ÖZEL HAYATIN KAMUSAL ALANDA TARTIŞILMASI: KADIN PROGRAMLARI ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ÖZEL HAYATIN KAMUSAL ALANDA TARTIŞILMASI: KADIN PROGRAMLARI ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME"

Transkript

1 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 9, 2011, Sayfa ÖZEL HAYATIN KAMUSAL ALANDA TARTIŞILMASI: KADIN PROGRAMLARI ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME Mehmet MEDER* - Zuhal ÇİÇEK** Özet Gündüz kuşağı programları şeklinde adlandırılan ve çoğunlukla kadınlara yönelik olarak hazırlanan kadın programları son yıllarda aile yaşamına etkileri bağlamında sıklıkla tartışılmaktadır. Yabancı ülkelerde daha erken bir süreçte yayınlanmaya başlayan benzer tür ve içerikteki bu tarz programlar Türkiye de özellikle 2000 lerin ortasından itibaren gündeme gelmiştir. Sağlık, eğitim, cinsel yaşam, evlilik, moda, yemek, kişisel bakım vb gibi çok çeşitli alanlara ilişkin bilgilerin sunulduğu kadın programları, tür, içerik ve söylem düzleminde diğer programlardan farklılık göstermektedir. Bu çalışma örnek kadın programları üzerinden, kadın programlarının tür, içerik ve söylem özelliklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada ilk olarak bu konu üzerine yapılmış araştırmalar üzerinden kuramsal çerçeve sunulacak, daha sonra kadınların en çok izledikleri kadın programlarının türsel ve söylemsel özellikleri bireysel ve toplumsal yaşam üzerindeki etkileri bağlamında değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kadın Programı, Medya, İçerik ve Söylem. DISCUSSION OF PRIVATE LIFE IN PUBLIC SPACE: A SOCIOLOGICAL REVIEW ON WOMEN'S PROGRAMS Abstract Daytime generation programs for women and often prepared in the form of so-called women's programs are often discussed in the context of the effects on family life in recent years. Foreign countries began running earlier in a process similar to the type and contents of such programs that have been noted in Turkey, especially since the mid-2000s. Such women programs as health, education, sex life, marriage, fashion, food, and personal care offer information on a wide variety of fields and differ from other programs in terms of type, content and discourse. This study as an example of women's programs,, aims to explore the content and discourse features. First, the study offers a theoretical framework of the research and then the most favourite women's programs are evaluated in terms of genres and discursive features in the context of their effects on individual and social life. Key Words: Women s Program, Media, Content and Discourse. 1. GİRİŞ Birey ve toplum üzerinde önemli bir yönlendirici işlevi olan kitle iletişim araçları, özellikle son yıllardaki yayın içeriği bağlamında sıklıkla tartışmalara konu olmaktadır. Her geçen gün farklı görsel ve işitsel ileti ve imgelerle yüklü tür ve içerikteki programlar gündelik yaşamımızı meşgul etmekle, sohbetlerimize konu olmakta, farkında olarak ya da olmayarak düşünce ve davranışlarımızı yönlendirmektedir. Diğer kitle iletişim araçlarıyla karşılaştırıldığında teknolojinin ve ekonomik olanakların tüm imkanlarını kullanabilmesi itibariyle farklı nitelikteki iletileri aynı anda sunma avantajına sahip olan televizyonun bu noktada kitleleri etkileme ve bağımlı kılma yönünün daha fazla olduğu bir gerçektir. Piyasa ekonomisi koşullarında yüksek kâr elde etme güdüsüyle hareket eden televizyon yayıncıları, reyting oranlarını arttırmak ya da daha fazla kitleyi ekranlara çekebilmek için farklı tür ve içerikteki yayınları izleyicilere sunmaktadırlar. Ekonomi ve siyaset bu sürecin itici gücünü oluştururken televizyon * Prof. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, DENİZLİ e-posta: *Arş. Gör., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, DENİZLİ e-posta:

2 M. Meder - Z. Çiçek söz konusu güçler tarafından sınırları çizilmiş ve kurgulanmış içeriğin kitlelere sunulmasında aracı rol oynamaktadır. Popüler kültür ürünleriyle beslenen içerime sahip olan televizyon programları, entelektüel donanımdan yoksun ve bilinçli tüketimden yoksun bireyleri daha çok ve olumsuz yönde etkilemekte, kısa sürede onlarda bağımlılık oluşturmaktadır. Bu da yayıncılık anlayışının ve yayın içeriğinin etik çerçevede yeniden değerlendirilmesinin gerekliliğine işaret etmektedir. Son zamanlarda sabah ve öğle kuşağı programları olarak yayınlanan ve hedef kitlesi kadınlar olan kadın programlarının, farklı içerik, sunum ve mesaj içerimleriyle izleyici kitlesi üzerinde olumsuz yönlendirmelere zemin hazırladığı düşünülmektedir. Çalışmamız, kadın programlarının izleyici kitlesi üzerindeki etkileri toplumsal gerçeklik düzleminde dört temel sorunsala işaret ettiği varsayımı üzerine temellendirilmiştir: İlki kadın programlarında kadına ait konuların ve sorunların istismar edildiği; ikincisi geleneksel cinsiyet rollerinin, kadına atfedilen toplumsal cinsiyet kalıplarının yeniden üretilerek egemen ataerkil ideolojinin pekiştirildiği; üçüncüsü, özel alana ait olan aile, cinsiyet, kadın-erkek sorunları, ilişkiler gibi mahrem konuların öznel yaşam deneyimleri üzerinden hikayeleştirilerek anlatılması ve tartışılması, özel hayatın gizliliği ilkesini yerinden etmektedir; dördüncüsü ise kadın programları aracılığıyla gündelik yaşamda farkında olarak ya da olmayarak sürekli deneyimlenen dedikodunun yeniden üretimine zemin hazırlamasıdır. Kültürlere göre farklılık gösteren, evrensel nitelikli bir olgu olan dedikodu, bu programlarda, toplumsal cinsiyet kalıpları üzerinden kadınlara atfedilen negatif bir özellik olarak yansıtılmaktadır. Bu yönüyle kadın programları farklı kesimlerce küçümseyici bir tutumla değerlendirilmiştir. Dedikodu ediminde, kadın ve erkeklere özgü farklılıklar ya da benzerliklerin açığa vurulmasında ziyade yine cinsiyetçi söylemler merkezinde kadınlarla özdeşleştirilerek sunulmaktadır. Bu da maskülen rolleri ve söylemleri daha pekiştirmektedir. 2. KÜLTÜREL YENİDEN ÜRETİM ARACI OLARAK MEDYA VE TV PROGRAMLARI Sosyal gerçekliğin biçimlendirilmesi, bireyler tarafından içselleştirilmesi ve toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretiminde medya etkin bir role sahiptir. Özellikle televizyon yayınları görsel ve işitsel öğelerin bir arada kullanılması nedeniyle bireylerin bilgi, kültür, haber, eğlence gibi alanlardaki ihtiyaçlarının karşılanmasında daha yaygın bir etki ve kullanım alanına sahiptir (Aziz, 1982; Göksel, 1993). Televizyonun yanı sıra, radyo, gazete, dergi ve sinema gibi iletişime olanak sağlayan medya, toplumdaki farklı düşünce ve kanaatlerin yayılmasında, farklı sosyo-ekonomik ya da sınıfsal konuma sahip birey ve grupların kamusal alanda seslerini duyurabilmelerinde önemli bir aracılık rolüne sahip görünmektedir. Bu şekilde serbest düşünce pazarının oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Fakat, medyanın demokratik ortamın oluşmasına yönelik olumlu işlevi, her zaman ve her koşulda gerçekleşmemektedir. Ülkelerin gelişmişlik durumu başta olmak üzere, daha çok liberal söylemle beslenen siyasi bir ortamın, serbest rekabet koşullarının sağlanmasının ve medya tekellerinin engellenmesinin genel geçer olması ile mümkündür. Bu konuda dikkati çeken bir nokta, günümüzde medyanın uzman gruplar tarafından hazırlanan serbest piyasanın öngördüğü sosyal, ekonomik ve kültürel örüntülerini, stratejik merkezi planlama ve pazarlama biçimleriyle kitlelere dayatması konusundaki gizil amacı, medyasiyaset-ekonomi arasındaki karşılıklı ilişkinin varlığına işaret etmesidir (Yüksel, 2001; Atabek, 2002; McQuail, 1997; Irvan, 2001). Medya işlevlerini yerine getirirken ekonomi ve siyasetten bağımsız hareket etmemektedir. Çıkar ilişkisi zemininde inşa edilen bu sarmal üzerinden kurgulanan gerçeklik bireylere farklı şekillerde sunulmakta, bireyleri etkilemektedir. Dolayısıyla medyanın sürekli yenilenen yayın içeriğinin ekonomi-siyasetmedya arasındaki girift ilişkinin sürekliliğinin sağlanmasına yönelik çabalardan ibaret olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Kitle iletişim yayıncılığını gerçekleştiren kuruluşların kurumsal kimlik kazanmaları, bu alanda etkilik gösteren kuruluşların sayısının artması ve artan rekabet medyanın gelişmesine kısa sürede de bireysel yaşamın önemli bir öğesi haline gelmesine yol açmıştır. Medyanın hızlı bir şekilde önemli bir araç haline gelmesi, sahip olduğu en güçlü araçla, popüler kültür ürünleriyle gerçekleşmiştir. Medya fonksiyonlarını farklı içerik, tür ve formatta biçimlendirdiği popüler kültür ürünlerini kullanarak gerçekleştirmektedir. Medya sosyal gerçekliğe ilişkin belli bir kesit sunarken her zaman doğrular 70 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

3 Özel Hayatın Kamusal Alanda Tartışılması: Kadın Programları Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme üzerinden hareket etmemekte, çoğu zaman ekonomik çıkarları doğrultusunda daha fazla kâr elde etmek için reklamcılık ya da pazarlama stratejilerine uygun formatta gerçekliğin kurgusal biçimini abartılı şekilde sunmaktadır. Günümüzde medyanın en çok kullandığı strateji budur (Douglass, 1975; Williams,1992;Hollond, 2000). Medya yine bu yolla, kahramanlar, temsiller ve kişilik tipleri yaratmaktadır. Bireyler bu kişilik tipleri ve temsiller üzerinden kendilerini tanımlamakta ve var etmektedir fakat bu sürecin farkında olmamaktadırlar. Bu noktada medyanın etkileme ve etkilenme düzeyinin en yüksek olduğu görsel araç televizyondur. Televizyonun değişimde rol oynamasında ona duyulan güvenin boyutları önemlidir. Ancak bu seçkinliğin estetik ve sembolik çerçevesinin kesin sınırları dahilinde gerçeklemektedir. Televizyonun etkileme gücünün hissedildiği diğer bir alan farklı sosyo-ekonomik çevrelere, düşünce biçimlerine, yaşam tarzlarına, demografik özelliklere, eğitim düzeyine, yeteneklere sahip bireylerin, buradan yansıtılan gerçekliğe farklılaşan oranlarda maruz kalmalarına ve bu dünyadan beslenmelerine neden olmaktadır. Dolayısıyla, bireyin sosyal yaşama dair bilgi edinmesinde, sosyal kişiliğinin oluşmasında, sosyal statü elde etmesinde, sosyal gruplara katılmasında, sosyal rolünü benimsemesinde, sosyal grup, kurum ve kültürün oluşması sürecinde ön plana çıkan televizyondur (Esslin, 1991; Cereci, 1996; Güneş,1996). Televizyonun sadece geleneksel ya da yerleşik değerlerin pekiştirilmesine değil aynı zamanda geleneksel olan değerlerin değiştirilmesine, yeni davranış kalıplarının benimsetilmesine, yeni yaşam tarzlarının sergilenerek bireyler tarafından talep edilebilirliğini arttırmak amacıyla da araçsal bir işleve sahiptir. Örneğin A. Aziz (1982: ) bir çalışmasında, kızların giyim, yemek adabı, davranış vb gibi konular üzerinde değiştirici bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Televizyon kitle üzerindeki yaygın etkisi daha çok reklam, haber, moda, magazin, sağlıklı yaşam içerikli programlar, yarışma programları ve eğlence programları ile gerçekleştirilmekte, bireyler, bu programlardan psikolojik faydalar sağlamaktadır. Televizyon özellikle kadınlar için önemli bir zaman geçirme aracı olarak da görülmektedir. A. Aziz Ankara da yaptığı bir çalışmada (1982: ), kadınların erkeklerden daha çok televizyon izlediklerini; erkeklerin çoğunlukla haber alma, öğrenme ve eğlenme nedeniyle, kadınların ise çoğunlukla yalnızca eğlenme ve eğlenme-öğrenme nedenleriyle televizyon izlediklerini belirtmiştir. Çalışmayan ve sosyal yaşamla sınırlı bir iletişim düzeyine sahip ev kadınları için domestik alanın rutinlerinden uzaklaşması, farklı konularda enformasyon elde etmesi, zaman geçirmesi için işlevsel olan televizyonun bağlayıcılığı daha fazladır. Batmaz ve Aksoy a göre (1995: 8), uygulamada tüm televizyonlar kadınları hedef kitle olarak görmektedir. Kadının erkeğe göre televizyondan daha kolay etkilenmesi, yeni olana ilgi göstermesi, merak duyma güdüsünü pekiştirici faktörler yaratmıştır. Bu güdüsel faktörler kadını yeniliğe açık ve aileye yönelik yapılan her türlü kampanyada (aile planlaması, bilinçli tüketim ve tasarruf, eğitim, çocuk bakımı vs) hedef alınması gereken tek kitle olarak görülmesine neden olmuştur. Belli bir izleyici kitlesine, yaş grubuna, cinse, sınıfa ya da etnik izleyici kitlesine yönelik hazırlanan televizyon yayınları gündelik yaşam akışına göre düzenlenmektedir. Televizyonun aileye yönelik olması ve gündelik yaşam akışına göre düzenlenmesi hedef kitlenin saptanmasında başvurulan stratejilerdir. Bu nedenle, belli programlar günün belirli saatlerinde yine belli bir izleyici kitlesi hedeflenerek yayına konmaktadır. Kadınlar bu hedef alınan kitlelerden biridir. Günün belirli saatlerinde sadece kadınlara yönelik bazı programlar yayınlanmaktadır (Kaplan,1992; 34-35). Genel olarak bakıldığında eğitim, ekonomi, aile, çevre, sanat, hukuk, toplum gibi pek çok alana ilişkin konuların tartışıldığı, bilgilerin verildiği kadın programları daha çok eğlence işlevine dönüktür. Bu programların konuk seçimlerinde ünlü kişilere ağırlık verildiği; kadınları ilgilendireceği varsayılan sosyal konularda bilgi vermesi için uzman kişilerin davet edildiği görülmektedir. Astroloji, yemek tarifi, ev içi etkinliklere dair pratik bilgilerin verildiği programlara rastlanmaktadır. Bu tarz bir yönelim, kadınların ev işlerine daha yatkın oldukları yönünde bir düşüncenin kabullenilmesine ve benimsenmesine neden olmaktadır (Keskin, 2001; Kurt, 2001). Programın yayınladığı saatler itibariyle ağırlıklı olarak ev kadınlarına ulaşılmakta; ev kadınlığı, aile yaşamı küçümsenmemekle birlikte çalışan kadın kavramı onaylanmakta, model gösterilmektedir. Bu programlar kadının Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

