TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI-II

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI-II"

Transkript

1 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI-II

2 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE VE ROMAN-II (İKİNCİ KUŞAK) Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatının İkinci Kuşağının Hikâye ve Romanlarının Genel Özellikleri Recaizâde Mahmut Ekrem in Hikâye ve Romanları Sami Paşazâde Sezai nin Hikâye ve Romanları TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ-II (İKİNCİ KUŞAK) Recaizâde Mahmut Ekrem ve Eleştirileri Abdülhak Hâmit Tarhan ve Eleştirileri Sami Paşazâde Sezai ve Eleştiri Anlayışı Muallim Naci ve Eleştirileri ARA NESİL DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ŞİİR VE MENSUR ŞİİR Ara Nesil Şiirinin Genel Özellikleri Bazı Ara Nesil Şairleri Ara Nesil Döneminde Mensur Şiir TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ÖRNEK METİN ÇÖZÜMLEMELERİ Şinasi nin Münâcât Adlı Şiirinin Çözümlenmesi Recaizâde Mahmut Ekrem in Araba Sevdası Adlı Romanının Çözümlenmesi Sami Paşazâde Sezai nin Pandomima Adlı Hikâyesinin Çözümlenmesi TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ŞİİR-II (İKİNCİ KUŞAK) Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı İkinci Kuşak şairlerinin Genel Özelllikleri Recaizade Mahmut Ekrem Abdülhak Hâmit Muallim Naci TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA TİYATRo-II (İKİNCİ KUŞAK) Recaizâde Mahmut Ekrem ( ) Abdülhak Hâmit Tarhan ( ) Sami Paşazâde Sezai ( ) Muallim Naci ( ) ARA NESİL DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ VE GAZETE-DERGİLER Tarihî ve Sosyo-Kültürel Bağlam Dönem ve Topluluk Tanımlaması Ara Nesil Edebiyatının Genel Özellikleri Dil, Üslup ve Teknik, Sanatsal Değer İçerik Ara Neslin Yayın Organları ARA NESİL DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA MENSUR TÜRLER Ara Nesil Dönemi Hikâye ve Romanı Ara Nesil Döneminde Tiyatro Edebiyat Eleştirisi, Edebiyat Teorisi ve Edebiyat Tarihi

3 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ŞİİR-II (İKİNCİ KUŞAK) ÜNİTE 1 Öğretmen Diyor ki! Bu ünitede Tanzimat Dönemi ikinci kuşak şairlerinin genel özellikleri öğrenilmelidir. Önceki Sınavlarda Çıkan Soru Adedi Ara Sınav Dönem Sonu Osmanlı da özellikle 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren kendini gösteren bu değişim Tanzimat birinci kuşak şairleri olarak adlandırdığımız Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi isimlerde ilk karşılıklarını bulmuştur. Bunlardan sonra gelen ve büyük oranda bu birinci kuşağın etkisinde şiire başlayan yenileşmenin ikinci kuşağı olarak tanımladığımız Recaizâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit ve Muallim Naci gibi isimler ise birinci kuşak şairlerinden çeşitli açılardan farklılık gösterdikleri için Tanzimat ikinci kuşak şairleri olarak adlandırılırlar. tanzimat dönemi türk edebiyatı ikinci kuşak şairlerinin genel özellikleri Tanzimat dönemi ikinci kuşak şairlerinden önde gelen iki isim Ekrem ve Hamid dir. Muallim Naci Tanzimat ikinci kuşak şairleri içerisinde farklılaşan bir isimdir. Bu farklılık Recaizâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hâmit e göre ayrı bir yerde hatta onlara zıt bir kutupta bulunmasından kaynaklanır. Tanzimat ikinci kuşak şairleri birinci kuşaktan çok belirgin şekilde ayrılır. Toplum için sanat anlayışından yola çıkan birinci kuşak şairlerinin çabası edebiyatı halkın anlayabileceği bir seviyeye çekmek, halk için edebiyat yapmak ve edebiyatta sosyal sorunları işlemekti. Tanzimat birinci kuşak şairleri için genelde edebiyatın özelde şiirin siyasal bir araç olarak kullanılmasında hiçbir sakınca yoktu. Birinci kuşağın bu eğiliminin aksine Tanzimat ikinci kuşak şairleri sanat için sanat anlayışına daha yakındılar. Üstelik edebiyatı siyasal bir araç olarak da kullanmıyorlardı. Hatta siyasi söylemden özellikle kaçınıyorlar ve sosyal meselelerden uzak bir edebiyat oluşturmaya gayret gösteriyorlardı. Recaizâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hâmit in sosyal ve siyasal konulara yönelmemelerinin temel nedenlerinden biri -hatta ilki- mücadeleci değil, daha çok sanatkâr mizaca sahip olmalarıdır. İkinci neden, hocaları olan ya da örnek aldıkları birinci kuşak edipleri politik mücadele içinde oldukları için hayatları hep sürgünde geçmiştir. Üçüncü olarak Tanzimat ikinci kuşak edipleri, Muallim Naci yi istisna tutarak söylenecek olursa aristokrat ailelerin çocuklarıdır. Bu nedenle aileden dolayı devlete ve bürokrasiye yakındırlar. Muallim Naci ise bir nevi manevi babası olan Sait Paşa dan dolayı bürokrasiye yakındır. Tanzimat ikinci kuşak şairlerinin eserlerinde onların yerine eserlerinde oluşturdukları kahramanlar vatan için, hürriyet için mücadele eder. Özellikle Muallim Naci ve Abdülhak Hâmit in millî temaları işledikleri bazı eserlerinde bu tür kahramanlara rastlanır. Yine ikinci kuşak şairleri birinci kuşağa göre Batı kültürüne ve edebiyatına daha hâkimdir. Batı edebiyatına yönelik çeviri ve uyarlamaları daha kolay yapmışlardır. Verdikleri eserler Avrupai edebiyatın niteliklerine daha uygundur. İkinci kuşak içerisinde bu niteliklere en çok da Abdülhak Hâmit sahiptir. Bu kuşak teorik olarak edebî konularda daha bilinçlidir denilebilir. Tanzimat ikinci kuşak şairleri için edebiyat birinci plandadır. Bu iddiayı temellendirmek için ilk etapta öne süreceğimiz husus Tanzimat ikinci kuşak şairlerinin her birinin bazı özellikleriyle öne çıkmalarıdır. Kitap güncellemelerini ve değişikliklerini internet sitemizin DUYURULAR bölümünden takip edebilirsiniz. 3

