Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi"

Transkript

1 GİZLİ TEHLİKE KOAH PASİF SİGARA İÇİCİLİĞİ SAYFA 9 da SAYFA 31 de Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cilt 1, Sayı 2 YAZ SICAKLARI BÖBREKLERİMİZİ ETKİLER YAZ AYLARI, aşırı sıcak ve nem nedeni ile bir taraftan bunaltıcı olurken, diğer taraftan özellikle yaşlı bireylerde daha fazla olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Bu durumdan en çok etkilenen organlardan birisi de böbreklerimizdir. Ayrıca, bu dönemlerde vücudumuzda sıvı ve mineral dengesinde de önemli bozulmalar gelişebilmektedir. Sayfa 5 de Sayfa 8 de AYAKLARIN İNATÇI HASTALIĞI AYAK MANTARI Modern tedavi yöntemleriyle kontrol altında tutulabilen KDEAH Cilt Hastalıkları Dermotoloji Uzmanı Doktor Eylem Emel ARIKAN, Ayak Mantarı tedavisi oldukça basit olmasına karşılık, dirençli ve inatçı olduğundan sabır gerektirir ve asla kendiliğinden kaybolmaz. Tedavide en önemli nokta kaşıntı geçince tedavinin bırakılmamasıdır. Tedaviye; belirtilerin tamamı geçse dahi bir süre daha devam edilmelidir dedi. Bir hastalık : EPİLEPSİ Sayfa 30 da ÇOCUKLARDA YAZ İSHALLERİ Bu sayıda: Sayfa 19 da Çocuklarda Şişmanlığın Getirdiği Problemler 4 Balgamımda Kan var? 7 Yaz Aylarında Nasıl Beslenmeliyiz? 16 Her 5 Kişiden 1 i Reflü Şikayetleri Yaşamakta 18 Prostat İltihabı 20 Gaz (şişkinilk) 33 Sayfa 32 de Kalp Ritm Bozuklukları Ve Tedavisi 36

2 Sayfa 2 Değerli Hastalarımız; Doç. Dr. Zekeriya İLÇE Başhekim Hastanemiz 2008 yılı itibariyle Eğitim ve Araştırma Hastanesi ünvanını almış, kadroları ve teknik alt yapısı bakanlığımızın desteği ile her geçen gün daha da gelmektedir. Hastanemizin amacı hastalarımıza hızlı ve en kaliteli sağlık hizmeti sunmaktır. İnsana hizmeti en kutsal görev bilen güler yüzlü samimi ve alanında uzman sağlık çalışanlarından oluşan personeli ile bölgeye hizmet veren hastanemiz bölgenin en önemli sağlık merkezi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Hastanemiz yaklaşık 15 Eğitim görevlisi, 160 uzman hekimle kadrosu ve 470 yatak kapasitesi ve 70 yoğun bakım yatağı ile sağlık hizmet vermektedir. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde oluşturulan Hekimbaşı Sağlık Bülteni 2012 Mart ayından bu yana yayın hayatına devam etmektedir. Tıbbın her dalında severek okuyacağınız ve okurken bilgi edineceğiniz bir bülten tasarladık. bültenimiz; Eğitim ve Araştırma Hastanelerinin eğitim misyonundan yola çıkarak oluşturulmuştur. Okuyucularımıza sağlık konularda faydalı olabilecek, güncel sağlık sorunlarını içeren bilgi vermek amaçlanmıştır. ikinci sayımızı oluşturmamızda bizleri yazıları ile destekleyen meslektaşlarıma ve Bültenin oluşturulmasında katkıda bulunan herkese teşekkür ederim. Bültenimizin ilgi ile takip edileceğini diler, saygılarımı sunarım Misyonumuz Hasta ve çalışan memnuniyeti ilkelerine sadık kalmak koşulu ile hizmet kalitemizi her geçen gün arttırmak; kolay ulaşılabilir, güvenilir ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunmak; yapılan bilimsel çalışmalar ve eğitim faaliyetleriyle tıp bilimine katkılar sağlamak ve etik kurallara bağlı çağın gerektirdiği koşullarda bilgi ve beceri ile donatılmış hekimler yetiştirmektir. Vizyonumuz Hastaların ve uzmanlık öğrencilerinin en çok tercih ettiği, bilimsel anlamda uluslararası platformda adından söz ettiren, uluslararası kalitede hizmet veren ve kurumsal kimliği ile ön planda olan bir hastane olabilmektir.

3 Cilt 1,Sayı 2 Editörden ; Sayfa 3 Hekimbaşı sağlık bültenimizin 2.sayısı ile karşınızdayız. bültenimizde tıbbın bir çok dalını ilgilendiren yazılar, önemli başlıklar ve hastanemizde sağlık alanındaki tüm gelişmeleri bulup takip edebilirsiniz. Hastanemiz eğitim ve araştırma hastanesi olması bakımından hizmet içi ve halk eğitimi açısından önemli bir görev üstlenmektedir. Bu anlamda sağlık alanında doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak isteyen kişiler hedeflenmiştir. Bültenimiz hastanemizin çeşitli uzmanlık dalları tarafından hazırlanan ve kişilerin ihtiyaç duydukları sağlık bilgilerinin yer aldığı bir kaynaktır. Yılda en az 2 sayı olarak planladığımız bültenimizde sağlık alanında bir çok soruya yanıt bulacaksınız. 2. sayımızda; yaz aylarına özgü sağlık tedbirleri ve yaşanılan rahatsızlıklarla ilgili konular ile gastroenteroloji, çocuk hastalıkları ve cerrahisi, üroloji, kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, ortopedi, göğüs hastalıkları, dermatoloji, nöroloji gibi bir çok tıbbi alanda görülen hastalıklarla ilgili konu başlıkları yer almaktadır. Ayrıca hastanemizde yeni açılan bir birim olan taş kırma ünitesiyle ilgili bilgiler bulunmaktadır. İlk dergimizin okurları tarafından gelen olumlu görüşler bizi gerçekten çok sevindirdi ve teşvik etti. Bültenimizin diğer sayılarının da aynı ilgi ve heyecanla takip edilmesini ve keyifle okunmasını dilerim. Hekimbaşı Sağlık Bülteni Editörü Uzm. Dr. Rabia TERZİ Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adına Sahibi: Doç. Dr. Zekeriya İLÇE Yayın Kurulu Doç. Dr. Tülay ÖZER Uzm. Dr. Rabia TERZİ Eğt. Hemş. Asiye TUNCAY Gazete Editörü Uzm. Dr. Rabia TERZİ Metin Editörü ; Eğt. Hemş. Asiye TUNCAY Tasarım Ahmet Emre BALCI HASTALARIN VE ÇALIŞANLARIN MUTLULUĞUNU ESAS ALAN, HASTALARIN İNSAN OLDUĞUNU UNUTMADAN ONLARIN BEKLENTİLERİNİ KARŞILAYAN, YASALAR VE TIBBİ ETİK KURALLAR DOĞRULTUSUNDA, KALİTE YÖNETİM SİSTEMİ ŞARTLARININ UYGULANDIĞI VE ETKİNLİĞİNİN SÜREKLİ İYİ- LEŞTİRİLDİĞİ, ÇEVREYE DUYARLI, ULUSLARARASI STANDARTLARA UYGUN, GÜNÜMÜZ ÇAĞDAŞ TANI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİNİ KULLANARAK, BİLİMSEL ÇALIŞMALARLA TIP BİLİMİNE KATKIDA BULUNAN VE BU POLİTİKA DOĞRULTUSUNDA UZMAN HEKİM YETİŞTİREN, KİŞİLERDEN BAĞIMSIZ KURUMSAL ANLAMDA KALİTELİ EN İYİ SAĞLIK HİZMETİNİ SUNMAKTIR... Hekimbaşı Sağlık Bülteninde Yer alan İmzalı Yazıların Hukuki Sorumluluğu Yazıların Yazarlarına Aittir Doç. Dr. Zekeriya İLÇE BAŞHEKİM

4 Sayfa 4 ÇOCUKLUK ÇAĞINDA GÖRÜLEN ŞİŞMANLIK GELECEKTE BİRÇOK HASTALIĞA ZEMİN HAZIRLAMAKTA!!! KDEAH Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Ayşe Nurcan CEBECİ Çocukluk döneminde şişman olmak gelecekteki çok hastalığa zemin hazırlayacağından bu durum bir kozmetik bir sorun olmaktan çok, halk sağlığı problemi olarak görülmelidir dedi. GÜNÜMÜZDE, çocuklarda şişmanlık (obezite) tüm dünyada giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalarda Türkiye deki erişkinlerin %40 ının, çocukların da % 25 inin şişman olduğu gösterilmiştir. Çocukluk çağı şişmanlığı modern toplum yaşamının getirdiği yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizliğin bir sonucudur. Okul, dershane ve ev üçgeninde sıkışmış çocukların yoğun eğitim programları çocuklara boş zaman bırakmamakta, çocuklar da buldukları zamanları televizyon ve internet başında geçirmeyi tercih etmektedirler. Hızlı yaşam temposunda aile sofralarının kurulmaması, hazır yemek sipariş edilmesi, doğru beslenmenin ekonomik yükünün daha ağır olması, geniş ailelerde çocukların farklı büyükler tarafından mükerrer beslenmesi gibi nedenlerle çocuk şişmanlığı önlenememektedir. Kilolu olmak çocuğun arkadaş çevresinden ve sosyal yaşamdan kopmasına neden olmakta, aktivite azlığı ile daha fazla yemek ve alınan kiloların verilememesi bir kısır döngü oluşturmaktadır. Çocukluk döneminde şişman olmak gelecekteki çok hastalığa zemin hazırlayacağından bu durum bir kozmetik bir sorun olmaktan çok, halk sağlığı problemi olarak görülmelidir. Ne yazık ki, çocukluğunda şişman olan bireylerin çoğu erişkin olduklarında da şişman kalmaktadırlar. Araştırmalarda ergenlik döneminde kilolu olanların %80 inin hayat boyu şişman kaldığı gösterilmiştir. Şişman kişilerde yüksek kan basıncı (hipertansiyon), damar sertliği (ateroskleroz), inme (felç), şeker hastalığı (tip 2 diyabet), kalp hastalığı (enfarktüs) ve kanser riski artar. Şişmanlığa bağlı karaciğer yağlanması gelişmiş ülkelerde sirozun en önemli nedenidir. Şişmanlığın neden olduğu hastalıklar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Ne mutlu ki, çocuklar doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve fiziksel aktivitenin arttırılması ile kolaylıkla kilo verebilmekte ve bu problemler geri dönebilmektedir. ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIĞIN GETİRDİĞİ PROBLEMLER İnsülin direnci sendromu Uyku Apnesi Tip 2 Diyabet Solunum enfeksiyonları ve Astım Hipertansiyon Dislipidemi Kardiyovasküler hastalık Renal bozukluklar ve hiperürisemi Kızlarda adet düzensizliği, tüylenme artışı, erken ergenlik Erkeklerde meme bölgesinde yağlanma, Yağlı karaciğer Hastalığı, safra taşı Yeme bozuklukları Dermatolojik Bozukluklar Besinsel eksiklikler Doğumsal anomalili çocuk doğurma riski Artmış kanser riski Psikososyal problemler, depresyon Düztabanlık, bacaklarda eğrilme gibi ortopedik bozukluklar Uz. Dr. Ayşe Nurcan CEBECİ Çocuk Endokrinoloji Uzmanı

5 Cilt 1,Sayı 2 YAZ SICAKLIKLARI BÖBREKLERİMİZİ ETKİLER!! YAZ AYLARI, aşırı sıcak ve nem nedeni ile bir taraftan bunaltıcı olurken, diğer taraftan özellikle yaşlı bireylerde daha fazla olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Bu durumdan en çok etkilenen organlardan birisi de böbreklerimizdir. Ayrıca, bu dönemlerde vücudumuzda sıvı ve mineral dengesinde de önemli bozulmalar gelişebilmektedir. Sayfa 5 Böbreklerimiz ile ilgili olarak gelişebilecek hastalıklar şunlardır: Akut böbrek yetmezliği: Terleme ile kaybedilen fazla sıvının yeterli miktarda alınamaması durumunda böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir. Özellikle, kalp yetersizliği, hipertansiyon, şeker hastalığı, önceden böbrek hastalığının varlığı, ishal, karaciğer hastalığı olanlarda bu risk daha fazladır. Böbrek taşı: Az sıvı alınması böbrek taşı oluşumuna uygun bir ortam hazırlayan en önemli etkenlerden biridir. İdrar miktarı azaldığı zaman böbrekte kalsiyum gibi taş oluşturan minerallerin birikimi artmaktadır. Özellikle, sıcak ortamlarda, güneşli açık havada çalışanlarda risk daha fazladır. Yaz aylarında sıcaklığın artması ile birlikte vücuttan ter ile su kaybı yanında, sodyum ve potasyum gibi birçok minerallerde kaybedilmektedir. Bu kayıplar uygun şekilde yerine konmaz ise kalp, beyin ve sindirim sistemi gibi birçok önemli organlarda olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Vücudumuzu sıcak havalara bağlı olumsuz etkilerden korumak için günde en az litre su içilmesi gerekir. Hekim önerisine ve idrar miktarına göre su alımı artırılabilir. Özellikle riskli hastaların sıcaklığın yüksek olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları ve kendilerini korumaları önemlidir. Uz. Dr. Erkan ŞENGÜL İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzm. KALÇA ÇIKIĞI ÖNLENEBİLİR YETER Kİ BEBEKLERİ KUNDAKLAMAYIN! KDEAH Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği hekimlerinden Op. Dr. Erhan OKAN Yenidoğan bebeklerin bacaklarının/ kalçasının doğal pozisyonu, bandajlarla ya da cihazlarla kalçayı tedavi etme pozisyonuyla aynıdır. Bebeklerin daha doğarken, ayaklarından tutulup baş aşağı sarkıtılması, bacaklarının bir araya getirilip sıkıca sarıp sarmalanıp kundaklanması, bebeği her yıkayışta ağzına giden sular aksın diye ayaklarından tutup baş aşağı sarkıtılması, kalçaları çıkık olan bebeklerin kalçalarını dahi kendiliğinden iyi eden pozisyonun bozulmasına ve bu şansın bebeklerin elinden alınmasına neden olmaktadır dedi. BEBEKLERDE KALÇA ÇIKIĞI, ( Gelişimsel Kalça Displazisi-GKD ) önlenebilir ve tedavi edilebilir bir sakatlıktır. Bunun için, kundak kullanma ve bebekleri, banyodan sonra baş aşağı sarkıtma gibi alışkanlıklarından vazgeçilmesi gerekir. Hiçbir tedavi yapılmadan, sadece, kundak uygulaması ve bebeklerin baş aşağı sarkıtılmasının ortadan kaldırılmasıyla, doğuştan kalça çıkıklarının büyük oranda iyileşmesi mümkündür. Kalça çıkığı (GKD), bebek sakatlıkları arasında, erken tanının en önemli olduğu sakatlıklardan biridir. Kalça çıkıklı (GKD) bebek, doğar doğmaz anlaşılabilir ve tanınabilir. Doğumdan hemen sonra, ultrasonografi yapılması tavsiye edilmez. En ideali, bebek bir aylıkken ultrasonografi yapılarak, ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmesidir. Bebekler, doğar doğmaz kendi haline bırakıldığında, kalçaları karnına doğru çekilmiş ve tam yana doğru açılmış ve dizleri bükük pozisyonda durur. Bu, yenidoğan bir bebeğin doğal pozisyonudur. Bebek giydirildikten sonra da aynı pozisyonu korur. İlerleyen günler içinde; doğal tekmeleme hareketleri ile bacaklar yavaş yavaş aşağıya doğru uzanmaya başlar ve birkaç ay içinde bacakların karna çekik pozisyonu, bacakların uzun tutulma pozisyonuna doğru gevşer. Bu aylarda bebekte kalça çıkığı tanısı konulduğunda, bandajlarla ya da cihazlarla kalçayı tedavi etme pozisyonu da aynı pozisyondur. Araştırma amaçlı gerçekleştirilen bir uygulamada, tüm yeni doğan bebeklere doğar doğmaz kalça ultrasonografisi yapılmış, kalçası çıkık olanlara bile hiçbir tedavi yapılmayıp, bebekler kendi doğal haline bırakılmıştır. Bir ay sonra, yeniden yapılan kontrollerde, çıkık kalçaların yüzde 90 ının kendiliğinden iyileştiği görülmüştür. Yani, yeni doğan bebeklerin doğal kalça pozisyonu, kalça çıkığını tedavi edildiği pozisyonun aynısıdır. Kalça çıkığı sakatlıklarında yapılan hatalar... Bebeklerin daha doğarken, ayaklarından tutulup baş aşağı sarkıtılması, bacaklarının bir araya getirilip sıkıca sarıp sarmalanıp kundaklanması, bebeği her yıkayışta ağzına giden sular aksın diye ayaklarından tutup baş aşağı sarkıtılması, kalçaları çıkık olan bebeklerin kalçalarını dahi kendiliğinden iyi eden pozisyonun bozulmasına ve bu şansın bebeklerin elinden alınmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde yeni doğan bebeklerde kalça çıkığı görülme sıklığı, diğer ülkelerden fazla olmamasına rağmen, 3 aylıktan büyük bebeklerde kalça çıkıklığı görülme sıklığı çok yüksektir. Ailede kalça çıkığı öyküsü bulunması, makat gelişli doğum, doğum sıvısının azlığı, çoğul gebelik, yüksek doğum tartılı bebek görülmesi GKD yönünden bizleri araştırmaya yönlendiren risk faktörleridir. Op. Dr. Erhan OKAN Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği

6 Sayfa 6 GÜNEŞTEN KORUNMA VE GÜNEŞ KORUYUCU KREMLER KDEAH Cildiye Kliniği hekimlerinden Uz. Dr. Erdem GEÇER Güneşten koruyucular kullanırken, öncelikle kişi kendi için ideal olan bir koruyucu seçmelidir. Deri yapısı, yaşadığı yer ve yaşama koşulları gibi kişisel faktörler, güneşten koruyucu seçiminde önemlidir. Ama ideal bir güneş koruyucu ürünün en temel özellikleri; hem UVA hem UVB ye karşı etkin ve yüksek koruma sağlaması, toksik olmaması, suya ve terlemeye dayanıklı olması, kozmetik olarak kabul edilebilir olması, ekonomik olması ve kullanıcı tarafından iyi tolere edilmesi olarak sıralanabilir dedi. GÜNEŞ IŞIĞININ olumsuz etkilerinden, deriyi korumaya yönelik olarak kullanılan, ultraviyole ışınlarını emen veya yansıtan topikal ürünlere güneşten koruyucular adı verilmektedir. Güneş ışığına maruz kalmanın, fiziksel ve psikolojik olumlu etkilerinin yanı sıra; göz ardı edilemeyecek, yanık, leke gelişimi, deri yaşlanması, kanser gelişimi ve allerjik reaksiyonlar gibi olumsuz yan etkileri bulunmaktadır. Güneş ışığı içerik olarak; görünür ışık, ultraviyole, X ışını, gamma ışınları, kızıl ötesi ışınlar gibi farklı dalga boylarında pek çok ışık cinsi barındırmaktadır. Ultraviyole enerjisinin yaklaşık %95 ini Ultraviyole-A(UVA) oluşturur. UVA, camdan geçebilen bir ışık cinsi olup; bronzlaşma, foto yaşlanma, yanık ve kanser gelişiminde etkinliği bulunmaktadır. En zararlı ışın cinsi olan Ultraviyole-B(UVB) yanık, kanser ve yaşlanmada büyük rol oynar. Deri kanserlerinin sayısında artış, artan bilinç düzeyi ve yönetimlerin güneşten korumaya bakışının değişmesi sonucunda güneşten koruyucular günümüzde daha yaygın kullanılır duruma gelmiştir. Güneşten koruyucular, genel olarak etki mekanizmasına göre, kimyasal (organik) ve fiziksel(mineral) koruyucular olarak ayrılırlar. Güneşten koruyucular kullanırken, öncelikle kişi kendi için ideal olan bir koruyucu seçmelidir. Deri yapısı, yaşadığı yer ve yaşama koşulları gibi kişisel faktörler, güneşten koruyucu seçiminde önemlidir. Ama ideal bir güneş koruyucu ürünün en temel özellikleri; hem UVA hem UVB ye karşı etkin ve yüksek koruma sağlaması, toksik olmaması, suya ve terlemeye dayanıklı olması, kozmetik olarak kabul edilebilir olması, ekonomik olması ve kullanıcı tarafından iyi tolere edilmesi olarak sıralanabilir. Pratik bir yaklaşımla, ortalama bir erişkinin yüzü için kullanılması gereken miktar, 1/4-1/3 çay kaşığıdır. Yarım çay kaşığından biraz fazla ürün(yaklaşık 3ml)her iki kol, yüz ve boyun, bir çay kaşığından biraz fazla ürün ise her iki bacak, göğüs ve sırt için etkin koruma sağlayacak dozlardır. Kullanılan miktarın az olması durumunda, ürünün üzerinde belirtilen SPF değerlerinden daha düşük bir koruyuculuk sağlayacaktır. Tüm alanlara eşit uygulama yapılmalı ve arada sürülmemiş alan bırakılmamalıdır. Fiziksel bariyer oluşturan güneş koruyucular kullanıldığında, uygulandıktan hemen sonra dışarı çıkılabilir. Ancak, kimyasal güneş koruyucularda ilk uygulama, güneşe çıkmadan en az dakika önce kuru deriye yapılmalı ve 2-3 saatte bir tekrarlanmalıdır. Su teması, terleme, sürtünme gibi aktiviteler SPF etkinliğini düşürdüğü için uygulama; bu tür aktiviteler sonrası, süre gözetmeksizin tekrar edilmelidir. Her koşulda unutulmaması gereken, tek başına güneş koruyucu kullanımı güneşten korunmadan yetersiz kalmakta bu nedenle diğer koruma tedbirleri ile bir arada uygulanması sağlıklı bir korunma için şarttır. Bunun için; güneşin dik geldiği arasında dışarı çıkılmamalı ve gölgeler tercih edilmeli, güneş gözlüğü, geniş kenarlı siperli şapka ve koruyucu giysiler(özellikle açık renkte) kullanılmalı, belirli aralıklarla mutlaka bir cilt hekimine giderek cildini kontrol ettirmelidir. Güneşten koruyucuların en önemli yan etkileri, özellikle göz çevresinde olmak üzere tüm yüzde kaşınma, sivilce ve allerjik reaksiyonlardır. Bu yan etkileri en aza indirmek için mutlaka bir uzmandan yardım almak gerekir. GÜNEŞ KORUMA FAKTÖRÜ(SUN PROTECTİON FACTOR (SPF)), güneşten koruyucuların koruma etkinliğini gösteren sayısal bir değerdir. SPF değeri 4 den düşük olanların, koruyucu etkinliğinin olduğu kabul edilmemektedir. SPF 15 olanlar %93 oranında, SPF 30 ise %97 oranında bloke ederler. Günümüzde en düşük olarak SPF 15 ürünlerin kullanılması önerilmektedir. Uz. Dr. Erdem GEÇER Deri ve Zührevi Hastalıklar-Cildiye Kliniği