4 M. Meder - Z. Çiçek düşünce, duygu ve bakış açısını değiştiren, yeni yaşam biçimlerini empoze eden bir araç haline geldiği gözlemlenmektedir (Kurt, 2001; Karahan, 2000). Dolayısıyla temel hedefin salt eğlence olması dikkate alındığında, bu programlardan kadınların kişisel gelişimleri ve sosyal farkındalıklarını arttırmak amacıyla yararlanma biçimlerinin oldukça sınırlı olduğu da dikkate değerdir. 3. MEDYADA TEMSİL EDİLEN KADIN Kadınlar, ülkemizde diğer ülkelerde de benzer bir şekilde gözlemlendiği gibi sosyo-ekonomik ve siyasal dinamiklerin etkisiyle değişen toplumsallaşma biçimlerine karşın annelik, iyi ve fedakar eş ya da anne gibi toplumsal cinsiyet rollerine dayalı kavramsallaştırmalarla tanımlanmışlardır. Bu tanımlamalar, ilk olarak ailede başlamakta, eğitim sistemi, kitle iletişim araçları ve sosyal çevre kanallarıyla pekiştirilmektedir. Tarihsel sürece bakıldığında kadının toplumsal cinsiyet temelinde tanımlanması, mülkiyetin erkeğe göre belirlenmesiyle birlikte kadının ikincil bir konuma geçmesiyle ilişkili olduğu görülmektedir. Böylece erkek egemen ideolojiye dayalı yapıda olan toplumda kadın, kendisine atfedilen cinsiyetçi rollerle tanımlanmaya başlamıştır. Kapitalist ekonomik ilişkilerin biçimlendirdiği modern toplumsal yaşamda kadının ekonomik alanda aktif rol almaya başlaması başka bir ifadeyle reel sektörde çalışmaya başlamasıyla, kadın kamusal alanda kendisini var etmek için modern yaşamın gereklerine uygun normları, davranış kalıpları ve yaşam tarzını benimseme yönünde bir eğilim sergilemiştir (Engels, 1967; Rothman,1994; Kandiyoti, 1990). Bu değişimin ise günümüze kadar gelinen aşamada kadının hakim kalıplar etrafında konumlandırılmasına yönelik (göreli olarak) çok az bir farklılaşmaya neden olduğunu görmek mümkündür. Çalışan kadınlar üzerine yapılan araştırmalara bakıldığında pek çok sektörde kadınların bu tarz bir algı çerçevesinde istihdam edildikleri ve muamele gördüklerini görmek mümkündür. M Baret in belirttiği gibi (1993: 12) cinsiyetin karmaşık ideolojik yapıyla ilişkilendirildiği günümüz modern kapitalist toplumlarında kadının ev içi alandan iş yaşamına geçmesi çatışmaya yol açmıştır. Kadın bu toplumsal yapıda bir dizi norma uymak zorunda bırakılmıştır. Günümüzde medyada sunulan kadın temsillerine bakıldığında bu tespitlerden uzak olmadığı daha net bir biçimde görülmektedir. Çünkü geçmişle kıyaslandığında günümüzde kadın daha çok medya ve reklam sektörü tarafından hedef kitle olarak kabul edilmektedir. İhtiyaçların ve tüketim ürünlerinin farklılaşması, çeşitlenmesi, gelir düzeyindeki farklılaşmalar, kadınları geleneksel ya da modern görünümleri, alışkanlıkları, değerleri üzerinden temsil edilmesine zemin hazırlamıştır. Ş. Güzel in (1996: 31) metaforik düzlemdeki değerlendirmesiyle, her toplumsal kategoride olduğu gibi erkekler de egemenliklerinin sürekliliğini sağlamak için kendi kimliklerinin yeniden üretiminin başlıca ajanı olarak gördükleri kadınlara yeni kostümler giydirmektedirler. Bu ifade özde bakıldığında mevcut yapının analizini daha net bir biçimde sunuyor görünmektedir. Günümüzde kadınlar hemen her sektörde aktif bir rol üstlenmiş olsalar da iç işleyişe bakıldığında toplumsal cinsiyete dayalı yargılara dayalı muameleler görmek mümkündür. Medya sektörü de bunlardan biridir. Bu sektörde çalışan kadınların az sayıda olmasına karşın televizyon programlarında ve reklamlarda kullanılan kadınların çoğunlukta olması söz konusu temsilin birer yansımaları olarak değerlendirilebilir. Öncü ve Weyland kadınların günümüzdeki toplumsallaşma pratiklerinin onları kamusal alandan uzak tutarak özel alan olan ev ile sınırlamak üzerine inşa edildiğini belirtmişlerdir (1997: 89). Bu bağlamda, televizyon ve diğer kitle iletişim araçlarının kadınları bu bakış açısı merkezinde biçimlendirilen imajlarla sunduklarını görmemek mümkün değildir. Kadın programlarının da bu tarz bir zemine sahip oldukları gözlemlenmektedir. Bu programlarda tartışılan özgür kadın ya da kamusal alanda erkeklerle aynı hatta bazen daha çok emek gücünü kullanan kadından bahsedilmemekte; çoğunluğu oluşturan kadın katılımcıların gerek kendi öz yaşam öyküleri gerekse diğer katılımcıların anlattıkları öykülerine yönelik tutumları, değerlendirmeleri, kadının toplumsal cinsiyet temelli söylemlerini yerinden edecek nitelikte değildir. Bu programlarda özde değişmeyen biçimsel olarak değişen bir tablo görünmektedir. Dikkati çeken nokta ise kadın programlarına katılanların ve izleyenlerin çoğunluğunun ev içi alanla sorumlu tutulmalarını, asli görevlerini bu alandan hareketle tanımlamalarını içselleştirmiş olmalarıdır. Kadın programlarında işlenen konular kadına atfedilen alanlarla ilişkilidir. Moda, 72 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

5 Özel Hayatın Kamusal Alanda Tartışılması: Kadın Programları Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme kozmetik, çocuk bakımı, ev dekorasyonu, yemek gibi pratikler hem kadın alanına giren konular olarak hem de tüketimin yoğun olarak sergilendiği alanlar olarak değerlendirilmektedir. Program yapımcıları bilinçli bir şekilde bu alanlar üzerinden hareket etmektedir. Kadının özgürlüğü daha ziyade yine kendine atfedilen alanlar içerisinde daha fazla tüketme ya da sunulanlar üzerinden tercih yapabilme özgürlüğüyle ilişkilendirilmektedir. Fakat kadın programlarında görüldüğü gibi, yapımcılar ve reklamcılar bu tarz bir süreçte farklı sosyal sınıfta yer alan kadınların özelliklerini dikkate almaktadırlar. Medyanın kitle ile kurduğu çok yönlü ve karmaşık ilişki sarmalında, kitle üzerinde yaratacağı etkiler, kitlenin yaş, cinsiyet, meslek, hayatı algılayış biçimi, yaşam tarzı, kişilik özellikleri, inançlar üzerinden inşa edilmektedir. Dolayısıyla medyada sunulanların mesajların, görüntülerin, imajların kadınların pratik yaşama dair bilgi, haber, eğlence gibi istek ve ihtiyaçlarını karşılayabildiği ölçüde başarılı olması mümkündür. Çalışmayan kadınların zamanlarının çoğunun evde geçtiği düşünüldüğünde televizyonun en önemli zaman geçirme aracı olması muhtemeldir. Ekonomik özgürlüğe sahip olmayan kadınların sosyal yaşamda farklı etkinliklere yer verememeleri, aile içi sorunlar ve sorumluluklardan kaynaklanan gerginlikleri ve kaygıları yaşamlarının çalışan kadınlara göre tek düze olmasına yol açmaktadır. Bu gerçeklik program yapımcıları için önemli bir malzemedir. Televizyondaki farklı içerikteki programlar, kadınlar için eğlence kaynağıdır. Bu nedenle eğlence, magazin, müzik içerikli programlar kadınların ilgisini daha çok çekmektedir. Rutin yaşam akışı, kadınların bu tarz programlara daha çok bağımlı olmasına yol açmakta, kendilerini bu şekilde mutlu hissetmelerini sağlamaktadır. Son yıllarda gerek akademik alanda gerekse popüler gündem başlıklarından takip edildiği kadarıyla eğlence, magazin, yarışma içerikli programların olumsuzluklarından bahsedilmesine rağmen bu kadar yoğun kadın izleyici kitlesine sahip olmasının nedeni bu gerçeklik olarak görülebilir. Televizyonda izleyici oranlarına bağlı olarak kadınlara yönelik yeni programlar gündeme getirilmektedir. Dolayısıyla bu programların kadınların bireysel kimliklerinin inşa edilmesindeki işlevlerinin bir kere daha değerlendirilmesi gerekmektedir. Kadın programlarında tartışılan konular, konunu sunuluş ve işleniş biçimleri, medyanın toplumsal gerçekliği bütün açıklığıyla yansıtma şeklindeki yaygın söylemine sadık kalıp kalmadığı, bu tarz programların kadınların kendilerini ifade etmeleri, sorunlarını dile getirmeleri için demokratik bir zemin oluşturup oluşturmadığı, bu programlara katılan kadınların toplumdaki diğer kadınları ne ölçüde temsil ettiği, en önemlisi bu programlarda tartılan konular ya da tespit edilen sorunlar üzerinden optimum çözüm önerilerinin geliştirilebilmesinin olanaklılığı yanıtlanması gereken sorulardır. Kadın programlarının demokratik kamusal alanın oluşmasına zemin hazırladığı mı yoksa kültür endüstrinin basitleşmiş, kalitesiz ürünleri olduğu mu ekranlarda gördüğümüz gerçekliğin profilini oluşturmaktadır? Sorulması gereken bir soru olsa gerek. Kadın programlarında dikkati çeken diğer bir önemli nokta, günümüzde kişisel ya da toplumsal sorunları kendi deneyimleri üzerinden tartışmak için çok sayıda insanın televizyona çıkmaya bu kadar istekli olmalarıdır. Ü. Oskay ın belirttiği gibi (1993: 95), günlük konuşmalar giderek daha fazla televizyona bağımlı hale gelmektedir. Medya özellikle de televizyon, günümüz toplumlarında kamusal sorunların tartışılmasını, bireylerin kendilerini ifade etmelerini ve sergileyebilmelerini sağlayan bir araç olma vasfıyla öne çıkmaktadır. Televizyon, sınıfsal farklılık gütmeden herkese kendisini anlatmaya ya da göstermeye yönelik fırsatlar sunmaktadır. Kadın programlarının da bu bağlamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konunun önemli bir zeminini oluşturmaktadır. Kadın programı adlandırması ülkemize özgüdür. Türkiye deki aile içi şiddetin, cinsel tacizin, toplumsal baskıya maruz kalmanın genel içeriğini oluşturduğu bu türde programlar yabancı ülkelerde daha erken bir dönemde gündeme gelmiş, farklı şekillerde adlandırılmıştır (Tanrıöver, 2003; Serim, 2007; Paker, 2006). Kadınlara özgü sorunların tartışıldığı kadın programlarının kadın sorunlarını kitleselleştirmekte, popüler kültür malzemesi yapmaktadır. Bu programların söylemlerinin ahlaki, toplumsal ve geleneksel kurallara, değer yargılarına göre biçimlendirildiği gözlemlenmektedir. Programlara katılan kadınlar, mevcut sorunlara alternatif öneriler geliştirme amacından ziyade var olan cinsiyetçi Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

6 M. Meder - Z. Çiçek kalıpların, davranışsal ve söylemsel motiflerin farkında olmayarak sürdürülmesine katkı sağlamaktadırlar. Tartışılan konular üzerinde ortaklık ya da dayanışma oluşturuyormuş gibi görünmektedirler. Kadınların, başka bir kadının hikayesine dair yorumları ya da bakışı yine cinsiyetçi söylemler merkezinde olmakla birlikte kadınların bu söylemlerin dışına çıkma gibi bir amaç taşımadıkları, bu durumu içselleştirdikleri dikkat çekicidir. Hakim olan davranış ve söylemler, toplum tarafından genel kabul gören söylemler, kurallar, kalıplardır. Bu programlara katılan katılımcılar tarafından onaylanmayan davranış, toplum tarafından da onaylanmayan davranıştır aynı zamanda. Baskın yargıların, geleneksel söylemlerin dışına çıkılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla bu programların sosyolojik düzlemde analiz edilmesi, mevcut yapıya, sosyo-kültürel alandaki değişimlere yönelik önemli veriler sunacaktır. 4. KADIN PROGRAMLARININ TÜR VE SÖYLEM ÖZELLİKLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Kitle iletişim araçları arasında en yaygın enformasyon kanalı olan televizyon, hem mevcut sosyo-ekonomik ve siyasal değişimlerin yansıdığı bir araç olması, hem de kitlenin bilgilendirilmesi, farkındalığının arttırılması, hakim ekonomik yapının ön gördüğü birey tipolojisinin ve toplum yapısının inşa edilmesi noktasında önemli ölçüde dönüştürücü bir etkiye sahip olması yönüyle çok yönlü ilişkisel ağda varlık kazanmaktadır. Kitleler üzerinde köklü değişimler yaratırken kendi dinamiklerinden beslenen televizyon, rekabete dayalı serbest piyasa koşullarında kar oranlarını arttırmak amacıyla daha fazla kitleyi etkileme yönünde hareket etmektedir. Bunun için de programlarını hedef kitlenin ihtiyaçları, beklentileri, özellikleri, duyarlılıkları doğrultusunda sürekli yinelemekte; yeni formları ve türleri kitlelere sunmaktadır. Livingston (1996: 36-37), program türlerine ilişkin adlandırmaların koşullara, ülkeye, döneme, teknik yöntemlere, ideolojiye, amaca, izleyicinin özelliklerine ve konuya göre değiştiğini, fakat türler arasında keskin bir ayrımın olmadığını belirtmiştir. Buna göre, aynı metin farklı ülkelerde farklı adlandırılmaktadır. Türün devamlılığını sağlayan etken ise sosyal grubun türü onaylayıp onaylamamasıdır. Dolayısıyla önemli olan nokta izleyici kitlesinin bu türe nasıl yaklaştığıdır. Kitlenin beğenisini kazanan, isteklerini, ihtiyaçlarını, dünyasını, hayallerini yansıtan program türleri devamlılık kazanmakta, tersi durumda ise yapı ve içerik açısından farklı yeni programlara öncelik verilmekte, program türleri ve içerikleri çeşitlendirilmektedir. Program yayıncılığı açısından bakıldığında, geçmişten günümüze kadar gelinen süreçte gerek ülkemizde gerekse yabancı ülkelerde farklı türlerde programlar görmek mümkündür. Program türlerini ve içeriklerini belirleyen ölçüt o ülkede yaşayan insanların özellikleri olmakla birlikte, ülkede hakim olan siyasi ve ideolojik atmosferin ve uluslar arası alanda gündemde olanlar konuların daha çok belirleyici olduğu söylemek mümkündür. Hangi tür ve içerikte programların yayınlanacağı medya-ekonomi-siyaset üçlüsü ekseninde belirlenmektedir. Dolayısıyla bu süreç bilinçli bir stratejiyle inşa edilmektedir. Program yayıncılığı konusunda ülkemizdeki yayıncıların ya da medya patronlarının izledikleri rota yabancı ülkelerde popüler olan programlara göre şekillendirilmektedir. Program yayıncılığının tür çeşitliliği konusundaki en belirgin değişimlerden biriki günümüzde en çok talep edilen program türünü oluşturmaktadır-konuşmaya dayalı programların yaygınlaşmasıdır. Keskin in ifadesiyle (2001: 94-95), gündüz kuşağı talk show u olarak adlandırılan bu program türleri, 1960 ların sonlarında Phil Donahu ile başlamış, zaman içinde çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bir seyirci topluluğu tarafından gündelik hayata dair konuların kamusal olarak tartışıldığı programlar olarak yaygınlaşmıştır. Bu program türünün en spesifik özelliği teknik açıdan üretiminin ucuz olmasıdır. Çoğunlukla hedef kitlesi kadınlar olan, kadınların ilgisini çekebilecek nitelikte konuların işlendiği ve ülkemizdeki adlandırmasıyla kadın programları söz konusu özelliklere sahip programlar olarak değerlendirilmektedir. Kadın programlarının türsel özelliklerine bakıldığında farklı türlere ait özelliklerin bir arada kullanıldığı türlerarası bir niteliğe sahip olduğu görülmektedir. Bu türler, izleyici tartışma programları, gündüz kuşağı konuşma programları, trash TV ve reality TV programlarıdır. Ayrıca kadın programlarının varyete ve vodvil gibi tiyatro kökenli türlerle ve freak show gibi bir ortaçağ eğlencesiyle de benzerlikleri bulunmaktadır (Livingston, 1996; Timberg, 2006). Bu türlerin kısaca açılımlarını sunacak olursak; 74 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