4 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II Bunlardan ilki ve en önemlisi yeni Türk şiirinin Batılı anlamda ilk esaslı hamlesini yapan Abdülhak Hâmit in bu kuşak içinde yer almasıdır. İkincisi, Tanzimat birinci kuşak şairlerinin yapmak isteyip de yapamadığı dilde sadeleşmeyi yakalayan Muallim Naci nin bu kuşakta yer almasıdır. Üçüncüsü ise zamanına göre iyi bir edebiyat bilgileri kitabı yazan, aşırı hassas duyarlılığın oluşturduğu estetikle Edebiyatı Cedîde nin oluşumuna zemin hazırlayan Recaizâde Mahmut Ekrem in bu kuşak içerisinde yer almasıdır. RECAİZADE MAHMUT EKREM Recaizâde yaş itibariyle birinci kuşak Tanzimatçılara yakın olması açısından Tanzimat birinci kuşak edipleriyle ikinci kuşak edipleri arasında bir köprüdür. Hayatı Sırasıyla Vaniköy Sıbyan Mektebi, Beyazıt Rüşdiyesi, Mekteb-i İrfanî, Harbiye İdadisinde okur. Hâriciye Mektubi Kaleminde çalışmaya başlar. Fransızcayı burada öğrenir. Yine dönemin ünlü kişiliklerinden olan Ayetullah Bey ve Namık Kemal ile burada tanışır. Namık Kemal Avrupa ya giderken Tasvîri Efkâr ı Recaizâde ye bırakacaktır. Encümen-i Şuarâ ya katılır da Mekteb-i Sultanî ve Mekteb-i Mülkiye de edebiyat dersleri de verir. Meşrutiyet ten sonra Evkaf ve Maarif nazırlıklarına ve Meclis-i Âyan azalığına kadar yükselir. Recaizâde 1874 te bir Viyana seyahati yapar. Önemli manzumelerinden olan Hasbihâl i bu seyahat esnasında yazar. 31 Ocak 1914 te hayatını kaybeder. Şiirleri ve Şairliği Tanzimat birinci kuşak şairleri gibi şiir yazmaya divan şairlerinin etkisinde başlamıştır. Tanpınar, onun divan şiirinin etkisinden hiç kurtulamadığını, en iyi manzumelerinin eskinin bulandırılmış bir versiyonu olduğunu şiir adları vererek aktarır. Bu bağlamda Tevellûat, Nailî nin dökülsek redifli gazelinin; Nağme-i Seher biraz Leskofçalı Galip in, biraz Namık Kemal ve Ziya Paşa nın etkisi altında yazılmış manzumelerdir. İkinci kitabı olan Yadigâr-ı Şebab tan (1873) itibaren yenilik arayışları içine giren Recaizâde bazı manzumelerinde bunun için uğraş vermiş ama çok da başarılı olamamıştır. Eski edebiyat taraftarlarına yönelik sataşmalarının had safhaya ulaştığı Zemzeme-III ün (1885) de eski edebiyat nazım şekillerini içermesi hatta kitabın bir naat ile başlaması dikkate değerdir. Bu açıdan Recaizâde, Doğu edebiyatını bütünüyle inkâr etmez. Şiirin çok temel bir meselesi olan dil, Recaizâde de kusurludur. Yine dile bağlı olarak ortaya çıkan uyak Recaizâde de hiçbir zaman oturmamıştır. Ses benzerliklerini oluşturmak için seçtiği sözcüklerin basitliği Recaizâde nin yetenek bir yana şiire yoğunlaşamadığını da gösterir. Tanpınar a göre, Recaizâde muhayyilesiz ve îcât kabiliyetinden mahrum doğanlardandır. İlk şiir kitabı olan Nağme-i Seher (1871) şairin daha çok eski edebiyat tarzında yazdığı manzumeleri içeren kitabıdır. Bazı eleştirmenlere göre Recaizâde nin sanatına ilişkin en önemli manzumeler bu kitapta yer almaktadır. İkinci şiir kitabı olan Yadigâr-ı Şebab; gençlik günlerinin özlemlerini, hatıralarını içeren kitabıdır. Recaizâde nin dikkat çeken ilk şiir kitabı ise 1881 ile 1885 arasında yayınladığı ve üç kitaptan oluşan Zemzemelerdir. Özelikle Zemzeme II nin (1884) ön sözünde eski taraftarlarına yönelik imalı çıkışları, sataşmaları da bu eserin ününü arttırmıştır. Pejmürde (1894) ise yine manzum metinlerden çok mensur metinleri içeren fakat içerisinde manzumeler de barındırdığı için manzum kitapları içerisinde değerlendirilen eseridir. Şiirlerinde rastlanan hissî ve dinî murakabe, yapmacık duran hüzün, manzum metinlerinin arasına nesir serpiştirme alışkanlığı, hepsi Lamartine den gelmedir. Aşk konulu gazellerde, doğayı bir tablo gibi ortaya koyduğu tabiat manzumelerinde ve Nijad Ekrem deki (1911) hassas ve kırılgan üslupta Abdülhak Hâmit etkisi dikkat çeker. Oğlu Nijad ın ölümünden sonra Recaizâde nin şiiri yeni bir döneme girer. Şairin Nijad Ekrem (1910) adlı eseri bu dönemin ürünüdür. Şair, genç ve yetenekli oğlunun ölümü üzerine derin üzüntüler duymuştur. Nijad Ekrem de yer alan oğluyla ilgili manzum ve mensur metinlerde bu derin üzüntüyü görmek mümkündür. Bunlardan en önemlisi hece vezniyle yazdığı Mersiyye ve Âh Nijâd manzumeleridir. Bu dönem içine girdiği sanat anlayışıyla Recaizâde tam olarak Edebiyat-ı Cedîde nin temellerini atar. Kırmızı Mektuplar manzumesi yeni dönem sanat yönelimlerini görmek adına önemli bir manzumedir. Recaizâde, Namık Kemal ya da Şinasi gibi sosyal sorunlara yakın olmamış, yazdıklarını politik propaganda malzemesi olarak kullanmamıştır. 4

5 Türk Edebiyatındaki Önemi ve Etkileri Recaizâde Mahmut Ekrem, şairliğinden daha çok romancılığı ve edebiyat teorisi üzerine verdiği eserleri açısından Türk edebiyatında önemli bir yer edinmiştir. Zamanının en gözde okullarında edebiyat hocalığı yapması, çevresinde ona hayran, ondan etkilenen genç bir kitlenin bu okullardan yetişmesini beraberinde getirmiştir. Yine hocalığının ürünü olan, derslerde anlattığı ve geliştirdiği görüşlerinden ortaya çıkan Talim-i Edebiyat adlı eseri de onun edebiyat dünyasındaki yerini pekiştirmiştir. Recaizâde nin Talim-i Edebiyat adındaki edebiyat teorisi çalışması dışında Takdir-i Elhan (1886) isimli bir eleştiri kitabı, Kudemâdan Birkaç Şair adında bir edebiyat tarihi ve Takrîzât isimli eserleri de vardır. Edebî bilgiler içeren teorik çalışmalarında genel olarak şiir sanatını fikir, his ve hayal ögeleri açısından ele alır. Kendisi ise şiir sanatında his ve fikir yolunu seçer. Üslup ise önem sırası açısından bunlardan sonra gelir. Muallim Naci ve onun etrafında oluşan eski taraftarlarıyla zıtlaşması hatta çatışması Recaizâde ye Edebiyat-ı Cedîde nin temellerini de attırmıştır, denilebilir. Tevfik Fikret dışında onun etkisinde yetişen bir diğer önemli isim ise Abdulhalim Memdûh tur. Recaizade nin teorik eserlerinde dile getirdiği bir başka ayrım ise edebî metinlerdeki üslup çeşididir. Ona göre üç çeşit üslup vardır: Sade, müzeyyen (süslü), âlî (yüksek). Recaizâde ye Getirilen Eleştiriler Hiçbir zaman derin fikirlerin, felsefi ıstırapların şairi olmamıştır. Şiirin üç bileşeni olan dil, vezin, kafiye konularında yetersizlik Recaizâde nin en çok eleştiri alan yönüdür. Recaizâde şair doğmamıştır, şiirde gerçek anlamda yetenek sahibi değildir. Bu yüzden genel olarak şiir sanatına kendini verememiştir. ABDÜLHAK HÂMİT Abdülhak Hâmit 1852 de İstanbul Bebek te dünyaya gelir. Gerek ailesinin üst zümreden olması gerekse II. Mahmut un yeniliklerinin de etkisiyle Hâmit, pozitif bilgilere açık bir aile ortamında yetişir. On yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey ile Paris e gider. On üç, on dört yaşlarında iken Bâb-ı Âli tercüme odasında devlet memurluğuna başlar yılında babasının Tahran Büyükelçiliğine atanması sonrasında Tahran a gider. Abdülhak Hâmit, Maliye Mühimme ile Şûra-yı Devlet ve Sadaret kalemlerinde çalışır. Bu ilk dönem memuriyetinde Ebuzziya Tevfik ile tanışır yılında aynı zamanda akrabası olan on üç yaşındaki Fatma Hanım la evlenir. Evlilik öncesi ve sonrasını takip eden yıllar ya kadar- Hâmit in sanatı için oldukça verimli geçer yılına kadar olan dönemde Macerâ-yı Aşk (1873), Sabr ü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhteri Hindû (1876) piyeslerini yayımlar. Ayrıca şiirde Garam (1923), Kahbe (1879) ve Sahra nın (1886) büyük bölümünü bu yıllarda yazar. Hâmit in Macera-yı Aşk, Sabr ü Sebat, İçli Kız ve Duhter-i Hindû adlı eserlerinde Namık Kemal etkisi gözlemlenir yılında Paris Sefareti ikinci kâtipliğine tayin edilir. Paris yılları mizaç itibariyle zevk ve heves adamı olarak bilinen Hâmit in, alafranga hayatı bütün aşırılıklarıyla yaşadığı dönemdir. Divaneliklerim Yahut Belde (1885) adlı eseri burada yaşadığı divane hayattan izler taşır. Hâmit, Paris te yazdığı ve orada yayımlanan Nesteren (1878) adlı tiyatro eserinden dolayı siyasi olarak şüpheleri üzerine çeker. Bu sıkıntılı yıllar sanatsal üretim açısından Hâmit in oldukça üretken olduğu yıllardır. Tezer (1879), Eşber (1880), Tarık (1880), Bir Sefilenin Hasbihâli (1886) bu dönemde yazılmış, Sahra yine bu dönemde yayımlanmış ayrıca Hazine-i Evrak a küçük manzumeler göndermiştir yılında kendi isteği üzerine Bombay a tayin edilir. Uzun süredir hasta olan karısı Fatma Hanım ın rahatsızlığı burada da devam eder. 5