7 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 7 BALGAMIMDA KAN VAR KDEAH Göğüs Hastalıkları Kliniğinden Uz. Dr. Sinan ARSLAN Balgamda kan olmasının en önemli noktalarından bir tanesi, kanamanın ciddiyeti ve miktarıdır. Küçük miktarlarda başlayan kanamalar aniden kötüleşerek hayati tehlike oluşturabilir. Bu nedenle, ağızdan kan geldiğinde en kısa zamanda bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır dedi. Akciğerler, bronşlar ve nefes borusu düzeyinde çeşitli nedenlere bağlı olarak oluşan kanamaların, solunum yollarından gırtlağa, oradan da ağız yoluyla dışarı atılmasına, hemoptizi denir. Balgamda kan görülmesi (hemoptizi) bir çok kişinin endişe ettiği rahatsızlıklardan birisidir. Tipik olarak parlak kırmızı renkte ve köpüklüdür ama solunum yollarında bir süre bekledikten sonra çıkarılırsa, kanın rengi değişir, koyu kırmızı kahverengi olur. Hemoptizi, ciddi bir hastalığın belirtisi olabileceğinden üzerinde önemle durulmalı ve sebebi mutlaka araştırılmalıdır. Kanamanın kaynağı çoğunlukla 3 bölgeden birisidir; Bunlardan birisi burun boşluğu, ağız içi ve boğazdan oluşan üst solunum yollarıdır. Hem tükürmekle hem de burundan kan geliyorsa, kanamanın kaynağı, üst solunum yolları olabilir. Böyle hastalarda detaylı bir kulak burun boğaz muayenesi gerekir. Eğer kan, bulantı ve kusma ile birlikte geliyorsa kanamanın kaynağı mide bağırsak sistemi olabilir. Ancak akciğerden kaynaklanan ciddi kanamalarda da bulantı ve kusma olabilir. Akciğerlerden kaynaklanan kanama, genellikle öksürükle birliktedir. Çoğunlukla, göğüste hırıltı ile birlikte kan gelir. Kanama, balgam içinde noktalar ya da çizgiler şeklinde olabileceği gibi tamamen kandan oluşan bir balgam şeklinde de olabilir. Akciğerlerdeki birçok hastalık kan tükürmeye neden olabilir. Akciğer kanseri: Sigara tiryakisi, yaşlı kişilerde ilk akla gelmesi gereken ihtimaldir. Hemoptizi, kanserin ilk belirtisi olabilir fakat, maalesef erken belirtisi değildir. Tüberküloz: Verem hastalığı olarak bilinen akciğer tüberkülozu da, balgamda kanamaya neden olan hastalıkların en sık saptanan nedenlerindendir. Kesik kesik öksürük, iştahsızlık, halsizlik, zayıflama, hafif ateş ve gece terlemesi hastalığın diğer belirtileridir. Pnömoni (Zatürre): Başlıca belirtileri, üşüme, titreme, yüksek ateş, öksürük, balgam, göğüs ağrısı ile birlikte balgamda kanama olmasıdır. Pulmoner emboli: Akciğer damarlarının, pıhtı ile tıkanması sonucunda oluşur. Pıhtının kaynağı, çoğunlukla bacakların derin toplardamarlarıdır. Ani başlayan, batar tarzda göğüs ağrısı, nefes darlığı, öksürük akciğer embolisini düşündürmelidir. Bronşektazi: Bronşlarda, yaygın veya bölgesel olarak genişleme ve harabiyet vardır. Başlıca sebebi, çocukluk çağında geçirilen kızamık, boğmaca, zatürree gibi iltihaplı hastalıklardır. Tipik belirtileri, tekrarlayıcı nitelikte öksürük, balgam ve zaman zaman da balgamda kanamadır. Akciğer Absesi: Alkoliklerde, düşkün ve yaşlılarda daha çok rastlanan bir hastalıktır. Yüksek ateş, titreme, çok bol ve kötü kokulu balgam ve genel durum bozukluğu başlıca belirtileridir. Bazı hastalar antibiyotikler ile tedavi edilebilirken, bazılarında cerrahi girişim gerekir. Bir başka önemli konu kanamanın ciddiyeti ve miktarıdır. Küçük miktarlarda başlayan kanamalar aniden kötüleşerek hayati tehlike oluşturabilir. Bu nedenle, ağızdan kan geldiğinde en kısa zamanda bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Uz. Dr. Sinan ARSLAN Göğüs Hastalıkları Kliniği

8 Sayfa 8 KDEAH Kulak Burun Boğaz Kliniği Eğitim Görevlisi Op. Dr. Selahattin GENÇ Kulak çınlaması toplumda neredeyse her beş kişiden birinde rastlanır. Yaşlılarda ise yaklaşık her üç kişiden birinde görülür. Genellikle orta ve ileri yaşlarda ve erkeklerde daha sık görülür dedi. KULAK ÇINLAMASI (TİNNİTUS), herhangi bir ses uyaranı olmadan algılanan, şiddeti değişken, düzensiz seslerden oluşan, hiçbir anlam taşımayan seslerdir. Bir hastalık değil, ancak çeşitli hastalıkların habercisi olabilecek bir belirtidir. Toplumda neredeyse her beş kişiden birinde rastlanır. Yaşlılarda ise yaklaşık her üç kişiden birinde görülür. Genellikle orta ve ileri yaşlarda ve erkeklerde daha sık görülür. Tek bir kulakta görülebileceği gibi, hastaların yaklaşık yarısında her iki kulak da etkilenir. Mekanizması tam anlaşılamadığından hasta ve hekim için önemli bir problemdir. İç kulakla beyin arasındaki işitmeyi sağlayan yollardan herhangi birinde oluşan bir hasarla, iç kulak hücrelerine zarar veren herhangi bir nedenle ortaya çıkabilir. Baş-boyun yaralanmalarında, iç kulağa zarar veren ilaç kullanımı gibi nedenlerle, orta kulak tümörlerinde, kalpdamar sistemi hastalıklarında, kansızlık, tiroid hormon yüksekliklerinde ve düşüklüğünde, kolesterol yüksekliklerinde, multipl skleroz(ms) gibi nörolojik rahatsızlıklarda, depresyon, anksiyete gibi pisikolojik rahatsızlıklarda, aspirin, ağrı kesici, sakinleştirici, antidepresan ve bazı tansiyon düşürücü ilaçları kullananlarda, kısa zamanda aşırı kilo verilmesi gibi sebeplerle ortaya çıkabilmektedir. Ancak hastaların yaklaşık % 60 ında hiçbir sebep bulunamamaktadır. Hastaların günlük yaşantılarını etkilemeyen çok az şiddetten, 24 saat boyunca hissedilen çok şiddetli forma kadar geniş bir aralıkta hissedilebilir. Yaşam kalitesini etkileyerek, uyku bozukluğu ve psikiyatrik problemlere sebep olabilmektedir. Kulak çınlaması ile bir hasta hekime başvurduğunda, öncelikle hekimin tanı amaçlı yaptığı ilk şey, hastayı dinlemek ve hastanın tarif ettiği çınlamasının özelliklerini ortaya çıkarmaktır. Hastada çınlama yapabilecek hastalıkları ve risk faktörlerini sorgulamaktır. Ardından tam bir kulak-burun-boğaz muayenesi yapılıp, orta ve iç kulak fonksiyonlarını gösteren işitme testlerine hasta yönlendirilir. Laboratuar incelemeleriyle herhangi bir sistemik hastalık olup olmadığı araştırılır ve gerekli görüldüğünde ilgili hekimlerden konsültasyonlar istenir. Bazı hastalarda kulağı ve beyni değerlendiren radyolojik tetkiklere başvurulur. Çınlamanın tedavisinde ilaçlarla tedavi, çınlamayı maskeleyecek cihazlar, akupunktur, cilt üzerinden elektriksel uyaranlar verilmesi, anksiyete, depresyon, sinirlilik ve uyku problemlerinin çözümlenmesi ve bazı hastalarda cerrahi tedavi gibi değişik tedavi yaklaşımları bulunmaktadır. Yine hastalara sessiz ortamlardan uzak durması ve doğal, hoşa giden sesler dinlemesi, kafein, sigara ve alkolden uzak durması önerilebilir. Sonuç olarak söyleyebiliriz ki, kulağınız çınladığında hep birileri sizi anmıyor olabilir. Siz yine de bir kulak burun boğaz uzmanına görünün. Op. Dr. Selahattin GENÇ K.B.B. Kliniği

9 Cilt 1,Sayı 2 PASİF SİGARA İÇİCİLİĞİ Sayfa 9 Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre; Her yıl 600 bin kişi, pasif sigara içiciliği yüzünden ölüyor. Ve bu ölümlerin üçte birini çocuklar oluşturuyor. Sigara içimi yalnız sigara içene değil, ortamda bulunan tüm insanlara, eşdeğer zarar vermesi bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre; Her yıl 600 bin kişi, pasif sigara içiciliği yüzünden ölüyor. Ve bu ölümlerin üçte birini çocuklar oluşturuyor. Yani, başkalarının içtiği sigarayı solumak, her 100 kişiden birinin ölümüne sebep oluyor. Bunların çoğu da, ev ortamında maruz kalanlardır. Sigara içenin alışkanlıkları yüzünden, sigara içmeyen kişinin ciddi zarar görmesi, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Son zamanlarda yasalaştırılan, kapalı yerlerde sigara içme yasağı, önemli miktarda fayda sağlamıştır. Şuan dünyada 192 ülkeden sadece 17 sinde kamusal alanda sigara içmek yasak. Evde sigara dumanına maruz kalınması ve bu durumdan en fazla çocukların etkileniyor olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda, anne babalara önemli sorumluluklar düşmektedir. Ev içinde dumana maruz kalan çocuklarda; solunum sistemi hastalıklarında ciddi artış tespit edilmiş, evde sigara içen sayısının artması, bu hastalıklara yakalanma oranlarını da artırmıştır. Kronik hastalıkların çoğu, çocukluk çağında geçirilen, bronşit ve alt solunum yolları hastalıklarının sıklığına bağlıdır. Ayrıca, sigara içen hamile annelerin çocuklarında, doğumsal anomalilerin olduğu kanıtlanmıştır. Sigaranın zararlarından kurtulmanın temel kuralı sigara içilmemesi ve bağımlı olanların tedavisi, mümkün olmuyorsa başkasının olduğu bir ortamda sigara kullanılmamasıdır. NE YAPABİLİRSİNİZ? Sigara içiyorsanız bırakın. Tek başınıza başaramıyorsanız tıbbi yardım alın. Evinizde sigara içilmemesini rica edin. Aracınızda sigara içilmesine izin vermeyin Çocuklarınızın okulunda ve çevresinde sigara içilip içilmediğini kontrol edin ve gerekli uyarıları yapın. Uz. Dr. Necdet Başaran Göğüs Hast. Uzm. Çocuklarda Reflü Hastalığı Reflü hastalığı, her yaşta (bebek ve çocuklarda) olabilir. Kusma, öksürük ve tekrarlayan solunum problemleri şikayetleri olmaktadır. Çocukların/bebeklerin sindirim sistemlerinin gelişmemiş olması en önemli sebeptir ve genellikle 1 yaşından sonra çocuk bu şikâyetlerden kurtulur. Beslenmeden sonra bebeğin gazının çıkarılması ve yarım saat kadar yatırılmaması şikayetlerin azalmasında en iyi yoldur. Eğer çocuk büyükse; kafein ve karbonat içeren içecekler, çikolata ve nane, baharatlı besinler, yağlı ve kızartmalılar, domates ve asitli içeceklerden uzak durmalı, yemekten 2 3 saat sonra uzanmalıdır. Doktor kontrolünde ilaç tedavisi de uygulanmaktadır. Uz. Dr. Züleyha Akkan ÇETİNKAYA Uz. Dr. Mesut SEZİKLİ Uz. Dr. Göktuğ ŞİRİN Gastroenteroloji Kliniği

10 Sayfa 10 PROSTAT KANSERİ TANISI NASIL KONULUR? PROSTAT KANSERİ TARAMASINDA, bugün için 3 metod kullanılmaktadır Parmakla rektal yoldan prostat muayenesi Rektal yolla prostat ultrasonografisi (TRUS) Prostat spesifik antijen (PSA) Parmakla rektal yoldan prostat muayenesi ile, hekim sadece prostatın büyüklüğü konusunda fikir sahibi olmamakta, aynı zamanda özellikle sert bir alan hissedilmesi prostat kanseri şüphesini uyandırmaktadır. Tüm dünyada, sadece rektal muayene bulgusu şüpheli olanlarda bile prostat biyosisi gerekli görülmektedir. Rektal yolla prostat ultrasonografisi (TRUS) ile, prostatın anatomik özellikleri ayrıntılı olarak ortaya konabilmektedir. Prostat büyüklüğü saptanabilmektedir. TRUS'un en önemli kullanımı, prostat biyopsisi sırasında olmaktadır. Öte yandan TRUS'da saptanan soğuk sahalardan ek biyopsi alınması da önerilmektedir. Prostat spesifik antijen (PSA) ise, prostat kanseri taramasında en önemli parametridir. PSA, prostat hücrelerinden salgılanan ve meninin akışkanlığını sağlayan bir maddedir. Belirli bir oranda seruma da karışmaktadır. Hastadan alınan serum örneğinde yüksek bulunması, biyopsi ihtiyacını doğurmaktadır. Öte yandan BPH (iyi huylu prostat büyümesi), prostatitler ve üretral (idrar borusu) girişimler de PSA'da yüksekliğe yol açabilir. Son yıllarda PSA'nın bir alt grubu olan serbest PSA'nın da ölçülmesi tavsiye edilmektedir. Serbest PSA'nın total PSA'ya oranı ne kadar düşükse o oranda kanser olasılığının arttığı bilinmektedir. Özellikle ailesinde prostat kanseri olan hastalarda takip edilmesi gereken yıllık Total PSA artışıdır. Artış hızı önemli olduğundan Total PSA testinin her yıl aynı laboratuarda yapılması önemlidir. Yıllık PSA artış hızı 0.5mg/ml olan kişilerin doktora başvurması gerekir. Bu aşamadan sonra, PSA ve/veya parmakla rektal muayene bulgusu anormal olanlarda TRUS eşliğinde prostat biyopsisi gerekmektedir. Bu biyopsi işlemi, hastaneye yatırılmadan kolayca yapılabilmektedir. Biyopsi sonucu, kanser saptanmayan hastaların, takibi önerilirken, biyopsi sonucu prostat kanseri tespit edilenlerde hastalığın evresini değerlendirmek için ileri tetkikler gereklidir. Bunlar hekimin gerekli görmesi halinde akciğer grafisi, kemik sintigrafisi, batın tomografisi gibi hastalığın yayılıp yayılmadığını araştıran görüntüleme metodlarıdır. PROSTAT KANSERİNDE TEDAVİ GENÇ HASTALARDA, lokal (yayılmamış) hastalıkta, artık tüm dünyada cerrahi tedavi ilk seçenek olarak sunulmaktadır. Radikal prostatektomi adı verilen bu ameliyatla hastaya kesin tedavi şansı verilmektedir. Bu ameliyat BPH'daki (iyi huylu prostat büyümesi) ameliyatlardan tamamen farklı olup; prostatın tümünün meni keseleriyle birlikte çıkartılması ve idrar yolunun yeniden oluşturulması işlemidir. Tecrübeli merkezlerde son derece düşük komplikasyon oranlarına sahiptir. Bu operasyon, son zamanlarda laparaskopik yada robot yardımı ile de yapılmaktadır. Bu yöntemlerin en önemli avantajı kanama riski, idrar kaçırma riski ve ereksiyon ile ilgili yan etkiler açık operasyona göre daha az olmasıdır, dezavantajı ise kanserli hücrelerin vücutta kalma ihtimali ve maliyetleri açık cerrahiye göre fazladır. Lokal hastalıkta diğer bir tedavi alternatifi de; özellikle yaşlı, çeşitli ciddi dahili hastalıkları olan ya da lokal olarak çevre dokulara yayılmış hastalarda ön planda düşünülen radyoterapidir (şua tedavisi). Bunun da yan etkiler açısından teknik donanıma sahip deneyimli merkezlerde yapılması gereklidir. Son zamanlarda yine lokal hastalıkta, prostat içine çeşitli radyoaktif elemanlar konularak uygulanan ve brakiterapi adı verilen bir tedavi seçeneği gündeme gelmiştir. Prostatı 50 gramın altındaki hastalarda kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde ameliyathane şartlarında anestezi altında yaklaşık adet radyoaktif çekirdek prostatta belirli bölgelere yerleştirilir. Ancak bu yöntemin uzun dönem etkinliği henüz bilinmemektedir. Cryoterapi adı verilen; prostat dokusunun dondurulması esasına dayanan diğer alternatif bir yöntem son yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. Yan etkileri, maliyeti ve uzun dönemde etkinliği bilinmediğinden açık operasyona tercih edilmemektedir. İleri evre (yayılmış) hastalıkta ise tedavi hormonaldir. Prostat hücreleri testosteron hormonuna (erkeklik hormonu) hassastır. Bu hormon, ilaçlarla (depo iğneler) ya da lokal anestezi altında basit bir cerrahi ile testislerin iç kısmı alınarak ortadan kaldırıldığında hastalıkta gerileme olmaktadır. Bu tedaviye rağmen, hastalık ilerler ve hormon bağımsız hale gelirse, çeşitli kemoterapatik ajanların kullanımı söz konusu olmaktadır. Op. Dr. Tayyar Alp Özkan Üroloji Kliniği

11 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 11 YAZ AYLARINDA, özelikle deniz kıyısındaki yerleşim yerlerinde, sık görülen kazalardan biri de, boğulmadır. Maalesef ülkemizde, sadece denizde değil, girilmesi yasak olan gölet ve nehirlerin de yüzme amaçlı kullanılması nedeniyle, boğulmalar, sıklıkla karşılaşılan acil durumlar arasında yer alır. Düşünülenin aksine, sadece yüzme bilmeyenlerde boğulma görülmez. Aşırı dalga veya kramp girmesi gibi farklı sebeplerle yüzme bilen insanlarda da boğulma gözlenebilir. İlk yardım bu durumlarda özellikle önemlidir ve müdahalede bulunmak için de mutlaka bilgi sahibi olmak gerekir. Boğulmalarda yapılması gerekenler: Böyle bir durumla karşılaştığınızda ilk olarak profesyonel ekiplerden yardım isteyin, 112 yi arayın. Bütün ilk yardımlarda olduğu gibi öncelikle güvenliği sağlamak önemlidir. Hem kazazedenin hem de kendi güvenliğimizi sağlamalısınız. Bu nedenle, boğulan kişiyi sudan çıkarmak için, kesinlikle ilk tercih olarak suya atlanmamalıdır. Öncelikle, kazazedenin yanına güvenle yaklaşabileceğiniz bir araç varsa; can simiti ya da buna benzer batmayan malzemeler atabilirsiniz veya tutunabileceği ip gibi herhangi bir cisim uzatarak kazazedeyi kendinize doğru çekebilirsiniz. Eğer bunlarda başarısız olursanız sadece iyi derecede yüzme bilindiği durumda suya girilebilir ve tercihen can yeleği kullanılmalıdır. Daima, kişiye arkasından ve koltuk altlarından tutarak yanaşın ki, size sarılıp, sizi suya doğru çekmesin!!! Su içinde kesinlikle kazazedenin size sarılmasına izin vermeyiniz. Böyle bir durumla karşılaşırsanız hemen kazazededen uzaklaşınız ve müdahale için kişinin bilincini kaybetmesini bekleyiniz!!! Aksi takdirde kurtarma girişimi sizin için de boğulma tehlikesini beraberinde getirebilir. Boğulmalarda ilkyardımın temel amacı, akciğerlere hava girmesini sağlamaktır. Suda boğulmalarda, boğulma sırasında nefes borusu girişinin kasılmasına bağlı olarak çok az miktarda su akciğerlere girer. Akciğerden suyu boşaltmaya sakın çalışmayın. Bu durumda, ağızdan gelen su, büyük oranda midedeki su olacaktır. Asıl sorun akciğere oksijen girmemesidir. Bu nedenle de bilinci kapalı olanlarda yapay solunuma mümkün olan en kısa zamanda, hatta mümkünse su içinde iken bile başlanmalıdır. Kazazede sudan çıkarıldığında suni solunumu zorlaştıracak kıyafetler üzerinden çıkarılmalıdır. Kazazedeye iyi misin, beni duyuyor musun? tarzında sorular sorarak bilinç kontrolü yapılır. Eğer yanıt veriyorsa solunumu ve kan dolaşımı vardır. Rahatlayın!!! Profesyonel ekip gelene kadar sadece gözlemleyin. Eğer, sorularınıza yanıt vermiyorsa, hızla yaşam desteği uygulamasına başlamak gerekir. Yapay solunum uygulamak için, kazazedenin başını hafif arkaya doğru eğin ve ağzını açın. Bir el kazazedenin alnına, işaret ve başparmaklar burnu kapatacak biçimde yerleştirilir. Diğer el ile çene hafifçe öne doğru itilerek ağız aralanır. Yardım eden kişi normal bir soluk aldıktan sonra, dudaklarını kazazedenin dudaklarının üstüne yerleştirir ve göğüs kalkacak şekilde normal bir soluk verilir. Kazazede çocuksa soluk verme fazla güçlü olmamalıdır. İlkyardımcı soluk verdikten sonra, kazazedenin soluk vermesine izin vermek amacıyla ağzı açık tutulur. Bu işlemi 2 defa tekrarlayın. (Çocuklarda ilk seferde 5 kez) 2 kere solunum verdikten sonra, zaman kaybetmeden kalp masajına başlayınız. İki elinizi birbirine üstten kenetleyerek ellerinizi hastanın göğüs kafesinin alt yarısına gelecek şekilde yerleştiriniz ve göğüs kafesini yetişkinlerde 4-5 cm çocuklarda 1-2 cm aşağıya (yaklaşık kg bası uygulayacak şekilde) indirecek kadar bastırınız. 30 tane kalp masajı yaptıktan sonra 2 defa suni solunum yaptırınız daha sonra ise tekrar 30:2 oranında (çocuklarda eğer 2 kurtarıcı var ise 15:2 oranında), profesyonel acil yardım ekibi gelene kadar veya kazazedede yaşam belirtisi başlayana kadar kalp masajı ve suni solunuma devam ediniz. Uz. Dr. Sema ÖNCÜL Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği

12 Sayfa 12 ÇOCUKLARDA KARIN AĞRISININ en sık sebebi, kabızlıktır. Genel olarak kabızlık; 15 günden uzun süreli, haftada üçten az sayıda, sert ve zor dışkılama olarak tanımlanır. Çocuklarda yetersiz beslenme, uzamış kusmalar, aşırı inek sütü verilmesi, liften fakir gıdalarla beslenme kabızlığın en sık rastlanan sebepleridir. Genel olarak rektumun (kalınbağırsağın son kısmı, makad) dolması veya boşalmaması sonucu oluşan problemler kabızlığa yol açar (Şekil1-2). Bağırsaklardaki ve rektumdaki doğumsal yapı bozuklukları, kas ve sinir hastalıkları, şeker hastalığı veya hipotroidi gibi tüm vücut sistemlerini ilgilendiren bazı hastalıklar, sindirim sisteminin bazı özel hastalıkları ve bazı ilaçlar da kabızlık sebebi olabi- Sağlıklı bireylerde dışkılama sayısı toplumlara göre değişir ve normalde bebek ve çocuklarda erişkinlerden daha fazladır. Anne sütü alan yeni doğan bebekler, günde 8-10 kez altın sarısı renginde ve cıvık dışkılayabilir. Bir haftalık bebekler ortalama günde 4 kez kaka yaparken, 1 yaşında dışkılama sayısı günde 2 ye kadar iner. 4 yaşındaki çocuklarda ise dışkılama sayısı erişkinlerdeki gibi günde 3 ten, haftada 3 e kadar değişir. Sağlıklı bir çocuğun iki veya üç günde bir kez zorlanmadan yumuşak kaka yapması kabızlık değildir. Birçok neden kabızlığa yol açsa da, çocuktaki bilinçaltı kaka tutma, kabızlığın devamına yol açar. Altı haftalık bebeklerin bile belli bir süre dışkı tutabildiği gösterilmiştir. Çıkan sert dışkı, anüsü zedelediği için kaka yaparken duyulan şiddetli ağrı ile çocuk, kakayı ertelemeye çalışır. Çocuklar tuvalet eğitimi sırasında yaşadıkları korku ve stresten, büyük tuvaletlerini tutmaya başlarlar. Bu da zamanla hem bir alışkanlığa dönüşür hem de bir kısır döngünün oluşmasına yol açar (Şekil 3). Dışkılarını tuttukça, dışarı çıkmaları daha da zorlaşır ve daha fazla tutmaya başlar. Bazı çocuklar da ev dışındaki tuvaletlere gitmek istemediklerinden başka ortamlarda da kaka tutar ve daha sonra alışkanlık haline getirir. Bunları engellemek için, tuvalet eğitimi sürecine dikkat etmek ve ne zaman olduğu değil nasıl olduğunun çok daha önemli olduğunu unutmamak gerekir. Özellikle, çocuğun tuvalet eğitimi aldığı yaşlarda, karın kaslarının gelişimi açısından, klozet tuvaletler kullanılmamalıdır. Zorunlu kullanım durumlarında, çocuğun ayakları havada kalmamalı, tabure vb. ürünlerle ayak desteklenmelidir. Op. Dr. Mustafa Alper AKAY Çocuk Cerrahisi Kliniği ÇOCUKLARDA KABIZLIK DİYET ÖNERİLERİ Sabah aç karnına ballı süt veya ılık su Her gün kayısı, erik, kuru incir marmelatı veya kompostosu yenilecek. Her gün dört porsiyon sebze ve meyve yenilecek (Örnek: 2 armut, 2 tabak sebze yemeği gibi ) Haftada en az 2 kez kurubaklagil yenecek (nohut, mercimek vb.) Kabuğu ile yenebilen meyve ve sebzeler kabuklu tüketilecek(elma, salatalık gibi) Fındık-fıstık ve şeker yemek aralarında verilebilir. Her gün en fazla 2 dilim kepekli (esmer) ekmek yenebilir. ÇOCUKLARDA KABIZLIK YAPICI GIDALAR Makarna, pilav, şehriye, nişastalı gıdalar, pirinç unu. Pasta, kek, börek, simit, bisküvi, beyaz ekmek. Kabuksuz elma, muz, kızılcık, patates, havuç. Çikolata ve kakaolu yiyecekler, cipsler, kolalı ve kafeinli içecekler.

13 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 13 TATİLİNİZ ZEHİRE DÖNÜŞMESİN Tatil sezonu açıldı. Tatilde nereye gideceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Tatile çıkmadan önce, gidilecek bölgeye özgü koşulları öğrenmek ve alınması gereken sağlık tedbirler hakkında bilgi edinmek için; Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü nün web sayfasını incelemenizi öneririm. Bu sayfada yolculuğa çıkmadan önce göz atılacak konu başlıkları yer alıyor: Seyahatte uyulması gereken genel sağlık kuralları Hava yolculuğunun sağlık üzerindeki etkileri Cruise yolcu gemileriyle yolculuk Cinsel yolla bulaşan hastalıklar Hamilelere seyahat önerileri Diabet ve astımlılar için seyahat önerileri Yolcu ishali Çocuklar için seyahat önerileri Seyahatte çevresel risk faktörleri Böcekler ve hastalık etkeni olabilecek diğer konular Sağlık çantası Enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları Eğer yurt dışına çıkmayı düşünüyorsanız; gideceğiniz ülkenin sağlık koşullarını ve önerilen aşı bilgilerini ülkeler başlığı altında inceleyebilirsiniz. Türkiye genelinde, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti veren 15 seyahat sağlığı merkezinin adreslerini de öğrenebilirsiniz. Bu merkezlere başvuru halinde gideceğiniz ülkede maruz kalabileceğiniz hastalıklara karşı almanız gereken önlemler hakkında bilgi alabilirsiniz. Aşılama ve uluslararası aşı sertifikasını da bu merkezlerden edinebilirsiniz. İyi tatiller Uz. Dr. Eda YILDIZ Mikrobiyoloji Uzmanı GÜNEŞE MARUZ KALMAK, DERİ KANSERİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK!!! KDEAH Plastik Cerrahi Kliniği hekimlerinden Op. Dr. Meral YAMAN ÖZBABA Güneş ışınları, deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan, en önemli koruyucu önlem, güneşten kaçınmaktır. Güneşten koruyucu krem kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80 i 18 yaş altında olmaktadır. dedi Deri kanserinden korunmak için, yapılması gereken, zararlı güneş ışınlarından korunmaktır. Bronzlaşma dahil olmak üzere güneşe aşırı maruz kalma, özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanığı, deri kanserinin temel sebebidir. Daha az önemli faktörler, yanık veya yara izi bırakarak iyileşen cilt hastalıkları, kömür katranı veya arsenik gibi kimyasal ürünler içeren maddelere mesleki olarak maruz kalma ve genetik olarak ailede cilt kanseri bulunmasıdır. Açık tene sahip olup güneş yanığı ihtimali fazla olan kişiler, daha yüksek riske sahiptir. Güneş ışınları, deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan, en önemli koruyucu önlem, güneşten kaçınmaktır. Güneşten koruyucu krem kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80 i 18 yaş altında olmaktadır. Op. Dr. Meral YAMAN ÖZBABA Plastik Cerrahi Kliniği

14 Sayfa 14 KORKU VE GÜVENLİK HAZ ARAYIŞI ve anlık doyumun yaşam felsefesi haline geldiği günümüzde insanların 'turist'e benzerliğinden sözedebiliriz; bir farkla: turistlerin sonunda döndükleri yerleri-yurtları vardır, ceplerinde dönüş biletleriyle yola çıkarlar. Yani eşin, çocukların, işin, zamanın getirdiği sınırlar ve sorumlulukların olduğu bir yaşama dönüşün olması, turist olmayı da güvenli kılar.yeri-yurdu olmayan 'turist' yaşam ise tutarsız kimliklerin doğuşuyla sonuçlanır. Tutarsız kimliklerle varolmanın avantaj sayıldığı bu zaman diliminde bunu hangi bedellerle yaşıyor insanlar... Günümüz 'turist' insanının yeni trajedisi bastığı zeminin kaymasından dolayı, sürekli korku ve kaygı duygusuyla yaşamak zorunda kalmasıdır. Onun içindir ki, bir zamanlara özgü dünyayı değiştirme tutkularının yerini, güvenliği sağlama kaygısı almıştır. Özgürlük peşinde koşarken, olur olmaz her şeyden korku güvenliğin yüceltilmesine yol açan yeni bir dönemi de beraberinde getirmiştir, ardından da önlem almayı. Karşımızda ki risk yelpazesi gün be gün artıyor. Artık aldığımız gıdaya bile güvenemez olduk; gıdaların içinde ne tür kanserojen madde olduğundan tutun, içtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın ne tür riskler taşıdığını konuşur olduk. Araba alarmları, hırsız alarmları, şişe su, güneş ışınından koruyucu kremler vs. üretim ve satışında patlamalar devrini yaşamamız rastlantı değil. Kapkaççı korkusundan sokakta çantamıza sıkı sıkı sarılıp arabamızın camını açamaz, musluktan su içemez olduk. Her şeyin güvenliklisi makbul; işin, sokağın, evin, seksin...bu noktada ilginç bir paradoks ortaya çıkıyor: Tutarsız, kuralsız, sınırsız görülen kimliklerin güvenlik arayışına yönelmesi ve yönelirken risk almaktan uzaklaşması. Artık günümüz toplumunun belirleyici niteliklerinden biri de, her şeyi güvenlik perspektifinden değerlendirmesi... Bu da bizi, riski toptan kötü gören, yaşama kısıtlı değer yargılarıyla bakan insanlara dönüştürüyor. Güvenliksizlik duygusunun medya tarafından beslenmesi, neyin risk olduğunu seçici bir şekilde belirlemesi de panik ve paranoyanın yaygınlaşmasını arttırmakta, riski her yerde hazır ve nazır bir şekilde bekler hale getirmekte, her türlü insan deneyimini bir güvenlik meselesine dönüştürmektedir. Güvenlik adına önlem alma beslenen yeni değerlerden. Önlem alma ilkesine göre, sonucu önceden bilinmediği sürece yeni bir riske girmemek en doğrusudur; güvenlik sağlar ama bunun karşılığı beklentilerin azaltılması, büyümenin sınırlanması, deney ve değişimin engellenmesi...günümüzde edebiyat eserlerinde de yaygın olarak şiddeti anlatan ve okurda korku ve kaygı duygularını harekete geçiren metinlerin suçu ve şiddeti lanetlemenin ötesinde, doğalcılıklarıyla okurun bir başka yanına seslenmekte oldukları, başka deyişle aynı zamanda şiddetten beslendikleri ve onun görüntüleriyle okuru avlamaya çalıştıkları söylenebilir. Oysa, 19. yüzyıldan 20. yüzyıl ortasına uzanan dilimde Hugo, Balzac, Stendhal, Tolstoy, Dostoyevski, Zola, Dickens, Steinbeck, Sartre, Camus, Dürrenmat gibi yazarlar, suçu ve şiddeti bir vicdan muhasebesi gibi ele alan, geri beslemelerinde toplumsal ahlakla buluşan, suçlu yu anlamaya çalışırken belli bir aralığı hep koruyan tipik anlatılar ortaya koymuşlardı. 20. yüzyılda özdeşleşmenin kimi okurlar nezdinde prim yaptığını sezen ya da öz benliği yüceltmeyi özgürlük sanan kimi yazarlar içgörü yü ortadan kaldıran metinler üretmeye koyuldular. Bu konuda uç örnekler vermiş Genet, Borges, Tamaro gibi başka yazarlar da var. Frank Furedi "Korku Kültürü" adlı kitabında "Günümüzde risk alma korkusu kahramanı değil kurbanı alkışlayan bir toplum yarattı" diye yazıyor. Güvenliğin yüceltilmesi, toplumun önündeki sorunların abartılması dünyaya bakışda daha ihtiyatlı olmaya yol açtı. İnsan davranış ve ilişkilerinde bir dönüşüm meydana getirdi. Panik eğilim, yabancılara karşı hissedilen korku hatta paranoya ve güven ilişkilerinin kırılganlığı gündelik yaşamı etkiler hale geldi. Artık aşık olunanla değil garanti verenle evlilik onaylanır, ömür boyu gelir garantisi olan işler seçilir oldu. Bütün bunlar insanların geleceğe bakışını da etkiledi. Yapılan anketler toplumun geleceğe korkuyla yaklaştığını doğruluyor. Günümüzdeki bilimkurgu yapıtları geleceği çorak bir dünya olarak tasavvur ediyor. Toplumun değişim sürecine yabancılaşmasından dolayı gelecek, tanınmayacak kadar garip bir yer olarak hayal ediliyor. Bu kurgunun dayandığı nokta aslında, korktuğumuz geleceğin bugünkü davranışlarımızın doğrudan sonucu olması. İnsanoğlunun yıkıp yok etme potansiyeli, var olan yaşama karşı paranoya o kadar büyük ki düşüncede gelecek, neredeyse bir hiçlik olarak ortaya çıkıyor. Dünyaya, topluma, medyaya, psikiyatriye başvuran hastalara, yapılan anketlere, sosyolojik ve psikolojik çalışmalara, ilişkilere bakınca görünen bu...hoş olmayan bir görüntü... Riskleri göze alan kahramanların, aşkın peşinden koşan, renkli gelecek hayalleri kuran ve deneyimden korkmadan adım atan insanların alkışlandığı bir dünya umuduyla... Uz. Dr. Figen ABACI Ruh Sağlığı ve Hastalıkları/ Psikiyatri Kliniği

15 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 15 RAMAZAN BAYRAMINDA BESLENME YETERLİ VE DENGELİ BESLENME, sağlıklı yaşamak ve ideal kilo kontrolü için hayatımızın her döneminde etkili olan en önemli faktördür. Ramazan ayında oruç tutan kişilerin beslenme düzenleri ve metabolizmalarının çalışma sistemi değişir. Bu dönemde kişiler, ramazanda beslenmede olduğu gibi ramazan bayramı ve sonrasında da beslenmeyle ilgili bir adaptasyon sürecinden geçerler. Ramazanda uzun saatler boyu aç kaldıklarından dolayı normal beslenmeye geçtikleri andan itibaren psikolojik olarak daha fazla yemek yeme eğiliminde olurlar. Buna birde bayramda yapılan tatlılar, börekler ve bayram ziyaretindeki ısrarlar eklenince o tabakların silinip süpürülmemesi imkânsız olur. Fakat bu dönemde aşırı şekerli ve kalorisi yüksek besinlerin tüketilmesi bazı sağlık sorunlarını ortaya çıkartmaktadır. Bunların en önemlisi hazımsızlık ve mide problemleridir. Bunun yanı sıra sindirim sisteminde ve diğer organlarda da çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Kişilerin bu nedenle bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlara dikkat etmeleri gerekmektedir. BAYRAMDA VE BAYRAM SONRASI SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunması için esastır. Bu nedenle, gün içerisinde 3 ana 3 ara öğünde çeşitli besinler yeterli, miktarda alınmalıdır. Özellikle de ana öğünlerde 4 besin grubuna ait besinlerden en az biri bulunmalıdır. Hafif bir kahvaltı ile güne başlanmalı ve gün boyu öğün atlanmamalıdır. Besinler iyi çiğnenmeli, yavaş yavaş, azar azar ve sık yenilmelidir. Ramazan bayramı boyunca tatlı, çikolata tüketimine dikkat edilmeli, çevrenin ısrarcı tutumlarından ve aşırı yeme eğiliminden mümkün olduğunca uzak kalınmalıdır. Ağır tatlılar yerine hafif tatlılar tercih edilmelidir. Bayram süresince ve bayramdan sonra da sıvı alımı arttırılmalı, günde yaklaşık litre su içilmeli, sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere ayran, komposto gibi sıvı gıdalar eklenmelidir. Ramazan ayı süresince oruç tutma nedeniyle yaşanan kabızlık gibi bazı sindirim sistemi rahatsızlıklarının önlenmesi açısından mevsiminde bol sebze ve meyve tüketimi önemlidir. Şeker, kalp ve yüksek tansiyon hastaları ile kronik hastaların, sürdürdükleri diyete bayram süresince de özen göstermeleri önemlidir. Çocukların, büyüme ve gelişime katkısı olmayan, boş enerji kaynağı şeker ve şekerli besinlerden uzak tutulmaları, bu tür besinlerin tüketiminden sonra diş temizliğine özen göstermeleri gerekmektedir. Özellikle yaşlılar ve tansiyon hastalarının gün boyu kahve ve çay tüketimlerine dikkat etmeleri, bitki çaylarını tercih etmeleri, günde 2 fincandan fazla kahve tüketmekten kaçınmaları gerekmektedir. Ramazan boyunca önerilen sahur yemekleri ramazan sonrası gece yemek seklinde sürdürülmemeli, gece öğününde meyve, yoğurt gibi besinlerin tüketimi tercih edilmelidir. Her gün düzenli yapılan fiziksel aktivite, fiziksel ve zihinsel sağlığı olumlu yönde etkilemekte, oruç tutma nedeniyle azalan metabolizma hızının artmasına yardımcı olmaktadır. Bu nedenle, fiziksel Zülal YALÇIN Diyetisyen ARİTMİDE ŞİKAYETLER NELERDİR? Bazı hastalarda ritim bozukluğu olmasına rağmen, hiçbir şikayet olmayabilir. Rastgele, bir doktor muayenesi sırasında tespit edilebilir. Kimi zaman ise çeşitli şikayetlere neden olur. Ancak, şikayet olması mutlak ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmemektedir Hızlı kalp ritminin (Taşikardi) neden olduğu şikayetler Göğüste çarpıntı hissi Göğüs ağrısı Nefes darlığı Baş dönmesi Göz kararması Ani güçsüzlük hissi Bayılma Yavaş Kalp Ritminin (Bradikardi) Neden Olduğu Şikayetler Göğüs ağrısı Göz kararması Bayılacak gibi hissetme Konsantrasyon güçlüğü Yorgunluk Bayılma Doç. Dr. A.Lütfullah ORHAN Uz. Dr. Tolga AKSU Kardiyoloji Kliniği

16 Sayfa 16 YAZ AYLARINDA NASIL BESLENMELİYİZ SICAK VE NEMLİ havaların yaşandığı yaz döneminde, açık büfe öğünler, uzayan geceler ve değişen yeme alışkanlıklarıyla mide rahatsızlıkları da artıyor. Midede şişkinlik, yanma ve düzensiz beslenmeyle gelen kabızlık özellikle yemek sonrasında tatsız bir biçimde ortaya çıkıp, en güzel yaz aktivitelerimize gölge düşürebiliyor. Mide sağlığını korurken, yazın ritmine ayak uydurmaya destek olacak, enerji veren besinlerin tüketimi de bu dönemde büyük önem taşıyor. Ayrıca sıcaklıkların etkisiyle artan terle birlikte su ve mineral kaybı sonucu, bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri de meydana gelebiliyor. Sıvı ihtiyacını karşılamak için süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve suları, meyvenin kendi şekeriyle yapılan kompostolar, bitki ve meyve çayları tercih edilebilir. Öte yandan en iyi çözücü, saf, doğal ve katkısız olan içecek, sudur. Dünya Sağlık Örgüt, kadınların günde 10, erkeklerin 14 bardak su içmesi gerektiğini belirtmektedir. Bebek ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyecekleri için, ebeveynlerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu yüzden yaz aylarında sıklıkla görülen sağlık problemlerinin azaltılmasında sağlıklı beslenme son derece önemlidir. GENEL ÖNERİLER Öğün atlamamaya özen gösterilmeli, 3 ana öğün mutlaka tüketilmeli mümkünse ara öğünlerde eklenerek öğünlerde fazla yemek yemek engellenmelidir. Yaz aylarında yağlı, kızartılmış ve kavrulmuş besinler yerine; fırınlanmış, ızgara veya haşlama besinler tercih edilmelidir. Yağsız kırmızı et haftada 1-2 defa olmak üzere balık, tavuk gibi omega 3 yönünden zengin besinleri tercih etmek aynı zamanda kalp sağlığı açısından da önemlidir. Ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar veya meyve tatlıları tercih edilmelidir. Sütlü tatlılardan dondurma iyi bir tercih olmakla beraber riskli gıdalar arasında olduğundan iyi muhafaza edilmediğinde besin zehirlenmelerine sebep olabilir. Sıcaklığın artmasıyla ortaya çıkan en önemli konulardan biri de gıda zehirlenmeleridir. Açıkta satılan gıdalar hijyenik ortamda üretildiğinden ve muhafaza edildiğinden emin olmadığınız gıdaları tüketmeyiniz. Besinlerin saklanması diğer dönemlere oranla yaz aylarında daha fazla önem taşır. Alkol tüketenlerin alkolün diüretik (idrar söktürücü) özelliği nedeniyle daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü alınan alkolün vücuttan atılması esnasında sıvı ile birlikte mineral de kaybedileceğinden sıvı elektrolit dengesi bozulabilir. Sıvı ihtiyacını karşılamak için süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve suları, meyvenin kendi şekeriyle yapılan kompostolar, bitki ve meyve çayları tercih edilmelidir. Gece geç saatlerde yemek yenilmemelidir. Çünkü akşamları metabolizma normalden daha yavaş çalıştığı için besinler zor yakılır. Günlerin uzaması avantajını kullanarak fiziksel aktivite arttırılmalıdır. İşlenmiş gıdalar yerine, yazın bolca bulunan taze sebze ve meyveleri tercih edilmelidir. Zülal YALÇIN Diyetisyen

