. Bugün başarılı yapımların temelinde bu iki alanın uyumlu birlikteliğini görmekteyiz. Kuramsal dramaturgi, Lessing tarafından ortaya atıldığı biçimde, drama yapıtlarının, oyunların iç yasalarını ana kurallarını, oyun yapısı ve tekniği kuramı olarak ele alınır. Uygulamalı dramaturgi ise, dramaturgun gerçekleştirdiği etkinlik, bir oyunun dramaturg ile yönetmenin işbirliği içinde sahnelenmesi (oyunun seçiminden, yorumlanmasından sahneye getirilmesine kadar), tüm sahneleme süreci yöntemsel çalışması kuramsal sahneleme olarak tanımlanır. 21
22 Eskiden beri dramaturgi için oyun yazarlığı sanatı ve tiyatro eserleri incelemesi yorumu yapılmaktadır. Ancak günümüzde dramaturginin uygulama alanında daha bilinçli bir şekilde görülmesiyle oyun yazarlığı kısmı ayrılmıştır. Çünkü oyun yazarlığı ayrı bir alandır. Dramatik bir metnin teknik, tasarım, içerdiği anlam ve sağlayabileceği sahneleme olanakları, yazıldığı çağ ve geçtiği dönem açısından incelenmesi, çözümlenmesi, araştırılması bugünün dramaturginin çalışma alanının oluşturmaktadır. Metin üzerinde yapılan çalışmaların tümüne kuramsal dramaturgi; oyuncular ile sahne üzerinde yapılan çalışmalara da uygulamalı dramaturgi denir. Tüm tanımlardan sonra dramaturgi, bir metnin sahnelenmek amacıyla seçilmesinden, sahneye aktarımına kadar izlenen, metnin seçilmesi, çözümlenmesi, günün koşullarına ters düşen bölümlerine dikkat çekilerek gerekiyorsa yorum doğrultusunda düzenlenmesi, belirlenen yorumdan sapılan noktalara nesnel biçimde müdahale edilmesini kapsayan bir süreçler bütünüdür. Dramaturgi, sadece metin seçme, inceleme ve çözümleme görevi yüklenmiş bir çalışma alanı olarak değil, bir yorum kaynağı olarak da görülmektedir; yani yorumun oluşturulmasında dramaturgi çalışmaları temel oluşturur. Dramaturgi çalışmalarını asıl amacı, oyunu yazın dilinden sahne diline aktarmak ve bunu denetlemektir (http://tiyatro.cankaya.edu.tr). 2.4. İlgili yayın ve araştırmalar Şatır (1998), Operada Gerçekçilik ve Beş Gerçekçi Opera isimli kitabında operada gerçekçilik, G. Puccini nin Il Tabarro operasının libretto ve yazılış öyküsü hakkında bilgilere yer vermiştir. Güngör (2005), Giacomo Puccini nin Opera Sanatına Yaklaşımı ve Tosca Operası adlı yüksek lisans tezinde Puccini nin hayatı ve opera sanatına yaklaşımı incelenmiş, Tosca operasının hazırlanış dönemi libretto ve müzik açısından ele alınmış ve Tosca operasının dramaturgik incelemesi yapılmıştır. Sonuç olarak Tosca operası incelenirken siyasi olgular, aşk, öldürme, cinayet, intihar, birbirini izleyen olaylar, halktaki çalkantılar, sosyal devinim ve evrimler, zamana bağlı kalınarak işlenmiştir. Her ne kadar eser konusunu, dönemin el üstünde tutulan diğer opera bestecileri Mascagni ve 22
23 Leoncavallo gibi tamamen basit halk tabakasının acı dolu yaşamlarından, ağdalı anlatımlarla yüklenmiş biçimde almamış olsa bile, işlediği aşk siyaset zulüm üçgeninde amaçladığı vuruculuğa rahatlıkla ulaşmış ve bir sanatçının gözünden eleştirel bir yaklaşımın nasıl olması gerektiğine de bir örnek teşkil etmiştir. Bir anlamda da ortaya çıkardığı bu eserle yirminci yüzyıl sanatının diğer dönemlerde olduğu gibi çevre faktörlerine duyarsız kalamayacağının işaretini vermiştir. Bu açıdan bakıldığında Tosca nın taşıdığı pek çok özellik nedeniyle 19. ve 20. Yüzyıl opera sanatında önemli bir yeri olduğu anlaşılmıştır. Nutku (2001), Oyun Sanatbilimi Dramaturji adlı kitabında modern tiyatronun vazgeçilmez öğesi olarak yer alan Dramaturji nin doğuşu, öncüleri, günümüze kadar gelişim aşamaları ile dramaturgların çalışma alanları, metin çözümlemesi, ülkemizde dramaturji kavramının algılanışı, tiyatromuzdaki yeri ve önemi gibi konuları incelemiştir. Altar (2001), Opera Tarihi adlı 4 ciltlik kitabında Opera sanatının XVIII. yüzyıl sonlarından XX. yüzyıl başlarına kadar geçen 150 yıllık tarihini incelemiştir. 100'den fazla sanatçıyla pek çok önemli esere değinilmiş ve literatürde yer alan belli başlı operaların yorumları yapılmıştır. 23
24 3. YÖNTEM Bu çalışmada, nitel araştırma metedolojisinde doküman analizi ile yapılmıştır.. Konuyla ilgili literatür taranmış, bu alanda yapılmış tezler, kitaplar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın amacına yönelik olarak araştırmada, ünlü besteci G. Puccini nin İtalyan opera sanatındaki yeri, gerçekçi akım ve Puccini nin bu akıma göre bestelediği Il Tabarro operası, yazıldığı dönemin ışığında tüm yönleriyle ele alınarak incelenmiştir. Bu alanda operaların dramaturjik çözümlemesi üzerine yapılmış tezler incelenerek çalışmanın geçerlilik ve güvenirliğinin sağlanmasına çalışılmıştır. Öncelikle araştırılması amaçlanan opera hakkında bilgi içeren yazılı ve görsel materyaller toplandıktan sonra besteci hakkında yazılmış dokümanlara da ulaşılmıştır. Bu materyaller: G. Puccini hakkında yazılmış kitap, tezler, Il Tabarro Operasının kayıtlı DVD si, Il Tabarro Operasının piyano ve şan partisyonu. Operanın müzikal yapısı, DVD ve partisyon üzerinde reçitatif, solo ve düetler incelenerek yapılmıştır. Bu dökümanlara ulaşıldıktan sonra incelemeler yapılmış ve darmaturjik açıdan analizinin yapılabileceğine karar verilmiştir. Dramaturjik inceleme 3 kategoride ele alınmıştır. Bu kategoriler şöyledir. Kimlik çözümlemesi Ortam çözümlemesi Dramaturjik çözümleme 24
25 4. BULGULAR VE YORUMLAR 4.1. Il Tabarro Operası Bu bölümde librettonun yazılış öyküsüne değinilerek, daha sonra librettoya yer verilecektir. Il Tabarro operasının yazılış öyküsünü Şatır (2001) şu şekilde açıklamıştır. Henüz Madama Butterfly temsil edileli bir hafta olmuştur. Puccini moral bozukluğu içindedir. Bu başarısız temsilden birkaç hafta sonra, 8 mart 1904 günü, La Scala Tiyatrosu Gounod un Faust operasını sahneye koyar. Mefisto rolünde Feodor Chaliapin sahneye çıkar. Ünlü bas bu rol için özel olarak gelmiştir. Puccini, Faust operasını kendi başarısızlığının ezikliği içerisinde izler. Chaliapin in sesine de yorumuna da hayran olur. Onu izlediği sürece bir yandan da hayal gücü harekete geçer, kafasında bir proje canlanır. Bu proje Maksim Gorki nin üç öyküsünden oluşan bir opera bestelemek ve F.Chaliapin i kullanmaktır. Şatır a göre (2001) Puccini ünlü Rus basını Mefisto rolünde izlerken aklına gelen o fikri hemen Giulio Ricordi ye açmıştı, ama patron onun bu düşüncesini tutmamıştı. En büyük neden olarak da, üç ayrı operanın yol açacağı sahneleme masraflarını göstermişti. Bu fikri unutmasını ve normal ölçülerde bir opera yazmasını istemişti. Puccini her ne kadar bu fikri unutmuş görünse de hiçbir zaman aklından çıkarmadı, Ricordi nin tutmadığı birkaç konuyla birlikte kafasının derinliklerinde yaşattı. Giulio Ricordi nin tutmadığı öteki konuların en başta geleni ise, Puccini de bir tutku halini almış olan bir opera-buffa yazmak isteği idi. Bu da Il Trittico gibi ve onun bir bölümü olarak, 1912 yılından, yani Giulio nun ölümünden sonra ortaya çıkabildi. Bu arada Madama Butterfly başarısızlığı başarıya döndürüldü. Sonra 1910 da Funciulla del West yazıldı. Ve Puccini yeni yazacağı opera için konu aramaya koyulduğu zaman bu eski tasarıyı yüzeye çıkardı. O sırada Paris te Marigny Tiyatrosu nda oynanan bir oyunun methini işitmiş, sonra da -1912 yazında yada kışında- gidip oyunu görmüştü. Çok beğendiği bu oyun herhalde tasarının yüzeye çıkmasında büyük rol oynadı. Zira bu arada Maksim Gorki nin öykülerinin onun bu tasarısına uygun düşmeyeceğini fark etmiş ve onları kullanmaktan vazgeçmişti. Paris te görüp beğendiği, operaya aktarma bakımından çok olumlu bulduğu bu oyun Didier 25
