KORONER BAYPAS AMELİYATI NEDİR? Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi DOWN SENDROMU İÇİN ANNE KARNINDA TANI. Bu sayıda:

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "KORONER BAYPAS AMELİYATI NEDİR? Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi DOWN SENDROMU İÇİN ANNE KARNINDA TANI. Bu sayıda:"

Transkript

1 DOKTORU ARAYIN YA DA ACİL SERVİSE BAŞVURUN! Diz kireçlenmesinde ağrılar, en küçük hareketle, istirahatte, hatta sizi uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilir. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cilt 1, Sayı 1 Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa. Eğer kanama çok hızlı ve kan kaybı miktarı çok fazla ise Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok, boğaz arkasına doğru oluyorsa DOWN SENDROMU İÇİN ANNE KARNINDA TANI Genetik şifremiz vücudumuzdaki her hücrede aynıdır. Genetik şifremizdeki küçük bir hata tüm hücrelerimizi etkileyerek tedavisi zor olan Down sendromu gibi genetik hastalıklara neden olur. Down sendromu toplumda canlı doğumda bir görülür. Sayfa 17 de Sayfa 4 te KORONER BAYPAS AMELİYATI NEDİR? Yaklaşık 60 yıldır yapılan bu ameliyat ile yapılan bilimsel çalışmalarda, iskemik kalp hastalığı denilen bu kalp damarlarının daralması veya tıkanması hastalığının cerrahi tedavisi başarıyla tamamlandığında, hastaların beklenen yaşam süreleri ameliyatı olmayan hastalara göre uzamış olarak tespit edilmiştir. TANSİYONUNUZU KENDİNİZ ÖLÇEBİLİRSİNİZ Evde veya işyerinizde birinden yardım alarak ya da kendiniz tansiyonunuzu ölçebilirsiniz. Ölçüm sonuçlarınızı kaydetmeniz takip açısından önemli. Sayfa 12 de İLACINIZ NE KOMŞUNUZDA NE DE DOLABINIZDA!!! Sayfa26 da Sayfa 10 da Bu sayıda: Midemiz Neden Kanar 8 Gençliğin Kabusu Mu? 15 Diyetisyeninizden Doğru Bilinen Yanlışlar 18 Mamografi Korkulu Rüya mıdır? 22 Unutmak 25 Koroner Anjiografi İşlemi İçin Merak Ettikleriniz 27 Şişmanlık Davetiyelerini alınca ne yapmalı? 29

2 Sayfa 2 Değerli Hastalarımız; Doç. Dr. Zekeriya İLÇE Başhekim Hastanemiz 2008 yılı itibariyle Eğitim ve Araştırma Hastanesi ünvanını almış, kadroları ve teknik alt yapısı bakanlığımızın desteği ile her geçen gün daha da gelmektedir. Hastanemizin amacı hastalarımıza hızlı ve en kaliteli sağlık hizmeti sunmaktır. İnsana hizmeti en kutsal görev bilen güler yüzlü samimi ve alanında uzman sağlık çalışanlarından oluşan personeli ile bölgeye hizmet veren hastanemiz bölgenin en önemli sağlık merkezi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Hastanemiz yaklaşık 15 Eğitim görevlisi, 160 uzman hekimle kadrosu ve 470 yatak kapasitesi ve 70 yoğun bakım yatağı ile sağlık hizmet vermektedir. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde oluşturulan Hekimbaşı Sağlık Gazetesi bu sayı ile yayın hayatına başlamıştır. Tıbbın her dalında severek okuyacağınız ve okurken bilgi edineceğiniz bir gazete tasarladık. Gazetemiz; Eğitim ve Araştırma Hastanelerinin eğitim misyonundan yola çıkarak oluşturulmuştur. Okuyucularımıza sağlık konularda faydalı olabilecek, güncel sağlık sorunlarını içeren bilgi vermek amaçlanmıştır. İlk sayımızı oluşturmamızda bizleri yazıları ile destekleyen meslektaşlarıma ve Bülteninin oluşturulmasında katkıda bulunan herkese teşekkür ederim. Bültenimizin ilgi ile takip edileceğini diler, saygılarımı sunarım Misyonumuz Hasta ve çalışan memnuniyeti ilkelerine sadık kalmak koşulu ile hizmet kalitemizi her geçen gün arttırmak; kolay ulaşılabilir, güvenilir ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunmak; yapılan bilimsel çalışmalar ve eğitim faaliyetleriyle tıp bilimine katkılar sağlamak ve etik kurallara bağlı çağın gerektirdiği koşullarda bilgi ve beceri ile donatılmış hekimler yetiştirmektir. Vizyonumuz Hastaların ve uzmanlık öğrencilerinin en çok tercih ettiği, bilimsel anlamda uluslararası platformda adından söz ettiren, uluslararası kalitede hizmet veren ve kurumsal kimliği ile ön planda olan bir hastane olabilmektir.

3 Cilt 1, Sayı 1 Neden Hekimbaşı? Hastanemiz bünyesinde hastaların sağlık alanında doğru bilgilendirilmesi amacıyla oluşturulan ve yılda iki kez olarak çıkarılması planlanan dergimizin adı; Kocaelide doğmuş ve Osmanlıda en eski hekimbaşı olarak bilinen Hekimbaşı Muhiddîn Mehmed ten esinlenerek verilmiştir. Bu nedenle ilk sayımızda Kocaelili Hekimbaşı Muhiddîn Mehmed ile Osmanlıda hekimbaşılık konularına yer vermek istedik. Osmanlı saray teşkilatında, padişahın ve sarayın diğer mensuplarının sağlık işleriyle ilgilenen görevliye Hekimbaşı deniliyordu. Tarihi kaynaklar incelendiği zaman Osmanlıda hekimbaşılığa ait ilk belgelerin II. Bayezid döneminden itibaren ortaya çıktığı görülmektedir. Bu dönemde başlayan hekimbaşılık görevi, 19 yüzyılda Sultan Abdülaziz verdiği emirle kaldırılana kadar devam etmiştir. 350 yıllık bu dönem içerisinde 42 kişinin hekimbaşılık yaptığı tahmin edilmektedir. Hekimbaşılar, bu göreve getirilmeden önce mutlaka devrin önemli medreselerinde çeşitli görevler alır, oralarda önemli başarılar elde ettikten sonra hekimbaşı yapılırlardı. Hekimbaşıların en önemli görevleri, padişahın ve aile efradının sağlığını korumaktı. Ülkedeki hastanelerin durumlarıyla ilgilenir, oralara hekim atanması ve görevlerini yerine getirmeyen hekimlerin görevden alınmalarını sağlarlardı. Devletin başkenti olan İstanbul un sağlık işlerini de takip ederlerdi. Osmanlı Devleti nde Hekimbaşılık Kurumu ve Hekimbaşıla adlı eserde, Osmanlı Devleti nde görev yapmış ulaşılabilen en eski hekimbaşının Kocaelili Muhiddîn Mehmed olduğunu belirtmektedir. Muhiddîn Mehmed, Osmanlı Devleti zamanında görev yapmış bilinen ilk hekimbaşıdır. Kocaeli de doğmuştur. Medrese eğitimini doğduğu şehirde tamamladıktan sonra, tıbba yönelmiş ve devrinin tanınmış hekimlerinden biri olmuştur. Fatih Dârüşşifası nın 883/1478 yılında tanzim edilen vakfiyesinin II.Beyazid dönemindeki 8 ZK 901/19 Temmuz 1496 tarihli kopyasında, dârüşşifada 30 akçe yevmiye ile çalıştığı kayıtlıdır. Daha sonra aynı müesseseye başhekim olmuştur. II.Bayezid devrinde saray hekimleri arasına alınmıştır. 909/1503 tarihli saraya ait in am ve sadaka defterinde 28 Sa/22 Ağustosta Hekim Muhiddîn e elbiselik kumaş bağışlandığına dair kayıt vardır. Muhiddîn, saray hekimliği sırasında II.Beyazid i başarı ile tedavisinden dolayı hekimbaşılığa atanmış ve ölüm tarihi olan 910/1504 yılına kadar bu görevini yürütmüştür.arslan Terzioğlu, Muhiddîn in Sabuncuoğlu Şerefeddîn in Amasya Dârüşşifası ndan talebesi olan Muhiddîn Mehî ile aynı kişi olduğunu ileri sürmüşse de, kaynaklarda bunu doğrulayan vesikanın olmaması yanında elimizdeki bilgilere göre bunun doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Kaynakça - Ali Haydar Bayat, Osmanlı Devleti nde Hekimbaşılık Kurumu ve Hekimbaşılar, Ankara, 1999, s.21 - Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani IV, İstanbul, 1311, s Ahmed Lütfi Efendi, Tarih-i Lütfi V., Dersaadet, 1302, s Ömer Lütfü Barkan, İstanbul Saraylarına Ait Muhasebe Defterleri, Belgeler IX, S.13, 1973, s Cemil Akpınar, Hekimbaşı Mad., DİA, C.VXII.,s Arslan Terzioğlu, Die Hofspitaler und AndarevGesundheitseinrich-tungen de Osmannischen Palastbauten, München, 1979, s Cevat İzgi, Osmanlı Medreselerinde İlim II., İstanbul, 1997, s.25 - İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti nin Saray Teşkilatı, Ankara, 1945, s.71, Mithat Sertoğlu, Hekimbaşı, Osmanlı Tarih Lügatı, İstanbul, 1986, s Volkan Şenel, Osmanlı Sarayındaki Kocaelili Hekimbaşı, Değişen Kocaeli, Sayı: 9, Kocaeli, 2009, s Sayfa 3 Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adına Sahibi: Doç. Dr. Zekeriya İLÇE Yayın Kurulu Doç. Dr. Tülay ÖZER Uzm. Dr. Rabia TERZİ Eğt. Hemş. Asiye TUNCAY Gazete Editörü Uzm. Dr. Rabia TERZİ Metin Editörü ; Eğt. Hemş. Asiye TUNCAY Tasarım Ahmet Emre BALCI Hekimbaşı Sağlık Bülteninde Yer alan İmzalı Yazıların Hukuki Sorumluluğu Yazıların Yazarlarına Aittir Uz. Dr. Rabia TERZİ Başhekim Yardımcısı

4 Sayfa 4 KDEAH Göz Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. M. Selim KOCABORA glokom riskinin yaşla arttığı da göz önüne alındığında 40 yaşından sonra kişide herhangi bir şikâyet olmasa bile düzenli göz muayenelerinin mutlaka yapılması gerekmektedir dedi. GLOKOM, bazı görme kayıplarına hatta körlüğe neden olabilen sinsi bir hastalıktır. Glokom çok sayıda insanı etkilemektedir fakat hastalık başlangıçta genellikle herhangi bir belirti vermediği için glokomu olan insanların yarısı hastalığının farkında değildir. Glokom bu nedenle geç bir safhaya kadar fark edilmeyebilir ve görmeye zarar verebilir. Normalde gözde, kornea (gözün saydam dış tabakası) ve iris (gözün renkli kısım) arasındaki boşluğu dolduran bir sıvı vardır. Bu sıvı gözde üretilir ve sonra dışarı atılır. Glokomun en yaygın türü gözün drenaj sisteminde bir tıkanıklık neticesinde ortaya çıkar, burada göz basıncı artışına yol açan sıvı dışa atımı ile ilgili bir sorun vardır. Artan basınç göz sinirine baskı yaparak onu zayıflatır ve görme alanında giderek büyüyen bir daralmaya yol açar tedavi edilmezse en son safhada merkezi görme de tutulur ve körlük ortaya çıkar. Bu nedenle glokom riskinin yaşla arttığı da göz önüne alındığında 40 yaşından sonra kişide herhangi bir şikâyet olmasa bile düzenli göz muayenelerinin mutlaka yapılması gerekmektedir bu sayede glokomun erken teşhisi ve tedavisi mümkündür. DOÇ.DR. M.SELİM KOCABORA KDEAH Göz Kliniği Şefi KAN TAHLİLİ SONUCUNUZU BİRÇOK FAKTÖR ETKİLEYEBİLİR Merkez laboratuarımızda çalışılan hastaya ait numunelerde, doğru tanı, tedavi ve hastalığın takibi için dikkat edilmesi gereken hususları şöyle özetleyebiliriz. Bazı özel testler hariç tüm tetkikler için saat AÇLIK sonrasında sabah kan verilmesi önerilir. Kan vermeye gelmeden önceki gece saat den sonra su hariç hiçbir şey alınmamalıdır. İhtiyaç duyulduğunda az bir miktarda su alınabilir. Ayrıca bu süre boyunca sigara, çay, kahveden sakınmak gerekir. Kahve, çay, kola gibi kafein bulunan içecekler kanda bulunan yapıtaşlarının konsantrasyonu üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Kanda lipid seviyesi bakılacak hastalar için 3 gün öncesinden itibaren alkol alınmaması önerilir. Açlık süresi; açlık, kan şekeri düzeyi ölçümü gibi bazı testler için istenen bir durumdur. Laboratuar işleminin standardizasyonu ve teknikleri açısından, numune alınmadan önce ortalama saatlik açlık istenir. Kanda kolesterol seviyesi bakılacak hastalar için bu süre 12 saattir. Açlık süresi 16 saatten uzun olmaması gerekir. Beden sıvılarının birçok yapıtaşı, gün boyu döngüsel değişim gösterir. Bu değişimlere katkıda bulunan başlıca faktörler beslenme, stres, sıcaklık, güneşe maruz kalmak, karanlık, uyku ve uykusuzluktur. Bu döngüsel değişimler oldukça büyük değerlere varabildiğinden numune alma standardizasyonunun iyi denetlenmesi gerekir. Büyüme hormonu uykuya daldıktan kısa süre sonra yükselir. ACTH ve Kortizol gece saatlerinde minimal düzeydedir. AŞIRI EGZERSİZ sonrası kan verilmesi sakıncalı bir durumdur. Laktat, AST, LDH, CK gibi testler egzersizden etkilenir. Aşırı egzersiz sonrası kan veren hastalar en az 30 dakika dinlenmelidir. Kan örneği vermeden önce veya verme esnasında aşırı stresli olma durumu da sonuçları etkileyebilir. Özellikle kortizol, plazma katekolaminleri gibi strese bağlı olarak değişiklik gösteren hormonların düzeyleri farklılık gösterebilir. Kan örneği vermeden önce hasta dinlenmiş ve sakin olmalıdır. Kan alma işlemi sırasında da rahat bir pozisyonda oturmalı ve işlem sakin bir ortamda gerçekleştirilmelidir Ayrıca hastanın YAŞI VE CİNSİYETİNE göre çeşitli hormon, enzim, lipidler, elementler gibi birçok parametre değişim gösterir. Örneğin: Alkalen fosfataz, kemik büyümesine paralel olarak pubertede en yüksek değerlere ulaşır,puberteden sonra aktivite azalır. Menstrüel döngü sırasında da kadınların hormon değerleri çok değiştiğinden LH, FSH gibi testler için kan gönderilirken döngü gününün de belirtilmesi unutulmamalıdır. GEBELİK birçok sistemde ciddi değişimlere neden olan normal bir olaydır. Laboratuar sonuçları buna göre değerlendirmek gerekir. Bazı İLAÇLARın alımı da test sonuçlarını etkileyebilir, hastaların kan tahlili yaptırmadan önce kullandıkları ilaçları doktorlarına bildirmesi gereklidir. İlaç düzeyi tetkikleri için kan verme zamanı çok önemlidir, hastaların ilaç düzeyi tetkiki yaptırmadan önce doktorlarından detaylı bilgi almaları önerilir. Kan vermeden önce bu hususlara mümkün olduğunca dikkat edilmeli ve tetkik sonuçları e t k i l e y e b i l e c e ğ i u n u t u l m a m a l ı d ı r. Uz. Dr. Ayşen AYKENT BİYOKİMYA UZMANI

5 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 5 KALP DAMAR SAĞLIĞINIZ İÇİN RİSKLERİ KONTROL ALTINA ALIN Ülkemizde ölümlerin %55 i kalp damar hastalıklarına bağlıdır. Kalp-damar hastalıklarından korunmada artık tek bir risk faktörünün değil, tüm risk faktörlerinin bir arada ele alınarak kontrol edilmesine ve tedavi edilmesine yönelik bir yaklaşım giderek önem kazanmaktadır. Kalp-damar sağlığının korunması yaşamsal öneme sahiptir. Kalp-damar hastalıkları dünyada ve ülkemizde en başta gelen ölüm nedenidir. Ülkemizde ölümlerin %55 i kalp damar hastalıklarına bağlıdır. Hipertansiyon (yüksek tansiyon), yüksek kolesterol, sigara, şeker hastalığı kalp-damar hastalıkları açısından en önemli risk faktörleridir. Bu risk faktörlerinin önemli bir bölümünün kontrol altına alınması mümkündür. Kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyen değiştirilebilir risklerin kontrolü ve sağlıklı bir yaşam tarzı izlenmesi kalbin yaşlanma sürecini yavaşlatmakta ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri azaltmaktadır. Kalp-damar hastalıklarından korunmada artık tek bir risk faktörünün değil, tüm risk faktörlerinin bir arada ele alınarak kontrol edilmesine ve tedavi edilmesine yönelik bir yaklaşım giderek önem kazanmaktadır. KORONER ARTER HASTALIĞI Koroner Arter Hastalığı (KAH) kalp kasını besleyen ve koroner arterler olarak adlandırılan atardamarların daralma veya tıkanması ile kan akımının kısmi ya da tam kesilmesine bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklara denir. Koroner arter hastalığı tanısında EKG, kan testleri, efor testi, ekokardiyografi, nükleer kardiyolojik incelemeler gibi çeşitli testler kullanılır. Koroner anjiyografi, koroner damarların yapısını göstermek için günümüzde sıklıkla kullanılan bir tanı aracıdır. Koroner anjiografi işlemi sonrasında herhangi bir işlem yapılmaksızın ilaç tedavisine karar verilebilir. Uygun darlık veya tıkanıklıkları açmak için balon anjiyoplasti ve/veya stent (çelik kafes) uygulanabilir ya da koroner bypass ameliyatı önerilebilir. KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN 1- Sigara içilmemesi 2- Düzenli egzersiz yapılması (en az haftada 4 gün, 30 dk tempolu yürüyüş) 3- İdeal kilonun korunması, ve kolesterol düşürücü diyet uygulanması 4- Kan şekeri seviyesi normal aralıkta tutulması 5- Tansiyonun normal seviyelerde tutulması ÖZELLİKLE ÖNEMLİDİR. Doç. Dr. A. Lütfü ORHAN Uz. Dr. Ayhan MUTLU Uz. Dr. Murat UĞUR ERKEKLERDE EN SIK GÖRÜLEN KANSER: PROSTAT KANSERİ Ailede prostat kanseri görülen erkekler varsa, ailenin diğer erkeklerinde prostat kanseri görülme riski 2 kata daha fazladır. Prostat kanserinde erken teşhis hayat kurtarıcıdır. Bu nedenle 50 yaşın üzerindeki her erkeğin yılda bir defa ürolojik muayene olması gerekmektedir. PROSTAT kanseri erkek popülasyonunun önemli sağlık sorunlarından biri konumundadır. Erkeklerde görülen en sık kanser olmakla beraber kansere bağlı ölümlerde de akciğer kanserinden sonra ikinci sırada gelmektedir. Prostat kanseri sıklıkla 50 li yaşlarda oluşmaya başlamaktadır. Ailede prostat kanseri görülen erkeklerde prostat kanseri görülme riski 2 kata kadar artmaktadır. Prostat kanserinde erken teşhis hayat kurtarıcıdır. Bu nedenle 50 yaşın üzerindeki her erkeğin yılda bir defa ürolojik muayene olması gerekmektedir. Prostat kanserinin etyolojisi tam olarak bilinmemektedir, ancak multifaktöriyeldir. En belirgin risk faktörleri; yaş, androjen varlığı, ırk veya etnik grup, diyet, genetik ve çevresel faktörlerdir. Fizik muayene de ( Rektal Tuşe ) prostatik nodül saptanan ve / veya PSA yüksekliği olan ve prostatit tedavisine rağmen PSA yüksekliği düşmeyen hastalara TRUS (Transrektal Ultrason) eşliğinde prostat biyopsisi uygulaması yapılır. Biyopsi sonrası patoloji sonucu prostat kanseri gelen hastalarda başta yaş, kanser derecesi, ek hastalıklar ve çeşitli parametreler doğrultusunda cerrahi tedavi, radyoterapi, brakiterapi, ilaç tedavisi ve diğer bazı tedavi seçenekleri uygulanabilir. Op. Dr. Ömür MEMİK Üroloji Kliniği