7 Özel Hayatın Kamusal Alanda Tartışılması: Kadın Programları Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme İzleyici tartışma programları, belgeselden pembe diziye kadar farklı türlerin özelliklerini taşımaktadır. Dolayısıyla kadın programlarının en çok benzediği program türlerinden bir tanesi gündüz kuşağında yayınlanan, hedef kitlesi kadınlar olan izleyici katılımlı tartışma programları dır. Bu türdeki programlarda tartışılan konular sadece gündelik yaşamda etkisi olan sıradan olaylar olmamakta, farklı konulara da yer verilmektedir. Bu programlarda uzmanlar yer almakta, gündelik pratiğe ilişkin farklı konularda bilgiler sunmakta, konuklar ve uzmanlar aynı mekanda bulunmaktadırlar. Sunucu katılımcılara söz hakkı vermekte, herkes belli bir sorun hakkındaki düşüncelerini açıkça dile getirmektedir. Canlı yayında farklı görüşlerin ifade edilmesinden kaynaklı çatışmaların olması muhtemeldir. Katılımcılar, kişisel deneyimlerini anlatmaktadırlar. Bu programlar, gündüz kuşağında ya da geç saatlerde yayınlanmaktadır. Bu tarz programlarda kurgu yoktur. Her şey canlı yayında, o anda gerçekleşmektedir (Livingston, 1996; Rose,1985; Sonja, 2006). Kadın programlarına benzeyen diğer bir tür, Gündüz Kuşağı Konuşma Programlarıdır (Day Time Talk Show). Gündüz kuşağında yayınlanan bu türdeki programlar, genellikle günlük gazeteler gibi kullanıldıktan sonra atılan, kalıcılık yaratmayan, günlük olaylar üzerinden inşa edilen programlardır. Bu programlar, her zaman bir sunucu tarafından yönlendirilmekte ve çoğunlukla sunucunun adıyla lanse edilmektedir. Haber, kamu sorunları ve eğlence formları bir arada kullanılmaktadır. Bu programlar diğer kurgusal nitelikli programlarla karşılaştırıldığında kaçınılmaz bir anındalık sunmaktadır. Melodram, duygusal mahremiyet, komedi gibi özelliklerin bir arada sunulduğu samimi bir atmosfer hakimdir. Sunucu yüksek düzeyde kontrol gücüne sahiptir. Gündüz kuşağında yayınlanan Phil Donahue ve The Oprah Winfrey Show bu programın belli örneklerindendir (Livingston, 1996; Timberg, 2010). Kadın programlarına benzer diğer bir tür Teleçöplük (Trash TV) dir. Genellikle yaş arası izleyiciyi hedef alan, daha çok cinsellik üzerine konuşmaların hakim olduğu programlardır. Sıradan kişilerin dramatik yaşam öykülerinin anlatıldığı, ahlaksız ve kışkırtıcı konular hakkında tartışmaların yapıldığı, çoğu zaman aktif katılımın gerçekleştiği ve katılımcıların birbirleriyle kavga ettikleri program türüdür. Bu programlarda insanların özel yaşamları teşhir edilmekte, aşırılıklar ön planda olmaktadır. Bu programların ahlaksız ve anormal olduğu düşünülmekte, katılımcıların kadınlardan oluşması eleştirilmekte, bu programlar üzerinden kadınların beğenileri küçümsenmektedir (Timberg, 2010; Birmingham, 2010) Tele-gerçeklik (reality TV) olarak adlandırılan program, kadın programlarına benzeyen diğer bir türdür. Yazılı bir metin olmaksızın dramatik ya da komik durumları sunan, gerçek olayları belgelerle kanıtlayan, oyuncuların karşısında sıradan insanları koyan programlardır li yıllarda yaygınlaşmıştır. Kaynağını 1940 lı yıllarda Gizli Mikrofon ve Gizli Kamera programlarından almıştır. Katılımcıları (sıradan insanları) üne kavuşturma potansiyeli taşımaktadır. Dans, müzik yarışmaları gibi yeteneğe dayalı yarışmalar, kendini geliştirme programları, randevu programları bu tür içinde değerlendirilen alt türlerdir. Bu programlarda gerçek hayatta var olan şeyler bir gösteri havasına dönüştürülmektedir. Stüdyoda eğlence ön plandadır ve oyun atmosferi hakimdir. Kötü olaylar ya da dramatik olaylar komik durumlar içerisinde sunulmaktadır (Livingston, 1996; Timberg, 2010; Birmingham, 2010). Yukarıda kısaca açıklanan farklı türlerin özeliklerine bakıldığında ülkemizdeki kadın programlarının hangi tür programları model alarak hazırlandıklarını görmek mümkündür. Türkiye de de benzer biçimde gündüz kuşağı programları çoğunlukla kadınlar tarafından takip edilmekte, kadınlara atfedilen alanlara özgü konular işlenmektedir. Eğlence, dramatik atmosfer, kişisel deneyimlerin anlatılması, konular hakkında herkesin görüşlerini dile getirebilmesi, sanatçıların davet edilmesi, birbirlerini tanımayan insanların tanıştırılması hatta evlenmelerine vesile olunması, uzman konukların davet edilmesi, konukların kendilerine ve başkalarına ait mahrem konuları açık bir şekilde anlatmaları, yer yer katılımcıların birbirleriyle kavgaları, birbirlerine aşağılayıcı nitelikte sözler sarfetmeleri, sunucuların tutumları, programı kontrol biçimleri gibi pek çok içerik ve sunuş biçimleri yabancı ülkelerdeki programlarla benzer formata sahiptir. Ülkemizdeki kadın programlarında hakim olan genel atmosferi ise şu şekilde özetleyebilir: Canlı yayında stüdyoda gerçekleşen tartışmaların üç boyutta seyretmesi dikkat çeken ilk noktadır. Yani, katılımcıların gündelik yaşamlarında sıkça karşılaştıkları sorunları komplike bir şeymiş Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

8 M. Meder - Z. Çiçek gibi tartışmaları esnasında sunucu programın kontrolünü sağlama, katılımcıların ifadelerini geleneksel söylemelerle değillemekte ya da onaylamaktadır. Dolayısıyla sunucunun bu programlarda yerleşik normların ötesinde hareket etmediği görülmektedir. Programın sağduyulu kişisi modundadır. Sunucu tartışmaların nerede başlayacağını, nasıl devam edeceğini ve nerede sonlandırılacağını bilen kişidir. Programa sadece stüdyo konukları alınmamakta, telefon ya da mail yoluyla da katılımlar gözlemlenmektedir. Programların üçüncü boyutunu ise uzman konuk/lar oluşturmaktadır. Uzman konuk, konukların anlayabileceği dilden pratik bilgiler vermekte, programa başından sonuna kadar iştirak etmesine karşın oldukça sınırlı bir şekilde söz hakkı verilmektedir. Programda herkes kendi eğitim düzeyi, entelektüel potansiyeli ölçüsünde düşüncelerini ifade etmektedir. Fakat görünen tabloda konular derinlikli ve entelektüel bir tartışma havasından yoksundur. Eğitim ve sosyo-ekonomik statü açısından katılımcıların birbirlerine yakın düzeyde oldukları gözlemlenmektedir. Bu durum özellikle izdivaç programlarında daha çok netlik kazanmaktadır. Sunucu, tartışma frekansının arttığını hissettiği durumlarda özellikle sorunun üzerine giderek tartışmayı yönlendirmektedir. Kadın programları, talk show lar ya da diğer tartışma programlarında görüldüğü gibi sunucunun adıyla öne çıkmaktadır. Sunucu bu programlarda toplumsal sorunlara ve katılımcıların gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunlara sosyal bir duyarlılık sergiliyor görünmektedir dolayısıyla bu durum hem programları samimi bir atmosfere büründürmekte hem de katılımcıların daha çok beğenisine, takdirine neden olmaktadır. Sunucu, çizdiği profille katılımcı kitleden biri olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, sunucu, kendini geliştirmiş, zengin bir bakış açısına sahip, duygusal imajıyla ekrandadır. Kadın programlarında özel yaşama dair deneyimler ortaya serilmektedir. Aile, cinsellik, moda, spor, yaşam tarzı, aile için şiddet, boşanma vs gibi konuları ağırlıklı olarak işlenmekte, bu konular üzerinden öznel deneyimler açık bir şekilde anlatılmaktadır. Dolayısıyla özel yaşam ihlalleri söz konusudur. Katılımcılar anlatılan özel yaşam deneyimleri üzerinden kendilerinde başkasının özel yaşamına dair eleştiriler sunma hakkına sahipmiş gibi davranmaktadır. Eleştiriler çoğu zaman yargılayıcı, çatışma yaratıcı nitelikte bile olabilmektedir. Tartışmaların yapılış biçimi ülkelerin yayın anlayışlarına bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Örneğin, Amerika da bu türdeki bir programda cinsellik, gayri meşru ilişki ve çocuk gibi konular üzerine tartışmalar, toplumun bu konulara bakışı ve bu konuları ele alış tarzındaki farklılıklardan dolayı daha esnek bir düzlemde gerçekleşirken, benzer sosyo-kültürel yapıya sahip olmayan ülkelerde, gündelik yaşamda tartışılması, üzerinde konuşulması tabu sayılan konuların belli sınırlar içinde tartışıldığı görülmektedir. Sözü edilen durum ülkemiz için de geçerlidir. Örneğin, cinsellik günümüzde göreli olarak tabu sayılan bir konu olduğu için, cinsellikle ilgili öz yaşam deneyimlerinin anlatılması, tartışılması ancak sunucunun da yönlendiriciliğinde, kitlenin tepkisini çekmemek için mevcut toplumsal değerlere, toplumsal sınırlara uygun bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu tarz bir eğilim, bilinçli olarak yönlendirilmektedir. Amaç hedef kitleyi arttırmak olduğu için içeriğin ne olduğu, nasıl ele alınacağı, nerede sonlandırılacağı bir ölçüde kitlenin sosyo-kültürel özelliklerine bağlı olarak şekillendirilmektedir. Bu nedenle başka ülkelerde bu içerikteki kadın programlarının, ahlaksızlığa ve ucuzluğa dönüştüğü gerekçesiyle sonlandırılması sıklıkla rastlanmasına karşın ülkemizde bu durumun yok denecek kadar az gerçekleştiği önemli bir konudur. Kadın programları, özel yaşamın bu şekilde ifşa edilmesiyle özel yaşamın ihlal edildiği gerekçesiyle eleştirenler daha ziyade bu programlara küçümseyici bir şekilde yaklaşmaktadır, dolayısıyla kadınların davranış, düşünce ve beğeni düzeyleri basitlik çerçevesinde değerlendirilmektedir. Kadın programlarında tartışılan konular, katılımcıların anlatılarında görüldüğü gibi hep dramatik ya da duygusal bir üslupla sunulmaktadır. Mimik-jestler, ses tonu vs gibi fiziksel göstergeler açık bir biçimde görülmekte; katılımcılar, öz yaşam öyküsünü anlatan kişiyi dinlerken bu duygusal havaya çabuk adapte olmuş görünmektedir. Dolayısıyla kişisel bir sorun/konu stüdyoda bulunan diğeriyle paylaşılarak belli düzeyde etkileşimin gerçekleştirildiği gözlemlenmekte, kişilere psikolojik bir rahatlık sağlamakta ve katılımcılar sorunlarını dile getirerek rahatlamaktadırlar. Katılımcıların bu programları çok fazla talep etme nedenleri belirtilirken, bu programların bir nevi terapi işlevi gördüğünü vurgulamaktadırlar. Evde eşiyle, çocuklarıyla paylaşamadığı sorunlarını 76 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

9 Özel Hayatın Kamusal Alanda Tartışılması: Kadın Programları Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme ekranlarda benzer sorunlar yaşayan diğerleriyle paylaşarak dayanışma ve kolektif bir duygu geliştiriyormuş gibi hissetmektedir. Çünkü bu programlara katılanlar, bastırdıkları duygularını, düşüncelerini, öfkelerini, acılarını, kaygılarını ya da sevinçlerini, huzursuzluklarını dile getirmektedirler. İzdivaç programları bu noktada oldukça dikkat çekicidir. Türkiye de hakim geleneksel kalıplar çerçevesinde değerlendirildiğinde ekranlarda yansıyan görüntünün esasen bu değerlere ve normlara uymadığını belirtmek gerekmektedir. Geleneksel normatif yapıya uygun olmayan pek çok davranış, bu programlarda kabul edilebilir bir hal almaktadır. Yani katılımcılar, esasen yerleşik değerlere uygun olmayan davranışlar sergilemektedir. Bu açıdan bakıldığında kadın programları yerleşik değerlerdeki deformasyonun, yozlaşmanın bir izdüşümü olarak algılanabilir. Bir yandan en mahrem konular tartışılırken diğer yandan da kadına ya da erkeğe geleneksel rolleri, sorumlulukları hatırlatılmaktadır. Dolayısıyla bu nokta da kadın programlarının diğer bir çelişik görünümünü de ortaya sermektedir. Kadınlar bu programlar aracılığıyla öznel yaşamlarını anlatarak kendileriyle fakat daha çok kendilerini sınırlayan, konumlandıran toplumla hesaplaşmaktadır. Fakat bu hesaplaşma, durumu değiştirecek nitelikte değildir. Pek çok ülkede olumsuz etkilerinden dolayı bu programlara sınırlamalar getirilmesine karşın ülkemizde bu tarz uygulamaların yok denecek kadar az gerçekleştirildiğini söylemek gerekmektedir. Kişisel hak ihlalinin önüne geçmek için göstermelik bir şekilde örneğin katılımcı özel yaşam deneyimini sunarken yüzünün kamufle edilmesi benzeri uygulamalara başvurulmaktadır. Bu yöntem özellikle, mevcut değer yargıların dışında yer alan ve kitlenin tolerans düzeyinin düşük olduğu konuların tartışıldığı zamanlarda kullanılmaktadır. Yüzü kamufle edilen katılımcı görünürde kendisini rahat hissetmekte, sözde kamusal gizlilik sağlanmaktadır. Fakat bunun oldukça sığ bir uygulama olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Katılımcıların yer yer acımasız, aşağılayıcı, yargılayıcı olduğu da dikkati çeken bir noktadır. Bazı kadın programları ünlü kişilerin katılımıyla çeşitlendirilmektedir. Bu da stüdyoda hakim olan dramatik havayı dağıtmak için işlevsel görülmektedir. Program akışına göre, katılımcıların özel yaşam deneyimlerini sunulurken ünlü kişilerin de fikirlerine başvurulmakta, hatta onlardan da kendi yaşamlarına dair örnekler vermeleri beklenmektedir. Gündelik yaşamda kitle ve ünlü kişiler arasında var olan sosyal mesafenin burada sıcak, samimi bir havaya büründürülmektedir. Katılımcıların öznel deneyimlerine benzer deneyimlerin karşılığını ünlü kişilerde bulması üzerine onları kendilerine daha yakın hissetmektedirler. Dolayısıyla bu da ünlü kişilere olan beğenin ve talebin arttırılmasında etkili olmaktadır. Kadın programları arasında en çok dikkat çeken türün farklı kişileri bir araya getirip tanışmalarına, evlenmelerine olanak tanıyan izdivaç programları olduğunu söylemek gerekmektedir. Benzer programlar farklı ülkelerde de bulunmaktadır. Ülkemizdeki görünümü yaş değişkeni ve eşlerin birbirilerini tercih etme kriterleri bağlamında ele alındığında ülkemize özgü bir durumun ortaya çıktığı gözden kaçmamaktadır. Normal yaşamda kendilerine eş ya da arkadaş bulamayan kişiler bu programlara başvurmaktadırlar. Katılımcıların eşlerini seçerken birbirlerine yönettikleri sorular, aradıkları kriterler ve diğer katılımcıların yorumları cinsiyetçi söylemler üzerinden sürdürülmektedir. Evlenilecek erkeğin eve, arabaya sahip olması, her iki cinsin dul olmaması, çocuklarının olmaması, yakışıklı ya da güzel olması, erkeğin belli bir kazanca sahip olması, evine bağlı olması, kadının eşine destek ve sadık olması, erkeğin ihtiyaçlarını karşılayabilecek potansiyelde olması gibi kadınlık ve erkeklik söylemleri üzerinden inşa edilen sıradan ve ön yargılarla yüklü kriterler, toplumsal cinsiyet kalıplarını pekiştirmektedir. Bu yolla gerçekleştirilmesi ümit edilen evliliğin ise ne kadar sağlıklı olduğu ise tartışmalıdır. Kadın programlarını tür, sunum ve içerik düzleminde genel olarak değerlendirdiğimizde diğer program türleriyle karşılaştırıldığında değişen sosyo-kültürel yapıya ve kültürel değerlerin deformasyona uğramasına dair daha net veriler sunduğunu söyleyebilir. Kadın programları bir yandan ülke gerçekliğini bir yansıtmakta, diğer yandan da kitleyi bu programlara bağımlı kılarak onları düşünsel, bilişsel, duygusal ve sosyal yönden olumsuz şekilde etkilemektedir. Bireylerin analitik düşünmesine, sorunları gerçekçi bir perspektifle değerlendirmelerine olanak sağlamamaktadır. Ekranlardan yansıyan görüntüler spontane ve eğlenceye dönüktür. Kadın programları, bir anlamda sosyo-kültürel yapının biçimlendirdiği farklı nitelikteki Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