17 Cilt 1,Sayı 2 TRAFİK KAZALARINDAKİ YANLIŞ UYGULAMALAR ÖLÜM VE SAKATLIKLARI CİDDİ ŞEKİLDE ARTIRMAKTADIR!!! Hastanemiz Acil Tp Uzmanlarından Uz. Dr. Yavuz YİĞİT Bir trafik kazası ile karşılaştığımızda ilk yapılacak işlerden birisi yardım çağırmaktır, genellikle kazaya şahit olanlar öncelikle polisi aramaktadır bu da yaralının sağlık hizmeti almasını geciktirmektedir. Öncelikle aranması gereken 112 acil yardım hattıdır. Acil yardım hattı zaten polisi kaza hakkında bilgilendirecektir dedi. SON 26 yılda ülkemizde trafik kazalarında kişi ölmüş, kişi yaralanmıştır. Ancak bu istatistik, eksik bilgi içermektedir zira kaza sonrası yaralanıp hastane de hayatını kaybedenler bu istatistiklere dahil değildir. Bu sayıda eklendiğinde son 26 yılda tahminen e yakın vatandaşımızı trafik kazalarında kaybettiğimiz görülmektedir. Bunlara emniyet kayıtlarına geçmeyen kazalar ( vurup kaçmalar, anlaşmalı kazalar) da eklendiğinde Türkiye de her 10 kişiden birisinin trafik mağduru olduğu görülmektedir. Bugün Türkiye de 12 milyon motorlu araç, 18 milyon ehliyetli sürücü bulunmaktadır yılında motorlu taşıt sayısının 30 milyona ulaşacağı düşünüldüğünde trafik sorununun geleceğinin pek de parlak olmadığı aşikardır. Bir trafik kazası ile karşılaştığımızda ilk yapılacak işlerden birisi yardım çağırmaktır, genellikle kazaya şahit olanlar öncelikle polisi aramaktadır bu da yaralının sağlık hizmeti almasını geciktirmektedir. Öncelikle aranması gereken 112 acil yardım hattıdır. Acil yardım hattı zaten polisi kaza hakkında bilgilendirecektir. İhbarı yaparken dikkat edilmesi gereken husus olayı olabildiğince net aktarmaktır.( Yaralı sayısı, kabaca yaralıların durumu, kazanın oluş şekli, kazanın adres bilgileri, yaralıların yaş,cinsiyet bilgileri vs.) Kaza yerinde ki yanlış uygulamalar ölüm ve sakatlıkları ciddi şekilde artırmaktadır. Kazazedenin bilinçsizce araçtan çıkarılması, karga tulumba hastaneye taşınması ciddi kayıplara yol açmaktadır. İlkyardım bilgisine sahip değilseniz bile uzman ekipler gelmeden yaralıya el sürülmesini engellemeniz bile hayat kurtarmada çok önemli rol oynayacaktır. Burada verilen bilgiler basit ve temel bilgilerdir, en güzeli temel ilkyardım eğitimi almaktır. TRAFİK KAZALARINDA YARDIM ÇAĞIRDIKTAN SONRA EK KAZALARI ÖNLEMEK İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER Kendi güvenliğimizi sağlamak adına, aracımızı uygun bir yere çekip flaşörlerini yakmamız gerekmektedir. Kazaya uğrayan aracın el freni çekilmeli, kontağı kapatılmalı, araç LPG li ise tüp vanası kapatılmalı, mümkünse araç güvenli bir alana çekilmelidir. Olay yerinde kesinlikle sigara içilmemeli, tercihen aracın 5 metre yakınında cep telefonuyla konuşulmamalıdır.( Kaza sonrası hava yastıklarında açılmaya yol açabilmektedir.) Kıvılcım oluşturabilecek aletlerin kullanılmaması sağlanmalıdır. Kaza mahaline uyarı işaretleri konulmalıdır. Bunun için aracın önüne ve arkasına kaza yeri 150 metreden görülecek şekilde birer reflektör konulmalı ve dörtlü flaşör yakılmalıdır. Ayrıca dikkat çekici kıyafetlere sahip bir kişi diğer araçları uyarmak açısından görevlendirilebilir. Olay yerindeki müdahaleyi zorlaştıran meraklı kalabalık uzaklaştırılmalıdır. Olay yeri tekrar olabilecek kazalar açısından değerlendirilmelidir. Olay yeri güvenliğini ve kendi güvenliğimizi sağladıktan sonra yaralıya müdahale edebiliriz. Öncelikle soluk alıp veren ve nabız vuruşları hissedilen bir hastaya bilinci kapalı bile olsa kalp masajı yapılmaz. Sayfa 17 Travma hastalarında ana kurallardan birisi, hastanın taşınma esnasındaki yanlışlıklara bağlı zarar görmesinin engellenmesidir. Trafik kazalarında omurga ve eklem yaralanmaları kaçınılmazdır, bu yüzden dikkatli olunmalı yaralanmanın mekanizması ne olursa olsun kazazedeye boyunluk takılmalıdır. Eğer, ilkyardım bilgilerine sahip değilseniz, yaralıya boyunluk takmanız, uygunsuz taşımayı engellemeniz (çok gerekmedikçe yaralının hareket ettirilmemesi uygun olacaktır. Ancak, aracın yanması gibi durumlarda yaralıyı çıkarmak gerekecektir.), aktif kanama bölgelerine steril gazlı bezle bastırarak tampon yapmak ya da uzuv kopması ve şiddetli kanama sözkonusuysa turnike uygulaması yapmak( kanamanın üst tarafındaki tek kemikli bölgeye) yada yaralının ağız ya da burnunda soluk yolunu tıkayan yabancı cisim varsa bunları görerek çıkarmak yaralının yaşam şansını % 80 lere varan oranlarda artıracaktır. Uz. Dr. Yavuz YİĞİT Acil Tıp Uzmanı

18 Sayfa 18 HER 5 KİŞİDEN BİRİ REFLÜ ŞİKAYETLERİ YAŞAMAKTA SON YILLARDA adını sıkça duymaya başladığımız bir hastalıktır REFLÜ. Reflünün kelime anlamı geri akım demektir. Mide içeriğinin yemek borusuna doğru kaçması olarak tanımlanan reflü, kişinin yaşam kalitesini etkilediği gibi daha ciddi hastalıklara da yol açabilir. Haftada 2 veya 3 kez reflü görülmesi normaldir. Haftada 3 den fazla reflü olması durumunda reflü hastalığından söz edilir. Reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna anormal reflüsü nedeniyle, oluşan yakınmalar veya yemek borusunda hasar oluşması olarak tanımlanmaktadır. Reflü, bebekler dahil herkeste görülebilir. Görülme sıklığı nasıldır? Yapılan çalışmalar, her 5 erişkinden 1'inin çeşitli derecelerde reflü şikayetleri yaşadığını ortaya koymaktadır. Bu kadar sık görülmesine karşın, çok iyi bilinmeyen ve tedavi edilmediği durumlarda da yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Reflünün Sebepleri Nelerdir? Alt özofagusta (yemek borusu) bulunan sfinkteri gevşeten nedenler, reflü sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar; Hiatal hernisi (mide fıtığı), Alkol ve sigara kullanımı, Şişmanlık, Hamilelik Narenciyeler (turunçgiller; portakal, mandalina, greyfurt, limon) Çikolata, Kafeinli içecekler (kola, kahve), Yağlı ve kızartmalı besinler, Sarımsak ve soğan, nane, baharatlar, domates ve salça gibi yiyecekler. Belirtileri ve seyri nasıldır? Reflü, özellikle fazla yemek yedikten sonra fizyolojik olarak görülmektedir. Ancak, sağlıklı bireylerde, reflü koruyucu bariyerler sayesinde, reflü yakınmaları görülmemektedir. Koruyucu reflü bariyerleri olarak; yemek borusunun normal hareketleri yani çalışması, yemek borusunun alt uçtaki sfinkter yapısının, yüksek basınçta dahi, normal sayı ve sürelerde gevşemesi, normal mide boşalması sayılabilir. Bu bariyerlerden birinin veya birkaçının bozulması durumunda reflü hastalığı görülebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve günde defa tekrarlayan bu durum, kişide klinik belirtiler vermeye başlar. En sık rastlanan belirtileri; göğüs bölgesinde, midenin üst tarafında yanma ve ekşime, boğaza doğru acı su gelmesidir. Ancak, reflü her zaman bu tür tipik bulgularla ortaya çıkmaz. Atipik dediğimiz farklı bulgularla da ortaya çıkabilir. Özellikle yemeklerden sonra ve tok karnına yatıldığında, geceleri rahatsız eden bir şişkinlik, geğirme ve boğulma, göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalpte baskı ve çarpıntı hissedilebilir. Reflü, ağız kokusu, öksürük, diş minesi kaybı, ses kalınlaşması, kronik sinüzit, larenjit, hatta astım gibi değişik tablolarla da karşımıza çıkabilir. Uz. Dr. Züleyha Akkan ÇETİNKAYA Uz. Dr. Mesut SEZİKLİ Uz. Dr. Göktuğ ŞİRİN Gastroenteroloji Kliniği

19 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 19 AYAKLARIN İNATÇI HASTALIĞI: AYAK MANTARI KDEAH Cilt Hastalıkları Dermotoloji Uzmanı Doktor Eylem Emel ARIKAN, Ayak Mantarı tedavisi oldukça basit olmasına karşılık, dirençli ve inatçı olduğundan sabır gerektirir ve asla kendiliğinden kaybolmaz. Tedavide en önemli nokta kaşıntı geçince tedavinin bırakılmamasıdır. Tedaviye; belirtilerin tamamı geçse dahi bir süre daha devam edilmelidir dedi. MANTARLAR bir tür canlı mikroorganizmalardır. Deriyi tutan mantar hastalıkları bulaşıcıdır; özellikle sıcak, nemli ve karanlık ortamları severler. Ayak mantarı, özellikle genç ve erişkin erkeklerde görülen ve sık rastlanan bir durumdur. Özellikle ayak parmak aralarında, tabanında ve topuklarda daha sık gözlenir. Tedavisi oldukça basit olmasına karşılık, dirençli ve inatçi olduğundan sabır gerektirir ve asla kendiliğinden kaybolmaz. Ayağın uzun süre havasız kalması, aşırı terlemesi, abdest ve yıkama gibi durumlardan sonra iyice kurulanmaması, hava almayı engelleyen ve terleten ayakkabılar ve çoraplar giyilmesi, aşırı kilolu olma ayak mantarına zemin hazırlar. Belirtileri nelerdir: İlk belirtisi, belli belirsiz kepeklenme şeklindedir. Sonrasında insanı rahatsız edecek derecede yoğun kaşıntı ile beraber su dolu kabarcıklar, kızarıklıklar ve döküntüler belirir. Bazen hastalar, kanatana kadar kaşınmaktan şikayet ederken, bazen de (uzun süredir hastalığa sahip, kanıksamış hastalar) hastalığın farkında bile olmazlar. Ayak mantarı eğer tırnağa da bulaşırsa, tırnakta kalınlaşma ve renk değişiklikleri olur. Zaman içinde tırnağın aşırı kalınlaşmasına bağlı batmalar veya tırnak kayıpları dahi olabilir. Nasıl tedavi edilir: Hafif ve orta dereceli olgularda kremler ve spreyler birlikte kullanılır. Ancak kronik ve şiddetli olgularda ek olarak haplar da verilmelidir. Eğer tırnaklar da etkilenmişse cila şeklindeki ilaçlar önerilir. Ancak tedavide en önemli nokta kaşıntı geçince tedavinin bırakılmamasıdır. Tedaviye; belirtilerin tamamı geçse dahi bir süre daha devam edilmelidir. Ayak Mantarı Olan Kişi Nelere Dikkat Etmelidir: Ayaklar hergün yıkanmalı, ancak sonrasında da ayak parmak araları iyice kurulanmalıdır. Hergün çorap değiştirilmelidir. Ayakkabılar havalandırılmalı, başkasının ayakkabı, çorap ve terliği giyilmemelidir. Çıplak ayakla basılan ıslak yerlerde (havuz, hamam, banyo, spor salonları vs...) dolaştıktan sonra da ayaklar iyice yıkanarak kurulanmalıdır. Ayak parmak araları ara sıra incelenmeli ve cildi kontrol edilmelidir. Sadece sizin değil; ailedeki diğer ayak mantarı olan bireylerin de tedavi edilmesi gerekir. Uz Dr. Eylem Emel ARIKAN Deri ve Zührevi Hastalıklar Kliniği

20 Sayfa 20 PROSTAT İLTİHABI Prostat Nedir? Prostat, erkekte yardımcı üreme organı olarak görev yapan bir salgı bezidir. Yaklaşık bir kestane büyüklüğündedir. Kalın barsağın son kısmının önünde ve mesanenin (İdrar kesesi) hemen altında yer alır. Prostat, üretra denilen ve idrarı mesaneden penis ucuna kadar taşıyan kanalın başlangıcındaki yaklaşık 3 cm.lik bölümü çepeçevre sarar. Prostat bezi, orgazm sırasında sperm ile karışan, spermin taşınmasını kolaylaştıran bir sıvı salgılar. Prostat iltihabı 4 şekilde görülebilir : 1. Akut bakteriyel enfeksiyon 2. Kronik bakteriyel enfeksiyon 3. Kronik Pelvik Ağrı Sendromu: İki alt grubu mevcuttur. Prostattan elde edilen sıvıda yapılan incelemede, mikrop olmaksızın yalnızca iltihap hücrelerinin olduğu tip Prostattan elde edilen sıvıdan yapılan incelemede, mikrop ve iltihap hücresi olmadan yalnızca pelvik bölgede kronik ağrı ile karakterize tip 4. Herhangi bir şikayet olmaksızın prostat sıvısında, menide ya da prostat biyopsisinde yapılan incelemede iltihap hücreleri(lökositler), ya da mikrop saptanması Akut ve kronik enfeksiyonlara bakteriler neden olurlar, bu nedenle de antibiyotiklerle tedavi edilmeleri gerekir. Bu bakteriler, prostata enfekte idrar ile veya kalın barsaktan gelebilir. Prostat iltihabı bulaşıcı bir hastalık değildir. Yani partnerinize geçmez. Bakteriyel kökenli olmayan prostat iltihabında ise etken, adından da anlaşılacağı üzere bakteriler değildir. Ancak vücudun iltihaplı hastalıklarda salgıladığı savunma hücrelerine idrarda, menide ve prostat salgılarında rastlanmaktadır. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Antibiyotikler uzun süreli olarak verilebilir ama etkinlikleri sınırlıdır. 4. grupta anlatılan tipte, prostatitin ise klinik önemi şu an için tartışmalıdır. Burada saptanan bulgular, hastada başka bir patolojiye (PSA yükselmesi, kısırlık) neden oluyor ise ya da hastanın başka bir nedenle endoskopik müdahaleye ihtiyacı varsa tedavi uygulanmaktadır. Prostatitte kişilerin ne gibi yakınmaları olur? Prostatitin tipine göre değişiklik gösterse de, genelde görülen şikayetler şunlardır: Ateş-titreme(Akut Prostatitte) Sık idrara gitme, idrar yaparken yanma ve zorluk Geceleri sık idrara gitme Akıntı Kasıklarda ve anal bölgeye doğru yayılan ağrı Orgazm sonrası ağrı Ayrıca prostatite bağlı yoğun yakınmaları olan hastalarda belli dönemlerde, örneğin peniste sertleşme bozuklukları görülebildiği ve prostatit tedavisi sonrası bu yakınmaların düzeldiği bilinmektedir. Prostatit olasılığını arttıran risk faktörleri nelerdir? Kişiye tıbbi nedenle sonda takılması İdrar yolunun anormal bir yapıya sahip olması Yakın zamanda idrar yolu iltihabı geçirmek Anal yolla cinsel temas Kabızlık Prostatit teşhisi nasıl konulur? Hastalığın tanısında ilk basamak, detaylı bir öykünün alınmasıdır. Yakınmaların değerlendirilmesi ile çoğu kez tanıyı koymak mümkün olabilmektedir. Prostatın rektal (makat) yoldan parmakla muayene edilmesi ile çok değerli bilgiler elde etmek mümkündür. Bu muayene geçici bir süre rahatsızlık hissi verebilmekle birlikte, son derece basit ve zararsız bir yöntemdir. Genellikle bu aşamada prostatit tanısını koymak mümkün olabilmektedir. Bazı özel durumlarda rektal yolla prostat masajı yapmak ve idrar yolundan gelen sıvının tetkiki gerekebilir. Ayrıca bu masaj öncesi ve sonrasında ayrı ayrı idrar örnekleri alınarak da tetkik yapılması söz konusu olabilir. Prostat muayenesi ağrılı mıdır? Hayır, oldukça basit ve ağrısız bir işlemdir. Prostatit prostat kanserine yol açar mı? Kesin olmamakla birlikte olabilir, 40 yaştan sonra prostatit ve kanser aynı anda bulunabilir. En önemli nokta özellikle ailesel riski olan kişilerde prostatit tespit edilmesi halinde Total PSA ve Serbest PSA testleri ile yakın takip edilmeleri gereklidir. Prostatit cinsel temas ile eşime geçer mi? Hayır. Prostatit cinsel temas ile bulaşan bir hastalık değildir. Ancak hastalığın akut tipinde idrar yolu (Üretra) enfeksiyonu da (Üretrit) prostatite eşlik ediyorsa, bu durumda eşinize bulaşma söz konusu olabilir. Bu durumda doktorunuz sizi uyaracaktır. Op.Dr. Oğuz Özden CEBECİ Üroloji/Bevliye Kliniği

21 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 21 Periferik Damar Hastalığının tedavisinde; ayaklarda açık yara, gangren veya amputasyona (ayak veya bacağın kesilmesi) neden olabilecek olan ciddi damar tıkanıklığının önlenmesi, kalp krizi ve felçlerin önlenmesi amaçlanır. PERIFERIK DAMAR HASTALIĞI, kalp ve beyin dışındaki tüm atar damarların yani, kollara, bacaklara ve iç organlara kan akışını sağlayan atardamarların ateroskleroz (damar sertliği) nedeniyle tamamen veya kısmen tıkanması ile oluşan bir hastalıktır. Ateroskleroz (damar sertliği) Nedir? Ateroskleroz, sert kolesterol kütlelerinin (plak) atardamar duvarlarına yapışması ile meydana gelen ilerleyici bir olaydır. Yapışan bu kolesterol plakları, atardamar duvarlarının sertleşmesine ve atardamar içerisindeki kanalın daralmasına neden olur. Yaşın ilerlemesi ile beraber ateroskleroz ağırlaştığında, atardamarlar içerisinde ciddi darlıklar oluşabilir ve bu damarların beslediği dokularda iskemi (kan ve oksijen yetersizliği) meydana gelebilir. İleri ateroskleroz sonucu, daralmış atardamarlar nedeniyle, pek çok farklı organda hastalık meydana gelebilir. Örneğin, koroner atardamarların (kalp kaslarını besleyen atardamarlar) ileri aterosklerozu, göğüs ağrısına (anjina) ve kalp krizine yol açabilir. Karotis (beyine kan götüren atardamarlar) ve beyin damarlarının ileri aterosklerozu, felçlere ve bayılmalara neden olabilir. Bacak atardamarlarının ileri aterosklerozu ise, yürürken veya egzersiz ile bacak ağrısına (klodikasyon), yara iyileşmesinde gecikmelere ve bacak ülserlerine (açık yara) neden olabilir. Kimler periferik damar hastalığı için risk altındadır? Periferik damar hastalığı için bilinen risk faktörleri, aterosklerozu (damar sertliği) meydana getiren sebepler ile aynıdır. Bu risk faktörleri şunlardır: LDL kolesterol (kötü kolesterol) ve trigliserit düzeylerinin kanda yüksek olması HDL kolesterol (iyi kolesterol) düzeylerinin kanda düşük olması Sigara kullanımı Diabetes mellitus (şeker hastalığı) Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) veya ailede hipertansiyon öyküsü Ailede ateroskleroza (damar sertliği) bağlı hastalık öyküsü Kronik böbrek yetersizliği Periferik damar hastalığında hangi tedaviler uygulanır?. Tedavide; ayaklarda açık yara, gangren veya amputasyona (ayak veya bacağın kesilmesi) neden olabilecek olan ciddi damar tıkanıklığının önlenmesi, kalp krizi ve felçlerin önlenmesi amaçlanır. Sigaranın bırakılması, periferik damar hastalığının daha fazla ilerlemesini durdurarak, istirahat ağrısının oluşmasını veya amputasyon (ayak veya bacağın kesilmesi) gereksinimini önler. Sağlıklı bir diyet, kandaki kolesterol ve diğer yağ düzeylerinin düşürülmesi ve kan basıncının kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. Şeker hastalığının kontrol altında tutulması önemlidir. Kişisel ayak bakımı koruyucu açıdan ve enfeksiyonu önlemesi açısından önemlidir. Değiştirilebilir risk faktörlerinin (Örn: sigara içimi) bir an önce olumlu yönde değiştirilmesi gerekmektedir. Tanısı konduktan sonra ilaç tedavisi, anjioplasti veya cerrahi tedavi, kalp ve damar cerrahisi uzman hekimlerince yapılır. Doç. Dr. Uğur KOÇOĞULLARI Op. Dr. Ufuk AYDIN Kalp Damar Cerrahi Kliniği

