ELEKTRON K POSTERLER
|
|
|
- Can Özden
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 ELEKTRON K POSTERLER
2 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-00] Genç Eriflkinlerde Farkl Oje Renklerinin ve K nan n Pulse Oksimetri Sonuçlar Üzerine Olan Etkisi Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Hatice Çiçek, Cengiz Han Aç kel, Ergün Uçar, fiafak Y ld z, Erdinç Çak r 4, Ergun Tozkoparan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Hemflire Yüksek Okulu, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Halk Sa l AD, Ankara 4 Gülhane Askeri T p Akademisi, Biyokimya AD, Ankara Arka plan: Pulse oksimetri cihaz ile parmak ya da kulak memesi gibi at m olan periferik damar yata nda oksihemoglobinin infrared fl absorbsiyonunun ölçülmesi ile arteriyel oksijen satürasyonu ölçülür. Hipotermi, hipotansiyon, a r anemi gibi baz durumlarda pulse oksimetrilerde ölçümler yanl fl olabilir. Ojenin ve k nan n da pulse oksimetri ile satürasyon ölçümünde yanl fl okumaya neden olabilece i düflünülmektedir. AMAÇ: Ülkemizde kad nlar n s kl kla kulland farkl renklerdeki ojelerin ve k nan n pulse oksimetri ile oksijen satürasyonu ölçümünü hangi oranda etkiledi ini ve ayr ca farkl marka ve türdeki cihazlar aras nda ölçüm fark olup olmad n araflt rd k. GEREÇ VE YÖNTEM: Herhangi bir yak nmas, bilinen hastal olmayan yafl ortalamas 9±,0 olan sa l kl gönüllü kad n çal flmaya al nd. Tüm olgular bir gün öncesinden bir t rna na k na yakt lar, çal flmaya bafllamadan önce bir t rnak kontrol için bofl b rak lmak üzere di er t rnaklar n on üç farkl renkte oje (k rm z, mavi, bej, mor, kahverengi, beyaz, pembe, siyah, yeflil, parlat c, aç k mavi, aç k yeflil, sar ) ile boyad lar. Ayn t rnak ölçüm sonras oje tamamen temizlenerek di er renk oje için kullan ld ve parmaklar aras nda fark gözetilmedi. Olgular n tamam nda ayn marka oje kullan ld. Boyas z, farkl renkli oje ve k na sonras parmak uçlar ndan üç farkl model pulse oksimetri cihaz (pulse oksimetri cihaz (I), pulse oksimetri cihaz (II), pulse oksimetri cihaz (III)) ile oksijen satürasyonlar ölçüldü. Oksijen satürasyonlar ve farkl cihazlar n ölçümleri istatistiksel olarak karfl laflt r ld. SONUÇLAR: Boyas z, farkl renk oje ve k nal t rnaklardaki satürasyon sonuçlar ve üç farkl model cihazdaki sonuçlar n karfl laflt r lmas sonucunda, aradaki fark az da olsa, mavi, bej, mor ve beyaz renkli oje ile boyal parmaklardan ölçülen satürasyonun anlaml daha düflük oldu unu bulduk. Ayr ca pulse oksimetri cihaz (I) di er iki cihaza göre anlaml yüksek bulundu. Ç kar m: Sonuçlar m z, mavi, bej, mor ve beyaz renkli oje kullan - m n n sa l kl genç eriflkinlerde satürasyon ölçümünü olumsuz yönde etkileyebilece ini düflündürmektedir. [EP-00] Solunum Fonksiyon Testi ve DLCO Sonuçlar m z Esin Taflbafl, Funda Coflkun, Arzu Ertem, brahim Ocak, Duygu Köprücüo lu, Ezgi Demirdö en, Ahmet Ursavafl, Dane Ediger,Ercüment Ege Uluda Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Bursa AMAÇ: Solunum fonksiyon testleri gö üs hastal klar n n vazgeçilmez tan yöntemidir. Klini imizde y llar aras nda yap - lan 60 solunum fonksiyon testi ve DLCO de erlerini sunmay amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Sonuçlar s ras yla yafl ortalamas, FEV, FEV/FVC, DLCOadj olarak verildi inde Sarkoidoz 65K/69E, %46.±0.8, %8.±., %75.7±0.5, %74.9±.; PF 47K/4E, %60.7±.,%76.5±., %78.4±., %56.6±.; Ast m 6K/5E, %46.6±.8, %9.6±5.0, %7.7±.6, %8.9±4.; KOAH K/E, %60.8±.5, %70.8±7.6, %70.0±.9, %67.6±6.8; Kollajen Doku Hastal 4K/0 E, %47.0±.9, %84.4±., %76.5±.7, %69.7±.5; Pnömokonyoz 6K/5E, %6.±., %8.±., %64.4±.9, %65.6±.; ntertisyel Akci er Hastal 5K/5E, %54.±.4, %8.9±.9, %75.6±., %68.5±.4. BULGULAR: statistiksel olarak SPSS program ile karfl laflt rma yap ld nda sarkoidoz ve idiopatik pulmoner fibrozis olgular aras nda FEF yüzde de erleri d fl nda kalan di er solunum fonksiyon testi parametreleri ve DLCO testlerinde anlaml farkl l k saptand (p<0.05). Ast ml hasta grubuyla sarkoidoz grubunu karfl laflt rd - m zda FEV/FVC yüzde de eri d fl nda anlaml bir farkl l k saptamad k (p>0.05). diopatik pulmoner fibrozis olgular ile kollajen doku hastal olgular n karfl laflt rd m zda DLCOadj % de erleri aras nda anlaml farkl l k saptad k (p<0.05). Cinsiyet Yafl FEV% FVC% FEV/FVC % DLCOadj% Sarkoidoz 65K/69E 46.±0.8 8.±. 9.8±. 75.7± ±. PF 47K/4E 60.7±. 76.5±. 7.4±. 78.4±. 56.6±. Ast m 6K/5E 46.6±.8 9.6± ± ±.6 8.9±4. KOAH K/E 60.8± ± ± ± ±6.8 KDH 4K/0 E 47.0± ±. 75.± ± ±.5 Pnömokonyoz 6K/5E 6.±. 8.±. 66.± ± ±. AH 5K/5E 54.±.4 8.9± ± ±. 68.5±.4 SONUÇ: Sonuç olarak bu çal flma ile hastalar m z n solunum fonksiyon ve DLCO de erlerini karfl laflt rarak sunduk. Daha anlaml sonuçlar için daha fazla olgu say s na ve kontrol grubuna ihtiyaç oldu- u düflüncesindeyiz. [EP-00] Bül ve Bleb Varl n n Radyolojik ve Fonksiyonel Bulgular Elif Torun, Nagihan Durmufl, Füsun Öner Eyübo lu Baflkent Üniversitesi stanbul Sa l k Uygulama ve Araflt rma Merkezi Hastanesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara Büller ve blebler genellikle amfizemde görülse de bazen baflka hastal k bulgusu olmadan da izlenebilirler. Kronik öksürük, elastisite kayb, bronkospazm, alerji, pulmoner enfeksiyonlar ya da gö üs duvar bozukluklar etiyolojide rol oynayabilir. Yeri, büyüklü ü, çevre akci er dokusuyla iliflkisine ba l olarak semptomsuz olabilece i gibi a r hastal a da efllik edebilir. Çal flmam zda bilgisayarl toraks tomografisinde (BT) görülen bül ve/veya bleblerin lokalizasyonlar n, say s n, efllik eden di er radyolojik patolojileri ve solunum fonksiyonlar ile iliflkisini saptamay amaçlad k. Nisan 008-May s 009 aras nda çeflitli nedenlerle BT çekilen hastalar n filmleri retrospektif olarak incelendi. Bül ve/veya bleb saptanan 7 hasta çal flmaya al nd. Yafl ortalamas 6.88 (8-90) olan hasta popülasyonu 5 erkek (%7.),46 kad n (%6.9) hastadan olufltu. Hastalar n 45 inde (%84.8) bül, sinde (%65.5) bleb saptand. Bül ve blebler 5 hastada multipl (%78.9), 6 hastada (%.) tekti, 7 hastada tüm loblar etkilenmiflti. Lokalizasyona göre de erlendirildi inde sa üst lob %69, sol üst lob %54.4, sa alt lob %., sol alt lob %., sa orta lob %4.6 oran nda tutulmufltu. Efllik eden radyolojik bulgular bül olan hastalarda fibrotik çekinti (%7.8), amfizem (%7.7), peribronfliyal kal nlaflma (%4.8), plevral kal nlaflma (%40), nodül (%6.9), buzlu cam (%0), bronflektazi (%7.); bleb olan hastalarda fibrotik çekinti (%78.6), amfizem (%70.5), plevral kal nlaflma (%4.9), perbronfliyal kal nlaflma (%4) nodül (%5.9), buzlu cam (%.4) ve bronflektazi (%6) idi. Bül olan ve olmayan hastalar n SFT de erleri Tablo de gösterilmifltir. FVC% ve FEV% aras nda anlaml fark saptanmazken (s ras yla p=0.96 ve 0.5), FEF 5-75% ve FEV/FVC de erleri bül olan grupta anlaml olarak daha düflük gözlendi (s ras yla p=0.0 ve 0.00). Bleb olan ve olmayan hastalar n SFT de erleri Tablo de gösterilmifltir, iki grup aras ndaki fark istatistiksel olarak anlaml bulunmad. Tek ve multipl bül ya da blebi olan hastalar n SFT de erlerinin karfl laflt r lmas Tablo te gösterilmifltir. FEV/FVC (p=0.00) d fl ndaki parametrelerde iki grup aras nda anlaml fark saptanmad. Sonuç olarak bül varl -, özellikle multipl oldu unda solunum fonksiyonlar n etkile-
3 Elektronik Posterler mektedir, bu nedenle radyolojik bulgular olan hastalar n SFT ile de de erlendirilmesi uygun olur. Tablo. Bül varl ile solunum fonksiyonlar n n iliflkisi SFT de erleri Bül (+) Bül (-) FVC% 98±4 98±5 FEV% 8±6 9±0 FEV/FVC 66±4 76±8 FEF5-75 % 50±4 68±4 Tablo. Bleb varl ile solunum fonksiyonlar n n iliflkisi SFT de erleri Bül (+) Bül (-) FVC% 98± 98±6 FEV% 8±4 87±7 FEV/FVC 67±4 68± FEF5-75 % 5± 54±7 Tablo. Bül say s ile solunum fonksiyonlar n n iliflkisi SFT de erleri Tek bül veya bleb Multipl bül veya bleb FVC% 97±7 98±4 FEV% 89±7 8±4 FEV/FVC 74±9 65±5 FEF5-75 % 6±0 50±4 FRC % 5±49 ±5 DLCO % 6±4 7±6 DLCO/VA 80±9 7±4 [EP-004] Uçucu Personel Muayenelerinde Solunum Fonksiyon Testinin Kullan lmas Erdinç Ercan, Savafl lbasm fl, Cantürk Taflç, Ahmet Ak n GATA Hava-Uzay Hekimli i Merkez ve AD, Eskiflehir GATA Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara AMAÇ: Uçucu personel muayenelerinde, solunum yolu hastal klar n n tespit edilmesinde solunum fonksiyon testinin (SFT) katk s n n araflt r lmas. YÖNTEM: Uçufl görevleri, pilotlar n ve di er uçufl ekibinin yüksek bir performansla çal flmalar n gerektirir. Bu nedenle uçucu personelin özellikle sinir, dolafl m ve solunum sistemlerinin sa l kl çal flmas gerekir. Bu durumun kontrol edilmesi amac yla uçucular y ll k ve befl y ll k periyodik sa l k muayenelerine girerler. Hem y ll k hem de befl y ll k muayenelerde uçucular gö üs hastal klar uzman taraf ndan da de erlendirilir. Muayenede; anemnez, fizik muayene, posteroanterior akci er grafisi, rutin biyokimya, tam kan ve tam idrar tahlilleri yap lmaktad r. Gö üs hastal klar uzman n n iste i do rultusunda laboratuvar tetkikleri geniflletilebilmektedir. Eylül 008 y l itibari ile befl y ll k muayenelere solunum fonksiyon testleri eklenmifltir. Kas m 007 ile A ustos 008 tarihleri aras. dönem, Eylül 008 ile Haziran 009 tarihleri aras. dönem olarak belirlenen 0 ayl k dönemde gö üs hastal klar tan s alanlar retrospektif olarak muayene kay tlar incelenerek karfl laflt r lm flt r. BULGULAR:. dönemde 85 (90 u y ll k, 475 i befl y ll k). dönemde 06 (749 u y ll k, 4 ü befl y ll k) olmak üzere toplam 4448 kay t incelenmifltir.. dönemde,. dönemde ise 7 uçucuya gö üs hastal klar n ilgilendiren hastal k tan s konulmufl olup bunlardan. dönemde 7 si,. dönemde ise ü SFT de de ifliklik oluflturan hastal k gruplar ndayd. SFT deki de ifliklikler küçük hava yolu obstrüksiyonu ve restriktif bozukluk olarak de erlendirildi. Her dönem y ll k ve befl y ll k muayeneler, gö üs hastal klar tan - lar aç s ndan incelendi inde tan say lar nda anlaml bir fark saptanamam flt r (Pearson Ki-Kare p>0.05). SFT ile tan lar konulan hastal klar bak m ndan y ll k muayeneler, dönemler aras incelendi inde gruplar aras fark n anlaml olmad (Fischer Kesin p>0.05); befl y ll k muayeneler bak m ndan incelendi inde gruplar aras fark n anlaml oldu u bulunmufltur (Pearson Ki-Kare p<0.05).. dönemde de SFT ile tan lar konan hastal k say lar n n y ll k ve befl y ll k muayeneler aras ndaki fark n anlaml oldu u bulunmufltur (Fischer Kesin p<0.05). SONUÇ: Elde edilen veriler fl nda tüm gö üs hastal klar tan lar nda dönemler aras fark oluflmamas n n yetersiz vaka say s na ba l oldu u, özellikle fizik muayene ve laboratuvar de iflikli i oluflturmam fl olan solunum yolu hastal klar n n tespitinde SFT nin yard mc bir metot olarak kullan labilece i ve SFT nin kullan lmas n n uçufl emniyetine olumlu katk yapaca düflünülmektedir. [EP-005] Bronflektazi: Demografi, Risk Faktörleri ve Lokalizasyonlar Sulhattin Arslan Cumhuriyet Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Sivas AMAÇ: Bu çal flmada bronflektazili hastalar m zda etiyolojik nedenler, lokalizasyon ve klinik özelliklerin de erlendirilmesi amaçland. YÖNTEM: May s 006-May s 007 tarihlerinde Sivas Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar taraf ndan izlenen bronflektazili hastalar prospektif olarak incelendi. Hastalar n yafllar, cinsiyetleri, baflvuru yak nmalar, hastal klar n n olas etiyolojik nedenleri ve bilgisayarl tomografi bulgular kaydedildi. BULGULAR: Hastalar n %64 ü erkek, %6 s kad n olup ortalama baflvuru yafl 55±6 ( 79 yafl) olarak saptand. Bronflektazi etiyolojisinde en s k yer alan patolojiler geçirilmifl akci er enfeksiyonu (%7,5), kronik obstrüktif akci er hastal (KOAH) (%6,) ve tüberküloz (%,8) olarak belirlendi. En s k baflvuru yak nmalar s ras yla öksürük (%9,0), atefl (%6,5), nefes darl (%56,) ve balgam ç karma (%5,5) olarak saptand. Hastalar n tümünde tan yüksek çözünürlüklü bilgisayarl tomografi (YÇBT) ile konuldu. Bronflektazinin lokalizasyonu en s k yayg n akci er tutulumu (%5), sol alt lob (%6,), lingula (%,) ve sa alt lob (%7,5) olarak gözlendi. SONUÇ: Sivas ilinde bronflektazili hastalarda etiyolojik faktör olarak en s k karfl m za akci er enfeksiyonlar ve KOAH ç kmaktad r ve tüm bronflektazi kuflkulu hastalarda tan için alt n standart olarak YÇBT önerilebilir. [EP-006] Genç Bronflektazili Eriflkinlerde Hava Yolu Obstrüksiyonu ve Bilgisayarl Tomografi ile liflkisi Ersin Demirer, Erdal Özgür Gözetlik, Hakan Çermik Etimesgut Asker Hastanesi, Ankara AMAÇ: Bronflektazi, kronik hava yolu inflamasyonuyla, bir ya da birden fazla bronflun irreversible anormal dilatasyonudur. Kronik balgam yap m, tekrarlayan akci er infeksiyonlar, hava yolu obstrüksiyonu ile birliktedir. Bu çal flman n amac bronflektazili olgulardaki hava yolu obstrüksiyonu oran n ortaya koymakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmam zda genç eriflkinlerdeki bronflektazi lokalizasyonlar n yüksek çözünürlüklü bilgisayarl tomografi (YÇBT) ile inceledik. Öykü, fizik muayene, spirometri, YÇBT yard m ile hastalardaki ast m ve amfizem oran n tespit ettik. BULGULAR: Ocak 006-Ocak 009 y llar aras nda takibini yapt m z yafl ortalamas.8±.8 (9-0 y l) olan 65 erkek bronflektazi olgusunu retrospektif olarak inceledik. On sekiz olguda (%8) sa, 7 olguda (%6) sol, 0 olguda (%46) her iki akci erde bronflektazi saptad k. On bir olguda (%7) ast m, 7 olguda (%) amfizem bulundu. Gözlenen bronflektazik lezyonlar n YÇBT ile da l m
4 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab incelendi inde %65 kistik, %5 tubuler, %6 traksiyon, %4 kistik ve tubuler tipte idi. Bu lezyonlar n her iki akci erdeki loblara göre da- l m % sa üst, %9 sa orta, % sa alt, %7 sol üst, % lingula, %0 sol alt lob fleklinde idi. Ast m veya amfizem hastal orta lob bronflektazisi ile iliflkili idi (r= -0.4, p= 0.04). Ast m ayr ca alt lob bronflektazisi ile iliflkili bulundu (r= -0.6, p= 0.05). Her iki hastal k da akci er loblar yönünden sa ve sol akci er ay r m göstermiyordu. SONUÇ: Genç eriflkin bronflektazi olgular n n de erlendirildi i bu çal flmada lezyonlar n yaklafl k %50 si alt loblarda idi. Ast m ve/veya amfizem efllik etme oran yaklafl k %0 saptand. Yap lan bir di- er araflt rmada ciddi ast ml larda tomografi ile %80 oran nda bronfl duvar anomalisi, %40 bronflektazi, %8 amfizem tespit edilmifl ve obstrüksiyon ile tomografi iliflkili bulunmufltur. Hava yolu obstrüksiyonu olan olgular ile tedavide kortikosteroid dozu yükseltilmek zorunda olan hastalar bronflektazi geliflimi aç s ndan de erlendirilmelidir. Ast m ve amfizem hastal olan hastalarda bronflektazinin nas l geliflti ini ve bu durumun tedavi ve takibi nas l etkileyebilece- ini ortaya koyacak yeni araflt rmalara gereksinim vard r. [EP-007] Kronik Öksürük ile Baflvuran Hastalar n Prospektif Olarak ncelenmesi Hülya Atmaca, O uz Uzun, Serhat F nd k, Atilla Güven At c, Levent Erkan Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Samsun G R fi VE AMAÇ: Kronik öksürük, çok say da nedene ba l olarak ortaya ç kabilen, yayg n ve önemli bir klinik sorundur. Birinci basamaktaki hekimlere ve gö üs hastal klar kliniklerine en baflta gelen baflvuru nedenidir. Kronik öksürük yak nmas yla Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar Klini ine Haziran 008-Temmuz 009 tarihleri aras nda baflvuran hastalar n etiyolojisini ve tedavi sonuçlar n prospektif olarak belirlemeyi hedefledik. HASTALAR VE METODLAR: Hastalardan ilk önce ayr nt l öykü al narak, fizik muayeneleri yap ld. Klinik flikayetlerine göre gerekli tetkikler (akci er grafisi, sinüs grafisi, bilgisayarl toraks BT, solunum fonksiyon testi, bronkoskopi, gastroskopi, tam kan say m, balgam gram boyama, sedimentasyon, özofageal ph monitörizasyonu, gastroözofageal reflü için sintigrafik çal flma) istendi. SONUÇLAR: Çal flmaya 50 hasta (45 kad n/05 erkek) dahil edildi. Hastalar m z 7 ile 86 yafl aral ndayd. Öksürük süresi hastalar m zda hafta ile 4 y l aras nda de ifliyordu. Tüm hastalar m z içinde en s k tespit etti imiz kronik öksürük nedenleri postnazal drip sendromu (üst hava yolu öksürük sendromu) (46 hasta/%8.4), akci- er karsinomu ( hasta/%.4), bronfliyal astma (9 hasta/%.6), postenfeksiyöz öksürük (8 hasta/%.), pnömoni (6 hasta/%0.4) ve gastroözofageal reflü hastal yd (4 hasta/%9.6). Kad nlarda en s k görülen neden postnazal ak nt sendromuyken, erkeklerde akci er karsinomu idi. Kronik öksürük ile baflvuran hastalarda tedavi altta yatan hastal klara göre düzenlendi. Postnazal ak nt sendromu, gastroözofageal reflü, bronfliyal astma, postenfeksiyöz öksürük ve pnömonilerde tedavi baflar oran yüksekken, malign hastalar, diffüz parenkimal akci er hastal klar nda tedavi baflar oran daha düflüktü. TARTIfiMA: Kronik öksürük nedenlerinin araflt r lmas ve tedavisi gö üs hastal klar klini i ifl yükünün önemli bir bölümünü oluflturmaktad r. Akci er kanseri daha önce yap lm fl çal flmalardan farkl olarak kronik öksürü ün en s k nedenleri aras nda yer almaktad r. Kronik öksürük ile baflvuran hastalarda iyi bir hikaye ve fizik muayene ile birlikte uygun laboratuvar tetkiklerinin istenmesi, tan ve tedavinin gecikmemesi için zorunludur. [EP-008] Tekrarlayan Entübasyon Gerektiren Akut Solunum Yetmezli i ile Seyreden Vokal Kord Disfonksiyonu Olgusu Ayflegül Tomruk, Figen Atalay, Fikret Ç nar, Meltem Tor Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Kulak Burun Bo az AD, Zonguldak Vokal kord disfonksiyonu, laringeal wheezing ya da laringeal ast m olarak da bilinen bozukluk, vokal kordlar n inspiryum süresince paradoksal olarak kapan p, obstrüktif hava yolu semptomlar na yol açmas ile karakterizedir. Mekanizma tam olarak bilinmemekle birlikte psikojenik faktörlerin ön planda sorumlu oldu u düflünülmektedir. Hastal n fliddeti hafif dispneden entübasyon ya da trakeostomi gerektiren solunum yetmezli ine kadar de iflir. Wheezing, stridor ve nefes darl tipik bulgulardand r. Hastal n tan s semptomatik dönemde yap lan laringoskopi ile vokal kordlar n paradoksal hareketinin gözlenmesi ile konulur. Bu olgu sunumunda acil servise entübasyon gerektiren akut solunum yetmezli i ile baflvuran, takiplerinde kez daha entübe edilen, daha sonra vokal kord disfonksiyonu tan s konularak lazer kordotomi ile tedavi edilen 70 yafl nda bayan hasta tart fl lacakt r. [EP-009] Asthma Exacerbation s and Mycoplazma Pneumoniae Infection in Children. Lidija Lj Petrusevska Kolekevska, M. Maneva, K. Boskovska Institute for Respiratory diseases in Children, Skopje, R. Macedonia Institute for respiratory diseases in children-kozle AIM: To present the influence of Mycoplasma pneumoniae infection on asthma exacerbation in children. MATERIAL AND METHODS: We examined a group od 67children with low respiratory tract infections 6 female, male, mean age 7 years. Most of them 5 (7,%) were with asthma exacerbation and pneumonia, 9 (4%) with pneumonia only. Diagnostic procedures: Anamnestic data, laboratory investigations (blood analysisleucocytes, sedimentation of red blood cells, C-reative protein), chest X-ray, microbiological isolation from sputum, pneumoslide IF IgM. RESULTS: Half of the patients (50%) had symptoms more than mo. before admission to hospital. Main symptoms were high temperature in duration of few days and cough. 7 children (56%) had increased level of sedimentation, 7% had increased value of leucocytes, and % had increased value of C-reactive protein. All of the children had pneumonia on chest X-ray, 55% bothsided, 45% onesided. Microbiological isolation from sputum was positive in (5%) patients. Haemophilus influenzae was isolated in 48% of them, other bacteria were Escherichia coli in, Staphilococcus aureus in, Moraxella catarrhalis in, Streptococcus pneumoniae in 5 and Pseudomonas in children. In the other 65% of the patients we didn t prove any bacteria from sputum. Pneumoslide IF IgM was made in all of the children. It was positive in 49 (75%) of them. In 75% (7 children) Mycoplasma pneumoniae was proved. Others had adenovirus-5, Legionela pneumophila- and Parainfluenzea-5 children. Children with asthma diagnosis (5 of 67) have positive pneumoslide for Mycoplasma pneumoniae in 4 (56%) of them. CONCLUSION: This study confirmed a strong association between Mycoplasma pneumoniae infection and asthma exacerbation in children. 4
5 Elektronik Posterler [EP-00] Omalizumab Tedavisi Alt nda Akut Miyokardit ve Plöropnömoni Olgusu Sacit çten, Ayflegül Erinç, Mustafa Fatih Kebanl Vak f Gureba E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Monoklonal anti IgE (omalizumab), dolaflan serbest IgE lere ba lanarak immünolojik bu etkilerin geliflmesini engellerken alerjinin erken ve geç faz yan tlar n bask lar. Omalizumab tedavisi yüksek doz inhaler steroid veya oral steroid kullanan, y l boyu alerjenlere duyarl orta-a r ast ml hastalarda çok merkezli, randomize, plasebo kontrollü birçok klinik çal flmada denenmifltir.tedavi edilen bireylerin yaklafl k %60 da bir yan t göstermektedir. Yan t de erlendirmek için genel olarak - 6 hafta gerekmektedir. nhaler kortikosteroid ve/veya uzun etkili beta agonist ve lökotren tedavisine eklenmifl omalizumab tedavisinde, ast m alevlenmelerinin %9-75 azald ifade edilmektedir. Olgumuz, 5 y ld r oral kortikosteroid kullanan a r persistant ast ml 45 yafl nda erkek hasta; omalizumab tedavisinin 0. haftas nda belirgin semptomatik, klinik ve fonksiyonel düzelme görüldü. 5. haftada a r akut miyokardit ve plöropnömoni nedeniyle hastaneye yat r ld. Solunum fonksiyon testlerinde kötüleflme olmad ve 0 günde iyileflme ile taburcu edildi. Omalizumab n, akut ast m alevlenmelerini azaltmas n n yan nda olgumuzdaki gibi a r enfeksiyonlara ba l hastaneye yat r lan hastalar n yat fl süresini azaltt n tecrübe etmifl olduk. Deneyimlerimizi paylaflt - m zda omalizumab hakk nda bilgilerimizin artaca kanaat ile olgu sunulmufltur. [EP-0] Bronfliyal Ast ml Çocuklarda Egzersiz E itiminin Solunum Fonksiyonlar ve Fonksiyonel Kapasite Üzerine Etkisi Ufuk Saadet Yurdalan, Meriç fienduran, Banu Duyar, Özkan Karaman 4 Marmara Üniversitesi Sa l k Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, stanbul Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu, zmir Dokuz Eylül Üniversitesi Sa l k Bilimleri Enstitüsü, zmir 4 Dokuz Eylül Üniversitesi T p Fakültesi Çocuk Sa l ve Hastal klar AD, zmir AMAÇ: Bronfliyal ast ml çocuklarda egzersiz e itiminin solunum fonksiyonlar ve fonksiyonel kapasite üzerine olan etkilerinin belirlenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmaya Dokuz Eylül Üniversitesi T p Fakültesi Pediatrik Allerji Bilim Dal na baflvuran hafif-orta fliddette bronfliyal ast m tan s alm fl ve Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu na yönlendirilmifl klini i stabil 0 çocuk kat lm flt r. Olgulara 6 hafta süreyle haftada gün/45 dakikal k tedavi seanslar biçiminde, kalistenik ve germe egzersizlerinden oluflan 0 dakikal k s nma ve so uma periyotlar n da içeren solunum, üst ve alt ekstremite ile kar n ve s rt kaslar kuvvetlendirme egzersizleri yan s ra diyafragma endurans e itiminden oluflan egzersiz program uygulanm flt r. Olgular n solunum fonksiyonlar solunum fonksiyon testi, fonksiyonel kapasiteleri ise 6 dakika yürüme testi ile egzersiz e itimi öncesi ve 6. hafta sonunda de erlendirilmifltir. BULGULAR: Olgular n ortalama yafl 8.8±.06 y l, ortalama beden kütle indeksi 6.97±.40 kg/m olup 0 u k z, 0 si erkektir. Egzersiz e itimi öncesi ve sonras solunum de iflkenlerinden FVC, FEV, FEF%5-75 ve PEF anlaml olarak artm fl (p<0.05), FEV/FVC de ise anlaml olmayan bir azalma saptanm flt r (p>0.05). Olgular n 6 dakika yürüme mesafeleri de egzersiz e itimi sonras anlaml olarak artm flt r (p<0.05). SONUÇ: Klinik olarak stabil bronfliyal ast ml çocuklarda düzenli egzersiz e itimi solunum fonksiyonlar n iyilefltirerek fonksiyonel kapasiteyi art rmaktad r. Düzenli egzersiz e itiminin atak say s ve s kl, hastane baflvurular ve medikasyon kullan m üzerine etkinli i de yan t bekleyen di er sorulard r. [EP-0] Sigara çici Ast ml Hastalarda Günlük çilen Sigara Say s ve Nikotin Ba ml l k Düzeyi ile FEV Aras ndaki liflki Dilaver Tafl, Nejla Ugan, O uzhan Okutan, Erdo an Kunter, Zafer Kartalo lu GATA Haydarpafla E itim Hastanesi Çaml ca Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul G R fi VE AMAÇ: Sigara, ast ml hastalarda solunum fonksiyonlar nda azalmaya neden olmaktad r. Ancak günlük içilen sigara say - s ile nikotin ba ml l k düzeyinin solunum fonksiyonlar na nas l bir etki gösterdi i hakk ndaki verilerin k s tl olmas nedeniyle bu çal flma planland. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmaya gö üs hastal klar poliklini imize baflvuran 7 sigara içici ast ml hasta ve 4 sigara içmeyen ast ml hasta al nd. Sigara ile ilgili anket formunu doldurmaya gönüllü hastalar çal flmaya al nd. Sigaray b rakm fl hastalar çal flmaya al nmad. BULGULAR: Sigara içici ast ml hastalar n 5 i ve sigara içmeyen ast ml hastalar n 9 u erkekti. Yafl ortalamas 7.04 ±.58 idi. Sigara içici ast ml hastalar n ortalama FEV düzeyleri 80.8 ±.8 ve sigara içmeyen ast ml hastalar n ortalama FEV düzeyleri 90.8 ± 7.6 bulundu. Sigara içen ve içmeyen ast ml hastalar n FEV düzeyleri aras ndaki fark istatistiksel olarak anlaml idi (p = 0.049). Sigara içen ast ml hastalar n günlük içilen sigara say s ile FEV düzeyleri aras ndaki iliflkiye bakt m zda; sigara say s ile FEV aras nda negatif bir iliflki vard ancak istatistiksel olarak anlaml düzeyde de ildi (r = -0.06, p = 0.859). Ayn flekilde nikotin ba ml - l k düzeyi ile FEV aras nda negatif bir iliflki vard, ancak istatistiksel olarak anlaml de ildi (r = -0.86, p = 0.48). SONUÇ: Sigara kullan m, ast ml hastalarda akci er fonksiyonlar nda azalmaya neden olmakta ve hastal n kontrol alt na al nmas - n zorlaflt rmaktad r. Çal flmam zda da sigara içen ast ml hastalarda FEV düzeylerinde istatistiksel olarak anlaml bir düflme saptanm flt r. Günlük içilen sigara say s n n ve nikotin ba ml l k düzeyinin artmas ile birlikte solunum fonksiyonlar n n negatif olarak etkilenmesi beklenir. Çal flmam zda bu negatiflik gösterildi, ancak istatistiksel olarak anlaml de ildi. Buradan hareketle ast m n kontrol alt - na al nmas amac yla günlük sigara kullan m n n ve nikotin ba ml l n n düflük olmas ndan ziyade sigara içilmemesinin gerekti i sonucu ç kar lm flt r. [EP-0] Ast m ve KOAH l Hastalarda Sigara çme S kl ve Nikotin Ba ml l k Düzeyleri Dilaver Tafl, Bahar Atefl, O uzhan Okutan, Erdo an Kunter, Zafer Kartalo lu GATA Haydarpafla E itim Hastanesi Çaml ca Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul G R fi VE AMAÇ: Sigara içmek, ast m ve kronik obstrüktif akci- er hastal (KOAH) gelifliminde önemli bir risk faktörüdür. Bu çal flma ast m ve KOAH tan l hastalarda sigara içme s kl n, sigara içen hastalarda nikotin ba ml l k düzeyini saptamak amac yla tasarland. GEREÇ VE YÖNTEM: Gö üs hastal klar poliklini ine baflvuran, ast m ve KOAH tan l hastalara, gönüllü olma esas yla, sorudan oluflan bir anket formu doldurmalar istendi. Sigara içenlere ayr ca Fagerström nikotin ba ml l k testi (FNBT) uyguland. Çal flmaya 68 ast ml ve 6 KOAH l hasta kat ld. 5
6 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab BULGULAR: Ast ml hastalar n erkek/kad n oran 59/9, yafl ortalamas 7.04 ±.58 idi. Hastalar n 7 si (%9.7) halen sigara içiciydiler ve 7 si (%0.) sigaray b rakt klar n belirttiler. Sigara içici ast ml hastalar n 7 si (%5) sigaray b rakmak istediklerini belirttiler. KOAH l hastalar n erkek/kad n oran 4/0, yafl ortalamas ± 9.7 idi. Hastalar n i (%7.5) halen sigara içiciydi ve 46 s (%7) sigaray b rakt n belirtti. Sigara içici KOAH l hastalar n ü (%7.) sigaray b rakmak istediklerini belirttiler. Nikotin ba ml - l k düzeylerine bak ld nda ast ml hastalar en fazla düflük nikotin ba ml (%7.0) iken, KOAH l hastalar en fazla orta nikotin ba ml (%45.5) idi. SONUÇ: Ast ml hastalarda sigara içme oran KOAH l hastalara oranla daha yüksek bulundu. Bunun nedeni ast ml hastalar n hastal klar ile ilgili bilinç düzeylerinin az olmas veya hastal klar n ciddiye almamalar olabilir. Ancak ast ml hastalarda nikotin ba ml l k düzeyi KOAH l hastalara göre daha düflüktü. lginç olarak, hem ast ml hem de KOAH l hastalardan halen sigara içenlerin sigaray b - rakma istekleri birbirine benzerdi ve düflüktü. Bu nedenle sigara karfl t kampanyalar n artarak devam ettirilmesi ve sigara b rak lmas ile ilgili hasta bilgilendirilmesi ve özendirilmesi çal flmalar na devam edilmesi gerekti i kan s nday z. [EP-04] Bronflektazili ve Bronfliyal Ast ml Genç Hastalarda Sigara çme Oranlar Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Ergün Uçar, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara ARKA PLAN: Bronflektazi, bronfl duvar harabiyeti ile birlikte geri dönüflümlü olmayan bir flekilde bronfllar n genifllemesi olarak tan mlanmaktad r. Astma ise hava yolu inflamasyonu ve geri dönüflümlü hava yolu darl ile karakterize kronik tekrarlay c bir hastal kt r. Bu iki hastal kta da yak nmalar genellikle tekrarlay c bir flekilde olmaktad r. AMAÇ: Bronflektazili ve bronfliyal ast ml hastalar n normal sa l kl kiflilere göre daha az sigara içme oranlar na sahip olabileceklerini varsaymaktay z GEREÇ VE YÖNTEM: Yafl ortalamalar (±,5) olan 0 bronflektazi ve (±,5) olan 49 astma hastas çal flmaya al nd. Kontrol grubu ise daha önce geçirmifl bir hastal olmayan ve halen herhangi bir rahats zl olmayan, yafl ortalamas 0 (±,) olan 0 kifliden oluflmakta idi. Her iki grubun yafl ortalamas ve çevresel koflullar benzer idi. Hasta gruplar ile kontrol grubunun sigara içme oranlar n karfl laflt rd k ve korelasyonlar araflt rd k. SONUÇLAR: Bronflektazili ve astmal hastalarda sigara içme oranlar s ras yla %48 ve %47, ortalama paket-y l ise,6 ve, bulundu. Sa l kl kiflilerde ise sigara içme oran %58 ve ortalama paket y - l,6 bulundu. ÇIKARIM: Sigara içme oranlar ve içilen sigara miktarlar bronflektazili ve astmal hasta grubunda normal sa l kl kiflilere göre düflük bulunmufltur. Bu sonuçlar beklenenin tersi bir durum gibi görünmektedir. Ancak bronflektazi ve astma hastalar n n semptomlar n n genellikle tekrarlay c nitelikte olmas nedeniyle ve sigara içmenin bu yak nmalarda art fla yol açaca düflüncesiyle sigara içme oranlar n n düflük olabilece ini düflünmekteyiz. [EP-05] Cerrahlar n Ameliyat Öncesinde Sigara B rakmaya Karfl Tutumlar Önder Öztürk, lkay Y lmazer, Ahmet Akkaya Süleyman Demirel Üniversitesi Gö üs Hastal klar AD, Isparta AMAÇ: Ameliyattan önce sigaray b rakman n, ameliyattan sonra oluflabilecek komplikasyonlar azaltt bilinmektedir. Bu anketsel çal flma ile cerrahlar n ameliyat öncesinde sigara b rakma ile ilgili düflüncelerini de erlendirmek istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmaya hastanemiz cerrahi anabilim dallar nda görevli olan cerrahlar (n=00) dahil edilmifltir. Da t lan anketlerin 80 tanesi (59 asistan/ ö retim üyesi) de erlendirmeye al nm flt r. Ankete kat lanlar n %7.5 i sigara kullanm yordu. Cerrahlar n %40 sigara b rakman n ameliyat sonras nda oluflan komplikasyonlar azaltt n düflünmekteydi. Cerrahlar n %7.8 i ameliyattan önce hastalar na sigara b rakmay önermesine karfl n, ancak %5 i ameliyattan 8 hafta önce b rakmay tavsiye etmekteydi. Yüzde 80 i hastalar n sigara b rakma poliklini ine yönlendirilmesinin sigara b rakma baflar s n art raca n düflünmesine ra men, %8.8 i son bir ay içerisinde hastalar n sigara b rakma polikliniklerine yönlendirmiflti. Cerrahi asistanlar ameliyattan bir ay önce sigara b rakmay önerirken (%9.), ö retim üyeleri s kl kla hastalar na ilk gördükleri anda sigaray b rakmay önermektedir (%7.6), (p=0.08). Ö retim üyeleri ile asistanlar aras nda sigara b rakma baflar s n art ran yöntemler aç s ndan düflünce farkl l bulunmaktayd (p=0.045). SONUÇ: Cerrahlar ameliyat öncesinde hastalar na sigara b rakmay önermelerine ra men, sigara b rakma polikliniklerine yönlendirmemekte ve ço unlukla ameliyattan önce sigara içimini yasaklamaktad rlar. Bundan dolay, cerrahlar n ameliyat öncesinde sigaran n b rak lmas n n getirece i faydalar ve sigara b rakma tedavisi konusunda e itime ihtiyaç duydu unu düflünmekteyiz. [EP-06] Sa l kl Kiflilerin Sigaraya Karfl Tutumu ve Sigaray B rakma ile lgili Bilgi Düzeyleri Aysel Y ld z, Ak n Baflkent, Gökflen Kuran, Hülya Nilgün Gürses stanbul Üniversitesi, stanbul T p Fakültesi, Fiziksel T p ve Rehabilitasyon AD, stanbul stanbul Üniversitesi, stanbul T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul stanbul Bilim Üniversitesi, Sa l k Yüksekokulu, Fizik Tedavi Rehabilitasyon Bölümü, stanbul Çal flmam zda toplumun farkl kesimlerinin sigaraya karfl tutumlar ve sigaray b rakmayla ilgili bilgi düzeylerini araflt rmay amaçlad k. soruluk de erlendirme anketi çeflitli mesleklerden gönüllülere gözetim alt nda uyguland. Ankette kat l mc lar n demografik özellikleri, sigara kullan m süresi, bafllang ç zamanlar ve nedenleri, aile bireylerinin yan nda sigara kullan m, sigaran n zararlar, bu zararlardan korunma, sigaray b rakma yöntemleri, b rakamama nedenleri ve destek sa layan kurumlar ile 9 Temmuz itibariyle kapal alanlarda sigara içme yasa na bak fl aç lar na dair sorular yer ald. Çal flmam za yafl ortalamalar 6,9±,7 y l olan 7 kifli (68 K, 05 E) kat ld. Sigara içen 8 [%4. (K:%0,9, E:%,)] içmeyen 4 [%5,4 (K:%8,5, E:%,9)] ve b rakm fl olan [%4,4 (K:%,8, E:%,6)] kifli vard. Kifliler sigaraya bafllama zamanlar aç s ndan sorguland nda lisede (%0) ve evlilik sonras nda (%,5) bafllama oran yüksekti. Sigaraya bafllama nedeni %45,4 arkadafl teflviki, %4,5 merak, %4,6 özenme, %8,5 ifl ortam olarak gösterildi. Ailede sigara kullan m oran %67,5 ti. Sigara kullananlar n %7,8 i evde ailesi ile birlikteyken içerken, %5,8 i evde sigara içmemeyi tercih ediyordu. Kat l mc lar n %97,4 ü sigaran n zararlar n biliyorken, %86,6 s çocu una sigaran n zararlar n anlatm flt. Sigaran n en kötü özelli i akci erlere zarar vermesi (%8) 6
7 Elektronik Posterler olarak bildirilmiflti. Kat l mc lar n %5, si sigaran n zararlar n azaltmak için önlem alm yordu, %69, sine göre sigaran n zararlar yla ilgili toplumsal çal flmalar yetersizdi. Sigara b rakma yöntemlerinden nikotin sak z (%9,) ve nikotin band (%8,8) en çok bilinen yöntemler iken, kat l mc lar n %,5 u yöntemlerin hiçbirini bilmiyordu. E itim seviyesi ile bilinen sigara b rakma yöntemi say - s koreleydi (r=0,9, p<0,00). flyerlerinde sigara içme yasa na uyulma oran %78,7 idi. Sigara içenlerin %66, si sigaray b rakmak istiyordu, %57,7 sine doktoru taraf ndan sigara b rakma telkini yap lm flt, %64, i en az bir kez sigara b rakmay denemiflti, % si sigaray b rakmak için uzman yard m alm flt. Sigaray b rakmada aile üyelerinin deste i (%8) baflta geliyordu. Kat l mc lar n %45 i (sa l kç lar n %,9 u) sigara b rakma polikliniklerinin varl ndan habersizdi. E itim düzeyi ile bu polikliniklerin bilinme oran koreleydi (r=0,97, p=0,00). Sinirli olma, sigaray b rakamaman n en s k nedeni (%45,6) olarak gösterilmiflti. Kapal alanlarda sigara içme yasa sonras sigara içenlerin %0 u sigaray azalt rken %5,4 ü art rm flt. Sigara içimini en az azaltanlar ev han mlar yd. Çal flmam z sigara ve zararlar yla ilgili toplum bilincinin artt n göstermekte, ancak sigaray b rakma yöntemlerinin ve destek veren merkezlerin bilinmemesi, merkezlerin say s n n art r lmas ve e itim seviyesi düflük olan kiflilere özellikle tan t m n n yap lmas gereklili ini göstermektedir. [EP-07] Sigara B rakma Poliklini ine Baflvuran Hastalar n Anksiyete ve Depresyon Düzeyleri ve Nikotin Ba ml l ile liflkisi Önder Öztürk, Ulughbik Khayri, Ahmet Akkaya Süleyman Demirel Üniversitesi Gö üs Hastal klar AD, Isparta AMAÇ: Bu çal flmada, sigaray b rakmak amac yla sigara b rakma poliklini ine baflvuran hastalar n anksiyete ve depresyon düzeyleri ve nikotin ba ml l ile aralar ndaki iliflkiyi araflt rmak istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Sigara b rakma poliklini imize Ocak 007-Aral k 008 tarihleri aras nda baflvuran 8 hasta çal flmaya al nd. Baflvuran hastalar n sosyodemografik verileri topland ktan sonra sigara içme durumlar, nikotin ba ml l (Fagerstrom Tolerans Testi) ve ba ml l k süreleri de erlendirildi. Hastalara ayn görüflmede Beck Anksiyete Ölçe i (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçe i (BDÖ) uyguland. Telefonla hastalara ulafl l p sigara içimi sorguland. BULGULAR: Örneklemin yafl ortalamas 40.4±4.09 olup, % 6 ü erkekti. Çal flmaya al nanlar n %4.6 s üniversite mezunu, %6 s ö renciydi. Sigaraya bafllama yafl ortalama 7, sigara kullanma süresi ortalama 9 paket-y ld. Nikotin ba ml l k oran 6 n n üzerinde (%6) olan hastalar n anksiyete ölçe i 7.4±4.56, depresyon ölçe i 7.±.79 bulundu (Ki-kare testi, p>0.05). Çal flmam zda hastalar m z n %75. üne hiçbir flekilde ulaflamad m zdan sigara b rakma durumlar n de erlendiremedik. Ulafl labilen 0 hastan n i (%55) sigaray b rakm flt. Sigaray b rakan ve b rakmayan gruplar aras nda cinsiyet, e itim, medeni durum, sigaraya bafllama yafl, kaç y l sigara içildi i aç s ndan istatistiksel olarak anlaml fark saptanmam flt r. Sigaray b rakan hastalar n %6.6 s nda nikotin ba- ml l k oran 6 n n üzerinde iken, anksiyete ve depresyon ölçekleri sigaray b rakamayanlara göre düflük bulundu (Mann Whitney-U, p>0.05). Nikotin ba ml l n n 6 n n üzerinde olup olmamas ile anksiyete ve depresyon ölçekleri aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark saptanmad (Ki-kare testi, p>0.05). SONUÇ: -Hastalara ulaflabilmek için adres ve telefon numaralar n güncel olmas gerekmektedir. - B rakt rma öncesinde, saptanacak anksiyete ve depresif belirtiler de erlendirilip gerekli önlemler al nmal d r. Bu önerilerin sigara b rakmadaki baflar oran n art raca n düflünmekteyiz. [EP-08] Sigara çme Yasa Sonras Bireylerin Sigara çme Arzusu ve Tutumlar n n De erlendirilmesi: Pilot Çal flma Alis Kostano lu, pek Yeldan, Elif Elçin Dereli, Enver Day o lu stanbul Üniversitesi stanbul T p Fakültesi, Kalp Damar Cerrahisi AD, stanbul stanbul Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu, stanbul AMAÇ: Sigara ça m z n önemli bir ba ml l k unsurudur. Çal flmam z sigara içme yasa n n bafllamas ndan itibaren kiflilerin sigara içme arzular n ve tutumlar n araflt rmak amac yla planland. GEREÇ VE YÖNTEM: Haz rlad m z anket formu 0 Temmuz- 0 A ustos-009 tarihleri aras nda 68 bayan (ort.4,9±,9 y l) ve 7 erkek (ort.4,4±, y l) toplam 9 sigara içen eriflkine uyguland. Form bireylerin kiflisel, demografik özelliklerine, sigara içme al flkanl klar na, sigaraya bafllama yafllar na, sigara b rakma arzular na ve sigara b rakma yasa ile ilgili düflüncelerine yönelik sorular ve Sigara çme Aciliyetinin K sa Sorgulamas formunu içermekteydi. SPSS paket program kullan larak tan mlay c istatistikle verilerin yüzde oranlar ve frekanslar, Spearman yöntemi ile de korelasyonlar belirlendi. BULGULAR: Sigaraya bafllama yafl ortalama 8,59±5,6 (min 7- maks 44) y l olarak saptand. Bireylerin % 60, ü sigaraya 8 yafl ve alt nda bafllam fllard ve sigaraya 0 yafl ve sonras bafllayanlar n yüzdesi %6, idi. çilen günlük sigara say s ortalama 6,5±8,8 idi. Bireylerin %54, 8 i sigaray b rakmak isterken ve %45, si b rakmak istemiyordu. Yasak sonras, bireylerin %0, i sigara kullan m n n artt n, %5, ü de iflmedi ini ve %7,6 s ise azald n bildirdi. Olgular n anl k sigara içme arzusunu içeren ifadelerden evet cevap oran en yüksek olan fiu an bir sigara iyi giderdi idi (%7). En yüksek hay r cevap oran ise fiu an hiçbir fley sigara içmekten daha iyi olmazd ifadesine verildi (%97,9). Bireylerin % 7 si yasa düflünce olarak onayl yorken, yasa a uyma oran %9, idi. Bireylerin %50, 6 s yasa n sigara içimini azaltaca düflüncesinde, %9, ü b rakt raca- düflüncesinde idi. Pasif içicili e yol açmas nedeniyle huzursuz hisseden birey oran %59, 9 iken, %7, oran nda birey bu konuda kendisini rahat hissediyordu. Sigara içme yasa na yönelik düflüncelerde yafl ile yasa destekleme aras nda negatif bir uyum (r=-0,4; p=0,08) vard. SONUÇ: Toplumumuzda sigara içme al flkanl ço u birey için erken yafllarda bafllamaktad r. Bireylerin yar dan fazlas sigaray b - rakmak istemektedir. Yasak sonras sigara içme al flkanl çok fazla de iflmemifltir. Çal flmam za kat lan olgular n ço unda sigara içme arzusunda bir aciliyet saptanmam flt r. Bireylerin önemli bir k sm pasif içicilikle yaratt zarar n fark ndad r, fakat bunu önemsemeyen oran küçümsenmeyecek bir kesim de mevcuttur. Sigara içme yasa sigara içenlerin önemli bir k sm taraf ndan desteklenmektedir ve yasa a uyma oran oldukça yüksektir. Yafl artt kça yasa destekleyen bir tutuma rastlanmaktad r. [EP-09] I d r Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar Poliklini ine Baflvuran Hastalar n Sigara çme Özellikleri Muhammed Emin Akkoyunlu, Nurettin Günefl, Emine fiebnem Parspur I d r Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar Poliklini i, I d r I d r Devlet Hastanesi Aile Hekimli i Poliklini i, I d r Çal flmam zda I d r Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar poliklini ine baflvuran hastalarda sigara kullan m n n s kl n, özelliklerini, etki eden risk faktörlerini belirlemeyi ve hastalar n sigaray b rakma konusundaki görüfl ve isteklerini araflt rmay planlad k. Çal flmaya kat lan olgulara yüz yüze görüflme yöntemi ile anket formu dolduruldu. Anket formunda hastalar n demografik özellikleri, sigaraya 7
8 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab bafllama yafl, içme süresi, birinci derece akrabalar nda sigara içen varl, sigaray b rakmay deneyip denemedikleri, sigaray b rakan hastalarda b rakma sorguland. Aral k 008 ile 8 flubat 008 tarihleri aras nda poliklini imize baflvuran 46 erkek (% 59,) 95 (% 40,9) kad n olmak üzere 7 hasta de erlendirmeye al nd. Çal flmaya al nan olgulardan 0 si (% 4,) hiç sigara içmemifl, 54 ü (%7,) aktif olarak sigara içmekte, 05 i (%4,6) ise sigaray b - rakm flt. Olgular n 684 ünün (94,9) birinci derecede yak nlar ndan en az biri sigara içiyordu. Sigara içen olgular n n 54 si (%75,) arkadafllar taraf ndan, 46 si (%6,4) aile bireyleri taraf ndan sigaraya bafllat ld n bildirdi. Sigara içen olgular n 5 i (%49,) sigaray b rakmay denemifl ve olgular n 48 i (%9,) sigaray b rakmay düflünüyor. Sigaray b rakan olgular n 5 si (%4,) doktor tavsiyesi ile, 54 s (%5,4) ise mevcut akci er hastal nedeni ile sigaray b rakm fl. Çal flmam zda poliklini imize baflvuran hastalar aras nda sigara içim oran çok yüksek olarak saptand. Bu durum toplumun ortalamas n yans tmamakta ve yap lan benzer çal flmalara göre yüksek bir oran saptanm flt r. Ayn zamanda olgular n birinci derece yak nlar aras nda sigara içenlerin oran n n toplum içindeki sigara kullan m n yüksekli ini yans tt na inan lm flt r. Sonuç olarak sigara içimi I d r için toplum sa l n tehdit eden ciddi bir sorun olup özelliklere hekimlere önemli görevler düflmektedir. [EP-00] 008 Y l nda SAÜ Beden E itimi ve Spor Yüksekokulu Özel Yetenek S nav na Kat lan Ö rencilerin Sigara Kullanma S kl n n Cinsiyet Fark na Göre De erlendirilmesi P nar Pazarl, Osman Kenan Kahyao lu, Do an Erdo du, Mustafa Aflk n Sakarya Üniversitesi, Sa l k Yüksek Okulu, Sakarya Sakarya Üniversitesi, Sa l k Kültür ve Spor Daire Baflkanl, Sakarya 008 y l nda üniversitemizin Beden E itimi ve Spor Yüksekokulu özel yetenek s nav na kat lacak olan ö rencilerin, SAÜ Medikososyal Merkezi nde s nav öncesi yap lan muayeneleri s ras nda, demografik özellikleri, kendilerinin ve ailelerinin sigara anamnezleri kaydedildi. %7,6 s (n=58) aktif sporcu ve yafl ortalamas 9,7±,86 (6-9) olan; ü (%9) k z, 57 i (%8) erkek toplam 704 ö rencinin, 8 inin (%8,) sigara içti i tespit edildi. çicilerin %5,5 i her gün en az adet sigara içen düzenli içicilerdi. Sigara içme s kl erkek ö rencilerde %9,6 (n=/57); k z ö rencilerde %,8 (n=7/) idi; fark istatistiksel olarak anlaml düzeyde saptanmad (p=0,06). Sigaraya bafllama yafl ortalamas 7,0±,9 (0-4) idi; sigara içenlerin %7,8 i 5 yafl ve alt nda; %46,8 i 6-8 yafllar nda sigara içmeye bafllam fllard. K z ve erkek ö rencilerin sigaraya bafllama yafllar aras nda anlaml bir fark saptanmad (p=0,6). Ö rencilerin %58,5 inin (n=4) ailesinde (anne/baba/kardefl) sigara anamnezi mevcuttu; %45 inin babas, %7, ünün annesi, %,6 s n n kardeflleri (abi ve/veya abla) sigara kullan yordu. Ailesinde sigara anamnezi olan ö rencilerle, olmayan ö rencilerin içicilik oranlar aras nda istatistiksel olarak anlaml fark saptanmad (p=0,). Anne, baba ve kardefllerin sigara içicili inin etkisi, k z ve erkek ö rencilerde ayr ayr de erlendirildi; hem erkeklerde hem de k zlarda, aile bireylerinin hiçbirinin ö rencilerin içicilikleri ile istatistiksel olarak anlaml iliflkisi tespit edilmedi. Sonuç olarak, sporla profesyonel anlamda ilgilenen ya da ilgilenmeyi planlayan gençler aras nda da genel olarak sigara içme al flkanl n n yayg n oldu u görüldü. Ancak çal flman n as l önemli sonucu, ülkemizde yap lan önceki birçok çal flman n aksine; k z ve erkek ö rencilerin içicilik oranlar aras nda anlaml fark saptanmam fl olmas d r. Bu sonuç, tütün endüstrisinin yeni hedef kitlesi olan kad nlar ve gençlere yönelik tütün kontrolü çal flmalar n n artt r lmas gere ini düflündürmüfltür. [EP-0] Sakarya Üniversitesi ndeki Meslek Yüksekokulu Ö rencilerinin Sigara çme S kl ve Sigara B rakma ile lgili Tutumlar Osman Kenan Kahyao lu, Mustafa Aflk n, P nar Pazarl Sakarya Üniversitesi Sa l k Yüksekokulu, Sakarya Bu çal flma, Sakarya Üniversitesi ndeki meslek yüksekokulu ö rencilerinin sigara içme s kl ve sigara b rakma ile ilgili tutumlar n araflt rmak amac yla gerçeklefltirildi. Üniversite bünyesindeki 5 meslek yüksekokulundan rastgele seçilen 7 okulun ö rencilerine anket (isim bildirimi olmaks z n) uyguland. Yüzde 56,6 s (n=665) k z, %4,4 ü (n=50) erkek; yafl ortalamas 9,6±, (7-) olmak üzere toplam 75 ö renci aras nda sigara içme s kl %6 (n=4) olarak saptand. %9,8 i 0 yafl ndan önce; %7,8 i -5 yafllar nda sigara içmeyi denemifllerdi. En s k deneme yafl 6-8 yafl; en s k bafllama nedeni merak (%8) ve arkadafl etkisi (%4) olarak belirlendi. %8,8 inin arkadafl çevresinde sigara içiliyordu, %47, ünün 5 den fazla sigara içen yak n arkadafl vard. Ö rencilerin içicili i ile sigara içen arkadafl varl aras ndaki iliflki istatistiksel olarak anlaml yd (p=0.000). %5,8 inin ailesinde sigara anamnezi mevcuttu. %6, ünün babas, %5, sinin annesi ilkokul mezunuydu; fakülte/yüksekokuldan mezun anne-baba oran s - ras yla %6 ve %4 idi. Baban n e itim düzeyi ile ö rencilerin içicilikleri aras nda istatistiksel olarak anlaml iliflki saptanmazken (p=0.09); annesi yüksekokul/üniversite mezunu olan ö rencilerin daha fazla içici olduklar görüldü (p=0.00). Sigara içen ö rencilerin %79, si b rakmay düflündüklerini bildirirken, %50 si b rakma zaman bildiremedi; %8,7 si bugün-yar n b rakmay düflünüyorum seçene ini iflaretledi. %44,4 ü b rakman n zor olaca n düflünüyordu, ancak b rakmak için yard m ister misiniz? sorusuna %9,5 i evet olarak iflaretledi. B rakman n zor olaca n düflünenlerin %58,4 ü, kolay olaca n düflünenlerin %,7 si b rakmak için yard m istiyordu (p=0.000). Sonuç olarak; meslek yüksekokulu ö rencileri aras nda sigara içicili inin s k oldu u ve erken yaflta sigara ile tan flt klar görüldü. Akran etkisinin belirgin oldu u ve ço unlu unun b rakma e iliminde oldu u görülen bu populasyonda, toplu halde yap lacak olan b rakmay teflvik edici faaliyetlerin faydal olabilece i düflünüldü. [EP-0] Ulusal Tütün Kontrol Program n n T p Fakültesi Ö rencilerinin Sigara ve Allerjik Hastal klar Aras ndaki liflki Hakk ndaki Bilgilerine Etkisi: Ön Sonuçlar Öznur Abado lu, Ömer Tamer Do an, Serdar Berk CÜTF Gö üs Hastal klar AD, Allerjik Hastal klar BD, Sivas CÜTF Gö üs Hastal klar AD Önbilgi: Türkiye de, 0 y l na kadar toplumun %90 n nda sigara karfl t kültürü gelifltirmek için 007 y l nda tarihleri aras nda uygulanmak üzere Ulusal Tütün Kontrolü Eylem Plan (UT- KEP) gelifltirilmifltir. AMAÇ: Bu çal flman n amac UTKEP n n t p fakültesi ö rencilerinin sigara ve allerjik hastal klar aras ndaki iliflki hakk ndaki bilgi düzeylerine katk s n belirlemektir. YÖNTEM: 004 ve 008 y llar nda ikinci ve dördüncü s n f ö rencilerine gönüllülük esas na dayal, sigara ve allerjik hastal klar aras ndaki iliflkiye dair sorular içeren bir anket uygulanm flt r. BULGULAR: Toplam 40 ö renci çal flmaya al nm flt r. Sigara içen/b rakm fl ö rencilerin oran 004 de %40. den 009 da %0.8 e düflmüfltür (p<0.05). Sigaran n zararlar hakk nda medyadan bilgi edinen ö rencilerin oran 004 de %8.6 dan 009 da %5. e ç km flt r (p<0.05). Sigara ve allerjik hastal klar aras ndaki iliflki hakk ndaki bilgi düzeyi aras nda her iki dönemde fark saptanmam flt r. Pasif içicilikle ilgili soruya do ru yan t veren ö rencilerin oran 004 de %56.0 dan 009 da %6. ye ç km flt r ancak aradaki fark anlaml bulunmam flt r (p>0.05). Sigara içme ile gebelik, ast m ve allerjik rinit 8
9 Elektronik Posterler aras ndaki iliflki hakk ndaki bilgi düzeyi aç s ndan da anlaml fark gözlenmemifltir. Sigara ve allerjik hastal klar aras ndaki iliflkiye ait sorulara do ru yan t veren ö rencilerin ortalama oran n n %8,6 ve %.97,7 aras nda de iflti i belirlenmifltir.. SONUÇ: Üniversitemizdeki t p fakültesi ö rencileri sigaran n zararlar ve sigara ve ast m aras ndaki iliflkinin fark ndad rlar. Sigara hakk nda medyadan bilgi edinen ö rencilerin say s 009 da 004 e göre artm flt r. [EP-0] SAÜ Beden E itimi ve Spor Yüksekokulu Özel Yetenek S nav na Kat lan Ö rencilerin Ard fl k Sene Boyunca Sigara çme S kl klar n n Takibi Osman Kenan Kahyao lu, P nar Pazarl, Do an Erdo du, Mustafa Aflk n, Remzi Altun fl k Sakarya Üniversitesi, Sa l k Yüksek Okulu Sakarya Üniversitesi, Sa l k Kültür ve Spor Daire Baflkanl Sakarya Üniversitesi, ktisadi ve dari Bilimler Fakültesi 006, 007, 008 y llar nda olmak üzere, ard fl k sene boyunca, üniversitemizin Beden E itimi ve Spor Yüksekokulu özel yetenek s nav na kat lacak olan ö rencilerin, SAÜ Medikososyal Merkezi nde s nav öncesi yap lan muayeneleri s ras nda, demografik özellikleri ve sigara anamnezleri kaydedildi. Anket s ras nda sigara içicilikleri ile ilgili sorulan sorunun, ö rencilerin alacaklar sa l k raporunu engellemeyece i özellikle belirtildi. Yafl ortalamas ve sigaraya bafllama yafl aç s ndan karfl laflt rmaya uygun (Oneway Anova p=0,5 ve p=0,) olan grubun sigara içicilik oranlar aras ndaki fark incelendi. Erkeklerde içicilik oran n n, ardafl k y l boyunca azald, aradaki fark n istatistiksel olarak anlaml oldu u görüldü (p=0.00). K zlar n içicilik oranlar nda ise y llar içinde azalma olmas na ra men, erkek ö rencilerde gözlenenen anlaml fark n mevcut olmad tespit edildi (p=0.). Sonuç olarak, profesyonel olarak sporla ilgilenen ya da ilgilenmeyi planlayan gençlerin, her y l ayn uygulama dahilinde oluflturdu u bir populasyonda, sigara içme oranlar n n her y l bir önceki y ldan daha az oldu u görülmüfltür. Çal flmam zda ö rencilerin sigara içme ya da içmeme sebepleri sorgulanmam flt r, dolay s yla bu olumlu sonucun sebebine yönelik yorum yap lamam fl ancak bu sonucun, son y llarda ülkemizdeki tütün kontrolü çal flmalar n n etkisi olabilece i düflünülmüfltür. [EP-04] Kronik Obstrüktif Akci er Hastal Akut Atak Tan s ile Hastaneye Yat r lan Hastalarda Derin Ven Trombozu S kl ve Profilaktik Düflük Molekül A rl kl Heparin Tedavisinin Etkinli i Ülkü Aka Aktürk, Banu Salepçi, Ali Fidan, Nesrin K ral, Demet Turan, Benan Ça layan Dr Lütfi K rdar Kartal E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Çal flmam z n amac KOAH atak tan s ile hastaneye yat r lan hastalarda ilk baflvuru s ras nda derin ven trombozu ( DVT) s kl n araflt rmak ve profilaktik düflük molekül a rl kl heparin tedavisinin DVT geliflimini engellemedeki etkinli ini de erlendirmekt. Prospektif olarak planlanan çal flmam za; Ocak Eylül 008 tarihleri aras nda klini imize KOAH akut atak tan s ile yat r lan hastalar dahil edildi. Hastalara rutin tetkiklerinin yan s ra D-Dimer testi ve ilk 48 saat içinde bilateral alt ekstremite venöz dopler ultrasonografisi yap ld. DVT izlenmeyen hastalar, randomize olarak gruba ayr ld.. gruptaki hastalara profilaktik dozda düflük molekül a rl kl heparin tedavisi baflland,. gruba ise profilaksi uygulanmad. Hastalar taburcu edildikten ay sonra tekrar alt ekstremite venöz dopler ultrasonografisi yap ld ve DVT saptanan olgular kay t edilerek DVT s kl ve prokfilaktik tedavinin etkinli i de erlendirildi. Elde edilen sonuçlar Chi-square yöntemi ile de erlendirildi. KOAH akut atak tan s ile yat r lan 7 hastan n yafl ortalamas 67.6 ± 8.88 olup 5 i (%6.8) kad n, 68 (%9.) i erkekti. D-dimer bak labilen 5 hastan n % 57.7 de de er, yüksek bulundu ancak bu grubun hiçbirisinde DVT / PTE iflaret edecek bir bulgu yoktu. Grup de 7 hasta, grup de ise 6 hasta mevcuttu. Gruplar aras nda demografik veriler, AKG ve SFT de erleri aras nda anlaml farkl l k saptanmad. Çal flmam zda yat fllarda yap lan ultrasonlar n hiç birinde DVT saptanmam flt. Ancak taburcu tarihinden ay sonra yap lan USG incelemede grup de bulunan hastada DVT saptand (%8,) Grup de ise olgular n hiçbirinde DVT yoktu (p>0.05). Kontrol USG de trombüs saptanan ve saptanmayan hastalar demografik özellikler, D-dimer düzeyleri, AKG ve SFT de erleri yönünden karfl laflt r ld nda anlaml bir fark saptanmad. DVT saptanan ve saptanmayan hastalar n D-dimer düzeyleri aras ndaki fark, istatistiksel olarak anlaml olmamakla birlikte belirgindi ve p= 0.06 hesapland. KOAH atak nedenleri aras nda baflta enfeksiyonlar yer alsa da VTE mutlaka ak lda tutulmal d r. Literatür bilgileri ile çal flmam zdaki veriler dikkate al nd nda bafllang çta D-dimer de eri çok yüksek bulunan hastalarda VTE saptanmasa bile hastal k sürecinde olas DVT ve PE yönünden bu hastalar daha dikkatli takip edilmelidir. Gruplar aras nda istatistiksel yönden anlaml bir fark bulunmam fl olmakla birlikte profilaksi uygulanan ve uygulanmayan gruplarda DVT s kl % 0 ve % 8, bulundu. Bu nedenle KOAH atak tan s ile yatan hastalara yat fl süresince profilaktik tedavi uygulanmas gereklidir. [EP-05] Koah l Hastalarda Tepe Öksürük Ak m n n Solunum Fonksiyon Parametreleriyle liflkisi Gökflen Kuran, Esen K yan, Gülfer Okumufl, Hülya Nilgün Gürses stanbul Üniversitesi, stanbul T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Anabilim Dal, stanbul stanbul Bilim Üniversitesi, Sa l k Yüksekokulu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü KOAH l hastalarda solunum iflinin artmas, hiperinflasyon, malnutrisyon, hipoksemi, hiperkapni ve kortikosteroid kullan m gibi nedenlerle meydana gelen solunum kas disfonksiyonu önemli bir problemdir. Özellikle ekspiratuar kas zay fl öksürük gücünün azalmas na ve dolay s yla infeksiyonlara ve atelektazilere neden olabilir. Solunum kas fonksiyonlar spirometrik de erlendirme, a z içi bas nçlar, sniff nazal inspiratuar bas nç ölçümü, EMG gibi çok çeflitli yöntemlerle de erlendirilebilmektedir. Çal flmam z n amac, özellikle kas hastalar n n takibinde kullan lan basit tepe öksürük ak m ölçümlerinin KOAH l hastalar n solunum fonksiyon ölçümlerinde yer al p alamayaca n araflt rmakt. Bu amaçla stanbul T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Anabilim Dal Gö üs Hastal klar KOAH poliklini i taraf ndan takip edilen yafl ortalamalar 57.9±5.4 olan stabil KOAH l 4 hasta (K, E) çal flmaya al nd. Hastalar n demografik özellikleri kaydedildi. Solunum fonksiyon testi (SFT), a z içi bas nç ölçümleri (PImaks, PEmaks), alt dakika yürüme testi (6 DYT) yap ld. Yürüme testi s ras nda dispne Borg dispne skalas ile günlük yaflam aktiviteleri s ras ndaki dispne ise Modifiye Medical Research Council Dispne Skalas (MMRC) ile belirlendi. Tepe öksürük ak m (TÖA) PEF metre cihaz ile kez ölçüldü en yüksek de- er kaydedildi. Hastalar m z n FEV ortalamalar.±0.6 Lt (%5.6±9.9), PImaks 67.±. (%7.±4.4), PEmaks 8.±.9 (%7.4±6.6), TÖA 80.0±6.9 Lt/dk, ve 6 dakika yürüme mesafeleri 87.±.0 m ydi. TÖA; SFT parametrelerinden FEV ile orta güçte anlaml iliflki gösterdi (r=0.55, p=0.0). A z içi bas nç ölçümleri, 6 dakika yürüme mesafesi ve dispne (Borg ve MMRC) ile TÖA aras nda anlaml iliflki gösterilemedi (p>0.05). TÖA ile FEV in iliflkili bulunmas n n olas nedeninin ikisinin de ekspiratuar manevra içermelerinin olabilece i düflünüldü. Basit, ucuz ve kolay ulafl labilen TÖA ölçümlerinin KOAH l hastalarda kullan l p 9
10 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab kullan lamayaca n n daha büyük örneklem gruplar yla de erlendirmesi gerekti ini düflünüyoruz. [EP-06] Kronik Obstruktif Akci er Hastal Gelifliminde MDR Gen Polimorfizminin Etkilerinin Araflt r lmas Ersan Atahan, Bahad r Batar, Mehmet Güven, Bülent Tutluo lu Cerrahpafla T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Ana Bilim Dal, stanbul Cerrahpafla T p Fakültesi, T bbi Biyoloji Ana Bilim Dal, stanbul Kronik obstrüktif akci er hastal, kronik inflamasyona ve remodellinge ba l olarak genellikle ilerleyici hava ak m k s tlanmas ile karakterize bir hastal kt r. Sigara, içerdi i serbest radikallerle akci- erde oksidatif stres oluflturarak KOAH gelifliminde ana risk faktörü olarak kabul edilse de sigara içenlerin ancak %5-0 sinde KO- AH geliflmektedir. Oksidan / antioksidan dengesinin bozulmas KO- AH patogenezinde önemli bir faktördür. Hava yolu epiteli ve alveolar makrofajlar, inhale edilen toksik maddelere karfl defansta en önde yer alsalar da sigaraya karfl bronfl epitelinin hangi faktörlerle korundu u çok net de ildir. MDR P glikoprotein ve MRP gibi multidrug rezistans proteinlerin, sigaran n içerdi i toksik maddelere ve oluflturdu u oksidatif strese karfl koruyucu rolü oldu u düflünülmektedir. Karaci er, barsak, akci er ve böbrek gibi pek çok organ n membranlar nda yeralan P glikoprotein, hücreleri korumakla görevlidir. Özellikle MDR P-gp bronfl epitelinin apikal yüzeyinde belirgin olarak eksprese olmaktad r. MDR geni 7. kromozomda lokalize bir gendir ve bu genle ilgili bugüne kadar 50 den fazla tek nükleotid polimorfizmi saptanm flt r. Bu polimorfizmlerin P-gp nin fonksiyonunu ve klinik etkinli ini ne kadar etkiledi i tam anlafl lamasa da P-gp nin substrat olan baz ilaçlar n farmakokineti ini etkiledi i bilinmektedir. Bizim çal flmam zda araflt rd m z C45T ve G677 polimorfizmlerinin, P glikoproteinin ekspresyon derecesi ile iliflkili oldu u gösterilmifltir. Bronfl epitelinde ekspresyonu azalan P-glikoproteinin; neden sigara içenlerin bir k sm nda KOAH geliflti- ini aç klamam za yard mc olaca düflünülmüfltür. Ayr ca KOAH hastalar n n tedaviye yan t oranlar n n farkl l n n MDR polimorfizmi ile iliflkisi olabilece i düflünülerek çal flmaya al nan hastalara reverzibilite testi yap lm flt r. 90 KOAH hastas ve sigara içen sa l kl 0 kifli çal flmaya al nm flt r. Hasta ve kontrol grubundan al nan periferik kan örneklerinde polimeraz zincir reaksiyonu-restriksiyon parça uzunluk polimorfizmi yöntemi kullan larak KOAH hastal ile C45 ve G677 polimorfizmlerinin iliflkisi araflt r lm flt r. Çal flmam zda sonuç olarak; KOAH geliflimi ile C45 ve G677 polimorfizmi aras nda anlaml bir iliflki bulunmam flt r. KOAH hastalar n nda erken reverzibilite pozitifli i ile 45TT (p=0.044, O.R:0:49, %95CI:0.-.) ve 677TT (p=0.00, O.R: 0., %95CI: ) allelleri aras nda anlaml bir iliflki saptanm flt r. [EP-07] Kronik Obstrüktif Akci er Hastalar nda Serum Leptin ve Tümör Nekrozis Faktör-α n n Rolü ve Nutrisyonel, Fonksiyonel Parametrelerle liflkisi Ceyda Anar, Özlem fiengören, pek Ünsal, Can Biçmen, Hüseyin Halilçolar zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi G R fi: Leptin, adipoz dokudan sal nan bir protein olup major fonksiyonu vücut kilosunun regülasyonunu sa lamakt r. nsanlarda leptin ve vücut kitle indeksi (VK ),ya s z vücut a rl gibi nutrisyonel parametreler aras nda kuvvetli bir korelasyon mevcuttur. Sistemik bir hastal k olan KOAH ta kan dolafl m ndaki leptin düzeylerindeki art fl n anoreksi ve kilo kayb na yol açabilece i bildirilmektedir. Günümüz çal flmalar leptin ve TNF-α gibi inflamatuvar sitokinler aras nda bir ba olabilece i konusunda kan t göstermektedir. Çal flmam zda akut ve stabil KOAH hastalar nda serum leptin ve TNF-α düzeylerini karfl laflt rmay ve bunlar n nutrisyonel, fonksiyonel parametreleri ile olan iliflkisini araflt rmay amaçlad k. GEREÇ VE METOD: 5 stabil KOAH hastas, 4 akut KOAH hastas ve 8 sa l kl kifli çal flmaya al nd. Cinsiyet farkl l etkisini ortadan kald rmak için çal flmaya sadece erkek hastalar dahil edildi. Tüm hastalarda VK, triceps kal nl, serum leptin, TNF-α düzeyleri ölçüldü. Leptin ve TNF-α düzeyleri EL SA yöntemi ile hesapland. Solunum fonksiyon testi body pletismograf ile ölçüldü. FEV, FVC, FEV/FVC, DLCO de erleri kaydedildi. Fonksiyonel kapasiteyi de erlendirmek için 6 dakika yürüme testi (DYT) yap ld. BULGULAR: Serum leptin düzeyi akut KOAH hastalar nda, stabil KOAH hastalar ndan ve kontrol grubundan istatistiksel olarak anlaml derecede daha yüksek bulundu. Yüksek TNF-α de erli hasta say s ( TNF-α>4,), stabil KOAH grubunda kontrol grubuna göre fazla bulunmas na ra men, gruplar aras nda TNF-α düzeylerinde istatistiksel olarak anlaml bir fark saptanmad. Leptin düzeyleri stabil KOAH hastalar nda nutrisyonel parametrelerle karfl laflt r ld - nda istatistiksel olarak anlaml derecede korele bulundu. Ancak akut KOAH ve kontrol grubunda ise leptin ile nutrisyonel parametreler aras nda korelasyon saptanmad. KOAH grubunda serum leptin ve TNF-α aras nda iliflki bulunamad. TNF-α ile nutrisyonel parametreler ve egzersiz kapasitesi aras nda istatistiksel olarak fark saptanmad. SONUÇ: Yüksek TNF-α düzeyleri KOAH hastalar ndaki inflamasyon ile iliflkili olabilir. Stabil KOAH hastalar nda yüksek leptin seviyeleri ile nutrisyonel parametreler aras nda korelasyon saptanmas na ra men akut KOAH hastalar nda bu korelasyon bulunamad. Ayr ca KOAH hastalar nda TNF-α ile artm fl leptin seviyeleri aras nda anlaml düzeyde iliflkiye rastlan lmad. Leptin ve TNF-α aktivitesi aras ndaki iliflkinin, KOAH hastal n n patolojisinde önemli bir rol üstlendi ini düflünmemekteyiz. [EP-08] KOAH da Eser Element (Bak r, Çinko, Selenyum) Tayini Ural Koç, Demet Karnak, Güzin Özelçi Kavas, Oya Kayacan Ankara Üniversitesi T p Fakültesi, Intern.Dr, Ankara Ankara Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Ana Bilim Dal, Ankara Ankara Üniversitesi T p Fakültesi, Fizyopatoloji Bilim Dal, Ankara G R fi VE AMAÇ: KOAH, özellikle akut alevlenme s ras nda hastan n sa l k durumu üzerinde ilerleyici ve geri dönüflümsüz etkilere yol açabilen, önemli bir sa l k sorunudur. Bu çal flma, KO- AH akut alevlenme döneminde eser elementlerin rolünü belirlemek üzere yap ld. YÖNTEMLER: GOLD 06 kriterlerine uygun yafl ortalamalar 68.8±9.5 y l olan 0 KOAH olgusu (M/F:8/) ve yafl ortalamalar 65.5±. y l olan 0 sa l kl birey (M/F:/8) çal flmaya dahil edildi. Gruplar istatistiksel olarak yafl ve sigara öyküleri bak m ndan karfl laflt r labilir niteliklere sahipti. lk de erlendirmelerden ard ndan hasta grubu 6-8 hafta kadar sa l k durumlar n n stabil hale gelmesini beklemek üzere taraf m zca takip edildi. Atomik absorbsiyon spektroskopisi ve spektrometresiyle hastalar n ilk ve ikinci baflvurular nda olmak üzere iki kez, sa l kl bireylerden de bir kereye mahsus olmak üzere al nan kan örneklerinden ayr lan serumdaki eser elementin tayini yap ld. Selenyum için graphite furnace yöntemi kullan ld. BULGULAR: KOAH hastalar nda akut alevlenme s ras ndaki (07.5±0.8 μg/dl) serum bak r düzeyleri, stabil duruma (.5 ±.5μg/dl) göre daha düflük saptand (p<0.0). KOAH hastalar n n stabil durumlar ndaki serum bak r ve selenyum düzeyleri, sa l kl bireylere göre daha yüksek (p<0.0), serum çinko düzeyleri ise sa l kl bireylere göre daha düflük (p<0.05) saptand. Serum bak r düzeyi ile eritrosit sedimentasyon h z aras nda pozitif korelasyon 0
11 Elektronik Posterler (p<0.0, r: 0.6); oksijen satürasyonu ile serum bak r düzeyi aras nda negatif korelasyon (p<0.0, r:- 0.6) saptand. SONUÇ: Bak r, hem oksidatif hem de antioksidatif yan tta önemli rol oynamaktad r.bu çal flman n sonuçlar serum bak r düzeyindeki azalma ile inflamasyonun akut faz yan t ve bu eser elementin tüketimi aras nda güçlü bir ba nt n n oldu unu önermektedir. Bak r ve selenyum de erlerinin stabil durumdaki KOAH olgular nda sa l kl bireylerden yüksek olmas, akut faz n tetikledi i bir uyar n n sonucu olabilir. Bu da antioksidan tedavilerin, bak r belki de selenyum suplementasyonun akut alevlenme tedavisinde kullan labilinece ini akla getirmektedir. [EP-09] Evde Oksijen Konsantratörü Kullanan Olgular n Cihaz Bak m Konusunda Tutumlar Songül Uygun, Emine Banu Çak ro lu, Nevin Özer, Peri Arbak, Ali Nihat Annakkaya, Öner Balbay Düzce Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar Anabilim Dal Solunum Yetmezli inin evde takibinde temel tafllar oluflturan oksijen konsantratörleri ve invaziv olmayan ventilasyon cihazlar n n bak m hastan n tedaviye uyumunda önemli bir sorun oluflturmaktad r. Evde kronik hasta takibinin önümüzdeki y llarda daha da yayg nlaflaca hesaba kat l rsa bu cihazlar n düzenli bak m gö üs hastal klar uzmanlar n n da sorumlulu u alt na girmektedir. Gö üs Hastal klar Klini i nde 008 y l Ocak ay ndan 009 Temmuz ay bafl na kadar eve Oksijen Konsantratörü ve/veya B PAP cihaz verilmifl 7 hasta ile telefon yoluyla görüflülerek anket uyguland. Olgular n 0 si kad n, 7 si erkek olup, yafl ortalamalar 6.7 ±.6 idi. Hastalar n 5 ine (%40.5) oksijen konsantratörü, sine (%59.5) oksijen konsantratörü ve B PAP cihazlar verilmiflti. Cihaz verme endikasyonlar aras nda en s k gözlenen ilk ü s ras yla; Obezite Hipoventilasyon Sendromu + Tip Solunum Yetmezli i ( olgu), KO- AH + Kor Pulmonale (9 olgu), Konjestif Kalp Yetmezli i (6 olgu) idi. Olgular n 0 una (%8.) ilk el cihaz verilmiflti. Olgular n 8 i (%75.7) cihaz n kontrole götürmemiflti. Hastalar n 6 s (%70.) cihaz kendilerine verilirken firma taraf ndan bilgilendirilmediklerini belirttiler. Konsantratörlerinin baz parçalar n n (filtre) periodik olarak de ifltirilmesi gerekti ini bilmeyenlerin oran %59.5 ( kifli) idi. Kalan hastalar filtrelerinin -7 günde bir de iflmesi gerekti ini ö rendiklerini belirtmifllerdi. Yedi hasta (%8.9) cihazlar n n bozuldu unu bildirmifllerdi. Cihaz bozulanlardan ü tüp, si konsantratör kiralarken, olguda firma cihaz de ifltirmifl ve olgu ise tamir sürecini beklemiflti. Hastalara konsantratörlerinin teknik kontrolu hakk nda fikirleri soruldu unda yan tlar s kl k s ras na göre flöyle s ralanm flt r; firma belirli aral klarla evde kontrol yaps n (6 kifli), cihaz reçeteleyen hastanenin ilgili bölümü teknik takibi yapt rs n (5 kifli), kendi olanaklar yla cihaz firmaya götürsün (4 kifli), sosyal güvenlik kurumu cihaz n teknik bak m n sürdürsün ( kifli). Sonuçta; bölgemizde eve oksijen konsantratörü ve/veya B PAP cihaz verilen hastalar n cihazlar n n teknik takibi konusunda yeterince bilgilendirilmediklerini düflündükleri ve cihaz ald klar firma arac l yla evde teknik kontrol talep ettikleri anlafl ld. [EP-00] Düzce l Sosyal Güvenlik Kurumu Taraf ndan Karfl lanan Evde Oksijen Konsantratörü Uygulamalar n n De erlendirilmesi (009 Y l ) Emine Banu Çak ro lu, Songül Uygun, Peri Arbak, Öner Balbay, Ali Nihat Annakkaya Düzce Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar Anabilim Dal Düzce ili Sosyal Güvenlik Kurumu 009 y l Ocak ay ndan bu yana faaliyette olup, evde oksijen konsantratörü ve invaziv olmayan ventilatör kullan m için cihaz talebinin genel de erlendirmesini yapmay amaçlad k. Toplam 58 olgudan 5 sine telefon ile de ulafl ld. Olgular n si erkek (%6.5), 0 si kad nd (%8.5). Yafl ortalamas 6. ± 8.0 idi. Hastal klar n n da l m na göre olgular flöyle s ralanmaktayd ; KOAH + Kor Pulmonale ( olgu), nörolojik hastal klar ile iliflkili solunum yetmezli i (0 olgu), interstisyel akci er hastal - (9 olgu), Obezite-Hipoventilasyon sendromu (5 olgu), Konjestif Kalp Yetmezli i ( olgu), Tbc sekeli ( olgu), Bronfl ast m ( olgu), Aspirasyon pnömonisi ( olgu), bronflektazi ( olgu). Hastalar n sosyal durumuna bak ld nda ço unlukla ilkokul mezunu (%46.), ev han m (%4.6), çiftçi (%6.9), iflçi (%7.) olduklar gözlendi. Sigara al flkanl klar sorguland nda 7 kifli (%5.9) sigara kulland - n belirtmifllerdi. Olgular n 8 ine (%7.) oksijen konsantratörü, 4 üne (%6.9) oksijen konsantratörü ve B PAP verilmiflti. Hastalar n tamam na yak n na (48/5) cihazlar üniversite hastanesi hekimleri taraf ndan yaz lm flt. Olgular n %76.9 unda cihaz gö üs hastal klar, %7.7 sinde beyin cerrahisi, %5.8 inde yo un bak m, %.8 inde neonatoloji, sonra %.9 oran nda olmak üzere s ras yla dahiliye, pediyatri ve kulak burun bo az uzmanlar nca yaz lm flt. Olgular n ortalama ph=7.9 ± 6., po=5. ± 0.6, pco=47.7 ± 4.6, HCO=8.5 ± 6.4 idi. Sonuçta evde uzun süreli oksijen kullan m ve/veya B PAP uygulamas nda KOAH, nörolojik hastal klara ba l solunum sorunlar n n ilk s radaki endikasyonlar oluflturdu unu, cihazlar n reçetelenmesinde devlet hastanelerinde çal flan uzmanlar n yeterince sorumluluk almad n, hastalar n yar dan fazlas n n halen sigara kulland n saptad k. Sonuçlar bize az nüfuslu yerlerde uzun süreli oksijen kullan m nda gö üs hastal klar uzmanlar n n hem reçeteleme hem de hasta izleminde daha fazla sorumluluk almas gerekti ini düflündürdü. [EP-0] KOAH l Olgular m z n Retrospektif De erlendirilmesi (Bir Y ll k zlem) Cantürk Taflç, Deniz Ar k, Ergun Uçar, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Ankara AMAÇ: 0 Ocak Aral k 008 tarihleri aras nda gö üs hastal klar klini inde yatarak tedavi gören KOAH l hastalar n dosyalar retrospektif olarak incelenerek, önemli noktalar de erlendirildi. Materyal ve Method: Yatarak tedavi gören hastalar n, son bir y lda ve toplamda yat fl say s, hastaneye yat fl endikasyonu, y l n hangi ay nda hastaneye yatt klar, arteriyal kan gaz incelemeleri, yat fl an ndaki beyaz küre say lar, solunum fonksiyon test parametreleri, hastanede kaç gün yatarak tedavi gördükleri gibi özellikleri kaydedildi. BULGULAR: Bir y ll k süre içinde toplam 8 KOAH l hasta, 97 kez klini imizde yatarak tedavi görmüfl. Bunlar n 4 si so uk aylar olarak niteledi imiz alt ay içinde da l m göstermifltir. Tüm KO- AH l hastalar n spirometrik ölçümleri elektif flartlarda poliklinik koflullar nda yap lm fl olup, KOAH tan lar buna göre koyulmufltu. 97 yat fl iflleminin ortalama hastanede yat fl süresi 8±9,7 gün idi. Ortalama beyaz küre say lar 400±8900 olarak sonuçland. 97 adet klini e yat fl ifllemi, 8 hastadan oluflmakta olup, 8 hastan n 8 i alt kez, 5 i dört kez, i üç kez, 9 u iki kez, 8 i bir kez yatarak tedavi görmüfltü. 9 ayr hastaya, toplam 6 yat flta noninvazif meka-
12 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab nik ventilasyon (NIMV) tedavisi uygulanm flt r. NIMV tedavisi uygulanan hasta grubunun, klini imizde üçten fazla yatarak tedavi gören hasta grubunda olmas dikkat çekici idi. Bir y l içinde toplam befl hastaya invazif mekanik ventilasyon uygulanm fl olup, üçü ex olmufltur. TARTIfiMA VE SONUÇ: KOAH l hastalar n hastaneye yat fl nedenlerini KOAH alevlenme tan s oluflturuyordu. KOAH ile birlikte ek kronik hastal olan olgularda hastaneye yat fl s kl nda artma dikkati çekiyordu. Sadece KOAH olan olgularda son bir y l içinde hastaneye yat fl en fazla iki kez idi. Beklendi i gibi so uk havalar olarak nitelendirdi imiz aylarda yatarak tedavi göre olgu say m zda artma dikkat çekiciydi. Yine üç ve daha fazlas nda yatarak tedavi gören hastalarda yat fl an nda de erlendirilen AKG nda kronik pco yüksekli i görüldü. Ayn grup hastalar n SaO de erleri de düflük seviyede idi. Üçten fazla yatarak tedavi gören hastalarda NIMV tedavisi belirgindi. Bu grup hastalar n AKG nda, kronik kompanze solunumsal asidoz tablosu bask nd. Geçirilen üst ya da alt solunum yolu infeksiyonlar nda genel durumlar kötüleflerek, hastanede yatarak tedavi görme durumunda kalm fllard r. [EP-0] Yavafl Sal n ml Oral Teofilinin Stabil KOAH Hastalar nda FEV Üzerine Etkisi Meyrem Bak r, Ahmet Ilgazl, Füsun Y ld z, lknur Baflyi it, Haflim Boyac, Zeliha Arslan Kocaeli Üniversitesi, Gö üs Hastal klar AD, Kocaeli Özel Medicana International stanbul Hastanesi, stanbul AMAÇ: Kronik obstrüktif akci er hastal (KOAH), tam olarak geri dönüfllü olmayan hava ak m k s tlamas yla karakterize, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastal kt r. Bu çal flman n amac, β agonist ve antikolinerjiklerin ard ndan.grup ilaç olarak s n flanmas na ra men, ülkemizde yayg n olarak kullan lan yavafl sal n ml oral teofilinin semptom ve spirometrik testler üzerine etkinli ini, yan etkilerini araflt rmakt r. METOD: On haftal k prospektif çal flmaya, KOAH tan s konmufl 9 hasta dahil edildi. Hastalar n hafta süreyle oral teofilin preperatlar kesildi. kinci haftan n sonunda, devam eden bronkodilatör tedavilerine ilave olarak, yavafl sal n ml oral teofilin 400mg/gün (00mg dozda saat arayla günde iki kez ) dozda baflland. Tedavi öncesi vizit de, tedavi sonras vizit ve te, MMRC dispne skalas ile dispne skorland, spirometrik testler, laboratuar tetkikleri, EKG tetkiki ve serum teofilin düzeylerine bak ld. BULGULAR: Tedavi sonras FEV, FVC, VC de anlaml istatistiksel düzelme saptand. (FEV de 90ml art fl p:0,008, FVC de art fl 70 ml, p: 0,005, VC de 80 ml art fl p:0,05). Otuz bir (%79,5) hastada dispne yak nmas nda azalma oldu, 8 (%0,5) hastada de ifliklik izlenmedi. Tedavi süresince serum teofilin düzeyi ortalama 6,6 ±,5 μg/ml olarak ölçüldü. laca ba l oluflan yan etkiler araflt r ld nda, hastada (%5,) klinik önemi olmayan hafif aritmi saptand. Hiçbir hastada tedaviyi sonland rmaya neden olacak semptom ve laborauvar bulgu tespit edilmedi. SONUÇ: KOAH ta yavafl sal n ml oral teofilinin spirometrik ve klinik olarak faydal, serum teofilin düzeyi takibiyle güvenli bir bronkodilatör oldu unu düflünmekteyiz. [EP-0] Akut ve Kronik Solunum Yetmezli i Olgular nda Stabil Dönem Ekokardiyografi Bulgular Filiz Karap nar Güldaval, Melih Büyükflirin, Eylem Y ld r m, Özgür Batum, Ali H z r Arpat zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Ekokardiyografi(EKO),a r solunum yolu hastal klar n n de erlendirilmesinde rutin olarak kullan lan non-invaziv,de erli bir yöntemdir. Kronik pulmoner hastal klar baflta olmak üzere çeflitli etiyolojik nedenlere sekonder geliflen pulmoner hipertansiyon (PH) sa ventrikülde hipertrofi, dilatasyon ve sa ventrikül fonksiyonlar nda bozulmaya yol açar. PH nun sa ventrikül sistolik ve diastolik fonksiyonlar na etkisi gösterilmifltir.ancak bu tür hastalarda sol ventrikül fonksiyonlar ve kapak hastal klar varl yayg n olarak de erlendirilmemifltir. Çal flmaya, Gö üs Hastal klar servisimizde yatan Evre ve 4 KOAH tan l 8 olgu al nd.hastalar stabil dönemlerinde EKO ile de erlendirildi. Olgular n 4 ü kad n, 4 ü erkekti. Ortalama yafl 65.87± 9.99 du. Hastalara standart solunum fonksiyon testi ve kan gaz analizi yap ld. Olgular n tümünde sigara içme öyküsü mevcuttu. Tümüne iki boyutlu ve M-Mod EKO yap ld. 8 olgunun 4 ünde (%6.5) PH, olguda (%8.57) sol ventrikül diyastolik disfonksiyonu, 0 olguda (%6.) sol ventrikül konsantrik hipertrofisi, olguda (%.57) tek kapak hastal olguda (%8.94) birden çok kapak hastal saptand. Sol ventrikül diastolik disfonksiyonu ile satürasyon düflüklü ü aras nda (R= -0.4, p= 0.06), sa atrium bas nc art fl ile ph düflüklü ü aras nda (R= -0.5, p= 0.09), sol atrium bas nc art fl ile ph düflüklü ü aras nda (R= -0.4, p= 0.0) anlaml korelasyon saptand. Pulmoner hipertansiyon saptanan hastalarda kapak hastal oran yüksekti ve ph de erleri bu hastalarda daha düflüktü. Sonuç olarak pulmoner ve kardiak hastal klar yayg nd rlar ve s kl kla birlikte gözlenirler. Bizim çal flmam zda da Evre ve 4 KOAH tan l olgularda pulmoner hipertansiyon ile sistolik ve diastolik sol ventrikül disfonksiyonu, kalp kapak hastal birlikteli i s k saptand ve bu hastalarda solunum yetmezli inin daha a r oldu u gözlendi. Evre ve 4 KOAH tan l hastalarda, EKO özellikle klinik de erlendirmede non-invaziv de erli bir yöntemdir. [EP-04] Hastan n Semptom De iflkenli iyle lgili Alg s : A r KOAH Hastalar yla Düzenlenen Kesit Çal flmas T. Demir, R. Kessler, M. Cazzola, M. Miravitlles 4, M.R. Partridge 5, C. Vogelmeier 6, D. Leynaud 7, M. Brevet 8 ve J. Ostinelli 7 stanbul Üniversitesi Cerrahpafla T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Anabilim Dal, stanbul Gö üs Hastal klar Bölümü, Nouvel Hôpital Civil, Strazburg Gö üs Hastal klar Bölümü, Roma 'Tor Vergata' Üniversitesi, Roma 4 Gö üs Hastal klar Bölümü, Institut Clínic del Tòrax, Hospital Clinic i Provincial, Barselona 5 Imperial College London, NHLI Birimi, Charing Cross Hospital, Londra 6 Gö üs Hastal klar Bölümü, Marburg Üniversitesi, Marburg 7 Medikal Departman, AstraZeneca, Rueil-Malmaison 8 Phimap, MAPI, Lyon G R fi: Tüm dünyada 600 milyon hasta say s yla KOAH, dünyan n en yayg n kronik hastal klar ndan biridir. 00 itibariyle, en yayg n beflinci sakatl k nedeni ve en s k görülen üçüncü ölüm nedeni olaca- öngörülmektedir. KOAH ta nefes darl gibi semptomlar inatç ve ilerleyen niteliktedir. Semptomlar n ve semptom fliddet düzeyinin de erlendirilmesi, KOAH tedavisinin temelini oluflturur. Bu neden-