26 Gold adında bir Fransızındı ve adı La Houppelande (Palto) idi. Üç kanatlı resmin birinci kanadını bulmuştu. Üç kanatlı resim diyoruz, çünkü Puccini tasarladığı bu üçlü opera dizisinin tümüne birden, üç ayrı tablonun canlandırıldığı üç kanatlı resmin karşılığı olan Il Trittico adını vermeyi kararlaştırmıştı. Giuseppe Adami o sırada kendisi için bir oyun yazmakla meşgul olduğundan, onun librettonun yazımına zaman ayıramayacağını düşünen Puccini bu işi Ferdinando Martini adında bir yazara verdi. Ama üzerine aldığı işi beceremeyeceğini anlayan yaşlı adam çok geçmeden librettoyu yazmaktan vazgeçti. Puccini de Adami ye gitmekten başka çare bulamadı. İşi üzerine alan Adami on beş gün içinde librettonun taslağını hazırladı. Fakat Puccini, çalışmaya, tablonun öteki resimlerinin konularını bulmadan başlamak istemiyordu. Librettonun taslağı bu nedenle bir süre rafta bekledi. 1913 yazında eş olabilecek iki konu üzerinde durdu. Bunlardan birisi Tristan Bernard ın, konusu Afrika yamyamları arasında geçen bir komedisi, öteki de Gabriele D Annunzio nun konusu ortaçağda geçen bir eseriydi. Her ikisinden de bir sonuç çıkmadı. Eş olacak eserleri bulmadan La Houppelande üzerine çalışmaya başlamama kararına uzun süre bağlı kalan Puccini 1915 Ekim inde daha fazla bekleyemeyeceğini anlayarak eser üzerinde çalışmaya başladı. 23 Ekim 1915 de Adami ye yazdığı mektupta sözlerini şöyle dile getirmiştir: La Houppelande üzerinde çalışmaya başladım. Birlikte librettonun üzerinden yeniden geçmeye hazır mısınız? Öyle sanıyorum ki burada olsaydınız bir hafta içinde her şeyi hallederdik.. Besteleme ve orkestrasyon çalışmaları, Adami ile libretto konusunda mektuplaşmalar devam ederken yürütüldü. Bu arada eserin isminin de Palto sözcüğünün İtalyanca karşılığı olan Il Tabarro olması kararlaştırıldı. Il Tabarro üzerinde biraz çalışıyorum. Nehir şarkısının finalini yazdım ama daha fazla mısra gerek, şu anda pek kısa.. Terra del Lago dan yazdığı bu mektupta tarih yok, 1915 sonları yada 1916 başlarında yazılmış olmalı. Aşağıdaki mektupta da tarih yok, sadece Çarşamba yazılı: Soprano ile Bariton arasındaki düetin sonunun mısralarının gelmekte olduğunu söylüyor Tonio. Müziği Trascinate dall onda kelimelerine kadar yazdım. Burada Giorgetta dan heyecanlı bir müdahale istiyordum; iki mısra yada on bir heceli bir mısra. 26
27 Sonrası için fikrim, bazı kesintiler yaparak sonuna resta vicina a me, la notte e beladaha çabuk ulaşmaktı. Le soste sostto il salici den Nonti di estada ya kadar çıkarmak ve doğrudan sonuna varmak istiyorum. Ne dersiniz?.. 2 Mayıs 1916 da: Bestelediğim yere kadar tümünün orkestrasyonunu yaptım. Böylelikle Il Tabarro nun yarısını tamamlamış oldum. Bu arada Giorgetta ile Michele arasındaki düet üzerinde çalışmaya başlayacağım. Mektupların tümü gibi bu da Torre del Lago dan, 14 Haziran 1916 tarihli: Il Tabarro nun librettosunun bir kopyası var mı sizde? Umarım ki vardır. Giorgetta ile Michele arasındaki düette, s.23, Resta vicine a me non ti ricordi de, Giorgetta hiç araya girmeden sessiz dururken, baritonu mecalsiz bir şekilde söylemeye zorluyor görüyorum kendimi. Böylelikle gerçek bir düet olmaktan çıkıyor ve sonra da hemen bunun ardından nehir monologu geliyor. Bunların tümü bariton için çok fazla. Michele ile Giorgetta arasında olması gereken bu düetin ikinci bölümünü, Giorgetta nın girişleri ile gerçek bir düet yapmanızı ve şu anda onu tatsızlaştıran mecalsiz havadan kurtararak canlandırmanızı istiyorum. Sonunda Giorgetta nın S invecchia sından önce müşfik ve hatta meyus olabilir. Onu itham edileni- konuşturmanın ne kadar güç olduğunu biliyorum ama operayı zedeleyecek olan aralıksız monotonluktan kurtarmak için konuşmalıdır. Il Tabarro nun (ikinci bölümünün) orkestrasyonuna döndüm bir kez daha. Monoloğun kelimelerini daha sonra hallederiz. Havalar serinlediğinden çalışmak daha kolay oluyor. Il Tabarro bir ay içerisinde tamamlanacak. Bu satırları 2 Eylül günü yazıyor ve eser Kasım sonlarında (1916) orkestrasyon da dahil olmak üzere tamamlanıyor. Öteki iki tablonun konuları henüz bulunamamıştır. İşi başımdan aşkın bir adam olan Adami, konuların bulunmasında Puccini ye yardımcı olması için Giovacchino Forzano adında bir arkadaşını tavsiye etmişti. Bir zamanlar bariton olarak sahneye çıkmış olan Forzano bir ara gazetecilikte yapmıştı. Hayal gücü çok geniş bir yazardı; ufacık bir konuyu işleyip genişletme, komple bir oyun haline getirme yeteneğine sahipti. Birbiri ardından her iki librettoyu da Forzano sağladı Puccini ye. Her ikisinin konusu da orjinaldi, özel olarak Puccini için oluşturulmuşlardı. Bunlardan birincisi 27
28 yasak aşk yüzünden manastıra giren bir kadının acıklı ve duygu dolu öyküsüydü. Başından sonuna kadar manastırda geçiyordu ve içinde bir tek erkek karakter yoktu. Öteki konu bir komediydi ve adı Gianni Schicchi idi. Hayal gücü geniş olduğunu söylediğimiz Forzano bu librettonun konusunu Dante nin Inferno sunun XXX uncu kantosunda rastladığı bir ifadeyi genişleterek oluşturmuştur. Bu kantoda, özellikle başka bir kimseyi taklit ederek onun yerine geçmede mahir olan iki kişiden söz edilir ki bunlardan biri mimik yeteneği son derece güçlü bir adam olan Gianni Schicchi dir. Dante de bulduğu bu ipucunu işleyen Forzano, Gianni Schicchi librettosunu oluşturmakta sıkıntı çekmedi. 1918 yazının sonlarına doğru tüm çalışmalar bitmiş, üç kanatlı resim tamamlanmış, iş resmin sergilenmesine kalmıştı. Dünya prömiyeri için anlaşma New York un Metropolitan Operası ile yapıldı. Bu temsil yıl sona ermeden yapılacak, onu kısa bir süre sonra Roma da Costanzi Tiyatrosu nda İtalya ilk temsili izleyecekti. Il Trittico nun Metropolitan daki dünya prömiyeri 14 Aralık 1918 günü yapıldı. Üç kanatlı resmin her tablosunun ayrı solist kadrosu ile sergilenmesi izleyiciyi fazlasıyla tatmin etti. Temsiller adeta bir solistler geçidi oldu. Il Tabarro: Claudia Muzio, Giulio Crimi, Luigi Montesanto, Adamo Didur Suor Angelica: Geraldine Farrar, Flora Perini, Sundelius Gianni Schicchi: Florance Easton, Giulio Crimi, Giuseppe di Luca Temsiller tam bir başarıyla sonuçlandı. Metropolitan ın tekrarlama yasağına rağmen Gianni Schicchi deki Lauretta nın O mio babbino caro aryası o kadar coşkunlukla ve devamlı alkışlandı ki yasağın bu kez unutulması gerekti. Basın özellikle Gianni Schicchi hakkında iyi yazdı. İtalya ilk temsili 11 Ocak 1919 günü verildi. Bu kez de en çok beğenilen Gianni Schicchi oldu. New York un en az tuttuğu Suor Angelica, Roma da Il Tabarro dan daha fazla ilgi çekti. Son perde indiğinde kahkahaların yankısı alkışlar arasında hala devam ederken Puccini de solistlerle birlikte defalarca sahneye çıkartıldı. Temsili özel 28