6 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II Hastalığın ilerlemesi sonucu İstanbul a dönerken Fatma Hanım 1885 yılında 26 yaşında veremden Beyrut ta hayatını kaybeder. Makber (1885), Ölü (1885), Hacle (1885) ve Bunlar O dur (1885) gibi eserleri bu ölüm üzerine yazılır. Ölüm temalı metinlerin üzerinden çok geçmeden Divaneliklerim Yahut Belde (1885), Kahbe yahut Bir Sefilenin Hasbihâli (1886) adlı eserleri yayımlanır. Makber, Ölü ve Hacle gibi duygu yüklü matem şiirlerinin ardından yayımlanan bu iki eser şairin zevk, safa ve kadın temalı metinleri olduğundan çok fazla tenkit alır. Hâmit, 1886 yılında Londra Sefareti Başkâtipliğine atanır. İkinci evliliğini İngiltere de tanıştığı Nelly Cloower ile yapar. Zeynep (1909) ve Finten (1916) burada yazılır fakat siyasi nedenlerle yayımlanamaz. II. Abdülhamit Dönemi nde Lahey sefaretine atanır de tekrar Londra ya gönderilir. Londra görevini Brüksel sefirliği takip eder de ikinci karısı Nelly Hanım ı kaybeder de ise Brüksel de tanıştığı Lüsyen Hanım la evlenir. Daha sonra İstanbul a gelir. (1921) Âyân azâlığı yapar. Mütareke döneminde bir süre Viyana da kalır. Bu dönem şairin yine sefil bir hayat sürdüğü yıllardır. Şair-i Âzam başlıklı manzumesi, sahibi olduğu bu unvan ile yaşadığı sefalet arasındaki tezadı gözler önüne seren bir imdat şiiridir yılında İstanbul milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilir. 12 Nisan 1937 de İstanbul da yaşamını yitirir. Edebî Kişiliği Orhan Okay, Tanzimat tan 1940 lı yıllara kadar geçen süreçte Türk şiirinde en büyük hamleleri yapanın Abdülhak Hâmit olduğunu söyler. Mehmet Kaplan ise Tevfik Fikret ile ilgili yazdığı eserde Avrupai Türk şiirini gerek muhteva gerek şekil bakımından kurma şerefi Fikret e değil Abdülhak Hâmit e ait olduğunu söyler. Hâmit in de hayatı araştırmacılar tarafından bazı evrelere ayrılır. Birinci evre yazmaya başladığı yıllardan ilk eşi Fatma Hanım ın ölümüne kadar olan süreçtir. Bu evreye romantik Hâmit evresi denilmektedir. Bu dönemde şair Doğu kültürü ile Fransız edebiyatının tesirlerini üzerinde taşır. Macerâ-yı Aşk (1873), Sabr ü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindû (1876), Tarık yahut Endülüs Fethi (1879), Tezer yahut Melik Abdurrahmanü s-salis (1880), Eşber (1880), Nesteren (1878), Sahra (1879), Belde (1885), Nazife (1876), Bir Sefilenin Hasbıhâli (1886), Garâm (1923), Sardanapal (1917) ve İbn-i Musa yahut Zatü l Cemâl (1917) adlı eserler bu dönemin ürünüdür. İkinci evre ise öncesine göre daha derinlikli metinlerin yazıldığı evredir. Birinci dönem şiirlerinde görülen lirizme ek olarak bu evrede bir derinleşme söz konusudur. Arziler (1925), Finten (1916), İlhan (1913), Turhan (1916), Tayflar Geçidi (1917), Ruhlar (1922), Yâdigâr-ı Harb (1917) ve Yabancı Dostlar (1924) gibi eserler bu dönemin ürünleridir. Şairin karmaşık ruh dünyasının şiirine yansıması ise tezat şairi olarak anılmasında etkendir. Abdülhak Hâmit in şiirinde hayat tarzıyla uyuşan bir başka husus sanat, edebiyat, üslup ve dilde kurallara karşı ilgisiz tavrıdır. Bu kuralsızlığın şiirine yansıması çeşitli şekillerde olur. Aruzun yanı sıra hece veznini de kullanmıştır. Hece ile yazdıkları içerisinde duraksız ve çok uzun mısralar içeren şiirler mevcuttur. En çok kullandığı edebî sanatlar ise tezat ve tarizdir. Nazım şekli ve uyak haricinde içerik, imaj ve temalarda da önemli değişiklikler yapmıştır. Sosyal, dinî ve millî konuları manzumelerinde işleyen Hâmit in şiirlerinde felsefi bir yönelim de vardır. Hâmit le birlikte Türk şiirinin tabiata bakışı değişmiştir denilebilir. Hâmit in şiirlerindeki disiplin yokluğu, dil ve üslubuna da yansır. Hâmit in bir başka üslûp özelliği çok uzun cümleler kurmasıdır den sonra ise Türkçülük akımının yükselişe geçmesiyle birlikte daha sade bir dil kullanan Hâmit, son derece anlaşılır olmayı da başarmıştır. Abdülhak Hâmit yeni Türk edebiyatında yenilik içinde yenilik getiren bir şairdir. Edebiyatta basmakalıp her şeye karşı çıkmış olması nedeniyle kural dışı bir şahsiyettir. Şiirleri ve Şairliği Abdülhak Hâmit in şehir ve tabiat hayatına ilişkin duygu/düşünüşlerini dile getirdiği manzumeleri Sahra (1879) adlı kitabında genellikle yer alır. Bu eserle Türk şiirine yeni bir tabiat anlayışı gelmiştir. Rousseau dan esinlendiği söylenilen bu düşünceye göre doğa, saf ve güzel; medeniyet ise kirli ve çirkindir. Sahra Türk edebiyatında pastoral şiirin ilk örneği sayılır. Şairin Paris teki memuriyet hayatının çılgınlıklarının ve aşırılıklarının fantastik bir dille anlatıldığı on yedi manzumeden oluşan kitabı, Divaneliklerim yahut Belde (1885) adını taşır. 6

7 Başlıkların yanı sıra manzumeler de yer yer Fransızca sözcükler içermekte, hatta uyaklar bile Fransızca sözcüklerden oluşmaktadır. Hem ölüm hem de tabiat konulu şiirlerin yer aldığı eseri Bunlar O dur (1885) adlı kitabıdır. Eser Fatma Hanım la olan hatıralar üzerinden yazılmış duygulanmaları içerir. Ayrıca Hindistan ın tabiat güzelliklerinin de anlatıldığı toplam on dokuz manzumeden oluşur. Tabiat şiirleri içerisinde çok önemli yer tutan Kürsi-i İstiğrak şiiri de burada bulunur. Kürsi-i İstiğrak Tanzimat şairlerinin tamamının değil sadece Hâmit e özgü bir tabiat anlayışının resmidir. Şiirde Hâmit hayran kaldığı bir tabiat ile iç içedir. Kürsi-i İstiğrak taki tabiat şair için birçok manayı içerir. Bu mana resmedilen uzamın tenhalığıyla paralel bir anlam derinliğini barındırır. Onun derin anlamları karşısında insan özellikle ikinci bölümde acizliğin sınırına gelir. Hâmit in Fatma Hanım ın ölümünün acısıyla yazdığı ilk metin Makber (1885) adlı manzumedir. Sekiz mısralık kıtalardan oluşan eserde toplamda iki yüz doksan beş kıta yer almaktadır. Eser yine Hâmit e özgü bir üslupla yazılmış mensur bir mukaddimeyi de içerir. Romantiklerin çok fazla işlediği ölüm teması bu manzumenin bütününde kendini göstermektedir. Makber, Abdülhak Hâmit in en iyi bilinen, yeni Türk şiirinin de en önemli matem manzumelerinden biridir. Makber in kendi içinde bir düzeni de yoktur. Hâmit in kendi sanat anlayışına uygun şekilde gelişi güzel anlatan bir şiir olarak her yeni mısrada bir önceki mısradan çok farklı bir konuya geçilebilmektedir. Şiir salt sevilen bir kadının ölümünün ardından duyulan feryatların şiiri değildir. Bu anlamda zaman zaman bağlamsız geçişlerin gözlemlendiği bir şiir olarak kendisine âşık olunan özneden bahsederken birden bire Tanrı ya isyan edildiğini gözlemleyebiliriz. Makber i önemli kılan hususlardan biri de sıra dışı içeriğini oluşturan karmaşık, birbirinden farklı temlerdir. Makber de sevilen bir genç kadının ardından duyulan hicran, acı, başkaldırı, şaşkınlık, umutsuzluk, özlem, korku ve yakarışı görürüz. Fatma Hanım ın ölüm acısıyla yazılmış her biri on altı beyitten oluşan kaside şeklindeki on manzumeden oluşan ikinci kitap Ölü dür (1885). Bu kitaptaki manzumelerde şairin mezar ve ölü karşısında daha sakin, daha saygılı bir söylem kullandığı görülür. Duygu yerini düşünceye bırakmıştır. Makber e nazaran ölüm hakkında daha derin düşüncelerin dile getirildiği söylenebilir. Hugo nun Dieu sünün yanı sıra Ziya Paşa nın Terci-i Bend inin de etkileri görülür. Kaside şeklinde her biri kırk iki dizelik sekiz bentten ibaret Hacle (1885) yine Fatma Hanım ın ölümünün etkisiyle yazılmıştır. Fakat gerek dil ve üslup gerekse orijinallik açısından Makber ve Ölü kadar güçlü bir eser değildir. Bir genç tarafından aldatılan masum bir köylü kızın hikâyesinin anlatıldığı Kahpe yahut Bir Sefîlenin Hasbihâli (1886) mesnevi tarzında yazılmış manzum bir monologtur. Şehirli gencin evlilik vaadiyle köyden kente getirdiği genç ve güzel kız kirletilir ve yüzüstü bırakılır. Köylü kız daha sonra kötü yola düşer. Eser A. Dumas Fils in Kamelyalı Kadın ından (1848) ve Victor Hugo nun Sefiller inden (1862) etkilenerek yazılmıştır. Victor Hugo nun etkisiyle yazılan Bâlâdan Bir Ses (1912) duraksız hece vezniyle kaleme alınmıştır. Yüz seksen sekiz mısradan oluşur. Validem (1913) manzumesinde Hâmit, kendi annesi Münteha Hanım ın hayat hikâyesini anlatır. Çerkez dağlarında bir çobanın çocuğu olan Münteha güzel bir kızdır. Ebeveynlerinin yanında olmadığı bir vakitte kaçırılarak İstanbul a getirilir. Burada bir köşke esir olarak satılır. Münteha büyüyünce köşk civarında oturan Hayrullah Efendi ona âşık olur. Evlenip mutlu olurlar. İlham-ı Vatan (1916) farklı mecmua ve kitaplarda basılmış, tamamı aruz ölçüsüyle yazılmış on dokuz manzumeyi içerir. Bunların bir bölümü Kırım, Rus, Yunan, Balkan ve Çanakkale savaşlarıyla ilgilidir. Garam (1923) İstanbul un Çamlıca semtinde geçen bir aşkın manzum hikâyesidir. İnanılmaz olayları, garip kişileri, romantik duyguları ve savruk düşünceleriyle mesnevi biçiminde düzenlenmiş bir eserdir. 7