10 M. Meder - Z. Çiçek sosyal grupların bir araya geldiği mekanı temsil etmektedir. Belli bir konu etrafında sürdürülen tartışmalarda kişiler, sosyal dünyalarını, entelektüel potansiyellerini, bakış açılarını çoğunlukla yerleşik söylemlere dayalı olarak sunmaktadırlar, marjinal nitelikli yaşam deneyimleri yine aynı sınırlar içinde eleştirilmektedir. Dolayısıyla kadın programları, bilinçli olarak inşa edilmiş bir sosyal dünyanın ve bu sosyal dünyanın içinde var olan bireyin yansıması olarak bakılabilir. 5. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Son yıllarda Türkiye de yaygın bir kitlenin yakından takip ettiği ve birey-toplum üzerindeki etkileri bağlamında en çok tartışılan ve eleştirilen program türleri arasında yer alan kadın programları, yabancı ülkelerdeki, çoğunluğunu kadın izleyicilerin oluşturduğu programların ülkemize uyarlanmış biçimleri olarak değerlendirilmektedir. Yabancı ülkelerde içerik, yapı, söylem, biçim ve tür olarak farklılaşan bu programlar, izleyici tartışma programı, talk show, reality show, trash TV olarak adlandırılmakta, ülkemizde ise bu tür programlar (gündüz kuşağı) kadın programları olarak adlandırılmaktadır. İçerik, yapı ve biçim olarak değerlendirildiğinde kadın programları türler arası bir niteliğe sahiptir. Türkiye de yayınlanan kadın programları her ne kadar başka ülkelerdeki benzer içerik ve yapıdaki programlardan model alınmış olsa da, kadın programlarının Türkiye deki fotoğrafı, mevcut sosyal, kültürel, siyasal ve ideolojik yapıya göre biçimlendirilmiştir. Bu durum, medya içeriğinin belirlenmesinde sosyal, siyasal ve ideolojik yapının belirleyici olduğunu, benzer türsel özellikler gösteren yayınlar, farklı ülkelerde farklı dinamiklerden beslenmekte, o dinamiklerle şekillenmektedir. Türkiye deki kadın programlarının işleyiş, söylem ve katılımcıların özellikleri düzleminde daha çok belirginlik kazanmaktadır. Dolayısıyla var olduğu sosyo-kültürel ve siyasal yapıya dair veriler sunması bağlamında kadın programlarının hem ortaya çıkış koşulları hem de kitle üzerindeki etkilerinin ortaya konulması amacıyla çok yönlü olarak içerik, biçim, yapı ve söylem düzlemlerinde analiz edilmesi gerekmektedir. Kadın programlarını, yine izleyici kitlesinin çoğunluğunu kadınların oluşturduğu dizi, talk show, magazin,yarışma programı vb gibi diğer programlardan ve bu programları takip eden kitleyi diğer izleyici kitlesinden farklı kılan noktalar nelerdir, bireyler hangi nedenlerle bu programları takip etmektedirler, bu programlardan bireylerin etkilenme düzeyleri ve ne şekilde etkilendikleri, bu programları sadece ev kadınları ve eğitim düzeyi bireyler mi takip etmektedir, bu programlarda katılımcı olarak bulunan kitle toplumun genel profilini yansıtmakta mıdır, temsil ettiği kimlikler ve temsil düzeyi gibi benzer sorunlar bu programların çok boyutlu değerlendirilmesiyle ortaya konulabilir. Kadın programlarına yöneltilen eleştirilerde bir uzlaşma olmadığını söylemek gerekmektedir. Pek çok kişi için küçümseyici bir tavırla eleştirilen kadın programları, kadına özgü sorunlar üzerinden yerleşik güç ilişkilerinin sürekliliğinin sağlandığı, kültür endüstrisinin ortaya çıkardığı niteliksiz ürünlerdir. Kadın sorunlarının bu programlarda sözde ele alındığı ileri sürmektedirler. Diğer bir bakış açısına göre de kadın programları, kadın sorunlarının kamusal alanda tartışılmasına ve toplumsal bir sorun olarak gündeme getirilmesine olanak verdiği için gerekli ve olumlu bir şekilde değerlendirilmektedir. Fakat, bu programlarda tartışılan sorunlara yönelik daha sistematik çözüm yollarının geliştirilebilmesi yönünde düzenlenmesi gerektiği bir gerçektir. Her ne kadar birbirine karşıt iki görüş çerçevesinde değerlendirilse de bu programlar günümüz sosyo-ekonomik ve kültürel değişimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmakta, çok sayıda izleyici kitlesine ulaşmakta, gündelik yaşamda tartışılmakta, bu şekilde gündemi oluşturmaktadır. Bu gündemi belirleyen ise serbest piyasa ekonomisi koşullarında yüksek karlılık güdüsüyle hareket eden medyadır. Medyanın kâr elde etmesi ise hedef kitle oranını arttırmasıyla mümkündür. Medyanın yayın içeriğini sürekli değiştirmesi, çeşitlendirmesi bu amacın sonucudur. Günümüz ekonomik ve siyasal sistemin sürekliliğinin sağlanmasında medya araçsal işlev konumundadır. Tüketimin arttırılması, daha fazla tüketen, bağımlı, eleştirel düşünmeyen birey tipolojisinin oluşturulması için medya popüler kültür ürünlerini kullanmakta, reklam ve pazarlama stratejileriyle bireylere sunmakta bu şekilde onları biçimlendirmektedir. Medya, dönüştürücü işlevini diğer kitle iletişim araçlarıyla karşılaştırıldığı en etkili şekilde televizyon aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Televizyondaki yayın akışının nasıl olacağı, ne tür programlara yer verileceği, ne kadar süre yayınlanacağı gibi konular medyanın stratejik amaçlarıyla belirlenmektedir. Medya bu işlevi yerine getirirken toplumu oluşturan sosyal, kültürel, siyasal dinamikleri ve bireylerin 78 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

11 Özel Hayatın Kamusal Alanda Tartışılması: Kadın Programları Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme özelliklerini, ihtiyaçlarını, beklentilerini de dikkate almaktadır. Bu bağlamda, televizyonda yayınlanan diğer programlardan farklı özellikler gösteren ve farklı bir izleyici kitlesine sahip olan kadın programlarını, esasen büyük bir fotoğrafın belli bir parçasını oluşturduğunu söylemek mümkündür. Warhol (akt. Meisel, 2010: 69) postmodern toplum ve birey tipolojisini değerlendirirken, herkesin 5 dakika ünlü olacağını, sıradan insanların kısa süre de olsa televizyonda görüneceğini belirten ünlü ifadesi kadın programlarının bu kadar yaygınlaşmasının ve talep edilmesinin alt metnini oluşturmaktadır. Günümüzde sıradan ve çok sayıda insanın televizyonlarda boy gösterdiği, ve özel alana ilişkin ya da kişisel sorunlarını rahat bir şekilde kamusal alanda tartıştıkları görülmektedir. Bu tarz yönelimde insanların oldukça rahat olmaları, uzun süredir ekranlardaymış gibi davranışlar sergilemeleri de oldukça dikkat çekicidir. Günümüzde insanlar televizyona daha çok bağımlı hale gelmektedirler. Kitle iletişim araçları, bireylerin kendilerini kamusal alanda ifade etme ve göstermelerinde araçsal bir işleve bürünmektedir. Bu şekilde televizyon, modern toplumlarda kamusal tartışma alanı sağlayan bir araç olma özelliğiyle öne çıkmaktadır. Kitlelerin farklı alanlara ilişkin enformasyona ulaşımı konusunda birincil bir işleve sahip olan kitle iletişim araçları, kadın programları düzleminde değerlendirildiğinde bu sorunların çözümlenmesi konusunda gerçekten işlevsel olup olmadıklarını sorgulamak gerekmektedir. Kadın programlarının bu kadar yaygınlaşmasının bir nedeni, bu düzlemde değerlendirildiği sürece daha net bir biçimde anlaşılabilir. Konunun, kadın programlarına talep gösteren kitlenin sosyo-kültürel, sınıfsal ve demografik özelliklerinin tespit edilerek irdelenmesi gerekmektedir. Genel olarak bakıldığında bu programa katılanların ve televizyondan takip edenlerin ev kadınları, orta ve çoğunlukla alt sınıfa mensup olanlardan oluşmaktadır. Aynı sosyal sınıfa mensup kadınların kendi hikayelerini anlatırken gerçekten seslerini duyurup duyurmadıklarına, sorunlara gerçekçi çözümler yaratılıp yaratılmadığına, bu katılımcıların kişisel sorunlarını neden kamusal alanda bu kadar rahat bir şekilde anlatma ihtiyacı hissettiklerine, bu programlara katılımın kadınlara ne sağladığına bakılması gerekmektedir. Tartışılan sorunlar, kadınlara ilişkin sorunlar olmakla birlikte bu konuların bu şekilde yansıtılması toplumsal bir fayda ya da değer yaratır mı, topluma olumlu ya da olumsuz etkileri nelerdir gibi sorular, bu programların analiz bağlamını oluşturmaktadır. Salt bir eğlence işlevi görmesinin ötesinde konunun toplumsal bir sorun olarak ele alınması gerekmektedir. Bu programlar, ortak deneyimlerin paylaşımı, bilgi aktarımı açısından yapıcı gibi görünmektedir. Fakat sorunun salt bu çerçeveden değerlendirilmeyecek kadar karmaşık bir yönü olduğunu söylemek gerekmektedir. Bu programlar sözde kadınlara hegemonyaya, iktidara (koca, patron, baba vs) karşı koyma olanağı sağlamaktadır. Aynı zamanda mevcut normların, geleneksel değerlerin, davranış kalıplarının dışına çıkmış olanlar içinde son derece ezici, yargılayıcı, olması dolayısıyla yıkıcı ve iktidar pekiştiricidir. Bu yönleriyle bu programlar toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimini sağlamakta, yıkıcı, yargılayıcı, ortak ilgi ve genel olarak toplumsal oraklık yaratan bir enformasyon alışveriş mekanizmasıdır. Bu programlarda ataerkil söylemlerden beslenen basmakalıp ifadeler yeniden üretilmektedir. Toplumda hakim olan bu ataerkil ideolojinin sürekliliği, medyanın dilsel, söylemsel ve görsel araçları vasıtasıyla sağlanmakta, medya anlatısı kullanılmakta, bu süreçte de cinsiyetçi söylemler kullanılmaktadır. Kadın programlarının ev içi ve ev dışı konulara, aile sorunlarına erkek egemen kültüre başkaldıran, sorgulayan özelliklerinin baskın olduğunu söylemek çok zordur. Seyirciler önünde özel yaşama ilişkin konuların ayrıntılı bilgiler verilerek tartışılması ve bu bilgilerin genelleştirilmesi kamusal ve özel arasındaki ayrımın televizyon üzerinden belirsizleştirildiğini, geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

12 M. Meder - Z. Çiçek KAYNAKÇA Atabek, Ü. (2000). Üç Kuram: Kullanım ve Doyumlar, Gündem Belirleme ve Suskunluk Sarmalı, 1. Ulusal İletişim Sempozyumu Bildirisi. Aziz, A. (1982). Toplumsallaşma ve Kitlesel İletişim, Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara. Barret, M. (1993). Women s Oppressing Today, Women s Studies, The University Press Cambridge. Batmaz, V., Aksoy, A. (1995). Türkiye de Televizyon ve Aile, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları. Ankara. Birmingham, Elizabeth: Fearing The Freak: How Talk TV Articulates Woman and Class, Cereci, S. (1996). Televizyonun Sosyolojik Boyutu, Şule Yayınları, İstanbul. Douglass, K.(1990). Television and the Crisis of Democrasy. Boulder, Westview Press. Engels, F. (1967). Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayınları, Ankara. Eslin, M. (1991). Televizyon Beyaz Camın Arkası. Çev. Murat Çiftkaya, Pınar Yayınları. İstanbul. Göksel, C. (1993). Kitle İletişim Araçlarının Olumlu ve Olumsuz Etkileri, Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Dergisi, 45, İzmir. Güzel, Ş. (1996).Kadın, Aşk ve İktidar, Alan Yayıncılık, İstanbul. Holland, P.(2000). The Television Handbook, London, Routledge. 30/11/2006 Irvan, S. (2001). Gündem Belirleme Yaklaşımının Genel Bir Değerlendirmesi, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi İletişim 9, Kandiyoti, D,.(1990). Ataerkil Örüntüler, Türk Toplumunda Erkek Egemenliğinin Çözümlenmesine Yönelik Notlar, Kadın Bakış Açısından 1980 ler Türkiyesi nde Kadın, Der: Tekeli, S., İletişim Yayınları, İstanbul. Kaplan, Y. (1992). Televizyon. Ağaç Yayıncılık, İstanbul. Karahan, U. Z. (2000). Televizyon ve Kadın. Alfa Yayınevi, İstanbul. Keskin E. (2001). Zerrin, Gündüz Kuşağı Talk Showlarında Kültürel Kimliklerin Temsiliyeti: Ayşe Özgün Talk Show, Yıllık 2001, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yayınları, Ankara. Kurt, A. (2001). Televizyonun Toplum Üzerindeki Etkilerinin Sosyolojik İncelemesi, Sakarya Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yüksek Lisans Tezi, Sakarya. Livingstone, S. ve Peter, K. L. (1996). Talk on Television, Routledge, USA. McQuail, D. (1997). Mass Communication Theory: An Introduction, London: Sage Publication. Millet, K. (1990). Sexual Politics, Simon & Schuster, New York. Oskay, Ü. (1993). Kitle İletişimin Kültürel İşlevi, Der Yayınları, İstanbul. Öncü, A. Weyland, P. (1997). Space, Culture and Power: New Identities in Globalizing Cities, Zed Books, London. Paker, O. (2006). Sıradan Düşüncenin Müzakere Alanı Olarak Medya: Kadın Programları Üzerine Bir İnceleme, Yeni Düşünceler, No.2, Ege Üniversitesi Yayınları,İzmir. Rose, B. G. The Talk Show, TV Genres, A Handbook and Reference Guide, Edited by Brian G. Rose, Greenwood Press, USA, 1985, ss Rothman, B. K. (1994). Beyond Mothere and Fathers: Ideology in a Patriarchal Society, Mothering: Ideology, Experience and Agency, Routledge, London. Serim, Ö. (2007). Kadın Programında Cinayet Olayı, Türk Televizyon Tarihi , Epsilon Yayınları, İstanbul. Sonja, S. (2006). Different Voices Different Identities: Woman Participation in an Audience Discussion Programme 30/11/2006 Tanrıöver, U. H. (2003). Türkiye de Televizyon Kültürü ve Kadınlar, Kadın Yaşantıları, Der: Ayşegül Yaraman, Bağlam Yayınları, İstanbul. Timberg, B. M. (2006). Talk Shows, talkshows.htm. Williams, R. (1992). Television: Technology and Cultural Form, Routledge, London. Yüksel, E. (2001). Medyanın Gündem Belirleme Gücü, Çizgi Kitabevi, Konya. 80 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

