SERVİKS BİOPSİLERİNDE p16 ve Ki67 EKSPRESYONUNUN AYIRICI TANIDAKİ YERİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SERVİKS BİOPSİLERİNDE p16 ve Ki67 EKSPRESYONUNUN AYIRICI TANIDAKİ YERİ"

Transkript

1 TC Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim Hastanesi Patoloji Kliniği Şef: Doç Dr Fevziye Kabukçuoğlu SERVİKS BİOPSİLERİNDE p16 ve Ki67 EKSPRESYONUNUN AYIRICI TANIDAKİ YERİ (Uzmanlık Tezi) Dr. Gülbin ÖZUYAR ORAN İstanbul-2008

2 TEŞEKKÜR Patoloji eğitimim boyunca tecrübe ve bilgisiyle desteğini esirgemeyen klinik şefimiz Doç. Dr. Fevziye Kabukçuoğlu na; eğitimimiz için her türlü imkanı bize sağlayan şef muavini Dr. S. Gül Barut a; eğitimimde ve uzmanlık tezimin hazırlanmasında bilgi ve tecrübesiyle destek olan Başasistan Dr. R. Nilgün Demirbağ a; tezimin istatistiklerinde bana yardımcı olan arkadaşım Dr. Serap Konakçı ya; Uz. Dr. Şebnem Batur a; eğitimimde emeği geçen tüm başasistan ve uzmanlarımıza; birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğum asistan arkadaşlarıma ve çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. 1

3 İÇİNDEKİLER Giriş ve Amaç 1 Genel Bilgiler 2 Materyal ve Metod 26 Bulgular 29 Tartışma 39 Sonuçlar 46 Özet 47 Kaynaklar 49 2

4 GİRİŞ VE AMAÇ Serviksin skuamöz hücreli karsinomu, bazı ülkelerde, en sık görülen kadın genital sistem tümörlerinden biridir. Ancak smear ile tarama programlarının yaygınlaşması, doğurganlığın azalması ve yaşam koşullarının da değişmesi gibi faktörlerle, serviks kanseri sıklığında azalma görülmüş olup, prekanseröz lezyonlarda artış söz konusudur. Human papilloma virüsü (HPV) ve özellikle yüksek riskli tipleri, servikal karsinogenezde en önemli ajandır. HPV DNA sı hibridizasyon teknikleriyle servikal kanserlerin %95 inde gösterilmiştir. Değerlendirilen biopsilerde, lezyon varlığında bile, araştırmacılar arasında histolojik servikal intraepitelial neoplazi tanısının tutarlılığının olmaması ve diğer lezyonlarla karışması, spesifik belirleyicilerin önemini arttırmaktadır. Yüksek riskli HPV lerde, E7 onkogeninin, p16 nın aşırı ekspresyonuna neden olması ve p16 nın klasik morfoloji ile kolay uygulanışı nedeniyle kullanımı, ayırıcı tanıda önem kazanmaktadır. Ki67, proliferasyon belirleyicisidir ve displazide ekspresyonu artmaktadır. İmmunhistokimyasal incelemede p16 ve Ki67 oranlarının yüksek olması displazi ile uyumludur. Bu çalışmada, p16 ve Ki67 nin neoplazik ve nonneoplazik olgularda, morfolojik tanıya yardımcı rolü ve tanı güçlüğü yaratan lezyonlarda ayırıcı tanıdaki önemini araştırmak amaçlanmıştır. 3

5 GENEL BİLGİLER SERVİKS KANSERİ İnsidans ve Epidemiyoloji Serviksin invaziv skuamöz karsinomu, bazı ülkelerde hala en sık görülen kadın genital sistemi tümörlerinden biridir lı yıllarda ABD de kanserden ölümlerdeki önemli nedenlerden biriyken, sitolojik tarama yöntemlerinin yaygınlaşması ve risk faktörlerinin belirlenmesi nedeniyle, görülme sıklığı son yıllarda azalmakta ve erken kanser ve prekanseröz lezyonların görülme sıklığı artmaktadır. Serviks kanserinden her yıl yaklaşık 4500 ölüm olmakta ve ölüm sıklığı akciğer, meme, kolon, pankreas, over, lenf nodu ve hematolojik malignitelerden sonra gelmektedir. Her yıl yaklaşık yeni invaziv kanser vakası ve yaklaşık 1 milyon prekanseröz lezyon (skuamöz intraepitelial neoplazi) görülmektedir. Bu da, Papanicolaou smear taramasının tümörün henüz tedavi edilebilir dönemde yakalanmasına ve preinvaziv lezyonların eradikasyonuna yardım ettiğinin kanıtı olarak gösterilebilir (1). Serviks kanseri, 1990 da kadınlarda toplam 470,000 kanser vakasının yaklaşık %10 unu oluşturmaktaydı (2) de dünya üzerinde yaklaşık olarak 493,000 yeni servikal kanser vakasına tanı konulmuş, aynı yıl servikal kanserden kaynaklı 274,000 ölüm meydana gelmiştir (3,4). 4

6 Serviks kanserinin görülme sıklığı ülkelere göre değişmektedir. Irak ta 3,27/100,000; İsrail de 5,76/100,000 iken Zambia da 61,08/100,000 ; Svaziland da 52,16/100,000 gibi yüksek oranlar bildirilmiştir (3,5,6). Servikal kanser insidansı, tarama programlarının kullanılması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerde son otuz-kırk yıldır azalma eğilimindedir. Ancak bu azalmanın tek nedeni tarama programları değil; doğurganlığın azalması ve yaşam koşullarının da değişmesidir (2,7). Birçok ülkede ise 45 yaş altı kadınlarda mortalite aynı ya da artmış olarak seyretmektedir. Latin Amerika ve Doğu Avrupa da, yüksek risk gruplarında yüksek mortalite eğilimi endişe vericidir (2,8,9). Türkiye ye ait geniş veri tabanı olmamasına rağmen, elde edilen verilere göre, serviks kanseri kadınlarda ölüme neden olan kanserler arasında 5. sırada yer almaktadır. Sekiz ilde yapılan geniş bir çalışmaya göre serviks kanseri görülme sıklığı 3,96/100,000 olarak bildirilmiştir (10). Türkiye de Sağlık Bakanlığının 1999 daki verilerine göre en sık görülen jinekolojik kanserin serviks kanseri olduğu bildirilmektedir (11). Aydın ve arkadaşlarının 2000 yılında yaptığı bir çalışmaya göre, serviks kanseri, ülkemizde, jinekolojik kanserler arasında ilk sırayı almaktadır (12). Risk faktörleri Human Papilloma Virüs (HPV): 1842 de İtalyan araştırmacılar, İtalyan kadınlarla karşılaştırıldığında, Katolik rahibelerde serviks kanserinin hiç görülmediğini ortaya çıkarmışlardır (3). O zamandan beri epidemiyologlar servikal kanserle cinsel davranışlar arasında 5

7 ilişki olduğunu bildirmişlerdir (13). Bu bulgular serviks kanseri gelişiminde çeşitli teoriler gelişmesine ve cinsel yolla bulaşan sifilis, gonore gibi bakteriel enfeksiyonlar ile Herpes simpleks virüs (HSV) ve HPV gibi virüslerin etken olduğu enfeksiyonların araştırılmasına olanak sağlamıştır (3). HPV üzerine çalışmalar 1970 li yıllarda başlamış olup, 1980 lerde Harald zur Hausen ve çalışma grubu ilk kez HPV-16 ve HPV-18 i servikal kanser dokusundan izole etmişlerdir (14,15) de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) jürisi HPV-16 ve HPV-18 in serviks kanserinden sorumlu olduğu sonucuna varmışlardır (16). HPV, servikal onkogenezdeki en önemli ajandır. Seksüel geçişli vulvar kondiloma aküminatum ile vulvar ve vaginal skuamöz hücreli karsinomdan sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca deri ve müköz membranların skuamöz tümörleri ya da proliferatif lezyonların gelişiminde de rol oynar (17). HPV DNA sı hibridizasyon teknikleriyle servikal kanserlerin %95 inde gösterilmiştir (18). Servikal kanserlerle birlikte olan (yüksek riskli) ve kondilomlarda görülen (düşük riskli) spesifik HPV tipleri vardır. Yüksek riskliler (HR-HPV) 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59 ve 68; düşük riskliler (LR-HPV) 6, 11, 42, 44, 53, 54, 62 ve 66 dır (18). Deneysel çalışmalar, yüksek riskli HPV tiplerinin viral genlerinin çeşitli yollarla hücre siklusunda değişikliklere yol açtığını göstermiştir (19-22). HPV geni en az altı farklı erken (E) ve iki geç (L) proteini kodlar. Yüksek riskli HPV tipleri, büyümeyi stimüle edici ve transforme edici özelliklerine sahip en az üç protein kodlar (E5, E6, E7). E5 proteini enfeksiyonun başlangıç döneminde eksprese edilir. HPV ile enfekte lezyon ilerlerken E5 ve bazı proteinler kaybolur (23). 6

8 HPV-16 ve HPV-18 in onkojenik potansiyeli, E6 ve E7 olarak adlandırılan iki erken viral gen ürünü ile ilgilidir. DNA virusunun replikasyonu, konak hücrelerindeki replikasyon sistemlerine bağlıdır. E6 ve E7, hücre siklusunun inhibisyonunda engelleyici rol oynar. E6, p53 e ; E7, RB e bağlanarak bu proteinlerin azalmasına yol açar. Ayrıca E7, p53 ün transkripsiyonel aktivitesini engeller ve p21 i de inaktive eder. Böylece E6 ve E7, p53 ve RB hücre siklusu supresyon yollarını bloke eder. Bu viral proteinlerin tümör baskılayıcı gen ürünlerine afinitesi, HPV nin onkojenik potansiyeline göre farklılıklar gösterir. E6 proteini, yüksek riskli HPV tiplerinden elde edilir ve p53 ün ubiquitin-bağımlı proteolizis yoluyla parçalanmasını arttırarak inaktive olmasına neden olur. Böylece E2F transkripsiyon faktörü açığa çıkar ve hücre siklusunun ilerlemesi aktive olur (17,23). E2F ayrıca, çok miktarda inaktif p16 ekspresyonu oluşturur. Siklin A ve siklin E salınımını arttırarak p16 ın siklusa girmesini engeller (23). Virusun fiziksel yapısı farklı durumlarda değişkenlik gösterir. Kanserde konak DNA sına integre olurken ve birçok prekanseröz lezyonda ve kondilomda serbest (episomal) halde viral DNA bulunur (23). 3p delesyonu ve 3q amplifikasyonu gibi kromozom anomalileri ve spesifik (HPV-16) papillomavirus içeren kanserler birlikte bulunabilir (22,24). HPV, genel olarak seksüel yolla bulaşmaktadır. Partner sayısı, ilk ilişki yaşı ve partnerin HPV pozitif olması önemli risk faktörlerindendir. Virigolarda yapılan çalışmalarda çok düşük oranlarda HPV pozitifliği gösterilmiştir(25). Kjaer ve arkadaşlarının (26) yaptığı bir çalışmada virigolarda ve monogamik çiftlerde servikal lezyon gelişiminin ilişki başladıktan sonra ortaya çıktığı ve partner sayısı arttıkça da riskin arttığı saptanmıştır. 7

9 Sünnet olmuş erkeklerde HPV pozitifliğinin diğerlerine göre 3 kat az olduğu saptanmış ve bu kişilerin partnerlerinde de HPV pozitifliği ve serviks kanseri gelişme riski daha az bulunmuştur (27). HPV, serviks kanseri gelişiminde tek etken değildir. Genç kadınlar üreme çağı boyunca yüksek oranda HPV nin bir ya da daha fazla tipiyle enfekte olurlar ancak sadece az bir kısmında kanser gelişir (17). Üreme ile ilgili faktörler: Doğurganlığın serviks kanseri riskini arttırıcı etkisi ilk olarak tanımlanan risk faktörlerinden biridir. International Collaboration of Epidemiological Studies of Cervical Cancer grubu tarafından reprodüktif değişkenlerin serviks kanserine etkileri incelenmiştir. Bu çalışmada 16,563 invaziv ve preinvaziv kanserli olgu ile 33,542 kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Term gebelik oranları arttıkça riskin de buna paralel arttığı saptanmıştır(28). İlk ilişki yaşı ve partner sayısına göre veriler standardize edildiğinde bile 7 ve üzeri term gebelik için riskin 2,39 olduğu saptanmıştır (25,28). İlk gebelik yaşına bakıldığında 25 yaş altında riskin arttığı, özellikle yaşlarında çok daha belirgin olduğu görülmüştür. Son gebelikten sonra geçen zaman ile serviks kanseri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (25). Term gebelik sayısı ile oral kontraseptif kullanımı birlikte değerlendirildiğinde, 5 yılın üzerindeki kullanımda doğum sayısı arttıkça risk de artmakta, 5 in üzerindeki gebelik sayısında 5 yıldan fazla oral kontraseptif kullanımında risk 11 kat artmaktadır (25,29). 8