8 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II MUALLİM NACİ Hayatı Muallim Naci 1849 da İstanbul Fatih te doğar. Çocukluk yıllarında Ömer Hulusi mahlasıyla levhalar yazar. Giritli Aziz Efendi nin Muhayyelat ındaki Kıssa-i Naci Billah hikâyesinin kahramanı Naci ye sempati beslemesi çocuk yaşta bu ismi müstear olarak seçmesine neden olur. Naci dışında Ömer Hulusi, Ahmed Mesud, Mesud-ı Hârabâtî, Bir Hâne Berduş, Bir Firkatzede, Yahya gibi müstearları da kullanır. Naci 1883 te Ahmet Mithat Efendi nin daveti üzerine Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde yazmaya hatta gazetenin edebiyat bölümünü idare etmeye başlar. Gençlerin gönderdiği yazılara Mesud-i Hârâbatî mahlasıyla eleştiri yazar ve onları yönlendirir tarihinde Stockholm de gerçekleşen 8. Müsteşrikler Kongresi nde Muallim Naci, Türkçeye hizmetlerinden ötürü ödüle layık görülür. Bu ödülden önce aldığı önemli bir taltif de yazdığı Gazi Ertuğrul Bey manzumesi münasebetiyle II. Abdülhamit tarafından Tarih Nüvîs-i Selâtîn-i Âl-i Osman unvanı verilerek maaşa bağlanmasıdır. Muallim Naci, Mekteb-i Hukuk, Mekteb-i Sultanî ve Mekteb-i Edeb te öğretmenlikler yapar. Bu okullardaki öğretmenlikleri onun şöhretini arttırır. Mürüvvet gazetesinin başyazarlığını üstlenir. Şiiri ve Şairliği Muallim Naci diğer bütün Tanzimat şairleri gibi başta Fuzûli ve Şeyh Galip olmak üzere divan şiirinin etkisinde şiire başlar. Naci nin gençlik yıllarından itibaren okuduğu diğer isimler Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Ziya Paşa ve Abdülhak Hâmit tir. Ayrıca küçük yaşlarda halk edebiyatı şairlerinden Âşık Ömer in şiirlerini okur ve saz şairlerine özenerek şiirler yazar. Onu edebiyat çevrelerinde üne kavuşturan ise ilk şiir kitabı Ateşpâre (1882) olur. Recaizâde Mahmut Ekrem bu ilk dönemde Naci nin bir gazelini tahmis eder. Bu durum Recaizâde nin erken dönemde onunla kurmuş olduğu yakınlaşmanın edebî bir ifadesi olarak edebiyat tarihinde karşılık bulur. Bu etkiler bağlamında Muallim Naci nin Fürûzan da (1886) yer alan Görün redifli gazeli divan şiirinden bazı beyitlerle anlam çağrışımı kurmamıza neden olur. Muallim Naci nin ilk manzumelerinden itibaren dikkat çeken bir özelliği dil, teknik, ahenk ve şiiriyet açısından son derece oturmuş, sağlam metinler çıkarmasıdır. Kendi çağdaşlarının bir kısmı tarafından pek önemsenmeyen imalesiz, zihafsız bir vezin kullanması onun şiirdeki kabiliyetini gözler önüne serer. Recaizâde nin ona şair-i mâderzât, yani anadan doğma şair demesinin altında da bu yatmaktadır. Tanzimat ın hep bahsedilen ama bir türlü tam anlamıyla gerçekleştirilemeyen sadeliği Muallim Naci şiirlerinde yer bulur. Muallim Naci nin şiirde sergilediği bu berrak ve devrine göre sade Türkçe, bazı şiirlerinde halk şiiri kaynaklarına yöneliş Muallim Naci şiirinin en çok övgü alan üslup özelliğidir. Bazı araştırmacılar Muallim Naci nin Beşir Fuad a yazdığı mektuplardaki düşünceleri Millî Edebiyat akımının başlangıcı sayar. Ayrıca 176 beyitten oluşan Gazi Ertuğrul Bey manzumesi de daha o dönemde Mehmet Emin Yurdakul dan çok önce- Türklük söylemini içermesi açısından dikkate değerdir. Naci nin şiirinin bir başka yeniliği biçim ile içeriğin uyumunda gösterdiği dikkat ve başarıdır. O, hiçbir gevezeliğe düşmeden temini, ustaca atlamalarla ince bir tertibe göre düzenliyor. O Servet-i Fünûnculardan önce iç şeklin, kompozisyonun önemini anlamış ve tatbik etmiştir. Üslubun muhtevaya çok uygun olması da dikkate değer. Muallim Naci nin Türk edebiyatında yeniliğinden bahsederken onun Batı edebiyatına yönelik ilgilerinden de bahsetmek gerekir. Batı edebiyatından yaptığı çeviriler, eski edebiyatın biçim ve içerik özelliklerinin yanı sıra Batı dan gelen yeni nazım şekillerini kullanması, Batı edebiyatına/medeniyetine açık olması, devrin en önemli Batı dili olan Fransızcayı öğrenmesi Muallim Naci nin Batı yla olan irtibatını gösterdiği gibi aynı zamanda yeniliğe açık bir karakter olduğunu göstermeye dönük özellikleridir. Köylü Kızlarının Şarkısı aynı zamanda halk şiirinden izler taşıması açısından iki kültürü sentezleyen bir şiir olarak da kabul edilebilir. Üstün olan her şeyin başka medeniyetlerden alınmasında beis görmeyen Naci, bunu medeniyetin gelişmesi için, ilerleme için şart sayar. Muallim Naci nin şiirde etkilendiği isimler kadar etkilediği isimler de önemlidir. Türk edebiyatının önemli şairlerinden olan Mehmet Akif, Tevfik Fikret ve Yahya Kemal gibi isimler Muallim Naci den etkilenmişlerdir. 8