13 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 9, 2011, Sayfa MIMICRY AND IMITATION: HYBRID IDENTITIES IN RUSHDIE AND KUREISHI Mehmet Ali ÇELİKEL* - Baysar TANIYAN** Abstract After 1950s, with the beginning of decolonization, new forms of migrations have emerged. These occurred either from the newly liberated colonies to the imperial centre or from the imperial centre to the newly liberated colonies. Causing a high degree of cultural interaction and clash, these population flows have created in-between spaces in which both the colonizer and the colonized enter into a serious dialogue for identity formation. The in-between space brings together crucial elements for the formation of the hybrid identity (past/present, tradition/modernity, localisation/globalisation). In the in-between space, hybridisation of the identity finds its medium in mimicry and imitation; the colonized takes the colonizer as his model and aspires to be like him. However, the colonized has to surpass his indigenous culture (although he cannot). On the other hand, in mimicry and imitation the colonizer is objectified and hence his subject position is threatened. This aspect of mimicry and imitation disturb the previous fixities of the subject and create an ambiguous in-between space for hybridisation of the identity. This study aims to analyse the inbetween spaces in Salman Rushdie s The Midnight s Children and Hanif Kureishi s The Buddha of Suburbia in which the protagonists of the novels reflect the struggle for acquiring a hybrid identity through mimicry and imitation Key Words: The Midnight s Children, Kureishi, The Buddha of Suburbia, In-Between Space, Identity, Hybridisation, Mimicry, Imitation, Postcolonial Literature. ÖYKÜNME VE TAKLİT: RUSHDIE VE KUREISHI'DE MELEZ KİMLİKLER Özet 1950 lerden sonra, sömürgeciliğin sona ermeye başlamasıyla yeni göç biçimleri ortaya çıktı. Bu göçler ya bağımsızlığını yeni kazanan sömürgelerden imparatorluk merkezine ya da imparatorluk merkezinden bağımsızlığını yeni kazanan sömürgelere doğru gerçekleşmiştir. Yoğun kültürel etkileşime neden olan bu nüfus akımları, hem sömürgeci hem de sömürge kültürlerinin kimlik oluşturmak amacıyla ciddi bir diyalog içine girdiği kültürel aradalık mekânları 1 yaratmıştır. Bu mekânlar melez kimlik oluşumu için gereken önemli öğeleri (geçmiş/şimdiki zaman, gelenek/modernite, yerelleşme/küreselleşme) bir araya getirir. Aradalık mekânlarında, kimliğin melezleşmesi öykünme ve taklit yoluyla gerçekleşir; sömürgeleştirilmiş sömürgeciyi kendine model olarak alır ve onun gibi olmaya öykünür. Ancak sömürgeleştirilmiş olan uluslar yerel kültürlerini aşmak zorundadırlar; fakat bunu hiçbir zaman başaramazlar. Öte yandan öykünme ve taklit sırasında sömürgeci nesneleştirilir ve bu yüzden öznenin konumu tehdit altına girer. Öykünme ve taklidin bu yönü öznenin daha önceki yerleşik kalıplarının düzenini bozar ve kimliğin melezleşmesi adına muğlâk bir aradalık mekânı yaratır. Bu çalışma Salman Rushdie nin Geceyarısı Çocukları ve Hanif Kureishi nin Varoşların Budası adlı kitaplarındaki başkahramanların öykünme ve taklit yoluyla melez bir kimlik elde etme mücadelelerini yansıtan aradalık mekânlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Rushdie, Geceyarısı Çocukları, Kureishi, Varoşların Budası Arada Mekân, Kimlik, Melezleşme, Öykünme, Taklit, Sömürgecilik Sonrası Edebiyat. *Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü, DENİZLİ e-posta: **Arş. Gör., Pamukkale Üniversitesi, Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü, DENİZLİ e-posta: 1 Kültürel aradalık mekânları siyasi, tarihi veya ekonomik olarak yakın etkileşim içerisinde bulunan farklı kültürlerin, içerisinde o kültürlere ait değerlerin, temsillerin ve tecrübelerin birbirleriyle tepkimeye girip yenilerini sunduğu kesişim kümesi gibidir. Bu yüzden, Bhabha ya göre, bu mekanlar millet olmanın tecrübesinin, toplum çıkarının veya kültürel değerin müzakere edildiği işbirliğinin yenilikçi mahalleridir (1994, 1)

14 M. A. Çelikel - B. Tanıyan Identity and its relation to space have become a serious field of study in the contemporary world, especially in the second half of the twentieth-century thanks to the rise of novel, social movements, de-colonization, globalization and migration by which diverse cultures of the world, both in the centre and the periphery, find a complicated space for interaction, dialogue and negotiation. The meeting spaces of the cultures of the colonized and the colonizer both within the centre and the periphery are perceived as the battle ground for the colonized to establish his own identity (mimicry, adaptation, communicating the past to the present) and for the colonizer to claim his influence (within the new forms of economic, politic and cultural imperialism). Home, known as the sacred place of one s private sphere, cannot escape such influence as the mechanisms (media, internet, even a fridge) of the late-capitalism (also known to be wild) vulgarly enters into this sacred temple, and later, creates a space for cultural invasion for the ruling ideology. In this confrontation, the identity of the inhabitant, previously shaped by his authentic culture, enters into a dialogue with the hegemonic culture and hence, acquires a new hybrid form. The home then becomes an in-between space in the realm of the beyond where the identity acquires plural positions (Bhabha, 1994: 1). This idea of home is often depicted in postcolonial novels. In this study, the home and the metropolitan city as an in-between spaces in Salman Rushdie s The Midnight s Children and Hanif Kureishi s The Buddha of Suburbia will be analysed within the terms of mimicry coined by Homi Bhabha. The identity problem in the cultural studies is generally thought within the relationships of binary oppositions. Bhabha, on the other hand, does not perceive this relationship as fixed but points out an ambivalent interaction. Firstly, he transfers the problem into the realm of the beyond: The beyond is neither a new horizon, nor a leaving behind of the past. Beginnings and endings may be the sustaining myths of the middle years; but in the fin de siècle, we find ourselves in the moment of transit where space and time cross to produce complex figures of difference and identity, past and present, inside and outside, inclusion and exclusion. For there is a sense of disorientation, a disturbance of direction, in the beyond ; an exploratory, restless movement caught so well in the French rendition of the words au-dela here and there, on all sides, fort/da, hither and thither, back and forth. (Bhabha, 1994: 1) Bhabha points out that the old established myths of identity dissolved in the fin de siècle creating a realm (beyond) in which space and time meet to come up with complicated forms of hybrid identity. In the realm of the beyond, the singularities of class or gender as primary conceptual and organizational categories are bypassed, which, as a result, give birth to an awareness of the subject positions of race, gender, generation, institutional location, geopolitical locale, sexual orientation that inhabit any claim to identity in the modern world (Bhabha, 1994: 1). The basic categories of identity fail to provide a satisfactory explanation for the further complicated identity crisis in the shadow of the decolonization period, a time which has given shape to many in-between spaces through migration, globalization and new forms of communication, transportation and, of course, imperialism and capitalism. Therefore, according to Bhabha, the inbetween spaces constitute the location where the answers for the questions related to the complicated hybrid identity can be found: These in-between spaces provide the terrain for elaborating strategies of selfhood singular or communal that initiate new sign of identity, and innovative sites of collaboration, and contestation, in the act of defining the idea of society itself. It is in the emergence of the interstices the overlap and displacement of domains of difference that the intersubjective and collective experiences of nationness, community interest, or cultural value are negotiated. (Bhabha, 1994: 1-2) The beyond is a space of intervention in the here and now in which there is a return to the present to redescribe our cultural contemporaniety (Bhabha, 1994: 7). In order to touch the future on its hither side, the art in the period should welcome newness with an effort to create a sense of the new as an insurgent act of cultural translation (Bhabha, 1994: 7). This cultural translation is also referred to by Rushdie in Shame where the migrants are compared to translations (Shame 26) which implies the migrant s presence as a metaphor that moves away from its original meaning in their past. The past should be refigured as a contingent 82 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

15 Mimicry and Imitation: Hybrid Identities in Rushdie and Kureishi in-between-space with a reference to the present (Bhabha, 1994: 7). Reminding the risk of fetishism and referring to Fanon, Bhabha proposes homogenizing the history of the present by past which again will take place in the beyond: The negating activity is, indeed, the intervention of the beyond that establishes a boundary: a bridge, where presencing begins because it captures something of the estranging sense of the relocation of the home and the world the unhomeliness that is the condition of extra-territorial and cross-cultural initiations. To be unhomed is not to be homeless, nor can the unhomely be easily accommodated in that familiar division of social life into private and public spheres. (Bhabha, 1994: 9) In the beyond, the idea of belonging is jeopardized. As the cultural heritage which secures the idea of belonging is transformed or even erased with the intervention of the intruding culture, the security of home is also disturbed. The displaced home, afterwards, becomes sites for history s most intricate invasions as the borders between home and world becomes confused (Bhabha, 1994: 9). The identity at home is, thus, stripped of its authenticity leaving its place to a political one designed and hybridized by the conflict between the past (indigenous culture) and the present (hegemonic culture). As Bhabha asserts, nations are like narratives and they lose their origins in the myths of time (1990: 1). Thus, the migrants past becomes their alienated origin. As the superiority of the colonizer over the colonized continues even in the decolonization, in the formation of this new politically designed hybrid identity mimicry is employed, which Bhabha believes to be one of the most elusive and effective strategies of colonial power and knowledge (85). Through mimicry, the colonizer attempts to create a model out of the colonized Other, as a subject of a difference that is almost the same, but not quite (Bhabha, 1994: 86). This is one aspect of the ambivalence of mimicry; there should always be a difference, an excess or a point which will never be reached by the colonized. The authority of that mode of colonial discourse that I have called mimicry is therefore stricken by an indeterminacy: mimicry emerges as the representation of a difference that is itself a process of disavowal. Mimicry is, thus the sign of a double articulation; a complex strategy of reform, regulation and discipline, which appropriates the Other as it visualizes power. Mimicry is also the sign of the inappropriate, however, a difference or recalcitrance which coheres the dominant strategic function of colonial power, intensifies surveillance, and poses an immanent threat to both normalized knowledges and disciplinary powers. (Bhabha, 1994: 86) Transformation of the identity through mimicry results in uncertainty and ambivalence which makes sure that the colonized will always remain as a partial presence of the colonizer; he is destined to be incomplete and virtual (Bhabha, 1994: 86). As the colonized tries to emulate the manners of the colonizer, he is paradoxically trapped; he has to disavow his indigenous and authentic cultural heritage (which he can never perform) and he has to assume the morals and the standards of the colonizer (again impossible to achieve due to the everlasting difference). Through mimicry, the colonized attempts to adopt the life standards of the colonizer; especially the national middle-class families who can afford such expenses. The spaces they live, their homes, should also be arranged in accordance with the colonizer. Obviously, Fanon is quite pessimistic on this issue: The national middle class which takes over power at the end of the colonial regime is an underdeveloped middle class. It has practically no economic power, and in any case it is in no way commensurate with the bourgeoisie of the mother country which it hopes to replace. In its narcissism, the national middle class is easily convinced that it can advantageously replace the middle class of the mother country. But that same independence which literally drives it into a corner will give rise within its ranks to catastrophic reactions, and will oblige it to send out frenzied appeals for help to the former mother country. (Fanon, 2003: 156) Rushdie, in Midnight s Children gives a clear depiction of such families. Through the confrontation of Doctor Aziz and Tai at the very beginning of the novel, the reader finds the opportunity to observe the past (Tai) and the present (Dr. Aziz) of India. While Tai symbolizes Kashmiri tradition and lower classes, Dr. Aadam Aziz is the modern man of India, educated abroad; Tai-for-changelessness opposed to Aadam-for-progress (Midnight s Children 143). His years in Germany have blurred so much else (Midnight s Children 8). Tai, on the other hand, becomes an ahistorical entity who resists change; in other words he embodies the tradition of Kashmir: Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

16 M. A. Çelikel - B. Tanıyan Nobody could remember when Tai had been young. He had been plying this same boat, standing in the same hunched position, across the Dal and Nageen Lakes... forever. Tai himself cheerily admitted he had no idea of his age. (Midnight s Children 10) With his supernatural existence as an ageless, static and unchanging old man, Tai becomes the perfect embodiment of pure Indian cultural heritage. On the other hand, being equipped with the values of the Western world thanks to his past in Germany as a medical student, Aadam is a man of change. As his name also suggests, Aadam s arrival at Kashmir is significant because he brings with himself the modernity of the Western world which contrasts the tradition. One Kashmir morning in the early spring of 1915, my grandfather Aadam Aziz hit his nose against a frost-hardened tussock of earth while attempting to pray. Three drops of blood plopped out of his left nostril, hardened instantly in the brittle air and lay before his eyes on the prayer-mat, transformed into rubies. Lurching back until he knelt with his head once more upright, he found that the tears which had sprung to his eyes had solidified, too; and at that moment, as he brushed diamonds contemptuously from his lashes, he resolved never again to kiss earth for any god or man. This decision, however, made a hole in him, a vacancy in a vital inner chamber, leaving him vulnerable to women and history. Unaware of this at first, despite his recently completed medical training, he stood up, rolled the prayer-mat into a thick cheroot, and holding it under his right arm surveyed the valley through clear, diamondfree eyes. (Midnight s Children 4-5) In the national identity formation of India, these two opposing forces are at play with each other. Aadam/Tai opposition is the allegory of the past/present opposition; the national identity of India depends on the inter-play of the tradition and the present. However, Aadam cannot fully adopt himself to the Kashmiri tradition and he swears never again to kiss earth for any god or man. However, in him appears a hole which would never be filled. When Tai and Aadam meet, Kashmir should function as the realm of the beyond where the modernity/present of Aadam could negotiate with the tradition/past of Tai. Kashmir as a space is bound in tradition and Tai s figure resists such transformation. When the family moves to Buckingham Villa in Methwold Estate, however, the space necessary for the transformation will be provided: The estate creates a simulacra of England, and becomes an icon representing the Englishman s homage to his origins. Before selling the villas, Methwold carefully selects the new inhabitants to inherit his imaginary England projected on Indian landscape. In compliance with colonial mentality, Methwold first asserts his power on Indian landscape through his capitalist means, restructures the land to alter its character to make it appear like home 2, names his property after English fashion, controls the reterritorialization of space among the Indian residents, and finally continues to exert his power through cultural indoctrination. (Gorra, 1997: 131) As Gorra mentions, the Methwold estate appears like home. When the family inhabits the space as their home, they undergo certain changes. They do not totally disavow traditional Indian culture, but they mimic the manners of the colonizers. Neil ten Kortenaar also points out that Methwold Estate is at the heart of Rushdie s novel where the Indian heirs of the colonizers affect British accents, live in houses called Buckingham, Sans Souci, Escorial, and Versailles (Midnight s Children, 168). As the time of power exchange gets closer, an Englishman, William Methwold sells his houses to the distinct families with quite reasonable prices, but on two conditions: that the houses be bought complete with every last thing in them, that the entire contents be retained by the new owners; and that the actual transfer should not take place until midnight on August 15 th (Midnight s Children, 126). The families voluntarily permit a departing colonial his little game (Midnight s Children, 126). This little game will deeply affect these families as they will experience identity transformation in relation to the space. The departing colonial, however, still claims his superiority over the colonized families: Hundreds of years of decent government, then suddenly, up and off. You ll admit we weren t all bad: built your roads. Schools, railway trains, parliamentary system, all worthwhile things. Taj Mahal was falling down until an Englishman bothered to see to it (Midnight s Children, ) While the colonial is proud of his legacy through the spaces like roads, railway tracks, the home as the private space causes, at first, 2 Emphasis 84 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