6 Sayfa 6 AKCİĞER HASTALIKLARINDA EGZERSİZİN ÖNEMİ Hareketsizlik, kişinin en ufak bir hareketle bile nefes darlığı yaşamasına neden olabilir. AKCİĞER poblemi olan bir kişi yeterli oksijeni alabilmek için sağlıklı bir kişiden daha fazla çaba harcamak zorundadır. Nefes alabilmek için normalde çalışan kasların dışında boyun ve omuzlardaki kaslar gibi başlıca kasları da kullanması gerekmektedir. Akciğerlerde sertleşme varsa, diaframın daha da çok çalışması gerekir. Çok yorucu olan bu durum nefessizlik hissi ortaya çıkarır. Akciğer hastalığı olan kişilerin, fiziksel aktivite ve solunum egzersizleri yapmaları nefessizlik hissinin azalmasına yardımcı olabilir. Solunum egzersizlerinin yapılması şu kazançların elde edilmesini sağlar; Diaframın kuvvetini artırır. Akciğerinize daha fazla hava girmesini sağlar. Derine yerleşmiş olan balgam çıkarmanıza yardımcı olur. Akciğerinizin ve göğüs duvarınızın hareketli kalmasını sağlar. Nefes alıp verme sıklığınızı azaltır. Nefes darlığınız olduğu zaman sakinleşmenizi sağlar. Akciğer hastalığı nedeni ile nefes darlığınız günlük hareketlerinizi kısıtlıyor ise yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri haftanın çoğu gününde egzersiz yapmaktır. Hareketsizlik, kişinin en ufak bir hareketle bile nefes darlığı yaşamasına neden olabilir. Uz. Dr. Sinan ARSLAN Göğüs Hastalıkları Uzmanı KIŞ AYLARINDA D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNE DİKKAT!!!! Kemiklerimizin gelişmesi ve korunmasında D vitamini ve kalsiyumun çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Uygun bir beslenme programı ve aralıklı güneş banyosu yaparak da osteoporoz riski büyük ölçüde azaltılmaktadır. En sık görülen metabolik kemik hastalığı olan osteoporoz (Kemik Erimesi ); düşük kemik kütlesi ve kemiğin yapısının bozulması sonucu kemik kırılganlığının ve kırık olasılığının artması ile karakterize bir iskelet sistemi sorunudur. Bayanlarda menapoz sonrası daha sık görülür. Kemik erimesi için sayılabilecek risk faktörleri arasında erken menopoza girilmesi, beyaz tenli olunması, kemik erimesine neden olabilecek kronik hastalığa bağlı ilaç kullanım öyküsünün olması, sigara, alkol, kafein tüketimi, kalsiyum ve D vitamini yetersizlikleri sayılabilir. Kemik Erimesi, D vitamini eksikliği olan hastalarda daha çok görülmektedir. Diyetle alınan kalsiyumun kemiklerde depo edilebilmesi ve bağırsaklardan emilmesi için D vitamini gereklidir. Vücudumuzun D Vitamini ihtiyacını karşılaması için derideki D vitamininin aktif hale gelmesi gerekmektedir. D vitamini eksikliği açısından daha çok risk taşıyanları ise; kapalı ortamlarda yaşayanlar, böbrek-karaciğer yetersizliği olanlar ve yaşlılar olarak sayabiliriz. Besinlerle çok düşük miktarlarda bulunan D vitamininin en önemli kaynağı ise güneş ışığıdır!!!! Kemiklerimizin gelişmesi ve korunmasında D vitamini ve kalsiyumun çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Uygun bir beslenme programı ve aralıklı güneş banyosu yaparak da osteoporoz riski büyük ölçüde azaltılmaktadır. D vitamini kalsiyumun bağırsaktan emilimine ve kemikler tarafından depolanmasına yardımcı olan bir hormondur. Günlük ihtiyacımız olan D vitamini 400 ünitedir. Güneş ışığının etkisiyle ciltte, karaciğerde ve böbrekte sentezlenerek aktif D vitamini haline dönüşür. Her gün yarım saat düzenli olarak yüz, el ve ayaklarımızın güneş görmesini sağlamak gerekir. Özellikle kış güneşinin D vitamini sentezi için yeterli etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle özellikle Kasım ile Mart ayları arasında riskli kişilerde D vitamini takviyesi önerilmektedir. Güneş dışında süt ve süt ürünleri, yeşil sebzeler, balık gibi zengin kalsiyum kaynakları sağlayan besinlerin tüketilmesi de çok önemlidir. Yeterli kalsiyum alımı, kemik kütlesini artırmaktadır. Kalsiyum emilimi de yeterli D vitamini ile sağlanmaktadır. Dolayısıyla, eğer D vitamini düzeyi yeterli değil ise besinlerle alınan kalsiyum vücuda girişi sağlanamamaktadır. Kalsiyum alımının yanı sıra, güneş banyosuyla ya da gerekirse takviye alarak vücudumuzun D vitamini düzeyinin korunması da çok önemli ve üzerinde durulması gereken konulardan biridir. Eve bağımlı yaşlı kişilerde, D vitamini gereksinimini D vitamini içeren ilaçlarla karşılamak gerekir. Ara sıra gün ışığına çıkmak yaşlılarda olduğu gibi çocuklarda da kemik gelişimi için önemlidir. Uz. Dr. Rabia TERZİ

7 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 7 BURUN KANAMALARINIZ SIK TEKRARLIYORSA!!! BURUN, kanlanması bol bir organdır. Burun kanamaları, birkaç damla ile kısa süren kanamalardan, ciddi boyutlarda, bol ve uzun kanamalara kadar geniş bir yelpaze içerisinde olabilirler. Bu yüzden, her burun kanaması çok iyi değerlendirilmelidir. Burun kanamalarının birçok nedeni vardır: Genel (bütün vücudu ilgilendiren) nedenler arasında yüksek tansiyon ve kanın pıhtılaşma bozukluğuna neden olan hastalıklar (kan, karaciğer, böbrek hastalıkları gibi) başta gelir. Buruna ait nedenler arasında ise iltihaplanmalar (nezle, sinüzit gibi), burun dokusunun travması (darbeler, burun karıştırma gibi) ve tümörler sayılabilir. Tekrarlayan burun kanamalarının da nedeni bunlardan biri olabilir. Bir sağlık kurumuna müracaat edilmesini gerektirecek derecede şiddetli burun kanaması geçiren ve tekrarlayan kanamaları olan bütün hastaların, kanama durduktan sonra ciddi bir neden olup olmadığının araştırılması için bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmesi gerekir. Uz. Dr. İlker Burak Arslan K.B.B. Kliniği Başasistanı DOKTORU NE ZAMAN ARAYALIM, YA DA ACİL SERVİSE BAŞVURALIM! Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa. Eğer kanama çok hızlı ve kan kaybı miktarı çok fazla ise Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok, boğaz arkasına doğru oluyorsa Bu durumda kanamaya profesyonel yaklaşımda bulunulur. Uzman doktor tarafından çoğunlukla burun ön kısmına vazelinli bezlerle yapılacak tampon kanamayı durduracaktır. Kanama yeri görülebilirse "gümüş nitrat" veya "elektrokoter" cihazı ile damar yakılabilir. Burun arkasına olan kanamalarda ağız içerisinden damağın üst kısmına tampon uygulamak gerekebilir. Bütün bu işlemlere rağmen durmayan kanamalarda hastaya anestezi verilerek kanayan damar özel maddelerle tıkanabilir veya bağlanabilir. HİPERTANSİYON NEDEN KONTROL ALTINDA TUTULAMIYOR Türkiye de erişkin nüfusun % 33 ü (12 milyon erişkin) hipertansiyondan (yüksek tansiyon) etkilenmekte olup, 31 yaş üzerinde 8,8 milyon kişide şiddetli hipertansiyon görülmektedir. Tedavi alan her 3 erkek ve 4 kadından sadece1 tanesinde kan basıncı kontrol altındadır.% 25 hasta tedavi aldığı halde tansiyon kontrol altında değildir. % 34 hasta da aldığı tedavi ile hipertansiyonu kontrol altında (Kan Basıncı 140/90 mmhg nın altında) tutulabilmektedir. Peki, hipertansiyon tedavisini neler zorlaştırmaktadır Hastalar; Hastalığını kabul etmemekte veya kabul etmeleri oldukça zaman almaktadır. Hastalığın ömür boyu süreceğini kabulde zorlanmaktadırlar. İlaçların düzenli alınması gerektiğini kabulde zorlanmakta ve tansiyon normale inince ilaçları bırakmak istemektedirler. İlaçların karaciğer böbrek gibi organlarına zarar vereceğini zannetmektedirler. Hipertansiyon tedavisinin ömür boyu süreceğini bilmemek, komşuların ilacını kullanmak Benim bünyem tansiyona dirençlidir yanılgıları hipertansiyon hastalarının yaptığı hatalardan sadece bir kaçıdır. Hipertansiyon hastaları, kullandığı ilacı iyi tanımalı ve doktoruna danışmadan ilaç değiştirmemelidir. Sağlıklı ve normotansif günler. Uz. Dr. Nuray KAHRAMAN AY

8 Sayfa 8 MİDEMİZ NEDEN KANAR? Taburcu olan hastada, oniki parmak barsağında ülser saptanmışsa, helikobakter pilori için tedavi verilebilir, mide ülseri varsa kontrol endoskopisi planlanır, asit azaltan mide ilaçları kullanılır, eğer kanamanın sebebi olarak ağrı kesiciler saptanmışsa, kontrolsüz kullanmama konusunda hasta uyarılır. Bu uyarılara uyulursa, gastroenterolog takibinde kalınırsa kanama Hastaların GASTROENTEROLOJİ aciline en sık başvuru sebeplerinden biride mide kanaması şikayetidir. Mide kanaması lafı, hastaların olduğu kadar biz doktorların da diline yanlış yerleşmiştir. Gerçekte mide kanaması olarak tanımladığımız; ağızdan kanlı-kahverengi kusma, siyah katran gibi dışkılamanın en sık sebebi, oniki parmak barsak yaralarından ( ülser) meydana gelen kanamalardır. Oniki parmak barsak yaralarının yanı sıra, mide hatta yemek borusunda ki bazı hastalıklarda ciddi kanamalara sebep olmaktadır. En sık sebep ülser dedik. Ülser nedir, önce ondan başlayalım. Normalde sindirim sistemimizin iç yüzeyi, çeşitli görevler içeren hücrelerden oluşmuş, bir örtüyle kaplıdır. Bu örtü çeşitli sebeplerle, mesela Helikobakter Pilori dediğimiz midede yerleşen bakterinin yaptığı enfeksiyonla, çeşitli ağrı kesici ilaçların alınması vb. hasara uğradığında, bütünlüğü bozulur ve en basit deyimiyle bir yara oluşur. Bu yara oluştuğunda o bölgeyi besleyen damarlar da zarar görür ve kanama oluşur. Tabi ki ve neyse ki her yara kanamaz. Kişide mide bölgesinde ağrı, şişkinlik, yanma bazen de bulantı, kusma yapabilir. Mide içine kan geldiği zaman, mide asidinin etkisi ile kanın rengi kahverengiye döner ve kusma ile tipik kahve telvesi şeklinde tarif edilen hale gelir. Aynı kan barsaklardan geçerken sindirim enzimlerinin etkisi ile siyah, katran gibi, oldukça kötü kokulu bir hal alır ve mide kanamasının tipik belirtilerinden siyah sulu dışkılamayı oluşturur. Önceden mide hastalığı şikayetleri olan birinde, kahve telvesi şeklinde kusma ve siyah, sulu dışkılama gelişirse bu durum acile başvuru sebebi olmalıdır. Bu arada bazı ilaçlarla ( demir ilaçları, bizmut içeren mide ilaçları vb) büyük abdestin siyah olacağı akılda tutulması gereken bir durumdur. Mide kanaması ile acile başvuran hastaya ne yapılır? ÖNCELİKLE hastanın tansiyonu, nabzı ölçülür ve hemen damar yolu açılarak sıvı verilmeye başlanır. Mide asidini azaltan ilaçlar uygulanır. Bazı durumlarda kanamanın durumunu değerlendirmek veya mide içinde kan ve kan artıkları olup olmadığını kontrol edip, kan artıkları varsa temizlemek için, burundan bir tüp takılarak mide su ile yıkanabilir. Kanama çok şiddetli ise idrar sondası takılıp, idrar çıkışı takip edilebilir. Eğer hastanın durumu endoskopik tetkik için uygun ise, endoskopi yapılır. Endoskopi ile sindirim sistemi gözle görülerek değerlendirilir, kanamanın nereden olduğu ve miktarı belirlenir. Hala kanama aktif olarak devam ediyorsa, kanamayı durduracak maddeler enjekte edilerek veya ısı enerjisi ile yakarak veya bazı klipsler ile kanayan damarlar bağlanarak kanama durdurulabilinir. Daha sonra, hasta takibe alınır. Bu arada yapılan seri kan ölçümleri ile kan miktarında düşme meydana gelmişse, hastaya sıvı ve gereğinde kan verilerek, durumu kontrol altında tutulur. Hastanın durumu stabil hal alana kadar ( yeniden endoskopik girişim gerekebileceği için) ağızdan beslenme başlanmaz. Hastanın durumu stabil hal alınca sıvı gıdalarla beslenmeye başlatılır ve kontrollü olarak normal beslenmeye geçilir. Kanama durduktan bir süre daha bağırsaklarda kalan kan artıkları sonlanana kadar siyah dışkılama devam edebilir. Nadiren kanama tıbbi ve endoskopik tedavi ile kontrol altına alınamazsa ameliyat ile kanayan bölgenin tedavisi gerekebilir. Taburcu olan hastada, oniki parmak bağırsağında ülser saptanmışsa, helikobakter pilori için tedavi verilebilir. Mide ülseri varsa kontrol endoskopisi planlanır, asit azaltan mide ilaçları kullanılır. Eğer kanamanın sebebi olarak ağrı kesiciler saptanmışsa, hasta ağrı kesicileri kontrolsüz kullanmama konusunda uyarılır. Hasta bu uyarılara uyar ve gastroenterolog takibinde kalırsa kanamanın tekrarına nadir rastlanır. Günümüzün tıbbi imkanları ile üst sindirim sistemi kanamalarına etkin şekilde müdahale mümkündür. Bu imkanlar hastanemizde de mevcuttur. Uz. Dr. Züleyha Akkan Çetinkaya Uz. Dr. Mesut Sezikli Gastroenteroloji Uzmanı

9 Cilt 1, Sayı 1 ÜLKEMİZDE HER KİŞİDEN BİRİSİNDE KRONİK BÖBREK HASTALIĞI OLDUĞU DÜŞÜNÜLMEKTEDİR! Sayfa 9 BÖBREKLERİNİZ RİSK ALTINDA MI? Kronik böbrek hastalığı giderek görülme sıklığı artan; yaşamı ve yaşam kalitesini önemli şekilde olumsuz etkileyen; toplumsal yükü olan bir hastalıktır. Kronik böbrek hastalığı, böbreklerin normal işlevlerini (vücudu zararlı maddelerden arındırma, vücut sıvı dengesini sağlama, kan yapımı-tansiyon-d vitamini dengesini sağlama gibi) yapmasını önleyen, geçici olmayan bir hastalıktır. Nadir görülen bir hastalık değildir. Ülkemizde her 8-9 kişiden birisinde kronik böbrek hastalığı olduğu düşünülmektedir. Hastalığın en sık görülen nedenleri: Şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, glomerülonefrit ve intersitisyel nefritler, idrar yolu tıkanmaları (taş, prostat vb) ve kistik böbrek hastalıklarıdır. Kimlerde hastalık riski vardır: Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Şeker hastalığı, hipertansiyon, obezite, ileri yaş, ailede böbrek hastalığı öyküsü (polikistik böbrek hastalığı gibi) olanlarda böbrek hastalığı riski daha fazladır. Hastalık genellikle son döneme kadar belirti ve bulgu vermeyebilir. Bu nedenle hastalığın varlığı ancak idrar ve kan testleri ile saptanabilir. Bu hastalığın teşhisi üç aydan daha uzun süreli olmak üzere böbreğin yapı ve fonksiyonundaki anomalilerin gösterilmesi ile konulur. Hastalarda genellikle, halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık, uyku bozuklukları, kas krampları, ayaklarda şişlik olması, kaşıntı, geceleri sık idrar çıkma şikayetleri olmaktadır. Bu hastalarda hipertansiyon, kansızlık, kemik hastalığı ve kalp-damar hastalıkları sık görülmektedir. Teşhis ve tedavisi geciken veya yapılmayan hastalarda son dönem böbrek yetmezliği gelişmekte; daha çok hemodiyaliz olmak üzere böbrek nakli gibi tedavilere ihtiyaç doğmaktadır. Bu nedenle erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Böbreklerimizin korunması için özellikle tansiyon ve şeker olmak üzere kolesterol düzeylerinin kontrol edilmesi, fiziksel aktivitesinin arttırılması, kilo kontrolü, sigaranın bırakılması, gerekli olduğunda böbrekleri koruyan ilaçların kullanılması (ACE inhibitörleri / anjiotensin reseptör blokerleri gibi) gerekmektedir. Uz. Dr. Erkan ŞENGÜL Nefroloji Uzmanı

10 Sayfa 10 ÇOCUKLUK ÇAĞININ GELİŞİMSEL BİR BOZUKLUĞU: DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU KDEAH Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı dr. Esra YÜRÜMEZ, Kliniğimizin en sık başvuru nedenleri arasında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerinin yol açtığı akademik ve sosyal sorunlar yer almaktadır. dedi KALICI VE SÜREKLİ OLARAK KISA DİKKAT SÜRESİ, uygunsuz dikkat ve/veya hiperaktivitedürtüsellik örüntüsünün en az 2 farklı ortamda görüldüğü, bilişsel, sosyal, akademik ve davranışsal güçlüklere yol açabilen ve 7 yaşından önce belirtilerin başladığı nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Sık karşılaşılan klinik belirtiler arasında; okul ve toplum kurallarına uymada zorluklar, derse ilgisizlik, ilişkilerde güçlükler, riskli davranışlarda bulunma, plan ve organizasyon yapmada güçlük, aşırı duygusallık ve düşük benlik değeri vardır. Buna bağlı sosyal, duygusal ve akademik alanlarda işlev kaybı gelişir. Çocukluk çağının en sık görülen gelişimsel bozukluklarından biri olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), dünya genelinde %8-12 sıklıkta görülmektedir. Çocuğun okul performansına ve sosyalizasyonuna olumsuz etkisi, kronik seyri, mevcut tedavilerin sınırlı etkinliği nedeniyle ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. DEHB, sebebi tam olarak bilinemeyen bir bozukluktur. Etyolojide genetik, biyolojik ve psikososyal faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. Bozukluğun patofizyolojisini aydınlatmaya yönelik çalışmalar sürmektedir. Yapılan birçok çalışma DEHB tanısı alan çocukların, çevreden olumsuz tepkiler alan, eleştirilen, kabul görmeyen, uyumsuz davranışları nedeniyle damgalanan, akademik sorunlar yaşayan çocuklar olarak sıklıkla düşük benlik kavramına sahip olduklarına işaret etmektedir. DEHB nin tüm bu alanlarda yol açtığı sorunlar, çocukluktan erişkinliğe kadar hem hastanın hem de ailesinin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Kliniğimizin en sık başvuru nedenleri arasında DEHB belirtilerin yol açtığı akademik ve sosyal sorunlar yer almaktadır. Yaşam boyu yol açabileceği riskler arasında akademik başarısızlık ve ilişki sorunlarının yanında sigara ve alkol-madde kullanım bozuklukları, yasal sorunlar, kaza ve yaralanmalar, mesleki alanda başarısızlık ve sağlıksız yaşam biçimi de DEHB nin sonuçlarından olabilmektedir. Bu kişilerde sıklıkla özgüven azalması ve bununla ilişkili psikiyatrik sorunlar görülmektedir. Çocuklukta tanı konan DEHB olgularının %50-80 inde hastalığın ergenlik döneminde, %30-50 sinde ise erișkinlik döneminde de devamlılık gösterdiği bilinmektedir. Diğer psikiyatrik hastalıklarla birlikte görülme DEHB için oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Klinik uygulama açısından eşlik eden bozuklukların sıklığı, DEHB belirtilerinin ortaya çıkma yaşına, şiddetine, seyrine, uygun tedavi ve tedavi yanıtına etkileri bakımından bu çocukların ayrıntılı değerlendirilmeleri gerektiğini göstermektedir. DEHB tedavisinde, kişiye uygun tedavinin düzenlenmesi gerekir. İlaç tedavisinin yanında erken tanı konması, ailenin bilgilendirilmesi, uygun eğitim olanaklarının sağlanması konusunda yönlendirme, aile ve okulla işbirliği oluşturma, tedavinin yararlılığını artırmaktadır. Uz. Dr. Esra Yürümez Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı İLACINIZ NE KOMŞUNUZDA NE DE DOLABINIZDA!!! Ülkemizde, ilaçların üzerinde reçete ile satılır ibaresi bulunmasına rağmen maalesef reçetesiz satılması ulaşılabilirliği kolaylaştırmakta bunun sonucunda gereksiz ve yanlış ilaç kullanımını ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde her ev bu sayede ne için kullanıldığını bilmediğimiz belki de bir kısmının son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarla küçük bir eczaneye dönüşmüştür. ETKİLİ tedavinin yöntemi doğru tanı ve elbette doğru ilaç seçimi ile olur. Doğru ilaç ise hekimin; hastanın her türlü durumunu göz önünde bulundurarak gereken dozda gereken sürede kullanmasını uygun gördüğü ilaçtır. Yaş, kilo, cinsiyet, gebelik, hastanın kullandığı diğer İaçlar ilaç seçiminde hekimin temel aldığı kriterlerdendir. Fakat ne yazık ki çoğu zaman bu seçimi hekime bırakmayız. Buzdolabının kapağında ya da mutfak dolabında saklanmış onlarca ilaç arasından alınmış yahut komşu Ayşe Hanım Teyzeye, Ahmet Bey Amcaya iyi geldiğini duyduğumuz ilaçlarla kendi kendimizi tedavi etmeye çalışırız. Ve maalesef bir uzmana danışılmadan kullanılan ilaçlar birçok yan etkiye bazen de hastalığın daha kötü seyretmesine neden olabilir. Unutmayalım ki yan etkisi olmayan ilaç yoktur ve her bir ilaç doğru dozda ve doğru yolla kullanılmadığı sürece bir zehirdir. Bilinçsizce kullanılan, yarım bırakılan antibiyotikler bağışıklık sistemini, yüksek dozda ve yanlış alınan ağrı kesiciler böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını olumsuz etkilerler. Çok masum gibi görünen vitamin ilaçları dahi birçok yan etkiye sahiptirler. Yanlış ilaç kullanımının bir de ekonomik boyutu vardır. Ülkemizde ilaç sektörü büyük pazar payına sahiptir. Kimileri içinse bu büyük pazar büyük bir ranta dönüşebilmektedir. İlaçlara her geçen gün yenilerinin eklenmesi bu rantı tetiklemekte ve rekabeti ortaya çıkarmaktadır ve maalesef bu rekabet ekonomimizi tehdit eden bir ticarete dönüşebilmekte ve ciddi zararlar verebilmektedir. Buna ek olarak ilaçların üzerinde reçete ile satılır ibaresi bulunmasına rağmen maalesef reçetesiz satılması ulaşılabilirliği kolaylaştırmakta bunun sonucunda gereksiz ve yanlış ilaç kullanımını ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde her ev bu sayede ne için kullanıldığını bilmediğimiz belki de bir kısmının son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarla küçük bir eczaneye dönüşmüştür. Bu durumun önlenmesi için Sağlık Bakanlığımızın ülkemiz genelinde başlattığı akılcı ilaç kullanımı ile ilgili proje sayesinde hem ülkemizin ekonomisi korunmakta hem de siz değerli hastalarımızın sağlığı güven altına alınmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak hazırlanmış broşürler daha fazla bilgi edinmeniz açısında hastanemiz bünyesinde çeşitli noktalarda sizle ulaştırılmaktadır. Bizler de Sağlık Bakanlığının bu başarılı çalışmasına destek vererek hem sağlığımızın hem de ülke ekonomimize yararına olması açısından hekimimize ve eczacımıza danışmadan bilinçsizce ilaç kullanmayalım. Sağlıklı günler dilerim. Ecz. HALE TAPAN TURGUT