9 Eski Şiir ile Yeni Şiir Arasında Muallim Naci Ahmet Mithat ın çıkardığı Tercümân-ı Hakîkat te şiir yayımlamaya başlaması -Ocak onun edebî kariyeri için bir milattır. Tercümân-ı Hakîkat te başlayan yayın hayatı onun başta Recaizâde ve Namık Kemal ile aralarının bozulmasına yol açacaktır. Naci onların temsil ettiği romantik ve yeni akım karşısında gerçekçiliği ve eskiyi savunur. Muallim Naci ile diğer Tanzimatçılar arasında önemli bir ayrışma ilk olarak şiir tekniklerinde gösterdikleri yaklaşımdan çıkar. Muallim Naci eski şiirin zihaf, imale gibi kurallarını uygulayarak kusursuz vezinler oluşturma çabası güder. Yeniciler ise bu konuda ona göre daha serbest tavırlar içerisine girer. Muallim Naci ile Recaizâde nin polemikleri uzun zamandan beri gerildikçe gerilen edebiyat ortamındaki eski yeni kavgasının bir nevi patlama noktası olur. Eski ile yeni saflarını netleştiren de bu çatışmadır. Kavganın kaynağı ise Recaizâde nin Talim-i Edebiyat a aldığı örnekler içerisinde Abdülhak Hâmit ten alınanların Naci ye göre çok daha fazla olmasıdır. Recaizâde, Muallim Naci den sadece birkaç örnek almakla yetinmiştir. Muallim Naci ise bu duruma son derece alınmıştır. Recaizâde Zemzeme-II yayımlanmasından sonra Tercümân-ı Hakîkat te kitabından hiç bahsedilmemesine de içerlenir. Zemzeme-III ün mukaddimesinde ve Takdir-i Elhan da eski-yeni çatışmasında yenicilerin öncü ismi Recaizâde çok açık bir şekilde Muallim Naci yi hedef alan ilk eleştirilerini yazar. Eskinin temsilcisi olan Muallim Naci ise Demdeme (1887) ile cevap verir. Eski-yeni taraftarları bu iki şahsın çevresinde belirginleşir ve gruplaşır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Makber in ve Abdülhak Hâmit in diğer eserlerinin peş peşe çıktığı 1880 li yıllarda Naci nin Türk şiirinin geleceğinin eski şiirde olmadığı, yenilikçi şiirde olduğunun farkındalığından bahseder. Bu anlamda onun Abdülhak Hâmit e özendiğini de yazar. Ayrıca kendisine yöneltilen eleştirilere verdiği cevapların birinde kendisinin de yenilik taraftarı olduğunu, şarkla garbın arasında öyle söylendiği tarzda fark olmadığını, güzelin her yerde güzel olduğunu dile getirir Muallim Naci nin eski edebiyatla ilişkisine yönelik bir başka iddia ise onun eski edebiyat taraftarlarının dolduruşuna geldiğidir. Özellikle Tercümân-ı Hakîkat e gelen ve Naci yi öven mektuplar, Naci ye nazireler yapan şairler bir anlamda Naci ye eskide ısrar konusunda bir öz güven de vermiştir. Zemzeme hakkında yazdığı bir yazıda Recaizâde ye övgüler yöneltmesi Ahmet Mithat Efendi nin tavrının değiştiğini gösteren ilk yazıdır. Bu yazıdan sonra Muallim Naci ye gitgide dozu artan bir şekilde eleştiriler yöneltir. Muallim Naci nin gazeteden ayrılması bu eleştirilerin son bulmasına engel olmaz. Sözü hakaretlere vardıran Mithat Efendi de âdeta ona cephe almıştır. Muallim Naci ye Getirilen Eleştiriler Naci, muhayyile denen şeyden mahrumdur. Tanpınar a göre birkaç neslin övgüsüne mazhar olan Dicle de, şiirdeki peyzajın yetersizliğini tek mısranın tesadüfi güzelliğini unutturamamıştır. Yine devrin çok sevilen Kuzu manzumesinin tek kıymeti bize, Türk şiirinde hangi yollardan geçtiğimizi ya da yolumuzu ne kadar uzattığımızı göstermesindedir. Muallim Naci şiirinde okurla laubali bir hasbihal edasına girer. Tanpınar okuyucuyu ikide bir kolundan çekip bulduğunu göstermek isteyen bu dikkatin ilkel bir tarz olduğunu söyler. 9

10 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II LI SORULAR 1. Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı ikinci kuşak şairleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) Edebiyatı bir siyasal araç olarak görmezler. B) Aristokrat ailelerin çocukları olup böyle bir çevrede yetişmişlerdir. C) Teorik olarak edebi konularda kendilerinden öncekilere göre daha bilinçlidirler. D) Edebi bakımından öncekilere göre daha poetik bir tavrı benimserler. E) Halk için edebiyat yapmak ve sosyal sorunları işlemek ana gayeleridir. Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı ikinci kuşak şairleri sanat için sanat anlayışına birinci kuşağa göre daha yakınlardır. Onlar siyasal söylemlerden özellikler kaçınmışlar, sosyal meselelerden uzak bir edebiyat oluşturmaya özen göstermişlerdir. YANIT: E 2. Namık Kemal Avrupa ya giderken idareciliğini üstlendiği hangi gazeteyi Recaizade Mahmut Ekrem e bırakmıştır? A) Tercüman-ı Ahval B) Tasvir-i Efkar C) Hadîka D) İbret E) Ulûm Namık Kemal Avrupa ya giderken idareciliğini üstlendiği Tasvir-i Efkâr ın idaresini Recaizade Mahmut Ekrem e bırakmıştır. YANIT: B 3. Aşağıdakilerden hangisi Recaizade Mahmut Ekrem in ilk dönem şiirlerinde etkisi görülen isimler arasında sayılamaz? A) Naili B) Leskofçalı Galip C) Namık Kemal D) Ziya Paşa E) Enderunlu Fazıl Recaizade Mahmut Ekrem in ilk dönem eserlerinden Tevelluat ta Naili nin dökülsek redifli gazelinin; Nağme-i Seher de ise Leskofçalı Galip, Namık Kemal ve Ziya Paşa nın izleri görülür. YANIT: E 4. Recaizade Mahmut Ekrem in manzum metinlerden çok mensur metinleri içeren fakat içerisinde manzumeler de barındırdığı için manzum kitapları arasında değerlendirilen eseri aşağıdakilerden hangisidir? A) Nağme-i Seher B) Yadigar-ı Şebap C) Zemzeme D) Nijad Ekrem E) Pejmürde Recaizade Mahmut Ekrem in manzum metinlerden çok mensur metinleri içeren fakat içerisinde manzumeler de barındırdığı için manzum kitapları arasında değerlendirilen eseri Pejmürde dir. Eser, 1894 te basılmıştır. YANIT: E 10

11 5. Recaizade Mahmut Ekrem in şiir dili ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) Şiirin çok temel bir meselesi olan dil onda kusurludur. B) Dile bağlı ortaya çıkan uyak onda hiç oturmamıştır. C) Ses benzerliği oluşturmak için seçtiği sözcükler başarılıdır. D) Aruza uydurmak için sözcük seçerken şiiri sıradanlaşır. E) Vezin ve kafiyedeki başarısızlığının altında dil anlayışı vardır. Şiirin çok temel bir meselesi olan dil, Recaizade de kusurludur. Uyak onun şiirlerinde hiçbir zaman oturmamıştır. Ses benzerlikleri oluşturmak için seçtiği sözcüklerin basitliği Recaizade nin yetenek bir yana şiire yoğunlaşamadığını gösterir. YANIT: C 6. Abdülhak Hamid in Paris teki görevine son verilmesine neden olan oyunu aşağıdakilerden hangisidir? A) Macera-yı Aşk B) İçli Kız C) Sabr u Sebat D) Hakan E) Nesteren Hamid, Paris te yazdığı ve orada yayımlanan Nesteren (1878) adlı tiyatro eserinden dolayı siyasi olarak şüpheleri üzerine çeker. Aynı yıl görevine son verilir. YANIT: E 7. Aşağıdakilerden hangisi Abdülhak Hamid in lirizmin yanında derinliğinde görüldüğü ikinci dönem eserlerinden biri değildir? A) Belde B) İlhan C) Finten D) Turhan E) Tayflar Geçidi Belde, Abdülhak Hamid in Doğu ve Fransız kültürünün izlerini taşıyan ilk dönemde kaleme aldığı eserlerindendir. YANIT: A 8. Abdülhak Hamid in edebi kişiliği ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) Aruzun yanı sıra hece veznini de kullanmıştır. B) En çok kullandığı edebi sanatlar kinaye ve tevriyedir. C) Şiirlerinde felsefi bir yönelim görülmektedir. D) En çok işlediği temalar aşk ve tabiattır. E) Dil ve üslubunda disiplin yokluğu görülür. Abdülhak Hamid in şiirlerinde en sık görülen edebi sanatlar tezat ve tarizdir. YANIT: B 11