10 Sigara ve katran: Katran ilk defa kanserle ilişkisi gösterilen kimyasal maddedir yılında Londra daki baca temizleyicilerinde artmış skrotal kanserin nedeninin katran olduğu bildirilmiştir (27,29,30). Daha sonra birçok kanserle ilişkisi ortaya konmuştur (31-33) li yıllardan itibaren başlayarak çeşitli yayınlarda katran içeren vajinal duş maddelerinin servikal kansere neden olduğu rapor edilmiştir (34-37). Sigara kullanımı da katran içeren kimyasal maddelere bir diğer maruziyet nedeni olarak kabul edilmektedir (34,38). Trimble ve arkadaşları pasif içiciliğin bile önemli olduğunu rapor etmişlerdir. Yaklaşık 25,000 hastalık bir analizde pasif içicilik ile riskin 2,1 kat arttığını saptamışlardır (39). International Agency for Research on Cancer (IARC) çalışmalarında herhangi bir zamanda sigara içmiş olmanın riski 2 kat arttırdığı belirtilmiştir. İçilme oranı ile risk artmaktadır. HPV pozitif hastalarda yüksek dereceli lezyon saptanma oranları 1,9-2,3 kat fazla bulunmuş ve sigara içiminin özellikle persistans yönünden önemli bir faktör olduğu düşünülmüştür (40). Sigara içmeye bağlı asıl nedenin ne olduğu konusu henüz kesinlik kazanmamıştır. Çeşitli metabolitler, immunsupresyon ya da antioksidanların az tüketimi gibi faktörler de ileri sürülmektedir. Sigara içimi ile birçoğu kanserojen olan yaklaşık 4000 çeşit kimyasal madde vücuda girmiş olur. Bunlar arasında en çok bilinenler benzil prenler, polisiklik aromatik maddeler ve tütüne özel nitrozaminlerdir. Sigara içenlerin servikal mukusunda, normal populasyona göre, bunlara daha çok rastlanmaktadır (41). 9

11 Hormonal kontrasepsiyon Oral kontraseptif kullanımı ile serviks kanseri gelişme riski arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla yapılan çalışmalarda farklı sonuçlar saptanmıştır. Bazı çalışmalarda risk bulunurken bazılarında anlamlı fark olmadığı belirtilmiştir. Smith ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada 12,531 servikal kanser olgusu değerlendirilmiş; 5 yıl, 5-9 yıl, 10 yıl ya da üzeri kullanımda riskin sırasıyla 1,1, 1,6 ve 2,2 kat arttığı bulunmuştur (42). HIV HIV pozitif hastalarda, AIDS tanısı için, servikal kanser bir parametre olarak kullanılmaktadır. Hastaların sağkalım süresi kısa olduğundan sonuçlar çelişkilidir. Ancak genel olarak immun yetmezlik, karsinojenik süreci hızlandırmaktadır (43). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar Bu grup hastalıkları değerlendirmede bir takım zorluklar vardır. Bu enfeksiyonların çok görülmesi ve tespitinin zor olması başta gelen nedenlerdendir. IARC çalışmalarında chalamydia trachomatis ya da HSV-2 ye karşı antikorlar varsa serviks kanseri riskinin 2,1 kat arttığı bildirilmiştir (40). Madeleine ve arkadaşlarının (44) yaptığı bir çalışmada chalamydia trachomatis saptanan hastalarda skuamöz hücreli kanser için riskin 1,6 kat arttığı gösterilmiş; ancak adenokarsinom ile anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirtilmiştir. 10

12 Beslenme ve diyet alışkanlıkları Bu konudaki en ayrıntılı analiz Garcia-Cloas ve arkadaşları (45) tarafından yapılmıştır yılları arasındaki gözlemsel çalışmalarla arasındaki randomize çalışmalar değerlendirilmiştir. Risk değerlendirilmesi yapıldığında çok az çalışmada folik asit, retinol, vitamin E, vitamin C, betakaroten, B12 ve likopen gibi maddelerin koruyucu etkileri olduğu bulunmuştur. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda istatistiki olarak güçlü bir verinin olmadığı ve iyi planlanmış geniş katılımlı çalışmaların yapılması gerektiği vurgulanmıştır. NORMAL HÜCRE SİKLUSU Moleküler olayların etkili olduğu hücre proliferasyonunda bilgiler son yıllarda çok büyük artış göstermiştir. Protoonkogen ve tümör supresör genler olarak adlandırılan hücresel genlerin bulunmasıyla bunların normal hücre proliferasyonuna etkileri ortaya çıkarılmıştır. Bu genlerdeki defektler, kanser gelişiminde etkili olmaktadır. Sinyal transdüksiyonu yolundaki değişiklikler, birçok hastalıkta anormal hücresel yanıttan sorumludur. Hücrelerin replikasyonu genellikle büyüme faktörleriyle ya da ekstrasellüler matriks (ECM) komponentlerinin integrinleri uyarmasıyla stimüle olur. DNA replikasyonunun oluşması ve bölünme için hücre, hücre siklusu olarak bilinen yüksek kontrollü döngüye gider (46,47). Hücre siklusu boyunca ilerleme özellikle G1/S geçişi siklin denen proteinler ve siklin bağımlı kinazlar (SBK) denen enzimlerle beraber sıkı bir şekilde düzenlenir. SBK lar, hücre siklusunu, kritik hedef proteinlerle sürdürür ve bu da hücrenin bir sonraki faza ilerlemesini sağlar. SBK lar inaktif formdadır. Ancak 11

13 hücre siklusu boyunca eksprese olup siklinler denen protein ailesine bağlandıktan sonra fosforilasyonla aktive olurlar(46). Siklinler ise hücre siklusunun spesifik fazları boyunca sentezlenir ve fonksiyonları SBK larla aktive olur (Şekil 1). 15 den fazla tanımlanmış siklin vardır. Siklin D, E, A ve B hücre siklusunda ardı ardınadır ve bir veya daha fazla SBK a bağlanır(48). Şekil 1: Siklin, Siklin Bağımlı Kinaz (SBK) ve Siklin Bağımlı Kinaz İnhibitörlerinin G1/S hücre siklusu geçişinde düzenleyici rollerini gösteren şema. 12

14 Siklin D ve Retinoblastom Yatkınlık Proteini(RB) Fosforilasyonu: Siklin D hücre siklusunda ilk artan siklindir. G1 ortalarında görülür ; S fazından sonra uzun süre görülmez. D1, D2, D3 olarak 3 formu bulunur. Siklin D, diğer siklinler gibi kararsız olup ubiqitin-proteozom yolu boyunca azalır. Hücre siklusunun G1 fazı boyunca siklin D, SBK4 e bağlanır ve aktive olarak siklin D-SBK4 kompleksi oluşur. Bu kompleks, retinoblastom yatkınlık proteininin (RB) fosforilasyonunda kritik role sahiptir. RB nin fosforilasyonu hücre siklusunda çok önemli role sahip olup moleküler değişimi sağlar. Hipofosforile olduğu durumda, RB, hücre çoğalmasını baskılar. E2F transkripsiyon faktörü ile inaktif kompleks halindedir. RB nin fosforilasyonuyla bu kompleks çözülür. E2F transkripsiyon aktivitesinin inhibisyonu ortadan kalkar. Böylece RB fosforilasyonu hücre siklusunun ilerlemesinin ana engelini durdurur ve hücre çoğalmasını destekler(48). Hipofosforile RB, dinlenmedeki hücrelerde (G0 ya da erken G1) bulunur ve E2F ve DP1 altgrup içeren protein kompleksine bağlıdır (E2F/DP1/RB kompleksi). Bu kompleks E2F-duyarlı gen promotoruna bağlıdır. Bağlı E2F/DP1/RB kompleksi inaktiftir. Dinlenmedeki hücreler büyüme faktörleri ile uyarıldıklarında siklin D ve E artar. G1/S kontrol noktasında siklin D-SBK4 ve siklin E-SBK2 aktivasyonu olur ve RB fosforilasyonu gerçekleşir. RB nin hiperfosforile olup kompleksten ayrılması, S fazına ilerleme için gerekli olan E2F hedef genlerinin transkripsiyonunu aktive eder. M fazında fosfat grupları sellüler fosfatazlarla RB den ayrılır ve RB hipofosforile hale döner(48). Hücre siklusunun G1/S kontrol noktası boyunca ilerlemesi: Siklusun S fazı boyunca ilerlemesi ve DNA replikasyonunun başlamasında, siklin E ve SBK2 nin aktif kompleks oluşturması rol oynar. DNA replikasyonu 13

15 için, aktive E2F artışıyla siklin E nin transkripsiyonu ve polimerazlar gereklidir. Hücre siklusunda bir sonraki karar noktası G2/M geçişidir. Bu geçiş, siklin A nın E2F aracılı transkripsiyonuyla başlar. Siklin A-SBK2 kompleksi mitotik profazda düzenleyicidir. Hücrenin profaza ilerlemesindeki ana mediatör siklin B-SBK1 kompleksidir. Bu kompleks protein fosfatazı aktive eder ve erken profazda nukleusda birikmeye başlar. Siklin B-SBK1 aktivasyonu nükleer membranda bozulmaya neden olur ve mitozu başlatır. Siklin A ve B ile birlikte SBK kompleksleri G2/M geçişinde mikrotubul stabilitesinde azalma, sentrozomda ayrışma, kromozom kondansasyonu gibi bazı önemli olayları düzenler. Mitozdan çıkış için siklin B-SBK1 in inaktivasyonu gerekir.yeni bölünmüş hücreler G1 e geri dönebilir ve yeni bir replikatif siklus başlar ya da hücreler dinlenmeye çekilir. Son bilgiler göstermiştir ki prolifere hücrelerde siklin E-SBK2 bazı fonksiyonlar için birbirinin yerini alabilir. Ancak siklin E nin her iki izoformunun da olmaması stabil hücreleri hücre siklusuna girmekten korur(48,49). Hücre siklus inhibitörleri: Siklin-SBK kompleksi, SBK inhibitörleri ile düzenlenir. İki ana sınıf SBK inhibitörü vardır: Cip/Kip ve INK-4/ARF aileleri. Bu inhibitörler tümör baskılayıcı gibi fonksiyon görür ve sıklıkla tümörlerde değişirler. Cip/Kip ailesi p21, p27ve p57 olmak üzere 3 komponentten oluşur. Bunlar siklin ve SBK kompleksine bağlanır ve inaktive eder. p21 in transkripsiyonel aktivasyonu, mutasyonu insan kanserlerinde çok görülen tümör supresör gen p53 ün kontrolü altındadır. p53 ün hücre siklusundaki temel rolü; izlemek, hasarlı hücrelerde kontrol noktalarında ilerlemeyi yavaşlatmak ya da durdurmak ve DNA tamiri gerçekleşmezse apoptoza neden olmaktır. İnsan INK4a/ARF lokusu, p16ink4a ve p14arf olmak üzere iki proteinle kodlanır. Bunlar tümör supresör gen gibi davranarak hücre siklusunu bloke eder. p16ink4a, CDK4 e 14

16 bağlanmak için siklin D ile yarışır ve siklin D-CDK4 kompleksinin inhibisyonunu sağlayarak RB nin fosforilasyonunu engeller. Bu da hücre siklusunu geç G1 fazında durdurur. p16ink4a, insan kanserlerinde sıklıkla mutasyona uğramıştır ya da hipermetilasyonla inaktive edilir (50). Hem p16ink4a, hem de p14arf hücre siklusunu bloke eder ancak hedefleri farklıdır. p16ink4a, siklin D-SBK4 de rol alır, p14arf ise p53 ün feedback döngüsünü inhibe ederek p53 ü azalmaktan korur (48). Hücre siklusu kontrol noktaları: Hücre siklusu, kontrol noktası denen kendi internal kontrol noktasına sahiptir. İki temel kontrol noktası vardır. Biri G1/S geçişi, diğeri G2/M geçişidir(51,52). S fazı hücre siklusunda geri dönüşü olmayan noktadır. Hücre replikasyona girmeden önce G1/S kontrol noktasında DNA hasarı için kontrol edilir. Eğer DNA hasarı varsa DNA tamir mekanizmaları çalışır ve siklus durur. Siklus ilerlemesinde ertelenme tamir için gerekli zamanı sağlar. Eğer hasar tamir edilemezse apoptotik yolla hücre öldürülür. Böylece G1/S kontrol noktası DNA defektli hücreyi replikasyondan korur. DNA hasarı replikasyondan sonra da kromatidlerin ayrılmamasıyla hala tamir edilebilir. G2/M kontrol noktası DNA replikasyonu bitiminde izlenir ve mitozun düzenli başlamasını kontrol eder ve kardeş kromatidleri ayırır. Bu kontrol noktası özellikle hücreler iyonize radyasyona maruz kalırsa önemlidir. Hücreler iyonize radyasyonla hasarlanırsa G2/M kontrol noktası aktive olur ve G2 de durur, kontrol noktasındaki defekt kromozomal anomalilere neden olur. Uygun fonksiyon için hücre siklusunun kontrol noktaları DNA hasarı için algılayıcılara, sinyal ileticilerine, efektör moleküllere ihtiyaç duyar. DNA hasarı algılayıcıları ve ileticileri G1/S ve G2/M kontrol noktalarına benzer görünümdedir. Hücre siklusunda G2/M kontrol noktası aracılığıyla durma hem p53 e bağımlı hem de bağımsız mekanizmalarla 15

17 olur. Hücre siklusu kontrol noktasında defekt, kanser hücrelerindeki genetik instabilitenin en büyük nedenidir (48). G1/S kontrol noktasında hücre siklusunda durma p53 aracılıdır, bunu da hücre siklusu inhibitörü p21 indükler (48,51,52). p16, SBK-4 inhibitörüdür. Spesifik olarak siklin D-SBK4/6 kompleksine bağlanarak hücre siklusunu G1/S interfazında RB aracılı olarak kontrol eder. RB nin HPV E7 ile fonksiyonel inaktivasyonu, p16 nın resiprokal aşırı ekspresyonu ile sonuçlanır. Bu yüzden p16 pozitifliğinin, yüksek riskli HPV enfeksiyonunu belirlemede önemli bir belirleyici olduğu düşünülmektedir (53,54). p16: Hücre siklusunun kontrol mekanizmasında çok çeşitli proteinler yer alır. Özellikle G1 progresyonunun kontrolünde etkili proteinlerle oluşan değişiklikler, pek çok kanserin gelişimine neden olur. Bu proteinlerin en önemlileri G1 siklin bağımlı kinaz aktivitesini kontrol eden p16 ve normalde G1 siklin bağımlı kinazlar tarafından düzenlenen RB dir (55,56). p16, SBK-4 ve SBK-6 ı inaktive eden bir tümör supresör gendir. 9. kromozomda lokalizedir (56,57). Normalde displazi içermeyen hücrelerde p16 proteini oldukça düşük seviyededir ve immunhistokimyasal olarak tespit edilemez (58). Yetişkinlerde normal proliferatif endometriumda, meme duktal epitelinde, serviksin tubal metaplazik epitelinde, özofageal skuamöz epitelde, tükrük bezinde ve antral gastrik bezlerde ekspresyonu vardır. Ayrıca pankreasın Langerhans hücreleri, testisin Leydig ve Sertoli hücrelerinde de eksprese edilebilir. İnfantlarda timik Hassal korpuskullerinde sınırlıdır; nadiren pankreas epitel hücrelerinde görülür (57,59). 16