11 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 11 Diz kireçlenmesinde ağrılar, en küçük hareketle, istirahatte, hatta sizi uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilir. HALK arasında kireçlenme olarak bilinen artroz veya osteoartrit, eklemlerde meydana gelen aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıkar. Yaygın inanışın aksine, artrozda eklemlerde kireç birikmesi olmaz. Eklemlerimizde, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan, ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağı bulunur. Yıllar içinde bu düzgün yüzeyli eklem kıkırdağı aşınır, eskir ve yer yer dökülür ve altındaki kemik ortaya çıkar. Diz eklemi en fazla ağırlık taşıyan ve kullanılan eklem olduğu için kireçlenmeden en fazla etkilenen eklemdir. Diz ekleminin kireçlenmesine gonartroz denir.. GONARTROZUN en önemli nedeni İleri yaştır. Bunun dışında tekrarlayan travmalar, geçirilmiş eklem içi kırıklar, bağ yırtıkları, menisküs yırtıkları, eklem içi serbest kıkırdak parçaları, iltihaplı romatizmalar ve enfeksiyonlar gonartroza neden olabilir. KİMLERDE DAHA SIK ORTAYA ÇIKMAKTADIR? Gonartroz belirtileri genellikle 50 yaşlarına doğru, daha çok kilolu ve menopoz dönemindeki kadınlarda görülür ancak erken yaşlarda ve erkeklerde de görülebilir. Ayrıca çocukluk döneminde görülen, raşitizm ve kemik kırıklarının yol açtığı içe ya da dışa dönük dizlerde, vücut ağırlığı yaşam boyunca eklemin iç tarafına bineceğinden aşırı yük altında kalan eklem erken yaşlanacak, kıkırdak ve altındaki kemik yıkıma uğrayacak ve hastalık görülecektir. GONARTROZDA ŞİKAYETLER NELERDİR? Diz ekleminde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketi kısıtlanır, yürümek, merdiven inip çıkmak ve çömelmek zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında şişkinlikler olabilir. İlerlemiş olgularda dizi doğrultmak ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir. Eklemde sürtünme, bacaklarda şekil bozukluğuna yol açabilir. Ağrılar, en küçük bir hareketle, istirahat halinde, hatta sizi uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilmektedir. ARTROZDAN KORUNMAK İÇİN NE YAPILMALIDIR? Eklemlerde artroz oluşmasını önlemek için en önemli faktör obeziteden kaçınmaktır. Yürüme sırasında vücut ağırlığının 3 ila 6 misli diz eklemine biner, bu nedenle aldığınız 1 kg dizinize 6 kg olarak yansıyacaktır. Aşırı kiloların eklemde oluşturduğu anormal yükler, kıkırdak dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlara yol açar ve beklenenden çok daha erken yaşta artroz görülmesine neden olur. Hastalık başladıktan sonra da kilo vermek çok önemlidir, kilo vererek hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve yakınmalar azaltılabilir. Düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersizler eklem sağlığı için önemlidir. Haftada 5 kez dakikalık düşük yoğunluklu egzersiz, hem genel sağlık hem de eklem sağlığı için faydalıdır. Yüzme, yürüyüş, bisiklet, gibi sporlar ileri yaşlarda bile yapılabilir. Eklem yaralanmaları uygun şekilde tedavi edilmelidir. Eklemi ilgilendiren kırıklar doğru tedavi edilmeli, menisküs ve çapraz bağ yaralanmaları zaman geçirmeden düzeltilmelidir. Op. Dr. Erhan OKAN ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI

12 Sayfa 12 TANSİYONUNUZU KENDİNİZ ÖLÇEBİLİRSİNİZ Evde veya işyerinizde birinden yardım alarak ya da kendiniz tansiyonunuzu ölçebilirsiniz. Ölçüm sonuçlarınızı kaydetmeniz takip açısından önemli. Sağlıklı bir kan basıncı ölçümü için; TANSİYON ÖLÇÜMÜ, uygun ayarlanmış ve geçerliliği gösterilmiş bir aletle yapılmalıdır. Kişinin, son yarım saat içinde; sigara, çay, kahve içmemiş, kafein almamış, yemek yememiş olması gerekmektedir. Kişi, bir sandalyeye oturtulmalı ve en az 5 dakika dinlendirilmelidir. Ölçüm yapılan oda sessiz ve ılık olmalı. Ölçüm mümkünse sağ koldan yapılmalı ve ölçüm yapılan kol çıplak olmalıdır. Ölçüm sırasında kişi arkasına yaslanmalı bacak bacak üstüne atmadan ve konuşmadan oturmalı Kişinin kolu kalp hizasına yükseltilmeli ve alttan desteklenmelidir. Tansiyon aleti manşonunun boyu kişiye uygun olmalı şişen kese bölümü kol çevresinin en az %80 ini sarmalı, manşonun genişliği ise kol uzunluğunun 2/3 ü kadar olmalıdır. Manşon, alt kenarı dirsek çukurunun 2,5-3 cm üzerinde olacak şekilde kola sarılmalı ne sıkı nede gevşek olmalı. Steteskop ucu manşonun altına sokulmamalı, dirsek çukurunda brakial arter (dirsek kıvrımından geçen atardamar) üzerinde serbest durmalı ve cilde hafifce bastırılmalı. Manşon nabız kaybolduktan sonra mmhg daha şişirilir. Manşon şişirildikten sonra yavaş yavaş boşaltılır. Kalp atışlarının duyulmaya başladığı ilk nokta, büyük tansiyon olarak kabul edilir. Bu seslerin kaybolması sırasında, son duyulan ses küçük tansiyon olarak kabul edilir. Şeker hastaları ve hedef organ (kalp, beyin, göz dibi, böbrek, damarlar) hasarı olan hipertansiyon hastalarında tansiyon değerlerini 130/80 mmhg altına düşürmek hedeftir. Evre2 olarak tanımlanan 160/100 mmhg değeri ve üzerinde olan hastalara etkin tedavi yapabilmek amacıyla ikili antihipertansif tedavi başlanmalıdır. Sağlıklı ve normotansif günler. Uz. Dr. Nuray KAHRAMAN AY Kardiyoloji Uzmanı OKUL DÖNEMİ VE ERGENLİK ÇOCUKLARIMIZIN BESLENME ALIŞKANLIKLARINI DEĞİŞTİREBİLİR Okul çocukluğu döneminde yapılan beslenme hataları bireyin tüm hayatını etkileyecektir. SAĞLIKLI beslenme alışkanlıklarının kazanılması, sedanter yaşam alışkanlığının engellenerek yaşa uygun düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının yerleştirilmesi erken yaşlardan itibaren başlatılmalıdır. Okul çocukluğu döneminde yapılan beslenme hataları bireyin tüm hayatını etkileyecektir. Ayrıca okul çocuğu halen büyüme dönemindedir. Okul çocuğunun giderek bağımsızlık kazanmasıyla aileyle birlikte geçirilen zaman azalırken ev dışı aktivitelerde artış yaşanır. Bu durum aile yemeklerinin sayısında azalmaya, arkadaşlarla geçiştirme tarzında yenen öğün sayısında da artışa yol açmaktadır. Bu koşullarda fast food restoranlarında, okul kantinlerinde sunulan doymuş yağ ve karbonhidrat bakımından zengin gıda seçenekleriyle sağlıklı beslenmenin sürdürülmesi zorlaşmaktadır. Ergenlik çağı ise fiziksel ve duygusal anlamda yoğun değişikliklerin yaşandığı ve bireylerin kendi vücutlarına karşı daha duyarlı olduğu bir dönemdir. Bu dönemde sağlıksız beslenme kadar kilo vermek amacıyla yapılan sağlıksız diyet uygulamalarından da kaçınılmalıdır. Uz. Dr. Ayşen AYDOĞAN Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı

13 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 13 İLKYARDIMDA KALP MASAJI HAYAT KURTARIR Kalp durması geçiren bir hastaya kalp ve beyine kan akımını sağlayabilmek için çok hızlı kalp masajı başlatılmalıdır. BİRÇOK toplumda ambulans çağrılması sonrası olay yerine geliş için geçen süre ortalama olarak 5-8 dk'dır. Bu süre içinde kalp durması gelişen hastanın hayatta kalması çevredekilerin temel yaşam desteğini (ilk yardım) başlatmasına ve henüz ülkemizde yaygınlaşmamış olan otomatik eksternal defibrilatör kullanımına bağlıdır. Baş - Boyun Pozisyonu Kalp durması geçiren bir hastaya kalp ve beyine kan akımını sağlayabilmek için çok hızlı kalp masajı başlatılmalıdır. İlk yardıma başlamadan önce siz, hasta ve çevredekilerin güvende olduğundan emin olun, sonrasında hastanın cevap verip vermemesine göre adımlarınıza devam edin. Hasta cevap veriyorsa ve çevresel bir tehlike yoksa onu bulduğunuz pozisyonda bırakarak sorunun ne olduğunu anlamaya çalışın; aralıklı olarak hastanın cevap verebilirliğini sorgulayın. Eğer hasta cevap vermiyorsa yardım çağırın ve hastayı sırtüstü yatırarak çeneyi kaldırın. Bu şekilde hava yolunu açmaya çalışın. Bu hareketi yaparak yaklaşık 10 sn solunumun olup olmadığına bakın. Eğer normal solunum varsa 112 yi arayın ve solunumu takip edin. Anormal solunum var veya hiç solunum yoksa yardım için birini gönderin ve kalp masajına dakikada en az 100, en çok 120 olacak şekilde başlayın. Kalp masajı yapmak için hastanın yanında diz çökün. Göğüs ön duvar kemiğinin alt yarısı üzerine her iki eliniz üst üste gelerek ve kollarınızı dik tutarak masaja başlayın. Kalp masajında göğüs ön duvarını çökertme ve kolunuzu kaldırma sürelerinin eşit olmasına ve göğüs ön duvarını en az 5 cm çökertme yapmaya dikkat edin. Her 30 kalp masajında çeneyi kaldırıp hastanın burun deliklerini iki parmağınızla kapatıp hastaya ağızdan ağıza hava üfleyin ve göğsün kalktığını takip edin. Hastaya 30 kalp masajı 2 solunum oranında ilkyardım uygulayın ( her 2 nefes toplamda 5 sn'den uzun sürmemelidir) Zehra İpek ARSLAN Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği ÇOCUĞUNUZDA SAĞLIKLI YAŞAMIN TEMELLERİNİ DÜZENLİ VE DENGELİ BESLENMEYLE ATIN BESLENME yaşamın ilk yıllarında büyüme ve gelişmenin başlıca belirleyicisi iken oyun ve okul çocukluğu döneminde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve erişkin yaşta ortaya çıkabilecek çeşitli sağlık sorunlarının önlenmesi açısından önem kazanmaktadır. Erişkin çağda ortaya çıkan kalp damar hastalıklarının %75-90 ının kan yağlarının dağılımı ve düzeyindeki dengesizlik, kan basıncında yükseklik, diyabetes mellitus (şeker hastalığı), sigara kullanımı, hareketsizlik ve şişmanlıkla ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. Tüm bu risk faktörlerinin ana nedenleri ise uygunsuz beslenme davranışı ve düzenli egzersiz alışkanlığının yokluğudur. Bu nedenlerle hedef dengeli ve uygun beslenme, fiziksel açıdan aktif bir yaşam şekli ve sigaradan uzak durmak olmalıdır. Uz. Dr. Ayşen AYDOĞAN Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı

14 Sayfa 14 ASTIMINIZI ÇEVRESEL FAKTÖRLER TETİKLİYOR OLABİLİR Mİ? Tüm dünyada, ev tozu akarları ile evde beslenen kedi gibi hayvanlar, hamamböceği kalorifer böceği gibi haşereler ve küf mantarları en sık rastlanan astım nedenleridir. Polenler (ağaç, ot, çimen ), Aspirin gibi ilaçlar ve bazı iş yerlerinde maruz kalınan mesleki uyarıcılar da astımla sonuçlanan alerjik duyarlılığın gelişimine yol açarlar. Ayrıca sigara dumanıyla temas, solunum yolu enfeksiyonları, hava kirliliği, bazı gıdalar ile bunlara ilave edilen katkı maddeleri de bilhassa çocukluk döneminde astım gelişimine katkıda bulunur. ASTIMA neden olan, astım gelişimine katkıda bulunan veya astımlı kişilerde nöbetleri tetikleyen çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Bunlardan bazıları kaçınılabilir, düzeltilebilir durumlardır. Tüm dünyada, ev tozu akarları ile evde beslenen kedi gibi hayvanlar, hamamböceği kalorifer böceği gibi haşereler ve küf mantarları en sık rastlanan astım nedenleridir. Polenler (ağaç,ot,çimen ), Aspirin gibi ilaçlar ve bazı iş yerlerinde maruz kalınan mesleki uyarıcılar da astımla sonuçlanan alerjik duyarlılığın gelişimine yol açarlar. Ayrıca sigara dumanıyla temas, solunum yolu enfeksiyonları, hava kirliliği, bazı gıdalar ile bunlara ilave edilen katkı maddeleri de bilhassa çocukluk döneminde astım gelişimine katkıda bulunur. Bu nedensel ilişki gösteren faktörlerin tümüne ilaveten iklim değişikleri, psikojenik stersler, egzersiz gibi değişiklerin astım nöbetelerini tetikleyebilir. Küçük yaşlarda görülen tüm astım vakalarının beşte dördünde alerji rol oynamaktadır. Alerji yapıcı maddeler solunum az da olsa sindirim yolu ile vücuda girerler. Solunum yolu ile giren alerjenlerin en önemlisi akarlardır. Akarlar evde bulunan tozların içinde yerleşen çok küçük mikroorganizmalardır. İnsanların deri döküntüleri ve nefesteki nemle beslenirler. Kilim, yastık-yorgan, halı, yatak takımları, tüylü oyuncak ve yüzeylerde çok hızlı ürer ve rahatlıkla yaşarlar. Diğer bir çevresel alerjen polenlerdir. Otlar, ağaçlar, çimen gibi tüm bitkilerde vardır. Solunum yolu ile alınırlar ve astım ataklarına yol açarlar. Özellikle çiçek açma döneminde sıklıkla astım şikayetlerinde artış görülür. Alerjik etkili bir başka maddede küf mantarlarıdır. Mantar sporları alerjeniktir. Evde yada dış ortamda bulunabilirler. Hava şartlarına göre artış gösterirler. Sıcak ve nemli havalarda daha fazladırlar. Sindirim yolu ile alınan alerjenler ise süt, yumurta, balık, deniz ürünleri ve çikolata gibi bazı besinlerdir. Tatlandırıcı, koruyucu ve renklendirici özellikli katkılarda alerjik reaksiyona sebep verebilir. Besin alerjileri genellikle çocukları etkiler. Sigarada bulunan 4000 çeşit gaz ve partikül astım oluşumunda etkin olan çok önemli bir diğer faktördür. Gebeliği esnasında sigara içen bir annenin bebeğinde alerjik hastalık oluşuma ihtimali çok yüksektir. Havadaki kirlilik, otomobil atık gazları, enerji tesisi, santral, fabrika dumanları da astım oranının artmasına neden olurken, astımlı kişilerin nefes almasını güçleştirir. Uz. Dr. Sinan ARSLAN Göğüs Hastalıkları Uzmanı Hemoroid veya Diğer Adıyla Basur Nedir? HEMOROİD, her insanda normalde bulunan makat bölgesindeki kan damarları yumaklarının şişerek sarkması ve belirginleşmesidir. Halk arasında basur olarak da bilinmektedir. Temel olarak 2 grup hemoroid hastalığı çeşidi vardır; Dış hemoroidler; Barsağın son kısmının dışında, deri altındaki kan damarlarının belirginleşmesi ile oluşan hemoroid grubudur. Hastalarda özellikle makat çevresinde ele gelen şişliklere ve kanamalara neden olur. İç hemoroidler; Barsağın son kısmının içinde kan damarlarının şişmesi ile oluşan hastalık grubudur. Kendi içinde 4 derecede incelenir; 1. derece; makat bölgesinden dışarı sarkmayan damar genişlemesi 2. derece; hemoroidler makatdan dışkılama sırasında dışarı sarkarlar, ancak daha sonra kendiliğinden içeri girerler 3. derece; dışarı sarkmış hemoroidler ancak el ile makata geri sokulabilir, 4. derece; sarkmış hemoroidler makata hiçbir şekilde geri girmezler. Hemoroidin Belirtileri Nelerdir? Makattan kanama; özellikle büyük tuvaletten sonra olan damlama benzeri ya da büyük tuvaletin üzerinde kırmızı renkte kanmalara neden olabilmektedir. Makatta ağrı; büyük hemoroidlerde daha sıklıkla oluşur. Makat bölgesinde kaşıntı; küçük hemoroidlerde sıklıkla görülebilmektedir. Makat bölgesinde ele gelen şişlik; Hemoroidin derecesine göre değişiklik göstermektedir. Op. Dr. Hamdi Taner TURGUT KDEAH Genel Cerrahi Kliniği

15 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 15 GENÇLİĞİN KABUSU MU? KDEAH Cilt Hastalıkları Dermotoloji Uzmanı Dr. Erdem GEÇER, Hastalığın doğal eğilimi kendiliğinden iyileşmesi yönünde olmasına rağmen, herhangi bir hastada aknenin ne zaman iyileşeceğini bilmek zordur dedi. AKNE, en sık görülen deri hastalığıdır. Toplumun %70 inde akne görülmesine rağmen bunların sadece %10-20 si bu problem için tıbbi yardım almaktadır. Genelde başlangıcı puberte (ergenlik) veya sonrasında görülmesine rağmen, hemen hemen her yaşta görülebilir. En yoğun olarak yaş arasında görülür. Erkeklerin daha erken yaşlarda etkilendiği ve kadınlara göre daha şiddetli seyrettiği bilinmektedir. Kıl foliküllerinin (köklerinin) keratin tıkaçlarla kapanması ve buna bağlı olarak tıkalı foliküllerde yangılı bir yıkım oluşması ve iz gelişimi ile karekterizedir. Genellikle siyah nokta(komedon) ve yağlı görünüm ile birliktedir. Genelde burun yan taraflarında, yanak ve alında çıkmasına rağmen özellikle sırt ve göğüs olmak üzere vücudun her yerinde görülebilir. Tıkanmış foliküllerden ağrılı, kırmızı, deriden kabarık lezyonlar oluşur. Bunlar genellikle dokunmakla çok hassas ve derin yerleşmiş olabilirler. Bazı hastalarda ise çok büyür ve uzun süre geçmez. İyileştiğinde ise kabarık veya çukur izler bırakabilirler. Akne birçok hasta için çok can sıkıcıdır. Rahatsız edici olmasına rağmen sadece sınırlı bölgelerin tutulmuş olması ve birkaç ay veya ençok birkaç yılda sonlanmasından dolayı fazla büyük sorunlara neden olmaz. Talihsiz birkaç hasta için yeni lezyonların sürekli tekrar etmesi ve kalıcı şekil bozukluğu ile beraber fiziksel ve psikolojik sorunlar oluşturmasından dolayı, sonuç tam bir felaket olabilir. Hastalığın doğal eğilimi kendiliğinden iyileşmesi yönünde olmasına rağmen, herhangi bir hastada aknenin ne zaman iyileşeceğini bilmek zordur. Ancak bazı hastalarda çok daha uzun süre olma eğilimindedir. Akne yazın daha iyidir. Güneşe maruziyet çoğu hastanın durumunun iyileşmesine yardımcı olur. Ancak bazen aşırı sıcak, lezyonlarda iyileşme sağlamayıp durumu daha da kötüleştirebilir. Aknenin çeşitli tipleri vardır. Özellikle kortizon gibi ilaçların kullanımına bağlı olarak gelişen steroid aknesi, motor veya makine yağı gibi işlerle uğraşan işçilerde oluşan akne, özellikle genç kadınlarda mevcut küçük aknelerin sıkılıp, uğraşılarak yapılan akne ekskorye ve hormonal akne, bunların birkaçıdır. Akne tedavisinde amaç; kıl foliküllerindeki bakteri populasyonunu azaltmak, kıl folikül tıkaçlarını açmaya çalışmak, cildin yağ üretimini engellemektir. Akne tedavisi, topikal(krem-pomad-jel-losyon-sabun) ve sistemik (antibiyotik-antiandrojenizotretinoin) olabilir. Tedavi bazen aylarca hatta yıllarca sürebileceğinden hasta uyumu önemlidir. Akneli hastalar sıklıkla depresiftir ve ilgi beklerler. Her zaman öneri ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Şu andaki mevcut bilgilerimize göre, yiyeceklerin akne oluşumunda zararlı etkilerinin olduğunu ve cildi sık yıkamanın akneleri yok ettiğine dair hiçibr kanıt yoktur. Dirençli, inatçı, şiddetli aknesi olanlar ve ileri yaşlarda akne çıkaranlar mutlaka doktora başvurmalıdırlar. Uzm.Dr. Erdem GEÇER Cilt Hastalıkları Uzmanı PTOZİS ( KAPAK DÜŞÜKLÜĞÜ) Üst göz kapağının korneayı 2 mm den daha fazla örtmesine ptozis denir. Bebeklerde göz kapağını kaldıran kasın doğuştan yetersiz olması ya da bu kası uyaran sinirin bozukluğu nedeniyle görülür. Kapak düşüklüğü olan çocuklar daha iyi görebilmek için çenelerini yukarı doğru kaldırırlar. Düşük kapak çocuğun görme eksenini kapatıyorsa o gözde görme tembelliği gelişeceğinden bu durumda acilen tedavisi gerekir Bu çocuklarda tedavide baş pozisyonunu düzeltmek, göz tembelliğini önlemek, görme alanını artırmak ve estetik olarak görüntüyü düzeltmek amaçlanır. Bu nedenle gözünde hareket kısıtlılığı olmayan çocuklarda ptozis cerrahi olarak düzeltilir. Erişkinlerde de kapak düşüklüğü olabilir. Kapağı kaldıran kasa travma olması, kasın kronik ödeminde ve kas hastalıklarında ptozis görülür. Bunlarda da tedavi cerrahidir. Cerrahi tedavi kasın gücüne göre planlanır. Kas güçsüzse silikon şerit ya da dokuda kaybolmayan sütürle kapak kaş bölgesine asılır. Kas gücü iyi ise kas kısaltma ameliyatı tercih edilir. Doç Dr. Mehmet Selim KOCABORA KDEAH Göz Kliniği Şefi