22 Sayfa 22 SORU CEVAPLARLA İNSÜLİN DİRENCİ 1. İnsülin direnci nedir? İnsülin, pankreastan salınan bir hormondur. Yemekten sonra kanda yükselen şekere yönelik, pankreas, insülin üretir. İnsülin, kan şekerinin (glikoz) dokularca alınmasını sağlar. Ortamda ne kadar şeker varsa, yeterli insülin üretilip glikozun vücut tarafından kullanımı sağlanır. Sürekli, karbonhidrattan zengin beslenildiğinde ise insülin dengesi bozulabilir. Bu durumda yeterli hatta fazla insülin üretildiği halde insülin görevini yapamaz ve dokulara giremeyen glikoz, kanda yükselmeye başlar. Bu duruma insülin direnci denir. 2. İnsülin direnci kimlerde olabilir? İnsülin direnci, kilolu kişilerde daha fazladır. Bu nedenle kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. İnsülin direnci yüksek kişiler, çok hızlı kilo alır ve zor kilo verirler. Kilo aldıkça insülin direnci artar, kilo verdikçe azalır. İnsülin direnci olan kişilerde; yorgunluk, halsizlik, hızlı kilo alma, zor kilo verme, doymama, sık acıkma, uyku basması, gün içinde acıkma atakları olması, tatlıya düşkünlük, özellikle karın çevresinde yağlanma artışı gibi belirtiler görülebilir. 3. Metabolik sendrom nedir? İnsülin direnci ile ilgisi nedir? Tip 2 diyabet veya gizli şekeri olan kişilerde, ek olarak tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği, insülin hormon yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma ve şişmanlık bir arada ise bu duruma metabolik sendrom denir. Metabolik sendromu yapan etken, insülin direncidir. Bel kalınlığı veya bel çevresi artmış olanlarda (şişmanlarda) bu hastalık daha fazla görülür. Ek olarak karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma da (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür. 4. İnsülin direnci belirtileri nelerdir? Yorgunluk, halsizlik Hızlı Kilo alma Zor kilo verme Doymama, sık acıkma Uyku basması Gün içinde acıkma atakları olması Tatlıya düşkünlük Kilo verememe Terleme Erkeklerde göbeklenme Kadinlarda kalçalarda ve göbekte yağlanma Tansiyonda yükselmelerin başlaması Performansda azalma Konsantrasyon bozukluğu Unutkanlik Yemeklerden sonra uyuklama 5. Kimlerde Insülin Direnci Riski Fazladır? Ailesinde şeker hastalığı olanlar Kilosu fazla olanlar Önceki gebeliğinde kan şekeri yükselenler Yas arttıkça insülin direnci riski artar Bel çevresinin, erkekte 94 cm den kadinda 80 cm den fazla olmasi Vücut kitle indeksinin (agirlik/boy x boy) 25 Kg/m² den fazla olması Tansiyon yüksekliği(130/85 mmhg den fazla) Ürik asit yüksekliği HDL düşüklüğü (<40 mg/dl) Trigliserid yüksekliği (>150 mg/dl) Açlık kan sekeri 90 mg/dl den fazla olanlar CRP yüksekliği Adiponektin düşüklüğü

23 Cilt 1,Sayı 2 SORU CEVAPLARLA İNSÜLİN DİRENCİ Sayfa Insülin direncini artıran ilaçlar var mıdır? Bazı ilaçlar insülin direncini artırır. Bunlar: kortizon, beta bloker ilaçlar, büyüme hormonu tedavisi, östrojen tedavisi, bazı psikiyatri ve depresyon ilaçları (olanzapin, risperidon),tüberküloz ilaçları (rifampisin, izoniazid), progesteron ilaçları, genetik insülin direnci hastalıkları (lipodistrofi, insülin reseptör mutasyonu), interferon, tansiyon tedavisinde kullanılan tiazid diüretik ilaçlar. 7. Insülin direncini artıran hastalık ve durumlar Sigara içmek Alkol içmek Hareketsiz yasam Unlu, sekerli gıdaları fazla yemek Hemokromatozis denilen demir depolanma hastalığı, ferritin yüksekliği Kafeinli içecekler: Kahve, çay, kola, enerji içecekleri Cushing Hastalığı denilen aşırı kortizol hormon salgılanması durumu Gastroparezi denilen midenin fonksiyon bozukluğu Fruktoz ve mısır şurubu kullanmak Hipogonadizm denilen testosteron hormon azlığı Akromegali denilen büyüme hormonunun aşırı salgılanması hastalığı Stres, depresyon, üzüntü, sıkıntı Uykusuzluk D vitamini eksikliği Kronik karaciğer hastalıkları, hepatit C Feokromositoma ( Böbreküstü bezi tümörü) Hipertiroidizm (Tiroit bezinin aşırı çalışması) Aldosteronoma (Böbrek üstü bezinden aşırı aldosteron hormon salgısı) Migren Sedef Hastalığı 8. İnsülin direnci nasıl ölçülür? İnsülin direnci, klinik şüphe halinde, uzman doktorların istemi ile eş zamanlı yapılan kan insülin ve glukoz değerlerinin belirli formülasyon uygulamaları ile hesaplanır. 9. İnsülin direncine karşı ne yapmalıyız? Doğru beslenme ve spor Açlık süremiz uzun olmamalı. Bu nedenle öğün atlamamak çok önemli Öğünlerimizde, karbonhidrat kaynaklı yiyecekler ( makarna, pilav, beyaz ekmek vb.) dengeli olmalı Öğünlerde protein kaynaklarına mutlaka yer vermeliyiz Öğünlerimiz, birbirine benzer miktarlarda yiyeceklerden oluşmalı, bir öğünde az yiyip diğerinde fazla yememeliyiz. Glisemik indeksi düşük yiyecekler, insülin seviyemizi kontrol etmede çok etkili. Glisemik indeks diyetini beslenmenizin merkezine koyun Ara öğünlerimizde kan şekerimizi ve buna bağlı insülin seviyemizi bir anda yükseltecek çikolata, tatlı gibi yiyecekler yerine; meyve, kepekli bisküvi, light yoğurt gibi sağlıklı yiyecekler tercih edin Hareket ederek, kan şekerinin vücutta kullanımını dengeleyen ve fazla yağ depolanmasını engelleyen çok büyük bir adım atın. Uz. Dr. Hayrunnisa SEZİKLİ Biyokimya Uzmanı

24 Sayfa 24 Ramazan ayının gelişiyle birlikte, oruç tutanların günlük beslenme şekli birdenbire değişiverir. Genelde 3 öğünden ibaret olan günlük beslenme 2 öğüne düşerken özellikle kırmızı et, ekmek, pilav, makarna, hamur işleri, tatlı ve börek tüketimi artar. Buna karşılık meyve, sebze ve beyaz et tüketimi azalır. Oysaki ister 3 öğün, isterseniz 2 öğün yiyin; günlük almanız gereken karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineral oranları hep aynı olmalıdır. 'Ramazan ayında hiç diyet olur mu? ' diyenlere yanıtımız, dengeli beslenerek, evet. Bir günde almanız gereken besin değerlerini, iftar ve sahura akıllı bir şekilde bölüştürerek, sağlıklı bir şekilde kilo verebilirsiniz. Bunun için Ramazan'da sıkça yapılan beslenme hatalarından kaçınmalısınız. Bunlar; 'İftarda boş mideye birden yüklenip hızlı ve çok yemek midede ağırlık, yanma, bulantı, gaz ve kabızlık gibi sorunlara yol açıyor; yemek esnasında su içmek sindirimi güçleştiriyor. İftarda ağır yemekler yiyip sahura kalkmamak mideyi zorluyor.' Az ama sık yemeli ve iftar ile sahur öğünleri 3-4 öğüne paylaştırılmalı. İftarda, 1 bardak su, bir kâse çorba içip ara verilmeli; ana öğün dakika sonra yavaş yavaş yenmelidir. Ramazan'da nelere dikkat etmelisiniz? Ramazan ayında, oruç tutan kişilerin mide ve sindirim sistemi farklı çalışmaya başlar, bu nedenle yemek yerken birçok şeye dikkat etmek gerekir. Yaklaşık 16 saat dinlenmeye çekilen mideye aniden yüklenmek, sindirim sorunlarına neden olabilir. Orucu hafif yiyeceklerle açın. Ramazan ayı süresince yapılan beslenme hatalarından biri de, az meyve yemektir. Günde en az 3 porsiyon meyveyi çiğ ya da komposto olarak tüketin. Ramazan ayında kişinin tatlı ihtiyacı artabilir. Bu gereksinim öncelikle meyvelerle, daha sonra kalorisi azaltılmış tatlılarla giderilmeli. Yağlı ve şerbetli tatlılar yerine hoşaf, komposto veya sütlü tatlılar yiyin. İftar sırasında yemekle birlikte çay ve kahve içmek yemeklerden alınan vitaminleri öldüreceğinden, bu içecekleri yemekten en az bir saat sonra içebilirsiniz. Ramazan'da kilo vermek istiyorsanız günlük almanız gereken kaloriyi iftar ve sahur öğünlerine paylaştırın. Sebze ve meyve gibi düşük kalorili besinlere ağırlık verin. Hareketsiz kalmayın. İftardan sonra mutlaka yürüyüş yapın. Mutlaka sahura kalkın. Bu şekilde hem aç kaldığınız süre azalır hem de metabolizmanız daha az yavaşlar. Kolesterolünüz yüksekse ve oruç tutuyorsanız kırmızı et ve tereyağı tüketimini sınırlamanız, haftada en az 1-2 kez balık ve kurubaklagil yemeniz gerekiyor. Oruç tutarken vücut uzun süre susuz kalacağı için, iftar ve sahur arasında bol su içmeye özen gösterin(2-2,5 l). Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırır. Ancak yemek esnasında su içmek, sindirim sistemini bozabilir. Ramazan'da sigara bağımlılarının çoğu, iftar yemeğine başlamadan hemen bir sigara içer. Aç karnına içilen sigaranın zararları çok daha fazla olduğu için, yemekten önce sigara içmeyin. Mümkünse sigarayı bırakın. Oruç ne zaman sakıncalı? Uzun bir açlıktan sonra, ağır yemek yemek, kalbin yükünü artırabilir. Dolayısıyla kalp krizi, yüksek tansiyon, beyin kanaması ve felç gibi hastalığı olan kişiler dikkatli olmalıdır. Mide ülseri hastalarının sıkıntıları artabilir. Hamile olanlar, şeker hastaları ve kan şekerinin düşmesi atağını sık yaşayan hastalar, tansiyon hastaları, ateşli hastalıkları olanlar, sık ilaç alımının gerektiği hastalıklara sahip olanlar, psikiyatri hastaları, verem ve kanser hastaları oruç tutmamalıdırlar.

25 Cilt 1,Sayı 2 SAHURDA ÖRNEK YEMEK LİSTESİ 2 kibrit kutusu kadar peynir, 5-6 zeytin, kepekli ekmek, söğüş sebze, çay, bal -pekmez reçel, 1 MEYVE 1 haşlama yumurta, 5-6 zeytin, kepekli ekmek, 1 tatlı kaşığı bal pekmez, çay,1 MEYVE 1 kibrit kutusu kadar peynir, börek, ayran, 1 MEYVE 1 yumurtalı menemen, kepekli ekmek, çay,1 MEYVE 1 tost, ayran, 1 MEYVE 1 kibrit kutusu kadar peynir, 1 köfte büyüklüğü kıyma ile bol sebzeli kıymalı yumurta, kepekli ekmek, çay, 1 MEYVE iftarda ÖRNEK YEMEK LİSTESİ 1 kase çorba veya kepekli ekmek, 1 porsiyon etli sebze yemeği, 1 su bardağı yoğurt, SALATA Sayfa 25 1 porsiyon sebze yemeği, 4-5 yemek kaşığı pilav - makarna veya kepekli ekmek,1 kase komposto, SA- LATA 1 kase çorba veya 4-5 yemek kaşığı pilav, 100 gr balık veya etli yemek, kepekli ekmek, SALATA 1 porsiyon kuru baklagil yemeği, 4-5 yemek kaşığı pilav veya ekmek,1 kase cacık, SALATA İftardan sonra mutlaka 2 Ara öğün yapmaya çalışın!!! Saat: arasında yiyebileceğiniz ara öğün örnekleri Diyetisyen Yasemin HURMA 1 elma 8 adet badem-fındık 3 adet ceviz 2 adet kuru incir 2 adet hurma 1 yemek kaşığı kuru üzüm 20 adet taze üzüm 1 armut 1 kahve fincanı leblebi 1 adet şeftali 15 adet dut 1 ince dilim kavun veya karpuz 3 adet kuru kayısı 1 yemek kaşığı kuru üzüm 1 haşlanmış mısır 5 adet malta eriği 10 adet yeşil erik 4 adet taze kayısı 12adet çilek 12 adet kiraz 1 su bardağı süt 1 küçük kase sütlü tatlı

26 Sayfa 26 PROSTAT AMELİYATI KDEAH Üroloji Kiliği hekimlerinden Op. Dr. Murat ŞENER Prostat tedavisinde, cerrahi tedaviler; bilinen en etkin tedavi yöntemleri olarak yerlerini korumaktadırlar. Henüz, hiç bir medikal tedavi ile cerrahiye eş değer sonuçlar elde edilebilmiş değildir dedi. KAPALI PROSTAT AMELİYATI(TUR-P) Özellikle, hem yüksek klinik başarısı, hem de yaygın olarak yapılabilmesi, kapalı bir yöntem olması ve tecrübeli ellerde çok düşük komplikasyon oranlarına sahip olması nedenleriyle en sık tercih edilen tedavi yöntemidir. İdrar borusu içerisinden, özel aletlerle, prostatta tıkanıklığa yol açan kesimlerin, çok küçük parçalar halinde çıkartılması olarak tarif edebileceğimiz transüretral prostat rezeksiyonu (TUR-P) (Kapalı prostat ameliyatı), "altın standart" tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Bugün, tecrübeli ellerde TUR-Prostektomi ile hastaların çoğunluğu ameliyat edilebilmekte ve açık prostat ameliyatı çok büyük prostatlarda olmak kaydıyla nadir olarak gerekli olmaktadır. Kapalı Prostat Ameliyatının Avantajları: Uzun dönemde en etkili tedavi yöntemidir. Patolojik inceleme için doku elde edilir. TUR-Prostatektomide görülebilen bazı yan etkileri azaltmak için son dönemlerde Plasmakinetik-TUR-Prostatektomi yöntemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemin en önemli avantajı, ameliyat esnasında kullanılan yıkama sıvısı, vücut için toksik olmadığından uzun sureli ameliyatlarda güvenle kullanılabilmesidir. Bu sayede günümüzde açık prostat ameliyatı olma gerekliliği önemli ölçüde azalmıştır. Prostatı 150 gramın altında olan hastalarda güvenle uygulanabilir. Etkinliği TUR-Prostatektomi ile aynıdır, bu yöntemin ereksiyonla ilgili yan etkisi yoktur. LAZERLE PROSTAT AMELİYATI Günümüzde Greenlight ve Holmium Lazer ile prostat operasyonları gerçekleştirilmektedir. Greenlight Lazer Yöntemi Lazer ışınlarının endoskopik yoldan prostata iletilmesiyle, büyümüş olan prostat dokusunun buharlaşmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ancak bu yöntemde prostat kanseri araştırmasında önemli olan patolojik inceleme için doku elde edilmez. Ayrıca operasyon süresi kapalı prostat ameliyatına göre çok uzundur. 50 gramdan büyük prostatlarda kullanılması anestezi süresinin uzaması nedeni ile önerilmemektedir. Holmium Lazer Yöntemi Büyümüş olan prostat dokusu, aynen TUR-Prostatektomi'de olduğu gibi, dış idrar kanalından özel aletlerle ulaşılarak ve Holmium Lazer adı verilen bir lazer enerjisi ile küçük parçalara ayrılarak vücut dışına alınır. Ancak, henüz hiçbir yöntem (lazer ameliyatları dahil) TURprostatektomi ameliyatı (kapalı prostat ameliyatı) kadar başarı sağlayamamıştır. Sonuç olarak, cerrahi tedavi bilinen en başarılı tedavi yöntemi olarak yerini korumaktadır. Amaç, hastalığın komplikasyonları gelişmeden tedaviye başlanmasıdır. BPH tedavi edilmediği zaman tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, idrar yapamama, idrarda kanama ve en önemlisi de böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu durumlarda medikal (ilaç) tedavi başarı sağlamamakta, cerrahi tedavi tek seçenek olarak kalmaktadır. Önemli olan nokta bu ameliyatlarda sadece büyüyen dokuların alındığı, örneğin hastanın prostat kanseri riskinin değişmediği ve prostat kanseri taraması için yıllık takibinin devam etmesi gerektiğinin önerildiği unutulmamalıdır. Op. Dr. Murat ŞENER Üroloji Kliniği

27 Cilt 1,Sayı 2 BİR ÇOK KİŞİNİN SORUNU OLAN TIRNAK BATMASI Tırnak batmasının tedavisi hastalığın derecesine ve hastanın şikayetlerine göre değişmektedir. En ideal tedavi yaklaşımı batmanın tekrarlaması, hastanın fonksiyonel ve estetik olarak memnun kalmasının sağlanması şeklindedir. Sayfa 27 TIRNAK BATMASI, pek çok insanda görülebilen, ağrılı, yürümeyi ve çalışmayı dahi engelleyebilen, bireyin yaşam kalitesini etkileyen ve tekrar edici bir durumdur. En çok genç erişkinlerde, obezlerde ve gebelerde görülse de; yenidoğanlarda ve yaşlılarda da görülebilir. Tüm ayak parmaklarında olabilmekle beraber genellikle ayak baş parmağında oluşur. Tırnak batmasının çok çeşitli sebepleri vardır: Dar ayakkabı giyilmesi, yanlış tırnak kesimi (tırnak kenarlarının yuvarlanması), tırnağın aşırı eğimli olması, tırnak kıvrımının geniş olması, ince ve kırılgan veya aşırı kalınlaşmış tırnak yapısı, ayağın aşırı terlemesi, ayak hijyeninin bozuk olması, travma, tırnak altında kemik ve yumuşak doku büyümeleri, şişmanlık, gebelik, şeker hastalığı, romatizma ve iskelet anomalileri, yaşlılığa bağlı tırnak değişiklikleri gibi faktörler neden olabilir. Tırnak batmasıda, tırnak büyürken bir veya iki taraftan derinin içine doğru gömülür; bu esnada oluşan iltihabi reaksiyon sonucu tırnak kenarındaki doku da tırnağın üzerine doğru ilerler; bir süre sonra mikroorganizmaların da eklenmesiyle dolama halini alır ve bu durum giderek kronikleşir. Kanama, iltihap ve ödemli bir tırnak batmasının mutlaka bir doktora gösterilmesi gerekir. Tırnak batması olan kişiler çoğunlukla doktora gitmekte gecikir ve daha ilerlemiş, ağrılı bir halde doktora başvururlar. Tırnak batmasının tedavisi hastalığın derecesine ve hastanın şikayetlerine göre değişmektedir. En ideal tedavi yaklaşımı batmanın tekrarlaması, hastanın fonksiyonel ve estetik olarak memnun kalmasının sağlanması şeklindedir. Hasta eğitimi ve uyumu en önemli yaklaşımdır. Daha az şiddetli batıklarda, etkilenen ayak; günde dakika ılık, sabunlu suda bekletilerek, batık gerileyene kadar her yıkama sonrası topikal veya sistemik antibiyotik uygulanabilir. Tırnak ile gömülü olduğu yumuşak doku arasına yuvarlanmış pamuk parçası sıkıştırılabilir ya da çeşitli tel vb aparatlar kullanılarak tırnak ile dokunun birbirinden ayrılması sağlanabilir. -Geleneksel tedavilere yanıt alınamayan olgularda ve ileri evre tırnak batmalarında cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulur. Cerrahi tedavide, bölgesel anestezi uygulanarak; tırnağın batan kısımları, gömülü olduğu dokudan uzaklaştırılır; tırnak yan kıvrımlarına ve köküne fenol solüsyonu uygulanarak bu kısımlardan tırnak çıkması kalıcı olarak engellenmiş olur ve böylece tekrarlama riskinin en aza indirilmesi hedeflenir. Ya da tırnağın batıktan temizlenen yan kısımlarına plastik tüp yerleştirilerek burada bir süre kalması sağlanır. Ek olarak kriyoterapi (dondurma), elektrokoter TIRNAK BATMASINDAN NASIL KORUNABİLİRİZ Tırnak batmasından korunmanın ilk yolu, doğru tırnak kesimi yapmaktır. Ayak tırnakları düz olarak kesilmelidir, köşelerde çok hafif kıvrım yapılmalıdır. Tırnak köşelerini deriye çok yakın kesmekten kaçınmalıdır. Rahat, geniş ve ayağı terletmeyen ayakkabılar ve sandaletler tercih edilmelidir. Tırnakta mantar, kalınlaşma, deformasyon saptanırsa hemen doktora başvurulmalıdır. Tüm bu tedbirlere rağmen tırnak batması olursa fazla vakit geçirip olay ilerlemeden doktora başvurmak, erken tanı ve tedaviyle cerrahi müdahale yapılmaksızın batmanın düzeltilmesini sağlayabileceği için çok önemlidir. Ancak gereken durumlarda da cerrahi tedaviden korkarak tedaviyi geciktirmek sadece siz hastaların zararına olacaktır. Uz. Dr. Eylem Emel ARIKAN Deri ve Zührevi Hastalıkları