13 Elektronik Posterler le, semptom de iflkenli inin bilinmesi, özellikle daha semptomatik olan a r hastalarda hastal k yönetiminin hastan n ihtiyaçlar na göre uyarlanmas na yard mc olacakt r. AMAÇLAR: Çal flman n hedefi, hastan n stabil durumdaki KOAH semptomlar n günlük, haftal k ve y ll k de iflkenli iyle ilgili alg s n daha iyi anlamakt r. Ayn zamanda hastalar n semptom de iflkenli i alg s n etkileyebilecek faktörleri incelemek, semptomlar n sabah faaliyetlerini, günlük faaliyetleri ve uyku kalitesini ne flekilde etkiledi- ini aç klamak ve hastalar n semptom de iflkenli ini özellikle ilaçlar aç s ndan nas l ele ald klar n de erlendirmek amaçlanmaktad r. ÇALIfiMA TASARIMI VE HASTALAR: Bu çal flma, Avrupa çap nda 7 ülkede gerçeklefltirilmesi planlanan, kesitsel bir gözlem çal flmas d r. Türkiye de protokol için Merkezi Etik Kurul onay 6 Haziran 008 tarihinde al nm flt r. Çal flmaya KOAH tan s alm fl, FEV<%50, normal tahmin ve FEV/FVC<0.7 olan, sigara içicisi veya eskiden içmifl (>=0 paket y l) olup, herhangi bir nedenle doktora baflvurarak ayaktan tedavi görmekte olan 45 yafl n üzerindeki hastalar dahil edilmifltir. Demografik veriler, KOAH tan s, akci er fonksiyonu ölçümü, t bbi geçmifl, KOAH tedavisi ve efllik eden hastal klar, araflt rmac lar taraf ndan Vaka Rapor Formu na kaydedilmifl, hastalara telefonla uygulanan ankette ise hastal k semptomlar, semptom de iflkenli i, semptomlar n günlük faaliyetler üzerindeki etkisi, uyku kalitesi ve terapötik davran fllar sorgulanm flt r. Hastalara yap lan telefon aramalar, çal flmalarda do rudan ve proaktif hasta yönetiminde uzmanlaflm fl özel ve ba ms z bir birim olan ProClinica taraf ndan gerçeklefltirilmifltir. Bu birimin ba ms z olmas, gizlilik ve toplanan verilerin güvende olmas aç s ndan önemlidir. Veri analizi, veri toplama iflleminden ba ms z olacakt r. Çal flmaya dahil edilen hastalara hiçbir ek tan veya izleme prosedürü uygulanmam flt r. Toplanan verilerin analizinde epidemiyolojik yöntemler kullan lacakt r. Çal flman n sonuçlar cinsiyete ve ülkeye/bölgeye göre irdelenecektir. ÇALIfiMA TAKV M : Çal flmaya ilk hasta al m 8 Temmuz 008 de son hasta al m ise Ocak 009 da gerçeklefltirilmifltir. Toplam 798 merkezde 568, Türkiye de ise 8 merkezde 80 hasta say na ulafl lm flt r. Halen verilerin analizi yap lmakta ve final çal flma raporu haz rlanmaktad r. Bu çal flma ve çal flma özeti AstraZeneca taraf ndan desteklenmektedir. hiperlipidemi (9 olgu), malignite ( olgu), konjestif kalp yetmezli i (6 olgu) idi. Ayr ca 7 hastada sekel tüberküloz lezyonlar not edilmiflti. SONUÇ: KOAH ta en s k görülen yandafl hastal k kardiyovasküler hastal klard r. FEV düflmesiyle yandafl hastal k s kl n n azalmas - n n nedeni yandafl hastal olanlarda mortalitenin daha fazla gözlenmesine ba l olabilir. [EP-06] KOAH Hastalar nda Metabolik Sendrom S kl Fatma Üçsular, Melih Büyükflirin, Zehra Afluk, Gültekin Tibet Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi AMAÇ: Metabolik sendrom toplumda prevelans h zla artan ve insülin rezistans, abdominal obezite, aterojenik dislipidemi, diabetes mellitus, hipertansiyon ve hiperkoagülabilite ile iliflkili bir hastal kt r. Çal flmam z n amac,sistemik bir hastal k olan KOAH hastalar nda metabolik sendrom s kl n araflt rmakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmam za poliklinikte takip etti imiz KOAH tan l 7 hastayla (yafl: 64 +/- 9 [mean +/- SD],FEV 44+/- 5 % beklenen ) yafl ve cinsiyet yönünden efllefltirilmifl 8 olguluk kontrol grubu al nd. Metabolik sendrom tan kriteri olarak ise (ATP III 00 tan kriterlerine göre ) abdominal obesite( bel çevresi erkek >0 cm kad n>88 cm) trigliserid >50 mg/ dl, HDL (erkek <40 mg/dl kad n <50 mg/ dl) kan bas nc >0/ 85 mmhg, açl k plasma glikozu 0-5 mg/ dl olarak belirtilen kriterlerden üçünün birarada bulunmas kabul edilerek de erlendirme yap ld. BULGULAR: KOAH tan l hasta grubunda %5 ve kontrol grubunda % 7, metabolik sendrom tesbit edildi. Sonuç istatistiksel olarak anlaml idi (p: 0,045). SONUÇ: KOAH tan s ile takip etti imiz hastalar m zda tesbit edilen anlaml metabolik sendrom s kl, takip ve tedavide mutlaka metabolik sendromun ak lda tutulmas ve hastalar n bu aç dan ilgili merkezlere yönlendirilerek tedavilerinin düzenlenmesinin önerilmesi gerekti ini ortaya koymaktad r. [EP-05] KOAH ta Yandafl Hastal k Spektrumu U ur Gönlügür, Arzu Mirici Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Anabilim Dal G R fi: Sistemik etkileri son y llarda araflt r lan KOAH ta yandafl hastal k varl hem KOAH tedavisini komplike hale getirmekte hem de mortalite ve hastaneye yat fl oran gibi morbiditeleri artt rmaktad r. Bu yandafl hastal klar n s kl konusunda literatürde yeterli veri yoktur. METOD: Bir üniversite hastanesinin ile tarihleri aras ndaki 6 ayl k poliklinik kay tlar hastane otomasyon sisteminden retrospektif olarak incelendi. J44 uzant l tan alan hastalar n yandafl hastal klar ve FEV de erleri not edildi. Presbiyopi, iflitme kayb, sinüzit, otit gibi enfeksiyöz tan lar ve plevral plak/kalsifikasyonlar yandafl hastal k olarak kayda al nmad. BULGULAR: 6 ayl k dönemde 77 poliklinik kayd n n oldu u, bunlar n 5 inde (% 9.4) J44 uzant l tan kodu verildi i saptand. Hastane otomasyon sisteminde solunum fonksiyon testi kaydedilen ve FEV/FVC de eri % 70 in alt nda olan 8 farkl KOAH hastas oldu u gözlendi. hasta (% 7) kad n idi. Hastalar n yafl ortalamas 66. ± 0.5 (44-9) idi. 8 olguda (% 4) FEV > % 80, 64 olguda (% 50) % aras nda, 8 olguda (% 0) % 0-50 aras nda ve 8 olguda (% 6) FEV< % 0 idi. 74 olguda (% 58) yandafl hastal k mevcuttu. FEV düfltükçe yandafl hastal k s kl % 7 den % 5 e düfltü. En s k görülen yandafl hastal klar hipertansiyon ( olgu), iskemik kalp hastal (6 olgu), diyabetes mellitus (0 olgu), [EP-07] KOAH l Olgularda Gastroözofagial Reflü S kl n n Sintigrafi ile De erlendirilmesi Ercan Çil, Ifl l Karasu, Ayfle Özsöz, Engin Özbilek, Hakan Koparal zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Nükleer T p G R fi: Akut ataklar KOAH da en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Gastroözafagial reflü (GÖR) hastal nda gastrik içeri in mikroaspirasyonu ve/veya vagal irritasyona ba l bronkospazm, pulmoner hastal k veya semptomlara neden olabilmektedir. Dolay s yla GÖR ün KOAH akut atakta risk faktörü olabilece i düflünülmektedir. Çal flmam z n amac KOAH akut atakta GÖR s kl n araflt rmakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmaya, KOAH akut atak nedeniyle klini imizde yatan, ek hastal olmayan 85 olgu al nd. Tüm olgular, GÖR semptomlar (retrosternal yanma, disfaji, regürjitasyon, kronik öksürük) aç s ndan sorguland. Poliklini imize GÖR semptomlar ile baflvuran ve KOAH tan s olmayan, çal flma grubu ile benzer demografik özelliklere sahip 7 olgu ile de kontrol grubu oluflturuldu. GÖR varl n tespit etmek amac yla tüm olgulara GÖR sintigrafisi (Tc-99m Sülfür Kolloid) yap ld. BULGULAR: Olgular n yafl ortalamas 65±0.6 y l idi. Ortalama KOAH süresi 0.±6.7 y l, ortalama FEV de eri 875±0.5 ml
14 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab (%.0±.) olarak bulundu. KOAH l olgular n 59 (%69.4) unda GÖR semptomlar varken, 6 (%0.6) olguda semptom yoktu. Retrosternal yanma 5 (%6.) olgu, disfaji 4 (%8.) olgu, regürjitasyon 8 (%44) olgu, kronik öksürük 57 (%67.) olgu taraf ndan tan mland. Olgular n 4 (%4.7) ünde sintigrafi pozitif olarak bulundu. Pozitiflik saptanan 4 olgunun tümü semptomu olan grupta idi. Kontrol grubunda ise hiç pozitiflik saptanmad. Semptomu olan KOAH l hasta grubu (59 olgu) ile kontrol grubu, sintigrafi pozitifli i aç s ndan karfl - laflt r ld nda aradaki fark istatistiksel olarak anlaml de ildi (p=0.). SONUÇ: Çal flmam zda KOAH akut atakta GÖR s kl nda art fl saptanmam fl, dolay s yla akut atak için bir risk faktörü olarak bulunmam flt r. Ancak semptomatik hastalar oldu u halde kontrol grubunda da pozitiflik saptanmam flt r. Bu durumun GÖR tespitinde sintigrafik incelemenin kullan lm fl olmas ndan kaynakland n, özafagial ph monitörizasyonu kullan larak pozitiflik oran n n daha yüksek olarak saptanabilece ini düflünmekteyiz. [EP-08] Kronik Obstrüktif Akci er Hastalar nda C-Reaktif Protein ve Interlökin -6 Düzeyleri ve Nutrisyonel, Fonksiyonel Parametrelerle liflkisi Özlem fiengören, Ceyda Anar, Can Biçmen, pek Ünsal, Hüseyin Halilçolar zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi G R fi: Sistemik bir hastal k olan KOAH ta birçok sistemik inflamatuvar mediatörler (tümör nekrosis faktör-, interlökinler (IL), C- reaktif protein (CRP), fibrinojen ) yer almakta ve artmaktad r. CRP akut sistemik inflamasyonda klinik bir marker olarak ço u zaman kullan lmaktad r. Bu çal flmada akut atak s ras nda serum CRP, IL- 6 seviyelerindeki de iflikliklerin ve bunlar n nütrisyonel, fonksiyonel parametrelerle iliflkisinin de erlendirilmesi amaçland. GEREÇ VE METOD: 65 KOAH hastas ve 8 sa l kl kifli çal flmaya al nd. Balgam pürülans, miktar ve nefes darl nda art fl olan KOAH hastalar akut atak grubunda yer ald. Semptomu olmayan hastalar ise stabil grubu oluflturdu. Vücut kitle indeksi (VK ), triceps kal nl, serum CRP, IL-6 düzeyleri, serum albumin, FEV, FVC, FEV/FVC, DLCO, DLCO/VA ölçüldü. DLCO/VA oran na göre hastalar amfizem, kronik bronflit olarak ikiye ayr ld. GOLD s - n flamas na göre, KOAH hastalar hafif, orta, a r, çok a r olarak evrelendirildi. Fonksiyonel kapasiteyi de erlendirmek için 6 dakika yürüme testi (DYT) yap ld. IL-6 düzeyi EL SA ile hesapland. CRP ise otomatize Immage (Beckman Coulter, A.B.D.) analizörü ile nefelometrik olarak incelendi. BULGULAR: Serum CRP düzeyleri akut atak geçiren KOAH hastalar nda stabil KOAH hastalar na göre istatistiksel olarak anlaml derecede yüksek bulundu (p=0,000). Fakat Stabil KOAH hastalar ile sa l kl kifliler aras nda CRP düzeylerinde istatistiksel olarak anlaml farkl l k saptanmad (p=0,58). Serum IL-6 düzeylerinde bu üç grup aras nda istatistiksel olarak anlaml farkl l k bulunmad. CRP düzeyinin istatistiksel olarak anlaml derecede çok a r KOAH evresinde artt saptand. Amfizemli hastalarda serum CRP düzeyi kronik bronflitli hastalara göre istatistiksel olarak anlaml derecede yüksek bulundu (p=0,06). KOAH grubunda CRP ile IL-6 aras nda farkl l k saptanmad. IL-6 düzeyinde KOAH ve kontrol grubu aras nda fark yoktu. KOAH grubunda IL- 6 ile nutrisyonel parametrelerden sadece VK aras nda istatistiksel olarak farkl l k bulundu (p=0.05). Egzersiz testlerinden olan 6 DYT ile IL-6 aras nda ise fark saptanmad. SONUÇ: CRP, KOAH hastalar nda akut inflamasyonu gösteren bir marker olarak kullan lmaktad r. Ayn zamanda KOAH evresi artt kça, CRP düzeyinin de art fl gösterdi i istatistiksel olarak saptanm flt r. nflamatuar bir marker olan IL-6 ile VK aras nda anlaml fark bulunmas da KOAH n sistemik bir hastal k oldu unu desteklemektedir. [EP-09] Kronik Obstrüktif Akci er Hastal : Sistemik nflamasyon ve Pulmoner Hipertansiyon Ceyda Anar, Özlem fiengören, pek Ünsal, Hüseyin Halilçolar, Can Biçmen zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi AMAÇ: Kronik Obstrüktif Akci er Hastal (KOAH), sistemik dolafl mda inflamatuvar mediatörlerin artmas yla iliflkili bir sistemik hastal kt r. Ancak KOAH a sekonder oluflan pulmoner hipertansiyonda (PH) potansiyel olarak rol alan ve sistemik inflamasyon yapan mediatörün henüz ne oldu u aç k de ildir. Çal flmam zda PH olan ve olmayan KOAH hastalar nda serum C-reaktif protein (CRP), Tümör nekrozis faktör-α (TNF-α), interlökin-6 (IL-6) n n sistemik inflamasyondaki rolünü araflt rd k. GEREÇ VE METOD: 65 KOAH hastas çal flmaya al nd. Solunum fonksiyon testi body pletismograf ile ölçüldü. Pulmoner arter bas nçlar (PAB) transtorasik ekokardiyografi ile de erlendirildi. Hastalar PH olmayan (PAB <0 mmhg ) ve olan (PAB>0 mmhg) olarak ikiye ay rd k. Nutrisyonel parametreler olarak Vücut Kitle ndeksi, Triceps Kal nl ölçüldü. Serum TNF-α, IL-6 düzeyi EL SA, CRP düzeyi ise otomatize Immage (Beckman Coulter, A.B.D.) analizörü ile nefelometrik olarak incelendi. BULGULAR: PH 8 hastada mevcut iken 47 hastada saptanmad. PH olan KOAH hastalar ile PH olmayan KOAH hastalar karfl laflt r ld nda serum CRP, TNF-α, IL-6 düzeyleri aras nda istatistiksel olarak anlaml fark bulunmad. PH olan KOAH l lar da FEV(% predicted) de eri (44.±.6) PH olmayanlara (FEV=54.5±8.5) göre istatistiksel olarak anlaml derecede daha düflük bulundu. PH olan hastalarda parsiyel oksijen bas nc nda anlaml bir de ifliklik saptanmad. PH olan hastalarda nutrisyonel parametreler ile anlaml fark bulunmad, ancak egzersiz testi olan 6 dakika yürüme mesafesinin daha az oldu u saptanmas na ra men istatistiksel olarak anlaml bir fark saptanmad. SONUÇ: KOAH hastalar nda artan sistolik pulmoner arter bas nc serum CRP, TNF-α, IL-6 düzeyleri ile iliflkili bulunmad. Bu nedenle KOAH hastalar nda geliflen PH patogenezinde serum CRP, TNFα, IL-6 gibi inflamatuvar mediatörlerin rolü konusunun aç kl a kavuflturulmas için daha detayl ve hasta say s n n art r larak yap lacak olan çal flmalara ihtiyaç vard r. [EP-040] KOAH Atakta Huzursuz Bacak Sendromu S kl ve Serum Demir, Ferritin, Arter Kan Gaz Parametreleriyle liflkisi Gülfidan Aras, Aysun Aynac, Figen Kadakal, Sevim Purisa, Veysel Y lmaz Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi,Gö üs Hastal klar, stanbul stanbul Üniversitesi Cerrahpafla T p fakültesi, Biyoistatistik Ana bilim Dal, stanbul G R fi: Huzursuz bacak sendromu (HBS), uyan kl k s ras nda ortaya ç kan,uykuya dalma ve sürdürmede zorlu a yol açan, ekstremitelerde (bacak, kol, gövde) tarifi mümkün olmayan anormal duyumdur (dizestezi). Primer olabilece i gibi kronik renal yetmezlik, demir düzeylerinin azalmas, hipertiroidi ve çeflitli ilaç kullan m gibi durumlara efllik edebilir. AMAÇ: Çal flmam zda atakta kronik obstruktif akci er hastal olan olgularda huzursuz bacak semptomlar n n s kl ve klinik parametreler, arter kan gaz, demir, demir ba lama, ferritin düzeyleriyle semptomlar n korelasyonunu de erlendirmeyi amaçlad k. GEREÇ VE METOD: Atak nedeniyle hospitalize ve yat fl n n -7. gününde atakta olan orta ve a r KOAH l olgu çal flmaya al nd. Uyku bozukluklar uluslararas klasifikasyonu kriterlerine göre (005-ISC) huzursuz bacak sorgulamas yap ld. Bu kriterler -Ba- 4
15 Elektronik Posterler caklarda huzursuzluk hissi, hofl olmayan duyuma efllik eden ani hareket ettirme, -Uzanma ve oturma gibi hareketsiz durumda semptomlar n ortaya ç kmas, - Hareket ile semptomlar n rahatlamas, ortadan kalkmas,4-semptomlar n akflam ve gece saatlerinde ortaya ç kmas ve daha belirgin olmas.hastalar n tümünün demir, demir ba lama, ferritin ve arter kan gaz düzeyleri de erlendirildi. Ortalama ve standart sapmalar, yüzde ve da l mlara bak ld, karfl laflt rmalar Mann-Whitney-u testiyle yap ld. BULGULAR: Olgular n tümü erkekti, yafl ortalamas 58.± 0.4, vücut kitle indeksi.94±5.78 idi. HBS yak nmalar % 59.( n=) oran nda tüm olgularda belirtilen kriterlere göre saptand. HBS semptomlar olan olgularla olmayan olgular aras nda demir, demir ba lama, ferritin, PaCO, PaO, SaO, Ph aras nda farkl l k yoktu (p>0.05). Sigara içme süresi, yat fl say s, dispne süresi gibi klinik parametreler ve yukar daki laboratuar parametreleri aras nda korelasyon saptanmad. SONUÇ: HBS; s kl kla KOAH a efllik eder.ataktaki olgularda bu biraz daha fazlad r. Literatürde stabil KOAH l olgularda %9.-55 olarak bildirilmektedir. Ataktaki olgularda artm fl hipoksi, hiperkapni ve kullan lan ilaçlar n dozlar n n artmas ndan da kaynaklanabilir. SONUÇLAR: Stabil KOAH l larda yap lan çal flmalarda tiroid fonksiyon testleriyle PO, PCO de erlerinin korelasyonu çeflitli çal flmalarda gösterilmiflken, çal flmam zda saptayamad k. Ancak Ph ve antitiroglobulin antikorlar aras nda korelasyon ve tiroksin düzeyi ile KOAH süresi aras nda korelasyon mevcuttur. Hipoksinin uzun süreli olmas ve solunum iflinin artm fl olmas kronik dönemde tiroid fonksiyon testleri üzerinde etki olufltu unu gösterebilir. Tablo. KOAH ata ndaki olgular n özellikleri ve tiroid fonksiyon testleri Yafl 58, ± 0,4 VK,44 ± 5,78 ft ort.,54 ± 0,46 ft4 ort. 0,97± 0,7 TSH,7 ±,9 Antitiroglobulin Antikor 7,6 ± 509,95 Tablo. Serum demir de erlendirme ölçütleri HBS(+) HBS(-) Demir 9,7±56,7 97,0±6,9 p>0,05 Demir Ba lama 97±70, 78±50,6 p>0,05 Ferritin 65±60,4,6±8,9 p>0,05 [EP-04] KOAH Olgular nda Ata n Tiroid Fonksiyon Testlerine Etkisi Gülfidan Aras, Figen Kadakal, Aysun Aynac, Sevim Purisa, Veysel Y lmaz Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi,Gö üs Hastal klar, stanbul stanbul Üniversitesi Cerrahpafla T p fakültesi, Biyoistatistik Ana bilim Dal, stanbul G R fi: Ekstratiroidal hastal klarda, tiroid stimülan hormon düzeyinde de ifliklik olmaks z n T(triiodotironin) ve tiroksin (T4) düzeylerinde düflüfl meydana gelebilir.bu duruma Euthyroid Sick Syndrome ad verilir. Kronik obstruktif hastal klarda da buna benzer bir tablo görülebilir. AMAÇ: Çal flmam zda atak nedeniyle servisimizde hospitalize edilen KOAH l hastalarda; tiroid fonksiyon testi de iflikliklerinin, arter kan gaz parametreleriyle ve hastal k süresi, tekrarlayan yat fllar, dispne süresi gibi klinik göstergelerle iliflkisini incelemeyi amaçlad k. GEREÇ VE METOD: -7 gündür atak nedeniyle servisimizde hospitalize elden olgunun ft,ft4, TSH gibi tiroid fonksiyon testleri yan s ra antitiroglobulin antikor düzeylerine bak ld. Arter kan nda P0, PC0, 0 saturasyonu ve Ph düzeyleri ölçülerek bu parametrelerin birbiriyle iliflkileri de erlendirildi. Ayr ca KOAH hastal - n n süresi, yat fl süresi, tekrarlayan yat fl say s,semptom fliddetinin devam (dispne süresi) gibi klinik göstergelerle tiroid fonksiyon testleri aras ndaki korelasyon da incelendi. Parametreler ars ndaki iliflkiler Spearman korelasyon testiyle de erlendirildi. Ortalama ve standart sapma da l mlar na bak ld. BULGULAR: Olgular n tümü erkekti, yafl ortalamalar 58.±0.4, vücut kitle indeksi.44±5.78 di. Triiodotironin, tiroksin, TSH düzeyiyle, PaO, PaCO, sato, Ph aras nda herhangi bir korelasyon saptanmad. T 0rtalamas.54±0.46, T4 ort. 0.97±0.7, TSH.7±.9, antitiroglobulin ort. 7.6± olarak saptand. Ph ve antitiroglobulin antikorlar aras nda korelasyon vard (rs=0.79,p= 0.004). Ayr ca KOAH da hastal k süresiyle ft4 düzeyleri aras nda korelasyon vard (rs=0.50, p=0.04). [EP-04] Kombine Preperat ve LABA Kullanan KOAH Olgular nda Pnömoni Geliflme Oran n n Retrospektif Olarak Karfl laflt r lmas Tu ba Önalan, Mustafa Hikmet Özhan Ege Üniversitesi T p Fakültesi, Gögüs Hastal klar Ana Bilim Dal Kombine preparat (LABA+ nhale steroid) kullanan KOAH olgular nda pnömoni riskinin artm fl olaca na dair son çal flmalarda baz veriler elde edilmifltir. Bu çal flman n amac, retrospektif olarak KO- AH olgular nda düzenli kombine preparat kullanman n klinik olarak tan konmufl pnömoni oran n sadece LABA kullanan olgularla karfl laflt rmakt r. Poliklini imiz taraf ndan düzenli olarak takip edilen 6 KOAH olgusu çal flmaya al nm flt r. Hastalar kulland klar tedaviye göre kombine grubu ( olgu, 6 E-5 K; ort yafl±sd:68±9) ve LABA grubu ( olgu, 7 E-4 K; ort yafl±sd: 66±8) iki gruba ayr lm flt r. Hastalar n dosyalar retrospektif olarak incelenmifl ve her hastayla telefonla görüflülmüfltür. Ek hastal k olarak kombine grubunda hastada ve LABA grubunda hastada diabet mevcuttur. Hastal k a rl k derecesi kombine grubunda 0 hasta ve LABA grubunda 8 hasta a r veya çok a r (FEV<%50) KOAH olarak saptanm flt r. Klinik bulgular ile pnömoni rastlanma oran kombine grubunda 7 epizod (%54) ve LABA grubunda ise 0 epizod (%) olarak saptanm flt r (p=0,06). Sonuç olarak, hasta grubu say lar n n s - n rl olmas nedeni ile istatistiksel anlam sa lanmamakla birlikte daha önce yap lan çal flmalarda izlenen kombine preparat kullananlardaki pnömoni geliflme riskinin art fl trendi bizim çal flmam zda da saptanm flt r. [EP-04] KOAH l Hastalarda Anksiyete ve Depresyonun Solunum Fonksiyon Testleri, Egzersiz Kapasitesi, Yaflam Kalitesi ve Dispne ile liflkisi P nar Ergün, Dicle Kaymaz, Nursel Selçuk, Nurcan Egesel Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Akci er Rehabilitasyonu ve Evde Bak m Merkezi, Ankara Anksiyete ve depresyona KOAH ta (kronik obstrüktif akci er hastal ) oldukça s k rastlan r. Anksiyete ve depresyon hastan n prognozunu ve yaflam kalitesini olumsuz yönde etkiler. AMAÇ: KOAH l hastalarda anksiyete ve depresyonun solunum fonksiyon testleri, dispne, egzersiz kapasitesi ve yaflam kalitesi ile iliflkisini de erlendirmekti. 5
16 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab METOD: Çal flmaya 8 hafta süresince ayaktan pulmoner rehabilitasyon program na kat lan yafl ortalamas 6.04 ± 8.7 olan 55 KOAH l hasta al nd. Hastalar n anksiyete ve depresyon semptomlar Hastane Anksiyete Depresyon anketi ile de erlendirildi. Solunum fonksiyon testleri spirometre ile, egzersiz kapasitesi artan h zda mekik yürüme testi(ahmyt) ve endurans mekik yürüme testi (EMYT) ile, dispne MRC (Medical Research Council) ile,yaflam kalitesi ise SGRQ (St George s Respiratory Questionnaire) ile de erlendirildi. SONUÇLAR: Anksiyetenin SGRQ tüm alt bafll klar ve MRC ile korelasyonu olup FEV, AHMYT ve EMYT ile korelasyonu yoktu.depresyon ise yine SGRQ tüm alt bafll klar ile korele olup, MRC, FEV, EMYT ile korelasyonu yoktu.fakat depresyon ile AHMYT aras nda negatif yönde korelasyon saptand. SONUÇ: Anksiyete ve depresyon KOAH l hastalarda dispneyi,egzersiz kapasitesini ve yaflam kalitasini etkiler.bu nedenle pulmoner rehabilitasyon ünitelerine baflvuran tüm hastalar psikolojik yönden de erlendirilmelidirler. [EP-044] Kronik Obstrüktif Akci er Hastal nda; Sekiz Hafta Süreyle Ayaktan Uygulanan Pulmoner Rehabilitasyonun Dispne Üzerine Etkinli i Pervin Korkmaz Ekren, Burcu Baflar k, Alev Gürgün, Zeynep slambafl, smigül Dikmen, Emin Akdo an, fiemsettin Karatafl, Nazl Dizman Ege Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar Anabilim Dal, zmir Ege Üniversitesi T p Fakültesi Ö renci Çal flma Modülü Ö rencileri, zmir Günümüzde pulmoner rehabilitasyon; semptomatik ve günlük yaflam aktiviteleri azalm fl olan kronik obstrüktif akci er hastal (KOAH) olgular n n primer tedavisine eklenmektedir. Stabil KO- AH l olgulara 8 hafta süreyle uygulanan ayaktan rehabilitasyon program n n etkinli ini araflt rmak için yap lan çal flmam za; rehabilitasyon uygulanan 46 hasta ve 7 kontrol olgular olmak üzere, program bitimi olan 8. haftada sonuç de erlendirmesi yap lan; yafl ortalamalar 66.8±8. olan, 69 u erkek, 7 KOAH l olgu al nm flt r. Rehabilitasyon grubu 8 hafta boyunca (-.5 saat/gün, haftada kez) hastanede pulmoner rehabilitasyon program na dahil edilirken; kontrol grubundaki hastalar sadece rutin t bbi tedavilerini ald lar. Rehabilitasyon alan grubun yafl ortalamas 65.0±7.5 iken kontrol grubunun yafl ortalamas 69.9±9.0 olarak saptanm flt r (p=0.0). Yafl ortalamas d fl nda, gruplar n demografik verileri ve klinik özellikleri benzer olarak bulunmufltur. Çal flman n bafllang c nda ve 8 hafta sonunda solunum fonksiyon testi, arteriyel kan gaz analizi, dispne (BORG ve Medical Research Council dispne skalas ile) de erlendirmesi yap lm fl; artan h zda mekik ve endurans mekik yürüme testi uygulanm flt r. Rehabilitasyon grubunda bafllang ca ve kontrol grubuna göre; solunum fonksiyon testlerinde ve arter kan gaz de erlerinde anlaml de ifliklik izlenmezken (p>0.05); uygulanan rehabilitasyon program yla artan h zda mekik ve endurans mekik yürüme testleriyle saptanan egzersiz kapasitesinde art fl oldu u görülmüfl ve dispne skorlar nda belirgin düflme oldu u saptanm flt r (p<0.05). KOAH nedeniyle süregen olarak yaflam k s tlanan olgularda; ayaktan uygulanan pulmoner rehabilitasyon program, kiflinin egzersiz tolerans n n artmas na ve dispne alg s nda azalmaya neden olan yaral bir tedavi yöntemidir. [EP-045] Koroner Arter Hastalar nda 6 Dakika Yürüme Testi; Yaflam Kalitesi Toplam Skoru ve Emosyonel Durum Aras ndaki liflkinin De erlendirilmesi K ymet Muammer, Semiramis Özy lmaz, Rasmi Muammer, Rengin Demir, Hülya Nilgün Gürses stanbul Üniversitesi, Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyopulmoner Fizyoterapi Bölümü, stanbul Yeditepe Üniversitesi, Sa l k Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi Rehabilitasyon Bölümü, stanbul stanbul Bilim Üniversitesi Sa l k Yüksekokulu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, stanbul AMAÇ: Bu çal flma koroner arter hastalar nda (KAH) 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile yaflam kalitesi toplam skoru ve emosyonel durum aras ndaki iliflkiyi araflt rmak amac yla planland. METOD: 85 KAH a (77E, 8K; yafl ortalamas 55.5±9.74 y l, boy ortalamas 67.94±8.8 cm, kilo ortalamas 77.46±.9 kg.) 6 DYT yap ld. Test sonras yürüme mesafeleri ve BORG skorlar belirlendi; yaflam kaliteleri, anksiyete (Spielberg Anl k ve Genel Anksiyete Ölçe i) ve depresyon (Beck Depresyon Ölçe i) prospektif olarak incelendi. 6 dakika yürüme mesafeleri ile yaflam kalitesi toplam skoru ve emosyonel durum aras ndaki iliflki araflt r ld. Verilerin istatistiksel analizinde iliflkileri de erlendirmede Spearman ve Pearson korelasyon katsay s kullan ld. BULGULAR: KAH da yürüme mesafesi 90.4±75.6 m. idi ve bu mesafe ayn yafltaki normal kiflilerin beklenen yürüme mesafesinin % 5 ünü oluflturmaktayd. Borg skoru.55 ±.08 idi. KAH da yürüme mesafesi ile Borg skoru (r= -0.4, p< 0.000), yafl(r= -0., p=0.0), boy(r=0.8, p=0.0), Beck Depresyon Ölçek (r= -0.0 p=0.005) ve yaflam kalitesi toplam skoru(r= 0.9 p=0.000) iliflkili bulundu. SONUÇ: Çal flman n sonunda, KAH da egzersiz toleranslar n n belirgin olarak düflük oldu u ve bu durumun yaflam kalitesi toplam skoru ve emosyonel durumu ile iliflkili oldu u sonucuna vard k. [EP-046] Koroner Cerrahi Sonras Koflu Band nda Uygulanan Egzersiz E itiminin 6 Dakika Yürüme Testi ve Solunum Kas Kuvveti Üzerine Etkisi Semiramis Özy lmaz, Rengin Demir, Mehmet Ziyaettin, K ymet Muammer, Alican Hatemi, Zerrin Yi it, Hülya Nilgün Gürses 4 stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyopulmoner Fizyoterapi Bölümü, stanbul stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyovasküler Cerrahi Ana Blim Dal, stanbul stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyoloji Ana Bilim Dal, stanbul 4 stanbul Bilim Üniversitesi Sa l k Yüksekokulu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, stanbul AMAÇ: Bu çal flma koroner arter bypass cerrahisi uygulanm fl hastalarda ameliyat sonras nda koflu band nda uygulanan egzersiz e itiminin 6 dakika yürüme testi mesafeleri ve solunum kas kuvveti üzerine etkisini araflt rmak amac yla planland METOD: Koroner arter bypass cerrahisi geçirmifl, yafl ortalamalar 5. ± 5.8 olan erkek hasta çal flmaya al narak randomize olarak çal flma (n=5) ve kontrol (n=6) grubuna ayr ld. Al nan tüm hastalara ameliyattan ay sonra ve ayl k e itim sonras nda 6 dakika yürüme testi yap ld ve maksimal inspiratuar (PImaks) ve ekspiratuar bas nçlar (PEmaks) ölçülerek solunum kas kuvvetleri de erlendirildi. Çal flma grubu 8 hafta süreyle haftada gün kardiyopulmoner egzersiz testi ile saptanan, maksimal ifl yükünün %60-75 ine denk gelen ifl yükünde, ifl yükü tedricen artt r lan ve ortalama 0-40 dakika süren, koflu band üzerinde uygulanan bir yürüyüfl program na al n- 6
17 Elektronik Posterler d. Verilerin istatistiksel analizinde student-t testi ve efllendirilmifl t testi kullan ld. BULGULAR: Çal flma ve kontrol gruplar n n fiziksel özellikleri, ameliyattan ay sonraki 6 dakika yürüme test mesafeleri ve maksimal inspiratuar ve ekspiratuar bas nçlar aras nda anlaml fark bulunmad. kifli e itim grubundan kifli kontrol grubundan çal flmay tamamlamad. Egzersiz e itimi sonunda gruplar n 6 dakikal k yürüme testleri karfl laflt r ld nda çal flma grubunun yürüme mesafesinin (p=0.0489) kontrol grubuna göre anlaml olarak daha fazla oldu u saptand. Çal flma grubunda bu mesafe ayn yafltaki normal kiflilerin beklenen yürüme mesafesinin % 7.7 sini oluflturmaktayd. Kontrol grubunda bu mesafe %6. idi. Her iki grup karfl laflt r ld nda çal flma grubu yönünde beklenene göre % yürüme mesafesindeki art - fl n (p=0.048) daha fazla oldu u görüldü. Yine çal flma grubunda PImaks (p=0.05) ve PEmaks (p=0.009) de erlerinin kontrol grubuna göre anlaml olarak daha iyi oldu u saptand. Gruplar kendi içlerinde karfl laflt r ld nda çal flma grubunda 6 dakika yürüme mesafesinde (p=0.000), beklenene göre % yürüme mesafesinde (p=0.000), PImaks (p<0.000) ve PEmaks (p<0.00) de erlerinde anlaml olarak art fl görüldü. Kontrol grubunda ise sadece PImaks (p=0.008) de erinde anlaml art fl saptand. SONUÇ: Çal flman n sonucunda koroner arter hastalar nda cerrahi sonras koflu band nda uygulanan egzersiz e itiminin sadece 6 dakika yürüme testi mesafelerini artt rmakla kalmay p solunum kas kuvvetini de artt rd görülmüfltür. [EP-047] Konjestif Kalp Yetmezli i Olan Erkek Hastalarda Solunum Fonksiyonlar n n De erlendirilmesi Rengin Demir, Semiramis Özy lmaz, Mehmet Ziyaettin, K ymet Muammer, Zerrin Yi it, Hülya Nilgün Gürses stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyopulmoner Fizyoterapi Bölümü, stanbul stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyoloji ABD, stanbul stanbul Bilim Üniversitesi Sa l k YO Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, stanbul AMAÇ: Bu çal flma erkek hastalarda konjestif kalp yetmezli inin (KKY) solunum fonksiyonlar üzerindeki etkilerini araflt rmak ve kontrol kiflilerinin sonuçlar ile karfl laflt rmak amac yla tasarland. METOD: Retrospektif veriler solunum fonksiyon testi kay tlar ndan elde edildi. KKY si olan 4 erkek hasta (yafl ort: 60. ± 8.6 y l) ve 6 kontrol erkek olgunun (yafl ort: ±.6 y l) spirometrik test sonuçlar araflt r ld. statistiksel analiz için Student s t testi ve Mann-Whitney U testi kullan ld. P < 0.05 de eri anlaml olarak kabul edildi. BULGULAR: KKY si olan erkek hastalarda FMFT hariç tüm spirometrik parametreler kontrol grubundan anlaml olarak daha düflüktü. SONUÇ: Bulgular m z KKY nin erkek hastalar n solunum fonksiyonlar nda anlaml azalmalara neden oldu unu ve klinik uygulamada spirometrik ölçümlerin hasta de erlendirmesinde faydal ve ek bilgiler verebilece ini gösterdi. [EP-048] Koroner Anjiyoplasti Uygulanan Hastalarda Koflu Band nda Uygulanan Egzersiz E itiminin Solunum De iflkenleri Üzerine Etkisi: Bafllang ç Egzersiz Kapasitesinin Rolü Rengin Demir, Semiramis Özy lmaz, Mehmet Ziyaettin, K ymet Muammer, Zerrin Yi it, Tevfik Gürmen, Hülya Nilgün Gürses stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyopulmoner Fizyoterapi Bölümü, stanbul stanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Kardiyoloji ABD, stanbul stanbul Bilim Üniversitesi Sa l k YO Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, stanbul AMAÇ: Bu çal flma, koflu band nda yürütülerek egzersiz e itimi verildi inde, hastalar n kardiyopulmoner parametrelerindeki de ifliklikleri saptamak ve bu de iflikliklerin kiflilerin efor kapasitelerinden etkilenip etkilenmedi ini araflt rmak amac yla planland. GEREÇ VE METOD: Koroner anjiyoplasti uygulanan yafl ortalamas olan 9 erkek hasta çal flmaya al nd. Hastalara koflu band nda uygulanan kardiyopulmoner egzersiz testiyle, egzersiz e itiminden önce ve sonra oksijen tüketimi (VO), vücut a rl na göre oksijen tüketimi (VO/kg), dakika ventilasyonu (VE), solunum frekans (FR), tidal volüm (TV) ve metabolik ekivalan (MET) de erleri ölçüldü. ay süreyle koflu band nda egzersiz e itim program na al nan hastalar n bafllang çtaki kardiyopulmoner test de iflkenlerinin egzersiz e itim sonuçlar n etkileyip etkilemedi ini anlamak için, bu parametrelerdeki de iflim ile bafllang ç kardiyopulmoner test de erleri aras ndaki iliflki araflt r ld. statistiksel analizlerde paired-t testi ve lineer regresyon analizi testleri kullan ld. BULGULAR: Hastalarda egzersiz e itimini takiben VO de % (p<0.005), VO/kg de %.5 (p<0.005), VE de %7.9 (p<0.0005), FR de %7.7 (p<0.05), TV de % (p<0.05) ve MET de erlerinde %. (p<0.005) art fl oldu u görüldü. Egzersiz e itiminin sonunda istirahatten maksimal e olan VO/kg deki de iflimle e itim öncesindeki VO (r=-0.57, p=0.0), VO/kg (r=-0.70, p=0.0008), VE (r=- 0.5, p=0.0) ve MET (r=-0.70, p=0.0007) de erleri aras nda anlaml ve ters yönde iliflki oldu u saptand. SONUÇ: Bu çal flman n sonuçlar ; hastalar n ayl k egzersiz e itiminden yararland klar n, efor kapasitelerinin artmas n n solunum parametrelerini de etkiledi ini, hastalar n egzersiz e itimi öncesindeki egzersiz kapasitelerinin e itim sonuçlar n önemli ölçüde etkiledi ini ve daha sedanter olan kiflilerde daha bariz geliflmelerin oldu unu gösterdi. [EP-049] Artan Yüke Karfl Yap lan Egzersiz Testi S ras nda Ventilasyon- fl Gücü Aras ndaki liflki ile Aerobik-Anaerobik Bölgelerinde Solunumun Etkinli inin Belirlenmesi O uz Özçelik, Berna Özelgün, hsan Serhatl o lu, Bayram Y lmaz F rat Üniversitesi T p Fakültesi Fizyoloji A.D., Elaz Yeditepe Üniversitesi T p Fakültesi Fizyoloji A.D., stanbul nsanlarda egzersiz performans n n de erlendirilmesi klinisyenler ve araflt rmac lar için önemli ilgi kayna d r. Egzersiz performans, kardiyak ve pulmoner sistemler baflta olmak üzere tüm organ ve sistemlerin hassas flekilde çal flmas na dayanmaktad r. Klinik egzersiz testlerinin temel noktalar ndan biri maksimal egzersizde solunum cevab n n de erlendirilmesidir. Artan yüke karfl yap lan egzersiz s ras nda dakika solunum (VE), aerobik-anaerobik metabolizman n geçifl bölgesi olan anaerobik efli e (ıan) kadar metabolik ihtiyaca paralel artar. ıan üstü bölgede ise solunum-metabolizma aras ndaki paralelli i bozulmakta ve h zl artmaktad r. Bu çal flman n amac aerobik ve anaerobik egzersiz bölgelerindeki ifl üretimi (WR) için VE cevab n de erlendirerek bireylerin sa laml k kapasitelerinin ölçümünde kullan labilecek bir kriter gelifltirmektir. Böylece bireylerde mini- 7
18 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab mum VE ile maksimum ifl üretebilme kapasitesini bularak solunumun etkinli ini de erlendirmektir. Egzersiz kapasiteleri yüksek 9 erkek (yafl:9.7±0.7 y l, A rl k:6.±.7 kg, boy:7±.7 cm) fliddeti düzenli artan yüke karfl yap lan egzersiz testine kat ld lar. Test dört dakikal k 0 W (60 RPM) s nma dönemi ile bafllad ve ifl gücü bilgisayar kontrollü olarak dakikada 5 W art r ld ve yükleme dönemi deneklerin tolare edecekleri en üst seviyeye kadar devam ettirildi. Bu seviyede ise ifl gücü tekrar 0 W a indirilerek iyileflme dönemi ile test sonland r ld. Egzersiz s ras nda EKG takibi düzenli olarak 0 lu gö üs dervisayonu ile takip edildi. VE de erleri turbin volume transduser ile O al m (VO) ve CO at m (VCO) de erleri ise metabolik gaz analizörü ile solunumdan solunuma ölçülerek kaydedildi. ıan hesaplanmas nda standart V-slope metodu (VCO- VO iliflkisi) kullan ld. Efllefltirilmifl t-testi istatistik analiz için kullan ld ve p<0.05 anlaml kabul edildi Deneklerin maksimal egzersiz kapasitesi 0±7 W ve ıan deki ifl gücü 7±6 W bulundular. Maksimal VO ve kg bafl na VO ve ıan deki VO de erleri s ras ile.9±0. L/dk, 47.4± ml/dk/kg, ve.±0.09 L/dk bulundular. VE de erleri s nmadaki, ıan deki ve maksimal egzersizdeki de erleri s - ras ile 0.5±.4 L/dk, 65.±.4 L/dk ve 0.5±.5 L/dk. Denekler aerobik bölgede W ifl üretebilmek için 95±0 ml/dk VE yeterliyken, anaerobik bölge için bu de er 850±87 ml/dk ya ç kmaktad r (p<0.05). VE-WR iliflkisinin aerobik bölgede anaerobik bölgeye göre yaklafl k kat daha az olmas solunumun ve metabolizman n etkinli ini göstermektedir. VE-WR iliflkisinin normal ve solunum problemi olan denek gruplar nda minimum ve maksimum de erlerinin ileri çal flmalar yap larak bulunmas klinik olarak hastal n derecelendirilmesi ve uygulanacak tedavinin baflar s n n gözlenmesinde önemli olaca düflüncesindeyiz. [EP-050] Lenfanjiomatozisli Bir Olguda Üç Ay Süreyle Uygulanan Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Program n n Efor Kapasitesi Üzerine Etkisi Arif Balc, Esra Pehlivan, Filiz Koflar Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul AMAÇ: Bu çal flman n amac lenfanjiomatozisli bir olguda üç ay süreyle uygulanan fizyoterapi ve rehabilitasyonun, bu hastan n efor kapasitesine etkisini incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: 0 y l öce lenfanjiomatozis tan s alm fl olan 4 yafl nda kad n hastan n dispne, aritmi, sekresyon ve efor kapasitesindeki yetersizlik hikayesiyle pek çok kez hastane yat fllar mevcut bulunmaktayd. Hastaya uygulanan fizyoterapi ve rehabilitasyon, hem gö üs fizyoterapisini hem de yürüme e itimini kapsamaktayd ve ay süreyle uyguland. Hastaya solunum egzersizleri (diyafragmatik, büzük dudak, segmental solunum), insentif spirometri kullan m, öksürük e itimi haftada kez fizyoterapist eflli inde yapt r ld. Bunlara ilaveten hasta günde kez gözetim olmaks z n egzersizlerini yapmalar yönünde cesaretlendirildi. Yürüyüfl e itimleri ise, yürüyüfl band nda fizyoterapist eflli inde, haftada kez yap ld. E itim fliddeti (zaman ve h z) hastan n egzersiz tolerans na uygun olarak tedricen artt r ld. Yürüyüfl e itimi s ras nda s nma ve so uma sürelerine yer verildi. Hastalar bunun d fl ndaki yürüyüfllerini, gözetim alt nda olmaks z n, evinde kolidorda veya yürüyüfl band nda gerçeklefltirdi. Hastalar n e itim öncesi ve sonras yürüyüfl e itimi s ras nda gözlenen parametrelerindeki de iflimler incelendi. BULGULAR: Fizyoterapi ve rehabilitasyon sonras, hastan n yürüyüfl süresi 5 dk dan 45 dk ya, yürüyüfl mesafesi 00 m den, 50 m ye ve ç k labilen maksimum h z miktar km/s den, 4 km/s ye artt. SONUÇ: Gö üs fizyoterapisi ve yürüme e itimini içeren fizyoterapi ve rehabilitasyon program m z, hastan n efor kapasitesini olumlu yönde etki etmifltir. [EP-05] KOAH Atakta Uyku Apne Sendromu Semptom Sorgulama, Epworth Uykululuk Testi ve Pittsburgh Uyku Kalitesi ndeksi De erlendirilmesi Gülfidan Aras, Aysun Aynac, Figen Kadakal, Sevim Purisa, Veysel Y lmaz Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, stanbul stanbul Üniversitesi Cerrahpafla T p Fakültesi, Biyoistatistik AD, stanbul G R fi: Epidemiyolojik çal flmalar, obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalar n yaklafl k %0 sinde kronik obstruktif akci er hastal - (KOAH) görüldü ünü, KOAH olanlar n ise %0 nunda uyku apne sendromunun görüldü ünü bildirmektedirler. AMAÇ: Akut atakta KOAH l hastalarda uyku apne sendromu semptomlar n sorgulayarak, Epworth uykululuk skalas ve Pitsburgh uyku kalitesi indeksinin klinik parametreler, arter kan gaz parametreleri ve tiroid fonksiyon testi ölçümleriyle korelasyonunu de- erlendirmeyi amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Orta ve a r KOAH olan ve atak nedeniyle servisimizde hospitalize edilen erkek olgu çal flmaya al nd. Uyku apne sendromu semptom sorgulamas yap ld. Epworth Uykululuk skalas (EUS) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi ndeksi ölçütleri uyguland. KOAH l hastalarda ortalamas hesaplanarak; PaCO, PO, SaO, Ph gibi arter kan gaz parametreleri ve tiroid fonksiyon testleri ölçüldü. KOAH yat fl süresi, sigara içme süresi, hastal süresince yat fl say s gibi klinik ölçütler de erlendirildi. statistik; ortalama ve standart sapma da l mlar na bak ld.parametreler aras ndaki iliflkiler Spearman korelasyon testiyle de erlendirildi. BULGULAR: Olgular n yafl ortalamalar 58.±0.4 idi. Vücut kitle indeksi (VK ).44±5.78 idi. Epworth uykululuk skalas ortalamas 5.77±6.54, Pittsburgh uyku indeksi 6±.8 idi. Apne %7. (n=6), gündüz uykululuk %6.4 (n=8), konsantrasyon bozuklu u %68. (n=5) oran nda görülüyordu. EUS ve Pittsburg uyku kalitesi indeksi sonuçlar koreleydi (rs=0.49, p=0.0). Arter kan gaz, VK, klinik parametrelerle bu skorlar n korelasyonu saptanmad. EUS ise tiroksin düzeyleriyle negative korelasyon gösterdi (rs=- 0.49, p=0.04). SONUÇLAR: Ataktaki KOAH l hastalarda uyku apne sendromu semptomlar görülmektedir. EUS ve Pittsburgh uyku kalitesi indeksi gibi ölçütlerin ortalamalar ise normal hastalardakine benzemektedir. Tablo. Ataktaki KOAH'l olgular m zda uyku apne semptomlar Apne % 7,(n=6) Gündüz Uykululuk %6,4 (n=8) Uykuda Bo ulma Hissi %45,5 (n=0) S k Uyanma % 6,6 (n=4) Yorgunluk % 40,9(n=9) Konsantrasyon Bozuklu u %%68, (n=5) Sabah Bafla r s %6,4(n=8) Noktürü %6,6 (n=4) Boyunda Terleme % 40,9 (n=9) Noktürnal Reflü %6,48 (n=8) 8
19 Elektronik Posterler [EP-05] Obstrüktif Uyku Apnesine Ait Polisomnografik Bulgular n Metabolik Sendrom ve Bileflenleri Üzerine Etkisi Duygu Özol, Cansel Türkay, Benan Kasapo lu, Harun Karamanl Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Dahiliye AD AMAÇ: Obstrüktif uyku apnesi (OUA) obezite ile beraber prevelans gittikçe artan, birçok sistemik hastal n geliflmesinde ve ilerlemesinde rol oynayan önemli bir sa l k sorunudur. Bunun için altta yatan fizyopatolojik mekanizmalar; apnelere ba l uykuda geliflen kronik intermitant hiposi, bölünmüfl ve yetersiz uykunun oluflturdu- u sistemik inflamasyon, oksidatif stres ve sempatik aktivitedeki art fl olarak düflünülmektedir. Metabolik sendrom ise insülin direnci, obezite, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi kardiyovasküler hastal - a yol açan risk faktörleri toplulu udur. Bu çal flman n amac Uyku Bozukluklar Merkezimizde yatarak polisomnografi uygulanan hastalarda, efllik eden sistemik hastal klar, insulin direnci, metabolik sendrom s kl n n araflt r lmas ve metabolik sendrom bileflenleri ile uyku parametreleri (Apne-Hipopne indeksi -AH, Oksijen desatürasyon indeksi -OD, uykudaki ortalama oksijen satürasyonu, uykunun desatüre halde geçirilen k sm ) aras ndaki iliflkinin araflt r lmas d r. YÖNTEM: Polisomnografi uygulanan ard fl k 5 hasta çal flmaya al nd. AH de erlerine göre OUA ciddiyeti s n fland r ld. Metabolik sendrom tan s için NCEP- kriterleri kullan ld. nsulin direnci ölçümünde HOMA de erleri hesapland. BULGULAR: Hastalar n (90 erkek ve 5 kad n), yafl ortalamas 50. ±. y ld. Polisomnografi sonuçlar na göre 7 hastada hafif, 4 hastada orta ve 54 hastada a r dereceli OUA saptand. Yirmi hastada AH <5 oldu u için normal olarak s n fland r ld. nsulin direnci, hipertansiyon ve metabolik sendrom s kl, OUA ciddiyetinin artmas ile anlaml olarak yükselmekteydi. Gruplar aras nda lipid parametreleri aç s ndan anlaml bir fark izlenmedi. Normal, hafif, orta ve a r dereceli OUA olan gruplar için metabolik sendrom s kl s - ras ile % 0, 7.4,.5 ve 7 olarak bulundu. Metabolik sendromu olan kiflilerin oksijen desatürasyon indeksi (8 vs. 7), uykunun desatüre halde geçirilen k sm (%56 vs %9.9), ortalama nokturnal oksijen satürasyonu (% 89.9 vs.% 9.) ve AH de erleri (40.9 vs. 7), anlaml olarak metabolik sendromu olmayan hastalardan yüksekti. Ancak logistik regresyon ve multivaryant analizler sonucu, metabolik sendrom geliflimi için primer belirleyicinin yafl ve kilo oldu u, OUA sinin anlaml katk sa lamad saptand. Ancak uykunun desatüre halde geçirilen k sm n yüzdesi ile insulin direnci aras nda ve gece boyu ortalama oksijen satürasyon yüzdesi ile hipertansiyon aras nda yafl ve kilodan ba ms z olarak anlaml düzeyde etkileflim oldu u bulundu. SONUÇ: OUA ba l geliflen kronik intermitant hipoksi, insülin direnci ve hipertansiyon geliflimine katk sa lamaktad r. Metabolik sendrom varl ve a r dereceli OUA aras nda karfl l kl bir etkileflim söz konusudur. [EP-05] Obstrüktif Uyku Apnesi S ras nda Oluflan Kronik ntermitant Hipoksinin, Karaci er Ya lanmas ndaki Rolü Duygu Özol, Cansel Türkay, Benan Kasapo lu, Harun Karamanl, smail K rbafl Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Dahiliye AD Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Radyoloji AD AMAÇ: Alkol d fl karaci er ya lanmas (ADKY) basit karaci er ya lanmas ndan steatohepatit ve son dönem karaci er yetmezli ine kadar ilerleyebilen s k görülen bir primer karaci er hastal d r. nsülin direnci, oksidatif stres ve dislipidemi ADKY patogenezinde suçlanmaktad rlar. Obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS), uyku s ras nda tekrarlayan üst solunum yolu t kanma episodlar ve s kl kla kan oksijen satürasyonunda azalma ile karakterize bir sendromdur. OUAS s ras nda geliflen apneler uykuda kronik intermittan hipoksiye (KIH) ve dolayl olarak oksidatif strese yol açar. Bu çal flmada uyku merkezimizde polisomnografi uygulanan hastalarda tespit edilen KIH ile karaci er ya lanmas aras ndaki iliflkinin araflt r lmas amaçlanm flt r. GEREÇ: Uyku Bozukluklar merkezimizde polisomnografi tetkik tamamlanm fl 06 hasta ( 89 erkek, yafl ortalamas ) çal flmaya al nd. Tüm hastalara ayn doktor taraf ndan karaci er ultrasonografisi yap ld ve alkol tüketimi, viral hepatit veya toksik ilaç kullan m öyküsü olan hastalar çal flma d fl b rak ld. BULGULAR: Hastalar n 7 inde ya l karaci er (grup-) saptand ve 5 hasta da (grup-) normal olarak de erlendirildi. ki grup aras nda yafl, cinsiyet, efllik eden ek hastal klar ve lipid profilleri aç s ndan anlaml fark bulunmad. Ancak grup- de kilo, beden kitle indeksi (BK ) ve insulin direnci anlaml olarak yüksekti. Polisomnografik olarak apne-hipopne indeksi (AH ), oksijen desatürasyon indeksi (OD ), uyku boyunca en düflük ve ortalama oksijen satürasyon de eri, uykunun desatüre halde geçirilen k sm n yüzdesi grup-de anlaml olarak grup- ye göre kötü bulundu. Çoklu varyans analizinde AH, OD, en düflük oksijen satürasyonu ve uykunun desatüre geçirildi i süre; kilo, BK ve insülin direncinden ba ms z olarak ADKY n n belirleyicisi olarak bulundu. Bunlar içinde de ADKY ile en s k iliflkili olan uykunun desatüre geçirildi i süre olarak tespit edildi. SONUÇ: Uyku apnesi olan hastalarda uyku bölünmeleri ve efllik eden kronik intermitant hipoksi ADKY için risk faktörü oluflturmaktad r. [EP-054] Obstrüktif Uyku Apne Sendromu Hastalar nda Noktüri S kl Sibel Ay k, Ka an Bal, Galip Akhan zmir Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi Gö üs Hastal klar zmir zmir Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi Üroloji zmir zmir Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi Nöroloji zmir AMAÇ: Noktüri kiflinin idrar yapmak için uyanmas olarak tan mlanmaktad r. Obstruktif uyku apne sendromlu (OUAS) hastalarda noktüri oldukça s k rastlanmakta ve uyku kalitesinin önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çal flmada farkl fliddetteki OUAS tan s konulmufl olgularda noktüri s kl n ve iliflkili oldu u etkenleri saptamak amaçlanm flt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Retrospektif olarak laboratuar m zda OU- AS ön tan s ile polisomnografi yap lm fl 70 olguda ( normal ya da basit horlama:60, hafif OUAS: 60, Orta OUAS: 8, A r OUAS: 8) noktüri s kl ve noktüri varl n etkileyebilecek yafl, cinsiyet, kilo, apne hipopne indeksi (AHI), minimum satürasyon de eri, apne uzunlu u, ve efllik eden hastal klar de erlendirilmifltir. BULGULAR: Tüm olgularda iki ve daha s kl kta noktüri %5 olarak bulunmufltur. Orta düzeyde OUAS olan olgularda %58, a r düzeyde OUAS olan olgularda %57 s kl kta olup basit horlama ve hafif OUAS olgulara göre anlaml olarak yüksek saptanm flt r. Noktüri s kl n etkileyen faktörler incelendi inde yafl, vücut kitle indeksi, AH, minimum satürasyon, ortalama satürasyon, komorbid hastal klardan kronik obstruktif akci er hastal (KOAH), hipertansiyon (HT) ve diabetes mellitusun (DM) etkili oldu u (p<0.00), cinsiyet ve koroner arter hastal (KAH) ile iliflkinin olmad izlenmektedir(p>0.05). SONUÇ: Noktüri orta ve a r OUAS olgular nda basit horlama ve hafif OUAS grubuna göre daha s k olarak görülmektedir. Noktüri olan olgularda satürasyon de erleri daha düflük, apne sürelerinin daha uzun oldu u ve komorbid hastal klardan DM; HT ve KOAH n daha s k oldu u saptanm flt r. 9
20 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-055] Gebelikte Horlama S kl ve Fetüs Üzerine Etkisi Aylin Ayr m, Esra Aktepe, Duygu Özol, Harun Karamanl, Yüksel Onaran, Hasan Kafal Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Kad n Hastal klar ve Do um AD Fatih Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD AMAÇ: Gebe kad nlarda meydana gelen fizyolojik ve hormonal de- iflimler uyku an nda solunumda düzensizli e neden olur. Gebelikte h zla artan östrojen, hava yollar mukozas hiperemik ve ödem oluflturur. Ayr ca kilo al m sonucu üst hava yollar nda daralma izlenmektedir. Horlama üst solunum yolu daralmas n n kan t d r ve yetersiz parçal bir uyku oluflturarak sempatik aktivitede art flla beraber proinflammatuar süreci tetikledi ine dair kan tlar vard r. Bu çal flmada amac m z, gebelerde horlama s kl n saptamak ve bunun fetüs üzerine olan etkisini araflt rmakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmaya hastanemize do um için baflvuran 00 tane gebe hasta ile benzer yafl grubundaki 00 gebe olmayan (grup-) kad n hasta dahil edildi. Demografik veriler, gebeli e ait bilgiler, efllik eden hastal klar, gebelikte ald kilo, do um flekli, do um haftas, APGAR skoru ve bebek do um kilosu kaydedildi. Eflleri ile beraber son ay için horlama yak nmalar sorguland, haftada >= 4 horlamas olan gebeler habituel horlay c, haftada <= horlamas olanlar ara-s ra horlayan fleklinde de erlendirildi. Tüm olgulara Epworth uykululuk skalas uyguland ve boyun çevresi ölçümleri yap ld. BULGULAR: Gebelerin ve kontrol grubunun yafl ortalamas ve Epworth uykululuk skala puanlar s ras ile 7.4 ± 6.7, 6. ± 5. y l ve 6.7 ±., 5. ±. puan idi. Gebelerin 6 (%8) s nda, kontrol grubunun 7 (%.5) sinde ara s ra horlama saptan rken, sadece gebe olanlar n 5 (%.5) inde habitüel horlama ve inde tan kl apne bulundu. Gebelerin ve kontrol grubunun boyun çevresi ve kilo ölçümleri s ras ile 7.4 ±., 5. ±.cm, 7. ± 8., 59. ± 4.7 kg idi. Horlamas olan gebelerde olmayanlara göre, vücut kitle indeksi ve hamilelik boyunca al nan kilo anlaml olarak yüksek bulundu. On üç gebede (%6.5) gestasyonel hipertansiyon ve yedi (%.5) gebede preeklempsi saptand. Gestasyonel hipertansiyonu olanlar n 5 i, preeklemptiklerin ünde horlama yak nmas mevcuttu (p:0.0). Horlama ve gestasyonel hipertansiyon ile fetüsa ait bak lan tüm parametreler aras nda anlaml iliflki bulunmad. SONUÇ: Gebelerde horlama s kl normal populasyona göre daha yüksek bulunmufltur. Özellikle gebelik s ras nda fazla kilo art fl, horlamay artt rmaktad r ancak fetüs üzerine olumsuz etki yapmamaktad r. [EP-056] Polisomnografik Olarak De erlendirilen Uyku Apneli Hastalarda Atopik ve Nonatopik Olgular n ncelenmesi Haldun fievketbeyo lu, Dilaver Tafl, Murat Köse Van Asker Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, Van GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul Özel Divan Hayat Hastanesi, KBB Servisi, Van G R fi: Uyku kalitesi mental ve fiziksel sa l k için çok önemlidir. Uyku kalitesi üzerine kronik hastal klar n önemli bir etkisi vard r; semptom art fl ve tedaviyi güçlefltirme ile birlikte yaflam kalitesini düflürebilir. Alerjik bozukluklar n uyku üzerine etkisi sonucu, hastan n yaflam kalitesi etkilenebilir. Uyku hem fiziksel hem mental sa l k aç s ndan çok önemli bir parametredir. Buradan yola ç karak alerjik rinitli hastalarda uykunun ve kalitesinin tespiti amaçlad k. Özet olarak uyku apne sendromu ile alerjik rinit aras ndaki iliflkiyi saptamay amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Alerjik rinitli atopisi olan 6, atopisi olmayan (.ci grup) hastadan uyku problemi nedeniyle polisomnografik (PSG) olarak de erlendirilmifl olan 5 erkek (4 atopi yok, atopi var) 5 kad n (8 atopi yok, 7 atopi var) toplam 40 (.grup) hasta de erlendirmeye al nd. PSG kay tlar nda yafl, BMI, uyku etkinli i, uyku bafllang c, REM latans, AHI, EVRE, REM, Ortalama SO, en düflük SO, OD, Total horlama zaman, horlama% atopi olan ve olmayanlarda de erlendirmeye al nd. ki grup aras nda yap lan karfl laflt rmalarda ortalama SO düzeyleri, ev tozu maruziyeti yönünden anlaml bir fark tespit edilmifltir. Di er parametrelerde istatistiksel olarak anlaml bir fark tespit edilememifltir. SONUÇ: Atopisi olan 8 hastan n 0 unda ev tozu, 8 inde yaban ot polenleri alerjisi saptad k. 6 hastam zda en s k ot poleni (otlar- tah llar, yabani otlar) ikinci s kl kla ev tozu akar alerjisi saptam flt k. Atopisi olan polisomnografi yap lm fl olan uyku problemli hastalarda ev tozu alerjisi daha s k gözüktü ü kanaatindeyiz. Atopisi olan hastalarda ortalama SO daha düflük, ortalama horlama zaman daha yüksek, ortalama ODI daha yüksek, ortalama REM % daha düflük olarak saptad k. Bu bulgularla atopinin uyku bozukluklar nda etkin bir faktör olabilece i kanaatindeyiz ancak daha genifl araflt rmalar gerekmektedir. [EP-057] Birebir Hasta E itiminin CPAP Uyuncu Üstüne Etkisi Yonca Zenginler, Ça lar Çuhadaro lu stanbul Üniversitesi Sa l k Bilimleri Enstitüsü, stanbul stanbul Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Ana Bilim Dal, stanbul AMAÇ: Uyku apne sendromunun en çok tercih edilen tedavi yöntemi olan CPAP (sürekli pozitif havayolu bas nc ) uygulamas nda olgunun uyuncu tedavi baflar s n belirlemektedir. Uzun süreli tüm tedavilerde oldu u gibi CPAP kullan m nda da olgunun bilinçlendirilmesi uyuncu artt r r. Çal flmam z, bu hipotez ele al narak, CPAP tedavisi uygun görülmüfl ancak tedaviye uyum gösterememifl olan hastalara, birebir olarak verilen görsel a rl kl e itimin uyunca katk s n araflt rmak amac yla planlanm flt r. YÖNTEM VE GEREÇLER: stanbul Üniversitesi, stanbul T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Anabilim Dal nda Ocak 009- Haziran 009 tarihleri aras nda gerçeklefltirdi imiz çal flmam za, uyku apne sendromu tan s alm fl ve CPAP tedavisi karar verilmifl; 5 i kad n, 5 i erkek olmak üzere toplam 50 olgu (ortalama yafl 5,4±9,9) al nm flt r. Olgular en az ay önce CPAP alm fl ancak belirli bir e itim protokolünden geçmemifl kiflilerdir. Cihaz ya da maskesi bozuk olan olgular çal flma d fl b rak lm flt r. Uyku bozukluklar uzman nca haz rlanm fl görsel e itim seti kullan larak, fizyoterapist taraf ndan verilen birebir e itimle hastalar, uyku apne sendromu ve CPAP tedavi süreci hakk nda bilgilendirilmifllerdir. E itim sonras ndaki. ayda olgular yeniden ça r larak CPAP kullan mlar denetlenmifltir. lk ve son görüflmede; CPAP haftal k kullan m, CPAP gecelik kullan m ve olgular n uyku apne sorgular ile Epworth uykululuk skalalar kay t edilmifltir. Numerik verilerin birbirleri ile iliflkileri Student-t testi ve Pearson corelation analizi ile yap lm flt r. Nominal veriler için ki-kare testi kullan lm flt r. Veri analizleri SPSS 6.0 ile yap lm flt r. BULGULAR: CPAP e itimi öncesi 5 olgu cihaz n hiç kullanmazken, e itim sonras bu olgular n 9 u cihaz n kullanmaya bafllam flt r (p=0,00). Olgular n 6 s ise e itime ra men chazlar n kullanmamaktad r. CPAP gecede 4 saatin alt nda kulland belirlenen 5 olgunun 4 ü e itim sonras kullan m saatini ortalama saat 5 dakika artt rm flt r (p<0.0). Saat gözetilmeksizin CPAP her gece kullanan olgularla, kullanmayanlar aras nda yafl, cinsiyet, AH, BK, tan öncesi Epworth, çal flma öncesi Epworth, sigara içicili i ve alkol kullan m aç s ndan istatistiksel bir fark olmad saptanm flt r. Olgular n e itim öncesi gecelik ortalama 4,58±.4 saat CPAP kullan m varken, e itim sonras bu ortalama 6±.74 e ç km flt r (p=0.0). SONUÇ: Çal flmam zda uyuncu olmayan olgulara verilen e itimin CPAP uyuncunu artt rabilece i gösterilmifltir. 0
21 Elektronik Posterler [EP-058] Ege Obez Hasta Okulu Anket Çal flmas : Obezite ile Obstrüktif Uyku Apne Sendromu ve Gündüz Uykululuk liflkisi Özen Kaçmaz Baflo lu, P nar Taflk ranlar, fienay Çitim Tunçel, Banu Sarer Yürekli, Cande er Y lmaz Ege Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Ana Bilim Dal, zmir Ege Üniversitesi T p Fakültesi, ç Hastal klar Endokrinoloji Bilim Dal, zmir G R fi VE AMAÇ: Obezitenin obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) geliflme riskini 0 kat artt rd, yan s ra uyku apne sendromundan ba ms z olarak gündüz uykululu a neden oldu u bilinmektedir. Çal flmam zda; morbid obez ve obez olgularda OUAS semptomlar n n araflt r lmas ve gündüz afl r uyku hali ile obezite aras ndaki iliflkinin de erlendirilmesi amaçlanm flt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Prospektif olarak yürütülen bu çal flmada Ege T p Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dal n n Ege Obez Hasta Okulu na baflvuran 0 obez olguya demografik verileri, al flkanl klar, ek hastal klar ve OUAS majör semptomlar n sorgulayan bir anket çal flmas uygulanm flt r. Epworth Uykululuk Ölçe i kullan larak gündüz uykululuklar de erlendirilmifl, 0 un üzeri uykululuk kabul edilmifltir. BULGULAR: Çal flmaya 49 obez (yafl ort. 48.7±0.9, si erkek) ve 5 morbid obez (yafl ort. 47.4±0.4, 5 i erkek) olgu al nm flt r. Sigara, alkol, sedatif kullan m ve ek hastal klar aç s ndan iki grup aras nda fark saptanmam flt r. OUAS semptomlar aç s ndan karfl laflt - r ld nda; morbid obez olgularda horlama (p=0.0), uykudan bo ularak uyanma (p=0.00) ve yorgun uyanma (p<0.000) yak nmalar n n obezlerden daha fazla oldu u gözlenmifltir. Morbid obezlerden %.6 s majör semptomlar olan horlama, tan kl apne ve gündüz uykululuk yak nmalar n n üçünü birden bildirirken, bu oran obezlerde yaln zca %8.7 olmufltur (p=0.0). Uyuyarak kaza yapan 4 morbid obez (%7.5) olmas na karfl n obez olgu olmam flt r (p=0.004). Morbid obez olgularda Epworth Uykululuk Ölçe i ortalamas obezlerden yüksek bulunmufl (s ras yla 6.6±4.8 ve 4.9±.7, p=0.006), >0 üzerindeki olgu oran n n da daha fazla oldu u gözlenmifltir (s ras yla %8.9 ve %8., p=0.04). Ayr ca beden kitle indeksi artt kça Epworth de erinin artt ve aralar nda pozitif korelasyon oldu u saptanm flt r (p=0.009, r=0.85). SONUÇ: Morbid obez olgularda uyku apne sendromu semptomlar - n n ve gündüz afl r uyku halinin obezlerden daha s k gözlendi i ve beden kitle indeksi artt kça gündüz uykululu un artt saptanm flt r. Bu nedenle, morbid obezler baflka nedenle doktora baflvurmufl dahi olsalar mutlaka OUAS semptomlar n n sorgulanmas gerekti i sonucuna var lm flt r. [EP-059] Obstrüktif Uyku Apne Sendromlu Hastalarda Fibromyalji Sendrom Birlikteli i Evrim Çakmak Duman, Ömer Tamer Do an, Emrullah Hayta, Sefa Levent Özflahin, Gökay Tunç, Öznur Abado lu, Sulhattin Arslan, Serdar Berk, brahim Akkurt Cumhuriyet Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Ana Bilim Dal, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi T p Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastal klar Ana Bilim Dal, Sivas OUAS uyku s ras nda tekrarlayan tam veya k smi üst solunum yollar obstrüksiyon episodlar ve s kl kla kan oksijen satürasyonnda azalma ile karakterize tan kl apne, horlama, dinlendirmeyen uyku, gündüz afl r uyuma ihtiyac ve solunum flikayetlerinin oldu u bir sendromdur. FMS etiyolojisi belli olmayan kronik yayg n kas a r - lar, belli anatomik bölgelerde hassasiyet, s k s k uyanma, dinlendirmeyen uyku, yorgunluk ve s kl kla psikolojik s k nt ile karakterize eklem d fl bir romatizmal hastal kt r. Biz bu çal flmada her iki hastal kta da dinlendirmeyen uyku, gündüz afl r uyuma ihtiyac, sabahlar olan bafl a r s gibi ortak semptomlar n varl ndan yola ç karak OUAS hastalar nda FMS birlikteli ini incelemeyi amaçlad k. OU- AS flüphesi olan 00 ard fl k hasta al nd. Bu hastalara PSG uygulanarak FMS aç s ndan fizik tedavi uzman taraf ndan de erlendirildi. OUAS tan s için ICSD- kriterleri, FMS tan s için ACR nin 990 y l nda yay mlad ve günümüzde kullan lan kriterler temel al nd. 00 hastan n 74 ünde OUAS saptand. OUAS saptanan 74 hastan n 0 sinde (%7) FMS saptan rken OUAS olmayan 6 hastan n 4 ünde (%5.4) FMS saptand ve her iki grup aras nda FMS s kl aç - s ndan istatistiksel fark yoktu. OUAS l lar FMS varl ve yoklu una göre gruplara ay rd m zda ve bu gruplar aras nda horlama, tan kl apne, GAUH ve üç majör semptom birlikteli ini k yaslad - m zda tan kl apne ve GAUH sadece OUAS olan FMS olmayan grupta istatiksel olarak anlaml daha yüksekti. Yine her iki grubu AH, arousal say lar, uyku etkinli i, uyku evreleri, uyku süreleri, saturasyon ortalamalar n k yaslad m zda istatiksel olarak fark bulunmad. Sonuçta OUAS l hastalarda FMS birlikteli i aç s ndan anlaml iliflki saptamasak da GAUH, dinlendirmeyen uyku, sabahlar olan bafl a r gibi ortak semptomlar n varl daha genifl örneklemli ve daha çok say da çal flmalara ihtiyaç oldu unu göstermektedir. [EP-060] Epworth Uykululuk Skalas Testi le Obez Olgularda Obstrüktif Uyku Apne Varl Tahmin Edilebilir mi? Hacer Kuzu Okur, Tülin Kuyucu, Sedat Uslu, Osman Eyice Sa l k Bakanl Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi G R fi: Obstrüktif uyku apnesi (OSA) için bilinen en yayg n risk faktörü obezitedir. OSA olgular n n %70 kadar obezdir. Uykululu- un yayg n nedenlerinden birisi OSA olarak bilinsede uyku hastal klar d fl nda pek çok t bbi hastal klar n seyrinde,depresyonda da görülebilir. Epworth uykululuk skalas (ESS) uyku laboratuarlar nda uykululu u subjektif olarak ölçmede kullan lan en yayg n testtir. Bu çal flman n amac ESS ile obez olgularda OSA varl n n belirlenmesinin araflt r lmas d r. YÖNTEM: Çal flmaya ortak flikayetleri horlama,uykuda nefes durmas ve gündüz uykululuk olan ard fl k 07 erkek obez olgu al nd. Çal flmaya al nan olgularda nöroendokrin, pulmoner, renal, serobrovasküler, psikiyatrik, malignite ve OSA d fl uyku hastal yoktu. Olgular n tamam uyku laboratuvar nda full gece yap lan polisomnografi (PSG) ile de erlendirildi.tan kriteri olarak; OSA için apnehipopne index (AHI) >= 5 ve obezite için body mass index (BMI) >= 0 olarak belirlendi. OSA l 8 olgu grup ve non OSA l 5 olgu grup olarak belirlendi. Tüm olgularda AHI, BMI, ESS ve boyun ve bel çevresi ölçümü yap ld. ESS skoru (toplam 8 sorudan oluflan 0-4 aras puan) 0 ve üzeri uykululuk olarak de erlendirildi. statistiksel de erlendirmede, student t- test and Mann Whitney U test kullan ld. statistiksel anlaml l k p< 0.05 olarak de erlendirildi. SONUÇLAR: Yafl ortalamas grup de 5 (0-74) ve grup de 4 (7-58) yafl olarak bulundu. Ortalama BMI grup de 5 (0-45) iken grup de (0-47) idi. Ortalama AHI OSA grupda 5 (- 6) olarak bulundu. ESS skoru ortalamas grup ve aras nda benzerdi (istatistiksel olarak fark yok). Boyun çevresi ölçümü grup ve grup de ( 4,±,6 ve 9,40±,0) olarak bulundu (p< 0.05). Bel çevresi ölçümü grup ve grup de (0,8±,40 ve 08,±,84) olarak bulundu (istatistiksel olarak fark yok). TARTIfiMA: ESS skoru obez olgularda OSA varl ndan ba ms z olarak yüksek olabilir. OSA varl nda boyun çevresi, bel çevresi ölçümünden daha anlaml d r. OSA semptomlar olan her obez olgu PSG ile de erlendirilmelidir.
22 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-06] McArdle Hastal ve Obstrüktif Uyku Apne Sendromu Birlikteli i Hacer Kuzu Okur, Tülin Kuyucu, Huriye Berk Tak r Sa l k Bakanl Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi Uyku Ünitesi G R fi: McArdle (Tip 5 Glikojen Depo) hastal kas fosforilaz enzim eksikli ine ba l otozomal resesif geçen, kal tsal kas enerji metabolizma bozuklu udur.tipik formu egzersiz sonras artan kas güçsüzlü ü ve kramplarla kendini gösterir. S kl kla çocukluk ve erken eriflkinlik döneminde bulgu vermeye bafllar. Nadir olarak da eriflkinlerde egzersiz sonras kas güçsüzlü ü ve kramp ile görülebilir. Obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) pek çok hastal k ile birliktelik gösterebilir. Ancak bugüne kadar McArdle hastal ile birlikteli ine rastlan lmam flt r. Bu yaz da McArdle hastal tan s ile takip edilen ancak OSAS tan s geç konulan 64 yafl ndaki kad n olgu sunulmufltur. OLGU: Horlama, halsizlik, çabuk yorulma, gündüz uyku hali, uykudan bo ularak uyanma yak nmalar yaklafl k 0 y ldan beri var. Öz geçmiflinde EMG de miyopati saptanmas sonras sa biseps kas biyopsisi ile ( stanbul T p fakültesi nöropataloji ve nöromüsküler hastal klar inceleme laboratuar nda) tan s konulan McArdle hastal, hipertansiyon, hipotiroidi ve pulmoner hipertansiyon var. Alkol ve sigara öyküsü yok. Fizik muayenede boy: 64 cm, kilo: 78 kg, BMI: 9, boyun çevresi: 8 cm, ESS: 4, tansiyon arteriyel: 0/80 mm Hg, nab z 76/dakika ritmikdi. Mallompati indeksi grade olarak bulundu. Laboratuvar incelemesinde, serum AST: IU/L, ALT: IU/L, CPK: IU/L, Serbest T4:.04 ng/dl, TSH:. mi- U/ml olarak bulundu. M-MOD EKO da PAB:.6 mmhg ve sol ventrikül diyastolik disfonksiyonu saptand. Uyku laboratuar nda yap lan tüm gece Polisomnografide 489 dakikal k uyku kayd al nd. Uyku etkinli i %6,uyku latans 85 dakika bulundu.apne-hipopne indeksi (AHI):4.9/saat, minimum oksijen düzeyi %86 iken, oksijen desatürasyon indeksi:6/saat olarak bulundu.a r dereceli OSAS tan s ile PAP titrasyonu yap ld ve 7 cm HO CPAP bas nc ile anormal solunum olaylar ve horlama düzeldi. AHI:4./saat, yavafl dalgal derin uyku ve REM döneminde artma, ortalama oksijen düzeyi %94 olarak bulundu ve periyodik bacak hareketi izlenmedi. Takiplerinde, yak nmalar ndaki düzelmenin düzenli CPAP kullan m na neden oldu u görüldü. TARTIfiMA: OSAS pek çok hastal k ile birliktelik gösterebilir.osas semptomlar miyopati olgular nda gözden kaç r lmamal - d r. Tan s geciken OSAS olgular nda komplikasyon geliflmesi kaç - n lmaz olabilir. Nadir görülen McArdle hastal olgular nda OSAS semptomlar hastal n seyrinden ayr larak ak lda tutulmal d r. Akci er kanseri nedeniyle takip edilen ve belirgin bir yak nmas olmayan 5 yafl ndaki erkek olgu rutin kontrol amac yla baflvurdu. Kas m 00 de tan sal torakotomi ile küçük hücreli akci er kanseri tan s alan ve sol üst lobektomi yap lan (postoperatif TNM0) olguya Etoposid- Cisplatin ile 4 siklus kemoterapi, radikal radyoterapi ve profilaktik kranial radyoterapi uygulanm flt. May s 004 den beri takipte olan olgunun baflvurusunda çekilen akci er radyogram nda sa. ön kot üzerine süperpoze cm çapl nodül izlendi. Toraks BT de de sa üst lobta yaklafl k cm çapl spiküle konturlu nodül izleniyordu. PET/CT de nodülün 8.9 SUV de erine sahip oldu u görüldü; di er bölgelerde patolojik aktivite izlenmedi. Kranial BT normaldi. Olguya BT eflli inde transtorasik ince i ne aspirasyon biyopsisi yap ld ve skuamöz hücreli karsinom tan s ald. Sa üst lobektomi yap lan olgu ptn0m0 olarak evrelendi. Adjuvan tedavi düflünülmeyen olgu takibe al nd. Olgumuz, opere olan ve 5 y ll k surviye ulaflan küçük hücreli akci er kanseri olgular n n nadir görülmesi ve metakron tümörler için güzel bir örnek oluflturmas nedeniyle sunulmufltur. [EP-06] Retikulum Dendritik Hücreli Sarkom Selda Kaya, Naz m Ergün, Serhasan Bozoklu, Kemal O uz 4, Mahi Balc 5 TDV Özel 9 May s Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ankara TDV Özel 9 May s Hastanesi, ç Hastal klar, Ankara TDV Özel 9 May s Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü, Ankara 4 TDV Özel 9 May s Hastanesi, Üroloji Bölümü, Ankara 5 TDV Özel 9 May s Hastanesi, Patoloji Bölümü, Ankara K rk yedi yafl nda erkek hasta, vücudunda yayg n bezelerin bulunmas yak nmas yla hastanemiz KBB poliklini ine baflvuruyor. Boyun bölgesinden al nan biyopsi sonucu kazeifiye granülomatöz iltihab gelmesi üzerine bölümümüz poliklini ine yönlendiriliyor. Fizik muayenesinde vital bulgular do al, bilateral parotis bezlerinde ve submandibuler lenf bezlerinde büyüme olan hastan n solunum sesleri normaldi. Laboratuar tetkiklerinde CRP düzeyi mg/l ve serum total I ge düzeyi 606 IU/ML, total IgG düzeyi: 78 mg/ dl geldi. Gaita mikroskobisi, Kist hidatik spesifik Ig E, Sifiliz, Tifo, Brusella, Leishmania, Criptosporodium antijenleri negatif geldi. Kollajen doku tetkikleri de negatifdi. Radyolojik de erlendirmede toraks BT de mediastinal ve bilateral hiler lenfadenopatiler, yer yer yama tarz nda küçük hava yolu hastal bulgular mevcuttu. Abdominal BT de splenomegali, sol böbrek hilusu düzeyinde yayg n lenfadenopatiler, sol böbrekte hidronefroz ve sa böbrek boyutlar nda küçülme ve bat nda yayg n lenfadenopatiler mevcuttu. Fiberoptik bronkoskopi yap ld. Sa orta lob giriflinden al nan mukozal biyopsi ve lavaj bulgular nonspesifikti. Tüberküloz kültüründe üreme olmad. Bat nda üretere bas yapan lenf bezleri olmas kronik renal patolojilere yol açmas nedeniyle Genel Cerrahi ve Üroloji bölümlerince hastaya laparotomi karar al nd. Ç kar lan lenf bezi biyopsileri sonucu retikulum dendritik hücreli sarkom(lenfoma düflük grade) tan - s konuldu. Hastaya kemoterapi baflland. Granülomatöz reaksiyon ay r c tan s nda tüberkülöz d fl baflka hastal klar n birarada olabilece ini hat rlatmak amac yla olgu sunuldu. [EP-06] Opere Küçük Hücreli Akci er Kanseri Olgusunda Metakron Geliflen Skuamöz Hücreli Akci er Karsinomu (Olgu Sunumu) Ifl l Karasu, Mine Gayaf, Nimet Aksel, Ayfle Özsöz, Nur Yücel zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji [EP-064] Primer Pulmoner Hemanjiyoendotelyoma: Bir Olgu Nedeniyle Ülkü Y lmaz Turay, Çi dem Biber, Yurdanur Erdo an, Ayd n Y lmaz, Nilgün Y lmaz Demirci, Funda Demira, Ülkü Yaz c Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, 7.Gö üs Hastal klar Klini iankara s Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Bölümü Yirmi alt yafl nda erkek hasta sa da gö üs a r s yak nmas ile hastanemize baflvurdu. Hastan n fizik muayenesi normal olarak de erlendirildi. Gö üs radyografisinde akci er bazallerinde daha yo un olarak gözlenen bilateral, lineer ve mikronodüler dansiteler mevcuttu. Solunum fonksiyon testlerinde restriktif defekt ve difüzyon kapasitesinde azalma mevcuttu (%49). Hastan n yüksek rezolüsyonlu ve konvansiyonel akci er tomografisinde, akci er bazallerinde belirgin en büyü ü 8 mm çap nda, perivasküler, subplevral multipl nodüler
23 Elektronik Posterler lezyonlar, mozaik perfüzyon alanlar ve multipl mediyastinal lenfadenopati izlendi. Hastaya bu bulgularla interstisyel akci er hastal ön tan s ile transbronfliyal akci er biyopsisi yap ld, ifllem tan sal olmad ndan hastaya aç k akci er biyopsisi yap ld. Biyopsinin histopatolojik ve immünhistokimyasal de erlendirme sonucu pulmoner epiteloid hemanjiyoendotelyoma (PEH) olarak raporland. Hastal - n yayg nl n de erlendirmek üzere 8 Florodeoksiglukoz pozitron emisyon tomografi (8-FDG-PET/BT) çekildi. Multiorgan hastal k ve uzak metastaz ile uyumlu bulgu saptanmad. Primer pulmoner hemanjiyoendotelyoma akci erin düflük gradeli, nadir vasküler tümörüdür. Hastal n kötü prognostik faktörleri olan; kilo kayb, anemi, pulmoner semptomlar ve hemorajik plevral efüzyon hastam zda mevcut de ildi. Nadir bir hastal k olmas nedeniyle standart bir tedavi belirlenmemifltir. Literatürde tedavisiz stabil seyreden ve spontan regresyon gösteren olgular bildirilmifltir. Hasta bir y ld r tedavisiz takibimizde olup, klinik, radyolojik ve fizyolojik parametrelerinde progresyon gözlenmemifltir. Olgumuz nadir olmas, interstisyel akci er hastal n taklit etmesi, literatür bilgisinin aksine nodüler lezyonlar ve lenfadenopatilerde PET/BT de tutulum olmamas nedeniyle sunuldu. [EP-065] Sarkoidoz ve Tüberküloz Tan s Alm fl Hastada Geliflen Hemanjioendotelyoma Ayfle Havan, Ali Fidan, Gülflen Saraç, Sevda fiener Cömert, Banu Salepçi, Benan Ça layan Dr. Lütfi K rdar Kartal E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul G R fi: Tüberküloz ve sarkoidoz benzer klinikopatolojik bulgularla seyreden ancak tedavileri tamamen farkl hastal klard r. Plevral mezotelyoma ise k smen de olsa tüberküloz plörezi ile benzerlikler gösterebilir. Burada efl zamanl Sarkoidoz ve Adenit Tüberküloz tan l hastada tedaviye refrakter geliflen plevral efüzyon için yap lan kapal plevra biyopsisinde mezotelyoma sonucu gelmesi nedeniyle yap - lan torakoskopik biyopsi sonucu hemanjioendotelyoma tan konulmufl bir olgu sunulmaktad r. OLGU: Nisan 007 de gö üs üst bölgesinde geliflen pelerin tarz ödem nedeniyle baflvuran 6 yafl nda erkek hastan n tetkiklerinde, toraks BT de mediastende LAM tespit edilmifl, mediastinoskopi yap larak sarkoidoz tan s konulmufl. 6 ay sistemik steroid tedavisine ra men klinik ve radyolojik gerileme görülmeyen ve supraklavikuler yeni LAM lar tespit edilen hasta gö üs hastal klar klini imizin takibine geçti. Ocak 008 de supraklavikuler LN biyopsisi tüberküloz ile uyumlu gelen hasta klini imizin takibinde 6 ay 4 lü antitüberküloz tedavi ald. Bu tedavi ile de mediastinal ve supraklavikuler LAM da gerileme saptanmad. Tedavi bitiminden 7 ay sonra sa yan a r s bafllayan hastan n çekilen PA akci er grafisinde ve toraks BT sinde sa plevral efüzyon, perikardiyal efüzyon saptand. Hastaya kapal plevra biyopsisi yap ld. Biyopsi sonucunda epitelyal tip malign mezotelyoma ile uyumlu bulgular ve sarkoidoz ile uyumlu bulgular geldi. PET CT de plevrada SUVmax:7.8, mediastende SUVmax:8.9 olan tutulum görüldü. Ayr ca SUVmax: 7.9 olan kemik ili inde hipermetabolik tutulum alanlar izlendi. Hastaya gö üs cerrahisi klini inde yap lan torakoskopi sonras nda patolojik sonuç Hemanjioendotelyoma olarak bildirildi. SONUÇ: Sarkoidoz ve tüberküloz tan lar alm fl, tedavi görmüfl ve bu hastal klara özgü bulgularla baflvuran hastada tespit edilen hemanjioendotelyoma, literatürde nadir görülebilece ini düflünerek ilginç bir olgu olarak sunulmaktad r. [EP-066] Endobronfliyal Non-Hodgkin Lenfoma Olgusu Fatma Karakufl, Dilek Ernam, Ayflenaz Özcan, Fethiye Ökten, Özlem Selçuk Sönmez, Atilla hsan Keyf, Cebrail fiimflek Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Bölümü, Ankara Non-Hodgkin Lenfoma n n endobronflial tutulumu Hodgkin Lenfoma ya göre nadir görülen bir durumdur. OLGU: ayd r ifltahs zl k, halsizlik, kilo kayb, atefl, terleme, ilerleyici nefes darl, s rt a r s flikayetleri ile klini imize baflvuran 48 yafl nda bayan hastan n fizik muayenesinde solunum sesleri bazallerde al nam yordu. Supraklavikular bölgede ve posterior servikal zincirde ele gelen lenf bezleri saptand. Akci er grafisinde bilateral kostofrenik sinüsler kapal ve hiler dolgunluk mevcuttu. Toraks BT de her iki supra-infraklavikular düzeylerde, mediastinal ve hiler lokalizasyonlarda konglomere görünümde LAP lar izlendi. Bilateral plevral s v mevcuttu. Her iki akci erde plevral patoloji komfluluklar nda yer yer hava bronkogramlar içeren kollaps konsolidasyon alanlar izlendi. FOB da ana karina künt ve hareketsizdi. Sol sistemde ana bronfltan itibaren mukoza soluktu. Üst lob girifl karinas küntleflmiflti. Üst lob içinde, alt lobda, alt lob apikal segment giriflinde beyaz, yumuflak, kanamal nodülasyonlar mevcuttu. Alt lobdan mukozal biyopsi, subkarinal lenf nodundan aspirasyon biyopsisi al nd. Biyopsi sonucu non-hodgkin lenfoma infiltrasyonu olarak raporland. Hasta takip ve tedavisinin yap lmas için Hematoloji Bölümüne devredildi. Olgu nadir görülmesi nedeniyle literatür eflli inde sunuldu. [EP-067] Endobronfliyal Hamartomalar: Opere Alt Olgu Mustafa Kahraman, Yaflar Sönmezo lu, Celalettin Kocatürk, Nur Ürer, Sezai Öztürk, Esin Tuncay, Mehmet Ali Bedirhan Yedikule Gö üs Hastanesi,. Cerrahi Klini i, stanbul G R fi: Hamartomlar, akci erin en s k rastlanan benign tümörüdür. Akci erin soliter lezyonlar n n %4 ünü oluflturur. Hamartomlar n %0 u endobronflial yerleflimlidir ve bu hastalara uygulanacak tedavi konusunda ortak bir görüfl birli i yoktur. GEREÇ VE YÖNTEM: Son on y l içerisinde klini imizde opere olan 5 akci er hamartomu içerisindeki alt endobronflial hamartom olgusu retrospektif olarak incelendi. Olgulardan i kad n, 5 i erkek, yafl ortalamas 45 (7-56), ü sa, ü sol yerleflimli idi. BULGULAR: Olgulardan 4 tanesine lobektomi, tanesine sleeve lobektomi, tanesine segmentektomi uyguland. Lobektomi uygulanan olgulardan tanesine cerrahi öncesinde kez endobronflial argon laser tedavisisi uygulanm flt. Postoperatif dönemde hiçbir olguda komplikasyon görülmedi. Olgular ortalama 9 ay (-08) takip edildi. SONUÇ: Endobronfliyal hamartomlar n tedavisinde, düflük mortalite ve morbidite oranlar ve nüks geliflme riskinin en az olmas nedeniyle cerrahi metod tercih edilmelidir.