29 locasından izleyen kral ve kraliçe maestroyu locaya davet ederek tebriklerini ifade ettiler. Il Trittico nun üç kanadı bir süre birbirine bağlı kaldı, Puccini nin öngördüğü gibi üçü bir arada temsil edildi. Sonra kanatlar ayrılmaya başladı. Önce Suor Angelica çıkartılarak diğer iki kanat devam etti. Bir süre sonra Il Tabarro da bırakıldı. Gianni Schicchi çoğu tiyatroda tek başına sergilendi. Zamanla önce Il Tabarro, sonra da Suor Angelica eski yerlerini almaya başladılar. Il Trittico nun Metropolitan temsillerini izleyen opera eleştirmeni Henderson, bu üç operanın konularının temelindeki çılgın aşkı, dünyadan elini ayağını çekmeyi ve insandaki hırs ve tamahın alaya alınmasını, bu üç eseri birbirine bağlayan temalar olarak göstermiştir. Bunlardan herhangi birinin ötekilerden ayrılmasının hatalı bir uygulama olacağını belirtir. Esasen Puccini nin amacı da sadece üç kısa opera yazmış olmak ve bunları bir akşamlık bir program oluşturmak üzere bir araya getirmek değildi. Görünüşte birbirine karşıt olan, insanın yaşamından üç ayrı manzarayı birlikte sergilemekti güttüğü amaç. Il Tabarro; haşin ve gerçekçi, Suor Angelica; mistik ve romantik.. Puccini bu konuyu özellikle orta kanat olarak öngörmüştür. Bir yanda çılgın aşkın yol açtığı trajedi, öteki yanında da komedi. Eserler sırasıyla Trajik-mistik-komik, Realist-Romantik-Fars.. Konumuz gerçekçilik ve dolayısıyla da Il Tabarro. Cavalleria ile Pagliacci nin temsil ettikleri haşin gerçekçilik Puccini nin bir tek bu operasında mevcuttur. Adeta bu tip Verismo nun standartlaşmış ilişkisi olan karı-koca-sevgili ilişkisi Il Tabarro nun konusunun temelini oluşturmaktadır. Mavnanın ufacık kamarasında, -yatakla ocak arasında- kocası ile yaşadığı bu sıkıcı hayattan bıkmış olan Giorgetta, bu sıkıntı içerisinde kocasına olan sevgiyi de yitirmiş, karı kocayı birbirine bağlayan bebek de ölünce, kurtuluşu Luigi nin sağladığı kaçak aşkın verdiği heyecanda bulmuştur. Bu heyecan ve doğduğu şehir olan Paris in özlemi içerisinde yaşamaktadır. Aynı yaşamın özlemi Luigi de duyar ırgat olarak ve ezilmiş zümrenin bir temsilcisi olarak emir altında çalışmaktan bıkmış olan Luigi de, Giorgetta ile birlikte oluşturdukları düette aynı şehir yaşamına duyduğu özlemi dile getirir. 29
30 Michele in yaşam özlemi de bambaşkadır. O da, son zamanlarda kendinden uzaklaşmış olan karısının eski yakınlığını ve sevgisini yeniden kazanmayı, yok olan mutluluğunun geri gelmesini arzulamaktadır. Aynı yaşam özlemi ikinci derecede önemli karakterlerde de var. Örneğin: Frugola ile Talpa. Onların, Frugola tarafından ifade edilen bir köy evine duydukları özlem de, devamlı çalışmaları sonucu yorgun geçen yaşamlarının sonucudur. Tinca ise karısının kötü yola düşmesiyle, özlemini duyduğu hayatın hayalini kuramayacak kadar mutluluğunu yitirmiştir. Unutmak için içen Tinca, sadece içip unuttuğu zaman gülebilmektedir. Operanın gerçekçiliğine katkıda bulunan ayrıntılar ise şöyledir: prelüddeki römorkör düdüğü ve otomobil kornası; Michele ile Giorgetta nın evi olduğu havasını yaratan çamaşırların toplanması, saksılardaki çiçeklerin sulanması ve kanarya kafesinin temizlenmesi, gibi ev işleri; güncel ve sıradan konularla ilgili konuşmalar. Il Tabarro konusuyla, karakterleriyle ve ayrıntıları ile, Puccini nin öteki operalarından ayrılan, salt gerçekçi bir eserdir. 4.1.2. Il tabarro operası nın müziğine ait bulgular ve yorumlar Il Tabarro, bir perdelik olmasına rağmen müzik yönünden iki ayrı bölüm şeklinde bestelenmiş gibidir. Birinci bölümde Paris te bir rıhtım ve bu rıhtıma bağlı duran bir mavnanın çevresindeki yerli renklerin ve atmosferin, müzikal anlatımı düşünülmüştür. Rıhtımdan geçen şarkı notası satıcısı, sevgililer, Stravinsky nin Petruşka adlı bale süitini hatırlatan laternacı, sis düdükleri bu atmosferin unsurlarıdır. Puccini ilk bölüm boyunca anlam ve teknik yönünden Debussy nin derin etkisinde kalmış, çizgilerini izlenimci bir anlamla belirginleştirmiştir. Fakat kalabalık çekilip mavna ve rıhtım boşalınca Puccini gözükmeye başlamış, onun bildiğimiz üslubu eserin sonundaki cinayet sahnesine kadar yükselerek sürmüştür (Yener, 1992:350). Il Tabarro nun melodik malzemesi 2 anamotifli nakarattan oluşur. Azalma ve tekrarlama müziksel olarak dramatik uyumu artırıyor ve aynı zamanda tonal karmaşayı anlamlı yönde oluşmasını sağlıyor (Carner 1964: 424). 30
31 Michele in monoloğundaki berbat hayatı ve karısının kalbindeki genç rakibinden intikam alma planları hakkındaki derin düşünceler Verdi nin bazı bas ve bariton arialarının yanında yer almaya değer bir parçadır. Küçük düşürücü hayatının onu ölümcül bir kıskançlığın içine ittiği, çaresiz, işkence görmüş bir adamın, müziksel olarak tatmin edici ve psikolojik olarak inandırıcı bir betimlemesi (Carner 1964:424). Bu Puccini nin ilk tam gelişmiş, olgun, erkek ana karakteridir. Öncekiler efemine, çocuksu tenor roller ağırlıktaydı. Il Tabarro ayrıca Puccini nin geçici bir süre bestecisi olan Debussy nin etkisiyle olan bir değişimide örnekler. Görünüşe bakılırsa, Debussy nin içe dönük, içgözlemsel müziği, Puccini nin melodramik operasının tam tersiydi. Buna rağmen Puccini çalışırken ilham almak için Debussy ye baktı. Puccini nin Debussy ye olan methiyesi onun kendi çalışmasını anlamak için çok yardımcı olmaktadır (Carner 1964:424). Il Tabarro operasını librettosunu incelediğimizde solo ve düetler karşımıza çıkmaktadır. Bunlar şu şekildedir. O Michele? Michele? Adlı bu eseri Giorgetta, Michele, Luigi, Tinca ve Talpa birlikte seslendirirler. Giorgetta kocasına neden düşünceli olduğunu sorarak şarkı başlar. İşlerini bitiren işçilere içki vereceğini söyler. İşçiler içki eşliğinde dansa koyulurlar ve Giorgetta önce Tinca ardından Luigi ile dans ederler. Giorgetta kocasına Paristeki hayatının özlemini çektiğini dile getir. O eterni innamorati bu eseri Frugola ve Giorgetta birlikte seslendirirler. Frugola kocasını almaya gelmiştir. Giorgetta ya topladığı eskilerden bir şeyler gösterek beğendiğini almasını söyler. Kedisi Caporale den bahseder ve ona düşkünlüğünü anlatır. To! guarda la mia vecchia! bu eseri Talpa, Fugola, Michele, Luigi ve Tinca birlikte seslendirirler. Talpa karısının geldiğini görerek yanına gider. Giorgetta ya kedisinden bahsettiğini söyler. Michele de Luigi ye yarın demir yükleyeceklerini yardıma gelmesini söyler. İyi geceler diyerek herkes dağılır. 31
32 Hai ben ragione Luigi nin o hoş tenor sesinden dinlediğimiz ariasıdır. Luigi hayatı boyunca hep baş eğdiğini, hayatının kıymetsiz olduğunu ve her geçen günün ıstırap olduğunu dile getirir. E ben altro il mio sogno! bu eseri Gigorgetta, Frugola, Luigi ve Talpa birlikte seslendirirler. Hepsi hayallerinde kurdukları hayatlardan bahsederler. Giorgetta ve Luigi aynı hayali düşlerken yakınlaşmaları başlar. O Luigi! Luigi! bu eseri Giorgetta, Luigi ve Michele seslendirir. Giorgetta ve Luigi aşklarını dile geitirirken uzaktan Michele görünür ve Luigi ye neden hala gitmediğini sorar. Luigi artık Giorgetta yı kimseyle paylaşmak istemediği için gemiden ayrılacağını söyler ama Luigi olaydan habersiz onu bırakmak istemez Luigi de kabul eder. İyi geceler dileyerek ayrılır. Dimmi perche gli hai chiesto di sbarcarti a Rouen? Giorgetta ve Luigi nin aşk düetidir. Giorgetta Luigi ye neden gitmek istediğini sorar. Kimseyle paylaşmak istemediğini ve onu delice sevdiğini dile getirir. Giorgetta da bu sözlere karşılıksız kalmaz ve o da sevdiğini dile getirir. Come e difficile eser felici! Giorgetta ve Michele in düeti. Michele, Giorgetta ya artık kendisini eskisi gibi sevmediğini dile getirir. Geçen yıl üç kişi olduklarını ve çok mutlu olduklarını söyler. Giorgetta susmasını ölen çocuklarından bahsetmesini istemez. Michele artık yaşlandığını ve onu mutlu edemediği için üzülür. Eski mutlu günlerin özlemini dile getirir. Nulla! Silenzio! Michele çaresizlik içinde oyunun en can alıcı parçasını söyler. Karrısının artık kendisini sevmediğini ve bir başkasının olduğunu sezinlemektedir. Kim olduğunu bulmak ister. T ho colto!... Sangue di Dio! Michele ve Luigi arasında geçen can alıcı bir düet. Michele karısının aşığının Luigi olduğunu öğrenmiştir. Luigi nin boğazından yakalayarak bu aşkı itiraf etmesini ister. Luigi sonunda itiraf eder ve Giorgetta yı sevdiğini söyler. Michele bunu öğrenince Luigi yi boğarak öldürür. Karısının geldiğini görerek Luigi nin cansız bedenini paltosunun içine saklar. 32