17 Mimicry and Imitation: Hybrid Identities in Rushdie and Kureishi conflict; Methwold Estate, as the home of the new settlers who are to take place of the colonizer, generates a cultural crisis: And look at the stains on the carpets, janum; for two months we must live like those Britishers? 3 You ve looked in the bathrooms? No water near the pot. I never believed, but it s true, my God, they wipe their bottoms with paper only! (Midnight s Children, 127) As the interaction between the indigenous culture (the families) and the hegemonic culture (Methwold Estate) continues the crisis gradually evaporates; Ahmed Sinai s voice changes, in the presence of an Englishman it has become a mockery of an Oxford drawl (Midnight s Children, 127, italics added). Bhabha explains, the area between mimicry and mockery is the place where the reforming, civilizing mission is threatened by the displacing gaze of its disciplinary double (1994: 86). In the presence of the English Methwold, Ahmed Sinai s presence becomes what Bhabha calls partial presence, both incomplete and virtual (1994: 86). The Methwold Estate becomes an in-between space with the last little game of the departing colonial. As the crisis is surpassed, the process of hybridization quickens: But now there are twenty days to go, things are getting blurred, so they have all failed to notice what is happening: the Estate, Methwold s Estate, is changing them. Every evening at six they are out in their gardens, celebrating the cocktail hour, and when William Methwold comes to call they slip effortlessly into their imitation Oxford drawls; and they are learning about ceiling fans and gas cookers and the correct diet for budgerigars, and Methwold, supervising their transformation, is mumbling under his breath. All is well. (Midnight s Children, 131) 4 While Lila Sabarmati learns to play pianola, Ahmed Sinai finds a cocktail cabinet in Buckingham Villa. While he is discovering the delights of fine Scotch whisky he cries, with our ancient civilization, can we not be as civilized as he? (130-1). In this role shift (attempts, at least), while the colonized aspires to behave like the colonizer, transforms the colonized into an object; hence the colonizer as the subject is relegated to the colonizer as the object. On the other hand, as it is impossible for the colonized to achieve the role of the subject, eventually, he turns out to be only a mimic, an imitation which needs supervising of the colonizer, Methwold. This is what Bhabha calls the menace of mimicry, that is its double vision which in disclosing the ambivalence of colonial discourse also disrupts its authority (88). Things get blurred in the Methwold Estate which embodies the private sphere as the home. While the confrontation of the indigenous and hegemonic cultures occur in the in-between space of the home, the interplay of the past and the present in this private sphere results in the formation of a hybrid identity designed by mimicry. While Rushdie portrays those who remain within the borders of colony, Kureishi, in The Buddha of Suburbia, depicts the other side of the medal. Within the decolonization period, newly-liberated people migrate to the imperial centre leaving their homes in search of adopted ones. There they become exiles or immigrants which signify their disturbed connection with the imperial centre; the immigrants become the minority which ultimately forms the community: Community is the antagonist supplement of modernity: in the metropolitan space it is the territory of the minority, threatening the claims of civility; in the transnational world it becomes the border-problem of the diasporic, the migrant, the refugee. (Bhabha, 1994: 231) The immigrant finds himself in the in-between spaces where, again, his cultural heritage coming from his past enters into a play with the hegemonic culture. As late capitalism and globalization blur the borders that separate the public sphere (outside) and the private sphere (home), the formerly colonized becomes more and more vulnerable to the forces that aim to give shape to his identity. Those who resist become the alienated, outcast, or in the novel even the victim. Uncle Anwar (may well be parallel to Tai of The Midnight s Children) tries strictly to keep his promise not to become a pork-eater and to survive in his secluded and protected private sphere (i.e. home or his shop). His resistance to the hegemonic culture is apparent when he goes on a hunger strike to force his daughter to marry the man he 3 Emphasis 4 Emphasis Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

18 M. A. Çelikel - B. Tanıyan wants. Tai may be ahistorical and changeless, but Uncle Anwar, the embodiment of cultural resistance, cannot survive in the metropolitan London, and, in a tragi-comic way, he is killed by a dildo (Buddha, 211). In this cosmopolitan space, only those who can adapt to the new environment, like Haroon and Karim, survive. The in-between spaces hybrid spaces again play a crucial role in the formation of the hybrid identities. In the novel, Karim moves from the suburbia to the centre of London, then to New York. As he moves from the periphery to the centre his perception of identity develops. To remain in the space of the suburbs means safety and security but also dullness; [i]n the suburbs people rarely dreamed of striking out for happiness. It was all familiarity and endurance: security and safety were the rewards of dullness (Buddha,8). In the suburbs, Karim generally leads a life of submission and acceptance: If people spat at me I practically thanked them for not making me chew the moss between the paving stones (Buddha,53). Venturing to go out of the boundaries determined by the suburbs means breaking the burden of the monolith identity and creating occasions to form a hybrid identity. As a previouslycolonized, Karim cannot escape mimicry; he has his Charlie the hero as a model to be imitated: And Charlie? My love for him was unusual as love goes: it was not generous I admired him more than anyone but I didn t wish him well. It was that I preferred him to me and wanted to be him. I coveted his talents, face, style. I wanted to wake up with them all transferred to me. (Buddha,15) However, he cannot fully realise his dream since he lacks one side of the double-vision in which a hybrid identity can be built. In Bhabha s terms, Karim becomes a cultural translator as he is reduced to a mimic. He tries to disavow his Indian heritage completely and to form his identity solely with reference to Charlie: You ve got to wear less. Wear less, Charlie? Dress less. Yes. He got up on to one elbow and concentrated on me. His mouth was close. I sunbathed under his face. Levi s, I suggest, with an open-necked shirt, maybe in pink or purple, and a thick brown belt. Forget the headband.... I ripped my headband off and tossed it across the floor. For your mum. You see, Karim, you tend to look a bit like a pearly queen. I, who wanted only to be like Charlie as clever, as cool in every part of my soul tattooed his words on to my brain. Levi s with an open-necked shirt, maybe in a very modest pink or purple. I would never go out in anything else for the rest of my life. (Buddha, 16-17) Karim reduces himself to a mimic man, solely imitating the colonizer and denouncing his cultural heritage completely. However, as he moves towards the centre gradually he develops new tactics of identity formation as he finds new spaces of interaction: London seemed like a house with five thousand rooms, all different (Buddha, 126). London is the site with diverse cultural interaction and also racial hostility. However, London offers him numerous homes; there were five places for me to stay: with Mum at Auntie Jean ; at our new empty house; with dad and Eva; with Anwar and Jeeta; or with Changez and Jamilia (Buddha, 93). The metropolis, then, becomes a home for Karim where he can establish his identity. The city blew the windows of my brain wide open. But being in a place so bright, fast and brilliant made you vertiginous with possibility: it didn t necessarily help you grasp those possibilities. I still had no idea what I was going to do. I felt directionless and lost in the crowd. I couldn t yet see how the city worked, but I began to find out. (Buddha, 126) Being previously directionless, he lacks one side of the double vision his Indian-self offered by his hybrid identity. However, the city provides him with fresh possibilities of existence. In the city, Karim finds a chance for a part in a play directed by Shadwell. What is ironic is that his part is to play Mowgli based on Shadwell s stereotype perception of India. For the sake of authenticity, Shadwell forces Karim to wear a costume, a loing-cloth and brown make up as Karim is not darker enough (Buddha, 146). Karim, who has imitated Charlie to a certain extent, takes Changez as 86 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

19 Mimicry and Imitation: Hybrid Identities in Rushdie and Kureishi his model which frustrates and disturbs his friendship with him. Thanks to his success, a new producer, Pyke offers him a role in which he plans to imitate Anwar. He imitates Chagez to be acccepted and welcomed in the theatre company, while he ironically imitates Charlie to integrate into English society. So, an analogy is created between Charlie and Changez. Charlie s admiration for Karim s father functions as the reversal of Karim s mockery of Changez, which, in retrospect, also recalls a mutual mimicry. Karim s act of imitation, when perceived as foregrounding of stereotypical white racial prejudices, is criticised by Tracey, a black actress in the theatre troop: Your picture is what white people already think of us. That we re funny, with strange habits and weird customs. To the white man we are already people without humanity, and then you go on and have Anwar madly waving his stick at the white boys. I can t believe that anything like this could happen. You show us unorganized aggressors. Why do you hate yourself and all black people so much, Karim. (Buddha, 180) Then, Karim decides to imitate Changez who, in turn, warns him not to steal him (Buddha, 185). This assertion of Changez deeply affects Karim; he develops a sense of conscience regarding his deeds: If I defied Changez, if I started to work on a character based on him, if I used the bastard, it meant that I was untrustworthy, a liar. But if I didn t use him it meant I had fuck-all to take to the group As I sat there I began to recognize that this was one of the first times in my life I d been aware of having a moral dilemma. Before, I d done exactly what I wanted; desire was my guide and I was inhibited by nothing but fear. But now, at the beginning of my twenties, something was growing in me. now I was developing a sense of guilt of how I appeared to others, but of how I appeared to myself. (Buddha, 186) Karim does not only understand his offensive deeds towards his people but also he perceives his inner self. London, as a metropolis, offers him possible in-between spaces where he can calculate the particularities of his identity; as he saves himself from the monolith space of the suburbs and moves into the metropolitan space where he can be in contact with different cultural codes within his five places, or homes. In his mother s home, he experiences his Englishness; with Anwar, he perceives his Indian heritage; in Eva s home, he finds opportunities to meet English bohemians; with Changez, he realizes the alienated mood of the colonized in the imperial centre. Finally he comes to understand all aspects of his identity or his hybrid identity given shape by the double vision of the colonial discourse: But I did feel, looking at these strange creatures now the Indians that in some way these were my people, and that I d spent my life denying or avoiding that fact. I felt ashamed and incomplete at the same time, as if half of me were missing, and as if I d been colluding with my enemies, those whites who wanted Indians to be like them. (Buddha, 212) The missing half was the Indian part of his indigenous cultural identity which he previously tried to avoid, deny or disavow. Mimicry was his solution, yet he understood that he had been collaborating with his white enemies who wanted him to mimic them to be their partial representation. By acknowledging his Indian heritage and incorporating this aspect of his identity with the distinct cultural codes present in metropolitan in-between spaces he achieves a sense of hybrid Identity. Therefore, in-between spaces present in London accompany Karim s quest of identity formation. While the in-between space in the previously colonized country (periphery) provides an identity both incorporating the past and the present as observed in Rushdie s The Midnight s Children, Kureishi s The Buddha of Suburbia takes the issue into the centre, to the imperial centre where distinct cultural codes are in play with each other in the formation of the hybrid identity. As the idea of a homogenous British identity fades as the Empire dissolves, the nation is forced for a redefinition of national identity. While the mass migrations that flow from the periphery into the centre have created a multicultural society, fresh subject positions appear. Likewise, decolonization offers new in-between spaces in the periphery as the colonized aspires to the roles of the colonizer. So, in-between spaces both in the periphery and in the centre become powerful source of hybridized identity formations incorporating the past and the present and coming up with the synthesized identities of post-colonial discourse. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 9,

20 M. A. Çelikel - B. Tanıyan BIBLIOGRAPHY Bhabha, H. (1990). Introduction Narrating the Nation in Homi Bhabha (Ed.). Nation and Narration. Routledge, London, pp: 1-7. (1994). The Location of Culture, Routledge, London. Fanon, F. (2003). On National Culture, The Post-Colonial Studies Reader, Ed. Bill Ashcroft, Gareth Griffiths and Helen Tiffin, Routledge, London, pp: Gorra, Michael. After Empire : Scott, Naipaul, Rushdie., Chicago: University of Chicago Press, Koortenaar, N. (2004). Self, Nation, Text in Salman Rushdie. McGill-Queen's University Press, Montreal. Kureishi, H. (1999). The Buddha of Suburbia, Faber, London. Rushdie, S. (1984). Shame. Picador, London. Rushdie, S. (2006). The Midnight's Children. Vintage, London. 88 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 9, 2011

Sayı/Number 9 Nisan /April 2011 ISSN 1308-2922

Sayı/Number 9 Nisan /April 2011 ISSN 1308-2922 Sayı/Number 9 Nisan /April 2011 ISSN 1308-2922 Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Sosyal Bilimler Enstitüsü Adına Doç. Dr. Bilal SÖĞÜT Editörler Prof. Dr. Ceyhun Vedat UYGUR Doç. Dr. Nurten SARICA Yrd. Doç.

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri İLTB 601 İletişim Çalışmalarında Anahtar Kavramlar Derste iletişim çalışmalarına

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi MEDYA OKURYAZARLIĞINI EĞİTİMDE UYGULAMAK Terakki Vakfı Okulları 19.12.2015 MEDYALANMIŞ DÜNYA MEDYA ÇALIŞANLARI YURTTAŞ: kişi/ meslek/

Detaylı

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Medyada Riskler Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Plan Tarihsel arka plan: Çocukların medya kullanımı Günümüzde medya ve çocuk Medyada çocukları

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Sosyolojiye Giriş I SSG109 1 3+0 3 4

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Sosyolojiye Giriş I SSG109 1 3+0 3 4 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Sosyolojiye Giriş I SSG109 1 3+0 3 4 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ A u ok na lu ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - MART 2014 ANAOKULLARI BÜLTENİ ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ Okul öncesi dönem, gelişimin hızlı olması ve

Detaylı

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi İLETİŞİMLETİŞİİŞİM İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi amaçlarla iletişim kurmaya devam

Detaylı

Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İletişim T.C. Galatasaray Üniversitesi 2004. Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Sanatları Bölümü

Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İletişim T.C. Galatasaray Üniversitesi 2004. Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Sanatları Bölümü ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: İrem Kahyaoğlu 2. Doğum Tarihi: 23/05/1986 3. Ünvanı: Öğr. Gör. 4. Öğrenim Durumu: e-posta: iremkahyaoglu@plato.edu.tr Tel: 533 669 37 95 Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İletişim

Detaylı

SİHİRLİ ELLER PROGRAMI

SİHİRLİ ELLER PROGRAMI HEDEF KİTLE Potansiyel Hedef Kitle 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın TV. izleyicisi Programın Hedef Kitlesi 14-65 yaş A,B,C,D,E özellikle kadın TV. izleyicisi Potansiyel hedef kitlemizi 14 yaş ve

Detaylı

KORKMADAN ÖĞRENMEK OKUL ve OKUL ÇEVRESİ GÜVENLİĞİ

KORKMADAN ÖĞRENMEK OKUL ve OKUL ÇEVRESİ GÜVENLİĞİ 06 KORKMADAN ÖĞRENMEK OKUL ve OKUL ÇEVRESİ GÜVENLİĞİ ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU Sosyal Araştırmalar Merkezi USAK RAPOR NO: 11-06 Dilek Karal Eylül 2011 Korkmadan Öğrenmek: Okul ve Okul

Detaylı

MAĞAZA İMAJI, MAĞAZA MEMNUNİYETİ VE MAĞAZA SADAKATİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN TÜKETİCİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZET

MAĞAZA İMAJI, MAĞAZA MEMNUNİYETİ VE MAĞAZA SADAKATİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN TÜKETİCİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZET D.E.Ü.İ.İ.B.F. Dergisi Cilt:22 Sayı:1, Yıl:2007, ss:105-121 MAĞAZA İMAJI, MAĞAZA MEMNUNİYETİ VE MAĞAZA SADAKATİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN TÜKETİCİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Murat Selim SELVİ * Hatice ÖZKOÇ

Detaylı

I. Bölüm REKLAM(CILIK) Advertising. Doç. Dr. Olgun Kitapcı

I. Bölüm REKLAM(CILIK) Advertising. Doç. Dr. Olgun Kitapcı I. Bölüm REKLAM(CILIK) Advertising Doç. Dr. Olgun Kitapcı Akdeniz Üniversitesi, Pazarlama Bölümü 1 Reklama maruz kaldığınız mecralar (TV, Radyo, Gazete, Dergi, Sosyal Medya v.s.) En son ne zaman bir reklamdan

Detaylı

Baykuş Ödülleri 2013 -Ödül Alan Projeler

Baykuş Ödülleri 2013 -Ödül Alan Projeler Baykuş Ödülleri 2013 -Ödül Alan Projeler Proje Adı: TÜKETİCİ İÇGÖRÜSÜ VE MARKA KONUMLANDIRMA ARAŞTIRMASI Araştırma Şirketi: ERA RESEARCH & CONSULTANCY Araştırma Veren: İNCİ DERİ MAMULLERİ SAN. VE TİC.