18 p16, Siklin D-SBK 4/6 kompleksine bağlanarak hücre siklusunu G1-S interfazında, RB aracılı kontrol eder (56,60,61,62). Preneoplastik ve neoplastik servikal lezyonlar, yüksek riskli HPV tipleri ile birliktedir. Bu durumda RB, HPV E7 proteini ile fonksiyonel inaktive olur. Bunun sonucunda p16 proteini birikir. Çünkü normalde RB, p16 transkripsiyonunu inhibe eder. p16 ve RB ekspresyonu arasında resiprokal ilişki vardır. p16 seviyesi ve RB, negatif feedback ile kontrol edilir. p16 birçok kanserde, mutasyon, delesyon, promotorunun hipermetilasyonuyla inaktivedir (56,62). Tüm yüksek riskli HPV tiplerindeki E7 onkogeninin transforme edici aktivitesi nedeniyle, p16, displastik servikal hücrelerde güçlü overekspresyon gösterir ve immunhistokimyasal olarak kolayca gösterilebilir. Bu yüzden p16, displastik servikal hücrelerde, yüksek riskli HPV tiplerinin onkogen ekspresyonunu göstermek için kullanışlı bir belirleyicidir (58). Reaktif durumlar ile düşük dereceli intraepitelial lezyon ve düşük dereceli intraepitelial lezyon ile yüksek dereceli intraepitelial lezyon ayırımı bazen güçlük yaratabilir. Farklı patologlar arasında da farklı tanılar alabilecek bu lezyonların ayrımında, proliferasyon belirteçleri ve onkogen ekspresyonu gibi parametrelere ihtiyaç duyulur. p16 ve Ki67, bu noktada displazinin tanısı ve diğer lezyonların ayrımını kolaylaştırarak, değerlendiren kişiler arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir (63). Ki67: Hücre proliferasyonu, mitoz sayımı, flow sitometri, timidin labelling indeks veya immunohistokimyasal olarak, hücre siklusu içerisinde yapılan proteinlerin (Ki67, PCNA, siklinler vb.) tayini ile ölçülebilir. Yüksek proliferasyon hızına sahip tümörlerin prognozu daha kötüdür (64). 17

19 Ki67, ilk defa 1983 de Gerdes ve arkadaşları (65) tarafından tanımlanmış, tonsil germinal merkez hücreleri, epitelyum bazal hücreleri ve intestinal epitelin kript hücreleri gibi prolifere hücrelerde gösterilmiştir. Ki67, hücre siklusunun Go fazı dışında tüm fazlarında bulunan nonhiston nükleer proteindir. 345 ve 395 kd ağırlığındaki iki molekülden oluşur ve geni 10. kromozom üzerinde yer alır (56,66). İmmunhistokimya ile Ki67 için pozitif nükleer boyanma gösteren hücre yüzdesi, proliferatif fraksiyonu gösterir. Agresif tümörlerde bu oran yüksektir (67). Birçok sistem tümörlerinde (meme, akciğer, özofagus, böbrek ve prostat kanseri, malign melanom, nonhodgkin lenfoma, glial tümörler) yüksek Ki67 oranı, kötü prognostik faktör olarak gösterilmiştir (68-73). Servikal displazilerin değerlendirilmesinde de, birçok çalışmada, Ki67 ve p16 nın displazinin şiddetiyle ilişkisi araştırılmış ve Ki67 nin sensitif bir belirleyici olabileceği belirtilmiştir (56,63,74,75,76). Ki67, yüksek dereceli servikal intraepitelial lezyonlar (HSIL) ile bunlarla karışabilen atrofik skuamöz epitel, transizyonel metaplazi ve immatür skuamöz metaplazi gibi durumlarda değerlidir. Ki67 ayrıca loop marjinindeki koterize epitelin değerlendirilmesinde de yardımcıdır (56). SERVİKAL İNTRAEPİTELİAL NEOPLAZİ Servikal intraepitelial neoplazi (CIN), servikal skuamöz hücreli karsinomun prekürsör lezyonudur. CIN çok sayıda seksüel partner ve bir çok HPV tipinden özellikle HPV-16 ile yakından ilişkilidir. Hayatın erken üreme çağında daha sık görülür (77). 18

20 Preinvaziv servikal skuamöz lezyonları tariflemek için çeşitli sınıflama sistemleri kullanılmıştır. CIN sınıflamasında hafif displaziye CIN I ; ağır dereceli displazi ve karsinoma in situ ya da CIN III denmiştir. Bu sistemde başlıca ayrım CIN II ve CIN III arasında yapılmalıdır. Başka bir sistem de düşük dereceli skuamöz intraepitelial lezyon (LSIL) ve yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon (HSIL)dir. Bütün bu sınıflamaların yapılmasının nedeni saptandıklarında uygulanan farklı tedavi seçenekleridir. Günümüzde, bazı birimlerde, LSIL yalnızca takip edilirken, HSIL e (CIN II ya da CIN III) loop eksizyonu uygulanmaktadır (78). Etyoloji Pubertede, skuamöz hücrelerle döşeli serviksin alt bölgesinde anatomik değişiklik olur. Buna kolumnar epitelin eversiyonu denir. Bu histolojik değişiklikler tamamen fizyolojiktir. Ancak bu transformasyon zonu onkojenik stimuluslara duyarlıdır (2). Son 25 yıl içinde, serviksin flat ve eksofitik kondilomu ve CIN, HPV ile ilişkili bulunmuştur. Bazı HPV tipleri serviks kanseri ile ilişkili; bazıları ise değildir (77). Histopatoloji Servikal intraepitelial neoplazi, klasik olarak 3 dereceye ayrılır: CIN I; II ve III (2). Bu tümör öncülü lezyonlar, düşük ve yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon olarak da derecelendirilebilirler (2,79). CIN lezyonunu derecelemek, düşük dereceli (CIN I) ve yüksek dereceli (CIN II-III) lezyonun gerileme, devam etme ve ilerleme oranını anlayabilmek ve tedavi ve klinik izlem algoritmasını değerlendirebilmek için gereklidir (79). 19

21 Servikal İntraepitelial Neoplazi I: Epitelin üst 2/3 ünde maturasyon mevcuttur. Superfisyal hücrelerde çeşitli derecede ancak genellikle hafif atipi vardır. Koilositoz, diskeratozis gibi viral sitopatik etkilerle birlikte binukleasyon, multinükleasyon, nukleusda kıvrımlaşma, nükleer hiperkromazi ve düzensiz nükleer konturlar da bulunabilir. Perinükleer halo çeşitli şekillerde olabilir ve koilositte, nukleus çevresinde farklı, berrak bir alan ve halonun etrafında yoğun görünümlü sitoplazma şeklinde görülür. Bu hücresel değişikliklerin, hücre içindeki virüs replikasyonunu ve viral proteinlerle hücre siklusunun uyarılması nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir Nükleer anormallikler epitelin alt yarısında ve genellikle hafiftir (2,78,79). Mitotik figürler basal alt 1/3 de bulunabilir ancak çok değildir. Anormal mitoz görülmez (2,78,79). Yoğun glikojenize skuamöz epitel ve inflamasyona reaktif epitel, gerçek koilositozla karışabilir. Koilositoz ile birlikte düzensiz nükleer konturlar, binükleasyon/multinükleasyon, hiperkromazi ve/veya sellüler pleomorfizm düşük dereceli displazi tanısı koymada yardımcı olur (2,80). Servikal İntraepitelial Neoplazi II: Maturasyon epitelin üst yarısında mevcuttur. Nukleus/sitoplazma oranında artış, düzensiz nükleer konturlar, kromatinde kabalaşma gibi sitonükleer anormallikler hem alt hem de üst epitel tabakasında dikkat çeker. Mitotik figürler genellikle epitelin bazal 2/3 üne sınırlıdır. Anormal mitoz görülebilir (2,80). 20

22 Servikal İntraepitelial Neoplazi III: Maturasyon yoktur ya da epitelin üst 1/3 ünde sınırlıdır. Sitonükleer anormallikler daha uniform yapıda ve belirgin, epitelin tamama yakını ya da tam katı boyunca görülür. Mitotik figürler epitelin tüm seviyelerinde görülebilir. Anormal mitoz sıktır (2,80). Yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyonun (HSIL) morfoloiik temelinin, replikatif (ölümsüz) hücre populasyonu ya da bir grup hücre biyolojisindeki, viral onkogenlein yaptığı değişiklikler nedeniyle olduğu öngörülüyor. Bu değişiklikler epitel tabakasının hem üst hem de alt kısmında görülür. Bu immatür hücreler sitolojik olarak HSIL tanısının temelini oluşturur ; ancak HSIL tanısı sadece sitolojik bulgularla konulmayıp histopatolojik olarak da kesinleştirilmelidir (78). HSIL de lezyonun bir bölgesinde epitelin tüm tabakasında nükleer atipi bulunur. Koilositik atipili ya da maturasyonun korunduğu lezyonlar CIN II ; maturasyonun seçilemediği lezyonlar CIN III kategorisine girer. Koilositler, flat kondilomdakine benzer ancak daha küçük, daha konsantrik halo ve nükleer hiperkromazi ve /veya pleomorfizm görülür. CIN II ve CIN III ün epitelial yüzeyi anormal nukleuslu horizontal yerleşimli parakeratotik hücreler içerir (78). HSIL in varyantları: Keratinize ya da koilositik HSIL: Atipiye ek olarak yüzeyde belirgin keratinizasyon bulunur. Keratinize hücreler benign durumlarda da ; ASCUS, HSIL, LSIL ve invaziv skuamöz hücreli karsinomda da görülebilir. Keratinize HSIL deki hücrelerin konturlarında düzensizlik görülür. Kromatin yoğun veya kabadır. Sitoplazma genellikle eosinofiliktir. Ayırıcı tanı keratinize karsinomla yapılmalıdır. Keratinize HSIL de 21

23 matür ya da hücreler içinde belirgin yüzeyel nükleer atipi görülür. Parabazal atipi çeşitli derecelerdedir (78). HSIL ve immatür metaplastik diferansiasyon: İmmatür metaplazinin kesin özelliklerini koruyan, kötü sınırlı lezyon spektrumundan oluşan lezyondur. Yuvarlak ya da dalgalı epitelial-stromal geçiş, uniform görünümlü immatür hücrelerle birlikte sitoplazmik differansiasyon ve sıklıkla alttaki kolumnar hücrelerde süreklilik görülür. Klasik metaplazinin tersine bu tip HSIL de yüzeydeki hücresel maturasyon gerilemiştir (78). Stratifiye, müsin üreten varyant: Bu az görülen varyant, yalnız ya da adenokarsinoma in situ ile eş zamanlı görülebilir. Bu lezyon morfolojik olarak belirgin müsin damlaları dışında immatür metaplastik HSIL e benzer. Müsin damlaları epitelde uniform dağılım gösterir. Bu hücrelerde çok katlı dizilim adenoskuamöz karsinoma in situyu düşündürür ; ancak skuamöz diferansiasyon belirleyicisi p63 ile zayıf boyanma vardır ya da boyanma görülmez (78). AYIRICI TANI: DÜŞÜK DERECELİ SIL AYIRICI TANISI : Tipik olarak LSIL tanısı için nükleer atipi gereklidir. Atipi ve papillomavirus nükleik asitinin varlığını destekleyen verilerin birlikteliği LSIL tanısını koymaya yardım eder. Ancak bunların nonspesifik hücresel değişikliklerden nasıl ayırt edileceği önemlidir. LSIL tanısına yaklaşım için bazı kriterlere başvurulabilir : 22

24 1-Küçük büyütmede epitelial organizasyon: Birçok olguda çevredeki epitelden farklı durumları da görebilmek açısından, küçük büyütme, LSIL den kuşkulanmak için uygundur. Bu değişiklikler, epitelde kalınlaşma, metaplazik değişikliklerin olmaması, üst tabakada belirgin hiperkromazi, hücresel yerleşim veya üst epiteldeki halodur (78). 2-Major histolojik kriterler: Bir sonraki adım, epitelin büyük büyütme ile incelenmesi ve nükleer atipinin derecesini belirlemektir. Herhangi bir SIL formunun nonspesifik prosesden ayrımında intermediate ve süperfisyal hücrelerin boyut ve boyanmasındaki farklılıklar temel alınır (78). 3-Minör histolojik kriterler: Bazı durumlarda LSIL lerin yaklaşık %90 ında binükleasyon görülmesi gibi tanıyı doğrulayan kriterler vardır. Küçük, hiperkeratotik binükleer hücreler SIL tanısını destekler ve bu atipik parakeratotik hücreler smearde de görülebilir. Düzensiz sınırlı sitoplazmik halo da tanıya yardımcıdır ancak daha az spesifiktir (78). Koilositoza benzeyen epitelial değişiklikler: 1- Vajinal papillomatozis: Histolojik olarak parakeratoz ve sitoplazmik halo görülebilir ancak belirgin akantoz, nükleer atipi ve atipik parakeratoz görülmez. Bu tip biopsilerde uygun tanı akantozis, papillomatozis, vb., nonspesifik olmalıdır. Buradaki nonspesifik terimi bu değişikliklerin HPV etkisiyle olmadığını belirtir (78). 2-Reaktif epitelial değişiklikler (nonspesifik): Belirgin sitoplazmik halo glikojenize epitelde görülebilir ve subepitelial ya da intraepitelial inflamasyon varsa hafif nükleer atipi de görülebilir. Sıklıkla reperatif ya da reaktif epitelial değişiklikler nükleer hiperkromazi ve sitoplazmik halonun olduğu inkomplet maturasyona gider. Bu tip olgularda en önemli ayırt edici özellik hücre boyutu ya 23