28 Sayfa 28 YANIK YARALANMALARINDA İLK YARDIM DERİMİZ, vücudumuzdaki en büyük organlardan bir tanesidir. Aklımıza gelmeyen çok önemli fonksiyonları vardır; vücudumuzu dış etkenlerden korur, ısı kaybetmemizi önler, mikroorganizmalara karşı bariyer görevi görür, hissetmemizi sağlayan sinirsel uçları içerir, hormon üretimi yapar, immünolojik fonksiyonları vardır. Bütün bunlara bağlı olarak, yanık, vücudumuzun maruz kalabileceği en önemli travmalardan bir tanesidir. Yanıklarda ilk müdahale, hem hayat kurtarması açısından, hem de sonraki tedavileri etkileyeceği için çok önemlidir. İLK YARDIM DA YAPILACAKLAR ; İlk önce kendimizi korumaya almalı, panik içinde davranarak kazazede durumuna düşmemeliyiz. Yanıklı hasta, tehlike bölgesinden uzaklaştırılır, yanma olayı sonlandırılmaya çalışılır. Hastanın koşması engellenilir, yanma olayı devam ediyorsa, hasta; yere yatırılır, yuvarlanır ya da ulaşılabiliyorsa bir battaniye ya da halıya sarılarak hava teması kesilir. Koşma ile alev daha güçlenir ve inhalasyon hasarı dediğimiz, akciğerlerin zarar görmesine yol açar. Yanıklı alan üzerindeki giysiler mümkün olan en kısa zamanda çıkarılır. Hastanın üzerindeki yüzük, kolye gibi mücevherler ile saat, kemer gibi aksesuarlar hemen çıkarılır. Özellikle evde olan küçük çaplı yanıklarda, yanıklı alan dakika süre ile musluk suyu altında tutulur. Bu işlem ile yanık derinliği ve ağrı azaltılır. Geniş yanıklarda dikkatli olunmalı, vücut ısısının fazla düşmesine yol açılmamalıdır. Buz, buz kalıpları ve soğuk su önerilmez. Yara üzeri temiz bir çarşaf ya da havlu ile örtülür, diş macunu, yoğurt vb maddelerin kullanılması önerilmez. Ciddi bir durum olduğu düşünülüyorsa bir sağlık kuruluşuna müracaat edilir ya da 112 acil servisine haber verilir. Op. Dr. Murat GÜVEN Yanık Merkezi

29 Cilt 1,Sayı 2 GAZ (ŞİŞKİNLİK) Sayfa 29 Yeme alışkanlığındaki ve diyetteki bir değişiklik, hastaların çoğunda, gaz problemini çözer. Eğer durum devam ediyorsa, doktorunuza başvurarak diğer tedavi seçeneklerini denemelisiniz. HEKİMBAŞI SAĞLIK GAZETEMİZİN bu sayısında, sık karşılaşılan bir sorundan daha bahsedeceğiz. Çoğu hastamızın söylemekten çekindiği ve hayat kalitesini düşüren bir şikayet: GAZ. Gaz çıkarma nedir? Barsaklardan rektum kanalıyla hava geçişi işlemine, gaz çıkarma denir. Normal her insan günde 8-20 kez gaz çıkarır. Gaz, eğer kötü koku yapıyorsa, sık oluyorsa ve uygun olmayan zamanlarda oluyorsa bir problemdir. Gaz nasıl oluşur? Barsaklarda gazın bir kısmı, çiğneme sırasında hava yutma ile oluşur. Hızlı yemek ve içmek, büyük miktarlarda hava yutulmasına yol açar. Bazı insanların asabi yapısı vardır ve özellikle stres zamanlarında bol miktarda hava yutabilirler. Ayakta dururken yutulan hava, mideden geriye ağız yoluyla geğirme dışarı çıkarılabilir. Her geğirme ile bol miktarda hava geri yutulur ve geğirme devam edebilir. Gazın oluşmasının diğer sebebi de, barsaklar da devam eden sindirim işlemidir. Barsaklardaki bakteri, sindirim işlemi sırasında yemek artıklarını parçalarken gaz oluşturur. Sindirim süreci içinde oluşan gaz, daima anüs kanalıyla dışarı atılır. Bazı gıda maddeleri ve ilaçlar da gaz oluşumunu artırabilir. Kabızlık yapabilen bazı ilaçlar, daha sık ve ağrılı gaz oluşumuna sebep olabilir. Şikayetler Nelerdir? Anüsden sık olarak gaz çıkarma Gaz çıkarma ile rahatlayan karın ağrısı Nasıl Tedavi Edilir? Bazı durumlara dikkat edilerek, gaz, tedavi edilebilir; Yavaş yemek ve içmek, daha az hava yutmanızı sağlar. Aşırı gaz yaptığı bilinen yiyeceklerden ve içeceklerden uzak bir diyet listesi sizi rahatlatacaktır. Gaz giderici çeşitli ilaçlar vardır. Bu ilaçlar, her hastada aynı etkinlikte değildir. Sizde etkili olmadığını düşündüğünüz ilacı, doktorunuza danışarak değiştirin. Nasıl Korunulur? Bir miktar gaz oluşması doğaldır ve bunun için canınızı sıkmayınız. En çok dikkat etmeniz gereken şey, çiğneme esnasında hava yutulmamasıdır. Çiğnemeyle yutulan hava, yutma işleminin kontrolünde ilk basamaktır. Uzun süre çiğneyin ve yavaşça su için. Sık iç çekme ve sakız çiğnemeden sakınınız. Diyetteki bir değişiklik, daha az barsak gazı olmasına sebep olur. Gaz yapan gıdalardan uzak durun ve çok değişken bir diyet kullanın. Kişiden kişiye değişmekle birlikte, gaz yaptığı en çok bilinen besinler şunlardır: Süt ürünleri (yoğurt hariç) Bazı sebzeler, özellikle lahana, kuru fasulye, brüksel lahanası, brokoli, turp, nohut, kabak Kurutulmuş meyveler Şekersiz besinlerdeki şeker yerine geçen maddeler (mesela sorbitol gibi) ve şekerlemeler Kepekli Besinler Uz. Dr. Göktuğ ŞİRİN Uz. Dr. Mesut SEZİKLİ Uz. Dr. Züleyha Akkan ÇETİNKAYA Gastroenteroloji Kliniği

30 Sayfa 30 MODERN TEDAVİ YÖNTEMLERİYLE KONTROL ALTINDA TUTULABİLEN BİR HASTALIK : EPİLEPSİ Epileptik nöbetler, davranışsal tutulma ya da ritmik göz kırpmalar gibi hafif veya bağırma ve kol ya da bacağın titremesi şeklinde olabilir. Hemen her yaşta görülebilen epilepsi, uzun süreli tedavi ve izleme gerektiren bir hastalık olup, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. EPİLEPTİK NÖBET, beyinde bir grup nöron (beyin hücresi)'un, ani, geçici ve anormal deşarjları sonucu ortaya çıkan, motor, duyusal ve pisişik belirtilerle seyreden bir klinik tablodur. Halk dilinde sara olarak bilinmektedir. Kişilerin yaklaşık % 10'unu hayatlarının herhangi bir zamanında etkiler. Epilepsi, 2 veya daha fazla sayıda provake olmamış nöbet olarak tanımlanır. Epilepsisi olan kişiler, anlamlı oranda artmış nöbet riski taşımaktadırlar. Nöbetler, davranışsal tutulma ya da ritmik göz kırpmalar gibi hafif veya bağırma ve kol ya da bacağın titremesi şeklinde olabilir. Hemen her yaşta görülebilen epilepsi, uzun süreli tedavi ve izleme gerektiren bir hastalık olup, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. İlk kez nöbet geçiren her hastanın, en kısa zamanda bir nöroloji uzmanı tarafından görülmesi sağlanmalıdır. Epilepsi tanısı, birey ve atağın görgü tanığından alınan ayrıntılı bir öykü ile başlar. Tanı için klinik bilgilerin yanında, en önemli yardımcı tanı yöntemi EEG'dir. Nöbet düşünülen her hasta da EEG çekilmelidir. İlk tanı konulurken bir hafta içinde, diğer durumlarda, EEG istenildikten en geç 4 hafta içinde yapılmalıdır. EEG, epilepsi tanısı koymada tek başına kullanılmaz. Klinik değerlendirme ve standart EEG sonrası tanısal güçlükler olan hastalarda, uzun dönem video EEG'nin önemli bir rolü vardır. Potansiyel sebepleri belirlemede uygun kan testleri dikkate alınmalıdır. Nöro görüntüleme, bazı epilepsilerin nedeni olabilecek yapısal anormallikleri ortaya koymak için kullanılabilir. Manyetik rezonans görüntüleme, epilepsili bireylerde tercih edilen görüntüleme incelemesidir. Epilepsinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun bilinmesi önemlidir. Antiepileptik ilaçlarla ilgili endikasyon ve yan etkiler hakkında hastaya bilgiler verilmelidir. ilaç tedavisinin yanında, psikolojik yaklaşım hayat kalitesini arttırabilir. Epilepsisi olan birey ve ailesi, bilgiye gereksinimleri olduğunda kime ulaşacaklarını bilmelidirler. Tedavi planında, kişiye özgü yaklaşım benimsenmeli, hayat tarzı ve tercihleri göz önünde bulundurularak ilaç tedavi planı yapılmalıdır.epilepsi tedavisinin üç hedefi vardır. Nöbetleri ortadan kaldırmak, uzun dönemli tedaviye ilişkin yan etkilerden kaçınmak ve hastanın normal psikososyal ve iş uyumunu koruması ya da yeniden sağlamasına yardım etmek. Bir hasta 2 veya daha fazla toksik doza yakın standat antikonvulzan aldıysa sık ve rahatsız edici nöbetler yaşamaya devam ediyorsa epilepsi cerrahisi düşünülmelidir. Bir diğer tedavi seçeneği vagal sinir stimülatörüdür. Kimseyi nöbetsiz kılmamasına rağmen, değişik ve muhtemel daha az yan etkiler ile birlikte, başka bir antikonvulzan ilaç eklemek kadar etkili görülmektedir. İlaç tedavisine dirençli, birden fazla nöbet odağı olan hastalar için vagal stimulatör değerlendirilmelidir. Bazı antiepileptik ilaçlar doğum kontrol ilaçlarının etkinliğini azaltabilir. Çocuk doğurma potansiyeli olan ve bu dönemde tedavi alması gereken bayan hastaların doğum kontrol ilaçlarının epilepsi ilaçları ile etkileşimi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Çocuk sahibi olmaya karar veren epileptik hastaya, gebeliğin her nekadar medikal yönden komplike olsada, sorunsuz gebelik geçiriebilecekleri ve sağlıklı bir çocuk sahibi olabilecekleri anlatılmalıdır. Kontrollerine, kadın doğum ve nöroloji uzaman hekimi ile devam etmelidir. Gebelik öncesi ve birinci üç ay sonuna kadar yüksek doz folik asit kullanması önerilmektedir. Tarih kitapları epilepsi hastası olan ve buna rağmen büyük başarılar elde eden kişilerden bahseder. Devlet adamı Caesar, Dostoyevski, ressam Von Gogh, besteci Handel bunlardan birkaçıdır. Günümüzde birçok epilepsi hastası, modern tedavi yöntemlerinin gözetiminde birçok iş kolunda çalışmakta ve son derece başarılı olmaktadır. Uz. Dr. Ebru YAŞAR Nöroloji Kliniği

31 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 31 GİZLİ TEHLİKE KOAH KDEAH Göğüs Hastalıkları Kliniğinden Uz. Dr. Kevser MELEK KOAH ta tanı ne kadar erken konulursa, tedavi o ölçüde etkili olacaktır. KOAH tedavisinin temeli, sigaranın bırakılmasıdır. Sigara içilen ortamlardan da kaçınılmalıdır dedi.. KOAH, "Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı" isminin baş harflerinden oluşan, kısaltılmış bir hastalık ismidir. Kronik kelimesi, uzun süredir devam eden anlamındadır. Obstrüktif kelimesi, tıkayıcı anlamındadır ve bu hastalıkta nefes borularının (bronşların) tıkandığını göstermek için kullanılır. O halde KOAH ı, uzun süredir bronşlarda tıkanmaya neden olan bir hastalıktır şeklinde tarif edebiliriz. Bu hastalığın en kötü yanı, bronşlarda oluşan tıkanmanın bir daha düzelmemesi ve tedavi olunmaz ise hastalığın sinsice ilerlemesidir. Sigara içimi, tüm dünyada görülen en yaygın bağımlılık biçimidir ve KOAH'ın en önemli nedenidir. KOAH genellikle sigara içimiyle oluşsa da pipo, puro ve pasif içicilik, ev içi ve ev dışı hava kirliliği, mesleki maruziyet, geçirilmiş tüberküloz ve yaşamın erken dönemlerinde geçirilen tekrarlayıcı hava yolu enfeksiyonları hastalığın gelişimine katkıda bulunur. Hiç sigara içmemişlerde, KOAH'ın dünya genelinde görülme sıklığı, düşünülenden daha yüksektir; biyomass yakıt kullanımıda (esas olarak gelişmekte olan ülkelerde) ana risk faktörlerinden biridir. Bilinen KOAH hastaları, tanı almamış pek çok KOAH'lı vaka göz önüne alındığında buzdağının görünen kısmını oluştururlar. Dünyada ve Türkiye de her 10 kişiden ikisi KOAH lıdır. Ancak, KOAH lıların 10 da 1 i hastalığının farkındadır. Bunun başlıca nedeni, kişilerin şikayetlerini doktora başvurmaya değecek kadar önemsememesi ya da bu bulguları yaşlanma, şişmanlık gibi başka nedenlerle açıklamaya çalışmasıdır. Çoğu KOAH hastası, hastalığının erken döneminde sigara bırakmak istemediği için doktora başvurmaktan çekinir veya utanır. Kronik öksürük, balgam, nefes darlığı, göğüste sertlik hissi, hırıltılı soluma, kışın sık olan göğüs enfeksiyonları ya da bozulmuş egzersiz toleransı olan 35 yaş üstü halen sigara içen ya da bırakmış herkes KOAH olabilir. İlerlemiş hastalıkta, günlük işlerin yapılması, hatta hastanın bireysel ihtiyaçlarını gidermesi bile zorlaşabilir. Hastalık ilerleyip oksijen azlığı da geliştiğinde; eller, ayaklar ve yüzde morarmalar da görülebilmektedir. Kronik oksijen eksikliği ve tekrarlayan ataklar kalp yetersizliği gelişimine neden olur. Uz. Dr. Kevser MELEK Göğüs hastalıkları Kliniği

32 Sayfa 32 ÇOCUKLARDA YAZ İSHALLERİ KDEAH Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği hekimlerinden Uz. Dr. Ferhan MUTLU İshalli hastalıklar, sadece sıvı kaybı ve ölüme yol açmaları nedeni ile değil, beslenmenin bozulması, büyümenin etkilenmesi ve uygunsuz ilaç kullanıma yol açmaları nedeni ile de önem taşımaktadır dedi. DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (WHO), ishali; 24 saatte 3 ten fazla sulu dışkılama veya sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde ise her zamankinden daha sık sulu dışkılama olarak tanımlamaktadır. İshalli hastalıklar, dünyanın her yanında yaygın olmakla birlikte, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ishal, özellikle küçük çocuklar için son derece önemli bir sağlık sorunu ve önde gelen bir ölüm nedenidir. Tüm dünyada her yıl 5 milyon civarında insan ishalli hastalıklar nedeni ile ölürken bunun % 80'ini süt çocukları oluşturmaktadır. İshalli hastalıklar, sadece sıvı kaybı ve ölüme yol açmaları nedeni ile değil, beslenmenin bozulması, büyümenin etkilenmesi ve uygunsuz ilaç kullanıma yol açmaları nedeni ile de önem taşımaktadır. Akut ishal terimi, sıklıkla 3-5 gün süren kısıtlı ishalli hastalıklar için kullanırken, 14 gün ya da daha uzun süren ishaller için Persistan İshal terimi kullanılır. 1 aydan uzun süren ishal ise Kronik ishal olarak tanımlamakta ve bu olgularda altta yatan bir hastalık bulunmaktadır. Çocukluk yaşlarında ortaya çıkan akut ishalli hastalıkların en önemli nedeni, barsak enfeksiyonlarıdır. Bunların yanı sıra; besin zehirlenmeleri, beslenme bozuklukları, sistemik enfeksiyonlar, antibiyotikler ve allerjik nedenler akut ishallere neden olurlar. Çocuklarda akut ishalli hastalıkların en önemli nedeni olan barsak enfeksiyonlarına yol açan mikroplar; bakteriler, virüsler ve protozoonlardır. Ancak en sık, virüs etkenli ishallere rastlanır. En sık rastlanan virüs ise rotavirüstür. İshalli hastalıklarda klinik bulgular, etkene ve vücudun savunma gücüne göre değişkenlik gösterir. Akut ishalde kusma, karın ağrısı gibi sindirim sistemi belirtilerine ateş, halsizlik, huzursuzluk ve konvulziyon (havale) gibi sistemik belirtilerde eşlik edebilir. Bazen kusma ön plandadır, ishal sonradan gelişebilir. Bazen de kusma olmadan, sadece ishal görülür. Su ve tuz kaybına bağlı gelişebilen ve değişik derecelerde olabilen dehitratasyon, ağır durumda asidoz, şok ve koma, en önemli kötü sonuçlardandır. Akut ishalli hastaların tedavisinde: İshal nedeni ile kaybedilmiş olan sıvı ve vücut tuzlarının, ağız yoluyla ve gerekirse damar içi yolla yerine konarak su ve tuz dengesinin düzeltilmesi. Dışkı ya da kusma ile halen sürmekte olan su ve tuz kayıplarının ağız yoluyla ve uygun içerikli sıvılar verilerek önlenmesi. Anne sütü, hazır mama ve yaşa uygun yiyeceklerle uygun beslenmenin sağlanması. Sadece, gereken durumlarda antibiyotik kulanılması hedeflenir. Su kaybı olmayan çocuklar, verilen sıvı miktarı arttırılarak ve beslenmelerine devam edilerek evde tedavi edilebilirler. Ayran, taze hazırlanmış meyve suları (elma suyu...), çorbalar (pirinçli, yoğurtlu) ve su evde korkusuzca verilebilecek sıvılardır. İki yaşın altındaki çocuklara her

33 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 33 ÇOCUKLARDA YAZ İSHALLERİ YAZ AYLARINDA İSHALLİ HASTALIKLARDA ARTIŞ GÖZLENMESİNİN SEBEPLERİ: Etken mikropların sıcakta daha hızlı çoğalması Besinlerin soğuk zinciri ile tüketiciye ulaşımının zorlaşması Havuz ve denizlerde mikroplu suların yutulması Temiz olmayan suların daha fazla tüketilmesi gibi nedenlere bağlıdır. YAZ AYLARINDA ARTIŞ GÖSTEREN İSHALLİ HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN: İlk 6 ay sadece anne sütü verilmeli İçme suyu temiz olmalı, kaynatılıp soğutulmuş olmalı Yiyecekleri hazırlamadan önce, çocuğu beslemeden önce, sofraya oturmadan önce, çocuğun bezini değiştirdikten sonra, tuvalete girerken ve çıktıktan sonra eller mutlaka su ve sabunla yıkanmalı Çocuğu beslerken biberon kulanılmamalı Bebeğin yiyeceği plastik kaplar yerine, kolay temizlenebilen (cam, porselen, çelik vb.) kaplara hazırlanmalı ve kaşık ile yedirilmeli Sebze ve meyveler bol su ile yıkanmalı Genel kullanıma açık tuvaletlerin kullanımında dikkatli olunmalıdır. Uz. Dr. Ferhan MUTLU Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği

34 Sayfa 34 ÇOCUKLAR VE YETİŞKİNLERDE ELEKTRİK ÇARPMASI VE ELEKTRİK ÇARPMASINA KARŞI KORUNMA YOLLARI Elektrik enerjisi ve tesisleri hayatımıza geniş ölçüde girmiştir. Bugün artık elektrik enerjisinden yararlanmadan yaşamın kolay olmadığını söyleyebiliriz. Elektrik enerjisi geniş yararları ile birlikte dikkatlice kullanılması gereken bir enerji çeşididir. İnsan bedeni elektrik kaynağı ile doğrudan temas ederse, elektrik çarpması (şoku) olarak adlandırılan elektrik akımı, beden üzerinden geçer. Elektrik çarpması, gerilim, akım ve temas süresi gibi elektriksel büyüklüklere bağlı olarak değişik etkilere neden olurlar. Elektrik çarpması ile meydana gelen kazalar, etki bakımından üç grupta toplanabilir. Elektrik akımının sinirler, adaleler ve kalp çalışması üzerindeki etkileri. Elektrik akımından doğan ısınmanın ve arkların yaptığı zararlar, yanmalar. Korku sebebi ile düşme, çarpma gibi mekanik zararlar. Elektrik çarpması iki farklı tipte oluşur. Bunlar doğrudan tema ve dolaylı temas olarak sınıflandırılır. Doğrudan temas, elektrik altındaki bölümler veya iletkenle doğrudan temas olarak tanımlanır. Dolaylı temas, normalde elektrik altında olmayan fakat hatalı durumda elektrik altında olan kısım veya parçalarla temas olarak tanımlanır. İstatistiklere göre elektrik çarpmasından meydana gelen kazaların %62 si dolaylı temas ve %73 ünde kazaya maruz kalanların elektrik işçisi olmadığı saptanmıştır. ELEKTRİK ÇARPMASINA KARŞI ELEKTRİK SİSTEMİMİZDE NE TÜR ÖNLEMLER ALABİLİRİZ? Elektrik çarpmasından korunmanın en kolay yolu evlerimizdeki kaçak akım şalterleri kullanmaktır. Kaçak akım şalterleri giren akım dönen akım prensibine göre çalışır. Yani faz veya fazlardan gelen akımlar nötrden dönen akıma eşit olduğu sürece herhangi bir sorun yoktur ve her şey yolundadır. Kaçak akım şalterleri adın da anlaşılacağı üzere elektrikli cihazların gövdelerine veya elektrik altında olmayan kısımlara işletim akımını (30 ma) geçen kaçak olursa şalter arızalı kısmı devre dışı bırakır. Canlıları ve cihazları koruma işlemi gerçekleşmiş olur. ÇOCUKLARIMIZI ELEKTRİK ŞOKUNDAN NASIL KORURUZ? Özellikle yeni emeklemeye başlamış çocuklarda elektrik çarpması deneyimi elektrik kablolarının ısırılması ve çatal bıçak gibi metal nesnelerin korumasız prizlere veya elektrikli cihazlara sokulması ile yaşanır. Elektrik çarpmasından dolayı oluşan yaralanmalar elektrikli oyuncaklar, elektrikli ev eşyaları ve araçların uygun biçimde kullanılmamasından dolayı meydana gelebilir. ELEKTRİK ÇARPMASINA KARŞI NE YAPMALIYIZ? Basit olarak elektrik kablosuna ait damarların renklerinin hangi anlamı taşıdığı bilinirse elektrik çarpmasına karşı müdahale daha basit hale gelebilir. Bu renkler her zaman açık mavi, sarı-yeşil ve diğer renklerden meydana gelir. Ulusal ve uluslararası standartlar gereği açık mavi kablo damarı cansız uç (nötr), sarı-yeşil kablo damarı toprak ucu ve diğer renkler canlı kablo damarını (elektrik faz ucu) temsil ederler. Toprak ucu dolaylı veya doğrudan insan ve cihazları korumak için toprağa bağlanırlar. -Eğer çocuğumuz elektrikle temas halinde ise, öncelikle ve her zaman elektrik kaynağını kapatmayı deneyin. Bunlar mümkün değilse canlı olan elektrik kablosu damarını (elektrik faz kablosu) tahta parçası ile temastan kurtarmayı deneyin. Başka kurtarma yöntemi ise çocuğunuzu tahta veya yalıtkan malzeme(kauçuk, lastik) yardımı ile temastan kurtarmayı deneyin. ELEKTRİK ŞOKU SONRASI YAPILACAK İŞLEMLER Elektrik akımı kesilir kesilmez veya elektrik şokundan kurtulur kurtulmaz çocuğunuzun nefes almasını, ten rengini ve size cevap verip veremediğini kontrol edin ve acil sağlık hizmetlerini arayın. Fuat KILIÇ Elektrik Mühendisi