24 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-068] Endobronfliyal Hamartom - Bir Olgu Nedeniyle Hüseyin Arpa, Emine Aksoy Albayrak, Leyla Bostan, Tülin Sevim, Ferda Aksoy, Kürflat Özvaran, Tülin Kuyucu Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Hamartomlar akci erin en s k görülen benign tümörüdür. Endobronflial yerleflebildikleri gibi akci erin periferinde soliter lezyon olarak da görülebilirler. Olgumuz 76 yafl nda erkek hasta, kan tükürme ve nefes darl yak nmalar ile klini imize baflvurdu. y ld r diyabetes mellitus ve hipertansiyon tan lar yla oral ilaçlar kullanmaktayd. Fizik muayenesinde hipertansiyon ve taflikardi d fl nda patoloji saptanmad. Laboratuvar tetkiklerde kan üre azotu 8 mg/dl ve kreatinin.9mg/dl saptand. 4 saatlik idrarda kreatin klirensi 4.9 mg/dl olarak bulundu. P-A Akci er grafisinde sa hiler geniflleme ve kardiyomegali izlendi. Bilgisayarl gö üs tomografisinde sa üst ve alt paratrakeal ve sol alt paratrakeal LAM, kardiyomegali, solda minimal plevral efüzyon izlendi. Hastaya hemoptizi etyolojisi aç s ndan fiberoptik bronkoskopi yap ld ve sa orta lob karenas nda alt loba do ru uzan m gösteren 0.5 cm çapl üzeri düzgün noduler lezyon.görüldü, baflka bir hemoraji oda saptanmad. Yap lan endobronflial forceps biyopsi sonucu bronfl mukozas nda hamartomla uyumlu matür k k rdak ve ya dokusu olarak rapor edildi. Hastan n kardiyak ve böbrek fonksiyon bozuklu u nedeniyle acil cerrahi ifllem düflünülmedi. Hemoptizi aç s ndan klinik radyolojik takip önerildi. Ek hastal klar düzeldikten sonra endobronflial tedavi aç s ndan de erlendirilmesi planlanan olgu nadir görülmesi nedeniyle sunulmufltur. [EP-069] Atipik Yerleflimli Timik Kist: Olgu Sunumu smail Cüneyt Kurul, Ali Çelik, lknur Teber, Osman Korcan Tilkan, Kerim Tülüce, fievki Mustafa Demiröz Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi Ana Bilim Dal, Ankara AMAÇ: Timik kistler anterior mediastenin nadir görülen lezyonlar d r. Mediastinal lezyonlar n % inden az n olufltururlar. Embriyolojik yaflam s ras nda timik doku. farengeal arktan köken alarak, kaudal ve medial yönde göç eder. Bu süreçteki herhangi bir aksama nedeniyle farkl lokalizasyonlarda yerleflim gösterebilir. Yerleflim yeri ve büyüklüklerine göre de farkl semptom ve bulgular verebilirler. Mediastende yer iflgal eden lezyonlar de erlendirilirken timik kistlerinde ayr c tan da ak lda tutulmas gerekir.nadir bir lokalizasyonu sebebiyle, timik kistik yap lar n klinik özellik, semptom, radyolojik tan ve cerrahi tedavi seçeneklerini yeniden gözden geçirmek istedik. OLGU: On y ld r ast m nedeniyle gö üs hastal klar bölümünde takipli olan ve 60 paket/y l sigara içim öyküsü olan k rk befl yafl nda kad n hasta, sa paratrakeal kitle görünümü nedeniyle klini imize refere edildi. Çekilen toraks BT sonucunda orta mediastende yerleflimli, mediastinal vasküler yap larla çevrili 4xx5 cm lik kitlesel lezyon tespit edildi. Vasküler yap lara invazyon olup olmad n de- erlendirmek için yap lan MR görüntülemesinde, lezyonun kistik natürde oldu u herhangi bir vasküler yap ya tam olarak invaze olmad ancak brakiosefalik ven ile yer yer s n rlar n n net ay rt edilemedi i anlafl ld. Bu nedenle aç k cerrahi tercih edilen hastaya sa posterolateral torakotomi ile lezyonun total olarak eksizyonu yap ld. BULGULAR: Histopatolojik tan s timik kist olarak gelen hasta postoperatif 4. gününde sorunsuz olarak taburcu edildi. SONUÇLAR: S kl kla anterior mediasten yerleflimli olan timik lezyonlar nadiren servikal bölgede veya orta ve arka mediastende yerleflim gösterirler. MR bu tip lezyonlar n çevre dokularla olan iliflkisini de erlendirmek için en uygun tan yöntemidir. Lezyonun eksizyonu ile hem kesin tan hemde tedavi sa lanabilmektedir. Eksizyon için bafll ca torakotomi ve sternotomi gibi aç k cerrahi giriflimlerin yan nda video yard ml torakoskopik cerrahi ve mediastinoskopik drenaj gibi daha az invaziv yöntemler tercih edilebilir. Cerrahi mortalite ve morbiditesi oldukça düflük olan bu lezyonlarda nadiren nüks görülebilir. [EP-070] Akci erin Nadir Görülen Primer Malign Tümörü: Düflük Dereceli Fibromiksoid Sarkom Ali Çelik, lknur Teber, fievki Mustafa Demiröz, Muhammed Sayan, Özgür Karakurt, smail Cüneyt Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi Ana Bilim Dal, Ankara G R fi: Akci erin primer sarkomlar nadir görülen tümörlerdendir, bunlar n içinde düflük dereceli fibromiksoid sarkom fibrosarkomun bir varyant olup, ülkemiz literatüründe akci erde hiç rapor edilmemifltir.6 yafl ndaki k z çocukta rastlant sal olarak saptanan düflük dereceli fibromiksoid sarkom olgusunu sunduk. OLGU: Bilateral kol ve bacaklarda a r flikayeti ile çocuk hastal klar bölümünde de erlendirilen hastada tan konulamam fl ancak çekilen akci er filminde solda alt - orta zonda 8x0 cm lik yuvarlak, homojen kitle görünümü tespit edilmesi üzerine klini imize refere edilmiflti. Hastan n bize baflvuru an nda yap lan solunum sistemi ve di er sistem muayeneleri do ald. Rutin laboratuar sonuçlar normal s n rlarda idi. Hastan n çekilen toraks BT sinde sol akci er alt lob superiorda fissüre komflu 8x0 cm lik homojen kitle görünümü tespit edildi. Yap lan transtorasik i ne biyopsisi sonucu malign tümör olarak rapor edildi. Di er sistemler gözden geçirildi, baflka primer odak bulunamamas üzerine lezyon primer akci er kaynakl tümör olarak düflünülerek hastaya sol posterolateral torakotomi ile sol alt lobektomi ve mediastinal lenf nodu disekiyonu yap ld. Postoperatif dönemde sorunu olmayan hasta 6. gününde taburcu edildi. BULGULAR: Patolojik tan düflük dereceli fibromiksoid tümör, lenf nodlar reaktif olarak geldi. Postoperatif ek tedavi verilmeyen hasta bir y ld r sorunsuz bir flekilde takip edilmektedir. SONUÇ: Sarkomlar akci er malign tümörlerinin % 0.5 inden az n olufltururlar. Düflük dereceli fibromiksoid tümörler akci erin nadir görülen tümörleridir. Akci erde sarkom tespit edilen bir hastada bunun öncelikle metastaz olup olmad araflt r lmal d r. Komplet rezeksiyon çok önemlidir. Segmentektomi ve wedge rezeksiyon gibi anatomik olmayan rezeksiyonlarda lokal rekürrens görülebilir. nkomplet rezeksiyonlarda ve lenf nodu metastazlar n n varl nda adjuvan radyoterapi ve kemoterapi gereklidir.tedavide ve takipte multidisipliner yaklafl m gerekir. [EP-07] Klini imizde Opere Edilen Gö üs Duvar Kitleli Hastalar m z n Analizi Refik Ülkü, Serdar Onat, Alper Avc, Cemal Özçelik Dicle Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi Klini i, Diyarbak r AMAÇ: Gö üs duvar kitlesi nedeniyle klini imizde takip ve tedavi edilen hastalar n özelliklerini geriye dönük olarak de erlendirmeyi amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Gö üs duvar kitleleri nedeniyle baflvuran tüm hastalar n kay tlar incelendi. Yafl, cinsiyet, flikayet, tedavi, yap lan operasyon, uygulanan rekonstrüksiyon, ek patolojiler aç s ndan incelemesi yap ld. Bu hastalar n yap lan anamnezlerinde flikayetin süresi, a r l olup olmad, ne kadar süre boyunca a r n n efllik etti i, lokalizasyonu, ne kadar sürede hastaneye baflvuruda bulundu u sorguland. Tüm hastalara preoperatif PA ve Lateral AC grafisi ve toraks CT çekildi. Gerekli görülen hastada torax MR görüntülemesi uyguland. BULGULAR: Ocak 00-Haziran 009 tarihleri aras nda gö üs duvar kitlesi nedeniyle klini imize baflvuran toplam 56 hastan n or- 4
25 Elektronik Posterler talama yafl 4.8 (-85). 0 hasta malign (%5), 4 hasta benign (%65) tümöre sahipti. Malign olgular içinde Nörofibrosarkom en s k görülürken, Ewing sarkom ikinci s kl ktayd. Bening lezyonlar içersinde en s k fibroz displazi görülüyordu. En s k görülen semptom palpe edilen kitle idi. Sonraki en s k semptom gö üs a r s idi. Di- er semptomlar dispne,atefl, taflikardi, ektremitelerde uyuflma olarak tespit edildi. Operasyon uygulanan hastalar n 7 sine genifl rezeksiyon yap ld, intraoperatif olarak gönderilen frozen sonuçlar na göre, malign rapor edilen 7 hastaya kitle etraf nda 4 cmlik cerrahi s n r konularak genifl gögüs duvar rezeksiyonu uyguland. hastaya metilmetakrilat ve propilen mefl ile rekonstrüksiyon uyguland. Genifl rezeksiyon yap lan di er hastalarda ise kitle k smen skapula alt nda oldu undan sentetik greftler ile rekonstrüksiyona gerek duyulmad. Postoperatif hasta entubeli olarak yo un bak m ünitesinde mekanik ventilator ile takip edildi. hasta postoperative birinci gün extübe edildi, hasta postoperatif. gün kaybedildi. Perioperative mortalite hasta ile %.8 oran nda görüldü. SONUÇ: Gögüs duvar tümörleri aksi kan tlanana kadar malign olarak kabul edilmeli. Malign tümörlerde baflar l bir tedavi için negatif cerrahi s n rlarla tümörün genifl rezeksiyonu, çap ve tümörün grade i önemlidir [EP-07] Olgu Sunumu: Kostakondral Eklem Tutulumlu Bruselloz Olgusu Murat Do an, smail Necati Hakyemez, Muhammed Emin Akkoyunlu I d r Devlet Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon I d r Devlet Hastanesi nfeksiyon Hastal klar I d r Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar Bruselloz multisistemik tutulum gösteren bir zoonozdur. Çoklu organ tutulumunun olmas nedeni ile birçok olguda tan n n konulmas zorlaflmaktad r. Bu çal flmam zda Tietze sendromu ile kar flan ve brusella infeksiyonun ender bir komplikasyonu olan kostakondrit olgusu sunulmufltur. 54 yafl nda bayan hasta üç haftad r devam eden gö üs a r s flikayeti ile gö üs hastal klar poliklini ine baflvurmufl. Sa. kostakondral bileflkede flifllik ve hasasiyet saptand. Fizik tedavi bölümü ile konsülte edilen hastada öncelikli olarak tietze sendromu düflünülerek nonsteroid antinflamatuar tedavi baflland. ki haftal k nonsteroid tedavi verilen ve atefl yüksekli i nedeni ile d fl merkezde 0 gün sefuroksim aksetil tedavisi alan hasta semptomlar n n gerilememesi nedeni ile hastanemize tekrar baflvurdu. Mevcut klinik ile bruselloza ba l kostakondrit düflünülen hasta infeksiyon hastal klar bölümüne yönlendirildi. Hastan n infeksiyon hastal klar bölümünce yap lan tetkiklerinde brusella tüp aglütinasyon testi yüksek (/ 640) titrede pozitif saptand. Hastada bruselloza ba l kostakondrit düflünülerek streptomisin xgr, rifampisin x600 mg doksisiklin x00 mg tedavisi baflland. Tedavinin. haftas nda semptomlar gerileyen hastada tedavi 8 haftaya tamamland. Kontrol brusella tüp aglütinasyon testi titresi /40 a geriledi. Klinik bulgular düzelen hasta bruselloza ba l kostakondral eklem tutulumu olarak de erlendirildi. Bu olgu görece olarak s k karfl lafl lan tietze sendromunun ay r c tan s nda brusellozun ak lda bulunmas gereklili ini göstermifltir. [EP-07] Kosta Erozyonuna Neden Olan nterkostal Sinir Kökenli Schwannom: Olgu Sunumu lknur Teber, Kerim Tülüce, fievki Mustafa Demiröz, Muhammed Sayan, Ali Çelik, smail Cüneyt Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi Ana Bilim Dal, Ankara G R fi: Mediastinal kitlelerin yaklafl k olarak %0 sini sinir k l f kökenli nörojenik tümörler oluflturur. Benign sinir k l f tümörlerinin en s k görüleni ise schwannomalard r. Nadir görülen bu tümörler bir olgu ile beraber literatür eflli inde tart fl ld. OLGU: K rk dokuz yafl nda erkek hasta sol yan a r s nedeniyle d fl merkezde de erlendirildikten sonra akci er filminde sol retrokardiyak alanda kitle ile uyumlu lezyon izlenmesi üzerine klini imize refere edildi. Toraks BT de aortaya invazyon flüphesi olan hastaya Toraks MR çekildi. MR da kitlenin aortadan net ay rt edilmekle birlikte kostalarda destrüksiyona neden oldu u ve vertebra korpusuna bas yapt izlendi. Hastaya sol posterolateral torakotomi ile kitle eksizyonu yap ld. BULGULAR: Histopatolojik tan schwannoma olarak geldi.hasta post-operatif 4. gününde taburcu edildi. SONUÇ: Schwannomlar posterior mediastenin en s k görülen nörojenik kökenli tümörleridir. Ço unlukla asemptomatik olan bu lezyonlar yerleflim yerleri ile iliflkili olarak yan a r s, öksürük, disfaji, horner sendromu, paralizi gibi farkl semptomlara neden olabilirler. Kapsüllü olan bu lezyonlarda kapsül ile beraber total eksizyon gerekmektedir. Malign transformasyon gösterebilirler. Bu nedenle tedavi, gerek semptomatik gerekse asemptomatik vakalarda cerrahidir. Kas koruyucu torakotomi, video yard ml torakoskopik cerrahi, transservikal ve transsternal yaklafl m lezyonun yerine ve hastaya göre tercih edilebilecek cerrahi yöntemlerdir.komplet rezeksiyon sonras nüks çok nadirdir. [EP-074] Nüks Timoma Düflünülen Fibrolipom Olgusu Bayram Metin, Sami Ceran, Güven Sadi Sunam, Bayram Altuntafl Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahi AD, Konya Gülhane Askeri T p Akademisi,Gö üs Cerrahi AD, Ankara Timoma, eriflkinlerin anterior mediasteninde bulunan en yayg n primer tümördür. Genelde benigndirler ve bazen çevre dokulara invazyon gösterirler. nvaziv timomalar nadir olup, olgular n %0-60 nda makroskopik veya mikroskopik invazyon oldu u bildirilmifltir. Malign-benign ayr m tümörün histolojisinden çok kapsül ve çevre dokulara invazyonu ile yap lmaktad r. Gö üs a r s ve öksürük flikayeti ile baflvuran 40 yafl nda erkek hasta, Toraks CT de sol anterior mediasten yerleflimli lobule konturlu hipodens kitle lezyonu ve Solda plevrada nodüler kal nlaflmalar nedeni ile klini imize yat r ld.nöroloji klini i ile konsülte edilen hastada myastenia bulgusuna rastlan lmad. Preoperatif haz rl klar tamamlanan hastaya median sternotomi+sol torakotomi ile yanafl - larak timektomi ile birlikte sol üst lobektomi yap ld. Postoperatif patoloji sonucu Tip B-II invaziv Timoma olarak gelmesi üzerine hastaya 5 kür adjuvan KT verildi. Daha sonra hastan n CT Takiplerinde anterior mediastende timik lokalizasyonlu yeni bir kitle tesbiti ve seri CT takiplerinde kitle boyutunda art fl görülmesi üzerine hastaya çekilen PET BT de Sol anterior mediastende timik lokalizasyonda kitlede s n rda artm fl FDG tutulumu göstermesi (SUV Max:.8) üzerine hasta yeniden klini imize yat r ld. Hastaya Re-sternotomi yap larak anterior mediasten yerleflimli ya l dokular n eksizyonu yap ld. Postoperatif patoloji sonucu fibrolipomatö doku olarak geldi. Timomalarda Prognoz;kapsül morfolojisi ile iliflkilidir. nvaziv olmayan timomalarda prognoz iyidir. Tam rezeksiyon yap lan hastalarda sürvi oran, tam rezeksiyon yap lmayanlara göre daha yüksektir. Hastam z PET CT de tutulum olmas na ra men patoloji sonucu lipomatö doku geldi i için nadir bir antite olarak sunmay amaçlad k. 5
26 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-075] Mediastinel Ancient Schwannoma: Vaka Sunumu Orhan Yücel, Bayram Altuntafl, Alper Gözübüyük, Sedat Gürkök, Mehmet Dakak, Hasan Çaylak, Kuthan Kavakl, Ersin Sapmaz, Fuat Çiçek, Sezai Çubuk, Hakan Ifl k, Onur Genç Gülhane Askeri T p Akademisi Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi Patoloji AD, Ankara Schwannomalar nöral k l ftaki Schwann hücrelerinden köken alan nörojenik tümörlerdir. Ancient schwannoma ise schwannoman n yayg n olmayan bir varyant d r ve tipik olarak yavafl büyüyen bir tümördür. Ancient tan m dejeneratif de ifliklik ve belirgin nükleer atipi gösteren bir grup nöral tümör için kullan l r. Patoloj sonucu ancient schwannoma olarak rapor edilen bir hastay nadir görülmesi sebebiyle sunmay amaçlad k. Elli dokuz yafl nda bayan hasta, yaklafl k bir y l önce bafllayan sa omuz a r s ve göz kapa düflüklü ü flikayetiyle baflvurdu u sa l k kuruluflunda fizik tedavi uygulanm fl. A r lar n n geçmemesi üzerine tekrar baflvurdu u sa l k kuruluflunda çekilen tomografide kitle lezyonu tesbit edilmesi üzerine klini imize refere edilmifl. Fizik muayenesinde sa gözde miyozis ve pitozis mevcuttu. Laboratuar tetkikleri normaldi. Bilgisayarl toraks tomografisinde sa da posterior mediastende nörojenik tümörle uyumlu kitle lezyonu görüldü. Preoperatif haz rl yap ld ktan sonra operasyona al nd. Sa torakotomi ve kitle rezeksiyonu yap ld. Postoperatif patolojisi ancient schwannoma geldi. Ancient schwannomalar bening natürde olan enkapsüle lezyonlard r. Yumuflak doku tümörlerinin %0.8 ini olufltururlar. Soliter tümör olarak oluflurlar ve belirgin dejeneratif de ifliklikler belirlenmeden büyük boyutlara ulaflabilirler. Bas ya ba l semptomlar oluflturabilirler. Tedavisi cerrahidir. Bizim hastam zda da omuz a r s, miyozis ve pitozis vard. Cerrahi sonras a r s kaybolan hastan n di er semptomlar nda k smi gerileme oldu. Literatürde medistinel ancient schwannoman n son derece nadir görülmesi sebebiyle bu vakay sunmay amaçlad k. [EP-077] Pulmoner Sklerozan Hemanjiom: Vaka Sunumu Orhan Yücel, Bayram Altuntafl, Mehmet Dakak, Sedat Gürkök, Alper Gözübüyük, Hasan Çaylak, Onur Genç, Kuthan Kavakl, Ersin Sapmaz, Sezai Çubuk, Hakan Ifl k, Salih Deveci Gülhane Askeri T p Akademisi Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi Patoloji AD, Ankara Sklerozan hemanjiomalar akci erin nadir tümörleridir ve bening olduklar düflünülür. Bununla birlikte bu tümörlerin biyolojk davran fllar halen net bir flekilde ortaya konmam flt r. Papiller, sklerotik, solid ve hemorajik olmak üzere dört türü vard r. Genellikle orta yafll yetiflkinlerde görülür ve kad n erkek oran 5: dir. Cerrahi eksizyon küratif tedavi sa lar. Yirmi yafl nda erkek hasta yaklafl k üç ayd r devam eden terleme ve balgam flikayetlerinden dolay baflvurdu u verem savafl dispanserinde çekilen akci er grafisi sonras sol akci erde kitle tesbit edilmesi üzerine klini imize refere edilmifl. Fizik muayenesi ve laboratuvar tetkikleri normaldi. Toraks tomografisinde sol akci er üst lob anterior segmentte soliter pulmoner nodülü mevcuttu. Preoperatif haz rl yap lan hasta operasyona al nd. Sol torakotomi yap lan hastan n üst lobdaki kitlesinden frozen section incelemesi yap ld. Sonucun malign olarak bildirilmesi üzerine hastaya üst lobektomi yap ld. Postoperatif dönemde lobektomi materyalinin patolojik incelemesi sonucu ise sklerozan hemanjiom olarak rapor edildi. Klinik ve radyolojik takiplerinde komplikasyon geliflmeyen hasta postoperatif 0. günde taburcu edildi. SH lar primitif epitelyal hücrelerden köken al r. Bening oldu unun düflünülmesine ra men, az say da vakada lenf nodu metastaz yapma potansiyeli olduklar gösterilmifltir. Uzak hematojen metastaz rapor edilmemifltir. Lenf nodu metastaz n n sa kal m etkilemedi i gösterilmifltir. Bizim vakam z genç yetiflkin ça da idi ve lenf nodu metastaz da yoktu. Nadir görülmesi nedeniyle bu vakay sunmay amaçlad k. [EP-076] Nadir Görülen Bir Radyolojik Yerleflim Gösteren Schwannoma Olgusu Füsun fiahin, Yaflar Sönmezo lu, Nur Ürer, P nar Y ld z Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul Schwannoma (neurilemmoma) posterior mediasten yerleflimli, genellikle interkostal sinirlerden kaynaklanan ve ço unlukla da selim seyreden nörojenik bir tümördür.nadiren malign transformasyon gözlenebilece i de bildirilmifltir. Radyolojik olarak nadir görülen bir yerleflim göstermesi (suprahiler) nedeniyle olgumuzu sunmay uygun bulduk. 7 yafl nda erkek hasta klini imize gö üs a r s flikayeti ile baflvurdu. PA akci er grafisinde sol suprahiler bölgede geniflleme görülmesi üzerine toraks BT istendi. Toraks BT de sol prevasküler bölgede hilusa uzan m gösteren,yaklafl k 0*6*4 mm. boyutlar nda, düzgün konturlu yumuflak doku dansitesi izlendi.yap lan bronkoskopide sol üst lob üst divizyonun segment fleklinde ayr lmas d fl nda her iki bronfl sistemi de normal ve aç kt. PET/CT de sol akci er prevasküler alanda *.5 cm. lik kitlesel lezyonda orta düzeyde patolojik FDG tutulumu (SUVmax: 4.8) izlendi. Hasta tan amaçl cerrahiye verildi. Yap lan sol tan sal torakotomide mediastinal plevran n alt nda *.5 cm. lik, N. vagus a komfluluk gösteren kitle görüldü ve N. vagus korunarak kitle eksize edildi. Patoloji sonucu periferik sinir k l f tümörü (Schwannoma) olarak geldi.ayr ca PET/CT de orta düzeyde FDG tutulumu göstermesi,ancak cerrahi sonras nda tamamen benign özellik gösteren schwannoma olarak sonuçlanmas da olgunun bir di er ilginç özelli iydi. [EP-078] Pulmoner Emboli Sonras Tan Alan Sjögren Sendromu Nur fiafak Al c, Sema Canbakan, Arzu Ertürk, Hacer Çelik, Nermin Çapan Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, 4. Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara G R fi: Sjögren sendromu otoimmün bir hastal k olup bafll ca küçük hava yollar ve interstisyumu etkiler. Bu hastal kta dolafl mda antifosfolipid ve antikardiyolipin antikorlar bulunabilmekte ve pulmoner tromboembolik olaylar, buna ba l pulmoner hipertansiyon geliflebilmektedir. Perikardiyal efüzyon gibi atipik bulgular ve gastrointestinal motilite bozuklu u öyküsü olan olguda, buradan yola ç karak Sjögren sendromu tan s na ulafl lm flt r. Sjögren sendromunda antifosfolipid antikoru ve antikardiyolipin antikoru pozitifli i olmaks z n pulmoner emboli geliflimi nadir oldu undan olgunun sunulmas uygun bulundu. OLGU: 59 yafl ndan kad n hasta ani bafllang çl s rt a r s ve hemoptizi yak nmas ile klini imize baflvurdu. D-dimer düzeyi 800 ng/ml idi. Toraks bilgisayarl tomografi-anjiografisinde her iki pulmoner arterde emboli, plevral ve perikardiyal efüzyon saptand. Alt ekstremite Doppler ultrasonografisinde trombüs izlenmedi.hastan n daha önceye ait gastrointestinal sistem motilite bozuklu u nedeniyle operasyon öyküsü vard. Transtorasik ekokardiyografisinde ortalama pulmoner arter bas nc 7 mmhg ölçülen ve perikardiyal mayi görünümü izlenen hastan n poliseroziti olmas nedeniyle kollojen doku markerlar istendi. AntiSS-A, antiss-b ve antinükleer antikor düzeyleri yüksek bulundu. Tan an nda Anti fosfolipid ve antikardiyolipin antikorlar negatifti. Shirmer testinde kuru göz saptanan hastada Sjögren sendromu tan s na ulafl ld. Hasta oral antikoagülasyon ve immünsüpresyon tedavisi alt na al nd. SONUÇ: Pulmoner emboli tan s alan hasta say s, klinisyenler aras ndaki fark ndal n artmas yla beraber son y llarda art fl göstermifl- 6
27 Elektronik Posterler tir. Ancak bu klinik duruma yol açan birçok hastal k olabilece inden olgulara sistemik de erlendirme yap lmal, altta yatan olas patolojiler araflt r lmal d r. [EP-079] Üç Vaka Nedeni ile Szögren Sendromu ile liflkili Kistik Akci er Hastal Fatma Sema Oymak, Gökhan Büyükbayram, Salih Özgöçmen, Hakan Büyüko lan, Özlem Canöz, Mustafa Güleç 4, Ramazan Demir, nci Gülmez Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Kayseri Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Fizik Tedavi AD, Kayseri Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, Kayseri 4 Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Radyoloji AD, Kayseri Kistik akci er hastal klar ; akci er grafisinde en genifl çap cm den daha büyük ve ince duvarl (duvar kal nl < 4 mm) azalm fl dansiteli, kenarlar s n rl, akci er alanlar d r. Kistik akci er hastal klar ; akci erin langerhans hücreli histiositosis-x i, lenfangioleiomyomatosis, çeflitli amfizem türlerini ve havayolu hastal klar n kapsar. lave olarak, kistik akci er hastal klar, balpete i kistleri ile; idiopatik pulmoner fibrosiste ve ince veya kal n duvarl kistleri ile; Pnömosistis carinii pnömonisinde ortaya ç kabilir. stisnai olarak Szögren sendromlu akci erinde hava kistleri olan çok az vaka tan mland. Burada Szögren sendromu ile iliflkili nadir bir durum olan kistik akci er hastal kl 46, 48 ve 45 yafllar ndaki bayan hastay sunuyoruz. Hastalardan biri hastanemize atefl, hemoptizi ve nefes darl ile baflvurdu. Di er iki hasta herhangi bir flikayeti olmayan latent Szögren sendromlu hastalard. Her üç hastan n akci er grafisi ve bilgisayarl akci er tomografilerinde intersitisier gölgeler, yer yer hava hapsi, hiperlusensi ve buzlu cam alanlar, ve multiple hava kistleri (en büyü ünün çap 8 cm) mevcuttu. Solunum fonsiyon testlerinde küçük hava yolu hastal, azalm fl difüzyon kapasitesi ve bronkoalveolar lavaj muayenesinde artm fl oranda lenfositler mevcuttu. Üç vakada akci erin bronkoskopik yolla al nan transbronflial akci er biyopsilerinde alveolar septumlarda kal nlaflma ve mononükleer hücre infiltrasyonunu görüldü. Daha sonra hastalardan bir tanesine baflka bir merkezde yap lan aç k akci er biyopsisi materyali tamamen Szgren sendromu akci er tutulumu ile uyumluydu. Hava kisti ve bül flekillenmesinin mekanizmas peribronflioler mononükleer hücre infiltrasyonuna ba l havayolu daralmas n n neden oldu u check-valf mekanizma nedeniyle oldu u söylenebilir.. Üç hasta oral kortikosteroidler veya metotroksat veya azothiopurin ve bronkodilatatörlerle tedavi edildi. Semptomlar rahatlat ld ve laboratuar bulgular iyileflti. Sonuç olarak; Her ne kadar nadir bir durum olsada kistik veya büllöz akci er hastal n n, Sjögren s sendromuna ba l olabilece ini bilmek önemlidir. Herhangi bir hastada kistik akci er hastal varl nda latent Szögren sendromu araflt r lmal d r. [EP-080] Romatoid Artrit Akci er Tutulumu: Bilgisayarl Tomografi Tan koymada yeterli midir? O uzhan Okutan, Dilaver Tafl, Tuncer Özk sa, Mustafa Harun Ugan GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Çaml ca Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul Romatoid artrit (RA); s kl kla periferik küçük eklemleri simetrik olarak tutan kronik, ilerleyici, inflamatuvar ve idiopatik kronik sistemik bir hastal kt r. RA kad nlarda s k görülür, fakat akci er tutulumu erkeklerde daha fazlad r. Akci erde nekrobiyotik noduller gözlenen ve 7 y ld r izlenen hasta tomografik bulgular eflli inde sunuldu. OLGU: 7 yafl nda bayan hasta nefes darl, halsizlik flikâyetleriyle poliklini imize baflvurdu. Hikâyesinde y ld r RA tan s ile takip edildi ini söyleyen hasta, 0 paket/y l sigara kullanmakta idi. Muayenesinde ekspiryumu uzam fl ve nadir ekspiratuar ronküsleri mevcuttu. Solunum fonksiyon testinde hafif obstruktif pattern saptand. Laboratuar bulgular nda ESH mm/h, lökosit: 700/mm, biyokimyasal incelemeleri normal s n rlarda idi. Yap lan yüksek rezolüsyonlu bilgisayarl tomografi (YRBT) tetkikinde sol akci er apikal segmentte 5x0 mm boyutlu, sol akci er alt lob apikal segmentte cm çapl, sa akci er üst lob anterior segmentte mm çapl ve sa akci er alt lob posterobazal segmentte 8x0 mm boyutlu solid karakterde nodüler dansiteler izlendi. Ayr ca sol akci erde üst lob anterior segmentte 0 mm çapl ve sa akci erde 0x0 mm boyutlu kaviter nodüler dansiteler izlendi. (nekrobiyotik nodüller?) Sol akci erde alt lob anteromediobazal segment periferinde 0x8 mm boyutlu buzlu cam dansitesinde nodüler lezyonlar izlendi. Bu bulgular romatoid artritin akci er tutulumu yönünden tipik ve anlaml bulundu. Hastaya histopatolojik inceleme yap lmad. Hasta 7 y ld r RA akci er tutulumu ve KOAH tan lar ile takip edilmekte olup malignite veya baflka bir patoloji saptanmad. Halen 40 mg adalimumab (Anti-TNFα) ve haftada bir olmak üzere metotraksat ve bronkodilatör kullanmaktad r. SONUÇ: Romatoid artritte solunum sistemi tutulumu hastal n en s k rastlanan ekstraartiküler bulgular ndan biridir. Romatoid hastal - n pulmoner komplikasyonlar plörezi, intertisyel pulmoner fibrozis, parankimal nodüller, havayollar tutulumu, bronfliolitis obliterans, bronflektazi veya pulmoner arterit gibi de iflik klinik tablolar olarak görülebilir. Tipik romatoid nodüller görülen hastalar n ek bir tan sal giriflime gerek olmadan takip edilebilece i kan s nday z. [EP-08] Romatoit Plevral Efüzyon. Dokuz Hastan n, Klinik, Laboratuvar ve Radyolojik Özellikleri Fatma Sema Oymak, Neslihan Cerrah Demir, Mustafa Çal fl, Ertu rul Mavili, Özlem Canöz 4, Cevat Yaz c 5, Hakan Buyukoglan, Ramazan Demir, nci Gülmez Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Kayseri Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon AD, Kayseri Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Radyoloji AD, Kayseri 4 Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, Kayseri 5 Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Biyokimya AD, Kayseri Semptomatik plevral efüzyon (PE) Romatoit artritli (RA) hastalar n % ila %5 inde tan mland. Bu retrospektif çal flman n amac RPE nun klinik, laboratuar ve radyolojik özellikleri ile tan ve tedavi yaklafl mlar n tart flmakt r. Ocak 00 ila A ustos 009 aras ndaki Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar Klini i t bbi kay tlar ve hasta takip formlar semptomatik RPE lu hastalar de- erlendirmek amac ile incelendi. RPE tan s Amerikan Romatizma Derne i kriterlerine göre RA tan l veya yeni bafllang çl eklem hastal olan hastalarda di er plörezi nedenlerinin ekarte edilmesi, PE muayenesi (PE da düflük glukoz, yüksek LDH seviyesi ve romatoid faktörün (RF) varl ), akci er grafisi, bilgisayarl toraks tomografisi (CT), kan örnekleri, akci er ve plevra biyopsisi örneklerine ve PE sitolojisine dayand r ld. De erlendirme sonras semptomatik RPE lu 9 hasta (6 erkek / kad n ortalama yafllar 50.8, 8 ila 68 yafllar aras nda) tespit ettik. Bütün hastalarda PE ve kan RF düzeyleri pozitifti. Befl hastada uzun süredir olan RA ( ortalama 4.8 y l, ila 5 y l aras nda) varken, di er dört hastada RA ve plevral efüzyon efl zamanl olarak teflhis edildi. Plöretik gö üs a r s, nefes darl ve öksürük en s k semptom olup, 5 hastada ancak kortikosteroid tedavisi ile düflen 8 C üzeri atefl vard. PE hastada sa da, bir hastada solda, 5 hastada ise bilateraldi. Bütün PE lar eksuda vasf nda olup PE glukoz düzeyi dört hastada 0 mg/00 ml den düflük olup (ortalama de er mg/00 ml, 0-9 mg/00 ml) fakat 5 hastada 50 mg/00 ml den daha yüksek (ortalama de er 8.4mg/00ml, 5-57 mg/00 ml) idi. Ortalama LDH seviyesi 40 IU/ml ( IU/ml aras nda) idi. Üç hastada RPE, non-steril ampiyem fleklinde, iki hastada ise RPE na pnömotoraks efllik ediyordu. Üç hastada bafllang çta 7
28 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab veya takipte perikardiyal efüzyon izlendi. Hastalar n toraks CT lerinde 8 hastada pulmoner infiltrasyon ve/veya noduller varken, bunlardan 5 ünde akci er ve plevra biyopsileri ile elde edilen RA akci- er tutulumu ile uyumlu patolojik bulgular (organize pnömoni, romatoid nodul, non-spesifik intersitisier pnömoni) saptand. Bir hastada PE sitolojisi RPE na spesifikti. Sonuç olarak: Klasik bilgi olarak bilinen RPE lu hastalardaki düflük glukoz ve yüksek LDH oranlar RPE lu tüm hastalar için geçerli de ildir. RPE, RA tan l veya yeni bafllang çl eklem hastal hikayesi olanlarda, toraks görüntülemelerinde pulmoner parankimal hastal n ve/veya perikardiyal efüzyonun efllik etti i aç klanamayan eksuda vasf ndaki veya nonsteril ampiyem fleklindeki PE lar n etiyolojisinde düflünülmelidir. [EP-08] Romatoid Artirit Hastalar nda Plevral Efüzyon Neslihan Cerrahdemir, Fatma Sema Oymak, Nuri Tutar, Hakan Büyüko lan, nci Gülmez, Ramazan Demir Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Kayseri Romatoid artirit (RA) eriflkin populasyonun % ini etkileyen ve en s k görülen inflamatuar eklem hastal d r. RA hastalar nda plevral efüzyon %50 oran nda görülmektedir. RA in plörezi, pnömotoraks, interstisyel akci er hastal ve kaviter pulmoner nodüller gibi birçok plöropulmoner komplikasyonu geliflebilmektedir.bunlar n içinde ise en s k plörezi görülmektedir. RA de plevral s v eksuda karakterindedir. Plevral mayi glukoz, ph, C-4 seviyeleri düflük;romatoid faktör düzeyi yüksek bulunmaktad r. Bizim çal flmam zdaki amac - m z klini imizde takip edilen 7 RA plörezili hastan n klinik ve labaratuar sonuçlar n literatür eflli inde tart flmakt r [EP-08] Ankilozan Spondilit Hastalar nda Akci erlerin Degerlendirilmesi Ersin Demirer, smail Dede, Erdal Özgür Gözetlik, Haldun Umudum, Hakan Çermik, Engin Balc Etimesgut Asker Hastanesi TSK Rehabilitasyon ve Bak m Merkezi AMAÇ: Ankilozan Spondilit (AS) olgular nda de iflik formlarda akci er hastal klar bildirilmifltir. Akci er tutulumu s kl %-0 aras nda de iflmektedir. Bu çal flmada AS li hastalardaki akci er ve plevral lezyonlar araflt r lm flt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Fizik Tedavi Ünitemizden refere edilen hastalar çal flmaya dahil edildi. AS tan s Modifiye New York kriterlerine göre kondu. Detayl fizik muayeneye ek olarak akci er radyogram, spirometri ve endike olan olgularda yüksek çözünürlüklü bilgisayarl tomografi (YÇBT) yorumland. BULGULAR: On dört olgu çal flmaya al nd. Hastalar n tümü erkek ve yafl ortalamas 7 (0-9) idi. Ortalama AS tan s 5 (-) y ld. On olgu sigara içmekteydi. Dört olguda efor dispnesi, dört olguda gö üs a r s, üç olguda öksürük yak nmas vard. Aile öyküsünde iki olguda bronfliyal ast m ve KOAH, iki olguda AS mevcuttu. Üç olguda gö üs ekspansiyonu azalm flt. ki olguda obstrüktif, iki olguda restriktif tip spirometri testi bozuklu u saptand. Ortalama FEV de eri.8±0.8 l, FVC 4.6±0.8 l, FEV/FVC % 8.4±. bulundu. Üç olguda akci er radyogram anormal iken, toraks YÇBT de dört olguda benign fibrotik parankimal de ifliklikler, iki olguda plevral fibrotik kal nlaflma, iki olguda nodül, iki olguda bronfl duvar kal nlaflmas, bir olguda paraseptal amfizem izlendi. Bir olguya bronfliyal ast m tan s kondu. S n rl olgu say s ile AS ve bronfliyal ast m birlikteli ini ortaya koymak mümkün de ildir. Literatürde AS li olgularda %5 oran nda atopik bozukluk, %7 oran nda ast m bildirilmifltir. SONUÇ: AS li olgularda solunum sisteminin sorgulanmas önemlidir. Bu hastalarda YÇBT ve spirometri incelemelerinde anormallikler görülebilir. Hastalar sigara b rak lmas konusunda uyar lmal ve ilerleyici ve kal c akci er hasar konusunda bilinçlendirilmelidir. AS li olgulardaki atopik bozukluk ve ast m görülme oran n ortaya koyacak bir çal flma yap lmas n öneriyoruz. [EP-084] Swyer-James Macleoad Sendromu ile Behçet Hastal Turan Aktafl, Serhat F nd k, Atilla Güven At c, O uz Uzun, Levent Erkan Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD G R fi VE AMAÇ: Swyer-James Macleod Sendromu çok nadir görülen ve tek tarafl hiperlusen akci er ile karakterize pulmoner arteryel yap larda hipoplazinin izlendi i genellikle asemptomatik bir hastal kt r. Behçet hastal ise tüm sistemleri tutan küçük damarlar n vaskülitik hastal d r. Bu iki hastal n birlikteli i literatürde bildirilmemifltir. Bizim vakam zda iki antitenin bir arada bulunmas nedeniyle bu vakay literatür bilgileri fl nda tart flmay amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: 59 yafl nda erkek hasta femur k r nedeniyle ortopedi servisinde yatarken taraf m zca preoperatif de erlendirme için konsulte edildi.hasta y ld r Behçet Hastal tan s yla takip edimekte, Kolflisin kullanmaktayd. Üveit nedeniyle her iki gözde tama yak n görme kayb mevcuttu. Hastan n ara ara olan nefes darl d fl nda baflka bir flikayeti yoktu. Fizik muayenede solda solunum sesi azalm fl olarak saptand. BULGULAR: Arter kan gaz nda hafif hipoksemisi d fl nda laboratuar sonuçlar normal s n rlardayd. P-A akci er grafisinde sol akci- erde hiperlüsensi art fl saptand. Hastaya çekilen toraks CT anjiyografi de ana ve sa pulmoner arter normalden genifl olarak izlendi. Pulmoner arter bifurkasyo düzeyinde sol pulmoner ç k fl na oturan trombüs görüldü. Sol pulmoner arter, alt lob segmental ve subsegmental dallar belirgin hipoplazik olarak izlendi. Bununla beraber sol akci erde kompansatris hiperaerasyon görüldü. Hastaya yap lan ventilasyon perfüzyon sintigrafisinde (V/Q sintigrafisi) sol akci erde perfüzyonun ileri derecede azalm fl oldu u saptand. Ayr ca hastan n yap lan ekokardiyografisinde pulmoner arter bas nc 80 mmhg olarak ölçüldü. Hastan n solunum fonksiyon testinde orta derecede ostrüktif patern mevcuttu. nspiryum ve ekspiryum akci er grafilerinde solda hiperlüsensi ve hava hapsi ile uyumlu görünüm tespit edildi. SONUÇ: Swyer James MacLeod sendromu Goodpasture sendromu, akci er kanseri, akci er absesi ile beraber görüldü ü vakalar bildirilmifl olmakla birlikte Behçet hastal ile birlikteli i literatürde bildirilmemifltir. [EP-085] Bilateral Pulmoner Anevrizma ile Seyreden Bir Behçet Hastal Olgusu Özlem Selçuk Sönmez, Fethiye Ökten, Melahat Uzel fiener, Dilek Ernam, Atilla hsan Keyf, Cebrail fiimflek Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Bölümü, Ankara Behçet Hastal birçok organ etkileyen kronik bir vaskülittir. Pulmoner tutulum nadir olup, %-5 oran nda görülmektedir. Pulmoner arter anevrizmas bu komplikasyonlardan biridir. OLGU: 4 yafl nda kad n hasta hemoptizi ile baflvurdu. Son iki gündür yaklafl k 00 cc kadar hemoptizisi mevcuttu. Özgeçmiflinde 6 ay önce derin ven trombozu geçirme ve organik olmayan psikoz tan lar yla risperidon kullan m öyküsü vard. Fizik muayenede solunum sesleri do al periferik nab zlar aç kt. Göz muayenesinde bilateral ön ve arka üveit sekelleri mevcuttu. Çekilen toraks bilgisayarl tomografisinde sol pulmoner arter, her iki pulmoner arter üst lob dallar nda ve sa alt lob dal nda yer yer tromboze görünümde yayg n anev- 8
29 Elektronik Posterler rizmatik dilatasyon saptand. Düflük molekül a rl kl heparin baflland. Dermatolojiye de dan fl larak Behçet hastal tan s kondu. Kolflisin ve siklofosfamid tedavisi baflland. Takiplerinde hemoptizisi olmad. Bilateral pulmoner arter anevrizmas Behçet Hastal nda nadir görülen bir komplikasyon olmas nedeniyle sunulmufltur. [EP-086] Nörolojik ve Endobronflial Tutulumuyla Bir Wegener Olgusu fierife Nilgün Kalaç, Sezgi fiahin, Ayfle Gözü, Belgin Samurkaflo lu, Esra Özayd n, Engin Dursun Atatürk Gö üs Hastal klar Ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar Ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji, Ankara Ankara Numune E itim ve Araflt rma Hastanesi, KBB, Ankara Üç ayd r öksürük flikayeti olan 4 yafl ndaki kad n hastada bir merkezde plörezi nedeni ile dekortikasyon ve aç k akci er biyopsisi yap larak brofliolitis obliterans organize pnömoni tan s na ulafl lm fl. Üç ay sonra kulak a r s, iflitme kayb, bafl dönmesi flikayetleriyle nöroloji bölümünde tetkik edilmifl. Kranial MR normal bulunmufl. Odiometride bilateral mixed tipte iflitme kayb tespit edilmifl. Temporal BT de her iki orta kulak ve mastoid antrumu dolduran yumuflak doku dansiteleri görülmüfl. Takibinde KBB bölümü ile konsulte edilen hastada TB otit düflünülmüfl. TB servise kabul edilen hastan n fizik muayenesinde sol skapula alt nda solunum sesleri al nm yordu ve iflitme kayb mevcuttu. Biokimya de erleri hipoalbuminemi d - fl nda normaldi. Hemogramda lökosit: 6.000/mm Hg: 9. gr/dl platelet: /mm, Sedim: 90mm/h, CRP: 8.7mg/dl idi. Balgam, kulak ak nt s ve yara yeri ARB menfi bulundu. Ppd menfi idi. Toraks BT de solda plevral effüzyon ve sol alt lobda bazal kökü infiltre eden kitle görünümü tespit edildi. Soldan al nan plevral mai eksuda idi. Plevral ADA:.4IU/l, sitolojide kan elemanlar, mikroskopide %50 lenfosit, %50 PNL ve ARB menfi bulundu. Kültüründe üreme yoktu. Bronkoskopide sol alt lob giriflini anteriorda tama yak n t kayan endobronflial lezyon izlendi. Malignite ön tan s ile istenen PET BT de sol akci erde hilustan bafllayarak perifere do ru uzan m gösteren kaviter lezyonda (SUV:.0), bilateral mastoidde, orta kulak kavitesi ile östaki tüpü çevresinde (SUV: 7.4), diffüz olarak kemik ili inde ve dalakta artm fl FDG tutulumu izlendi. Takibinde periferik fasial paralizi geliflen hasta nöroloji ve KBB bölümlerince de erlendirildi ve steroid tedavisi baflland. Akci er biyopsisine ait haz r preperatlar n ve bronkoskopik biyopsilerin patolojik incelemesi geografik tarzda mikroabse odaklar ve vaskülit bulgular yla uyumlu geldi. KBB bölümünce sa -sol septum ve sol konkadan al - nan nazal biopsilerde de vaskülit ile karakterize nekrotizan granülamatöz iltihabi olay tespit edildi. c-anca müspet bulunarak Wegener Granülamatozis tan s kesinlefltirildi. Sistemik steroid tedavisine devam edilerek klinik radyolojik düzelme sa land. Wegener Granülamatozisinde endobronflial tutulum vakalar n sadece %6 s nda, kranial nöropati ise vakalar n %6 s nda görülmektedir. II, VI ve VI- I. kranial sinirlerin tutulumu bildirilmifltir. Nasal granülomdan direkt invazyon, sinirler üzerinde oluflan granülamatöz lezyonlar ve sinir sistemi vasküliti nörolojik tutulumdan sorumlu tutulmaktad r. [EP-087] Fibrotik Akci er Zemininde diyopatik Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon Erdo an Kunter, Dilaver Tas, Oguzhan Okutan, Turgut Oztutgan, Hatice Kaya, Namik Ozmen, Zafer Kartaloglu Department of pulmonary diseases, GATA Haydarpasa Trining Hospital, stanbul Department of cardiology, GATA Haydarpasa Trining Hospital, stanbul Pulmoner arteriyel hipertansiyon un (PAH) klinik s n flamas, de iflik tedavi yaklafl mlar na uygun hastalar n belirlenmesini ve seçilen tedavi de prognozu etkileyebilmektedir. Burada fibrotik akci er ile iliflkili PAH gibi görünen ancak klinik tablo ve hastal n do al seyri bak m ndan idyopatik PAH I düflündüren bir olguyu sunuyoruz. 65 yafl nda sigara kullanmayan bayan hasta 4 y l önce akci er radyolojisinde görülen interstisyel patern, multiple nodüller ve fibrotik de ifliklikler nedeniyle detayl flekilde incelenmifl ve aç k akci er biyopsisi ile idyopatik interstisyel pnömoni tan s konmufl. Befl y l süreyle takip edilmifl ancak klinik ve radyolojik kötüleflme izlenmemifl. Klinik ve laboratuar bulgular n n normal s n rlarda olmas nedeniyle herhangi bir tedavi önerilmemifl. Günlük yaflam nda güçlük yaflamayan hasta uzun yürüyüfller ve jogging bile yapabildi ini ifade ediyor. 006 y l nda yorgunluk, dispne ve çarp nt flikayetleri ortaya ç km fl ve h zla kötüleflmifl. PAH tan s konarak supplemental oksijen, diuretic, kalsiyum kanal blokeri ve varfarin tedavisine bafllanm fl. Yo un tedavilere ra men pulmoner arter bas nc (PAP) giderek yükselmifl (006, 007 ve 008 y llar na s ras yla 80 mmhg, 95 mmhg ve 05 mmhg). Laboratuvar incelemelerinde otoimmün hastal k, vaskülit, sarkoidoz, atopi veya baflka bir sistemik hastal k bulgusu saptanmad. Bu süre içinde radyolojik görünümde kötüleflme izlenmemifl olup daha önceki raporlarla benzerlik göstermekteydi. Hastal n akut ve progressif seyri nedeniyle tablonun idyopatik PAH ile uyumlu oldu u düflünüldü. Hastan n fonksiyonel s n flamas NYHA III olarak de erlendirilerek konvansiyonel tedaviye oral bosentan (x5 mg) eklendi. Hasta bu tedaviye olumlu yan t vererek PAP (65 mmhg), oksijenizasyon, 6 dakika yürüme testi ve brain natriuretic peptid düzeyleri bak m ndan iyileflme gösterdi. Ancak semptomlar giderek kötüleflme gösterdi ve 9. ayda tedaviye inhale iloprost eklendi. Bu kombinasyon ile semptomlar sadece 4 ay kadar kontrol alt nda tutulabildi ve üçüncü kombinasyon olarak sildenafil kullan m gerekli görüldü. Bu olgu baz hastalarda PAH geliflimine katk da bulunabilecek baflka faktörlerin de bulunmas na ra men idyopatik PAH patogenezinin etken olabilece ini düflündürmektedir. [EP-088] Hidropnömotoraks n Efllik Etti i Bir Wegener Granülomatozu Olgusu Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Ergün Uçar, smail fiimflek, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Romatoloji BD, Ankara Wegener granülomatozu (WG) bafll ca paranazal sinüsleri, üst solunum yollar n, akci erleri ve böbre i tutan granülomlarla karakterize sistemik bir vaskülittir. Radyolojik olarak akci erlerde solid nodül (ler), kitle (ler) ya da kaviteler gözlenebilir. Çok nadiren de kaviter lezyonlar n ya da absenin plevral bofllu a aç lmas pnömotoraks ya da hidropnömotoraksa yol açabilir. Literatürde az say da hidropnömotoraksa yol açm fl WG olgusu olmas nedeniyle, hastal n seyri s ras nda akci er absesi ve hidropnömotoraks geliflen bir WG olgusunu sunmay uygun bulduk. Hastanemize baflvurmadan önce atipik pnömoni tan s ile genifl spektrumlu antibiyotik tedavisi uygulanm fl. Toraks BT sinde kavite görülmesi üzerine poliklini imize refere edilmifl. Bronkoskopide endobronfliyal lezyon gözlenmedi. 9
30 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab Bronkoskopik biyopsisi granülomatöz inflamasyon fleklinde raporland. C-ANCA ve bronfl lavaj ARB negatifti. Akci er tüberkülozu ön tan s yla antitüberküloz tedavi baflland. Tedavinin bafllamas ndan birkaç gün sonra pis kokulu balgam ve atefl yak nmalar olan hastada anaerob akci er infeksiyonu düflünülerek hospitalize edildi. Hastan n akci er grafisinde ve toraks tomografisinde hava-s v seviyesi gösteren kaviter lezyon saptand. Bu dönemde hastan n üre ve kreatinin yüksekli i oldu. Tekrarlanan canca testi negatifti. Genel durumu bozulan hastaya WG düflünülerek pulse steroid tedavisi baflland. Tekrarlanan c-anca düzeyleri pozitif bulundu. Tedavi baflland ktan bir süre sonra hidropnömotoraks geliflti ve gö üs tüpü tak ld. Uzun süre akci eri ekspanse olmayan hastaya aç k drenaj uyguland. Akci erin yeterince ekspanse olmamas nedeniyle cerrahi tedavi düflünülen hasta cerrahi tedaviyi kabul etmedi. Hastan n takiplerinde akci er ekspansiyonunun oldu u ve hidropnömotoraks n kayboldu u gözlendi. Sonuç olarak; olgumuz, literatürle uyumlu olarak böbreklerde belirgin tutulum olmad nda canca testinin tan ya katk s n n olmayabilece ini, akci erdeki lezyonlar n abseleflip hidropnömotoraksa yol açabilece ini göstermesi yönünden önem arz etmektedir. Daha da önemlisi gö üs tüpü tak ld ktan sonra ekspanse olmayan akci er herhangi bir büyük cerrahi tedaviye gerek kalmadan yaln zca medikal tedavi ile iyileflmifltir. Bu tür olgular n tedavi planlamas nda büyük cerrahi tedaviler için acele edilmemesi gerekti ini de düflündürmektedir. [EP-089] Olgu Sunumu: Churg Strauss Sendromu pek Ünsal, Hüseyin Halilçolar, Murat Erdal Ozantürk, Nur Yücel, Ceyda Anar zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi 59 yafl nda bayan hasta, 0 gündür antibiyotik tedavisne yan t al namayan nefes darl, atefl yüksekli i ve kanl balgam yak nmalar ile baflvurdu. 8 y ld r ast m tan s olan olgunun iki kez nazal polip nedeniyle operasyon oldu u ö renildi. TA:0/70 mmhg atefl:7.4 C ve solunum sistemi muayenesinde bilateral ekspiratuvar ronküsler saptand. Bir hafta önce çekilen akci er grafisinde lezyon izlenmeyen olgununun yat fl grafisinde bilateral yama tarz nda yayg n infiltrasyonlar saptand..toraks HRCT sinde her iki akci erde yer yer içinde hava bronkogramlar içeren konsolidatif ve buzlu cam görünümleri, retikülonodüller infiltrasyonlar, bilateral plevral s v görüldü. Labratuvar bulgular nda eozinofili (%5.6) saptand. Kan gaz oda havas nda PH:7.4 PCO: mmhg PO:4 mmhg Sat %80 idi.eozinofilik akci er hastal klar düflünülerek tetkik edildi. Plevral s v da eozinofil hakimiyeti görüldü.total Ig E >00 IU/ml olarak saptand.p-anca pozitif idi. Panazal sinüs BT sinde etmoid sinüslerde tam, bilateral maksiller sinüste tama yak n obliterasyon meydana getirmifl diffüz mukozal kal nlaflmalar izlendi. Bronkoskopide akci erin tüm segmentlerinden az miktarda hemoraji geldi i görüldü. Bronkoskopi s ras nda derin hipoksemisi ve bronkospazm geliflen olguya BAL ve parankim biyopsisi yap lamad. Mukoza biyopsisinde bronfl mukozas nda küçük damarlarda lümen içinde ve damar duvar nda eozinofil lökositler görüldü. EMG normal idi. Ekokardiyografide orta derecede pulmoner hipertansiyon saptand. Amerikan Romatoloji Koleji taraf ndan afla daki kriterlerden (ast m, paranazal sinüs anormalli i, eozinofili > %0, nöropati (mono veya poli), pulmoner infiltratlar, ekstravasküler eozinofili olan damar içeren biyopsi) dördünün bulunmas Churg-Strauss sendromu tan s n n konulmas nda yeterli oldu u önerilmektedir. Olgumuzda da nöropati d fl ndaki di er tüm kriterler saptanm flt r. Olguya 50 mg/gün prednizilon tedavisi baflland. Tedavisinin 5. gününde klinik yan t ve ikinci haftas nda radyolojik regresyon gözlendi. Akut enfeksiyon bulgusu ve solunum yetmezli i ile baflvuran ast ml olgularda churge-strauss sendromu ay r c tan da düflünülmelidir. [EP-090] Soliter Pulmoner Nodül Görünümünün Nadir Bir Sebebi: Behçet Hastal n n Pulmoner Tutulumu Nevin Taci Hoca, Mine Önal, Sibel Alpar, Dilek Saka, fiükran Atikcan, Funda Demira, Göktürk F nd k, Mihriban Ö retensoy Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi. Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Patoloji Bölümü, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi,. Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara yafl nda, erkek hasta, nefes darl, öksürük, kan tükürme ve kilo kayb yak nmas ile baflvurdu. Daha öncesinde hiçbir yak nmas olmayan hastan n 6 ayd r nefes darl, öksürük yak nmas bafllam fl ve 6 ayda 8 kg kaybetmifl. lk kez ay önce öksürmekle 00cc kadar kan tükürmüfl, bir haftad r 40cc/gün kan tükürdü ünü ifade ediyor. Sistem sorgulamas nda atefl, üflüme, titreme ve gö sünün ortas nda nefes al p vermekle olan bat c tarzda a r tarifliyor. 5 paket-y l sigara öyküsü var. Fizik muayenede patolojik olarak; nab z: 0/dk, solunum say s /dk, sol hemitoraksta bazalde inspiryumda ralleri var. Akci er grafisinde; sa hiler dolgunluk, sol alt zonda mm lik pulmoner nodülü mevcut. Laboratuvar tetkiklerinden BK: 7400, hematokrit %4, trombositleri: / mm. balgam ARB teksifi menfi, idrar tetkiki, biyokimya, kanama ve p ht laflma zaman normal saptand. Toraks BT de paratrakeal, subkarinal ve sa hiler büyü ü 8 mm boyutlu LAP mevcut. Sa hiler düzeyde peribronkovasküler yumuflak doku art fl, her iki apikalde plevral çekintiler ve paraseptal amfizem alanlar, her iki alt lobda plevral çekinti oluflturan parankimal bantlar, sol alt lob posteriyorda l ml bronflektazik de ifliklikler ve sol alt lob süperiyorda mm olan çekintili kontürlü nodül izlendi. Hastaya bronkoskopi yap ld. Sa alt lob anteriyor segment submukozal lezyonla daralm fl olarak izlendi. Buradan al - nan biyopsi sonucu iltihapl bronfl mukozas olarak de erlendirildi. Abdominal USG, bilateral alt ekstremite venöz doppler USG, vaskülit ve kollojen doku mark rlar normal saptand. Mediastinal LAP olmas nedeniyle mediastinoskopi yap ld, al nan lenf nodlar frozen inceleme sonucu antrakotik, reaktif lenf nodlar olarak de erlendirildi. Ayn seansta, sol torakotomi yap larak nodül wedge rezeksiyon ile ç kar ld. Patolojik incelemede, trombüs ile oblitere olmufl vaskülit oldu u saptand. Hastan n sistem sorgulamas yeniden yap ld nda daha önceden genital bölgede ülsere lezyonun ve oral aftlar n n oldu u ö renildi. Göz muayenesinde posterior sinefli ve geçirilmifl üveite ait fibrotik bantlar izlendi. Paterji testi (+) saptand. Takibinde eritema nodozum ve dirsek ekleminde artrit geliflti. Hastaya Behçet hastal pulmoner tutulumu tan s kondu. Prednizolon 60 mg/gün ve ayda bir 000 mg siklofosfamid tedavisi baflland. Ard ndan BT anjiyografide sa pulmoner arter inen dal nda trombüs saptanmas üzerine tedaviye enoksaparin sodyum eklendi. Behçet hastal n n akci er tutulumu s kl kla pulmoner arter anevrizmas, pulmoner emboli ve infarkt fleklindedir. Behçet hastal nda soliter pulmoner nodül görünümünün nadir izlenmesi nedeniyle bu olgu sunulmufltur. 0
31 Elektronik Posterler [EP-09] Diffüz Alveoler Hemoraji Sendromu ( ki Olgu Sunumu) Murat K y k, Çi dem Akyüz, Hüseyin Cem Tigin, Ayflin Durmaz, Adem Çelik, Tülay Sönmez, Tunç Karadeli, Hayati Özyurt, Sadettin Ç kr kç o lu Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E t. ve Arfl. Hastanesi,. Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Diffüz alveoler hemoraji (DAH) sendromu,kapiller harabiyete ba l diffüz alveoler kanama ile karakterize olup,tan ve tedavideki gecikmeler hayat tehdit edici boyuta ulaflabilir. Hastanemizde yatarak tan ve tedavisi yap lan birisi Wegener Granulamatosisi di er zole Pulmoner Kapillerit olarak de erlendirilen iki olguyu sunmak istedik. OLGU : 4 yafl nda, erkek; a zdan öksürükle kan gelmesi, nefes darl, eklemlerde flifllik ve hassasiyet, kol ve bacaklarda döküntü ve hapfl rma yak nmalar ile acil poliklini e baflvuran hasta bize baflvurusundan 5 gün önce nazal polipozis nedeni ile opere edilmifl.hastada taflikardi, takipne, O satürasyonu %8(O li), anemi ve akci er filminde bilateral diffüz alveoler patern oldu u için klinik ve radyolojik olarak alveoler hemoraji sendromu düflünülerek yo un bak m servisinde,non invaziv mekanik ventilasyon deste i verildi.pulse steroid ve siprofloksasin tedavisi baflland.tedaviye klinik ve radyolojik yan t görüldü. Serum C-ANCA pozitif geldi.böbrek biyopsisi pauci immun glomerulonefrit olarak raporland.hasta Wegener granulomatozisi kabul edilerek takip ve tedavisine devam edildi. OLGU : 40 yafl nda, erkek; öksürük, halsizlik, yayg n vücut a r s yak nmalar var. Bilateral diffuz alveoler patern radyolojisi olan, antibiyotik tedavisine yan t vermeyen Hastaneye yatt nda O sat %96 iken gittikçe genel durumu bozulan,o sat %9 e düflerken radyolojik progresyon görülen hastan n, bronkoskopi s ras nda hemoraji gözlenmemekle birlikte bronkoskopi sonras hemoptizisi oldu, hematokritte düflüfl gözlendi. BAL ve transbronfliyal biyopsi de tan koydurucu spesifik bulgu yoktu. ANCA lar ve kollagen markerlar negatif geldi. Hastan n klinik ve radyolojik bulgular na göre alveoler hemoraji düflünelerek pulse steroid tedavisi baflland ve tedaviye iyi yan t al nd. Hastada klinik ve radyolojik düzelme görüldü. Tan amaçl aç k akci er biyopsisi yap ld. Patoloji: Kapillarit geldi. Olgumuzun sistemik bulgular olmad için ANCA negatif zole Pulmoner Kapillarit olarak de erlendirildi. [EP-09] Baflvuru Yak nmas Çomak Parmak Olan Bir diyopatik Pulmoner Hemosderozis Olgusu Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Ergun Uçar, Önder Öngürü, Ergun Tozkoparan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Patoloji AD, Ankara G R fi: Diffüz alveoler hemoraji (DAH), yayg n intraalveoler kanama ile karakterize bir sendromdur. Bafll ca hemoptizi, anemi, diffüz radyolojik pulmoner infiltrasyonlar ve s kl kla ventilatör destek gerektiren hipoksemik solunum yetmezli i ile karakterizedir. DAH nin nedeni ortaya konam yorsa idiopatik pulmoner hemosiderozis ( PH) olarak adland r l r. Bafll ca çocukluk ça hastal olsa da önemli oranda eriflkinlerde de ortaya ç kabilir. OLGU: Bafll ca belirtisi çomak parmak olan eriflkin PH li bir hastay sunmay uygun bulduk. 4 yafl nda, erkek hasta klini imize baflvurmadan iki ay önce elinde a r olmas nedeniyle birlik revirine baflvurmufl. Dahiliye poliklini ine sevk edilen hasta da yap lan ilk incelemelerde sa lam bulunmufl. Daha sonra baflka bir dahiliye doktoru taraf ndan de erlendirilen hastan n çekilen HRCT sinde görülen buzlu cam görünümleri üzerine hasta klini imize refere edildi. Parmaklarda çomaklaflma yak nmas olan hastan n detayl sorgulanmas nda eforla nefes darl oldu u saptand. Tam kan ve tam idrar normal s n rlarda sedimentasyonu mm/h olan hastan n total kolesterol ve HDL d fl nda rutin biyokimyas normal s n rlarda idi. Romatolojik mark rlar negatif olarak bulunan hastan n kompleman düzeyleri normal idi. Spirometri, DLCO ve ekokardiografi normal s n rlardayd. Akci er grafisi normaldi. HRCT de yayg n buzlu cam görünümleri vard. Bronkoskopide endobronfliyal lezyon ve kanama gözlenmeyen hastan n transbronfliyal parankim biyopsisi tan sal de ildi. Bronfl lavaj ARB si negatif idi. Akci er kama biyopsisi alveoler hemoraji sendromu ile uyumlu idi. DAH sendromunun di er nedenleri ekarte edildi inden PH tan s konan hastaya 40 mg/gün dozunda metilprednizolon baflland. Yaklafl k bir y l steroid tedavisi uygulanan hastan n akci erlerindeki lezyonlar geriledi. SONUÇ: Hemoptizisi ve anemisi olmayan, akci er grafisi normal olan PH li bir hastay sunduk. HRCT de buzlu cam görünümü ay - r c tan s nda ve/veya çomak parmak nedenleri aras nda destekleyen bulgular olmasa da PH akla getirilmelidir. [EP-09] Warfarin e Ba l Pulmoner Alveoler Hemoraji Olgusu Bilge Bilgi Sal k, Fevziye Tuksavul, Ahmet Erbaycu, Salih Zeki Güçlü Dr. Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Oral antikoagülan olan Warfarin,günümüzde yayg n olarak kullan - lan ajand r. Warfarin kullan m ile birlikte hemoraji riski artmaktad r, ancak yayg n alveoler hemoraji nadir görülen bir yan etkisidir. Hemoptizi nedeni ile, izleme al n p tetkik edilen 7 yafl ndaki kad n hastadan al nan ayr nt l öykü, yap lan fizik ve radyolojik inceleme ve giriflimsel tetkik sonucunda, olguya yayg n alveoler hemoraji tan s kondu. Özgeçmiflinde konjestif kalp yetmezli i, hipertansiyon, geçirilmifl alt ekstremite varis operasyonu olan hasta, y ld r düzensiz Warfarin kullanmaktayd. Baflvuru an nda çekilen PA akci er grafisinde bilateral yayg n infiltrasyonlar mevcuttu ve INR de eri olarak saptand cc / gün miktarda hemoptizisi olan hastan n, Warfarin al m kesildi ve semptomatik tedavi uyguland. Klinik ve radyolojik düzelme saptanan olguyu,yayg n alveoler hemorajinin; Warfarin in nadir görülen komplikasyonu olmas ndan dolay sunduk. [EP-094] Pulmoner Alveoler Proteinozis-Bir Olgu Nedeniyle Nilgün Kalaç, Berna Erden, Gülen Ece Ayten, Belgin Samurkaflo lu, Göktürk F nd k, Sadi Kaya, Yetkin A açk ran Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi,. Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi,. Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Patoloji Klini i, Ankara Pulmoner alveoler proteinozis (PAP) alveollerde periodic acidschiff (PAS) pozitif boyanan lipoproteinöz materyalin birikimi ile karakterize etyolojisi bilinmeyen, nadir görülen diffüz bir akci er hastal d r. Hastal n ilk belirtisi yavafl ilerleyen dispnedir. Radyolojik olarak bilateral alveolar infltrasyonlar görülür. Solunum fonksiyon testlerinde restriktif patern saptan r. Tan ya transbronflial biyopsi ya da bronkoalveolar lavaj (BAL) ile ulafl labilir. Aç k akci er biyopsisi alt n standart tan yöntemidir. PAP da tedavi hastal n klinik formlar na göre de iflmektedir. Tedavi genel olarak solunum semptomlar yaflam kalitesini düflürdü ünde ve akci er fonksiyonlar bozuldu unda düflünülmelidir.
32 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab OLGU: 45 yafl nda bayan hasta, y ld r olan kuru öksürük flikayeti ile baflvurdu.hastan n yap lan rutin laboratuvar tetkikleri normal s - n rlarda idi.akci er grafisinde bilateral akci erlede alt ve orta zonlarda nonhomojen dansite art fl mevcuttu.hastadan gönderilen kollojen doku markerlar ndan ANA pozitif saptand. AKG: PCO:6,8 PO:7,7 PH:7,46 SpO:%95, P(A-a)O: 45 idi. fiant fraksiyonu:%5 olarak hesapland. SFT: FVC:%80 (.7 lt) FEV:%66 (,95 lt) FEV/FVC:%7 olarak saptand. Hastan n çekilen toraks bt tetkikinde paratrakeal,prekarinal ve aortikopulmoner cm büyüklü- ünde lenf nodlar, her iki akci erde parankim alanlar nda orta ve alt loblarda daha belirgin infiltrasyonla uyumlu görünüm mevcuttu.bronkoskopi yap larak sa alt lobdan tranbronflial biyopsi al nd hipotansiyon geliflmesi üzerine BAL al nmad.patoloji sonucunun tan sal olmamas üzerine yap lan sol torakotomi ve alt lob wedge rezeksiyon patoloji sonucu alveolar lipoproteinozis olarak raporland. Hasta total akci er lavaj aç s ndan de erlendirildi.hastan n belirgin dispnesinin olmamas ve kan gaz nda hipoksemisinin olmamas nedeniyle total akci er lavaj al nmayarak klinik takibe al nd. transbronflial biyopsi arada ba dokusu art m gösteren interstisyel doku parçac klar içeren konjesyone akci er parankimi olarak raporland. Arter kan gaz nda PCO:.mmHg, PO: 7.5mmHg, ph:7.44 SO:%95, P(A-a): 7 idi. nterstisyel akci er hastal ön tan s ile aç k akci er biopsisi yap ld. Sol üst ve alt lobdan wedge rezeksiyon ile al nan dokular n patolojik incelemesi diffüz alveolar hasar ile uyumlu geldi. nfeksiyonlar, toksik inhalasyon, baz ilaçlar, akut dönemde radyasyon, alveolar hemoraji sendromlar, kalp yetmezli i, ba dokusu hastal klar ve vaskülitler diffüz alveolar hasara neden olabilir. Olgumuzda bu nedenler ekarte edilerek akut interstisyel pnömoni tan s konuldu. Yüksek doz sistemik steroid tedavisi (0 mg/gün deflazakort) baflland. Kademeli olarak doz azalt larak tedavi bir y la tamamland. Tedavi sonras çekilen Toraks BT de tüm infiltrasyonlar n geriledi i görülmektedir. A P ilk alt ayda %75 mortal seyretmektedir. Bu olgu, A P de erken bafllanan yüksek doz steroid tedavisinin beklenen yaflam süresini artt rabilece i yönündeki hipotezi desteklemektedir. [EP-095] Alveoler Microlitiyazisli Üç Hastada SLC4A Genindeki Mutasyonlar Ömer Tamer Do an, Sefa Levent Ozsahin, Eylem Gul, Serdar Berk, Binnur Koksal, Sulhattin Arslan, Öztürk Özdemir, brahim Akkurt CÜTF Gö üs Hast. AD CÜTF Genetik AD Pulmoner alveolar mikrolitiyazis(pam) akci erlerde kalsiyum fosfat tafllar birikimi ile karakterize ve testis gibi di er dokularda da görülen nadir bir hastal kt r. Hastal ktan SLC4A geni sorumlu tutulmaktad r. Biz üç çocu u PAM dan etkilenen büyük bir aileyi inceledik. Sonuçlar m zda anne ve baban n tafl y c ve inceledi imiz 4 çocuktan ün de ise SLC4A geninde homozigot exonic mutasyon tespit ettik. Bunlardan ikisinde efor dispnesi flikayeti vard ve akci- er filmlerinde yayg n mikronodüler kalsifik opasiteler mevcuttu. Birinde ise herhangi bir flikayet yoktu ve akci er grafisinde di erlerine göre daha az yo unlukta bilateral mikronodüler kalsifik opasiteler vard. Di er çocukta ise heterozigot mutasyon tespit ettik. Sonuçta ailenin üç üyesinde tüm akci eleri kaplayan yayg n tafllardan SLC4A geni oldu u gösterilmifltir. [EP-097] Uyku Hali ile Baflvuran Bir Organize Pnömoni Olgusu Dilek Çakmakc Karado an, Sibel Özkurt, Ali Ekinci, Göksel K ter, Sevin Bafler, Fatma Evyapan Pamukkale Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Denizli Organize pnömoni, birçok klinik ve radyolojik durumla iliflkili inflamatuvar bir akci er hastal d r. Hiçbir solunumsal yak nmas olmayan 57 yafl ndaki kad n hastan n yaklafl k ayd r devam eden uyku hali, halsizlik, yorgunluk, terleme, bafl dönmesi yak nmalar mevcuttu. Akci er grafisinde, bilateral yama tarz infiltrasyonlar olmas nedeniyle ileri tetkiki yap ld. Transtorasik trucut biyopsi sonucunda organize pnömoni (OP) tan s kondu. Bafllang çta hiçbir etiyolojik faktör saptanamam flken, BAL s v s nda Streptococus pneumonia üremesi üzerine organize pnömoninin, mikrobiyolojik bir nedene ikincil OP olabilece i düflünüldü. Hastaya mg/kg/gün prednizolon tedavisi baflland ve 6 ay süreyle, azalt lan dozlarda verildi. Tedavi sonu kontrolünde, hastan n en belirgin flikayeti olan uyku halinin tamamen geçti i, olgunun klinik olarak iyileflti i ve radyolojik olarak lezyonlar n tama yak n geriledi i görüldü. Olgumuzu, solunum d fl semptomlar n n ve özellikle afl r uyku halinin ön planda olmas nedeniyle organize pnömoninin farkl klinik bulgular ile karfl - m za ç kabilece ini vurgulamak için sunmay uygun bulduk. [EP-096] Akut nterstisyel Pnömoni Ayfle Gözü, Sezgi fiahin, Nilgün fierife Kalaç, Yetkin A açk ran, Ülkü Yaz c, Gülnür Önde Üçoluk, Belgin Samurkaflo lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi, Ankara Elli alt yafl nda kad n hasta ay önce haftad r devam eden kuru öksürük flikayeti ve Toraks BT de bilateral alt loblarda pnömonik konsolidasyon alanlar olmas ndan dolay atipik pnömoni tan s ile levofloksasin tedavisi alm flt. Fizik muayenesinde bilateral krepitan raller mevcuttu. Rutin hemogram ve biyokimya de erleri LDH yüksekli i d fl nda normaldi. Sedim: 09 mm/h. Kollajen doku belirteçleri normal bulundu. Balgam ARB teksifte kez menfi idi. Bronkoskopide her iki sistem aç k olarak izlendi. Ekokardiyografide PAB: 5mmHg, EF:%6 idi. Antibiotik tedavi sonras istenen kontrol Toraks BT de lezyonlarda regresyon saptanmamas üzerine yap lan [EP-098] Bronfliolitis Obliterans Organize Pnömoni Özlem Y ld z, Osman Nuri Hatipo lu, Filiz Özy lmaz, Zeynep Pehlivano lu Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Edirne Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD, Edirne Bronfliolitis obliterans organize pnömoni (BOOP), respiratuar bronfliol, alveol kanal ve alveollerde fibroblastik t kaçlar n oluflturdu u polipoid yap larla karakterize histolojik bir bozukluktur. Etyolojide inhalasyon, ilaçlar, infeksiyonlar, konnektif doku hastal klar, transplantasyon olabilece i gibi idiopatik de olabilir. 7 yafl nda erkek hasta, bir ayd r süren öksürük ve nefes darl ile baflvurdu. 5 paket y l sigara d fl nda özgeçmiflinde özellik yoktu. Fizik muayenede, bilateral alt-orta zonlarda inspiratuar raller, akci er grafisinde bilateral konsolidasyon, toraks tomografisinde alt-orta zonlarda buzlu cam görünümü izlendi. Labaratuvarda Hb: 9.4 gr/dl, lökosit: 500/mm?, trombosit: /mm?, CRP: 0 mg/dl, sedimentasyon: 40 mm/saat, di er biyokimyasal ve romatolojik parametreler ( RF, ANA, Anti-DNA, LE, Skleroderma 70 antijeni) normaldi. O siz arter kan gaz nda ph: 7.55 PaO: 59 PaCO: 8.4 HCO: 4.9 SaO:
33 Elektronik Posterler %9; solunum fonksiyon testinde FEV:.44 (%9), FVC:.44 (%69), FEV/FVC: %00, DLCO:. (%4), DLCO/VA:.0 (%8) idi. Hastan n fiberoptik bronkoskopisinde endobronfliyal lezyon görülmedi. Al nan bronkoalveoler lavajda %90 makrofaj, %8 lenfosit, % eozinofil saptand. Transbronfliyal biopside alveol lümeninde yeflil boyanan fibroblastik odaklar (masson nodülleri) ve tip II pnömosit art fl görüldü ve BOOP tan s kondu. Etiyolojide sekonder nedenler d flland ndan idiyopatik kabul edilerek hastaya steroid tedavisi baflland ve alt ay içinde azalt larak kesildi. Tedavi sonras klinik, radyolojik ve fonksiyonel düzelme sa land. BOOP tan s histopatolojiktir. Transbronfliyal biyopsi materyalinin küçük olmas nedeniyle tan için aç k akci er biyopsisine gereksinim olabilir. Olgumuz, nadir görülmesi ve transbronfliyal biyopsi ile tan almas nedeniyle sunulmufltur. [EP-099] Masif Hemoptizi ile Baflvuran ve Bronflektaziyi Taklit Eden Bronfliolitis Obliterans Organize Pnömoni Olgusu Hakk Ulutafl, Ak n Kuzucu, Süleyman Savafl Hac evliyagil, Ahmet Erbey Bölge E itim ve Araflt rma Hastanesi Gö üs Cerrahisi Klini i, Erzurum nönü Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Malatya nönü Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Malatya Bronfliolitis obliterans organize pnömoni (BOOP); respiratuar bronfliyol ve alveollerde oluflan granülasyon dokusunun ve intraluminal polipoid lezyonlar n yol açt k smi veya tam daralma, fibrozis ve distalindeki parenkimde geliflen organize pnömoni tablosudur. Herhangi bir özgül neden saptanmazsa idyopatik BOOP veya kriptojenik organize pnömoni (KOP) olarak isimlendirilir. BOOP radyolojisinde genellikle bilateral, gezici yamal alveolar, nodüler veya düzensiz lineer opasite görünümleri saptan r. On sekiz yafl nda erkek hasta, hemoptizi ve bol miktarda balgam ç karma flikayetleriyle klini imize baflvurdu. Çekilen akci er grafisinde; sa orta ve alt zonda perihiler ve ara bölgeyi kapsayan heterojen dansite art fl saptand. Bilgisayarl toraks tomografisinde; sa orta ve alt lobda kistik bronflektazik alanlar ve sol akci er alt lobda retikülonodüler patern saptand. Daha önceki baflvurusunda hemoptizi için bronfliyal arter embolizasyonu uygulanm fl ve hemoptizi kontrol alt na al nm flt. Tüberküloz, immotil silya sendromu, konjenital anatomik bozukluklar ve immun yetersizlikler aç s ndan araflt r lan hastada herhangi bir patolojik bir bulgu saptan lmad. Hastan n fiberoptik bronkoskopisinde sa bronfliyal sistemde yo un mukopürülan sekresyon ve sa orta lobda minimal hemoraji saptand. Bronfliyal lavaj sitoloji ve mikrobiyolojik tetkiklerinde patoloji saptanmad. Bronflektazi ön tan s yla hastaya sa torakotomi ile alt lobektomi ve subtotal orta lob wedge rezeksiyon uyguland. Rezeksiyon materyali patolojik incelemesi BOOP olarak raporland. Postoperatif dönemde komplikasyon geliflmeyen olgu nadir görülmesi ve radyolojik olarak bronflektaziye benzemesi nedeniyle sunuldu. Sonuç olarak, BOOP farkl klinik ve radyolojik görünümlerle karfl m za ç kabilir. Bizim olgumuzda oldu- u gibi farkl radyolojik görünümlerde daha az invazif yöntemlerle BOOP tan s konulmas güç olmakta, kesin tan için cerrahi yöntemler gerekebilmektedir. [EP-00] Changes of the Lung Function Parameters (lfp) in Young Patients with Chronic Bronchiolitis Obliterans (cbo) During Ten-year Observation Yakovleva Nadejezda Grigorijevna, Kovaleva Ludmila Fedorovna, Boitsova Eugenia Victorovna Research Institute of Pulmonology of the Saint-Petersburg Pavlov State Medical University MATERIAL: 9 children and young CBO patients in periods of clinical remission: males and 6 females (mean age at the beginning of observation,7±0,5 years). Diagnosis was verified by laboratory, roentgenology (CT) and in any cases biopsy. The complex of treatment was adapted to the individual features of each case. METHODS: spirometry, bodyplethysmography, lung elasticity, lung diffusion capacity for CO, ( MasterLab, E.Jaeger, «Viasys», Germany), blood gases ( AVL», Austria). RESULTS: Normal TLC (0±,6 %Pred.)), VC (89±,5 %Pred.) and moderate increase in RV (79±8,7%Pred), normal lung elastic recoil (CR=Pel00%TLC / TLC = 0,5±0,0 kpa/l), moderate airflow limitation (FEV=67±,7% Pred, Raw = 0,54±0,07 kpa.l-.s), normal DLCOsb (89±,4%Pred), significant desrease of DLCOss (6±,4%Pred) with moderate hypoxemia in rest (PaO=78±,5% Pred). After 0-year of observation we observed significantly changes of lung elastic recoil (CR=0,7 kpa/l, p<0,00), DLCOsb (76±,4%Pred, p<0,05), and DLCOss =5 ±,9%Pred., p<0,05). CONCLUSION: Obstructive changes of lung mechanics and primary changes of ventilation-perfusion relations in lungs were characteristic of patients with CBO. Decrease of lung elastic recoil and DLCOss after 5-year observations indicates on the development of emphysema of lungs. We suppose that it is one of important functional diagnostic criteria of dynamics CBO. That confirms the need of further studying of this problem with long-term observation of LFP evolution in this disease and possible transformation of CBO in adolescent patients to COPD in adults. [EP-0] Atefl Yiyenlerin Pnömonisi: Olgu Sunumu Coflkun Do an, Asl han Alt n, Nesrin K ral, Ali Fidan, Benan Ça layan Dr. Lütfi K rdar Kartal E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul G R fi: Atefl yiyenlerin pnömonisi, genellikle atefl üfleme gösterileri s ras nda, petrol veya di er hidrokarbon ürünlerinin akut aspirasyonuna ba l olarak ortaya ç kan nadir bir durumdur. Kimyasal pnömonilerin özel bir fleklidir. Nefes darl, öksürük, atefl, hemoptizi, gö üs a r s, akci er konsolidasyonlar ve ard ndan lezyonlar n pnömoteseller oluflturarak kaviteleflmesi ile karakterizedir. Süperinfeksiyonlar efllik edebilmektedir. Tedavide kortikosteroidler ve antibiyotikler kullan l r. OLGU: 50 yafl nda erkek hasta mazot aspirasyonu ile beraber bafllayan öksürük, nefes darl, bulant, kusma flikayetleri ile acil servisimize baflvurdu. Fizik muayene de atefl 8ºC ölçüldü ve bilateral bazallerde solunum sesleri azalm flt. Çekilen PA akci er grafisinde solda alt zonda ve sa orta-alt zonlarda sinüsü kapatan nonhomojen dansite art fl görüldü. Al nan AKG nda hipoksemi tespit edildi. Hasta servisimize yat r larak nonspesifik antibiotik tedavisi ve. gününde sistemik steroid ile tedavi baflland. Bafllang çta al nan kan ve idrar kültürlerinde üreme olmad. Tedavi sonras hastan n atefli geriledi, hipoksemi ve klinik durumu düzeldi. Tedavinin. gününde çekilen akci er grafisinde sa da. kota uzanan plevral efüzyon izlendi. Torasentez ile püy gelen hastaya toraks tüpü tak ld. Genel durumu düzelen hastan n takip ve tedavisi klini imizde halen devam etmektedir. SONUÇ: Atefl yiyenlerin pnömonisi hidrokarbon ürünlerinin inhalasyonu sonucu oluflan h zl semptomlar ve radyolojik bulgular ile
34 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab seyreden aylar içerisinde tamamen iyileflme gösteren tedavisinde antibiotikler ve kortikosteroidlerin kullan ld nadir görülen bir pnömoni tablosudur. Mazot aspirasyonu sonras atefl yiyenlerin pnömonisi geliflen bir hasta, nadir görülen bir olgu olarak sunulmufltur. [EP-0] Nitrik Asit Buhar nhalasyonuna Ba l Ciddi Akci er Hasar Ali Fidan, Sevda fiener Cömert, Muharrem Tokmak, Nesrin K ral, Gülflen Saraç, Serhan Çolako lu, Benan Ça layan Dr. Lütfi K rdar Kartal E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Dr. Lütfi K rdar Kartal E itim ve Araflt rma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Klini i, stanbul G R fi: Nitrik asit, sanayide özellikle metal temizli inde kullan lan, ölümcül inhalasyon hasar na yol açabilen koroziv bir maddedir. Buhar n n inhale edilmesiyle solunum s k nt s, pnömoni, pulmoner ödem geliflebilir. OLGU: Bilinen bir ek hastal olmayan, 9 yafl nda erkek hasta çal flt iflyerinde kaza ile yere dökülen Nitrik Asit solüsyonunu temizlerken buhar n da inhale etmifl. O s rada herhangi bir yak nmas olmayan hastada yaklafl k 4 saat sonra solunum s k nt s geliflmeye bafllam fl. Olaydan 8 saat sonra acil serviste görüldü ünde, bilinç aç k, genel durumu kötü, koopere, oryante, dispneik ve takipneik olup DSS: 0/dk. bulundu. Solunum sistemi oskültasyonunda bilateral yayg n raller iflitilmekteydi ve nazal O eflli inde al nan AKG de PaO: 4 mmhg ve SaO: %7. bulundu. Akci er grafide bilateral, tüm akci- er zonlar nda yayg n yamal dansiteler izlendi. Hastaya yo un bak m ünitesine al d ve invaziv mekanik ventilasyon (MV) uyguland, antibiyotik ve sistemik steroid baflland. Toraks HRCT de bilateral dependan bölgelerde içerisinde hava bronkogramlar izlenen yo un alveoler paternde dansite art fllar mevcuttu. Tedavinin 8. gününde MV ihtiyac kalmayan hasta. günde servise al nd. HRCT kontrolünde sa alt lobda konsolidasyon ve bilateral alt loblarda alveolar patern izlendi. Tedavinin 5. gününde akci er grafide lezyonlar n silindi i görüldü. Bronkoskopik incelemede hafif mukozal hiperemi d fl nda bulgu yoktu, spirometrik inceleme normal s n rlardayd. AKG de hipoksemisi tamamen düzelen hasta taburcu edildi. Hastaneden ç k fl n n. gününde hafif olarak bafllayan nefes darl 5. günde derinleflen hastan n akci er grafisinde sa da daha yo un olmak üzere bilateral alt zonlarda belirgin retikülonodüler dansite art fl mevcuttu, AKG de PaO: 55 mmhg bulundu ve hasta tekrar hastaneye yat r ld. Antibiyotik ve sistemik steroid verilen hasta hafta sonra akci er grafisi düzelmifl ve PaO: 88 mmhg olarak taburcu edildi. Steroid tedavisine azalan dozlarda devam edildi ve inhalasyondan 4 ay sonraki kontrollerinde AKG, akci er grafi ve toraks HRCT de anlaml patoloji olmad tespit edildi. SONUÇ: Nitrik Asit buhar n n inhalasyonuna ba l akci er hasar genellikle a r seyreder ve ölümle sonuçlanabilir. Tedavi sonras tamamen düzelen nitrik asit inhalasyonu olgusu, ender görülebilen bir durum olarak sunulmaktad r. [EP-0] Metilfenidat Tedavisi Sonras Çocukta Geliflen Bir Pulmoner Hipertansiyon Olgusu Mehmet Goksin Karaman, Figen Atalay, Nihal Yurteri, Esra Ozdemir, Ayten Erdogan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi,Çocuk Ruh Sa l ve Hastal klar AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Zonguldak faktörü olabilecekleri son y llardaki vaka raporlar nda bildirilmektedir. Bu yaz da, Dikkat Eksikli i Hiperaktivite Bozuklu u (DEHB) nedeniyle yavafl sal n ml metilfenidat (Concerta) tedavisi sonras pulmoner hipertansiyon geliflen ve ilaç kesimi ile düzelen 5 yafl nda bir erkek hasta sunulmaktad r. Hasta ZKÜ T p Fakültesi çocuk psikiyatrisi poliklini inde ilk kez Ocak 008 tarihinde yafl ndayken de erlendirilmifl olup DEHB tan s nedeniyle yavafl sal n ml metilfenidat 54 mg tedavisi bafllanm flt r. Tedavi bafllang c nda hastan n herhangi bir ilaç kullanmad ve baflka bir organik hastal k öyküsü ve bulgusu bulunmad saptanm flt r. Kontrollerde hastada tedavi sonras nda ilk günlerde bafllayan ara ara nefes almakta zorlanma flikayeti geliflti i bildirilmifltir. Tedaviden iki ay sonra Çocuk hastal klar klini inde yap lan de erlendirmede organik bir patoloji saptanmad için tedaviye devam edilmifltir. Tedaviden 8 ay sonra Temmuz 009 da dispnenin artmas ve bay lma yak nmas üzerine hasta gö üs hastal klar na yönlendirilmifltir. Yap lan EKO da pulmoner bas nc n 40 mmhg oldu u tespit edilmesi üzerine metilfenidat tedavisi kesilerek hasta izlem alt na al nm flt r. Bir ay sonra hastan n semptomlar n n kalmad ve pulmoner bas nc n 8 mmhg oldu u tespit edilmifltir. Literatürde çocuklarda DEHB nedeniyle metilfenidat tedavisi sonras pulmoner hipertansiyon geliflti ini bildiren vaka bulunmamaktad r. Bu vaka çocuklarda DEHB tedavisinde s kl kla kullan lan metilfenidat tedavisi sonras pulmoner hipertansiyon geliflebilece ine dikkat çekmesi aç s ndan önemlidir. [EP-04] Bikalutamid Kullan m na Ba l nterstisyel Pnömoni ve Plevral Efüzyon Esra Karabiber, Levent Erkan, Serhat F nd k Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD G R fi VE AMAÇ: Bikalutamid ileri evre prostat adenokarsinomu tedavisinde kullan lan antiandojen etkili oral non-steroid bir ilaçt r. Bikalutamid, LHRH analogu ile birlikte kullan l r ve en s k yan etkisi s cak basmas hissidir. Bikalutamide ba l intertisyel pnömoni çok nadirdir. Bikalutamide ba l intertisyel pnömoni ve transuda vasf nda bilateral plevral eüzyon geliflen bir hastay takdim ediyoruz. Bu özellikleri ile literatürdeki ilk vakad r. GEREÇ VE YÖNTEM: 67 yafl nda prostat biyopsisi ve servikal lenf nodu biyopsisi ile ileri evre prostat adeno karsinom tan s konulan hastaya bir hafta önce casodex (bikalutamid) ve goserelin tedavisi bafllanm fl. laç kullan m ndan bir hafta sonra bafllayan atefl, sa yan a r s, nefes darl, öksürük ve balgam flikayeti ile acil servise baflvuran hastada çekilen akci er grafisinde bilateral plevral efüzyon ve orta zonlara kadar infiltrasyon saptand. Hasta pnömoni tan s yla yat r larak meropenem x g V ve klaritromisin x500 mg V baflland. Antibiyotik tedavisi 4 güne tamamlanan hastada radyolojik ve klinik düzelme görülmedi.hastada yayg n periferal ödem geliflti ve hastan n gönderilen albümin de eri. g/dl idi. Plevral efüzyonu transuda vasf ndayd. EKO sunda EF:%6, sol ventrikül fonksiyonlar normal olarak saptand. Hastaya zorlu diüerez yap ld fakat kontrollerinde akci er grafisi ve klinik düzelme görülmedi. Hastada ilaç yan etkisi aç s ndan sorguland ve bikalutamid tedavisi kesilerek pulse steroid tedavisi (500 mg V metilprednisolon) baflland. Tedavinin ilk haftas nda radyolojik ve klinik düzelme sa land ve hasta flifa ile taburcu edildi. SONUÇ: Bikalutamide ba l intertisyel pnömoni literatürde vakada bildirilmekle birlikte ayn hastada hem intertisyel pnömoni hem de transuda vasf nda bilateral plevral efüzyon literatürde ilktir. Amfetamin, metamfetamin, metilfenidat ve kokain gibi psikoaktif maddelerin sistemik ve pulmoner hipertansiyon geliflmesinde risk 4
35 Elektronik Posterler [EP-05] Amiodarona Ba l Bir Organize Pnömoni Olgusu Dilek Çakmakç Karado an, Sibel Özkurt, Ali hsan Y ld z, Nefle Dursuno lu, Göksel K ter Pamukkale Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Denizli Amiodaron pulmoner fibrozise gidebilecek interstisyel pnömoniye neden olan antiaritmik bir ilaçt r. Amiodarona ba l akci er toksisite insidans %-7 olarak bildirilmektedir. Amidorana ba l akci er toksisitesi geliflen bir olguyu sunmak istedik. 66 yafl nda kad n hasta; halsizlik, nefes darl ve öksürük yak nmalar ile baflvurdu. Yaklafl k,5 ayd r varolan yak nmalar antibiyotiklerle geçmemiflti. Özgeçmiflinde; diabetes mellitus, hipertansiyon, koroner arter hastal ve aritmisi mevcuttu. y ld r amiodaron kullanmaktayd. Solunum sistemi muayenesinde, bilateral orta zon ve bazallerde kaba raller ve yer yer squake duyuldu. Akci er grafisinde bilateral orta zon ve bazallerde heterojen dansite art fl saptand. YÇBT sinde, her iki akci er parankiminde multifokal, daha çok peribronkovasküler yerleflimli konsolidasyon alanlar saptand. Arter kan gaz ; PH:7.46, PaCO:8 mmhg, PaO:9mmHg, HCO:0mmol/L, O sat.: %78, eritrosit sedimantasyon h z : mm/ saat, CRP:.9 U/L idi. SFT de restriktif bozukluk görüldü, DLCO: %8 idi. Hastaya FOB yap ld, endobronflial lezyon saptanmad. Lavaj al nd ve TBB yap ld. BAL s v s nda lenfosit hakimiyeti vard ve ARB negatif saptand. TBB nondiagnostikti. Mevcut bulgularla amidorana ba l akci er tutulumu olabilece i düflünülerek Amiodaron stopland ve ilaca ba l organize pnömoni tan - s ile tedavi baflland. Bafllanan steroid tedavisi ile yak nmalar gerileyen hastan n oksijen ihtiyac da kalmad. Solunum sistemi yak nmalar ile gelen hastalarda öykü al rken kullanmakta oldu u ilaçlar detayl bir flekilde sorgulamakta yarar oldu unu düflünmekteyiz. [EP-06] ntersitisyel Akci er Hastal ve Otoimmün Tiroidit Birlikteli i Elif Tanr verdio, Ayflegül Karalezli, Cevdet Ayd n, Hatice Canan Hasano lu, Bekir Çak r Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi,Endokrinoloji ve Metabolizma Hastal klar Klini i, Ankara G R fi: Otoimmünite belli bir organ veya hücre tipine yönelik immün reaksiyonlar içerebilece i gibi; bir çok organda lezyonla karakterli ve otoantikorlar n multipl olufluyla iliflkili multisistem hastal klar n da içerir. Tiroiditleri de içeren çeflitli otoimmün hastal klar interstisyel akci er hastal klar na efllik edebilir. AMAÇ: Otoimmünitenin multipl organlar hedef alabilme karakteri ve interstisyel akci er hastal ile otoimmün tiroid hastal n n birlikte oldu u vaka sunular araflt rmam z n ç k fl noktas olmufltur. nterstisyel akci er hastal ve otoimmün tiroid hastal birlikteli inin s kl n saptamay ve bu hastalar n klinik takibine, tedavilerine muhtemel katk lar n belirlemeyi hedefledik. METOD: AH tan l hastan n TFT, tiroid otoantikorlar, tiroid USG ve tiroid i ne aspirayon biyopsisi sonuçlar retrospektif olarak kaydedildi. Ayn flekilde otoimmün tiroidit tan s alan 9 hastan n akci er grafisi, HRCT, SFT ve diffüzyon testi kay tlar retrospektif tarand. BULGULAR: AH olan hastadan 8 i kad n 5 i erkekti. Yafl ortalamas 47.8±5. idi. 7 sinin tiroid USG sinde kronik tiroidit zemininde geliflen multinodüler guatr raporlanm flt ( hastada anti TPOanti TG yüksekti, hastada TSH düflüktü). 6 hastan n USG sinde kronik tiroidit raporland ( hastan n tiroid otoantikorlar yüksekti). 4 hastada MNG ve hastada TSH düflüklü ü ile seyreden subklinik tirotoksikoz mevcuttu. Sadece befl hastan n TFT, otoantikor ve tiroid USG bulgular normaldi. Mevcut bulgularla hastada (%56.5) otoimmün tiroidit (antikor pozitif ve antikor negatif) saptand. Haflhimato tiroiditi tan l 9 hastan n tümü kad nd, yafl ortalamas 4.84±.49 idi ve HRCT ile AH tan s alan hasta saptanmad. SONUÇ: Otoimmün hastal klar s kl kla bir arada görülebilmektedir. AH olan hastalarda otoimmün tiroidit birlikteli i mevcut bulgularla s k görülmektedir. Ancak s kl n bu kadar yüksek oranlar n söyleyebilmek için hasta say s n n yetersiz oldu unu düflünmekteyiz. [EP-07] Nörofibromatozis ( leri Yaflta Tan Konulan, Akci er Parenkim ve Solunum Fonksiyonlar nda leri Derecede Bozuklu a Yol Açan Multipl Organ Tutulumlu Olgu) Sacit çten, Filiz Cebeci Kahraman, Kübra fierefo lu, Ayflegül Erinç Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Dermatoloji Klini i, stanbul Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Göz Klini i, istanbul Nörofibromatozis (NF), deri, göz, santral ve periferik sinir sisteminde karakteristik lezyonlar oluflturan, otozomal dominant geçifl gösteren bir hastal kt r. (NF) ve (NF) olmak üzere iki alt tipi tan mlanm flt r. NF, 7. kromozomdaki, NF ise. kromozomdaki gen defekti sonucunda geliflir. NF s kl /000 iken NF /50000 oldu- u ifade edilmektedir. NF ilk defa Von Recklinghausen taraf ndan tan mlanm fl, otozomal dominant geçifl gösteren veya spontan mutasyon sonucunda geliflen bir hastal kt r. NF birçok sistemi tutabilmektedir ve ciddi komplikasyonlara neden olabilmektedir. Bu nedenle olgular n erken belirlenmesi ve tan konulmas önem kazanmaktad r. Olgumuz 76 yafl nda öksürük,nefes darl yak nmas ile poliklini imize müracaat etmifl olup, yap lan tetkikleri sonucunda akci er parenkiminde ve solunum fonksiyonlar nda ileri derecede bozuklu a yol açm fl, multiple organ tutulumu ile ileri yaflta ilk tan - s alm fl NF literatür eflili inde sunulmufltur. [EP-08] Türk Gö üs Hastal klar ve Verem Savafl Tarihinde Askeri Sanatoryumlar n Yeri Faruk Çiftçi, Tayfun Çal flkan, Ogün Sezer, Hatice Kaya, Muharrem Uçar 4, O uzhan Okutan Gata Haydarpafla E itim Hastanesi Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul Asker Hastanesi, A r Gata Haydarpafla E itim Hastanesi Gö üs Hastal klar Servisi, Mikrobiyoloji Laboratuvar, stanbul 4 Gata T p Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dal, Ankara Türk t p tarihinde modern anlamda sanatoryum özelli i bulunan askeri hastane vard r: Çaml ca Askeri Hastanesi: Hastaneyi oluflturan binalar n 870 y l nda, devrin padiflah Sultan Abdülaziz in kuyumcubafl l n yapan Ermeni usta Köçeo lu Agop taraf ndan av köflkü olarak yapt r ld bilinmektedir. Daha sonra zaman n meflhur devlet adamlar ndan Ahmet Celalettin Pafla taraf ndan sat n al nm fl, Paflan n M s r a gitmesi sonucu da 900 lü y llar n bafl nda Erkan- Harb Dairesi (Genel Kurmay Baflkanl ) taraf ndan gayri resmi sanatoryum olarak kullan lmaya bafllanm flt r. Tüberküloz (TB) olan subaylar hava de iflimlerinde burada tedavi görmüfllerdir. Bu özelli i ile ülkemizdeki ilk sanatoryum özelli ini tafl maktad r. Hastane, 90 y l na kadar çal flm fl, daha sonra 0 y l kadar özel mülkiyette kalm flt r. 99 y l nda Milli Savunma Bakanl taraf ndan sat n al narak gerekli haz rl klardan sonra 94 y l nda Çaml ca Askeri Sanatoryumu ad yla resmen aç lm flt r. 986 y l nda GATA bünyesine kat lan hastane, 004 y l ndan itibaren Gö üs Hastal klar Servisi ad yla yeni binas nda tekrar teflkilatland r lm flt r. Halen Türk Silahl Kuvvetlerinde ki TB hastalar n n %70 i bu hastanede takip ve tedavi edilmekte olup y lda 00 civar nda TB hastas na bak lmaktad r. Kurulu- 5
36 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab flundan hastane özelli ini yitirmesine kadar Çaml ca da 5 bafltabip görev yapm flt r. Çaml ca Hastanesi, ülkemizdeki bir çok Gö üs Hastal klar ö retim üyesinin askerli ini yapt yer olarak da bilinmektedir. TB tedavisinde streptomisini ülkemizde ilk kullanan yerlerden birisi olan Çaml ca da kombine tedaviye (Isoniyazid + Streptomisin + PAS) 95 y l nda geçilmifltir. 944 y l ndan beri hastanenin tedavi baflar ve ölüm oranlar kay tl d r. Maslak Askeri Prevantoryumu: Sultan II. Abdülhamid in Maslak Kasr ad yla muhtemelen 860 larda yapt rd ve flehzadelik dönemini geçirdi i tarihi bir yap d r. Padiflah bu dönemde TB geçirip bu binada tedavi görmüfltür. Cumhuriyete kadar saltanat n de iflik üyeleri taraf ndan kullan lan yap, sonra Milli Saraylar daresi nin bünyesine kat lm fl, 97 y - l nda ise görülen lüzum üzerine Askeri Prevantoryum haline dönüfltürülmüfltür. 98 de hasta kabul etmeye bafllayan hastanede, yayma negatif ve durumu iyi olan TB hastalar uzun süreli takip ve tedavi edilmifltir. 960 a kadar varl n sürdüren kurum bu tarihte Çaml ca Askeri Hastanesi ne nakledilmifltir. Sarayburnu Askeri Verem Hastanesi: Gülhane nin Sarayburnu ndaki tarihi binalar nda faaliyet göstermifltir. 90 lara kadar genel hastane özelli inde iken bu tarihten itibaren sadece TB li asker hastalara hizmet etmeye bafllam flt r. 960 y l nda binalar n eskili i personel yetersizli i ve askeriyedeki verem hastalar n n stanbul da tek merkezde takip-tedavi edilme gereklili i nedeniyle, 960 l y llar n bafl nda Çaml ca Askeri Hastanesi ne yap lan yeni ve modern binalara nakledilmifltir. [EP-09] Tüberkülozlu Asker Hastalar n 008 Y l Tedavi Sonuçlar Hatice Kaya, Faruk Çiftçi, Ogün Sezer, Dilaver Tafl, Tuncer Özk sa, Ömer Ayten, O uzhan Okutan, Erdo an Kunter, Zafer Kartalo lu Gata Haydarpafla E itim Hastanesi Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul Gata Haydarpafla E itim Hastanesi Gö üs Hastal klar Servisi, Mikrobiyoloji Servisi, stanbul AMAÇ-YÖNTEM: Türk Silahl Kuvvetlerinin en büyük tüberküloz tedavi merkezi özelli ini tafl yan hastanemizde 008 y l içinde tan konulan tüberkülozlu asker hastalar n, verilerini geriye dönük olarak de erlendirmek BULGULAR: Tablo I SONUÇ: Merkezimizde tan alan hasta say s geçmifl y llara göre azalmaktad r. Yayma pozitif hastalardaki kür oranlar DSÖ nün gösterdi i hedefin üzerindedir. Hastalar m z idame tedavilerini memleketlerindeki Verem Savafl Dispanserlerinin takibinde almaktad r. Bu durumda etkin tan, tedavi ve takip ile ülkemizde tüberküloz kontrolünde baflar elde edilmeye bafllanm flt r. [EP-0] Kocaeli Verem Savafl Dispanserinde 008 Y l nda Tedavi Edilen Tüberkülozlu Olgular n De erlendirilmesi Müge Gürkan, Ahmet Ilgazl Kocaeli Merkez Verem Savafl Dispanseri, Kocaeli Kocaeli Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Kocaeli AMAÇ: Kocaeli Merkez Verem Savafl Dispanserinde 008 y l nda tan konulan tüberkülozlu hastalar n verilerini sunmakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Dispanserimizde 008 y l nda tan konulan tüberkülozlu hastalar n verileri geriye dönük olarak incelendi..tan konulan hastalara akci er filmleri çekildi, bakteriyolojik inceleme yap ld. Uygun antitüberküloz tedavi bafllanarak 6- ay boyunca takip edildiler ve bu süre sonunda tedavi sonuçlar de erlendirildi. BULGULAR: 008 y l boyunca 46 tüberkülozlu olgu saptand. Bunlar n 7 si (%88.) yeni olgu, 9 u (%.8) eski olgu idi. Yeni olgular n %68. si akci er tüberkülozu,%.8 akci er d fl tüberkülozdu. Akci er tüberkülozu olgular n n 9. inde akci er tüberkülozu ve akci er d fl tüberküloz birlikteli i vard. Akci er d fl tüberküloz olgular n n %6. si tüberküloz lenfadenit, %6. si plevra, %8.6 s genitoüriner, %5.7 si periton, %.8 i vertebra, %.8 i vertebra d fl kemik eklem, %.8 i deri, %.4 ü perikard, %.8 i meme tüberkülozu idi. Akci er tüberkülozlu olgular n %66.8 i yayma poz t f, %5. i yayma negatif iken, %8 olguda balgam incelemesi yap lamad. Yayma pozitif 7 olgunun tedavi sonuçlar incelendi inde; %77.7 kür sa lan rken, %.8 i tedavi tamamlama, 5.9 u nakil, %.5 u tedavi terk, %0.8 tedavi baflar s zl, %0.8 i ölüm saptand. Yayma negatif 44 olgunun %97.7 si tedavi tamamlama, % ü ölümle sonuçlanm flt r. Balgam örnekleri vermeyen 4 olgunun 4 ü de tedavi tamamlama ile sonuçlanm flt r. Akci er d fl tüberkülozlu 69 olgumuzun tedavi sonuçlar incelendi inde; %89.9 u tedaviyi tamamlama, %4. ü ölüm, %.8 i nakil, %.8 tedaviyi terk olarak sonuçlanm flt r. Toplam tedavi baflar s (kür + tedavi tamamlama) %9.4 bulunmufltur. SONUÇ: Yayma pozitif hastalardaki kür oranlar Dünya Sa l k Örgütünün önerdi i %85 lik hedefe yaklaflmaktad r. Sonuçlar n Do rudan Gözetim alt nda tedavinin uyguland ilimizde tüberküloz kontrolünün hedefe ulaflmas için tüm basamaklarda daha yo un çaba gerekti ini düflündürmektedir. Tablo. 008 y l tüberkülozlu asker hastalar n (yeni olgu) tedavi sonuçlar ATB ADTB TB n(%) n(%) toplam Yayma Yayma Toplam (+) (-) ** Hasta say s ** 87 (5,*) (47,9*) (8,9) (6,) (00) Kür 5 (9,) Tedavi tamamlama (94,) (85,7) Tedavi baflar s (9,) (94,) (9,) (85,7) (9) Tedavi - - baflar s zl (,6) (,) (,) Tedavi sonucu 5 bilinmeyen (,6) (5,7) (4,) (4,) (5,8) Ölüm - - (,6) (,) (,) *ATB içindeki yüzdeleri verildi. **0 olguda ATB+ADTB birlikteli i vard. [EP-] Do rudan Gözetimli Tedavi Uygulamas nda Kocaeli Örne i Müge Gürkan, Metin fientürk, Ahmet Ilgazl Merkez Verem Savafl Dispanseri, Kocaeli Gölcük Verem Savafl Dispanseri, Kocaeli Kocaeli Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD AMAÇ: Dünya Sa l k Örgütünün önerdi i ve dünyada yayg n olarak kullan lmakta olan Do rudan Gözetimli Tedavi Stratejisi (DGTS) Türkiye de Sa l k Bakanl taraf ndan 006 y l nda tüm ülke genelinde uygulamaya konulmufltur. Çal flmam zda 006 y l nda Kocaeli nde bafllayan DGT uygulamas n n ifllerli i gözden geçirildi YÖNTEM: Kocaeli Sa l k Müdürlü ü( KSM) bünyesindeki Verem Savafl Dispanseri, tüm birinci basamak sa l k kurumlar m z n iflbirli i ile bir dizi e itim ve bilgilendirme çal flmalar yap larak 006 y l nda Tüberküloz hastalar için do rudan gözetimli tedavi bafllat lm flt r. Birimlerin görev tan mlar yap larak tüberküloz hastas n n do rudan gözetimli tedavisi bir sa l k kuruluflu sorumlulu unda sa l k personeli taraf ndan yap lmaya bafllanm flt r. Hastalar n ilaçlar sa l k ocaklar - na teslim edilmekte, ilaçlar n içmeye gelmeyen hastalar günlük olarak verem savafl dispanserlerine bildirilmekteydi. 6