25 da boyanma yoğunluğunda farklılıklar olmamasıdır. Bazen reaktif epitelde semimatür metaplazi ve belirgin binükleasyon görülebilir. Bu olgular kondilomla karıştırılmamalıdır. Binükleer hücreler genellikle büyümemiştir ve zeminde metaplazi vardır (78). 3- Postmenopozal skuamöz atipi: LSIL, bu yaş grubunda da görülmekle birlikte, menopozal ya da postmenopozal kadınlarda parsiyelden komplete giden bir spektrum içinde atrofik hücresel değişiklikler görülür. Bu spektrum içinde psödokoilosit, transizyonel metaplazi ve klasik atrofik değişiklikler bulunur. Bazen aynı biopside bu üç değişiklik birden görülür. Psödokoilosit, epitelial maturasyon, sitoplazmik halo, genellikle hafif nükleer boyut ya da boyanma ile karakterlidir. LSIL i reaktif değişikliklerden ayırma çabası, genellikle papillomavirus DNA analizi merkezlidir. Son zamanlarda, başlangıç çalışmalarında, HPV ile enfekte epitelde p16 gibi hücre siklusu proteinlerini kullanmayı önermektedir (78). YÜKSEK DERECELİ SIL AYIRICI TANISI Yüksek dereceli SIL in temel ayırıcı tanısı reaktif/inflamatuar değişiklikler, bazal hücre hiperplazisi, immatür skuamöz metaplazi, skuamöz atrofi ve düşük dereceli SIL ile yapılmalıdır. Bazal hücre hiperplazisi : Bazal hücre hiperplazisi, bazal ve parabazal tabakada kalınlaşmayla birlikte nükleer büyüme ve sitoplazmik bazofiliyle karakterlidir. Bu kalınlaşmış hücre 24

26 tabakasının üzerindeki skuamöz epitelde maturasyon ve polarite mevcut olup normal glikojenize skuamöz epitel devam etmektedir. Ancak bazal tabaka hücrelerindeki çit dizilimi görünümü kaybolmuştur. Hücreler oval şekillidir ve nükleer pleomorfizm ve hiperkromazi görülmez (79). İmmatür skuamöz metaplazi : Skuamöz metaplazi servikal biopsi ve loop eksizyonlarında sıklıkla görülen normal fizyolojik bir durumdur. İmmatür skuamöz metaplaziyi yüksek dereceli SIL den ayırt etmek güçtür. Nukleus/sitoplazma oranında artış ve maturasyonun nispeten yokluğu her iki lezyonda da bulunur. Metaplastik hücreler genellikle uniform; oval ya da yuvarlak ve tek nukleolusludur. Nükleer konturlar düzenlidir. Belirgin hücresel kalabalıklaşma, nükleer atipi ve epitelin üst yarısında artmış mitoz daha çok, yüksek dereceli SIL tanısını destekler. CIN de, endoservikal kriptlerin tutulumu ve nükleer pleomorfizm görülebilir (79). Reaktif atipi : Reaktif ve reperatif epitel değişiklikleri servikal biopsilerde sık görülür ve büyümüş, veziküler nukleus ve belirgin nukleolusla karakterlidir. Akut ya da kronik olsun inflamasyonla birlikte mitotik aktivitede artış sık görülür. Güçlük, bu reaktif değişiklikler, CIN ile superimpoze olursa ortaya çıkar. Kaba, kümeleşmiş nükleer kromatin ve nükleer konturlarda düzensizlik, altta yatan displaziyi düşündürür. Reaktif durumlardaki atipi genellikle epitelin bazal yarısında sınırlıdır ve yüzeydeki skuamöz epitel maturasyonunu korur. Bu yüzden reaktif tipteki değişikliklerin belirgin sitonükleer atipiyle kombine olduğu durumlarda p16 kullanımı önerilmektedir (79). 25

27 Skuamöz atrofi : Skuamöz atrofi, hücresel diferansiasyon bulgusu olmadan servikal skuamöz epitelde incelmeyle karakterlidir. Atrofi, menapozda ya da oral kontraseptif kullanımında olduğu gibi düşük östrojen seviyelerinde görülür. Skuamöz atrofi daha çok parabazal tiptedir ; uniform hiperkromatik ve monomorfik görünümdedir. Skuamöz atrofideki nukleus/sitoplazma oranında artış ve normal maturasyonun olmaması yüksek dereceli SIL ile karışmasına neden olur. Ancak atrofide mitoz nadirdir ya da görülmez (79). Düşük dereceli SIL : Düşük dereceli ve yüksek dereceli SIL arasındaki morfolojik ayrım; eğer sitonükleer anormallikler tüm katlarda görülüyorsa ve mitotik aktivite epitelial yüzeyin yarısı ya da 1/3 ünde görülüyorsa oldukça güç olabilir. Düşük dereceli SIL deki histolojik değişiklikler genellikle epitelin alt 1/3 ünde görülür. Küçük büyütmede lezyondaki sellülariteye; büyük büyütmede ise mitoza bakmak gerekir. Mitotik figürler epitelin bazal 1/3 ünden yukarıda görülüyorsa yüksek dereceli SIL düşünülmelidir. Düşük dereceli SIL de de epitelin yüzeyine yayılan sitonükleer anormallikler görülse de nukleus/sitoplazma oranı, yüksek dereceli SIL deki kadar belirgin değildir (79). Ayırıcı tanıda ortaya çıkan güçlükler ve biopsileri değerlendiren kişiler arası farklılıklar, araştırmacıları, objektif kriterler kullanmaya yönlendirmiştir. p16, yüksek riskli HPV tiplerini gösteren moleküler analizlerin yerine geçebilecek değerli bir belirleyicidir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda servikal intraepitelial neoplazilerde p16 ile ekspresyonda artış görülmüş ve servikal neoplazinin derecesi ve yüksek riskli HPV enfeksiyonu arasında da pozitif korelasyon saptanmıştır (57,60,79, 81-84). 26

28 CIN I ve CIN II arasında kalınmış bir lezyona Ki-67 uygulandığında, epitelin üst 1/3 ünde nükleer boyanma ; p16 ile 2/3 ya da tam kat nükleer boyanma görülüyorsa, yüksek dereceli SIL olarak tanı konur (79). p16 yüksek riskli HPV tipleri ile oluşan enfeksiyonları belirlemenin yanında, viral onkojenik aktiviteyi göstermesiyle, rekürrensi belirleyici rolü nedeniyle de önem kazanmaktadır (53, 79,85). 27

29 MATERYAL VE METOD Çalışmamızda Ocak 2005 Aralık 2006 tarihleri arasında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji kliniğinde smear sonrası biopsi alınan ve farklı histopatolojik tanılar alan 147 olgu gözden geçirildi. Olgulara ait tüm preparatlar yeniden gözden geçirilerek değerlendirildi. İmmunhistokimyasal inceleme için yeterli doku örneği içeren 95 olgu ve bunlara ait en uygun bloklar seçildi. Hasta yaşı arşiv kayıtlarından elde edildi. Her olguda aşağıdaki faktörlere bakıldı: a) Histopatolojik tanı: Olguların tümü yeniden değerlendirilerek nonneoplazik ve neoplazik lezyonlar gruplandı. b) Histolojik grade: Displazik olgularda nükleer atipinin derecesi, hücrelerin boyutu ve boyanmasındaki farklılıklar, nukleus/sitoplazma oranı ve epitel tabakasında displazik hücrelerin kapladığı yer dikkate alınarak LSIL ve HSIL olarak derecelendirildi. 28

30 İMMUNHİSTOKİMYA Biopsi materyallerinin 2 µm lik parafin kesitleri, önceden Histogrip le (Zymed) muamele edilmiş lamlara alınarak bir gece etüvde 37ºC de bekletildi. Kesitler ksilende berraklaştırılıp alkol içinde rehidrate edildi. Antijeni açığa çıkarmak için, kesitler 10mM sitratlı tampon (ph 6) içinde mikrodalga fırında 4x5 dakika ısıtıldı. Aynı tampon içinde dakika oda ısısında soğumaya bırakıldı. Dokulardaki endojen peroksidaz aktivitesini ortadan kaldırmak için, kesitlere %3 lük hidrojen peroksidaz çözeltisi damlatılıp 10 dakika beklendi. Daha sonra sırasıyla, protein blok solüsyonu (TA-125-UB, Lab Vision Corp. Fremont, CA, USA, 10 dak.), primer antikor, sekonder antikor (TA-125-BN, Lab Vision Corp. Fremont, CA, USA, 10 dak.) ve streptavidin-hrp ile işlemden geçirildi (TA-125-HR, Lab Vision Corp. Fremont, CA, USA, 10 dak.). Kromojen olarak aminoethyl carbazole (TA-125-HA, Lab Vision Corp. Fremont, CA, USA, 20 dak.) kullanıldı. Her işlemden sonra kesitler TBS ile çalkalandı. Son olarak Mayer hematoksilen ile zıt boyama yapılıp kapatıldı. İmmunhistokimyada şu antikorlar kullanıldı: p (Klon 6H12, Mause Monoclonal Antibody, Novocastra Laboratories Ltd., Bailliol Business Park West, Benton Lane, Newcastle Upon Tyene, NE12 8EW, UK, 45 dak. ), Ki67 (Rabbit Polyclonal Antibody, ScyTek Laboratoires Logan, Utah, USA, 45 dak.). Negatif kontroller, primer antikor basamağının atlanması ile yapıldı. Pozitif kontroller; p16 için proliferatif endometriuma ait kesitler kullanılarak; Kİ67 için, epitelin bazal tabakası ile internal olarak yapıldı. İmmunhistokiyasal boyamanın değerlendirilmesi İmmunohistokimyasal incelemede p16 pozitifliği nükleer ve sitoplazmik boyanma olarak izlendi. İstatiksel analizi kolay anlaşılabilir hale getirebilmek ve tekrarlanabilirliğini değerlendirebilmek için p16 için immunreaktivite var (pozitif) 29

31 ve immunreaktivite yok (negatif) şeklinde 2 dereceli sistem kullanıldı. Bazal ve parabazal seviyede diffüz boyanma pozitif boyanma olarak değerlendirildi. Tek hücre boyanmaları ve boyanmanın görülmemesi, negatif boyanma olarak değerlendirildi. (85). İmmunohistokimyasal incelemede Ki67 pozitifliği, nükleer boyanma olarak izlendi. Bazal tabaka hücrelerinde izlenen boyanma negatif, üst 2/3 de izlenen boyanma pozitif olarak değerlendirildi (89). Değerlendirmeler Olympus Cx31 ışık mikroskobunda, 400x (40x objektif lens, 10x okuler lens, 0,151 mm²) büyütmede yapıldı. İstatiksel analiz Verilerin istatiki analizi için SPSS 10.0 programında korelasyon katsayılarının hesaplanmasında parametrik analiz koşulları karşılanmadığı için Spearman Sıra Korelasyonu Analizi kullanılmıştır. rho değeri için güçlü, çok güçlü olarak kabul edilmiştir. Tutarlılığın değerlendirilmesinde kappa değeri hesaplanmış, kappa için orta derece, >0.75 mükemmel kabul edilmiştir. 30

32 BULGULAR Çalışmamıza 95 hasta alınmıştır. Yaş: Olgular yaşları arasında olup ortalama yaş 42 dir. Nonneoplazik lezyon tanısı alan 35 kadının yaş ortalaması 41.94±9.39 (en düşük 24, en yüksek 61) dir. CIN I tanısı alan 37 kadının yaş ortalaması 41.32±8.73 (en düşük 24, en yüksek 61) dir. CIN II tanısı alan 12 kadının yaş ortalaması 44.42±10.92 (en düşük 28, en yüksek 66) dir. CIN III tanısı alan 11 kadının yaş ortalaması ±8.82 (en düşük 32, en yüksek 55) dir. Histolojik grade: Biopsilerin 37 si (%38,9) LSIL; 23 ü (%24,2) HSIL; 35 i (%36,8) nonneoplazik olarak değerlendirilmiştir. 31

33 p16: İmmunhistokimya ile pozitif reaksiyon intrasitoplazmik ve intranükleer boyanma şeklinde görülmüştür. 53 (%55,8) olguda boyanma izlenmezken 25 (%26,3) olguda zayıf boyanma, 17 (%17,9) olguda kuvvetli ve tam kat boyanma izlenmiştir. Nonneoplazik biopsilerin tamamında p16 ile boyanma görülmezken displazi bulunan biopsilerin %43,1 inde p16 ile boyanma izlenmiştir. p16 ile boyanma izlenen 42 adet vakanın %50 si HSIL; %50 si LSIL olarak değerlendirilmiş vakalardır (Resim 1, Resim 2 ve Resim 3). Resim 1: HSIL de p16 ile tam kat boyanma (x40). 32

34 Resim 2: LSIL de p16 ile pozitif boyanma (x100). Resim 3: LSIL de p16 ile pozitif boyanma (x100). 33

35 HSIL tanısı almış olguların %91,3 ünde p16 ile pozitif boyanma izlenmişken, 2 olgu (%8,7) p16 ile negatiftir. Buna göre lezyonun derecesi arttıkça p16 ekspresyonunun görülme sıklığı anlamlı olarak artmaktadır (χ 2 eğimde=49.146, p<0.001, Tablo 1, Grafik 1). Tablo 1: Olguların p16 ile boyanma oranları (Çapraz Tablolama). p16 TANI nonneoplazik Sayı negatif pozitif Total % 100,0% 100,0% Düşük dereceli skuamöz intraepitelial lezyon Sayı % ,2% 56,8% 100,0% Yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon Sayı % ,7% 91,3% 100,0% Total Sayı % 55,8% 44,2% 100,0% Grafik 1: p16 ile neoplazik (düşük ve yüksek dereceli skuamöz intraepitelial neplazi)- nonneoplazik lezyon ilişkisi. 34