33 Avevo ben ragione oyunun en can alıcı düetidir. Michele ve Giorgetta arasında geçer. Giorgetta pişman bir halde kocasına sokulmak ister. Eskiden olduğu gibi paltosunun içine almasını ve sarılmasını ister. Michele gel paltomun içine gir diyerek paltosunu açar ölü aşığının cesedi kadının ayakları dibine yıkılır. Giorgetta korkunç bir çığlık atar. Kadını yakaladığı gibi yere yıkan Michele, onun başını ölü aşığının yüzüne doğru bastırırken perde iner. 4.2. Il Tabarro Operası nın Dramaturjik Çözümlemesi İle İlgili Bulgular ve Yorumlar Dramaturjik çözümlemede; eserin kimlik çözümlemesi, ortam çözümlemesi ve dramaturjik incelemesi yer almaktadır. 4.2.1 Eserin kimlik çözümlemesi Oyunun Adı: Il Tabarro / G.Puccini Libretto: Giuseppe Adami Giuseppe Adami 4 Kasım 1878 yılında Verona da doğmuştur. İtalyan libretist olan Adami, Puccini ile iş birliği içinde şu operaları bestelemiştir. La Rondine (1917), Il Tabarro (1918) ve Turandot (1926). Adami ayrıca I fioi di Goldoni, Una capanna e il tuo cuore (1913), Capelli binchi (1915), Felicita Colombo (1935) ve Nonna Felicita (1936) gibi çeşitli oyunlar yazmıştır. Sonuncusu 1938 yılında Mario Mattoli tarafından filme çevrilmiştir. Padua Üniversitesi nde Hukuk okumuştur fakat kariyerini yazarlık, tiyatro oyun yazarlığı ve müzik eleştirmenliğine adamıştır. Adami, Puccini nin ölümünden sonra Puccini nin Epistolario daki mektuplar koleksiyonunu yayınladı. (1928) Puccini hakkında, yazarın ilk biyografilerinden olan kişisel anılarını yayınladı. (1936) 33
34 1942 yılında Puccini hakkında II. Biyografiyi yazdı. (The life of Giacomo Puccini) Adami ayrıca Zandonai nin La via della finestra (1919); Franco Vittadini nin Anima allegra (1921) ve Nazareth (1925) gibi diğer yazarlarında librettolarını yazdı. 1931 den 1934 e kadar La sera (Milan) ve La comedia için müzik eleştirmenliği yaptı. Hayatının sonuna kadar Ricordi nin yayınevinde gazetecilik yaptı. 12 Ekim 1946 yılında Milan da öldü (http://en.wikipedia.org/wiki/giuseppe_adami). Başlığın Tam Çevirisi: Palto (Pelerin) Türkçe ye Çevirenler: Ulvi Cemal Erkin ve Halil Bedii Yönetken Türkçe Baskıları: ADOB Kitaplığı Süre: 116 sayfa - 55 dakika Oyunun İlk Oynanışı: 14 Aralık 1918 New York (Altar, 2001: 83). Rol, Ses Tipi ve Prömiyerde Roller: Rol Ses Tipi Prömiyerde Roller Michele Bariton Luigi Montesanto Giorgetta Soprano Claudia Muzio Luigi Tenor Giulio Crimi Tinca Tenor Angelo Bada Talpa Bas Adamo Didur La Frugola mezzo-soprano Alice Gentle 34
35 Türkiye deki temsil tarihleri : 1974 Ankara Devlet Opera Balesi 1992 Ankara Devlet Opera Balesi Türkiye de Rol Alan Sanatçılar : Ankara Devlet Opera Balesi 1992/1993 Michele : Eralp Kıyıcı / Tuncer Tercan Giorgetta : Keriman Davran / Gölge Şekeramber / Meral Gökoğlu Luigi : Savaşeri Kolat / Erdal Şen / Metin Turan Tinca : Tamer Aykut / Yunus Emre Özorhan Talpa : Sedat Sarıgül / Mithat Karakalle La Frugola : Ferda Yetişer Şarkı Satıcısı : Şenol Talınlı Sevgililer : Esin Talınlı / Şenol Talınlı Bir ses : Esin Talınlı Korrepetitörler : Duygu Davran / Halina Andrejevska Yardımcı yönetmen : Serap Sezer Reji Asistanı : Erkin Onuk Kondüvitler : Önder Cihan / Serdar Sarıoğlu Suflörler : Behçet Kargalık / Ömer Kuzucu Sahne Müdürü : Engin Şen 35
36 Sahne Müdür Yrd. : Yaşar Akçay / Semra Dirin Konzertmeister : Prof. Sarvar Ganiev Şef : Antonio Pirolli Yönetmen : İsmet Kurt Dekor- Kostüm : İsmail Dede Koro Şefi : Seval Irmak Işık : Vedat Hizel Türkçe Metnin Bulunduğu Kitaplıklar: Ankara Devlet Opera ve Balesi Kütüphanesi Konu: Paris te Sen Nehri kıyısına yanaşmış bir mavnanın güvertesi. Sahil ve sahilden mavnaya çıkılan merdiven. Uzakta Notre Dame Katedrali. Puccini nin sahne direktifine göre perde, müziğin başlamasından önce açılır. Pizzicato çalan kontrbasların ve solo viyolonselin hakim olduğu prelüddeki sallanma etkisi, mavnanın nehir üzerindeki hareketini ifade eder. Arada işitilen römorkör düdüğü ile otomobil kornası gerçeği ve çağdaş zamanı ima etmede başarılı öğelerdir. Gün sona ererken, mavnayı boşaltmakta olan işçiler de işlerini bitirmek üzeredirler. Mavnadan boşaltılan çimento torbaları sahildeki at arabasına yüklenmektedir. Dümen koluna yaslanmış olan Michele, ağzındaki pipo sönmüş, güneşin batışına dalmıştır. Çamaşırları toplamak, çiçekleri sulamak ve kanaryanın kafesini temizlemek gibi ev işleri ile meşgul olan Giorgetta, bıkmadın mı güneşin batışını seyretmekten? diye laf atar. Sonra, kısa cevaplar veren kocasına, çok çalışan işçilerin biraz şarap hak ettiklerini söyler. Bu teklifi onaylayan Michele, Peki beni hiç düşünmedin mi? diyerek arzuyla kadına yaklaşır. Kadın ondan uzaklaşmak isteyince belinden yakalar ve kendine çeker, piposunun ateşi söndüyse, bunun, onun ateşinin de 36
37 söndüğüne delalet etmediğini söyler, öpmek ister. Kadınsa yanağını uzatır. Uzatılan yanağı öpmekle yetinen Michele ambara girer. Karı koca arasındaki bu kısa sahne süresince, mavnayı boşaltmakta olan işçiler Fransız tarzında bir chanson söylerler. Tinca sırtındaki çimento torbasıyla ambardan çıkarken, işçiler arasında en genci olan Luigi, yorgun, bir yük daha almak üzere mavnaya döner. Onlara şarap ikram edeceğini söyleyen Giorgetta kamaraya girer ve bir sürahi dolusu şarap ve bardaklarla döner. Kadehler doldurulur. Yüklenmiş olan arabanın sürücüsü de bir kadeh içtikten sonra arabasını sürerek yola koyulur. Yoldan geçmekte olan laternacıyı gören Luigi, Hey! Profesör! diye seslenerek yanlarına çağırır. Ben bir tek çeşit müzikten anlarım, o da dans müziği. (Io capisco uno musica sola; quella che fa ballare) der Giorgetta, onunla dans etmek istediğini belli edercesine Luigi ye bakarak. Ama ilk dansı kapan Tinca olur. Onlar laternanın akordu bozuk müziği ile dans ederken ötekiler adamın kötü dans edişini alaya alırlar. Herkesten kahkahalar yükselirken Tinca bir de kadının ayağına basar. Onu kenara iten Luigi yerine geçer ve dansa kendisi devam eder. Kadın Luigi ye iyice sokulur. Ambardan patronun geldiğini gören Talpa nın uyarısı üzerine dansa son verilir. Laternacıya para vererek gönderen Luigi ile öteki işçilerin ambara inmesi ile karıkoca güvertede yalnız kalırlar. Saçlarını düzelten ve kayıtsız bir tavır takınan Giorgetta: Ne düşünüyorsun? Haftaya gidiyor muyuz? Bakalım, diyen Michele, Luigi yi götürmeme kararını değiştirdiğini, Talpa ve Tinca ile beraber onu da alacaklarını söyler: Çünkü açlıktan ölmesini istemiyorum. Şarkı güftesi ile notası satan bir şarkı-satıcısının uzaktan gelen sesi işitilir ve karıkocanın gergin hava içerisinde yer alan konuşması devam ederken, yavaş yavaş yaklaşır. Sırf konuşma olsun diye şundan bundan söz eden Giorgetta huzursuzlaşır ve neyi olduğunu sorar. Bu sırada şarkı-satıcısı nehrin kıyısındaki yola gelmiştir. Yanında, elinde küçük bir harp bulunan bir de adam vardır. Konfeksiyon dükkânından çıkan terzi kızlar satıcının çevresini sararlar. Michele ile Giorgetta arasındaki diyalog devam eder Michele : Sana hiç mesele çıkardım mı ki? 37
38 Giorgetta: Çıkarmadın. Beni dövmezsin de. Michele : Yani dövmemi ister miydin? Giorgetta: Bu sessizliğin yerine, evet, çürüyene kadar dövülmeyi tercih ederdim. Şarkı-satıcısı şarkısına deva eder. Aşk için yaşayan, aşk için ölecektir. İşte Mimi nin öyküsü Her mısranın sonunda, La bohème i anımsatan bir melodi işitilir orkestradan. Konuşma mısralar arasında kesik kesik devam eder. Giorgetta : Hiç olmazsa neye üzüldüğünü söyle! Michele : Yok bir şey! Giorgetta : Paris te olduğumuz zamanlar mutluydum! Michele : Farkındayım. Giorgetta : Nasıl? Cevap vermez. Şarkı-satıcısı yoluna devam eder. Yeni öğrendikleri şarkının son kıtasını söylemeye başlayan kızlar da uzaklaşırlar. Kocasını aramaya gelmiş olan Frugola görülür, yolu geçer ve mavnaya gelir. Sırtında topladığı eskileri doldurduğu bir torba vardır. İyi akşamlar, ebedi aşıklar. diyerek verdiği selamı başıyla cevaplandıran Michele kamaraya girer. Kocasını soran Frugola, sabah sırtı ağrıdığından kıpırdayamadığını, ama onu romla ovarak ağrılarını geçirdiğini söyler. Gülerek torbasını indirir, içini araştırarak bulup çıkardığı bir tarağı Giorgetta ya verir. Sana boşuna kirli-çıkı dememişler. der tarağı alan Giorgetta. 1 Bu torbada neler olduğunu bir bilseydin. Diyen Frugola, topladığı eskilerin binlerce aşkların, neşe ve kederin garip kalıntıları olduklarını ifade eder. Torbada ayrıca Corporale (Onbaşı) adındaki kedisi için de dana yüreği olduğunu söyleyen kadın bu kez kediye olan sevgisini anlatır: Talpa evde yokken arkadaşlık eder bana, kahır ve 1 Frugolare : bir şeyler bulabilmek için her yeri karıştıran; Frugola nın Türkçe karşılığı olarak kirliçıkı kabul edilebilir. 38