37 Elektronik Posterler Bulgular: 006 y l nda tüberküloz hastalar n n %8.9 una Do rudan Gözetimli Tedavi uygulanm flt r. Sa l k görevlisi eflli inde uygulama oran %,5 tur. 007 y l nda Kocaeli deki tüm tüberküloz hastalar n n % 98.4 üne DGT uygulanm flt r. DGT uygulanan hastalar n %65.8 inde sa l k görevlisi gözetimcidir. 008 y l nda DGT oran %00 olup, bunlar n % 90.4 ünde sa l k görevlisi gözetimindedir. 009 y l n n ilk 6 ay nda ise DGT oran %00 olmas na karfl n sa l k görevlisi eflli inde uygulama oran % 86 d r. SONUÇ: Kocaeli de tüberkülozda do rudan gözetimli tedavi merkezden perifere tüm birimlerde uygulanmakta ve bu konuda idari kararl l n uygulamada en önemli unsur oldu u görülmektedir. [EP-] Kocaeli Merkezde Antitüberküloz laç Direnci Müge Gürkan, Ahmet Ilgazl Kocaeli Merkez Verem Savafl Dispanseri, Kocaeli Kocaeli Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Kocaeli AMAÇ: Tüberkülozda ilaç direnci son y llarda önemli bir sorun oluflturmaktad r.etkin ve yeterli tedavi için bölgenin ilaç direnç durumunu bilmek önemlidir.çal flmam z n amac Kocaeli merkez bölgesinde tüberküloz ilaç direnç durumunu saptamakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çal flmada, Kocaeli merkez Verem Savafl Dispanserinde y llar aras nda baflvuran 65 pulmoner tüberkülozlu hastan n ilaç direnç sonuçlar incelendi. BULGULAR: 99 kültür pozitif olgunun %84.4ü yeni olgu (7/99), %5.5 i (6/99) daha önceden tedavi gören olgu idi. Kültür pozitif 99 olgunun %7. ünde (69/99) bir veya birden fazla ilaca karfl direnç saptand. Yeni olgularda herhangi bir ilaca karfl bafllang ç ilaç direnci %0.9 (7/7) olarak bulundu.isoniazid direnci % 6., Streptomisin direnci %., Etambutol direnci % 0.8, Rifampisin direnci % 0.5 ve çoklu ilaç direnci % 5.6 olarak bulundu. Daha önce tedavi görmüfl olgularda herhangi bir ilaca karfl direnç %0.8 olarak bulundu. Isoniazid direnci %0.8, çoklu ilaç direnci %.9 olarak bulundu. SONUÇ: Kocaeli merkezde de tüm Türkiye de oldu u gibi tüberküloz ilaçlar na karfl direnç önemli bir sorundur. Yeni olgularda çok ilaca dirençte art fl tart fl lmas gereken bir sorun olarak saptanm flt r. [EP-] limizede Son On Y lda Antitüberküloz laç Direnci Oranlar ndaki De iflim Gökhan Perinçek, Erhan Tabako lu Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Tbc. AD, Edirne AMAÇ: limizdeki antitüberküloz ilaç direncindeki son on y ll k de- iflimini saptamak. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmaya 996 ve 006 y llar nda Becton Diskinson Diagnotic System yöntemiyle Mycobacterium tuberculosis üremesi saptanan hastalar al nd. zoniyazid, rifampisin, etambutol, streptomisin ve çoklu ilaç direnci oranlar ndaki de iflim karfl laflt r ld. BULGULAR: Yapm fl oldu umuz çal flmada; son on y lda ( y llar aras ) izoniyazid direnci %0 dan %.4 e, rifampisin direnci % den %8.5 e, etambutol direnci % dan %. e, streptomisin direnci %9 dan %4. e ve çoklu ilaç direnci %7 dan %6.4 e geriledi i saptand. Etambutol ve streptomisin direncindeki düflme istatistiksel olarak anlaml bulundu (p<0,05). SONUÇ: Antitüberküloz ilaç direnci oranlar nda son on y lda anlaml oranda bir gerileme saptanm flt r. limizde aral k 006 tarihinden itibaren do rudan gözlem alt nda tedavi rejimine geçilmifl ve ileriki dönmede antitüberküloz ilaç direncinde düflmenin artmas beklenmektedir. [EP-4] Y llar Aras nda Çok laca Dirençli Akci er Tüberkülozu Olgular m z n De erlendirilmesi Attila Sayg, Filiz Süngün, Taner Ekinci, Gül Dabak, Müge Özdemir, lknur Dilek, Nur Akbulut Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi ÇID-TB dünyada HIV ile birlikte en önemli enfeksiyon hastal klar ndan biridir. ÇID-TB hastal n n ve komplikasyonlar n n tedavisi uzun süreli, zor ve yüksek maliyetlidir y llar aras nda klini imizde tedavisi bafllanm fl ve sonlanm fl 84 ÇID-TB olgusu (67 erkek, 7 kad n) retrospektif olarak incelenmifltir. Tedavi sonuçlar ve tedavi sonuçlar na etki eden faktörler ele al nm flt r. Olgular m - z n yafllar 6 6 olup, 7 olguda (%8.) ÇID-TB temas mevcuttu. Olgular n %5.4 inde ek hastal k tespit edilmifltir. Olgular m z n %8.6 n primer Ç D-TB, % 7.4 ünü sekonder Ç D-TB olgular oluflturmaktad r. Basil negativasyon zaman kür olmufl vakalarda - 6. ay aras olup ortalama.54 ay olmufltur. Radyolojik olarak 84 olgudan s n rl hastal olan olgu say s 49 (%58.), yayg n hastal olan olgu say s 5 (% 4.7) olup 78 olguda kavite (%9.8) tespit edilmifltir. ÇID-TB tedavisinde ortalama 5. ilaç kullan lm flt r. Tedavi edilen 84 olgudan %5.4 ünde ilaç yan etkilerine rastlanm fl, yan etki görülen 6 hastada (% 7) sorumlu ilaç kesilmifltir. laç tedavisinin yan nda, 84 ÇID-TB olgusunun 4 üne (%6.6) cerrahi uygulanm flt r.tedavi sonuçlar de erlendirildi inde ise; 84 ÇID-TB olgusunun %84.5 inin kür oldu u, %.4 ünün tedavi baflar s zl ile sonuçland, %6 s n n tedaviyi terk etti i, %. sinin y l sonra nüks oldu u, %.4 ünün ise tedavi s ras nda öldü ü görülmektedir. Tedavi sonuçlar n olumlu etkileyen 4 majör faktör; kad n cinsiyet, primer Ç D-TB, radyolojik olarak hastal n s n rl olmas ve seçilmifl olgularda cerrahi uygulamad r. Ç D-TB tedavi edilebilen bir hastal kt r. Olgular n n bu hastal k için uzmanlaflm fl merkezlerde tecrübeli uzmanlar taraf ndan tedavi edilmesi, ilaçlar n düzenli olarak temini, tedavinin direkt gözetim alt nda yap lmas, hastal n takibinde hasta ve yak nlar ile iyi iletiflim sa lanmas, gerekti inde cerrahi tedavi Ç D-TB tedavisinin önemli unsurlar d r. [EP-5] Akci er Tüberkülozlu Hastalarda Th/Th ve Th7 Tip Sitokin Sal n m ; ESAT-6 ve CFP-0 Antijenik Stimülasyonun Sitokin Dengesine Etkisi Esin Aktafl Çetin, Faruk Çiftçi, Abdullah Y lmaz, Mahavir Singh, Hatice Kaya, Günnur Deniz stanbul Üniversitesi, Deneysel T p Araflt rma Enstitüsü, mmünoloji Anabilim Dal, stanbul, Türkiye GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul, Türkiye Lionex Diagnostics and Therapeutics GMBH, Braunschweig T hücreleri ve enfekte makrofajlar aras ndaki etkileflim ve antijenlerin CD4+ T lenfositlerine sunumu M. tuberculosis e (MTB) karfl koruyucu immünitede önemli rol oynamaktad r. CD4+ T hücre alt grubu olan Th ve Th hücreleri ve salg lad klar sitokinler aras ndaki denge hastal n seyri süresince de iflebilmektedir. Hücresel immünitede kritik rol oynayan Th sitokinlerine ilaveten son y llarda IL-7 salg layan Th7 hücrelerinin de önemli proinflamatuar yan tlarda rol oynad gösterilmifltir. Çal flmam zda akci er TB (ATB) saptanan genç eriflkin erkek hastalarda Th/Th ve Th7 sitokin sal n mlar n n araflt r lmas amaçlanm flt r. Çal flma grubu olarak balgam yayma pozitif ATB tan s konulmufl olan HIV(-) genç eriflkin erkek hastalar (n=6, yafl ortalamas ±.5), kontrol grubu olarak pnömoni geçiren HIV(-) erkekler (n=9, yafl ortalamas.7 ±.9) al nm flt r. Tedavi öncesi tüm olgular n periferik kanlar ndan izole edilen periferik kan mononükleer hücrelerinde (PKMH) kültür öncesi ve sonras Th (CD4+CCR5+) ve Th (CD4+CCR4+) hücre 7
38 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab oranlar flow sitometri ile de erlendirilmifltir. PKMH lerin stimulasyonsuz MTB e spesifik ESAT-6+CFP-0 antijenleri ve PHA ile 0 saat kültürleri sonras nda hem total CD4+ T lenfositleri hem de Th ve Th alt gruplar nda hücre içi IL-, IL-, IL-7 ve IFN-alfa sitokin içeri i flow sitometrik yöntemle saptanm flt r. Hücre içi Th ve Th sitokin sal n mlar ATB li hastalar n tüberkülin deri testi (TDT) ve akci er kaviteleri varl aç s ndan de erlendirilmifl, sonuçlar n istatistiksel anlaml l Mann-Whitney U testi ile saptanm flt r. Düflük Th (p=0.07) ve yüksek Th (p=0.004) oran saptanan periferik kan ATB hastalar nda ESAT-6 ve CFP-0 stimülasyonu CD4+ T lenfosit IL-, IFN-alfa, IL-7 (p<0.00) ve IL- (p=0.0) sal n - m n artt rm flt r. Kontrol grubu ile karfl laflt r ld nda ATB hastalar nda stimulasyonsuz, antijen ve PHA stimülasyonu sonucu CD4+IL-7+ T lenfositlerini düflürdü ü görülmüfltür (p=0.0, p=0.05 ve p<0.00, s ras yla). ATB grubu kavite aç s ndan de erlendirildi inde ise kavite olmayan grupta PHA stimülasyonu sonucu CD4+IFN-alfa+ hücre oran nda art fl görülmüfltür (p=0.005). Sadece TDT pozitif ATB grubunda ESAT-6+CFP-0 stimülasyonunun CD4+IL-+ düzeyini yükseltmesine (p=0.007) karfl l k, CD4+IFNalfa+ hücre oran n TDT pozitif ve negatif grupta anlaml derecede art rm flt r. Benzer cinsiyet ve yafl özelliklerine sahip olgularda yap - lan bu çal flma sonucunda, çal flma grubunda ilk de erlendirmede düflük Th ve yüksek Th hücre oran saptanmas na karfl l k,antijenik stimülasyon TB ile iliflkili Th, Th ve Th7 sitokin sal n m n art rm flt r. ATB grubu kaviteli olgularda IFN-γ oran n n olmayanlara göre düflük oldu u gözlemlenmifltir. [EP-6] Aktif Akci er Tüberkülozlu Hastalarda Tan ve Tedavi Süresince Serum Adenozin Deaminaz (sada) Düzeyinin Ölçümünün Önemi Arzu zmir, Serpil Tekgül, Emine Kararmaz, Berna Kömürcüo lu, Naime Tafldö en, Semra Bilaçero lu, Emel Pala Özden, Ali Kadri Ç rak zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, zmir Tüberküloz hastal hala tüm dünyada, özellikle geliflmekte olan ülkelerde en önemli halk sa l problemlerindendir. Kesin tan s kültürde basilin üretilmesidir, ancak bu zaman almaktad r, bu nedenle araflt rmac lar h zl, güvenilir, uygulanabilir, ekonomik, özgüllük ve duyarl l yüksek yeni yöntemler aray fl ndad r. Araflt - r lan serolojik belirteçlerden biri olan adenozin deaminaz n (ADA) tüberkülozlu hastalarda serumda aktivitesinin artt gösterilmifltir. Çal flmam zda; aktif akci er tüberkülozu tan s alm fl hastalarda, tan ve tedavi süresince serum ADA (sada) düzeylerinin seyri, hastalardaki klinik, radyolojik ve laboratuar parametrelerle iliflkisi, tan da yard mc bir parametre olup olmad incelendi ve tedaviye yan t n takibinde kullan labilirli i araflt r ld. Bu amaçla, Ocak 007-Haziran 008 tarihleri aras nda serviste yatarak tetkik edilen ve poliklini imize baflvuran, tüberküloz tan s alan 7 hasta ile 0 sa l kl birey kontrol olgu bu çal flmaya dahil edildi. Hastalar n tan an nda, tedavileri süresince ve tedavi sonu kontrollerinde klinik, radyolojik, laboratuar de erlendirmeleri ve sada ölçümü yap ld. Hastalar n tan ve tedavi sonras sada düzeyleri kontrol grubuyla, hastalar n tan, tedavileri süresince.,., 4., 6. aylarda ve tedavi sonu kontrol sada düzeyleri birbiriyle karfl laflt r ld. Çal flmada hastalar n bafllang ç sada düzeyleri sa l kl gruba göre istatistiki aç dan anlaml olarak yüksek saptand (p:0.000). Hastalar n tedavi süresince ve tedavi tamamland nda bak lan sada düzeylerinde bafllang ca göre belirgin düflüfl izlendi. Olgular n tedavi sonu sada de erleri sa l kl grup ile k - yasland nda halen daha yüksekti ve fark istatistiksel olarak anlaml idi (p:0.000). Sonuç olarak, aktif akci er tüberkülozu tan - s nda halen kültürde Mycobacterium tuberculosis in üretilmesi esas olmakla birlikte, yüksek sada düzeylerinin tan ya yard mc bir parametre olabilece i ve takip ve antitüberküloz tedaviye cevab n de erlendirilmesinde kullan labilece i kan s nday z. Bu konuda yap lacak genifl olgu serili ve daha kapsaml çal flmalar n literatüre katk sa layaca n ümit ediyoruz. [EP-7] Milier Tüberkülozlu Hastalar n Bronkoskopik Bulgular n n De erlendirilmesi Levent Erkan, Serhat F nd k, Müfit Bak rc, O uz Uzun, Atilla Güven At c, Bedri Kandemir Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Samsun Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, Samsun AMAÇ: Milier tüberküloz, tüberkülozun en ciddi formlar ndan biri olup vakit kaybetmeden tan s n n konulmas hayati önem tafl r. Bronkoskopi en önemli tan yöntemlerinden olmakla birlikte bu konuda literatürde az say da yay n mevcuttur. Bu nedenle klini imizde tan koydu umuz milier tüberkülozlu hastalar m z n bronkoskopik özelliklerini de erlendirmeyi amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Haziran 988-Haziran 009 y llar aras nda bölümümüzce tan konulan milier tüberkülozlu hastalar retrospektif olarak incelendi. BULGULAR: Çal flma periyodu içinde toplam 068 hasta tüberküloz tan s alm fl olup bunlar n ü (%.) milier tüberküloz idi. Hastalar n yafl aral 0-68, yafl ortalamas 4,8 idi. Hastalar n 5 i(%8.4) erkek, 8 i(%6,5) kad nd. Hastalar n 9 unda (%69) bronkoskopik görünüm tamamen normal iken dördünde anormal bulgular mevcut idi (sinde mukoza yayg n hiperemik ve frajil, inde üzeri nekrotik ülserle kapl krater fleklinde lezyonlar, inde mukozalarda solukluk). Lezyonlar n lokalizasyonu; hastada sa üst lob bronflunda, hastada sol ana bronflta, hastada sol alt lob bronflunda idi. Tüm hastalar n tan lar na transbronfliyal distal biopsi ile ulafl ld. Komplikasyon olarak hastada (%7,6) pnömotoraks, hastada (%5,) minimal hemoraji geliflti. SONUÇLAR: Klini imizde yap lan çal flmada milier tüberküloz görülme s kl tüm tüberkülozlar içinde %, olup literatür ile uyumlu idi. Transbronflial akci er biopsisi milier tüberküloz tan s nda çok önemli ve güvenli bir tan yöntemidir. [EP-8] Milier Tüberküloz Olgular m z Eylem Acartürk, Melahat Kurutepe, Selahattin Öztafl, Özlen Tümer, Sema Saraç, Güliz Ataç, Yelda Tezel Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul 009 Ocak ve Haziran aylar aras nda servisimizde takip etti imiz milier tüberkülozu olgusunu inceledik. lk olgumuz 5 yafl nda tekstil iflcisi bayan hasta idi. n vitro fertilizasyon nedeniyle klomifen sitrat tedavisi almaktayken her iki omuz ve dizinde eklem a r lar olmas nedeniyle Romatoloji poliklini ine baflvuran hastan n akci er grafisinde her iki akci erde yayg n milier dansite art fl saptanmas üzerine ileri tetkik amac yla hastanemize yönlendirilmiflti. Hastan n post bronkoskopik balgam incelenmesinde aside rezistan basil pozitif saptand ve hastaya anti tüberküloz tedavi baflland. kinci olgumuz 4 yafl nda bayan hasta idi. Tekstil iflçili i yapan ve ailesinde tüberküloz anamnezi olan hastan n akci er grafisinde her iki akci er de yayg n milier dansite art fl mevcuttu. Hastan n tüberküloz temas olmas nedeniyle klinik ve radyolojik olarak anti tüberküloz tedavi baflland. Hastan n balgam kültüründe iki kez Mycobacterium tuberculosis üremesi saptand. Üçüncü olgumuz 7 yafl nda erkek hasta idi. 005 y l ndan beri Behçet hastal tan s ile kolflisin ve düflük doz steriod tedavisi alan hastan n atefl, öksürük, kilo kayb, flikayeti olmas üzerine çekilen akci er grafisinde her iki akci erde milier 8
39 Elektronik Posterler dansite art fl ve sa plevral effüzyon saptanmas üzerine poliklini imize yönlendirilmiflti.hastan n balgam yaymas nda aside rezistan basil saptanmas üzerine hastaya anti tüberküloz tedavi baflland. Hastan n göz dibi muayenesinde koroidal tüberküller saptand. Altta yatan; gebelik, immün sistemi zay flatan romatolojik hastal klar, steriod ve immünsüpresif tedavi kullan m nda Milier tüberküloz geliflebilece i ak lda tutulmal ve ay r c tan larda düflünülmelidir. Çal flmam zda 6 ayl k zaman diliminde farkl klinik tablolarla baflvuran ve altta yatan risk faktörleri olan Milier tüberküloz tan ve tedavisi alan olguyu sunduk. [EP-9] Milier Tüberkülozlu Olguda Nadir Bir Cilt Tutulumu; Eritema nduratum, Basin Hastal Gülen Ece Ayten, Nilgün Kalaç, Feza U urman, Berna Erden, Belgin Samurkaflo lu, Göktürk F nd k, fiölen Artantafl Gözp nar, Ebru Çak r 4 Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi,. Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi,. Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Dermatoloji Klini i, Ankara 4 Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Patoloji Klini i, Ankara Eritema induratum (E..), Basin özellikle kad nlarda s k görülen, daha çok alt ext. fleksör ve ekstensör k s mlarda yerleflen a r l, eritemli, subkutan nodüller fleklinde bafllayan ve zamanla ülserleflip süpüre olabilen cilt lezyonlar d r. E.. tüberküloz basilinin direkt yapt lezyonlar de il, ona karfl geliflen immün yan t sonucu oluflur ve lezyonlarda basil saptanmaz. Tüberküloz hastal na ba l geliflen E.. tan s, karakteristik klinik morfoloji, yüksek pozitif PPD, tan konulmufl tbc hastal varl ve histopatolojik inceleme ile konulur. Hastal k tüberkülidler içinde lobüler pannikülit s n f ndad r. Histopatolojik olarak vaskülitin efllik edip etmedi ine dair literatürlerde hat r say l r bir fikir ayr l mevcuttur. OLGU: 48 yafl nda bayan hasta merkezimize her iki uylukta ve bat n cildinde a r l, eritemli nodüler vas fta flifllikler, sar l k ve bilinç bulan kl ile baflvurdu. Hastan n flikayetleri 0 gündür mevcuttu. Romatoid Artrit nedeniyle 9 y ld r takip edilmekteydi ve immünsüpresif tedavi alt ndayd. Fizik muayenede genel durum orta-kötü ve bilinç konfüze idi. Konjonktivalar ikterik, solunum sesleri bilateral azalm fl, karaci er kot alt nda palpabl, bat nda ve uylukta yayg n hiperemik nodüler lezyonlar mevcuttu. Her iki elde ulnar deviasyon, küçük eklemlerde deformasyon izlendi. Rutin laboratuar tetkiklerinde hemogramda anemi(hb:9, g/dl, Htc:7), biyokimya tetkikinde D.bil:.7 g/dl, T.bil:,9 g/dl, AST: 5 ALT: ALP: 7 LDH: 55, sedim de eri: 45 idi. Balgam ARB menfi, PPD: mm ve adet BCG skar mevcuttu. Pa AC grafide milier izler ve d fl merkezden getirilen toraks bt de apeksten bazale kadar milimetrik retikülonodüler dansite art fllar mevcuttu. Hastaya milier tbc ve tbc menenjit tan lar ile karaci er koruyucu tedavi Ofloksasin, Etambuthol, Cycloserin ve SM tedavisi baflland. Tedavinin. gününde hastan n bilinci aç ld ve. haftada KCFT düzeyi normal düzeyine indi. Hastan n mevcut cilt lezyonlar n n ülserleflmesi üzerine cildiye bölümü ile konsulte edildi. Hastadan al nan cilt biyopsi patoloji sonucunda lobüler pannikülit ve kesitlerde ince duvarl kapiller yap lara uzanan inflamasyon varl raporland. Mevcut klinik ve histopatolojik verilerle E.., Basin hastal tan s konuldu. Hasta halen servisimizde izlenmektedir. Nadir bir cilt lezyonu olmas nedeniyle sunmay uygun bulduk. [EP-0] Kistik Yap da Akci er Tüberküloz Olgusu sa Döngel, Feride Sapmaz, Özgür Katranc o lu, Mehmet Bayram, Ruhiye Cevit Sivas Numune Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Ana Bilim Dal, Sivas Sivas Numune Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ana Bilim Dal, Sivas Sivas Numune Hastanesi, Patoloji Ana Bilim Dal, Sivas Tüberkülozun izole olaraka akci erde kist olarak olarak görülmesi nadirdir. Preoperatif tan güçtür ve semptomatoloji nonspesifiktir. Tüberküloz basili akci erde üst loblarda yerleflmekte ve genellikle parankimde nekrozla seyretmektedir. 5 yafl nda erkek hasta, sa yan a r s flikayetiyle klini imize baflvurdu. Rutin laboratuvar testleri normal s n rda idi. Posteroanterior akci er grafisi ve akci er bilgisayarl tomografisinde sa alt lobda periferik yerleflimli 4x4 cm lik oval yap da kistik dansitede lezyonu mevcuttu. Olguya sa lateral torokotomi ile wedge rezeksiyon yap ld. Histopatolojik inceleme sonucu akci er tüberkülozu olarak bildirildi. Akci erdeki kistik lezyonlar n ay r c tan s nda tüberküloz ön tan s n da ak lda tutmal y z. [EP-] Primer Gastrik Tüberküloz (Olgu Sunumu) Nilgün Kalaç, Sezgi fiahin, Ayfle Gözü, Belgin Samurkaflo lu, Leyla Y lmaz Ayd n, Yaflar Nazl gül, Ayla Tezer Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ankara Keçiören E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gastroenteroloji, Ankara Keçiören E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji, Ankara Gastrointestinal tüberkülozda (TB) mide tutulumu gastrik mukozada lenfoid dokunun olmamas, lümendeki ph n n düflük olmas ve midenin h zl boflalmas nedeni ile oldukça nadirdir. K rk bir yafl ndaki kad n hasta iki y ld r devam eden mide a r s flikayeti ile Gastroenteroloji bölümüne baflvurmufl. Özofagogastroduodenoskopide pangastrit ön tan s ile antrumdan al nan biyopsi granülamatöz gastrit ile uyumlu bulunmufl. Özgeçmiflinde, erkek kardeflinin yirmi y l önce akci er TB geçirdi i ö renildi. Fizik muayenesinde, sa akci- er bazalinde inspiryum sonu raller duyulmaktayd. PA akci er grafisinde patolojik bulgu saptanmad. Toraks tomografisinde birkaç adet milimetrik nodül tespit edildi. Ppd: 9 mm olarak ölçüldü. Balgamda ARB teksifle üç kez menfi idi. Granülomatöz gastrit ay r c tan s nda crohn hastal, sarkoidoz, TB, histoplazmozis, anisakiazis, ksantogranülomatöz kolesistit ve otoimmün vaskülit düflünüldü. Di er ön tan lar ekarte edilerek gastrik TB tan s na ulafl lan hastaya iki ay isoniazid (H), rifampisin (R), morfozinamid (Z), etambutol (E) ve dört ay HRE tedavisi verildi. Tedavi bitiminde tekrarlanan özofagogastroduodenoskopide al nan biyopsilerde granülomatöz inflamasyon izlenmedi. Anti-TB tedavi ile olguda klinik ve patolojik düzelme elde edildi. Gastrik TB en s k antrum ve prepilorik bölgede görülür. Endoskopik olarak küçük kuruvatuarda yerleflen ülsere lezyonlara yol açar. Genellikle pulmoner TB a sekonder olarak geliflir ve yayg n hastal kta ya da immün yetmezlik durumlar nda ortaya ç kar. Bu olgu, pulmoner odak bulunmamas ve endoskopik olarak pangastrit bulgular n n efllik etmesi nedeni ile farkl özellikler tafl maktad r. 9
40 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-] Akci er Tüberkülozlu Genç Hastalarda Parankimal Sekel Oluflumunu Belirleyen Faktörler Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Cengiz Han Aç kel, Ergün Uçar, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Halk Sa l AD, Ankara Bu çal flmam zda akci er tüberkülozu ve/veya plevra tüberkülozu tedavi öyküsü olan olgular inceledik. Tüm olgulara yüksek çözünürlüklü bilgisayarl tomografi (YÇBT) çekildi ve akci er parankim de erlendirmeleri yap ld. Yafl ortalamas.±4. (9-40) y l olan 87 olgu çal flmaya al nd. Ortalama tedavi süresi (-) y ld. Otuz bir olguda (%6) bilateral, 5 olguda (%8) sol, olguda (%6) sa akci er parankiminde lezyonlar saptand. Üç olguda (%) amfizem, 4 olguda (%5) volüm kayb, 7 olguda (%8) bül, 7 olguda (%0) nodül, 40 olguda (%46) bronflektazi, 84 olguda (%97) fibrotik parankimal de ifliklikler mevcuttu. En s k tutulum yeri akci er üst loblar idi. Sol lingula hariç tutuldu unda her iki akci er üst loblar nda lezyon s kl klar s - ras ile fibrotik de ifliklikler (%50), bronflektazi (%0), nodül (%5) oran ndayd. Tüm bu lezyonlar n yerleflim özelli i de apikal ve posterior segmetlerin özellikle tutulan bölgeler olmas yd. Akci er tüberkülozu tedavisi sonras akci erde saptanan sekel lezyonlar ve s kl klar ortaya konulmufltur. Tüberküloz d fl hastal klar n akci erde meydana getirdi i sekel lezyonlar ile aktif tüberkülozlu hastalardaki lezyonlar n tipleri ve da l m n araflt racak bir çal flma önermekteyiz. Kontrol grubu oluflturularak elde edilecek verilerle lezyonlar n yerleflim yeri ve tipi de erlendirmeye sokularak tüberküloza spesifik olabilecek lezyonlar hesaplayabilecek bir formül oluflturulabilir. Arka plan: Klinik pratikte, tedavilerini tamamlam fl akci er tüberkülozlu (ATB) hastalar n akci er grafilerinde de iflik derecelerde sekellerin varl, hastal n iyileflme sürecinin do al bir parças oldu- u kabul edilmektedir. Ancak ATB li hastalar n akci erlerinde oluflan sekellerin dereceleri ve bunu etkileyen faktörler bilinmemektedir. AMAÇ: Bu çal flman n amac, tedavilerini tamamlam fl ATB li hastalar n akci erlerinde sekel oluflumuna katk da bulunan faktörleri saptamak. GEREÇ-YÖNTEM: Bu çal flmada tedaviyi tamamlam fl ATB li hastalar n t bbi kay tlar incelendi. Tedavisini tamamlam fl ve yafl ortalamas,4±,0 olan erkek ATB hastas çal flmaya al nd. Tüm olgular birbirinden ba ms z iki gö üs hastal klar uzman taraf ndan tedavi öncesi akci er grafileri ile hastal n yayg nl k derecesi yönünden ve tedavi sonras akci er grafileri ile de sekel yayg nl k derecesi yönünden skorland. Sekel skoru ile hemoglobin, lökosit, lenfosit, plateret, eritrosit sedimentasyon h z (ESH), total protein, albümin, lactate dehydrogenase (LDH), high density lipoprotein (HDL), low density lipoprotein, very low density lipoprotein, trigliserid, total kolesterol (TK), alanin aminotransferaz, aspartat aminotransferaz, alkalen fosfataz, sigara içme durumlar, vücut kitle indeksi (BMI), balgam pozitiflik derecesi, kültür sonuçlar, antitüberküloz tedavi süreleri aras ndaki korelasyonlar araflt r ld. Daha sonra stepwise discriminant analizi yap ld. SONUÇLAR: Sekel skoru ile hemoglobin, lökosit, lenfosit, platelet, ESH, albümin, LDH, HDL, TK, BMI, balgam pozitiflik derecesi, kültür sonuçlar aras nda anlaml korelasyonlar bulundu. Sekel skorunun ba ml de iflken olarak kullan ld istatistiksel modelde, lökosit, hemoglobin ve HDL nin sekel skorunu etkileyen parametreler oldu u saptand. Tedaviyi tamamlad ktan sonra akci er grafilerinde sekel saptanmayan hiçbir hasta yok idi. Ç kar m: Bizim bulgular m z, bütün ATB hastalar n n akci er parankimlerinde en az minimal bir sekel ile iyileflebilece ini, bu sekellerin oluflumunun ve yayg nl n n akci er parankiminde bafllang çta var olan inflamasyonun derecesi ile iliflkili oldu unu düflündürmektedir. [EP-] Tüberküloz Sekellerinin Üst Loblarda A rl kl Saptanmas n n Anlam Ersin Demirer, Erdal Özgür Gözetlik Etimesgut Asker Hastanesi [EP-4] Bir Vaka Nedeni ile Crohn Hastal ve Tüberküloz Sema Saraç, Eylem Acarturk, Selahattin Öztafl, Özlen Tümer, Güliz Ataç, Müge Özdemir, Melahat Kurutepe Süreyyapafla Gö üs Hast. EAH, stanbul Crohn hastal nda mmun modülatör tedavi nedeniyle geliflen Akci er tüberkülozu olgusu Chron s kl kla lleum ve ince barsaklarda lokalize olan ancak tüm gastrointestinal sitemi tutabilen kronik inflamatuar bir hastal kt r. GIS d fl nda göz, cilt ve eklemlerde baz bulgular yapar.hastal n akci er tutulumu s k de ildir ve bugüne kadar birbirinden farkl klinik bulgulara sahip olgular bildirilmifltir. 6 yafl nda bayan hasta, senedir Crohn hastal tan s yla takip edilerek azathiopirin ve deltakortil tedavisi al yormufl. Hastan n ses k - s kl flikayeti geliflmesi üzerine baflvurdu u özel hastanede yap lan endoskopisinde larenks interaritenoid bölgede vejetan frajil kitle görülmüfl ve al nan punch biopsi sonucu granülomatöz iltihap olarak rapor edilmifl. Hastan n bilgisayarl toraks tomografisinde mediastinal lenf adenopati ve sa akci er üst lob posteriorda, bilateral alt lob süperior segmentlerde milimetrik retikülonodüler infiltrasyon saptanm fl ve hastanemize yönlendirilmifl. Yap lan fiberoptik bronkoskopisinde sa alt lob süperior segmentte nodüler kabar kl k izlendi, buradan al nan forseps biopsi sonucu granülomatöz iltihap olarak rapor edildi. Ay r c tan da hastan n tüberküloz temas n n olmas, tüberküloz profilaksisi almadan senedir immün süpresif tedavi almas nedeniyle Crohn hastal n n akci er tutulumunun yan s ra tüberküloz da düflünüldü. Hastan n balgam ARB si üç kez negatif saptand. KBB taraf ndan al nan larenks interaritenoid bölge biopsisi hastanemizde tekrar konsülte edildi; nekrozlu granülomatöz iltihap, tüberküloz ile uyumlu olarak saptand. Hastaya anti tüberküloz tedavi baflland. Hastan n kontrol grafilerinde radyolojik düzelme saptand. Sonuç olarak tüberküloz insidans yüksek ülkelerde, Crohn hastal - n n tedavisinde azathioprin ve kortikosteriod kullan m yla tüberküloz riski artmaktad r ve bu hastalar n taranmalar, takipleri gere- inde aktif yada latent enfeksiyonun tedavi edilmesi zorunlulu u gündeme gelmifltir. [EP-5] Akci er Kanseri Radyolojisi ve Klini i le Uyumlu Tüberküloz Olgusu Cantürk Taflç, Ömer Alan, Ergun Uçar, Ergun Tozkoparan, Ömer Deniz, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara Olgumuz, 9 yafl nda, erkek hasta olup mobilyac l kla u rafl yor. Öksürük, balgam ç karma, nefes darl, halsizlik, gö üs a r s flikayetleri ile baflvurdu. Bu flikayetlerinin yaklafl k iki y ld r oldu unu belirten hastan n son bir ayd r da gö sündeki a r n n artt n belirtti. Nefes darl son alt ayd r artm fl ve her öksürü ünde iki çay kafl kadar da beyaz-sar renkli balgam oluyormufl. Özgeçmiflinde 0 paket/y l sigara d fl nda baflka bir özellik yoktu. Poliklinik baflvurusundaki PA Akci er grafisi ve sa yan grafide sa parahiler bölgede homojen dansite art fl görüldü. Hemogram ve rutin biyokimyasal tetkikleri normaldi. Sedim 45 mm/saat idi. Hastay yat rarak takibe bafllad k. Toraks Tomografisi, balgamda tüberküloz basili direkt 40
41 Elektronik Posterler yayma incelemesi amac yla üç kez, sitolojik inceleme amaçl da befl kez örnek al nd. Toraks tomografisinde her iki akci er apikal bölgelerde sentrilobüler ve panlobüler amfizem alanlar mevcuttu. Sa akci er alt lob superior segmentte santral yerleflimli, içinde hava bronkogram da bulunan, plevra ile ifltirakli mm boyutlar nda, sa ana bronfl distalini sararak segmental bronfllar daraltan genifl konsolidasyon alan görüldü. Kitlenin etraf nda milimetrik asiner nodüller de mevcuttu. Balgam incelemesi yap l rken hastaya nonspesifik antibiyoterapi baflland. Balgam ARB leri negatif gelen hastan n on befl günlük antibiyoterapi ile radyolojik regresyonu gözlenmemesi üzerine bronkoskopi yap ld. Bronkoskopide endobronflial lezyonu görülmedi. Sa üst lob giriflinden, sa ana bronfl posterior duvar ndan transbronfliyal ince i ne aspirasyon biyopsisi yap ld. Sa üst lob-alt lob ay r m karina bölgesinden mukoza biyopsileri al - narak üst lobdan da lavajlar al nd ve iflleme son verildi. Balgam n sitolojik incelemesi, bronfl lavaj n n sitolojik incelemesi, bronfl mukoza biyopsisi ve transbronflial ince i ne aspirasyon biyopsisi malignite aç s ndan negatif olarak geldi. Bunun üzerine hasta 8 FDG PET tetkiki yap ld. Sa akci er hilusunda toraks tomografisi ile uyumlu lokalizasyonda düzensiz s n rl heterojen tarzda artm fl(suv maks: 9,7) ve bunun posteriorunda ikinci bir odak halinde(suv maks:6,4) FDG tutulumlar vard. Hastan n yafl, sigara hikayesi, radyolojik görüntüsü ve PET bulgular ile birlikte de erlendirildi- inde akci er malignitesi ön tan s yüksek oldu undan dolay bronkoskopi tekrarland. Patolojik olarak yine ayn sonuç al nd. Bunun üzerine hastaya transtorakal ince i ne aspirasyon biyopsisi yap ld. Aspirasyondan elde edilen yaymalarda multinükleer dev hücreler ve epitoloid histiyositlerden oluflan bir adet granülom yap s izlendi. Bu patolojik raporun gelmesi ile hastan n hastaneye yat fl aras ndaki geçen süre yaklafl k otuz gün olmufltu. Dörtlü tüberküloz tedavisi bafllanarak takibe al nd. [EP-6] Tedavi Zorlu u Gösteren Bir Akci er Tüberkülozu Olgusu Cantürk Taflç, lker nan, Ömer Deniz, fieref Özkara, Metin Özkan, Ergun Tozkoparan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Atatürk Gö üs Hastal klar Hastanesi yafl nda, erkek hasta, mobilyac Balgamla kan tükürme, kilo kayb, öksürük. Yaklafl k iki ay önce birer hafta arayla, dört kez, yaklafl k bir su barda kadar kan tükürme yak nmas olmufl. PA Akci er grafisinde sa akci er orta ve üst zonda, sol akci er orta zonda heterojen dansite art m görülmesi üzerine, hasta tarihinde klini e yat r ld. Hemogram ve rutin biyokimyas normal olup, ERS: 8 mm/saat idi. Nonspesifik antibiyotik tedavisi baflland. Çekilen toraks HRCT de sa da üst lob post ve orta lobda kaviter infiltrasyon ve etraf nda nodüler infiltrasyonu mevcuttu. Balgam ARB direkt bak lar negatif olarak gelmesi üzerine, 4 günlük nonspesifik tedavi ile de klinik ve radyolojik regresyon gözlenmeyen hastaya tarihinde dörtlü anti-tüberküloz tedavi (HRZE) baflland. Hastaya tarihinde bronkoskopi yap larak sa akci er üst lob apikal segmentten transbronflial biyopsi (TBB) al nd, lavajlar al nd. TBB patoloji sonucu kronik inflamasyon gösteren bronfl mukozas olarak geldi, al nan BAL ARB direkt bak (++) olarak geldi. Tedavinin birinci ay nda karaci er enzimleri yükselen (AST:5, ALT:8) hastan n anti-tüberküloz tedavisi..008 tarihinde stopland. Takiplerde karaci er enzim düzeyleri normale dönen (AST:4, ALT: ) hastaya bir ay sonra tarihinde tekrar dörtlü anti-tüberküloz tedavi (HRZE) baflland, bir hafta sonraki kontrol enzimleri normal olarak geldi tarihinde yaklafl k 5 cc hemoptizi yak nmas gözlendi, destek tedavisi verildi, gün sonra tekrar hemoptizi gözlendi. Bu esnada karaci er enzimlerinin oldukça yüksek gelmesi nedeniyle (AST:04, ALT:566) antitüberküloz tedavisi tarihinde (ikinci tedavinin on gün sonras ) tekrar stopland tarihinde al nan balgam ARB kültürleri pozitif ve HRZE duyarl geldi. Bu atak esnas nda kontrol amaçl yinelenen toraks HRCT de sa akci er üst ve orta lobda kavitenin büyüdü ü saptand tarihinde yeni anti-tüberküloz tedavi protokolü baflland. (Streptomisin gr flk x, Etambutol 500 tb x, Ofloxacin 400 mg tb x, Cyloserin cap x) tarihinde balgam ARB direkt bak s (+) geldi. S ral olarak H ve R eklendi. Streptomisin tedavisini bir ay kulland ktan sonra keserek, HRE tedavisini üç aya tamamlad k. Yeni tedavi rejiminin birinci ay nda toraks HRCT çekildi. Üçüncü aydan sonra HR tedavisiyle idameye geçtik. Halen flikayeti olmay p, tedavinin üçüncü ay nda çekilen toraks HRCT de regresyon izlendi. Olgumuzu bu haliyle tedavi fleklinin bilinmesi amac yla sunmak istedik. [EP-7] Nontüberküloz Mikobakteri Pulmoner Enfeksiyonu: 5 Hastan n Tedavi ve Takibi Zühal Müjgan Güler, Abdullah fiimflek, Ruhsar Ofluo lu, Ebru Ünsal, Nermin Çapan Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Ankara G R fi: Nontüberküloz mikobakteri (NTM) enfeksiyonu dünyada artmaktad r. Tedavi karar zordur. METOD: Bu çal flmada NTM pulmoner enfeksiyonu tan s alan 5 hastan n klinik, radyolojik özellikleri ve tedavisi de erlendirildi. SONUÇ: hastada M. abscessus, hastada M. chelonae, hastada M. gordonae, hastada M. szulgai enfeksiyonu tespit edildi. Ortalama yafl 57 (0-7) idi. Hastalar n 4 ü erkek, i kad nd. hasta romatoid artrit tan s yla leflunomid ve kortikosteroid kullan yordu, hastada KOAH ve koroner arter hastal, hastada koroner arter hastal, hastada amfizem, hastada diabetus mellitus tan s mevcuttu. Tüm hastalara antitüberküloz (TB) tedavisi baflland. hastada tedavinin bafllang c nda gönderilen balgam TB kültüründe, hastada tedavinin bafllang c nda gönderilen bronfl lavaj TB kültüründe, hastada tedavinin ikinci ay nda gönderilen balgam TB kültüründe, hastada tedavinin üçüncü ay nda gönderilen balgam TB kültüründe, hastada tedavinin dördüncü ay nda gönderilen balgam TB kültüründe NTM saptand. hastada NTM enfeksiyonuna yönelik tedavi baflland. M. chelonae ve M. gordonae enfeksiyonlar sadece balgam TB kültüründe üredi inden saprofitik kabul edilerek tedavi verilmedi. M. abscessus hastalar ndan biri NTM tedavisinin 7. ay nda öldü. Di er M. abscessus hastas ve M. szulgai hastas n n tedavisi devam etmektedir. NTM tedavisi verilmeden M chelonae olgusunun 7. ay nda ve M gordonae olgusunun. ay nda klinik ve radyolojik de ifliklik saptanmad. TARTIfiMA: NTM tedavisi karar vermek zordur. NTM pulmoner hastal do ru teflhis ve baflar l tedavi için klinik, radyolojik ve mikrobiyolojik bulgular n birlikte de erlendirilmesi önemlidir. [EP-8] Spontan Pnömotoraksla Prezente Olan ki Tüberküloz Olgusu Ümran Toru, Suat Gezer, Talha Dumlu, Kezban Özmen, Ferit Do an, Bekir Sami Karapolat, Ali Nihat Annakkaya Düzce Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD Düzce Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD G R fi: Sekonder spontan pnömotoraks n klinik manifestasyonlar akci er tüberkülozu ve nonspesifik di er akci er hastal klar olan bireylerde saptanm flt r. Pnömotoraks pulmoner tüberkülozun önemli ve tehlikeli bir komplikasyonudur. Biz de benzer klinik prezentasyonlar olan ve pulmoner tüberküloza sekonder geliflen spontan pnömotoraks saptad m z iki olguyu, bu nedenle sunmay uygun bulduk. OLGU: Olgu : 6 yafl nda bayan hasta ani bafllayan nefes darl flikayetiyle acil servisimize baflvurdu. Hastan n çekilen akci er grafisin- 4
42 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab de; sa akci erde total pnömotoraks saptanmas üzerine spontan pnömotoraks tan s yla tüp torakostomi uyguland. Takiplerinde postoperatif. gün plevral mayi drenaj izlenmesi üzerine biyokimyasal ve mikrobiyolojik analizler yap ld. Ampiyem niteli indeki s v da ARB (+++) ve balgam ARB (++) saptand. Plevral s v ve balgam mikobakteri kültürlerinde mycobacterium tuberculosis üredi. Hastaya tüberküloz plörezi ve akci er tüberkülozu tan lar yla 4 lü antitüberküloz tedavi baflland. Takibinde akci eri ekspanse olan ve plevral mayi drenaj kesilen hastan n 4 günde dreni al nd ve antitüberküloz tedavisine ayaktan devam edilmek üzere taburcu edildi. Olgu : 48 yafl nda erkek hasta ani bafllayan nefes darl, öksürük flikayetiyle acil servisimize baflvurdu. Hastan n çekilen akci er grafisinde; sol akci erde pnömotoraks saptanmas üzerine tüp torakostomi uyguland. fllem sonras çekilen kontrol grafi de; sol akci erin ekspanse oldu u görüldü. Fakat sol parakardiyak alanda nonhomojen opasite izlenmesi nedeniyle tüberküloz düflünülerek gönderilen balgam ARB nin (++) saptanmas üzerine 4 lü antitüberküloz tedavi baflland. Klini i düzelen hastan n poliklinik takiplerinde radyolojik olarak gerileme izlendi. Takibinde dreni al nan hasta antitüberküloz tedavisine ayaktan devam edilmek üzere postoperatif 8. gün taburcu edildi. SONUÇ: Pulmoner tüberküloz, bilinen akci er hastal olmayan hastalarda klinik olarak pnömotoraks fleklinde prezente oldu u zaman hayat tehdit eden ve acil müdahale gerektiren bir akci er hastal olarak göz önünde bulundurulmal d r. [EP-9] Akci er Kanseri Nedeniyle Opere Edilen 5 Hastan n Sonuçlar Ak n Eraslan Balc, Muharrem Çakmak, brahim Ethem Özsoy, Semih Koçyi it, Mehmet O uzhan Özyurtkan F rat Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahi Anabilim Dal AMAÇ: Akci er kanseri operasyonlar n n sonuçlar n de erlendirmek GEREÇ VE YÖNTEM: aras nda operasyon geçiren 5 hasta incelendi. Hastalar n 4 (%84.) ü erkek, 8 (%5.7) i kad n; yafl ortalamas 60. ±. (-8), lezyon 6 (%5) hastada sa, 5 (%49) hastada soldayd. En belirgin yak nma gö üs a r s 7 (%5.9), nefes darl 0 (%9.6), hemoptizi 4 (%7.8), öksürük 4 (%7.8), balgam (%.9), kilo kayb (%.9) ve (%.9) hastada s rt a r s yd. En belirgin PA bulgusu 6 (%5) hastada akci er kitlesi, 5 (%9.4) hastada dansite art fl, (%5.9) hastada konsolidasyon, (%5.9) hastada atelektazi, (%.9) hastada plevra efüzyonu ve (%.9) hastada hiler dolgunluktu. En belirgin bilgisayarl tomografi bulgular ise flunlard : kitle (%6.7), kitle + mediyasten lenf nodu büyümesi (%.6), harap olmufl akci er (%5.9), kavitasyon-apse (%.9), kitle + konsolidasyon (%.9), konsolidasyon + mediyasten lenf nodu büyümesi (%). ki (%.9) hastan n beyin metastaz vard. Bu hastalar beyin tümörünün rezeksiyonunun ard ndan akci er kanseri rezeksiyonu geçirdiler. Bir (%) hasta daha önce larinks ca operasyonu geçirmiflti. Hastalar n (%.5) sinde ince i ne aspirasyon biyopsisi, (%64.7) ünde fiberoptik bronkoskopi ve lavaj yap ld. Preoperatif malignite tan s 5 (%68.6) hastada konmufltu. Bunlar n (%4.) i spesifik tan ( epidermoid ca, 7 adenokanser, di er), 4 (%7.4) ü maligniteyi düflündüren pap tan s yd ; 7 (%.) hastaya ise akci er kanserini düflündüren özellikler nedeniyle operasyon yap ld. Preoperatif mediyastinoskopi 6 (%.4) hastada yap ld. Dört (%7.8) hastada mediyasten lenf nodu pozitifti; tedaviyle lenf nodu negatifleflen ü operasyon geçirdi. BULGULAR: Kitle çap ortalama 4.55 ± (.-9.5) cm ölçüldü. Hastalar n (%45.) ü lobektomi, 5 (%9.4) i pnömonektomi, 5 (%9.8) i bilobektomi, (%5.9) ü sleeve lobektomi, (%5.9) ü segmentektomi geçirdi. ki hastada perikard, hastada diyafragma, hastada kosta rezeksiyonu gerekti. Torakotomide (%.9) hasta unrezektabl bulundu. 9 (%76.5) hastada adjuvan radyo/kemoterapi yap ld. Morbidite %9.8 (ventilatör gerektiren solunum yetmezli i, atriyal fibrilasyon, ampiyem, pnömoni ); mortalite %5.8 ( hasta) oldu. Uzak metastaz, ileri evre, düflük performans olumsuz prognostik faktörlerdi (p<0.05). Geniflletilmifl rezeksiyonda sürvi daha iyiydi (p<0.05). Adjuvan tedavinin sürviye etkisi tart flmal yd. SONUÇ: Akci er kanseri ameliyatlar minimal morbidite ve mortaliteyle yap labilir. Gereksiz torakotomiyi azaltmak için hasta seçimi iyi yap lmal d r. Gerekti inde genifl rezeksiyon yapmaktan kaç nmamal d r. [EP-0] Küçük Hücreli Akci er Kanserlerinde Cerrahi Deneyimimiz- 0 Olgu Nedeniyle Suphi Ayd n, Abdullah rfan Tafltepe, Selim Erkmen Gülhan, Ülkü Yaz c, P nar Yaran, Funda Demira, Gürhan Öz, Kerem Karaaslan, Serdar Özkan, Sadi Kaya, Nurettin Karao lano lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara Akay Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara AMAÇ: Küçük hücreli akci er kanserleri (KHAK), tüm akci er kanserlerinin yaklafl k %5-0 sini oluflturmaktad r. Erken sistemik yay l m gösteren bu tümörlerde s kl kla h zl progresyon vard r ve genellikle tan an nda bölgesel lenf nodlar na yay l m ve uzak metastaz gösterirler. Kemoterapiye (KT) iyi cevap veren bu tümörlerin tedavisi medikaldir. Cerrahi tedavi endikasyonlar oldukça s n rl olup uygun hasta seçimi son derece önemlidir. Çal flmam zda küçük hücreli akci er kanseri olgular m z n cerrahi tedavi sonuçlar n sizlerle paylaflmay amaçlad k. YÖNTEM: Klini imizde y llar aras nda 0 KHAK olgusu opere edildi. Olgular n 6 i erkek, 4 ü kad n olup, biri hariç olgular n tamam nda sigara içme hikayesi mevcuttu. Olgular n tümü klinik ve radyolojik olarak malignite flüpheli lezyon olup, di er yöntemler ile tan konulamayarak eksploratris torakotomiye karar verilen hastalard r. Preopeartif de erlendirmede tüm olgular m z rutin laboratuvar tesleri, solunum fonksiyon testleri, bilgisayarl toraks tomografisi, bat n ultrasonografisi, kraniyal tomografi ile de erlendirildi. Son 5 y l içinde opere edilen olgular m zda pozitron emisyon tomografisi de de erlendirme için kullan ld. BULGULAR: ntraoperatif olarak frozen incelemesi ile malignite tan s alan ve rezektif cerrahi yap lan olgular m zda sa, 9 sol lokalizasyon mevcuttu. 0 olguya üst lobektomi, olguya alt lobektomi, olguya bilobektomi inferior, 6 olguya pnömonektomi ve hepsine radikal lenfnodu diseksiyonu yap ld. Postoperatif histopatolojik inceleme sonucuna göre olgular m z n tamam KHAK tan s ald. olgu Evre IA, olgu Evre IB, olgu Evre IIA, 4 olgu EvreIIB, 7 olgu Evre IIIA, 4 olgu Evre IIIB olarak s n fland r ld. olgu KT, 5 olgu KT ve radyoterapi (RT), olgu ek tedavi yaklafl m n kabul etmedi, olgu erken postoperatif dönemde kaybedildi. Uzun dönem takiplerinde olgu evre IB de, olgu Evre IIB de, olgu Evre IIB de, olgu Evre IIIA da, exitus oldu. Di er olgumuz 9- ay aras nda takibimizde ve sa l kl d r. SONUÇ: Küçük hücreli akci er kanserinde KT ve RT her evrede tedavinin en önemli parças d r. S n rl evre olgularda tedaviye RT eklenmesi sa kal m artt rmaktad r. KHAK olgular, uygulanan kombine tedavi yöntemlerine ra men ço unlukla ilk y l içinde kaybedilmektedir. Torakotomi aflamas nda tan konulan KHAK de ise komplet bir rezeksiyon ve mediastinal lenf nodu diseksiyonu yap labilir ancak adjuvan kemoterapi mutlaka verilmelidir. Dikkatli seçilmifl, erken evre hastalarda cerrahi ve di er tedavi flekillerinin birlikte tercih edilmesinin sa kal m oranlar n artt rabilece i söylenilebilir. 4
43 Elektronik Posterler [EP-] T4 Küçük Hücreli D fl Akci er Kanserinde (KHDAK) Cerrahi Tedavi Uygulanan Olgularda Sa kal m ve Prognostik Faktörler: Olgunun Analizi Adnan Sayar, Necati Ç tak, Muzaffer Metin, Atilla Pekçolaklar, Aziz Kök, Hüseyin Melek, Akif Turna, Atilla Gürses Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi. Cerrahi Klini i, stanbul G R fi: Cerrahi olarak tedavi edilebilen T4 küçük hücreli d fl akci- er karsinomu (KHDAK) trakea ve karina tutulumu, büyük damar (vena kava süperior, aort) ve intraperikardial vaskuler yap lara invazyon gibi çok say da alt grup içermektedir. YÖNTEM: Retrospektif olarak 00 ile 009 y llar aras nda uygulanan T4 KHDAK tan l olgu operatif mortalite, morbidite ve uzun dönem sonuçlar olarak incelendi. Olgular n 0 si erkek i kad n olmak üzere yafl ortalamas 55, idi. 8 olgu sol, olgu sa KHDAK tan l yd. Her olguya mediastinoskopi uygulanm flt. Olgular; atrium rezeksiyonu uygulanan olgu, karina tutulumu nedeniyle karina rezeksiyonu uygulanan 6 olgu ( si ikinci primer akci er karsinomu nedeniyle tamamlay c sleeve sa pnömonektomi), büyük damar rezeksiyonu (vena kava süperior, aort) uygulanan 4 olgu olmak üzere üç alt gruba ayr ld. BULGULAR: Cerrahi mortalite ve morbidite s rayla %9,5 ve,% idi. Komplet rezeksiyon (R0) olan olgu say s 7 (80,9%) idi. Patolojik N durumu aç s ndan 8 olgu (85,7%) pn0/, olgu (4,%) pn olarak bulundu. Genel sa kal m oran y ll k %46, 5 y ll k %4 idi (median sa kal m:40 ay). Vaskuler ve atrium rezeksiyonu uygulananlarda y ll k sa kal m % olarak bulundu(median sa kal m:4 ay). Karinal rezeksiyonlar için median sa kal m 66 ay idi. Nodal durum (N0/-N) ve komplet rezeksiyonun (R0-R) sa kal ma olan etkisine bak ld nda; pn0/ olan olgular n 5 y ll k sa kal m %9, pn olan olgular n y ll k sa kal m ise %0 (p:0,0 p<0,05), R0 olan olgular n 5 y ll k sa kal m oran %5, R olan olgular n median sa kal m 5 ay (p:0,4 p>0,05) olarak hesapland. SONUÇ: Mediastinal lenf nodu metastaz olmayan ve komplet rezeke edilebilecek T4 KHDAK tan l olgularda cerrahi tedavi, kabul edilebilir mortalite ve iyi 5 y ll k sa kal m sonuçlar yla uygulanabilir. [EP-] Rezeke Edilen Küçük Hücre D fl Akci er Kanserinde Solunum Fonksiyonlar n n Prognostik Önemi Akif Turna, Alper Çelikten, Neriman Y lmaz, Ayla Atafl, Saadettin Ç kr kç o lu, Veysel Y lmaz, Filiz Koflar, Muzaffer Metin, Atilla Gürses Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi,. Cerrahi Klini i Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Bölümü, stanbul G R fi VE AMAÇ: Akci er kanserli hastalar n ço unda ayn zamanda KOAH ve/veya amfizem bulunur. Bu patoloji hastalar n opere edilebilmesi aç s ndan göz önünde bulundurulmal d r ve kabul edilen baz s n rlar tan mlanm flt r. Ancak, opere olmufl hastalarda, tüm postoperatif bak m ve tedaviye ra men prognostik bir önemi olup olmad konusunda net bir bilgi bulunmamaktad r. Hastalar ve Metodlar: Klini imizde Ocak 995 ila Aral k 008 aras nda opere edilmifl ve 75 s erkek, 40 kad n 775 küçük hücre d fl akci er kanseri olgusu irdelendi.olgular n ameliyat sonras elde edilen piyese göre bulunan evreleme parametreleri kaydedildi. Tüm hastalar ortalama 5 ay (-75 ay)takip edildi.hastalar, solunum fonksiyon testinde elde edilen mutlak FEV, FVC, FEV/FVC oranlar na göre irdelendi. KOAH tan - m nda GOLD kriterleri kullan ld Sa kal m, Kaplan-Meier metodu kullan larak hesapland. Gruplararas karfl laflt rma için Log-rank testi ve Cox testi (çok de iflkenli irdeleme) kullan ld. BULGULAR: Tüm hastalarda 5-y ll k sa kal m oran %55.5, ortanca sa kal m 88±7 ay (%95 Güvenilirlik aral :85- ay) olarak bulundu. Beklenen FEV de eri %70 üzerinde olan olgularda ortalama sa kal m ± 9 ay iken (%95 güvenilirlik aral : 9-9 ay), beklenen FEV de eri %70 alt nda olan hastalarda ise 46 ± ay (%95 Güvenilirlik aral :40-5 ay) olarak saptand. Aradaki fark istatistiksel olarak anlaml bulundu (p=0.0). Sadece beklenen ve mutlak FVC de erlerinin sa kal m belirleyici bir özelli i olmad hesapland (p=0.9). GOLD kriterlerine göre evre olan hastalar ile evre olan hastalar aras nda da sa kal m aç s ndan istatistiksel aç dan anlaml bir fark saptand (p=0.0). Bu fark, T ve N faktörünün de kat ld çok de iflkenli analizde de izlendi (p=0.0). SONUÇ: KOAH l hastalar n postoperatif takiplerinde solunum fonksiyon testleri ve KOAH evresi, sa kal m belirleyici gibi gözükmektedir. Bu etkinin nedenini ayd nlatmak için ileri çal flmalara gerek duyulmakla birlikte, sigara kullan m yo unlu u ve solunum yetmezli i düzeyinin hastalar n sa kal m n etkiliyor oldu u düflünülebilir. [EP-] Gö üs Cerrahisi Klini i nde Malignite Tan s yla Cerrahi Giriflim Uygulunan Hastalarda Yaflam Kalitesi, Anksiyete ve Depresyon De erlendirmesi Ahmet Demirkaya, Ifl l Kaymak, Serkan Özkul, Fatma fiimflek, Dilek Sultan Akal, Ayflegül Kütülçü, Sevim Özden Pürisa, brahim Balc o lu, Kamil Kaynak Ü Cerrahpafla T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD Ü Cerrahpafla T p Fakültesi Psikiyatri AD Ü Cerrahpafla T p Fakültesi Biyoistatistik AD G R fi: Kanser tan s n n konmas ve tedaviye bafllanmas ; birey ve ailenin fiziksel, emosyonel, sosyal ve ekonomik dengelerini bozmakta, yaflamdan doyum almalar n engellemekte ve yaflam kalitesini azaltmaktad r. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak Haziran 009 tarihleri aras nda yatarak tedavi gören malignite tan s olan ve cerrahi giriflim yap - lan 5 gönüllü hasta çal flmaya al nd. Bu hastalar n 48 i (%9) akci er ca, si (%4) ön mediasten kitle, si (%4) akci er metastaz idi. 5 lobektomi, mediastinoskopi, 7 akci ere wedge rezeksiyon, pnömonektomi, VATS, ön mediasten kitle rezeksiyonu, hastada da metastazektomi operasyonu yap ld. Malignite tan s olan bu hastalar n yaflam kaliteleri, anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenmesi amaçland. Hastalar n yaflam kalitesini de erlendirmek için SF-6 Yaflam Kalitesi Ölçe i kullan ld. Anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenmesinde ise Beck Depresyon Skalas ve Beck Anksiyete Ölçe i kullan ld. Hastalar preoperatfif de erlendirmeye al nd. Elde edilen veriler, SPSS 0.0 istatistik paket program ile uygun istatistiksel yöntemlerle de erlendirildi. De erlendirmelerde anlaml l k düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. BULGULAR: Araflt rmaya kat lanlar n yafl ortalamalar 55 (0-80) y l olup 5 i (%8) kad n, 7 si (%7) erkek idi. 4 kifli (%8,7) evli iken, 9 kifli (%7,) evli de ildi. 8 kifli (%5,8) çal flan, 4 kifli (%46,) çal flmayan (emekli, iflsiz, ev han m ) idi.hastalarda hastal a ba l olarak görülen semptomlar en fazla öksürük (%44) ve a r (%8) olarak saptand. TARTIfiMA: Hastal n sadece fiziksel ve bedensel bir olay olmad, psikososyal faktörlerin de rolünün oldu unun anlafl lmas ile birlikte hastalarda yaflam kalitesinin de erlendirilmesi gündeme gelmifltir. Çal flmam zda, SF-6 yaflam kalitesi ölçe inin de erlendirilmesi sonucunda hastalar n sosyal fonksiyonlar n n önemli derecede düfltü ü ve yaflam kalitesinin bozuldu u belirlenmifltir. Malign hastal n evli olmayan hastalar n sosyal fonksiyonlar n anlaml derecede olumsuz etkiledi i (p=0,007) ve anksiyeteye neden oldu u görüldü. Nefes darl olan hastalarda ise mental sa l k komponentin (canl l k ve enerji ) etkilendi i tespit edildi(p:0,0). Hemoptizi flikayeti olan hastalarda sosyal fonksiyonlar n ve emosyonel rolün olumsuz etkilendi i saptand (p:0,0). Hastal hakk nda bilgisi 4
44 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab olan hastalar n sosyal fonksiyonlar n n olumsuz etkilendi i saptanm flt r (p:0,05). Yap lan çal flmalarda kanser hastalar n n, özellikle hastas na bak m veren efllerin rol performans nda ve sosyal etkileflimde de iflimin en s k yaflanan sosyal gereksinimler oldu u belirtilmifltir. Kansere karfl hissedilen çaresizlik duygusu ve yaflanan kontrol kayb sonucunda hastalar n benlik sayg s düflebilmekte ve depresyonun ortaya ç kmas kolaylaflabilmektedir. [EP-4] Soiter Pulmoner Nodüle Cerrahi Yaklafl m Alper F nd kc o lu, Dalokay K l ç, Ahmet Hatipo lu Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Ankara G R fi: Soliter pulmoner nodüller akci erin s k rastlanabilen patolojilerinden biridir. Erken evre akci er kanserlerinden, konjenital lezyonlara uzanan genifl bir tan yelpazesi içinde incelenirler. Takip ve tedavisi ise hastan n durumuna, kliniklerin yaklafl m na ba l olarak de ifliklik gösterebilmektedir. GEREÇ VE YÖNTEM: Mart 00- Mart 009 tarihleri aras nda klini imizde soliter pulmoner nodül (spn) tan s ile cerrahi tedavi gören olgumuzu inceledik. Pre-operatif tan s olmayan, asemptomatik, 5mm ile cm aras nda büyüklü ü olan tek akci er kitleleri spn olarak kabul edildi. Olgular n ü kad n 9 u erkekdi. Yafl ortalamas 4,8 olarak bulundu. olguya 4 operasyon yap ld. Olgular n 7 si Video torakoskopik, 7 si ise torakotomi ile opere edildi. BULGULAR: SPN nedeni ile opere edilen olgunun 0 u iyi huylu (%45), si kötü huylu (%55) lezyonlar olarak saptand. Kötü huylu olgular n 9 u metastaz (%4,5), ü primer akci er kanseri (%,5) idi. Selim lezyonlar n ü hamartom, ü BOOP, si kist hidatik, si tüberkülom olarak bulundu. Mortalite gözlenmedi. Üç olguda komplikasyon geliflti (%,5). En s k karfl lafl lan komplikasyon uzam fl hava kaça idi. VATS ile akci er kanseri tan s alan olguya torakotomi ile akci er rezeksiyonu yap ld. VATS yap lan hastalarda hastanede yat fl, a r, kozmetik sorunlar torakotomili olgulara göre oldukça düflüktü. SONUÇ: SPN de cerrahi yaklafl m tan sal de eri yüksek mortalite ve morbiditesi oldukça düflük bir yöntemdir. Uygun hastalarda VATS ile, cerrahiye ba l görülen a r, hastanede kal fl, kozmetik sorunlar da en alt düzeye indirilmifltir. [EP-5] Cerrahi Rezeksiyon Yap lan Senkron Soliter Beyin ve Sürrenal Metastazl KHDAK l Bir Olgu Tamer Alt nok, Mustafa Gültekin, Celalettin Vatansev, Mustafa Cihat Avunduk Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Konya Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Genel Cerrahi AD, Konya Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Patoloji AD, Konya Evre IV Küçük hücreli d fl akci er kanserli (KHDAK) hastalar n ço- unda en s k beyin, kemik, karaci er ve böbreküstü bezlerinde olmak üzere yayg n metastaz vard r. Bu metastazlar genellikle metakron, daha az s kl kla da senkron olarak ortaya ç kmaktad r. Genel olarak cerrahiye uygun olmayan bu grup hastalar n küçük bir k sm nda soliter beyin ve/veya sürrenal metastaz görülmektedir. Senkron veya metakron soliter beyin metastazl ve sürrenal metastazl iyi seçilmifl olgularda cerrahi rezeksiyon sonras 5 y ll k yaflam s ras yla %6- ve %.6-.5 olarak bildirilmektedir. Literatürde senkron soliter beyin ve sürrenal metastazl KHDAK bulunamamas nedeniyle olgumuz sunulmufltur. Elli iki yafl nda erkek hasta, konuflma bozuklu u flikayeti ile baflvurdu u beyin cerrahisi klini inde yap lan tetkiklerde akci erinde kitle tespit edilmifl. Kranial BT de sol pariyetal bölgede kortikal alanda yaklafl k cm ebad nda periferik kontrast tutan nodüler lezyon tesbit edildi. BT eflli inde yap lan transtorakal biyopsi sonucu KHDAK olarak bildirildi. PET-BT de sol temporoparietal bölgede 0x65x8 mm boyutlar nda, FDG tutulumunda belirgin azalma olan, düzensiz s n rl hipodens kitle lezyonu, sa akci er üst lob anterior segmentte 5xx46 mm boyutlar nda, spiküler uzan mlar olan FDG tutulumu artm fl (SUVmax:4,5) kitle lezyonu, sa sürrenal bezde 0x8 mm boyutlar nda, FDG tutulumu artm fl (SUVmax:,9) kitle lezyonu izlendi. Primerin akci er ve rezektabl oldu u düflünülerek soliter beyin metastaz total eksize edildi. Patoloji sonucu karsinom metastaz olarak raporland. 0 kür kranial RT sonras ayn seansta laparoskopik sa sürrenalektomi ve sa torakotomi ile üst lobektomi uyguland. Patoloji sonucu akci er ve sürrenaldeki her iki kitle de undiferansiye large cell Ca (TN0M) olarak gelmesi üzerine postop KT ve RT karar verildi. Postop. ay nda nüks görülmedi ve sorunsuz takip edilmektedir. Senkron soliter beyin ve sürrenal metastaz olan operabl KHDAK l hastalarda cerrahi rezeksiyonun sa kal ma katk s hakk nda yeterli kan t olmamas na karfl n ayr ayr soliter metastazlarda oldu u gibi sa kal ma olumlu yönde etkili olaca düflüncesindeyiz. [EP-6] Ön Mediastende Kitle Öntan s le Opere Edilen Akci er Kanseri Hakan K ral, Mustafa Küpeli, Turan Ceylan, rfan Yalç nkaya Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul AMAÇ: Ön mediastende rastlan lan patolojilerin ayr c tan s nda akci er kanseri hemen hemen hiç akla gelmez. Ön mediastende kitle nedeniyle opere edilen ve akci er kanseri tan s alan ilginç bir vakay sunmak istedik. OLGU: 65 yafl nda erkek hasta. Üç ayd r nefes darl ve gö üs a r s flikayeti ile hastaneye baflvuran hastada çekilen bilgisayarl toraks tomografisi ve magnetik rezonans incelemede anterior mediastende 5.5 cm. ebad nda heterojen, irregüler kontürlü, ana pulmoner arter ve arkus aorta ile yak n komfluluk gösteren, ancak aradaki plan koruyan, yumuflak doku kitlesi saptanm fl. Miyastenia gravis mevcut de ildi. BULGULAR: Hasta timoma öntan s ile opere edildi. Mediasten stenotomi ile yaklafl ld. Kitleden frozen çal fl ld. Malign olarak raporland. Kitle ön medistende, sert, etraf adipöz doku ile kapl olup perikarda, aort arkusunun adventisyas na ve sol akci er üst lob anterior segmente invaze idi. Akci er k sm na wedge rezeksiyon uyguland. Perikard n invaze k sm genifl bir flekilde ç kar l p tümör ç kan aortun adventisyas ndan diseke edildi. Sol innominate vene, ana pulmoner artere ve sol superior pulmoner vene olan ileri derecede yap - fl kl klar giderildi. Kitle total olarak eksize edildi. mmünhistokimyasal inceleme sonucu küçük hücreli d fl karsinom olarak rapor edildi. Postoperatif dönemde sorunu olmad. SONUÇ: Ön mediastinal kitlelerin ay r c tan s nda çok çok nadir olsa da periferik akci er kanseri olabilece i de düflünülmelidir. 44
45 Elektronik Posterler [EP-7] Mediastinal Kitle Veya Lenf Nodu Olan Hastalarda Cerrrahi Yaklafl m Ersin Arslan, Maruf fianl, Ahmet Ferudun Ifl k, Erkan Akar, Fatih Metero lu, Miray Y lmaz, Bülent Tunçözgür, Levent Elbeyli Gaziantep Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahi AD, Gaziantep AMAÇ: Mediastinal kitle veya lenf nodu nedeniyle takip edilen hastalarda seçilen cerrahi giriflim yöntemleri ve al nan tan lar GEREÇ VE YÖNTEM: y llar aras nda GAZÜ T p Fakültesi Gö üs Cerrahi Klini inde tan ve/veya tedavi amaçl cerrahi giriflim uygulanan mediastinal kitle ve/veya lenf nodu olan 48 olgu retrospektif olarak incelendi. BULGULAR: Yafl ortalamas 44,5 olan 48 hastan n si erkek,6 s kad nd. 5 (%46) hastada gö üs a r s, 85(%4) hastada öksürük flikayeti vard. 6 (%6) hasta ise asemptomatikti. Olgular n 5 tanesinde (%) VCSS bulgular mevcuttu. Takip edilen hastalar n 9 inde mediastinal lenfadenopati tan s araflt r ld. Mediastinal kitleler içersinde radyolojik olarak 76 hastada (%55) ön mediastinal yerleflimli lezyonlar görüldü.ard ndan orta ve arka mediastinal lezyonlar izlendi. Primer mediastinal kitlelerin 06 s benign, 0 si ise malign olarak tespit edildi. Ön mediastende timik hiperplazi, orta mediastende benign kistik lezyonlar arka mediastende ise benign kistik lezyonlar ve nörojenik tümörler en s k olarak görülen hastal k grubuydu. Hastalara cerrahi giriflim yolu olarak en s k mediastinoskopi (78 olgu), ard ndan mediansternotomi (5 olgu) uyguland. Ayr ca mediastinal kitle veya lenfadenopatisi olan ve skalen lenf nodu bulunan hastaya eksizyonel biyopsi uyguland. Mediastinal lenfadenopati tan s araflt r lan 9 hastan n 59 nde (%64) kronik granülomatöz lenfadenit tan s konuldu. Primer mediastinal tümörü buluna 6 hastan n 6 s na rezeksiyon uyguland. SONUÇ: Primer mediasinal kitlelerde cerrahi seçene i halen tedavinin temelini oluflturmaktad r. Tablo. Seçilen cerrahi giriflim yollar Mediastinoskopi 78 (%) mediansternotomi 5 (%0) Mediastinotomi 7 Sa torakotomi 7 Sol torakotomi 9 VATS 0 Kolye kesisi 4 Skalen Lenf nodu biyopsisi s k gözlendi. i malign schwannoma 4 ü nörofibroma olmak üzere toplam 6 hastada von Recklinghausen hastal tespit edildi. Çocuk yafl grubunda tümörlerin % 65 i, eriflkin yafl grununda ise tümörlerin %.5 i semptomatik idi. 4 hastada dumbbell tümör saptand ve multidisipliner yaklafl mla tedavi edildi. Postoperatif 4 hastaya Adjuvan kemoterapi ve/veya radyoterapi verildi. Nörojenik tümörler çoçukluk dönemi d fl nda ço unlukla asemptomatik olan toraks n nadir görülen tümörleridir. Histolojik tip ve malignite oran aç s ndan en önemli belirleyici parametre yafl olarak görülmektedir. Komplet rezeksiyon uygulan benign tümörlerde tam flifa, malign olgularda ise uzun süreli sa kal m sa lanabilmektedir. [EP-9] Is There Any Difference for Five Year Survival Rate of Two Chemotherapy Regimens in Patients with Non-small Cell Lung Cancer? Serhat F nd k, fievket Özkaya, Atilla Güven At c, Levent Erkan Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Samsun Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi Hastanesi AMAÇ: Evre IIIB-IV küçük hücreli akci er kanserli hastalar m z n tedavisinde cisplatin ve vinorelbin ile cisplatin ve gemcitabine kombinasyon kemoterapi rejimlerinin uzun sureli (5 y ll k sa kal m) sa ka m etkilerinin karfl laflt rmak. GEREÇ VE YÖNTEM: Daha önce kemoterapi almam fl 4 Evre IIIB ve IV küçük hücreli d fl akci er kanserli hastalar çal flmaya al nd. Hastalar m za vinoelbine 0 mg/m (. ve 8. günler) ile cisplatin 80 mg/m (. gün) günde bir (CV) ve gemcitabine 50 mg/m (. ve 8. günler) ile cisplatin 80 mg/m (. gün) günde bir(cg) olmak üzere combine edilerek uyguland. Hastalar m z 5 y l boyunca takip edildi. BULGULAR: Yan t oranlar yönünden VC (%.) ile GC (%4.) aras nda istatistiksel fark yoktu. Ortalama sa kal m CG grubunda anlaml olarak yüksekti. (CG 5. ay, CV 0.9 ay). y ll k sa kal mda anlaml farkl l k olmamakla birlikte (CV %45 ve CG %46.8), 5 y ll k sa kal m CG grubunda anlaml derecede yüksekti (CG %9.0, CV %0). % y ll k. survival rates significant higher for the GC than VC groups (9.0% and 0%, respectively). 5 y l n sonunda CG grubunda 6 hasta yaflamakta idi. CV grubundaki hastalardan 5 y l sa kal m elde eden olmad. Sonuç olarak, VC ve GC kemoterapi rejimleri Evre IIIB ve IV hastalarda benzer yan t oranlar na ve y ll k sa kal ma sahip olmalar - na karfl n, ortalama yaflam süresi ve 5 y ll k sa kal m aç s ndan CG kemoterapi rejimi CV rejimimine gore daha üstün bulunmufltur. [EP-8] ntratorasik Nörojenik Tümörlerde Cerrahi: 0 Y ll k Deneyimlerimiz Ertan Ayd n, Asuman Ak n, Ülkü Eren Yaz c, Mahmut Gülgösteren, Göktan Temiz, Ömer Cenap Gülyüz, Nurettin Karao lano lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahi Klini i Nörojenik tümörler ganglion, paraganglionik ve parasempatik sistemdeki embriyonal nöral krest hücrelerinden köken alan nispeten nadir görülen tümörlerdir. En s k posterior mediastende yerleflirler. Tüm primer mediastinal tümörlerin %0-4 ve posterior mediastinal tümörlerin %75 ini nörojenik tümörler oluflturur. Ço unlukla benign karakterde olup malignite insidans %-9 aras ndad r tarihleri aras nda Gö üs Cerrahi Kliniklerimizde opere edilen 00 olgu patolojik tan, preoperatif haz rl k, operasyon tipleri, adjuvan tedaviler ve sonuçlar na göre retrospektif olarak incelendi. Hastalar n 0 si çocukluk yafl grubunda 80 i ise eriflkin idi. Çocukluk ça nda sempatik ganglion tümörleri, eriflkin yafl grubunda ise sinir k l f tümörleri daha [EP-40] Sitopkrom P450A (CYPA) Polimorfizmiyle Akci er Kanserine Yakalanma Riski Aras ndaki liflki Etem Akbafl, Fatma Söylemez, Ertu rul Seyrek, Hicran Mutluhan Mersin Üniversitesi T p Fakültesi T bbi Biyoloji ve Genetik AD, Mersin Mersin Üniversitesi T p Fakültesi Dahili T p Bilimleri, Onkoloji BD, Mersin Akci er kanseri, kanser türleri içinde en yayg n görülen ve mortalitesi en yüksek olan kanser türüdür. Akci er kanserinin etiyolojisinde en önemli faktör sigara kullan m olmakla beraber, di er çevresel kirleticiler ve genetik yatk nl n da önemli yeri vard r. Genetik etmenler içinde; Sigara duman nda bulunan ve prokarsinojenik olan polisiklik hidrokarbonlar n (PAH) ksenobiyotik metabolizmas yla at l m nda rol oynayan enzimlerle ilgili gen polimorfizmleri önemli yer tutmaktad r. Ksenobiyotik metabolizmas n n birinci evre reaksiyonlar Sitokrom P450 enzim grubu taraf ndan gerçeklefltirilmektedir. Çal flmam zda; Türk populasyonunun Mersin örneklemindeki bireylerde CYPA geninin T65C polimorfizmi ile akci er kan- 45
46 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab seri aras ndaki iliflkinin ortaya konmas amaçlanm flt r. Araflt rma populasyonumuz; 50 kifli kontrol grubu ve 50 kifli akci er kanserli olmak üzere toplam 00 kifliden oluflmufltur. CYPA gen polimorfizminin akci er kanseri ile iliflkisini belirlemek üzere bireylerden al nan kanlardan DNA izolasyonu yap lm fl ve genotipler PCR ve RFLP yöntemleri kullan larak belirlenmifltir. Bulgular üzerinde yap lan de erlendirmelerde; CYPA polimorfizmine ait varyant genotiplerin akci er kanseri riskini art rd belirlenmifltir. [EP-4] Tumoral Tissue Specific Promoter Hypermethylation of Distinct Tumor Suppressor Genes in a Case with Non-small Cell Lung Carcinoma: A Case Report Sulhattin Arslan, Ömer Tamer Do an, Binnur Köksal, Malik Ejder Y ld r m, Cesur Gümüfl, fiahande Elegöz 4, brahim Akkurt, Öztürk Özdemir Cumhuriyet Ünvivercity, Faculty of Medicine, Department of Chest Diseases, Sivas Cumhuriyet Ünvivercity, Faculty of Medicine, Department of Medical Genetics, Sivas Cumhuriyet Ünvivercity, Faculty of Medicine, Department of Radiology, Sivas 4 Cumhuriyet Ünvivercity, Faculty of Medicine, Department of Pathology, Sivas OBJECTIVE: Non-small cell lung carcinoma is an aggressive phenomenon and the epigenetical alterations of some tumor supressor genes have been reported for the different tumor types. Case Presentation: It is presented a case report concerning a 4 years old male with NSCLC on the lower segment of the right lung. The patient underwent a diagnostic excisional thin-nidlee biopsy and after the histological confirmation. We examined the promoter methylation status of some distinct tumor supressor genes in tumoral and blood tissues of a case after sodium bisulfite conversion and DNA amplification with methylation specific multiplex PCR technique. Both tissues were also searched for G to A transitions in codons and of the K-ras proto-oncogene. RESULTS: Tumor specimen was showed fully methyl pattern profiles for the SFRP, p6, DAPK and partially hypermethylated profile for the p5 and MGMT genes in a case with non-small lung carcinoma. Blood speicemen showed normal hypomethylated profiles for all studied TS genes. The K-ras proto-oncogene was in normal structure both in blood and tumoral spiecemens that examined. CONCLUSION: Results indicate that genes exhibit tumor suppressor activities in blood, but exhibit epigenetic inactivation in carcinoma cell. These findings strongly support the hypothesis that epigenetic mechanisms may play an important role in the non-small cell lung carcinogenesis in human. [EP-4] Akci er Kanserinde Alternatif Tedavi Kullan m na Sosyo-demografik ve Tümöre Ba l Faktörlerin Etkisi Ahmet Emin Erbaycu, Mehmet Gülpek, Fevziye Tuksavul, Özgür Uslu, Salih Zeki Güçlü zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i G R fi: Birçok kanser hastas çeflitli nedenler ile alternatif tedavilere baflvurmaktad r. Bu çal flmada, akci er kanserli hastalar n kemoterapi s ras nda alternatif tedavi kullan mlar ve bu davran fl etkileyen unsurlar araflt r lm fl, düzenli alternatif tedavi kullan m n n kemoterapi yan t na etkisi incelenmifltir. GEREÇ VE YÖNTEM: 008 y l içinde histopatolojik olarak akci er kanseri teflhisi konulan hastalardan kemoterapi tedavisini tamamlayanlar çal flmaya al nd. Tüm hastalar ile kemoterapi kürlerinin tamamlanmas sonras nda görüflüldü. Hastalar n yafl, cinsiyeti, yaflan lan yer, e itim durumu, tümör histolojisi, evresi, kemoterapiye yan t, alternatif tedavi tavsiyeleri kay t edildi. BULGULAR: Çal flmaya yafl ortalamas 58,8 y l olan, 9 erkek 0 kad n, toplam 0 hasta al nd. Hastalar n 58 (%78,6) s na en az bir alternatif tedavi önerilmifl ve 55 (%7,4) ü kemoterapi s ras nda düzenli olarak alternatif tedavi kullanm fl idi. Alternatif tedavi kullanan ve kullanmayan hastalar n kemoterapiye yan tlar farkl l k göstermedi (p=0,46). Alternatif tedavi kullanan kullanmayan hasta gruplar aras nda yafl, cinsiyet, yaflad yer, e itim durumu, tümör histolojisi ve evre için anlaml fark saptanmad (p=0,409, p=,000, p=0,4, 0,50, p=,000, p=0,46). SONUÇ: Kemoterapi uygulanan akci er kanserli hastalarda ek olarak alternatif tedavi kullan m yayg nd r. Alternatif tedavi önerileri ço unlukla hastan n çevresindeki kiflilerden gelmektedir. Hastan n sosyo-demografik ve tümöre ba l özellikleri ile alternatif tedavi kullan m s kl aras nda iliflki bulunmamakta ve düzenli alternatif tedavi kullan m kemoterapi yan t n etkilememektedir. [EP-4] On Y ll k Bir Dönemde Akci er Kanserinin Klinik ve Epidemiyolojik Özelliklerinde zlenen De ifliklikler Erdo an Kunter, Dilaver Tafl, O uzhan Okutan, Gülhan Ayhan, Hatice Kaya, Turgut Ifl tmangil, Zafer Kartalo lu GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Servisi, stanbul Bu çal flma kurumumuzda son iki y lda ( ) akci er kanseri tan s yla izlenen 4 hastaya ait (69 erkek, 55 kad n) epidemiyolojik ve klinik verilerle daha önceki y llara (99-997) ait 9 hastaya ait verileri retrospektif olarak karfl laflt rmak amac yla yap lm flt r. Bu çal flmada yer alan hastalar n yafl ortalamas 66. ±.5 olup daha önceki çal flmam zdakine (64 ±.) benzer bulunmufltur. Olgular n hüce tiplerine göre da l m ; yass hücreli kanser %6 (8), adenokarsinoma % (50), küçük hücreli kanser %7 (9), kombine hücre tipi %4 (), çeflitli nispeten nadir hücre tipleri %6 (), hücre tipi tan mlanmam fl %4 (9), olarak saptanm flt r. Erkeklerde en s k rastlanan hücre tipi yass hücreli kanser, kad nlarda ise adenokanser olarak bulunmufltur. On y l önceki verilerle karfl laflt - r ld nda hücre tipi oranlar nda önemli de ifliklik saptanmam flt r. Hastalar n 87 si (%8.48) sigara içicisi olup kad n hastalarda sigara içme oran (%7) 0 y l önceki oranlara yak n bulunmufltur (%8). Ancak, kad n hastalar n mevcut oran (%4.55) 0 y l öncesinden yüksek (%) bulunmufltur. Daha önceki çal flmada tan s ras nda rezektabl olmayan hastalar n oran %8.74 olarak bildirilirken son y lda bu oran azalarak %64.74 olmufltur. Bu bulgular kad n hastalarda primer akci er kanseri oranlar n n artmaya devam etti ini ve sigara kullan m ndaki artman n d fl nda baflka tan mlanmam fl faktörlerin bu art flta rolü olabilece ini düflündürmektedir. Erken evre rezektabl kanser olgu oranlar ndaki art fl n oto-floresans bronkoskopi, endobronfliyal bronkoskopik ultrasonografi ve pozitron emisyon tomografi gibi yeni teknolojilerin kullan lmas yla ilgili olabilece ini düflünmekteyiz. 46
47 Elektronik Posterler [EP-44] Akci er Kanseri Histolojik Tipinin Mevcut Komorbiditelerle liflkisi Erdo an Kunter, Gülhan Ayhan, Hatice Kaya, Turgut Ifl tmangil, Zafer Kartalo lu GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Servisi, stanbul Akci er kanseri yafll larda daha s k görülen ve sigara kullan m yla yak n iliflkili olan bir malignitedir. Yafll larda ve sigara içenlerde görülen komorbiditelerin akci er kanseriyle iliflkili oldu u çeflitli çal flmalarda bildirilmifltir. Ancak akci er kanserinin hücre tipleriyle komorbiditeler aras ndaki iliflki nispeten daha az araflt r lm flt r. Baz komorbiditelerle akci er kanserinin histolojik tipleri aras ndaki iliflkiyi araflt rmak amac yla retrospektif olarak kurumumuzda son y lda ( ) akci er kanseri tan s yla izlenen 4 hastaya ait (69 erkek, 55 kad n) epidemiyolojik ve klinik verileri de erlendirdik. Çal flma grubunda ortalama yafl 66. ±.5 (8-98) olarak bulundu. Olgular n hüce tiplerine göre da l m ; yass hücreli kanser %6 (8), adenokarsinoma % (50), küçük hücreli kanser %7 (9), kombine hücre tipi %4 (), çeflitli nispeten nadir hücre tipleri %6 (), hücre tipi tan mlanmam fl %4 (9), olarak saptanm flt r. Erkeklerde en s k rastlanan hücre tipi yass hücreli kanser, kad nlarda ise adenokanser olarak bulunmufltur. Hastalar n 87 si (%8.48) sigara içicisi olup kad n hastalarda sigara içme oran (%7) olarak bulunmufltur. Charlson komorbidite indeksi (CCI) yafl, hastal n evresi ve performans durumuyla anlaml flekilde korele bulunmufltur. CCI ile cinsiyet ve histopatolojik tip aras nda iliflki bulunmam flt r. Beklenece i gibi kronik obstrüktif akci er hastal (KOAH) ve kronik bronflit bu hasta grubunda en s k rastlanan komorbiditeler olarak bulunmufltur. Ancak, CCI içinde bulunan komorbiditelerin akci er kanseri hücre tipleriyle olan iliflkisi incelendi inde hiçbir komorbiditenin herhangi bir hücre tipiyle istatistiksel olarak anlaml iliflkisini gösteremedik. Sigara kullan m ile akci er kanseri aras ndaki iliflki iyi bilinmektedir. Ancak bu sonuçlar herhangi bir komorbiditenin akci er kanserinin hücre tipiyle olan iliflkisinin sadece ortak etiyolojik faktörleri tafl mas yla aç klanamayaca n (sigara, kronik bronflit, yass hücreli metaplazi ve KOAH aras ndaki iliflkide oldu u gibi) baz tan mlanmam fl patogenetik mekanizmalar n rolü olabilece ini düflündürmektedir. [EP-45] Soliter Pulmoner Nodüllerde Malign/benign Ayr m nda Dinamik BT ve PET-CT Etkinliklerinin De erlendirilmesi Berna Kömürcüo lu, Seher Susam, Kadri A. Ç rak, Hakan Koparal Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, zmir Dr.Suat Seren Gö üs Hastal klar E itim ve Araflt rma Hastanesi, Radyoloji Laboratuar Dr.Suat Seren Gö üs Hastal klar E itim ve Araflt rma Hastanesi, Nükleer T p Laboratuar AMAÇ: Benign ve malign ay r m yap lamayan indeterminate grubdaki soliter pulmoner nodüllerde gereksiz cerrahi ifllemlerin önlenmesinde noninvaziv ve kolay uygulanabilir bir yöntem olan kontrastl dinamik Bilgisayarl Tomografi (BT) ile noninvaziv bir di er görüntüleme yöntemi PET/BT nin tan de erlerini karfl laflt rmak ve Türkiye koflullar nda tan algoritmas ndaki önceli ini belirlemek amac ile yap lan bir çal flmad r. GEREÇ VE YÖNTEM: y llar nda, rastlant sal olarak -4 cm boyutlar nda, kalsifikasyon, ya yada genifl nekroz alan içermeyen solid pulmoner kitle lezyonu olan 7 olgu, sadece lezyonun bulundu u bölge planlanarak, 6 detektörlü BT cihaz ile düflük doz (0 Kilovolt, 50 mas) ve,5 mm kolimasyon ile prekontrast ve ard ndan 00mg/ml iyot konsantrasyonlu 00 ml kontrast maddenin otomatik enjektör ile intravenöz uygulamas ndan sonra... ve 4. dakikalarda postkontrast ince kesitler ile görüntülenmifl ve belli standartta dansite ölçümleri yap lm flt r. Postkontrast herhangi bir dakikada 5 HÜ üzerinde dansite art m gösteren kitle lezyonlar malign kabul edilmifltir. Ayn lezyonlar mbq 8 FDG PET/BT ile de erlendirilmifl ve SUV maksimum de erinin üstü FDG tutulumu gösteren lezyonlar malign olarak kabul edilmifltir. Olgular ard ndan transtorasik i ne biyopsisi yada cerrahi ile histopatolojik tan lar n alm fllard r. Çal flma halen sürmektedir. BULGULAR: 7 olgunun i malign olup, 0 u dinamik BT ile malign, olgu ise benign olarak de erlendirilmifltir. Malign olgular n tamam PET de malign olarak yorumlanm flt r. Dinamik BT 6 benign lezyondan sini malign olarak de erlendirmifltir. Benign lezyonlardan sadece olguda PET/BT yap lm flt r ve de erlendirme benigndir. Di- er 5 lezyonda maliyet göz önüne al narak PET/BT uygulanmam flt r. SONUÇ: Dinamik BT ile malign lezyonlar ay rt etme baflar oran literatür ile uyumludur. Ancak PET BT daha üstün görünmektedir. Dinamik BT de küçük lezyonlar, nekroz, hareket artefakt tan sal baflar y düflürmektedir. Kontrast tutulumu gösteren benign lezyonlar PET de oldu u gibi yalanc pozitif sonuçlara neden olmaktad r. Ayr ca al nan radyasyon dozu, kontrast madde nefropatisi rizki istenmeyen özelliklerdir. PET BT nin benign lezyonlardaki tan de eri hasta say m z n s n rl olmas nedeniyle de erlendirilememifltir. Ancak malignite kuflkulu olgularda tedavi planlanmas n da h zland rma yönünden PET/BT nin önceli i bulunmas gerekti ini düflünmekteyiz. [EP-46] Akci er Hidatik Kisti Taklit Eden, Atipik Yerleflimli Adenoid Kistik Karsinom Olgusu Özgür Karakurt, Kerim Tülüce, Mustafa fievki Demiröz, Muhammed Sayan, P nar Halide Ar can, Cüneyt smail Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Adenoid kistik karsinom genellikle tükrük bezlerinden köken alan, yavafl ilerleyen, düflük dereceli bir malignitedir. Daha nadir olarak trakea ve bronfllardan da köken alabilir. Adenoid kistik karsinom tüm akci er kanserlerinin %0.-%0.5 ini oluflturur. Yetmifl paket/y l sigara öyküsü olan, çiftçi, 5 yafl nda erkek hastan n s rt a r s nedeniyle baflvurdu u merkezde çekilen toraks BT de sol akci er alt lobda 5 cm çap nda düzgün s n rl kitle lezyonu izlenmesi üzerine akci- er kist hidati i?, akci er kanseri? öntan lar yla klini imize refere edildi. Hastaya bronkoskopi yap ld, EBL görülmemesi üzerine ayn seansta sol posterolateral torakotomi ile kitleden frozen çal fl ld, sonucun küçük hücreli d fl akci er kanseri gelmesi üzerine sol alt lobektomi ve mediastinal lenf nodu diseksiyonu yap ld. Patolojik inceleme sonucunda 5, cm çapl adenoid kistik karsinom ve adet reaktif lenf nodu rapor edildi. Primer adenoid kistik karsinom s kl kla tükrük bezlerinde görülürken, trakea ve bronfllardaki glandlardan köken ald ndan, bronfliyal a ac n distalinde nadiren görülür. Yavafl ilerleyen ve nadiren metastaz yapan tümörlerdir. Kendilerine özgü histopatolojik davran fllar (perinöral ve submukozal yay l m) nedeniyle makroskopik görünümün daha ötesinde mikro odaklar ve cerrahi sonras lokal nükslerle karfl m za ç kabilirler Tedavilerinde cerrahi ilk seçenektir. Bronkoskopi ile tan ya ulafl lamayan hastada transtorasik i ne biyopsisinden kaç n larak torakotomi karar verilmifltir. 47
48 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-47] Kaviteleflen Çok Say da Pulmoner Nodülle Prezente Olan Primeri Bilinmeyen Adenokarsinom Olgusu Deniz Köksal, Hülya Bayiz, brahim Onur Al c, Neslihan Mutluay, Nihal Baflay, Bahad r Berktafl, Mine Berko lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Kavitasyon metastatik pulmoner nodüllerin %5 inden az nda görülen bir bulgudur. Adenokarsinomlarda oldukça nadirdir. Yetmifl alt yafl ndaki kad n hasta klini imize iki ayd r olan plöretik gö üs a r - s yak nmas yla baflvurdu. Ev han m olan hastan n diabet mellitusu ve hipertansiyonu vard. Fizik incelemede, her iki akci er bazalinde ince raller duyuldu. Üst solunum yolu ve ürogenital sisten dahil olmak üzere di er sistem muayeneleri normaldi. Akci er grafisinde, tüm akci er alanlar nda da n k olarak yerleflmifl çok say da pulmoner nodül izlendi. Toraks tomografisinde nodüllerin kaviteleflti i görüldü. Laboratuvar incelemelerinde, tümör belirleyicileri, p-anca, c-anca negatif bulundu. Fiberoptik bronkoskopi bulgular normaldi. Sa orta lobdan al nan transbronfliyal biyopside maligniteyi telkin eden atipik hücre kümeleri görüldü. Tomografi eflli inde yap lan kesici i ne biyopsisiyle adenokarsinom tan s kondu. Al nan materyal immünhistokimyasal boyama için yeterli de ildi. Primer tümör oda n araflt rmak için çekilen PET-CT de kaviteleflen pulmoner nodüllerde, mediyastinal lenf nodlar nda, diffüz olarak mide duvar nda ve rektumun posterior duvar nda patolojik FDG tutulumu izlendi. Üst gastrointestinal sistem endoskopisi ve rektosigmoidoskopi normaldi. Tiroiddeki nodüllerden yap lan ince i ne biyopsisinde malignite bulgusu saptanmad. Mamografi ve meme ultrasonunda lipom ve reaktif aksiller lenf nodlar görüldü. Meme MR nda tünöral lezyon görülmedi. Primeri bilinmeyen adenokarsinom tan s konan hastaya paklitaksel karboplatin kemoterapisi baflland. Hasta tedavi baflland ktan üç ay sonra exitus oldu. [EP-48] Atipik Prezentasyon Gösteren Bir Akci er Kanseri Olgusu Cantürk Taflç, Deniz Do an, Ergun Tozkoparan, Ömer Deniz, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara 4 yafl nda bayan, ev han m. fiikayeti; sa uyluk bölgesinde a r. Hikayesi; Hastan n bu flikayeti yaklafl k olarak bir ayd r devam ediyormufl. Herhangi bir ilaç kullanmam fl ve bu flikayetten dolay herhangi bir tetkik yapt rmam fl. A r flikayetinin artmas ndan dolay doktora baflvuran hastan n tetkikleri planlanm fl. Özgeçmifl; özellik arz etmiyor, sigara kullanm yor. Soy geçmiflinde özellik arz eden bir durumu yoktu. Fizik Muayene; Hastan n sa inguinal bölgede varikoz genifllemesi mevcut olup, bu bölgede s art fl vard. Di er sistem bulgular normaldi. BULGULAR: Tromboflebit ön tan s ile doppler USG yap ld ve tromboflebiti teflhisi konuldu. Kalp damar cerrahi taraf ndan venöz yap ç kar l rken inguinal lenf zincirine uyan bölgede patolojik boyutta yaklafl k x cm boyuttaki lenf nodülü de ç kar ld. Patolojik incelemesi sonucunda müsinöz adenoca tan s konuldu. Bu tan ile birlikte primer lezyon taramas için torako abdominal CT çekildi. Sa akci erde üst lobda kitle tespit edilmesi üzerine fiberoptik bronkoskopi yap ld. Sa üst lob giriflinde endobronflial lezyon görüldü ve al nan biyopside, müsin üretimi yapan atipik epitelyumial hücreler görüldü. Metastaz taramas nda akci er ve sa inguinal bölge d - fl nda tutulum saptanmad. Evre 4 akci er ca protokolu ile kemoterapiye baflland. TARTIfiMA VE SONUÇ: Akci er kanseri semptomatolojisinde al fl lagelmedik bir baflvuru flekli olmas ilgi çekici idi. Hastan n hiçbir pulmoner flikayeti yoktu (öksürük, balgam ç karma, yan a r s, hemoptizi vs). Tromboflebit cerrahisi s ras nda lenf nodülünün cerrahi olarak ç kar l p patolojik incelemesi yap lmasa bu tan konulamayacakt. leri safhalarda belki hastan n ECOG de erlendirmesi boyutuna gelindi inde tan konulacak ve kemoterapi tedavisi etkin olmayacakt. Olgumuzun prezantasyon fleklinin ilginç olmas nedeniyle sunmak istedik. [EP-49] Pulmoner Karsinosarkom: Bir Olgu Sunumu Sevda Sert Bektafl, Sema Bircan, Ahmet Bircan, Mehmet S rmal, Sedat Günefl, Kemal Bozkurt, Tuba Devrim Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Isparta Pulmoner karsinosarkom, malign epitelyal ve mezenkimal elemanlar içeren oldukça nadir görülen bir tümördür. Akci erin küçük hücreli d fl tümörlerinden farkl fenotipik özellikleri ve klinik seyri ile ayr - lan sarkomatoid karsinomlar içinde yer al r. Olgumuz nefes darl yak nmas ile çekilen akci er grafisinde kitle lezyonu saptanmas üzerine merkezimize sevk edilen 74 yafl nda erkek hastad r. Öz geçmiflinde 40 paket-y l sigara kullanma d fl nda özellik yoktu. Fizik muayenesinde her iki akci erde solunum sesleri azalm flt. Rutin biyokimya ve hemogram de erleri normaldi. Toraks BT de sol akci er alt lopta lobüle konturlu, heterojen kontrastlanan, sol alt lob bronflu ve pulmoner arteri saran 85x77x7 mm boyutlar nda kitle saptan rken, patolojik boyutta mediastinal lenf nodu izlenmedi. Rutin evreleme tetkiklerinde metastaz ile uyumlu bir lezyon saptanmad. Bronkoskopik olarak sol alt lob giriflini obstrükte eden lezyondan yap lan biyopside nekrotik dokular yan s ra iri pleomorfik nükleuslu tümöral hücre gruplar izlendi. PanCK negatifli i, vimentin pozitifli i nedeniyle mezenkimal tümör ile indiferansiye karsinom ayr m yap lamayarak malign tümör olarak raporlanan olguya sol alt lobektomi yap ld. Genelde düzgün d fl yüzeye sahip bir k sm nodüler görünümde olan sar beyaz solid tümörün ço u alanda nükleolleri seçilebilen iri nükleuslu, bol mitozun oldu u atipik pleomorfik hücrelerden olufltu u izlendi. Yer yer i si tümör hücre alanlar ile fokal kondroid differansiyasyon alanlar vard. Ayr ca bu hücreler aras nda keratinize hücrelerin de bulundu u epiteloid hücre gruplar ile gland benzeri yap lar oluflturan tümöral hücreler izlendi. mmünhistokimyasal incelemede epiteloid alanlarda Pan-CK, EMA ve p6 ile pozitiflik izlenirken, di- er tümöral alanlarda vimentin ile yayg n pozitiflik, S-00 ile fokal pozitiflik saptand. Tan mlanan bulgular fl nda olgu karsinosarkom tan s ald. Tümörün büyük k sm sarkom komponentinden oluflmaktayd. Arada skuamöz hücreli karsinom ve fokal adenokarsinomla uyumlu alanlar izlendi. Cerrahi olarak TN0M0 fleklinde evrelenen ve baflka bir tedaviyi kabul etmeyen hasta rutin takibimiz alt ndad r. Sonuç olarak, pulmoner karsinosarkom oldukça nadir görülen ve bu olguda oldu u gibi küçük biyopsilerde de karfl lafl labilece imiz ve ay r c tan da ak lda tutulmas gereken tümöral bir lezyondur. 48
49 Elektronik Posterler [EP-50] H zl Progresyon Gösteren Pulmoner Adenoid Kistik Karsinom Olgusu Sibel Alpar, Mine Önal, Tuba Kurnaz, Mehtap Ayd n, fiükran Atikcan, Mihriban Ö retensoy Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Hastal klar E itim ve Araflt rma Hastanesi, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Hastal klar E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Bölümü, Ankara Akci erin primer adenoid kistik karsinomu (AKK) yavafl büyüme e iliminde ve düflük malign potansiyele sahip bir tümördür. Pulmoner adenoid kistik karsinom klasik olarak santral ekstrapulmoner hava yollar n tutar ve akci erde nadir görülür. Primer akci er kanserlerinin yaklafl k %0. sini oluflturur. AKK yavafl büyüyen ve bu nedenle iyi prognoza sahiptir. H zl proresyon göstermesi nedeniyle dikkat çeken bir pulmoner AKK olgusu literatür eflli inde sunulmufltur. Altm flalt yafl nda erkek hasta s rt a r s nedeniyle baflvurdu. Akci er (PA) grafisine normal idi. Toraks bilgisayarl tomografisinde sa hilusun inferiorunda yumuflak doku art fl ve karaci erde cm boyutunda hipodens nodül gözlendi. Bronkoskopisinde sa intermedial bronfl ve sa alt superioru daraltan endobronfliyal lezyon gözlendi. Bronkoskopik biyopsi vimentin, pankeratin ve aktin ile boyan rken, PAS-00 ile boyanma gözlenmemesi ve tübüler paternin bask n olmas ndan dolay adenoid kistik karsinom tan s konuldu. Evreleme ve primer oda n araflt r lmas amac yla PET-BT istendi. PET-BT sonucunda primer odak akci er ve evre IV olarak (karaci er ve yayg n kemik metastaz ) kabul edildi.medikal onkoloji konsültasyonunda hastaya kemoterapi önerildi. Hastan n ikinci kemoterapisinde ECOG -4 olmas ndan dolay kemoterapi kesilerek destek tedaviye al nd. Hasta tan konulduktan üç ay sonra eksitus oldu. AKK de prognoz histolojik paterne ve tan aflamas ndaki evreye göre de iflmektedir. En iyi prognoza sahip histolojik paterni tübüler iken solid paternde prognoz kötüdür. [EP-5] Timik Karsinom ve Akci er Karsinom Birlikteli i. Olgu Sunumu Yaflar Sönmezo lu, Levent Cansever, Servet Özdemir, Esin Yentürk, Ulafl Ç nar, Mehmet Ali Bedirhan Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul Akci er karsinomu ve timik karsinom birlikteli i son derece nadir görülen bir durumdur. Klini imizde timik karsinom ve akci er karsinom birlikteli i olan ve tek seansta opere etti imiz olguyu sunmay uygun gördük. 48 yafl nda erkek olgunun sol gö üs a r s flikayeti olmas üzerine çekilen toraks BT de anterior mediastende,5 cm çapl düzgün konturlu timik kist ve/veya timus dokusu, sol akci er hilusta sol üst lob bronfl a z ndan kaynakland düflünülen ve gö üs duvar invazyon flüphesi tafl yan yaklafl k 9 cm çap nda malign karakterde kitle tespit edildi. Bronkoskopik olarak endobronflial lezyonu olmayan olgunun transtorasik i ne aspirasyon biopsi neticesi küçük hücre d fl akci er karsinomu olarak raporland. Olgunun PET-CT sinde sol akci er hilusundan perifere uzanan malign düzeyde hipermetabolik kitle (SUV:), anterior mediastende SUV:.6 olan en büyü ü,5 cm olan lenf nodlar, subkarinal alanda SUV:.5 olan lenf ganglionlar, sa alt paratrakeal ve sol hiler hafifçe artm fl FDG tutulumu gösteren daha küçük boyutta lenf nodlar saptand. Mediastinoskopik lenf ganglionlar negatif olan ve gö üs duvar invazyonu düflünülen hastada torakotominin daha uygun seçenek oldu u düflünüldü ünden sol torakotomi ile anterior mediasten kitle eksizyonu, sol pnömonektomi ve gö üs duvar rezeksiyonu uyguland. Olgunun postoperatif patolojisi sol akci er adenokarsinom, ptn0m0r0 (evre IIB), skuamöz karsinom diferansiasyonu gösteren timik karsinom, evre IA d r. Timik lezyonlara preoperatif tan, benign ve malign ay r m n yapmak bazen zordur. Timik karsinomda ve akci er karsinomunda komplet rezeksiyon as l tedavidir ve sürvide ana prognostik faktördür. Bu tür olgularda komplet rezeksiyon aç s ndan cerrahi tedavi planlamas dikkatle yap lmal d r. [EP-5] Akci er Kanseriyle Birlikte Tan Konulan nce Barsak Rabdomyo Sarkomu Meftun Ünsal, Yurdanur Süllü, Koray Topgül, Murat Danac 4 Meftun Ünsal, Ondokuzmay s Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Anabilim Dal, Samsun Ondokuzmay s Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD, Samsun Ondokuzmay s Üniversitesi T p Fakültesi, Genel Cerrahi AD, Samsun 4 Ondokuzmay s Üniversitesi T p Fakültesi, Radyoloji AD, Samsun nce barsaklara lokalize rabdomyosarkoma, s k rastlanmayan klinik bir durumdur. K rkiki yafl nda erkek bir hasta gaita ç karamama ve kar n a r s flikayeti ile acil servise baflvurdu. Ameliyat s ras nda ince barsaklarda perforasyon saptand. Hastaya ince barsak ve transvers kolon rezeksiyonu yap ld. Biyopsi patoloji bölümünde de erlendirildi ve rabdomyosarkom olarak raporland. Toraks bilgisayarl tomografide sol üst lob mediastene komflu 8x9x9 cm boyutlar ndaki kitleden al nan transtorasik biyopsiyle primer akci er adenokanser tan s konuldu. Sonuç olarak, bu vaka, akci er kanserinin metastaz - na ba l olmayan ince barsak perforasyonunun jejenumda rabdomyosarkom gibi baflka bir primer maligniteye ba l olabilece inden ilginçtir. [EP-5] Olgu Sunumu: Akci er Kanseri le Plazmositom Birlikteli i Feride Sapmaz, Özgür Katranc o lu, smail Sapmaz, fiahende Elagöz Sivas Numune Hastanesi Gö üs Cerrahisi, Sivas Sivas Numune Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Patoloji AD, Sivas Multipl primer kanser; s k görülmemekle beraber, ayn organda veya farkl lokalizasyonda, ayn anda veya farkl zamanlarda görülebilmektedir. Ayn anda birden fazla say da kanser vakalar na daha nadir olarak rastlanmaktad r. Kanserli hastalarda di er sistemlere ait flikayetler, multipl primer kanser olas l nedeni ile titizlikle de erlendirilmelidir.biz burada 57 yafl nda akci er adenokarsinomu ile birlikte olan bafllang çta kemik metastaz olarak düflündü ümüz soliter plazmositomlu erkek olguyu sunduk. OLGU: Hasta ay önce bafllayan s rt ve gö üs a r s flikayeti ile poliklini imize baflvurdu. Hemoptizi, balgam, atefl ve öksürük flikayetleri yoktu. paket /gün/4 y l sigara içme öyküsü vard. Akci er grafisinde sa üst zonda homojen dansite art fl ve sa 4.kostada destrüktif kosta lezyonu vard. Bilgisayarl toraks tomografisinde sa üst lobda periferik yerleflimli 6x5x6 cm lik kitle ve ana kitleden ba- ms z kostay destrükte eden x cm lik ekspansif destrüktif kosta lezyonu mevcuttu. Kostadaki lezyondan ve kitleden biopsi yap ld. Patoloji sonucu kostal lezyonun metastaz de il plazmositom, akci- er lezyonunu ise adenokarsinom olarak rapor edildi.bunun üzerine hastaya sa torakotomi ile üst lobektomi, gö üs duvar rezeksiyonu ve lenf nodu örneklemesi yap ld. SONUÇ: Birçok akci er ve akci er d fl lezyonu olan hastalarda mult pl primer kanseri olabilece i düflüncesi ile her lezyondan ayr ayr biyopsi yap lmas ve tedaviye yönelik giriflimlerin buna göre planlanmas gerekti ini düflünmekteyiz. 49