16 Sayfa 16 OKUL ÇOCUĞU VE ERGENLİKTE SAĞLIKLI BESLENME TEMELLERİ AİLE TARAFINDAN ATILMAKTADIR NASIL BESLENMELİ?: Büyüme gereksinimleri ve fiziksel aktivite, genetik özellikler, vücut yapısı okul çocuğunun besinsel gereksinimlerini belirler. Bu yaş grubunda çocukların gereksinim duydukları besinlerin niceliksel özellikleri erişkinlerle aynı olmakla birlikte, gereksinim duyulan miktarlar önemli farklar gösterir. Hızlı büyüme dönemlerinde iştah artar, yavaşladığında ise öğünlerde alınan besin miktarı ve ara öğünlerde atıştırma azalır. Beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları, normal vücut kitlesini koruyacak şekilde düzenlenmelidir. Aşırı kilo sorunu varsa çocuk, fiziksel aktivitesini artırma ve enerji alımını bir miktar azaltma yoluyla aşırı kilolarından kurtulmak için cesaretlendirilmelidir. Gerekirse uzmanlara başvurulmalıdır. Karbonhidratlar ve yağlar, büyüme ve fiziksel aktivite için enerji sağlar. Proteinler ise vücut dokularını oluşturur, devamlılığını ve onarımını sağlar. Okul çocuklarının her gün 2-3 porsiyon et, balık ya da kümes hayvanları gibi protein içeriği yüksek besinleri tüketmesi sağlanmalıdır. Süt ve süt ürünleri de iyi birer protein kaynağıdır. Çocukluk çağında alınan kalsiyum miktarı, kemik ve diş gelişiminin yanı sıra ileri yaşlarda kemik erimesinin önlenmesi açısından da önemlidir. Küçük çocuklarda süt ve süt ürünlerinden, koyu yeşil yapraklı sebzelerden alınan kalsiyum genellikle günlük gereksinimi karşılamaya yeterli olmaktaysa da ergenlik çağına yaklaşıldığında artan kalsiyum gereksinimini her zaman karşılayamayabilir. Kızlarda menstrüasyonun başlamasıyla artan demir kayıplarının da karşılanması gerekir. Et, balık, kümes hayvanları, demirle zenginleştirilmiş tahıllar en iyi demir kaynaklarıdır. Diyetin yeterli lif içermesi sağlanmalıdır. Bu miktar çocuğun yaşı + 5g lif, ya da vücut ağırlığının yarısı kadar liftir. Günde 35 g aşılmamalıdır. Bazı besinlerin lif içerikleri tablo halinde verilmiştir. Tahıl tüketiminin en az yarısı tam tahıl olmalıdır. Aile sofrasında düzenli olarak ana yemek olarak balık sunulmalıdır. Diyetin yağ, kolesterol, şeker ve sodyum içeriği yönünden kısıtlanması sağlanmalıdır. Özellikle ara öğünlerde de besinsel içerikten yoksun, tuz, yağ ve karbonhidrattan zengin atıştırmalıklar yerine meyve ve sebze üzerinde durulmalıdır. Gıdalar hazırlanırken katı yağlar yerine bitkisel yağlar tercih edilmelidir. Besinler ve yeme alışkanlıklarının sağlıklı olması için ebeveynlerin yol göstermesi ve örnek olması gerekmektedir. Ne yapılacağını söylemek yerine, yapmak sonuç açısından daha verimli olacaktır. Düzenli aile yemekleriyle hem sosyal ilişkiler güçlendirilebilir hem de gıda ilişkili davranış modeli geliştirilebilir. Çocuğun sağlıklı gıda seçeneklerini belirleyen güvenilir kaynaklar ile güvenilir olmayan promosyon amaçlı mesajlar arasında ayırım yapabilmesine yardımcı olunmalıdır. Uz. Dr. Ayşen AYDOĞAN Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı ÇOCUKLARDA ÖLÜMCÜL OLABİLEN BİR KAZA: YANIK KDEAH Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Murat GÜVEN, Ev kazaları sonucu olan yanıkların; en çok 1-10 yaş çocukları etkilendiği, en sık nedenin haşlanma yanıklarının olduğu, en fazla mutfak ve banyolarda gerçekleştiği tespit edilmiştir. dedi İNSAN DERİSİ, ancak yanınca farkına vardığımız, vücudumuzun en önemli ve en büyük organlarından birisidir. Vücut bütünlüğümüzü sağlar, enfeksiyonlara karşı bariyer görevi görür, sıvı kaybını önler, duyu fonksiyonları vardır. YANIK insan organizmasının uğrayabileceği en ciddi travmadır. Yanıkla birlikte sıvı ve elektrolit dengesi bozulur,immün ve metabolik sistem baskılanır, bakteriyel kontaminasyon olur, bütün bunların sonucu olarak ölümcül olabilen, geri dönmesi zor sorunlar gelişebilir. Özellikle ev kazaları sonucu, çocuklarımız bizleri üzecek, düzeltilmesi zor, büyük masraflar gerektiren yanık travmasına maruz kalabilmektedir. Bugün gündemde olan yüz nakli yapılan hastanın yanık kurbanı olduğunu unutmayalım. Alınacak basit ve ekonomik önlemlerle, hem yapılacak olan daha büyük masrafların önüne geçilebilir, hem de kendimiz ve ailemizin sağlığını korumuş oluruz. Ev kazaları sonucu olan yanıkların; En çok 1-10 yaş çocukları etkilendiği, En sık nedenin haşlanma yanıklarının olduğu, En fazla mutfak ve banyolarda gerçekleştiği tespit edilmiştir. Op.Dr.Murat GÜVEN Kocaeli Derince EAH Yanık Tedavi Merkezi Sorumlu Hekimi

17 Cilt 1, Sayı 1 DOWN SENDROMU İÇİN ANNE KARNINDA TANI Genetik şifremiz vücudumuzdaki her hücrede aynıdır. Genetik şifremizdeki küçük bir hata tüm hücrelerimizi etkileyerek tedavisi zor olan Down sendromu gibi genetik hastalıklara neden olur. Down sendromu toplumda canlı doğumda bir görülür. Sayfa 17 GENETİK hastalıklar denilince ilk olarak aklımıza ailesel hastalıklar gelmektedir. Aslında genetik hastalıklar tam olarak ailemizden kalıttığımız hastalıklar anlamına gelmez. Genetik hastalıklar için doğru bir tanımlama yapacak olursak insan genomunun hastalıkları diyebiliriz. İnsan genomu vücudumuzun her hücresinde var olan genetik materyalimizdir. Genom için daha tanıdık bir isim olan genetik şifremizi kullanabiliriz. Genetik şifremiz vücudumuzdaki her hücrede aynıdır. Genetik şifremizdeki küçük bir hata tüm hücrelerimizi etkileyerek tedavisi zor olan Down sendromu gibi genetik hastalıklara neden olur. Genetik şifremiz o kadar önemlidir ki çevresel koşullar nedeni ile oluşan infeksiyon hastalıklarına veya sigara tüketimine bağlı oluşan hastalıklara bile genetik şifremiz nedeni ile farklı cevaplar veririz. Gebelik Tarama testlerinde yüksek risk saptanması ne anlama geliyor? İkili, üçlü veya dörtlü tarama testlerinde yüksek risk saptanması anne karnındaki bebeğimizin Down sendromu olabilme olasılığının diğer anne adaylarına göre daha fazla olması anlamına gelmektedir. Tarama testlerinde yüksek risk saptanması kesinlikle anne karnındaki bebeğimizin Down sendromu olduğu anlamına gelmez. Genetik şifremiz nereden geliyor? Genetik şifremizi anne ve babamızdan alırız. Ancak genetik hastalıkların hepsi ailesel hastalıklar değildir. Anne ve babamızda olmadan da ilk kez bizim genetik şifremizde hastalıklar oluşabilir. Tarama testlerinde yüksek risk saptanması halinde kesin tanı için bebeğin hücrelerinin incelenmesi gerekmektedir. Bu amaçla anne karnından alınan amniyon sıvısı materyalinde bebeğin kromozom analizi yapılmakta ve Down sendromunun kesin olarak olup olmadığı belirlenebilmektedir. Anne karnında Down sendromu nasıl anlaşılır? Down sendromu olarak bilinen ve toplumda diğer genetik hastalıklara göre nispeten daha sık rastlanan Trizomi 21 ailemizde olmadan ilk kez bizim çocuğumuzda ortaya çıkabilir. Down sendromu toplumda canlı doğumda bir görülür. Gelişme geriliği ve zihinsel yetersizliğe neden olan sık rastlanan bir kromozom hastalığıdır. Bilinen kesin bir tedavisi yoktur. Normalde 21 nolu kromozomdan iki adet olması gerekirken, Down sendromlu olgularda 3 adet 21 nolu kromozom vardır. Down sendromunun kesin olarak sebebi bilinmemek ile birlikte ileri anne yaşında (>35 yaşından sonraki gebeliklerde) bu hastalık daha sık görülür. Doğum öncesi bu hastalık için artık pek çok tarama testi bulunmaktadır. Bu nedenle artık sadece ileri anne yaşında olan gebeler değil tüm gebeler Down sendromuna yönelik yapılan gebelik tarama testleri ile taranmaktadır. Bu tarama testleri gebelik haftalarında yapılan ikili tarama testi ve gebelik haftalarında yapılan üçlü veya dörtlü tarama testleridir. Bu tarama testleri halk arasında zeka testi olarak bilinmektedir. Gerçekte ise zekayı etkileyen bir hastalık olan Down sendromu için yapılmaktadır. Bu testleri anne adayına önerirken anne karnındayken bebeğimizin zekasını ölçmediğini zekayı etkileyen Down sendromu için yapıldığını anlatmalıyız. Uz.Dr. Ayça Dilruba ASLANGER Tıbbi Genetik Uzmanı Evlerimizde, önemsemediğimiz ancak çok basit olan önlemlerle çocuklarımızı ve kendimizi koruyabiliriz: Su ısıtıcıları 40 derecenin üstünde ayarlanmaz Kaynar yada sıcak su bulunan kaplar tezgah veya masaların kenar kısımlarında bırakılmaz Yemek kapları ocak üzerine güvenli şekilde yerleştirilir Tava ve tencelerin kulplarının içe doğru bırakılması gerekir Ütü ve saç kurutma cihazları çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanır Kablolu ısıtıcıların kabloları düzgün bir şekilde ve çocukların çekemeyeceği şekilde yerleştirilir Çocukların masa örtülerini çekerek sıcak su ya da yemek olan kapları üzerlerine dökebileceği unutulmamalıdır Banyo öncesi su sıcaklığı mutlaka kontrol edilmelidir Elektrik prizleri koruyucu ile kapatılmalıdır Kimyasal yanığa yol açabilecek temizlik maddeleri güvenli yerde saklanmalıdır Çocuklar banyo ve mutfaklarda tek başlarına bırakılmamalıdır Op.Dr.Murat GÜVEN Kocaeli Derince EAH Yanık Tedavi Merkezi Sorumlu Hekimi

18 Sayfa 18 DOĞRU DİYETİSYENİNİZDEN DOĞRU Son yılların popüler konularından biri olan beslenme konusunda medyada hemen hemen her gün yeni bir bilgiyle karşılaşmaktayız. Peki, bu bilgilerden ne kadarı doğru? Ekmek yersem kilo alırım! Ekmekten doğru miktarda tüketildiğinde korkmaya gerek yoktur. Günde ortalama olarak 8-10 ince dilim ekmek yetişkin bir birey için yeterlidir. B grubu vitaminler açısından zengin olduğu da unutulmamalıdır. Bu yüzden beslenmeden tamamen çıkartılmamalıdır. Zeytinyağı kilo aldırmaz! Tüm yağların 1g ı 9 kalori enerji vermektedir. Fazla tüketilen yağlar zeytinyağı dahi olsa kilo olarak geri dönecektir. Yumurtanın kolesterolü çok yüksektir! Yumurtanın içerdiği protein %100 vücut proteinlerine dönüşebilen örnek proteindir. Bu nedenle büyüme ve gelişme çağındaki çocuklarda günde bir adet tüketilmesi gerekmektedir. Yumurta sarısında bulunan lesitin adlı madde kolesterolü abartıldığı gibi yükseltmemektedir. Şeker, kolesterol, safra kesesi rahatsızlığı olan bireylerde haftada 2-3 kere farklı günlerde tüketilmelidirler. Aç karnına limonlu sirkeli ılık su içmek yağları eritir! Aç karnına içilen ılık sade su bağırsakları çalıştırmak açısından fayda sağlarken içine birkaç damla sirke veya limon damlatılması yağların erimesine yardımcı olmaz. Aksine mideye asit gönderilmesiyle ilerleyen dönemlerde mide hastalıklarına davetiye çıkartır. Zayıflama ilaçlarıyla hızlı kilo verilir! Zayıflama ilaçlarını şişmanlığa bağlı ciddi hastalıkları bulunan hastalar doktor kontrolünde verilen dozlarda kullanmalıdır. Aksi takdirde bu ilaçlar kontrolsüz kullanımlarda kötü tablolara sebep olmaktadır.

19 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 19 YANLIŞLAR BİLİNEN BİLİNEN Aç kalmak zayıflatır! Zayıflamak için öğünlerin atlanması aç kalınması sanılanın aksine kilo almaya sebep olmaktadır. Çünkü metabolizma aç kalma durumunu kıtlık olarak değerlendirir ve vücuda alınan her besini depolamaya başlar. Kilo almak kaçınılmaz olur. Meyve tüketiminde sınır yoktur! Meyveler, meyve şekeri olan fruktoz yapısındadırlar. Fazla tüketilmeleri halinde kan yağı olan trigliseridi yükseltirler. Günde en fazla 3-5 porsiyon meyve tüketilmesi yeterli olacaktır. Spor aç karnına yapılmalıdır! Spor aç karnına yapıldığında kan şekerini çok düşürür. Yemeğin hemen ardından yapılması ise kalbi yormaktadır. Bu nedenle spor bir ara öğünden veya bir ana öğünden 1-1,5 saat sonra yapılmalıdır. Maydanoz suyu zayıflatır! Maydanoz suyunun idrar söktürücü etkisinden dolayı kişi daha çok idrara çıkar ve kendini hafiflemiş hisseder. Fakat maydanoz suyunun yağ yakıcı özelliği bulunmamaktadır. Diyetisyen Zülal YALÇIN

20 Sayfa 20 EVİMİZDEKİ TEMİZLEYİCİ TEHLİKESİ: KOROZİF MADDELER KDEAH Başhekimi ve Çocuk Cerrahisi Klinik Şefi Doç. Dr. Zekeriya İLÇE, Özellikle 5 yaş altı çocuklar yaşamlarının büyük bir kısmını ev ortamında geçirmeleri, meraklı olmaları ve her şeyi ağızlarına götürme içgüdülerinden dolayı diğer ev kazalarında olduğu gibi koroziv madde alımında da risk altındadırlar. Dünyayı saran ve ülkemizi de etkileyen ekonomik kriz nedeni ile bu tür maddelerin kontrolsüz üretiminin, satışının ve kullanımının daha fazla olacağı düşünülürse, halk sağlığı açısından konunun önemi ortadadır. dedi KOROZİF MADDE; aşındırıcı, yakıcı, çürütücü madde anlamına gelir. Korozif maddeler, kimyasal bir tepkime aracılığı ile doku hasarı yapabilirler. Bunuda içerdiği asit veya baz konsantrasyonuna bağlı protein denatürasyonu yaparak gerçekleştirir. Korozif etki gösteren maddeler; sülfirik asit, nitrik asit, hipoklorik asit gibi mineral asitler ve soda, potas, amonyak (amonyak zehirlenmesi), hipoklorid (çamaşır suyu) gibi kostik alkalilerdir. Evimizde bulunan başlıca korozif maddeler ise şunlardır; Deterjanlar, sabunlar, yumuşatıcılar, parlatıcılar, ağartıcılar, piller, metal kaplayıcılar, lavabo ve tuvalet temizleyiciler, pas çözücüler, Bulaşık makinası parlatıcılar, Sabun yapımında kullanılan kostikler, çamaşır suları, sirke ruhu, tuz ruhu Korozif maddelerin yanlışlık sonucu çocuklar tarafından içilmesi, ülkemizde halen ciddi bir morbidite, hatta mortalite nedenidir. Korozif madde içeren ajanların markasız, açıkta ve su, kola şişelerinde satılması, çocukların kolayca ulaşabileceği yerlerde bulundurulması, koruyucu kapaklarının olmaması ve kolay açılabilen ve üzerinde uyarıcıların bulunmadığı ambalajlarda bulundurulması sonucunda korozif yaralanmalar oluşmaktadır. Özellikle 5 yaş altı çocuklar yaşamlarının büyük bir kısmını ev ortamında geçirmeleri, meraklı olmaları ve her şeyi ağızlarına götürme içgüdülerinden dolayı diğer ev kazalarında olduğu gibi korozif madde alımında da risk altındadırlar. Dünyayı saran ve ülkemizi de etkileyen ekonomik kriz nedeni ile bu tür maddelerin kontrolsüz üretiminin, satışının ve kullanımının daha fazla olacağı düşünülürse, halk sağlığı açısından konunun önemi ortadadır. Özellikle hiçbir sağlık sorunu olmayan çocukların bu tür önlenebilir ihmal ve kazalar sonucu yaşamlarının kabusa dönüşmesi eğitim i n v e d e n e t i m i n ö n e m i n i a r t ı r m a k t a d ı r. Bahse konu maddeler çocukların ulaşabileceği yerlerde bulundurulması ve çocukların bunları yanlışlıkla yutmaları ciddi hayatı tehdit edici durumlara neden olabilir. Bunlar ağız içi, dudaklarda, yemek borusu ve midede yanıklar olabilir. Korozif Maddeye bağlı Dudak ve Ağız içi yanığı. Koroziv Maddeye bağlı yemek borusu yanığının endoskopik ve kontrast madde ile ( İlaçlı ) çekilen görünümleri. Bazende nefes borusu ve solunum sistemine kaçarak ölümle sonuçlanabilir. Yemek borusu ve Mide yanıkları bazen çocuğun hayatı boyunca devam eden, defalarca ameliyat olmasını gerektirecek ciddiyette olabilir. Çünkü bu çocuklar ciddi yanıklarda katı gıdaları hatta suyu bile yutamazlar. Peki, bu durumdan nasıl korunabiliriz? Asit ve Baz konsantrasyonu yüksek temizleyicilerin üretilmesi ve satılması engellenmeli. Özellikle merdiven altı tabiri üretimler kullanılmamalı. Alırken bunlara dikkat edilmeli. Temizlik maddelerini ulaşılamayacak bir yerde ve kendi orjinal kaplarında muhafaza edilmeli. Temizlik maddelerini asla içecek veya diğer gıdaların konulduğu kaplarda saklamamalı. Özellikle buzdolaplarında saklanmamalı çünkü yaz mevsiminde oynayan çocuklar aşırı susamakta, eve geldiğinde buzdolabını açmakta, pet şişelerde temizleyicileri fark edemeyerek içmektedir. Diğer taraftan ortalıkta bir çocuk varken temizleyicileri açıkta bırakarak temizlik yapılmamalı. Kimyasal Madde İçen Çocuğa Nasıl Davranmalı? Kesinlikle kusturmulmamalı, ağızdan bir şey verilmemeli ( Su dahil ). Verilen maddeler koroziv madde ile kimyasal reaksiyona girerek hasarın derecesini arttırmakta ayrıca çocuğun kusmasına neden olarak yemek borusunun korozivle 2. Kez karşılaşmasına neden olmakta ve yanığın şiddetini arttırmaktadır. Ayrıca kusarak bu maddelerin solunum sistemine kaçmasına buda solunum sistemi hasarına neden olmaktadır. Belirgin yanık varsa, ağız ve çevresini yıkayın. En yakın sağlık merkezine götürülmeli gerekirse ilk 24 saat içinde Endoskopi yapılmalıdır. Doç. Dr. Zekeriya İlçe Çocuk Cerrahisi Klinik Şefi

21 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 21 BOTOX İLE KIRIŞIKLIKLARDAN VE AŞIRI TERLEME ŞİKAYETLERİNİZDEN KOLAYLIKLA KURTULABİLİRSİNİZ.. Günümüzde Botox kozmetik dermatoloji alanında önemli ölçüde yer almaya başlamıştır. Dermatolojide bu ilaç, yüzün mimik çizgilerinin giderilmesinde ve aşırı terleme şikayetlerinin kontrol altına alınmasında kolaylıkla kullanılabilmektedir. Gülme, kızma, şaşırma, gözleri kısarak bakma gibi mimiklerimizi yüz kasları sayesinde yaparız ve bu mimikler zamanla cildimizde kırışıklıklara neden olur. Bu kırışıklıkların başlama yaşı, derecesi ve artma hızı kişilerin mimiklerini kullanma alışkanlıklarına, güneşe maruz kalma durumuna, cilt ve kas yapısına göre değişkenlik gösterir. BOTOX yani botulinum toksini, Clostridium Botulinum adlı bakteri tarafından üretilen bir protein olup kesinlikle söylentilerin aksine bir yılan zehiri değildir. Bu protein, kasların harekete geçmesinde rol alan sinirsel iletiyi bloke ederek, kasın fonksiyonunu geçici bir süre azaltır veya yok eder. Böylece, kas fonksiyonunu kaybedince üzerindeki ciltte kırışıklıkların oluşması da engellenmiş olur, hatta oluşan ince kırışıklıklar yok olur. Botox ile alın çizgileri, kaş arasındaki çizgiler, göz çevresindeki kaz ayağı çizgileri son derece başarılı bir şekilde azaltılabilmekte hatta yok edilebilmektedir. Bunlar dışında, gözaltı çizgileri, burun çizgileri, üst dudaktaki çizgiler, boyun çizgileri ve çenedeki pürüzlü görünüm de bu yöntemle tedavi edilebilmektedir yaş arasında kadın erkek herkese güvenle uygulanabilir. Botox, çok ince uçlu özel iğnelerle birkaç noktadan kas içine enjekte edilir. Yaklaşık 10 dakika sürer ve hastayı rahatsız edecek bir ağrı şikayeti oluşmaz. Estetik ameliyatlarla kıyaslandığında daha ucuz ve daha az zahmetli bir yöntemdir. Sonrasında bir iyileşme süresi gerektirmez. Bu uygulamadan mucizevi bir gençleşme beklenilmemelidir. Daha çok kırışıklıkların oluşması geciktirilerek yaşlanma belirtilerinin önüne geçilmektedir. Botox uygulaması ile yüzde kalıcı bir değişiklik oluşmayacağını da bilmek gerekir. Botoksun etkisi 3-7 gün sonra başlayıp 3-6 ay devam eder. Uygulama sayısı arttıkça Botoxun etki süresi 12 aya kadar uzayabilmektedir. Hastalarımız 3-6 ay boyunca kendilerini daha genç görmeye alışırlar ve daha sonra eski hallerine geri döndüklerinde eskisinden daha kötü göründüklerini zannedebilirler. Bu sadece daha iyi görünmeye alışmanın verdiği bir yanılmadır. Çünkü Botox un etkisi geçtikten sonra, eskisinden daha kötü asla olmazsınız. Hatalı noktalara yapılan botox, göz kapağı düşmesi, ifadesiz ve şaşkın bakışlar, maske yüzü görünümü gibi istenmeyen etkilere neden olabilir. Bilgili ve tecrübeli ellerde yapıldığında bu durumlar oluşmaz. Ayrıca bu gibi yan etkilerden de korkulmamalıdır, çünkü bunlar tedavi edilebilirler ve tedavi edilmese bile geçicidirler. Botox uygulaması dolgu ile çok sık karıştırılmaktadır. Botox uygulanan bölgelerde, şişkinlik olmaz, sadece çizgiler kaybolur. Şişkinlik bilinçsiz ve şekilsiz yapılan dolgu uygulamalarında görülen bir yan etkidir, asla botox uygulamasında görülmez. Tedavinin başarısı kişiden kişiye değişim göstermekle birlikte uygulayan hekimin bilgi ve becerisiyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle mutlaka bilgili ve tecrübeli uzman bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Botox ayrıca aşırı terleme şikayetlerini azaltma amaçlı olarak da kullanılmaktadır. Koltuk altı, el içi ve ayak tabanına yapılabilen uygulamaların biraz ağrılı olması haricinde hiçbir yan etkisi yoktur. Botox un ciddi yan etkileri olmayıp Amerikan Sağlık Dairesi (FDA) tarafından onaylanmıştır ve dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Uz. Dr. Nurşad ÇİFCİ ASLAN Dermatoloji Uzmanı