Detaylı

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ DERS İÇERİKLERİ İLET101 İletişime Giriş İletişim bilimlerinin gelişimi, iletişimin temel kavramları, insan ve toplum yaşamında

Detaylı

TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ 09.05.2013

TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ 09.05.2013 TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ Tutundurma, mal ya da hizmetleri satışını arttırabilmek için, alıcıları satın almaya ikna edebilmeye yönelik satıcı tarafından başlatılan tüm çabaların koordinasyonu

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

İKONCAN TV PROGRAMI İKONCAN PROGRAMI. Potansiyel Hedef Kitle. 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi

İKONCAN TV PROGRAMI İKONCAN PROGRAMI. Potansiyel Hedef Kitle. 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi İKONCAN TV PROGRAMI HEDEF KİTLE Potansiyel Hedef Kitle 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi Programın Hedef Kitlesi 14-65 yaş A,B,C,D,E özellikle kadın genel TV. izleyicisi

Detaylı

128770-CP-1-2006-1-PT-COMENIUS-C21

128770-CP-1-2006-1-PT-COMENIUS-C21 Socrates-Comenius, Eylem 2.1. Projesi Bir Eğitim Projesi olarak Tarihi Olayları Yeniden Canlandırma Eğitimden Eyleme Referans: 128770-CP-1-2006-1-PT-COMENIUS-C21 ÖĞRETMEN EĞİTİMİ PROGRAMI PLAN DURUM Pek

Detaylı

Örnek Araştırma Tek Ebeveynli Aileler

Örnek Araştırma Tek Ebeveynli Aileler Örnek Araştırma Tek Ebeveynli Aileler 9 Kasım 2010 Nobody s Unpredictable Çalışmanın Amacı 2010 Ipsos Türkiye de boşanma, ayrılık, ya da vefat nedeniyle ebeveynlerden birinin yokluğunun psikolojik ekonomik

Detaylı

SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN

SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI 1 DERS AKIŞI 1.ÜNİTE: SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİM PROGRAMININ GENEL YAPISI, ARADİSİPLİN, TEMATİK YAKLAŞIM 2. ÜNİTE: ÖĞRENME ALANLARI 3. ÜNİTE: BECERİLER

Detaylı

KURUMSAL REKLAMIN ANLATTIKLARI. Prof. Dr. Müge ELDEN Araş. Gör. Sinem YEYGEL

KURUMSAL REKLAMIN ANLATTIKLARI. Prof. Dr. Müge ELDEN Araş. Gör. Sinem YEYGEL I KURUMSAL REKLAMIN ANLATTIKLARI Prof. Dr. Müge ELDEN Araş. Gör. Sinem YEYGEL II Yay n No : 1668 flletme Ekonomi : 186 1. Bask - A ustos 2006 - STANBUL ISBN 975-295 - 561-4 Copyright Bu kitab n bu bas

Detaylı

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI. BABA ve ÇOCUK

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI. BABA ve ÇOCUK k İl u ok l ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI BABA ve ÇOCUK PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - OCAK 2013 Tarihsel Süreç İçinde Baba Olma Kavramı Sosyo-ekonomik ve bilimsel gelişmeler, geleneksel aile

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ NE HOŞGELDİNİZ Sevgili Öğrencilerimiz; 2008 yılında kurulan Gümüşhane Üniversitesi nin dünyaya açılan penceresi sloganıyla kısa sürede büyük gelişim sağlayan Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi,

Detaylı

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 21 Ekim 2005 A company of ( Kadınlar dan hatırlatma) Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef

Detaylı

İstanbul TV Forum ve Fuarı 2016

İstanbul TV Forum ve Fuarı 2016 İstanbul TV Forum ve Fuarı 2016 2013 yılında ilki düzenlenen İstanbul TV Forum ve Fuarı (itvf), medya sektörünün Türkiye ve Avrasya bölgesinde artan önemi ve dijital yayıncılık ile birlikte değişen, hareketli

Detaylı

Bilgisayar ve İnternet Tutumunun E-Belediyecilik Güvenliği Algısına Etkilerinin İncelenmesi

Bilgisayar ve İnternet Tutumunun E-Belediyecilik Güvenliği Algısına Etkilerinin İncelenmesi Bilgisayar ve İnternet Tutumunun E-Belediyecilik Güvenliği Algısına Etkilerinin İncelenmesi Tuna USLU Gedik Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık Hizmetleri A.Ş.

Detaylı

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz.

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz. fırsatlara erişmek, barış ve Aile ilişkileri kimliğimizin oluşmasına katkıda bulunur. Binaların içindeki ve çevresindeki alanlar ve tesisler, insanlarin bu binaları nasıl kullanacağını belirler. Oyun aracılığıyla

Detaylı

Birinci Medya Reklam. Markanıza Değer KATALIM. Yeni Nesil TV - GençTVExpress Apple Ipad Online SMS EXPRESS CEP ABONE 2399

Birinci Medya Reklam. Markanıza Değer KATALIM. Yeni Nesil TV - GençTVExpress Apple Ipad Online SMS EXPRESS CEP ABONE 2399 HABER PORTALINIZ www.kibrisgenctv.com Kıbrıs ta Birinci, Akdeniz de bir inci 90.0* 96.6 Mağusa Yeni Nesil TV - GençTVExpress Apple Ipad Online SMS EXPRESS CEP ABONE 2399 Birinci Medya Reklam Markanıza

Detaylı

Birinci Medya Reklam. Markanıza Değer KATALIM. Yeni Nesil TV - GençTVExpress Apple Ipad Online SMS EXPRESS CEP ABONE 2399

Birinci Medya Reklam. Markanıza Değer KATALIM. Yeni Nesil TV - GençTVExpress Apple Ipad Online SMS EXPRESS CEP ABONE 2399 HABER PORTALINIZ www.kibrisgenctv.com Kıbrıs ta Birinci, Akdeniz de bir inci 90.0* 96.6 Mağusa Yeni Nesil TV - GençTVExpress Apple Ipad Online SMS EXPRESS CEP ABONE 2399 Birinci Medya Reklam Birinci Medya

Detaylı

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ 445 TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ Aydeniz ALİSBAH TUSKAN* 1 İnsanların bir biçimde sınıflanarak genel kategoriler oturtulması sonucunda ortaya çıkan kalıplar ya da bir

Detaylı

ÖRGÜT SAĞLIĞI OKULDA SAĞLIK, İKLİM VE. Sağlıklı örgüt için gerekenler: Yrd. Doç. Dr. Çetin Erdoğan. Örgüt Sağlığı. Örgüt Sağlığı.

ÖRGÜT SAĞLIĞI OKULDA SAĞLIK, İKLİM VE. Sağlıklı örgüt için gerekenler: Yrd. Doç. Dr. Çetin Erdoğan. Örgüt Sağlığı. Örgüt Sağlığı. ÖRGÜT SAĞLIĞI OKULDA SAĞLIK, İKLİM VE KÜLTÜR Yrd. Doç. Dr. Çetin Erdoğan Örgütün amaçlarına uygun olarak görevlerini yerine getirebilmesi, yaşamını sürdürmesi, karşılaştığı sorunları çözmesi ve gelişimini

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

8. Araştırmacılar Zirvesi, 9-10 Kasım 2004

8. Araştırmacılar Zirvesi, 9-10 Kasım 2004 , Biz araştırmacılar müşterilerimizin pazarlama, satış çabalarına destek olmak için varız... Tüketiciye odaklanma : Davranışlarının ardındaki nedenleri anlamak Onlara doğru mesajları iletmek Onları etkilemek

Detaylı

MEDYA ÇOCUK - TÜKETİM

MEDYA ÇOCUK - TÜKETİM ÇOCUK VE TÜKETİM Yapılan araştırmalar dünyadaki nüfus artışına bağlı olarak marka sayısında da artış olduğunu söylemektedir. Nüfusun farklı gruplara sahip olması ve çocukların da bu gruplar içerisinde

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

EKSTRA ANLATILAN DERSLER

EKSTRA ANLATILAN DERSLER MESLEK ELEMANI DERS İÇERİĞİ AİLE EĞİTİMİ ZÜMRESİ AİLEDE DİN EĞİTİMİ (4 SAAT) Dini Açıdan Ailenin Önemi 4 saat Aile Bireylerin Eğitimi Hz Muhammed in Aile Hayatı Ailede Din Kaynaklı Sorunların Çözümü İnanç

Detaylı

T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU. MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA IV. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu.

T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU. MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA IV. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu. T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA IV. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu.tr İÇERİK Yeni Medyanın Özellikleri YENİ MEDYANIN ÖZELLİKLERİ Etkileşim

Detaylı

Sütlüce YERLEŞKESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ. Halkla İlİşkİler Bölümü Görsel İletİşİm Tasarımı Bölümü Medya ve İletİşİm Sİstemlerİ Bölümü Reklamcılık Bölümü

Sütlüce YERLEŞKESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ. Halkla İlİşkİler Bölümü Görsel İletİşİm Tasarımı Bölümü Medya ve İletİşİm Sİstemlerİ Bölümü Reklamcılık Bölümü Sütlüce YERLEŞKESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ Halkla İlİşkİler Bölümü Görsel İletİşİm Tasarımı Bölümü Medya ve İletİşİm Sİstemlerİ Bölümü Reklamcılık Bölümü Bilginin sürekli bir gelişme içinde bulunduğu ve bilgi

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

İÇMİMARİ PROJEDE FİKRİN SUNUM PAFTASINA YANSIMASI

İÇMİMARİ PROJEDE FİKRİN SUNUM PAFTASINA YANSIMASI İ ç M i m a r l ı k E ğ i t i m i 3. U l u s a l K o n g r e s i / A t ö l y e İÇMİMARİ PROJEDE FİKRİN SUNUM PAFTASINA YANSIMASI KAVRAMLAR Araş. Gör. Merve Buldaç, Araş. Gör. Tuğba Levent Anadolu Üniversitesi,

Detaylı

Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır.

Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır. Panel Nedir? Özellikleri Nelerdir? Nasıl Yapılır? Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafında n tartışıldığı konuşmalara panel denir. Açık oturum ile

Detaylı

ARAŞTIRMANIN KAPSAMI. Saha Tarihi: 9-10 Nisan 2011. 134 ilçe. 35 il. 200 mahalle/ köy. 2366 görüşme

ARAŞTIRMANIN KAPSAMI. Saha Tarihi: 9-10 Nisan 2011. 134 ilçe. 35 il. 200 mahalle/ köy. 2366 görüşme ARAŞTIRMANIN KAPSAMI Saha Tarihi: 9-10 Nisan 2011 35 il 134 ilçe 200 mahalle/ köy 2366 görüşme ARAġTIRMANIN KAPSAMI Türkiye nüfus 73,7 milyon 15-30 YaĢ nüfus 17,3 milyon Araştırma saha uygulama Araştırma

Detaylı

Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 8-9 Mayıs 2014

Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 8-9 Mayıs 2014 Uluslararası Yeni Medya Yeni Yaklaşımlar Konferansı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 8-9 Mayıs 2014 Sosyal medya, bir benlik inşası, benlik sunumu ve paylaşımı ortamıdır. Sosyal medya, bir sosyalleşme

Detaylı

MODA YÖNETİMİ KURS PROGRAMI

MODA YÖNETİMİ KURS PROGRAMI T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı MODA YÖNETİMİ KURS PROGRAMI ANKARA 2012 1/6 KURUMUN ADI : KURUMUN ADRESİ : KURUCUNUN ADI : PROGRAMIN ADI PROGRAMIN DAYANAĞI PROGRAMIN DÜZEYİ

Detaylı

TURİZM PAZARLAMASI. Turizm Pazarlamasında Tutundurma SATIŞ TUTUNDURMA 17.11.2015. Şevki Ulama

TURİZM PAZARLAMASI. Turizm Pazarlamasında Tutundurma SATIŞ TUTUNDURMA 17.11.2015. Şevki Ulama TURİZM PAZARLAMASI Turizm Pazarlamasında Tutundurma SATIŞ TUTUNDURMA Satış tutundurma, diğer tutundurma etkinliklerini desteklemek üzere veya onların ikamesi olarak kullanılabilen, kısa süreli, hemen sonuç

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

Etkinlik Listesi BÖLÜM II İLİŞKİLENDİRME AŞAMASI 67

Etkinlik Listesi BÖLÜM II İLİŞKİLENDİRME AŞAMASI 67 İçindekiler Etkinlik Listesi Önsöz XII XIV BÖLÜM I GİRİŞ 1 1. Danışmanlık ve yardım nedir? 3 Bölüm sonuçları 3 Danışmanlık, psikoterapi ve yardım 4 Danışmanlık nedir? 9 Yaşam becerileri danışmanlığı yaklaşımı

Detaylı

Bir başka benzer model ise DAGMAR dır. Tüketicinin benzer aşamalardan geçtiğini varsayar.

Bir başka benzer model ise DAGMAR dır. Tüketicinin benzer aşamalardan geçtiğini varsayar. İletişim mesajlarına gösterilen tepkiler açısından; amaçlar değişik modellerle açıklanmaya çalışılmıştır. A.I.D.A modeli olarak da adlandırılan bu model dört aşamalıdır.[8] 1. 2. 3. 4. Dikkat İlgi Arzu

Detaylı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı 6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(ISSA) işbirliği ile Stratejik İnsan Kaynakları Politikaları ve İyi Yönetişim

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ HAYAT BOYU ÖĞRENME İÇİN KİLİT YETKİNLİKLER

AVRUPA BİRLİĞİ HAYAT BOYU ÖĞRENME İÇİN KİLİT YETKİNLİKLER AVRUPA BİRLİĞİ HAYAT BOYU ÖĞRENME İÇİN KİLİT YETKİNLİKLER Özgül ÜNLÜ HBÖ- HAREKETE GEÇME ZAMANI BU KONU NİÇİN ÇOK ACİLDİR? Bilgi tabanlı toplumlar ve ekonomiler bireylerin hızla yeni beceriler edinmelerini

Detaylı

ÇİFT PSİKOTERAPİSİNDE KADINLAR 16 19 Haziran 2010 Anadolu Psikiyatri Günleri Uz.Dr. Nuşin Sarımurat Baydemir İlişki Psikoterapileri Enstitüsü İstanbul Çift ilişkilerinde, özellikle evliliklerde, cinsiyet

Detaylı

IRMAK HANDAN iarslanoglu@boomads.com. : @irmakhandan

IRMAK HANDAN iarslanoglu@boomads.com. : @irmakhandan IRMAK HANDAN iarslanoglu@boomads.com : @irmakhandan What s yours? Bulunduğumuz çağın ekosisteminin özünde «paylaşmak» ve «konuşmak» yer alıyor. TÜKETİCİ HİKAYELERİ HİKAYELERİN GÜCÜ NEREDEN GELİYOR? EĞLENCELİ

Detaylı

Yaşam Boyu Sosyalleşme

Yaşam Boyu Sosyalleşme Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında

Detaylı

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989.