50 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-54] Trakean n Adenoid Kistik Karsinomu-Bir Olgu Nedeniyle Nilgün Kalaç, Berna Erden, Gülen Ece Ayten, Ayd n Y lmaz, Belgin Samurkaflo lu, Mahmut Gülgösteren, Nurettin Karao lano lu, zzetiye Ebru Çak r Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Patoloji Klini i, Ankara Tüm respiratuar sistem maligniteleri aras nda trakea tümörleri % oran nda görülmektedir. Büyük ço unlu u skuamöz hücreli karsinomlard r. Sadece %0 kadar adenoid kistik karsinom (AKK) olarak görülür. AKK trakea ve ana bronfl tutulumu ile hava yolu pasaj n k smen ya da tamamen t kayabilmekte ve olgular hatal ast m bronfliale tan s ile uzun süre izlenebilmektedir. Primer trakeal kistik karsinomun optimal tedavisi cerrahi rezeksiyon ile kombine radyoterapi uygulanmas fleklindedir. OLGU: 46 yafl nda bayan hasta h r lt l solunum flikayeti ile baflvurdu. Özgeçmiflinde yaklafl k 7 y ld r ast m bronfliale tan s ile izlenmekteydi. Hasta 6 ayd r nefes darl nda art fl olmas nedeniyle kombine inhaler bronkodilatör tedavi almaktayd. Fizik muayenede dinlemekle bilateral bifazik yayg n ronküsler mevcuttu. Hemogramda lökositoz ve sedimentasyon yüksekli i saptand. PA Akci er grafisi normal idi. SFT de FVC: %0 (.7 L) FEV: %8 (0.96 L) FEV/FVC: %79 idi, reversibilite testi negatif saptand.ak m-volüm e risinde inspirasyon ve ekspirasyon kollar nda bask lanma mevcuttu. Hastaya yap lan fiberoptik bronkoskopide trakea alt ucunda lümenin? ünü t kayan tümöral yap görüldü. Hasta 5 lt/dk oksijen al rken SpO:%78 idi, s rtüstü pozisyonda yatam yordu, stridoru mevcuttu. Hastaya hava yolu aç kl sa lanmas aç s ndan ameliyathane koflullar nda entübe edilerek rijit bronkoskopi eflli inde Argon plazma koagülasyon ile 40 Watt ile vaporize edildi. Hastan n ifllem s ras nda al nan biyopsi patoloji sonucu adenoid kistik karsinom olarak raporland. Çekilen bilgisayarl tomografisinde trakea alt uçtan sa ana bronfl düzeyine kadar uzanan ve karinay sa anterolateralden daraltan yumuflak doku dansitesi izlendi. Trakean n adenoid kistik karsinomlar nda submukozal yay l m nedeniyle endobronflial tedavi küratif de ildir. PET CT de mevcut lezyonda patolojik düzeyde artm fl metabolik aktivite ve bilateral servikal, sol juguler ve hiler lenf nodlar nda düflük düzeyde artm fl metabolik aktivite saptand. Operasyon aç s ndan uygun bulunan hastaya sa torakotomi, transkarinal trakea rezeksiyonu (.5 cm) ve lenf nodu diseksiyonu uyguland. Hastan n patoloji sonucu adenoid kistik karsinom, tümör içermeyen cerrahi s n r ve reaktif lenf nodu fleklinde raporland. Hastan n operasyon sonras SFT: FVC: %80 (.4 L) FEV: %7 (.8 L) FEV/FVC: %79 olarak saptand. Hasta radyoterapi aç s ndan radyasyon onkolojisi bölümüne konsülte edilerek RT program na al nd. Olgumuzu nadir görülmesi nedeniyle sunmay uygun bulduk. [EP-55] Ast m Taklit Eden Adenoid Kistik Karsinomal Bir Olgu Ahmet Selim Yurdakul, Emine Geçgil Gencer, Seçil Taflyürek, Deniz Yorganc lar, Sedat Demircan, Can Öztürk Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Akci er adenoid kistik karsinomu nadir görülen bir malignitedir. Genellikle proksimal trakeobronfliyal sistemde yerleflir ve buradaki bez yap lar ndan köken al r. Burada sol ana bronfl yerleflimli adenoid kistik karsinomu olan ve ast m tan s ile izlenen bir olguyu tart flmaya sunduk. 48 yafl nda, 5 paket/y l sigara öyküsü olan erkek hasta, y ld r nefes darl nedeni ile ast m+bronflektazi tan lar ile izlenmekte iken flikayetlerinde inhaler tedaviye ra men düzelme olmamas ve yeni bafllayan hemoptizi nedeni ile ileri tetkik ve tedavi amac ile klini imize yat r ld. Fizik muayenesi normal olan hastan n 007 Aral k ve 008 Aral k bilgisayarl toraks tomografileri incelendi inde sol ana bronfl içinde, y l süre ile farkl l k göstermeyen endobronfliyal lezyon saptand. Hastaya fiberoptik bronkoskopi uyguland ve sol ana bronflta geçifle izin vermeyen, yüzeyi düzgün, polipoid lezyon saptand. Lezyonun vaskülarize olmas nedeni ile biyopsi yap lmad. Al nan bronfl lavaj nda maligniteye rastlanmad. PET-BT de sol ana bronfl içinde yer alan lezyonda l ml artm fl 8F- FDG tutulum saptand (SUV-max:.). Lezyonun uzun süre progresyon göstermemesi, PET negatif olmas nedeni ile benign olabilece i düflünülen vakaya tan ve tedavi amaçl rijid bronkoskopi ve kriyo yap lmas planland. Kriyoterapi ifllemi ile lezyonun tamam ç kar ld. Al nan materyalin patoloji sonucu tübüler tip adenoid kistik karsinom olarak geldi. Cerrahi tedavi planlanan hasta Gö üs Cerrahisi Bölümüne yönlendirildi. Adenoid kistik karsinoma, proksimal hava yollar na yerleflti inden dolay hastalar ast m ve KOAH gibi yanl fl tan lar ile uzun süre inhale steroid ve bronkodilatör tedavi alabilirler. Bu nedenle hava yolu obstrüksiyonu nedenleri aras nda santral yerleflim gösteren adenoid kistik karsinom düflünülmelidir. [EP-56] Nadir Bir Vaka Nedeniyle: Primer Pulmoner Melanom Aysun Ölçmen, Hasan Ak n, Ayflen Bitir, Nur Ürer, Özgür flgörücü, brahim Dinçer Yedikule Gö üs Cerrahi Merkezi Akci ere s k metastaz yapan melanom bilinen en öldürücü kanserlerden biridir. Ancak primer pulmoner melanom oldukça nadirdir ve literatürde ancak 0 vaka bildirilmifltir. Bu raporda hemoptizi ve tan s z bir kitle ile ortaya ç kan ve rezeksiyon sonucunda malin melanom tan s alan bir vakay sunuyoruz. Elliüç yafl ndaki erkek hasta hemoptizi nedeni ile klini e yat r ld. Bilgisayarl akci er tomografisinde sa üst lobda yerleflik 5 cm çap nda düzensiz kenarl kitle tespit edildi. Rutin laboratuvar tetkiklerinde anormal bir bulguya rastlanmad. Akci er kanseri ön tan s ile yap lan fiberoptik bronkoskopisinde bir patoloji saptanmad. Yap lan transtorasik i ne aspirasyon biopsisinde de bir tan elde edilemedi. Bunun üzerine hastaya tan sal torakotomi yap ld. Operayon s ras nda yap lan frozen incelemsinde malin bir kitle olarak raporlanmas üzerine sa üst lobektomi ve mediastinal lenf diseksiyonu yap ld. mmunohistopaltolojik inceleme sonucunda kitle malin melanom olarak raporland. Lenf nodlar nda bir patoloji rastlamayan hasta TN0 olarak evrelendi. Postoperatif dönemde onkolojiye sevk edilen hastaya kemoterapi verildi. Hasta halen takip alt ndad r. Primer pulmoner melanom oldukça nadir olarak görülür ve genellikle torakotomi sonras tan s z kitlelerin ay r c tan s nda ortaya ç kabilirler. [EP-57] Akci er Kanserinde Vasküler Olaylar Nilgün Y lmaz Demirci, Ülkü Y lmaz Turay, Fatma rem Yefliller, Hacer Çelik, Ayd n Y lmaz, Havva Yücel, Çi dem Biber, Yurdanur Erdo an Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Ankara G R fi: Akci er kanserinde prognozu etkileyen birçok faktör vard r. Bu hastalar n takiplerinde trombositoz s k karfl lafl lan bir durumdur. Paraneoplastik semptom olan bu durumun yol açt vasküler olaylar n mortalite ve morbidite ile iliflkisi birçok çal flmada de erlendirilmifltir. Bu çal flman n amac akci er kanserli hastalar n takiplerinde s k karfl lafl lan trombositozu ve vasküler olaylar de erlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmada Mart 007-A ustos 009 tarihleri aras nda histopatolojik olarak akci er kanseri tan s alan 8 hasta retrospektif olarak de erlendirildi. 50
51 Elektronik Posterler BULGULAR: Hastalar n 4 (%8.7) ü erkek, 47 (%6.7) si kad n, yafl ortalamalar 60.5 (-8 y l) y ld. Histopatolojik olarak 40 (%4.) küçük hücreli, 4 (%85.76 ) küçük hücreli d fl akci er kanseriydi. Toplamda 7 (%6.04) vasküler olay saptand. Bunlar n (%64.70) i derin ven trombozu, (%7.64) ü pulmoner tromboemboli, (%5.88) i serebral arterde trombüs, (%5.88) i vena cava süperiorda trombüs, (%5.88) i torakal aortada trombüstü. Bu hastalar n vasküler olay esnas nda trombositoz saptanmad ancak takiplerinde trombositozu mevcuttu. SONUÇ: Akci er kanserli hastalar n takiplerinde trombositoz s k karfl laflt m z durumdur. Bu tür olgularda profilaktik antikoagülan tedavinin gereklili inin de erlendirildi i prospektif çal flmalara ihtiyaç vard r. Çal flman n koagülasyon parametreleri ile sa kal m iliflkisi aya prospektif olarak devam etmektedir. [EP-58] Bilateral multipl kist hidatik Nurettin Yiyit, Rauf Görür, Fatih Hikmet Candafl, Turgut Ifl tmangil Gata Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Servisi, stanbul Kist hidatik ekinokoklar taraf ndan oluflturulan en s k karaci erde ikinci s rada akci erde gözlenen bir enfestasyondur. Akci er kistleri ço unlukla tek bir lezyon olarak, daha az oranda multipl olarak izlenebilir. Olgumuzun multipl kist hidatik olgular na farkl bir örnek oldu unu düflünmekteyiz. Sa gö üs a r s ile baflvuran yafl nda erkek hastan n riegrafisinde bilateral pulmoner nodüller tespit edildi. Tüberküloz ve hayvan temas hikayesi olmayan hastan n fizik muayenesi normaldi. Toraks HRCT tetkikinde sa da 4 adet solda adet nodüler dansite say ld. β-hcg ve α-fp de erleri normal olarak bulundu. Bat n, boyun, testis ultrason tetkikleri ve bronkoskopik de erlendirmesi normal bulundu. Bronfl lavaj nda AARB ve tüberküloz kültürü negatifti. Yap lan tru-cut biyopsi nondiagnostik olarak rapor edildi. Ekinokok IgG (Elisa) pozitif olarak tespit edildi. Hastaya kist hidatik ön tan s konuldu. Sa torakotomi yap lan hastada tomografide izlenenden çok daha fazla say da kistin oldu u görüldü. Kist hidatik oldu u görülen nodüler lezyonlar n 5 adeti ç kar ld. Postoperatif 800 mg/gün albendazol tedavisi baflland. Medikal tedavinin ikinci ay nda çekilen tomografide lezyonlar n say olarak sebat etti i lakin boyut olarak geriledi i görüldü. Nonspesifik yak nmalara flüpheli radyolojik bulgular n efllik etti i hastalarda kist hidatik ak lda bulundurulmal d r. As l tedavi cerrahi olsada cerrahi tedaviyi tolere edemeyen hastalarda, kistin tamamen ç kar lmas n n mümkün olmad hastalarda, kist rüptürü nedeniyle yay lma riski olan hastalarda, tekrarlayan kist hidatik hastalar nda, küçük ve multipl kistik lezyonlu hastalarda medikal tedavi uygulanabilmektedir. [EP-59] 0 Y l Sonra Geliflen Rekürren Dev Akci er Kist Hidati i Ayfle Gül Çevik, Sinem Ergün, Ali Özdil, Yeliz Erol, Ufuk Ça r c Ege Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD Kist hidatik hastal Echinococcus granulosus un larva formlar n n neden oldu u paraziter bir hastal kt r. Karaci er veya akci er kist hidati i operasyonu sonras akci erde rekürrens %.4-% de erleri aras nda bildirilmektedir. Olgumuz yirmi y l önce sol akci er kist hidati i nedeniyle opere olan 0 yafl ndaki bayan hasta sol omuz a r - s nedeniyle hastaneye baflvurmufl. Tetkikler esnas nda sol akci erinde yer kaplay c lezyon tespit edilmifl. Toraks BT sinde sol akci- er alt lobda hiler infrahiler yerleflimli, 5.5 cm çapl, multiloküle kistik oluflum, bat n orta hatt n solunda subdiafragmatik yerleflimli, mideyi posteriora itip, dalak ve karaci ere bas oluflturan, diafragmay evantre eden, 6x9 cm boyutlar nda. multiloküle kistik oluflum izlendi. Sol posterolateral eski insizyon üzerinden toraksa girildi. Fissür içine yerleflimli, buradan diafragma üzerine uzanan, parankim d fl kis görüldü. Kistotomi yap l nca içinde multipl kistik lezyonlar oldu u ve ayn kistin diafragmay iterek bat na do ru uzand - görüldü. Kist içeri i boflalt ld, duvarlar eksize edildi, diafragma primer onar ld. Postoperatif bir problemi olmayan hasta taburcu edildi. Akci er kist hidatikleri içinde %0-0 lik bir yer kaplayan dev kistlere yaklafl m, temel prensipler baz nda ayn olmakla beraber daha fazla özen gerektirmektedir. Pulmoner kist hidati in oral mebendazol ve/veya albendazolle tedavisinde baflar sa lanamam flt r. Temel ve kesin tedavisi cerrahidir. [EP-60] Gö üs Duvar nda Kitle maj Oluflturan Hidatik Kist Vakas Gökhan Hac ibrahimo lu, Mustafa Küpeli, rfan Yalç nkaya Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Klini i, stanbul AMAÇ: Akci er hidatik kisti yayg n görülmekle birlikte gö üs duvar na invaze kitle imaj veren vakalara nadir rastlan lmaktad r. VAKA: Hasta 7 yafl nda bayan, sol s rt a r s ve nefes darl ile baflvurdu. Hastan n bilgisayarl toraks tomografisi ve toraks manyetik rezonans görüntüleme sonuçlar gö üs duvar tümörü olarak raporlanm flt. Yap lan TT AB sonucu negatif idi. BULGULAR: Hastaya sol torakotomi ile ekstraplevral kistektomi + 5. ve 6. kosta parsiyel rezeksiyonu uyguland. Patoloji sonucu hidatik kist olarak raporland. SONUÇ: Gö üs duvar nda kostalar destrükte eden ve kitle imaj oluflturan lezyonlar n hidatik kist olabilece i, ay r c tan da dikkate al nmas gerekti ini vurgulamak için bu vakay sunuyoruz. [EP-6] Vena Cava Superior Sendromuna Neden Olan Akci er Kist Hidati i Olgusu Koray Aydo du, Ertan Ayd n, Mahmut Gülgösteren, Göktürk F nd k, Nurettin Karao lano lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Ekinokokkosis ve hidatidosiz terimleri ekinokok cinsi sestodlar n eriflkin ve larva (metasestod) flekillerinin yol açt genellikle kontamine g dalar ile bulaflan l man iklimli bölgelerin özellikle k rsal kesimlerinde gözlenen zoonotik bir enfeksiyondu. Hidatik kist hastal özellikle Türkiye nin de içinde bulundu u baz ülkelerin önemli bir sa l k problemidir. Hidatik kist, primer inokulasyon ile en s k karaci- er ve akci eri tutar. nsanlara bulafl kontamine yiyecekler ve su ile olmaktad r. En s k yerleflim yeri karaci er (%60-70) olup bunu akci- er (%0-5) izler. Pek çok vakada kist (%0-50) asemptomatiktir ve tesadüfen klinik ya da radyolojik olarak tan konur. Semptomlar genellikle kist taraf ndan oluflturulan kompresyonuna ba l d r. Mediastinal yerleflimli büyük hidatik kistler bazen horner sendromuna neden olabilirlerken bazen de özofagus, kalp, trakea ve büyük damarlarda bas semptomlar na sebep olabilirler. Olgumuzda da sa akci er yerleflimli dev kist hidati in vena cava süperiora yapt bas nedeniyle ortaya ç kan vena cava süperior sendromu bulgular gözlenmifltir. Biz, literatürde nadir olarak bildirilen ve nonspesifik gö üs a r s ve vena cava süperior sendromu klini i flikayetleriyle seyreden dev akci er kist hidatik olgusunu sunduk. Olgu sunumu uzun süredir nefes darl ve gö üs a r s flikayeti olan 60 yafl nda erkek hastan n son zamanlarda mevcut flikayetlerine, boynunda flifllik ve bafl a r lar flikayetleri eklenince bir sa l k kurulufluna baflvuruyor. Burada çekilen postero-anterior akci er grafisinde sa hemitoraks hemen hemen tama yak n dolduran kistik lezyon ile uyumlu görünüm izlenince klini- imize yönlendirilen hasta yat r ld. Klin imizde baflvurusunda yap - lan fizik muayenesinde bilateral boyun venlerinde ve yüzünde ödem 5
52 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab izlendi. Dinlemekle sa hemitoraksta solunum sesleri azalm flt. Laboratuvar testleri lökositoz ve eozinofili haricinde tamamen normaldi.toraks ve üst abdomen tomo rafisinde sa hemitoraks tama yak n dolduran ve vena cava süperioru yandan bas layarak daralmas na neden olan yaklafl k 5x5 cm boyutlar nda kistik özellikte lezyon izlendi. Hastam za medikal olarak vena cava süperior sendromuna yönelik tedavisi verilerek operasyona haz rland. Hastam za sa torakotomi uyguland Explorasyonda toraksta yaklafl k 5x5 cm boyutlu kist hidatik izlenerek kistotomi kapitonaj uyguland. Postoperatif komplikasyon izlenmeyen hasta7. gününde sorunsuz olarak taburcu edildi. [EP-6] Hidatik Kist Hastal na Ba l Pulmoner Emboli: ( ki) Olgu Nedeniyle Ahmet Ertu rul, Ahmet Turan Il ca, Yakup Arslan, Ömer Deniz, Metin Özkan Gülhane Askeri T p Fakültesi Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi Radyoloji AD, Ankara [EP-6] nteratrial Kist Hidati in Efllik Etti i Multipl Komplike Akci er Kist Hidati i Sulhattin Arslan, Sefa Levent Özsahin, Ömer Tamer Do an, Serdar Berk, brahim Akkurt Cumhuriyet Ünv T p Fak Gö üs Hastal klar AB, Sivas Kist hidatik dünyan n belli bölgelerinde görülen endemik bir hastal kt r. En çok karaci er ve akci ere yerleflir. Her ne kadar Echinococcus granulosus un kalp tutulumu s k olmasa da, literatürde interatrial septumun da tutuldu u bildirilmifltir. Yetmifl befl yafl nda kad n hasta nefes darl, öksürük, balgam ç karma ve gö üs a r s yak nmalar yla klini imize yat r ld. Öyküsünde daha önce kronik obstrüktif akci er hastal tan s konuldu u ve düzensiz tedavi ald saptand. Hem interatrial lokalizasyon hem de akci erin farkl bölgelerindeki multiple yerleflimli kist hidati in tan s bilgisayarl tomografi ile konuldu, interatrial yerleflimin gösterilmesi ekokardiyografi ile do ruland ; echinococcus için yap lan multipl, indirekt hemaglütasyon ( HA) testi ile tan desteklendi. nteratrial kist hidatik için önerilen operasyonu kabul etmeyen hastaya albendezol ile medikal tedavi baflland. OLGU : 4 yafl nda erkek hasta, gündür devam eden hemoptizi flikayeti ile baflvurdu. Öz geçmiflinde 99 y l nda karaci er kist hidati i nedeni ile operasyon geçirmifl ve 995 y l nda yine karaci er kist hidati i nedeni ile perkütan drenaj ifllemi uygulanm fl. Hastaya çekilen dinamik toraks BT de sol pulmoner arterin üst lob arterini verdi i yerde.5 cm lik lobüle konturlu kistik lezyon ayr ca sa orta lob lateral segment, sa alt lob anterior, lateral ve medial segmentler ile solda alt lob anteriomedial bazal segment arterlerinde kistik lezyonlar izlendi. Parankim ve mediasten pencerelerinde daha çok alt loblarda ve subplevral alanlarda lokalize nodüler kistik yap lar tespit edildi. Üst bat n incelemesinde karaci er santralinde vena kava inferiora komflu 4 ve 5 cm lik kistik lezyonlar saptand. Hastan n kist hidatik elisa testi pozitif olarak belirlendi. Tüm bulgular ile birlikte karaci er kist hidatik lezyonunun vena kavaya rüptürü ve sonras nda pulmoner emboli tan s düflünüldü. Hasta gö üs hastal klar, gö üs cerrahisi, kalp damar cerrahisi, genel cerrahi ve radyoloji ana bilim dallar nca de erlendirildi ve t bbi tedavi ile izlenmesine karar verildi. ayl k albendazol tedavisi ile pulmoner arterler içindeki kistik lezyonlar n baz s k smen küçüldü ve hastan n flikayetleri geriledi. OLGU : 6 yafl nda erkek hasta gö üs a r s, nefes darl, öksürük, kanl balgam ve atefl flikayeti ile baflvurdu. Hastaya çekilen dinamik toraks BT de sa akci er alt lob medial ve posterior segment arterlerinin proksimal kesimlerinde ve uçta subsegmenter dallar na do ru yay lan emboli materyaline ait hipodens dolma defekti izlendi. Ayr ca sa atrium lokalizasyonunda inferior vena kavaya do ru uzan m gösteren mm lik düzgün s n rl kistik lezyon ve bilateral alt loblarda 5 ve 6 mm lik emboli materyali ile izodens nodüler opasiteler tespit edildi. Hastan n kist hidatik elisa testi pozitif olarak belirlendi. Al nan gö üs cerrahisi ve kalp damar cerrahisi konsültasyonlar sonucunda ayn seansta iki disiplin taraf ndan opere edilmek üzere kalp damar cerrahisi klini ine hasta nakledildi. [EP-64] Multipl Organ (Akci er, Miyokard,Karaci er ve Dalak) Tutulumu Gösteren Kist Hidatik Olgusu Sacit çten, Ayflegül Erinç, Hakan Gök Vak f Gureba Hastanesi E itim ve Arafl. Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Vak f Gureba Hastanesi E itim ve Arafl. Hastanesi, Genel Cerrahi Klini i, stanbul Kist hidatik echinoccocusun neden oldu u parazitik bir infeksiyondur. nsanlarda etken genellikle E. granulosus, E. multilocularis ve daha az s kl kla E. vogeli alt tiplereidir.vucutta %65-75 s kl kla karaci er tutulurken bunu%5-5 oran ile akci er tutulumu takip eder.beyin kemik göz gibi di er organ tutulumlar %0-5 aras nda iken kardiyak tutulum ise %0.5- gibi nadir bir oranda görülmektedir. 44 yafl nda bayan hasta. Pnomoni ön tan s ile çekilen p/a akci- er grafide görülen noduler lezyonlar sonras yap lan toraks bt ileri tetkikinde sol akci er laterobazal segmentte noduler lezyon(kist(?)), sol ventrikül apeks ve sa ventrikül taban nda düflük dansiteli yumuflak doku(kist(?)/trombus(?))saptand. Hastan n ekosunda sol ventrikül apeks ve sa ventrikül taban nda miyokarda yerleflimli kist hidatik ile uyumlu kitle saptand. Hastaya yap lan toraks MR görüntülemede sol ventrikül apeksi superior bölümünde intra miyokardiyal yerleflimli yaklafl k.5xx. cm lik kistik lezyon izlendi. Hastan n bronkoskopisinde sa akci er üst lob anterior segment içinde beyaz,sar mt rak koyu k vamda sekret görüldü. Yap lan bat n bt de karaci er de multipl kistler ve dalakta parankim yerleflimli lobule konturlu septasyonlar içeren kistik lezyon saptand. Kraniyal tutulumu de erlendirmek amac yla yap lan cranial bt normal idi. Kist hidatik iha sonucu /56 pozitif idi. Hastaya multipl organ tutulumu gösteren kist hidatik tan s ile andazol x400 mg baflland. Hastan n dala- nadaki kist için splenektomi operasyonu yap ld. Miyokarda yerleflim gösteren kist için ise kalp ve damar cerrrahisinden operasyon için gün al narak taburcu edildi. E. granulosus infeksiyonu s r ve koyun gibi hayvanlardan bulaflan parazitik bir infeksiyondur. Genellikle kc ve ac tutulurken böbrek, dalak, kas ve kemik tutulumu da görülebilir. Ancak kardiyak tutulum miyokard n kontraktilitesinden dolay %0.5- gibi çok nadir bir orandad r. Kardiyak tutulum parazit embriyolar n n kalba venöz dönüfl ve/veya koroner arterler yolu ile ulaflmas yla geliflir. Kardiyak yerleflim s ras yla %55-75 oranla en s k sol ventrikülde, %5-8 oranla sa ventrikülde, %5-9 oranla interventriküler septumda ve %-4 oranla sa atriyumda görülmektedir. Kardiyak kist hidatik tedavisinde medikal olarak albendazol verilebilir. Birçok olguda düzelme sa lar ancak rüptür riski ve kist em- 5
53 Elektronik Posterler bolisi medikal tedavi ile önlenemedi i için kardiyak yerleflimli olgularda en iyi tedavi seçene i cerrahidir. Miyokard tutulum ile beraber akc. ve di er organ tutulumu çok nadir olarak görünmesi nedeniyle literatür bilgileri fl nda olgu sunulmaktad r. [EP-65] Malign Mezotelyoma Hastalar nda Dekortikasyon ve Plöredez Uygulamas nda Sa kal m Süreleri Ak n Eraslan Balc, Mehmet O uzhan Özyurtkan, brahim Ethem Özsoy, Semih Koçyi it F rat Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahi AD, Elaz AMAÇ: Malign mezotelyoma hastalar nda dekortikasyon ameliyat n n sonuçlar n de erlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEM: y llar aras nda dekortikasyon ameliyat yap lm fl olan malign mezotelyomal 8 hasta ve talc ile plöredez uygulanm fl 8 hasta retrospektif olarak incelendi. Dekortikasyon hastalar n n yafl ortalamas 6.6 ±.6 (4-78), erkek/kad n oran /6= idi. Hastalar n 9 (%50) u torakotomi, 8 (%44.4) i mini-torakotomi, (%5.5) i VATS ile opere edildi. IMIG sistemine göre (%7.) hasta Evre II, (%6.7) hasta Evre I, (%5.5) hasta Evre III ve (%5.5) hasta Evre IV hastas yd. Ayn dönemde talc ile plöredez uygulanm fl olan 8 hastan n erkek/kad n oran 4/4= ve yafl ortalamas 6.8 ±.5 (45-8) idi. Bu hastalar n (%5) si Evre I, (%5 )si Evre II ve 4 (%50) ü Evre IV hastas yd. BULGULAR: Dekortikasyon grubundaki hastalar n sa kal m süresi 9. ± 8. (-7) ayd. Bu hastalar n %50 si halen sa d ve hayatta olanlar n ortalama sa kal m süreleri.5 ± 0.8 (-7) ay bulundu. Kaybedilen 9 hastan n ortalama sa kal m süreleri 6.7 ±. (4- ) ay oldu. Sa kal m süresi Evre I de 8.5 ay, Evre II de 9.9 ay, Evre III de 7 ay ve Evre IV de 8 ay bulundu. Plöredez uygulanan tüm hastalar kaybedilmiflti ve ortalama sürvileri 9.7 ± 8. (-7) ay olmufltu. SONUÇ: Dekortikasyon semptomatik düzelme ve daha iyi yaflam kalitesi sa laman n yan nda sürviye de olumlu katk yapar görünmektedir. [EP-66] Akci erin Transuda Özelli inde Plöreziyle Ortaya Ç kan Primer ve Metastatik Occult Kanserleri Erdo an Kunter, Dilaver Tafl, Ömer Ayten, Gülhan Ayhan, Hatice Kaya, Turgut Ifl tmangil, Zafer Kartalo lu GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Servisi, stanbul Plevral efüzyonlar n tetkikinde ilk ad m transüdatif plörezi (TP) ile eksüdatif plörezinin (EP) ay rt edilmesidir ve ço unlukla TP plevral bofllu un d fl nda geliflen hastal klar düflündürür. Genellikle bir efüzyonun transüda vasf nda oldu unun belirlenmesi özellikle olas bir etyolojik neden de varsa ay r c tan ya s n rl say da hastal n al nmas na ve daha ileri tan sal incelemelerin durmas na neden olmaktad r. Servisimize plörezi tan s yla yat r lan 00 hasta (78 erkek, kad n; yafl ortalamas 44. ± 6.) retrospektif olarak de erlendirildi. Endikasyonlar na uygun olarak torosentez, plevral biyopsi, video yard ml torakoskopi, tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, pozitron emisyon tomografisi, mikrobiyolojik ve biyokimyasal tetkikler gibi tan ya yönelik yöntemler kullan ld. Hastalar plevral s v n n baflvuru s ras ndaki tetkikinde TP (9 hasta) veya EP (8 hasta) karakteristikleri tafl malar na göre iki gruba ayr ld. EP saptanan hastalar n son tan lar flöyleydi; tüberküloz (7), malignite (), parapnömonik efüzyon (9), pulmoner emboli (), çoklu muhtemel etyoloji (7), tan konamayanlar (). TP saptananlarda tan lar; konjestif kalp yetmezli i (9), üremi ve di er renal hastal klar (), karaci er hastal (), hipotiroidizm (), tan konamayan (5). Kesin tan konamayan hastalar n klinik sonuçlar araflt r ld nda 6 hastada plörezinin rezorbe oldu u TP saptanan hastada malignite geliflti i saptand (primer akci er kanseri ve tiroid kanserinin akci er metastaz ). Hipotiroidi tan s mevcut olan hastada ilerleyen dönemde meme kanserinin akci er periferine metastaz yapt saptand. Bu gözlemsel çal flman n sonuçlar bazen TP nin eksudatif bir etyolojiye hatta maligniteye efllik edebilece ini veya gizleyebilece ini düflündürmektedir. Plörezi olgular n n önemli bir k sm nda kesin tan koyman n güçlükleri düflünüldü ünde, önümüzdeki y llarda yüksek maliyetli yeni görüntüleme ve tan yöntemlerinin endikasyonlar geniflleyecek gibi görünmektedir. [EP-67] KHDAK nde Malign Plevra S v s T4 mü, M mi Olmal? Serdar Erturan, Benan Müsellim, Günay Ayd n, Mustafa Yaman stanbul Üniversitesi Cerrahpafla T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD AMAÇ: Yeni düzenlenecek olan TNM evreleme sisteminde küçük hücreli d fl akci er kanseri (KHDAK) olgular nda malign plevra s - v s n n(mps) T4 den Ma ya kayd r lmas önerilmektedir. Bu amaçla MPS olan KHDAK tan l olgular m z n sa kal m oranlar incelendi. GEREÇ VE YÖNTEM: tarihleri aras nda takip ve tedavisi yap lan 4 KHDAK olgusu çal flmaya al nd. Olgular n 0 si (%5) evre IIIb, 6 s (%) evre IV idi. Evre IIIb olgular n 7 sinde, evre IV olgular n inde MPS vard. BULGULAR: Evre IIIb ve IV olgularda MPS varl nda sa kal m oranlar nda düflme izlendi. Ancak fark istatistiksel olarak anlaml düzeyde de ildi (Tablo ve ). Evre IV de medyan sa kal m süresi 6.5±0.7 ay iken MPS olan evre IIIb olgularda bu süre 0.0±.7 ay idi. Ancak evre IV ve MPS olan evre IIIb olgular n bir ve befl y ll k sa kal m oranlar birbirine yak nd (s ras yla % e %4 ve % e %5). SONUÇ: Hem evre IIIb hem de evre IV olgularda MPS n n varl, istatistiksel anlam olmamakla birlikte kötü prognoz göstergesidir. MPS olan evre IIIb olgular n medyan sa kal m süresi evre IV olgulardan daha uzun olmas na karfl n bir ve befl y ll k sa kal m oranlar birbirine yak nd r. Tablo. Evre IIIB olgular n sa kal m oranlar MST (ay) y l (%) 5 y l (%) Tüm IIIB.0± n= 0 MPS (+) 0.0±.7* 4 5 n= 7 MPS (-) 4.5±.6* 5 n= 8 MST: Medyan sa kal m süresi *: p= 0. Tablo. Evre IV olgular n sa kal m oranlar MST (ay) y l (%) 5 y l (%) Tüm evre IV 6.5±0.7 n= 6 MPS (+) 5.0±.* 0 n= MPS (-) 7.5±0.9* 7 n= 95 MST: medyan sa kal m süresi *: p=
54 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-68] Malign Plörezide Trombosit Parametreleri Erdo an Kunter, Dilaver Tafl, Alev Akyol Erikçi, Ömer Ayten, Gülhan Ayhan, Turgut Ifl tmangil, Zafer Kartalo lu GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Hematoloji Servisi, stanbul GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Servisi, stanbul Trombositler büyüklükleri, yo unluklar ve reaktiviteleri bak m ndan heterojen yap dad r. Büyük trombositler daha aktif olup trombosit hacminin enfeksiyon ve/veya enflamasyon saptanan hastalarda artm fl oldu u bulunmufltur. Malign plörezi akci er kanserinin ileri bir evrede oldu unun bir göstergesi olup bu durumda enflamatuar cevab n ve prokoagülan aktivitenin artm fl olmas beklenir. Bu çal flman n amac plörezisi olan ve olmayan akci er kanseri hastalar aras nda total trombosit say s (TPC), ortalama trombosit hacmi (MPV) ve trombosit da l m geniflli i (PDW) gibi trombosit parametreleri bak m ndan fark olup olmad n göstermektir. Kurumumuzda tan konan 86 akci er kanseri hastas (65 erkek ve kad n hasta, ortalama yafl ±.48) ve sa l kl kontrol çal flmaya al nd. Kanser olgular n n hücre tipine göre da l m flöyleydi; yass hücreli kanser 5, adenokanser 0, küçük hücreli kanser 0, kombine hücre tipi, çeflitli nispeten nadir tipler 7, alt grubu belirlenmemifl küçük hücreli d fl kanser. Hastalar n 4 ünde malign plörezi saptand. Akci er kanseri hastalar nda TPC, MPV ve PDW de erleri kontrollere göre anlaml flekilde yüksek bulundu (her bir karfl laflt rma için p < 0.05 olup s ras yla; 8.59 ± /l ve /l; 9.6 ±.94 fl ve fl; 6.47 ± 0.98 fl ve 4.4. fl). Di er taraftan malign plörezi saptanan hastalarda TPC, MPV ve PDW de erleri plörezisi olmayan hastalara göre daha yüksek bulundu (s ras yla, plörezisi olanlarda 9.84 ±.66, 9.7 ±.57 ve 6.54 ± 0.99; plörezisi olmayanlarda 74.7 ± 88.55, 8.80 ±.08 ve 6.4 ± 0.97). Ancak sadece MPV de erlerinde saptanan farkl l k istatistiki olarak anlaml bulundu (p < 0.05). Mevcut tüm tan olanaklar n n kullan lmas na ra men plörezi olgular n n önemli bir k sm nda kesin tan konamamaktad r. Bazen plevral s v n n sitolojik tetkiki ile malign ve malign olmayan plörezilerin ayr m yap lamayabilmektedir. Trombosit parametrelerinin plörezisi olan veya olmayan akci er kanseri hastalar n n tan ve/veya takibinde yararl olma potansiyeli tafl d - n düflünüyoruz. Ancak, bu bulgular n klinik kullan m ve öneminin belirlenmesi amac yla daha ileri çal flmalar n yap lmas gereklidir. [EP-69] Plevral S v l Hastalarda Plevral S v Ve Serumdaki Nt-Pro Bnp De erinin Tan sal De eri Figen Atalay, Murat Altuntafl, fiereften Aç kgöz, Cevahir Çelik, Meltem Tor Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Biyokimya AD, Zonguldak B-tipi natriüretik peptid (BNP) a rl kl olarak kalpten salg lanan ve kardiyak fonksiyonlar n de erlendirilmesi için kullan lan bir vazoaktif peptidtir. Bu peptidin sentezi kalp ventrikül duvarlar n n gerginli inde art fl ile stimüle olur. Kardiyak disfonksiyonun tespitinde sensitif bir marker olup akut ve kronik, sistolik ve diyastolik sol ventriküler kalp yetmezli inin tan s nda faydal bir yöntem oldu u kan tlanm flt r. Bu çal flman n amac kalp yetmezli ine ba l plevral effüzyonlar belirlemede ayn anda plevral s v ve serumda ölçülen NT-proBNP düzeylerinin korelasyonu,light kriterleri ve di er parametrelerle iliflkisini incelemektir. Çal flmaya temmuz 009-eylül 009 tarihleri aras nda tan sal torasentez endikasyonu olan ard fl k hastalar al nd. Serum ve plevral efüzyonda ölçülen NT-proBNP ve di er biyokimyasal ölçümler kaydedildi. Bu parametrelere göre;light kriterleri kullan larak hastalara ait s v lar transuda ve eksuda olarak ye ayr ld. Kalp yetmezli ine ba l transudatif effüzyonlu olgular ile eksudatif effüzyonlu olgularda plevral s v ve kanda NT-proBNP düzeyleri de erlendirildi. Plevral s v NT-proBNP de- erleri ile serum NT-proBNP de erleri aras nda oldukça yüksek korelasyon saptand. Light kriterlerine göre transuda olarak s n flanan kalp yetmezli ine ba l efüzyonlu hastalar n tamam n n NT-proBNP de eri ve serum NT-proBNP de eri s n r de erlerinden yüksek saptand. Sonuç olarak kalp yetmezli ine ba l plevral efüzyonun tan - s nda hem plevral NT-proBNP nin hem de serum NT-proBNP nin yüksek tan de erine sahip oldu u tespit edildi. Ayr ca plevral s v ile serum NT-proBNP de erleri aras nda oldukça yüksek korelasyon saptand.bu bulgular fl nda klinik olarak kalp yetmezli ine ba l efüzyonu oldu u düflünülen hastalarda serum NT-proBNP ölçümü torasentezden önce uygulanabilir. [EP-70] Eksudatif Plevral Effüzyonlarda Oksidatif Stres Parametreleri Hafize Uzun, Remise Geliflgen, Sezai Vatansever, Sibel Yurt, Filiz Koflar stanbul Üniversitesi, Cerrahpafla T p Fakültesi, Biokimya AD, stanbul stanbul Üniversitesi, stanbul T p Fakültesi, ç Hastal klar AD, stanbul Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, stanbul Plevral bofllukta sekresyon-absorpsiyon dengesinin bozulmas sonucu s v birikimine ba l olarak plevral effüzyon oluflur. Plevral effüzyonlar genellikle konjeflsif kalp yetmezli i, pnömoni, kanser nedeniyle olur. Bu çal flmada plevral effüzyonlu hastalar n eksudatif plevra s v lar nda lipid peroksidasyonu ve protein oksidasyon düzeyleri ölçülerek maligniteli ve malignite d fl hastalar aras ndaki iliflki araflt r lm flt r. Ayn zamanda tüberküloz plörezili(tp) ve malign plörezili (MP) hastalar n plevral s v lar nda oksidan ve antioksidan parametereler çal fl ld. Çal flmam za TP li 6 hasta, MP li 5 hasta ve kontrol grubu olarak ise malignite ve tüberküloz d fl 0 hasta dahil edildi. Oksidan ve antioksidan parametreler spektrofotometrik yöntemle ölçüldü. Lipid peroksidasyon belirteci olarak ölçülen plevral s v malondialdehid(mda) konsantrasyonu MP de TP den anlaml bir flekilde yüksek bulunurken protein oksidasyon belirteci olarak ölçülen plevral s v protein karbonil (PCO) düzeyleri ise TP de MP den anlaml bir flekilde yüksek bulundu. -SH grubu içeren antioksidantlardan total tiyol (T-SH) ve glutatyon(gsh) düzeyleri ise TP ve MP de kontrol grubuna göre anlaml olarak azalm fl bulundu. Sonuç olarak; oksidan moleküller, eksudatif plevral effüzyonlarda oluflan lokal inflamatuvar yan tla birlikte oluflabilir. Bizim sonuçlar m z TP ve MP de eksudatif plevral effüzyonlar ve oksidan/antioksidan dengesizli i aras nda bir iliflki olabilece ini düflündürmektedir. Bu bulgular n eksudatif plevral effüzyonlar n etiyopatogenezine fl k tutabilece ini ümit ediyoruz. Oksidan/antioksidan balans ndaki bozukluk terapötik olarak bir antioksidan tedavi ile azalt labilir. Bu bulgular destekleyecek ileri çal flmalara ihtiyaç vard r. 54
55 Elektronik Posterler [EP-7] ki fiilotoraks Olgusu Nihal Baflay, Neslihan Mutluay, Deniz Köksal, Hülya Bay z, brahim Onur Al c, Bahad r Berktafl, Mine Berko lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Duktus torasikus veya dallar n n blokaj yada zedelenmesine ba l olarak plevra bofllu u içinde flili toplanmas na flilotoraks denir.etiyolojide cerrahi travmalar (%5-0), cerrahi d fl travmalar (%5-5) ve travma d fl nedenler (%0-50) rol oynar. fiilotoraksta plevral bofllukta opak,beyaz ms,santrifüje edildi inde berraklaflmayan bir s v toplan r.s v n n trigliserid düzeyi 0 mg/dl den yüksektir. OLGU : Kardiyopulmoner resüstasyon sonras 8 gün yo un bak mda takip edilen 8 yafl ndaki kad n hasta servisimize yat r ld. Akci er grafisinde s v görünümü olmas üzerine yap lan torasentezde, sar turuncu renkte yo un k vaml mayi al nd. Mayi santrifüj edildi inde berraklaflmad görüldü. Biyokimyasal analizde trigliserid düzeyi 700 mg/dl nin üzerinde olmas nedeniyle flilotoraks tan s kondu. fiilotoraks n kardiyopulmoner resüstasyona ba l geliflti- i düflünüldü. Ancak daha önce çekilen toraks tomografisinde büyümüfl lenf nodlar olmas ve lenfoman n s k görülen flilotoraks nedeni olmas göz önünde bulundurularak PET-CT çekildi. FDG tutulumu izlenmedi. Sonuç olarak yap sal olarak oldukça zay f olan duktus torasikusun bu olguda intratorasik bas nç nedeniyle zedelendi i ve buna ba l olarak da flilotoraks olufltu u gözlendi. OLGU : ki y ld r multiple miyelom tan s yla tedavi gören kad n hasta posteroanterior akci er filminde görülen plevral s v nedeniyle yat r ld. Al nan s v örne i koyu k vaml, sar renkliydi. Santrifüj edildi inde berraklaflmad. Biyokimyasal analizde triglkiserid düzeyi 75 mg/dl olarak bulundu ve flilotoraks olarak de erlendirildi. Hastan n multible myelom tedavisi gördü ü hastanedeki dosyas incelendi inde yaklafl k bir y l önce T-L düzeyine ve bir ay öncede C-C4 ve C6- C8 düzeyine radyoterapi ald ö renildi. Hastada geliflen flilotoraks n buna ba l oldu u düflünüldü. Biz klini imizde ayr etiyolojik faktörlerle geliflen iki flilotoraks olgusunu nadir görülmesi nedeniyle sunduk. [EP-7] Torakoplasti Uygulanan Kronik Ampiyemli ki Olgu Feride Sapmaz, Özgür Katranc o lu, sa Döngel, Azize Uzel, Mehmet Bayram Sivas Numune Hastanesi, Gö üs Cerrahisi, Sivas Sivas Numune Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Sivas Kronik ampiyemler günümüzde bronkopulmoner enfeksiyonlar n, rezeksiyon sonras bronkoplevral fistül gelifliminin ya da kalan bofllu un enfekte olmas n n bir sonucu olarak karfl m za s kça ç kan komplikasyonlard r. Biz burada kronik ampiyem nedeni ile torakoplasti uygulad m z iki olguyu sunmak istedik. Birinci olgumuz 67 yafl nda erkek hasta. Bir y l önce baflka bir merkezde dekortikasyon sonras bronkoplevral fistüllü kaviter kronik ampiyem geliflmiflti. ay aç k drenaj ile takip edildi. kinci olgumuz akci er kanseri nedeni ile d fl merkezde pnömektomi yap lan ve postrezeksiyonel ampiyem (bronkoplevral fistüllü) geliflen 6 yafl nda erkek olgu. 8 ay aç k drenaj ile takip edilen olgunun bronkoplevral fisülünde art fl oldu. Her iki olgunun da kültüründe aspergillus ve stafilomonas maltofilia üredi. Olgular n renal fonksiyonlar bozuk oldu u için preoperatif varikonazol ve sefaperazon+sulbaktam baflland. Birinci olgunun,,4,5,6. kostalar eksize edilerek kavite oblitere edildi. Post operatif 6. gün taburcu edildi. kinci olgunun,, 4. kostalar eksize edilerek kavite oblitere edildi. Post operatif. gün taburcu edildi. Günümüzde torakoplasti, di er tedavi yöntemleri ile kapanamayan kronik ampiyem kavitelerinde effektif bir cerrahi yöntemdir. [EP-7] Nadir Bir Plevral Effüzyon Nedeni Olarak Abdominal Apse Selda Kaya, Mustafa Törü, Kemal O uz TDV Özel 9 May s Hastanesi, Gö üs Hastal klar Bölümü, Ankara TDV Özel 9 May s Hastanesi, Radyoloji Bölümü, Ankara TDV Özel 9 May s Hastanesi, Üroloji Bölümü K rkalt yafl nda bayan hasta, bir hafta önce Üroloji poliklini ine böbrek tafl nedeniyle baflvurmufl ve perkütan renal tafl operasyonu için randevu verilmifl. Alt solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bir haftad r antibiyotik almakta olan hasta operasyon öncesi poliklini imize yönlendirilmifl. Hastan n toksik tablosu, yüksek atefli olmas ve çekilen PA Akci er grafisinde de sa da sinüs kapal l ve diyafram yüksekli i olmas nedeniyle yat fl verildi. Hastan n abdominal tomografisinde sa renal ve perihepatik alanda koleksiyon ile komflulu unda plevral alanda minimal s v saptand. Giriflimsel radyoloji eflli inde sa böbrek komflulu unda yer alan koleksiyona girilerek drenaj kateteri ile yaklafl k 500 cc püy boflalt ld. Hastaya. kuflak sefalosporin ve metranidazol baflland. Al nan materyalin kültüründe üreme olmad. Patolojisi apse içeri i ile uyumlu geldi. Yap lan kontrol bat n CT sinde hem karaci erde hem böbrekte üst orta kesimde apse kaviteleri, sa böbrek alt polde tafl ekojeniteleri izlendi. Hasta cerrahi aç dan takip için üroloji klini ine devredildi. Olgu plevral s v ve diyafram yüksekli inin nadir bir nedeni olarak intraabdominal apseleri hat rlatmak amac yla sunuldu. [EP-74] Plevral Efüzyonlarda Minimal nvaziv Yaklafl m Serdar fien, Ekrem fientürk, Engin Pabuflcu, Salih Çokp nar, Ertan Yaman Adnan Menderes Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Ayd n G R fi: Plevral efüzyon, plevral s v n n salg lanmas ile emilimi aras ndaki dengenin bozulmas sonucu oluflur. Plevral s v n n fazla üretilmesi veya emilimin azalmas, plevral efüzyon oluflumunun temel mekanizmas d r. Primer akci er veya baflka organ kaynakl patolojiler plevral efüzyon nedeni olabilirler. Plevra s v s analizinde ilk basamak transüda-eksuda ayr m n n yap lmas d r. Tedavi; nedene yönelik medikal tedavi, drenaj, plöredez ve cerrahi seçenekleri içerebilir. Günümüzde plevral s v tedavisinde uygun, kullan fll ve ideal tedavi aray fllar devam etmektedir. GEREÇ VE YÖNTEM: Biz çal flmam zda 0F çapl, trokar ucu ile lokal anestezi ile kolay uygulanabilen ve maliyeti oldukça düflük olan basit küçük çapl kateter (Vygon kateter, Vygon Corp. Norristown, PA, USA) kulland m z 94 plevral efüzyonlu olguyu de- erlendirdik. leri plevral efuzyonu saptanan,solunum s k nt s olan, nedene yönelik medikal tedavi veya torasentez ile plevral efuzyonu gerilemeyen yada tekrar eden olgulara lokal anestezi ile 7. veya 8. interkostal aral ktan kateter uyguland. Drenaj sonras akci er ekspansiyonu sa lanan, nüks beklenmeyen ve 000ml/gün alt nda drenaj olan olgularda kateter çekildi. Drenaj devam eden veya nüks olgularda tetrasiklin ile plöredez uyguland. BULGULAR: 58 i erkek, 6 s kad n olan olgular n yafl ortalamas SD ±; 57, (6-94) bulundu. Plevral efuzyon nedeniyle kateterizasyon uygulanan olgularda en s k etiyolojik neden 4 olgu (%6.) ile primer bronfl Ca idi. 5 hastaya (%56.) efuzyonda gerileme olmamas ya da nüks nedeni ile plöredez uyguland. Bunlardan 9 (%5.8) inde plöredezde baflar sa land. Plöredez ajan olarak olgunun a r efli i ve genel durumu göz önüne al narak lokal anestezi ile tetrasiklin uyguland. 9 hastada plöredezde baflar saptand. TARTIfiMA: Tüp torakostomi uygulama zorluklar, olas komplikasyonlar ve hastanede yat fl süresi uzamas gibi nedenlerle yüksek maliyet yükü getiren cerrahi bir giriflimdir. Özellikle malign plevral efuzyonlarda kal c kateterler tercih edilmektedir. Ancak bu kateterlerde kullan m kolayl yan nda uygulama güçlü ü ve yüksek mali- 55
56 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab yet sorunu mevcuttur. Basit küçük çapl kateterler ayaktan uygulanabilmekte, sadece malign efuzyonlarda de il benign efuzyonlarda da güvenle kullan labilmektedir. SONUÇ: Drenaj kolayl yan s ra plöredez uygulamas nda da etkinli i ve düflük maliyeti ile basit küçük çapl kateterlerin kullan m semptomatik plevral efüzyonlu hastalarda k sa ve orta süreli tedavilerde ilk seçenek,uzun süreli tedavilerde alternatif olarak güvenle kullan labilecek bir yöntemdir. [EP-75] Yayg n Pulmoner Metastazla Seyreden Malign Mezotelyoma Olgusu Nihal Baflay, Nilgün Mendil, Hülya Bayiz, Deniz Köksal, Neslihan Mutluay, Funda Demira, Bahad r Berktafl, Mine Berko lu Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Ankara Yetmifl üç yafl nda erkek hasta.nefes darl,öksürük ve balgam yak nmalar ile baflvurdu.akci er grafisinde yayg n bilateral nodüler infiltrasyon görülmesi üzerine toraks tomografisi çekildi. Tomografide; Troid sa lobunda hipodens nodül, prevasküler, karinal, subkarinal, hiler en büyü ü cm boyutlar nda lenf nodlar, sol akci er alt lobda, plevraya uzanan düzensiz kontürlü kitle lezyonu görüldü.ayr ca her iki akci erde yayg n farkl büyüklüklerde nodüller izlendi. Hastaya fiberoptik bronkoskopi yap ld. Bronkoskopide tüm segment ve subsegmentler aç k izlendi. Sol alt lob segmentlerinden transbronfliyal biyopsiler al nd. Biyopsi sonucu malign mezotelyoma olarak raporland. Malign mezotelyoma plevran n agresif bir tümörüdür ve y lda ölümden sorumludur. Malign mezotelyoma olgular n n radyolojisinde miliyer infiltrasyon ve diffüz pulmoner metastaz görülmesi oldukça nadirdir. Bugüne kadar diffüz pulmoner metastaz görülen 6 malign mezotelyoma olgusu rapor edilmifltir. Olgumuzu malign mezotelyoma tan s n n transbronfliyal biyopsi ile konmas ve radyolojik görüntüsünün özelli i nedeniyle sunduk. [EP-76] Senkron Kranial Beyin Metastaz Saptanan Olgularda Klinik Özellikler ve Prognostik Faktörler Bahar Ulubafl, Eylem Özgür, Seval Kul Mersin Üniv T p Fak Gö üs Hast. AD Mersin Üniv T p Fak Bioistatistik AD Akci er kanserli hastalarda beyin metastaz s k olup önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Hastalar n %4-9 unda tan s ras nda senkron beyin metastaz vard r. Prognozla ilgili yap lan çal flmalarda beyin metastaz olan hastalarda yafl, PS, metastaz say s, primer tümörün tedaviye yan t, sistemik metastazlar n olmay fl iyi prognostik faktör olarak belirtilmifltir. AMAÇ: Çal flmam z n amac senkron beyin metastaz olan hastalar n özelliklerini ve prognostik faktörleri araflt rmakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmam za y llar aras nda tetkik ve tedavi amac ile baflvuran senkron meyin metastaz olan (BM+) 48 akci er kanseri tan s alm fl ve beyin metastaz olmayan (BM-) 5 akci er kanserli toplam 00 hasta al nd. BM(+) hastalar beyin metastaz hariç tutularak evrelendirildi ve gruplar klinik özellikleri ve yaflam süreleri aç s ndan karfl laflt r ld. Her iki grupta prognozu etkileyen faktörler belirlendi. SONUÇLAR: Kilo kayb, performans, histoloji, evre ve tedaviye yan t n gruplar n yaflam sürelerine etkisi de erlendirildi. BM(+) hastalar n performans azald kça yaflam sürelerinin de k sald saptand (p= 0,09 %95 CI;,099 5,848). Kontrol grubunda ise kilo kayb n n artmas yaflam süresinin k salmas nda etkili oldu u görüldü (p=0,09 %95 CI;,0,5). Sonuç olarak; BM(+) hastalarda performans, BM(-) hastalarda ise kilo kayb n n kötü prognostik faktörler oldu u belirlendi. BM(+) hastalar n sa kal m süreleri BM(-) hastalara göre anlaml olarak daha k sa olmas na ra men BM(+) hastalarda hastal n sadece beyin metastaz ile s n rl olmas yaflam süresini olumlu yönde etkilemektedir. [EP-77] Pulmoner Lenfanjitis Karsinomatoza Olgusu Gülbanu Horzum, Osman Hac ömero lu, Hilal Alt nöz, Ece Öz, Reha Baran Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi G R fi: Lenfanjitis karsinomatoza (LK), akci er lenfatik damarlar ve bu damarlara komflu ba dokusunun karsinom hücrelerince infiltre edilmesidir. OLGU: 9 yafl nda kad n hasta, ay önce bafllayan ifltahs zl k, zay flama ve son bir hafta içinde geliflen ve fliddeti giderek artan bel a r s yak nmalar ile merkezimize baflvurdu. Fizik muayenesinde, genel durumu orta, a r s nedeni ile zorlukla hareket ediyor ve koopere idi. Sol supraklavikuler bölgede düzgün s n rl, sert k vamda, çok say da lenfadenopatiler ve sa meme, d fl kadranda cm çap nda, sert k vamda kitlesel lezyon tespit edildi. PA Akci er grafisinde, her iki akci er parankiminde milier dansite art fl mevcuttu. Toraks bilgisayarl tomografisinde (BT) her iki akci er parankiminde yayg n milimetrik boyutlu nodüler görünüm, interlobüler septalarda kal nlaflma, bronkovasküler demette kal nlaflma vard.hasta ilk bulgularla klinik ve radyolojik milier tüberküloz olarak de erlendirilerek isoniazid 00 mg/gün, rifampisin 600 mg/gün, pirazinamid 500 mg/gün ve etambutol 500 mg/gün ile tedavisine baflland. Tedavi bafllanmas ile efl zamanl olarak sol supraklavikuler bölgedeki LAP den i ne aspirasyon biyopsisi yap ld. Tüberküloz tedavisinin ikinci gününde biyopsi sonucu karsinom metastaz olarak raporland. Tüberküloz tedavisi kesildi. Hasta primer odak aç s ndan de erlendirildi. Sa gö üs d fl kadrandaki cm lik kitleden yap lan i ne aspirasyon biyopsisi malign epitelyal tümör hücreleri olarak raporland. Tiroid ultrasonografisi normal idi. Hastan n çok fliddetli ve yayg n a r lar n n olmas nedeniyle kemik sintigrafisi istendi. Tüm vücut sintigrafisinde kranium dahil olmak üzere yayg n metastazla uyumlu görünüm tespit edildi. Akci er grafisi ve toraks BT bulgular primer meme kanserinden kaynaklanan lenfanjitis karsinomatoza ile uyumlu olarak de erlendirildi. Onkoloji bölümünce konsülte edilen hastaya radyoterapi ve kemoterapi program na al nmak üzere randevu verildi. Ancak hastan n klini inin çok h zl bir flekilde bozulmas, bilincinin kapanmas ve al nan arter kan gaz nda 5 litre oksijen alt nda oksijen satürasyonunun %70, ph 7.48, PaO 55 mmhg, PaCO mm Hg olmas nedeniyle akut solunum yetmezli i tan - s yla hasta yo un bak m ünitesine sevk edildi. TARTIfiMA: Bilateral interstisyel görünümü olan akci er hastal klar nda ay r c tan da lenfanjitis karsinomatoza daima düflünülmelidir. 56
57 Elektronik Posterler [EP-78] Cilt Tutulumunun lk Bulgu Oldu u Bir Küçük Hücreli Akci er Kanseri Vakas Tibel Tuna, Serhat F nd k, O uz Uzun, Atilla Güven At c, Bedri Kandemir, Levent Erkan Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD G R fi VE AMAÇ: Küçük hücreli akci er kanserinin %4 ü ekstrapulmoner yerleflimlidir. Akci er kanserlerinin %,5-7,8 i cilde metastaz yapar. Ancak cilt tutulumunun ilk bulgu olarak ortaya ç kmas çok nadirdir. Bu nedenle bu vaka takdim edilmifltir. GEREÇ VE YÖNTEM: 6 yafl nda erkek hasta vücudunda son bir ayda oluflan yayg n flifllikler nedeni ile baflvurdu. 50 paket/y l sigara öyküsü olan hastan n öksürük, balgam, sol kalça a r s da mevcuttu. Tüm vücudunda özellikle gö üs ön ve yan duvarlar nda cilt alt nda nodüler kitleler mevcuttu. BULGULAR: Laboratuvar bulgular nda hafif anemi ve sedimentasyon art fl d fl nda anormallik yoktu. Çekilen akci er grafisinde sa hiler bölgede opasite mevcuttu. Bilgisayarl toraks tomografisinde; sa akci er alt lobda düzensiz s n rl yaklafl k 4,5cm boyutta, kitle, sa paratrakeal, prekarinal, subkarinal, lenf nodlar izlendi. Sa aksiler multiple lenf nodlar ve sa da toraks duvar ya l doku içinde, solda parasternal ya l doku içinde ve kalp düzeyinde lateral gö üs duvar nda solid nodüler lezyonlar izlendi. Bronkoskopisinde sa üst lob broflu ay r m karinas vasküler bir lezyonla infiltre idi. Sa intermediate bronfl bafllang c nda ön duvarda kabar k lezyon, sa alt lob bronflunun giriflinde posteriorda tomurcuk fleklinde kabar k lezyonlar görüldü. Buralardan al nan multiple biopsilerin sonucu küçük hücreli karsinom olarak geldi. Hastan n evreleme tetkiklerinde beyin ve bat nda multiple metastazlar, kemikte her iki femur ve pelvik kemiklerde metastazlar izlendi. Hastaya öncelikle kranial radyoterapi, ard ndan üç kür cisplatin+etoposide protokolünde kemoterapi tedavisi verildi. Ard ndan 4 gün kemik metastazlar ve a r nedeni ile radyoterapi ald. Takiplerinde sa hiler kitlede ve cilt alt lezyonlarda bir miktar küçülme izlendi. SONUÇ: Küçük hücreli akci er kanserinin nadiren de olsa ilk bulgu olarak cilt tutulumu yapabilece i ak lda tutulmal d r. [EP-79] Skuamöz Hücreli Akci er Kanserinde Nadir Bir Tutulum: ntraabdominal Lenf Nodu Metastaz Ahmet Selim Yurdakul, Hatice K l ç, Can Öztürk Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara Skuamöz hücreli akci er kanserinde intraabdominal lenf nodu metastaz çok nadir görülen bir durumdur. Olgu, skuamöz hücreli akci- er kanserlerinde çok nadir metastatik lokalizasyon olan intraabdominal lenf nodu metastaz saptanmas nedeniyle sunuldu. Üç ayd r olan öksürük, balgam ve nefes darl yak nmalar olan 58 yafl nda erkek bir hasta klini imize baflvurdu. Yap lan fiberoptik bronkoskopik biyopsi sonucu skuamöz hücreli akci er karsinomu tan s konuldu. Periferik tarama amaçl yap lan PET/BT de paratrakeal, subkarinal, hiler, paraaortik, aortokaval, mesenterik ve lomber bölgedeki büyümüfl olan lenf nodlar ile sa akci er alt lobtaki kitlede patolojik 8F-FDG tutulumu saptand. Abdominal lenf nodlar na yönelik BT eflli inde transtorasik ince i ne aspirasyon biyopsisi yap ld. Patolojik inceleme sonucu skuamöz hücreli karsinom metastaz ile uyumlu geldi. Hasta evre IV olarak kabul edilerek kemoterapi tedavisi uyguland. Skuamöz hücreli akci er kanserlerinde çok nadir metastatik lokalizasyon olan intraabdominal lenf nodu metastazlar da görülebilmektedir. [EP-80] Küçük Hücreli Akci er Kanserinin Tiroid Bezine Metastaz : Hipertiroidi ve VCSS ile Birlikte Eylem Sercan Özgür, Ahmet lvan, Cengiz Özge, Ayfle Polat, Onur Özhan, Cihan Yücel Mersin Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Ana Bilim Dal, Mersin Mersin Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji Ana Bilim Dal, Mersin Mersin Üniversitesi T p Fakültesi, Dahiliye Ana Bilim Dal, Mersin AMAÇ: Tiroid bezinin metastatik tümörü nadir rastlanan vakalard r. Primer odak genellikle böbrek, akci er ve memedir. Literatürde sunulan tiroide metastaz yapm fl akci er kanserli vakalarda ilk s ray adenokarsinom al r. Bu makalenin amac, klinik pratikte nadir görülen tiroide metastaz yapm fl küçük hücreli akci er kanseri olgusu sunmakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Olgumuz, ayd r yüz ve boyunda flifllik, nefes darl ve kilo kayb flikayetleri ile baflvuran 56 yafl nda erkek idi. BULGULAR: Fizik muayenesinde vena kava superior sendromu ile uyumlu (boyun, yüz ve kollarda flifllik, konjunktivalarda hiperemi, toraks ön duvar nda venöz kollateraller) bulgular mevcuttu. Akci er grafisinde sa da asendan aort komflulu unda homojen düzgün s n rl dansite art fl izlendi. Toraks bilgisayarl tomografisinde multinodüler guatr, sa akci er üst lobda mediastene genifl tabanla oturan, sa üst lob bronflunu ve sa pulmoner arteri sar p kuflatt gözlenen, her iki atrium ile yak n komflulu u bulunan ve aksiyel kesitlerde en genifl yerinde 6x4 cm boyutlar nda ölçülen genifl kitlesel lezyon, mediastinal ve sa hiler lenf nodlar, sa sürrenal lojda 8x5 cm boyutlar nda lobule konturlu heterojen dansiteli solid lezyon izlendi. VCSS için antiödem tedavisi baflland. Özgeçmiflinde koroner bypass öyküsü olan hastaya Kardiyoloji AD taraf ndan Fiberoptik Bronkoskopi için orta-yüksek risk verildi, bu nedenle bronkoskopi yap lamad. Tiroid sintigrafisinde hiperplazik tiroid bezinde, hiperaktif-hipoaktif multinodülerite saptand. Tiroid fonksiyon testlerinde hipertiroidi [TSH:0.09ÌIU/ml ( ), ft4:,pmol/l( )] olmas nedeniyle tedavi olarak Propysil tb x baflland. Sa tiroid lobunda bulunan hipoaktif nodüler lezyondan USG eflli inde ince i ne aspirasyon biyopsisi yap ld. Patoloji sonucu malign sitoloji, öncelikle akci erin küçük hücreli karsinom metastaz düflünülür olarak raporland. Hasta evre 4 Küçük Hücreli Akci er Kanseri olarak kabul edildi. Sisplatin Etoposid kemoterapi protokolüne al nd. SONUÇ: Akci er kanserinin tiroid bezine metastaz nadir görülür. Ancak akci er kanserli hastalarda hipertiroidi ile birlikte multinodüler tiroid bezi varl nda bile metastaz olas l göz önünde bulundurulmal ve ileri ifllem planlanmal d r. [EP-8] Bilateral sürrenal metastaz ile nüks eden opere Akci er Adeno Kanseri ( Olgu Sunumu) Berna Kömürcüo lu, Ahmet Üçvet, Kadri A. Ç rak, Hakan Koparal Dr.Suat Seren Gö üs Hastal klar E itim ve Araflt rma Hastanesi, zmir Sürrenal metastaz akci er kanserlerinin en s k rastlanan metastaz bölgelerinden biridir. Genellikle ünilateral ve asemptomatik lezyonlar fleklinde radyolojik incelemelerde rastlant sal saptan r. Bilateral sürrenal metastaz akci er kanserli olgular n % ten az olguda izlenmektedir. KHDAKde tan s ile opere edilen iki TN0M0 olgusunda, preop de erlendirmede BT ve PET-CT incelemelerinde izlenmeyen ve operasyondan sonraki 6 ay içinde geliflen bilateral genifl volumlu sürrenal metastaz izlendi. OLGU : 5 yafl nda erkek olgu öksürük ve kanl balgam yak nmas yla Ekim 008 de hastanemize baflvurdu. Akci er grafisinde kitle imaj izlenmesi üzerine çekilen Toraks CT de sa akci er üst lob anterior segmentte cm çap nda kitle izlendi. TT AB ile Adeno Ca ta- 57
58 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab n s alan ve operasyon planlanan hastaya, PET-CT ve beyin MRI çekildi. PET-CT de sa üst lobda anterior segmentte cm çapl yumuflak doku lezyonunda (6.9 SUV max ) malignite düzeyinde artm fl FDG tutulumu izlendi. Ekim 008 de opere edilen olguda sa üstlobektomi, mediastinal lenf bezi diseksiyonu uyguland. ptn0m0 adeno ca olarak evrelenen olgu izleme al nd. Olgu postop. 6. ay kontrollerinde bel a r s ve zay flama yak nmas olmas üzerine çekilen bat n USG e.5x, sol sürrenalde 8X4 cm kitle lezyonlar izlendi. TT AB ile sol sürrenal Adeno Ca metastaz tan s ald ve kemoterapi program na al nd. OLGU : 46 yafl nda erkek olgu öksürük, hemoptizi yak nmas yla baflvuran hastada Kas m 008 de akci er adeno ca tan s ile opere edildi. ptn0m0 olarak evrelendi ve izleme al nd, post op. 4. ayda çekilen bat n USG de bilateral sürrenal kitle sol 7 cm, sa 4.5 cm çapl saptand. PET-CT de surrenal kitlelerinde (SUV ) patolojik FDG tutulumu saptand, baflka bölgede nüks saptanmad. Kemoterapi program na al nd. Operasyon sonras ilk 6 ay içinde bilateral sürrenal metastaz ile nüks eden olgular sunuldu. [EP-8] Küçük Hücreli Akci er Karsinomunun zole Pankreas Metastaz (Olgu Sunumu) Mine Gayaf, Ifl l Karasu, Nimet Aksel, Ayfle Özsöz, Özgül Sa ol Dr.Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, zmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, Patoloji AD, zmir 5 yafl nda bayan hasta hemoptizi, kar n a r s yak nmas ile baflvurdu. PA akc grafisinde sol hilusa süperpoze homojen dansite oldu u izlendi ve sol kostofrenik sinüsün kapal oldu u görüldü. Akci er bilgisayarl tomografisinde hiler vasküler yap lara invaze, sol alt lob bronflunu daraltan ve atelektazik de iflikliklere neden olan kitle lezyonu vard. Üst bat n kesitlerinde ise pankreas bafl nda ve korpusunda 6,5X 4 cm hipodens kitle izlendi. Bronkoskopi yap larak olguya küçük hücreli akci er karsinomu tan s kondu. Perkutan USG eflli- inde pankreastan yap lan biyopsinin patolojik incelenmesi sonucunda küçük hücreli akci er karsinomunun metastaz oldu u bildirildi. Evreleme için yap lan di er incelemelerde metastaz saptanmayan olgu, KHAK n pankreasa izole metastaz n n nadir görülmesi nedeniyle sunulmufltur. [EP-8] Küçük Hücreli Akci er Kanserinin Nadir Bir Metastaz : Dil Kökü Metastaz Nimet Aksel, Mine Gayaf, Ifl l Karasu, Arman Afrashi, Ayfle Özsöz, Sülün Ermete zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Kulak Burun Bo az Klini i zmir Dr Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Bölümü A z bofllu unun metastatik tümörleri çok nadir görülür, genellikle mandibulaya yerleflen bu tümörlerin küçük bir bölümü yumuflak dokuda yerleflir. Dil ve dil kökünün metastatik tümörleri %0. ile %.6 aras nda de iflmektedir. Literatürde bu metastazlar n en çok akci er kanseri kaynakl oldu u belirtilmifltir. Prognozu kötü seyirlidir. Bu makalede hastanemizde küçük hücreli akci er ca-s n rl hastal k tan s konularak kemoterapi bafllanan, üç siklus kemoterapi sonras nda kemik metastazlar n n ortaya ç kmas üzerine palyatif radyoterapi alan, 47 yafl ndaki erkek olguyu sunduk. Olguda tan dan 5 ay sonra ortaya ç kan ses k s kl nedeniyle yap lan kulak burun bo az konsültasyonunda indirekt laringoskopisinde dil- dil kökü bileflkesinde cm çap nda lezyon saptand. Biopsi sonucu küçük hücreli akci er ca metastaz olarak de erlendirildi. mmünohistokimyasal tetkikinde sinaptofizin, TTF pansitokeratin pozitif, kromogranin negatif bulundu. Palyatif lokal radyoterapi bafllanan olgu bir ay içinde kaybedildi. Olguyu nadir görülmesi nedeniyle sunmay uygun bulduk. [EP-84] Küçük Hücreli D fl Akci er Kanserinde Beyin Metastaz Saptanmas nda Bilgisayarl Tomografi ve Manyetik Rezonans Görüntüleme Yönteminin Karfl laflt r lmas Mine Gayaf, Ifl l Karasu, Birsen fiahin, Nimet Aksel, Ayfle Özsöz, Melda Apayd n Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, zmir Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Radyoloji, zmir Akci er kanserinin en s k metastaz yapt organ beyindir. Beyin metastaz varl n n saptanmas akci er kanserinin evrelemesini ve tedaviye yaklafl m de ifltirmektedir. Çal flmam zda KHDAK tan s alan olgular n beyin metastaz tespitinde beyin BT ve MRG i kullanarak, her iki görüntüleme yönteminin yerinin de erlendirilmesi planlanm flt r. Çal flmaya 008 Ocak ile 009 Haziran tarihleri aras nda klini imizde tan alan 5 (45 erkek, 7 kad n) KHDAK olgusu al nd. Tüm olgulara beyin BT ve MRG incelemesi yap ld. Olgular n yafl ortalamas 6,7±0,58 di. Beyin BT de 5 (%8.84) olguda metastaz saptan rken, (%4.0) olguda metastaz saptanmad. Beyin BT ile tek metastaz saptanan 4 olguda ise MR ile birden çok metastaz saptand. 5 (%8.84) olgu ise beyin BT de metastaz aç s ndan kuflkulu olarak de erlendirildi; bunlar nda 6 (%40) s nda beyin MRG ile metastaz saptand. Hem BT hem MR da metastaz saptanan olgu say s 4 (%6.9) iken, (%40.8) olgunun BT ve MR nda metastaz saptanmad. (%.9) olguda BT de metastaz olmad halde MR da metastaz izlendi. MR da metastaz saptanmayan (%.9) olgunun da BT sinde metastaz saptand.(p=000) Çal flmam zda metastaz varl veya yoklu u durumunda beyin BT ve MRG nin tan de eri aras nda fark saptanmam flt r. Ancak BT de flüpheli lezyon varl nda MRG ile kesin tan ya ulafl labilir. [EP-85] leri Evre Küçük Hücreli D fl Akci er Kanserli Olgularda Klinik Semptomlar ile Metastaz Aras ndaki liflkinin De erlendirilmesi Zuhal Akda, Sibel Ar nç, Arma an Hazar Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi G R fi: Küçük hücreli akci er kanserli(khdak) olgularda ekstratorasik metastaz taramas n n yap l p yap lmamas tart flmal d r. Bu çal flman n amac metastaz ve semptom aras ndaki korelasyonun tan mlanmas yd. YÖNTEM: Çal flma metastazl KHDAK li 7 hastadan oluflmaktayd ( kad n, 05 erkek). Hastalar n organ spesifik semptomlar, metastaz yerleri ve yaflam süresi sonuçlar gözden geçirildi. BULGULAR: Asemptomatik olan kad n hasta, altm fl befl yafltan genç olmak, uzun süreli yaflam süresi ile iliflkili önemli faktörler olarak bulunmas na karfl n (p= ) erkek, yafll hasta grubunun histolojik tipin ve semptom varl n n sa -kal m üzerine etkisi yoktu. Asemptomatik olgular n her üç histolojik tipte benzer da l m gösterdi i bulunmufltur. SONUÇ: leri evre akci er kanserli olgularda asemptomatik genç kad n olgular n daha uzun yaflam süresi ile birliktelik gösteren önemli faktörler oldu u bulunmufltur. 58
59 Elektronik Posterler [EP-86] leri Evre Akci er Kanserli (Evre III) Olgularda Beyin Metastaz Geliflimini Etkileyen Faktörlerin ncelenmesi Sibel Ar nç, Mafluk Taylan, fiule Gül Karabulut, Fatih Oruç, Aysun Kosif, Mine Demir, Arma an Hazar, Alparslan Mayada l, Ali Atasalihi Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Kartal E itim ve Araflt rma Hastanesi Onkoloji Bölümü AMAÇ: Bu çal flmada evre olgularda beyin metastazlar n de erlendirmeyi amaçlad k. YÖNTEM: y llar aras nda Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesine baflvuran (8. klinik ve. gö üs cerrahisi klini i) ve Kartal E itim Araflt rma Hastanesi Onkoloji servisinde tedavi alan (kemoterapi ve/veya radyoterapi) evre (III A-B) ileri evre akci er kanserli 05 olgu performans durumu, yafl, evre, histolojik alt gruplar ve yaflam sürelerine göre analizlendi. BULGULAR: Çal flma grubu 05 hastadan oluflmaktayd (4 kad n 0 erkek ortalama yafl 58.4 ortalama yaflam süresi 9.5 ay). Beyin metastaz %9.5 (/05) olguda geliflti. Kötü performans durumu (ECOG -), histolojik alt grup beyin metastaz için risk oluflturmazken genç yafl (p=0.00), evre IIIB (%75.8) ve tan sonras bir y l (%65.5) içerisinde metastaz oluflumu yüksek risk faktörler olarak saptand. SONUÇ: leri evre akci er kanserli olgularda ilk bir y l beyin metastaz aç s ndan risk oluflturmaktad r. Bu hastalarda proflaktik beyin radyoterapisi ile ilgili araflt rmalar uygun olabilir. [EP-87] Endobronflial Metastaz Yapan Testis Germ Hücreli Tümörü Aziz Ulu fl k, Serhat F nd k, Atilla Güven At c, O uz Uzun, Levent Erkan, Bedri Kandemir Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Samsun Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD, Samsun Akci er d fl tümörlerden kaynaklanan endobronflial metastazlar nadir olarak görülmektedir. Endobronflial metastaz yapan en s k ekstratorasik organ tümörleri boyun, kolorektal, meme ve renal tümörlerdir. Günümüze dek olan yay nlarda olgu sunular tarz nda bildirilen ve nadir görülen testis mixt germ hücreli tümörüne ba l endobronflial metastaz, olgumuzdada saptanmas nedeniyle sunulmaktad r. OLGU: 7 yafl nda, mobilya do ramac l yapan, sigara kullanmam fl erkek hasta. ayd r öksürük flikayeti ve ayd r hemoptizi flikayetleri mevcutmufl. ay sürede 5 k zay flama, ses k s kl, nefes darl, atefl ve gö üs a r s gibi ilave flikayetleri vard. Fizik muayenede vital bulgular normal s n rlardayd. Solunum sesleri sa akci erde kaba idi ve stridoru mevcuttu. Parmaklarda çomaklaflma vard ve hasta zay f yap l yd. Sa testis üzerinde yaklafl k -,5 cm çapl nodüler karakterde lezyon ele geliyordu.laboratuar incelemelerinde: Eritrosit sedimentasyon h - z :8mm/s,di er rutin kan incelemeleri normaldi (?bakhcg, alfa protein). PA akci er grafisinde,sa akci erde daha belirgin bilateral hiler dolgunluk, sa paratrakeal geniflleme, sa diyaframda elevasyonu izlendi. Toraks BTde:sa paratreal, subkarinal, bilateral hiler multiple say da lenf nodlar,sa ana bronfl lümeni içinde nodüler tarzda opasite izlendi. Parankim kesitlerinde ek patolojik görünüm izlenmedi. Hasta acil olarak testis mali nitesi ön tan s ile üroloji klini ine yönlendirildi. [EP-88] Renal Hücreli Karsinomun Akci er Metastaz nda Bilateral Spontan Pnömotoraks Geliflimi Mahmut Tokur Kahramanmarafl Devlet Hastanesi Tüm kanser olgular n n yaklafl k %0 unda akci er metastaz geliflmektedir. Akci er metastazlar s kl kla iki tarafl olup soliter, multipl ya da diffüz, miliyer opasiteler olarak görülebilir. Pulmoner metastazlara ba l semptom oluflumu nadirdir. Hastalar n %5 inden daha az nda nefes darl, a r, öksürük ya da hemoptizi görülebilir. Spontan pnömotoraks, akci er ve trakea tümörlerinde nadir olarak (% ) saptanan ancak, klinik önemi olan bir komplikasyondur. Metastatik tümörlerde de spontan pnömotoraks geliflebilir. Bu tümörler s ras yla sarkomlar (%.5), germ hücreli tümörler ve lenfomalard r. Smevik ve Schulman akci er metastazlar nda kemoterapi sonras spontan pnömotoraks insidans n n artt n göstermifllerdir. Di er taraftan radyoterapi sonras spontan pnömotoraks, Hodgkin hastalar nda radyoterapiden birkaç ay sonra tarif edilmifltir. Kemoradyoterapi alan hastalarda pnömotoraks etyolojisinde, h zl tümör lizisine sekonder rüptür, ve fibrozis sorumlu tutulmaktad r. Ellialt yafl ndaki erkek hastaya iki y l önce renal hücreli tümör tan s ile sol nefrektomi uygulanm fl. Operasyondan bir y l sonra bilateral pulmoner metastaz saptanarak kemoterapi uygulanm fl. Tedaviye ra men metastatik lezyonlarda artma ve giderek artan nefes darl geliflmifl. Son bir haftada nefes darl nda belirgin art fl olmufl. Akci er grafisinde bilateral yayg n soliter metastaz ve solda minimal, sa da belirgin pnömotoraks görüldü ve sa a kapal su alt drenaj uyguland. Metastatik akci er tümörlerinde lezyonlar n yayg nl na göre de iflik derecelerde dispne görülmektedir. Bu hastalarda nefes darl nda ani ya da progresif art fl spontan pnömotoraks habercisi olabilir. Özellikle kemo-radyoterapi alm fl hastalar bu yönden daha dikkatli de erlendirilmelidir. [EP-89] Ekstrapulmoner Malign Tümörlerin Endobronfliyal Metastazlar Füsun fiahin, Mesut Bayraktaro lu, Funda Ark n, Didem Görgün, P nar Y ld z Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul Ekstrapulmoner malign tümörlerin endobronfliyal metastazlar nadir görülür. En s k endobronfliyal metastaz yapan tümörler meme,böbrek ve kolorektal karsinomlard r.burada endobronfliyal metastaz yapan 4 farkl tümör grubunu yay nlad k.. olgu 48 yafl nda,005 te renal hücreli karsinom (ca.) nedeniyle nefrektomi yap lan erkek hastayd. Toraks BT sinde sa üst lobda biri periferik ve di eri ise sa hilusta obstrüksiyon yapan adet kitle saptand. Yap lan bronkoskopide sa üst lob anterior seg. tam olarak kitle ile t kal yd ve al nan biyopsilerin patoloji sonucu renal hücreli karsinom metastaz olarak geldi.. olgu yafl nda, 007 de sol uylukta fibrosarkom nedeniyle opere olan bayan hastayd.toraks BT sinde her iki akci erde subplevral alanlarda daha yo un ve büyük olmak üzere metastatik parankimal nodüller mevcuttu. Bronkoskopisinde sol alt lobda özellikle anterior ve lateral bazal seg. girifllerini kapatan kitle izlendi.buradan al nan biyopsilerin patoloji sonucu fibrosarkom metastaz ile uyumlu geldi.. olgu 55 yafl nda, 00 te sa ayakta malign melanom tan s alan bayan hastayd. Toraks BT sinde sol üst lob lingula bronflunu t kayan kitle ve sol alt lobda ise cm. lik nodüler lezyon saptand. Bronkoskopisinde solda lingula giriflini t kayan kitleden al nan biyopsiler sonucunda malign melanom metastaz tan s konuldu. 4. olgu 59 yafl nda, 00 te kolon ca. nedeniyle opere olan bayan hastayd. 005 y l ndaki toraks BT sinde sa orta lobda nodül saptanarak TT A ile kolon ca. metastaz teflhisi konuldu u ve wedge rezeksiyon yap ld ö renildi. 007 de tekrar sa orta lobda kit- 59
60 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab le saptanmas üzerine yap lan bronkoskopide sa orta lobu t kayan kitleden al nan biyopsilerin sonucu kolon ca. kaynakl adenoca. metastaz ile uyumlu geldi. [EP-90] Sarkoidoz, Çölyak Hastal ve Derin Ven Trombozu: Nadir Bir Birliktelik Gökhan Çelik, Ayd n Çileda, Onur Keskin, Arzu Ensari, Ak n Kaya Ankara Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Ankara Ankara Üniversitesi T p Fakültesi ç Hastal klar AD, Ankara Ankara Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, Ankara Sarkoidoz özellikle akci er ve lenfatik sistem olmak üzere tüm sistemleri etkileyebilen nedeni bilinmeyen granülomatöz bir hastal kt r ve nadiren çölyak hastal ile birlikte görüldü ü bildirilmektedir. Ayr ca, çölyak hastal nda baz ekstraintestinal patolojiler görülebilmesine ra men ekstremitelerde venöz tromboz oldukça nadirdir. Biz de sarkoidoz, çölyak ve derin ven trombozu tan s alan olguyu, bu hastal klar n nadir birlikteli i nedeniyle sunmay amaçlad k. 78 yafl nda kad n hasta bir y ld r süren kar n a r s, kronik diyare, kilo kayb ve befl gün önce bafllayan sol bacakta flifllik flikayetleri ile baflvurdu. Fizik muayenede ve sa bacakta gode b rakan ödem saptand ve Homans bulgusu pozitifti. Solunum sistemi muayenesi normaldi. Total serum protein ve albümin düzeyleri 5.7g/dL (N: ) ve.g/dl (N:.5-5.), anti-gliadin IgA>00U/mL (N: 0-0), anti-gliadin IgG 78U/mL (N:0-0) ve protein C, protein S ve antitrombin III düzeyleri s ras yla %57.8 (N:70-40), % 57.6 (N:76-5) ve %6.9 (N: 84-0) olarak saptand. Solunum fonksiyon testleri ve arter kan gazlar normal idi. PA akci er grafisinde bilateral hiler dolgunluk, Toraks BT de mulitpl mediastinal ve bilateral hiler lenfadenopatiler ve alt ekstremite venöz Doppler USG de sa ana femoral, derin femoral ve popliteal venlerde akut tromboz saptand. Hastaya fiberoptik bronkoskopi yap ld ve subkarinal lenf nodundan al nan transbronfliyal i ne aspirasyonunda kazeifikasyon nekrozunun izlenmedi i granülomatöz inflamasyon saptand. Bu bulgular fl nda hastaya radyolojik evre I sarkoidoz tan s konuldu ve baflka organ tutulumu saptanmad. Üst gastrointestinal (G S) endoskopisi yap ld ve duodenal mukoza biyosisinde villöz atrofi ve artm fl intraepitelyal lenfosit görüldü. Hastaya çölyak hastal tan s konularak glutenden fakir diyet uyguland ve G S flikayetlerinde düzelme izlendi. Sonuç olarak, sarkoidoz veya çölyak hastal tan s konulan hastalarda, nadir de olsa bu iki hastal n birlikteli i ak lda tutulmal, ayr ca çölyak hastal kl olgular, venöz tromboz yönünden dikkatlice de erlendirilmelidirler. [EP-9] Atipik Sarkoidoz Radyolojisi: ( ki) Olgu Nedeniyle Ahmet Ertu rul, fiafak Y ld z, Yakup Arslan, Ömer Deniz, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara progresyonu olarak de erlendirildi. Hastan n steroid dozu mgr dan 48 mgr a yükseltildi ve tedavisine doksisiklin eklendi. ay sonunda hastan n aktif hemoptizi flikayeti geçmiflti, sa akci er alt lobtaki infiltrasyon alan kaybolmufl ve sol akci er üst lobtaki kal n duvarl kavitenin duvar incelmifl ancak bir miktar boyutu artm flt. Hasta kaviter sarkoidoz olarak düflünüldü ve steroid tedavisine devam, gerekirse bronfliyal arter embolizasyonu veya cerrahi müdahale için de erlendirilmek üzere takibe al nd. OLGU : 64 yafl nda bayan hasta, y ld r devam eden kuru öksürük flikayeti nedeni ile baflvurdu. PA akci er grafisinde sol akci er alt zonda periferal, lokalize dansite art fl saptand. Toraks BT de sol akci er alt lob laterobazal ve sa akci er alt lob posterobazal segmentlerde plevra tabanl hava bronkogramlar içeren konsolide alanlar tespit edildi (periferal psödoplak opasiteler). Nonspesifik antibiyoterapiye yan t al namay nca hastaya PET yap ld. PET de sol akci erdeki lezyondaki artm fl FDG tutulumu izlendi (SUV max; 6.). Hasta FOB ifllemini kabul etmedi. Daha sonra yap lan transtorakal biyopsi tan sal olmay nca aç k akci er biyopsisi yap ld ve sonuç granülomatöz inflamasyon olarak tespit edildi. Granülomatöz inflamasyonun di er sebebleri d flland ktan sonra (balgam ARB, balgamda fungal eleman negatif, vaskülit bulgusu yok, gaitada parazit negatif, periferik eozinofili yok) sarkoidoz tan s düflünüldü. Sistemik baflka tutuluma rastlanmad ve hasta takibe al nd. SONUÇ: Sarkoidozun atipik radyolojik bulgular n n ak lda bulundurulmas erken tan ve tedavi imkan sa layacakt r. [EP-9] Sarkoidoz ve Ankilozan Spondilit Birlikteli i: Bir () Olgu Nedeniyle Ahmet Ertu rul, Yakup Arslan, Ahmet Turan Il ca, Ömer Deniz, Metin Özkan Gülhane Askeri T p Fakültesi Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Fakültesi Radyoloji AD, Ankara AMAÇ: Kollajen vasküler hastal klar ile sarkoidoz birlikteli ine dikkat çekmek. OLGU: 40 yafl nda flikayeti olmayan erkek hasta, ankilozan spondilit nedeni ile bafllanacak anti-tnf ilaç için kontrol edilmek üzere poliklini imize yönlendirilmifl. Rutin kan ve idrar tetkikleri, serum kalsiyum ve 4 saatlik idrarda kalsiyum sonuçlar normaldi. Hastan n PA akci er grafisinde bilateral yayg n interstisyel akci er hastal görüntüsü ve bilateral hiler dolgunluk tespit edildi. Çekilen YRBT de daha çok üst loblarda belirgin mikronodüler infiltrasyon ve mediasten kesitlerinde mediastinal ve hiler baz lar n n çap cm yi geçen LAP tespit edildi. Yap lan bronkoskopi ve transbronfliyal biyopsi sonucu granülomatöz inflamasyon tespit edildi. Granülomatöz inflamasyonun di er nedenleri ekarte edildikten sonra sarkoidoz tan s kondu (BAL ARB direkt bak ve kültürü negatif, P-AN- CA, C-ANCA negatif, berilyum temas yok). SONUÇ: Ankilozan spondilit seyri esnas nda interstisyel akci er hastal tespit edilirse sarkoidoz ön tan lar aras nda düflünülmelidir. AMAÇ: Sarkoidozun atipik radyolojik bulgular na dikkat çekmek. G R fi: Literatürde büyük taklitçi olarak isimlendirilen hastal klardan biri olan sarkoidozda % 5-0 vakada atipik radyolojik bulgular saptanabilmektedir. Kavitasyon ve periferal pseudoplak opasiteler ile seyreden sarkoidoz olgusunu sunmay uygun bulduk. OLGU : Evre II sarkoidoz nedeni ile takip edilen ve sistemik steroid tedavisi alan 9 yafl ndaki erkek hasta tedavinin 8. ay nda hemoptizi flikayeti ile baflvurdu. Hastaya çekilen toraks BT de sol akci er üst lobta kal n duvarl kaviter lezyon ve sa akci er alt lobta yeni infiltrasyon alan saptand. Etiyolojik tan için hastaya kez daha FOB yap ld. Ancak baflka bir tan elde edilemedi ve bulgular sarkoidozun 60
61 Elektronik Posterler [EP-9] Sarkoidozlu Bir Olguda Mide Tutulumu Elif Tanr verdio, Ayflegül Karalezli, Habibe Hezer, Aykut Onursever, Hatice Canan Hasano lu Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Bölümü, Ankara Sarkoidozda gastrointestinal sistem (G S) tutulumu nadirdir, en s k antrum tutulur ve sistemik sarkoidozlu hastalarda insidans %0 dur. G S sarkoidozu genellikle subklinik seyreder. Hastalar n sadece % u semptomatiktir. En s k semptomlar dispepsi ve kar n a r s d r. Klini imizde daha önce sarkoidoz tan s konulan, ilaçs z takip edilen ve dispeptik yak nmalar nedeniyle yap lan G S endoskopisiyle mide sarkoidozu tan s alan hasta sunuldu. OLGU: Bir y ld r aral kl olarak sol gö sünde a r s olan hasta poliklini imize baflvurmufltu. Çekilen akci er grafisinde milier görünüm saptanan hasta interstisyel akci er hastal ve tüberküloz öntan lar yla ileri tetkik için yat r lm flt. Ek yak nmas yoktu. Ev han - m yd ve klini i aç klayacak çevresel maruziyeti yoktu. Solunum sesleri do ald.di er sistem muayeneleri normaldi. Labaratuar incelemesinde hemogram, biyokimya, RF, kollajen doku markerlar testleri normaldi. Sedimentasyon 5 mm/saatti. Serum ACE düzeyi U/L idi. PPD si 9 mm idi. kez gönderilen balgam ARB negatifti. Serumda ve 4 saatlik idrarda kalsiyum düzeyi normaldi. Solunum fonksiyon testi ve diffüzyon testi normaldi. Çekilen toraks BT sinde her iki akci er üst loblarda belirgin olmak üzere yayg n milier görünüm ve her iki hilusta lenf nodlar mevcuttu. Hastaya bronkoskopi yap lm flt. Biyopsi ve BAL al nm flt. Biyopsi sonucu non-kazeifiye kronik granülomatöz inflamasyon olarak raporlanm flt. Hastaya mevcut bulgular ile sarkoidoz tan s konmufltu ve hasta ilaçs z takibe al nm flt. Takiplerinde mide yak nmas olan hastaya üst ve alt G S endoskopisi yap ld. Al nan antral mukoza biyopsisi incelemesi sarkoidoz ile uyumlu olarak raporland. Sonuç olarak sarkoidozun G S tutulumu nadirdir. Tüm sistemleri tutabilen bir hastal k olmas nedeniyle gastrik yak nmalar olan sarkoidoz hastalar bu yönde tetkik edilmelidir. [EP-94] 5 Sarkoidoz Olgumuz Yelda Tezel, Selahattin Öztafl, Sema Saraç, Eylem Acartürk, Zeynep Özlen Tümer, Güliz Ataç, Ali Vefa Öztürk, Müge Zeynep Özdemir, Melahat Kurutepe Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Sarkoidoz etiyolojisi ayd nlat lamam fl, histopatolojik olarak nonkazeifiye granülomlarla karakterize sistemik bir hastal kt r. Hemen pek çok sisteme ait tutulum bildirilmesine ra men, en s k tutulan organ akci erdir ve vakalar n %80-90 n nda etkilenir. Çal flmam zda 5 sarkoidoz olgusu klinik, radyolojik ve laboratuar bulgular yönünden incelenmifl olup, verilerin detaylar tart fl lm flt r. Olgular n yafl ortalamas 45. (0-76) olup, si erkek 40 kad nd r. Patolojik tan 8 hastada fiberoptik bronkoskopi ile konulmufl olup olguda endobronfliyal lezyon tespit edilmifltir. 6 olguda cerrahi biopsi gereksinimi duyulmufl olup, birince cilt biopsisi, mediastinoskopi ile lenf nodu biyopsisi ve 4 ünde skalen veya servikal lenf nodu biopsi ile tan konulmufltur. Hastalar n ACE düzeyleri ortalama 7. (9-04) olarak ölçülmüfltür. Ekstrapulmoner sarkoidoz bulgular 4 hastada mevcut olup; sinde cilt, birinde eklem birinde parotis bezi tutulumu gözlenmifltir. 9 hasta Evre I, 9 hasta Evre II, hasta Evre III ve bir hasta Evre IV olarak de erlendirilmifltir. Evre I olan bir hastada ve Evre II olan hastada steroid bafllama endikasyonu oldu. Bir olguda steroid tedavisinden sonra nüks olup. kür steoid tedavisi baflland. [EP-95] Akut Granülömatöz Appandisit ile Prezente Olan Bir Sarkoidozis Olgusu Hiflam Alahdab, Esra Sönmez Duman, Saime Ramadan, Kemal Rafla Anadolu Sa l k Merkezi, Gö üs Hastal klar Bölümü, Kocaeli Anadolu Sa l k Merkezi, Patoloji Bölümü, Kocaeli Anadolu Saglik Merkezi, Genel Cerrahi Bölümü, Kocaeli Olgumuz; 4 yafl nda erkek hasta 0 gündür devam eden fliddetli bacak a r lar yak nmas yla merkezimize baflvurdu. Özgeçmiflinde pk/ y l sigara öyküsü d fl nda özelli i olmayan hastan n fizik muayenesinde her hangi bir anormalli e rastlanmad. Yap lan alt ekstremite görüntülemelerinde ve ortopedik de erlendirmelerinde patoloji saptanmad. Çekilen akci er grafiside hiler dolgunluk saptanmas üzerine Toraks BT çekildi ve yayg n mediastinal ve hiler LAP saptand. Rutin biyokimyasal testlerinde anormallik saptanmayan hastada bak lan serum kalsiyum seviyesi normal ölçüldü, anjeotensin konverting enzim 60 u/l, PPD negatif olarak tespit edildi. Solunum semptomu olmayan hastan n spirometresi normal saptand, ölçülen DLCO bekelenin % 98 i olarak ölçüldü. Sarkoidozis ön tan s ile yap lan bronkoskopik de erlendirmede endobronfliyal patolojiye rastlanmad. 4 cm çap nda olan subkarinal LAP dan 9G Wang i nesi kullan larak transbronfliyal örnekleme yap ld. Patolojik de erlendirmede lenf dokusu içerisinde nekroz göstermeyen iyi forme granulomlar tespit edildi. Sarkoidozis tan s konan ve parankim tutulumu olmayan hastan n evre I oldu una karar verildi ve takibe al nd. Alt ekstremite a r lar semptomatik tedaviye yan t verdi ve tamamen gerildi. Semptomsuz olarak takip edilirken tan konduktan yedi ay sonra ani bafllayan sa alt kadran a r s ile akut appendisit tan s konarak appendektomi operasyonu geçirdi. Patolojik de erlendirmede appendiks duvar nda iyi forme nekroz göstermeyen granulomlar tespit edildi. daha sonraki takiplerinde progresif olarak mediastinal LAP boyutlar nda spontan gerileme tespit edildi ve takibe devam edildi. Tan n n. y l nda tama yak n regresyon görüldü. Hasta fluan semptomsuzdur. Sarkoidozis multisistemik granulomatöz bir hastal kt r. Olgular n ço unda akci er tutulumu mevcuttur. Gastrointestinal sistem tutulumu genellikle asemptomatiktir. Appendiks tutulumu da oldukça nadirdir. Bu hastam zda appendiks tutulumu akut appandisit olarak prezente olmufltur. [EP-96] Sarkoidozun Nadir Bir Tutulumu: Plevral Effüzyon Bilge Özgür Yüksel, Tunçalp Demir, Nurhayat Y ld r m stanbul Üniversitesi Cerrahpafla T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Sarkoidoz, en s k akci er ve lenf nodlar olmak üzere birçok organ tutan kronik granülamatöz bir hastal kt r. Plevral tutulumun çok s k görülmedi i sarkoidozda (%0.7 ile %0 aras nda de iflmektedir) SFT de de restriksiyon en s k bulgudur. Elli yafl nda kad n hasta merkezimize ayd r sol ön kolda ve sa diz kapa nda a r s z flifllik, 5 gündür giderek artan nefes darl yak nmas ile baflvurdu. Fizik muayenede sol ön kol ekstansör yüzde yaklafl k 5 cm boyutlu ve sa dizde patellar kemik üzerinde yaklafl k,5 cm boyutlu a r s z sert lezyon bulunmaktayd. PA Akci er grafide bilateral hilus geniflli i ve sol sinüsü kapatan plevral effüzyon mevcuttu. SFT de obstrüksiyon (FVC:900 ml (%99) FEV: 890 ml (%76) FEV/FVC: %65) saptand. DLCO:0.0 (%84) DLCO/VA:4,6 (%94) bulundu. PPD (-) saptand. Toraks BT de: Sol linguler segmentte lineer konsolide alan (fissürit), her iki alt lobda interstisyel imajlarda belirginleflme, bilateral hiler lenfadenopati, sol hemitoraks plevral effüzyon izlenmekteydi. Bronkoskopi yap lan hastada normal bronfl sistemi görüldü. BAL bulgular nda %5 lenfosit, %75 makrofaj saptand. Sa diz punch biyopsi ve sol önkol kitle ekzisyonel biyopsi sarkoidal granülom ile uyumlu bulundu. Bu bulgularla hastaya steroid tedavisi bafl- 6
62 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab land. Yirmi gün sonra hastan n yak nmalar kayboldu ve çekilen PA akci er grafide plevral effüzyonun regrese oldu u saptand. SFT: FVC:40 (%6) FEV:590 (%0) FEV/FVC:%76 ölçüldü. Sonuçta sarkoidozda s k olmamakla birlikte plevral efüzyon ve obstrüksiyonun da bulunabilece inin göz önünde bulundurulmas yararl olacakt r. [EP-97] Eriflkin Pulmoner Langerhans Hücreli Histiositosis-X li Hastalarda Klinik, Radyolojik ve Patolojik De erlendirme Fatma Sema Oymak, Gökhan Büyükbayram, Hakan Büyüko lan, Leyla Hasd raz, Olgun Kontafl, Ertu rul Mavili 4, Ramazan Demir, nci Gülmez Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Kayseri Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Kayseri Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi, Patholoji AD, Kayseri 4 Erciyes Üniversitesi T p Fakültesi, Radyoloji AD, Kayseri Pulmoner Langerhans Hücreli Histsiositosis-X (PLHH), patolojik olarak Langerhans hücrelerinin anormal proliferasyonu, fizyolojik olarak azalm fl difüzyon kapasitesi ve pnömotoraks oluflmas na yol açan kistlerin varl ile karakterize, diffüz, sigara ile iliflkili bir akci er hastal d r. Bu çal flman n amac PLHH tan s alan eriflkin hastalar n anamnez, fizik muayene, radyoloji, solunum fonksiyon testi ve histolojik patolojisini kapsayan klinik özelliklerini araflt rmakt r. Ocak 997 ila Ocak 009 tarihleri aras nda Erciyes Üniversitesi Gö üs Hastal klar Klini ine baflvurak PLHH tan s alan eriflkin 5 hasta [( erkek, kad n) ortalama yafllar olan 9 ila 56 yafl aras nda)] retrospektif olarak çal fl ld. Hastalarda dispne, öksürük, plöretik a r, anoreksia semptomlar mevcuttu. Onbefl hastan n 7 sinde (%47) pnömotoraks vard. Spontan pnömotoraks 4 hastada bafllang ç bulgusu olup, toplam 7 episod pnömotoraks ata (her hasta için ila 4 episod) ve 6 hastada birden fazla pnömotoraks ata- vard. On hastada (%67) hastal k sadece akci ere s n rl idi. Befl hastada (%) ise organ tutulumunun oldu u yayg n hastal k mevcuttu. Yayg n hastal k tespit edilen 5 hastan n hepsinde mukokutanöz tutulum, hastada hipofiziel-hipotalamik aks tutulumu sonucu diabetes insipitus, hastada kemik tutulumu tespit edildi. Lenf nodu tutulumu bir hastada bulundu. On iki hasta (%80) sigara içici idi. Son dönem 4 hastada pulmoner hipertansiyon mevcuttu. Bütün hastalarda akci erlerin yüksek rezolüsyonlu tomografisinde (HRCT), dominant olarak üst ve orta akci er zonlar n n daha fazla etkileyen multifokal nodüller ve kistler görüldü. Hastalar n ço unda solunum fonksiyon testlerinde difüzyon kapasitesinde azalma saptand. PLHH tan s 6 hastada aç k akci er biyopsisi veya transbronflial akci er biyopsilerinin immünhistokimyasal muayenesi, 7 hastada tan HRCT ve bronkoalveolar lavajda yüksek say da Langerhans hücrelerinin immünohistokimyasal kan t (S-00 protein ve CD ekspresyonu) ile, hastada kemik lezyonlar ndan al nan eksizyonel biyopsi ile, bir hastada lenf nodu biyopsisi ile tan koyuldu. Bütün hastalar 8 ay ila y l aras nda takip edildi (ortalama.7 y l). Dört ölüm vard. Sonuç olarak PLHH genç eriflkin ve orta yafll flah slarda gözlenebilen, sekonder spontan pnömotoraks veya tekrarlayan pnömotoraks oluflmas na yol açan, kistik de ifliklikler ile karakterize sigara ile iliflkili bir intersitisier akci er hastal d r. Sigara hikayesi ve akci er infiltrasyonu olan, cilt ve kemik lezyonlar bulunan, diabetes insipitusu olan hastalarda flüphelenilmelidir. [EP-98] Pulmoner Langerhans Hücreli Histiositozis( olgu) Sacit çten, Ayflegül Erinç, Dilay Demiryontar, Özlem Uzman Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul S.B stanbul E itim ve Araflt rma Hastanesi Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Pulmoner Langerhans Hücreli Histiositozis (LHH), akci erlerde Langerhans histiyositlerinin profilasyonu ile karakterize bir intertisyel akci er hastal d r. Etiyolojisi kesin olmamakla birlikte sigara içimi ile yak n iliflkili oldu u ileri sürülmektedir. S kl kla. ve 4. dekattaki genç eriflkinlerde ve sigara içenlerde görülmektedir. Akci er tutulumu yan s ra deri tutulumu, kemiklerde kistik lezyonlar, lenf bezleri ve merkezi sinir sistemi tutulumu görülebilir. Olgular n /4 ü asemptomatiktir. Kuru öksürük, efor dispnesi, gö üs a r s, kilo kayb ve atefl en s k rastlanan yak nmalard r. Spontan pnömotoraks %4-50 olguda geliflebilir. Son dönem akci er lezyonlar n oluflmas ile pulmoner hipertansiyon, solunum yetmezli i geliflebilir. 4 yafl nda, 8 p/y sigara içen gö üs ve s rt a r s yak nmas ile hastaneye baflvuran erkek hasta ile yafl nda 6 p/y sigara için ve pnömotoraks ile hastaneye baflvuran erkek hastalar, hastal n erken ve geç dönemine ait bulgular yla olgu literatür bilgileri eflli inde sunulmufltur. [EP-99] Nörojenik Tümör Tan s Alan Özefagial Kist Olgusu: Sami Ceran, Güven Sadi Sunam, Bayram Metin, Bayram Altuntafl Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahi AD, Konya Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Cerrahi Klini i, Ankara Enterik kistler mediastinal kistik lezyonlar grubunun yaklafl k olarak % lik bir k sm n oluflturan, s kl kla infantlarda görülen ve di er konjenital anomalilerin efllik etti i nadir konjenital lezyonlard r. Gastrointestinal sistemin anormal kanalizyonu sonucu oluflurlar. En s k yerleflim yeri sa posterior mediastendir. Klinik semptomlar genellikle kistin büyüklü üne ve lokalizasyonuna ba l d r ve en s k solunumla ilgili semptomlarla baflvururlar. Tan ve tedavi komplet cerrahi eksizyon ile sa lan r. Yirmi yafl nda herhangi bir flikayeti olmayan bayan hasta nikah ifllemleri için çekilen akci er grafisinde sa akci erde kitle tesbiti üzerine klini imize yönlendirilmifl. Klini imize yat r lan hastan n soy geçmiflinde ve öz geçmiflinde özellik yok. Fizik muayenesi ve labaratuar incelemeleri normaldi. Direk akci er grafisinde sa da alt zonda kardiyofrenik sinüse oturan paravertebral yerleflimli düzgün s n rl yaklafl k 8x8 cm ebat nda kitle imaj izlendi. Toraks MR nda sa hemitoraksta alt zonda, paravertebral bölgede, ekstrapulmoner yerleflimli, azygoözefageal resese uzanan, düzgün lobule konturlu, 8x7x6 cm ebad nda kitle lezyonu izlendi. Lezyon TA da hiperintens, TA da hafif hiperintens olarak izlendi ve öncelikle nörojenik kaynakl tümör olabilece i düflünüldü. Preoperatif haz rl klar tamamlanan hastaya sa 7. KA dan torakotomi yap ld.gözlemde posteriyorda paravertebral alanda özefagus trasesi boyunca uzanan yaklafl k 0x0 cm ebatta kistik karekterde lezyon gözlemlendi, mediastinel plevra aç larak kistik lezyona ulafl ld. Kitlenin etraf ndaki yap fl kl klardan ayr ld ktan sonra pedinkülünden ba lan p kesilerek ç kar ld. Eksize edilen kitleye insizyon yap ld - nda içeri inin koyu renkli ve k vaml mayi ile dolu oldu u görüldü. Postoperatif patoloji sonucu özofageal kist olarak raporlanan hasta postoperatif 7. gününde sorunsuz olarak taburcu edildi. Enterik kistlerin tan s nda endoskopi, bilgisayarl tomografi,manyetik rezonans inceleme ve i ne aspirasyon biyopsisi yard mc olabilir. Ancak buna ra men kesin tan eksizyon ve dokunun histolojik incelenmesi sonucu konulur. Mediastenin bütün enterik kistleri gastrik mukoza içerir ve diyafram alt nda gastrointestinal trakt ile ba lant l olabilir. Nöroenterik kistlere hemivertebra, spina bifida, vertebral füzyon gibi vertebral anomaliler efllik edebilir. Özofagus duplikas- 6