22 Sayfa 22 AMELİYAT ÖNCESİ NELERE DİKKAT ETMELİYİM? Ameliyata hazırlık sırasında size de düşen pek çok görev var tabi. Bütün bunlara uymanız hem ameliyat olacağınız bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmanızı sağlayacak, hem de anestezi uzmanının işini kolaylaştıracak. YAKINDA ameliyat olacaksınız. Hiçbir ağrı hissetmemeniz ya da hatta ameliyatla ilgili hiç bir sey fark etmemeniz için ameliyattan önce size anestezi uygulanacaktır. Türkiye de yaygın olarak anestezi yerine narkoz terimi de kullanılmaktadır. Anestezi genel bir terimdir. Tamamen uyuma anlamına gelen genel anestezi veya bölgesel uyuşturma sağlayan spinal anestezi ve epidural anestezi gibi çeşitli yöntemlerle ameliyatınız tamamlanır. Anestezi yöntemi seçimi ameliyattan önce anestezi uzmanı doktorunuz ile görüştüğünüz zaman belirlenebilir. Görüşme esnasında anestezi hakkındaki sorularınızı da sorabilirsiniz. Ameliyata hazırlık sırasında size de düşen pek çok görev vardır. Bütün bunlara uymanız hem ameliyat olacağınız bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmanızı sağlayacak, hem de anestezi uzmanının işini kolaylaştıracaktır. MAMOGRAFİ KORKULU RÜYA MIDIR? SON zamanlarda herkesin diline pelesenk olan mamografide alınan radyasyon dozu, bunun ne anlama geldiği ve ne tür zararları olduğu konusu özellikle belli yaş üstündeki tüm kadınları kara kara düşündürmektedir. Bu da günümüzde mamografiyi korkulu rüya haline getirmektedir. Öncelikle çağımızın vebası olarak nitelendirilen kanserin yaygınlığı ve artışı söz konusu olduğunda erken teşhisin ne kadar önem arz ettiği su götürmez gerçektir. Meme kanseri tüm dünyada ve ülkemizde kadınlarda görülen en sık kanserdir. Ne var ki meme kanseri, taraması yapılabilen ve bu sayede erken teşhisi çoğunlukla sağlanabilen bir hastalıktır. Meme kanseri teşhisinde biz doktorlara yardımcı iki yöntem Mamografi ve Ultrasonografidir. Mamografide X ışınları kullanıldığı için hasta belli bir miktarda radyasyona maruz kalır. Ultrasonografide böyle bir risk yoktur. Peki, neden sadece ultrasonografi ile teşhis yapmıyoruz sorusu eminim hepinizin aklına gelmiştir. Bunu anlamamız için meme dokusunun özelliklerini bilmeliyiz. Meme dokusu fibroglandüler doku yani süt salgılayan kısım ve kanallar ile yağ dokusunun karışımıdır. Tahmin edersinizki genç yaşlarda süt salgılayan kısım meme dokusunun en baskın kısmını oluşturur. Yaş ile birlikte fibroglandüler doku küçülür ve yerini yağ dokusu almaya başlar. Mamografi X ışınlarının dokuyu geçip filmde oluşan gölgeler ile tanıyı sağladığı ve yağ dokusuda X ışınını en iyi geçiren doku olduğu için yağlı memelerde bize ultrasondan çok daha fazla yardımcı olur. Genç yaştaki süt salgılayan doku X ışınlarını o kadar iyi geçiremez. Bu nedenle genç yaşlarda mamografi görüntü kalitesi bozuktur ve genellikle tercih edilmez. Bunun tam tersi olarakta ultrasonografi ses dalgalarının yansıması ile oluşan bir görüntüleme yöntemi olduğundan süt salgılayan, yani genç yaştaki meme dokusunda daha etkilidir. Yağlanmış meme dokusunda ultrasonografinin yeri çok sınırlıdır. O yüzden biz genç hastalarda öncelikle ultrasonografiyi, yaşlı hastalarda ise öncelikle mamografiyi tercih ederiz. Tabii Hastalık yoktur, hasta vardır prensibi ile bu yazdıklarım bazı hastalarda farklılıklar gösterebilir. Yani çok erken yaşta memede yağ dokusu baskın olabileceği gibi bazı yaşlı hastalarda da yapısal olarak süt salgılayan doku benzeri bir doku sebat edebilir. Bu durumda biz Radyologlar bazı genellemeler ışığında her hastayı kendi bazında değerlendirip raporlarımızı ona göre yazarız. Buradan çıkarılacak sonuç ultrasonografinin bazı hastalarda mamografinin yerini kesinlikle alamayacağıdır. Peki, bu kadar gerekli bir tetkik ne kadar radyasyon verir? Bizi tanı koyalım derken kendisi kansere sürüklermi? Memenin fibroglandüler dokusu radyasyon nedenli kanser oluşumuna hassastır. Memenin aldığı radyasyon dozu cihazdan çıkan X ışını miktarına, memenin kalınlığına ve yapısına bağlıdır. Modern mamografi cihazların- Ammannn Dikkatttt: * Ameliyat esnasında midenizin boş olması çok önemli. Yemek yediğiniz veya sıvı tükettiğiniz durumda ameliyat yapılmaz. Çünkü tokluğa bağlı kusma, mide içeriğinin akciğerlere kaçışı gibi problemler anestezi sırasında ve sonrasında çok önemli sorunlara yol açabilir, * Duş alın ve traş olun, * Makyaj yapmayın, oje sürmeyin, * Takı, diş protezi, lenslerinizi çıkarın, * Eğer kullanıyorsanız mümkün olduğunca önceden sigarayı bırakın. Ameliyattan sonra görülebilen solunum problemlerinin önemli bir nedeni de sigaradır, * Ameliyat öncesi görüşmenizde anestezi uzmanına mevcut hastalıklarınız, kullandığınız ilaçlar, varsa ilaç alerjisi ve daha önce almış olduğunuz anesteziler hakkında bilgi verin, * Sürekli kullandığınız ilaçları operasyon günü kullanıp kullanmayacağınızı doktorunuzla konuşun. Şimdiden geçmiş olsun.. Uz. Dr. Sema ÖNCÜL Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği da doz belirgin olarak azalmıştır. Ayrıca dozu azaltmak için meme sıkıştırılıp dokunun kalınlığı azaltılmaya çalışılır. Mamografide her bir filmde alınan radyasyon dozu yaklaşık 0,7 msv (milisievert) dir. (msv: Radyasyon dozu ölçü birimi). Her bir memeye ikişer planda film gerektiği için bir tetkikteki doz yaklaşık 2,8 msv olur. Normalde insanın bir yılda doğadan aldığı radyasyon (kozmik radyasyon, kendi vücudumuzdan kaynaklanan radyasyon, kaya ve topraktan alınan radyasyon vb.) dozu 3 msv dir. Yani yaklaşık olarak bir mamografi tetkikinde aldığımız doz bir yılda doğadan aldığımız doza yakın hatta onun altındadır. Bunun anlamı her yıl düzenli mamografi çektirmenin meme kanseri gelişiminde riski anlamlı olarak arttırmadığıdır. Doktorumuzun önerdiği ve Radyoloğun yönlendirdiği mamografiden korkmayalım. Uzm. Dr. Mustafa ÖZDEMİR KDEAH Radyoloji Kliniği Başasistanı

23 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 23 BULAŞTIRICILIĞI YÜKSEK BİR HASTALIK: ZATÜRRE (PNÖMONİ) Dünyanın bilinen en eski hastalıklarından biri olan zatürre kış mevsiminde daha sık görülen, bakteri ya da virüslerin yol açtığı ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Ne yazık ki, günümüzde en gelişmiş ülkelerde bile, gelişmiş tanı ve tedavi yöntemlerine, hastane ve yoğun bakım olanaklarına rağmen zatürre hala en sık ölüme neden olan hastalıklardan birini oluşturmaktadır. Zatürre her yaşta görülmekle birlikte bebek, küçük çocuklar ve ileri yaştaki bireyleri daha çok etkilemektedir. Tüm zatürre olgularının yarısından pnömokok bakterisi sorumludur. Bu bakteriden oluşan zatürre özellikle ileri yaştaki bireylerde, bağışıklık sistemini bozan herhangi bir hastalığı olanlarda, diyabet, böbrek veya karaciğer sirozundan yakınanlarda ölümle sonuçlanabilecek tablolara neden olabilmektedir. Yalnızca üşütmek zatürreye yol açmaz. Ancak mikropları solunum yoluyla alan veya hastalanmadan boğazında taşıyan bir kişide, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir durumda (örneğin aşırı soğuğa maruz kalmak gibi), bakteri boğazda çoğalmaya başlar ve bakterinin ulaştığı bölgeye göre hastalığa neden olur. Mikroplar çoğunlukla akciğerde yerleşip zatürreye neden olmaktadır. Yalnızca üşütmek zatürreye yol açmaz. Ancak mikropları solunum yoluyla alan veya hastalanmadan boğazında taşıyan bir kişide, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir durumda (örneğin aşırı soğuğa maruz kalmak gibi), bakteri boğazda çoğalmaya başlar ve bakterinin ulaştığı bölgeye göre hastalığa neden olur. Mikroplar çoğunlukla akciğerde yerleşip zatürreye neden olmaktadır. Zatürre bulaşıcıdır. Zatürre hastalığına neden olan mikroplar kişiden kişiye yaklaşık olarak bir iki metre mesafeden yakın temas sonucu bulaşır. Bu mikropların sebep olduğu hastalığın sağlıklı kişilere bulaşması, öksürük, aksırık ya da hasta kişilerin konuşması sırasında havaya yayılan damlacıkların doğrudan solunması yoluyla gerçekleşir. Aynı tabak, çatal ya da kaşığı kullanmak ile de zatürreyi birbirimize bulaştırabiliriz. Ancak mikrobu alan herkes zatürre olmaz, bazıları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak da geçirebilir bu evreyi. Başlıca belirtileri üşüme-titreme, C'ye varan yüksek ateş, öksürük, kirli, iltihaplı (yeşil, sarı, pas rengi) balgam çıkarma ve yan ağrısıdır. Bazı zatürre türlerinde ise sinsi başlangıç olur. Birkaç gün devam eden iştahsızlık, halsizlik, eklem ve kas ağrılarını takiben kuru öksürük, ateş, bulantı, kusma, baş ağrısı gibi belirtiler olabilir. Bu şikayeti olan hastalar mutlaka doktora başvurmalıdır. Zatürre ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunudur. Erken teşhis edilmesi ve gecikmeden tedaviye başlanmasının ölümleri azalttığı bilinmektedir. Hastanın yakınmaları zatürre'yle uyumlu ise genellik- le yapılan muayene ve akciğer röntgenindeki bulgularla teşhis konulabilir. Gerekirse kan ve balgam tahlilleri yapılabilir. Birçok vakada zatürre evde tedavi edilebilir. Ağır olguların (yaşlı hastaların, oksijen tedavisi veya yoğun bakım desteği gerektiren hastaların) hastaneye yatması gerekir. Tedavi hastaya göre değişir. Tedaviye erken başlandığında ve ayaktan tedavi edilebilen olgularda sonuçlar yüz güldürücüdür. Ancak teşhis ve tedavisi gecikmiş, ağır zatürre olgularında ölüm oranı yüksektir Zatürreden korunmak için, öncelikle hastalığa zemin hazırlayan koşullar düzeltilmelidir; stresten kaçınmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, sigara kullanmamak; hijyene dikkat etmek gibi. Bağışıklık yetmezliği olanlar, kronik bir hastalığı bulunanlar (akciğer, kalp, böbrek, bazı kan hastalıkları ve diyabet gibi), 65 yaşın üzerindekiler ve dalağı alınmış olanlar, zatürre gelişimi açısından daha büyük risk taşımaktadır. Bu tür risk grubundaki kişilere Pnömokok aşısı uygulanabilir. Kevser MELEK GÖĞÜS HASTALIKLARI VE TÜBERKÜLOZ UZMANI Hemoroide neler sebep olmaktadır Hemoroid hastalığının belli başlı nedenleri; Kabızlık; En önemli nedenlerin başında gelmektedir. Büyük tuvaletin geçişi sırasında kan damarlarındaki genişlemeler yırtılarak kanamalar neden olabilmektedir. Yemek alışkanlıkları; Özellikle kabızlığa neden olması açısından posası az yiyeceklerle beslenmek(sebze ve meyve tüketiminin az olması), Az su ve sıvı tüketmek Acılı ve baharatlı yiyeceklerin aşırı tüketilmesi Alkol tüketimi Hareketsiz yaşam; uzun süre ayakta sabit durmak ya da oturmak,gebelik, ıkınma, tuvalette uzun süre kalma gibi karın içi basıncı artıran durumlar ve Yaşlılık olarak sıralanabilir. Op. Dr. Hamdi Taner TURGUT KDEAH Genel Cerrahi Kliniği

24 Sayfa 24 HPV VE RAHİM AĞZI KANSERİ HPV (Human Papilloma Virus) DNA virusudur, yaklaşık 130 tane HPV tipi tanımlanmıştır. HPV tüm dünyada cinsel yolla bulaşan infeksiyonlar arasında ilk sıraya yerleşmekte ve her yıl en az 5,5 milyon kişinin infekte olduğu tahmin edilmektedir. ABD de en sık cinsel yol ile bulaşan hastalıktır ve toplumun yaklaşık %15 i HPV ile enfektedir. HPV, Genital bölgede ve mukozalarda enfeksiyon yapar. Cilt epitelini enfekte eder. Cilt bütünlüğünün bozulması bazen mikro travmalarla olmaktadır. HPV Nasıl Bulaşır? Virus cilt hücrelerindenden, etrafa yayılarak direkt ve indirekt temasla bulaşır. Virus cinsel ilişki sırasında bulaşır. HPV virüsün bulaşma şekli başka bir bireyin enfekte bölgesinin (penis gibi) mukozalara (ağız ve vajina gibi), ya da diğer nemli bölgelere (anüs gibi) temasıyla olur. Genital sistemin nemli mukoza yapısı, dudak ve ağız içi dokusu, üst solunum yolu epiteli, göz- konjuktiva dokusu HPVnin yerleşmeyi sevdiği alanlardır. Gebe anneden doğum esnasında ve gebelikte çocuğa geçiş mümkündür. Düzenli kondom kullanımına rağmen koruyuculuğu % 60 arasında değişmektedir. Kadınların hayat boyu HPV ile enfekte olma riski %50-80 dır. HPV Riskini Neler Artırır? Seksüel partner sayısı arttıkça risk artar, seksüel aktiviteye erken yaşta başlama riski artırır, immun sistemi baskın olan hastalarda risk artar. Genelde HPV görülme yaşı, 30 yaş üstündeki kadınlara göre genç kadınlarda ( yaş ) daha yüksektir ve yaşın artması ile birlikte düşer. Sosyo-kültürel ve ekonomik düzeyden bağımsız olarak kadınların % i yaşamları boyunca en az bir kez HPV ile enfekte olur. Genç kadınlardaki HPV infeksiyonlarının çoğu ( % 80 den fazlası geçicidir ) genellikle klinik belirti görülmeden 6-12 ay içerisinde immun sistem tarafından kendiliğinden temizlenir HPV Ve Rahim Ağzı Kanseri Rahim ağzı(serviks) kanseri, kadın kanserleri içerisinde 2.sıklıkta görülen kanserdir. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre tüm dünyada yeni serviks kanseri olgusu tanısı almakta ve olgununda serviks kanserinden öldüğü tahmin edilmektedir. Türkiyede görülme sıklığı 3.96/ Servikal kanser gelişmesi için HPV gerekli fakat tek başına yetersiz bir sebeptir. Doç. Dr. Ahmet KALE Kadın Hastalıkları ve Doğum Klinik Şefi GEÇ TANI HEMOROİD TEDAVİ SEÇENEKLERİNİ AZALTMAKTA Hemoroid tanısı konulmada, mahremiyet nedeniyle doktora başvurmada gecikme ya da doktor bilgisi dışında yanlış ilaç kullanımı hemoroidleri ilerlemesine neden olabilmektedir. Hemoroidde Tanı Nasıl Konmaktadır? Hasta doktora başvurduktan sonra şikayetleri hemoroid hastalığından şüphelendiriyorsa önce makat bölgesinin gözle ve parmakla muayenesi şarttır. Ancak mahremiyet nedeniyle doktora başvurmada gecikme ya da doktor bilgisi dışında yanlış ilaç kullanımı hemoroidleri ilerlemesine neden olabilmektedir. Başlangıçta ilaç tedavisi ile düzeltilebilecek durumlarda bu gecikmeler nedeniyle ameliyat bile gerekebilmektedir. Doktor muayenesi sonrasında gerekli bazı durumlarda ek olarak makat bölgesinden özel kamera ile girilerek inceleme yapmak gerekli olabilir. Hemoroid Hastalığında Tedavi; Tedavide öncelik hemoroidin çeşidini ve derecesini belirlemek, hemoroide neden olan durumu gidermektir. Bunun için varsa kabızlığın düzeltilmesi, diyet alışkanlıklarının değiştirilmesi, düzenli spor yapılması ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan vazgeçilmesi ana hedeflerdir. Bunun için; * Kişisel hijyene dikkat edilmelidir, * Posadan zengin yiyecekler tüketilmelidir, (portakal, elma gibi meyveler, bezelye, pırasa, domates vb. sebzeler, kepekli ekmek, tam buğday ekmeği), posadan fakir ve et türü yemekler azaltılmalıdır. * Su ve sıvı alımı artırılmalıdır. Ancak kabızlığa neden olabilecek kola ve kahve türü sıvı tüketilmesinden uzak durulmalıdır. * Uzun süre ayakta durma ya da oturma yerine fırsat bulundukça egzersiz yapılmalıdır. Ancak bu önlemlere rağmen hemoroid hastalığında ek olarak ilaç tedavisi gerekebilmektedir. Özellikle erken dönemlerde hastalar kullandıkları ilaç tedavisinden daha fazla oranda fayda görebilseler de gecikmiş hastalarda ya da ilaç tedavisinin fayda vermediği durumlarda ameliyat tedavisi gerekli olabilmektedir. Op. Dr. Hamdi Taner TURGUT KDEAH Genel Cerrahi Kliniği

25 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 25 UNUTMAK Freud her unutmanın nevrotik bir kökeni olduğunu söyler. Psikodinamik açıdan unutkanlık, bilinçdışı istekler ile bilinç düzeyinde yapılması gerekenler arasındaki uyumsuzluktan, başka bir deyimle çatışmasından kaynaklanır. UNUTKANLIK pek çok fiziksel ya da ruhsal hastalığın bir bulgusu olarak ortaya çıkabilir: Demans, depresyon, anksiyete bozukluğu bunlardan bir kaçıdır. Bu hastalıklarda unutkanlığın yanı sıra hastalığa özgü diğer bulgular da vardır. Unutkanlık sadece hastalık bulgusu olarak yaşanmaz, günlük yaşam içinde sağlıklı bireyler de yaşayabilir. Pek çok insanın başına gelmiştir, arabanın üstünde anahtarı unutmak, çok iyi tanıdığımız birinin adını bir türlü anımsayamamak, bizden istenen bir kitabı götürmeyi defalarca unutmak, giysimizi, telefonumuzu ya da anahtarımızı arkadaşımızın evinde unutmak... Freud her unutmanın nevrotik bir kökeni olduğunu söyler. Psikodinamik açıdan unutkanlık, bilinçdışı istekler ile bilinç düzeyinde yapılması gerekenler arasındaki uyumsuzluktan, başka bir deyimle çatışmasından kaynaklanır. Biraz daha açarsak, unutkanlık kişinin kendi yargılarından dolayı suçluluk duygusu uyandırabilecek bilinçdışı arzulara yönelik oluşturulan bir savunmadır. Bilinçdışı arzuların bastırılması sonucu arzu edilene karşı yabancılaşma olur ve kişi artık bu arzuyu kendine ait değilmiş gibi hisseder. Ama bilinçdışı boş durmaz, bu baskın arzu şekil değiştirerek bilinç düzeyine çıkar. Unutkanlık da kılık değiştirmiş arzularımızdan başka bir şey değildir. Bunun dışında bilinçdışı arzular, yani bastırılanlar günlük yaşamda başka yollarla da kendini gösterir: Rüyalar, dil sürçmeler gibi. Bir örnekle açıklarsak: Başka bir kente okumak için gitmek zorunda olduğunu bilen bir öğrenci bir taraftan da annesinin evinden ayrılmak istemez; ve orada kalmayı arzulayan bilinçdışı ile gitmesi gerektiğini bilen bilincin çatışması olur. Bilinç düzeyinde gidilse de bilinçdışı düzeyinde giysilerden biri unutularak bir şekilde orada kalınır. Ve giysinin nerede unutulduğu bile unutularak, asıl arzu edilen, yer ve yön değiştirerek bir bulgu şeklinde, yani unutmak olarak yaşanır. Freud, bilinçdışı bastırılmış arzuları bilinçle uzlaştırmak ve sağlıklı bir ruhsal yaşam sürdürmek için yüz yıl kadar önce psikanalizi keşfetmiştir. Freud un psikanaliz tekniği, haftada en az üç gün, kendisi de daha önce analizden geçmiş bir analist tarafından uygulanan, genellikle hastanın divanda uzanır durumda kabul edildiği bir yönteme dayanır. Psikanaliz yapılanın uyması gereken temel kural, serbest çağrışımla konuşması, çağrışımlarının yönlendirmesiyle bu zaman- dan o zamana, şu mekândan bu mekâna atlayarak konuşmasıdır. Analist ise yansızlık konumunda kalarak dirençleri, aktarımı ve bilinçdışı arzunun çeşitli görüngülerini yorumlar, bu şekilde bilinçdışı malzeme bilinçli hale gelir. Analistin en önemli malzemesi burada kelimelerdir. Çağrışımın peş peşe getirdiği kelimeler biriktirilir, yorumlanır ve sonunda bilinç dışı anlama ulaşmak amaçlanır. Bilinçdışı arzularla barışmak, bilinçle olan çatışmasına uzlaştırıcı bir çözüm bulmak, unutmak gibi kaçış savunmalarına ihtiyaç duymamak en iyisi, ama bazen de unutmak hiç bir savunma mekanizmasının yapamayacağı yararlı bir işlev görür. Yakınlarımızın kayıplarından sonra duyulan acıyı zaman geçtikçe hafifleten biraz da unutmaktır. Unutmak bazen de iyidir Uz. Dr. Figen Abacı Psikiyatri uzmanı Rahim ağzı kanserinde Risk Faktörleri Sigara Cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması, Uzun süreli oral kontraseptif kullanımı (10 yıl ve daha fazla), İmmun yetmezlik, Multiparite (doğum sayısının fazla olması), Çok sayıda cinsel partner olması, Klamidya enfeksiyonu gibi diğer enfeksiyonlar Doç. Dr. Ahmet KALE Kadın Hastalıkları ve Doğum Klinik Şefi