12 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II 9. Türk edebiyatının ilk pastoral şiiri olarak kabul edilen Abdülhak Hamid in kaleme aldığı eser aşağıdakilerden hangisidir? A) Sahra B) Belde C) Hacle D) Bunlar O dur E) Ölü Türk edebiyatının ilk pastoral şiiri olarak kabul edilen Abdülhak Hamid in kaleme aldığı eser Sahra dır. Bu eserde köy hayatının güzelliğine karşın şehir hayatının çirkinliğine vurgu yapılır. YANIT: A 10. Muallim Naci nin edebiyat çevrelerinde üne kavuşmasını sağlayan ilk şiir kitabı aşağıdakilerden hangisidir? A) Ateşpare B) Şerare C) Füruzan D) Demdeme E) Muhaberat ve Muhaverat Muallim Naci nin edebiyat çevrelerinde üne kavuşmasını sağlayan ilk şiir kitabı Ateşpare dir. Eser, 1882 de basılmıştır. YANIT: A 11. Aşağıdakilerden hangisi Muallim Naci nin etkilendiği isimler arasında sayılamaz? A) Fuzuli B) Şeyh Galip C) Abdülhak Hamit D) Ziya Paşa E) Sadullah Paşa Muallim Naci, başta Fuzuli ve Şeyh Galip olmak üzere divan şairlerinden etkilenmiş, gençlik yıllarından itibaren Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ziya Paşa ve Abdülhak Hamit i okumuştur. YANIT: E 12. I. Şeyh Vasfi II. Ahmet Hamdi III. Abdülkerim Sabit Yukarıdaki isimlerden hangisi ya da hangileri Muallim Naci etkisinde eserler kaleme alan eski edebiyat taraftarı şairler arasında yer alır? A) Yalnız I B) Yalnız III C) I-II D) I-III E) I-II-III Verilen isimlerin tümü Muallim Naci etkisinde eserler kaleme alan eski edebiyat taraftarı şairlerdendir. YANIT: E 12

13 13. Abdülhak Hamid in hangi eserinde materyalizm ve idealizm akımlarının tartışması görülmektedir? A) Garam B) Validem C) İlham-ı Vatan D) Makber E) Bir Sefilenin Hasbıhali Garam, İstanbul un Çamlıca semtinde geçen bir aşkın manzum hikayesidir. İnanılmaz olayları, garip kişileri, romantik duyguları ve savruk düşünceleriyle mesnevi biçiminde düzenlenmiş bir eserdir. Eserde materyalizm ve idealizm akımlarının da tartışması yapılır ve panteist bir Tanrı inancı savunulur. Makber den önce yazılmasına rağmen oldukça geç (1923) yayımlanmıştır. YANIT: A 14. Alexandre Dumas Fils in Kamelyalı Kadın ile Victor Hugo nun Sefiller adlı eserinden izler taşıyan, bir köylü kızının ağzından kaleme alınmış Abdülhak Hamid eseri aşağıdakilerden hangisidir? A) Garam B) Validem C) Ölü D) Makber E) Bir Sefilenin Hasbıhali A. Dumas Fils in Kamelyalı Kadın ile Victor Hugo nun Sefiller adlı eserinden izler taşıyan, bir köylü kızının ağzından kaleme alınmış Abdülhak Hamid eseri Bir Sefilenin Hasbihali dir. YANIT: E 15. Aşağıdakilerden hangisi Muallim Naci nin kullandığı müstearlar arasında yer almaz? A) Ömer Hulusi B) Naci C) Bir Hane Berduş D) Bir Firkatzede E) Bir Gamgin Muallim Naci nin asıl adı Ömer dir. Çocukluk yıllarında Ömer Hulusi mahlasıyla levhalar yazar. İlerleyen dönemlerden Muhayyelat taki Kıssa-ı Naci Billah adlı hikayenin kahramanına sempati beslediği için Naci adını kullanmaya başlar. Naci dışında Ahmed Mesud, Ömer Hulusi, Mesut-ı Harabati, Bir Hane Berduş, Bir Firkatzede ve Yahya gibi müstearları da kullanır. YANIT: E 13

14 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II ÇÖZÜMLÜ DENEME SORULARI 1. I. Siyasal mücadelelere hiç girmemişlerdir. II. Bütün sanatkârların poetik görüşleri ortaktır. III. Romantizm akımının izlerini eserlerinde görmek mümkündür. Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı ikinci kuşak şairleri ile ilgili olarak yukarıdaki numaralandırılmış ifadelerden hangisi yanlıştır? A) Yalnız I B) Yalnız II C) I-II D) II-III E) I-II-III 2. I. Tevfik Fikret II. Yahya Kemal III. Mehmet Akif Yukarıdaki numaralandırılmış isimlerden hangisi ya da hangilerinin eserlerinde Muallim Naci den izler görmek mümkündür? A) Yalnız I B) Yalnız III C) I-II D) II-III E) I-II-III 3. Yaş itibariyle birini kuşak Tanzimatçılara yakın olması açısından Tanzimat birinci uşak edipleriyle ikinci kuşak edipleri arasında bir köprü olarak nitelendirilen isim aşağıdakilerden hangisidir? A) Recaizade Mahmut Ekrem B) Abdülhak Hamid Tarhan C) Muallim Naci D) Samipaşazade Sezai E) Ahmet Cevdet Paşa 4. Recaizade Mahmut Ekrem in daha çok eski edebiyat tarzında yazdığı manzumeleri içeren kitabıdır. Bazı eleştirmenlere göre Recaizade nin sanatına ilişkin en önemli manzumeler bu kitapta yer almaktadır. Tanpınar da bu bağlamda kitapta yer alan musammatları başarılı bulur. Yukarıdaki parçada özellikleri verilen eser aşağıdakilerden hangisidir? A) Nağme-i Seher B) Yadigar-ı Şebap C) Zemzeme D) Nijad Ekrem E) Pejmurde 5. Recaizade Mahmut Ekrem in şiirlerinde rastlanan hissi ve dini murakabe, yapmacık duran hüzün, manzum metinlerinin arasına nesir serpiştirme alışkanlığı aşağıdaki sanatçılardan hangisinin etkisinde olduğunu göstermektedir? A) Victor Hugo B) J. J. Rousseau C) Lamartine D) Alfred de Musset E) W. Shakespeare 6. Recaizade Mahmut Ekrem in romantizmden ayrılıp yeni bir şiir dili kurmaya çalıştığı döneme geçişin göstergesi sayılabilecek manzumesi aşağıdakilerden hangisidir? A) Kırmızı Mektuplar B) Hülyada Bir Temaşa C) Bülbül D) Mersiyye E) Yakacık ta Bir Mezarlık Âlemi 14

15 7. I. Şiirlerinde derin fikirlere rastlanmaz. II. Dil, vezin ve kafiye konusunda yetersizdir. III. Divan şiiri geleneğine bağlıdır. Yukarıdaki numaralandırılmış ifadelerden hangisi ya da hangileri Recaizade Mahmut Ekrem e yöneltilen eleştiriler arasında sayılamaz? A) Yalnız I B) Yalnız III C) I-II D) II-III E) I-II-III 8. Aşağıdakilerden hangisi Abdülhak Hamid in romantik Hamid evresi olarak adlandırılan, Doğu ve Fransız kültürlerinin izlerini taşıyan dönemde kaleme aldığı eserlerden biri değildir? A) Sahra B) Belde C) Nazife D) Duhter-i Hindu E) Ruhlar 9. Biçim ile içeriğin uyumunda dikkat göstermesi, onun başarılı yönlerindendir. O, hiçbir gevezeliğe düşmeden temini, ustaca atlamalarla ince bir tertibe göre düzenlemiştir, Serveti Fünunculardan önce iç şeklin, kompozisyonun önemini anlamıştır. Bir diğer yeniliği Gül manzumesinde kendini gösterir. Şair burada bülbülü dışarıda bırakmıştır. Yukarıda özellikleri verilen sanatkar aşağıdakilerden hangisidir? A) Recaizade Mahmut Ekrem B) Abdülhak Hamid C) Muallim Naci D) Ahmet Mithat E) Ziya Paşa 10. Abdülhak Hamid tarafından kaleme alınmış, 1885 te yayımlanmıştır. Hem ölüm hem de tabiat konulu şiirlere yer verilmiştir. Eser, Fatma Hanım la olan hatıralar üzerinden yazılmış duygulanmaları içerir. Ayrıca Hindistan ın tabiat güzelliklerinin de anlatıldığı toplam on dokuz manzumeden oluşur. Yukarıdaki parçada özellikleri verilen eser aşağıdakilerden hangisidir? A) Divaneliklerim yahut Belde B) Bunlar O dur C) Makber D) Hacle E) Ölü 11. Aşağıdakilerden hangisi Abdülhak Hamid in şiirlerine izleri görülen romantik sanatlardan biri değildir? A) Rousseau B) Hugo C) Lamartine D) Chateaubriand E) G. Sand 12. Makber şiiri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) Şiir bir yokluğu ilan etmekle başlar. B) Kendi içerisinde bir düzeni yoktur. C) İnanç sınırlarının dışına çıkan bir içsel söylem vardır. D) Mef ûlü Mefâilün Fe ûlün kalıbıyla yazılmıştır. E) Şiirin tamamında duygular ön plandadır. 15