63 Elektronik Posterler yon kistleri tesbit edildiklerinde asemptomatik dahi olsalar ileride geliflebilecek olan adenokarsinom ihtimalinden dolay rezeke edilmelidirler. Biz bu vaka dolay s yla yo un dansiteye sahip mediastinel kistik kitlelerin radyolojik incelemeleri s ras nda yanl fl tan alabilece ini vurgulamak istedik. Ayr ca nadir görülmesi nedeniyle de bu vakay sunmay amaçlad k. [EP-00] nterkostal Sinir Kaynakl Schwannoma Olgusu Asl Gül Akgül, Ufuk Çobano lu Hakkari Devlet Hastanesi Gö üs Cerrahisi, Hakkari Van Yüzüncü Y l Üniversitesi Gö üs Cerrahisi, Van G R fi: Schwannomalar sinir k l f ndan veya schwann hücrelerinden köken alan, s kl kla soliter, kapsüle ve asemptomatik lezyonlard r. Toraks içindeki lezyonlar n büyük ço unlu u mediyasten içinde yer al rken interkostal sinirden kaynaklananlara nadir olarak rastlan r. OLGU: Otuz üç yafl ndaki erkek hasta poliklini e sol yan a r s flikayeti ve bir hafta öncesine ait düflme öyküsü ile baflvurdu. Çektirilen akci er direkt grafisinde sa alt zonda lokalize periferik opasite rastlant sal olarak gözlendi. Bilgisayarl toraks tomografisinde, plevraya komflu olacak flekilde gö üs duvar ile ba lant l soliter, düzgün s n rl, homojen ve yo un dansiteye sahip kitle lezyon tespit edildi. Özgeçmifl, soygeçmifl ve fizik muayenesinin de erlendirilmesinde sinus aritmisi d fl nda özellik saptanmayan hastan n laboratuvar incelemelerinde tüm parametreler normal s n rlarda idi. Tan amaçl yap lan aspirasyon biyopsisi ile sonuç al namayan hasta opere edilerek lezyon eksize edildi. Patoloji sonucu ancient schwannoma olarak ö renildi. TARTIfiMA: Radyolojik olarak tespit edilip benign karakterler tafl yan lezyonlarda kitlenin basit olarak rezeksiyonu tam flifa sa lar. Komplet rezeksiyonu zor olabilen malign schwannomalarda ise lokal flekilde uygulanacak radyoterapi faydal olabilmektedir. [EP-0] Gögüs Ön Duvar Yerleflimli Schwannoma Sami Ceran, Güven Sadi Sunam, Mustafa Gültekin Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Konya Nörilemmoma olarak da bilinen schwannoma, schwann hücresinden kaynaklanan benign periferal sinir k l f tümörüdür. Periferal sinirin en yayg n soliter tümörüdür. Schwannomalar, tipik olarak benign, a r s z, yavafl büyüyen, izole, sert, yumuflak doku tümörleridir. Schwannomun malign dejenerasyonu son derece nadirdir. Çocukluk dönemi vakalar bildirilmifl olmas na ra men, s kl kla ve 6.dekatlarda görülür. Lokalizasyon itibariyle nadir görülmesi nedeni ile vakam z sunmay uygun gördük. 46 yafl nda erkek hasta, sa klavikula alt nda ele gelen flifllik ön kol bölgesinde a r ve uyuflma flikayetleri ile klini imize baflvurdu. Yap lan FM de sa klavikula alt nda yaklafl k 4x cm lik solit kitle tespit edilmesi üzerine al na toraks MR anjografisinde sa subklavian arteri iten, klavikula alt nda yaklafl k 4x4 cm lik düzgün s n rl kitle tespit edilmesi üzerine operasyon karar verildi. Operasyonda subklavikuler insizyon ile girildi ve pleksus brakhialis pars infrakalvikularis sinirden köken alan yaklafl k 4x4 cm lik düzgün s n rl kapsüllü kitle eksize edildi. Patoloji sonucu shwannoma olarak geldi. Hasta komplikasyonsuz 5. gün taburcu edildi. Schwannomalar n tedavisi total ekzisyon olup,nüks çok nadir görülmektedir. Olgumuzun takiplerinde nüks görülmedi. [EP-0] Multiple Ppulmoner Hamartoma; Zor Tan Konulan Bir Hiler Kitle Sedat Ziyade, Ömer Soysal, U ur Temel, Osman Cemil Akdemir, Mehmet Sait Ersöz Vak f Gureba Hastanesi Gö üs Cerrahisi Klini i, stanbul G R fi: Soliter pulmoner nodül (SPN) tek, yuvarlak, iyi s n rl, cm veya daha küçük ve tamamen havalanan akci er ile çevrili radyografik opasiteler olarak tan mlan r. SPN ler s kl kla benign oluflumlard r ki granülamatöz inflamasyon, bronkojenik kist ve hamartomu içerirler. Bununla birlikte potansiyel olarak erken evre akci er kanseri ya da metastaz olarak da karfl m za ç kabilirler. Hamartom akci- erin benign bir tümörü olup s kl kla SPN olarak prezente olur. OLGU: Elli üç yafl nda erkek hasta bo az a r s ve öksürük flikayeti sebebiyle çekilen akci er grafisinde sa da hilusta cm çap nda lezyon, toraks BT sinde sa akci er üst lob anterior segmentte, hiler bölgede.5x cm boyutlar nda düzgün kenarl, lobule kitlesel lezyon ve yine sa akci er orta lob medialde 8 mm lik ikinci bir nodül izlendi. Bronkoskopik olarak endobronfliyal lezyon saptanmad. Bronkoskopik lavaj n patolojik incelemesinde malign bulgu saptanmad. TT AB uygun olmad na karar verildi. PET-BT sinde; her iki lezyonun FDG tutulumu SUDmax:,5 olarak izlendi. Sa anterior mini torakotomi ile her iki lezyon diseksiyonla do urtuldu. Frozen benign geldi. Histopatolojik olarak her iki lezyonda hamartom olarak rapore edildi. Postop. gün hasta sorunsuz olarak taburcu edildi. SONUÇ: Hamartom akci er hilusunda yerleflebilir, malignite ile kar fl r ve birden fazla say da olabilir. [EP-0] Gö üs Duvar ve Vertebra Tutulumu Yapan Benign Fibröz Histiositom Alper Avci, Serdar Onat, Ömer Tan, Refik Ülkü, Cemal Özçelik Dicle Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Diyarbak r G R fi: Benign fibröz histiositoma (BFH), fibroblastik ve histiositik de ifliklikler gösteren iyi tan mlanm fl bir tümördür. Tüm kemik tümörlerinin yaklafl k % ini oluflturmaktad r. Vertebra tutulumu çok nadir olup literatürde vaka bildirilmifltir. Vertebra ile beraber gö- üs duvar tutulumu ise raporlanmam flt r. Klini imizde torakal vertebra ve gö üs duvar tutulumu nedeni ile cerrahi olarak baflar l flekilde tedavi edilen 60-yafl-erkek hastam z sunmaktay z. OLGU: Bir ayd r devam eden gö üs a r s ve büyüyen gö üs duvar kitlesi ile klini imize baflvuran, 60 yafl erkek hastaya sol 8. kot tümörü nedeni ile yat fl verildi. Sol alt gö üs bölgesinde sert, fiske kitle palpe edildi. Kan biyokimyasal analizi ve tam kan say m normal s n rlarda idi. Tümör markerlar normal s n rlarda idi. Hastan n çekilen toraks bilgisayarl tomografisinde sol 8. kostada kitle, T8 vertebral korpus kitlesi saptand. Çekilem kemik sintigrafisinde, sol 8. kot ve T8-T9 vertebrada tutulum izlendi. Torakal MRI incelemede, Sol 8. kot ve T8-T9 vertebrada solid kitle lezyonu izlendi. Hastan n uzak organ metastaz taramalar negatif idi. Hastaya ortopedi klini i ile beraber operasyon planland ve sol posterolateral torakotomi ile sol 8. kot total rezeksiyonu, anterior yaklafl m ile T8 vertebra parsiyel korpus rezeksiyonu-cage uygulamas ve stabilizasyon uyguland. ntraoperatif frozen çal flmas benign olarak raporland. Eksize edilen kemiklerin histopatolojik incelenmesi Benign Fibröz Histiositom olarak raporland. Sorunsuz geçen postoperatif period sonras hasta, yat fl n n 9. günü taburcu edildi. Yap lan. ay kontrolünde nüks saptanmad. TARTIfiMA: BFH, ay r c tan s nda birçok kitle lezyonu içermesi nedniyle önemlidir. Özellikle büyük hücreli kemik tümörü ile ay r - m n n yap lmas önemlidir. Zira hastam zda da daha önce yap lm fl olan biyopsisi büyük hücreli kemik tümörü ön tan l idi. Cinsiyet ve yafl ay r m yapmamas di er lezyonlardan ay r m nda yard mc ola- 6
64 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab bilir. Tan histopatolojik olarak konur. Tavs ye edilen tedavisi cerrahi olarak total eksizyonudur. Rekürren akci er metastazlar belirtilmifl olmas na ra men, uzun dönem prognozu iyidir. [EP-04] Radyolojik Olarak Hemanjiomu Taklit Eden Subkutan Yerleflimli Nadir Bir Gö üs Duvar Tümörü; Nöroblastom Benzeri Shwannom Kerim Tülüce, Muhammed Sayan, lknur Teber, Mustafa fievki Demiröz, Ali Çelik, smail Cüneyt Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Ankara G R fi: Shwannomlar nöroektoderm kökenli,sert,düzgün s n rl,kapsüllü, nadiren malign transformasyon gösteren yavafl büyüyen benign tümörlerdir. Periferik motor,duyu,kranial sinir veya sempatik sinirlerin k l flar ndan kaynaklanabilir. Nadiren gö üs duvar subkutan dokular ndan kaynakl olabilirler ve gö üs duvar n n di er patolojileri ile kar flarak yanl fl de erlendirmelere neden olabilirler. Hemanjiom zannedilerek klini imize refere edilen ve cerrahi sonras nöroblastom benzeri shwannom tan s alan hastam z güncel bilgiler fl nda paylaflmak istedik. OLGU: K rk dört yafl nda bayan hastan n yaklafl k 6 y ld r sa supraklavikular alanda cilt alt nda ele gelen yaklafl k,5 cm lik sert ve mobil lezyonu mevcuttu. Son bir ayd r lezyon palpasyonla a r l yd. Hastaya yap lan torakal spinal MR da supraskapular alanda cilt alt ya doku planlar içerisinde 4. kosta seviyesinde hemanjiomla uyumlu lezyon fleklinde raporlanmas üzerine hasta eksizyonel biyopsi yap lmak üzere klini imize yat r ld.hastan n lezyonu lokal anestezi ile total eksize edildi.patoloji sonucu nöroblastom benzeri shwannom olarak sonuçland. TARTIfiMA: Shwannoma sinir k l f ndan köken alan benign bir tümör olmas sebebiyle vücudun hemen her yerinde olabilmektedir. Bizim vakam zda nöroblastom benzeri shwannomun cilt alt ya doku planlar aras nda olmas ve histopatolojisi oldukça nadir görülen bir durumdur. Genellikle a r s z büyüme gösterirler. MRI kesitlerinde T imajlarda izointens ve homojen,t imajlarda heterojen olarak izlenir. Hemanjiom ise T imajlarda hiperintens olarak izlenmektedir. Olgumuzda MR kesitlerindeki görünüm bu yüzden hemanjiom olarak de erlendirildi. Sinir k l f ndan köken alan tümörler shwannoma ve nörofibromdur. Shwannoma tek,düzgün s n rl, kapsüllü tümörler olup, oval,yuvarlak ve i fleklinde olabilirler. Tipik shwannomda Antoni A ve Antoni B alanlar ndan oluflan bifazik patern mevcuttur. Nöroblastom benzeri shwannomalarda ise shwann hücreleri bir araya gelerek dev rozet hücreler olufltururlar. Shwannoman n tedavisi total eksizyondur. Rekürrensi oldukça nadirdir. Nadiren malign dejenerasyonda görülebilmektedir. SONUÇ: Shwannomlar radyolojik olarak ve yerleflim yerleri göz önüne al nd nda di er patolojilerle kar flabilirler. Çok nadir olarak gö üs duvar patolojisi olarak karfl m za ç kabilir. Olgumuzu shwannomun gö üs duvar nda nadir rastlan lan bir tümöru olmas, histopatolojik alt tipinin nöroblastom benzeri shwannom olmas ve radyolojik olarak hemanjiomu taklit etmesi nedeniyle sizlerle paylaflmak istedik. [EP-05] Elastofibroma Dorsi: Vaka Sunumu Gökhan Hac ibrahimo lu, Mustafa Küpeli, rfan Yalç nkaya Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Klini i, stanbul AMAÇ: Elastofibroma dorsi, nadir görülen ve tedavisinde küratif rezeksiyon uygulanan bir hastal kt r. Tüm vakalar n %0 kadar bilateraldir. VAKA: Yaklafl k y ld r kol ve omuz a r s olan ve s rtta kitle flikayetiyle gelen hastada bilateral infraskapular kitle saptand. Hastan n toraks manyetik rezonans görüntülemesinde, toraks cilt ciltalt yumuflak dokuda posteriorda bilateral skapula inferior kesiminde ya dokusunda x4 er cm boyutlar nda lipom ile uyumlu kal nlaflmalar olarak raporland. BULGULAR: Hastaya GAA da bilateral kitle eksizyonu uyguland. Patoloji elastofibroma dorsi olarak raporland. SONUÇ: Elastofibroma dorsinin s rttaki yer kaplayan lezyonlarda ay r c tan da düflünülmesi gerekti ini vurgulamak için nadir görülen bu vakay sunuyoruz. [EP-06] Bilateral Elastofibroma Dorsi Sami Ceran, Güven Sadi Sunam, Mustafa Gültekin, Atilla Can Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Konya Elastofibroma dorsi patogenezi bilinmeyen, s kl kla s rtta subskapuler bölgede yerleflen, bening bir lezyondur. En s k periskapular bölge yerleflimli olmas na karfl n, deltoid, iskial ve olekranon bölgelerinde de yerleflti i bildirilmifltir. Lezyon genellikle yavafl seyirli ve asemptomatik olmas na ra men, baz hastalarda a r ve eklem hareketlerinde k s tl l a neden olabilmektedir. Etyolojisinde en geçerli olanlar ; travma veya di er faktörlere ba l vasküler hasar sonras oluflan doku yan t ve buna ba l anormal elastik lif ve afl r kollajen birikimidir. S kl kla unilateral olsa da olgumuzda oldu u gibi nadir olarak bilateral olgularla karfl m za ç kabilmektedir. Elli befl yafl ndaki kad n hasta, her iki skapula alt ucunda flifllik ve kol hareketlerinde a r yak nmas ile baflvurdu. Fizik muayenede her iki skapula inferoposteriorunda hareketli, yar -sert, hassasiyeti olmayan, omuz hareketi ile belirginleflen, skapulay öne-d fla do ru iten kitle lezyonu tespit edilmesi üzerine yap lan Toraks MR görüntülemesinde bilateral skapula alt ucu seviyesinde serratus kas alt nda kapsüllü yumuflak doku kitlesi izlenmesi üzerine operasyon karar verildi.hastaya ayn seansta bilateral subscapular insizyon yap ld. Serratus kas n alt nda kapsüllü, lastik k vam nda yaklafl k 4x5 ve.5x5 cm kitle eksize edilerek ç kar ld. Hasta sorunsuz postop yedinci günde taburcu edildi. Her iki patoloji spesmen sonucu elastofibroma dorsi olarak rapor edildi. Gö üs duvar n n yumuflak dokusunun pseudotümörü olarak tan mlanan, ender görülen ve kronik s rt a r s ile seyreden hastalarda ak lda tutulmas gereken bir durumdur. Tek tarafl saptand nda, karfl tarafta da olabilece i göz önünde bulundurulmal d r. Vakam zda oldu u gibi bilateral olgularda, ayn seansta her iki taraf da ameliyat edilerek hastalar ikinci bir operasyondan korunmal d r. 64
65 Elektronik Posterler [EP-07] Bilateral Elastofibroma Dorsi: Olgu Sunumu Burçin Çelik, O uz Ayd n, Ömer Serdar Bekdemir, Diren Cemgil Öztürk 9 May s Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD 9 May s Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD AMAÇ: Elastofibroma dorsi (EFD), s kl kla gö üs duvar n n subskapüler bölgesinde görülen, kapsülsüz, yavafl büyüyen, fibröz dokunun elastin komponentinin proliferasyonu ile karakterize bir yumuflak doku tümörüdür. Genellikle dekattaki bayanlarda görülür ve olgular n %0 u bilateraldir. Semptomatik olan hastalar genellikle hareketle artan omuz ve s rt a r lar ndan flikayetçidir. Burada nadir görülen bir tümör olmas, bilateral olmas ve kolay gözden kaçabilmesi nedeniyle bir EFD olgusunu sunmay amaçlad k. OLGU: 57 yafl nda, ö retmen emeklisi olan bayan hasta y ld r olan hareketle artan sol omuz ve s rt a r s ve son ayd r sol skapula alt nda flifllik flikayeti ile klini imize baflvurdu. Hasta daha önce birçok kere doktora baflvurdu unu ancak sadece a r ya yönelik medikal tedavi verildi ini belirtti. Fizik muayenede sol infraskapular bölgede 7x5cm ebad nda, hareketli, yar sert k vamda, omuz hareketi ile belirginleflen ve click duyulan kitle palpe edildi. Bilgisayarl tomografide solda 8x7 cm ebad nda, sa da 5x cm ebad nda skapula ile gö üs duvar aras nda yerleflmifl yumuflak doku dansitesinde lezyonlar izlendi. Toraks MR da ayn boyutlarda, heterojen dansitede, düzgün konturlu, içersinde kas liflerine ait çizgilenmeler bulunan bilateral yumuflak doku lezyonlar izlendi. Tan ve tedavi amac yla planlanan cerrahi giriflimde soldaki lezyondan insizyonel biyopsi al narak frozen section çal fl ld, patoloji sonucu benign lezyon gelmesi üzerine kitle total olarak eksize edildi. Postoperatif. günde taburcu edilen hastan n kesin patolojik tan s EFD olarak rapor edildi. Sa hemitorakstaki kitlenin de radyolojik olarak EFD ile uyumlu oldu u, hastan n asemptomatik olmas ve kendi iste i ile ileri bir tarihte kitlenin eksize edilmesine karar verildi. TARTIfiMA: EFD nadir bir gö üs duvar tümörü olmas ve fizik muayenede kolayl kla gözden kaçabilmesi nedeniyle ay r c tan da düflünülmeli, radyolojik olarak araflt r lmal ve bilateral olabilece i ak lda tutulmal d r. Tan ve tedavisinde kitlenin total olarak eksizyonu yeterlidir. [EP-08] Elastofibroma Dorside Cerrahi Tedavi Koray Dural, Bülent Koçer, Gültekin Gülbahar, Gülüflan Ergül, Ünal Sak nc Ankara Numune E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahi Klini i Ankara Numune E itim ve Araflt rma Hastanesi, Klinik Patoloji Bölümü AMAÇ: Elastofibroma dorsi (ED) nadir toraks duvar tümörlerindendir. Bu çal flmada ED nedeniyle klini imizde tedavi edilen hastalar n klinikopatolojik özellikleri, uygulanan tan ve tedavi yöntemlerini literatür fl nda tart flmay amaçlad k. YÖNTEM: Klini imizde takip ve tedavi edilen hastalar n flikayetleri, tan da uygulanan radyolojik tan yöntemleri, patolojik özellikleri, cerrahi yöntem ve postoperatif takipleri geriye dönük olarak analiz edildi. BULGULAR: ED tan s ile takip edilen toplam 6 hastan n 4 ü kad n si erkek ortalama yafl 56±.68 idi. Tamam paraskapular alanda olmak üzere ü sa, si sol, i biletaral yerleflimliydi. En s k yak nma a r yd. Tamam genel anestezi ile komplet rezeksiyon uygulanarak tedavi edildi. Ortalama 44 ay takibi yap lan hastalar n flikayetleri kayboldu. Nüks gözlenmedi. SONUÇ: ED li hastalarda kozmetik yönden ve malignitenin tam ekarte edilebilmesi yönünden cerrahi ilk tercih olmal d r. Cerrahiyi kabul etmeyen hastalarda ince i ne biyopsisi ile tan n n konmas n n ard ndan takip yap labilir. [EP-09] Sprengel Deformitesi ve Talasemi Minörlü Olguda Timoma Mustafa Gültekin, Tamer Alt nok, Mahmut Selman Y ld r m, Hatice Toy Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi Ana Bilim Dal, Konya Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, T bbi Genetik Ana Bilim Dal, Konya Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Patoloji Anabili Bilim Dal, Konya Timomalar tüm mediastinal tümörler içinde görülme oran %. ve en s k yafllar aras nda görülür. Klinik olarak, mikroskopik görünümden çok lokal invazivli ine göre s n fland r l r. Sprengel deformitesi skapulan n yetersiz kaudal hareketi boyunca geliflmesi ile sonuçlanan omuz ekleminin nadir konjenital anomalisidir. Hastam z, talasemi minör, sprengel deformitesi ve mediastinal kitlenin (timoma) nadir olan birlikteli i nedeni ile sunulmufltur. Yirmi iki yafl nda bayan hasta, yaklafl k 6 ayd r olan gö üs a r s flikayeti mevcut. Özgeçmiflinde talassemi minör nedeni ile takip ve 7 ayl k gebe iken inuterofetus ölümü var. PA akci er grafisinde sol hemitoraks orta zonda kalp komflulu unda yaklafl k x4 cm boyutlar nda düzgün s n rl dansite art fl, skapula sa a göre eleve görünümde, rudimente.kot ve sol -5 kostalarda geliflim anomalisi mevcut. Toraks BT de sol anteromediastenden bafllay p sol akci ere do ru uzanan parakardiak alanda inferiora do ru uzanan kitle lezyonu izlenmektedir. Kitleye yap lan transtorakal biopsiden sonuç al namad. Toraks MRG de heterojen yap da, T a rl kl kesitlerde içerisinde nekrotik alanlar bulunan kitle ile birlikte kas dokusuna benzer yap da yumuflak doku özelli inde yap lar izlenmektedir, kitlenin mediastene belirgin derecede invazyonu izlenmemifltir ve C7-T de spina bifida tesbit edildi. Hastada genetik bir patoloji olabilece i düflünülerek yap lan genetik araflt rmada genetik bir anomali tespit edilmedi. Sol torakotomi ile kitlenin anterior mediastende lobüle kontürlü yumuflak k vaml, bir k sm kapsüllü bir k sm hemorojik, akci er parankimine ve perikarda s k yap fl k yaklafl k 7x5x4 cm boyutunda oldu u ve frenik sinirin alt ndan da seyretti i görüldü. Komflu mediastinal yap lara makroskopik invazyon yoktu. Frozen lenfoid doku olarak geldi. Mediastinal kitle total, timus parsiyel eksize edildi. Postop patolojisi timoma Tip B (kapsül invazyonu yok) olarak geldi. Postop 6. gün hasta komplikasyonsuz taburcu edildi ve ek tedaviye (KT-RT) gerek görülmedi. Sonuç olarak survi oranlar n art rmak için tüm timoma olgular nda; invazyon bulgular olsun olmas n komplet rezeksiyon ve ard ndan gerekirse kemoterapi ve/veya radyoterapi planlanmal d r. [EP-0] Primer Akci er Ekstraskeletal Ewing Sarkomu. Olgu Sunumu Yaflar Sönmezo lu, Fatih Selçuk, Dilek Kanmaz, Nur Ürer, Nil Molinas, Mehmet Ali Bedirhan Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul Cerrahpafla T p Fakültesi, stanbul Ekstraskeletal Ewing sarkomu (ESS), primitif nöroektodermal tümörün bir kolu olan ve çok nadir görülen yumuflak doku sarkomudur. 4 yafl ndaki erkek olgu, ani bafllayan sol yan a r s, hemoptizi, kilo kayb ve nonprodüktif öksürük flikayetleri ile müracaat etti. Akci er grafisinde bilateral lineer atelektaziler d fl nda bir patoloji saptanmad. Emboli olas l yla çekilen bat n USG sinde sol plevral efüzyon saptand. Pulmoner emboli ön tan s ile yat r ld ancak tetkiklerde destekleyen bulgu saptanmad. Toraks BT sinde sol hemitoraksta lokule plevral efüzyon ve sol alt lobda tam olarak atelektazi veya tümör ay r m yap lamayan radyolojik görüntü saptand. Bronkoskopisinde intrabronflial lezyon görülmedi. kez yap lan plevral mayi sitolojisi ve plevra biopsisi tümör aç s ndan negatif bu- 65
66 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab lundu. Tan sal amaçl VATS ile hastada sol alt lobun angorje oldu- u, visseral parenkim bütünlü ünün korundu u, parietal plevrada patoloji olmad saptand. Biyopsilerde tümör saptanmad. Solunum s k nt s artan hastada radyolojik olarak sol hemitorakstaki lezyonun kitle formasyonu ald ve ileri derecede progrese oldu u görüldü. Rezeksiyon amaçl sternotomi ve anterior sol torakotomi yap ld. Eksplorasyonda sol alt lobdan kaynaklanan kitlenin üst loba, diafragmaya ve sol perikardiofrenik bölgeyi invaze oldu u görüldü. Makroskopik rezidü b rak larak inkomplet sol pnömonektomi yap ld. Kitleden yap lan peroperatif frozen çal flmas yuvarlak malign tümör olarak raporland. Postoperatif patolojik tan ekstraskeletal primer akci er ewing sarkomu olarak raporland. Postoperatif bir problem geliflmeyen hasta5.günde onkolojiye sevken taburcu edildi. Ekstra skeletal ewing sarkomu tan s yla haftada bir 8 kez olmak üzere, Adriamisin 75 mg/ m, Endoksan800 mg/ m, Mesna 800 mg/m, Vincristin mgr, Cosmogen.5 mg/ m ve Ifosfamid 800 mg/ m, Mesna 800 mg/ m, Etoposid 00 mg/ m fleklinde alterne tedavi baflland. Olgu hospitalize edilerek befl kür alterne tedavi uyguland. Olguda lokal nükse ba l bat n ve toraks içi tümör uzan mlar n kemoterapi ile regrese oldu u görüldü. Olgu postoperatif 6. ay nda febril nötropeni ve sepsisle kaybedildi. Ekstraskeletal Ewing sarkomu, zor ve geç tan konulan ve çok h zl büyüyen nadir bir yumuflak doku sarkomudur. [EP-] Bronfliyal Muköz Gland Adenomu: Çok Nadir Görülen Bir Olgu P nar Yaran, R za Do an, Gökhan Gediko lu Özel Akay Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Ankara Hacettepe Üniversitesi, Gö üs Kalp Damar Cerrahisi AD, Ankara Hacettepe Üniversitesi, Patoloji AD, Ankara G R fi VE AMAÇ: Muköz gland adenomlar bronfliyal muköz glandlardan kaynaklanan ve genellikle daha büyük bronfllarda sesil ya da pedinküllü olarak oluflan çok nadir görülen benign neoplazmlard r. Bugüne kadar ngilizce literatürde 5 vaka bildirilmifl olup, nadir görülmesi nedeniyle bu olguyu sunmay amaçlad k. OLGU: Elli iki yafl nda erkek hasta, ilk kez Haziran 008 de kronik öksürük nedeniyle çekilen akci er grafisinde sol üst lob atelektazisi ve pnömonik konsolidasyon tespit edilmifl. Toraks bilgisayarl tomografisinde sol üst lob bronflunu obstrukte eden lezyon tespit edilmesi üzerine bronkoskopiyle sol üst lob bronflu içinde pediküllü endobronfliyal lezyon tespit edildi, biyopsi skuamöz metaplazi ile uyumluydu. Sol posterolateral torakotomi ile üst lobektomi ve mediyastinal lenf nodu diseksiyonu uyguland. Postoperatif patoloji muköz gland adenomu olarak de erlendirildi. Postoperatif 5. ay nda komplikasyon ve nüks gözlenmedi. SONUÇ: lk olarak bronfliyal adenom ad alt nda grupland r lm fl olan muköz gland adenomu benign neoplazmlard r. Lokal eksizyon sonras nüks ve malign proliferasyon gösteren vakalar bildirilmifltir. Preoperatif tan zorlu u ve nüks ve metastazlar önlemek için komplet akci er rezeksiyonu bu tümörlerin tedavisinde önerilmektedir. [EP-] Akci er Kanseri Tan l Olgular m z n Endobonflial Görünümü, Biopsi Tekni i, Hücre Tipi Aras ndaki liflki Selahattin Öztafl, Melahat Kurutepe, Eylem Acartürk, Yelda Tezel, Sema Saraç, Özlen Tümer, Güliz Ataç Süreyyepafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul Günümüzde pulmoner sistem hastal klar n n tan ve tedavisinde bronkoskopi yayg n kullan lmakta olup bu ifllemin endikasyonlar her geçen gün artmaktad r. Bronkoskopi, hava yollar ve akci erlerin bir çok infeksiyöz ve malign hastal klar n n tan s nda kullan l r. 006 Ocak ile 007 aral k aras nda servisimizde fiber optik bronkoskopi ile bronfl kanseri tan s konan 77 olguyu geriye dönük tarad k. 77 olgunun bronkoskopi ve patoloji raporlar incelendi. Bronkoskopi de lezyon saptanmas na ra men patolojik tan konulamad için ikinci kez bronkoskopi yap larak tan konulan olgu, cinsiyet, yafl, uygulanan biopsi tekni i, kanser tipi, lezyonun bronkoskopik görünümüne (endobronfliyal lezyon, mukozal kal nlaflma, d fl bas ) göre incelendi. olgunun tanesi kad n ise erkekti. Ortalama yafl 58.9 (4-75), median yafl 58 idi. Bronkoskopi esnas nda görülen lezyonlar endobronflial lezyon, mukozal kal nlaflma ve d fl bas olmak üzere gruba ayr ld. olgunun 9 unda (%59) endobronflial lezyon, inde (%40) mukozal kal nlaflma, olguda ise hem mukozal kal nlaflma hem de d fl bas saptand. Endobronfliyal lezyon saptanan grupta, 9 olgunun 0 nuna (%5) forseps biopsi ile, 5 ine (%6) i ne ve forceps biopsi ile, 4 üne (%)sadece i ne biopsi ile tan konuldu. Mukozal kal nlaflma saptanan olgunun 6 s na (%46) i ne biyopsi ile, 4 üne (%) i ne ve forseps biopsi ile, üne (%) ise forseps biopsi ile tan konuldu. Sonuç olarak bronkoskopide endobronflial lezyon saptanan olgularda öncelikle forseps biopsinin tercih edilmesi gerekti ini ve i ne biopsinin de eklenmesiyle tan oran n n daha da artaca n ve mukozal kal nlaflma saptanan lezyonlarda i ne biopsisinin tan ya faydal oldu unu düflünüyoruz. [EP-] Küçük Hücreli Akci er Kanserli Hastalar n Bronkoskopik Özelliklerinin De erlendirilmesi Serhat F nd k, Levent Erkan, Hülya Atmaca, Oguz Uzun, Atilla Güven At c, Bedri Kandemir Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Samsun Ondokuz May s Üniversitesi T p fakültesi Patoloji AD, Samsun AMAÇ: Akci er kanserleri bronkoskopik de erlendirmede; tümörün lokalizasyonu ve histopatolojik özelliklerine göre farkl l klar göstermektedir. Bu çal flmada küçük hücreli akci er kanserlerinin bronkoskopik özelliklerini incelemeyi amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 99-May s 009 y llar aras nda bölümümüzce tan konulan küçük hücreli akci er kanserli hastalar retrospektif olarak incelendi. BULGULAR: Çal flmaya küçük hücreli akci er kanseri tan s konan 48 hasta al nd. Hastalar n 408 i (%95,) erkek, 0 si (%4,7) kad n idi. 97 hastada (%46) endobronflial oluflum,57 hastada (%6,7) mukozal infiltrasyon, 54 hastada (%,6) d fltan bas, 4 hastada (%,) mukozal irregülerite mevcut idi. Otuz hastada (%7) bronkoskopi normaldi. Yap lan 48 bronkoskopinin 400 ünde (%9,4) tan ya ulafl ld. 66 hastada (%85.5) forseps biopsi ile, hastada (%4,9) distal biyopsi ile, hastada (%,8) transbronflial ince i ne aspirasyonu ile, hastada (%0,) bronfl lavaj ile tan elde edildi. Hastalar n 4 ünde (%,) hemoraji, inde (%0,) pnömotoraks meydana geldi. SONUÇLAR: Küçük hücreli akci er kanserli hastalar n %9 üne bronkoskopi ile tan konuldu. Bronkoskopide en s k bulgu endobronfliyal oluflum idi. 66
67 Elektronik Posterler [EP-4] Endobronfliyal Hamartomlu Bir Olgunun Fleksibl Bronkoskopik Elektrokoter Yöntemi ile Tedavisi Berna Botan Y ld r m, Ayflegül Karalezli, Mükremin Er, Erkan Balkan, Olcay Kandemir, H. Canan Hasano lu Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ankara Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi, Ankara Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji, Ankara Pulmoner hamartomlar(ph) akci erin benign neoplazmlar olup tüm soliter pulmoner nodüllerin %6 s n oluflturur. Lokalizasyonuna göre intraparankimal(%90) ve endobronflial(%0) olmak üzere iki klinik tipi vard r. Bu yaz da fiberoptik fleksibl bronkoskop arac l yla elektrokoter kullan larak rezeke edilen bir endobronflial hamartom olgusu tart fl ld. Yaklafl k bir y ld r nefes darl olan 57 yafl ndaki erkek hasta dispnede art fl ve gö üs a r s yak nmalar ile poliklini- imize baflvurdu. Hasta 7 paket/y l sigara içmiflti. Kronik obstrüktif akci er hastal ön tan s ile bir ayd r bronkodilatör tedavi al yordu. Bilinen ek hastal yoktu. Postero-anterior akci er grafisinde sol diafragmada düzleflme ve sol sinüsün kapal oldu u görüldü. Toraks bilgisayarl tomografisinde (BT) sol ana bronfl distalinde superior segment bronfl proksimaline kadar uzanan, bronfl lümenini büyük ölçüde obstrükte eden düzgün konturlu, içerisinde kalsifikasyonlar bulunan karsinoid tümör ile uyumlu solid lezyon tespit edildi. Hastaya yap lan fiberoptik bronkoskopide sol ana bronfla girdikten sonra üst lob-alt lob ayr m karinas öncesi, anterior duvarda polipoid, düzgün s n rl, öksürmekle hareketli kitle lezyonu izlendi. Lezyonun alt ndan girildi inde üst ve alt lob bronfl segmentlerinin aç k oldu u görüldü. Di er sistem bulgular normaldi. Polipoid lezyondan punch biopsi ve lavaj al nd. Patoloji sonucunun bronfliyal papilloma olarak raporlanmas üzerine hastaya endobronflial papillektomi yap lmas na karar verildi ve lezyon rijit bronkoskop içinden fiberoptik bronkoskop geçirilerek koter ile iki aflamada eksize edildi. Patolojik de erlendirme k k rdak hamartomu olarak raporland. fllem sonras hastam zda herhangi bir komplikasyon görülmeyip halen takibimiz alt ndad r. Sonuç olarak endobronfliyal hamartomlar trakeobronfliyal a ac n benign neoplazmlar d r. Deneyimli ellerde fleksibl bronkoskopik elektrokoter ile endoskopik tedavi güvenli ve daha az invazivdir. Bu nedenle seçilmifl olgularda öncelikli tedavi yaklafl m olarak de erlendirilmelidir. [EP-5] Nadir Görülen Bir Bening Tümör Olan Endobronfliyal Mamartom Olgusu ve Rijit Bronkoskopi ile Eksizyonu ve Argon Plazma ve Kriyo Yöntemi ile Tedavisi Sibel Yurt, Levent Dalar, Hatice Özçelik, Aybuke Kekeço lu, Nur Büyükp narbafl l, A. Filiz Koflar Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Endobronfliyal hamartom akci erin nadir görülen benign bir tümörüdür ve bronfliyal obstürüksiyonuna yol açar. Histolojik olarak kartilaj doku, ya doku, kemik doku, epitel ve glandüler doku benzeri doku kar fl m fleklinde tespit edilirler. Olgumuz 60 yafl nda erkek hastayd, öksürük eforla nefes darl flikayetleri ile hastanemize baflvurmufltu. Sigara içme öyküsü yoktu, solunum sistemi öyküsünde sol akci erde solunum sesleri azalm fl olarak de erlendirildi, çekilen akci er grafisinde mediastende sola çekilme ve k smen domosyo hatt çizen dansite art fl izleniyordu ve kalp s n rlar da silinmiflti. Çekilmifl olan toraks BT sinde sol hemitoraksta volüm küçülmesiyle birlikte sol bronflta obstruksiyon bulgular ve plevral s v ve plevral kal nlaflma izleniyordu. Hastaya bronkoskopi yap ld ve sol ana bronflu t kay p trakeaya taflan üzeri düzgün parlak rekli kitle lezyon ile karfl lafl ld, kitle lezyon lateralden trakeo bronflik bölgeye tutunuyordu ve medialden k smen havalanmaya izin verecek flekildeydi. Al nan biopsinin patolojisi hamartom olarak raporland. Bunun üzerine hastaya rijid bronkoskopi yap ld ve kitle rijitle ekstirpe edildi, rezidüel dokuya argon plazma ablasyon ve kriyoterapi uyguland. Tekrar al nan biopsi parçalar da patolojik olarak hamartomla uyumlu geldi. Kontrol grafisinde plevral efüzyon ve plevral kal nlaflmas da olan hastan n bu bulgusunun kronik atelektaziye ba l olabilece- i düflünüldüyse de plevral biopsi ve plevral s v sitolojileri incelendi ve nonspesifik olarak de erlendirildi. Herhangi bir flikayet tariflemeyen hasta takibe al nd. [EP-6] Trakeobronflial Papillomatozis Mediha Gönenç Ortaköylü, Ayfle Bahad r, Levent Karasulu, Figen Alkan, Nesrin Gök, Ümit Mo ulkoç, Emel Ça lar, Nur Büyükp narbafl l Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Papillomatozis insan papillomavirüsü ile solunum yollar n n enfekte olmas sonucu oluflur. En s k laringeal papillomlar görülmekle beraber trakea, bronfl, hatta alveollerde bile görülebilir. 57 yafl nda erkek hasta sa da pnömoni tan s ile tedavi edildi, takibinde iyileflmenin geç olmas nedeniyle bronkoskopi yap ld. Bronkoskopide trakeada posterior duvar boyunca de iflik boyutlarda multipl polipoid lezyonlar görüldü. Karinada, sa üst lob giriflinde, sa alt lob superior segment a z nda, sol trakeo-bronflik aç da benzer lezyonlar izlendi. Poliplerin tamam lazer ile koagüle edilerek ç kar ld. Ç kar lan lezyonlar n patolojik tetkiki ülserasyon gösteren aktif kronik iltihap,skuamöz metaplastik epitel hücre gruplar olarak raporland. Trakeolaringeal papillomlar s kl kla nonneoplastik hastal klar olarak kategorize edilir ve tedavide laser kullan l r. Rekürrens s k olarak görüldü ü için bu hastalar n bronkoskopik takibi önerilir. Skuamöz hücreli karsinoma malign dejenerasyon yetiflkin olgular n yaklafl k %0 unda bildirilmifltir. [EP-7] Akci er Tümörlerinde Histopatolojik Tan ile Bronkoskopik Bulgu ve Tan Yöntemlerinin Retrospektif De erlendirilmesi Sema Bircan, Ahmet Bircan, Duygu Zorlu Karayi it, Kemal Bozkurt, Sevda Sert Bektafl, Gülsün nan, Mustafa K zmaz, Ahmet Akkaya Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Isparta AMAÇ: Akci er tümörü tan s alan olgularda histopatolojik tan lar ile hastalar n bronkoskopik bulgular ve tan yöntemleri aras ndaki iliflkilerin incelenmesi amaçlanm flt r. GEREÇ VE YÖNTEM: y llar aras nda fiberoptik bronkoskopi (FOB) ve di er yöntemlerle (transtorasik biyopsi, cerrahi) akci er tümörü tan s alan olgular n klinik, bronkoskopik ve patolojik verileri retrospektif olarak incelenmifltir. BULGULAR: Çal flma akci er tümörü tan s na sahip 78 olgudan yap lan 0 tan sal ifllemi içermektedir. Hastalar n i (%,8) kad n, 57 si (%88,) erkek olup, ortalama yafl 64,05 (4-88) idi. FOB ile al nan 87 forseps biyopsinin %79,7 sinde tümör tan s elde edildi. Histolojik tan lar %6, (49) skuamöz hücreli karsinom, %6,4 () adenokarsinom, %9, (6) küçük hücreli akci er kanseri, %5,5 (9) küçük hücreli d fl akci er kanseri ve %, () di erleri fleklinde da l m gösterdi. Bronfl lavaj sitolojisinde %4,6 (0/), balgam sitolojisinde %6,7 (9/54), f rçalama sitolojisinde 67
68 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab %56,5 (/) ve transbronfliyal ince i ne aspirasyonunda (TB A) %7,8 (8/9) oranlar nda malignite tan s elde edildi. Forseps biyopsi ile tan alamayan ifllemlerde ise bu tan sal yöntemlerle s ras yla %4,, %5,4, %66,7 ve %4,9 oranlarda malignite tan s al nd. Bronkoskopik ve klinik bulgulara göre lezyonlar n %77, ü santral, %,7 si periferik yerleflimliydi. FOB görünümünde %50 oranda endobronfliyal tümöral kitle, %8,6 oranda submukozal-peribronfliyal infiltrasyon ve %,4 oranda normal bulgular bulundu. Periferik ve submukozal lezyonlarda TB AB ile tan baflar s s ras yla %87,5 ve %75 saptand. Histolojik tan ile lezyonun yerleflimi aras nda anlaml farkl l k bulundu. Skuamöz hücreli kanserler %97,5 oranda santral yerleflimliydi (p=0,05). Forseps biyopsisinin tan sal baflar - s santral lezyonlarda %84,, periferik lezyonlarda %64,5 idi. Bu istatistiksel olarak anlaml yd (p=0,0). SONUÇ: Bulgular m z en iyi tan yönteminin forseps biyopsisi oldu unu, TB A ve f rçalama sitolojisi yöntemlerinin yüksek tan sal baflar oranlar nedeniyle akci er tümörlerinde birden fazla örnekleme yönteminin bir arada kullan lmas n n tan sal baflar y art raca - n göstermektedir. [EP-8] Trakeal Bronfl Serhat F nd k, Levent Erkan, Ali Ersoy, O uz Uzun, Atilla Güven At c Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD G R fi VE AMAÇ: Trakeal bronfl oldukça nadir görülen bir konjenital anomalidir. Klini imizde bronkoskopi yap lan hastalarda trakeal bronfl s kl n tespit etmeyi amaçlad k. GEREÇ VE YÖNTEM: Ondokuz May s Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar Anabilim Dal nda y llar aras nda yap lan 567 bronkoskobi kayd incelendi. BULGULAR: ncelenen 567 bronkoskobi kayd nda 7 hastada trakeal bronfl tespit edildi (%0,006). Trakeal bronfllar n hepsi sa da lokalize idi. Hastalar n yafl ortalamas 46. y l (- 55) idi. ki hasta (% 8) hemoptizi nedeniyle, 5 hasta (%7) nefes darl ve öksürük flikayetiyle baflvurmufltu. SONUÇ: Trakeal bronfl nadir görülen bronflial varyasyonlardan biri olup semptomlara yol açabilir. [EP-9] Tan Konulmas Geçikmifl Yabanc Cisim (Ses Protezi) Aspirasyon Olgusu Sacit çten, Ayflegül Erinç, Osman Cemil Akdemir, Adnan Somay Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, stanbul Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Gö üs Cerrahi Klini i, stanbul Vak f Gureba E. ve Arafl. Hastanesi, Patoloji, stanbul Yabanc cisim aspirasyonu oldukça ciddi, hatta ölümle sonuçlanabilen bir durumdur. Her yaflta görülebilir. Özellikle çocukluk ça nda daha s k karfl lafl l r. Yabanc cisim aspirasyonlar s k görülen giriflimsel bronkolojinin önemli acil tablolar ndand r. Eriflkinlerde yabanc cisimler farkl natürlerdedir. Ülkeden ülkeye, toplumsal özelliklerine göre yabanc cisimler farkl l k gösterebilir uzak do uda organik maddelerin aspirasyonu daha s k görülürken, bat l toplumlarda inorganik maddeler daha s k aspire edilir. Baflörtüsü kullanan toplumlarda türban i nesi aspirasyonu s kça görülür. Bunlar radyoopak oldu undan kolayca tespit edilir. Trakeobronflial sistemin anatomik dallanma yap s ndan dolay yabanc cisim aspirasyonlar sa ana bronfl ve dallar nda daha s k görülür. Yabanc cisim aspirasyonu, farkl akci er patolojilerini taklit edebilmekte ve tan da gecikilmifl olgularda hayat tehdit edebilen komplikasyonlara yol açabilmektedir. Olgumuz 5 y l önce larinks karsinomu nedeni ile opere olmufl 6 yafl nda erkek. 0 gündür atefl, öksürük, balgam ç karma flikayeti ile baflvurdu. Çekilen akci er grafinde bilateral hiler geniflleme ve sol alt zonda nonhomojen infiltrasyon saptand. Hasta interne edilerek nonspesifik tedavi baflland ve Toraks BT çekildi. Hastan n ay önce çekilen toraks BT ile karfl laflt r ld nda radyolojik de ifliklik olmad görüldü. Fiber Optik Bronkoskopi (FOB) yap ld. Sol ana bronflunda yabanc cisim (ses protezi) ç kar ld. Yabanc cisimin üzerine oturdu u ana bronflu ileri derecede daraltan vegetan tümör görüldü, biyopsi al nd. Patoloji sonucu benin olarak rapor edildi.. bronkoskopi yap ld. Vegetan tümörden al nan biopsi materyalleri yumuflak ve iri parçalar fleklinde idi ve tama yak n tümör kürete oldu. Patoloji sonucu granülasyon olarak rapor edildi. Hastan n sonradan al nan anamnezinde y l önce ses protezi tak ld ve 6 ayd r konuflamad n ifade etti. Tan s geçikmifl yabanc cisim aspirasyonuna ba l yabanc cisim zemininde geliflen ana bronflu ileri dereceden daraltan vegetan tümör görünümü veren granülasyon nadir görülmesi nedeniyle olgu sunulmufltur. [EP-0] Trakeostomi Sonras Geliflen Trakeomalazi Tedavisinde Stent Uygulamas ( Olgu Nedeniyle) Tu çe Kasapo lu Hürkal, Ferah Ece stanbul Bilim Üniversitesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul Uzam fl endotrakeal entübasyondan sonra ekstubasyonu tolere edemeyen hastalara trakeostomi uygulanmaktad r. Trakeostomi sonras hastalarda trakeostomi tüpü; trakeobronflit, trakeal ülserasyon, trakeomalazi ve persistan trakeokutanöz fistül insidans n azaltmak için mümkün olan en k sa zamanda ç kar lmal d r. Dekanülasyon hastan n yard mc solunuma ihtiyac olmad, trakeobronfliyal sekresyonun azald veya kayboldu u, enfeksiyonun kontrol alt na al nd durumlarda gerçeklefltirilebilir. Serebrovasküler emboli sonucu entübasyon uygulanan ve dekanülasyon problemi yaflayarak yaklafl k 6 ay zorunlu trakeostomi ile takip edilen hasta bu flikayetlerle hastanemize baflvurdu. 70 yafl nda kad n hastan n yap lan FM de TA:50/90 mmhg, SS:/dak., Nb: 0/dak. Atefl:Yok. Oskültasyonla bilateral yayg n ronflan ronküsler ve inspiratuar stridor duyuluyordu. Di er sistem muayenelerinde özellik yok. PA gr:bilateral bronkovasküler izlerde artma. AKG: PaO: 54 mmhg, PaC0: 64 mmhg, Sat: %75. Hemogram ve biyokimya tetkiklerinde özellik yok. YBÜ e al nan ve mekanik ventilatöre ba lanan hastada h r lt l solunum ve bol miktarda yap flkan sekret olmas üzerine yap lan bronkoskopide solunum s k nt s n n trakea duvar ndaki yayg n kollapsa (trakeomalazi) ba l oldu u görüldü. Bu nedenle dekanüle edilme flans olmad düflünülen hastaya genel durumunun iyi olmas, yaflam kalitesinin artaca da göz önüne al narak ev tipi ventilatör yerine trakeal stent yerlefltirilmesi kararlaflt r ld. Bunun üzerine hastaya trakeal stent (Alveolus 6x60 mm TB-STSTM, Alveolus Inc., Charlotte, NC, USA) kondu. Hastaya mukus t kac n önlemek için mukolitik tedavi verildi (N-acetyl sistein X 600 mg) ve hidrasyon önerilerek taburcu edildi. Hastan n yaflam kalitesi artt ve solunumu rahatlad (SaO: %98 oda havas nda). Ancak 4 hafta sonra hastada afl r öksürük ve solunum s k nt s geliflti. Yap lan kontrol bronkoskopisinde stent proksimalinde posterior duvarda yaklafl k 5 mm uzunlu unda k r lma oldu u görüldü. Mevcut stent ç kar larak yerine ikinci bir stent (Alveolus 6x80 mm TB-STSTM, Alveolus Inc., Charlotte, NC, ABD) yerlefltirildi. 4 hafta sonra hastaya kontrol bronkoskopisi yap ld, sorun olmad gözlendi. Halen hasta ayd r ayn stent ile yaflam n devam ettirmektedir. Sonuç olarak uzam fl entübasyon veya trakeostomi sonras dekanülasyon yap lamayan hastalarda trakeal stent yerlefltirilmesi; cerrahi tedavi veya ev ventilatörüne oranla yaflam kalitesinde art fl sa lad ndan uygun olgularda tercih edilebilir. 68
69 Elektronik Posterler [EP-] Nadir Görülen Endobronfliyal Aspergilloma Olgusu ve Endobronfliyal Yöntemlerle Tedavisi Sibel Yurt, M. Akif Özgül, Burcu Karaokur, Güler Özgül, Nur Ürer, A. Filiz Koflar Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Aspergillus infeksiyonu, aspergillus sporlar n n inhalasyonla al nmas ndan sonra, hastan n atopik olufluna, lokal ve sistemik ba fl kl k durumuna ba l olarak çeflitli trakeobronfliyal ve pulmoner hastal klara neden olmaktad r. Kaviter akci er hastal nda aspergilloma, kronik akci er hastal nda veya hafif immün yetmezliklerde semiinvaziv aspergillozis veya kronik nekrotizan aspergillozis, immun yetmezlikte ise invaziv aspergillozis görülebilmektedir. Atopik astmal olgularda ise alerjik bronkopulmoner aspergillozis daha s k görülmektedir. Olgumuz 8 yafl nda erkek hastayd, öksürük balgam flikayetleri vard, ileri yafl ve hipertansiyon d fl nda herhangi bir ek problemi yoktu. paket/y l sigara anamnezi vard. Baflka bir flehirde hastanede yat r lm fl, çekilen BT de endobronfliyal kitle lezyon flüphesiyle bronkoskopi yap lm fl ve al nan biopsiler ile herhangi bir tan konulamamas üzerine hastan n da iste iyle hastanemize baflvurmufl. Hastanemizde fiberobtik bronkoskopi ile sol alt lobdan kaynaklanan ana bronfla taflan, nefes al p vermekle hareketli pembe renkli kitle lezyondan al nan biyopsi materyalinde önce herhangi bir tan konulamam flt, tekrar nda aspergilloma ile uyumlu olarak geldi. Endobronfliyal tedavi amaçl argon plazma koagülasyon ve kriyoterapi uygulanarak bronflun aç kl sa land. Hasta takibe al nd. Endobronfliyal aspergilloman n nadir görülmesi ve endobronfliyal tedavi yöntemleri ile tedavi edilebilmesi nedeniyle sunmay uygun bulduk [EP-] Legionella Pnömonisi: Bir Olgu Nedeni ile Berna Botan Y ld r m, Ayflegül Karalezli, Asiye Kanbay, H. Canan Hasano lu Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Klini i, Ankara Legionella enfeksiyonlar nda çoklu organ tutulumu s kl kla görülür. Bu yaz da mental durum bozuklu u, plöroperikardial tutulum ve tübüler disfonksiyon tablosu ile seyreden atipik bafllang çl bir legionella pnömonisi olgusu sunulmufltur. Yaklafl k bir ayd r nefes darl olan 7 yafl ndaki bayan hasta bafl a r s, dispnede art fl yak nmas ile acil servisimize baflvurdu. Son - gündür atefl, nefes darl - nda art fl ve öksürü ü vard, balgam yoktu. Çarp nt ve bacaklarda belirgin flifllik tarifliyordu. Bilinen bir hastal yoktu. Sigara hiç kullanmam flt. Baflvuru an ndaki arka- ön akci er grafisinde kardiotorasik oranda art fl ve bilateral plevral effüzyon d fl nda baflka bir bulgu izlenmedi. Çekilen toraks bilgisayarl tomografisinde perikardial genifl volümlü effüzyon, kalp boyutlar nda geniflleme, solda minimal sa da genifl plevral effüzyon, sa akci er alt lob lateral ve posterior bazal segment düzeyinde yamal tarzda havalanma kayb alanlar izlendi. Hasta kalp yetmezli i ön tan s ve dispne etyolojisi araflt r lmak üzere yat r ld. K sa sürede iki kez seyahat öyküsü olmas ndan dolay idrarda legionella antijeni gönderildi. Laboratuar incelemesinde hipoksi, anemi, kan biyokimyas nda elektrolit inbalans, hipoalbuminemi, rutin ve 4 saatlik idrar incelemesinde sodyum ve potasyum kayb, proteinüri, hematüri, osmolarite ve kreatinin klirensinde belirgin azalma tespit edildi. Ekokardiografisinde EF% 50, sol atrial ve sa kalp boflluklar nda dilatasyon, kalbi çepeçevre saran mm lik perikardial effüzyon izlendi, pulmoner arter bas nc 70 mmhg ölçüldü. Yat fl n n. gününde hastada letarji geliflti, a r l uyaranlara yan t yoktu ve konuflmas dizartrikti. Hastan n. gün yap lan rutin muayenesinde de ifliklik olmas üzerine çekilen akci er grafisinde sa orta zonda, periferde, yuvarlak, düzensiz s - n rl dansite alan izlendi. Dördüncü gün çekilen akci er grafisinde radyolojik görünümde h zl progresyon olmas ndan dolay hastaya geliflinde bafllanan seftriakson tedavisi imipenemle de ifltirildi. Gönderilen idrarda Legionella antijenin pozitif olarak bildirilmesi üzerine antibioterapisine klaritromisin ve rifampisin eklendi. Tedavinin. haftas nda genel durumu düzelmeye bafllayan hastan n klaritromisin+ rifampisin tedavisi güne tamamland ve taburcu edildi. Bir ay sonra çekilen kontrol akci er grafisinde tama yak n rezolüsyon izlendi. Renal ve kardiak fonksiyonlar normale döndü. Olgumuzda oldu u gibi legionella enfeksiyonu çok say da sistemi etkilemekte ve de iflik klinik tablolarla karfl m za ç kabilmektedir. Risk faktörü ve uygun klinik özellikler varl nda pnömoni etkenleri aras nda legionella düflünülmeli ve ekstrapulmoner semptomlarla karfl m za ç - kabilece i gözard edilmemelidir. [EP-] Yineleyen Pnömoninin Nadir Bir Nedeni: Bronkobiliyer Fistül Dilek Çakmakc Karado an, Göksel K ter, Nevzat Karabulut, Fatih Tekin, Oktay Tekeflin, Olga Yaylal 4 Pamukkale Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Denizli Pamukkale Üniversitesi T p Fakültesi, Radyoloji AD, Denizli Ege Üniversitesi T p Fakültesi, Gastroenteroloji AD, zmir 4 Pamukkale Üniversitesi T p Fakültesi, Nükleer T p AD, Denizli Bronkobiliyer fistül (BBF) nadir görülen, safra yollar ile bronfl sistemi aras nda geçifl olmas ile karakterli bir durumdur. Kimyasal pnömoniye neden olmas yan nda enfeksiyonun eklenmesi s k görülür. Bilioptizis, BBF için patognomonik bir bulgudur. Sar renkte balgam ç karma yak nmas nda balgam n görülmesi ve öyküde safra yollar n içeren cerrahi geçirme geçmiflinin ö renilmesi ile akla getirilir. BBF tan s bilgisayarl tomografi (BT), manyetik rezonans magnetik rezonans kolanjiyopankreatografi (MRCP), safra yollar sintigrafisi veya endoskopik retrograt kolanjiyopankreatografi (ERCP) gibi görüntüleme yöntemleri ile do rulan r. BBF için önerilen tek bir tedavi olmay p her merkezin tedavi yaklafl m, deneyimine göre de iflmektedir. ERCP ile nazobiliyer dren ve biliyer stent gibi minimal invaziv yöntemlerin yan nda, karaci er ve akci er dokular n da kapsayan fistül trakt n n rezeksiyonu gibi cerrahi seçenekler de bulunmaktad r. Olgumuz, 56 yafl nda kad n hasta olup,5 y l önce geçirdi i kolesistektomi operasyonundan sonra bafllayan ve aral klarla yineleyen sar renkli balgam, öksürük ve h r lt nedeniyle tetkik edilmekteydi. Orta lobda konsolidasyon saptanan ilk yak nma döneminde antibiyotik tedavisine karfl n radyolojik düzelme olamamas üzerine BBF den kuflkulan ld. Bronkoskopide orofarinks ve hava yollar n n safra renginde sekresyonla kapl olmas ve aspirasyon s v s n n bazik nitelikte olmas üzerine istenen MRCP ve safra yollar sintigrafisi ile tan do ruland. Hastaya ERCP eflli inde nazobiliyer dren tak ld. Drenin 0. günde çekilmesinden sonra yak nma devam edince biliyer stent uyguland ; öneriye uygun olarak ay sonunda ç kar ld. Bilioptizis ay sonra yineleyince bu kez adet stent tak ld ve hasta halen 4. ay sonunda yak nmas z olarak izlenmektedir. Olgumuzu, BBF tan s n n klinik öyküden kuflkulan lmas halinde konabildi i nadir görülen bir durum oldu una dikkat çekmek, tan yöntemlerini irdeleyerek tedavisinde geçerli yaklafl mlar tart flmak ve yineleyen pnömonilerde ay r c tan daki yerini vurgulamak amac yla sunuyoruz. 69
70 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-4] Tekrarlayan Pnömonilerin Nadir Bir Sebebi Esin Tasbas, Funda Coskun, Göksel Miçoo ullar, Dilek Çetiner Bahçetepe, Ahmet Ursavafl, Dane Ediger, fiebnem K l ç, Ercüment Ege Uluda Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Bursa Uluda Üniversitesi T p Fakültesi Çocuk mmunoloji BD, Bursa AMAÇ: Yayg n De iflken mmün Yetmezlik (YD Y), antikor yap - m nda bozukluk ve tekrarlayan bakteriyel enfeksiyonlarla karakterize heterojen bir hastal k grubudur. Hastal k -5 yafllar nda ve 6-0 yafllar nda olmak üzere iki pik yapmaktad r. S kl / dir. GEREÇ VE YÖNTEM: ki YD Y hastas n sunmay amaçlad k. BULGULAR: lk olgumuz 9 y. kad n hasta. Atefl, öksürük,balgam, sa yan a r s ve diyare ile klini imize baflvurdu. Daha öncesinde 005 y l nda kez, 008 kez d fl merkezde ve 008 de kez klini imizde pnömoni ata ile takip edildi. Fizik muayenesinde sa skapuladan bazale kadar ince raller duyuldu. PA Akci er grafisinde sa akci er orta zonda pnömonik konsolidasyon alan saptand. G S muayenesinde hepatosplenomegali saptand. Laboratuar bulgular nda bisitopeni saptand. mmunglobulin düzeyleri IgG5, IgA, IgM 44 g/dl, Gama globulin %, normalden düflük saptand. kinci olgumuz y. kad n hasta. fiikayeti atefl, kanl balgam, ayd r süren diyare, sa dizde flifllik ve a r idi. Öyküsünde 004 y l nda NS P tan s konmufltu. 007 de kez, 008 de 4 kez pnömoni ata geçirmiflti. Fizik muayenede hepatosplenomegali saptand. Laboratuvarda pansitopeni d fl nda özellik yoktu. PA grafide bilateral pnömonik konsolidasyon alanlar mevcuttu. Immunglobulin düzeyleri IgG 5, IgA 65, IgM 7,6 gr/dl normalden düflük bulundu. SONUÇ: Sonuç olarak tekrarlayan solunumsal enfeksiyonlar YD Y i akla getirmelidir. mmunoglobulinlerin düflük seviyesi akci- erin yap sal hasar riskinin tespiti aç s ndan önem tafl r. [EP-5] Servisimizde Yatan Toplum Kökenli Pnomoni Hastalar n n CURB-65 ve Pnomoni Ciddiyet ndeksi Skorlamalar n n Mortalite Üzerine Etkilerinin Karfl laflt r lmas Selahattin Öztafl, Melahat Kurutepe, Ali Vefa Öztürk, Yelda Baflbu, Zeynep Özlen Tümer, Eylem Acartürk, Güliz Ataç, Sema Saraç, Müge Özdemir Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, stanbul fiubat 006 ve flubat 007 tarihleri aras nda servisimizde toplum kökenli pnomoni tan s ile yatan ve tedavisi yap lan 06 hastan n pnomoni tan ve tedavi rehberlerine göre evrelemeleri ve CURB-65 ve pnomoni ciddiyet indeksine göre skorlamalar yap ld. Bu 06 hastadan 9 tanesi tedavileri s ras nda servisimizde eksitus oldu. Bu hastalar n CURB-65 skorlamas na göre 4 tanesi evre, tanesi evre, tanesi de evre 0 idi. Pnomoni ciddiyet indeksine göre de 7 tanesi evre 4, tanesi evre 5, tanesi evre idi. Bu çal flmam z n sonucunda pnomoni hastalar nda pnomoni ciddiyet indeksi skorlamas n n, CURB-65 skorlamas na göre mortalite üzerinde daha duyarl oldu u sonucuna vard k. [EP-6] Tedaviye Ra men Yüksek Ateflle Seyreden Pnömoni Olgusu fiule Kaya, Münire Çak r, Duygu Zorlu Karayi it, Mehmet fiahin, Yunus Ugan, Gökçen Ay Uslusoy, Ahmet Akkaya Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi, ç Hastal klar Ana Bilim Dal, Romatoloji BD, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi T p Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon AD, Isparta Altm fl yafl nda erkek hasta öksürük, kanl balgam, atefl, halsizlik ve bacaklarda güçsüzlük flikayetleriyle acil servise baflvurdu. Akci er grafisinde infiltrasyonu olan hasta pnömoni tan s yla yat r ld. Antibiyotik tedavisiyle ikinci günde atefli düflen ve CRP si gerileyen hasta, dizlerinde a r flikayeti nedeniyle FTR bölümünce de erlendirildi ve hastaya gonartroz öntan s yla analjezik önerildi. Antibiyotik tedavisinin 8. gününde tekrar atefl yüksekli i ve öksürü ü bafllayan hastan n akci er grafisinde yeni bir infiltrasyon saptand. CRP düzeyi de yüksek bulunan hastan n antibiyotik tedavisi de ifltirildi. Bu s - rada hastada fliddetli boyun ve omuz a r s geliflti. Yat fl ndan iki ay önce servikal disk hernisi operasyonu öyküsü oldu undan hasta nöroflirurji bölümünce konsülte edildi. Çekilen servikal MR da a r y aç klayacak bir patoloji saptanmad. Hipertiroidi nedeniyle tedavisi süren hastada malign atefl olas l düflünülerek tiroid sintigrafisinde saptanan nodüllerden T AB yap ld. Biyopsi sonucu benign sitoloji olarak raporland. Atefli kontrol alt na al namayan hastan n öksürü- ünün yeniden bafllamas ve CRP düzeylerinin de gerilememesi nedeniyle antibiyotik tedavisi yeniden düzenlendi. Ancak tedaviye ra men atefli düflmeyen hasta, kayna bilinmeyen atefl aç s ndan de erlendirildi. Yap lan abdomen USG si ve rektal USG normal bulundu. A r lar için bafllanan NSA ler etkili olmad ndan hastaya narkotik analjezik verilmeye baflland. Yat fl ndan sonra yavafl yavafl el s rt nda ödem geliflen hastan n yap lan üst ekstremite venöz Doppler USG sinde DVT saptanmad. Omuz ve boyun a r lar gerileyen hastada fliddetli bel a r s bafllad. Romatolojik hastal klar aç s ndan romatoloji bölümünce konsülte edilen hastan n tüm bu eklem a r lar, ellerindeki fliflli i, akflamlar olan atefl yüksekli i birlikte de erlendirildi inde, hastada RSPE sendromu veya Romatoid Artrit (RA) olabilece i düflünüldü. Otoimmün markerlar ndan yaln zca Anti- CCP de erinin pozitif olmas ve beraberinde RF de erinin yüksek pozitif olarak bulunmas nedeniyle hastaya RA tan s kondu. Bafllanan steroid tedavisine dramatik cevap al nd. Olgu, ileri yaflta geliflen enfeksiyonlarda tedaviye ra men düflmeyen atefl varl nda romatolojik hastal klar n n ak lda tutulmas n vurgulamak amac yla sunuldu. [EP-7] Steroid Tedavisi Alt nda CMV ve PCP Pnömonisi Geliflen Bir ntersitisyel Akci er Hastal Olgusu Yakup Arslan, Cantürk Taflç, Ergün Uçar, Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara G R fi: ntersitisiyel akci er hastal birçok alt grup hastal içermektedir. Tan algoritmalar gelifltirilmifltir. Kesin tan konulan olgularda steroid ve\veya immünsupresif tedavilerin uygulanabilece i, immünsuprese durumdaki hastalarda f rsatç enfeksiyonlar n verilen tedaviyi olumsuz yönde etkileyebilece i bilinmektedir. OLGU: 6 yafl nda erkek hasta. fiikayeti; nefes darl, halsizlik, yorgunluk. Hikayesi; Aral k 008 tarihinde gö üs hastal klar poliklini ine baflvuran hastan n nefes darl n n yaklafl k 5 y ld r oldu- u,eforla artt ancak bu konuda herhangi bir tetkik yapt rmad ö renildi. fiikayetlerinin artmas üzerine hasta, akci er filmi çekilerek poliklini imize sevkli olarak geldi. 70
71 Elektronik Posterler BULGULAR: Hastan n vital bulgular normal,p/a Akci er grafisinde; ve toraks bt.de yayg n mikronodüler dansite art fl gözlendi. Balgam ç karamayan hastadan iki kez mide suyu ARB bak ld. Bronkoskobi yap larak parankim biopsileri ve ARB tetkikleri için örnekler al nd.sonuçlar n tan sal gelmemesi üzerine romatolojik hastal klar n ekarte edilmesi için, istenen romatolojik mark rlar, 4 saatlik idrarda protein, idrarda kalsiyum tetkikleri normal olarak geldi. Yap lan SFT de Restriktif patern, Difüzyonda düflüklük saptand (DLCO;%-DLCO/VA;%). Al nan parankim biopsi sonuçlar tan sal gelmeyen hastaya,gö üs cerrahisi konsultasyonu ile biyopsi amaçl, VATS ile wedge rezeksiyon yap ld. Hastan n biyopsi sonucunda; Alveoler makrofajlarda hemosiderin pigment varl görülmesi üzerine Alveoler Hemosiderozis ön tan s ile steroid tedavisine baflland ( mg/kg/gün). Hastan n, 5 günlük tedavi sonras AKG da PO nin 59 mmhg den 7 mmhg ye yükseldi i ve flikayetlerinin azald görüldü. Hasta,steroid tedavisinin kademeli olarak azalt lmas planlanarak,5 ay sonra kontrol edilmek üzere taburcu edildi. Tedavinin 7. haftas nda,hastan n kendi ifadesi ile gribal enfeksiyon sonras nefes darl nda ani bir artma olmas üzerine poliklini imize baflvurdu. Solunum yetmezli inin ani artmas pulmoner emboliyi düflündürdü. Gerekli tetkikler yap larak, pulmoner emboli ekarte edildi. Çekilen toraks bt. de yayg n buzlu cam alanlar gözlendi, tedavi öncesi gözlenen yayg n mikronodüller kayboldu. BAL ve mide suyu ARB kültür sonuçlar menfi olarak geldi. Tüm romatolojik tetkikler tekrarland ve menfi olarak sonuçland. Kardiyak patolojiler ekarte edildi (Ekokg. vb tetkikler yap larak). Hastan n bu haliyle tan s n n intersitisyel akci er hastal alevlenmesi oldu u kabul edilerek, pulse steroid ( g/gün, gün boyunca) tedavisi baflland. Hastan n radyolojisinin çok tipik olmasa da, ani solunum yetmezli ine neden olabilecek PCP pnömonisini düflündürmesi nedeniyle balgam PCP ve serum CMV DNA tetkikleri yap ld. Sonuçlar n müspet gelmesi üzerine tedaviye trimetoprim-sulfametoksazol (5-75 mg/kg tmp-smx dozu) ve gansiklovir 0 mg/kg/gün eklendi. Hastan n tedavisi halen devam etmektedir. SONUÇ: Steroid tedavisi alt ndaki intersitisyel akci er hastal olan hastada,ani bafllayan solunum yetmezli i ve genel durum bozuklu unda f rsatç patojenler, özellikle de PCP ve CMV pnömonilerinin ak lda tutulmas gerekti i,erken tan ile bafllanacak uygun antibioterapiye h zl yan t al nabilece i unutulmamal d r. [EP-8] mmünsüpresif Bir Hastada Acinetobacter Baumanii ye Ba l Geliflen Bir Pnömoni Olgusu Seyfettin Gümüfl, Ergün Uçar, Cantürk Taflç, Ahmet Ertu rul, Ömer Deniz, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara G R fi: Acinetobacter baumanii, her yerde bulunabilen, çevre yüzeylerde uzun süre yaflayabilen gram negatif bir bakteri olup, aminoglukozidleri ve karbapenemleride içeren antibiyotiklerin ço una karfl h zl bir flekilde direnç gelifltirebilme özelliklerine sahiptir. Bu yüzden tedavi ve kontrolü zordur. Ço unlukla yan k, a r cerrahi ve immünsistemi bask lanm fl hastalarda enfeksiyondan sorumlu olabilmekte ve yüksek mortalite oranlar na yol açabilmektedirler. Bakteriyemili hastalarda uygun olmayan antimikrobiyal tedavi mortaliteyi daha da art rmaktad r. OLGU: Üç ay önce ilaç erupsiyonu nedeniyle k sa süreli sistemik steroid tedavisi, bir hafta önce de bir hafta süreyle yüksek dozda (günde iki kez) metotreksat tedavisi kullanan, öz geçmiflinde hipertansiyon ve kronik böbrek yetmezli i olan, 7 yafl nda erkek hasta. A zda yayg n yaralar, yüksek atefl, ishal ve devam eden cilt lezyonlar nedeniyle hospitalize edilmifl olan hastada lokopeni (lokosit; 00) saptanm fl. Öksürük ve balgam ç karma flikâyetlerinin de eklenmesi üzerine çekilen P/A akci er grafisinde sa alt zonda minimal infiltrasyon izlenmifl. Bunun üzerine hastaya imipenem ve varikonazol tedavisi bafllanm fl ve daha sonrada tedavisine moksifloksasin eklenmifltir. Bir kez verilen neupogen tedavisi sonras nda lokosit de- eri olunca bu tedavi kesilmifl. Dört günlük antibiyotik tedavisine ra men ateflin devam etmesi, klinik kötüleflme olmas, solunum s k nt s olmas, oksijen saturasyonunun %65 lere kadar düflmesi ve radyolojik kontrolde bilateral yayg n infiltrasyon gözlenmesi üzerine hasta acil olarak gö üs hastal klar yo un bak m ünitemize nakil al nd. Genel durumu h zla kötüleflen, solunum s k nt s artan ve fluuru kapanan hasta acil olarak entübe edildi ve invaziv mekanik ventilatör deste ine al nd. Takiplerde zaman zaman atefli devam etti ve lokosit de eri e kadar yükseldi. Mekanik ventilatör deste inin üçüncü gününde trakeal aspirat kültüründe çok ilaca dirençli (imipenem ve moksifloksasin dahil) Acinetobacter baumanii üredi. Yap lan direnç testinde tygesiclin e duyarl oldu u saptanan hastaya tygesiclin tedavisi baflland ve di er antibiyotikler stopland. Hastada atefl kontrolü sa land, lokosit de erleri.000 e geriledi, klinik düzelme ve radyolojik gerileme saptand ve bu tedavinin 5. günü hasta mekanik ventilatörden ayr ld ve ekstübe edildi, 5. günde genel durumu düzelen ve radyolojik olarak regresyon gözlenen hasta taburcu edildi. Sonuç olarak; immünsüpresif hastalarda geliflen pnömonilerde h zl bir flekilde etken izolasyonunun sa lanmas n n ve ampirik olarak bafllanan tedavinin etkene yönelik duyarl antibiyotik ile de ifltirilmesinin mortalitesi çok yüksek hastalarda bile hayat kurtar c olabilece ini düflündürmektedir. [EP-9] mmunitesi Bask lanmam fl Hastada Primer Pulmoner Aspergilloma Didem Görgün, Sezai Öztürk, P nar Y ld z, Füsun fiahin, Funda Seçik, Neslihan Fener, M. Ali Bedirhan Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, stanbul Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi 9 yafl nda bayan hasta Ocak 009 tarihinde hemopteik balgam ç - karma flikayeti ile baflvurdu. Anamnezinde y l önce bafllayan, y ld r dönem dönem tekrarlayan, her iki ayak bile inde, eritemli nodüller mevcuttu. Deri punch biyopsisi patoloji sonuçlar ve biyopside PCR ile bak lan mikobakterium DNA s n n negatif saptanmas esas al narak eritema induratum (nodüler vaskülit) olarak de erlendirildi. Ocak 009 da fizik muayenesinde özellik yok, PA akci er radyografisinde sa alt ve orta zonda düzensiz s n rl yaklafl k cm boyutlar nda ve sol alt zonda içinde kaviter imaj izlenen nodüler dansite izlendi. Toraks Bilgisayarl Tomografide sa akci er üst lob anterior segment bazalinde fissüre oturmufl, iç yap s nda milimetrik kavitasyon bulunduran lobüle konturlu çap cm olan lezyon, sa alt lob laterobazalde periferde yine lobüle konturlu çap. cm olan ikinci bir nodüler lezyon, sol akci er alt lob posterobazalde ince lineer bant ile plevraya tutunan santrali kaviteleflmifl.9 cm çap nda nodül ve bunun hemen anterior komflulu unda lateralde kostal plevraya oturan santrali kaviteleflme gösteren ve iç yap s nda polipoid görünüm bulunduran,. cm çap nda bir baflka kaviter lezyon saptand. Bronkoskopik olarak patoloji saptanmayan hastaya tan sal amaçl torakotomi uyguland. Sol alt lobdaki nodüle wedge rezeksiyon yap ld. Makroskopik olarak içi kirli sar yumuflak materyal ile dolu.5x.5 cm ölçüde sert k vaml iyi s n rl kaviter görünümlü ve.x0.8 çap nda içinde kahve yeflil renkli materyal izlenen kistik bir yap izlendi. Hitopatolojik olarak döfleyici epitelde skuamöz metaplazi izlenen genifl nekroz alanlar içeren kavitasyon içinde 45 derece dallanan mantar hifleri, granülom yap lar, hyalinizasyon, lenfoid agregat oluflturam mononükleer hücreler, organizasyon bulgular, sekonder damar duvar de ifliklikleri izlendi. 45 derece dallanan mantar hifleri PAS ve Grocott ile boyanm fl olup ön planda Aspergillus lehine de erlendirildi. Daha önce geçirilmifl akci er hastal öyküsü olmayan hastada, herhangi bir immün bask lay c neden bulunamad (An- 7
72 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab ti-hcv, Anti-HIV, HbsAg negatif. Lenfosit alt grup analizinde CD,CD9,CD4,CD8,CD4/CD8, CD6/56,CD45, Aktive T oranlar normal s n rlarda. IgG, IgG, IgG, IgG 4 ve IgE düzeyleri normal). Bu nedenle olgumuzun tan s, birlikteli inde patogenezi henüz tart flmal deri lezyonu olan nodüler vaskülitin efllik etti i primer pulmoner aspergilloma ile uyumlu bulundu. [EP-0] Antifungal, Bronfliyal Arter Embolizasyonu ve Cerrahi ile Tedavi Edilen Aspergilloma Olgusu Derya Çelebi, Özlem Y ld z, Erhan Tabako lu Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Edirne Pulmoner aspergilloma, saprofitik bir enfeksiyon olup akci erdeki kavitenin aspergillus ile kolonize olmas sonucu geliflir. En s k tüberküloz kavitesinde görülmekle birlikte, sarkoidoz, akci er kanseri, bronflektazi, ankilozan spondilit ve kistik akci er parankiminde de kolonize olabilir. Semptomlar öksürük, balgam, hemoptizidir. Tan klinik ve radyolojik bulgular, etken organizman n saptanmas, serolojik yöntemlere dayan r. 54 yafl nda erkek hasta, yirmi gündür devam eden öksürük ve kanl balgam ile baflvurdu. Özgeçmiflinde 0 paket y l sigara, 6 y l önce geçirilmifl tüberküloz ve KOAH öyküsü mevcuttu. Fizik bak da bilateral solunum sesleri azalm flt. Akci- er grafisinde sol üst zonda kavite, toraks tomografisinde sol üst lop apikoposterior segmentte kavitasyon gösteren konsolide alan izlendi. Balgam ARB üç kez negatif; sedimentasyon: mm/saat; CRP: 0.8 mg/dl; lökosit:600; Hb:8.8 gr/dl; PLT:50.000; di er biyokimyasal parametreleri normaldi. Balgam kültüründe aspergillus üreyen hastaya bronkoskopi yap ld ; sol üst lop giriflinde hemoraji izlendi. Bronfl lavaj kültüründe aspergillus üremesi üzerine oral itrakanozol tedavisi baflland. Tedavi alt nda hemoptizi olmas nedeniyle bronfliyal arter embolizasyonu ve intrakaviter amfoterisin B uyguland. Tedavinin birinci ay nda masif hemoptizi geliflmesi üzerine medikal tedavi kesilerek sol üst lobektomi yap ld. Hasta halen poliklini imizden takip edilmektedir. Pulmoner aspergillomada medikal ve cerrahi tedavi endikasyonlar, antifungal tedavi süresi tart flmal d r. Literatürde bronfliyal arter embolizasyonu ile kontrol alt na al nan hemoptizili olgular bildirilmektedir. Cerrahi rezeksiyon kesin tedavi olmakla birlikte yüksek mortalite ve morbidite nedeniyle ilk tedavi seçene i olmamal d r. Seçilecek tedavi, hastal n yayg nl, altta yatan akci er patolojisi ve hayat tehdit eden hemoptizi varl - na göre belirlenmelidir. Bizim vakam zda da hemoptizi cerrahi rezeksiyon ile kontrol alt na al nm flt r. nvaziv pulmoner aspergillozis immünsupresif olgularda fungal akci er infeksiyonlar n n en s k nedenidir. Bu hastal kta tan güç, tedavi süresi de iflken ve mortalite yüksektir. Öksürük, atefl ve genel durum bozuklu u yak nmalar ile hastanemize baflvuran 47 yafl ndaki erkek olgunun 5 y ld r diabetes mellitus tan s ve,5 y ld r düzensiz insülin kullan m öyküsü mevcuttu. Üç ay önce sa ayakta kötü kokulu yara, genel durum bozuklu u ve bilinç kayb ile sevk edildi i d fl merkezde diyabetik ketoasidoz ve diyabetik ayak tan lar yla hospitalize edilen olguya sa dizalt ampütasyonu yap lm fl, sol bacakta derin ven trombozu saptanmas nedeniyle oral antikoagülan tedavi bafllanm fl. Yara yeri kültüründe klebsiella oxytaca üremesi nedeniyle siprofloksasin, kan kültüründe acinetobacter baumani üremesi nedeniyle teikoplanin ve idrar kültüründe maya mantarlar üremesi nedeniyle flukanazol tedavileri bafllanm fl. Tedavi s ras nda öksürük geliflen, solunum muayenesinde bilateral bazallerde raller duyulan olgu toraks BT sinde bilateral alt loblarda içinde hava bronkogramlar n n oldu u konsalidasyon alanlar izlenip pnömoni ön tan s ile hastanemize sevk edilmifl. Tan amaçl yap lan bronkoskopide; özellikle sa orta ve alt loblarda mukozada yo un hiperemi ve beyaz renkli, aspirasyonla temizlenemeyen sekresyon, anterobazal segmenti obstrükte eden beyaz nekrotik görünümlü lezyon izlendi. Patolojik incelemede; nekrotik doku içerisinde aspergillus hif ve sporlar saptand, malignite bulgusuna rastlanmad. Bronfl aspirasyonunda albicans d fl candida üremesi olan hastaya caspofungin baflland. Yap lan kontrol bronkoskopide ve çekilen toraks BT de belirgin regresyon ve hastan n klini inde düzelme izlendi. Olguyu invaziv pulmoner aspergillozisin nadir görülmesi ve mortalitesinin yüksek olmas na ra men tedaviye iyi yan t alm fl olmam z nedeniyle sunmay uygun bulduk. [EP-] Myelodisplastik Sendromlu Pansitopenik Olguda; Rinoserebral ve Akci er Mukormikozisi ve Aspergillozisi Yelda Çeviker, Sezai Taflbakan, O uz Reflat Sipahi, Dilek Metin, Ali Veral 4, Alev Susur, Abdullah Say ner, Feza Bacako lu Ege Üniversitesi T p Fakültesi Gögüs Hastal klar AD, zmir Ege Üniversitesi T p Fakültesi nfeksiyon Hastal klar ve Klinik Mikrobiyoloji AD, zmir Ege Üniversitesi T p Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD, zmir 4 Ege Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD, zmir Bir buçuk y l önce Myelodisplastik Sendrom tan s alan ve allojenik kemik ili i transplantasyonu planlanan elli yafl nda kad n hasta, iki hafta önce ücüncü kür kemoterapisini alm fl. Atefl yüksekli i nedeniyle baflvurdu u klini imize, pnömoni ve pansitopeni ön tan lar yla yat r ld. Üç gün içinde nazal bölgede ekimotik-ödemli lezyon geliflen ve solunum yetmezli ine giren hasta, yo un bak m ünitesine al nd. nvaziv mekanik ventilasyon uygulanan ve KBB bak s yap lan hastada, f rsatc invaziv mantar enfeksiyonu düflünülerek Amfoterisin B tedavisi baflland. Al nan nazal kavite ve bronkoskopik biyopsiler ile bronkoskopik aspirasyon ve bronkoalveoler lavaj örneklerinde Aspergillus flavus ve Rhizomucor spp. üredi. Hasta tedaviye yan t vermeyerek, yo un bak m izleminin dördüncü gününde eksitus oldu. [EP-] Caspofungin ile Tedavi Edilen Bir nvaziv Aspergilloz Olgusu Canan Dogan, Nimet Aksel, Ayfle Özsöz, Nur Yücel, Ifl l Karasu, Mine Gayaf zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, zmir zmir Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Bölümü, zmir [EP-] Necator Americanus Enfeksiyonu ve Bronfliektazik Zeminde Geliflmifl Akci er Enfeksiyonu: Olgu Sunumu O uzhan Okutan, Ali Acar, Dilaver Tafl, Turgut Öztutgan, Tayfun Çal flkan GATA Haydarpafla E itim Hastanesi Çaml ca Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Enfeksiyon Hastal klar Servisi, stanbul A r Asker Hastanesi, Gö üs Hastal klar Servisi, A r Yirmiüç yafl nda erkek hasta bir ayd r devam eden atefl, öksürük, balgam ç karma ve nefes darl flikayeti ile klini imize baflvurdu. Muayenesinde; atefl 8 C, AKB 0/70 mmhg, nab z 00 vuru/dakika, solunum say s 6/dk, Oskültasyonda her iki hemitoraksta skapula medialinde seyrek raller duyuldu. Laboratuvar tetkiklerinde lökosit 9,500/mm (PMNL %48, L %4, Eozinofil %.), hemoglobin,4gr/dl, hematokrit %9, ESR 4 mm/saat olarak saptand. Akci er grafisinde her iki hemitoraksta yamal tarzda, özellikle peribronflial alanlarda yer yer nodüler tarzda dansite art mlar izlendi. Solunum 7
73 Elektronik Posterler fonksiyon testinde FVC 4.5 L (%58), FEV.88 L (%4), FEV/FCV %6 bulundu. YÇBT de her iki hemitoraksta üst loblarda belirgin olmak üzere diffüz segmental, subsegmental peribronflial kal nlaflmalar n efllik etti i yayg n tübüler bronflektazik de ifliklikler izlendi. Ayr ca her iki akci er üst loblarda belirgin fokal yer yer tree-in-bud görünümüne neden olan s kl kla periferik yerleflimli akut bronfliolitis veya erken dönem bronkopnömoni ile uyumlu retikülonodüler dansiteler izlendi. Balgam n gram ve AARB boyamas nda etken saptanmad. Balgam bakteriyolojik, mantar ve TBC kültürleri ile ateflli dönemde al nan kan kültürlerinde üreme olmad. Serumda glaktomannan testi negatifti. Cilt prick testi ile atopi saptanmad. Total IgE 9.6 IU/mL bulundu. Bronkoskopik incelemede bir özellik saptanmad. Transbronfliyal biyopsi materyalinin histopatolojik incelemesinde kronik nonspesifik inflamasyon görüldü. Bronflektazi etiyolojisine yönelik yap lan di er incelemelerde immünolojik antikorlar negatif, alfa antitripsin seviyesi ve immünglobülin seviyeleri normal s n rlarda idi. Üç gün ard fl k olarak al nan d flk örneklerinde Necator Americanus yumurtalar görüldü. Çengelli solucanlara karfl mebendazol x00 mg/gün dozunda dört gün süreyle oral yolla verildi. Tedaviyle birlikte hastan n yak nmalar nda dramatik düzelme görüldü. ki hafta sonra kontrol amaçl olarak yap lan d flk incelemesinde parazit yumurtalar na rastlanmad. Periferik eozinofili saptanmamas, Total IgE düzeyinin normal ve doku eozinofilisinin olmamas - na ra men, di er etiyolojik nedenlerin d fllanmas ve antiparaziter tedaviyle klinik yan t al nmas sonucunda olgumuzdaki akci er enfeksiyonunun nedeni N. Americanus enfeksiyonuna ba land. Ancak bronfliektazik görünümün N. Americanus ile ilgisi kurulamad. Literatürde bronflektazi komplikasyonuna neden olan N. Americanus a ba l akci er hastal na rastlanmad. Bu parazitle tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda bronflektazi geliflebilece i araflt r lmal d r. [EP-4] Solunum Yo un Bak m Ünitesinde Mekanik Ventilasyon Uygulanan Hastalar n Sonuçlar Muhammed Emin Akkoyunlu, rfan Tursun 4, smail Necati Hakyemez, Yasemin Akkoyunlu, Abdullah Açar I d r Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar Klini i I d r Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastal klar Klini i I d r Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Klini i 4 I d r Devlet Hastanesi ç Hastal klar Klini i nvaziv mekanik ventilasyon (IMV) deste i yo un bak m ünitelerinin en önemli uygulamalar n oluflturmaktad r. Özellikle solunum yetmezlikli hastalarda uygulama hayat kurtar c olmaktad r. Bu çal flmam zda I d r Devlet Hastanesi yo un bak m ünitesinde ile tarihleri aras nda solunum yetmezli i nedeni ile en az 4 saat mekanik ventilatör deste i verilen 9 (erkek n: %., kad n n: 9 %66.7) hastan n sonuçlar retrospektif olarak incelenmifltir. Çal flmaya al nan olgular n ortalama yafllar 65.7 ±0.4 olarak saptand. Tüm hastalarda ortalama APACHE II skoru 0.0±,4, entübasyon öncesi PO 5.6±7.87 mmhg, PCO 69.7±6. mmhg ve ph 7.±0. idi. Hastalar n %66.7 si (n:6) kronik obstrüktif akci er hastal, %, si (n:), pnömoni, %. i (n:) pulmoner emboli nedeni ile mekanik ventilatöre ba land. Olgular n ü (%.) diyabetes mellitus, si ise (%.) ise serebrovasküler hastal k ile komplike idi. Planl weaning %77.8 (n:7) hastaya uyguland. Bu hastalardan ikisine weaning baflar s zl nedeni ile reentübasyon uyguland. Ortalama mekanik ventilatörde kalma süresi 7.±4.9, ortalama yo un bak mda kalma süresi 0.7 ±.5 olarak saptand. IMV uygulanan hastalarda mortalite oran %. (n:) olarak saptand. Hastanede yat fl süresi ve mekanik ventilatörde kal fl süresi ölen hastalarda belirgin olarak daha yüksek olarak izlendi. Hasta say m z n az olmas istatistiki anlaml l düflürmekle birlikte hastanemizde mekanik ventilatör deste inin ilk uygulamalar nda mortalite oranlar n n düflüklü ü ve weaning baflars umut verici olarak bulunmufltur. [EP-5] Küretaj Sonras Geliflen Akut Respiratuar Distres ve Milier Tüberküloz Nazan Bayram, Ayten Filiz, Ebru Dikensoy, Meral Uyar, Deniz Kosoval, Nevin Uysal, Kemal Bak r, Özcan Balat, Erhan Ekinci Gaziantep Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Gaziantep Üniversitesi T p Fakültesi Kad n Hastal klar ve Do um AD Gaziantep Üniversitesi T p Fakültesi Patoloji AD Cerrahi müdahaleler sonras solunum yetmezli i tablosu Gö üs Hastal klar uzmanlar n n klinik pratikte karfl laflt bir tablodur. Terapötik abortus sonras solunum yetmezli i geliflen bir olguyu klinik, radyolojik ve patolojik özellikleri ile sunuyoruz. Kad n Do um Klini i taraf ndan primer infertilite nedeniyle takip edilen 6 yafl nda hasta in vitro fertilizasyon yöntemiyle gebe kalm fl. Onalt nc gebelik haftas ndan sonra ara ara atefl ve CRP yüksekli i nedeniyle takipte olan hastan n gebeli i 8. haftaya geldi inde vajinal kanama nedeniyle Kad n Do um klini ine yat fl yap lm flt. CRP de erlerinin antibioterapiye ra men yüksek seyretmesi (5-9 mg/l) ve fliddetli oligohidroanmios tespit edilmesi üzerine koryoamnionit tan s yla terapötik abortus uyguland. Postoperatif. günde solunum s k nt s geliflmesi üzerine hastan n muayenesinde fluur aç k, koopere, solunum 8/dk, nab z 8/dk, kan bas nc 0/70 mmhg, atefl 8.6oC, SpO %8, bilateral akci erlerde normal solunum sesi bulundu. Arter kan gaz nda ph 7.4, PO 7.8 mmhg, PaCO 5.8 mmhg. Lökosit 450/mm, Hb 9gr/dl, Hct %8, trombosit 00000/mm, CRP 88mg/L idi. Akci er grafisinde bilateral diffüz, orta ve alt zonlarda daha belirgin buzlu cam görünümü ve alvoler-nodüler infiltratlar mevcuttu. ARDS, transfüzyona ba l akci er hasar, alveoler hemoraji, pulmoner emboli ön tan lar yla devral nan hastaya noninvazif mekanik ventilasyon uyguland, antikoagülasyon ve antibiyoterapi ile destek tedavi verildi. Pulmoner BT anjiografide trombüs görülmedi ancak her iki akci er alanlar nda, alt alanlara do ru yayg nlaflan asiner infiltratlar ve buzlu cam görünümü mevcuttu. Hemokültürde kez Staphylococcus warneri üredi, di er kültürlerinde üreme olmad. ARB 5 kez çal fl ld, negatif bulundu. Ornidazol, imipenem, klaritromisin tedavisi alan hastan n atefli sürekli yüksek seyretmesine ra men oksijenasyonu ve klinik durumu nispeten düzelen hastadan fiberoptik bronkoskopi ile bronkoalveoler lavaj ve transbronfliyal biyopsiler al nd. Bat nda hassasiyet olmas ve ateflin devam etmesi nedeniyle bat n tomografilerinde uterus normalden büyük, santral kesiminde düzensiz s n rl hipodens alan ve sol adneksiyal alanda s n rlar net ay rt edilemeyen hipodens alan loküle s v? perforasyon?, Douglasta serbest s v görüldü ve küretaj tekrarlanarak mikrobiyolojik ve patolojik incelemeye gönderildi. Patolojik inceleme sonucunda hem akci er biyopsilerinde hem de endometriumda kazeifiye granülomlar görüldü. lk tomografiden iki hafta sonra yap lan yüksek çözünürlüklü akci er tomografisinde heriki akci er üst lob apikal kesimlerde daha belirgin olmak üzere diffüz milimetrik milier tarzda alveoler radyoopasiteler mevcuttu. Hastaya antitüberküloz tedavi bafllanarak takibe al nd. fiikayetlerinin geriledi i gözlendi. Tüberküloz kültür sonuçlar n n takibinde üreme saptanmad. 7
74 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-6] Pulmoner Tromboemboli Ön Tan s ile Pulmoner BT Anjiografi Yap lan Hastalar n Özellikleri Nagihan Durmufl, Elif Torun, Füsun Öner Eyübo lu Baflkent Üniversitesi stanbul Sa l k Uygulama ve Araflt rma Merkezi Hastanesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara G R fi: Pulmoner emboli önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olup, pulmoner bilgisayarl tomografi (BT) anjiografi, sensitif, spesifik ve altta yatan di er akci er patolojilerinin belirlenmesinde etkin, noninvaziv bir tan yöntemidir. AMAÇ: Pulmoner emboli flüphesi ile BT anjiografi çekilen olgular n klinik özelliklerinin, emboli s kl n n ve ay r c tan da yer alan patolojilerin belirlenmesi. GEREÇ VE YÖNTEM: Kas m 007- Haziran 009 tarihleri aras nda pulmoner BT anjiografi ile tetkik edilen 9 hastan n demografik, klinik ve radyolojik özellikleri geriye dönük olarak incelendi. SONUÇLAR: Yafllar -90 aras nda (ortalama: 67.0) de iflen hastalar n 9 u (%74.4) kad n, 0 u (%5.6) erkek idi. Risk faktörleri 5 (%89.7) hastada yafl, ünde (%.) cerrahi, 5 inde (%.8) malignite, 5 inde (%.8) venöz tromboemboli öyküsü, 5 inde (%.8) kalp yetmezli i, ünde (%7.6) immobilite, birinde (%.6) polisitemi olarak belirlendi. (%8.) hastada birden fazla etken mevcuttu. Klinik olas l k düzeyi hastalar n %4 inde yüksek, %56.4 ünde orta, %.6 s nda düflük olarak belirlendi. Venöz Doppler Ultrason yap lan toplam 0 hastan n 5 inde (%5) popliteal vende, birinde femoral ve birinde üst extremite veninde trombüs mevcuttu. Pulmoner BT anjiyografide 9 (%.) olguda tromboemboli ile uyumlu dolma defekti izlendi. Trombüs yeri %44.4 hastada sa ana pulmoner arter, %. hastada bilateral segmental arterler, %. hastada sa lober arterler ve %. hastada sol ve sa ana pulmoner arterler olarak belirlendi. Pulmoner emboli saptanan olgular n tümünde venöz trombüs mevcuttu. Pulmoner emboli saptanmayan olgularda tan pnömoni (%0.7) hasta, kalp yetmezli i 4 (%0.), akut koroner sendrom 4 (%0.), postoperatif atelektazi 4 (%0.), kalp kapak hastal (%7.6), kronik obstrüktif akci er hastal (%5.), plörezi (%5.), perikardit (%.5), ast m (%.5), pulmoner fibrozis (%.5) hasta fleklinde da l m gösterdi. Gö üs hastal klar taraf ndan BT anjiyografi önerilen toplam 0 (%5.) hastan n 6 s nda (%0.0) pulmoner emboli saptan rken, di er branfllar taraf ndan istenen toplam 9 (%48.7) tetkikin ünde (%5.7) emboli tesbit edildi i görüldü. Sonuç olarak; pulmoner tromboemboli tan s nda BT anjiyografi noninvaziv ve di er yöntemlere göre kolay uygulanabilir bir tetkik de olsa, flüpheli vakalar n gö üs hastal klar taraf ndan de erlendirilmesi daha uygun bir yaklafl md r. Daha fazla say da vaka içeren çal flmalara ihtiyac m z olmakla birlikte, merkezimizdeki pulmoner tromboemboli s kl %. olarak tesbit edilmifltir. [EP-7] Antifosfolipid Antikor Sendromuna Ba l Kronik Pulmoner Tromboemboli le Birlikte Ortner Sendromu Antifosfolipid antikor sendromu(afa) fosfolipidlere ba l plazma proteinlerine karfl oluflmufl antikorlarla karakterize, hiperkoagülasyonla seyreden bir hastal kt r. S kl n n tüm popülasyonda %- 4, venöz tromboembolili popülasyonda %4 oldu u kabul edilmektedir. OLGU: 4 yafl nda kad n hasta nefes darl ile baflvurdu. 7-8 y ld r önceleri hafif eforla olan daha sonra giderek artan istirahatte de devam eden nefes darl vard. Özgeçmiflinde 7 y ld r günde paket sigara, y l önce 4 defa düflük, 0 y l önce sol bacakta DVT öyküsü,.5 y ld r giderek artan ses k s kl mevcuttu. KBB muayenesinde sol vokal kord paralitik bulunmufl, spesifik bir tedavi almam flt. Fizik Muayenede dudaklarda siyanoz, pansistolik üfürüm, bilateral alt ekstremitede hiperpigmente cilt lezyonlar vard. Çekilen Toraks BT de ana pulmoner arter, sa ve sol pulmoner arterlerde hipodens trombüs ve ana pulmoner arter çap nda geniflleme saptand. EKO da pulmoner arter çap 4.5 cm, sa -sol pulmoner arter içerisinde eyer tarz nda oturan trombüs saptand. Antikardiyolipin IgG, Antifosfotidilserin IgG ve Anti glikoprotein IgG yüksek, di er kollagen doku marker lar normal bulundu. Bilateral alt ekstremite ve renal arterven dopplerinde trombüs saptanmad. Mevcut bulgular ile Primer antifosfolipid sendromu+ Ortner sendromu tan s kondu. Varfarin ve asetilsalisilik asit tedavisi baflland.hasta hala tedavi ve takibimizdedir. Bu olgu sunumuyla venöz tromboembolili, ses k s kl n n efllik etti i pulmoner hipertansiyonlu olgularda AFA sendromu ve Ortner sendromunun ay r c tan da ak lda tutulmas gerekti ini vurgulamak istedik. [EP-8] Akci er Kanseri ve Venöztromboembolizm (5 Olgu Nedeniyle) Arzu Ertürk, Nermin Çapan, Suna Kavurgac, Sema Canbakan Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi Hastanesi Akci er kanserli hastalarda venöz tromboemboli (VTE) riski yüksektir. Genç yafl, kronik medikal komorbitelerin say s, kanser evresi ve adenokarsinom histolojisi; küçük hücreli d fl akci er kanserinde y l içinde VTE geliflimini art ran anlaml belirteçlerdir. Çal flmam zda akci er kanseri ve VTE birlikteli i olan olgular araflt r ld. 007 Temmuz tarihinden itibaren klini imizde yatarak takip edilen akci er kanseri say s 07, yeni tan alan akci er kanseri say s 4 idi ve bu hastalar n tekrarlayan yat fllar mevcuttu. Akci er kanseri ve VTE tan birlikteli i olan dosyas na ve bilgilerine ulafl labilen 5 hasta çal flmaya al nd. Hastalar n 4 ü erkek, i kad n ve yafllar 46, 70, 4, 6, 54 y l idi. Dört hastan n histolojik tan s adenokarsinom, hastan n küçük hücreli karsinomdu. Hastalar n ünde akci er kanseri ve VTE tan s ayn anda konuldu bu hastalar tan an nda evre IV idi, hasta (70 yafl) opere akci er karsinomu olup tan dan bir y l sonra VTE tan s ald ve VTE tan s s ras nda nüksüde (beyin metastaz ) mevcuttu. Küçük hücreli karsinom tan s ile takip etti imiz hastada tan dan bir y l sonra supraklaviküler lenfnodu bas s ve üst extremitede emboli saptand. Hastalar m z n hepsi ilk VTE tan s ald klar ve kemoterapi ald klar dönemde düflük molekül a rl kl heparin ile tedavi edildiler, takipler esnas nda trombosit düflüklü ü veya kanama gibi komplikasyonlar izlenmedi. Çal flmam zda akci er kanserli tüm olgular m zda VTE %,6 oran nda, tan an nda VTE oran ise %, olarak saptand. Yap lan bir çal flmada yeni tan akci er kanserli 99 hasta aras nda ve y ll k VTE insidans s ras yla % ve %.4 bulunmufltur. Akci er kanserli hastalarda tan ve takip s ras nda VTE aç s ndan dikkatli olunmal, özellikle de tan an nda adenokarsinom histolojik tipine sahip evre IV akci er kanserli hastalarda ve nüks, progresyon oldu u dönemde VTE den flüphelenilmeli ve araflt r lmal d r. Melahat Uzel fiener, Fethiye Ökten, Özlem Selçuk Sönmez, Ayflenaz Özcan, Atilla hsan Keyf, Cebrail fiimflek Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar Bölümü, Ankara 74
75 Elektronik Posterler [EP-9] Trombolitik Tedavi Uygulanan Pulmoner Emboli Olgular n n Retrospektif Te erlendirilmesi P nar Çimen, Dursun Tatar, Özlem Edipo lu, Aylin Turgut, Cenk K rakl, Emel Özden Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Trombolitik tedavi masif pulmoner embolide(pe) en etkin tedavi seçene idir. AMAÇ: Trombolitik tedavi uygulanan pulmoner emboli tan l olgular n retrospektif olarak de erlendirilmesi YÖNTEM: Ocak 007-Ocak 009 tarihleri aras nda klini imizde PE tan s alan ve trombolitik tedavi uygulanan 5 olgunun kay tlar retrospektif olarak incelendi. Klinik ve laboratuvar bulgular, tedavileri ve komplikasyonlar, tedavi sonuçlar kaydedildi. BULGULAR: Olgular m z n 4 ü (%56) kad n, i (%44) erkek olup, yafl ortalamas 54±8 idi. En s k semptomlar nefes darl (%00) ve senkop (%6) iken, iki olgu kardiak arrest ile getirilmiflti. En s k saptanan risk faktörleri operasyon (%48) ve derin ven trombozu (%4) idi. Olgular m z n 4 (%96) üne anjio-bt ile, (%4) ine ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi ile pulmoner emboli tan s kondu. 9 (%76) olguda masif, 6 (%4) olguda submasif PE saptand. 4 (%96) olgumuza rt-pa, olgumuza streptokinaz ile trombolitik tedavi uyguland. Komplikasyon olarak 8 (%) olguda minör kanamalar (hemoptizi, epistaksis, hematüri, insizyon ve injeksiyon yerinden kanama) geliflti. Bir olgumuz tedavinin 5. gününde exitus oldu, 4 olgu flifa ile taburcu edildi. Kardiyak arrest ile gelen olgumuz da trombolitik tedavi ile sa l na kavufltu. SONUÇ: Pulmoner emboli flüpheli kardiak arrest ve masif PE olgular nda trombolitik kullan m yaflam kurtar c bir tedavi seçene idir. Seçilmifl submasif PE olgular nda da semptomlar n h zla düzelmesini sa lar. [EP-40] Hava Kirlili i ve Venöz Tromboemboli Riski Cevahir Çevik, Meltem Müge Tor, Mehmet Ali Kurcer, Figen Atalay, Suna Akbulut, Murat Altuntafl Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi Halk Sa l AD, Zonguldak Partiküler hava kirlili inin koagülasyonu tetikleyerek ve arteriyel trombüs oluflumuna yol açarak özelllikle kalp hastal ve inme riskini artt rd bilinmektedir. Bununla birlikte venöz tromboemboli (VTE) ve hava kirlili i aras ndaki iliflkiyi araflt ran çal flmalar ise s - n rl say dad r. Bu çal flmada amac m z hava kirlili i ve VTE iliflkisini lokal veriler fl nda araflt rmak idi. Bu amaçla hastanemizde Ocak 008- Aral k 008 tarihleri aras nda tan konan tüm VTE olgular (pulmoner emboli (PE) ve derin ven trombozu (DVT)) ICD kodlar ile hastanemizin elektronik veritaban nda taranarak kesin tan alm fl tüm olgular n hastaneye baflvuru tarihleri baz al narak bu tarihlerdeki hava kirlili i verileri (SO ve PM) ile olgu say lar aras nda bir iliflki olup olmad araflt r ld. Günlük ortalama SO ve PM de erleri Zonguldak Çevre Müdürlü ünden elde edildi. Olgular n demografik ve klinik özellikleri de erlendirildi. Toplam VTE olgu say s 97 olarak saptand (% erkek, % 50.5 kad n) ve yafl ortalamas 65.6 idi. Toplam 97 VTE olgusu içinde 70 (%67.5) PE ve 64 (%.6) DVT olgusu saptand. Olgular n 7 sinde (%.7) PE ve DVT birlikteli i mevcuttu. Araflt rmaya dahil edilen bir y ll k sürede SO de erleri 0-47 mcg/m aras nda (ortalama: 46.0 mcg/m) PM de erleri ise 4-6 mcg/m aras nda (ortalama: 06.0 mcg/m ) de iflmekteydi. Yap lan de erlendirmede ayn günde en fazla VTE olgusunun baflvurdu u anlafl ld. statistiksel de- erlendirmede (Nonparametrik korelasyon (pearson)) tüm olgular ele al nd nda VTE olgular ile hava kirlili i parametreleri aras nda anlaml bir iliflki saptanmad (SO için r: 0.00, p:0.486, PM için r: 0.007, p:0.447 ) Olgu say lar na göre (0,,,) yap lan istatistiksel de erlendirmede (one-way ANOVA) ise hiç olgu saptanmayan günlerle ve olgu saptanan günler aras nda SO de erleri aç s ndan anlaml bir fark saptanmazken (p: 0.468), PM de erleri aç s ndan ise anlaml bir farkl l k saptand (p: 0.049, 0- olgu için p:0.05, - olgu için p: 0.005). Her iki parametre için olgunun saptand günlerle hiç saptanmayan günler aras nda anlaml bir fark saptanmad. Sonuç olarak partiküler madde kirlili i (PM) ve VTE aras ndaki iliflki baz günlerde gösterilmifl olmas na ra men özellikle > olgunun saptand günlerde bu etkinin saptanamam fl olmas n di er risk faktörlerinin etkisinin baz olgularda daha belirleyici olmas ve kiflisel maruziyeti tahmin etmede mevcut ölçüm tekniklerinin yetersiz olmas ile aç klayabiliriz. Bu konuda maruziyet-yan t iliflkisini daha net de erlendirebilecek daha genifl kapsaml epidemiyolojik çal flmalara ihtiyaç vard r. [EP-4] Hiperhomosisteinemiye Ba l Pulmoner Tromboemboli Özlem Y ld z, Derya Çelebi, Erhan Tabako lu Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Edirne Hiperhomosisteinemi, homosistein metabolizmas nda genetik veya edinsel bozukluklar sonucu oluflur ve pulmoner tromboemboli için bir risk faktörüdür. Edinsel nedenler; B, B6, folik asit eksikli i, baz ilaçlar, alkol ve sigara kullan m, karaci er ve böbrek hastal klar d r. Kal tsal nedenler; metionin sentetaz; sistathionin beta sentetaz; metilen tetrahidrofolat redüktaz (MTHFR) enzimlerindeki genetik mutasyonlard r. 4 yafl nda kad n hasta ani geliflen nefes darl ile acil servise baflvurdu. Sigara ve ilaç kullan m olmayan hastan n özgeçmiflinde özellik yoktu. Fizik bak da, TA: 0/70 mmhg, Nb: 78/dakika, DSS: 8/dakika, solunum sesleri do al ve di er sistem muayene bulgular nda özellik saptanmad. Labaratuvarda; Hb:.5 gr/dl, MCV: 84.5 f/lt, Trombosit: 46000/mm, lökosit: 5000/mm ; oksijensiz arter kan gaz nda PH: 7.50, PaO: 58, PaCO: 5, HCO:, SaO: % 89, toraks tomografisinde sol ana pulmoner arter distalinde, bilateral segmental arterlerde ve vena cava inferiorde trombüs; bat n tomografisinde vena cava inferior ve bilateral iliak venlerde trombüs izlendi. Etiyoloji aç s ndan edinsel risk faktörü olmayan hastada serum homosistein düzeyi yüksek (>50 umol/lt), Vitamin B s n rda düflük ve folik asit normal s n rdayd. Di er kal tsal trombofili nedenlerinde patoloji bulunmad. Hiperhomosisteinemi nedeni olarak Metilen tetrahidrofolat redüktaz (MTHFR) C677T geninde homozigot mutasyon saptand. Hastaya pulmoner tromboemboli tan s ile enoxiparini takiben warfarin ve vitamin B, B6, folik asit baflland. Tedavi sonras homosistein düzeyi normal s n rlara gelen hasta 9 ayd r warfarin ve vitamin deste i ile polklini imizden takip edilmektedir. Genç yaflta oluflan pulmoner tromboembolide kal tsal trombofili nedenleri araflt r lmal d r. MTHFR C677T homozigot mutasyonuna ba l hiperhomositeineminin efllik etti i pulmoner tromboemboli olgusu nadir görülmesi nedeniyle sunulmufltur. 75