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989. Ç. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, Temmuz-Aralık 2002 KİTAP TANITIMI Yrd. Doç. Dr. Hasan KAYIKLIK Çukurova Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological

Detaylı

[!] Bu ünitede verilecek temel beceriler Gözlem, iletişim, yaratıcılık, problem çözme, girişimcilik, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma

[!] Bu ünitede verilecek temel beceriler Gözlem, iletişim, yaratıcılık, problem çözme, girişimcilik, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma - ÖĞRETİM YILI... İLKÖĞRETİM OKULU MEDYA OKURYAZARLIĞI DERSİ LENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI SINIF:. EYLÜL 3. 2. İletişimi tanıyarak ögelerini fark eder (. İletişim türlerini sınıflandırarak örnekler verir I:

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl. İletişim 2007- Bilimleri/Radyo Marmara Üniversitesi 2010

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl. İletişim 2007- Bilimleri/Radyo Marmara Üniversitesi 2010 Adı Soyadı: AYBİKE SERTTAŞ Unvanı: Ph.D Öğrenim Durumu: Doktora ÖZGEÇMİŞ Derece Alan Üniversite Yıl Doktora İletişim 2007- Bilimleri/Radyo Marmara Üniversitesi 2010 Televizyon Yüksek Lisans İletişim Bilimleri/Radyo

Detaylı

PAZARLAMA İLETİŞİMİ (PZL304U)

PAZARLAMA İLETİŞİMİ (PZL304U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. PAZARLAMA İLETİŞİMİ (PZL304U) 1 KISA

Detaylı

Doğruların buluştuğu adres...

Doğruların buluştuğu adres... M E D I A Doğruların buluştuğu adres... İletişim Sanattır Firmaların kıyasıya rekabet ettikleri Etnik Pazar sürekli yeniliklere açıktır. Reklam stratejileri yapılırken hedef kitlenin doğru bir şekilde

Detaylı

T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET

T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET T.C. ANTALYA MÜFTÜLÜĞÜ Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu HUZUR AİLEDE BAŞLAR AİLE HUZURU, KADINA ŞİDDET PROJE KOORDİNATÖRÜ: Mustafa TOPAL İlçe Müftüsü PROJE SORUMLUSU: Mesut ÖZDEMİR Vaiz PROJE GÖREVLİLERİ:

Detaylı

M-CARE. Anket Sonuçları Raporu - Yönetici Özeti

M-CARE. Anket Sonuçları Raporu - Yönetici Özeti M-CARE Engelli ve Yaşlı Bireylere Evde Bakım ve Sağlık Hizmeti Sağlayıcılarının Mobil Eğitimi Anket Sonuçları Raporu - Yönetici Özeti İş Paketi No: İş Paketi Adı: İP2 Durum Taslak 1 Araştırma ve Analiz

Detaylı

H1. GİRİŞ VE TEMEL KAVRAMLAR 1.1. Girişimcilik

H1. GİRİŞ VE TEMEL KAVRAMLAR 1.1. Girişimcilik H1. GİRİŞ VE TEMEL KAVRAMLAR 1.1. Girişimcilik 1. Girişimcilik nedir? a) Yaşanan çevrenin yarattığı fırsatları sezmek b) Sezgilerden düşler üretmek c) Düşleri projelere dönüştürmek d) Projeleri yaşama

Detaylı

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı.

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı. Ders T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı Tablo 1. ve Kredi Sayıları I. Yarıyıl Ders EPO535 Eğitimde Araştırma Yöntemleri

Detaylı

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Daha kapsayıcı bir toplum için sözlerini eyleme dökerek çalışan iş dünyası ve hükümetler AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Avrupa da önümüzdeki

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

TTL İNTERAKTİF ZEMİN HAYATA BİZİMLE DOKUNUN! Touch To Life

TTL İNTERAKTİF ZEMİN HAYATA BİZİMLE DOKUNUN! Touch To Life TTL İNTERAKTİF ZEMİN HAYATA BİZİMLE DOKUNUN! Touch To Life Bir adımda değişir HAYAT! Touch Box interaktif zemin ve yüzey çözümü, yansıtılan görüntü ile insan vücudu hareketlerine bağlı olarak görsel efektler

Detaylı

Sayı: 2002/3 FAALİYET TEKNİK RAPORU

Sayı: 2002/3 FAALİYET TEKNİK RAPORU Sayı: 2002/3 FAALİYET TEKNİK RAPORU 2002 Sayfa No: İÇERİK Kapak İçerik 1. AKEV Hakkında 2. Mütevelli Heyeti 3. Özet 4. Faaliyetler ve çıktılar 5. Genel Başarı Göstergeleri 6. Kurum Hedeflerine ulaşımın

Detaylı

Yaz Puantı ve Talep Yönetimi

Yaz Puantı ve Talep Yönetimi Yaz Puantı ve Talep Yönetimi Genel elektrik talebi kış aylarında ısıtma ve aydınlatma, yaz aylarında ise soğutma (klima) ihtiyacına bağlı olarak bölgesel ve mevsimsel farklılıklar oluşturur. modus Enerji

Detaylı

AVARE TV PROGRAMI AVARE PROGRAMI. Potansiyel Hedef Kitle. 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi. Programın Hedef Kitlesi

AVARE TV PROGRAMI AVARE PROGRAMI. Potansiyel Hedef Kitle. 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi. Programın Hedef Kitlesi AVARE TV PROGRAMI AVARE PROGRAMI HEDEF KİTLE Potansiyel Hedef Kitle 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi Programın Hedef Kitlesi 14-70 yaş A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek

Detaylı

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Bu bildiri UNESCO Genel Konferansı nın 35. oturumunda onaylanmıştır. IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Çok Kültürlü Kütüphane Hizmetleri: Kültürler Arasında İletişime Açılan Kapı İçinde yaşadığımız

Detaylı

KADİM SESLER PROGRAMI

KADİM SESLER PROGRAMI KADİM SESLER PROGRAMI HEDEF KİTLE Potansiyel Hedef Kitle 12 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV. izleyicisi Programın Hedef Kitlesi 12-90 yaş A, B,C,D,E özellikle kadın-erkek genel TV.

Detaylı

İnteraktif Türkler 2009 İnteraktif Mecra Kullanım Araştırması

İnteraktif Türkler 2009 İnteraktif Mecra Kullanım Araştırması İnteraktif Türkler 2009 İnteraktif Mecra Kullanım Araştırması Türkiye nin ilk ve öncü dijital ajansı adinteractive in Türk internet kullanıcısının davranış alışkanlıklarına ışık tuttuğu araştırması İnteraktif

Detaylı

DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI

DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2013-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:5 DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI Değerler bizim hayatımıza yön veren davranışlarımızı şekillendiren anlam kalıplarıdır.

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde;

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde; Diploma Programı Çerçevesi Diploma programı her kültürün kendisine adapte edebileceği esnek bir program sunarak kendi değerlerini yitirmeyen uluslararası farkındalığa ulaşmış bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Detaylı

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi EĞLENCEM MEDYA Prof. Dr. E. Nezih ORHON Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Merhaba, Öğrencilerimiz ile birlikte hayata geçireceğimiz çalışmalarda deneyim paylaşımı için aşağıdaki şu üç boyutu

Detaylı

0216 693 08 08 info@ph1istanbul.com

0216 693 08 08 info@ph1istanbul.com 0216 693 08 08 info@ph1istanbul.com Adını aldığı Ph1 gezegenin sahip olduğu 4 güneşi Kalite, Uzmanlık, Güven ve Yenilikçi olarak yörüngesine koyarak, markanızı 4 koldan saracak ve sizi gezegen savaşlarına

Detaylı

TURİZM PAZARLAMASI REKLAM

TURİZM PAZARLAMASI REKLAM TURİZM PAZARLAMASI Turizm Pazarlamasında Tutundurma REKLAM Reklâm; belirli bir ücret karşılığında ve ücretin kimin tarafından ödendiği bilinecek biçimde; bir turizm işletmesinin ve turizm bölgesinin ürünlerinin

Detaylı

MART NİSAN MAYIS EĞİTİM PROGRAMI. Tel: 0282 726 8888 Fax: 0282 726 8889 Web: www.cerkezkoytso.com.tr Mail: info@cerkezkoytso.org.

MART NİSAN MAYIS EĞİTİM PROGRAMI. Tel: 0282 726 8888 Fax: 0282 726 8889 Web: www.cerkezkoytso.com.tr Mail: info@cerkezkoytso.org. MART NİSAN MAYIS EĞİTİM PROGRAMI Tel: 0282 726 8888 Fax: 0282 726 8889 Web: www.cerkezkoytso.com.tr Mail: info@cerkezkoytso.org.tr Eğitim katılımcı sayısı ve eğitim tarih değişiklikleri Odamız tarafından

Detaylı

GELECEĞE HAZIRLIK REHBERİ. www.ticaret.edu.tr

GELECEĞE HAZIRLIK REHBERİ. www.ticaret.edu.tr GELECEĞE HAZIRLIK REHBERİ www.ticaret.edu.tr BAŞKAN IN MESAJI Yoğun bir sınav dönemine hazırlanacak ve sonrasında geleceğinize yön vereceğiniz bir tercih yapacaksınız. İstediğiniz bölümü kazanmak için

Detaylı

RTÜK VE MEB dev bir projeye imza attı (22 Ağustos 2006)

RTÜK VE MEB dev bir projeye imza attı (22 Ağustos 2006) RTÜK VE MEB dev bir projeye imza attı (22 Ağustos 2006) RTÜK TEN BİR İLK DAHA DERSİMİZ MEDYA OKURYAZARLIĞI RTÜK VE MEB DEV BİR PROJEYE İMZA ATTI Çocukların ve gençlerin televizyonun olumsuz etkilerine

Detaylı

Dr. YALÇIN TOSUN İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi SİNEMA ESERLERİ VE ESER SAHİBİNİN HAKLARI

Dr. YALÇIN TOSUN İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi SİNEMA ESERLERİ VE ESER SAHİBİNİN HAKLARI Dr. YALÇIN TOSUN İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi SİNEMA ESERLERİ VE ESER SAHİBİNİN HAKLARI İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...vii İÇİNDEKİLER... xi KISALTMALAR...xix GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm

Detaylı

DÜĞÜN GÜNÜM PROGRAMI

DÜĞÜN GÜNÜM PROGRAMI DÜĞÜN GÜNÜM TV PROGRAMI HEDEF KİTLE Potansiyel Hedef Kitle 14 yaş ve üstü A,B,C,D,E özellikle kadın TV. izleyicisi Programın Hedef Kitlesi 14-65 yaş A,B,C,D,E özellikle kadın TV. izleyicisi Potansiyel

Detaylı

Üsküdar Üniversitesi

Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ Ders İçerikleri BİRİNCİ YARIYIL (1. Sınıf, Güz Dönemi) İLET101 İletişime Giriş İletişim bilimlerinin gelişimi, iletişimin temel

Detaylı

KÜRESELLEŞEN DÜNYADA EĞİTİMİN KÜRESELLEŞMESİ

KÜRESELLEŞEN DÜNYADA EĞİTİMİN KÜRESELLEŞMESİ 2015 TEMMUZ- AĞUSTOS SEKTÖREL KÜRESELLEŞEN DÜNYADA EĞİTİMİN KÜRESELLEŞMESİ Melisa KORKMAZ Küreselleşme Kavramı Günümüz dünyasında artık ülkeler ekonomik, sosyal ve teknolojik ağlar ile birbirlerine sıkı

Detaylı

MediaCat Felis 2013 Ödülleri ne Başvurular Başlıyor!

MediaCat Felis 2013 Ödülleri ne Başvurular Başlıyor! BASIN BÜLTENİ MediaCat Felis 2013 Ödülleri ne Başvurular Başlıyor! MediaCat dergisi tarafından bu yıl 8. düzenlenen Felis Ödülleri medya planlama stratejilerini ödüllendirmesinin yanı sıra bu yıl genişleyen

Detaylı

ALİAĞA REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME. Hazırlayan Semiramis Gülenç

ALİAĞA REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME. Hazırlayan Semiramis Gülenç ALİAĞA REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME Hazırlayan Semiramis Gülenç DAVRANIŞIN TANıMı Bir organizmanın gösterdiği her türlü tepki,organizmanın, çevrede ve/veya çevreyle olan ilişkisinde

Detaylı

Sinema ve Televizyon da Etik. Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği

Sinema ve Televizyon da Etik. Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği Sinema ve Televizyon da Etik Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği Etik ve Ahlâk Ayrımı Etik gelenek anlamına gelir ve törebilim olarak da adlandırılır. Bir başka deyişle etik, Bireylerin doğru davranış

Detaylı

İŞLETMELERİN AMAÇLARI. İşletmenin Genel Amaçları Arası Denge 24.03.2014. Genel nitelikli kuruluş ve faaliyet amaçları Özel nitelikli amaçlar

İŞLETMELERİN AMAÇLARI. İşletmenin Genel Amaçları Arası Denge 24.03.2014. Genel nitelikli kuruluş ve faaliyet amaçları Özel nitelikli amaçlar İŞLETMELERİN AMAÇLARI Genel nitelikli kuruluş ve faaliyet amaçları Özel nitelikli amaçlar Yrd.Doç.Dr. Gaye Açıkdilli Yrd.Doç.Dr. Erdem Kırkbeşoğlu İşletmenin Genel Amaçları Arası Denge Kar ın İşlevleri

Detaylı

Berlin Katılım gelişmesinin durumu ve perspektifler

Berlin Katılım gelişmesinin durumu ve perspektifler Berlin Katılım gelişmesinin durumu ve perspektifler Hella Dunger-Löper Staatssekretärin für Bauen und Wohnen 1 Katılım (Latince: Katılım). Genel olarak: Katılım, vatandaşların ortak (siyasi) sorunların

Detaylı

Digiboard Mecra Ölçüm Raporu

Digiboard Mecra Ölçüm Raporu Digiboard Mecra Ölçüm Raporu Ocak 2014 Şubat 2014 2013 Ipsos. Tüm Hakları Saklıdır. Bu dosya içeriği, Ipsos'un izni olmaksızın medya da dahil üçüncü bir kurum/kişi/medya ile paylaşılamaz. Ipsos tarafından

Detaylı

RESİM İŞ EĞİTİMİ haftalık ders sayısı 1, yıllık toplam 37 ders saati

RESİM İŞ EĞİTİMİ haftalık ders sayısı 1, yıllık toplam 37 ders saati RESİM İŞ EĞİTİMİ haftalık ders sayısı 1, yıllık toplam 37 ders saati GİRİŞ Yapısı ve uğraşı alanı ne olursa olsun tüm dersler, insan için ve insanlık adına sevgi, saygı, dayanışma ve rahat yaşama için

Detaylı

PERSONEL İYİLEŞTİRME EĞİTİM VE MARKALAŞMA PLANI

PERSONEL İYİLEŞTİRME EĞİTİM VE MARKALAŞMA PLANI 2014-2015 YILI PERSONEL İYİLEŞTİRME EĞİTİM VE MARKALAŞMA PLANI A.Hakan BAŞARAN 2 1 - DANIŞMANLIK STRATEJİSİ MARKANIN İNCELENMESİ Markanın geldiği nokta analiz edilerek kendi içindeki mevcut durumu belirlemek,

Detaylı