36 p16 nın displazik skuamöz epitelde duyarlığı %70,0 oranında, seçiciliği %100 oranında, olumlu öngörü değeri %100 oranında bulunmuştur (Tablo 2). Tablo 2: p16 ile neoplazik-nonneoplazik olguların karşılaştırılması. Patolojik tanı toplam P16 Neoplazik (+) Nonneoplazik (-) toplam Duyarlık(sensitivity)= %70.0 Seçicilik (specificity)=%100.0 Olumlu öngörü değeri (+predictivitiy)=%100.0 κ=(p gt P bt ) / (1 - P bt ) =0.632 p16 nın yüksek dereceli displazik skuamöz epitelde duyarlığı %91,3 oranında, seçiciliği %100 oranında, olumlu öngörü değeri %100 oranında bulundu (Tablo 3). Tablo 3: p16 ile Yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon ve nonneoplazik olguların karşılaştırılması. Patolojik tanı toplam Yüksek dereceli nonneoplazik (-) skuamöz intraepitelial P16 lezyon toplam Duyarlık(sensitivity)= %91,3 Seçicilik (specificity)=%100.0 Olumlu öngörü değeri (+predictivitiy)=%

37 Ki67: İmmunhistokimya ile pozitif reaksiyon intranükleer boyanma şeklinde görülmüştür. 55 olguda (%48) sadece bazal tabakada boyanma izlenirken 20 olguda (%21) epitelin 2/3 ünde boyanma, 20 olguda (%21) tam kat boyanma izlenmiştir (Resim 4, 5 ve 6). Resim 4: HSIL de Ki67 ile tam kat boyanma (x100). Resim 5: Ki67 ile nonneoplazik olguda bazal tabakada boyanma (x40). 36

38 Resim 6: LSIL de Ki67 ile bazal tabakayı aşan pozitif boyanma (x40). Nonneoplazik biopsilerin tamamında Ki67 ile sadece bazalde boyanma görülürken, displazisi bulunan biopsilerin %66,6 sında Ki67 ile yüksek boyanma izlenmiştir. Ki67 ile yüksek boyanma izlenen vakaların %57,5 i HSIL, %42,5 i LSIL olarak değerlendirilmiş vakalardır. Buna göre, lezyonun derecesi arttıkça, Ki67 ile boyanma oranı artmaktadır (χ 2 eğimde=45.103, p<0.001, Tablo 4, Grafik 2). Tablo 4: Olguların Ki67 ile boyanma oranları (Çapraz tablolama). TANI Total nonneoplazik Düşük dereceli skuamöz intraepitelial lezyon Yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon Sayı % Sayı % Sayı % Sayı % KI67 negatif pozitif Total ,0% 100,0% ,9% 54,1% 100,0% ,0% 87,0% 100,0% ,9% 42,1% 100,0% 37

39 Grafik 2: Ki67 ile neoplazik(yüksek ve düşük dereceli intraepitelial neoplazi)- nonneoplazik lezyon ilişkisi. 38

40 Çalışmamızda, Ki67 nin displazik skuamöz epitelde duyarlığı %66,7 oranında, seçiciliği %100 oranında, olumlu öngörü değeri %100 oranında bulunmuştur (Tablo 5). Tablo 5: Ki67 ile neoplazik-nonneoplazik olguların karşılaştırılması. Patolojik tanı toplam Ki67 Neoplazik (+) Nonneoplazik (-) toplam Duyarlık(sensitivity)= %66.7 Seçicilik (specificity)=%100.0 Olumlu öngörü değeri (+predictivitiy)=%100.0 κ=(p gt P bt ) / (1 - P bt ) =0.596 Çalışmamızda Ki67 nin yüksek dereceli displazik skuamöz epitelde duyarlığı %86,9 oranında, seçiciliği %100 oranında, olumlu öngörü değeri %100 oranında bulunmuştur (Tablo 6). Tablo 6: Ki67 ile Yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon ve nonneoplazik olguların karşılaştırılması. Patolojik tanı toplam Ki67 Yüksek dereceli skuamöz intraepitelial lezyon nonneoplazik (-) toplam Duyarlık(sensitivity)= %86,9 Seçicilik (specificity)=%100.0 Olumlu öngörü değeri (+predictivitiy)=%

41 Çalışmamızda p16 ve Ki67 arasında da güçlü bir ilişki olduğu saptanmıştır (rho değeri >0.75, Tablo 7, Grafik 3). İki yöntem arasındaki tutarlılık kappa olarak 0,786 dır ve güçlü düzeydedir. Tablo 7: Olgularda p16-ki67 oranlarının karşılaştırılması (Çapraz tablolama). Ki67-p16 Çapraz Tablolama P16 KI67 negatif Sayı negatif pozitif Total Totaldeki % 51,6% 6,3% 57,9% pozitif Sayı Totaldeki % 4,2% 37,9% 42,1% Total Sayı Totaldeki % 55,8% 44,2% 100,0% Grafik 3: Ki67 ile p16 arasındaki ilişki. 40

42 TARTIŞMA Serviks kanseri, bazı ülkelerde hala en sık görülen kadın genital sistemi tümörlerinden biridir. Yılda hasta yeni tanı almakta ve serviks kanseri nedeniyle hasta hayatını kaybetmektedir (25, 86). HPV, servikal onkogenezdeki en önemli ajandır. HPV DNA sı hibridizasyon teknikleriyle servikal kanserlerin %95 inde gösterilmiştir. Onkojenik tip HPV nin konak genomuna integrasyonu skuamöz hücreli serviks karsinomu gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Onkojenik HPV nin hemen hemen tüm preneoplastik ve neoplastik servikal lezyonlarda bulunması karsinom gelişiminde önemli bir faktördür (2). HPV, çift sarmallı bir DNA virusu olup bugüne kadar 120 kadar HPV tipi tanımlanmıştır. Bunların 30 tanesi anogenital infeksiyonlarla ilişkilidir. 15 tanesi ise yüksek onkojenik riske sahiptir ve bunlar hemen hemen tüm servikal kanserlerde tanımlanmışlardır. HPV-16 ve HPV-18 en sık görülenlerdir. Yapılan çalışmalarda HPV-16 hastalığın progresyonunu etkileyen en önemli faktör olarak gösterilmektedir (2,25). Servikal kanserlerle birlikte olan (yüksek riskli) ve kondilomlarda görülen (düşük riskli) spesifik HPV tipleri vardır. Yüksek riskliler (HR-HPV) 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59 ve 68; düşük riskliler (LR-HPV) 6, 11, 42, 44, 53, 54, 62 ve 66 dır (18). 41

43 Deneysel çalışmalar, yüksek riskli HPV tiplerinin viral genlerinin çeşitli yollarla hücre siklusunda değişikliklere yol açtığını göstermiştir (19-22). HPV-16 ve HPV-18 in onkojenik potansiyeli, E6 ve E7 olarak adlandırılan iki erken viral gen ürünü ile ilgilidir. DNA virusunun replikasyonu, konak hücrelerindeki replikasyon sistemlerine bağlıdır. Bu viral proteinlerin tümör baskılayıcı gen ürünlerine afinitesi, HPV nin onkojenik potansiyeline göre farklılıklar gösterir (23). ABD de 20. yüzyılda servikal kanserden ölüm oranı önemli ölçüde azalmıştır. Bunun nedeni de Papanicolaou (Pap) smear testidir larda smear ile tarama uygulanmadan önce serviks kanseri ABD de kanser ölümlerinin en sık görülen nedenlerinden biriyken bugün ilk 10 da bile değildir (87). Gelişmekte olan ülkelerde kadınların %5 den azına Pap testi uygulanmaktayken ABD de son üç yılda kadınların %89 una Pap testi yapılmıştır (87). Pap testi şimdiye kadar bulunmuş en ucuz ve etkili kanser tarama programıdır. Bunda en önemli pay, Dr. George N. Papanicolaou nundur de Dr. Papanicolaou vaginal smearde serviks kaynaklı olabilecek malign hücreleri bildirmiştir. Daha sonra Jinekolog Dr. Herbert Traut ile birlikte çok sayıda klinik örnekle çalışarak, smearlerde preinvaziv lezyonları tarifleyerek çalışmalarını sonuçlandırmışlardır (87). Pap testinin başarısı yine de duyarlılık ve seçiciliği nedeniyle sınırlıdır. Servikal premalign lezyonlar ve servikal kanserde yanlış negatiflik oranı, %15- %50 arasındadır. Yanlış pozitiflik oranı ise yaklaşık %30 olarak bildirilmiştir. Bu yetersizlik, sitolojik tanının subjektivitesi ve değerlendirenler arası uyuşmazlık nedeniyle olabilir (86). 42

ANORMAL TRANSFORMASYON ZONU: ASETİK ASİTİN ETKİSİ NEDİR?

ANORMAL TRANSFORMASYON ZONU: ASETİK ASİTİN ETKİSİ NEDİR? ANORMAL TRANSFORMASYON ZONU: ASETİK ASİTİN ETKİSİ NEDİR? Dr. Murat DEDE GATA Kadın Hast. Ve Doğum AD Jinekolojik Onkoloji Ünitesi Serviks Epiteli Skuamoz epitel: Ektoserviks Kolumnar epitel: Endoserviks

Detaylı

SERVİKAL SİTOLOJİ. Dr GÜLGÜN ERDOĞAN AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PATOLOJİ ABD

SERVİKAL SİTOLOJİ. Dr GÜLGÜN ERDOĞAN AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PATOLOJİ ABD SERVİKAL SİTOLOJİ Dr GÜLGÜN ERDOĞAN AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PATOLOJİ ABD Serviks kanserleri kadınlarda 2. sıklıkla görülen kanserlerdir. Kadın kanser ölümlerinde 2. sırada yer alır. İnsidans

Detaylı

SERVİKAL SİTOLOJİ VE 2001 BETHESDA SİSTEMİ. Dr. İrem PAKER İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Bölümü Ankara Kış Okulu, 18 Mart 2012

SERVİKAL SİTOLOJİ VE 2001 BETHESDA SİSTEMİ. Dr. İrem PAKER İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Bölümü Ankara Kış Okulu, 18 Mart 2012 SERVİKAL SİTOLOJİ VE 2001 BETHESDA SİSTEMİ Dr. İrem PAKER İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Bölümü Ankara Kış Okulu, 18 Mart 2012 Materyalin Tipi Konvansiyonel, sıvı bazlı, diğer Materyalin

Detaylı

KOLOREKTAL KARSİNOMLARDA HPV NİN ROLÜ VE KARSİNOGENEZ AÇISINDAN P53 VE BCL-2 İLE İLİŞKİSİ

KOLOREKTAL KARSİNOMLARDA HPV NİN ROLÜ VE KARSİNOGENEZ AÇISINDAN P53 VE BCL-2 İLE İLİŞKİSİ KOLOREKTAL KARSİNOMLARDA HPV NİN ROLÜ VE KARSİNOGENEZ AÇISINDAN P53 VE BCL-2 İLE İLİŞKİSİ Ruksan ELAL 1, Arsenal SEZGİN ALİKANOĞLU 2, Dinç SÜREN 2, Mustafa YILDIRIM 3, Nurullah BÜLBÜLLER 4, Cem SEZER 2

Detaylı

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ Dinç Süren 1, Mustafa Yıldırım 2, Vildan Kaya 3, Ruksan Elal 1, Ömer Tarık Selçuk 4, Üstün Osma 4, Mustafa Yıldız 5, Cem

Detaylı

Servikal Erozyon Bulgusu Olan Kadınlarda HPV nin Araştırılması ve Genotiplerinin Belirlenmesi

Servikal Erozyon Bulgusu Olan Kadınlarda HPV nin Araştırılması ve Genotiplerinin Belirlenmesi Servikal Erozyon Bulgusu Olan Kadınlarda HPV nin Araştırılması ve Genotiplerinin Belirlenmesi Doç Dr Ayşen BAYRAM Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D. GİRİŞ İnsan Papilloma Virus

Detaylı

BİYOPSİDE SIL TANISI. Dr. ALP USUBÜTÜN. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı

BİYOPSİDE SIL TANISI. Dr. ALP USUBÜTÜN. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı BİYOPSİDE SIL TANISI Dr. ALP USUBÜTÜN Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı HEDEFLER SIL de morfolojik değişikliklerin temeli Terminoloji neden değişiyor ve son durum (LAST) SIL tanısında

Detaylı

2008 N b e T ı ödülü Harald Zur Hausen

2008 N b e T ı ödülü Harald Zur Hausen HPV Human Papilloma Virüs Dr. Tutku TANYEL Düzen Laboratuvarlar Grubu Ekim / 2008 2008 Nobel Tıp ödülü Harald Zur Hausen Prof. Dr. Harald zur Hausen 1981 den itibaren 1. HPV nin birçok genotipi olduğunu

Detaylı

Prof Dr Gülnur Güler. YıldırımBeyazıtÜniversitesi

Prof Dr Gülnur Güler. YıldırımBeyazıtÜniversitesi Prof Dr Gülnur Güler YıldırımBeyazıtÜniversitesi HPV İlişkili Kanserler HPVtoday.com Nature 488, S2 S3 (30 August 2012) doi:10.1038/488s2a HPV 200 den fazla tip kutanöz veya mukozal doku 30-40 tip genital

Detaylı

Malignite ve Transplantasyon. Doç. Dr. Halil Yazıcı İstanbul Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı

Malignite ve Transplantasyon. Doç. Dr. Halil Yazıcı İstanbul Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Malignite ve Transplantasyon Doç. Dr. Halil Yazıcı İstanbul Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Sunum Planı -Pretransplant malignitesi olan alıcı -Pretransplant malignitesi olan donör -Posttransplant de