39 kıskançlığa meydan vermeden severiz birbirimizi. Hayat felsefesini bilir misin kedinin? Mırnav, mırnav; sarayda hizmet etmekten daha iyidir kulübede hükmetmek. Mırnav mırnav; iki yürek parçası yiyerek yaşamak daha iyidir kendi kalbini aşkla zedelemekten! Luigi, Talpa ve öteki işçiler evlerine gitmek üzere ambardan çıktıkları sırada Michele de kamaradan çıkar. Luigi ye yüklenecek demirler için sabah gelmesini söyler. Tinca öteki işçilerin ardından gitmek üzeredir ki, Şarap içmeye mi koşuyorsun öyle? diye laf atan Frugola, eğer onun karısı olsaydı onu pataklayarak vazgeçirirdi meyhaneye gitmekten diye takılır: Utanmıyor musun? Tinca : Hayır! Şarap iyi geliyor! Asi düşüncelerimi onunla boğuyorum; içtiğim zaman düşünmüyorum, düşündüğüm zamansa gülemem. (kahkahayı basar) Michele ambara iner. Hakkın var. (Hai ben rogione) diyen Luigi düşünmemenin daha iyi olduğunu onaylar. Sonra, burada pek yeri olmayan bir toplum eleştirisine girişir: Eğ başını ve bük elini Sırtındaki yükle başın yere kadar eğilir. Başını kaldırırsan eğer, kollamalısın kırbacı. Ekmek terleyerek kazanılır Aşka ayıracağın vakti çalmalısın. Onu şüphe ve korku içerisinde çalarsın ve bu da zevklerin en kutsalını bayağılaştırır. Elde etmek istediğin her şey için ya dövüşeceksin ya da onu çalacaksın Haklısın, düşünmemek daha iyi.. Onun gibi yaparak içmesini öneren Tinca gider. Yorgun olduğunu söyleyen Talpa da eve gitmek isteyince, Ne zaman bir köy evi alabileceğiz? diyen Frugola, hayalinde yaşattığı dört yanı duvarla çevrili olan bahçesinde iki de çam ağacı bulunan eve ( Ho sognato una casetta ) duyduğu özlemi dile getirir: İhtiyar adam güneşin altında uzanmış. Onbaşı ayaklarımın dibinde, böylece beklerdim ölmeyi her hastalığın ilacı olan ölümü! Kendi düşününse başka bir şey olduğunu ( È ben altro il mio sogno! ) söyleyen Giorgetta, onu yalnız doğduğu şehir olan Paris in büyülediğini ve canlandırdığını ifade eder, kocasının bu avare hayatı bırakacağı güne duyduğu özlemi dile getirir. Mavnanın ufak kamarasında, yatakla ocak arasında geçen hayatı yerdikten sonra: Bir zamanlar yaşadığım odayı görseydin. Frugola : Nerede oturuyordun 39
40 Giorgetta : Bilmiyor musun? Luigi : Belleville de Giorgetta : Bak Luigi biliyor. Luigi : Ben de orada doğdum! Giorgetta : Tıpkı benim gibi, kanımızda bu bizim. Luigi : Bundan kurtulamazsın da! Bunu yaşamak gerek. Diyen Giorgetta, onların dünyası olan Belleville deki hareketli yaşamı, renkli gecelerin canlılığını ve sokakların kalabalığını anlatır. Bois de Bologne daki eğlenceli Pazar günlerine duyduğu özlemi ifade eder Anlatması güç bunu, bu heyecanı, bu garip özlemi. Sonra, Luigi nin de katılması ile, birlikte dile getirirler bu duyguları: Ma chi lascia il sobborgo. Operanın başından bu yana kelimelerle ifade edilmese de davranışlarla açıklanmış olan Luigi ile Giorgetta arasındaki aşk bu düette daha da belirlenir. Puccini nin bu düetle ilgili sahne direktifi şöyledir: Aşıklar bir süre el ele, aynı düşüncelerle kendinden geçmişçesine, ruhları birleşmiş gibi dururlar; sonra yalnız olmadıklarını hatırlayarak tutmakta oldukları ellerini bırakırlar. İyi geceler dileyen Frugola ile Talpa giderler. Patronla bir şey konuşacağını söyleyen Luigi kalır. Luigi sevgilisine sarılmak isterse de kadın geri çekilir: Dikkatli ol! Her an gelebilir! ( Bada a te! Puô salir fra un momento! ) Aralarında oluşan düette, bu tatsız şartlar içerisinde gelişen aşkın yarattığı tehlike ve korku, birbirlerine duydukları özlem dile getirilir Ah! Uzaklarda, yapayalnız olabilseydik, severek hep birbirimizi!.. Beni hiç terk etmeyeceğini söyle! Luigi kadına sarılmak üzeredir ki Michele gelir. Luigi nin hâlâ orada olmasına hayret eder. Onunla konuşmak için kaldığını söyleyen Luigi, onu Rouen e kadar götürmelerini ve orada bırakmalarını ister. Michele orada iş bulamayacağını ve sefil olacağını uyararak onlarla kalmasının daha iyi olacağını söyleyince, kalmaya karar verir. Michele fenerleri yakmak üzere gittikten sonra, 40
41 Giorgetta Rouen de niçin inmek istediğini sorar Luigi ye. Çünkü seni paylaşmak istemiyorum. Giorgetta : Hakkın var, işkence bu. Bense bir esirim ve o zinciri senden daha fazla hissediyorum. Ama bana sarıldığın zaman. Luigi : Hayattan çalabileceğimiz kadarını çalıyoruz! Fakat, korkunun ıstırabı içerisinde, zevk yok oluyor. Aralarındaki düet doruk noktasına erişmiştir. O gece buluşmaya, buluşacakları zaman Giorgetta nın dün geceki aynı işareti vermesine karar verirler. Evet. Yanan bir kibrit. der Giorgetta, O ufacık alev nasıl titremişti uzanan elimde! Sanki bir yıldızı ateşleyecekti aşkımızın bu alevi.. Luigi ateşli ifadelerine devam eder: Seni kollarımın arasında, benimmişsin gibi sarmayı arzuluyorum. Sana başkasının değdiğini düşünerek ıstırap çekmek istemiyorum artık.. Yemin ederim, bıçağımı kullanmaktan da korkmayacağıma.. Sahnenin doruğa eriştiği bu son cümlelerden sonra hızla gider. Karıkoca arasındaki gerginliğin ve Giorgetta ile Luigi arasındaki aşkın belirlendiği buraya kadarki bölümde sempatiler ister istemez Michele den uzaklaşmış, sevgililerden yana yaklaşmıştır. Artık sempatimizi Michele in de kazanmasının zamanı gelmiştir. Michele yaktığı birkaç feneri taşıyarak kamaradan çıkar. Gecenin sessizliğini ve sükunetini çok güzel ifade eden orkestra müziği eşliğinde (Debussy i de ne kadar hatırlatıyor), karıkoca arasında, sıradan konularla ilgili bir diyalog yer alır. Luigi yi işte alıkoymakla iyi ettiğini söyler Giorgetta. Pek iyi etmediğini itiraf eder Michele, zira iki adam yeterlidir eldeki iş için. Tinca yı çıkarabilirsin, hep içiyor. der kadın. Michele :İçerek kederini unutuyor. Karısı orospunun biri. Onu öldürmemek için içiyor. (Giorgetta sinirli ve huzursuz olur) Neyin var? Giorgetta :Beni ilgilendirmeyen şeyler bunlar. 41
42 Karısına yaklaşır: Beni niçin sevmiyorsun artık? Niçin? Niçin? ( Perché, perché non m ami piu? Perché? ) Burada Puccini nin en güzel düetlerinden biri başlar. Kadın, soğuk bir ifadeyle, kocasının yanıldığını, onu sevdiğini söylerken, adam aralarındaki ilişkinin eskisi gibi olmadığını belirtmeye çalışmaktadır. Michele : Daha geçen yıl, üç kişiydik şu çatının altında; bebeğimizin beşiğide oradaydı. Bebeğimiz! Sus! Sus! der Giorgetta ve geçen yıldan bu yana bebeklerinin ölmüş olduğunu anlarız. Michele : Uzanıp yavaşça sallıyordun onu ve sonra da benim kollarımda uyuyakalıyordun. Aynı bunun gibi gecelerdi onlar da, rüzgar estiği zaman ikimizi de paltomun içine alırdım, sarardım, sarılır gibi.. Ne kadar mutluydum, ah ne mutluydum! Değişti artık, şimdi sanki kır saçlarım gençliğine hakaret ediyor. Giorgetta kocasının bu tatsız konuya son vermesini isterse de başarılı olamaz; çelişkili duygular içerisinde huzursuz olan adam devam eder, sonra kadını kendine doğru çekmek ister: Yaklaş bana! ( Resta vicino a me! ) birbirlerine yakın oldukları eski günleri hatırlatır, eskisi gibi onun olmasını ister. Kocasının bu duygulu ve ısrarlı ifadeleri karşısında da yumuşamayan Giorgetta, artık yaşlandıklarını, kendisinin de eskisi gibi eskisi gibi canlı olmadığını söyler, devam eder: Sen de değiştin, şüpheci biri oldun. Uzaktan, saat başını belirten kilise çanları işitilir. Yorgun olduğunu, yatacağını söyleyen Giorgetta kamaraya gider. O kamaraya girip kapısını kapadıktan sonra, Orospu diye bağırır adam içindeki hırsı boşaltırcasına. Michele fenerleri yerlerine asarken, sahilde birbirlerine sarılmış iki aşığın Fransız tarzında bir şarkı söyleyerek geçtikleri, yavaş yavaş uzaklaştıkları görülür. Bunu, uzaktan, kışladan gelen içtima borusu izler. Kamaraya yaklaşarak içerisini dinler: Bir şey yok! Sessiz! (Nulla! Silenzio!) Bu sözlerle tüm eserin doruk noktası olan monolog başlar. Gizlice baktığı pencereden 42