76 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-4] Trombolitik Tedavi Verilen Masif Pulmoner Tromboemboli Olgular m z n De erlendirilmesi Hasibe Yemenici, Ayfle Y lmaz, Handan nönü, Sibel Doruk, Serpil Öcal, Cemal Pazarl, Hakan Kilci Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Tokat Trombolitik tedavi (Tt) masif pulmoner tromboemboli (PTE) tedavisinde en etkili tedavi seçene idir. Klini imizde May s 007- A ustos 009 y llar aras nda spiral anj o bilgisayarl tomografisi ile masif PTE tan s konmufl hastan n klinik, laboratuar özelliklerinin ve Tt sonras klinik ve pulmoner hemodinamik bulgular n n de- erlendirilmesi amaçland. Olgular n baflvuru semptomlar, fizik muayene bulgular, radyolojik ve Tt öncesi-sonras klinik ve laboratuar özellikleri retrospektif olarak incelendi. Hastalar n klinik-demografik özellikleri afla da verilmifltir (Tablo ). Hastalar n yafl ortalamas 57. (6-7) idi. Olgular n ü erkek 9 u kad nd. Posterioanterior (PA) akci er grafilerinde hiler dolgunluk, lineer atelektazi, plevral efüzyon, diafram yüksekli i izlenirken 4 olgunun PA akci er grafisi normal olarak de erlendirildi. Elektrokardiyografisinde en s k sinüs taflikardisi ve nonspesifik ST-T de iflikli i görülürken, 6 olguda SQT paterni mevcuttu. Hastalar n klinik olarak Well s skorlamas 8 olguda orta olas l k, olguda düflük, olguda yüksek olas l k olarak hesapland. Sekiz hastan n alt ekstremite venöz doppleri yap ld ve yar s nda trombüs tespit edildi. Tt olarak doku plazminojen aktivatörü (t-pa ) 50 mg /saat toplam 00 mg verildi. Hastalar n hepsinde klinik iyileflme ve labaratuvar bulgular nda belirgin gerileme saptand. Tt sonras kontrol transtorasik ekokardiyografi (EKO) ile de erlendirildi. Sa ventrikül yüklenme bulgular nda düzelme saptand. Tt öncesi ve sonras de erler afla da gösterilmifltir (Tablo.). ki hastada trombolitik tedaviden gün önce yap lan koroner anj ografi öyküsü vard. Bu iki hastada arter girifl yerinde kanama geliflti. Bir hastan n kanamas kontrol alt na al n rken di er hasta tedavinin ikinci günü geliflen retroperitoneal kanama nedeni ile ex oldu. Sonuçlar m z trombolitik tedavi uygulamas nda klinik tablo ve transtorasik EKO nun önemli oldu unu ve trombolitik tedavinin etkinli ini gösterdi. Tablo. Hastalar n klinik ve demografik özellikleri n: % Ortalama yafl 57. Cinsiyet (K/E) 9/ Ani nefes darl 90 Plöretik gö üs a r s 5 Hemoptizi 8 Çarp nt 6 Senkop, presenkop 6 Hipotansiyon 5 (<90/60 mmhg ) Nab z (>00 /dk ) 9 75 Takipne (>0/dk) 9 Desaturasyon 0 8 (< %90) DVT bulgusu 4 (Homan s pozitif) Geçirilmifl cerrahi 5 4 (son 5 gün içinde), immobilizasyon Yolculuk öyküsü 6 Daha önce geçirilmifl 8 DVT ata OKS kullan m - - Tablo. Tt öncesi ve sonras EKO bulgular EKO Bulgular Tt öncesi Tt sonras n: % n: % SPAP (<0 mmhg ) 8 4 SPAP ( 0-45 mmhg ) 8 5 SPAP ( mmhg ) SPAP (>60 mmhg ) IVS düzleflme, D Bulgusu Sa ventrikül apikal 5 8 hipokinezisi-akinezisi Pulmoner arterde trombüs [EP-4] Nefrotik Sendromun Komplikasyonu Olarak Masif Tromboemboli Saptanan Bir Olgu Mehmet Sancak, Figen Kadakal, Gülfidan Aras, Serhat Özçelik, Veysel Y lmaz Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Göztepe E itim ve Araflt rma Hastanesi G R fi: Nefrotik sendromda koagülasyon anomalilerinin varl daha önce yap lan çal flmalarda ispatlanm flt r. Özellikle serum albümini <.5 g/dl ise trombotik olaylara e ilim artar. Nefrotik sendromda pulmoner emboli (%0-0) en önemli mortalite nedenlerindendir Renal ven trombozu (% 5-60) proteinürinin fliddetini artt r r ve renal patolojinin ilerlemesine neden olur OLGU: 8 yafl nda, erkek olgu. Ani bafllayan s rt a r s, gö üs a r s yak nmas ile acil poliklini e baflvurmufl olan olgunun fizik muayene bulgular normaldi. D -dimer de eri yüksek saptanan olguya p lmoner tromboemboli ön tan s yla toraks BT çekildi. Bt bulgular nda (bilateral ana pulmoner arter ve interlober arter dallar, renal ven düzeyinde, vena cava inferiorda trombus ve splenik infarkt) vard. Hastan n tüm biyokimyasal tetkikleri yap ld nda nefrotik sendrom tan s kondu, antikoagulan tedavi bafllanarak nefroloji klini ine sevk edildi. SONUÇ: Nefrotik sendrom, pulmoner embolinin nadir nedenleri içinde yer al r. Zeminde nefrotik sendrom olan ve masif pulmoner emboli tan s konan olguda renal ven trombozu da mevcuttu. Medikal tedavi ile düzelen bu olgu nadir rastlanmas nedeniyle sunuldu. [EP-44] Pulmoner Tromboembolide Risk Faktörleri Suna Akbulut, Figen Atalay, Görkem Mungan, Ahmet Dursun, Meltem Tor Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Biyokimya AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Genetik AD, Zonguldak AMAÇ: Venöz tromboziste ço u predispoze durumlar bilinmektedir ancak yine de hastalar n %0 unda neden saptanamamaktad r. Son y llarda yap lan araflt rmalarda bilinen risk faktörlerinin yan s ra yeni risk faktörleri de araflt r lmaktad r. Bizde 0 Ocak 008 ile Aral k 008 tarihleri aras nda Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi Uygulama ve Araflt rma Hastanesi yetiflkin acil servisine baflvuran, gö üs hastal klar servisinde yatan ve/veya gö üs hastal klar poliklini ine baflvuran hastalarda PE risk aktörlerini araflt rd k. YÖNTEM: Hastanemizde PE tan s konulan ilk 50 hasta ve 8 kontrol al nd. Çal flma s ras nda hastalar n yafl, cinsiyeti, sigara öykü- 76
77 Elektronik Posterler sü, KOAH, hipertansiyon, immobilite, operasyon, kanser öyküsü, cerrahi uygulanmas, KKY aç s ndan de erlendirildi. Tan konuldu- u anda hastalardan biyokimyasal parametreler (folik asit, vitamin B, trigliserit, total kolesterol, HDL kolesterol, VLDL kolesterol, Lp(a), apolipoprotein A, apolipoproetin B, bak r, çinko, serum ACE, homosistein), genetik tetkikler (Faktör V Leiden mutasyonu, protrombin gen mutasyonu, ACE gen mutasyonu, MTHFR, PC, PS, APC rezistans, faktör V, faktör VIII) yap ld. SONUÇLAR: Faktör V, Faktör VIII, protein C, protein S ve aktive protein C rezistans n n gruplar aras nda da l m incelendi inde Faktör VIII, protein C ve protein S de gruplar aras nda anlaml olarak farkl bulundu (p< 0.05). Protein C nin %70 in alt nda olmas riski 9. kat art rmakta (OO=9., GA= ), protein S nin %5 nin alt nda olmas riski 5.9 kat art rd bulundu (OO= 5,9, GA= ).Vitamin B, folik asit ve homosistein seviyeleri karfl laflt r ld nda vitamin B ve folik asit düzeylerinde PTE li olgular ile kontrol aras nda fark bulunmazken homosistein düzeyi PTE li olgularda belirgin derecede yüksek oldu u saptand (p<0.0). Logistik regresyon analizine göre homosistein 5 mg/dl in üstünde olmas pulmoner emboli riskini 9 kat art rd n saptad k (OO=9.06, GA= ). TARTIfiMA: Olgu kontrol bazl çal flmam zda lojistik regresyon analizi ile en fazla PTE riskini art ran sebebin homosistein yüksekli i oldu unu saptad k. Homosistein yüksekli i ile birlikteli i bulunan vitamin B ve folik asitte PTE li olgular ile kontrol grubu aras nda farkl l k bulunmaz iken sigara içimi ve immobilitenin PTE li olgularda hiperhomosisteinemi ile birlikte oldu unu saptad k: PE olgular nda PC, PS eksikli i ve FVIII yüksekli i bölgemiz için önemli risk faktörü oldu u da sapand. [EP-45] Akut Pulmoner Tromboembolide Yüzey Adezyon Molekülleri Suna Akbulut, Figen Atalay, shak Tekin, Görkem Mungan, Meltem Tor Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Gö üs Hastal klar AD Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, mmünoloji AD Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Biyokimya AD Adezyon molekülleri, PTE de inflamasyon ve dislipidemi ile iliflkilidir. Adezyon molekülleri hem inflamasyon bölgesine lökositlerin migrasyon ve adezyonunu sa larlar hem de fibrin formasyonunu ve trombüs büyümesine katk da bulunurlar. Bu nedenle PE de akut fazda adezyon molekülleri artar. Lipitler de aterosklerozun yan s ra prokoagülan ve fibrinolitiklerin fonksiyon ve ekspresyonlar n düzenleyerek hemostaz da etkileyebilmektedir. Bizde PE tan s konulan ilk 50 hasta ve 8 kontrol olguda adezyon moleküllerine ve bunlar n lipit profilleri, lipoprotein düzeyleri de erlendirildi. Bizim çal flmam zda ise sadece HDL kolesterol düzeyi kontrol grubu ile karfl laflt r ld nda PTE li grupta düflük oldu u gözlenmifltir. HDL kolesterol düzeyinin yüksek olmas PTE yönünden aterosklerozda oldu u gibi koruyucu oldu u saptanm flt r. Yüzey adhezyon molekülleri gruplar aras nda karfl laflt r ld nda PTE ve kontrol grubu aras nda farkl l k saptanmad. Bizim çal flmam zda da bak lan svcam- in total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserit yüksekli i ve HDL kolesterol düflüklü ü ile korelasyon saptand. Tekrarlayan PTE/DVT hikayesi olanlar ile ilk atak PTE geçirenler aras nda yüzey adezyon molekülleri karfl laflt r ld nda iliflki saptanmad. [EP-46] Gebelikte ntraplevral Fibrinolitik Tedavi Uygulamas Hakk Ulutafl, Erdal Yekeler, hsan Doru, Tuba Becerik Bölge E itim ve Araflt rma Hastanesi Gö üs Cerrahisi, Erzurum Bölge E itim ve Araflt rma Hastanesi Radyoloji, Erzurum Nenehatun Kad n Hastal klar ve Do um Hastanesi, Erzurum Loküle ampiyemlerde, drene olmayan parapnömonik efüzyonlarda, p ht l hemotoraks ve hematomlarda, yo un fibrinli malign plevral effüzyonlarda drenajlar zor, bazende mümkün olmamaktad r. Otuzdokuz yafl nda 9 haftal k gebe bayan hasta yaklafl k 5 gündür devam eden nefes darl, gö üs a r s, atefl, balgam flikayeti ile klini imize baflvurdu. Çekilen akci er grafisinde sa orta ve alt zonda aç kl yukar ya bakan homojen dansite art fl izlendi. Yap lan torasentezde makroskopik olarak ampiyem mayi aspire edilmesi üzere sa tüp torakostomisi uyguland ve 700 cc ampiyem mayi drenaj oldu. Takiplerinde akci eri ekspanse olmayan hastaya toraks MR çekildi. Toraks MR da sa hemitoraksta akci er volümünde azalma sa akci erde farkl bölgelerde loküle, hava intensitesi içeren plevral mayi (ampiyem) ve komflu akci er segmentlerinde atelektazi izlendi. Hastaya fibrinolitik tedavi verilmesine karar verildi, hasta ve aileye uygulanacak tedavi hakk nda bilgi verildi ve onaylar al nd. Hastaya streptokinaz (50000 Ü/00 cc SF, 0 dk) toraks kataterinden steril olarak plevral aral ktan verildi. Takip eden günlerde kez intraplevral fibrinolitik uygulama sonras s ras yla 500 cc/gün, 00 cc/gün, 50 cc/gün ampiyem drenaj oldu. ntraplevral fibrinolitk tedavi sonras akci er grafisinde akci erleri ekspanse idi. Hasta bu tedaviler öncesi ve s ras nda Kad n Hastal klar ve Do um Klini i taraf ndan konsulte edildi, jinekolojik takipleri yap ld. Takiplerinde enfeksiyon parametreleri düzelen hastan n 0. gün tüp torakostomisi sonland r ld. Hasta bebe i miad nda ve sa l kl olarak do du. Bu olguda uygulad m z intraplevral fibrinolitik (streptokinaz) tedavi ile gebe bir hastada, herhangi bir yan etki olmaks z n baflar l sonuç elde ettik. Gebelerde özellikle. ve. trimestirde loküle ampiyemlerde intraplevral tedavinin; cerrahinin yerine kullan labilece- ini düflünmekteyiz. ngilizce ve Türkçe literatür taramalar nda gebelerde intraplevral fibrinolitik kullan m konusunda çok fazla yay n tesbit edilmedi. Olgu sonumunu literatüre katk olmas aç s ndan sunmay uygun gördük. Gebelerde intraplevral fibrinolitik tedavi uygulanmas konusunda kesin ve do ru sonuçlar n elde edilebilmesi için çok say da çal flmaya ihtiyaç oldu unu düflünmekteyiz. [EP-47] S çanlarda Oluflturulan Akut Akci er Hasar nda Tezosentan n Etkisi Figen Atalay, Gamze Yurdakan, Emine Y lmaz Sipahi Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji Hastal klar AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Farmakoloji AD, Zonguldak AMAÇ: Alpha-naphthylthiourea (ANTU) rodendisit olarak kullan - lan kimyasal bir ajand r, doz ve zaman ba ml olarak akut akci er hasar deney modeli oluflturmak için kullan lmaktad r. Yap lan çal flmalarda, ANTU nun akci er hasar mekanizmas nda hedefin kapiller endotel hücresi oldu u gösterilmifltir. Endotel hasar endotel bariyerin kaybolmas na ve kapiller permeabilitenin artmas na ve sonuçta intertisiyel ve alveolar ödeme yol açmaktad r. Bu çal flman n amac, ANTU ile s çanlarda oluflturulan akci er hasar üzerine, endotelin A ve B reseptör antagonisti tezosentan n akut etkilerini araflt rmakt r. YÖNTEM: ANTU s çanlara i.p. olarak 0 mg/kg dozunda verilmifl, 4 saat içinde maksimum düzeye ulaflan, akci er a rl /vücut a rl - oran ndaki (AA/VA) art fl ve plevral efüzyonla (PE) karakterize akut akci er hasar modeli oluflturulmufltur. Tezosentan ANTU dan 77
78 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab 0 dakika önce subkutan (, 0, 0 mg/kg s.c.) ve 60 dakika önce intraperitoneal (, 0, 0 mg/kg i.p.) uygulanm fl ve akci er hasar üzerine olan etkileri araflt r lm flt r. Plevral efüzyon volümetrik olarak ölçülmüfl, AA/VA ve PE/VA oranlar hesaplanm flt r. BULGULAR: Tezosentan n ANTU dan 0 dakika önce s.c. verilen dozlar nda akci er ödemi üzerinde istatistiksel anlaml bir koruyucu etkisi gözlenmemifltir. ANTU dan 60 dakika önce i.p. verilen dozlar nda ise istatistiksel olarak anlaml olmamakla birlikte, 0 mg/kg dozunda en iyi düzeyde olmak üzere, ANTU nun yapt inflamasyon, hemoraji ve ödemde hafif düzeyde azalma gözlenmifltir. Tezosentan n ANTU dan 0 dakika önce s.c. verilen dozlar nda plevral efüzyon üzerinde istatistiksel anlaml bir koruyucu etkisi gözlenmemifltir. ANTU dan 60 dakika önce i.p. verilen dozlar nda ise plevral efüzyonu istatistiksel olarak anlaml düzeyde azaltt saptanm flt r ve bu azalma dokudaki hemoraji azalmas yla paralellik göstermektedir (p<0.05). SONUÇ: Bu sonuçlar, non-selektif endotelin reseptör antagonisti tezosentan n, s çanlarda ANTU ile oluflturulan akut akci er hasar modelinde, akci er parankim doku hasar üzerinde anlaml bir koruyuculuk sa lamad n, histopatolojik incelemede inflamasyon, hemoraji ve ödem üzerinde hafif düzeyde bir azalmaya neden oldu unu; efüzyon oluflumu üzerinde ise istatistiksel olarak anlaml bir gerilemeye neden oldu unu göstermektedir. [EP-48] S çanlarda Oluflturulan Akut Akci er Hasar Deney Modelinde Anestezik Maddelerin Etkileri K vanç Erdem, Gamze Yurdakan, Emine Y lmaz Sipahi Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Farmakoloji AD, Zonguldak Zonguldak Karaelmas Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD, Zonguldak AMAÇ: Alpha-naphthylthiourea (ANTU) s çanlarda doz ba ml olarak pulmoner endotel hasar, pulmoner ödem ve plevral efüzyon oluflturmaktad r. Pulmoner vasküler yataktan veya hava yollar ndan kaynaklanan vazoaktif maddelerin, ANTU arac l hasar mekanizmalar nda rol oynad düflünülmektedir. Pek çok anestezik maddenin vasküler endotel ve kas fonksiyonlar n etkileyerek akci er inflamatuvar cevaplar n modüle etti i bilinmektedir. Bu çal flman n amac, ANTU ile oluflturulan deneysel akut akci er hasar deney modelinde, ketamin, midazolam ve ksilazinin akut etkilerini araflt rmakt r. GEREÇ-YÖNTEM: ANTU s çanlara i.p. olarak 0 mg/kg dozunda verilerek, 4 saat içinde maksimum düzeye ulaflan, plevral efüzyon (PE) ve akci er a rl /vücut a rl oran ndaki (AA/VA) art flla karakterize akut akci er hasar gelifltirilmifltir. Ketamin (7.5, 5, and 50 mg/kg, i.p.), midazolam ( ve 4 mg/kg, i.p.), and ketamin/ksilazin (50/0 mg/kg, i.p.) ANTU dan 0 dakika once uygulanm fl ve akci er hasar üzerine olan etkileri araflt r lm flt r. Plevral efüzyon volümetrik olarak ölçülmüfl, AA/VA ve PE/VA oranlar hesaplanm flt r. BULGULAR: Ketamin, midazolam ve ksilazin uygulamalar AA/VA oranlar nda anlaml bir azalma sa lamam flt r. Histopatolojik incelemede, yaln z ketalar 5 ve 50 mg/kg dozunda, istatistiksel anlaml olmamakla beraber ANTU arac l inflamasyon, hemoraji ve ödemde azalma tespit edilmifltir. Ketamin, midazolam ve ksilazin uygulamalar ANTU arac l oluflan plevral efüzyonda (PE/VA oranlar nda) istatistiksel anlaml bir azalmaya neden olmufltur. SONUÇLAR: Ketamin, midazolam ve ksilazin ANTU arac l parankim hasar nda koruyucu etki göstermemekte fakat plevral efüzyonu anlaml oranda azaltmaktad r. Bu sonuçlar anestezik maddelerin akci er hasar nda önemli rol oynayan patofizyolojik mekanizmalar etkileyebilece ini göstermektedir. Bundan dolay, klinik ve deneysel kullan m alanlar nda, anestezik maddelerin biyolojik sistemler üzerine olan potansiyel etkileri göz önünde bulundurulmal d r. [EP-49] Ratlarda Cuff Tekni i ile Yap lan Ortotropik Akci er Transplantasyonu: Teknik, Yöntem Ali Çelik, fievki Mustafa Demiröz, lknur Teber, Kerim Tülüce, Yusuf Ünal, smail Cüneyt Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Anestezi ve Reanimasyon AD, Ankara AMAÇ: Henüz ülkemizde programl bir flekilde yap lamayan akci- er transplatasyonu özellikle son dönem pulmoner hastal klarda tek tedavi seçene idir. Deneysel akci er transplantasyonu modelleri ise bu cerahinin geliflmesinde ve transplantasyon protokolerinin flekillenmesinde en önemli basama oluflturmaktad r. Bu çal flman n amac ilk defa 989 y l nda mizuta ve arkadafllar n n tan mlad ve geliflmifl transplantasyon merkezlerinde halen deneysel model olarak en çok kullan lan cuff yönteminin uygulanabilirlili ini göstermektir. Böylece akci er transplantasyonu için yap lacak çal flmalar n deneysel alt yap s oluflturulmaya çal fl lacakt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Donör rat operasyon masas na supin pozisyonda yat r l r. Anestezi prenedikasyonu sonras trakeostomi ile entübasyon 4 g kanül ile yap l r ve PEEP: 0-, FiO : - donör.5-.0 ml tidal volüm ile solunum/dakika olacak flekilde ventilasyon sa lan r. Anestezi isofluran inhalasyonuyla devam ettirilir. Midline abdominal insizyonu ile inferior vena kava ya 500 Ü- 750 Ü heparin verilir. Sternotomi sonras kostalar vertebral birleflim yerlerinden ayr l r. Mediasten ve akci erler ortaya konur. Donor ana pulmoner arterinden low potasyum dekstranla akci erler y kan r. Sol pulmoner arter, ven ve bronkus divize edilir. S ras ile bronkus, pulmoner arter ve ven xmm lik,4 F canülden haz rlanm fl olan cuff lardan geçirilerek 8-0 sütür ile sabitlenir implantasyon için haz r konuma getirilir. Al c rat trakeostomi aç larak ayn flekilde isofluran anestezisi ile uyutulur. Sol torakotomi yap l r. 4. interkostalden toraksa girilerek hiler yap lar diseke edilir. Pulmoner arter, pulmoner ven ve bronkus mikrovasküler klemplerle klemplenir. Önce pulmoner venin anterior yüzüne kesi yap l r ve cuff buradan vene sokularak d flardan 7-0 sütürile sabitlenir, sonra ayn fley pulmoner arter ve bronkusa yap l r. Al c rat n kendi akci erinin arter,ven ve bronkusu kesilerek uzaklaflt r l r ve klempler aç l r. Akci er toraksa tam yerlefltirilir.toraksa gö üs tüpü konularak katlar kapat l r. Rat kendine geldi inde ve spontan solumaya bafllad nda entubasyon tüpü ç kar l r maskeye geçilir sonras nda gö üs tüpü çekilir. TARTIfiMA: Akci er transplantasyonu modelleri içinden kolay uygulanabilir, maliyeti en az olan ve etik olarak en uygun modeller ratlarda yap lan modelleridir. lk defa mizuta ve arkadafllar pulmoner transplant modeleri için ratlarda, pulmoner arter ve venin anastomozundaki zorluklar nedeni ile, daha önce karaci er transplant modellerinde kullan lan cuff tekni inin akci er transplantasyonunda da kullan labilece ini bildirmifllerdir. Böylece pulmoner arter ve ven anastomozu daha k sa zamanda, kolayl kla yap labilmektedir. SONUÇ: Bu çal flmam zda mizuta n n tarifledi i cuff yöntemi ile deneysel akci er transplantasyon modelinin fakültemiz deney hayvanlar laboratuvar flartlar nda yap labildi ini gösterdik. 78
79 Elektronik Posterler [EP-50] Hiperbarik Oksijen Tedavisinin Radyoterapi Sonras Yap lan Trakea Anastomozunun yileflmesi Üzerine Etkisi: Deneysel Çal flma Burçin Çelik, Ahmet Deniz Meydan, Mehmet Kefeli, Evin Koç Gülen 4, Nilgün Özbek Okumufl 9 May s Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD 9 May s Üniversitesi T p Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi AD 9 May s Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD 4 Baroklinik-Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi, Samsun AMAÇ: Trakea stenozu ve tümörlerinin tedavisi rezeksiyon ve uçuca anastomozdur. Trakea anastomozu sonras ortaya ç kabilecek komplikasyonlar oldukça ciddidir (restenoz ve trakeal ayr lma). Radyoterapi (RT) gerek trakea tümörlerinde gerekse bronfl tümörlerinde uygulanmaktad r. Preoperatif uyguland nda cerrahi zorlaflmakta, hipoksiye ba l doku iyileflmesi bozulmakta ve yap lacak olan anastomozun baflar s azaltmaktad r. Hiperbarik oksijen (HBO) uygulamas kandaki çözünmüfl oksijen miktar n artt rmakta, hipoksiye ba l iskemik dokular n iyileflmesini h zland rmaktad r. Çal flman n amac RT sonras yap lan trakea anastomozunun iyileflmesi üzerine HBO nin etkisini araflt rmakt r. YÖNTEM: Çal flmaya al nan 44 adet Sprague-Dawley türü rat 4 gruba ayr ld. Grup I (n=) ratlara s ras yla servikal bölge RT ( gün,0 Gy), trakeal rezeksiyon-anastomoz (RT den 0 gün sonra) ve HBO (cerrahiden 4 saat sonra 7 gün.5 ATA bas nçta 90 dk.), grup II (n=) ratlara trakeal rezeksiyon-anastomoz ve HBO (cerrahiden 4 saat sonra 7 gün.5 ATA bas nçta 90 dk.), grup III (n=) ratlara servikal bölge RT ( gün,0 Gy) ve trakeal rezeksiyon-anastomoz (RT den 0 gün sonra), grup IV (n=9) ratlara sadece trakeal rezeksiyon-anastomoz uyguland. Ratlar cerrahi uygulamadan 8 gün sonra sakrifiye edildiler. Gruplar aras nda; anastomoz hatt ndaki trakea kesit alan (TKA) oran, trakeadaki (inflamasyon, epitelizasyon, fibrozis) ve akci erdeki (inflamasyon, alveoler konjesyon ve kanama, alveoler duvar kal nlaflmas ) histopatolojik de ifliklikler karfl laflt r ld. BULGULAR: Grup III te bulunan iki ratta trakeal dehisens geliflti. Grup I, II ve IV te birer ratta, Grup III te üç ratta solunum takipleri s ras nda stridor izlendi. TKA aç s ndan Grup I ile II aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark yok iken (p=.000), her iki grup ile Grup III ve IV aras nda anlaml farkl l k vard (s ras yla p=0.044, p=0.006; p=0.00, p<0.00). Trakeadaki histopatolojik de ifliklikler de erlendirildi inde; gruplar aras nda inflamasyon aç s ndan bir fark yok iken (p=0.5), epitelizasyon Grup I ve II de anlaml derecede iyi olarak (p=0.005), fibrozis de Grup III ve IV te anlaml olarak daha fazla (p=0.005) saptand. Akci er parankimindeki histopatolojik de ifliklikler de erlendirildi inde; gruplar aras nda inflamasyon ve alveolar kanama aç s ndan bir fark yok iken (s ras yla p=0.44; p=0.06), alveolar konjesyon ve alveolar duvar kal nlaflmas Grup III ve IV te anlaml derecede (p=0.00) daha fazlayd. SONUÇLAR: Sonuçlara göre trakeal rezeksiyonu ve anastomozu sonras anastomoz hatt ndaki iyileflme HBO uygulanan gruplarda anlaml derecede daha iyiydi. HBO tedavisinin klinikte trakea cerrahisi sonras geliflebilecek komplikasyonlar önlemeye yönelik tedavi protokolüne al nabilece i kan s nday z. [EP-5] Allograft Akci er Dokusunda skemi Reperfüzyon Hasar na Ba l Oksidatif Stresi Önlemede Taurin in Etkisi Orhan Yücel, Adem Güler, Alper Gözübüyük, Ersin Sapmaz, Yusuf Sinan fiirin, Mehmet Gams z 4, Mehmet Ali fiahin, Ayfle Eken 5, Onur Genç Gö üs Cerrahisi GATA, ANKARA Kalp Damar Cerrahisi GATA, ANKARA Araflt rma Gelifltirme Baflkanl GATA, ANKARA 4 Patoloji GATA, ANKARA 5 Toksikoloji GATA, ANKARA G R fi: Çal flmam zda, allograft akci er dokusunda iskemi reperfüzyon ( /R) hasar na ba l ortaya ç kan oksidatif stresi önlemede Taurin in etkisi araflt r ld. GEREÇ VE YÖNTEM: Sprague Dawley cinsinden 5 adet rat randomize olarak seçildi ve befl grup oluflturuldu. Denekler operasyon öncesi monitörize edildi. Kontrol grubu (KG): Deneklere sol pnömonektomi ameliyat uyguland. Pnömonektomi materyali Eurocollins solüsyonu içerisinde 4 saat bekletildi. Histopatolojik ve biyokimyasal inceleme için dokudan örnekleme yap ld. Dönor grubu ve (DG- ve ): Deneklere Pnömonektomi ameliyat uyguland. Pnömonektomi materyali 4 saat Euro-Collins solüsyonunda bekletildi. DG- de DG- den farkl olarak operasyondan 7 saat önce tek doz taurin (00mg/kg/gün) intraperitoneal olarak verildi. DG- den elde edilen allograft akci er dokusu skemi/reperfüzyon Grubunda ( /RG), DG- den elde edilen ise Tedavi Grubunda (TG) iki saat süreyle reperfüze ve reventile edildi. Sonras nda allograft akci er dokusundan örnekleme yap ld. /RG: Sol pnömonektomi ameliyat sonras nda sol ana pulmoner arter ve ven güdü üne katater yerlefltirilerek kateterin uçlar DG- in allograft akci eri üzerinde arter-artere ve ven-vene gelecek flekilde birlefltirilerek reperfüzyon ve reventilasyon uygulanm flt r. TG: Deneklere AG daki gibi ayn yöntemle pnomonektomi sonras sol ana pulmoner arter ve ven güdü üne katater yerlefltirilip DG- dan elde edilen allograft akci er reperfüze ve reventile edildi. BULGULAR: /RG unun biyokimyasal incelemesinde Malondialdehit (MDA) seviyesinde yükselme, Glutatyon Peroksidaz (GPx) ve Süperoksit Dismutaz (SOD) aktivitelerinde ise düflme saptanm flt r. Taurin tedavisi uygulanan grupta ise MDA seviyesinde düflme ve GPx aktivitesinde artma saptanm flt r (P<0.05). Deneklerin allograft akci er doku örneklerinde yap lan histopatolojik incelemede s kl kla perivasküler konjesyon, ödem, PMN, lenfosit ve makrofaj infiltrasyonu saptanm flt r. Tedavi grubunda bu bulgular n daha hafif oldu u gözlenmifltir (P<0.05). SONUÇ: Oksidatif stres, /R hasar n n oluflmas nda en önemli nedenlerden biridir. Çal flmam zda Taurin in oksidatif stresi önlemede etkili olabilece i gösterilmifltir. [EP-5] Ekstremite skemi Reperfüzyonuna Ba l Akci er Hasar nda Metilprednizolonun Etkileri Ali Yeginsu, Makbule Ergin, Hüseyin Özyurt, Çi dem Elmas, Ali Akbafl, Güleser Ça lar, lker Etikan 4 Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Tokat Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi Biyokimya AD, Tokat Gazi Üniversitesi T p Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji AD, Ankara 4 Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi Biyoistatistik AD, Tokat AMAÇ: Çal flmam z n amac ektremite iskemi reperfüzyonu sonras nda geliflen akci er hasar n n önlenmesinde metilprednizolonun etkilerinin araflt r lmas yd. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmada 0 adet Wistar cinsi albino s - çan kullan ld. S çanlar rastgele 5 gruba (n=6) ayr ld. S çanlara sol alt ekstremite iskemisi yarat ld. Reperfüzyon öncesi tek doz 5, 50 ve 50mg/kg metilprednizolon verildi. Deneklerin serum ve akci er- 79
80 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab leri örnekleri al narak akci er hasar ve sistemik inflamasyon parametreleri çal fl ld. Bulgular istatistiksel olarak de erlendirildi. BULGULAR: skemi reperfüzyon grubunda tüm inflamasyon parametreleri (lökosit, nötrofil yüzdesi, laktatdehidrojenaz, malondialdehit, süperoksit dismutaz, glutation peroksidaz, interlökin-8 ve tümör nekrozis faktör alfa) kontrol grubuna k yasla anlaml olarak yüksek bulundu (p<0.05). Tedavi gruplar nda verilen dozla iliflkili olarak inflamasyon parametreleri düzeylerinde düflüfller görüldü. 50 mg/kg metilprednizolon verilen grupta inflamasyon parametreleri 5mg/kg verilen gruba k yasla anlaml olarak daha düflüktü (p>0.05). Tedavi gruplar n n hiçbirinde iskemi reperfüzyon grubuna k yasla böbrek ve karaci er fonksiyon parametrelerinde anlaml de- ifliklik olmad (p>0.05). SONUÇ: Tek doz metilprednizolon s çanlarda ekstremite iskemi reperfüzyonuna ba l akci er hasar n n önlenmesinde etkili bir ajand r. Dozun artmas ile doku hasar n önleyici etki daha belirginleflmektedir. Bununla birlikte, çok yüksek dozlarda bile böbrek ve karaci er fonksiyonlar etkilenmemektedir. [EP-5] Rekspansiyon Akci er Ödemi U ur T Temel, Sedat Ziyade Vakif Gureba E.A. Hastanesi Gö üs Cerrahisi Klini i OLGU: yafl nda erkek hasta hastaneye basvurmadan 5 gün once gö üs a r s olmufl, flikayetlerinin giderek artmas üzerine önce ozel bir merkeze sonras nda acil servisimize gonderilen hasta 6 paket yil sigara anamnezi bulunmakta. Saat gece 4 te bize gelen hastaya sa da total pnömotoraks nedeniyle tüp torakostonmi ifllemi uyguland. Kontrol akci er grafisinde sa da orta ve alt loblarda konsolide alanlar mevcut idi. Saat 8 de durumu iyi sadece bol köpüklü balgamdan bahsetmekteydi. Saat 0 civar nda solunum s k nt s el ve ayak parmaklar nda morarma baslayan hastan n tansiyonu al namamakta, idrar ç k fl olmayan hasta flok belirtileri göstermekteydi. Taflikardisi ve hipoksisi devam eden hasta saat s ralar nda yo un bak ma alindi, entube edilerek mekanik ventilasyona ba land. Reekpansiyon akci er ödemi pnömotoraks plevral effüzyon veya akci erin atelektazisi tedavisi s ras nda içerideki hava s v veya obstrüksiyona neden olmufl lezyonun uzaklaflt r lmas sonucu görülür. Kapiller permiabilite art fl na katkida bulunan faktörler ise, hipoksi reekpansiyonun h zl olmasi, Toraks içi kuvvetli negatif bas nç, afl r intratorasik bas nç aspirasyonu, ekspanse olan akci ere h zl ve fazla kan ak fl, alveolar alan ve pulmoner kapiller arasinda bas nç gradyentininde artis, ekspanse olan akci erde lenf dolafl m bozuklu u, surfaktan kaybedilmesi. Bu yüzden patofizyolojide vazoaktif maddelerin etkisi olabilir. Klinik olarak reekpansiyon sonrasi bol miktarda aspirate benzeyen beyaz köpüklü balgam, takipne semptomlarina ek olarak kontrol akci er grafisinde interstisyel infiltrasyon tarz nda dansite artmas d r. Ayr ca toraks içine s v n n h zl göllenmesi hipotansiyon, idrar ç k fl n n azalmas, taflikardi, flokun olas belirtileri eklenebilir. Ayr ca tüp torakostomi sonras -5 saat içinde geliflmesi -5 gün içinde geri dönmesi tipiktir. Reekspanse akciger odeminin tedavisinden önce korunman n onemi büyüktür. Temelde ise yavas ekspansiyon flartt r. Oksijenizasyon ve hemodinamik destek onemlidir. Etkilenmifl taraf yukar gelecek tarzda dekubit pozisyon, steroidler, diüretikler, sedatifler, inotropik ajanlar, mekanik ventilasyon ve vazoaktif maddeler icin TNF alfa haricinde interlokin 8(IL-8)- monocyte chemoattractant protein (MCP-) yanitlarinin azalt lmas veya notralizasyonu reekpansiyon akci er ödemini azaltabilece i önerilmifltir. Ayr ca surfaktan kullan m tart flmal d r. Sonuçta Rekpansiyon akci er ödemi basit yöntemlerele önüne geçilebilen oksijenizasyon ve hemeodinamik destekle tedavi edilebilen lakin %0 ölümcül seyreden nadir bir komplikasyondur. Bu nedenle pnömotoraksl veya hidrotoraksli hastalarda hava veya s v drenaji s ras nda reekpansiyon akci er ödemi ak lda tutulmal d r. [EP-54] Reekspansiyon Pulmoner Ödem Etyopatogenezinde Oksidatif Stresin Rolü ve Alfa Lipoik Asit Tedavisinin Koruyucu Etkisi; Deneysel Çal flma Seyfettin Gümüfl, Orhan Yücel, Ömer Deniz, Mehmet Gams zkan, Ayfle Eken 4, Ergun Tozkoparan, Onur Genç, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Patoloji AD, Ankara 4 Gülhane Askeri T p Akademisi, Eczac l k Bilimleri AD, Ankara ARKA PLAN: Reekspansiyon pulmoner ödem (RPÖ), kronik olarak kollabe olan akci erin h zl expansiyonu ile oluflabilen iatrojenik bir komplikasyondur. Oksidatif stresin önemli rol oynad ileri sürülmekle birlikte RPÖ patofizyolojisi tam olarak ayd nlat lamam flt r. AMAÇ: Fareler üzerinde yapt m z deneysel çal flmam zda, oksidatif stresin RPÖ etyopatojenezindeki rolünü ve alfa lipoik asit (ALA) tedavisinin antioksidan özellikleri nedeniyle RPÖ geliflmesini önleyici bir etkisinin olup olmad n araflt rd k. GEREÇ VE YÖNTEM: Kontrol grup (KG), sadece ALA verilen grup (ALAG), RPÖ grubu (RPÖG) ve reekspansiyon pulmoner ödem+alfa lipoik asit verilen grup (RPÖ+ALA G) olmak üzere dört guruba ayr ld ve her gruba randomize olarak on denek seçildi. Denekler ilk üç gün ayn eksperimental flartlara maruz b rak ld lar. Dördüncü gün, ALAG ve RPÖ+ALA G gruplar na ayn doz ve ayn yolla alfa lipoik asit baflland ve ayn süre devam edildi. RPÖG ve RPÖ+ALA G gruplar na RPÖ prosedürü (kateter yard m yle iatrojenik pnomotoraks oluflturuldu, üç gün sonra akci er h zl bir flekilde ekspanse edildi) uyguland. Bu prosedürden iki saat sonra dört gruptaki tüm denekler sakrifiye edildiler. Akci erleri hem histopatolojik olarak incelendi hem de akci er dokular nda Malondialdehyde (MDA), Catalase (CAT), Superoxide Dismutase (SOD), Glutathione Peroxides (GPx) parametrelerinin seviyeleri ölçüldü. SONUÇLAR: Ortalama MDA de eri; KG de (7.0±0.4) ve ALAG da (6.95±0.) di er gruplardan daha düflük idi (p=0,00). RPEG de en yüksek idi (8.89±0.) (p=0,00). RPE + ALA G da (7.±0.) RPEG den daha düflük idi (p=0,00). Antioksidan seviyeleri; RPEG de ((GPx (7. ±.0), CAT (.87 ± 0.4) ve SOD (00. ±.9)) bütün gruplar aras nda en düflük idi (p=0,00). RPE + ALA G da (GPx (45. ±.54), CAT (.4 ± 0.) ve SOD (7. 6 ± 5.48)) RPEG den daha büyük idi (p=0,00). Histopatolojik incelemede, normal pulmonary parenchyma bulgusu RPEG de hiç gözlenmezken, RPE+ALA G da ikisinde, pulmonary edema bulgusu RPEG de üçünde gözlenirken, RPE+ALA G da sadece birinde gözlendi. ÇIKARIM: Bu sonuçlar bize RPE fizyopatalojisinde oksidatif stresin rolünün olabilece ini göstermektedir. Ayr ca ALA tedavisinin RPÖ geliflimesini azaltabilece ini ve böylece mortaliteyi düflürmede katk s n n olabilece ini düflündürmektedir. ALA in RPÖ proflaksi ve tedavisinde etkisini net olarak ortaya koyabilmek ve hangi dozda ve ne kadar süre verilece ini belirleyebilmek için baflka deneysel ve klinik çal flmalara ihtiyaç oldu u anlafl lmaktad r. 80
81 Elektronik Posterler [EP-55] Reexpansiyon Pulmoner Ödeme Ba l Okidetif Stresin Önlenmesinde Proantosiyanidinin Etkisi Orhan Yücel, Ergun Ucar, Ergun Tozkoparan, Armagan Gunal, Cemal Akay 4, Ahmet Aydin 4, Onur Genc 4 Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Patoloji AD, Ankara 4 Gülhane Askeri T p Akademisi, Toksikoloji AD, Ankara AMAÇ: Çal flmam zda Reexpansiyon Pulmoner Ödem (RPÖ) sonras nda ortaya ç kan okidetif stresin önlenmesinde Proantosiyanidin (PC) nin etkisi araflt r ld. GEREÇ VE YÖNTEM: Denekler her biri 0 rat içeren gruba ayr ld. Birinci kontrol grubu (KG): deneklere herhangi bir cerrahi medikal ifllem (Pnömotoraks (Px) ve RPÖ) uygulanmad. Denekler üç gün rat yemiyle beslendi ve bu süresinden sonra sakrifiye edildi. Akci er dokusundan histopatolojik ve biyokimyasal parametre ölçümlü (süperoksit dismutaz (SOD), Glutatyon peroksidaz (GPx), Katalaz (CAT), malondialdehit(mda)) için örnekleme yap ld ve kaydedildi. kinci RPÖ Grubu (RPÖG): KG la ayn protokol (üç gün takip, sakrifikasyon, histopatolojik ve biyokimyasal inceleme için doku örneklemesi, histopatolojik ve biyokimyasal ölçüm ve kayd ) uyguland. KG dan farkl olarak, takip süresinin bafllang c nda 4 ml hava sa hemitoraksa verilerek pnömotoraks oluflturuldu. Daha sonra 7 saat takip süresinden hemen sonra re-expansiyon oluflturuldu. Bu ifllemden iki saat sonra tüm denekler sakrifiye edildi ve doku örnekleri al nd. Üçüncü Tedavi Grubu (TG): RPÖG la ayn protokol (Px ve RPÖ e oluflturma, sakrifikasyon, histopatolojik ve biyokimyasal inceleme için doku örneklemesi, histopatolojik ve biyokimyasal ölçüm ve kayd ) uyguland. Bu gruptan farkl olarak deneklere pnömotoraks oluflturmadan 8 saat önce PC tedavisine baflland. Üç günlük takip süresince PC tedavisine devam edildi. BULGULAR: RPÖ MDA seviyesinde artmaya ve GPx, SOD ve CAT aktivitesinde azalmaya neden olmufltur (p<0.00). PC tedavisi MDA seviyesinde düflmeye neden olmufltur (p<0.00). RPEG de en önemli histopatolojik bulgu RPÖ için karekterize olan alveolar hasar ve yay lm fl akut inflamatuar hücrelerle birlikte ciddi pulmoner ödemdi (p = 0.0). Bu bulgular n TG da azald saptand (p=0,0). SONUÇ: RPÖ in patofizyolojisinde oksidatif stres önemli rol oynamaktad r. PC tedavisi RPÖ ye ba l oksidatif stresin önlenmesinde yararl olabilece i gösterilmifltir. [EP-56] Tonsillektomi Operasyonu Sonras Geliflen Akut Pulmoner Ödem: Olgu Sunumu Nagihan Durmufl, Berna Yayla Özker, Elif Torun, Füsun Öner Eyübo lu Baflkent Üniversitesi stanbul Sa l k Uygulama ve Araflt rma Merkezi Hastanesi, Gö üs Hastal klar AD, stanbul Baflkent Üniversitesi stanbul Sa l k Uygulama ve Araflt rma Merkezi Hastanesi, KBB AD, stanbul Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara 9 yafl nda, preoperatif tetkiklerinde kardiyopulmoner hastal k bulgusu olmayan erkek hasta. Kronik tonsillit tan s ile genel anestezi alt nda tonsillektomi operasyonunu takiben hemoptizi geliflmesi üzerine ikinci kez entübe edilerek tekrar operasyona al nm fl. Ekstübasyondan sonra ilk saat içinde, öksürük, köpüklü balgam, balgamla kar fl k hemoptizi ve oksijen satürasyonu (SO) de erinde düflme (%85) nedeni ile gö üs hastal klar taraf ndan konsülte edildi. Hastan n fizik muayenesinde dinlemekle bilateral orta ve alt zonlarda yayg n inspirium sonu ince raller iflitildi. Akci er grafisinde bilateral üst-orta-alt zonlarda heterojen dansite art fl ve Toraks Bilgisayarl Tomografide bilateral üst-orta ve alt lob parenkiminde santral tutulum gösteren buzlu cam görünümü izlendi. Arter kan gaz nda hipoksi saptand. Solunum fonksiyon testinde ileri derecede restriktif tipte bozukluk görüldü. Akut nonkardiyojenik pulmoner ödem tan s ile diüretik ve oksijen tedavisi önerildi. 4 saat içinde klinik ve radyolojik bulgularda belirgin gerileme gözlendi. Post-op. günde taburcu edildi. Poliklinik kontrollerinde 7. günde semptom ve bulgular n tamamen normale döndü ü görüldü. Negatif bas nçl pulmoner ödem üst hava yolu obstrüksiyonunun bir komplikasyonu olup, gelifliminde kapal üst hava yoluna karfl zorlu inspirium nedeniyle oluflan negatif intratorasik bas nç sonucu, pulmoner kapillerlerden interstisyum ve alveollere s v geçifli sorumlu tutulmaktad r. Semptomlar genellikle ilk saat içinde geliflmektedir. Fizik muayenede takipne, taflikardi, pembe köpüklü balgam, SO de erlerinde progresif düflme ve pulmoner ödemin radyolojik bulgular görülmektedir. Negatif bas nçl pulmoner ödem, s kl kla kendini s n rlayan özellik göstermekle birlikte, önemli bir morbidite sebebi olabilece inden, sendromun erken teflhisi agresif tan ve tedavi giriflimlerini önleyebilir. Tedavide oksijen deste i, diüretik ve a r vakalarda pozitif bas nçl mekanik ventilasyon uygulamas etkindir. [EP-57] Kalp Hastal Olan Bir Hastada Görülen Tek Tarafl Reekspansiyon Akci er Ödemi-Olgu Sunumu Mertay Boran, Ertay Boran, Nihat Bayflar Çank r Devlet Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Bölümü, Çank r zmir Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi,. Anestezi Klini i, zmir Çank r Devlet Hastanesi, Radyoloji Bölümü, Çank r AMAÇ: Tek tarafl reekpsansiyon akci er ödemi(raö) s v ve hava drenaj sonras görülebilen s k olmayan, önemli kadiopulmoner morbidite ile seyredebilen bir komplikasyondur. nsidans %-4 aras, mortalite oran %0 bildirilmifltir. Bu olgu sunumunda 4 yafl nda bayan hastada kardiopulmoner bypass sonras oluflan masif plevral efüzyonun drenaj ndan sonra görülen RAÖ tablosunu sunuyoruz. OLGU: K rk üç yafl nda bayan hasta hastanemize nefes darl flikayeti ile baflvurdu. T bbi hikayesinde koroner arter hastal ve tip I diabetes mellitus vard.cerrahi hikayesi ay önce uygulanm fl koroner bypass içeriyordu. Fizik muayene ve PA akci er grafi (PAG); sol hemitoraksta masif plevral efüsiyon ile uyumluydu, hemogramda Hgb 9, Hematokrit 7, kan bas nc 0/80 idi.s v n n boflalt lmas planland ve 8 F plörokan katater uyguland. ki saat içinde olan lt transüda vasf nda s v drenaj sonras dispne flikayeti kayboldu..5 saat sonras nda genel durumu iyi olan hastada kuru öksürük flikayeti bafllad ve giderek artt. Kan bas nc 0/70 mmhg, nab z 88 /dk,oda havas nda s0 %95 idi. Kan tetkiklerinde lökositoz ve sedim normal s n rlarda idi. saat sonra çekilen kontrol PAG de sol hemitoraksta da n k opastiler görüldü. Toraks BT de sol hemitoraksta pulmoner ödemi düflündüren yayg n konsolidasyon alanlar görüldü. Ekokardiograde sol ventrikül fonksiyonlar normal idi. Tablo RAÖ olarak de erlendirildi. Diüretik tedavi ve bronkodilatör tedavi ile saat sonra öksürük flikayeti tamamen geriledi. Toplam 900 lt s v boflalt m ndan sonra plörokan kateter çekildi. Kontrol tomografi ve direkt grafileri normal raporlanan hasta sorunsuz taburcu edildi. SONUÇ VE TARTIfiMA: Koroner bypass uygulanan, sadece kuru öksürük flikayeti ile seyreden genel durumu bozmayan RAÖ tablosu sunuldu. RAÖ torasentez sonras, potansiyel olarak ciddi kardiyopulmoner bulgular ile birlikte görülebilen ama rayolojik bulgulara ra men benign bir tablo ile de seyredebilen ender bir komplikasyondur. Gerçek patofizyolojisi belirsizdir. RAÖ ni PAG de tek tarafl akci er infiltrasyonlar ile seyreden akci er hastal klar ndan ay rt etmek önemlidir. Torasentez sonras geliflebilecek RAÖ ak lda bulundurulmald r. Erken PAG çekimi, RAÖ nun erken tan s için unutulmamald r 8
82 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-58] Hospitalizasyon Gerektiren Toraks Travmal 748 Olgunun Analizi Ersin Sapmaz, Orhan Yücel, Hasan Çaylak, Alper Gözübüyük, Sedat Gürkök, Mehmet Dakak, Kuthan Kavakl, Burçin Çelik, Sezai Çubuk, Hakan Ifl k, Onur Genç Gülhane Askeri T p Akademisi AMAÇ: Bu çal flmada hastaneye yat r larak tedavi edilen toraks travmal olgular m z n demografik özellikleri ve tedavi sonuçlar n n or taya konulmas ve deneyimlerimizin paylafl lmas amaçlanm flt r. GEREÇ VE YÖNTEM: Toraks travmas nedeniyle 994 ile 008 y llar aras nda yatarak tedavi gören 748 olgunun kay tlar retrospektif olarak incelenmifltir. Olgular, yafl, cinsiyet, travma etiyolojisi, tan sal yöntem, klinik bulgular, efllik eden yaralanmalar, cerrahi giriflim ve nedenleri, hastane yat fl süresi, komplikasyon ve mor talite aç s ndan incelenmifltir. BULGULAR: Olgular m z n 67 ü (%90) erkek, 75 i (%0) kad nd. Yafl or talamas.9 (5-94) y l olarak saptanm flt r. Toraks travmal olgular m z n 77 si (%50.4) künt toraks travmas ve 7 i (%49.6) penetran toraks travmas nedeniyle klini imizde yatarak tedavi görmüfltür. Toraks travmas na s kl kla ateflli silah yaralanmalar (n=94, %9.), motorlu tafl t kazas (n=79, %7.) ve delici kesici alet yaralanmalar n n (n=77, %0.) neden oldu u saptanm flt r. Olgular m zda en s k rastlanan klinik tablolar s ras yla hemotoraks (n=74, %.), hemopnömotoraks (n=54, %0.6) pnömotoraks (n=4, %9), akci er kontüzyonu (n=6, %8.) ve kot fraktürü (n=04, %.9) olarak saptanm flt r. Olgular m z n or talama hastane yat fl süresi 6.97 gün ve mortalite oran 0.04 dür. SONUÇ: Toraks travmalar nda mor taliteyi ar t ran en önemli neden efllik eden organ yaralanmalar d r. Travmal olgular efllik edebilecek organ yaralanmalar aç s ndan dikkatle de erlendirilmelidir. [EP-59] Yandafl Yaralanmalar n Toraks Travmalar ndaki Rolü Ekrem fientürk, Ertu rul Yoldafl, Yeflim Do an Adnan Menderes Üniversitesi, T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi Anabilim Dal, Ayd n Denizli Devlet Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Denizli AMAÇ: tarihleri aras nda gö üs travmas nedeniyle gö- üs cerrahisi klini ince tedavi edilen toraks travmal olgular incelendi. Yandafl yaralanmas olan olgular de erlendirildi ve mortalite üzerine etkilerinin araflt r lmas amaçland. ÇALIfiMA PLANI: Çal flmaya beraberinde bir veya daha fazla yandafl yaralanmas olan 579 toraks travmal olgu al nd. Motalite nedeni primer olarak toraks patolojileri olan hastalar çal flmaya al nd. Etiyolojiler, sonuçta oluflan patolojiler, efllik eden toraks d fl yaralanmalar ve tedavi yaklafl mlar incelendi. Yandafl yaralanmalar n toraks travmal hastalarda mortaliteye etkisi araflt r ld. SONUÇLAR: Toplam 579 olgudan; 458 olgu (%79,) erkek, olgu (%9,9) kad n idi. Ortalama yafl; 46.± 0.5 (7 7) y l ve ortalama yat fl süresi 8,9 (-4) gün idi. 455 olguda (%78,5) künt, 4 olguda (%,5) Penetran travma saptand. En s k etiyolojik faktör 08 olguda (%5,9) trafik kazalar na ba l geliflen toraks travmas idi. Düflme olguda (%,), darp; 6 olguda (%0,7), ateflli silah ve kesici alet yaralanmas ise 59 olguda (%0,) etiyolojik nedendi. Görülen torasik patolojiler ise; en s k kot fraktürü; 07 olguda (%5,8) olmak üzere, hemotoraks 6 olguda (%,5), pnömotoraks olguda (9,0), yumuflak doku yaralanmalar ; 09 olguda (8,9), hemopnömotoraks; 45 olguda (7,9), akci er kontüzyonu; 4 olguda (4,) ve di er yaralanmalar; 60 olguda (%0) saptand. 79 hastada konservatif tedavi uygulan rken, 54 hastada minör cerrahi giriflim, 4 hastada tüp torakostomi ve hastada torakotomi uyguland. En s k yandafl travma tipi abdominal yaralanmalar idi; [n= 6 (%45,), mortalite= (%5,), p<0.05]. Kas-iskelet sistemi yaralanmalar nda; [n=9 (%9,5), mortalite= (%4,), p>0.05] bulundu. Kranial yaralanmalarda; [n=5 (%9,9) mortalite= 6 (%8,5), p<0.05] bulundu. Di er (göz, KBB, plastik cerrahi vs.) yaralanmalar nda ise [n= 78 (%,5), mortalite= (%4,8), p>0.05] olarak saptand. Toplam olguda (%,6) mortalite görüldü. TARTIfiMA: Yandafl yaralanmalar gö üs travmal olgularda mortaliteyi etkileyen temel nedenlerdendir. Beraberinde kranial yaralanmalar ve abdominal yaralanmalar saptanan toraks travmalar nda mortalite artmaktad r. Toraks travmal olgularda herzaman yandafl yaralanmalar araflt r lmal, tan ve tedavi multidisipliner olarak ele al nmal d r. [EP-60] Travmatik Pulmoner Psödokist: Olgu sunumu ve Literatür De erlendirmesi Alper Çelikten, Adnan Sayar, Muzaffer Metin, Atilla Gürses Yedikule Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi E.A Hastanesi, stanbul Travmatik pulmoner psödokist, künt toraks yaralanmas n n ard ndan oluflan nadir bir durumdur.travma ard ndan erken dönemde oluflur. ç yüzeyi epitel ile kapl olmayan kaviter bir lezyon oldu u için psödokist olarak adland r l r.spesifik bir tedavi gerektirmez ve hematom ile komplike olmam fl ise ço unlu u birkaç hafta sonras nda spontan kaybolur. Bu vaka sunumumuzda 6 yafl nda trafik kazas geçirmifl bir hastada geliflen travmatik pulmoner psödokisti ele ald k. PA akci er grafisinde sa hemitoraksta plevral effüzyon saptanan hasta klini imize yönlendirilmifl.baflvurdu unda gö üs a r s d fl nda flikayeti olmayan hastan n t bbi geçmiflinde bir özellik yoktu. Toraks BT de sa apeksten bafllayarak uzanan infiltrasyon ve kavitasyonlar içeren konsolide alan ve minimal plevral effüzyon ile parsiyel sternum fraktürü ve sol 6.kaburgada fraktür hatt görüldü. nterne edilen hastaya pulmoner fizyoterapi,analjezik ve ekspektoran baflland. Perkütan drenaj kateteri ile plevral effüzyon drene edildi.serohemorajik drenaj 6 saat sonra kayboldu ve kateter çekildi.hasta yat fl n n 4. günü tedavisi düzenlenerek taburcu edildi.poliklinik takibinde al nan hastan n klinik ve radyolojik olarak h zla düzeldi i ve ay sonra toraks BT de kaviter lezyonlar n tamamen kayboldu u görüldü.ay r c tan da düflünülmüfl olan pulmoner infarkt, enfeksiyöz akci er absesi, tüberküloz, sarkoidoz, Wegener granulomatozu ve travmatik pulmoner psödokist içinden sonuncusunun do ru oldu- u görüldü. Künt toraks travmas ile oluflan kaviter akci er lezyonlar ilk defa 957 de Greening ve arkadafllar taraf ndan bildirilmifl, daha sonra 974 te Gullotta ve Wenzl pulmoner pnömotosel olarak adland rm fl. 979 da bu lezyonun gerçek kistlerden farkl olarak içi epitelyal döflemesi olmad için Santos ve Mahendra flu anda da kabul edilen psödokist tan m n öne sürmüfllerdir. Bu çal flmalar n ard ndan çeflitli araflt rmac lar bugüne kadar dünya çap nda 70 civar travmatik pulmoner psödokist vakas bildirmifllerdir. Travmatik pulmoner psödokistler oldukça az görülen bir antitedir. Travma sonras nda parankim içinde görülen bu lezyon, oluflumunun ve regresyonunun h zl oluflu ile di er kaviter ve kistik lezyonlardan ay rt edilebilir. Radyolojik olarak tek veya multipl, küre veya oval flekilli, ila 4 cm çapl lezyonlar olarak görülebilmektedirler. nce cidarl, kiminde s v seviyesi izlenen hava boflluklar fleklinde saptan rlar.çocuklarda lezyon pnömatosel, pulmoner kist veya sekestrasyon ile kar flabilirken eriflkinlerde ise PA akci er grafisindeki görünüm akci- er absesi, kaviter bronkojenik karsinom veya tüberküloz benzeyebilmektedir. Önemli olan nokta spesifik tedavi gerektiren di er sebepli kaviter lezyonlardan tan da ay rt edilmesidir. 8
83 Elektronik Posterler [EP-6] Bilateral Spontan Kot Fraktürü: Vaka Sunumu Orhan Yücel, Bayram Altuntafl, Kuthan Kavakl, Ersin Sapmaz, Sezai Çubuk, Sedat Gürkök, Alper Gözübüyük, Mehmet Dakak, Hasan Çaylak, Hakan Ifl k, Onur Genç Gülhane Askeri T p Akademisi Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Kot fraktürlerinin en s k sebebi travmad r. Spontan kot fraktürleri (SKF) ise altta yatan patolojik bir neden yoksa oldukça ender görülen bir durumdur. Bilateral spontan kot fraktürü saptanan bir olguyu nadir görüldü ü sunmay amaçlad k. K rkbefl yafl nda, mobilya sektöründe iflçi olarak çal flan erkek hasta, üç hafta önce bafllayan gö üs ve s rt a r s nedeniyle medikal tedavi alm fl. fiikayetlerinin geçmemesi üzerine klini imize baflvurmdu. Özgeçmiflinde ve soygeçmiflinde özellik yoktu. Solunum sistemi muayenesi normaldi. Laboratuar tetkiklerinde alkalen fosfataz 75 U/L idi (8-55). Endokrinoloji klini i ile yap lan konsultasyonun sonucu normaldi. Direk grafisinde bilateral 4. kotlarda simetrik tarzda fraktür mevcuttu. Ankomplike kot fraktürü olan hasta medikal tedavisi düzenlenerek taburcu edildi. SKF leri genellikle malignite, osteoporozis, gebelik, kronik steroid kullan m, böbrek yetmezli i, mekanik ventilasyon, fliddetli öksürük ve radyoterapiye sekonder olarak geliflir. Tedavisi altta yatan etyoloji ile yak n iliflkidedir. Farmakolojik tedavi ve yak n klinik gözlem bu hastalarda seçilecek tedavi yöntemidir. Bununla birlikte genifl hematom ve pnömotoraks gibi komplikasyonlar n varl nda cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Bizim hastam zda altta yatan bir hastal k saptanmad. Kot fraktürlerinin ankomplike olmas nedeniyle de medikal tedavi yeterli oldu. Literatür taramalar m z s - ras nda bilateral spontan kot fraktürlerininin s n rl say da olmas sebebiyle bu vakay sunmay amaçlad k. [EP-6] Toraks Kateterlerinde Kontaminasyon ve liflkili Faktörler Ekrem fientürk, Serdar fien, Murat Telli, Engin Pabuçcu, Yasin Okulu, Ertan Yaman Adnan Menderes Üniversitesi, T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi Adnan Menderes Üniversitesi, T p Fakültesi, Mikrobiyoloji G R fi: Toraks kateterleri di er kateterler gibi patojen mikroorganizmalar için deriden toraks içine do rudan geçifl yoludur ve toraks içinde direkt, hematojen ve di er yollardan toraksa giren mikroorganizmalar için bir odak oluflturmaktad r. AMAÇ: Aral k Mart 009 aras nda hastanemiz Gö üs cerrahisi klini inde tedavi gören ve toraks kateteri uygulan, kad n, 6 erkek olmak üzere toplam 8 hastada geriye dönük olarak toraks kateter kültürleri ve efl zamanl olarak kan kültür sonuçlar kaydedildi. Kontaminasyon ve Prognostik faktörler araflt r ld. SONUÇLAR: Çal flma sonunda 5 olgunun (%.) kateterinde ve dört olgunun (%0.5) kan kültüründe kolonizasyon saptand. ki olguda hem kateter hemde kan kültüründe kolonizasyon saptand.ayr ca 5 olgunun kateterinde (%.) KNS kolonizasyonu saptand ve kontaminasyon kabul edildi.çal flmada yafl artt kça hem kateter hem de kan kültüründe anlaml üreme art fl saptand ; ± SD; 48,8±,5 (7 7), ( r = 0,5, p <0,05) ve (r = 0,, p<0,05). Kateterizasyon süresi ile kateter ve kan kültürleri üremeleri aras nda istatistiksel olarak anlaml iliflki saptand ; ± SD; 5.4±,5 (-9), ( r = 0,47, p <0,05) ve (r = 0,7, p<0,05). Opere edilen olgularda kateter kültürü üremelerinde art fl saptan rken; n = 8/, (p<0,05), kan kültüründe istatistiksel art fl saptanmad ( p>0,05). Komorbid hastal klar n varl ; n = 8/0,kan kültüründe üreme art fl na etkili (p <0,05), ancak kateter kültürlerinde üreme üzerine etkisizdi (p>0,05). Malignite varl ; n = 0/8,hem kan hem de kateter kültürüne etkili faktör olarak bulundu (p<0,05) ve (p<0,05). TARTIfiMA: Toraks kateterleri mikroorganizmalar için toraksa girifl kap s oldu u kadar uygun bir kültür ortam da oluflturmaktad r. Antibitik proflaksisinde bile kolonizasyon olabilece i ve uygun koflullarda infeksiyon geliflebilece i unutulmamal d r. leri yafl, uzun kateterizasyon süresi, operasyon ve malignite gibi etkili risk faktörlerinin varl nda enfeksiyon riski artmaktad r. Risk faktörlerin varl nda toraks kateteri uygulanan olgularda antibiyotik profilaksisi mutlaka yap lmal, gere inde daha genifl spektrumlu antibiyotikler seçilmelidir. [EP-6] Postpnömonektomik Bronkoplevral Fistülün Cerrahi Tedavisinde Miyoplasti ile Efl Zamanl Omentum Flebi Kullan lmas ; 5 Olgu Sebebiyle Abdullah rfan Tafltepe, Kerem Karaarslan, Selim fiakir Erkmen Gülhan, Ülkü Yaz c, Taner Ege, Gürhan Öz, Suphi Ayd n, Serdar Özkan Atatük Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Gö üs Cerrahisi. Klini i, Ankara AMAÇ: Pnömonektomi sonras bronkoplevral fistül görülme insidans de iflik çal flmalarda % ile %0 aras nda de iflmektedir ve ciddi bir komplikasyondur. Bu çal flmada postpnömonektomik bronkoplevral fistülün cerrahi onar m nda güdü ün omentum ile desteklenmesini cerrahi teknik, yap labilirlik ve prognoz aç s ndan literatür bilgileri eflli inde tart flmaya çal flt k. YÖNTEM: Klini imizde nisan 007 ve flubat 009 tarihleri aras nda 5 hasta post pnömonektomik bronkoplevral fistül nedeniyle opere edildi. Hepsi erkek olan olgular n yafl ortalamas 56.8 idi (da l m 47-65). Olgular m z n tamam sol pnömonektomi sonras geliflen bronfl fistülü olup cerrahi olarak myoplasti ile efl zamanl olarak omentoplasti uyguland. BULGULAR: Olgular m z n tanesi tanesi küçük hücreli akci er kanseri ( olgunun tanesi baflka bir merkezde opere edilmifl, di erine ise intraoperatif tip tayini yap lamam flt r), tanesi de skuamöz hücreli karsinom nedeniyle opere edilmiflti. Postoperatif erken evrede ölüm gözlenmedi. Olgular m z n tamam nda iyileflmifl ampiyem zemininde yap lan cerrahi müdahaleler oldu u için post operatif olgumuzda ampiyem izlendi, medikal tedavi ve drenaj ile istenilen tedavi sa land. Küçük hücreli akci er kanseri tan s olan olgumuz post operatif 7. ve. aylarda kaybedildi, olgumuz post operatif ve 4. ay nda ve sorunsuzdur. SONUÇ: Postpnömonektomik bronkoplevral fistül nedeniyle opere edilen hastalarda myoplasti ile birlikte efl zamanl omentoplasti uygulanmas cerrahi etkinli i artt rmaktad r.bu hastalar s kl kla ampiyem zemininde operasyona al nd klar için post operatif ampiyem geliflimi beklenen bir durumdur. [EP-64] Subkutan Yerleflimli Santral Venöz Port Katater Uygulamas n n Nadir Bir Komplikasyonu: Kataterin Spontan Yer De ifltirmesi lkay Albayrak, Mustafa Kuzucuo lu, Fazl Yan k, Yekta Altemur Karamustafao lu, Yener Yörük K z ltepe Devlet Hastanesi, Mardin Trakya Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Edirne AMAÇ: Santral venöz port kataterler (SVPK) uzun süreli ve güvenilir venöz girifl yolu sa lamalar dolay s yla, özellikle onkoloji hastalar n n tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir. Ancak avantajlar - n n yan nda nadir olmakla birlikte ciddi komplikasyonlar da mevcuttur. GEREÇ VE YÖNTEM: 66 yafl nda erkek hasta sigmoid karsinom nedeniyle adjuvan kemoterapi almak üzere SVPK yerlefltirilmesi için klini imize baflvurdu. Hastaya lokal anestezi alt nda sa internal juguler vene 8F çap nda santral venöz port katater (Polysite Perouse laboratoires Ivry Le Temple France, D fl Çap/iç Çap oran,4/, 8
84 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab mm olan 8F silikon katater) tak ld ve tamburu pektoralis major kas n n üzerine subkutan olarak yerlefltirildi. Skopi ile kataterin sa atriumda oldu u do ruland. kür kemoterapisini sorunsuz alan hasta postop 5.günde SVPK t kanmas nedeni ile baflvurdu. Çekilen PA akci er grafisinde SVPK n n internal juguler ven içinde 80 derece kraniale do ru yer de ifltirdi i görüldü. Ayn gün SVPK ç kart larak karfl taraf internal juguler vene yeni bir SVPK yerlefltirildi ve hasta kalan kemoterapisini sorunsuz tamamlad. SONUÇ: SVPK ler özellikle onkolojik hasta grubunun tedavisinde sa lad avantajlar nedeniyle önemli bir yere sahiptir. Ancak kullan m n n yayg nlaflmas yla birlikte uygulama ile ilgili komplikasyonlarda art fl göstermifltir. Bizim olgumuzda da oldu u gibi kataterin geç dönemde spontan yer de ifltirmesi çok nadir görülmekle birlikte ak lda tutulmas gereken ve kateterin ç kar lmas n gerektiren önemli bir komplikasyonudur. [EP-65] Akci er Rezeksiyonu Sonras Oluflan Bronkoplevral Fistüllere Yaklafl m Atilla Gürses, Alper Çelikten, Muzaffer Metin, Adnan Sayar, Hüseyin Melek, Necati Ç tak, Abdülaziz Kök Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi EA Hastanesi, stanbul Bronkoplevral Fistül (BPF) akci er rezeksiyonu sonras yaflam tehdit edebilen ve tedavisinde zorluk çekilen bir komplikasyondur. nsidans pnömonektomi sonras %4-0, lobektomi sonras %0.5 olarak bildirilmifltir. Hastaya ait faktörler ve cerrahi tekni e ba l faktörler bu insidans art rmaktad r. Bu çal flman n amac klini imizde saptanan BPF lü hastalar n incelenerek olufl nedenleri ve tedavisinde uygulan lan yöntemlerin etkinli inin de erlendirilmesidir.klini- imizde y llar aras nda anatomik akci er rezeksiyonu uygulanan 68 (4 pnömonektomi, 486 lobektomi) hastadan postoperatif dönemde bronkoplevral fistül geliflen hasta retrospektif incelemeye dahil edildi. Hastalar n hastane kay tlar ve poliklinik takip notlar gözden geçirildi. Bronfl kapama teknikleri incelendi. BPF tedavisine yönelik cerrahi müdahale veya medikal takip sonras hastalar n durumlar ve takip sonuçlar de erlendirildi.tüm hasta grubunda lobektomi operasyonu sonras %, pnömonektomi operasyonu sonras %0 BPF saptand. BPF saptanan hastan n Ortalama yafl 55.4 (7-84) olup, hastalar n tamam erkekti. Bu hastalar n 5 ine pnömonektomi (9 sa, 6 sol pnömonektomi), 5 hastaya lobektomi ve hastaya bilobektomi uygulanm flt. Aspergilloma tan - l hasta d fl nda di erleri küçük hücre d fl akci er kanseri nedeniyle opere edilmiflti. Hastalar n 9 unda (%4) erken dönem (ortalama 8.6 gün), ünde (%59) geç dönem (ortalama 0. gün) BPF geliflti i izlendi. Cerrahi teknik olarak 4 ünde bronfl güdü ü manuel, 8 inde bronfl stapler cihaz ile kapat lm flt. Hiçbir hastam zda bronfl cerrahi s n r pozitifli i ve hasta neoadjuan kemoradyoterapi tedavisi alm flt. BPF tedavisinde bronkoskopi ile mikrofistül tan s konulan 9 hastan n ü lobektomi sonras idi ve 8 tüp torakostomi ile takip edilerek, si endobronflial olarak tedavi edildi. sa pnömonektomi sonras BPF saptanan hastaya omentopeksi ile fistül tamiri yap l rken, sa pnömonektomi sonras BPF lü hastaya karinal sleeve rezeksiyon yap ld. hastaya bronfl tamiri ve kas deste i, 4 hasta ise ilave akci er rezeksiyonu ve hasta da torakostoma ile takip edildi. Akci er rezeksiyonlar içerisinde Pnömonektomi (özellikle sa ) sonras BPF daha s k olarak saptand. Hastalar n geliflen BPF lerinde rezeksiyon tipi kadar, yap lan ekstra ifllemler ve cerrahi yaklafl m ile hastan n ek faktörlerinin de etkili oldu u görüldü. BPF nin baflar l tedavisi için her hastaya kiflisel planlanacak bir yaklafl m ve ço u zaman da erken cerrahi ile gerçekleflmektedir. [EP-66] Postpnömonektomik Hematomlara Yaklafl m Kemal Karap nar, Levent Cansever, Yaflar Sönmezo lu, Celalettin brahim Kocatürk, Mehmet Ali Bedirhan Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi. Gö üs Cerrahi Klini i, stanbul G R fi: Pnömonektomilerden sonra en önemli komplikasyonlardan biri de hemorajidir. Genellikle bronkiyal arter ya da interkostal damarlardan kaynaklan r. GEREÇ VE YÖNTEM: tarihleri aras nda küçük hücreli d fl akci er karsinomu (KHDAK) nedeniyle pnömonektomi yap - lan 9 olgu çal flmaya al nd. Yandafl hastal klar ve predispozan risk faktörleri incelendi. Hastalar n yafl ortalamas 56.6 olup olgular n befli kad n, di erleri erkek idi. BULGULAR: Pnömonektomi yap lan 9 olgudan nde (%4.) hemoraji saptand. Onüç olgunun 7 nde devam eden hemorajiye hematom efllik ediyordu. Bu hematomlar n 5 inde hemorajinin kesilmesi sonras nda VATS ile hematom evakuasyonu yap ld. Di er olgu (%5.8) ise pulmoner emboli ve pnömoni nedeniyle kaybedildi. Drenaj olmaks z n hematom geliflen di er 6 olgunun 5 i konservatif olarak tedavi edildi, birinde ise lökositoz, CRP yükselmesi nedeniyle VATS ile hematom evakuasyonu yap ld. SONUÇ: Postoperatif erken dönemde hematomla seyreden pnömonektomiler enfeksiyon özelli i tafl m yorsa ve masif olarak artm yorlar ise konservatif olarak takip edilebilirler. [EP-67] Majör Akci er Rezeksiyonlar n n Kardiyak Fonksiyonlara Etkileri brahim Ethem Özsoy, Ak n Eraslan Balc, Y lmaz Özbay, Mehmet O uzhan Özyurtkan F rat Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Elaz F rat Üniversitesi T p Fakültesi, Kardiyoloji AD, Elaz G R fi: Majör akci er rezeksiyonlar n n kardiyak fonksiyonlara yaratt etkiler çeflitli yazarlarca incelenmektedir. Bu çal flmada, lobektomi veya pnömonektomi geçiren hastalardaki postoperatif alt nc aydaki sa ve sol kardiyak fonksiyonlar incelenmifltir. YÖNTEM: On alt hasta çal flmaya al narak iki gruba ayr ld : Grup I (n=9, lobektomi) ve Grup II (n=7, pnömonektomi). Tüm hastalar n kan gaz (pco ve po), solunum fonksiyon testi (FEV ve FVC) sonuçlar preoperatif ve postoperatif alt nc ay dönemlerinde karfl - laflt r ld. Doppler ekokardiyografi ile elde edilen ve hesaplanan triküspit kapak velositesi (TKV), pulmoner arter bas nc (PAB), sa ventrikül diyastolik çap (SVDÇ), sol atriyum çap (SoAÇ), sol ventrikül sistolik çap (SoVSÇ), sol ventrikül diyastolik çap (SoVDÇ), sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (SoVEF) ve interventriküler septum kal nl ( VSK) yine ayn dönemler için karfl laflt r ld. statistiksel analizlerle majör akci er rezeksiyonlar n n etkileri incelendi. SONUÇLAR: Grup I deki hastalara lobektomi ( sol alt, sol üst, sa üst, üst bilobektomi, alt bilobektomi), Grup II dekilere pnömonektomi (4 sol, sa ) yap ld. Her iki grupta da solunum kapasiteleri postoperatif dönemde anlaml flekilde azalm flt (p<0.05). Lobektomi grubunda kardiyak de erlerde görülen de ifliklikler anlaml de ildi (p>0.05). Ancak pnömonektomi grubunda TKV, PAB ve SVDÇ de erlerinde anlaml yükselmeler saptand (p<0.05). Daha sonra pnömonektomi grubundaki hastalar ele al narak sa ve sol pnömonektominin sonuçlar ayr ca incelendi, fakat sonuçlar karfl laflt r ld nda ifllemin sa veya sol olmas n n kardiyak fonksiyon de iflikliklerinde anlaml de iflikli e sebep olmad görüldü (p>0.05). TARTIfiMA: Majör akci er rezeksiyonlar sonras nda solunum fonskiyonlar anlaml flekilde düflmektedir. Ayr ca lobektomiyle karfl laflt r ld nda pnömonektomi geçiren hastalarda kardiyak fonksiyonlarda daha anlaml de ifliklikler görülmektedir. Bu sebepten mümkün oldu unca pnömonektomiden kaç nmak gerekmektedir. 84
85 Elektronik Posterler [EP-68] yatrojenik Pnömotoraks n Son Derece Nadir Bir Sebebi: Aksiller nce ne Aspirasyon Biyopsisi Mehmet O uzhan Özyurtkan, brahim Ethem Özsoy, Semih Koçyi it, Ak n Eraslan Balc F rat Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Elaz G R fi: Meme ve aksilla lezyonlar n n tan s nda kullan lan ince i ne aspirasyon biyopsisi ( AB) minimal invazif, güvenilir ve efektif bir yöntemdir. Pnömotoraks, meme ve aksilla AB iflleminin oldukça nadir bir komplikasyonudur. Yaz da bu nadir duruma bir örnek verilmektedir. VAKA: Rutin muayenesinde sa aksiller lezyon ele gelen yafl ndaki bayan hastan n yüzeyel doku ultrasonunda sa aksillada 0x7mm boyutunda lenf nodu saptanm fl ve radyoloji bölümünde aksillar AB planlanm flt r. Fakat ikinci denemede a r ve nefes darl tarifleyen hastan n ifllemi sonland r lm fl ve kontrol akci er grafisinde sa da %0-5 oran nda pnömotoraks saptanmas üzerine klini imize dan fl lm flt r. Nefes darl flikayeti minimal ve kan gaz sonuçlar do al olan hastaya oksijen destek tedavisi verildi ve beflinci gün akci eri ekspanse flekilde taburcu edildi. TARTIfiMA: Meme ve aksilla AB iflleminin komplikasyonlar aras nda s kl kla arter, ven ve sinir hasar geçmektedir. Aksilladaki doku oran memeye göre daha fazla oldu undan olas bir pnömotoraks n riskinin daha yüksekli inden bahsedilebilir. Fakat literatür verilerine göre pnömotoraks oran en genifl serilerde, memeye yönelik AB ifllemi sonras 9/0000, aksillaya yönelik AB ifllemi sonras ise </000 olarak verilmifl ve sadece pnömotoraks vakas sunulmufltur. Aksiller AB ifllemi, iyatrojenik pnömotoraks n son derece nadir sebeplerinden biridir ve ak lda tutulmal d r. [EP-69] Mini Aksiller Torakotomi ile Primer Spontan Pnömotoraks Tedavisinin Baflar s Fazl Yan k, Yekta Altemur Karamustafao lu, Mustafa Kuzucuo lu, Rüstem Mammedov, Yener Yörük Trakya Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Edirne AMAÇ: Pnömotoraks için yap lan operasyonlarda minimal invaziv tekniklerin kullan lmas, hastanede yat fl süresini k saltmas, daha estetik olmas, düflük tedavi maliyeti ve yüksek hasta konforu nedeni ile son y llarda tercih edilir olmufltur. Biz de bu çal flmam z da; mini axiller torakotomi ile opere etti imiz primer spontan pnömotoraks (PSP) olgular m z n sonuçlar n ve deneyimlerimizi paylaflmak istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmam za Ocak 995-Haziran 009 tarihleri aras nda PSP nedeni ile mini aksiller torakotomi ile opere etti imiz 68 erkek (%9,), 5 kad n (%6,9), ortalama yafllar, (7-78) olan 7 ard fl k olgu dahil edildi. Çekilen posteroanterior akci er grafilerinde 7 (%50,7) olguda sa pnömotoraks, 6 (%49,) olguda sol pnömotoraks saptand. Çal flmam zda 48 (%65,8) olguya apikal wedge rezeksiyon ve apikal plörektomi, 5 (%4,) olguya bül ligasyonu ve apikal plörektomi uyguland. Postoperatif 6 olguda komplikasyon geliflti. Çal flmam zda morbidite 6 (%8,) ve mortalite görülmedi. Ortalama postoperatif yat fl süresi 4,5 gün (-9) ve 4 y ll k takip süresince hiç nüks görülmedi. SONUÇ: Mini aksiller torakotomi postoperatif yüksek hasta konforu ve kozmetik sonuçlar n n mükemmel olmas nedeni ile yüz güldürücü bir cerrahi tekniktir. [EP-70] Spontan Primer Pnömotoraks Tedavisinde Tüp Torakostomi Sonras Rutin Antibiyotik Kullan m H.volkan Kara, M.zeki Günlüo lu, Hüseyin Melek, Bar fl Medeto lu, Adalet Demir, Aysun Ölçmen, S.ibrahim Dinçer Gümüflhane Devlet Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Gümüflhane Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi. Gö üs Cerrahisi Klini i, stanbul Yalova Devlet Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Yalova G R fi: Spontan primer pnömotoraks tedavisinde uygulanan tüp torakostomi sonras antibiyotik kullan m baz kliniklerce rutin olarak uygulanmaktad r. Bu yaklafl m n gerekli olup olmad tart flmal d r. Bu çal flmada, antibiyotik kullan lmayan tüp torakostomili hastalarda geliflen morbidite araflt r larak, rutin antibiyotik kullan m n n gerekli olup olmad ortaya ç kar lmaya çal fl ld. GEREÇ VE YÖNTEM: Klini imizde y llar aras nda 674 pnömotoraksl hasta teflhis ve tedavi edildi.bu hastalardan 49 ü spontan primer pnömotoraks olarak kabul edildi. Hastalar, öncelikle tüp torakostomi yap larak takibe al nd. Hiçbir hastaya rutin olarak antibiyotik bafllanmad. Takipte geliflen enfektif komplikasyonlar kaydedilerek de erlendirildi. BULGULAR: Hastalar n 457 i erkek(%9.8 ), 5 i kad n (% 7.) olan hastalar n yafl ortalamas. (4-84) idi.40 hasta tüp torakostomi sonras 7 gün içinde hava kaça n n kesilmesi üzerine taburcu edildi. 65 hastan n takibi 7-0 aras nda devam etti ve kaçaklar n n kesilmesi üzerine tüp torakostomileri sonland r larak taburcu edildi. Uzam fl hava kaça oluflan 6 hasta torakotomi listesine al narak preoperatif dönemde bafllay p taburcu oluncaya dek antibiyoterapi verildi. Bu hastalarda da preoperatif ya da postoperatif dönemde herhangi bir enfektif komplikasyon geliflmedi. Maliyet ve fayda k yaslamas nda antibiyotik kullan lmamas n bu hastalarda anlaml bir komplikasyon art fl na yol açmad tespit edilmifltir. SONUÇ VE TARTIfiMA: Tüp torakostomi ve kapal sualt drenaj uygulamas yaralar n kirli-kontamine s n f na girer.bu grupta enfeksiyon oran %7.7 olarak bildirilmifltir. Literatürde travmatik pnömohemotoraks durumlarda uygulanan tüp torakostomilerde bile ampiyem oran %6 olarak belirtilmifltir. Spontan primer pnömotoraks hasta grubu genelde genç ve ek sorunu olmayan hastalar olmas, ifllemin k sa ve sterilite flartlar na uygun yap lmas, hasta takip döneminin a rl kl k sa sürmesinin enfeksiyon riskini azaltt n düflünmekteyiz. Klini imizdeki hasta takip tecrübelerimize göre spontan primer pnömotoraks tan s yla yat r lan tüp torakostomi sonras ilk 7 günde spontan iyileflmenin beklendi i hastalara profilaktik antibiyotik kullan lmas gerekli de ildir. Bu hem maliyet-fayda aç s ndan hemde gerek kifli gerekse toplum aç s ndan dirençli bakteri türlerinin oluflmamas için önemlidir. [EP-7] Primer Spontan Total Pnömotoraksl Hastalarda Cerrahi Tedavi Gereksinimi Adnan Sayar, Abdulaziz Kök, Hüseyin Melek, Necati Ç tak, Alper Çelikten, Muzaffer Metin, Akif Turna, Neslihan Fener, Atilla Gürses Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E.A.H. AMAÇ: Primer spontan pnömotoraksl hastalarda cerrahi tedavi; s kl kla uzam fl hava kaça ve rekürrens nedeniyle yap lmaktad r. Bu çal flmada, cerrahi tedavi endikasyonu koyulurken pnömotoraks n total olmas n n etkisi araflt r ld. YÖNTEM: Klini imize Mart 007 ile Kas m 008 aras nda baflvuran, primer spontan pnömotoraks tan s konulan 8 hasta prospektif olarak incelendi. Kircher taraf ndan tarif edilen yönteme göre hastalar primer spontan total pnömotoraks (TP n:54) ve primer spontan parsiyel pnömotoraks (PP n: 7) olarak iki gruba ayr ld. Has- 85
86 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab talar n yafl, cinsiyet, sigara durumu, uygulanan tedavi yöntemi, yat fl süresi, oluflan komplikasyonlar kaydedildi. Hastalar en k sa ay, en uzun ay takip edildi. Uzam fl hava kaça ve nüks olan hastalara aksiller torakotomi veya video-assisted torakoskopik cerrahi (VATS) yap ld. grup demografik bulgular ve operasyon gereksinimi aç s ndan karfl laflt r ld. BULGULAR: Ortalama yafl 7 (7-47). Hastalar n si kad n, 69 u erkekti. Hastalar n ortalama yat fl süresi 4 gündü. TP grubunda %6, PP grubunda ise %0 uzam fl hava kaça saptand. psilateral nüks oran TP grubunda %5, iken PP grubunda %7 idi. 4 hastaya kontrlateral pnömotoraks nedeniyle cerrahi tedavi uyguland. Cerrahi tedavi endikasyonu TP grubunda %9 olguda, PP grubunda ise %9 olguda konuldu. Ortalama taburculuk süresi TP grubunda %5,6 gün iken, PP grubunda %, idi. Cerrahi tedavi sonras nüks hastada görüldü. SONUÇ: Primer spontan parsiyel pnömotoraksl hastalara göre total pnömotoraksl hastalarda uzam fl hava kaça, nüks ve cerrahi tedavi gereksinimi daha fazla görülmektedir. Primer spontan pnömotoraksl hastalarda cerrahi tedavi sonras sonuçlar iyidir. Total pnömotoraksl olgular n ilk epizodlar nda cerrahi seçenek ak lda bulundurulmal d r. [EP-7] Pnömotoraks;Tedavi Yaklafl mlar ve Sonuçlar Ali Çelik, Özgür Karakurt, Osman Korcan Tilkan, lknur Teber, Kerim Tülüce, fievki Mustafa Demiröz, Muhammed Sayan, smail Cüneyt Kurul, Sedat Demircan Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara AMAÇ: Pnömotoraks vakalar nda uygulanan tedavi seçenekleri literatür fl nda de erlendirildi, hastalara ve etyolojiye göre uygun tedavi yaklafl m olgular m z eflli inde tart fl ld. GEREÇ VE YÖNTEM: Pnömotoraks nedeniyle Gazi Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi Bölümü taraf ndan tarihleri aras nda takip ve tedavileri yap lan toplam 7 (5 kad n, 569 erkek) hastan n tedavi sonuçlar de erlendirildi. Tüm hastalarda yafl, cinsiyet, pnömotoraks n olufl nedeni, bafll ca semptomlar, nüks, gö- üs tüpü kalma süresi, plörödezis yap l p yap lmad, plörödezis yap lan ajan, operasyon yap l p yap lmad, yap lan operasyon tipi, göz önüne al narak retrospektif olarak incelendi. BULGULAR: Seriyi oluflturan 7 hastan n 5 ünü (%.) PSP ler, 4 tanesini (%5.6) SSP ler, tanesini (%.9) iyatrojenik pnömotorakslar, 97 tanesini(%4.) ise travmatik pnömotorakslar oluflturmaktayd. Hastalar n ortalama yafl 4. idi. SSP li 4 hastada %6.5 ile en s k neden KOAH idi. yatrojenik pnömotorakslar içinde %8.6 ile en s k neden subklavyen kateterizasyonlard. Künt travmalarda A..TK %4.7 ile en s k neden, penetran travmalarda da %0.7 ile D.K.A.Y en s k nedendi. A..T.K %8 ile en s k bilateral pnömotoraks nedeni olarak bulunmufltur. Pnömotoraksl hastalarda s k görülen semptomlar gö üs a r s ve nefes darl idi. Ortalama gö üs tüpü kal fl süresi PSP de 4 gün, SSP de 6.5 gün, iyatrojenik pnömotoraksta 5 gün ve travmatik pnömotorakslarda 0 gün olarak hesapland. 5 PSP hastas n n 7(% 8) sinde nüks izlendi. 4 SSP li hastan nda 6(%4.7) s nda nüks izlendi. Toplam nükslerin ( 9 hasta) tüm pnömotorakslara oran ise % 5. bulundu.85 hastaya plörödezis yap ld. 67 hasta pnömotoraks nedeniyle opere edildi. SONUÇLAR: Pnömotoraks tüm hekimlerin karfl laflabilece i bir patolojidir ve acil müdahale gerektirir. Tedaviye etyoloji, pnömotoraks derecesi ve klini e göre karar verilmelidir. Nüksleri önlemek için plörödezis ve plevral abrazyon yap labilir. Acil operasyon gerektiren pnömotorakslar ço u zaman komplike halde görülebilirler. CeRrahideki amaç nüksleri önlemek ve hastal n kesin tedavisini sa lamakt r. [EP-7] Alçak Bas nç Odas E itimi S ras nda Uçufl Ekibi Aday nda Oluflan Pnömotoraks Olgusu Erdinç Ercan, Savafl lbasm fl, Cantürk Taflç, Ahmet Ak n GATA Hava-Uzay Hekimli i Merkez ve AD, Eskiflehir GATA Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara AMAÇ: Geçirilmifl pnömotoraks öyküsü olan bir uçufl ekibi aday - n n bu durumunu gizlemesi sonucu Alçak Bas nç Odas e itiminde meydana gelen pnömotoraks vakas n n incelenmesi. YÖNTEM: Alçak Bas nç Odas E itimi, oda içerisindeki havan n vakum edilmesi ile iç ortam bas nc n n azalt larak istenilen irtifan n simüle edildi i bir cihazla yap lmaktad r. Alçak bas nç odas e itimi, dekompresyon hastal riskinden korunmak amac yla, yer seviyesinde (800 feet) uçucu maskesiyle 0 dakika %00 oksijen solunmas ile bafllar. Sonra feet eflde er irtifaya (PO=8 mmhg) maskeler ç kar lmadan %00 oksijen deste iyle ç k l r ve s - rayla uçucular n maskeleri ç kar l p, cevaplamalar için basit say sal ifllemleri içeren e itim anketi verilir. Bu anket ile uçucular n alg lama ve muhakeme gibi kortikal fonksiyonlar n bozulmaya bafllad faydalan labilir bilinçlilik süresi tespit edilir. Sa l kl bir insan n bu irtifada faydalan labilir bilinçlilik süresi - dakikad r. Her uçucu için bu süre kaydedilir. Bu e itim ile faydalan labilir bilinçlilik süresi içinde uçucuya geliflen hipoksi belirtilerini fark etmesi ve gerekli tedbirleri alabilmesi ö retilir. BULGULAR: Merkezimizde yap lan periyodik uçufl muayeneleri kapsam nda baflvuran May s 987 do umlu uçufl ekibi aday personel yap lan ilk uçufl muayenesinde laboratuvar bulgular ile fizik muayenesi normal, akci er sesleri do al olarak saptanm fl, P-A Akci er grafisi normal olarak de erlendirilmifltir. Ayr ca uçucunun EKG sinde herhangi patolojik bir bulguya rastlanmam fl ve heyet muayenesinden tam sa lam raporu alm flt r. Alçak Bas nç Odas ndaki e itiminde inifl esnas nda ani bafllayan sa yan ve s rt a r s flikâyeti sebebiyle Gö üs Hastal klar Poliklini ine sevk edilmifltir. Yap lan fizik muayenesi normal bulunmufltur. Hikâyesinde 5-6 y l önce benzer flikayetlerinin oldu u ve sigara kulland ö renilmifltir. Toraks HRCT (High Resolution Computerized Tomography) ve P- A Akci er grafileri istenmifltir. Toraks HRCT de sa apikal yerleflimli 4-5 mm çapl bir adet blep görülmüfltür. Sa pnömotoraks saptanmas üzerine Gö üs Hastal klar klini ine yat r lm fl 5-6 litre/dk nasal oksijen uygulanm fl, solunum egzersizleri yapt r lm flt r. Çekilen kontrol grafilerinde pnömotoraks n geriledi i gözlenmifl ve hasta gün sonra 0 gün istirahat ile taburcu edilmifltir. SONUÇ: Uçufl ekibi aday n n 5-6 y l önce geçirmifl oldu u spontan pnömotoraks hastal n gizlemesi ve e itim öncesi muayene ve laboratuvar bulgular n n normal olmas sonucu kat ld e itim s ras nda adayda pnömotoraks geliflimi ile sonuçlanm flt r. Aday n, istirahat sonras yap lan kontrol muayenesinin ard ndan Geçirilmifl Pnömotoraks tan s ile uçufl ekibi olarak görev yapamayaca na karar verilmifltir. [EP-74] Ölümcül Bir Hemotoraks Nedeni; Torasik Aorta Diseksiyonu, Anevrizmatik Rüptürü Gökhan Perincek, Onur Yaz c, Turan Ege Hakkari Devlet Hastanesi Gö üs Hastal klar ve Tbc. Bölümü Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar Tbc. AD, Edirne Trakya Üniversitesi T p Fakültesi, Kalp Damar Cerrahisi AD, Edirne Hemotoraks; s kl kla travma öyküsü ile gelen hastalarda gözlenmekle birlikte nadir olarak da torasik aort anevrizmatik rüptürü sonras nda görülür. 5 yafl nda erkek hasta bacaklarda güçsüzlük flikayeti ile baflvurdu u sa l k kuruluflunda tetkik edilirken ani geliflen nefes darl flikayeti olmas üzerine acil servisimize sevk edilmifl. Acil 86
87 Elektronik Posterler serviste de erlendirilen hastada çekilen postero-anterior akci er grafisi ve yap lan fizik muayene sonras nda sol hemitoraksta plevral efüzyon saptanmas üzerine torasentez yap ld. Torasentez s v s nda; plevra s v hematokriti/kan hematokriti oran 0.5 ten büyük olmas nedeniyle hemotoraks tan s kondu. Travma öyküsü olmayan hastaya çekilen toraks bt de torasik aorta diseksiyonu ve anevrizmatik rüptürü saptand. Acil operasyona al nan hasta operasyon esnas nda ex oldu. [EP-75] Ender Bir Spontan Hemotoraks Olgusu: Bilateral Hemotoraks le Ortaya Ç kan Rüptüre Tip B Aort Disseksiyonu Mertay Boran, Ertay Boran Çank r Devlet Hastanesi,Gö üs Cerrahisi Bölümü,Çank r zmir Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi,. Anestezi Klini i, zmir AMAÇ: Spontan hemotoraks s k de ildir, etyolojide maligniteler, antikuagulan ilaçlar, vasküler rüptürler, endometriozis, pulmoner nekrozlar, adhezyonlar ve hematolojik anomaliler yer almaktad r. Spontan hemotoraks ile ilgili ço u veri de iflik olgu sunumlar ve olgu serilerinden oluflmaktad r. Akut torasik aort diseksiyonu (TAD) s k olmayan, hayat tehdit eden bir hastal kt r. Hemotoraks, rüpture TAD nun nadir iyi tan mlanm fl komplikasyonudur. Ruptüre TAD nin preklinik tan s çok say daki muhtemel semptomlar na ba l ço unl kla zordur. Rüptüre Stanford tip B aortik diseksiyona (RBAD) ba l bilateral hemotoraks olgusunu sunuyoruz OLGU: Sigara kullanmam fl, medikal ve cerrahi hikayesi olmayan, ani bafllang çl gö üs a r s ve senkop flikayeti olan 48 yafl nda hasta koroner yo un bak mda anjina pektoris tan s ile tetkik edildikten ve elektrokardiogram ve troponin I seviyeleri normal raporland ktan sonra bizim gö üs cerrahisi bölümüne transfer edildi. Hasta 4 saat önce baflka bir sa l k merkezinden miyalji tan s ile taburcu edilmiflti. Hastada sol anterior hemitoraksta a r ve atipik kar n a r s mevcuttu. Son 4 saatte senkop ata geçirmiflti. Kan bas nc ve kalp h - z normal seviyelerdeydi. Solunum say s yüksekti, oda havas nda oksijen satürasyonu %90 idi. Sol anterior hemitoraks ve abdomen palpasyona hassast. Laboratuarda lökositozis, hafif renal yetmezlik, artm fl transaminaz, kreatinin kinaz ve D dimer seviyeleri yükselmifl saptand. PA akci er grafide sol alt zonda ve sa kostodiafragmatik sinuste belirgin opsaite görüldü. Diagnostik torasentezde hemotoraks saptand. Toraks BT ile incelenen aortada intimal flap, sol tarafta ve sa da oblik fissürde hemotoraks görüldü. Maksimum aortik çap 47 mm idi. Abominal BT de sa böbrekte perfüziyon defekti izlendi. RBAD tan s konulduktan sonra hasta tedavi için bir kardiyovasküler cerrahi merkezine transfer edildi. SONUÇ VE TARTIfiMA: TAD, özellikle de komplike ise, tedavisiz ve tan s z b rak ld nda ölümcüldür. Hemotoraks ile gelen bir hastada rüptüre TAD tan s n koymak için yüksek derecede flüphe gerekmektedir. Bu nedenle her acil doktoru bu hastal n belirtilerini ve risk faktörlerini bilmelidir. [EP-76] Okul Ça nda Nadir Görülen Bir Öksürük Nedeni: fieffaf Bant Aspirasyonu fievki Mustafa Demiroz, Ali Çelik, lknur Teber, Kerim Tülüce, Muhammed Sayan, smail Cüneyt Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara G R fi:yabanc cisim aspirasyonlar çocukluk ve eriflkin dönemde önemli sorunlara neden olmaktad r. Özellikle çocukluk ça nda görülen aspirasyonlarda mortalite oranlar yüksektir ve bu yafl grubunda hastalar daha çok akut solunum s k nt s ile karfl m za ç karlar. leri yafl grubunda ise semptomlar ve bulgular biraz daha sönük ve kronik seyirlidir. OLGU: On üç yafl nda k z çocuk bir haftad r olan öksürük ve balgam flikayeti nedeniyle baflvurdu u d fl merkezde yap lan tetkikler sonucu herhangi bir patoloji saptanamamas üzerine, klini imize refere edildi. Hastan n öyküsünden bir hafta önce bo az na fleffaf bant kaç rd n ve flikayetlerinin bundan sonra bafllad ö renildi. Hastan n solunum sistemi ve di er sistem muayeneleri do ald. Çekilen arka-ön akci er filminde herhangi bir bulgu saptanmamas na ra men,hikayesi göz önünde bulundurularak hastaya genel anestezi alt nda rijit bronkoskopi yap ld. Sa sistemde yo un sekresyon izlendi. Sekresyonlar n temizlenmesinden sonra sa akci er alt lob bazal segment a z n t kayan yabanc cisim izlendi. Forseps yard m ile yabanc cisim ç kar ld. Genel durumu iyi olan hasta önerilerle taburcu edildi. SONUÇ: Yabanc cisim aspirasyonlar çok de iflik klinik semptom, bulgular ve komplikasyonlarla seyredebilir. Hava yolu t kan kl n n semptomlar aras nda solunum s k nt s, hemoptizi, rekürren enfeksiyonlar, takipne ve siyanoz görülebilir. Aspirasyonlar de iflik nedenlere ba l olabilir. Plastik maddeler, oyuncak parçalar, toplu i neler, dü meler, küçük metal parçalar, raptiyeve kalem parçalar ve yiyecek maddeleri, de iflik nedenlerden dolay aspire edilebilirler. Erken tan önemlidir. Erken tan n n konulamad vakalar ileri dönemlerde bronflit, pnömoni ast m gibi de iflik klinik tan lar alarak yanl fl tedavi edilebilirler. Radyolojik olarak ço unlukla herhangi bir bulgu olmazken, bazen gö üs grafilerinde konsolidasyon, kollaps ve afl r havalanma gibi de ifliklikler izlenebilir. Yabanc cisim aspirasyonundan flüphelenmek tan için en önemli ad md r. Yap lacak rijit bronkoskopi ile hem tan hem de tedavi sa lanabilir. [EP-77] Atipik Gö üs A r s fiikayeti ile Baflvuran Perikardiyal Kist Olgusu Bayram Metin, Sami Ceran, Güven Sadi Sunam, Bayram Altuntafl Selçuk Üniversitesi Meram T p Fakültesi, Gö üs Cerrahi AD, Konya Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Cerrahi AD, Ankara Mediastinal kistler primer mediastinal lezyonlar n yaklafl k %0 sini olufltururlar. Bunlar n ço unlu u bronkojenik kistler,perikardial kistleri, enterik veya duplikasyon kistlerdir. Genellikle konjenital orijinli ve gebeli in ortalama 6. haftas nda oluflurlar ve 4. ve 5.dekatta semptomatik hale gelirler. Perikardiyal kistler genellikle semptomsuzdurlar ve s kl kla rutin incelemelerde akci er grafisinde veya tomografisinde saptan rlar. En s k görüldü ü yer sa kardiyofrenik aç d r. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), perikardiyal kistin saptanmas nda ve çevre organlarla iliflkisinin de erlendirilmesinde faydal bir radyolojik yöntemdir. Burada sol perikardiyak alanda yerleflimli nadir bir perikardiyal kist olgusu sunulmufltur. Nefes darl, gö üs a r s flikayeti ile baflvuran 50 yafl nda bayan hastan n al - nan akci er filminde kitle oldu u söylenerek klini imize refere edilmifl. Yap lan fizik muayenesi ve laboratuar de erleri normal, PA- AC grafisinde sol hemitoraks alt zonda kardiyofrenik sinüs komflulu unda yaklafl k 5x5 cm düzgün s n rl kalp kontürünün arkas na uzan m gösteren dansite art fl mevcut. Toraks MR da s ol perikardiak alanda yaklafl k 5x5 cm ebad nda T`de hipointens T`de hiperintens alan izlendi. Görünüm öncelikle perikardial kist lehine yorumland. Tetkikleri tamamlanan hasta operasyona al nd. Sol torakotomi yap ld nda gözlemde perikard üzerinde diaframa komflu bölgede sol ventrikül perikard ndan köken alan yaklafl k 5x5 cm lik içerisi s v ile dolu kistik yap görüldü. Künt ve keskin diseksiyonla perikartdan ve diafragmadan ayr ld ve kist kökü ba lanarak kist eksize edildi. Postoperatif dönem problemsizdi. Patoloji sonucu perikardiyal kist ile uyumlu bulgular olarak geldi. Perikardiyal kistler az görülen,genellikle beni n lezyonlard r ve anterior perikardiyal recessus un aberan füzyonu sonucu oluflmaktad rlar. nsidanslar yaklafl k /00000 dir. Büyük boyutlara ulaflmad klar sürece ço unlukla 87
88 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab asemptomatik,yuvarlak ve düzgün s n rl oluflumlard r, ancak büyümeleri ve çevre dokulara bas yapmalar halinde bizim vakam zda da oldu u gibi atipik gö üs a r s, dispne ve persistan öksürük fleklinde semptomlara neden olurlar. Nadir bir olgu olmas nedeniyle bu vakay sunmay amaçlad k. [EP-78] Olgu Sunumu: Undifferansiye Foregut Kisti Feride Sapmaz, Özgür Katranc o lu, smail Sapmaz, fiahende Elagöz Sivas Numune Hastanesi, Gö üs Cerrahisi, Sivas Sivas Numune Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Patoloji AD, Sivas Foregut kistleri respiratuar ve digestif tüp aras ndaki bir boflluktan geliflir. Bu geliflim erken bir evrede olursa kist mediasten, trakea, karina veya ana bronfllara yak n yerleflim gösterir. Geliflim geç dönemlerde yeni bronflial tomurcuklanma ve dallanma s ras nda olursa kist yerleflimi akci er parankimindedir. Foregut kistlerinin tedavisindeki temel amaç asemptomatik olmalar na bak lmaks z n cerrahi giriflimdir. OLGU: Öksürük ve çarp nt flikayeti ile baflvuran 50 yafl ndaki bayan hastan n tiroid fonksiyon testleri ve rutin labratuvar testleri normal s n rlarda idi. Ekokardiyografik de erlendirilmesinde sol atriuma d fltan bas yapan kistik lezyon izlendi. Bilgisayarl toraks tomo rafisinde sol atriuma ve sa alt lob pulmoner venlere bas oluflturan 7x6,5 cm lik kistik lezyon izlendi. Kist hidatik yönünden yap lan hepatobiliyer sistem ultrasonografisinde kistik ve solid kitle saptanmad. Kist hidatik hemaglütinasyon testi negatif bulundu. Hastaya sa torakotomi ile kist içindeki seropürülan mai drene edilip kist duvar eksize edildi. Kistin patolojik incelenmesi andifferansiye foregut kisti olarak rapor edildi. SONUÇ: Tespit edildiklerinde çok büyük boyutlara ulaflarak ciddi komplikasyon oluflturmalar na meydan vermeden opere edilmeli, ç - kar lan materyal histobiyokimyasal olarak da incelenerek malignite ekarte edilmelidir. [EP-79] Diyafragma Evantrasyonu: Olgu Sunumu Cemil Kul, Soner Gürsoy, Ahmet Üçvet, Halil Tözüm, fieyda Örs Kaya Dr. Suat Seren Gö üs Hastal klar ve Cerrahisi, Gö üs Cerrahisi, zmir yafl nda kad n olgu. Son bir ayd r ortaya ç kan solunum s k nt s ve uzun süredir devam eden sol kol a r s yak nmalar ile baflvurdu. Spirometride orta derecede restriktif tip solunum fonksiyon bozuklu u mevcuttu. Plikasyon yöntem i ile incelmifl durumdaki diyafragman n relakse bölümü sutüre edilerek gergin hale getirildi. Postoperatif dönemde bir komplikasyon geliflmedi. Solunum s k nt s ile baflvuran, günlük prati imizde çok s k karfl laflmad m z, plikasyon yöntemi ile onard m z, eriflkin dönemdeki bu diyafragma evantrasyonu olgusunu sunmay uygun bulduk. [EP-80] Atipik Lokalizasyon Ve Radyolojik Görüntü Nedeniyle Yan lt c Bir Mediastinal Bronkojenik Kist Olgusu: Tamer Alt nok, Bayram Metin, Fatma Cavide Sönmez, Mustafa Cihat Avunduk Selçuk Üniversitesi Meram T p,gö üs Cerrahisi AD, Konya Selçuk Üniversitesi Meram T p,patoloji AD, Konya Bronkojenik kistler trakeobronflial a açtan köken alan anomalilerdir. Primer hava yollar n n ayr lma dönemine göre akci er parankiminin içerisinde (%4) veya mediastende (%86) görülebilirler. %70 i sa da lokalizedir. Mediastinal lezyonlar n yaklafl k / ü trakeal karinan n alt ndad r. Burada hem yerleflim yeri ve hem de radyolojik yan lg nedeniyle transtorakal biopsi yap larak kaybolan ancak bir süre sonra tekrarlad için cerrahi eksizyon uygulanan bir bronkojenik kist olgusu sunulmufltur. Kronik böbrek yetmezli i nedeni ile hemodializ uygulanan ve böbrek transplantasyonu planlan rken yap lan incelemede akci erde kitle görülerek klini imize yönlendirilen 50 yafl nda bayan hasta. Fizik muayenesi normal. Ürekreatin de erleri yüksek. Toraks BT de solda akci er apikoposterior segment düzeyinde prevertebral alanda 5x5x7 cm ebad nda k smen düzgün s n rl kitle lezyonu görüldü. Radyoloji taraf ndan lokalizasyonu nedeniyle nörojenik kaynakl bir tümör olarak de erlendirilerek hastaya BT eflli inde biyopsi yap ld. Biyopsi s ras nda yo unlu- u yüksek s v tamamen aspire edildi. Kontrol BT de lezyonun kayboldu u görüldü. Klinik konseyde hemodialize sekonder bir s v lokulasyonu olabilece i düflünülerek takip önerildi. ay sonraki BT de ayn lokalizasyonda yaklafl k 5xx5 cm ebatl lezyonun tekrar görülmesi üzerine hasta opere edildi. Sol posterolateral torakotomi ile 4. KA dan toraksa girildi inde sol subklavyan arter lateralinde, özefagus ve vertebra önünde, arkus aorta üzerinde yaklafl k 7x8 cm lik düzgün s n rl kapsüllü kistik lezyon görüldü. Kist içeri i aspire edildikten sonra kist total eksize edildi Postop patoloji bronkojenik kist olarak rapor edildi. Postop. 5. günde sorunsuz taburcu edilen hastan n 5. ay kontrollerinde herhangi bir sorun gözlenmedi. Bronkojenik kistler BT de oval veya yuvarlak, düzgün s n rl, su veya yumuflak doku yo unlu unda, homojen lezyonlard r. Kist duvar kontrast madde tutar ve kalsifikasyon görülebilir. Kist içerisinde biriken mukus nedeniyle solid bir kitle gibi görülebilir. Bu durumda di er yumuflak doku kitlelerinden ay rt etmek zordur. Bronkojenik kistlerin içeri i aspirasyon ile boflalt labilir. Fakat bizim vakam zda da oldu u gibi tek katl silial kolumnar epitelin total eksize edilmemesi nüks ile sonuçlan r Bu nedenle mediastinal kistik lezyonlar bronkojenik kist için atipik lokalizasyon ve radyolojik görünümde de olsa mutlaka total eksize edilmelidirler. [EP-8] Naidr Bir Vaka Sunumu: Kistik Kondroid Hamartom ve Aspergillus Birlikteli i Mehmet O uzhan Özyurtkan, Adile Ferda Da l, Muharrem Çakmak, brahim Ethem Özsoy, Ak n Eraslan Balc F rat Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Elaz F rat Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD, Elaz G R fi: Genelde soliter pulmoner lezyon fleklinde görülen pulmoner hamartomlar son derece nadir olarak kistik halde bulunurlar. Saprofitik olan Aspergillus fumigatus akci erdeki kavite içerisinde yerleflmeyi sever. Literatürde kistik kondroid hamartom kavitesinde aspergillus birlikteli i hakk nda bir veriye rastlanmam flt r. Yaz da bu duruma bir örnek sunulmaktad r. VAKA: Otuz bir yafl ndaki bayan hasta bir y ll k öksürük ve arada a za ac su gelmesi flikayetiyle de erlendirildi. Hastan n toraks tomografisinde solda iki adet kistik lezyon saptanan hasta rüptüre kist hidatik ön tan s yla yat r ld ve opere edildi. Sol alt lobdaki lezyonlara ulafl ld ve kistin birinin içinden dejenere membran fleklinde yeflil-beyaz bir tabaka ç kar ld, kalan lezyonlar wedge rezeksiyonla 88