16 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II 13. Fatma Hanım ın ölümünden duyulan acıyla yazılmıştır. Her biri on altı beyitten oluşan kaside şeklindeki on manzumeden oluşur. Hugo nun Dieu sunun yanı sıra Ziya Paşa nın Terci-i Bend inin etkileri görülür. Yukarıda bahsi geçen eser aşağıdakilerden hangisidir? A) Makber B) Ölü C) Hacle D) Bunlar O dur E) Garam 14. I. Onun manzumelerinde muhayyilenin yokluğundan gelen iptidailikler görülür. II. Şiirinde okurla laubali bir hasbihal edasına girer. III. Aruz veznine sıkıca bağlıdır, bu vezinden vazgeçmez. Yukarıdaki numaralandırılmış ifadelerden hangisi ya da hangileri Muallim Naci ye yöneltilen eleştiriler arasında sayılamaz? A) Yalnız I B) Yalnız III C) I-II D) II-III E) I-II-III 15. Farklı mecmua ve kitaplarda basılmış, tamamı aruz ölçüsüyle yazılmış on dokuz manzumeyi içerir. Bunların bir bölümü Kırım, Rus, Yunan, Balkan ve Çanakkale savaşlarıyla ilgilidir. Yukarıdaki parçada özellikleri verilen eser aşağıdakilerden hangisidir? A) Garam B) Validem C) İlham-ı Vatan D) Bâlâdan Bir Ses E) Bir Sefilenin Hasbıhali 16

17 ÇÖZÜMLÜ DENEME YANITLARI 1. B Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı ikinci kuşak şairlerinden Muallim Naci, edebiyata bakış açısından devrin diğer sanatkarlarından ayrılır. Muallim Naci, divan edebiyatı geleneğini reddetmeden Doğu ile Batı nın iyi taraflarını buluşturma amacını taşımaktadır. 2. E Verilen isimlerin tümü Muallim Naci den etkilenmişler; özellikle dil ve diyalog oluşturma noktasında Muallim Naci yi takip etmişlerdir. 3. A Yaş itibariyle birini kuşak Tanzimatçılara yakın olması açısından Tanzimat birinci uşak edipleriyle ikinci kuşak edipleri arasında bir köprü olarak nitelendirilen isim Recaizade Mahmut Ekrem dir. Ekrem, Namık Kemal den yalnızca yedi yaş küçüktür. 4. A Özellikleri verilen eser Recaizade Mahmut Ekrem in ilk şiir kitabı olan Nağmei Seher dir. Bu kitap, Recaizade Mahmut Ekrem in daha çok eski edebiyat tarzında yazdığı manzumeleri içeren eseridir. Bazı eleştirmenlere göre Recaizade nin sanatına ilişkin en önemli manzumeler bu kitapta yer almaktadır. Tanpınar da bu bağlamda kitapta yer alan musammatları başarılı bulur. 5. C Recaizade Mahmur Ekrem in şiirlerinde rastlanan hissi ve dini murakabe, yapmacık duran hüzün, manzum metinlerinin arasına nesir serpiştirme alışkanlığı onun Lamartine etkisinde olduğunu göstermektedir. Bu tespiti yapan isim Ahmet Hamdi Tanpınar dır. 6. A Recaizade, Servet-i Fünun un temellerini attığı, Nijad Ekrem in yayımlamasının ardından süreçte, romantizmden ayrılıp yeni bir şiir dili kurmaya çalışır. Kırmızı Mektuplar manzumesi yeni dönem sanat yönelimlerini görmek adına önemli manzumedir. 7. B Recaizade Mahmut Ekrem, yeni edebiyat taraftarı olup bu konuda öncü isimlerdendir. Bu nedenle divan şiirine bağlılığından bahsetmek mümkün değildir. 8. E Ruhlar, Abdülhak Hamid in daha derinlikli metinler kaleme aldığı ikinci dönemde kaleme aldığı eserlerdendir. 9. C Özellikleri verilen isim Muallim Naci dir. Biçim ile içeriğin uyumunda dikkat göstermesi, onun başarılı yönlerindendir. O, hiçbir gevezeliğe düşmeden temini, ustaca atlamalarla ince bir tertibe göre düzenlemiştir, Servet-i Fünunculardan önce iç şeklin, kompozisyonun önemini anlamıştır. Bir diğer yeniliği Gül manzumesinde kendini gösterir. Şair burada bülbülü dışarıda bırakmıştır. 17

18 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II 10. B Özellikleri verilen eser: Bunlar O dur. Eser, Abdülhak Hamid tarafından kaleme alınmış ve 1885 te yayımlanmıştır. Hem ölüm hem de tabiat konulu şiirlere yer verilmiştir. Eser, Fatma Hanım la olan hatıralar üzerinden yazılmış duygulanmaları içerir. Ayrıca Hindistan ın tabiat güzelliklerinin de anlatıldığı toplam on dokuz manzumeden oluşur. Matemli anılar, ölüm korkusu, vatan hasreti, Tanrı sevgisi, tabiatın mükemmelliği eserdeki on dokuz farklı şiirde işlenen temalardır. 11. E Abdülhak Hamid in şiirlerine izleri görülen romantik sanatlar; Rousseau, V. Hugo, Lamartine ve Chateaubriand dır. 12. E Makber de karışık bir ruh halinin izlerini görmek mümkündür. Oldukça karışık bir ruh halinin sonucu olarak yer yer akıl, yer yer kalp ön plandadır. Şair, bazen tevekkül bazen isyan eder. 13. B Özellikleri verilen eser Ölü dür. Eser, Fatma Hanım ın ölümü acısıyla yazılmıştır. Her biri on altı beyitten oluşan kaside şeklindeki on manzumeden oluşur. Hugo nun Dieu sunun yanı sıra Ziya Paşa nın Terci-i Bend inin etkileri görülür. 14. B Muallim Naci yi Ahmet Hamdi Tanpınar, muhayyileden mahrum olmakla eleştirir. Tanpınar a göre onun manzumelerinde muhayyilenin yokluğundan gelen iptidailikler görülür. Tanpınar ayrıca şiirlerde okurla laubali bir hasbihal edasına girilmesini eleştirir. Ancak aruz bahsine dair herhangi bir eleştiri bulunmamaktadır. 15. C Özellikleri verilen eser İlham-ı Vatan dır. Eser 1916 da basılmıştır. Kitap, farklı mecmua ve kitaplarda basılmış, tamamı aruz ölçüsüyle yazılmış on dokuz manzumeyi içerir. Bunların bir bölümü Kırım, Rus, Yunan, Balkan ve Çanakkale savaşlarıyla ilgilidir. 18