43 henüz soyunmadığını görür: Bekliyor. Kimi? Niçin bekliyor? Kimi? Kimi? Belki de uyumamı bekliyordur. Onu kim değiştirdi böyle? Talpa yı çok yaşlı bulur. Tinca ise çok içiyor. Luigi de olamaz. Zira daha bu akşam onlardan ayrılmak istemişti, diye düşünür. Şu halde kim? Kim? Kim olabilirki? Onu yakalayıp öldürmeyi hayal ederken, müzikteki heyecan sinirleri bozucu bir düzeye erişmiştir. Michele nin ıstırap çekerek söylediği ve sonunda çökmek üzere olan perişan bir insan halini aldığı bu monolog orkestranın da güçlü desteği ile başarılı opera sahneleri arasında yer alır. İçinde bulunduğu karanlık duyguların efkârı ile piposunu çıkarır ve yakar. Uzakta Giorgetta nın işaretini beklemekte olan ve kibritin yandığını gören Luigi ihtiyatlı adımlarla köprüye yaklaşır ve mavnaya atlar. Birinin geldiğini gören Michele karaltının üzerine atlar ve yakalar, Luigi olduğunu görür, gırtlağına yapışır. Luigi bıçağını çekerse de bileğinden yakalayan Michele bıçağı yere düşürür. Adamın boğazını sıkar ve öldürünceye kadar defalarca itiraf ettirir: Evet! Evet, seviyorum! Seviyorum! Seviyorum ah! Luigi nin cansız cesedi üzerine yığılırken içeriden karısının sesi işitilir. Karısının geldiğini görünce yere yıkılmak üzere olan cesedi paltosunun içine alır ve sarar, oturur. Endişeli bakışlarını etrafta gezdirerek yanına gelen Giorgetta, onu üzdüğü için duyduğu pişmanlığı ifade eder, bağışlamasını ister. Sokulayım mı ister misin? Michele : Nereye? Paltomun içinemi? Giorgetta : Evet, o kadar yakınına Bir zamanlar bana, Herkes, bazen mutluluğu, bazen de kederi gizleyen bir palto giyer. demiştin. Michele : Bazen de bir cinayeti! Gel! Paltoma gel! Gel! Paltosunu açar. Luigi nin cesedi kadının ayakları dibine yıkılır. Giorgetta korkunç bir çığlık atar. Kadını yakaladığı gibi yere yıkan Michele, onun başını ölü aşığının yüzüne doğru bastırırken perde iner. Kişiler: Michele mavna sahibi ve kaptanı, 50 yaşlarında Giorgetta karısı, 25 yaşlarında 43
44 Luigi işçi, 20 yaşlarında Tinca işçi, 35 yaşlarında Talpa işçi, 55 yaşlarında Frugola - Talpa nın karısı, 50 yaşlarında İki aşık, Şarkı satıcısı, Laternacı, İşçiler, Terzi kızlar (http://home.earthlink.net/~markdlew/lib/tabarro/tabpers.htm). Dekor: (http://www.operanews.com/operanews/templates/content.aspx?id=4195). Resimde de görüldüğü gibi, Paris te Sein Nehri kıyısına yanaşmış bir mavnanın güvertesi, sahil ve sahilden mavnaya çıkılan merdiven ilk göze çarpan unsurlardır. Gün sona ereken mavnayı boşaltmakta olan işçiler de işlerini bitirmek üzeredirler. Mavnadan boşaltılan çimento torbaları sahildeki at arabasına yüklenmektedir. Michele dümen koluna yaslanmış güneşin batışını izlemekte Giorgetta ise çamaşır toplamaktadır. 44
45 4.2.2. Eserin Ortam Çözümlemesi O döneme hâkim olan akımlar: Bu yüzyılda, güzel sanatlarda ilk olarak Neoklasisizm öne çıkmış, bunu daha sonra Romantizm ve Realizm izlemiştir. Yüzyılın sonunda Empresyonizm ve Birinci Dünya Savaşı'ndan önce de Fütürizm görülmüştür. Edebiyatta ise, Romantizm ve ardından Realizm akımları ortaya çıkmıştır. Bu akımlar operada da görülmüştür. Oyunun türü: Il Tabarro operası verist operadır. Il tabarro nun bestecinin diğer operaları içindeki yeri: Il tabarro konusuyla, karakterleriyle ve ayrıntılarıyla, Puccini nin diğer operalarından ayrılan salt gerçekçi bir eserdir. Il Tabarro operası birer perdelik Il Tritico üçlü sünün ilk eseridir (Şatır, 1998: 216). 4.2.3. Eserin Dramaturjik İncelemesi Tema : Ana tema: Il Tabarro nun ana teması cinayetle sonuçlanan bir karı-kocasevgili ilişkisine dayanmaktadır. Koca burada hal çaresini araya giren sevgiliyi öldürmekte buluyor ve karısını elinden alan adamı boğarak öldürüyor. Yan temalar: Eserin yan temasında karakterlerin değişik yaşam özlemleri dile getirilmiştir. Dile getirilen yaşam özlemleri romantik edebiyatta rastlanabilecek olan hayal alemlerinin yaşamına ya da yüceltilmiş bir ideal aşka özlem duymuyor. Değişik şekillerde mutluluklarını yitirmiş ya da mutluluğa erişememiş olan bu insanlar kendi mutluluk özlemlerine erişmek umuduyla yaşamaktadır. 45
46 Önerme : Asal önerme: Sadakatsizlik ve ihanet gibi kötülüklerin yapılması bu kötülüğe maruz kalan kişilerin çaresizlik içinde sevdiklerini tekrar kazanmak için giriştikleri eylemler ölümle sonuçlanan büyük trajedilere yol açabilir. Yan fikirler: Evliliklerde yaş farkı ve çocuğunun ölümü insanı yalnızlığa ve bazı arayışlara itebilir. İhanete uğramış bir insanın çaresizlik içerisindeki çırpınışı çok kötü sonuçlar doğurabilir. Mesaj: Gerçek aşkın olmadığı, tek taraflı ilişkilerde karşılıklı duygu, düşünce ve isteklere saygı duyulmadığı takdirde iki tarafta mutsuz olur. Karşıtlıklar : Ana karşıtlık: Aşk / ihanet Yan karşıtlık: Özlem / ölüm Durum : Sein nehri üzerinde Michele in mavnasının bağlı olduğu rıhtım görünür. Gün sona ererken, mavnayı boşaltmakta olan işçiler de işlerini bitirmek üzeredirler. Mavnadan boşaltılan çimento torbaları sahildeki at arabasına yüklenmektedir. Dümen koluna yaslanmış olan Michele, ağzındaki pipo sönmüş, güneşin batışına dalmıştır. Giorgetta ise çamaşırları toplamak, çiçekleri sulamak ve kanaryanın kafesini temizlemek gibi ev işleri ile uğraşmaktadır. Tinca sırtındaki çimento torbasıyla ambardan çıkarken, işçiler arasında en genci olan Luigi, yorgun, bir yük daha almak üzere mavnaya döner. Onlara şarap ikram edeceğini söyleyen Giorgetta kamaraya girer ve bir sürahi dolusu şarap ve bardaklarla döner. Kadehler doldurulur. Yüklenmiş olan arabanın sürücüsü de bir kadeh içtikten sonra arabasını sürerek yola koyulur. 46
47 Yoldan geçmekte olan laternacıyı gören Luigi, Hey! Profesör! diye seslenerek yanlarına çağırır. Ben bir tek çeşit müzikten anlarım, o da dans müziği. (Io capisco uno musica sola; quella che fa ballare) der Giorgetta, onunla dans etmek istediğini belli edercesine Luigi ye bakarak. Ama ilk dansı kapan Tinca olur. Onlar laternanın akordu bozuk müziği ile dans ederken ötekiler adamın kötü dans edişini alaya alırlar. Herkesten kahkahalar yükselirken Tinca bir de kadının ayağına basar. Onu kenara iten Luigi yerine geçer ve dansa kendisi devam eder. Kadın Luigi ye iyice sokulur. Ambardan patronun geldiğini gören Talpa nın uyarısı üzerine dansa son verilir. Kocasını aramaya gelmiş olan Frugola görülür, yolu geçer ve mavnaya gelir. Sırtında topladığı eskileri doldurduğu bir torba vardır. Kocasını soran Frugola, sabah sırtı ağrıdığından kıpırdayamadığını, ama onu romla ovarak ağrılarını geçirdiğini söyler. Liman işçileri sahneden ayrılırlar. Luigi ile Michele'ye konusarak mavnadan ayrılmak için Michele'den izin ister. Ama Michele onu bunun hiç iyi bir fikir olmadığını ona inandırır. Luigi, Giorgetta ile yalnız kalırlar ve Giorgetta ona neden işten ayrılmak istediğini sorar. Bunun üzerine ikisi de birbirlerine olan karşılıklı aşklarını açıklarlar. Akşam buluşmak için anlaşırlar. İşaret için Giorgetta'nın mavnada bir kibriti yakıp söndürmesine karar verirler. Artık Luigi Michele'yi öldürüp, Giorgetta ile kaçmaya kesin kararlı gibidir. Michele eski günlerin hatıralarını Giorgetta'ya anlatmaya başlar. Özellikle çocukları ölmeden önce nasıl ikisinin kendi pelerini altına sığındıklarını anar. Michele kendinin Giorgetta'dan iki misli daha yaşlı olmasından çok üzgündür. Giorgetta onu sözlerle üzgünlükten uzaklaştırmaya çalışır ama bunun için tek bir öpücük vermeye sakınır. Michele karısının hala kendisine vefalı olup olmadığını düşünmeye başlar ve onun bu kadar çok değişmesine kimin neden olduğunu anlamaya çalışır. Bunun için kendini tanıdıkları erkeklerle karşılaştırır ve bunların 47