Detaylı

HPV Moleküler Tanısında Güncel Durum. DNA bazlı Testler KORAY ERGÜNAY 1.ULUSAL KLİNİK MİKROBİYOLOJİ KONGRESİ

HPV Moleküler Tanısında Güncel Durum. DNA bazlı Testler KORAY ERGÜNAY 1.ULUSAL KLİNİK MİKROBİYOLOJİ KONGRESİ 1.ULUSAL KLİNİK MİKROBİYOLOJİ KONGRESİ HPV Moleküler Tanısında Güncel Durum DNA bazlı Testler KORAY ERGÜNAY Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD Viroloji Ünitesi HPV tanısı... Sitolojik/Patolojik

Detaylı

ANORMAL SERVİKAL SİTOLOJİ SONUCU OLAN HASTALARDA SERVİKAL BİYOPSİ VE HPV SONUÇLARININ KORELASYONU

ANORMAL SERVİKAL SİTOLOJİ SONUCU OLAN HASTALARDA SERVİKAL BİYOPSİ VE HPV SONUÇLARININ KORELASYONU ANORMAL SERVİKAL SİTOLOJİ SONUCU OLAN HASTALARDA SERVİKAL BİYOPSİ VE HPV SONUÇLARININ KORELASYONU Gülben ÇALIġKAN, Osman ÇELĠK, Hande ERDOĞAN, M. Hande GÖLGELĠ, Alper KAVALCI Danışmanlar: Prof.Dr. Ali

Detaylı

SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Begüm Nalça Erdin 1, Alev Çetin Duran 1, Ayça Arzu Sayıner 1, Meral Koyuncuoğlu 2 1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi,

Detaylı

Servikal Preinvazif Lezyonlarda Tedavi Sonrası Takip. Dr. Murat DEDE GATA Kadın Hastalıkları ve Doğum AD

Servikal Preinvazif Lezyonlarda Tedavi Sonrası Takip. Dr. Murat DEDE GATA Kadın Hastalıkları ve Doğum AD Servikal Preinvazif Lezyonlarda Tedavi Sonrası Takip Dr. Murat DEDE GATA Kadın Hastalıkları ve Doğum AD Servikal Sitolojik Terminoloji Neden Takip Edelim? Hastalığın invazif serviks kanserine ilerleme

Detaylı

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ Cem Sezer 1, Mustafa Yıldırım 2, Mustafa Yıldız 2, Arsenal Sezgin Alikanoğlu 1,Utku Dönem Dilli 1, Sevil Göktaş 1, Nurullah Bülbüller

Detaylı

Servikal Preinvaziv Lezyonların Yönetimi

Servikal Preinvaziv Lezyonların Yönetimi Servikal Preinvaziv Lezyonların Yönetimi Doç Dr Gökhan Tulunay Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları EA Hastanesi-Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Kliniği Preinvaziv lezyonların terminolojisi 2 Ulusal Kanser

Detaylı

MESANE TÜMÖRLERİNİN DOĞAL SEYRİ

MESANE TÜMÖRLERİNİN DOĞAL SEYRİ MESANE TÜMÖRLERİNİN DOĞAL SEYRİ ve MOLEKÜLER PROGNOSTİK FAKTÖRLER Prof. Dr. Levent Türkeri Üroloji Anabilim Dalı Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mesane Tümörü (Transizyonel Hücreli Karsinom) Yüzeyel

Detaylı

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomlarının EGFR Mutasyon Analizinde Real-Time PCR Yöntemi ile Mutasyona Spesifik İmmünohistokimyanın Karşılaştırılması

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomlarının EGFR Mutasyon Analizinde Real-Time PCR Yöntemi ile Mutasyona Spesifik İmmünohistokimyanın Karşılaştırılması Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomlarının EGFR Mutasyon Analizinde Real-Time PCR Yöntemi ile Mutasyona Spesifik nın Karşılaştırılması Dr.M.Çisel Aydın, Doç.Dr.Sevgen Önder, Prof.Dr.Gaye Güler Tezel Hacettepe

Detaylı

MEME KARSİNOMLARINDA GATA 3 EKSPRESYONU VE KLİNİKOPATOLOJİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ

MEME KARSİNOMLARINDA GATA 3 EKSPRESYONU VE KLİNİKOPATOLOJİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ MEME KARSİNOMLARINDA GATA 3 EKSPRESYONU VE KLİNİKOPATOLOJİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ Aslı ÇAKIR 1, Özgür EKİNCİ 2, İpek IŞIK GÖNÜL 2, Bülent ÇETİN 3, Mustafa BENEKLİ 3, Ömer ULUOĞLU 2 1 Çorlu Devlet Hastanesi

Detaylı

Meme ve Over Kanserlerinde Laboratuvar: Klinisyenin Laboratuvardan Beklentisi

Meme ve Over Kanserlerinde Laboratuvar: Klinisyenin Laboratuvardan Beklentisi Meme ve Over Kanserlerinde Laboratuvar: Klinisyenin Laboratuvardan Beklentisi Dr. Handan Onur XXI. Düzen Klinik Laboratuvar Günleri, Ankara, 23 Ekim 2011 MEME KANSERİ Meme Kanseri Sıklıkla meme başına

Detaylı

Kolposkopi: Kime, Ne Zaman Yapılmalıdır? Doç. Dr. Nejat Özgül Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD

Kolposkopi: Kime, Ne Zaman Yapılmalıdır? Doç. Dr. Nejat Özgül Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD : Kime, Ne Zaman Yapılmalıdır? Doç. Dr. Nejat Özgül Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD Hazırlık asla acil bir prosedür değildir, Prosedür öncesi hasta bilgilendirilmelidir,

Detaylı

Epidermal bazal hücrelerden veya kıl folikülünün dış kök kılıfından köken alan malin deri tm

Epidermal bazal hücrelerden veya kıl folikülünün dış kök kılıfından köken alan malin deri tm BAZAL HÜCRELİ KARSİNOM Epidermal bazal hücrelerden veya kıl folikülünün dış kök kılıfından köken alan malin deri tm Nadiren met. yapar fakat tedavisiz bırakıldığında invazif davranış göstermesi,lokal invazyon,

Detaylı

Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları. Doç. Dr. Ahmet Özaydın

Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları. Doç. Dr. Ahmet Özaydın Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları Doç. Dr. Ahmet Özaydın Nükleus (çekirdek) ökaryotlar ile prokaryotları ayıran temel özelliktir. Çekirdek hem genetik bilginin deposu hem de kontrol merkezidir.

Detaylı

Endometrial stromal tümörler

Endometrial stromal tümörler Endometrial stromal tümörler WHO-2014 sınıflamasında neler değişti? Dr. Şennur İlvan İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Patoloji AD Endometrial stromal tümör (1966) Endometrial stromal nodül Low grade endometrial

Detaylı

En Etkili Kemoterapi İlacı Seçimine Yardımcı Olan Moleküler Genetik Test

En Etkili Kemoterapi İlacı Seçimine Yardımcı Olan Moleküler Genetik Test En Etkili Kemoterapi İlacı Seçimine Yardımcı Olan Moleküler Genetik Test Yeni Nesil DNA Dizileme (NGS), İmmünHistoKimya (IHC) ile Hastanızın Kanser Tipinin ve Kemoterapi İlacının Belirlenmesi Kanser Tanı

Detaylı

MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ

MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ Sait Murat Doğan, A. Pınar Erçetin, Zekiye Altun, Duygu Dursun, Safiye Aktaş Dokuz Eylül Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İzmir Slayt 1 / 14 Meme Kanseri

Detaylı

Erken Evre Akciğer Kanserinde

Erken Evre Akciğer Kanserinde Erken Evre Akciğer Kanserinde Görüntüleme Dr. Figen Başaran aran Demirkazık Hacettepe Universitesi Radyoloji Anabilim Dalı Kasım 2005 Mayıs 2006 Müsinöz ve nonmüsinöz tipte bronkioloalveoler komponenti

Detaylı

S.B. Halk Sağlığı Kurum,Kanser Daire Başkanlığı yönetiminde. 30-65 yaşları arasındaki kadınların serviksinde: ULUSAL HPV TARAMA PROJESİ

S.B. Halk Sağlığı Kurum,Kanser Daire Başkanlığı yönetiminde. 30-65 yaşları arasındaki kadınların serviksinde: ULUSAL HPV TARAMA PROJESİ S.B. Halk Sağlığı Kurum,Kanser Daire Başkanlığı yönetiminde 30-65 yaşları arasındaki kadınların serviksinde: ULUSAL HPV TARAMA PROJESİ Dr.Işın Pak İstanbul Ulusal Hpv Laboratuarı Sitoloji Bölümü Serviks

Detaylı

Polipte Kanser. Dr.Cem Terzi. Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Kolorektal Cerrahi Birimi

Polipte Kanser. Dr.Cem Terzi. Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Kolorektal Cerrahi Birimi Polipte Kanser Dr.Cem Terzi Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Kolorektal Cerrahi Birimi Polip ve polipoid karsinoma POLİP Epitelyal yüzeyden kaynaklanan çıkıntı HİSTOLOJİK POLİP TİPLERİ

Detaylı

Human Papilloma Virus

Human Papilloma Virus Human Papilloma Virus tanı-izlem-korunma-danışmanlık-tedavi Doç.Dr. Kurtuluş ÖNGEL İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği HPV Papovaviridae ailesinden. 20 eşit yüzeyli (ikosahedral)

Detaylı

PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ. Klinik ve patolojik özellikler

PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ. Klinik ve patolojik özellikler PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ Klinik ve patolojik özellikler Neslihan KURTULMUŞ,, Mete DÜREN, D Serdar GİRAY, G Ümit İNCE, Önder PEKER, Özlem AYDIN, M.Cengiz

Detaylı

Kanser Tedavisi: Günümüz

Kanser Tedavisi: Günümüz KANSER TEDAVİSİNDE MOLEKÜLER HEDEFLER Doç. Dr. Işık G. YULUĞ Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü yulug@fen.bilkent.edu.tr Kanser Tedavisi: Günümüz Geleneksel sitotoksik ilaçlar ve

Detaylı

TABLO DÝZÝNÝ Tablo 1 Tablo 2 Tablo 3 Tablo 4 Tablo 5 Tablo 6 Tablo 7 Tablo 8 Tablo 9 Tablo 10 Tablo 11 Tablo 12 Tablo 13 Tablo 14 Türkiye de en sýk görülen kanserler, erkek-2008 Türkiye de en sýk görülen

Detaylı

KOLOREKTAL KARSİNOMA VE ÖNCÜ LEZYONLARINDA MİKROSATELLİT İNSTABİLİTESİNİN İMMÜNHİSTOKİMYASAL OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

KOLOREKTAL KARSİNOMA VE ÖNCÜ LEZYONLARINDA MİKROSATELLİT İNSTABİLİTESİNİN İMMÜNHİSTOKİMYASAL OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ KOLOREKTAL KARSİNOMA VE ÖNCÜ LEZYONLARINDA MİKROSATELLİT İNSTABİLİTESİNİN İMMÜNHİSTOKİMYASAL OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Seher YÜKSEL 1, Berna SAVAŞ 2, Elçin KADAN 3, Arzu ENSARİ 2, Nazmiye KURŞUN 4 1 Gümüşhane

Detaylı

Oral Prekanserözlerde Tanı Bakımından Dişhekiminin Rolü

Oral Prekanserözlerde Tanı Bakımından Dişhekiminin Rolü Oral Prekanserözlerde Tanı Bakımından Dişhekiminin Rolü Prof. Dr. Semih Özbayrak Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı Bşk. 1 Ağız-perioral ve orofarengeal

Detaylı

ERKEN EVRE OVER KANSERİ VE BORDERLİNE OVER TÜMÖRLERİ. Dr. Derin KÖSEBAY

ERKEN EVRE OVER KANSERİ VE BORDERLİNE OVER TÜMÖRLERİ. Dr. Derin KÖSEBAY ERKEN EVRE OVER KANSERİ VE BORDERLİNE OVER TÜMÖRLERİ Dr. Derin KÖSEBAY OVER KANSERİ Over kanseri tanısı koyulduktan sonra ortalama 5 yıllık yaşam oranı %35 civarındadır. Evre I olgularında 5 yıllık yaşam

Detaylı

VİRAL TANI KİTLERİ (GFJ-480)

VİRAL TANI KİTLERİ (GFJ-480) VİRAL TANI KİTLERİ (GFJ-480) CMV PCR Tanı Kiti Cytomegalovirus un Konvensiyonel PCR yöntemiyle tanınması. HHV-5 olarak da bilinen Sitomegalovirüs, herpes virus ailesinin bir üyesidir. Oldukça sık görülen

Detaylı

Üroonkoloji Derneği. Prostat Spesifik Antijen. Günümüzdeki Gelişmeler. 2 Nisan 2005,Mudanya

Üroonkoloji Derneği. Prostat Spesifik Antijen. Günümüzdeki Gelişmeler. 2 Nisan 2005,Mudanya Prostat Spesifik Antijen ve Günümüzdeki Gelişmeler Prostat Kanseri 2004 yılı öngörüleri Yeni tanı 230.110 Ölüm 29.900 Jemal A, CA Cancer J Clin 2004 Kanserler arasında görülme sıklığı #1 Tümöre bağlı ölüm

Detaylı

Göğüs Cerrahisi Sedat Gürkok. Göğüs Cerrahisi. Journal of Clinical and Analytical Medicine

Göğüs Cerrahisi Sedat Gürkok. Göğüs Cerrahisi. Journal of Clinical and Analytical Medicine Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi Soliter Pulmoner Nodül Tanım: Genel bir tanımı olmasa da 3 cm den küçük, akciğer parankimi ile çevrili, beraberinde herhangi patolojinin eşlik

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

POLİKİSTİK OVER SENDROMU VE GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ

POLİKİSTİK OVER SENDROMU VE GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ POLİKİSTİK OVER SENDROMU VE GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ Prof. Dr. Fırat ORTAÇ Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD. Jinekolojik Onkoloji Departmanı Polikistik Over Sendromu(PKOS)

Detaylı

SORULAR VE OLGULARLA JİNEKOPATOLOJİ GÜNCELLEMESİ

SORULAR VE OLGULARLA JİNEKOPATOLOJİ GÜNCELLEMESİ SORULAR VE OLGULARLA JİNEKOPATOLOJİ GÜNCELLEMESİ 10-MAYIS 2014 CUMARTESİ 8:50-9:00 Açılış 9.00-10.15 SERVİKS ve VULVA OTURUMU Oturum Başkanı: DR. MERAL KOYUNCUOĞLU 1-En sık gördüğümüz inflamatuar vulva

Detaylı

Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri...

Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri... Kanser Nedir? Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri... Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi. Sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle de bir halk

Detaylı

Kanser Oluşumu ve Risk Faktörleri. Doç. Dr. Mustafa Benekli Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı

Kanser Oluşumu ve Risk Faktörleri. Doç. Dr. Mustafa Benekli Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Kanser Oluşumu ve Risk Faktörleri Doç. Dr. Mustafa Benekli Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı 1 Kanser: Genel Etiyoloji ve Patogenez Etyolojik ajanlar: Çevresel (kimyasal, fiziksel,

Detaylı

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları ABD, Medikal Onkoloji BD Güldal Esendağlı

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları ABD, Medikal Onkoloji BD Güldal Esendağlı Sağlık Bakanlığından Muaf Hekimin Ünvanı - Adı Soyadı Aydın Aytekin Bildiriyi Sunacak Kişi Ünvanı - Adı Soyadı Rafiye Çiftçiler Bildiriyi Sunacak Kişi Kurumu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları

Detaylı

Özofagus Tümörleri. Doç. Dr. Halil Kıyıcı 2016

Özofagus Tümörleri. Doç. Dr. Halil Kıyıcı 2016 Özofagus Tümörleri Doç. Dr. Halil Kıyıcı 2016 Özofagus tümörleri Benign / iyi huylu tümörler Malign / kötü huylu tümörler daha fazla! Skuamöz /yassı hücreli karsinom (SCC) Dünyada en çok görülen özofagus

Detaylı

(İnt. Dr. Doğukan Danışman)

(İnt. Dr. Doğukan Danışman) (İnt. Dr. Doğukan Danışman) *Amaç: Sigara ve pankreas kanseri arasında doz-yanıt ilişkisini değerlendirmek ve geçici değişkenlerin etkilerini incelemektir. *Yöntem: * 6507 pankreas olgusu ve 12 890 kontrol

Detaylı

ERKEK GENİTAL SİSTEMİ. Webmaster tarafından yazıldı. Pazartesi, 12 Ocak 2009 11:39 - Son Güncelleme Perşembe, 15 Ocak 2009 09:19

ERKEK GENİTAL SİSTEMİ. Webmaster tarafından yazıldı. Pazartesi, 12 Ocak 2009 11:39 - Son Güncelleme Perşembe, 15 Ocak 2009 09:19 1) Çocuklarda en sık görülen testis tümörü aşağıdakilerden hangisidir? (1998 NİSAN) a) Klasik seminom b) Teratom c) Yolk sak tümörü d) Kariokarsinom e) Spermatositik seminom Testisde en sık görülen tümör

Detaylı

PRİMERİ BİLİNMEYEN AKSİLLER METASTAZ AYIRICI TANISINDA PATOLOJİNİN YERİ

PRİMERİ BİLİNMEYEN AKSİLLER METASTAZ AYIRICI TANISINDA PATOLOJİNİN YERİ PRİMERİ BİLİNMEYEN AKSİLLER METASTAZ AYIRICI TANISINDA PATOLOJİNİN YERİ Dr. Nimet Karadayı Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniği Lenf nodları metastatik malignitelerde en

Detaylı

56Y, erkek hasta Generalize LAP ( servikal, inguinal, aksiller, toraks ve abdomende ) Ateş Gece terlemesi Lenfopeni IgG, IgA, IgM yüksek

56Y, erkek hasta Generalize LAP ( servikal, inguinal, aksiller, toraks ve abdomende ) Ateş Gece terlemesi Lenfopeni IgG, IgA, IgM yüksek 56Y, erkek hasta Generalize LAP ( servikal, inguinal, aksiller, toraks ve abdomende ) Ateş Gece terlemesi Lenfopeni IgG, IgA, IgM yüksek Sedimantasyon (77mm/saat) CRP 7.67(N:0-0.8mg/dl) Servikal lenf nodu

Detaylı

Vulva, vajina ve rahim ağzı bölgelerini etkileyebilir. Ancak rahmin diğer taraflarına, karnın içine ve yumurtalıklara gitmez.

Vulva, vajina ve rahim ağzı bölgelerini etkileyebilir. Ancak rahmin diğer taraflarına, karnın içine ve yumurtalıklara gitmez. HPV cinsel yolla bulaşan bir virüstür. Vulva, vajina ve rahim ağzı bölgelerini etkileyebilir. Ancak rahmin diğer taraflarına, karnın içine ve yumurtalıklara gitmez. HPV bulunduğu yerdeki hücreleri bazen

Detaylı

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara H. K., 5 yaşında, Kız çocuğu Şikayet: Karında şişlik Özgeçmiş: 8 aylıkken karında

Detaylı

Herediter Meme Over Kanseri Sendromunda. Prof.Dr.Mehmet Ali Ergün Gazi Üniversitesi Tı p Fakültesi T ı bbi Genetik Anabilim Dalı

Herediter Meme Over Kanseri Sendromunda. Prof.Dr.Mehmet Ali Ergün Gazi Üniversitesi Tı p Fakültesi T ı bbi Genetik Anabilim Dalı Herediter Meme Over Kanseri Sendromunda Prof.Dr.Mehmet Ali Ergün Gazi Üniversitesi Tı p Fakültesi T ı bbi Genetik Anabilim Dalı Herediter Meme Over Kanseri (HBOC) %5-10 arası kalıtsaldır Erken başlama

Detaylı

Onkolojide Sık Kullanılan Terimler. Yrd.Doç.Dr.Ümmügül Üyetürk 2013

Onkolojide Sık Kullanılan Terimler. Yrd.Doç.Dr.Ümmügül Üyetürk 2013 Onkolojide Sık Kullanılan Terimler Yrd.Doç.Dr.Ümmügül Üyetürk 2013 Kanser Hücrelerin aşırı kontrolsüz üretiminin, bu üretime uygun hücre kaybıyla dengelenemediği, giderek artan hücre kütlelerinin birikimi..

Detaylı

VİRUS HASTALIKLARINDA TANI YÖNTEMLERİ

VİRUS HASTALIKLARINDA TANI YÖNTEMLERİ VİRUS HASTALIKLARINDA TANI YÖNTEMLERİ Doç. Dr. Koray Ergünay MD PhD Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Viroloji Ünitesi Viral Enfeksiyonlar... Klinik

Detaylı

KANSERDE PRİMER KORUMA TARAMALAR GERÇEKTEN ÖNEMLİ Mİ?

KANSERDE PRİMER KORUMA TARAMALAR GERÇEKTEN ÖNEMLİ Mİ? KANSERDE PRİMER KORUMA TARAMALAR GERÇEKTEN ÖNEMLİ Mİ? PROF.DR.BİNNAZ DEMİRKAN İÇ HASTALIKLARI AD, TIBBİ ONKOLOJİ BD TÜRKİYE-2013 VE 2023 YILI NÜFUS PİRAMİDİ 22013 22023 TÜRKİYE-2050 YILI NÜFUS PİRAMİDİ

Detaylı

SERVİKS KANSERİ TARAMA KALİTE KONTROL SÜREÇLERİ. Dr. Serdar Altınay Istanbul B.Eğitim Araştırma Hastanesi

SERVİKS KANSERİ TARAMA KALİTE KONTROL SÜREÇLERİ. Dr. Serdar Altınay Istanbul B.Eğitim Araştırma Hastanesi SERVİKS KANSERİ TARAMA KALİTE KONTROL SÜREÇLERİ Dr. Serdar Altınay Istanbul B.Eğitim Araştırma Hastanesi Organized Program (IARC) Features Screenin guidelines Initiatives to increase screening participation

Detaylı

AZ DİFERANSİYE TİROİD KANSERLERİ. Prof. Dr. Müfide Nuran AKÇAY Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ERZURUM

AZ DİFERANSİYE TİROİD KANSERLERİ. Prof. Dr. Müfide Nuran AKÇAY Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ERZURUM AZ DİFERANSİYE TİROİD KANSERLERİ Prof. Dr. Müfide Nuran AKÇAY Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ERZURUM Tanım Az diferansiye tiroid karsinomları, iyi diferansiye ve anaplastik

Detaylı

HIV ENFEKSİYONUNUN PATOFİZYOLOJİSİ VE DOĞAL SEYRİ

HIV ENFEKSİYONUNUN PATOFİZYOLOJİSİ VE DOĞAL SEYRİ HIV ENFEKSİYONUNUN PATOFİZYOLOJİSİ VE DOĞAL SEYRİ Dr. Hayat Kumbasar Karaosmanoğlu Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Sunum Planı HIV in morfolojik ve

Detaylı

Lafora hastalığı, Unverricht Lundborg hastalığı, Nöronal Seroid Lipofuksinoz ve Sialidozlar en sık izlenen PME'lerdir. Progresif miyoklonik

Lafora hastalığı, Unverricht Lundborg hastalığı, Nöronal Seroid Lipofuksinoz ve Sialidozlar en sık izlenen PME'lerdir. Progresif miyoklonik LAFORA HASTALIĞI Progressif Myoklonik Epilepsiler (PME) nadir olarak görülen, sıklıkla otozomal resessif olarak geçiş gösteren heterojen bir hastalık grubudur. Klinik olarak değişik tipte nöbetler ve progressif

Detaylı

HPV - GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ ve KORUNMA. Prof.Dr.Saffet Dilek Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D.

HPV - GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ ve KORUNMA. Prof.Dr.Saffet Dilek Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D. HPV - GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ ve KORUNMA Prof.Dr.Saffet Dilek Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D. Sununun Ana Hatları HPV nedir? HPV enfeksiyonunun epidemiyolojisi HPV ilişkili

Detaylı

NEOPLAZİ D R. Y A S E M İ N S E Z G İ N. yasemin sezgin

NEOPLAZİ D R. Y A S E M İ N S E Z G İ N. yasemin sezgin NEOPLAZİ D R. Y A S E M İ N S E Z G İ N yasemin sezgin Neoplazi Yeni bir doku oluşmasını ifade eder. Oluşan bu kitleye neoplazm denir. Aslen şişlik anlamına gelen tümör deyimi de neoplazm anlamında kullanılmaktadır.

Detaylı

Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri. Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı

Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri. Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Meme kanserli hastalarda ana prognostik faktörler: Primer tümörün büyüklüğü

Detaylı

KANSER TANIMA VE KORUNMA

KANSER TANIMA VE KORUNMA KANSER TANIMA VE KORUNMA Uzm. Dr Dilek Leyla MAMÇU Sunum İçeriği Genel Bilgiler Dünyada ve Ülkemizdeki son durum Kanser nasıl oluşuyor Risk faktörleri neler Tedavi seçenekleri Önleme mümkün mü Sorular/

Detaylı

MEMENİN PAGET HASTALIĞI. Doç. Dr. M. Ali Gülçelik Ankara Onkoloji Hastanesi

MEMENİN PAGET HASTALIĞI. Doç. Dr. M. Ali Gülçelik Ankara Onkoloji Hastanesi MEMENİN PAGET HASTALIĞI Doç. Dr. M. Ali Gülçelik Ankara Onkoloji Hastanesi Meme başındaki eritamatöz ve ekzamatöz değişiklikler ilk kez 1856 da Velpeau tarafından tariflenmiştir. 1874 de ilk kez Sir James

Detaylı

30.12.2014. Özel Muayene ve Tanı Yöntemleri. 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı. Özel Muayene ve Tanı Yöntemleri

30.12.2014. Özel Muayene ve Tanı Yöntemleri. 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı. Özel Muayene ve Tanı Yöntemleri 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı 16.Hafta ( 29.12-02.01 / 01 / 2015 ) ÖZEL MUAYENE VE TANI YÖNTEMLERİ Slayt No: 26 4 4.)) ÖZEL MUAYENE VE TANI YÖNTEMLERİ 1.) Smear alma 2.) Vajinal kültür

Detaylı

Böbrek kistleri olan hastaya yaklaşım

Böbrek kistleri olan hastaya yaklaşım Böbrek kistleri olan hastaya yaklaşım Dr. Ayşegül Örs Zümrütdal Başkent Üniversitesi-Nefroloji Bilim Dalı 20/05/2011-ANTALYA Böbrek kistleri Genetik ya da genetik olmayan nedenlere bağlı olarak, Değişik

Detaylı

Over Kanserinde Tedavi. Dr. M. Faruk Köse Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Over Kanserinde Tedavi. Dr. M. Faruk Köse Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Over Kanserinde Tedavi Dr. M. Faruk Köse Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Over Ca Tipleri Tip 1 Tip 2 Yavaş ilerleyen İyi belirlenmiş borderline prekürsör lezyonları

Detaylı

KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN

KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN 2005 DEN 2030 A DÜNYADA KANSER 7 milyon ölüm 17 milyon 11 milyon yeni vaka 27 milyon 25 milyon kanserli kişi

Detaylı

Dr Ahmet Midi Maltepe Üniversitesi Patoloji

Dr Ahmet Midi Maltepe Üniversitesi Patoloji Dr Ahmet Midi Maltepe Üniversitesi Patoloji Genel bilgiler Tümör hücreleri, Subkapsüler sinüzoid İntraparankimal sinüzoid Histiositlerde burada bulunur Genel bilgiler Kanser hücreleri genellikle grup oluşturur

Detaylı

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ)

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ) T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ VE GENETİK ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL (ZORUNLU) MOLEKÜLER