19 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE VE ROMAN-II (İKİNCİ KUŞAK) ÜNİTE 2 Öğretmen Diyor ki! Bu ünitede Tanzimat Dönemi hikâye ve romancıları Ekrem ve Sezai hakkında bilgi verilecektir. Önceki Sınavlarda Çıkan Soru Adedi Ara Sınav Dönem Sonu TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ İKİNCİ KUŞAĞININ HİKÂYE VE ROMANLARININ GENEL ÖZELLİKLERİ Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının ikinci kuşak hikâye ve romancıları Recaizâde Mahmut Ekrem ve Sami Paşazâde Sezai dir. Bu yazarların kaleminde hikâye ve roman, Batılı anlatım tekniklerine daha uygun bir yapı kazanır. Şiirde olduğu gibi hikâye ve romanda da sosyal faydanın yerini sanat endişesi almaya başlar. Yalnızca olaylar dizisini anlatmak yerine, özellikle Sami Paşazâde Sezai nin kaleminde karakter sentezleyici, insanı sosyal çevresi ve psikolojik yönüyle değerlendiren, insan-mekân ilişkisine yer veren ve belirli bir başarıya ulaşan hikâye ve romanlar ortaya çıkar. Böylece birinci kuşağa göre daha incelmiş zevke seslenen, edebî değeri yüksek hikâye ve romanlar okuyucusunu bulmaya başlar. Tanzimat Dönemi nin ikinci kuşağını oluşturan roman yazarları, birinci kuşağa göre daha düzenli öğrenim gören, kendilerinden önceki roman denemelerinden yararlanan, Batı edebiyatını asıl kaynağından tanıyan ve nispeten daha iyi yetişen sanatçılardan oluşur. Tanzimat Dönemi birinci kuşağından sonra roman türünde eser veren ikinci kuşak mensupları sayıca az da olsa nitelikli eserler yayımlamışlardır. Geliştirmeye çalıştıkları roman tekniği ve üslubuyla Servet-i Fünun romanının zemininin oluşmasına katkı sağlamışlardır. İkinci kuşak hikâye ve romancıları, toplumsal sorunlara daha problematik yaklaşmaya çalışırlar. Kültürel kimliğe ve değerler sistemine bağlılıkla, değerler sisteminden kopmuşluk, toplumuna ve kültürel kimliğine yabancılaşmışlık arasındaki çatışma (alaturka-alafranga çatışması), kızların eğitim durumları, cariyelik ve köleliğin sorgulanmaya başlanması, görücü usulüyle evlilik gibi konular bu yazarların kaleminde daha geniş ifade alanı bulur. Asıl konuyla ilgisi olmayan anlatımlara, ikinci kuşağın hikâye ve romanlarında pek rastlanmaz. İkinci kuşağın, özellikle de Sami Paşazâde Sezai nin, dikkatini daha çok asıl konu üzerinde yoğunlaştırdığı görülür. Bu kuşak yazarları, Ahmet Mithat Efendi de görüldüğü şekliyle toplumu eğitme ve ders verme sorumluluğundan; Namık Kemal in Cezmi romanında karşılaşılan ideolojik dünya algısını metne yükleme düşüncesinden uzaklaşmıştır. Toplumsal yapıyı belirleyen ögelerin etkileri, halkın hayat anlayışında kendini gösterecek biçimde bir izdüşüm olarak bu dönemin hikâye ve romanlarında görülmeye başlanır. Birinci kuşağın toplumcu anlayışına karşılık ikinci kuşak bireysel anlayışa bağlanır ve bireysel konuları öne alır. Dikkatini toplumun içerisinde yaşayan birey üzerinde toplar. Bireyi kuşatan toplumsal baskı, gelenek, esaret, evlilikte aile büyüklerinin belirleyiciliği, yanlış Batılılaşma gibi bir birçok konu ve problem birey merkeze alınarak anlatılır. Yenileşme hareketlerine bağlı olarak resim kültürünün gelişmesine paralel yapıda mekân ve insan betimlemelerindeki başarı da giderek artar. Kitap güncellemelerini ve değişikliklerini internet sitemizin DUYURULAR bölümünden takip edebilirsiniz. 19

20 TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI - II Hikâye ve romana güzellik katmak için kullanılan, olay örgüsüyle ve kişilerle doğrudan ilişkisi olmayan betimlemeler, yerini hikâye ve roman kişilerinin psikolojik dünyalarıyla ilişkisi olan betimlemelere, olay örgüsüyle bütünlenen mekân tanıtımlarına bırakmaya başlar. Bu dönemde ilk dönem romanlarının olay merkezli gelişmesinden fazla kopmadan karakter sentezleyici eserlere doğru geçilir. Hikâye ve roman kişilerinin iç dünyaları, mekâna ve dış görünüşlerine yansır. Bu da hikâye ve romana belirli bir derinlik kazandırır. Romanlardaki dramatik aksiyona olaylardan çok; esaret, kadın hakları, kıskançlık, masumiyet, özentili yaşayışların yarattığı yıkımlar gibi konular yön vermeye başlar. Böyle bir yaklaşım da kaleme alınan hikâye ve romanların insan ve toplum gerçekliğini daha iyi kavramasına zemin hazırlar. Karakter ve tip oluşturmada genellikle başarılı bir çizgi izlenir. Birinci kuşağın romantizmden kaynaklanan anlayışa bağlı hikâye ve roman yazmasına karşılık ikinci kuşak daha çok realist anlayışa yaklaşan bir tutum sergiler. Bu tutum onların eserlerine yansır. Birinci kuşağın romantizmden kaynaklanan anlayışa bağlı hikâye ve roman yazmasına karşılık ikinci kuşak daha çok realist anlayışa yaklaşan bir tutum sergiler. Bu tutum onların eserlerine yansır. RECAİZÂDE MAHMUT EKREM İN HİKÂYE VE ROMANLARI Recaizâde Mahmut Ekrem in Hikâye ve Roman Üzerine Görüşleri Recaizâde Mahmut Ekrem, hikâye ile roman konusunda bazı görüşler getirir, bu iki türün birbirinden farklı yanlarına dikkat çeker. Romanı büyük hikâye, hikâyeyi ise ufak hikâye şeklinde adlandırır. Konuyu ele aldığı Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi adlı eserinde Ufak Hikâyelere Dair Ufacık Bir Mütalâa başlığı altında Fransız edebiyatından hareketle kimi düşünceler ileri sürer. Yazar, resim düşüncesinden hareketle romanı büyük bir tabloya, hikâyeyi ise minyatüre benzetir. Ona göre roman yazarı kişileri belirler, taslağı oluşturur ve taslak üzerinde çalışarak romanını yazar. Hikâyede ise taslak olmaz, üzerinde tekrar tekrar çalışılamaz. Bu sebeple hikâye yazmak daha güç değilse bile daha naziktir. Recaizâde Mahmut Ekrem in Hikâye ve Romanları Romanları, Saime ve Araba Sevdası; hikâyeleri ise Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi ve Şemsa dır. Bunlardan Saime evlilik ve çocuk yetiştirme; Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi romantik bir aşk; Şemsa, evlatlık alınan küçük bir çocuğun ölümü; Araba Sevdası ise yanlış Batılılaşma ve özentili hayat üzerine kurulur. Araba Sevdası, bu kitabın sekizinci ünitesinde ele alınacağı için burada üzerinde durulmayacaktır. Saime, 1888 de İkdam gazetesinde ikinci kısmın ikinci bölümüne kadar tefrika edilir. Yazarının Ahmet Mithat Efendi ye hitaben kaleme aldığı sunuş yazısında hikâyecik şeklinde nitelendirdiği, kimi kaynaklarda ve araştırmalarda hikâye olarak değerlendirilen Saime, aslında hikâyeden çok romana yaklaşan formuyla Recaizâde Mahmut Ekrem in ilk roman denemesi olarak kabul edilebilir. Saime de günlük hayat içerisinde sıkça karşılaşılabilen sıradan olaylar dizisi ele alınır. Saraç esnafının zenginlerinden İsmail Ağa, okuma yazma bilmeyen biridir. Bir kızı olur. Saadet adını verdiği kızı evlenme yaşına gelince ona mahalleden gümrük memuru Sadık Efendi yi uygun görür ve Sadık Efendi ye kızıyla evlenmesini teklif eder. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi romantik bir aşk hikâyesi üzerine kurulur. Kapalı toplum yapısı içerisinde aşkını içten içe yaşayan, bunu karşı tarafa gereğince aktaramayan yahut karşı tarafça anlaşılamayan iki gencin sonu ölümle biten hazin öyküsü anlatılır. Aynı mahallede doğup büyüyen, aynı okula giden Dilara ile Muhsin, çocukluklarını birlikte geçirir. Annesi doğum sırasında veremden ölen Dilara, çocukluktan genç kızlığa geçiş sürecinde Muhsin Bey e aşk duygusuyla bağlanır. Fakat Muhsin, Dilara nın kendisine duyduğu ilgiyle yazdığı şiirlerden, mektuplardan ve davranışlarından anlam çıkarmakta gecikir. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi, romantizmden geniş izler taşır. İki gencin birlikte yetişmesi, birbirine temiz duygularla bağlanması, aşklarının tabii dekor içerisinde geçmesi, tabiat tasvirleri, insan-mekân ilişkisi, birbirlerine kavuşmadan ölmeleri, şiddetli duygular, çözümsüzlük karşısında ölümü özleyiş bunlar arasındadır. Recaizâde Mahmut Ekrem, anlatım teknikleri ve kurguda yeterince başarı sağlayamaz. Recaizâde Mahmut Ekrem in Şemsa (1895) hikâyesi konusunu yaşanmış bir hayat sahnesinden alır. Bu hikâyede küçük yaşta öksüz ve yetim kalıp Anadolu dan getirilen bir kız çocuğunun evlatlık olarak verildiği evde kendisine karşı gösterilen ilgiye ve tedavi çabalarına rağmen yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak ölmesi konu edinilir. 20