48 hepsinin karısını ayartmıyacaklarını düşünmeye başlar. Tam sırada Michele piposunu içmek için bir kibrit yakar. Uzaktan mavnayı gözleyen Luigi bu yakılan kibriti görünce Giorgetta'nın kendine gemiye gelmesi için işaret verdiğini Sanar. Fakat mavnasına çıktığında orada Michele ile karşılaşır. İki adam kavgaya başlarlar. Kavgada Michele üstün gelip Luigi'yi karısıyla kendini aldatamaya çalıştığını itiraf ettirir. Sonra da Michele Luigi'yi öldürür ve cesedini mavnanın bir köşesine çekerek pelerinin altında saklar. Giorgetta mavnaya geri döner ve Michele'yi aldatmak istediği için duyduğu pişmanlığı anlatamaya koyulur. Fakat Michele mavnanın köşesindeki pelerini açar ve orada kadına aşığının ölüsünü gösterir. Mekanlar: Paris te Sen Nehri kıyısına yanaşmış bir mavnanın güvertesi. Kişileştirme : Kişileştirmenin genel kurgusu: Birincil kişiler: Eserin baş oyuncuları dramatik aksiyonu asıl yönlendiren ve geliştiren kişilerdir. Bunlar; mavna sahibi Michele, karısı Giorgetta ve Giorgetta nın genç aşığı işçi Luigi dir. İkincil kişiler: İkincil kişler daha çok konuşma rolleri olan ve dramatik aksiyonda birincil kişilere katkıda bulunan kişilerdir. Bunlar; mavnada işçi olarak çalışan Talpa, karısı Frugola ve işçi Tinca dır. Figüranlar: iki aşık, şarkı satıcısı, laternacı, işçiler, terzi kızlar. Rollerin yapısal özellikleri: Biyolojik Özellikler: Michele: Orta yaşlı ( 50 civarında) bir adam. Giorgetta: 25 yaşlarında genç bir kadın. 48
49 Luigi: 20 yaşlarında genç bir adam. Tinca: 35 yaşlarında bir adam. Talpa: Orta yaşlı (55 yaşarında) bir adam. Frugola: Orta yaşlı (50 civarında) bir kadın. özelliği yoktur. İki aşık, şarkı satıcısı, laternacı ve terzi kızların belirgin bir biyolojik Psikolojik özellikler: Michele: Arzu dolu, tutkulu bir adam. Giorgetta: Vefasız, kendisini kocasının esiri gibi hisseden, kocasına sevgisini yitirmiş ve çocuğu ölmüş bir kadın. Luigi: Sinsi, vefasız bir adam. adam. Tinca: İçki seven, kederli, gülmek istemeyen ihanete uğramış bir Talpa: Belirgin bir psikolojik özelliği görülmemektedir. kadın. özelliği yoktur. Frugola: Her yeri karıştıran kirli çıkı ve hayvan sevgisi olan bir İki aşık, şarkı satıcısı, laternacı ve terzi kızların belirgin bir psikolojik Sosyolojik özellikler: Michele: Orta yaşı geçmekte olan gemi kaptanı. Giorgetta: Ev işleriyle meşgul bir kadın. Luigi: Yükleme işçisi 49
50 Tinca: Yükleme işçisi Talpa: Yükleme işçisi Frugola: Ordan buradan eski toplayan bir kadın. özelliği yoktur. İki aşık, şarkı satıcısı, laternacı ve terzi kızların belirgin bir sosyolojik Tavır özellikleri: Michele: Kıskanç tutkulu bir adam. Giorgetta: Kocasına sevgisini yitirmiş bir gemi işçisine aşık bir kadın. Luigi: Gemisinde çalıştığı patronunun karısına aşık vefasız bir adam. Tinca: İhanete uğramış kederli bir adam. Talpa: Belirgin bir tavır özelliği görülmemektedir. Frugola: Kedisine ve eski toplamaya düşkün bir kadın. özelliği yoktur. İki aşık, şarkı satıcısı, laternacı ve terzi kızların belirgin bir tavır Rollerin işlevsel özellikleri: Rollerin konumu: Michele: Giorgetta nın kocası, mavna sahibi ve kaptanı. Giorgetta: Michele in karısı ve Luigi nin aşkı. aşığı. Luigi: Michele nin gemisinde yükleme işçisi ve Giorgetta nın genç Tinca: Michele nin gemisinde yükleme işçisi. Talpa: Michele nin gemisinde yükleme işçisi ve Frugola nın kocası. 50
51 Frugola: Talpa nın karısı. yoktur. İki aşık, şarkı satıcısı, laternacı ve terzi kızların belirgin bir özelliği İşlevi: Michele: Başrol oyuncusudur. Karısına aşık olan fakat karısı tarafından sevilmeyen Michele in yaşadığı trajik olaylar oyuna hüzün ve acı katar. Giorgetta: Başrol oyuncusudur. Kocasını sevmeyen Giorgetta gönlünü yükleme işçisi Luigi ye kaptırarak oyuna vefasızlık ve ihanet gibi özellikler katar. Luigi: Patronunun karısı Giorgetta ya duyduğu aşk neticesinde oyuna vefasızlık katar. Oyunun sonunda yaptığı vefasızlığı canıyla öder. hüzün katar. Tinca: İhanete uğramış ve kendisini içkiye vermiş olan Tinca oyuna Talpa: Hayalinde yaşattıkları hayata duydukları özlem oyuna bir parça hüzün bir parça duygusallık katar. Frugola: Hayalinde yaşattıkları hayata duydukları özlem oyuna bir parça hüzün bir parça duygusallık katar. Yönelişi: Michele: Karısıyla eski mutlu günlerine dönmek. Giorgetta: Michele den ayrılıp Luigi ile birlikte kaçıp giderek özlemini duydukları hayatı yaşamak. hayatı yaşamak. unutmak ister. Luigi: Giorgetta ile birlikte özlemini duydukları ve hayal ettikleri Tinca: Karısının ihaneti ile mutluluğunu yitiren Tinca içerek her şeyi 51
52 Talpa: Karısı Frugola ile yorgun geçen hayatlarının sonucunda özlem duydukları hayatı yaşamak. Frugola: Kocası Talpa ile yorgun geçen hayatlarının sonucunda özlem duydukları hayatı yaşamak. Gelişim: Michele: Karısı Giorgetta nın kendisini neden eskisi gibi sevmediğini öğrenebilmek için uğraşır ve sonunda Giorgetta ve yükleme işçisi Luigi nin aşklarını öğrenir. Bu ihanete dayanamayıp Luigi yi boğarak öldürür. Giorgetta: Michele i artık sevmediğini ve kendisini onun yanında köle gibi hissettiğini düşünür. Luigi ye âşık olur ve birlikte özlemini duydukları hayatı yaşamak için hayaller kurarlar. Ama oyunun sonunda Michele in her şeyi öğrenip Luigi yi öldürmesiyle bütün hayaller soma erer. Luigi: Patronu Michele in karısına âşık olur ve bu aşkı canıyla öder. Tinca: Michele in işçisi olan Tinca içki içerek bütün yaşadığı kötü olayları unutmak ister. Talpa: İşçi olarak çalıştıkları yorgun hayatlarının sonucunda hayalini kurdukları hayatı yaşamak isterler. Frugola: İşçi olarak çalıştıkları yorgun hayatlarının sonucunda hayalini kurdukları hayatı yaşamak isterler. Sonuç: Michele artık karısının aldattığı kanısına vararak olayı takibe alır ve karısının aşığını öldürmeyi kafasına koymuştur. Luigi buluşma için Giorgetta dan bir işaret beklemektedir ve önceki buluşmadaki gibi kibritin yandığını görür ve mavnaya yaklaşır. Birinin geldiğini gören Michele gelen adamın üzerine atlar Luigi olduğunu görür ve gırtlağına yapışır. Adamın boğazını sıkar ve öldürünceye kadar Giorgetta yı sevdiğini itiraf ettirir. Giorgetta nın geldiğini görünce yere yıkılan cesedi paltosunun 52
53 içine alır ve saklar. Giorgetta kocasının yanına sokulmak ve eskisi gibi paltosunun içine almasını ve onu bağışlamasını ister. Michele paltosunu açar ve Luigi nin cesedi kadının ayakları dibine yıkılır. Giorgetta korkunç bir çığlık atar. Kadını yakaladığı gibi yere yıkan Michele, onun başını ölü aşığının yüzüne doğru bastırırken perde iner. Motifler: Dramatik Luigi: Senin hakkın var, Hiç düşünmemek, baş eğmek, sırt bükmek evladır. Bizim için hayat kıymetsizdir ve her geçen gün yalnız ıstıraptır. Sırtta çuval başlar eğiktir. Eğmezsen başını kırbaç hazırdır. Kendi rızkını kendin kazanırsın. Aşkı bile çalmak gerekir bazen. Bin türlü heyecanla korkuyla, Gün daha sabahtan karanlıktır. Giorgetta: Ben bir varoşta doğdum. Fakat beni yalnız Paris avutur, beslerdi. Ah kocam bıraksa kaçardım. Yaşanmaz asla bir fırın ve yatak arasında. Lirik Luigi: Söyle bu heyecan bu telaş ne? Giorgetta: Hala tesiri altındayım akşamki busenin. 53