35 Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 35 DERİ KANSERLERİNE KISA BİR BAKIŞ EN YAYGIN VE EN HAFİF DERİ KANSERİ TİPİ 'BAZAL HÜCRELİ KARSİNOM ; EN YAYGIN VE EN HAFİF DERİ KANSERİ tipi olan 'Bazal hücreli karsinom', genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde görülür. Renkli bir leke, pullanma kimi zaman iltihaplı bir nokta gibi başlar. Sıklıkla yüzde görülmekle birlikte boyun, kollar ve el sırtlarında ve kafa derisi gibi güneş ile temas halinde olan yerlerde de rastlanır. Çoğunlukla yetmişlerine yaklaşmış olan yaşlı bireylerde görülür. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmaz. Bu kanser tipi nadiren metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Yaygın inanışın tersine bu deri kanseri tipi kaşıntı ve/ veya ağrıya neden olmazlar, genellikle sessiz seyrederler. Erken tanı ile tedavi şansı % 100 dür. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Kolay kolay iyileşmez ve iyileştiğinde ise bir ay içerisinde geri döner, büyüklük olarak da yavaş bir artışa sahiptir. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Yaklaşık üç hafta süreyle yara iyileşmekte ve sonrasında tekrardan yara açılmakta ise, daha fazla vakit kaybetmeden Cildiye veya Plastik Cerrahi doktroruna danışılmalıdır. SKUAMÖZ HÜCRELİ KARSİNOM Bu deri kanseri, deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür. Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Daha tehlikeli bir seyri vardır. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Melanom, bütün deri kanserleri içinde en öldürücü olanıdır. Ancak, bu kanser tipinde de erken tanı, tedavi şansını arttırır. Melanom, melanin denen pigmenti (deriye rengini veren madde) üreten melanosit dediğimiz hücrelerde başlar. Melanin derimizin rengini verir ve güneşten kısmi olarak korur. Melanom hücreleri melanin üretmeye devam eder ve bu nedenle kanser alanı genellikle kahverengi veya siyahtır. Fakat melanom beyaz ve kırmızı da olabilir. Melanom yayılma özelliği gösterdiğinden, muhakkak tedavi edilmelidir. Melanom dikkat çekmeden hızla büyüyebilir. Genellikle bir ben olarak veya kahverengi bir benin üzerinde veya yakınında ortaya çıkar. şırı güneşe maruz kalmaktan, özellikle güneş yanıklarından kaçınma açık tenli kişilerde melanomdan korunmanın en iyi yoludur. Melanomun kalıtsal özelliği de vardır. Ailesinde melanom olan kişilerin riski daha fazladır. Sıra dışı beni olanlar, çok sayıda beni olanlar melanom açısından yüksek riske sahiptir. Melanomun öncü belirtileri nelerdir? Asimetri: Benin, bir tarafının diğer tarafından farklı olmasıdır. Benin ortasından hayali bir çizgi çiziniz. Benin her iki yanı aynı büyüklük ve aynı şekilde mi? Melanomda genellikle asimetri vardır. Sınır Düzensizliği: Melanomun sınırı veya kenarı genellikle pürüzlü, çentikli veya bulanıktır. Renk: İyi huylu benler herhangi bir renkte olabilir, fakat genellikle tek renklidir. Melanom ise sıklıkla birden fazla rengi içinde barındırır. Büyüklük: İyi huylu benler küçük kalırken, melanom büyümeye devam eder. Genellikle 6 milimetreden büyüktür çaptadır. Kendinizin yapacağı periyodik muayene, melanom ve diğer deri kanserlerinden korunmak için en güçlü silahtır. Melanom ancak erken yakalandığında tedavi edilebilir. Op. Dr. Meral YAMAN ÖZBABA Plastik Cerrahi kliniği

36 Sayfa 36 KALP RİTİM BOZUKLUKLARI VE TEDAVİSİ KDEAH Kardiyoloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. A. Lütfullah ORHAN ve Kardiyoloji Başasistanı Uz. Dr. Tolga AKSU Hastanemizin kardiyoloji kliniğinde, kalp pili takılması, kalp içi şok cihazı takılması ve elektrofizyoloji ve ablasyon işlemleri uygun görülen hastalarda uygulanmaya başlanmıştır. dedi Aritmi Nedir? Aritmi, kalp atımlarının düzensizliğidir. Bu durum kalp hızının çok hızlanması (taşikardi) ya da çok yavaşlaması (bradikardi) şeklinde olabilir. Kalbin ritmindeki bu düzensizlik, kalpte uyarı oluşturan ve ileten elektriksel bağlantılardaki çeşitli kusurlardan kaynaklanır. Çoğu ritim bozukluğu zararsızdır. Hemen hepimizde ara ara düzensiz atımları hissetme şikayeti olabilir. Bununla birlikte bazı ritim bozuklukları ise çeşitli ciddi şikayetlere hatta ölüme bile neden olabilir. Aritmi Nedenleri Nelerdir? Normal bir kalp ritmi için, kalbin bilinen bir yerinden oluşan elektriksel uyarı, yine bilinen bir yoldan ilerleyerek, tüm kalbi belirli bir düzen içerisinde uyarmalıdır. Bu aşamaların herhangi birisinde oluşacak bir kusur, ritim bozukluğu olarak karşımıza çıkacaktır. Ritim Bozukluklarında Tedavi seçenekleri Kalbin yavaş çalışması, yukarıda sözü edilen şikayetlere neden olduğu gösterilmesi ve hekimin uygun görmesi durumunda kalp pili takılarak tedavi edilmelidir. Kalbin hızlı çalışması durumu, birçok farklı sebepten olabildiğinden farklı tedavi seçenekleri mevcuttur. Hayatı tehdit etme riski bulunmayan durumlarda, öncelikli tedavi, ilaç tedavisidir. Bu, hastanın hastalığını ortadan kaldırmaktan ziyade, şikayetleri düzeltmeye yaramaktadır. Elektrofizyolojik inceleme ve ablasyon: Öneme haiz olduğu düşünülen ritim bozukluklarında, hasta tarafından düzenli ilaç kullanılamadığında, hasta da ilaca bağlı yan etkiler görüldüğünde ya da ilaç tedavisi başarısız olduğunda elektriksel bozukluğun nereden kaynaklandığını bulmaya ve bu bölgeye enerji vererek bu bozukluğu yok etmeye yarayan bir tanı ve tedavi yöntemidir. Kalp içi şok veren cihazlar: Ölümcül olma olasılığı yüksek olan bazı ritim bozukluklarında, kalp piline benzer yöntemle takılan, ancak, hastaya kalp içerisinden şok vererek bu ritim bozukluğunu sonlandıran cihazlardır. Hastanemizin kardiyoloji kliniğinde, kalp pili takılması, kalp içi şok cihazı takılması ve elektrofizyoloji ve ablasyon işlemleri uygun görülen hastalarda uygulanmaya başlanmıştır. Neler Kalp Ritim Bozukluğunu Arttırır? Alkol Şeker Hastalığı Gereksiz ilaç kullanımı Aşırı çay kahve tüketimi Kalp hastalıkları Hipertansiyon Tiroid bozuklukları Stres Kalp krizi Sigara Bazı ilaçlar Doç. Dr. A.Lütfullah ORHAN Uz. Dr. Tolga AKSU Kardiyoloji Kliniği

37 ÇOCUKLAR VE YAZ SPORLARI Cilt 1,Sayı 2 Sayfa 37 HAREKET İHTİYACIMIZ, daha biz doğmadan ana karnında başlar. Fakat daha sonra özellikle çocukluk döneminde, çocuğun içinden hareketlilik isteği ne kadar gelse de, ebeveyn çocuğun yaşına uygun bir spora başlatmayı ihmal eder. Öğrenmeye hazır oluş dönemlerinin iyi bilinmesi, eğitimde başarı için önemlidir. Çok erken başlanan eğitim sakıncalı olabilir. Geç kalınmış eğitim telafi edilemeyebilir. Bebeklerin ve küçük çocukların temel hareket yetenekleri kendiliğinden otomatik olarak ortaya çıkar (filogenetik). Çeşitli beden bölümleri arasındaki koordinasyon gelişimi, baştan ayağa ve içten dışa doğru bir yön izler. Yetenekler, 18 ay civarında gelişmeye başlar. Spora çok genç yaşlarda başlamak, ilerde en yüksek performans düzeylerine erişebilmek için bir avantaj oluşturur. Bütün bunların havadar ortamlarda yaz sporlarıyla gerçekleşmesi daha sağlıklıdır. Yaz sporları kış sporlarına nispeten daha niceliklidirler. Yaz sporları denince, daha ziyade serinlemeyi gerektiren su sporları, havanın muhalefet etmemesi gereken hava sporları ve kapalı spor salonlarının dışında olması gereken doğa sporları akla gelir. Sıcak havalarda spor salonlarında kapalı kalmak istemeyenler; yüzme ile tüm vücudunu çalıştırarak hem serinleyebilir hem de suyla negatif enerjilerini atabilirler. Dalma (scuba diving), sualtının gizemli dünyasını serin serin yakından görme imkânı verir. Rüzgâr sörfü (kite sörf), kano (kayık), kürek ve yelken sporları özgürlük hissi heyecanını iliklerinize kadar serin serin fark ettirir. Su kayağı, serinletirken denge kabiliyetini de geliştirir. Yamaç paraşütü (paragliding) ya da bungee jumping sporuyla yükseklik korkusu olmayanların özgürlük hissi tavan yapar. Plaj voleybolu, hem çok hareketli hem de takım halinde oynanması sesebiyle çok keyif vericidir. Tenis, rackets ve lakros gibi sporlar, başta bacaklar olmak üzere vücudun her yerini çalıştırırken istenildiği kadar kalori yakma imkânı verir. Temiz havada hafif tempoyla gezmeyi sevenler ve şehir stresini atmak isteyenler trekking tercih edebilirler. Hızı sevenler tarafından oldukça rağbet gören jet ski veya su kayağı (wakeboard ya da water ski) idealdir. Su topu, su jimnastiği ve su balesi (senkronize yüzme); trambolin, yoga, pilates ve ikisinin karması olan pilago; kiteboard (uçurtma sörfü); kaya tırmanışı; bisiklet (dağ, yol ya da salon bisikleti); golf, softbol, roque, kroket, kriket, polo, basque pelota, rafting ve daha pek çok yaz sporu sayılabilir. Fakat çocuklar bütün bu yaz sporlarının pek azını çalışabilirler. Daha ziyade, düşük performanslı egzersizlerin oyunla karıştığı ve elastikiyetin gerektiği sporlar çocuklar için daha uygundur. Su sporlarından özellikle yüzme ile daha bebeklik çağında tanışılmalıdır. Yüzerken top oynanacaksa çocukluk çağı (7-17) ve su üzerinde kayak gibi denge ve hız gerekecekse delikanlılık çağı (18-29) daha uygundur. Hava sporlarına rizikosuna binaen, 18 yaşından sonra başlanması önerilmektedir. Doğa sporları türüne göre çok çeşitli yaşlarda çalışılabilir. Su, hava ve doğa sporları olarak özetleyeceğimiz yaz sporlarından özellikle su ve doğa sporları çocuklar için daha seçenekli ve makuldür. Yüzme 5, su topu 10 yaşından sonra spor olarak yapılabilir. Dalma, rüzgâr sörfü, kano, kürek, yelken, su kayağı 18 yaşından sonra yapılabilir. Plaj voleybolu ve tenis sporu 10 yaşından sonra yapılabilir. Koşu ve bisiklet spor olarak 7 yaşından sonra uygundur. Fakat kaya tırmanışı (dağcılık) 18 yaşından önce rizikoludur. Esneme ve germe gibi elastikiyetin arttığı sporlarda yaş düzeyi düşerken kuvvet ve hız gerektiren sporlarda başlama yaşı yükselir. Mukavemet gerektiren sporlarda ise yaş daha da yükselir. Bir çocuk spora başlamadan evvel, spora müsait olup olmadığına dair doktordan rapor almalıdır. Tüm spor okulları ve antrenörler bunu istemelidirler. Çocuğun gizli ya da açık bir kalp hastalığına sahip olup olmadığı incelenmelidir. Kalp gücünün bir efora (kalp dolaşım sistemi yönünden) uyumlu olup olmadığı mutlaka saptanmalı ve bir kardiyolog tarafından onaylanmalıdır. Yüzme ve bisiklette de uzun boy avantajdır. Ata binmede ise kısa boy ve hafif kilo avantajdır. Disk, çekiç ve gülle atma gibi sporlarda boyla birlikte kilonun yüksekliği sporcuyu savurmayıp yere çakması bakımından avantajdır. Yüksel YILMAZ Uzman Antrenör

38 Sayfa 38 HASTANEMİZİN TAŞ KIRMA ÜNİTESİ HİZMETİNİZDE Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğine bağlı olarak çalışan Taş Kırma Ünitesi Op. Dr. Oğuz Özden CEBECİ ve Op. Dr. Ömür MEMİK gözetiminde taş kırma işlemlerine başlamıştır Op. Dr. Ömür Memik ile ESWL konulu röportajımız ESWL nedir ve ne zaman kullanıma girmiştir? ESWL (Ekstrakorporeal shock wave litotripsi) yani vücut dışından şok dalgaları ile taş kırma tedavisi, ilk kez 1980 yılında Chaussy isimli bir bilim adamı tarafından Münih'te uygulanmış ve modern ürolojiye kazandırılmıştır. Bu yöntem böylece son 25 yıllık süreç içerisinde böbrek ve idrar yolları taşlarının tedavisinde giderek daha sık uygulanmaya başlamış ve taşların tedavisinde hem kolay hem de hastaya çok az zarar veren bir yöntem olması nedeniyle yaygın kabul görmeye başlamıştır. Bununla birlikte kullanım yaygınlığının artması ve yeni taş kırma makinelerinin geliştirilmesiyle de açık böbrek ameliyatlarında büyük bir azalma meydana gelmiştir. Hastanemizdeki ESWL cihazımız hakında bilgi verebilir misiniz? ESWL cihazları; röntgenle, ultrasoundla ve hem röntgen hem de ultrasoundla çalışan olmak üzere 3 çeşittir. Bizim cihazımız, hem röntgen hem de ultrason ile çalışmaktadır. Ultrason ile çalışan makinaların hem röntgende görülmeyen taşları görme hem de daha az radyasyona maruz kalma nedeniyle X-Ray le çalışan cihazlara üstünlüğü olmakla birlikte, bağırsak gazlarının gizlemesi nedeniyle özellikle üreterde yerleşimli taşları görüntüleme yetenekleri kısmen daha düşüktür. Bizim cihazımız bu her iki özelliği de ihtiva ettiğinden seanslar sırasındaki taşı odaklama oranımız daha üst seviyelerde bulunmaktadır. Üriner sistem taş hastalıklarındaki diğer tedavi seçenekleri nelerdir? Günümüzde, üst üriner sistem diye adlandırdığımız böbrek ve idrarı idrar kesesine taşıyan üreterdeki taşlar dışarıdan şok dalga tedavisi adı verilen ESWL, ya da cerrahi olarak, yani kapalı ameliyat adı verilen perkütan nefrolitotomi (PNL), ureterorenoskopi eşliğinde taş kırma (URS) (rijid, fleksibl), laparoskopik ve nadiren açık cerrahi ile tedavi edilir. Mesane olarak adlandırılan idrar kesesindeki taşlar ise daha çok cerrahi yollarla tedavi edilmektedir. Polikliniğinize başvuran taş hastalarında tedavi seçeneğini neye göre belirliyorsunuz? Üst üriner sistem taşı ile karşımıza gelen hastada, doğru tedaviyi seçmek için bazı parametrelerden yararlanırız. Bunlar taşın boyutu, yerleşim yeri, taşın bileşimi, üst üriner sistem anatomisi, eşlik eden medikal hastalıkların varlığı ve hastanın seçilecek tedaviye uyumudur. Hangi hastalarda öncelikli tercih ESWL olmalıdır? Dünyada yapılan çalışmalarda şu an için en kabul gören görüş; ürik asit taşları dışındaki, 3 cm den küçük taşların öncelikli tedavisinin ESWL olduğudur. Bununla birlikte oral kemolizis adı verilen ilaç tedavileri ile kombine edildiğinde ESWL başarısı artmaktadır. ESWL nin başarısız olduğu durumlarda ise sırasıyla PNL, Retrograd Intrarenal Cerrahi (RIRC), Laparoskopik cerrahi ve açık cerrahi uygulanmaktadır. ESWL öncesi cerrahi durum gerektiren hastalar kimlerdir? Tek böbrekli olan, idrar yollarında idrar akımını engelleyecek düzeyde ciddi bir tıkanıklık ve ağrısı olan, böbrek fonksiyonlarında bozulma başlayan, kırılacak taşı genellikle 15 mm üzerinde olan hastalarda; çoğunlukla genel anestezi altında, idrar yoluna mesaneden girilerek vücut içinde kalacak ve dışarıdan görülmeyecek şekilde DJS denilen ince bir katater, idrar akımını garanti altına almak için konulabilir. ESWL her hastaya uygulanabilir mi? ESWL için, hamilelik ve tedavi edilemeyen pıhtılaşma bozuklukları mutlak kontrendikasyonlar iken, üst üriner sistem darlığı, ciddi iskelet malformasyonları, tedavi edilmemiş üriner sistem enfeksiyonları, aktif tüberküloz varlığı ve aort veya renal arter anevrizmaları varlığında ise ESWL tedavisi göreceli olarak kontrendikedir. Bununla birlikte çok şişman hastalar ve boyu 100 cm den küçük çocuklar ESWL başarısındaki en önemli teknik problemlerin başında gelir.

39 Cilt 1,Sayı 2 HASTANEMİZİN TAŞ KIRMA ÜNİTESİ HİZMETİNİZDE Sayfa 39 ESWL için özellikli hasta grupları kimlerdir? Çocuklardaki böbrek taşları, ESWL ile başarılı bir şekilde tedavi edilmekle beraber, genellikle işlem genel anestezi altında uygulanır. Tek böbrek taşları ESWL ile tedavi edilebilir fakat ESWL nin böbrek glomerüllerinden idrar atılımını azaltıcı etkisinden dolayı, bu hastaların böbrek fonksiyonları, uzun bir süre izlenmelidir. Atnalı böbrek ve rotasyon anomalisi, yani yerleşim ve şekil problemleri olanlarda da ESWL başarıyla uygulanır. Transplante yani nakil böbreklerde ESWL, böbreğin pozisyonundan dolayı pron pozisyonda uygulanır. ESWL öncesi herhangi bir işlem uyguluyor musunuz? Her türlü tahlil ve tetkiklerini yaptığımız ve ESWL yapılmasına karar verdiğimiz hastalarda, seans öncesi genel anestezi gerekliliği yoksa genellikle kalça veya damar yoluyla analjezik ilaç veriyoruz. Seans sırasında, cihazın kırma gücü veya şiddetini tamamen hastanın kontrolüne bırakıyoruz ve hastanın ağrı eşiğine göre şiddeti artırıyor ya da azaltıyoruz. Bununla birlikte genel anestezi uygulamadığımız hastaların seans öncesi hafif gıdalar almış olmasını tercih ediyoruz. ESWL seanslarını ne sıklıkta uyguluyorsunuz? ESWL seansları ideal olarak, üçten fazla olmamakla beraber en fazla beş kez yapılmalıdır. İki seans arasında en az 5-7 gün beklemek, böbreği, ESWL nin yan etkilerinden koruma adına daha faydalı olabilir. ESWL sırasında oluşabilecek komplikasyonlar nelerdir? Her ne kadar çok düşük oranlarda görülse de, ESWL sonrası görülen komplikasyonları, erken dönem ve geç dönem olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Erken dönem komplikasyonlar arasında; doku hasarı, kanama, komşu organ yaralanması, idrar yollarının tıkanması ve idrar yolu enfeksiyonları şeklinde sıralayabiliriz. ESWL nin uzun dönem komplikasyonları ise nadir olarak görülmekle beraber, tedavi sonrası; hipertansiyon, renal yetmezlik, metabolik anomaliler ve diabet şeklinde sıralanabilir. ESWL sırasında kırılan taşlar vücuttan rahatça atılabilir mi? Her ne kadar taşın boyutu önemli bir faktör olsa da, ESWL sonrası hastaların %5-10 unda taş yolu formasyonu denen bir olay gelişebilir. Taş yolu; ESWL ile kırılan taşların, parçalar halinde dökülürken, böbrekten çıktıktan sonra, üreterde üst üste dizilerek idrar kanalını tıkaması durumudur. Çoğunlukla büyük taşlarda oluşan bu durum, %65-75 oranında taşların idrar kesesine düşmesiyle kendiliğinden düzelebildiği gibi %25 oranında cerrahi müdahale gerektirebilir. ESWL başarı oranları hakkında bilgi verebilir misiniz? ESWL başarı oranları, taşın böbrekte ve üreterdeki yeri ve büyüklüğüne göre değişmekle birlikte, böbrekte %85 lere üreterde ise % 75 lere kadar çıkabilmektedir. ESWL nin avantajları nelerdir? ESWL, öncelikle cerrahi girişime gerek kalmadan uygun seçilen hastalarda etkili ve güvenli bir tedavi yöntemidir. Bununla birlikte, cerrahi yöntemlerle karşılaştırıldığında; vücutta kesi izi oluşturmayan, hastanede yatmayı gerektirmeyen, risk ve komplikasyonu oldukça düşük ve iyileşme süreci çok daha hızlı bir yöntemdir. ESWL seansları sonrası yapılması gerekenler nelerdir ESWL sonrası, idrarda kanama ve yan ağrıları görülebilir. Genellikle bu kanama ve ağrılar, klinik önemsiz düzeyde olsa da, hastalar doktorlarını bu konuda bilgilendirmelidir. Bu şikayetlerin daha az görülebilmesi için, biz, öncelikle hastalarımızın bol sıvı özellikle de su tüketmesini öneriyoruz. Bununla birlikte, düzenli hareket ve egzersiz öneriyoruz. Bütün bunlar, ESWL seanslarında kırılan taş parçalarının vücut dışına atılmasında çok önemli yardımcı rol oynayacaktır. Bununla birlikte, taşın üreterden atılırken oluşturacağı ağrıyı minimum düzeylere indirmek için, hastaların verdiğimiz ilaç tedavilerini düzenli kullanmalarını ve dışarıdan sıcak uygulamalarını öneriyoruz. Takip eden seanslarda, kan, idrar tahlilleri ve kontrol filmler ile böbrek fonksiyonları, enfeksiyon hali olup olmadığı ve taşın son durumunu kontrol ederek, ne kadar daha seanslara devam edeceğimize, cerrahi bir tedavi gerekip gerekmediğine, taşı kırılıp temizlenen hastalardaki bir sonraki kontrol tarihlerine karar veriyoruz. Son olarak taş hastalarına neler önerirsiniz? Taş hastalarının normal hayatlarında ya da ESWL seansı sonrası, hastaların mümkün olduğunca düşürdükleri taş veya kum parçalarını biriktirmelerini ve taşın hangi tip taş olduğunu öğrenmek maksadıyla tahlil ettirmelerini istiyoruz. Böylece, hastalara ne tür bir diyet verilebileceği, taşın tekrar oluşmaması için hangi tedavilerin verilebileceği ya da taş tekrarlaması durumunda hangi tedavi seçeneğini tercih edebileceğimizi belirleyebiliyoruz. En önemlisi, taş hastaları taşlarının tekrarlayabileceğini unutmamalı ve en az 6 ay ya da yılda bir kez taş açısından üroloji polikliniğinde kontrollerini yaptırmalıdırlar. Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Röportaj Gülsüm ÖZGÜLER