89 Elektronik Posterler eksize edildi. Postoperatif dönemi s k nt s z geçen hasta beflinci gün taburcu edildi. Perikist dokusu olarak de erlendirilen parçan n patolojik inceleme sonucu kistik kondroid hamartom, dejenere membran olarak düflünülen parçan n tan s ise aspergillus fleklinde geldi. Enfeksiyon hastal klar bölümüne dan fl lan hastan n klini i stabil oldu- undan ilaçs z takibi önerildi. Hastan n iki ayl k takibinde s k nt s olmad. TARTIfiMA: Pulmoner hamartom mezenkimal dokular, fibromiksoid doku veya kondroid doku elemanlar n n anormal kar fl m yla oluflan tümör benzeri malformasyondur ve akci erin en s k görülen benign tümörüdür. Nadiren multipl lezyonlar ve daha çok nadiren de kistik lezyonlar fleklinde görülürler. Kistik kondroid hamartom ve aspergillus birlikteli inin olabilirli i ve nadirli i ak lda tutulmal d r. [EP-8] Trakeobronflial Sistemde Al fl lmad k Yabanc Cisimler fierife Tuba Liman, Salih Topçu, Aykut Eliçora, Korkmaz Burç Kocaeli Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Kocaeli Yabanc cisim aspirasyonlar özellikle çocukluk ça nda hayat tehdit eden en önemli acillerindendir. Hem yetiflkinde daha çokta çocukluk ça nda endobronflial sisteme organik veya organik olmayan maddeler aspire edilmifl olabilir. Zaman zaman ilginç yabanc cisimlerle ve ç kartmada güçlüklerle karfl lafl lmaktad r. Burada klini imizde ç kart lan ilginç 4 yabanc cisim olgusu sunulmaktad r. Kli imizde 5 y ll k periodda tedavi edilen trakeobronfliyal yabanc cisim aspirasyonlar içerisinden ilginç olan bu olgular bir radyo anteni, bir pisi pisi otu, bir tan mlanamayan metalik cisim ve bir aspiratör sondas aspirasyonu olgular d r. OLGU : yafl nda k z çocu u akci er grafisinde tüm trakea boyunca yerleflmifl metalik yabanc cisim nedeniyle klini imize yat r ld. Rijid bronkoskopi ile vokal kordlar n hemen alt ndan bafllayan ve karinaya kadar uzanan radyo anteni ç kart ld. OLGU : 0 yafl nda erkek çocu u psi psi otu aspire etti i için yat r ld. Rijid bronkoskopide yabanc cisme rastlanmad. Çekilen toraks tomografisinde sa akci er alt lob posterolateral bölgede akci- er periferinde konsolide alan gözlendi. Torakotomi ile konsolide alan aç l nca içerisinden psi psi otunun ç kt gözlendi. Konsolide alan eksize edildi. OLGU : 9 yafl nda erkek hasta ifl yerinde çekilen rutin akci er grafisinde sol harab olmufl akci er ve CT de sol alt periferinde metalik yabanc cisim nedeniyle klinimize yat r ld. Bronkoskopide sol ana bronflta lateral duvarda polip izlendi. Yabanc cisim gözlenmedi. Sol harab olmufl akci er nedeniyle sol pnömonektomi uyguland. Alt lob içerisi aç l nca içinden metalik yabanc cisim ç kart ld. Daha önce trafik kazas ve maksillofasiyal travma geçirdi i ve bilinçkayb oldu u ö renildi. Otomobil parças olabilece i düflünüldü. OLGU 4: yafl nda erkek çocuk yo un bak mda pnömoni nedeniyle entübe olarak izleniyordu. Hastan n akci er grafilerinde trakeada izlenen sonda görüntüsü nedeniyle dan fl ld. Hasta entübe edilirken tüpün uzun olmas nedeniyle k salt ld ve bu ifllemin satürasyonun düflmesi nedeniyle oldukça acele olarak yap ld anlafl ld. Rijid bronkoskopide trakeada sonda gözlendi. Endotrakeal tüpün k salt lmas esnas nda nazotrakeal sondan n son 0 cm lik bölümünün fark nda olmadan kesildi i ve aspire edildi i anlafl ld. Sadece çocukluk ça nda de il eriflkinde de ilginç aspirasyonlarla karfl lafl labilir. Çok farkl yabanc cisimler aspire edilmifl olabilir. Yabanc cisim ç - kartan bir klinikteyseniz her an süprizlere haz rl kl olmal s n z. [EP-8] Swyer-James, McLeod Sendromu: Unilateral Hiperlusent Akci er, Nadir Karfl lafl lan Bir Olgu ve Cerrahi Tedavisi Erdal Yekeler, Asl Gül Akgül, Ziya Kurban Yurt, Sevilay Akalp Özmen Sa l k Bakanl Erzurum Bölge E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Erzurum Hakkari Devlet Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Hakkari Sa l k Bakanl Erzurum Bölge E itim ve Araflt rma Hastanesi, Patoloji Klini i, Erzurum Swyer-James McLeod sendromu, pulmoner arter hipoplazisine ba l unilateral hiperlusent akci er ve etkilenen tarafta bronflektazi ile karakterize nadir görülen bir hastal kt r. lk olarak 95 te 6 yafl nda hipoplazik pulmoner arteri olan unilateral pulmoner amfizemli bir çocuk hastada Swyer ve James taraf ndan bildirilmifltir. Ard ndan McLeod unilateral hiperlüsensi saptad 9 hastay yay nlam flt r.akci erlerin bir veya birkaç lobunun ya da tamam n n hiperlusent görünümü (havalanma fazlal ), ayn tarafta hiler gölge azl, pulmoner damarlar n say s nda ve çaplar nda azalma, güçlükle görülebilen arter a ile karakterize radyolojik bir antitedir. Çocukluk ça- nda geçirilen viral enfeksiyonlar, pnömoni, yabanc cisim aspirasyonu veya obliteratif bronfliolit ataklar na ba l olabilece i düflünülmektedir. Olgular ço unlukla asemptomatik seyreder. Nefes darl ve gö üs a r s flikayeti ile doktora müracaat eden yafl nda erkek hastada PA akci er grafisinde sol hemitoraksda hiperinflasyon görülmesi üzerine çekilen toraks BT de sol alt lobda havalanma art fl ve periferik vaskuler yap larda silinme bulgular ile klini imize kabul edildi.ayr ca üst lobda bronflektazik alan mevcuttu. Perfüzyon sintigrafisinde sol alt lobda perfüzyon defekti ve toraks BT-anjioda sol ana pulmoner arter ve alt lob periferik dallar nda hipoplazisi ortaya kondu. Opere edilen hastada üst lobun rudimenter, hipoplazik ve bronflektazik oldu u görüldü. Grafilerde sol hemitoraksdaki akci- er parankiminin tamam alt loba ait oldu u anlafl ld. ntraoperatif de erlendirmede hiperinflase akci erin, normal parankimden cerrahi s n r bariz olarak ayr l yordu.olguya; lineer destekli stapler kullan larak volüm azalt c cerrahi ve üst lobektomi yap ld. Nadir görülen bu olguyu, pre-operatif de erlendirmesini, intraoperatif bulgular m z ve cerrahi deneyimimizi literatür verileri fl nda sunduk. [EP-84] Ekstralober Sekestrasyon ve Perikardial Agenezis Birlikteli i Olan Olgu Sunumu Mete Ad güzel, Cabir Yüksel, Serkan Enön, Çetin Atasoy Atasoy, Ayten Kay Cang r Ankara Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Ankara Ankara Üniversitesi T p Fakültesi Radyoloji AD, Ankara Pulmoner sekestrasyonlar akci erin nadir görülen konjenital anomalileridir. ntralobere göre daha az rastlan lan ekstralober sekestrasyonlara yayg n oranda di er konjenital anomaliler efllik eder. Tedavi cerrahi eksizyondur. Ankara Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD de ekstralober sekestrasyon tan s ve perikardial agenezi ile opere edilen 5 yafl nda bayan hasta sunulmufltur 89
90 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-85] Çocuklarda Bronflektazinin Cerrahi Tedavisi ve Sonuçlar fievval Eren, Alper Avc, Fuat Gürkan, Canan Eren, Abidin fiehito ullar Dicle Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Diyarbak r Dicle Üniversitesi T p Fakültesi, Çocuk Hastal klar ve Sa l AD, Diyarbak r Dicle Üniversitesi T p fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD, Diyarbak r AMAÇ: Bronflektazi geliflmekte olan ülkelerde halen önemli bir sa l k problemi olmaya devam etmektedir. Özellikle çocukluk ça- nda ciddi bir morbidite ve mortalite sebebidir. Bu çal flmam z n amac pediatrik yafl grubundaki bronflektazi hastalar nda 8 y ll k tecrübemizi sunmak istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Dicle Üniversitesi T p Fakültesi Hastanesinde Ocak 99- Haziran 009 y llar aras nda bronflektazi tan s yla opere edilen 84 pediatrik olgu retrospektif olarak incelendi. Hastalar, yafl, cinsiyet, semptomlar, semptom süresi, cerrahi prosedür, radyolojik çal flmalar, mikrobiyoloji, morbidite ve mortalite ve takip sonuçlar aç s ndan incelendi. BULGULAR: 84 hastaya toplam 86 ameliyat yap ld. Ortalama yafl 8.8 idi (-5 yafl). Bronflektazi, 9 olgu ile en s k sol alt lobda lokalize idi (%46.4). En s k semptom 65 olgu ile öksürük idi (%77.4). Ortalama semptom süresi 8.4 ay (- 08 ay) idi. Kesin bronflektazi tan s 99 ile 996 y llar aras nda Bigisayarl Tomografi ve Bronkografi ile konulurken, 996 y l ndan sonra tan da Yüksek Rezolüsyonlu Bilgisayarl Tomografi (YRBT) kullan ld. Olgular n 66 s na (%78.5) preoperatif rijid bronkoskopi yap ld Balgam kültürlerinde 40 olguda (%47.6) olguda üreme oldu. En s k etken 6 olgu (%40) ile Stafilokokus aureus idi. En s k etiyolojik faktör 66 olgu (%78.5) ile kronik akci er enfeksiyonlar idi. En s k yap lan ameliyat 9 olgu (%46.4) ile sol alt lobektomi idi. Bu olgular n 4 üne ek olarak lingulektomi yap ld. Mortalite oran m z olgu ile %.5, morbidite oran m z 6 olgu ile %9 idi. Olgular m z n 7 sini (%85.7) ortalama 7. y l ( ay-8 y l) takip ettik. Olgular n 58 i (%69) asemptomatik, 0 sinde iyileflme (%.8) var, 4 olguda (%4.7) de ifliklik yok ve semptomlar devam ediyor, olguda da (%.4) kötüleflme görüldü. SONUÇ: Çocuklarda bronflektazi tan s yla akci er rezeksiyonu yap lan olgular n ço unlu u bundan fayda görmektedir. Hasta lobun veya segmentlerin uygun zamanda total olarak al nmas di er loblar korumaktad r. Konjenital etiyolojisi olan olgularda rekürens görülebilmektedir. Düflük morbidite ve mortalite oranlar uygun hastalarda multipl akci er rezeksiyonlar yap labilir. [EP-86] Dev Büllerde Cerrahi Tedavi Levent Cansever, Celalettin brahim Kocatürk, Hüseyin Ulafl Ç nar, Mehmet Ali Bedirhan Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi,. Gö üs Cerrahi Klini i Dev büller, amfizeme sekonder olarak geliflirler ve toraks n / ünden fazlas n kaplarlar. Literatürde 996 y l nda yay nlanan bir rewievda dev bülün tedavi endikasyonu için kriter belirlenmifltir: hemitoraks n / nden daha fazla yer kaplayan bül, BT de gösterilen karfl akci ere kompresyon ve beklenen FEV de erinin %50 nin alt nda olmas. Bizim hastalar m z n seçim kriterleri de bunlar kapsamakta idi tarihleri aras nda i kad n 6 erkek 8 olgu retrospektif olarak incelendi. Yafl ortalamalar 44.5 (4-66) olan olgular n 4 ünde sa, ünde sol ve olguda da bilateral dev büller mevcuttu. 4 olguda hemitoraks n / nü olguda hemitoraks n / nü ve bilateral olan olguda ise olguda ise sol hemitoraks n tamam n sa hemitoraks n ise / sini doldurmakta idi. Olgular n 4 ünde eforla geliflen solunum s k nt s, olguda hemitoraksda a r, bilateral olan olguda ise ileri solunum s k nt s nedeniyle kez intihar girifliminde bulunmufltu. ki olgunun ise flikayetleri yoktu. 8 olguya 9 operasyon yap ld. 7 olguya torakotomi (bilateral olan olguya ayr seanslarda) ile olguya video yard ml torasik cerrahi ile büllektomi yap ld. Olgular n drenleri ortalama.78 (-5) günde çekilen olgular 4.8 (-8) günde sorunsuz bir flekilde taburcu edildiler. Özellikle üst loblardan kaynaklan p kalan akci er dokusuna kompresyon yapan hemitoraks n / ünden fazlas n kaplayan büllerin operasyonu düflük mortalite ve morbidite ile seyreden son derece yüz güldürücü bir durumdur. [EP-87] Büllöz Akci er Hastal klar n n Tedavisinde Major Akci er Rezeksiyonlar n n Yeri Alper F nd kc o lu, Dalokay K l ç, fiule Ak n, Evren Eker, An fl Ar bo an, Ahmet Hatipo lu Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi Anestezyoloji ve Reanimasyon AD G R fi: Amfizem tedavisinde cerrahinin yeri s n rl d r. Cerrahi tedavi olarak genellikle hacim küçültücü operasyonlar uygulanmaktd r. Ancak lokalize bül formasyonu ile seyreden olgularda bül rezeksiyonu veya anatomik akci er rezeksiyonlar tedavide etkin olabilmektedir. Uygun hasta seçimi ve do ru cerrahi yaklafl m ile hastalar n fonksiyonel kapasiteleri artt r labilir. Biz bu çal flmam zda major akci er rezeksiyonu yapt m z büllöz amfizemli olgular m z sunuyoruz. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 006 ile Ocak 009 tarihleri aras nda klini imizde büllöz amfizem nedeni ile major akci er rezeksiyonu yapt m z 6 olgumuzu de erlendirdik. Hastalar n yafllar 8 ile 57 aras nda de iflmekte, ortalama: 44,5 idi. Olgular n si kad n 4 ü erkek idi. Hastalar n preoperatif de erlendirmesinde solunum fonksiyon testleri, bilgisayarl toraks tomografisi, ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi, ekokardiyografi ve kan gaz analizleri yap ld. Cerrahi tedavi olarak olgular m z n sine pnömonektomi, sine sa üst bilobektomi, ine sol alt lobektomi, ine ise sa üst lobektomi yap ld. Hastalar n ameliya öncesi ve sonras solunum fonksiyonlar ve kapasite de ifliklikleri FEV ve Medical Research Council Dsypnea Scale (MRC) kullan larak hesapland. BULGULAR: Hastanede yat fl ortalama 9,7 (5-0) gün, yo un bak mda kal fl ortalama.6 gün (-8 gün) olarak saptand. Hastalar n ortalama,5 ayl k takip sürecinde (-54 ay) mortalite görülmedi. Morbidite olguda gözlendi (%). Sol pnömonektomili bir olgu post opertif. gün kanama revizyonuna al nd. Sa üst lobektomi yap lan olgumuzda uzam fl hava kaça gözlendi ancak ek bir giriflime gerek olmad. SONUÇ: Büllöz amfizemli olgularda lobektomi, pnömonektomi gibi major rezeksiyon amaliyatlar oldukça düflük mortalite ve morbidite ile uygulanabilir. Cerrahi tedavi sonras hastalar n solunum fonksiyonlar ve kapasitelerinde iyileflme gözlenmifltir. Tedavinin baflar s için olgular n dikkatli seçilmesi gereklidir. [EP-88] Mediastinoskopi ile Eksize Edilen Paratrakeal Perikard Kisti fierife Tuba Liman, Aykut Eliçora, Korkmaz Burç, Salih Topçu Kocaeli Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD Mediastinoskopi akci er kanserinin evrelendirilmesinde mediastinal lenf nodlar ndan biyopsi almakta yayg n olarak kullan lan bir cerrahi yöntemdir. Deneyimler artt kça mediastinoskopi ile mediastinal kist eksizyonlar da az say da olmakla beraber bildirilmektedir. Mezotelyal kistler mediastinal kitlelerin %5-0 unu olufltururlar. Burada mediastinal kistik lezyonun mediastinoskopi yoluyla eksizyonu sunulmaktad r. K rk alt yafl nda erkek hasta gö üs a r s nedeniyle 90
91 Elektronik Posterler incelenirken çekilen toraks tomografisinde izlenen sa paratrakeal lezyon nedeniyle klini imize yat r ld. Lenfadenopatiye benzeyen düzgün s n rl sa tek paratrakeal lezyonun ayd nlat lmas için mediastinoskopi planland. Mediastinoskopi s ras nda lezyonun kistik oldu unun izlenmesi nedeniyle i ne ile aspirasyon yap ld. Mukoid berrak s v n n aspire edilmesi üzerine mediastinoskopi ile eksize edildi. Mezenkimal kistlerin eksizyonu di er mediastinal lezyonlar gibi genellikle torakotomi, sternotomi ve VATS yoluyla olabilir. Mediastinal kistik lezyonlar benign oldu u için minimal invasiv yöntemler daha fazla tercih edilmektedir. Mediastinoskopi ile mediastinal kistler parsiyel ya da total olarak eksize edilebilirler. Paratrakeal mediastinal kistik lezyonu olan olgularda mediastinoskopi efektif ve etkin bir yöntem olarak kullan labilir. [EP-89] Mediastinoskopi ve Tan sal De eri (98 olgunun analizi) Esen Gündüz Zorsu, Nurettin Karao lano lu, Sadi Kaya, A. rfan Tafltepe Kilis Devlet Hastanesi Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Gö üs Cerrahisi Klini i Mediastinoskopi akci er ve mediasten patolojilerinde, hem tan hem de uygulanacak tedavi yaklafl m n n belirlenmesinde mortalitesi ve morbiditesi düflük, iyi tolere edilebilen güvenilir bir yöntemdir. Tüberküloz ve sarkoidoz gibi granülomatöz ve inflamatuar hastal klarda, lenfoma gibi malignitelerde tutulmufl lenf nodlar n n teflhisinde oldukça faydal bir yöntemdir. Primer akci er kanserli olgularda hastal n prognozunu etkileyen önemli faktör lenfatik yay l md r. Mediastinoskopi ile lenf nodu biyopsisi yap larak lenfatik yay l m belirleyip hem gereksiz eksploratris torakotomi önlenmifl olur hem de torakotomi öncesi akci er kanseri evrelemesi yap lm fl olur. Bu çal flmada Ocak 004-Aral k 006 tarihleri aras nda tan sal mediastinoskopi yap lan 98 olgunun hastane kay tlar retrospektif incelenerek yap ld. Olgular n yafl, cinsiyet, semptom, mediastinal lenf nodu büyüklü ü, mediastinoskopi endikasyonu, histopatoloji sonuçlar ile geliflen komplikasyonlar de erlendirildi. Çal flmaya al nan olgular n yafllar 7 ile 77 aras nda olup ortalama yafl 5.5 olarak bulundu. Hastalar n 99 u erkek, 99 u kad nd. En s k izlenen semptomlar; öksürük, nefes darl, gö üs a r s ve hemoptizi olarak tespit edildi. Mediastinal lenf nodu büyüklü ü toraks BT de 0 mm ve üzerinde olan 54 (%85.) olgu, 0 mm nin alt nda olan 44 (%4.7) olgu fleklinde çal flmaya al nd. Histopatolojik sonuçlar ise; 97 olguda granülömatöz lenf adenit, 97 olguda malignite, 8 olguda antrakotik lenf nodu olarak tespit edildi. Mediastinoskopiye ba l olguda (%) ses k skl, olguda(%) major kanama, olguda (%0.7) pnömotoraks izlendi. Toplam morbidite 8 (%.7), mortalite görülmedi. Mediastinoskopi; tan s olmayan akci er ve mediasten patolojilerinin tan s n n konulmas nda ve akci er kanserinde do ru bir preoperatif evreleme ve do ru tedavi protokollerinin oluflturulmas nda rutin uygulanmas gereken yöntemdir. [EP-90] Kas Flebi ve Polipropilen Mesh ile Onar m Uygulad m z Tam Katl Gö üs Duvar Defektli Olgular m z Ilgaz Do usoy, Hatice Demirba Cofl un, Mehmet Y ld r m, Murat Yaflaro lu, Tuba Koç, Recep Ustaalio lu, Rüçhan Anbar, Soner Tatl dede Dr.Siyami Ersek Gö üs, Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi, Gö üs Cerrahisi Klini i, stanbul fiiflli Etfal E itim ve Araflt rma Hastanesi, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Klini i, stanbul G R fi: Gö üs duvar n n tam katl rezeksiyonunu gerektiren tümörlerin büyük k sm n meme kanseri infiltrasyonlar, toraks duvar ndan kaynaklanan primer ba dokusu tümörleri, akci er kanserinin direkt yay l m ve metastazlar olufltururlar. Özellikle iskelet defektinin onar m için gelifltirilen sentetik materyaller ve lokal kas flebi imkanlar n n ortaya konmas gö üs cerrahlar na genifl rezeksiyon imkan sa lam flt r. GEREÇ VE YÖNTEM: y llar aras nda Dr. Siyami Ersek Gö üs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi Gö üs Cerrahisi Klini inde gö üs duvar rezeksiyonu ve myokutanöz flep ve/veya sentetik greft ile ile rekonstrüksiyon yap lan olgu de erlendirildi. Çal flmam za primer gö üs duvar tümörü, toraks duvar invazyonu olan primer akci er tümörü ve meme ca nedeni ile rekonstrüksiyon uygulanan olgular dahil edildi. BULGULAR: hastan n si kad n, 9 u erkekti ve yafllar ile 65 aras nda de iflmekte olup ortalama yafl 45.4 tü. 8 olgu primer gö- üs duvar tümörü nedeni ile, 4 olgu gö üs duvar na invaze primer akci er tümörü nedeni ile ve 9 olgu nüks meme Ca nedeniyle opere edilmifllerdir. olguda kutanöz / miyokutanöz flep, 9 olguda sentetik greft + kutanöz / miyokutanöz flep kullan lm flt r. Kas flebi olarak 8 olguda latissimus dorsi, 7 olguda pektoralis majör, 4 olguda serratus anterior ve olguda rectus abdominis kullan lm flt r. hastada perop fibrilasyon, 5 hastada yara yeri enfeksiyonu geliflti. Tüm hastalarda postoperatif dönemde solunum fonksiyonlar yeterli olarak de erlendirildi. Ortalama hastanede kal fl süresi 4.6 gün olarak bulundu. SONUÇ: Gö üs duvar rekonstrüksiyonu solunum fonksiyonunun ve derin hayati organlar n korunmas n birlikte amaçlayan komplike bir operasyondur.bu ameliyatlarda kompleks rezeksiyon ve onar mlar n gö üs cerrah ve plastik cerrah n iflbirli i ile yap lmas baflar flans n artt r r. [EP-9] Videotorakoskopi ile Tek Porttan Hiperhidrozis Tedavisi Mustafa Kuzucuo lu, Yekta Altemur Karamustafao lu, Taner Tarladaçal fl r, Rüstem Mammedov, Yener Yörük Trakya Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Edirne AMAÇ: Video assisted thoracoscopic surgery (VATS) ile sempatektomi primer hiperhidrozisin tedavisinde son y llarda uygulanan basit ve güvenilir bir yöntemdir. VATS ile sempatektomini çeflitli uygulama yollar olmakla birlikte biz bu çal flma da tek porttan sempatektomi uygulad m z olgular m zn sonuçlar n sunmak istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Çal flmam za Haziran 007-Haziran 009 tarihleri aras nda VATS ile sempatektomi yap lan 4 erkek (%50), 4 kad n (%50) ortalama yafllar,4 (-6) olan 8 olgu dahil edildi. Baflvuru flikayeti olgular n 4 ünde (%50) el ve koltuk alt terlemesi, 4 ünde (%50) el terlemesi mevcuttu. Olgular n ço u daha önce dermatolojik ilaçlar ve medikal yöntemleri kullanm fl ama flikayetleri devam eden olgulard. Olgular n tümüne aksiler tek porttan terlemenin çeflidine göre T-T4 sempatektomi yap ld. Olgular n hiçbirinde aç k prosedüre geçilmek zorunda kal nmad. Operatuar mortalite ve peroperatuar komplikasyon görülmedi. Tüm olgularda ortalama bir saat içinde ellerde s nma, el ve koltuk alt nda terlemede bariz azalma görüldü. 9
92 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab SONUÇ: Tek port VATS ile sempatektomi mükemmel kozmetik ve fonksiyonel sonuçlar olmas, düflük komplikasyon oran, operasyondan bir saat sonra olumlu sonuçlar n n görülmesi, bir gün sonra hastan n günlük aktivitelerine dönmesi nedeni ile el, koltuk alt ve yüz terlemesi olanlarda yüz güldürücü cerrahi sonuçlar olan bir tedavi fleklidir. [EP-9] Hiperhidrozis ve Vazospastik Damar Hastal klar nda Nas l Bir Sempatektomi Operasyonu Uygulayal m? Refik Ülkü, Serdar Onat, Alper Avc, Bülent Öztürk Dicle Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Cerrahisi AD, Diyarbak r AMAÇ: Otonom sinir sisteminden köken alan hastal klar n oluflturdu u bir grup patolojide sempatektomi baflar yla kullan lmaktad r. Bu çal flmam zda klini imizde hiperhidrozis ve vazospastik damar hastal nedeniyle opere edilen hastalar m z n ameliyat so nuçlar de erlandirildi. YÖNTEM: Çal flmam zda 4 hastam z n operasyon sonuçlar de- erlendirildi. Hastalar m zdan 5 de tek tarafl, ileri derecede yap - fl kl k saptand için yap fl k olan tarafa aç k operasyon yap ld. 9 hastam za bilateral, yukar daki 5 hastam za tek tarafl VATS (Video yard ml torakoskopik cerrahi) uyguland. Hastalar m z n bir k sm nda çift bir k sm nda port kullan ld. Çal flmam zdaki hastalar - m zdan 6 s vazaospastik damar hastal tan l idi. hastam z n bir hemitoraks nda klasik sempatik zincir eksizyonu, di er hemitoraksa nda sempatik zicir eksizyonu yapmadan klips uyguland. BULGULAR: Hastalar m z n yafl ortalamas 8. olup, hastam z erkek, hastam z bayan idi. 4 hastam zda T-T, hastam zda T, 7 hastam zda T-T4 eksizyonu yap ld. Operasyon süresi klips uygulanan tarafta ortalama 6. dk ( 5- ) idi. Operasyon sonras olgumuzda minimal pnomotoraks gözlendi, bu olgular takip ve oksijen tedavisi ile düzeldiler. Hasta memnuniyeti operasyondan ve ay sonra de erlendirildi. Tüm hastalar m z sonuçtan memnun idi. Özellikle sempatik zincire klips uygulanan taraf ile normal eksizyon yap lan taraf aras nda memnuniyet aç s ndan herhangi bir fark saptanmad. SONUÇ: Torakoskopik sempatektomi hiperhidrozis ve vazospastik hastal klar n tedavisinde güvenli ve baflar l bulundu. Sempatik zincire klips uygulanmas n n daha az invaziv ve sonuçlar aç s ndan eksizyondan fark olmad saptand. Bu çal flmadaki klips uygulanan hastalar n bölümü DÜBAB projesi taraf ndan taraf ndan desteklenmifltir. [EP-9] Genç Eriflkinlerde Elektif Küçük Cerrahi Giriflimler Öncesi Rutin Postero Anterior Akci er Grafisi Çekme Gereklili i H.volkan Kara, Hasan Bostanc, Kadir A lad o lu, Hasan Y lmaz, Bülent Koçer, G. Kaan Ataç, Serhat O uz TSK Van Asker Hastanesi, Van G R fi: Elektif cerrahi ifllemler öncesi hastalara rutin akci er grafisi çekilmesi konusu tart flmal d r. Çal flmam zda genç askeri personelde planl küçük cerrahi ifllemler öncesi çekilen Posteroanterior(PA) akci er grafilerinin sonuçlar de erlendirilmifltir YÖNTEM: Hastanemizde Haziran- Aral k 008 tarihleri aras nda elektif cerrahi ifllem geçiren ard fl k 8 hastan n t bbi kay tlar incelendi. Tüm hastalar silahl kuvvetlerde askerlik hizmeti için bulunan genç eriflkin erkeklerdi. Hastalara minör cerrahi olarak s n fland - r lan planl cerrahi ifllemler uyguland.hastalar n detayl t bbi özgeçmiflleri, fizik muayeneleri ve PA akci er grafileri çekildi.. Tüm hastalara spinal anestezi alt nda planlanan cerrahi ifllemler yap ld. Hastal klar n da l m : pilonidal hastal k, 9 anal fissür, hemoroidal hastal k fleklinde idi. Hastalara pre ve post-operatif dönemde pulmoner rehabilitasyon uyguland. Postoperatif dönemde tüm hastalar ilk saatlerde mobilize edildi. Taburcu dönemine kadar t bbi takipleri yap lan hastalar n bulgu ve kay tlar çal flmam zda kullan ld SONUÇLAR: Çal flma grubundaki tüm hastalar erkek, ortalama yafl. y l idi. Ortalam hastanede kal fl süresi. gün idi. Hastalar n 6 (%.9) s nda çekilen grafilerde patolojik radyolojik bulgu tespit edildi. Tespit edilen patolojik bulgular n da l mda 5 havalanma art fl, kostodiyafragmatik sinüs küntleflmesi, 4 fibrotik de ifliklik, nonkalsifiye nodüler lezyon ( cm den küçük), kalsifiye nodüler lezyon ( cm den büyük), hiler geniflleme, minimal skolyoz mevcuttu. Tüm hastalar n solunum sistemi muayeneleri normal idi. Nodüler lezyonu olan hastalara toraks bilgisayarl tomografisi çekildi. Hiçbir hastaya akci ere yönelik cerrahi ifllem düflünülmedi. Hastalar n planl minör cerrahi giriflimleri hakk nda da davran fl flekil de- iflikli i olmad. Postoperatif dönemde hastalar n hiçbirinde atelektazi dahil solunum sistemi kaynakl morbidite ortaya ç kmad. Hiçbir hastada mortalite görülmedi. TARTIfiMA: Preoperatif dönemde çekilen PA akci er grafisinde radyolojik patoloji tespit edilen hastalar n hiçbirinde planlanan cerrahi ifllemde davran fl de iflikli i olmam flt r.bu hastalarda postoperatif dönemde morbidite ya da mortalite ortaya ç kmam flt r. Bu bulgular minör cerrahi öncesi rutin çekilen akci er grafisinin genç eriflkin hastalarda klinik katk sa lamad n düflündürmektedir.preoperatif PA akci er grafisi riskli hasta gruplar ndaki akci er patolojilerinin ortaya ç kar lmas nda uygun olacakt r. [EP-94] Yap sal Kaburga Deformiteleri Ve Tan da Boyutlu Bilgisayarl Tomografi Uygulamalar H. Volkan Kara, Kadir A lad o lu, Deniz Bulut, Seyfi Emir 4, Bülent Güvendi, Hasan Y lmaz Gümüflhane Devlet Hastanesi, Gö üs Cerrahisi Klini i, Gümüflhane Asker Hastanesi, Van Yüzüncü Y l Üniversitesi T p Fakültesi, Radyoloji AD, Van 4 Elaz E itim Araflt rma Hastanesi, Genel Cerrahi Klini i, Elaz G R fi: Kaburgalar n bir k s m yap sal deformiteleri ya da patolojik durumlar mevcuttur. Bunlar: servikal kosta, intratorasik uzan ml kosta, pelvik kosta, iki veya daha fazla kostan n füzyonu, iki kostan n köprüleflmesi, bifid (çatallanan) kosta ve birinci kostan n psödoartrozudur. Tüm bu yap sal farkl l klar n toplam nüfusun %0.5- %0.0 unda görüldü ünden nadir vakalar olarak kabul edilirler. Baz akci er patolojilerini radyolojik olarak taklit edebilen bu durumlar akci er grafileri yeterince dikkatli incelenmez ise gözden kaç r - labilir. Bu yap sal farkl l k durumlar genellikle hafif flikayetler veya semptomsuz seyretmekte olup rastlant sal olarak teflhis edilirler. Yaz m zda çekilen postero anterior akci er grafileri ile ön tan alm fl, kesin tan lar toraks bilgisayarl tomografisi ve boyutlu rekonstrüksiyon yöntemiyle netlefltirilmifl kaburga yap sal deformiteleri görselleriyle birlikte bir seri halinde sunulmufltur. OLGU: Dijital çekilen 600 postero anterior akci er grafisinde 9 hastada kaburgalarla ilgili sorun olabilece i düflünülmüfltür. leri tetkik olarak ince kesit bilgisayarl toraks tomografisi çekilmifl ve üç boyutlu rekonstrüksiyonla görüntüler elde edilmifltir. Olgular n 8 inde patolojinin yap sal kaburga anomalisi oldu u, di er olguda ise akci er kaynakl büllöz yap n n bu görüntüye yol açt, di er olgunun ise tamamen normal oldu u tespit edilmifltir. Serimizde kaburgan n yap sal kaynakl deformite oran %0, dir. Olgular n 6 s erkek i kad n idi. Olgular n sadece ünde ilgili kaburga patolojisin oldu u bölgede a r flikayeti vard. Deformite da l m nda hastalarda 0 tek tarafl çatallanma, füzyon, köprüleflme, rudimente kot, füzyon ve çatallanma, iki tarafl çatallanma mevcuttur. Di er olas tan lar n ekarte edilmesi ard ndan olgulara cerrahi ifllem uygulanmam flt r. TARTIfiMA: Çal flma grubumuz Türkçe literatürdeki yap sal kaburga deformitelerinin en genifl olgu serilerinden biridir. Olgular n 9
93 Elektronik Posterler çekilen PA akci er grafilerinin dikkatli incelenmesi ve bu varyasyonlar n ak lda tutulmas gerekmektedir. Bilgisayarl toraks tomografisi ve boyutlu görüntü rekonstrüksiyonu kaburgan n flüpheli durumlar n tespiti ve olas di er akci er patolojilerinin belirlenmesinde etkin bir tan yöntemidir. [EP-95] Ast m ve Kistik Bronflektaziye Efllik Eden Sol Pulmoner Arter Hipoplazisi Olgusu smet Bulut, Mustafa Koplay, Hatice Baysal, Zeynep Selcan Solak 4 Dumlup nar Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar AD Dumlup nar Üniversitesi T p Fakültesi Radyodiagnostik AD Gö üs Hastal klar AD 4 Radyodiagnostik AD Ast m reversible hava yolu obstrüksiyonu ve persistant hava yolu inflamasyonu ile seyreden obstrüktif bir akci er hastal d r. Bronfliektazi ektatik bronflial yap lar n bulundu u öksürük ve bol miktarda balgam ç karma ile karakterize bir hastal kt r. Bronfliyektazi, ast m ve pulmoner arter hipoplazisi bir arada son derece nadir görülen bir antitedir. Dumlup nar Üniversitesi T p Fakültesi Gö üs Hastal klar ABD Poliklini ine 7 y ld r devam eden nefes darl,h r lt l solunum, öksürük, balgam ç kartma flikayetleri ile baflvuran 46 yafl ndaki erkek hastan n çekilen PA Akci er grafisinde her iki akci er alt alanlarda kistik ektatik görünüm tespit edilmesi üzerine çekilen 5 mm kesit kal nl kl, kontrastl toraks BT sinde sol akci er alt lobda daha belirgin olmak üzere bilateral akci er alt loblar nda parahiler alanda ve sa akci er üst lob posterior segment lokalizasyonda yayg n kistik bronfliektazi alanlar izlendi. Ayr ca mediasten kesitlerinde ana pulmoner arter 7 mm, sa pulmoner arter mm ile normal çapta izlenmesine ra men, sol pulmoner arterin mm ile hipoplazik grünümde oldu u tespit edildi. Literatür taramas sonras nda bronflial ast m,yayg n kistik bronfliektazi, sol ana pulmoner arter hipoplazisi birlikteli i olan olguya rastlanmad. Hekimlerin klinik pratikte Ast m, bronfliyektazi birlikteli i tan s konulan olgularda bunlara Konjenital Ana Pulmoner Arter Hipoplazilerinin efllik edebilece ini göz önünde bulundurmalar gerekti ini vurgulamak istedik. [EP-96] Ksifodini ile Kendini Gösteren Bir Talasemi Minör Olgusu Makbule Ergin, Ali Ye insu, Türker Tafll yurt, Reflit Do an Köseo lu, Kürflat Gürlek, smail Ergin 4 Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Tokat Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi, Dahiliye AD, Tokat Gaziosmanpafla Üniversitesi T p Fakültesi, Patoloji AD, Tokat 4 Tokat Devlet Hastanesi, Radyoloji Bölümü, Tokat Ksifodini, ksifoid kemik veya ksifosternal bileflke irritasyonuna ba l olarak ortaya ç kan gö üs, üst kar n bölgesi, bo az, kol ve bafla yay labilen a r ile karakterize nadir bir sendromu tarif eder. Otuzyedi yafl nda kad n hasta y ld r s rta, kola ve gö üs duvar na yay lan bat c tarzda ksifodini ve ayd r ksifoid kemik üzerinde flifllik hissi flikayeti ile klini imize baflvurdu. Fizik muayenesinde ksifoid kemik x cm boyutlar nda palpabl olup a r d fl nda patoloji saptanmad. Çekilen akci er grafileri ve toraks bilgisayarl tomografileri normal olarak raporland. Hastan n laboratuvar tetkikleri hafif bir anemi (Hb:0., Htc:.9) d fl nda normaldi. Medikal tedaviye ra men a r n n devam etmesi nedeni ile hastaya ksifoid rezeksiyonu yap ld. Spesimenin histopatolojik incelemesi sonucunda kemik ili inde belirgin derecede hipersellülerite saptand. Dahiliye bölümünce konsülte edilen hastaya Hb elektroforezi yap ld (HbA:%6.) ve Talasemi minor teflhisi koyuldu. Rezeksiyon sonras 6 ayl k takibinde hastan n asemptomatik oldu u gözlendi. Ksifodini nadir bir semptom olup, y llar aras nda toplam olgu bildirilmifltir. Etiyolojisinde genellikle travma suçlanm flt r. Talasemi ülkemizde çok yayg n görülen genetik geçiflli bir kan hastal olup talasemi minör genellikle asemptomatik olup hafif bir anemi ile ortaya ç kar. Talasemili hastalarda kostalar n posterior kesimlerinde geniflleme, osteoporoza sekonder kemik a r lar, plevral kitle ve mediastinal lenf nodlar görülebilmektedir. Talaseminin bir semptomu olarak ksifodini daha önce literatürde bildirilmemifltir. Sonuç olarak, hastal n s k görüldü ü yerlerde, uzun dönem non travmatik ksifodini ve anemi ile baflvuran hastalarda talasemi de etiyolojide ak lda tutulmas gereken bir hastal klardan biridir. Bu hastalarda tan ve tedavi amac ile ksifoid rezeksiyonu uygun bir seçenek olabilir. [EP-97] Çomak Parmakla Seyreden ntralober Sekestrasyon Ayfle Gözü, Nilgün Kalaç, Berna Ak nc Özyürek, Mahmut Gülgösteren Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara Baflkent Üniversitesi Gö üs Hastal klar AD, Ankara Atatürk Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Cerrahisi AD AMAÇ: Pulmoner sekestrasyon normal akci er dokusundan ayr normal fonksiyon göstermeyen, kronik öksürük, yineleyen akci er enfeksiyonu ve hemoptizi ile karakterize konjenital akci er hastal - d r. Arteriyel kanlanmas sistemik dolafl mdan olup venöz drenaj sistemik dolafl ma veya pulmoner venöz sisteme olabilmektedir. ntralober ve extralober olmak üzere iki tipi vard r. OLGU: Otuz bir yafl nda erkek hasta, ay önce ani bafllayan s rt a r s yak nmas yla baflvurdu. Çocuklu undan bu yana olan öksürük ve balgam yak nmalar mevcut. Hastan n fizik muayenede sol akci- er alt zonda inspiratuar raller ve üst ekstremitelerinde çomak parmak saptand.bilgisayarl toraks tomografisinde sol akci er alt lobda variköz sakküler tipte bronfliektazi ve içerisinde hava s v seviyeleri saptand. SFT ve laboratuvar de erleri normal saptanan hastaya FOB yap ld. Endobronfliyal lezyon izlenmedi, sol akci er alt lobdan bronfl lavaj incelemesi enfeksiyonla uyumlu idi. Bronfliyektazi düflünülerek, s k tekraralayan enfeksiyonlar nedeniyle gö üs cerrahi bölümü ile konsülte edildi. Operasyon karar al nd. ntraoperatif inspeksiyonda sol alt lobda konsolide, ekspanse olmayan ve posterior yerleflimli bir lezyon izlendi. Sol alt lob diseksiyonu s ras nda anatomik vaskülarizasyon d fl nda sadece alt loba lokalize, pulsatil, torakal aorttan kaynaklanan bir arteriyel yap mevcuttu.yine alt lob orijinli inter kostal venlere uzanan vasküler yap izlendi. Bu iki adet aberran damar ba lanarak kesildi. Daha sonra alt lobektomi uyguland.al nan materyal histopatolojik olarak intralober sekestrasyon ile uyumlu bulundu. SONUÇ: Pulmoner sekestrasyonlar nadir görülmekle beraber tekrarlayan enfeksiyonlar n ay r c tan s nda akla gelmelidir.genellikle radyolojik olarak bronfliektazi ile kar flan pulmoner sekestrasyonda çomak parmak nadir görülen bir fizk muayne bulgusudur. Nadir bir antite olsada s k tekrarlayan pulmoner enfeksiyonlar n ay r c tan - s nda akla gelmelidir. 9
94 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-98] Bronfliyal Atrezi: ( ki) Olgu Nedeniyle Ahmet Ertu rul, Yakup Arslan, Ömer Deniz, Ergun Tozkoparan, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD AMAÇ: Yetiflkin yafl grubunda tan konan bronfliyal atrezi olgular - na dikkat çekmek. G R fi: Bronfliyal atrezi nadir görülen konjenital bronkopulmoner malformasyonlardan biridir. Genellikle hilusa yak n soliter pulmoner nodül veya kitle görüntsü ile prezente olurlar. Lober, segmental ve subsegmental düzeyde atrezi olabilir. Mukosel, segmental hiperlüsensi, hipovaskülarite tipik BT bulgular d r. Ço u hasta asemptomatik oldu u için tan insidental olarak konmaktad r. En s k olarak sol akci er üst lob apikoposterior segmenti tutulmaktad r. Nadiren vasküler veya pulmoner anomaliler efllik etmektedir. OLGU : 0 yafl nda erkek hasta, toplum kökenli pnömoni nedeni ile takip edilirken kontrol için çekilen toraks BT de sol akci erde saptanan lokalize haval l k art fl nedeni ile sevk edilmifl. Hastaya çekilen ventilasyon perfüzyon sintigrafisinde sol akci er alt lob süperior segmentte ventilasyon ve perfüzyon defekti saptand (match defekt). Dinamik toraks BT de pulmoner arterin sol alt lob süperior segment dal n n hipoplazik oldu u, sol akci er alt lob süperior segmentte santralde bronflektazik geniflleme ve komflulu unda dansite art fl (mukosel) ayr ca ayn segmentte lokalize hava hapsi ile uyumlu radyolüsent alan saptand. Yap lan FOB ta endobronfliyal lezyon saptanmad ve her iki sistem tüm lob ve segment a zlar aç k olarak izlendi. Radyolojik ve bronkoskopik bulgular ile subsegment düzeyinde bronfliyal atrezi ve buna efllik eden sol pulmoner arter alt lob süperior dal n n hipoplazisi teflhifl edildi. Hasta asemptomatik oldu- u için ve sadece kez pnömoni geçirdi i için takibe al nd. OLGU : 0 yafl nda erkek hasta - y ld r devam eden gö üs a r s flikayeti ile baflvurdu. PA akci er grafisinde sa akci er üst zonda artm fl radyolüsensi ve sa hilus komflulu unda flüpheli nodüler opasite saptand. Dinamik toraks BT de sa akci er üst lob posterior ve apikal segmentlerinde hiperlüsent görünüm ve bronkosel ile uyumlu tübüler dansite art fl tespit edildi. Radyolojik ve klinik olarak olarak sa akci er üst lob posterior segment atrezisi tan s kondu. Hastan n uzun süredir devam eden gö üs a r s flikayeti oldu u için opere edilmek üzere gö üs cerrahisine nakledildi. SONUÇ: Lokalize hiperaerasyonun efllik etti i soliter pulmoner nodül veya akci er kitle etyolojisi araflt r lan genç hastalarda, nadir görülen bir konjenital trakeobronfliyal dallanma anomalisi olan bronfliyal atrezi de düflünülmelidir. Hastalar n genellikle asemptomatik olduklar unutulmamal d r. [EP-99] Nadir Görülen Bir Gö üs Duvar Anomalisi; Poland Sendromu: Olgu Sunumu Ali Çelik, lknur Teber, Kerim Tülüce, Muhammed Sayan, Halide P nar Ar can, smail Cüneyt Kurul Gazi Üniversitesi T p Fakültesi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara G R fi: Poland Sendromu gö üs duvar n n nadir görülen bir anomalisi olup ço unlukla çocukluk döneminde aile taraf ndan fark edilir. Nadir olarak operasyon gereken bu patolojiler yaflam n ilerleyen y llar nda belirginleflerek fizyolojik ve psikolojik sorunlara neden olabilir. OLGU: yafl nda erkek hasta gö üs duvar flekil bozuklu u nedeniyle klini imize baflvurdu. Öz geçmiflinden y l önce sa el. ve. parma nda do ufltan olan yap fl kl k nedeniyle opere oldu u ö renildi. Hastan n fizik muayenesinde sa da pectoral kaslar n yoklu- u ve aksiller k llanmada azalma ile beraber malpozisyon, solda kanat scapula görüntüsü, sa elde geçirilmifl operasyona sekonder skatris tespit edildi. Çekilen arka-ön grafi normaldi. Bilgisayarl toraks tomografisinde sa da pektoral kaslar n yoklu unun yan nda ek bir patoloji saptanmad. Hasta ve ailesi hastal k ile ilgili olarak bilgilendirildikten sonra önerilerle birlikte y ll k takiplere ça r ld SONUÇ: Poland sendromu gö üs duvar anomalileri içinde nadiren görülür. Sendromda gö üs duvar anomalilerine ek olarak iskelet sisteminin di er anomalileri, pektoral kaslar n yoklu u, meme anomalileri, aksiller k llanma bozukluklar da görülebilir. Her iki cinste kostal ageneziler nedeniyle paradoksal solunum, sternumun afl r malpozisyonu ve bayanlarda meme anomalileri ile ilgili estetik kayg lar operasyon endikasyonlar n oluflturur. Operasyon planlanmayan vakalarda ise mutlaka sternum deformitesi hakk nda bilgi verilmeli deformite takibe al narak gerekli kontroller yap lmald r. [EP-00] Eriflkin Yaflta Teflhis Edilen Pulmoner Arter Geliflimsel Anomalisi Ayflegül Karalezli, Berna Botan Y ld r m, Ayflegül fientürk, H. Canan Hasano lu Ankara Atatürk E itim ve Araflt rma Hastanesi, Gö üs Hastal klar, Ankara Pulmoner arterin (PA) geliflimsel anomalileri oldukça nadir görülmektedir. Asemptomatik olgularda tesadüfen tespit edilmekte ve belki de geçirilmifl bir hastal a ba l akci er hasar fleklinde yorumlanmaktad r. Biz de, nadir görülmesi nedeni ile, klini imizde yatarak tetkik edilen eriflkin pulmoner arter geliflimsel anomalili bir olguyu sunduk. Preoperatif de erlendirme s ras nda çekilen akci er grafisindeki görünüm nedeni ile poliklini imize konsülte edilen 0 yafl ndaki erkek hastan n dönem dönem olan gö üs a r s d fl nda flikayeti yoktu. Öz geçmiflinde yar k damak nedeni ile opere oldu u, infertilite ve alopesi areata nedeni ile tedavi gördü ü ö renildi. Sigara hiç kullanmam flt. Posteroanterior akci er grafisinde sol hemitoraksta volüm kayb ve sa hemitoraksta hiperinflasyon, trakea ve mediastenin sol tarafa deviasyonu izlendi. Toraks BT-anjiyografisinde pulmoner trunkus ve sa pulmoner arter normal kalibrasyonda olup sol pulmoner arter orijin düzeyinde itibaren izlenemedi (atretik?). Sol pulmoner arteryel sistemin sol gastrik arterden orijin ald ve inferior pulmoner vene drene oldu u dikkati çekti. Bronkoskopisinde sa alt lob medial segment girifli izlenmedi. Sol üst lob segment giriflleri geniflti. Sol ana bronfl giriflinde medialde mukozal düzensizlik vard. Buradan biopsi al nd. Gönderilen bronkoskopik biopsi materyalinin patolojik incelemesi normal olarak raporland. MR-anjiyografisinde sol pulmoner arter hipoplazik görünümde, solda pulmoner arter segmenter ve subsegmenter dallar sa a nazaran belirgin ince kalibrasyonlu olup, toraks d fl sistemik kollateral vasküler yap lar ile ba lant göstermekteydi. Sol akci er hipoplazik görünümdeydi, mediastinal yap lar ve kalpte sola deviasyon izlendi. Olas ek bir kardiyak anomaliyi ekarte etmek için yap lan transözofajiyal ekokardiyografide patolojik bulguya rastlanmad. Sonuç olarak olgumuza pulmoner arter hipoplazisi tan s ancak 0 yafl nda ve tesadüfen konulmufltur. MR-anjiyografi ileri invaziv iflleme gerek kalmadan tan koydurucu olmufltur. Pulmoner arter anomalilerinde de iflik klinik görünümlerin olabilece i ak lda tutulmal d r. 94
95 Elektronik Posterler [EP-0] Nadir Görülen Bir Pulmoner Venöz Dönüfl Anomalisi: Scimitar Sendromu Funda Ark n, Füsun fiahin, P nar Y ld z Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi, stanbul Scimitar Sendromu, veno-pulmoner sendrom olarak da bilinen nadir bir konjenital pulmoner venöz dönüfl anomalisidir. Vena kava inferiora ve sa atriuma anormal pulmoner venöz drenaj n eflli inde sa akci er ve sa pulmoner arter hipoplazisiyle karakterizedir. Klini imize 5 seneden beri eforla artan nefes darl yak nmas yla baflvuran 6 yafl ndaki bayan hasta, PA (postero-anterior) akci er grafisindeki sa da volüm kayb ve sa kalp kenar boyunca uzanan kama benzeri görüntü nedeniyle tetkik edildi. Toraks BT sinde sa hemitoraksta volüm kayb mevcut olup, sa akci erde diyafragmatik plevraya komflu, çaplar -.5 cm olan adet vasküler kaynakl oldu u düflünülen nodüler lezyonlar tespit edildi. MR anjiografide sa akci er hipoplazik görünümdeydi. Sa da akci er orta lob düzeyinden inferomediale do ru uzanan ve inferior vena kavaya aç lan vasküler yap izlendi. Bu görünüm Scimitar Sendromu ile uyumlu bulundu. Yap lan bronkoskopide de sa ana bronfl uzunlu u artm flt ve üst lob izlenemedi. Alt loba uyan yerde bronfl ayr m izlendi. çine girildi- inde segment yap lar rudimenter, ancak aç kt. Hastaya hastal ile ilgili bilgi verilerek kontrollere ça r ld. [EP-0] Soliter Pulmoner Nodül Olarak Ortaya Ç kan Bir Pulmoner Sekestrasyon Olgusu Seyfettin Gümüfl, Ömer Deniz, Fatih Örs, Orhan Yücel, Önder Öngürü 4, Ergun Tozkoparan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Hastal klar ve Tüberküloz AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Radyoloji AD, Ankara Gülhane Askeri T p Akademisi, Gö üs Cerrahisi AD, Ankara 4 Gülhane Askeri T p Akademisi, Patoloji AD, Ankara Sistemik bir arterden beslenen, normal trakeobronfliyal a açla ba lant s olmayan ve fonksiyon görmeyen akci er dokusu varl na pulmoner sekestrasyon denmektedir. Bilgisayarl tomografide, hemen hemen tamam na yak n alt lob yerleflimli, komflulu unda lokal amfizematöz de iflikliklere sahip, genellikle kistik de iflikliklere sahip olan veya olmaks z n ayr bir kitle lezyonu fleklinde görülürler. Güncel literatürde rastlamad m z sol üst lob apikoposterior segmentte yerleflmifl, klasik radyolojik görünümünden farkl olarak düzgün s n rl soliter pulmoner nodül olarak ortaya ç kan, klinik, radyolojik, intraoperatif gözlem ve postoperatif histopatolojik incelemesi sonucu tan s konan intralober pulmoner sekestrasyon olgusunu sunuyoruz. Sonuç olarak olgumuz; tipik görünüm ve yerleflim özelliklerini tafl masa da, soliter pulmoner nodül etyolojisini araflt r rken pulmoner sekestrasyonun da ak lda bulundurulmas gerekti ini düflündürmektedir. [EP-0] Nadir Görülen Bir Scimater Sendromu Varyant : Olgu Sunumu O uzhan Okutan, Dilaver Tafl, Tuncer Özk sa, Ömer Ayten, Turgut Öztutgan GATA Haydarpafla E itim Hastanesi, Çaml ca Gö üs Hastal klar Servisi, stanbul G R fi: Scimater Sendromu; veno-pulmoner sendrom olarak da bilinir. S kl kla sa alt lob veninin vena kava inferior (VC ), sa atrium veya vena cava soperiora drene oldu u gözlenir. Olgumuz çok nadir görülen bir anatomik anomalinin nadir görülen varyant olmas nedeni ile sunuldu. OLGU: yafl nda erkek hasta nefes darl, öksürük, balgam ç karma flikayetleri ile servisimize baflvurdu. 5 paket/y l sigara kullan m öyküsü olan hastan n, çocukluk yafllar ndan beri nefes darl flikayeti mevcuttu. Fizik muayenede sa hemitoraksta solunum sesleri kabalaflm fl olarak duyuldu. Hemogram ve kan biyokimyas normaldi. Çekilen PA akci er grafide sa akci erde volüm kayb, kalp ve mediastende sa a do ru yer de ifltirme izlenmesi üzerine hastada Scimater Sendromu düflünüldü. Toraks BT de sa akci er orta lob bronflu ve segmenti izlenmedi. Trakea sa posterolateralinde cm e ulaflan trakeal divertikül ile uyumlu görünüm izlendi. Toraks BT- MR anjiografi görüntülerinde sa akci ere ait pulmoner venlerin sa hepatik vene drene oldu u izlendi. Böylece Scimater Sendromu tan s desteklendi. SFT de rekstriktif tipte fonksiyon kayb mevcuttu. EKG ve ekokardiyografide patoloji saptanmad. Hastal n do al seyri ve olas komplikasyonlar hakk nda hastaya bilgi verilerek düzenli kontrollere gelmesi önerildi. TARTIfiMA: Scimater sendromlu hastalara tan koymak için direkt grafi yan nda BT, BT Anjiografi, DSA kullan lmaktad r. Manyetik Rezonans Anjiografi (MRA) de pulmoner vasküler yap lar n ve patolojilerin noninvaziv bir flekilde görüntülenmesine imkân sa layan yeni bir yöntemdir. Son y llarda BT ile birlikte boyutlu rekonstrüksiyon yöntemi ile pulmoner venöz yap lar n nereye drene oldu u görüntülenebilmektedir. PA Akci er Grafide volüm kayb ve mediastinal flifti olan genç hastalarda Scimater Sendromu akla gelmeli ve ileri tan sal yöntemlere baflvurulmal d r. [EP-04] leri Yaflta Tespit Edilmifl Bir Swyer James Sendromu Cantürk Taflç, Ömer Deniz, Metin Özkan, Hayati Bilgiç Gülhane Askeri T p Fakültesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara 4 yafl nda erkek hasta. fiikayeti; Nefes darl. Hikayesi; Yaklafl k üç ayd r a r eforda nefes darl flikayetinin oldu unu öncesinde herhangi bir flikayetinin olmad n belirtiyor. stirahat halinde flikayetleri olmuyormufl. Fizik Muayene; Vital bulgular stabildi. Solunum sistemi muayenesinde; nspeksiyon; Belirgin patoloji saptanmad. Palpasyon; Her iki hemitoraks solunuma eflit olarak kat l yordu. Perküsyon; Normal akci er sonoritesi perküte edildi. Oskültasyon; Sol hemitoraksta solunum sesleri azalm fl olarak dinlendi. Öz ve soygeçmifl; Özellik arz etmiyordu, sigara içmiyordu. Bulgular; PA Akci er grafisinde sol hemitoraksta üst ve orta zonda saydaml kta artma görülmekteydi. Spirometrik incelemesinde hafif restriktif bir patern saptand. Toraks CT çekildi ve CT de sol pulmoner arterin hipoplazik oldu u, sol akci er alt lobda atelektazik bir alan n oldu u, kitlesel lezyon ile tam olarak ay r m n n yap lamad görüldü. Hastaya fiberoptik bronkoskopi yap ld ve endobronflial lezyonun olmad ve tüm lob-segmentlerin aç k oldu u gözlendi. Bunun üzerine hastaya ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi çekildi. Sol akci erin üst lobunun perfüze olmad, ayn alan n ventile de olmad görüldü (match defekt). Tart flma ve Sonuç; Hastam z muhtemel pulmoner arter hipoplazisine sekonder geliflmifl akci er kitle tan s yla tetkik edildi. Hastan n bu haliyle uzun y llar semptomsuz kalmas flafl rt c yd. Daha önceleri a r sportif faaliyetlere maruz kalmamas yla bu durum aç klanabilir. Mevcut kitlenin antibiyotik tedavisi sonras nda tekrar görülmesine karar verildi. Pulmoner arter hipoplazisinin ve buna efllik eden ventilasyon-perfüzyon defektinin oldu u bu durumun uzun y llar semptomsuz ve tan s z kalabilece i de unutulmamal d r. 95
96 Solunum Dergisi Bildiri Özetleri Kitab [EP-05] Mounier Kuhn Sendromu- Bir Olgu Nedeniyle Leyla Bostan, Emine Aksoy Albayrak, Tülin Sevim, Hüseyin Arpa, Tülay Törün, Tülin Kuyucu Süreyyapafla Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Mounier-Kuhn sendromu trakea ve ana bronfllarda düz kas dokusunda incelme ve elastik liflerin yoklu u veya atrofisi ile karakterize konjenital bir hastal kt r. Bronflektazi ve tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonlar na neden olur. Hastam z 4 yafl nda erkek; nefes darl, öksürük ve balgam ç karma yak nmalar ile klini imize baflvurdu. Yak nmalar birkaç ay öncesinde bafllayan hastan n PA Akci- er grafisinde trakeada geniflleme, sa da belirgin bilateral parakardiyak alanda retiküler izlerde art fl izlendi. Yüksek rezolüsyonlu bilgisayarl gö üs tomografisinde trakeobronkomegali, sa orta lobda tubuler ve kistik bronflektazi, solda lingulada tubuler bronflektazi saptand. Ak m-volüm e risinde inspiryum halkas nda inspiryumun orta k sm nda bifazik görünüm izlendi. Fiberoptik bronkoskopide trakea ve her iki ana bronfl çap n n geniflledi i, k k rdak halkalar n belirginleflti i ve ekspiryumda trakea duvar n n kollabe oldu u izlendi. Sanal bronkoskopide trakea çap.6 cm, sa intermedier bronfl çap. cm, sol ana bronfl çap.85 cm di. Hastal k nadir görülmesi nedeniyle bir olgu eflli inde sunulmufltur. [EP-06] Solunum Hastal Olan Çok Yafll Hastalarda Komorbidite Prevalans ve Sonuçlara Etkisi Ayfle Bahad r, Mediha Gönenç Ortaköylü, Figen Alkan, Asuman Aslan, Emel Ça lar Yedikule Gö üs Hastal klar ve Gö üs Cerrahisi E itim ve Araflt rma Hastanesi Yafll popülasyonda solunumsal hastal klarla birlikte di er sistemlerle ilgili kronik hastal klar s k görülür.yap lan çal flmalarda yafll hastalar n yar dan fazlas nda en az kronik medikal problem oldu u saptanm flt r.çal flmam zda solunum hastal nedeni ile hastaneye yat r lan çok yafll hastalardaki komorbidite prevalans n ve bunlar n tedavi sonuçlar na etkisini incelemeyi amaçlad k. YÖNTEM: Çal flmam za Ocak 008-Haziran 009 tarihleri aras nda servimize yat r lan 80 yafl ve üzerinde 57 hasta al nd.hastalar n demografik özellikleri, hospitalizasyon nedenleri, sahip oldu u komorbidite, klinik bulgular ve tedavi sonuçlar retrospektif olarak incelendi. Komorbiditenin a rl n de erlendirmek için Charlson indeksi kullan ld. BULGULAR: Hastalar n 47 si erkek, si kad nd.ortalama yafl 8.85±.64(80-9) idi. Hastaneye yat fl nedenleri KOAH akut atak %64.9, pnömoni %9., konjestif kalp yetmezli i %8.7, akci er kanseri %.5, tüberküloz %.7, nedeni saptanamayan hemoptizi %.7 idi. Komorbidite prevalans %7.9 olarak saptand.en s k görülen comorbid hastal k kardiovasküler hastal klar %56., diabetes mellitus %4, serebrovasküler hastal klar %4 olarak tesbit edildi. Hastalar n %78.9 u klinik durumlar düzelerek taburcu edildi, %5. si yo un bak m ünitesine gönderildi, %5.7 si eksitus oldu. Charlson indeksi; hastalar n %47.4 ünde, %4.6 s nda idi. Komorbid hastal klar ile mortalite riski aras nda korelasyon mevcuttu. SONUÇ: Yafll ve solunumsal nedenlerle hastaneye yatan hastalarda komorbiditeler tedavi yaklafl m ve sonuçlar n etkiler. Bu hasta grubunda solunum hastal klar yan nda komorbidit hastal klar n da takibi önemlidir. [EP-07] Solunum Sistemi Hastal klar nda Risk Faktörlerinin Semptomlara Etkisi: Bir Alan Çal flmas Zeynep Günay, Vildan Mevsim, Dilek Güldal Sa l k Bakanl, Çanakkale Dokuz Eylül Üniversitesi T p Fakültesi, Aile Hekimli i AD, zmir G R fi: Non-enfeksiyöz akci er hastal klar (özellikle kronik obstrüktif akci er hastal, ast m, mesleksel akci er hastal klar, bronfliektazi, amfizem vb.) özellikle risk faktörlerinin giderek artmas nedeniyle, tüm dünyada s kl giderek artan önemli bir sa l k sorunudur. Sigara, mesleki toz ve kimyasallar, hava kirlili i, enfeksiyonlar, alfa- antitripsin eksikli i gibi genetik faktörler, akci er hastal klar için belirlenmifl risk faktörleridir. Öksürük, nefes darl ve balgam ç karma akci er hastal klar nda görülen en önemli semptomlard r. Bu çal flmada; solunumsal semptomlara, belirlenmifl risk faktörlerinden, hangisinin, ne oranda etki etti inin saptanmas amaçlanm flt r. YÖNTEM: Kesitsel analitik olarak planlanan araflt rma; zmir de sanayi bölgesine yak n bir birinci basamak kurumuna baflvuran hastalarda yürütülmüfltür. Araflt rmaya kat lmay kabul eden 0 yafl ve üzeri bireyler kat l mc olarak al nm flt r. Solunumsal semptomlar etkileyece inden; inhaler ilaç kullananlar, kalp yetmezli i olanlar ve yap lan standart fizik muayene ile herhangi bir akut hastal k saptanan kat l mc lar çal flma d fl b rak lm flt r. Standart fizik muayene, demografik özelliklerin ve risk faktörlerinin sorguland anket formu, kat l mc lara ayn araflt rmac taraf ndan uygulanm flt r. statistiksel de erlendirme; SPSS.0 kullan larak, tan mlay c analizler, ki-kare ve lojistik regresyon analizi ile yap lm flt r. BULGULAR: Çal flmaya dahil edilen 450 kat l mc n n %46.0 s - n n kad n, %54,0 ünün erkek; yafl ortalamalar n n 50.8±4. oldu- u saptanm flt r. % 5.8 inin yaflamlar n n bir döneminde akci er hastal klar aç s ndan riskli bir meslek grubunda çal flt tespit edilmifltir. Kat l mc lar aras nda, kad nlarda daha s k olmak üzere (p<0.005), %.7 ast m, %6.4 alerji, %8.9 pnömoni, %4.0 oran nda depresyon öyküsü bulunmaktad r. Sigaray b rakanlar n oran %0.4 iken %44.0 kat l mc n n, ortalama 4.8 paket-y ld r sigara içmekte oldu u saptanm flt r. Solunumsal semptomlar incelendi inde; öksürük semptomu görülme riskinin pnömoni öyküsü olanlarda.9 kat, 50 paket y l üzeri sigara içmifl olanlarda 5.44 kat artt, balgam ç karma riskinin pnomoni öyküsü olanlarda. kat ve 50 paket y l üzeri sigara içmifl olanlarda.6 kat artt, nefes darl görülme riskinin ise ast m öyküsü olanlarda 5.6 kat, 50 paket y l üzeri sigara içenlerde içmeyenlere oranla 5.47 kat artt tespit edilmifltir. SONUÇ: Solunumsal hastal klar için belirlenmifl risk faktörleri aras nda 50 paket-y l ve üzeri sigara kullanm fl olma, riskli meslek sahibi olma, ast m, alerji ve pnömoni öyküsünün bulunmas, solunum sistemi semptomlar n n oluflmas riskini anlaml düzeyde artt rmaktad r. 96
97 Elektronik Posterler [EP-08] Hemoptzili Siroz Hastas : Neden Kanama Diatezi mi? Hiperkoagülasyon mu? Meral Gülhan, Evrim Eylem Akp nar, Meltem Ayl, Halil De ertekin Ufuk Üniversitesi, Gö üs Hastal klar AD, Ankara Ufuk Üniversitesi, ç Hastal klar AD, Hematoloji BD, Ankara Ufuk Üniversitesi, ç Hastal klar AD, Gastroenteroloji BD, Ankara G R fi VE AMAÇ: Karaci er yetmezlikli olgularda en s k görülen hematolojik sorun kanama diatezidir. Plateletlerin üretiminde azalma, fonksiyonlar nda bozulma, p ht laflma faktörlerinde azalma ve fibrinolizisde artma kanama diatezi nedenleridir. Sirozlu hastalarda s kl kla kanama riski artarken, tromboz e ilimi de artabilmektedir. Hemoptizi ve yayg n pulmoner arter trombozu ile seyreden olguyu sunarak sirozlu hastalarda daha az üzerinde durulan tromboz riskine ve nedenlerine dikkat çekmeyi amaçlad k. OLGU: SY, 69 yafl nda erkek hasta, hemoptizi yak nmas ile baflvurdu. Yaklafl k ayd r öksürük ve hemoptizi tan mlamakta idi. Öyküsünde Hepatit B enfeksiyonuna ba l geliflmifl siroz ve portal hipertansiyon tan s mevcuttu. Hemoptizi etyolojisi araflt r lmak üzere klini imize yat r lan hastadan bilgisayarl toraks tomografisi istendi. Bilgisayarl toraks tomografisinde her iki akci er alt lob pulmoner arter dallar nda geniflleme ve beraberinde yayg n tromboz izlendi. Alt ekstremite dopler ultrasonografisi ve bat n ultrasonografisinde periferik, pelvik ve portal venlerde tromboz izlenmedi. Hastada anemi (7.8 g/dl), trombositopeni (55.000/mm ) ve protrombin zaman nda uzama (0.6 sn) mevcuttu. D-dimer düzeyi normal s n rlarda bulundu. Yap lan hematoloji konsultasyonunda D-dimer düzeyinin normal olmas nedeniyle trombozun kronik süreçte oldu u belirtildi. Hipoksemisinin hafif olmas, kanama riskinin yüksek olmas nedeni ile antikoagülan tedavi önerilmedi. Gastroenteroloji bölümünce karaci er transplantasyonu düflünülmeyen hasta semptomatik tedavi ile takibe al nd. SONUÇ: Sirozlu hastalarda kanama diatezi daha iyi bilinmesine ra men, tromboz da izlenebilece i unutulmamal d r. Bat nda oluflmufl asit bas s na ba l olarak periferik kan ak m nda bozulma, kronik inflamatuar durumla iliflkili vaskülopati ve antikoagülan proteinlerin sentezinde azalma gibi faktörlerin tromboz gelifliminde etkili olabilece i bildirilmektedir. Bildirilen tromboz olgular daha çok portal ve periferik venlerde olup pulmoner aterlerde ki tutulum emboli fleklindedir. Bizim hastam zda ise pulmoner emboliden çok, pulmoner arterlere lokal vaskülopati nedeniyle tromboz geliflti i düflünülmüfltür. Baflka bir tromboz oda saptanmam fl, pulmoner arterlerde bilateral ve yayg n tromboz, beraberinde belirgin vasküler dilatasyon izlenmifltir. [EP-09] Respiratory Disorders During Celiac Artery Compression Syndrome Kovaleva Ludmila Fedorovna, Ignashov Anatoliy Mikhajlovich, Perley Vitaliy Evgenijevich, Gichkin Alekseiy Yurijevich Research Institute of Pulmonology of the Saint-Petersburg Pavlov State Medical University In medical practice often meets a kind of respiratory discomfort, sometimes with pain syndrome (pain in the sternum, in combination with pain in the abdomen). Celiac artery compression syndrome (CACS) is rarely suspected in this population. The purpose of the study: raw attention to the problem of diagnosis and treatment of respiratory disorders during CACS in terms of physician and pulmonologist. MATERIAL AND METHODS: We examined 5 patients with CACS, aged from 5 to 46 years. There were assessed results of clinical data (respiratory discomfort, cough, thoracic pain, syncope), X-ray of chest, respiratory function testing and abdominal duplex color Doppler sonographic examinations. RESULTS: In 6.9% (from 55 patients) were revealed episodes of shortness of breath and/or shortness of breath, respiratory disorders. In all patients X-ray picture of the lungs was normal. The spirometric indices (VC, FEV) were normal and patency rates of respiratory tract were also in normal limits. The abdominal auscultation showed systolic heard noise in the epigastrium. Abdominal duplex color Doppler sonography is the modality of choice for diagnosing CACS. The surgical treatment of CACS (decompression) results in subjective improvement of the patients, disappearance of the symptoms of respiratory disorders and normalization of blood flow. SUMMARY: In some patients obscure complaints of the respiratory disturbances can be explained not by the clinical picture of the disease of bronchopulmonary system, but be the consequence of CACS. The auscultation of epigastrium and the inspection of mesenteric arteries with color Doppler may be the key studies in the formulation of diagnosis. The establishment of correct diagnosis can bring to the rejection of unnecessary long-term use of drugs (bronchodilatators, IGCS, non-steroidal, anti-inflammatory etc.).we must eliminate CACS in cases with atypical asthma and in cases with non effective standart therapy. 97
YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU OLAN HASTALARDA NÖROTİSİZM VE OLUMSUZ OTOMATİK DÜŞÜNCELER UZM. DR. GÜLNİHAL GÖKÇE ŞİMŞEK
YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU OLAN HASTALARDA NÖROTİSİZM VE OLUMSUZ OTOMATİK DÜŞÜNCELER UZM. DR. GÜLNİHAL GÖKÇE ŞİMŞEK GİRİŞ Yaygın anksiyete bozukluğu ( YAB ) birçok konuyla, örneğin parasal, güvenlik, sağlık,
İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ
İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ 120 kinci Bölüm - Ekonomiye Güven ve Beklentiler Anketi 1. ARAfiTIRMANIN AMACI ve YÖNTEM Ekonomiye Güven ve Beklentiler Anketi, tüketici enflasyonu, iflsizlik
Türk Toraks Derneği. Akut Bronşiyolit Tanı, Tedavi ve Korunma Uzlaşı Raporu Cep Kitabı. Cep Kitapları Serisi. www.toraks.org.tr
Türk Toraks Derneği Türk Toraks Derneği Cep Kitapları Serisi Akut Bronşiyolit Tanı, Tedavi ve Korunma Uzlaşı Raporu Cep Kitabı www.toraks.org.tr Editörler HAZIRLAYANLAR Prof. Dr. Münevver Erdinç Ege Üniversitesi
Araştırma Notu 15/177
Araştırma Notu 15/177 02 Mart 2015 YOKSUL İLE ZENGİN ARASINDAKİ ENFLASYON FARKI REKOR SEVİYEDE Seyfettin Gürsel *, Ayşenur Acar ** Yönetici özeti Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan enflasyon
Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi
ÜN VERS TEYE G R SINAV S STEM NDEK SON DE KL E L K N Ö RENC LER N ALGILARI Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi
LENFOMA NEDİR? Lenfoma lenf dokusunun kötü huylu tümörüne verilen genel bir isimdir.
LENFOMA LENFOMA NEDİR? Lenfoma lenf dokusunun kötü huylu tümörüne verilen genel bir isimdir. LENF SİSTEMİ NEDİR? Lenf sistemi vücuttaki akkan dolaşım sistemidir. Lenf yolu damarlarındaki bağışıklık hücreleri,
SB Sakarya E itim ve Araflt rma Hastanesi Asinetobakterli Hastalarda DAS Uygulamalar ve yilefltirme Çabalar
SB Sakarya E itim ve Araflt rma Hastanesi Asinetobakterli Hastalarda DAS Uygulamalar ve yilefltirme Çabalar Hmfl. Özlem SANDIKCI SB Sakarya E itim ve Araflt rma Hastanesi, nfeksiyon Kontrol Hemfliresi,
ELLE SÜT SAĞIM FAALİYETİNİN KADINLARIN HAYATINDAKİ YERİ ARAŞTIRMA SONUÇLARI ANALİZ RAPORU
ELLE SÜT SAĞIM FAALİYETİNİN KADINLARIN HAYATINDAKİ YERİ ARAŞTIRMA SONUÇLARI ANALİZ RAPORU Hazırlayan Sosyolog Kenan TURAN Veteriner Hekimi Volkan İSKENDER Ağustos-Eylül 2015 İÇİNDEKİLER Araştırma Konusu
TÜRK YE DE A LE Ç fi DDET Ülke Çap nda Kriminolojik-Viktimolojik Alan Araflt rmas ve De erlendirmeler
1 TÜRK YE DE A LE Ç fi DDET Ülke Çap nda Kriminolojik-Viktimolojik Alan Araflt rmas ve De erlendirmeler stanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araflt rma ve Uygulama Merkezi 2003
İş Sağlığı İş Sağlığı nedir? Çağdaş İş Sağlığı anlayışı nedir?
İş Sağlığı İş sağlığı denilince, üretimi ve işyerini içine alan bir kavram düşünülmelidir. İşyerinde sağlıklı bir çalışma ortamı yoksa işçilerin sağlığından söz edilemez. İş Sağlığı nedir? Bütün çalışanların
LABORATUVARIN DÖNER SERMAYE EK ÖDEME SİSTEMİNE ETKİSİ. Prof. Dr. Mehmet Tarakçıoğlu Gaziantep Üniversitesi
LABORATUVARIN DÖNER SERMAYE EK ÖDEME SİSTEMİNE ETKİSİ Prof. Dr. Mehmet Tarakçıoğlu Gaziantep Üniversitesi Bir etkinliğin sonucunda elde edilen çıktıyı nicel ve/veya nitel olarak belirleyen bir kavramdır.
Romatizmal Ateş ve Streptokok Enfeksiyonu Sonrası Gelişen Reaktif Artrit
www.printo.it/pediatric-rheumatology/tr/intro Romatizmal Ateş ve Streptokok Enfeksiyonu Sonrası Gelişen Reaktif Artrit 2016 un türevi 1. ROMATİZMAL ATEŞ NEDİR? 1.1 Nedir? Romatizmal ateş, streptokok adı
Sizinle araştırmalar bir adım daha ileriye gidecek. Hastalara ait veri ve tahlillerin kullanılması hakkında bilgiler
Sizinle araştırmalar bir adım daha ileriye gidecek Hastalara ait veri ve tahlillerin kullanılması hakkında bilgiler Sayın hast, Hastalıkların teşhisi ve tedavisinde son on yılda çok büyük gelişmeler kaydedildi.
MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının
MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının bağlantıları kontrol edilir. Güz ve Bahar dönemindeki
YÖNTEM 1.1. ÖRNEKLEM. 1.1.1. Örneklem plan. 1.1.2. l seçim ölçütleri
BÖLÜM 1 YÖNTEM Bu çal flma 11, 13 ve 15 yafllar ndaki gençlerin sa l k durumlar ve sa l k davran fllar n saptamay hedefleyen, kesitsel tan mlay c ve çok uluslu Health Behavior in School Aged Children,
BEZMİÂLEM. Horlama ve Uyku. Apne Sendromu VAKIF ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ. Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı.
Horlama ve Uyku Apne Sendromu BEZMİÂLEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Polikliniği rtibat : 0212 453 17 00 GH-02 V;01/2010 Horlama ve Uyku Apne Sendromu
Ara rma, Dokuz Eylül Üniversitesi Strateji Geli tirme Daire Ba kanl na ba
1.1 Ara rman n Amac Ara rmada, Dokuz Eylül Üniversitesi Strateji Geli tirme Daire Ba kanl na ba olarak hizmet vermekte olan; 1. Bütçe ve Performans Program ube Müdürlü ü 2. Stratejik Yönetim ve Planlama
GÖRÜfiLER. Uzm. Dr. Özlem Erman
GÖRÜfiLER Uzm. Dr. Özlem Erman Son y llarda dünyadaki h zl teknolojik geliflmeye paralel olarak t p alan nda da h zl bir de iflim yaflanmakta, neredeyse her gün yeni tan, tedavi yöntemleri, yeni ilaçlar
Sağlık Bakanlığından Muaf Hekimin Ünvanı - Adı Soyadı. Bildiriyi Sunacak Kişi Ünvanı - Adı Soyadı. Bildiriyi Sunacak Kişi Kurumu
Sağlık Bakanlığından Muaf Hekimin Ünvanı - Adı Soyadı Dr. Asım Armağan Aydın Bildiriyi Sunacak Kişi Ünvanı - Adı Soyadı Dr. Asım Armağan Aydın Bildiriyi Sunacak Kişi Kurumu antalya EAH Çalışmaya Katılan
fiekil 2 Menapoz sonras dönemde kistik, unilateral adneksiyel kitleye yaklafl m algoritmas (6)
over kanseri taramas ndaki yetersizli ini göstermektedir. (1) Transvaginal ultrasonografinin sensitivitesinin iyi olmas na ra men spesifitesinin yeterli olmamas kullan m n k s tlamaktad r. Son yay nlarda
Gelece in Bilgi flçilerini Do ru Seçmek: Araflt rma Görevlisi Al m Süreci Örne i
Uluslararas Yüksekö retim Kongresi: Yeni Yönelifller ve Sorunlar (UYK-2011) 27-29 May s 2011, stanbul; 2. Cilt / Bölüm XI / Sayfa 1359-1364 Gelece in Bilgi flçilerini Do ru Seçmek: Araflt rma Görevlisi
Tam yağlı süt ürünleri tüketen erkeklere kötü haber
Tam yağlı süt ürünleri tüketen erkeklere kötü haber Sağlıklı, güçlü kuvvetli bir erkeksiniz ama çocuğunuz olmuyorsa bu önemli sorunun sebebi yediklerinizle ilgili olabilir. Erkekler üzerinde yapılan bilimsel
ÇALIŞAN SAĞLIĞI BİRİMİ İŞLEYİŞİ Hastanesi
KİHG/İŞL-005 19.08.2009 07.08.2012 2 1/8 GÜNCELLEME BİLGİLERİ Güncelleme Tarihi Güncelleme No Açıklama 11.11.2009 1 Belge içeriğinde ve belge numarasında değişiklik yapılması 07.08.2012 2 Komite, başlık,
Veri Toplama Yöntemleri. Prof.Dr.Besti Üstün
Veri Toplama Yöntemleri Prof.Dr.Besti Üstün 1 VERİ (DATA) Belirli amaçlar için toplanan bilgilere veri denir. Araştırmacının belirlediği probleme en uygun çözümü bulabilmesi uygun veri toplama yöntemi
BEBEK VE ÇOCUK ÖLÜMLÜLÜĞÜ 9
BEBEK VE ÇOCUK ÖLÜMLÜLÜĞÜ 9 Attila Hancıoğlu ve İlknur Yüksel Alyanak Sağlık programlarının izlenmesi, değerlendirilmesi ve ileriye yönelik politikaların belirlenmesi açısından neonatal, post-neonatal
MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z
MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z Nisan 2010 ISBN 978-9944-60-631-8 1. Bask, 1000 Adet Nisan 2010 stanbul stanbul Sanayi Odas Yay nlar No: 2010/5 Araflt rma fiubesi Meflrutiyet
BALIK YAĞI MI BALIK MI?
BALIK YAĞI MI BALIK MI? Son yıllarda balık yağı ile ilgili kalp damar hastalıklarından tutun da romatizma, şizofreni, AIDS gibi hastalıklarda balık yağının kullanılmasının yararları üzerine çok sayıda
YÖNETMELİK. c) Merkez (Hastane): Selçuk Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezini (Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesini),
31 Mart 2012 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 28250 Selçuk Üniversitesinden: YÖNETMELİK SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Ders 3: SORUN ANAL Z. Sorun analizi nedir? Sorun analizinin yöntemi. Sorun analizinin ana ad mlar. Sorun A ac
Ders 3: SORUN ANAL Z Sorun analizi nedir? Sorun analizi, toplumda varolan bir sorunu temel sorun olarak ele al r ve bu sorun çevresinde yer alan tüm olumsuzluklar ortaya ç karmaya çal fl r. Temel sorunun
TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*)
TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*) Amaç ve Kapsam Madde 1- Bu Yönetmelik, Türkiye Bilimsel
Nüfus Planlaması Hizmetlerini Yürütecek Personelin Eğitimi. Görev, Yetki ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik
Nüfus Planlaması Hizmetlerini Yürütecek Personelin Eğitimi. Görev, Yetki ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik Tarih:10 Eylül 1983 Sayısı : 507 10 Eylül 1983 Tarih ve 18161 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
AMAÇ: Hastalarımızın ve hasta yakınlarının tedavi öncesi, tedavi sırasında ve tedavi sonrasında bilgilendirilmesini ve eğitilmesini sağlamak.
AMAÇ: Hastalarımızın ve hasta yakınlarının tedavi öncesi, tedavi sırasında ve tedavi sonrasında bilgilendirilmesini ve eğitilmesini sağlamak. KAPSAM: Tüm ayaktan ve yatarak tedavi gören hasta ve hasta
1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ
1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1. GİRİŞ Odamızca, 2009 yılında 63 fuara katılan 435 üyemize 423 bin TL yurtiçi fuar teşviki ödenmiştir. Ödenen teşvik rakamı, 2008 yılına
BYazan: SEMA ERDO AN. ABD ve Avrupa Standartlar nda Fact-Jacie Akreditasyon Belgesi. Baflkent Üniversitesi nden Bir lk Daha
Baflkent Üniversitesi nden Bir lk Daha ABD ve Avrupa Standartlar nda Fact-Jacie Akreditasyon Belgesi Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi Adana Eriflkin Kemik li i Nakil ve Hücresel Tedavi Merkezi, Türkiye
Hasta Rehberi Say 6. KONJEN TAL ADRENAL H PERPLAZ Kolay okunabilir rehber
Hasta Rehberi Say 6 KONJEN TAL ADRENAL H PERPLAZ Kolay okunabilir rehber Konjenital Adrenal Hiperplazi - Say 6 (A ustos 2006 da güncellenmifltir) Bu rehber Reading Üniversitesi, Sa l k Bilimleri Enstitüsü,
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1
Sağlık Reformunun Sonuçları İtibariyle Değerlendirilmesi 26-03 - 2009 Tuncay TEKSÖZ Dr. Yalçın KAYA Kerem HELVACIOĞLU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Türkiye 2004 yılından itibaren sağlık
stanbul Kültür Üniversitesi, Türkiye
215 ROMANYA LE BULGAR STAN IN AB YE EKONOM K ENTEGRASYONU Yrd. Doç. Dr. Mesut EREN stanbul Kültür Üniversitesi, Türkiye 1. Girifl Avrupa Birli i nin 5. ve son genifllemesi 2004 y l nda 10 Orta ve Do u
Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar
Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar Hmfl. Sevgili GÜREL Emekli, Ac badem Sa l k Grubu Ac badem Hastanesi, Merkezi Sterilizasyon Ünitesi, STANBUL e-posta: [email protected] H
2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL
2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL NOT: Düzeltmeler bold (koyu renk) olarak yaz lm flt r. YANLIfi DO RU 1. Ünite 1, Sayfa 3 3. DÜNYA HAYVAN POPULASYONU
KONJEN TAL ADRENAL H PERPLAZ
Hasta Rehberi Say 6 KONJEN TAL ADRENAL H PERPLAZ Orta kolayl kta okunabilir rehber Konjenital Adrenal Hiperplazi - Say 6 (A ustos 2006 da güncellenmifltir) Bu rehber Reading Üniversitesi, Sa l k Bilimleri
YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ
YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ Savaş AYBERK, Bilge ALYÜZ*, Şenay ÇETİN Kocaeli Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü, Kocaeli *İletişim kurulacak yazar [email protected], Tel: 262
DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog
DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ BOŞANMA ANALİZİ 22.07.2014 Tarihsel sürece bakıldığında kalkınma,
HEPATİT C SIK SORULAN SORULAR
HEPATİT C SIK SORULAN SORULAR Hepatit C nedir? Hepatit C virüsünün neden olduğu karaciğer hastalığıdır. Hepatit C hastalığı olarak bilinir ve %70 kronikleşir, siroz, karaciğer yetmezliği, karaciğer kanseri
T bbi At k Kontrolü P80-P82. 7. Ulusal Sterilizasyon Dezenfeksiyon Kongresi - 2011 673
T bbi At k Kontrolü P80-P82 7. Ulusal Sterilizasyon Dezenfeksiyon Kongresi - 2011 673 P80 Son Dört Y ll k Kontamine Kesici Delici Alet Yaralanmalar Sürveyans Melek Meltem Göksel, Özgül Taflp nar, Fatma
İŞLEVSEL DÜZENLEMELERİN, ENGELLİ HASTA MEMNUNİYETİNE OLAN YANSIMASI ERCİYES TIP ÖRNEĞİ
İŞLEVSEL DÜZENLEMELERİN, ENGELLİ HASTA MEMNUNİYETİNE OLAN YANSIMASI ERCİYES TIP ÖRNEĞİ Uzm. İbrahim BARIN Prof. Dr. Kudret DOĞRU Prof. Dr. Murat BORLU Başmüdür Özcan ÖZYURT Müdür Yard. Uzm. Murat YENİSU
İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ENGELSİZ ÜNİVERSİTE KOORDİNATÖRLÜĞÜ VE ENGELLİ ÖĞRENCİ BİRİMİ ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI BİRİNCİ BÖLÜM
İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ENGELSİZ ÜNİVERSİTE KOORDİNATÖRLÜĞÜ VE ENGELLİ ÖĞRENCİ BİRİMİ ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Genel Esaslar Amaç Madde 1- (1)Bu
Hepatit B Virüs Testleri: Hepatit serolojisi, Hepatit markırları
HEPATİT B TESTLERİ Hepatit B Virüs Testleri: Hepatit serolojisi, Hepatit markırları Hepatit B virüs enfeksiyonu insandan insana kan, semen, vücut salgıları ile kolay bulaşan yaygın görülen ve ülkemizde
UÜ-SK ORGAN VE DOKU NAKLİ PROSEDÜRÜ
Rev. No : 01 Rev.Tarihi : 13 Haziran 2012 1/ 1. Amaç: UÜ-SK da organ ve doku nakli hizmetlerinden yararlanacak hastaların ve/veya canlı vericilerinin başvuru kriterlerinin ve organ bekleme listelerine
SAĞLIK TAZMİNAT ÖDEMELERİ
KULLANIM REHBERİ İÇİNDEKİLER 3S SAĞLIK SİGORTA SİSTEMİ KULLANIM REHBERİ... 2 SİGORTALI TANITIM KARTI... 4 ANLAŞMALI KURULUŞLAR... 6 SAĞLIK TAZMİNAT ÖDEMELERİ YATARAK TEDAVİ TEMİNATI... 8 AYAKTA TEDAVİ
Doç. Dr. Orhan YILMAZ
Yazar Ad 151 Doç. Dr. Orhan YILMAZ İnsanda iletişimin en önemli araçlarından biri olan ses, kişinin duygusal yapısını yansıtan bir olaydır. Yaş ilerledikçe tüm organlarda görülebilen yaşlanma konuşma
ZOR VAKALAR Doç. Dr. Cuma Yıldırım
ZOR VAKALAR Doç.. Dr. Cuma YıldY ldırım SORU: Hangi vaka ZOR vakadır? OLGU-1 17 yaşında erkek hasta, 3 gündür olan göğüs ağrısı tarifliyor. Gece 23. 00 de acil servise kardeşleri tarafından getirildi.
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ UYGULAMALARI
KAMUDA İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ PANELİ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ UYGULAMALARI Uzm. Yusuf DUMAN İSG Koordinatörü / İş Güvenliği Uzmanı Mayıs/2016 (1/55) 6331 SAYILI İSG KANUNU İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu
YÖNETMELİK ANKARA ÜNİVERSİTESİ YABANCI DİL EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
24 Mart 2016 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 29663 YÖNETMELİK ANKARA ÜNİVERSİTESİ YABANCI DİL EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin
Diyabet te Sağlık Önerileri. Diyabet
Diyabet te Sağlık Önerileri Diyabet BR.HLİ.041 Diyabette Sağlık Önerileri Her sağlıklı birey gibi diyabetli birey de bireysel bakımını sağlamalı; diyabete bağlı gelişen özellikli durumlarda gereken uygulamaları
YÜKSEK HIZLI DEMİRYOLU YOLCULUKLARININ ÖZELLİKLERİ
YÜKSEK HIZLI DEMİRYOLU YOLCULUKLARININ ÖZELLİKLERİ Hazırlayan: Doç.Dr. Hakan Güler Sakarya Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Karlsruhe Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Almanya
YEDİNCİ KISIM Kurullar, Komisyonlar ve Ekipler
YEDİNCİ KISIM Kurullar, Komisyonlar ve Ekipler Kurul, komisyon ve ekiplerin oluşturulması MADDE 107- (1) Okullarda, eğitim, öğretim ve yönetim etkinliklerinin verimliliğinin sağlanması, okul ve çevre işbirliğinin
MURAT YÜKSEL. FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER
I MURAT YÜKSEL FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER III DR. MURAT YÜKSEL Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ö retim Görevlisi FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER IV Yay
Genel Yay n S ra No: 178 2010/20. Yay na Haz rlayan: Av. Celal Ülgen / Av. Coflkun Ongun
Genel Yay n S ra No: 178 2010/20 ISBN No: 978-605-5614-56-0 Yay na Haz rlayan: Av. Celal Ülgen / Av. Coflkun Ongun Tasar m / Uygulama Referans Medya ve Reklam Hiz. Ltd. Tel: +90.212 347 32 47 e-mail: [email protected]
Sürdürülebilir sosyal güvenli in önündeki zorluklar
Sürdürülebilir sosyal güvenli in önündeki zorluklar Konular Geçmi ten önemli trendler Esneklik ve esnek güvence Bireyselcilik ve azalan dayan ma Silikle en toplum 2 Toplumsal: Daha az evlilik Daha fazla
T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ FAKÜLTE YÖNETİM KURULU TOPLANTI TUTANAĞI
T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ FAKÜLTE YÖNETİM KURULU TOPLANTI TUTANAĞI Toplantı Sayısı: 2014/134 Toplantı Tarihi: 25.02.2014 Salı Toplantı Saati: 16.00 Toplantı Yeri: Dekanlık Toplantı
Sosyal Riski azaltma Projesi Kapsamında Şartlı Nakit Transferi Uygulaması Genelgesi 2004 / 64
Sosyal Riski azaltma Projesi Kapsamında Genelgesi 2004 / 64 Tarihi:03.05.2004 Sayısı:2004/64-1838 SAĞLIK BAKANLIĞI Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ANKARA 03/05/2004 Sayı : B100ACS0140000-9216/1853
TÜRKİYE DE ÇALIŞAN KADINLAR: SORUNLARI, BEKLENTİLERİ VE SENDİKALARA KARŞI TUTUMLARI
TÜRKİYE DE ÇALIŞAN KADINLAR: SORUNLARI, BEKLENTİLERİ VE SENDİKALARA KARŞI TUTUMLARI Anket Kasım 2014-Ocak 2015 tarihleri arasında 26 ilde, kadınların çalıştığı işkolları dikkate alınarak 10 işkolunda,
HEMŞİRE İNSANGÜCÜNÜN YETİŞTİRİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ
HEMŞİRE İNSANGÜCÜNÜN YETİŞTİRİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ Doç. Dr. Ülkü TATAR BAYKAL İÜ Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Hemşirelikte Yönetim Anabilim Dalı ve Yönetici Hemşireler Derneği Yönetim Kurulu
T.C AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK YÜKSEKOKULU HEMŞİRELİK BÖLÜMÜ DÖNEM İÇİ UYGULAMA YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
T.C AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK YÜKSEKOKULU HEMŞİRELİK BÖLÜMÜ DÖNEM İÇİ UYGULAMA YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1- (1)Yönergenin Amacı, Ağrı İbrahim Çeçen
EK 2 ORTA DOĞU TEKNĐK ÜNĐVERSĐTESĐ SENATOSU 2011 YILI ÖSYS KONTENJANLARI DEĞERLENDĐRME RAPORU
EK 2 ORTA DOĞU TEKNĐK ÜNĐVERSĐTESĐ SENATOSU 2011 YILI ÖSYS KONTENJANLARI DEĞERLENDĐRME RAPORU Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 1995 yılından bu yana, hazırladığı ve titizlikle uygulamaya çalıştığı Stratejik
Kent Hastanesi, Hepimizden Önce Çocuklarımızın Hastanesi!
Kent Hastanesi, Hepimizden Önce Çocuklarımızın Hastanesi! www.kenthospital.com Kent Hastanesi, hepimizden önce çocuklarımızın hastanesi! Çünkü, çocuklarımız, hepimizin geleceği! Kuruluşumuzdan bu yana
Araflt rma modelinin oluflturulmas. Veri toplama
21 G R fi Araflt rman n amac na ba l olarak araflt rmac ayr ayr nicel veya nitel yöntemi kullanabilece i gibi her iki yöntemi bir arada kullanarak da araflt rmas n planlar. Her iki yöntemin planlama aflamas
dan flman teslim ald evraklar inceledikten sonra nsan Kaynaklar Müdürlü ü/birimine gönderir.
TÜB TAK BAfiKANLIK, MERKEZ VE ENST TÜLERDE ÇALIfiIRKEN YÜKSEK L SANS VE DOKTORA Ö REN M YAPANLARA UYGULANACAK ESASLAR (*) Amaç ve Kapsam Madde 1- Bu Esaslar n amac ; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araflt
4- Solunum Sisteminin Çalışması : Solunum sistemi soluk (nefes) alıp verme olayları sayesinde çalışır.
SOLUNUM SİSTEMİ Canlılar yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duyulan bu enerji besinlerden karşılanır. Hücre içerisinde besinlerden enerjinin üretilebilmesi için,
önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir
önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir 2002 May s ay nda yap lan Birleflmifl Milletler Çocuk Özel Oturumu öncesinde tüm dünyada gerçeklefltirilen Çocuklar çin Evet Deyin kampanyas na Türkiye
En yükseği dikkate alınır. 2 *
Yüksek Lisans 4 Yüksek Lisans SAYSÖZEA En yükseği dikkate alınır. 2* 10 (a) 2 ( b) Programın Türü PUAN T.C. Uyruklu Yabancı Uyruklu Milli Sporcu ÜNİP T.C ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ Sağlık Bilimleri Enstitüsü
T.C ATAŞEHİR ADIGÜZEL MESLEK YÜKSEKOKULU
T.C ATAŞEHİR ADIGÜZEL MESLEK YÜKSEKOKULU 2015-2016 EĞİTİM ve ÖĞRETİM YILI MERKEZİ YERLEŞTİRME PUANIYLA YATAY GEÇİŞ İŞLEMLERİ (EK MADDE-1 E GÖRE) ve BAŞVURULARI Yükseköğretim Kurumlarında Ön lisans ve Lisans
GEKA NİHAİ RAPOR TEKNİK BÖLÜM. 1. Açıklama
GEKA NİHAİ RAPOR TEKNİK BÖLÜM 1. Açıklama 1.1.Proje Ortaklarının Adları: Uzman Klinik Psikolog Özge Yaren YAVUZ ERDAN, Uzman Klinik Psikolog Elvan DEMİRBAĞ, Uzman Klinik Psikolog Nilay KONDUZ 1.2.Nihai
MADDE 2 (1) Bu Yönerge, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve değişiklikleri ile İzmir Üniversitesi Ana Yönetmeliği esas alınarak düzenlenmiştir.
İZMİR ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler Amaç ve Kapsam MADDE 1 (1) Bu Yönerge; İzmir Üniversitesi nin Fakülteleri, Meslek Yüksekokulu ve bölümlerinde ÖSYM ve Üniversite tarafından
Hart Walker, gövde deste i ve dengeli tekerlek sistemi sayesinde, geliflim düzeyi uygun olan çocuklar n, eller serbest flekilde yürümesini sa lar.
Cerebral palsi gibi hareket ve postüral kontrol bozukluklar na yol açan hastal klar olan çocuklar, hastal klar n n derecesine ba l olarak yürüme güçlü ü çekmekte veya hiç yürüyememektedir. Hart Walker,
TÜRKİYE DE HASTANEDE YATAN HASTALARIN AKILCI İLAÇ KULLANIMINA YÖNELİK BİLGİ VE DAVRANIŞLARINI DEĞERLENDİRME ÇALIŞMASI
TÜRKİYE DE HASTANEDE YATAN HASTALARIN AKILCI İLAÇ KULLANIMINA YÖNELİK BİLGİ VE DAVRANIŞLARINI DEĞERLENDİRME ÇALIŞMASI Sayın İlgili; Bu anket çalışması, akılcı ilaç kullanımı konusunda mevcut durumun değerlendirilmesi
KVH VE SİGARA BIRAKMA. Mini Ders 3 Modül: Tütünün Kalp ve Damar Hastalıkları Üzerindeki Etkisi
KVH VE SİGARA BIRAKMA Mini Ders 3 Modül: Tütünün Kalp ve Damar Hastalıkları Üzerindeki Etkisi TEMEL SLAYTLAR KVH ve Sigara Bırakma Mini Ders 3 Modül: Tütünün Kalp ve Damar Hastalıkları Üzerindeki Etkisi
YATAKLI TEDAVİ KURUMLARI ENFEKSİYON KONTROL YÖNETMELİĞİ
YATAKLI TEDAVİ KURUMLARI ENFEKSİYON KONTROL YÖNETMELİĞİ Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği Resmi Gazete: 11 Ağustos 2005-25903 BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç
17-19 EYLÜL 2010 TARİHLERİ ARASINDA MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİN DE YAPILAN ADIM ÜNİVERSİTELERİ İDARİ GRUP TOPLANTI KARARLARI
17-19 EYLÜL 2010 TARİHLERİ ARASINDA MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİN DE YAPILAN ADIM ÜNİVERSİTELERİ İDARİ GRUP TOPLANTI KARARLARI GENEL SEKRETERLER TOPLANTI TUTANAĞI 1-Bilginin elektronik ortamda paylaşımı
ÇANKAYA BELEDİYESİ EVDE BAKIM HİZMETLERİ YÖNERGESİ
ÇANKAYA BELEDİYESİ EVDE BAKIM HİZMETLERİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve Kapsam MADDE 1 (1) Bu yönergenin amacı; Çankaya Belediye sınırları içinde yaşayan, yaş sınırı
HAM PUAN: Üniversite Sınavlarına giren adayların sadece netler üzerinden hesaplanan puanlarına hem puan denir.
YGS / LYS SÖZLÜĞÜ OBP (ORTA ÖĞRETİM BAŞARI PUANI): Öğrencinin diploma notunun diğer öğrencilerin diploma notlarına oranıdır. En az 100 en çok 500 puan arasında değişen bu değer, öğrencinin başarısı okulun
TÜİK KULLANICI ANKETİ SONUÇLARI
TÜİK KULLANICI ANKETİ SONUÇLARI Aralık 1 Giriş Kurumumuz taraf ndan üretilen istatistikler kullan c lara çeşitli kanallar yoluyla sunulmakta, hizmet kalitesini artt rmak ve kullan c ihtiyaçlar n karş lamak
Hepatit B. HASTALIK Hepatit B nin etkeni nedir? Hepatit B hepatit B virüsü (HBV) ile meydana getirilen bir hastal kt r.
Hepatit B HASTALIK Hepatit B nin etkeni nedir? Hepatit B hepatit B virüsü (HBV) ile meydana getirilen bir hastal kt r. HBV nas l yay l r? Hepatit B, hepatit B li kiflilerin kan veya vücut s v lar yoluyla
Zihin ve Hareket Engelli Çocuklar çin E itim Araflt rma ve Uygulama Merkezi nde zlenen Olgular n Demografik Özellikleri
TRAKYA ÜN V TIP FAK DERG 2005;22(2):88-92 KL N K ARAfiTIRMA Zihin ve Hareket Engelli Çocuklar çin E itim Araflt rma ve Uygulama Merkezi nde zlenen Olgular n Demografik Özellikleri Demographic Characteristics
NIJERYA DAN GELEN YOLCUDA EBOLAYA RASTLANMADI
Portal Adres NIJERYA DAN GELEN YOLCUDA EBOLAYA RASTLANMADI : www.cayyolu.com.tr İçeriği : Gündem : http://www.cayyolu.com.tr/haber/nijerya-dan-gelen-yolcuda-ebolaya-rastlanmadi/96318 1/3 SAGLIK IÇIN EGZERSIZ
Dr. M. Fatih Önsüz 1, Doç. Dr. Ahmet Topuzo lu 2
Dr. M. Fatih Önsüz 1, Doç. Dr. Ahmet Topuzo lu 2 1 Sakarya l Sa l k Müdürlü ü 2 Marmara Üniversitesi T p Fakültesi Halk Sa l AD. ÖZET Amaç: Diyabetin tedavi ve kontrolünde en önemli hedef glisemik kontroldür.
T.C. GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü
Sayfa 1 / 8 NÜKLEER TIP HİZMETLERİ İŞLEYİŞ PROSEDÜRÜ HAZIRLAYAN NÜKLEER TIP HİZMETLERİ BÖLÜM KALİTE SORUMLUSU KONTROL EDEN KALİTE YÖNETİM DİREKTÖRÜ ONAY BAŞHEKİM Sayfa 2 / 8 1.AMAÇ: 2.KAPSAM: Nükleer Tıp
Okumufl / Mete (Ed.) Anne Babalar için Do uma Haz rl k / Sa l k Profesyonelleri için Rehber 16.5 x 24 cm, XIV + 210 Sayfa ISBN 978-975-8882-31-1
Deomed Medikal Yay nc l k Okumufl / Mete (Ed.) Anne Babalar için Do uma Haz rl k / Sa l k Profesyonelleri için Rehber 16.5 x 24 cm, XIV + 210 Sayfa ISBN 978-975-8882-31-1 Birinci bask Deomed, 2009. 62
-Bursa nın ciroları itibariyle büyük firmalarını belirlemek amacıyla düzenlenen bu çalışma onikinci kez gerçekleştirilmiştir.
Bursa nın 25 Büyük Firması Araştırması; -Bursa nın ciroları itibariyle büyük firmalarını belirlemek amacıyla düzenlenen bu çalışma onikinci kez gerçekleştirilmiştir. -Bu çalışma Bursa il genelinde yapılmış,
Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif
Dr. Yeflim Toduk Akifl Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif flirket birleflmeleri ve sat nalmalar, türkiye deki küçük iflletmelerden, dev flirketlere kadar her birinin gündeminde olmaya devam
KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ KLİNİĞİ KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI UZMANLIK
Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor?
Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor? Doç.Dr. Nilgün GÖRER TAMER (Şehir Plancısı) Her fakülte içerdiği bölümlerin bilim alanına bağlı olarak farklılaşan öznel
Kadın İdrar İnkontinansı. Dr. M.NURİ BODAKÇİ
Kadın İdrar İnkontinansı Dr. M.NURİ BODAKÇİ Genel populasyonun çoğunda özellikle kadınlarda ve yaşlılarda mesane disfonksiyonu vardır. ICS üriner inkontinansı; objektif olarak gösterilebilen ve sosyal
HASTA VE ÇALIŞAN GÜVENLĐĞĐ RĐSK DEĞERLENDĐRME PROSEDÜRÜ
Sayfa No: / 5. AMAÇ: Bu Prosedürün amacı Sakarya Yenikent Devlet Hastanesinde yapılan faaliyetlerde "Hasta ve Çalışan Güvenliği" açısından oluşabilecek tehlikeleri tanımlayarak, bu tanımlamalar neticesinde
Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN. İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları
I Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları II Yay n No : 2056 Hukuk Dizisi : 289 1. Bas Kas m 2008 - STANBUL ISBN 978-975 - 295-953 - 8
AFRİKA HASTALIĞI -SIĞIRLARIN NODÜLER EKZANTEMİ -LUMPY SKIN DISEASE (LSD)
AFRİKA HASTALIĞI -SIĞIRLARIN NODÜLER EKZANTEMİ -LUMPY SKIN DISEASE (LSD) 1 GÜNDEM Tanım Epidemiyoloji (Hastalığın Yayılımı) Mücadele Soru-Cevap 2 Afrika Hastalığı Nedir? Sivrisinek, kene ve sokucu sineklerle
ÇOCUKLUK ve ERGENL KTE D YABETLE YAfiAM
ÇOCUKLUK ve ERGENL KTE D YABETLE YAfiAM D YABETLE YAfiAMAK Bu kitapç n içeri i Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derne i nin web sitesinden faydalan larak haz rlanm flt r. www.cocukendokrindiyabet.org Diyabet,
BİYOEŞDEĞERLİK ÇALIŞMALARINDA KLİNİK PROBLEMLERİN BİR KAÇ ÖZEL OLGUYLA KISA DEĞERLENDİRİLMESİ Prof.Dr.Aydin Erenmemişoğlu
BİYOEŞDEĞERLİK ÇALIŞMALARINDA KLİNİK PROBLEMLERİN BİR KAÇ ÖZEL OLGUYLA KISA DEĞERLENDİRİLMESİ Prof.Dr.Aydin Erenmemişoğlu 3.Klinik Farmakoloji Sempozyumu-TRABZON 24.10.2007 Klinik ilaç araştırmalarına
Ayşe YÜCE Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD.
TÜRKİYE DE TÜBERKÜLOZUN DURUMU Ayşe YÜCE Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD. DSÖ Küresel Tüberküloz Kontrolü 2010 Raporu Dünya için 3 büyük tehlikeden
YENİLENEBİLİR ENERJİDE EĞİTİM
YENİLENEBİLİR ENERJİDE EĞİTİM Enerjinin Önemi Enerji, Dünyamızın en önemli ihtiyaçlarından biridir. Türkiye nin son otuz yılda enerji talebi yıllık ortalama %8 artış göstermiştir.ülkemiz elektrik enerjisinin