26 Sayfa 26 KORONER BAYPAS AMELİYATI NEDİR? Yaklaşık 60 yıldır yapılan bu ameliyat ile yapılan bilimsel çalışmalarda, iskemik kalp hastalığı denilen bu kalp damarlarının daralması veya tıkanması hastalığının cerrahi tedavisi başarıyla tamamlandığında, hastaların beklenen yaşam süreleri ameliyatı olmayan hastalara göre uzamış olarak tespit edilmiştir. AÇIK kalp ameliyatı denince, kalp damarlarına yapılan koroner baypas ameliyatı, kalp kapağı ameliyatları ve doğumsal bozukluklar nedeniyle yapılan kalp ameliyatları akla gelir. Bunların içinde hemen en sık uyguladığımız koroner baypas ameliyatı hakkında bilgiler vermek isterim. Herkesin bildiği gibi kalp, vücudumuzda tüm organların beslenmesi için damarlara kan pompalayan bir organdır. Neticede kalp de bir organ olduğundan kendisinin de beslenmesi gereklidir. Kalbi besleyen damarlarda çeşitli durumlarda (kalıtım nedeniyle, sigaraya bağlı, kollesterolden kaynaklanan ve şeker hastalığı ve benzeri sebeplerle) darlık ve tıkanıklıklar gelişebilir. Bu darlıklar sonucunda kalp yeterince kanla beslenemez. Bu durumu bir süre kaldırabilen kalbimiz yorgun düştüğünde ağrı ortaya çıkararak bizi haberdar eder. Ilaçlarla bu durumu düzeltmeye çalışsak da sonunda tahammül kapasitesini aşan bu beslenme bozukluğu kalp krizi şeklinde karşımıza çıkar. Hayatı tehdit eden bu durum ortaya çıkmadan erken tanı konulması her hastalıkta olduğu gibi etkin ve başarılı tedavi için önemlidir. Tedavi de sırayla ilaç tedavisi, balon ve stent tedavisi ve en nihayetinde cerrahi tedavi gereklidir. Kalp krizi geçirilsin yada geçirilmesin uygun hastalarda cerrahi tedavi, yani koroner baypas ameliyatı yapılır. Bu ameliyatta hasta olan, yani darlık yada tıkanıklık ortaya çıkmış olan kalbin besleyici damarlarına müdahale edilir. Kanın akış yönü esas alınarak ana atardamar olan aort damarından, tıkanık olan kısımın uç kısmına doğru damar eklenmesi yapılır. Bu eklenecek damar koldan, bacaktan ve göğüs kemiğinin iç kısmından çıkartılabilir. Daha ziyade çıkartıldığında hasta için çok zorluk olmayacak ve en fazla fayda beklenecek olan damarlar seçilir.(resim 1) Koroner baypas ameliyatı son yıllarda uygun ve kolay hastalarda kalp akciğer makinası kullanılmadan çalışan kalpte yapılabildiği gibi sıklıkla duran kalpte pompa desteği ile yapılmaktadır. Yurdumuzda yıllardır sadece büyük illerimizde yapılmakta olan bu ameliyat, teknolojideki gelişmeler ve ülkemizin sağlık sistemindeki iyileşmeler neticesinde artık birçok şehirde rahatlıkla ve başarıyla yapılmaktadır. Hasta için mecburi ama aynı zamanda zor olan bu ameliyatın hastaya olan faydası zorluğunun önüne geçmektedir. Özellikle kalp krizi geçirilmeden, erken tanı alınarak yapılacak koroner baypas ameliyatı, hastanın ileriki yaşamında rahat etmesini sağlamaktadır. Doç. Dr. Cevdet Uğur KOÇOĞULLARI EĞİTİM GÖREVLİSİ (EĞİTİM VE İDARİ SORUMLU)

27 Cilt 1, Sayı 1 KORONER ANJİOGRAFİ İŞLEMİ İÇİN MERAK ETTİKLERİNİZ Koroner anjiyografi tedavi değil, tanı (teşhis) yöntemidir. Kalbi besleyen damarlar (koroner arter) içine kontrast madde (bir çeşit tıbbi boya maddesi) verilmesi sırasında görüntülenmesi ve X ışınları kullanılarak hareketli film çekilmesi esasına dayanır. Bu yöntem ile koroner damarlarda damar sertliği olup olmadığı, varsa ne derece darlık yaptığı ve hastalığın ciddiyeti anlaşılır. Elde edilen veriler tedavinin yönlendirilmesinde ve çoğu hastada tedavi stratejisinin seçiminde temel belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki teknolojik koşullar ve bilgi birikimi sayesinde, adı geçen işlemlerin başarı oranı % 99 un üzerindedir. Koroner anjiyografi, anjiyografi cihazı ve eğitimli-deneyimli kardiyoloji uzmanı ile sağlık personelinin bulunduğu özellikli laboratuarlarda yapılır. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir. Doç. Dr. A. Lütfü ORHAN Uz. Dr. Ayhan MUTLU Uz. Dr. Murat UĞUR Sayfa 27 Koroner Anjiyografi Nasıl Yapılır? Koroner anjiyografide kalp damarlarına ulaşmak için çoğunlukla sağ/sol kasık atardamarı (bazen kol) kullanılır. Kasık atardamarına (femoral arter) girmek için kasık bölgesi iğne ile uyuşturulur ve damar içine bir plastik kılıf yerleştirilir. Hasta bu işlem sırasında girişim bölgesinde bazen hafif bir sızı duyabilir. Sonra ince-küçük ve bükülebilir bir boru (kateter) plastik kılıf yolu ile kalbi besleyen küçük atar damarların (koroner damarlar) çıktığı en büyük atar damara (aort) kadar ilerletilir ve koronerlerin aorta giriş yerlerine yerleştirilerek, koroner arter içine boyalı bir madde (kontrast madde) verilir. Böylece değişik açılardan çekilen filmlerde koroner damarlar görüntülenebilir ve hangi bölgede ne kadar daralma olduğu tespit edilebilir. Koroner Anjiyo İşlemi Ne Kadar Sürmektedir? İşlem kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama dakika sürer. İşlem esnasında kateter temelli tedavi (balon-stent) uygulanacaksa bu süre dakikaya çıkmaktadır. Hastaneden Taburculuk Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir? Hastaneden ayrıldıktan sonra hastanın 24 saat süre ile işlemin yapıldığı bölgeyi zorlamaması önerilir. Hasta 24 saat sonra işlem yerindeki bandı çıkarabilir, banyo yapabilir. Girişim yerinde, bazen kanın deri altına sızmasıyla morluklar, sertlikler oluşabilir. Morlukların tamamen geçmesi bir kaç hafta alabilir. Ancak işlem yerinde kanama, şiddetli ağrı, ani şişlik olursa hemen hastaneye müracaat edilmelidir. Koroner Anjiyografi Sonrası Neler Yapılmaktadır? İşlem sonrası genellikle kasık bölgesindeki plastik kılıf hemen çekilir. Kılıfın çekilmesi sonrası girişin yapıldığı atardamarda kanama olmaması için kasık bölgesine yaklaşık 10 dakika sıkıca basılması gerekmektedir. Aktif kanama durduktan sonra kasık bölgesinde tekrar kanama olmaması için kum torbaları konacak ve hastanın 4-5 saat süreyle sırtüstü pozisyonunu değiştirmeden yatması istenecektir. Daha sonra gerekli kontroller yapıldıktan sonra hasta kalkabilir ve dolaşabilir. İşlem sonrası doktorun uygun görmesine göre çoğunlukla aynı gün veya ertesi gün eve gidilebilir. YAŞAM KALİTESİNİ BOZAN BİR HASTALIK: PROSTAT Prostat, sık idrara çıkmak, geceleri idrar hissi ile uyanmak, idrara başlarken bir süre beklemek, kesik kesik idrar yapmak, idrar yaparken zorlanma, idrarın çatallı çıkması, idrar kesesini tam olarak boşaltamama, idrar yaptıktan sonra tekrar idrar hissi duymak ve bu nedenli tekrar tuvalete gitmek, ani idrar sıkışmaları hissetmek ve bununla birlikte bazen idrarı tutamamak belirtileriyle kendini gösterir. YAŞAMI tehdit edici olmamasına karşın işemenin bozulması ile ilgili semptomlar şeklinde ortaya çıkan iyi huylu prostat büyümesinin (BPH) klinik görünümü hastaların yaşam kalitesini bozmaktadır. 40 yaş sonrası vücuttaki hormonal değişikliklere bağlı prostatta büyüme başlar. 65 yaş üzerindeki erkeklerin yaklaşık yarısında gözlenmekte, % 30 olguda ise rahatsız edici (orta-ileri derecede) işeme semptomları ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte prostattın ağırlığından daha çok, prostatın idrar kesesi ve idrar kanalı arasında bulunduğu ortamdaki büyüme şekli işeme ile ilgili semptomların oluşmasında daha önemli rol oynar. Bu işeme ile ilgili semptomlar; sık idrara çıkmak, geceleri idrar hissi ile uyanmak, idrara başlarken bir süre beklemek, kesik kesik idrar yapmak, idrar yaparken zorlanma, idrarın çatallı çıkması, idrar kesesini tam olarak boşaltamama, idrar yaptıktan sonra tekrar idrar hissi duymak ve bu nedenli tekrar tuvalete gitmek, ani idrar sıkışmaları hissetmek ve bununla birlikte bazen idrarı tutamamak belirtileriyle kendini gösterir. Bu şikayetler nedeniyle hastaların yaşam kalitelerinde ciddi bozulmalar olmakta, oturarak tuvalet yapmak, uzak mesafeli yolculuklara çıkamamak geceleri sık tuvalete kalkmak yüzünden uykusuz kalmak gibi sorunlar yaşamaktadırlar. Kabızlıkla, üşütmekle, uzun süre sabit oturma ile bu belirtiler daha da artabilir. Mesane, daralmış olan idrar yolundan dışarı idrarı atmakta zorlanır ve kasılma gücü giderek azalır. Bununla birlikte hastalar; idrar yapamama yüzünden tekrarlayan idrar yolu sonda girişimleri, tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonu, idrar kesesinde taş oluşumu, börek yetmezliği gibi ciddi sorunlarla da karşılaşabilirler. Bu şikayetlerle başvuran hastalara genel tetkikler ( Fizik muayene, Tam idrar tahlili, PSA free PSA, İdrar yolları Ultrasonografisi, Üroflowmetri-İdrar akım hızı ) yapılır. Bu tetkiklerden en önemlisi kuşkusuz prostat kanserinin hem erken teşhisine yarayan hem de operasyon hakkında tercih yaptıran PSA denen kan testidir. Ancak fizik muayene sırasında yapılan parmakla rektal muayene ile birlikte tanı değeri belirgin olarak artmaktadır. Günümüzde bu hastaların semptomlarını gidermek, yaşam kalitesini artırmak ve uzun süreli obstrüksiyonun yol açacağı olası problemlerinden kaçınmak amacı ile PSA değerleri ve rektal muayenesi normal olan idrar zorluğu yaşayan hastalara medikal veya cerrahi yöntemlerden uygun olanlar tavsiye edilip uygulamaya başlanır. Op. Dr. Ömür MEMİK Üroloji Kliniği

28 Sayfa 28 SON YILLARIN TUTKUSU HAYATIMIZI KABUSA ÇEVİREBİLİR Mİ? Ölümlü kazalarda kurbanlar çoğunlukla göğüs ve bas bölgelerinden yara almışlardır. Kask giymek tek başına kafa yaralanmalarının önlenmesinde ve derecesinin azaltılmasında kritik bir faktördür. MOTOSİKLET kimi araç kullanıcıları tarafından trafik akışı içerisinde bir taşıt olarak dikkate alınmasada son yıllarda ekonomik oluşları, pratik kullanımı ve kolay alınabilmeleri nedeniyle sayıları giderek artmaktadır. TUİK-Emniyet Genel Müdürlüğünün ortak istatistik verilerine göre Türkiye de kayıtlı motosiklet sayısı yılları arasında %130 artmıştır. Bu taşıtların karıştığı trafik kazası oranları yıllar içerisinde artmakla beraber yılları arasında %0,9 gibi sabit oranda kalmaktadır. Türkiye de 2010 yılı verilerine göre motosiklet kazalarında kaza başına sürücü ölüm oranı %0,8 olarak tespit edilmiştir. Amerika da National Technical Information Service tarafından hazırlanmış rapor dünyada motosiklet kazaları ile ilgili en ayrıntılı belge olarak kabul edilmektedir. Bu rapora göre: Motosiklet kazalarının yaklaşık 1/4 ü motosikletin yolda devrilmesi ya da çevredeki sabit bir nesneye çarpması şeklinde olmuştur. Kazalara karışan motosiklet sürücülerinin yaşları 16 ila 24 arasında oldukça yüksek iken, 30 ila 50 arasında tam tersine oldukça azdır. Motosiklet kazası yapan sürücülerin % 96 sını erkek sürücüler oluştururken, kazaya karışan kadın motosiklet sürücülerinin sayısı da oldukça fazladır. Zanaatkar, isçi ve öğrenciler göreceli olarak daha fazla kaza yapmaktadırlar. Öğrenci ve işsizlerin kaza oranı oldukça yüksektir. Kazaya karışan motosiklet sürücülerinin çoğu eğitimsiz kişilerden oluşmaktadır. Bunların %92 si motosiklet sürmeyi kendi kendilerine, aileden ya da arkadaşlarından öğrenmişler. Sürüş eğitiminin alınması hem kaza sayısını hem de kazada yaralanm a d u r u m u n u a z a l t m a k t a d ı r. Motosiklet sürücülerinin karıştığı kazaların yarısından çoğunda, sürücünün 3 yıldan daha fazla sürüş tecrübesi olduğu halde, kaza yaptığı motosiklette 5 aydan daha az bir süre tecrübesi olduğu tespit edilmiştir. Dirty bike (Arazi motosikleti) tecrübesi olan sürücülerin karıştığı kaza oranı dikkate alınmayacak kadar azdır. Sürücü için sürüş becerisine ilişkin dikkatin kaybolması, motosiklet kazalarının tümünün ortak nedenidir. Hemen hemen ölümlü kazaların yarısında alkolün etkisi görülmüştür. Kazalara karışan sürücülerin çoğunun araç ruhsatı ve sürücü belgesi yoktur ya da geri alınmıştır. Kalın bot, mont ve eldiven giymek, basit kazalarda derinin sıyrılmasını ya da parçalanmasını önlemede etkili olmakla beraber ciddi yaralanmalarda nadiren etkili olur. Yaralanmaların ciddiyeti hız, alkol kullanım oranı ve motosikletin gücüne paralel olarak artmaktadır. Motosiklet sürücülerinin yaklaşık % 50 si trafikte kask takmaktadırlar. Ancak bunlarında sadece % 40 i kaza esnasında kask takmışlardır. Ölümlü kazalarda kurbanlar çoğunlukla göğüs ve bas bölgelerinden yara almışlardır. Kask giymek tek başına kafa yaralanmalarının önlenmesinde ve derecesinin azaltılmasında kritik bir faktördür. Kask takan sürücü ve yolcular, her çeşit yaralanma ve tüm yaralanma seviyelerinde en az baş ve boyun yaralanma oranına sahiptir. Kazaya karısan sürücülerinin %10 un azında sağlık sigortası ya da kasko güvencesi bulunmaktadır. Motosiklet kazaları ile ilgili bu raporun bize sağladığı en önemli bilgiler içerisinde kask ve full koruma diye tabir edilen sürüş kıyafetine uyulmasının hayati önem arz ettiğidir. Bunun yanında motosiklet kullanıcısının mutlak bir sürücü belgesi olmalı ve kullandığı taşıtın özellikleri ile yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmalıdır. Kazaya karışmış bir motosiklet sürücü ya da yolcusunun acil servise kabul edildiği anda öncelikle kafa ve göğüs travması açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kazalar kinetik enerji nedeniyle yüksek enerjili travmalar olup batın ve ekstremite yaralanmalarıda (travmatik amputasyon) oldukça sık eşlik edebilmektedir. Çoklu organ ve sistem hasarı nedeniyle yeterli sıvı ve kan ürünleri replasmanı hızla yapılmadığı taktirde hastaların şok tablosundan çıkarılmaları güçlük arz etmekte ve tablo ölümcül seyredebilmektedir. Op.Dr.Selim Yiğit YILDIZ Genel Cerrahi Kliniği

29 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 29 ŞİŞMANLIK DAVETİYELERİNİ ALINCA NE YAPMALI? KDEAH Diyetisenlerinden Yasemin HURMA, İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir. Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir. diyerek obezite tehlikesine dikkat HANİ bir söz vardı tüfek icat oldu, mertlik bozuldu diye; ben onu medeniyet icat oldu, hareketsizlik arttı ve obezite doğdu diye yeniliyorum. Peki, nedir obezite(şişmanlık). Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir. Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir. Günlük alınan enejjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır. İnsanların (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalpdamar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vb.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerji ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir. İnsan vücudunu bir teraziye benzetirsek; dengenin bozulduğu, alınan enerjinin harcanandan daha fazla olduğu durumlarda obezite oluşmaktadır. Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (% 20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Bir dirhem etin bin ayıp örttüğü zamanlar maalesef çok gerilerde kaldı. Günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırladı. Hemen hemen her evde artık bilgisayar var, çocuklar oyun oynamak için pek dışarı çıkmaz oldu ya da eve yemeği telefonla veya internet aracılığıyla sipariş verir olduk vb.. Sonuçta; çoluk çocuk,genç yaşlı birçok kişi hareketsizlik nedeniyle obezleşti ve maalesef obeziteye bağlı hastalıklar da(şeker hastalığı,kalp hastalığı,hipertansiyon v.b) insanoğlunun yakasına yapıştı. Unutmayın; sağlıklı kilo sağlıklı yaşam demektir, sağlıklı kilo için hareketli yaşam gerekir. Yasemin HURMA SMEAR TARAMASI NE SIKLIKTA YAPILMALIDIR Servikal smear testi serviks kanserinin(rahim Ağzı Kanseri) taraması için kullanılır. Kanser gelişmeden önce şüpheli hücreler servikal smear ile tespit edilip, tedavi edilebilir. Düzenli servikal smear testinin yapılmasıyla, serviks kanserinin görülme sıklığı azalmıştır. Serviksten dökülen hücreler bir fırça ile alınıp, cam üzerine yayılır ve patoloji laboratuarında bu hücreler incelenir. Smear testi alınması için en uygun zaman adetten sonraki günler arasıdır. İlk smear taraması: 21 yaş da başlanır yaş arası her 2 yılda bir smear taraması yapılır. 30 yaş ve üzeri eğer 3 defa arka arkaya alınan smear sonucu negatif ise her 3 yılda bir yaşında ve 3 defa alınan smear sonucu negatif ise ve son 10 yılda anormal smear sonuc yok ise taramaya gerek yok Hastanın rahmi alınmış ise taramaya gerek yok Doç. Dr. Ahmet KALE Op. Dr. Hasan TERZİ