54 Giorgetta: Ah yalnız yaşasak uzakta biz, Hem ebediyen baş başa, beni unutma.. Luigi: Seni onunla paylaşamıyorum. Giorgetta: hakkın var, bir azap bu. Zincirle bağıymış gibi hissediyorum kendimi burada. Ama lakin seninim en büyük mükâfattır bu. Luigi: Hayattan çaldığım tek zevkim budur. Biz zevki hep korkuyla çalıyoruz heyecanla.. Giorgetta: Kollar sarar endişeyle, Luigi: İnsan sever çılgınca Giorgetta: Konuşur kalpler sessizce, Luigi: Sevgi artar baş başa kalmakla, Giorgetta: Söz vermekle yeminle, Uzaklara gitmek ah seninle Luigi: Uzaklarda yaşamak ah seninle, Michele: Böyle mesut gecelerde, meltemler esince Sizi sarardım o fakir paltomla, bir de kucaklardım. Şu an başınızı omzumda hissediyorum Dudaklarınızı dudaklarıma yakın hissediyorum Ah ne bahtiyardım ah.. Ne mesuttum o zaman.. 54
55 Michele: Sen dön bana gel tekrar, Beni severdin bana bağlıydın, Aşkla sarar öperdin. Ah gel yanımda kal gece bak ne hoş.. İki aşık : Gül gibi taze bir yüz Şebnemden öpücükler Ne hoş dudaklar Ah mis gibi bir gece Ne güzel ay, Trajik Luigi: Bir çılgına döndüm ben, Ölünceye kadar benim olmanı isterdim, Arzum sana hiçbir kimse dokunmasın bundan böyle, Vücuduna artık hiç kimse değmesin, Sana yemin ederim ki titremeden bıçağımı saplarım ona, Hiç acımadan akıtırım kanını.. Michele: Geçen yıl o siyah hücrenin içinde 3 kişiydik, Oğlumuzun küçük yatağı vardı. Giorgetta: Oğlumuzdan bahsetme sus, sus.. Luigi: kolunu uzatıp onu sallardın sessiz sessiz yavaş yavaş 55
56 Sonra koynuma girer uyurdun. Giorgetta: Yeter artık Michele sus, sus.. Luigi: vay canına bırak be! Michele: Hiç bağırma. Burada ne işin var? Söyle kimi arıyorsun? Luigi: Yanlışın var Michele: Yalan itiraf et açıkça, Luigi: Yanlışın var. Michele: Aradığın sevgilin mi? Luigi: Ah tanrım! Michele: Bırak bıçağı, elimden kurtuluş yok mahvedeceğim seni. Michele: Kahrol! Ölüm Michele: Şimdi boğacağım seni Luigi: Katil! katil! Michele: Onu seviyorsun değil mi? Söyle itiraf et. Luigi: Bırak beni! Bırak beni! Michele: Yok! Alçak, alçaklar, itiraf et kurtul. Luigi: Evet Michele: Tekrar et! Luigi: Seviyorum! 56
57 Michele: Tekrar et! Tekrar et! Luigi: Se-vi-yo-rum! Ah!!! Michele Luigi yi boğarak öldürür 57
58 5. SONUÇ Puccini, Mascagni ve Leoncavallo daki sert gerçekçiliğe tek perdelik Il Tabarro operasında yer vermiştir. Verismo türünün adeta standartlaşmış olan karı-koca-sevgili ilişkisi bu eserin de temelinde bulunmaktadır. Puccini, o zamana kadar alışılagelmiş konulardan çok farklı olarak günlük hayatta yaşanması mümkün olan bir olayı işleyerek, yeni yeni doğup gelişmeye başlayan Verismo türüne kuşkusuz katkıda bulunmuştur. Eser libretto yönünden incelendiğinde, zıt karakterlerin müzikli dramatizasyonla yorumuna olanak sağlayacak önemli tipler ve gruplar yer almıştır. Il Tabarro operası müzikal yönüyle incelendiğinde bulunduğu dönemin müzik anlayışı içinde her ne kadar geleneklerden kopmasa da yenilikçi bir yol izlemiş ve bu yenilikçi düşünüşünü bu operasına açıkça aktarmıştır. Il Tabarro da konuyla müzikli işleniş arasında oluşan zıt ortam, eserin tamamına olağanüstü bir özellik vermektedir. Il Tabarro operasının kimlik çözümlemesine göre; eser incelenerek ilk temsil tarihi, süresi, rol, ses tipi ve prömiyerde roller, Türkçe ye çevirenler, Türkiye deki temsil tarihleri, Türkiye de rol alan sanatçılar, Türkçe metnin bulunduğu kitaplıklar, kişiler ve dekor hakkında sonuçlara ulaşılmıştır. Il Tabarro operasının ortam çözümlemesine göre; eser incelenerek Il Tabarro operasının bestecinin diğer operaları içindeki yeri, oyunun türü ve o döneme hâkim olan akımlar hakkında sonuçlara ulaşılmıştır. Il Tabarro operasının dramaturjik çözümlemesine göre; eser incelenerek tema, önerme, karşıtlıklar, durum, kişileştirme, rollerin yapısal - işlevsel özellikleri ve motifler hakkında sonuçlara ulaşılmıştır. Tek perdeden oluşan bu eserin bitiş sahnesi gözü ve kulağı aynı anda etkileyen bir patlamayla sonuçlanır. 58
59 KAYNAKÇA Altar, C. M. (2001). Opera Tarihi. Cilt 3. Pan Yayıncılık. İstanbul. Ayazlar, F. Ö. (2007). Verismoda Oryantalizm Etkileri ve Madama Butterfly Operası. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sahne Sanatları Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Beyarslan, A. (2006). Operada Gerçekçilik. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sahne Sanatları Bölümü Opera Anasanat Dalı Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Carner, M. (1964). Puccini: A Critical Biography. New York: Alfred A. Knopf. Güngör, U. (2005). Giacomo Puccini nin Opera Sanatına Yaklaşımı ve Tosca Operası. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Anasanat Dalı Yüksek Lisans Tezi. Mersin. Kazancıoğlu, M. A. (1999). Operada Verismo ve La Traviata. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Opera Anasanat Dalı Yüksek Lisans Tezi. İzmir. Kaygısız, M. (1999). Müzik Tarihi. Kaynak Yayınları. İstanbul. Nice, David. (1994). The Illustrated Story of Opera, Birinci basım, Little, Brown and Company Press, Great Britain. Nutku, Hülya. (2001). Oyun Sanatbilimi Dramaturgi, Mitos&Boyut Yayınları. İstanbul. Sadie, Stanley. (1988). The Grove Concise Dictionary of Music, İkinci basım, Macmillan Press, London. Say, A. (2010). Müzik Ansiklopedisi. Cilt 3. Müzik Ansiklopedisi Yayınları. Ankara. Saydam, A. (1997). Ünlü Müzisyenler Yaşamları Yapıtları. Sözkesen Matbaası. Ankara. Suçkov, B. (1982). Gerçekçiliğin Tarihi. Adam yayıncılık. İstanbul. 59
60 Şatır, Sabri. (1998). Operada Gerçekçilik ve Beş Gerçekçi Opera, İkinci basım, Pan yayıncılık, Istanbul, Şener, Sevda. (1982). Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, İstanbul. Adam Yayıncılık Tanrıkulu, Orhan. (1993). Tarihsel Akışı İçinde Opera da Türkler ve Türklerde Opera. Orkestra aylık müzik dergisi, 233, İstanbul: Yenilik Basımevi Yener, Faruk. (1992). 100 Opera, Bateş Yayınları, Cağaloğlu İstanbul. http://www.operaturkiye.com/wp1/index.php/yazarlar/yigit-gunsoy/giacomopuccini.html/?wscr=1366x768. Erişim tarihi: 03.04.2011 http://www.operaturkiye.com/wp1/index.php/yazilar/2-donemsel-arastirmalar/operasanatinda-gercekcilige-acilan-kapi-verismo.html/. Erişim tarihi: 05.04.2011 http://tr.wikipedia.org/wiki/la_boheme. Erişim tarihi: 25.01. 2011 http://tr.wikipedia.org/wiki/tosca. Erişim tarihi: 25.01. 2011 http://tr.wikipedia.org/wiki/madam_butterfly. Erişim tarihi: 23.01.2011 http://en.wikipedia.org/wiki/giuseppe_adami. Erişim tarihi: 12.08.2011 http://tiyatro.cankaya.edu.tr. Erişim tarihi: 12.08.2011 60
61 ÖZGEÇMİŞ 1 Mayıs 1984 yılında Mersin de doğdu. İlköğretim, orta ve lise öğrenimini Mersin de tamamladı. 2003 yılında Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı Opera-Şan bölümünü kazandı. 2008 yılında okul birincisi olarak mezun oldu. Lisans eğitimi süresince şan çalışmalarını Doç. Keriman Davran ve Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Nuray Sarıoğlu, sahne çalışmalarını Doç. Şinasi Özel, Solfej ve Piyano çalışmalarını Öğretim Görevlisi Korhan Koyuncuoğlu ile sürdürdü. Öğrenciliği sırasında solo ve koro konserler verdi. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı opera-şan bölümü öğrencilerinin hazırlamış olduğu Özsoy Destanı Operası nda koroda görev aldı. 2008 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Anabilim Dalı, Şan Bilim Dalında yüksek lisans programını kazandı. Yüksek lisans eğitimi ders aşamasında Prof. Dr. Mustafa Yurdakul un şan öğrencisi oldu. 2008 yılından itibaren Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı nda ücretli öğretim elemanı olarak görev yapmaktadır. 61