Detaylı

ayxmaz/biyoloji 2. DNA aşağıdaki sonuçlardan hangisi ile üretilir Kalıp DNA yukarıdaki ana DNAdan yeni DNA molekülleri hangi sonulca üretilir A B C D

ayxmaz/biyoloji 2. DNA aşağıdaki sonuçlardan hangisi ile üretilir Kalıp DNA yukarıdaki ana DNAdan yeni DNA molekülleri hangi sonulca üretilir A B C D 1. DNA replikasyonu.. için gereklidir A) sadece mitoz B) sadece mayoz C) mitoz ve mayoz D) sadece gamet oluşumu E) sadece protein sentezi 2. DNA aşağıdaki sonuçlardan hangisi ile üretilir Kalıp DNA yukarıdaki

Detaylı

HEREDİTER SFEROSİTOZ. Mayıs 14

HEREDİTER SFEROSİTOZ. Mayıs 14 HEREDİTER SFEROSİTOZ İNT.DR.DİDAR ŞENOCAK Giriş Herediter sferositoz (HS), hücre zarı proteinlerinin kalıtsal hasarı nedeniyle, eritrositlerin morfolojik olarak bikonkav ve santral solukluğu olan disk

Detaylı

Tanı: Metastatik hastalık için patognomonik bir radyolojik. Tek veya muitipl nodüller iyi sınırlı veya difüz. Göğüs Cerrahisi Hasan Çaylak

Tanı: Metastatik hastalık için patognomonik bir radyolojik. Tek veya muitipl nodüller iyi sınırlı veya difüz. Göğüs Cerrahisi Hasan Çaylak Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi Hasan Çaylak Göğüs Cerrahisi Metastatik Akciğer Tümörleri Giriş İzole akciğer metastazlarına tedavi edilemez gözüyle bakılmamalıdır Tümör tipine

Detaylı

Mikrobiyolojide Moleküler Tanı Yöntemleri. Dr.Tuncer ÖZEKİNCİ Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D

Mikrobiyolojide Moleküler Tanı Yöntemleri. Dr.Tuncer ÖZEKİNCİ Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D Mikrobiyolojide Moleküler Tanı Yöntemleri Dr.Tuncer ÖZEKİNCİ Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D 1 Enfeksiyonun Özgül Laboratuvar Tanısı Mikroorganizmanın üretilmesi Mikroorganizmaya

Detaylı

ENDOMETRİAL KÜRETAJ MATERYALLERİNDE GÖRÜLEBİLEN BENİGN PATOLOJİLER

ENDOMETRİAL KÜRETAJ MATERYALLERİNDE GÖRÜLEBİLEN BENİGN PATOLOJİLER ENDOMETRİAL KÜRETAJ MATERYALLERİNDE GÖRÜLEBİLEN BENİGN PATOLOJİLER Dr. H. Dilek BÜLBÜL T.C. Sağlık Bakanlığı Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ANKARA APD Kış Okulu 18.03.2012

Detaylı

EPSTEIN-BARR VİRUS ENFEKSİYONLARI TANISINDA ELISA VE İMMUNOBLOT TESTLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

EPSTEIN-BARR VİRUS ENFEKSİYONLARI TANISINDA ELISA VE İMMUNOBLOT TESTLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI EPSTEIN-BARR VİRUS ENFEKSİYONLARI TANISINDA ELISA VE İMMUNOBLOT TESTLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Nilgün Kaşifoğlu, Tercan Us, Nazmiye Ülkü Koçman, Yurdanur Akgün Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Detaylı

KANSER İSTATİSTİKLERİ

KANSER İSTATİSTİKLERİ 1 KANSER İSTATİSTİKLERİ Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biridir. Sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle de bir halk sağlığı sorunudur. Tanı olanaklarının gelişmesi ve

Detaylı

Displastik nevüs?malign melanom? Prof. Dr. Cuyan Demirkesen İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Displastik nevüs?malign melanom? Prof. Dr. Cuyan Demirkesen İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Displastik nevüs?malign melanom? Prof. Dr. Cuyan Demirkesen İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 31 y, erkek Göğüs ön duvarında sternum üzerinde lokalize Yaklaşık 1 yıldır varolan Son 3-4 aydır büyüme ve renk

Detaylı

TİROİD NODÜLLERİNİN SIVI BAZLI (SurePath) SİTOLOJİSİ: 3 Yıllık Histopatolojik Korelasyon

TİROİD NODÜLLERİNİN SIVI BAZLI (SurePath) SİTOLOJİSİ: 3 Yıllık Histopatolojik Korelasyon TİROİD NODÜLLERİNİN SIVI BAZLI (SurePath) SİTOLOJİSİ: 3 Yıllık Histopatolojik Korelasyon Dr. M. Salih Deveci GATA Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Patoloji AD, Ankara Patoloji & Sitopatoloji Kongresi Bursa

Detaylı

Genital Siğiller Risk Faktörler: Belirtiler:

Genital Siğiller Risk Faktörler: Belirtiler: HPV ( Human Papilloma virus) 60 tan fazla virüse verilen ortak addır. Bu virüsler vücudun herhangi bir yerinde siğillere sebep olabilirler.ancak bazıları cinsel yola bulaşır ve condyloma acuminata veya

Detaylı

İmmun sistemi baskılanmış hastalarda lenfomagenezde rol alan faktörler ve etkileşimleri. Blood Reviews (2008) 22, 261

İmmun sistemi baskılanmış hastalarda lenfomagenezde rol alan faktörler ve etkileşimleri. Blood Reviews (2008) 22, 261 İmmun sistemi baskılanmış hastalarda lenfomagenezde rol alan faktörler ve etkileşimleri Blood Reviews (2008) 22, 261 Onkojenik viruslar Annu. Rev. Pathol. Mech. Dis. 2014.9:49 EBV Doğada çok yaygın İnsan

Detaylı

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve PAP Testin Önemi

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve PAP Testin Önemi Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve PAP Testin Önemi Özgür Akman, Özgür Ozan Ceylan, Burak Gülşen, Can Şahingözü Danışman: Yrd. Doç. Dr. Ayşen Terzi Amaç Özellikle kendi yaş grubumuzu yakından ilgilendirdiğini

Detaylı

ALFA FETOPROTEİN (TÜMÖR BELİRLEYİCİSİ)

ALFA FETOPROTEİN (TÜMÖR BELİRLEYİCİSİ) ALFA FETOPROTEİN (TÜMÖR BELİRLEYİCİSİ) Diğer adı ve kısaltma: α fetoprotein, AFP. Kullanım amacı: Primer karaciğer, testis ve over kanserlerinin araştırılması ve tedaviye alınan cevabın izlenmesi amacıyla

Detaylı

B unl a r ı B i l i yor mus unuz? MİTOZ. Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı,

B unl a r ı B i l i yor mus unuz? MİTOZ. Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı, MİTOZ Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı, sitoplazma ve çekirdekten meydana gelmiştir. Hücreler büyüme ve gelişme sonucunda belli bir olgunluğa

Detaylı

HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI. Ders adı : Endokrin çevre bozucular ve tarama programı

HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI. Ders adı : Endokrin çevre bozucular ve tarama programı HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI Ders adı : Endokrin çevre bozucular ve tarama programı Öğretim Üyesi : Prof. Dr. A. Emel ÖNAL Endokrin sistemin çalışmasını değiştiren, sağlıklı insanda veya çocuklarında sağlık

Detaylı

VULVA,VAGİNA VE PREKANSERÖZ LEZYONLARI. Prof.Dr. Macit Arvas

VULVA,VAGİNA VE PREKANSERÖZ LEZYONLARI. Prof.Dr. Macit Arvas VULVA,VAGİNA VE SERVİKS KSİN PREKANSERÖZ LEZYONLARI Prof.Dr. Macit Arvas VIN Son yıllarda y llarda giderek insidansı artmaktadır. r. Ortalama yaş 43 En belirgin semptom kaşı şıntı (% 79) olguda Sınıflama(ISSVD-Yeni)

Detaylı

ÜNİTE 19 KANSER VE GENETİK

ÜNİTE 19 KANSER VE GENETİK ÜNİTE 19 KANSER VE GENETİK Prof. Dr. Gönül OĞUR 19.1. Normal Hücre-Kanser İlişkisi Vücut hücreleri, konsepsiyonu (spermin ovumu döllemesi) takiben oluşan zigotun ilk hücrelerinin defalarca tekrarlanan

Detaylı

Prof Dr Sergülen Dervişoğlu. Neoplazi tanım İsimlendirme sınıflama

Prof Dr Sergülen Dervişoğlu. Neoplazi tanım İsimlendirme sınıflama Prof Dr Sergülen Dervişoğlu Neoplazi tanım İsimlendirme sınıflama Tanımlama İsimlendirme Sınıflama Neoplazi-Tümör Neoplazi Yeni gelişme/büyüme Patolojik bozuk büyüme Aşırı büyüme Hücrelerin kesintisiz

Detaylı

ERKEN LOKAL NÜKS GELİŞEN VULVA KANSERİ: OLGU SUNUMU

ERKEN LOKAL NÜKS GELİŞEN VULVA KANSERİ: OLGU SUNUMU ERKEN LOKAL NÜKS GELİŞEN VULVA KANSERİ: OLGU SUNUMU Op.Dr.Hakan YETİMALAR Doç.Dr.İncim BEZİRCİOĞLU Dr. Gonca Gül GÜLBAŞ TANRISEVER İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştıma Hastanesi GİRİŞ

Detaylı

Dev Karaciğer Metastazlı Gastrointestinal Stromal Tümör Olgusu ve Cerrahi Tedavi Serüveni

Dev Karaciğer Metastazlı Gastrointestinal Stromal Tümör Olgusu ve Cerrahi Tedavi Serüveni Dev Karaciğer Metastazlı Gastrointestinal Stromal Tümör Olgusu ve Cerrahi Tedavi Serüveni Dr. Koray TOPGÜL Medical Park Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü/ SAMSUN 35 yaşında erkek hasta, İlk kez 2007

Detaylı

Tiroid bezinde ender bir mezenkimal tümör. Dr. Ersin TUNCER Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı

Tiroid bezinde ender bir mezenkimal tümör. Dr. Ersin TUNCER Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Tiroid bezinde ender bir mezenkimal tümör Dr. Ersin TUNCER Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı 10-10 - 2015 ANKARA Ülkemizin başı sağ olsun Değerli Hocamızı saygıyla anıyoruz Prof.

Detaylı

Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir.

Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir. METABOLİZMA ve ENZİMLER METABOLİZMA Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir. A. ÖZÜMLEME (ANABOLİZMA) Metabolizmanın yapım reaksiyonlarıdır. Bu tür olaylara

Detaylı

Anahtar Kelimeler: Serviks, PAP Smear, Sitoloji, Kanser, Tarama, CIN, LSIL, HSIL

Anahtar Kelimeler: Serviks, PAP Smear, Sitoloji, Kanser, Tarama, CIN, LSIL, HSIL Başkent Üniversitesi Ankara hastanesinde 2008 2009 yılları arası PAP test sonuçlarının geriye dönük olarak irdelenmesi ve normal serviks ile atipi gösteren PAP testlerin karşılaştırılması Bengisu KAYA,

Detaylı

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ KLİNİK Bağışıklık sistemi sağlam kişilerde akut infeksiyon Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde akut infeksiyon veya

Detaylı

Genel tümör bilgisi ve kanser cerrahisinin temel prensipleri. Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı

Genel tümör bilgisi ve kanser cerrahisinin temel prensipleri. Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Genel tümör bilgisi ve kanser cerrahisinin temel prensipleri Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Tanımlar Tümör şişlik anlamına gelir Onkos tümor anlamına

Detaylı

TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİ DERNEĞİ ANALKANS

TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİ DERNEĞİ ANALKANS TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİ Sİ DERNEĞİ ANALKANS ER TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHĠSĠ DERNEĞĠ ANAL KANSER NEDİR? Vücudumuzdaki normal hücrelerin çoğalması sırasındaki kontrol mekanizmalarının değişmesi (genetik

Detaylı

Çekirdek 4 bölümden oluşur Çekirdek zarı: karyolemma Kromatin: Chromatin Çekirdekcik: Nucleolus Çekirdek sıvısı: karyolymph

Çekirdek 4 bölümden oluşur Çekirdek zarı: karyolemma Kromatin: Chromatin Çekirdekcik: Nucleolus Çekirdek sıvısı: karyolymph NUKLEUS Bir hücrenin tüm yapılarının ve etkinliklerinin kodlandığı kromozomu Ayrıca, DNA sını dublike edecek ve 3 tip RNA yı ribozomal (rrna), haberci (mrna) ve transfer (trna)-sentezleyecek ve işleyecek

Detaylı

Dr. Özlem Erdem Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji AD 22. ULUSAL PATOLOJİ KONGRESİ

Dr. Özlem Erdem Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji AD 22. ULUSAL PATOLOJİ KONGRESİ Dr. Özlem Erdem Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji AD 22. ULUSAL PATOLOJİ KONGRESİ OLGU 45 yaşında erkek hasta Yaklaşık 1,5 yıldan beri devam eden alt ekstremite ve gövde alt kısımlarında daha

Detaylı

TANISAL SİTOLOJİDE ALGORİTMİK YAKLAŞIM. Doç. Dr. Özlem AYDIN, F.I.A.C. Acıbadem Üniv. Tıp Fakültesi Patoloji AD - İstanbul

TANISAL SİTOLOJİDE ALGORİTMİK YAKLAŞIM. Doç. Dr. Özlem AYDIN, F.I.A.C. Acıbadem Üniv. Tıp Fakültesi Patoloji AD - İstanbul TANISAL SİTOLOJİDE ALGORİTMİK YAKLAŞIM Doç. Dr. Özlem AYDIN, F.I.A.C. Acıbadem Üniv. Tıp Fakültesi Patoloji AD - İstanbul Sağ meme Hipersellüler, tek dağınık dissosiye hücre patterni Sol meme ??? Hipersellüler,

Detaylı