30 SPORA BİLİNÇLİ BAKMAK Sayfa 30 onları bile şaşırtıyor olmalıdır. Çekemezlik bizi birlik olmaktan uzaklaştırıyor. Sonra da ecnebi sporlarla milli olmak gibi bir tezatla övünüyoruz. Klasik sistemler Türkiye ye gelmeye başlayınca, maalesef her zaman bir önceki yani federasyonlu branş bir sonrakini yani henüz federe olmayanı hakir görerek do ahlakı na aykırı düşmüştür. Daha sonra diğeri de federe olunca bizim resmi federasyonumuz var, biz özerkiz diyerek federasyonlaşma çabasında olanları dışladılar. Sonra nihayet daha önce dışlanan da federe olunca aynı tavrı o da federasyonlaşma çabasındakilere gösterdi. Bunu hepsi yaptığı için branş adlarını misal vermeye gerek duymuyorum. Her spor adamı bu kadar bağnaz olmadı belki ama çoğunluk maalesef böyleydi. Oysaki dünyadaki tüm ülkelerin tanıyıp, katılımcı olarak kurumsallaştırdıkları bir branş yoktur ve mesela olimpiyatlar Yunanlılar ve pek çok ülke için önemli olduğu gibi dünyadaki tüm ülkeler için o derece önemli değildir. Vatanı Türk toprakları olan bir branşın yoksa yahut bir tane ise hadi zorlayalım iki tane varsa ve bunların izleri de silinmeye yüz tutmuşsa, başkalarının olimpiyatlarını seninkinden daha çok önemsediğin içindir. Yunan olimpiyatlarını hayati derecede önemseyen Türklerin hangi etnik sporu ya da ata sporu Yunanlılar için az da olsa önemlidir? Yağlı güreş Türkiye dışında hangi ecnebi ülkenin umurunda biledir?.. Herhangi bir ülkede herhangi bir ata sporunuz yapılmamaktadır. Biz de başkalarının sporlarını hem de onların terminolojilerine vakıf olarak birbirimize karşı hararetle savunuyoruz. Ecnebi branşlar için birbirimizin kalbini kırıyoruz. Onların branşlarını kapışıyor ve başka branştaki birinin bizim branşımızı tercih etmemesine alınıyoruz. Kahvehanelerde boş oturan gençler ve hatta genç olmayanları hedefleyip oralardan koparmak varken, başka spor okullarında ve başka branşlarda efendi efendi çalışan gençleri hedefliyoruz. Bu da eğitimciler arasında husumete kapı açıyor. Ecnebilerin sporları için birbirimizle geçinemiyor, onların yanında kendimizi hakir gördüğümüz için ve demek ki kendi kalitesizliğimizden ötürü onları göklere çıkarıyoruz. Yabancı budalalığımız Ahlak ve maneviyattan, şuur ve bilinçlilikten, sağlık ve spordan, dostluk ve kardeşlikten çok para, ün, madalya, kupa ve plaketi önemser isek sporun yararları değil, zararları görülür. Kimin umurundadır futbolun kumara teşvik etmesi? Kimin için önemlidir futbolun masonlarca kurulması ve uyku tulumu görevi yapması? Kimin sorunudur futbol tribünlerinde kavgaların olması, küfürlerin duyulması? Kimin endişesidir magandaların balkonlarında oturan masumları vurması? Hangi akıllı adamın hesabıdır futbolun binlerce kişinin hayat boyu yüzlerce doksan dakikayı israf etmesi ve on binlerce kişinin bu doksan dakikalık israfının kaç bin insan ömrüne bedel olduğu? Maneviyat söz konusu olmayınca dürüstlük de olmuyor. Bu durumda doping yaparak yarışlara katılmanın adı hilekarlık olduğu halde kurnazlık olarak yumuşatılıyor. Doping sağlığa aykırı da futbol aykırı değil mi sanki? Diğer taraflara şerefsiz yakıştırması yapar gibi protokole şeref tribünü diyorlar. 21. yüzyılda demokrasi ve bilime rağmen, bu ayrım ancak cehaletin ve rantiyecilerin menfaatinin egemen olduğu bir yerde söz konusu olabilir. Hadi futbol kurmayları bu saçmalıklara rağmen çok para ve geniş çevre kazandıkları için aldırmıyor olsunlar; hem para hem de zaman harcayanlara ne demeli? 90 lı yıllarda ulusal çaptaki dergilerde gençlik ve spor sözcüklerinin yan yana olmasını ve beden terbiyesi denmesini şefaatle eleştirmiştim. Madem ruh ve zihin terbiyesi de söz konusuydu, madem biz atlar gibi yarışan ve sirk hayvanları gibi bedenen terbiye edilen canlılar değildik bu ifade değişmeliydi? 2000 li yıllarda nihayet bu gerçekleşti; spor müdürlüğü gibi makul bir ifade kullanıldı. Ama lütfen sporun yaşı olmadığı halde hala gençlik ve spor denilmesin. Sporu sadece gençlerin işiymiş gibi yansıtmak da aşılsın artık. Sonuç olarak spor bilinci hala toplumun çoğunda yok ve bu konuda bilinçlendirme çabaları da yeterli değil. Hayatımızda önem sıralamasında toplumu kaçıncı sırada görüyoruz acaba? Yüksel YILMAZ

31 Cilt 1, Sayı 1 Sayfa 31 Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hasta çalışan mutluluğu ve hayat sağlıkla güzeldir felsefesini ilke edinen hastanemiz, 2008 yılı itibariyle eğitim ve araştırma hastanesi ünvanını almıştır. Hastanemiz ilk kez 1993 yılında SSK Kocaeli Hastanesi olarak hizmete açılmış olup tarihi itibariyle Sağlık Bakanlığına devredilerek Kocaeli Derince Devlet Hastanesi adını almıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ağır hasarını atlatan hastane yaşadığı büyük değişim sonrasında tarihinden itibaren Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi unvanını almış ve bölgenin en önemli hastanelerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Hastanemizde 2010 ve 2011 yılları içerisinde büyük yatırımlar yapılarak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde olması gereken eksiklikler giderilmiştir. Hastanemiz; Nisan 2010 da açık kalp cerrahisi ve Temmuz 2011 de Anjiyografi yapılmaya başlanarak bölgemizde 24 saat koroner anjiyografi ve açık kalp cerrahisinin yapılabildiği, tam donanımlı yanık merkezine sahip tek hastane konumuna gelmiştir. Hastanemizin yatak kapasitemiz 2010 yılı başında 303 den 470 e çıkartılmıştır. 25 Yatak kapasitesiyle Reanimasyon, Koroner ve Kalp damar cerrahisi alanlarında yoğun bakım hizmeti verilmekteyken, 2011 sonunda Dahiliye, Yenidoğan ve Çocuk yoğun bakım ünitelerinin eklenmesiyle yoğun bakım ünitesi yatak kapasitesi 69 a çıkarılmıştır. Doğumhane biriminde yapılan tadilatla hastaneye yatıştan taburcu olana kadar anne ve bebeğin tüm müdahale ve bakımının yapılabildiği tek kişilik doğum odaları oluşturulmuştur 2010 ve 2011 yılları içerisinde toplam yaklaşık 10 milyon TL harcanarak yeni yoğun bakım ünitelerinin ekipmanları, 6 adet laparoskopi cihazı, Anjiyografi cihazı, 5 adet ultrasonografi cihazı, 3 adet ekokardiyografi cihazı, Böbrek taş kırma ünitesi, Radyoloji skopi cihazı ve dijital röntgen, Endoskopi cihazı, PACS sistemi, Fizik tedavi cihazları, Nükleer tıp ünitesi, Uyku laboratuarı, Bölge Kan Merkezi, Pnömatik sistem ve Merkezi Laboratuvar üniteleri güçlendirilmiştir. Ayrıca Göz Ultrasonu, Tomografisi ve Fako cihazının alınması ile Göz Kliniği bölge göz merkezi olma yolunda hızla ilerlemektedir yılı başında ortalamama hastaya poliklinik hizmeti verilirken bu rakam Hastanemizde çocuk gastroenterolojisi, çocuk nefrolojisi, çocuk kardiyolojisi, gastroenterohepatoloji, nefroloji, tıbbi onkoloji, tıbbi genetiği de içine alan 32 ayrı branşta toplam 110 poliklinikte ayda ortalama hastaya poliklinik hizmeti verilmeye başlanmıştır, 470 fiili yatak kapasitesiyle ile de ayda ortalama 2500 hastaya yatarak tedavi hizmeti sunulmaktadır. Hastanemizin 2010 başında 65 uzman ve 15 pratisyen hekimden oluşan doktor kadrosu, 2011 sonunda 15 eğitim görevlisi, 13 başasistan, 131 uzman hekim, 6 asistan ve 15 pratisyen hekim olmak üzere 180 kişiye ulaşmıştır. Eğitim kadrolarımız yapılan eğitim görevlisi atamalarıyla çok daha etkin bir hale gelmiştir. Hastanemiz sağlık hizmetinin yanı sıra eğitimde de bölgenin önde gelen hastaneleri arasında yer alacağı sinyalini vermektedir. İstanbul-Ankara Arasında yukarda söz konusu olan Klinik, Birim ve Merkezleri tek çatı altında toplayan sağlık kurumu olmanın ayrı bir zevk ve mutluluğunu yaşamaktayız. Hastanemiz kâğıt kullanımını tamamen ortadan kaldıran elektronik hastane uygulamasını gerçekleştirmiştir. Hastane otomasyon sistemi hekimler ve tüm personel tarafından daha aktif kullanılır hale getirilmiştir. Yakın gelecekteki hedefimiz medikal tablet PC ve elektronik imza uygulamalarına başlamaktır. Hastanemizin web sitesi yenilenerek, hekim ve hasta dosyaları, laboratuar ve röntgen sonuçlarını internet üzerinden takip etme olanağı sağlanmıştır. Hastanemizde periyodik olarak halka açık sağlık bilgilendirme toplantıları yapılmaktadır. Hastanemizin Acil servis genişletme, Kreş binası ihaleleri yapılmış olup inşaatları devam etmektedir. Rotary ek binasının yenilenme projesi çalışmaları devam etmektedir. İnsana hizmeti en kutsal görev bilen, güler yüzlü, samimi ve alanında uzman sağlık çalışanlarından oluşan personeli ile bölgeye hizmet veren hastanemiz, bölgenin en önemli sağlık merkezi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Hastaların gösterdiği teveccüh -ki yatak doluluk oranımızdan anlaşılmakta son 6 aydır %90 ın altına inmemektedir- ve halkımızdan aldığımız övgüler, güzel şeyler yaptığımızın ve daha güzelini yapmamız gerektiği konusunda bizlere sorumluluk yüklediği bilinci ile daha fazla çalışmaya sevk etmektedir. Başhekim Yard. Op. Dr. Yasin Ay Müdür Yard. Levent Biçer

32 Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi İbni Sina Bulvarı Derince/KOCAELİ TEL:(0262) FAX: Ahmet Emre BALCI

KALP KRİZİNDE İLK MÜDAHALE VE STENTLİ HASTANIN YAŞAMI. Uzm.Dr. Selahattin TÜREN Kardiyoloji Bölümü

KALP KRİZİNDE İLK MÜDAHALE VE STENTLİ HASTANIN YAŞAMI. Uzm.Dr. Selahattin TÜREN Kardiyoloji Bölümü KALP KRİZİNDE İLK MÜDAHALE VE STENTLİ HASTANIN YAŞAMI Uzm.Dr. Selahattin TÜREN Kardiyoloji Bölümü KALP KRıZINDE ILK MÜDAHALE Kalp krizi tıbbi bir acil durumdur. Erken tanı ve hızlı tedavi oldukça hayati

Detaylı

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri Kansızlık (anemi) kandaki hemoglobin miktarının yaş ve cinsiyete göre kabul edilen değerlerin altında olmasıdır. Bu değerler erişkin erkeklerde 13.5 g/dl, kadınlarda 12 g/dl nin altı kabul edilir. Kansızlığın

Detaylı

BÖBREK HASTALIKLARI. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Böbrekler ne işe yarar?

BÖBREK HASTALIKLARI. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Böbrekler ne işe yarar? BÖBREK HASTALIKLARI Prof. Dr. Tekin AKPOLAT Böbrekler ne işe yarar? Böbreğin en önemli işlevi kanı süzmek, idrar oluşturmak ve vücudun çöplerini (artık ürünleri) temizlemektir. Böbrekte oluşan idrar, idrar

Detaylı

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak İNME Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Rana Karabudak TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü Türk Nöroloji Derneği (TND) 2014 Beyin Yılı Aktiviteleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Tüm hakları TND ye aittir. Kaynak

Detaylı

Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atımı

Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atımı Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atımı 17 MAYIS 2013 Dünya Hipertansiyon Ligi Girişimidir. 17 MAYIS 2013 Dünya Hipertansiyon Ligi Girişimidir. Hipertansiyon Nedir? Çoğunlukla yüksek kan basıncı olarak

Detaylı

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011 Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri Sena Aydın 0341110011 PATOFİZYOLOJİ Fizyoloji, hücre ve organların normal işleyişini incelerken patoloji ise bunların normalden sapmasını

Detaylı

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU Yazar Ad 61 Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU Ülkemizde kalp damar hastalıkları erişkinlerde en önemli ölüm ve hastalık nedeni olup kanser veya trafik kazalarına bağlı ölümlerden daha sık görülmektedir. Halkımızda

Detaylı

Genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan astım kronik bir solunum sistemi hastalığıdır.

Genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan astım kronik bir solunum sistemi hastalığıdır. Bölüm 9 Astım ve Gebelik Astım ve Gebelik Dr. Metin KEREN ve Dr. Ferda Öner ERKEKOL Genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan astım kronik bir solunum sistemi hastalığıdır. Erişkinlerde astım görülme

Detaylı

Kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Büyük tansiyon 140 mm Hg veya küçük tansiyon 90 mm Hg dan fazla ise yüksek tansiyon olarak kabul edilir.

Kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Büyük tansiyon 140 mm Hg veya küçük tansiyon 90 mm Hg dan fazla ise yüksek tansiyon olarak kabul edilir. HİPERTANSİYON Prof. Dr. Tekin AKPOLAT Yüksek tansiyon (hipertansiyon) nedir? Kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Büyük tansiyon 140 mm Hg veya küçük tansiyon 90 mm Hg dan fazla ise yüksek tansiyon

Detaylı

Endometriozis. (Çikolata kisti)

Endometriozis. (Çikolata kisti) Endometriozis (Çikolata kisti) Bugün Neler Konuşacağız? Endometriozis Nedir? Belirtileri Nelerdir? Ne Sıklıkta Görülür? Hangi Sorunlara Neden Olur? Nasıl Tanı Konur? Nasıl Tedavi Edilir? Endometriozis

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ MENOPOZ DÖNEMİ BU EĞİTİMDE NELER PAYLAŞACAĞIZ? Menopoz nedir?

Detaylı

OKUL ÇAĞINDA BESLENME

OKUL ÇAĞINDA BESLENME OKUL ÇAĞINDA BESLENME Doç. Dr. Yeşim ÖZTÜRK Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji, Beslenme ve Metabolizma Ünitesi Nisan 2008-İZMİR ADÖLESAN DÖNEM 1. Biyolojik değişim BÜYÜME

Detaylı

NEFRİT. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Genel Bilgiler. Nefrit

NEFRİT. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Genel Bilgiler. Nefrit NEFRİT Prof. Dr. Tekin AKPOLAT Genel Bilgiler Böbreğin temel fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. Her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon küçük ünite (nefron) vardır. Bir nefron

Detaylı

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı çeken sigara vücuda birçok zarar vermekte ve uzun süre

Detaylı

ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM

ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM 9.11.2015 ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM Konular Doğum öncesi gelişim aşamaları Zigot Doğum öncesi çevresel etkiler Teratojenler Doğum Öncesi G elişim Anneyle ilgili diğer faktörler Öğr. Gör. C an ÜNVERDİ Zigot

Detaylı

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065 Gençlerde Bel Ağrısına Dikkat! Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problem olup zaman içinde daha sık görülmektedir. Erişkin toplumun en az %10'unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları

Detaylı

Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri...

Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri... Kanser Nedir? Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri... Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi. Sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle de bir halk

Detaylı

ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ. Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu

ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ. Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu Sağlık Hizmetlerinin Özellikleri Ergenin yaşına, gelişim düzeyine uygun Bireysel, kültürel ve sosyoekonomik farklılıklara

Detaylı

Yaşlanma ile birlikte deri ve saçlarda görülen değişiklikler gibi vücut duruşunda ve yürüyüşünde de değişiklikler meydana

Yaşlanma ile birlikte deri ve saçlarda görülen değişiklikler gibi vücut duruşunda ve yürüyüşünde de değişiklikler meydana Yazar Ad 111 Prof. Dr. Selçuk BÖLÜKBAŞI Yaşlanma ile birlikte deri ve saçlarda görülen değişiklikler gibi vücut duruşunda ve yürüyüşünde de değişiklikler meydana gelir. Kas-iskelet sistemi vücudun destek

Detaylı

Hisar Intercontinental Hospital

Hisar Intercontinental Hospital Varisler BR.HLİ.92 Venöz Hastalıklar (Toplardamarlar) Varis Hastalığı: Bacaklarımızda kirli kanı yukarı taşımak üzere görev alan iki ana ven sistemi bulunur. Yüzeyel ve derin ven sistemi olarak adlandırılan

Detaylı

GÖZ HIRSIZI GLOK M (=GÖZ TANSİYONU)

GÖZ HIRSIZI GLOK M (=GÖZ TANSİYONU) Op.Dr. Tuncer GÜNEY Göz Hastalıkları Uzmanı GÖZ HIRSIZI GLOK M (=GÖZ TANSİYONU) HASTALIĞINI BİLİYOR MUSUNUZ? Glokom=Göz Tansiyonu Hastalığı : Yüksek göz içi basıncı ile giden,görme hücrelerinin ölümüne

Detaylı

Romatizma ve Tedavisi Hakkında Yanlışlar ve Doğrular

Romatizma ve Tedavisi Hakkında Yanlışlar ve Doğrular Romatizma ve Tedavisi Hakkında Yanlışlar ve Doğrular BR.HLİ.067 Romatizma hastalıkları toplumda oldukça sık görülen hastalıklardır. Bunların sıklıkla günlük yaşamı etkilemesi, kişinin yaşam kalitesini

Detaylı

DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR

DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI D.P.Ü. KÜTAHYA EVLİYA ÇELEBİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR PROF. DR. AHMET HAKAN VURAL OP. DR. GÜLEN SEZER ALPTEKİN ERKUL OP. DR. SİNAN ERKUL

Detaylı

NÖROMUSKÜLER HASTALIKLAR

NÖROMUSKÜLER HASTALIKLAR NÖROMUSKÜLER HASTALIKLAR Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Rana Karabudak TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü Türk Nöroloji Derneği (TND) 2014 Beyin Yılı Aktiviteleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Tüm hakları

Detaylı

Op Dr Aybala AKIL. ACIBADEM Bodrum Hastanesi

Op Dr Aybala AKIL. ACIBADEM Bodrum Hastanesi Sağlıklı bir anne için Sağlıklı beslenme Düzenli hekim kontrolü Gebelik öncesi hastalıkların sıkı takibi Sağlıklı bir yaşam tarzı Huzurlu bir gebelik süreci Sağlıklı beslenme = Dengeli beslenme Proteinler

Detaylı

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu. Yaşlı Bakım-Ebelik. YB 205 Beslenme İkeleri

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu. Yaşlı Bakım-Ebelik. YB 205 Beslenme İkeleri Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Yaşlı Bakım-Ebelik YB 205 Beslenme İkeleri Uzm. Dyt. Emine Ömerağa emine.omeraga@neu.edu.tr YAŞLANMA Amerika da yaşlı bireyler eskiye göre

Detaylı

Reflü Hastaları Ne Yapmalı?

Reflü Hastaları Ne Yapmalı? On5yirmi5.com Reflü Hastaları Ne Yapmalı? Reflü hastalarının, yaşam kalitelerini yükseltmek ve daha az sorun yaşamaları için yapabilecekleri basit çözümler var. Yayın Tarihi : 11 Ekim 2011 Salı (oluşturma

Detaylı

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR Prof. Dr. Mehmet Ersoy DEMANSA NEDEN OLAN HASTALIKLAR AMAÇ Demansın nedenleri ve gelişim sürecinin öğretmek Yaşlı bireyde demansa bağlı oluşabilecek problemleri öğretmek

Detaylı

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D.

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D. MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D. Multipl Myeloma Nedir? Vücuda bakteri veya virusler girdiğinde bazı B-lenfositler plazma hücrelerine

Detaylı

Prof. Dr. Pınar AYDIN O DWEYER

Prof. Dr. Pınar AYDIN O DWEYER Yazar Ad 139 Prof. Dr. Pınar AYDIN O DWEYER Yaşın ilerlemesine bağlı olarak göz sağlığında değişiklikler veya bozulmalar olabilir. Bu değişikliklerin tümü hastalık anlamına gelmemektedir. Ancak diğer

Detaylı

DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler

DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler Diyabet nedir? Diyabet hastalığı, şekerin vücudumuzda kullanımını düzenleyen insülin olarak adlandırdığımız hormonun salınımındaki eksiklik veya kullanımındaki yetersizlikten

Detaylı

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ HAYAT PROGRAMI (2014 2017) TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ

Detaylı

30.12.2014. Anne Sütünün Önemi. 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı. Anne Sütünün Önemi. Anne Sütünün Önemi. Anne Sütünün Önemi

30.12.2014. Anne Sütünün Önemi. 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı. Anne Sütünün Önemi. Anne Sütünün Önemi. Anne Sütünün Önemi 10.Sınıf Kadın Sağlığı Hastalıkları ve Bakımı 15.Hafta ( 22-26 / 12 / 2014 ) ANNE SÜTÜNÜN ÖNEMİ VE ÖZELLİKLERİ Slayt No: 22 Bebeğin bağışıklık sisteminin gelişimini kolaylaştırır. Bebekte kulak enfeksiyonları

Detaylı

Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır.

Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır. ŞİŞMANLIK (OBEZİTE) Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır. Yağ dokusunun oranı; Yetişkin erkeklerde % 12 15, Yetişkin kadınlarda %20 27 arasındadır. Bu oranların

Detaylı

Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi. Doç. Dr. Bülent Özdemir Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı

Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi. Doç. Dr. Bülent Özdemir Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi Doç. Dr. Bülent Özdemir Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi KALP KRİZİ Kalp krizi (miyokard

Detaylı

KEMOTERAPİ NASIL İŞLEV GÖRÜR?

KEMOTERAPİ NASIL İŞLEV GÖRÜR? KEMOTERAPİ NEDİR? Kanser hücrelerini tahrip eden kanser ilaçları kullanılarak yapılan tedaviye kemoterapi denir. Bu tedavilerde kullanılan ilaçlara antikanser ilaçlar da denir. Kanserin türüne göre kemoterapinin

Detaylı

PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ

PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ PROSTAT BÜYÜMESİ Prostat her erkekte doğumdan itibaren bulunan, idrar torbasının hemen altında yer alan bir organdır. Yaklaşık 20 gr ağırlığındadır ve idrar torbasındaki idrarı

Detaylı

Hipertansiyon. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015

Hipertansiyon. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015 Hipertansiyon HT Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015 Bu sunum Arş. Gör. Dr. Neslihan Yukarıkır ve Arş. Gör. Dr. Dilber Deryol Nacar

Detaylı

Astım tedavisinde yaygın olarak yapılan yanlışlar vardır. Bu doğru bilinen yanlışların düzeltilmesi

Astım tedavisinde yaygın olarak yapılan yanlışlar vardır. Bu doğru bilinen yanlışların düzeltilmesi Bölüm 17 Astım Tedavisinde Yapılan Yanlışlar Astım Tedavisinde Yapılan Yanlışlar Dr. Gülhan AYHAN ve Dr. Ömer AYTEN Astım tedavisinde yaygın olarak yapılan yanlışlar vardır. Bu doğru bilinen yanlışların

Detaylı

Hemoroid (Basur) Nedir?

Hemoroid (Basur) Nedir? Sindirim sisteminin giriş kapısını ağız ve dişler, çıkış kapısını ise anal kanal ve anüs oluşturur. İstemli olarak sağlanan dışkı ve gaz çıkışının kontrolü; hemoroitlerin de bir parçası olduğu bu anal

Detaylı

YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR?

YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR? YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR? Vücudun, büyümesi yenilenmesi çalışması için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin yeterli miktarda alınmasıdır. Ş. İKİBUDAK BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ SAĞLIKLI BİR Y AŞAMIN

Detaylı

Sigaranın Vücudumuza Zararları

Sigaranın Vücudumuza Zararları Sigaranın Vücudumuza Zararları Sigaranın vücudumuza olan zararları ve sigarayı bıraktıktan sonra vücudumuzdaki değişimler burada anlatılmaktadır. Sırt ve Bel Ağrısı: Sigara içmek bel ile ilgili hastalıkların

Detaylı

PIHTIÖNLER(KAN SULANDIRICI) İLAÇ KULLANIM KILAVUZLARI DABİGATRAN(PRADAXA)

PIHTIÖNLER(KAN SULANDIRICI) İLAÇ KULLANIM KILAVUZLARI DABİGATRAN(PRADAXA) DABİGATRAN (PRADAXA) NE İÇİN KULLANILIR? Dabigatran (PRADAXA) pıhtıönler ilaç grubundadır. Halk arasında kan sulandırıcı ilaç olarak bahsedilen ilaçlardan bir tanesidir. Kan damarları içerisinde pıhtı

Detaylı

Obezite Nedir? Harun AKTAŞ - Trabzon

Obezite Nedir? Harun AKTAŞ - Trabzon Obezite Nedir? Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması

Detaylı

Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir.

Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. On5yirmi5.com Kolesterol Nedir? Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Yayın Tarihi : 21 Haziran 2011 Salı (oluşturma : 11/3/2015) Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar,

Detaylı

Kan Kanserleri (Lösemiler)

Kan Kanserleri (Lösemiler) Lösemi Nedir? Lösemi bir kanser türüdür. Kanser, sayısı 100'den fazla olan bir hastalık grubunun ortak adıdır. Kanserde iki önemli özellik bulunur. İlk önce bedendeki bazı hücreler anormalleşir. İkinci

Detaylı

MEME KANSERİ VE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2009

MEME KANSERİ VE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2009 MEME KANSERİ VE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2009 KANSER NEDİR? Kanser; Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak

Detaylı

Gebelikte Beslenme Vitaminler

Gebelikte Beslenme Vitaminler Gebelik döneminizde dengeli bir beslenme alışkanlığı edindiğinizde, sıvıyı bol miktarda aldığınızda, doktorunuzun verdiği demir içerikli preparatları düzenli olarak aldığınızda, normal sınırlar içinde

Detaylı

İLKYARDIM. www.hiasd.org

İLKYARDIM. www.hiasd.org İLKYARDIM www.hiasd.org Misyon & Vizyon Plan İlkyardım tanımı İlkyardım malzemeleri Haberleşme Kırık-çıkık Kanama Yanık Sara Hayvan dostlarımız Zehirlenme Duman zehirlenmesi Elektrik çarpması Kalp krizi

Detaylı

Romatizma BR.HLİ.066

Romatizma BR.HLİ.066 Nedir? başta eklemler olmak üzere, birçok organ ve dokunun doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görmesine yol açabilen hastalıklar grubudur. Kanda iltihap düzeyinde yükselmeye neden olup olmamasına göre

Detaylı

KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN

KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN 2005 DEN 2030 A DÜNYADA KANSER 7 milyon ölüm 17 milyon 11 milyon yeni vaka 27 milyon 25 milyon kanserli kişi

Detaylı

HEPATİTLER (SARILIK HASTALIĞI) VE 0212 5294400 2182 KRONİK BÖBREK HASTALIKLARI VE 0212 5294400 2182

HEPATİTLER (SARILIK HASTALIĞI) VE 0212 5294400 2182 KRONİK BÖBREK HASTALIKLARI VE 0212 5294400 2182 İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2013 YILI HASTA OKULU PLANI HASTANE ADI TARİH SAAT KONU EĞİTİM YERİ HASTA OKULU PROGRAMI İÇİN HASTA VE YAKINLARININ İLETİŞİM KURABİLECEKLERİ TELEFON NUMARASI HASEKİ 28/01/2013

Detaylı

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR!

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR! Acıbadem Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile, çocuğun doğumundan itibaren vücudunda hangi hormonların ne gibi işlevleri olduğunu, ilk 3 yılın önemini ve ergenlik

Detaylı

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU 173 Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU Hiçbir canlının beslenmeden yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bu, her yaşta olmak üzere, insanlar için de geçerlidir. Özellikle bebekler ve

Detaylı

DIŞ KULAK YOLUNDAN YABANCI CİSİM / POLİP ÇIKARTILMASI AMELİYATI HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAM (RIZA) FORMU

DIŞ KULAK YOLUNDAN YABANCI CİSİM / POLİP ÇIKARTILMASI AMELİYATI HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAM (RIZA) FORMU DIŞ KULAK YOLUNDAN YABANCI CİSİM / POLİP ÇIKARTILMASI AMELİYATI HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAM (RIZA) FORMU Hastanın Adı, Soyadı: TC Kimlik No: Baba adı: Ana adı: Doğum tarihi: Sayın Hasta, Sayın Veli/Vasi,

Detaylı

Beyin Tümörü Sinir sisteminin (Beyin, omurilik ve sinirlerin) tümörleri, sinir dokusunda bulunan çeşitli hücrelerden kaynaklanabilir ya da vücudun başka bir yerindeki habis tümörün genellikle kan yolu

Detaylı

HİPERTANSİYON TEDAVİ KILAVUZU VE YAŞAM TARZI ÖNERİLERİ

HİPERTANSİYON TEDAVİ KILAVUZU VE YAŞAM TARZI ÖNERİLERİ HİPERTANSİYON TEDAVİ KILAVUZU VE YAŞAM TARZI ÖNERİLERİ Kan basıncı nedir ve nasıl meydana gelir? Vücudun yapıtaşları hücrelerdir. Hücrelerin beslenmesi ve enerji üretebilmesi için gereken maddeler ve oksijen

Detaylı

DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER A) BİYOLOJİK ETMENLER KALITIM İÇ SALGI BEZLERİ B) ÇEVRE A) BİYOLOJİK ETMENLER 1. KALITIM Anne ve babadan genler yoluyla bebeğe geçen özelliklerdir.

Detaylı

VÜCUT KOMPOSİZYONU 1

VÜCUT KOMPOSİZYONU 1 1 VÜCUT KOMPOSİZYONU VÜCUT KOMPOSİZYONU Vücuttaki tüm doku, hücre, molekül ve atom bileşenlerinin miktarını ifade eder Tıp, beslenme, egzersiz bilimleri, büyüme ve gelişme, yaşlanma, fiziksel iş kapasitesi,

Detaylı

KOAH VE EGZERSİZ KOAH TA EGZERSİZ TAVSİYELERİ

KOAH VE EGZERSİZ KOAH TA EGZERSİZ TAVSİYELERİ KOAH VE EGZERSİZ KOAH kalıcı nefes darlığı ile kendini gösteren, geri dönüşü olmayan bir akciğer hastalığıdır. Sigara ve cevre kirliliği gibi faktörlerin etkisiyle hasta sayısı hızlı bir şekilde artmaktadır.

Detaylı

Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi pek çok patojen hastalığın oluşmasına neden olur.

Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi pek çok patojen hastalığın oluşmasına neden olur. Dr.Armağan HAZAR ZATÜRRE (PNÖMONİ) Zatürre yada tıbbi tanımla pnömoni nedir? Halk arasında zatürre olarak bilinmekte olan hastalık akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Tedavi edilmediği takdirde ölümcül

Detaylı

Koroner Arter Hastalıkları ve Tedavisi

Koroner Arter Hastalıkları ve Tedavisi Koroner Arter Hastalıkları Koroner Arter Hastalığı Kalp damarlarında ateroskleroz dediğimiz damar sertliği durumu gelişmesidir. Kalp damarlarının (aslında tüm damarların) iç yüzünü kaplayan endotel dediğimiz

Detaylı

1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?

1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? VÜCUT BAKIMI 1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? A) Anatomi B) Fizyoloji C) Antropometri D) Antropoloji 2. Kemik, diş, kas, organlar, sıvılar ve adipoz dokunun

Detaylı

Kalp Kapak Hastalıkları

Kalp Kapak Hastalıkları BR.HLİ.085 içerisinde kanın bulunduğu dört odacık vardır. Bunlardan ikisi sağ, ikisi ise sol kalp yarımında bulunur. Kalbe gelen kan önce sağ atriuma gelir ve kalbin sağ kulakcığı ve sağ karıncığı arasında

Detaylı

Astım Tedavisinde Kullanılan İlaçların

Astım Tedavisinde Kullanılan İlaçların Bölüm 25 Astım Tedavisinde Kullanılan İlaçların Yan Etkileri Astım Tedavisinde Kullanılan İlaçların Yan Etkileri Dr. Fevzi DEMİREL Nefesle Alınan Kortizonlu İlaçların Yan Etkileri Astım tedavisinde kullanılan

Detaylı

Astım hastalarının hava yollarındaki aşırı hassasiyet, hava akım kısıtlanması ve aşırı mukus salgılanması

Astım hastalarının hava yollarındaki aşırı hassasiyet, hava akım kısıtlanması ve aşırı mukus salgılanması Bölüm 11 Astım ve Cerrahi İşlemler Astım ve Cerrahi İşlemler Dr. Gözde KÖYCÜ ve Dr. Ferda Öner ERKEKOL Astım hastalarının hava yollarındaki aşırı hassasiyet, hava akım kısıtlanması ve aşırı mukus salgılanması

Detaylı

Kaç çeşit yara vardır? Kesik Yaralar Ezikli Yaralar Delici Yaralar Parçalı Yaralar Enfekte Yaralar

Kaç çeşit yara vardır? Kesik Yaralar Ezikli Yaralar Delici Yaralar Parçalı Yaralar Enfekte Yaralar YARALANMALAR YARA NEDİR? Bir travma sonucu deri yada mukozanın bütünlüğünün bozulmasıdır. Aynı zamanda kan damarları, adale ve sinir gibi yapılar etkilenebilir. Derinin koruma özelliği bozulacağından enfeksiyon

Detaylı

Kilo verme niyetiyle diyet tedavisinin uygulanamayacağı durumlar nelerdir? -Hamilelik. -Emziklik. -Zeka geriliği. -Ağır psikolojik bozukluklar

Kilo verme niyetiyle diyet tedavisinin uygulanamayacağı durumlar nelerdir? -Hamilelik. -Emziklik. -Zeka geriliği. -Ağır psikolojik bozukluklar Diyet denilince aklımıza aç kalmak gelir. Bu nedenle biz buna ''sağlıklı beslenme programı'' diyoruz. Aç kalmadan ve bütün besin öğelerinden dengeli biçimde alarak zayıflamayı ve bu kiloda kalmayı amaçlıyoruz.

Detaylı

KOLONOSKOPİK TARAMA VE KOLONOSKOPİ

KOLONOSKOPİK TARAMA VE KOLONOSKOPİ KOLONOSKOPİK TARAMA VE KOLONOSKOPİ KOLONOSKOPİ HAKKINDA ÖZET BİR REHBER OP. DR. ŞABAN BEYAZPINAR GENEL CERRAHİ UZMANI www.cerrahiklinik.com BU SUNUMDA KULLANILAN VERİLER, 2004 YILINDA YAPILAN DÜNYA CERRAHLAR

Detaylı

Alevlenmelerin en yaygın nedeni, trakeobronşiyal enfeksiyonlar ve hava kirliliğidir. Şiddetli alevlenmelerin üçte birinde neden saptanamamaktadır

Alevlenmelerin en yaygın nedeni, trakeobronşiyal enfeksiyonlar ve hava kirliliğidir. Şiddetli alevlenmelerin üçte birinde neden saptanamamaktadır Toraks Derneği, Göğüs Hastalıkları Uzmanları ve solunum hastalıkları alanında çalışan diğer uzmanlık dallarındaki hekimler tarafından 1992 de kurulan bir ulusal uzmanlık derneğidir. Toraks Derneği nin

Detaylı

Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor.

Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor. Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor. Sağlıklı çocuk izlemi: Çocuğun yaşına uygun ruhsal, fiziksel

Detaylı

Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır.

Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır. Erkek üreme sisteminin önemli bir üyesi olan prostatta görülen malign (kötü huylu)değişikliklerdir.erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir. Amerika'da her 5 erkekten birinde görüldüğü tespit edilmiştir.yine

Detaylı

ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ SELİN HOCA

ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ SELİN HOCA ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ SELİN HOCA Çevresel Sinir Sistemi (ÇSS), Merkezi Sinir Sistemine (MSS) bilgi ileten ve bilgi alan sinir sistemi bölümüdür. Merkezi Sinir Sistemi nden çıkarak tüm vücuda dağılan sinirleri

Detaylı

TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ

TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ DR. FZT. AYSEL YILDIZ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON ANABİLİM DALI Talasemi; Kalıtsal bir hemoglobin hastalığıdır. Hemoglobin

Detaylı

Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Kanser Hastalığına Eşlik Eden Kronik Hastalıklar-I Hipertansiyon

Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Kanser Hastalığına Eşlik Eden Kronik Hastalıklar-I Hipertansiyon Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kanser Hastalığına Eşlik Eden Kronik Hastalıklar-I Hipertansiyon HİPERTANSİYON Dr. Hatice ODABAŞ Yüksek Kan Basıncının Nasıl Bir Tehlikesi Vardır?

Detaylı

SİNÜS - AĞRI, BASINÇ, AKINTI

SİNÜS - AĞRI, BASINÇ, AKINTI SİNÜS - AĞRI, BASINÇ, AKINTI Yardım edin sinüslerim beni öldürüyor! Bunu daha önce hiç söylediniz mi?. Eğer cevabınız hayır ise siz çok şanslısınız demektir. Çünkü her yıl milyonlarca lira sinüs problemleri

Detaylı

Su Çiçeği. Suçiçeği Nedir?

Su Çiçeği. Suçiçeği Nedir? Suçiçeği Nedir? Su çiçeği varisella zoster adı verilen bir virüs tarafından meydana getirilen ateşli bir enfeksiyon hastalığıdır. Varisella zoster virüsü havada 1-2 saat canlı kalan ve çok hızlı çoğalan

Detaylı

KANSER TANIMA VE KORUNMA

KANSER TANIMA VE KORUNMA KANSER TANIMA VE KORUNMA Uzm. Dr Dilek Leyla MAMÇU Sunum İçeriği Genel Bilgiler Dünyada ve Ülkemizdeki son durum Kanser nasıl oluşuyor Risk faktörleri neler Tedavi seçenekleri Önleme mümkün mü Sorular/

Detaylı

Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atışı. Initiated by the World Hypertension League

Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atışı. Initiated by the World Hypertension League Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atışı Initiated by the World Hypertension League MAY 17, 2013 Hipertansiyon Nedir? Hipertansiyon kan basıncı (tansiyon) yüksekliği olarak bilinir. Kan basıncının yüksek

Detaylı

DİABETLİ HASTALARDA CİNSEL SAĞLIK

DİABETLİ HASTALARDA CİNSEL SAĞLIK DİABETLİ HASTALARDA CİNSEL SAĞLIK Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği OP. DR. ÜNSAL ÖZKUVANCI Genel bilgiler Şeker hastalığı bir çok organı etkilediği gibi cinsel fonksiyonları da olumsuz

Detaylı

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI VEREM (TÜBERKÜLOZ) NEDİR? Verem hastalığı; verem mikrobunun solunum yolu ile alınmasıyla oluşan bulaşıcı bir

Detaylı

TROMBOSİTOPENİ KONTROLÜ

TROMBOSİTOPENİ KONTROLÜ TROMBOSİTOPENİ KONTROLÜ GÜLDER GÜMÜŞKAYA HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ONKOLOJİ HASTANESİ TROMBOSİT NEDİR? 1 Kemik iliğinde yapılan kan hücrelerinden biridir. Pıhtılaşma hücreleri olarak bilinir. 1mm 3 kanda

Detaylı

Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz bir şekilde bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü urlara denir.

Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz bir şekilde bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü urlara denir. Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz bir şekilde bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü urlara denir. Genel anlamda ise kanser, hücrelerde DNA'nın hasarı sonucu hücrelerin

Detaylı

Pankreas, midenin arkasında karın içine yerleşmiş bir organdır. Gıdaların sindirim ve kullanımında büyük rol alır. Vücut için önemli hormonlar

Pankreas, midenin arkasında karın içine yerleşmiş bir organdır. Gıdaların sindirim ve kullanımında büyük rol alır. Vücut için önemli hormonlar Pankreas, midenin arkasında karın içine yerleşmiş bir organdır. Gıdaların sindirim ve kullanımında büyük rol alır. Vücut için önemli hormonlar üretir. Bunların başında insülin gelmektedir. İnsülin, pankreastan

Detaylı

Hepatit B ile Yaşamak

Hepatit B ile Yaşamak Hepatit B ile Yaşamak NEDİR? Hepatit B, karaciğerin iltihaplanmasına sebep olan, kan yolu ve cinsel ilişkiyle bulaşan bir virüs hastalığıdır. Zaman içerisinde karaciğer hasarlarına ve karaciğer kanseri

Detaylı

Henoch-Schöenlein Purpurası

Henoch-Schöenlein Purpurası www.printo.it/pediatric-rheumatology/tr/intro Henoch-Schöenlein Purpurası 2016 un türevi 1. HENOCH-SCHÖENLEİN PURPURASI NEDİR? 1.1 Nedir? Henoch-Shöenlein purpurası (HSP), küçük kan damarlarının (kapilerlerin)

Detaylı

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ KANAMALARDA İLKYARDIM BU EĞİTİMDE NELER PAYLAŞACAĞIZ? Kanama

Detaylı

Menopozda Öz-bakım. Doç.Dr.Nevin Hotun Şahin İ.Ü Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi

Menopozda Öz-bakım. Doç.Dr.Nevin Hotun Şahin İ.Ü Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Menopozda Öz-bakım Doç.Dr.Nevin Hotun Şahin İ.Ü Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Yapılan araştırmalar, kadınların menopozun ne olduğunu, bedenlerinde meydana gelen değişikliklerin

Detaylı

9. Sigarayı bırakma zamanı

9. Sigarayı bırakma zamanı 9. Sigarayı bırakma zamanı 1 9. Sigarayı bırakma zamanı Dünyada 8 saniyede 1 can alan, yılda 4 milyon kişinin ölümüne neden olan, dünyada her 10 erişkinden birinin ölüm nedeni sayılan sigarayı bırakmak

Detaylı

KALP DAMAR SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI RİSKLERİNDEN KORUNMA

KALP DAMAR SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI RİSKLERİNDEN KORUNMA KALP DAMAR SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI RİSKLERİNDEN KORUNMA BU EĞİTİMDE NELER PAYLAŞACAĞIZ? KALP DAMAR HASTALIĞI NEDİR? DAMARLAR NEDEN DARALIR? KALP DAMAR HASTALIĞININ BULGULARI RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR? KALP

Detaylı

HASTANESİ KARDİYOLOJİ KLİNİĞİ PERKUTAN KORONER GİRİŞİMLER (KORONER BALON VE STENT TEDAVİSİ) İÇİN HASTANIN BİLGİLENDİRİLMİŞ ONAM (RIZA) BELGESİ

HASTANESİ KARDİYOLOJİ KLİNİĞİ PERKUTAN KORONER GİRİŞİMLER (KORONER BALON VE STENT TEDAVİSİ) İÇİN HASTANIN BİLGİLENDİRİLMİŞ ONAM (RIZA) BELGESİ HASTANESİ KARDİYOLOJİ KLİNİĞİ PERKUTAN KORONER GİRİŞİMLER (KORONER BALON VE STENT TEDAVİSİ) İÇİN HASTANIN BİLGİLENDİRİLMİŞ ONAM (RIZA) BELGESİ HASTANIN Adı Soyadı:..... Protokol Numarası:..... Doğum Tarihi:.....

Detaylı

ELEKTRONİK NÜSHA. BASILMIŞ HALİ KONTROLSUZ KOPYADIR.

ELEKTRONİK NÜSHA. BASILMIŞ HALİ KONTROLSUZ KOPYADIR. SAYFA NO 1/5 TANISAL VE GİRİŞİMSEL DİZ ARTROSKOPİSİ AMELİYATI AYDINLATILMIŞ ONAM FORMU Hasta Adı Dosya No Tarih / Saat Yöntem: Eklem içerisini gözlemek için, 0.5 cm'lik kesi deliklerinden artroskopinin

Detaylı

YETİŞKİNLERDE MADDE BAĞIMLILIĞI DOÇ. DR. ARTUNER DEVECİ

YETİŞKİNLERDE MADDE BAĞIMLILIĞI DOÇ. DR. ARTUNER DEVECİ YETİŞKİNLERDE MADDE BAĞIMLILIĞI DOÇ. DR. ARTUNER DEVECİ CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PSİKİYATRİ A.D. Madde deyince ne anlıyoruz? Alkol Amfetamin gibi uyarıcılar Kafein Esrar ve sentetik kannabinoidler

Detaylı

SIK RASTLANAN HASTALIKLAR-1

SIK RASTLANAN HASTALIKLAR-1 SIK RASTLANAN HASTALIKLAR-1 HEMOROİD - BASUR HAZIRLAYAN: OP. DR. ŞABAN BEYAZPINAR ANA SAYFAYA DÖN 1 GİRİŞ Sağlıklı bir toplum olmak. Sağlıklı karar vermeyi sağlamak ve yanlış yapmamak. Bilgilerimizin doğruluğunu

Detaylı

SINCAN İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

SINCAN İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ SINCAN İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ Bu sunu Sincan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Hayatboyu Öğrenme Programı Grundtvig Öğrenme Ortaklığı Projesi kapsamında düzenlenen Eğitim Toplantıları için hazırlanmıştır.

Detaylı

Günde kaç saat, haftada kaç gün egzersiz yapılmalı?

Günde kaç saat, haftada kaç gün egzersiz yapılmalı? Başarılı bir kilo verme ve daha da önemlisi bu kiloyu korumada en önemli anahtar egzersizdir. Kilo verdikten sonra egzersiz yapmayı bırakanlar yeniden kilo alırken, egzersize devam edenlerde bu ihtimal

Detaylı

HODGKIN DIŞI LENFOMA

HODGKIN DIŞI LENFOMA HODGKIN DIŞI LENFOMA HODGKIN DIŞI LENFOMA NEDİR? Hodgkin dışı lenfoma (HDL) veya Non-Hodgkin lenfoma (NHL), vücudun savunma sistemini sağlayan lenf bezlerinden kaynaklanan kötü huylu bir hastalıktır. Lenf

Detaylı

BEL AĞRISI. Dahili Servisler

BEL AĞRISI. Dahili Servisler BEL AĞRISI Dahili Servisler İnsan omurgası vücut ağırlığını taşımak, hareketine izin vermek ve spinal kolonu korumak için dizayn edilmiştir. Omurga kolonu, birbiri üzerine dizilmiş olan 24 ayrı omur adı

Detaylı

Vücutta dolaşan akkan sistemidir. Bağışıklığımızı sağlayan hücreler bu sistemle vücuda dağılır.

Vücutta dolaşan akkan sistemidir. Bağışıklığımızı sağlayan hücreler bu sistemle vücuda dağılır. HODGKIN LENFOMA HODGKIN LENFOMA NEDİR? Hodgkin lenfoma, lenf sisteminin kötü huylu bir hastalığıdır. Lenf sisteminde genç lenf hücreleri (Hodgkin ve Reed- Sternberg hücreleri) çoğalır ve vücuttaki lenf

Detaylı