40 Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi İbni Sina Bulvarı Derince/KOCAELİ TEL:(0262) FAX: Belkız KARAKUZU

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri Kansızlık (anemi) kandaki hemoglobin miktarının yaş ve cinsiyete göre kabul edilen değerlerin altında olmasıdır. Bu değerler erişkin erkeklerde 13.5 g/dl, kadınlarda 12 g/dl nin altı kabul edilir. Kansızlığın

Detaylı

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU Yazar Ad 61 Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU Ülkemizde kalp damar hastalıkları erişkinlerde en önemli ölüm ve hastalık nedeni olup kanser veya trafik kazalarına bağlı ölümlerden daha sık görülmektedir. Halkımızda

Detaylı

neden az yağlı az kolesterollü diyet?

neden az yağlı az kolesterollü diyet? neden az yağlı az kolesterollü diyet? DYT-YRD07 Rev / 2 Yürürlük Tarihi / 30.12.2005 Rev Tarihi / 17.18.2012 neden az yağlı az kolesterollü diyet? Kolesterol insan vücudunda doğal olarak bulunan yağa benzer

Detaylı

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU 173 Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU Hiçbir canlının beslenmeden yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bu, her yaşta olmak üzere, insanlar için de geçerlidir. Özellikle bebekler ve

Detaylı

KOAH VE EGZERSİZ KOAH TA EGZERSİZ TAVSİYELERİ

KOAH VE EGZERSİZ KOAH TA EGZERSİZ TAVSİYELERİ KOAH VE EGZERSİZ KOAH kalıcı nefes darlığı ile kendini gösteren, geri dönüşü olmayan bir akciğer hastalığıdır. Sigara ve cevre kirliliği gibi faktörlerin etkisiyle hasta sayısı hızlı bir şekilde artmaktadır.

Detaylı

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ MENOPOZ DÖNEMİ BU EĞİTİMDE NELER PAYLAŞACAĞIZ? Menopoz nedir?

Detaylı

TC SAĞLIK BAKANLIĞI ANTALYA KAMU HASTANELERİ BİRLİĞİ ANTALYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ

TC SAĞLIK BAKANLIĞI ANTALYA KAMU HASTANELERİ BİRLİĞİ ANTALYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ TC SAĞLIK BAKANLIĞI ANTALYA KAMU HASTANELERİ BİRLİĞİ ANTALYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ Aşırı sıcaklar çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirmektedir.sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak

Detaylı

Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri...

Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri... Kanser Nedir? Kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri... Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi. Sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle de bir halk

Detaylı

KANSER TANIMA VE KORUNMA

KANSER TANIMA VE KORUNMA KANSER TANIMA VE KORUNMA Uzm. Dr Dilek Leyla MAMÇU Sunum İçeriği Genel Bilgiler Dünyada ve Ülkemizdeki son durum Kanser nasıl oluşuyor Risk faktörleri neler Tedavi seçenekleri Önleme mümkün mü Sorular/

Detaylı

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynıdır. Her gün çeşitli gıdalar yemeniz gerekir.

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynıdır. Her gün çeşitli gıdalar yemeniz gerekir. KANSER HASTALARINDA BESLENME DESTEĞİ Dengeli ve sağlıklı beslenme sadece tedavi gören kanser hastaları için değil tedavi sonrası süreçte de sağlıklı yaşamı oluşturan önemli unsurlardan biridir. Kanser

Detaylı

GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME

GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME NEDEN ÖNEMLİDİR? Hayat sağlıkla güzeldir BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ Gebelik öncesi ideal ağırlığında olan yetişkin kadınların ortalama 9-14 kg arasında (ayda 1-1,5kg)

Detaylı

KALP DAMAR HASTALIKLARI VE BESLENME

KALP DAMAR HASTALIKLARI VE BESLENME KALP DAMAR HASTALIKLARI VE BESLENME Kalp hastalıkları deyince; kalp ve kan damarlarına ilişkin hastalıklar aklımıza gelmektedir. Damar sertliği; Atardamar duvarının kalınlaşmasıdır. Yavaş seyreden ilerleyici

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR?

YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR? YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR? Vücudun, büyümesi yenilenmesi çalışması için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin yeterli miktarda alınmasıdır. Ş. İKİBUDAK BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ SAĞLIKLI BİR Y AŞAMIN

Detaylı

Gebelikte Beslenme Vitaminler

Gebelikte Beslenme Vitaminler Gebelik döneminizde dengeli bir beslenme alışkanlığı edindiğinizde, sıvıyı bol miktarda aldığınızda, doktorunuzun verdiği demir içerikli preparatları düzenli olarak aldığınızda, normal sınırlar içinde

Detaylı

HASTALIKLARA ÖZEL BESLENME

HASTALIKLARA ÖZEL BESLENME HASTALIKLARA ÖZEL BESLENME Beslenme Yetersizliğine Bağlı Sorunlar 1 PROTEİN ENERJİ YETERSİZLİĞİ Büyüme ve gelişme için gerekli olan enerji, protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına

Detaylı

Kemoterapi Hastalarında Tedavi Uyumunun Arttırılmasında Eczacı Danışmanlığı

Kemoterapi Hastalarında Tedavi Uyumunun Arttırılmasında Eczacı Danışmanlığı Kemoterapi Hastalarında Tedavi Uyumunun Arttırılmasında Eczacı Danışmanlığı 3. Ulusal Hastane ve Kurum Eczacıları Kongresi 23-27 Mart 2016, Muğla Uz. Ecz. Metin Deniz KARAKOÇ Denizli Devlet Hastanesi Hasta

Detaylı

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı çeken sigara vücuda birçok zarar vermekte ve uzun süre

Detaylı

Sigaranın Vücudumuza Zararları

Sigaranın Vücudumuza Zararları Sigaranın Vücudumuza Zararları Sigaranın vücudumuza olan zararları ve sigarayı bıraktıktan sonra vücudumuzdaki değişimler burada anlatılmaktadır. Sırt ve Bel Ağrısı: Sigara içmek bel ile ilgili hastalıkların

Detaylı

ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ. Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu

ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ. Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu ADOLESANA VERİLMESİ GEREKEN KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Doç Dr Müjgan Alikaşifoğlu Sağlık Hizmetlerinin Özellikleri Ergenin yaşına, gelişim düzeyine uygun Bireysel, kültürel ve sosyoekonomik farklılıklara

Detaylı

Türkiye'de Yıllara Göre Yeni Verem Hasta Sayıları. 1965 1970 1975 1980 1985 1990 1995 2000 2005 2007 Yıllar

Türkiye'de Yıllara Göre Yeni Verem Hasta Sayıları. 1965 1970 1975 1980 1985 1990 1995 2000 2005 2007 Yıllar Verem Haftası etkinlikleri çerçevesinde Akkuş İlçe Sağlık Grup Başkanımız Dr. Mustafa AKDOĞAN 18/01/2010 tarihinde ilçemizde çalışan din adamları ve halka yönelik verem hastalığı ile ilgili çeşitli bilgiler

Detaylı

Op Dr Aybala AKIL. ACIBADEM Bodrum Hastanesi

Op Dr Aybala AKIL. ACIBADEM Bodrum Hastanesi Sağlıklı bir anne için Sağlıklı beslenme Düzenli hekim kontrolü Gebelik öncesi hastalıkların sıkı takibi Sağlıklı bir yaşam tarzı Huzurlu bir gebelik süreci Sağlıklı beslenme = Dengeli beslenme Proteinler

Detaylı

DOĞUM SONU EVDE BAKIM (ANNE EĞİTİMİ) Hazırlayan: Aysun Çakır Acıbadem Kadıköy Hastanesi Eğitim ve Gelişim Hemşiresi 24.06.2010

DOĞUM SONU EVDE BAKIM (ANNE EĞİTİMİ) Hazırlayan: Aysun Çakır Acıbadem Kadıköy Hastanesi Eğitim ve Gelişim Hemşiresi 24.06.2010 DOĞUM SONU EVDE BAKIM (ANNE EĞİTİMİ) Hazırlayan: Aysun Çakır Acıbadem Kadıköy Hastanesi Eğitim ve Gelişim Hemşiresi 24.06.2010 DOĞUM SONRASI AĞRI Altı haftaya kadar karın alt bölgesinde aralıklı ağrılar

Detaylı

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak İNME Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Rana Karabudak TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü Türk Nöroloji Derneği (TND) 2014 Beyin Yılı Aktiviteleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Tüm hakları TND ye aittir. Kaynak

Detaylı

PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ

PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ PROSTAT BÜYÜMESİ Prostat her erkekte doğumdan itibaren bulunan, idrar torbasının hemen altında yer alan bir organdır. Yaklaşık 20 gr ağırlığındadır ve idrar torbasındaki idrarı

Detaylı

Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır.

Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır. ŞİŞMANLIK (OBEZİTE) Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır. Yağ dokusunun oranı; Yetişkin erkeklerde % 12 15, Yetişkin kadınlarda %20 27 arasındadır. Bu oranların

Detaylı

HEPATİTLER (SARILIK HASTALIĞI) VE 0212 5294400 2182 KRONİK BÖBREK HASTALIKLARI VE 0212 5294400 2182

HEPATİTLER (SARILIK HASTALIĞI) VE 0212 5294400 2182 KRONİK BÖBREK HASTALIKLARI VE 0212 5294400 2182 İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2013 YILI HASTA OKULU PLANI HASTANE ADI TARİH SAAT KONU EĞİTİM YERİ HASTA OKULU PROGRAMI İÇİN HASTA VE YAKINLARININ İLETİŞİM KURABİLECEKLERİ TELEFON NUMARASI HASEKİ 28/01/2013

Detaylı

PIHTIÖNLER(KAN SULANDIRICI) İLAÇ KULLANIM KILAVUZLARI DABİGATRAN(PRADAXA)

PIHTIÖNLER(KAN SULANDIRICI) İLAÇ KULLANIM KILAVUZLARI DABİGATRAN(PRADAXA) DABİGATRAN (PRADAXA) NE İÇİN KULLANILIR? Dabigatran (PRADAXA) pıhtıönler ilaç grubundadır. Halk arasında kan sulandırıcı ilaç olarak bahsedilen ilaçlardan bir tanesidir. Kan damarları içerisinde pıhtı

Detaylı

Hemoroid (Basur) Nedir?

Hemoroid (Basur) Nedir? Sindirim sisteminin giriş kapısını ağız ve dişler, çıkış kapısını ise anal kanal ve anüs oluşturur. İstemli olarak sağlanan dışkı ve gaz çıkışının kontrolü; hemoroitlerin de bir parçası olduğu bu anal

Detaylı

AKCİĞER KANSERİ. Doç.Dr.Filiz Koşar

AKCİĞER KANSERİ. Doç.Dr.Filiz Koşar AKCİĞER KANSERİ Doç.Dr.Filiz Koşar Akciğer Kanseri Nedir? Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar Akciğerler göğüs boşluğumuzun büyük

Detaylı

Hipertansiyon. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015

Hipertansiyon. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015 Hipertansiyon HT Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015 Bu sunum Arş. Gör. Dr. Neslihan Yukarıkır ve Arş. Gör. Dr. Dilber Deryol Nacar

Detaylı

TROMBOSİTOPENİ KONTROLÜ

TROMBOSİTOPENİ KONTROLÜ TROMBOSİTOPENİ KONTROLÜ GÜLDER GÜMÜŞKAYA HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ONKOLOJİ HASTANESİ TROMBOSİT NEDİR? 1 Kemik iliğinde yapılan kan hücrelerinden biridir. Pıhtılaşma hücreleri olarak bilinir. 1mm 3 kanda

Detaylı

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI VEREM (TÜBERKÜLOZ) NEDİR? Verem hastalığı; verem mikrobunun solunum yolu ile alınmasıyla oluşan bulaşıcı bir

Detaylı

DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR

DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI D.P.Ü. KÜTAHYA EVLİYA ÇELEBİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR PROF. DR. AHMET HAKAN VURAL OP. DR. GÜLEN SEZER ALPTEKİN ERKUL OP. DR. SİNAN ERKUL

Detaylı

Okul Hastalık Getirmesin!

Okul Hastalık Getirmesin! On5yirmi5.com Okul Hastalık Getirmesin! Veliler dikkat! Okulların açılması ve havaların soğumasıyla çocuklarda görülen hastalıklar da artıyor. Yayın Tarihi : 14 Eylül 2010 Salı (oluşturma : 11/21/2015)

Detaylı

Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi. Doç. Dr. Bülent Özdemir Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı

Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi. Doç. Dr. Bülent Özdemir Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi Doç. Dr. Bülent Özdemir Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Kalp Krizini Tetikleyen Durumlar ve Tedavisi KALP KRİZİ Kalp krizi (miyokard

Detaylı

Vücutta dolaşan akkan sistemidir. Bağışıklığımızı sağlayan hücreler bu sistemle vücuda dağılır.

Vücutta dolaşan akkan sistemidir. Bağışıklığımızı sağlayan hücreler bu sistemle vücuda dağılır. HODGKIN LENFOMA HODGKIN LENFOMA NEDİR? Hodgkin lenfoma, lenf sisteminin kötü huylu bir hastalığıdır. Lenf sisteminde genç lenf hücreleri (Hodgkin ve Reed- Sternberg hücreleri) çoğalır ve vücuttaki lenf

Detaylı

KALP KRİZİNDE İLK MÜDAHALE VE STENTLİ HASTANIN YAŞAMI. Uzm.Dr. Selahattin TÜREN Kardiyoloji Bölümü

KALP KRİZİNDE İLK MÜDAHALE VE STENTLİ HASTANIN YAŞAMI. Uzm.Dr. Selahattin TÜREN Kardiyoloji Bölümü KALP KRİZİNDE İLK MÜDAHALE VE STENTLİ HASTANIN YAŞAMI Uzm.Dr. Selahattin TÜREN Kardiyoloji Bölümü KALP KRıZINDE ILK MÜDAHALE Kalp krizi tıbbi bir acil durumdur. Erken tanı ve hızlı tedavi oldukça hayati

Detaylı

BÖBREK HASTALIKLARI. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Böbrekler ne işe yarar?

BÖBREK HASTALIKLARI. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Böbrekler ne işe yarar? BÖBREK HASTALIKLARI Prof. Dr. Tekin AKPOLAT Böbrekler ne işe yarar? Böbreğin en önemli işlevi kanı süzmek, idrar oluşturmak ve vücudun çöplerini (artık ürünleri) temizlemektir. Böbrekte oluşan idrar, idrar

Detaylı

Genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan astım kronik bir solunum sistemi hastalığıdır.

Genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan astım kronik bir solunum sistemi hastalığıdır. Bölüm 9 Astım ve Gebelik Astım ve Gebelik Dr. Metin KEREN ve Dr. Ferda Öner ERKEKOL Genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan astım kronik bir solunum sistemi hastalığıdır. Erişkinlerde astım görülme

Detaylı

Endometriozis. (Çikolata kisti)

Endometriozis. (Çikolata kisti) Endometriozis (Çikolata kisti) Bugün Neler Konuşacağız? Endometriozis Nedir? Belirtileri Nelerdir? Ne Sıklıkta Görülür? Hangi Sorunlara Neden Olur? Nasıl Tanı Konur? Nasıl Tedavi Edilir? Endometriozis

Detaylı

KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN

KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN KANSER NEDIR? TARAMA YÖNTEMLERI NELERDIR? BURSA HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ KANSER ŞUBE DR.AYŞE AKAN 2005 DEN 2030 A DÜNYADA KANSER 7 milyon ölüm 17 milyon 11 milyon yeni vaka 27 milyon 25 milyon kanserli kişi

Detaylı

Meme Kanseri: Uyarıcı işaretler, memede herhangi bir sertlik veya kitle ve meme uçlarından gelen akıntı veya kan.

Meme Kanseri: Uyarıcı işaretler, memede herhangi bir sertlik veya kitle ve meme uçlarından gelen akıntı veya kan. Kanserde erken tanı için, vücudumuzun verdiği uyarıcı belirtileri gözlemlemenin, olası risk faktörlerini göz ardı etmemenin önemli olduğunu belirten uzmanlar, kanser oluşumunun önceden yakalanması için

Detaylı

EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ. Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin

EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ. Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin Bu yayın, FSA nın (Food Standards Agency) izniyle tercüme edilmiştir. Bu kitapçık, bir GAV yayınıdır. GAV Yayın No:

Detaylı

DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler

DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler Diyabet nedir? Diyabet hastalığı, şekerin vücudumuzda kullanımını düzenleyen insülin olarak adlandırdığımız hormonun salınımındaki eksiklik veya kullanımındaki yetersizlikten

Detaylı

Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi pek çok patojen hastalığın oluşmasına neden olur.

Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi pek çok patojen hastalığın oluşmasına neden olur. Dr.Armağan HAZAR ZATÜRRE (PNÖMONİ) Zatürre yada tıbbi tanımla pnömoni nedir? Halk arasında zatürre olarak bilinmekte olan hastalık akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Tedavi edilmediği takdirde ölümcül

Detaylı

Diyabet ve komplikasyonlarıyla. yla mücadele uzun bir yolculuk gibidir. Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, r. Lao Tzu MÖ 600

Diyabet ve komplikasyonlarıyla. yla mücadele uzun bir yolculuk gibidir. Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, r. Lao Tzu MÖ 600 İki veciz söz s Diyabet ve komplikasyonlarıyla yla mücadele uzun bir yolculuk gibidir. Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır. r. Lao Tzu MÖ 600 Şeker Hastalığı; Ülkemizde;

Detaylı

Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım

Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım http:www.babycentre.co.uk/midwives 10 steps to a healthy pregnancy (Turkish) Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım 1. Hamilelik sürecini erkenden planlayın ve organize edin! 2. Sağlıklı

Detaylı

İLKYARDIM. www.hiasd.org

İLKYARDIM. www.hiasd.org İLKYARDIM www.hiasd.org Misyon & Vizyon Plan İlkyardım tanımı İlkyardım malzemeleri Haberleşme Kırık-çıkık Kanama Yanık Sara Hayvan dostlarımız Zehirlenme Duman zehirlenmesi Elektrik çarpması Kalp krizi

Detaylı

Vücudumuzda oluşan tümör hücrelerini yok etmek için uygulanan ilaç tedavisine kemoterapi denir.

Vücudumuzda oluşan tümör hücrelerini yok etmek için uygulanan ilaç tedavisine kemoterapi denir. KEMOTERAPİ KEMOTERAPİ NEDİR? Vücudumuzda oluşan tümör hücrelerini yok etmek için uygulanan ilaç tedavisine kemoterapi denir. Kemoterapide, bir veya birden fazla ilaç bir arada kullanılabilir. Her ilacın

Detaylı

KULLANMA TALĐMATI. MEGACE 160 mg tablet Ağız yoluyla alınır.

KULLANMA TALĐMATI. MEGACE 160 mg tablet Ağız yoluyla alınır. KULLANMA TALĐMATI MEGACE 160 mg tablet Ağız yoluyla alınır. Etkin madde: Her bir tablet 160 mg megestrol asetat içerir. Yardımcı maddeler: Laktoz monohidrat, mikrokristalize selüloz, kolloidal silikon

Detaylı

Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor.

Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor. Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor. Sağlıklı çocuk izlemi: Çocuğun yaşına uygun ruhsal, fiziksel

Detaylı

ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI

ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI 16 EKİM DÜNYA GIDA GÜNÜ Dünya da bir yanda obeziteyle mücadele yapılırken diğer tarafta açlıktan ölme noktasına gelen insanlara

Detaylı

OKUL ÇAĞINDA BESLENME

OKUL ÇAĞINDA BESLENME OKUL ÇAĞINDA BESLENME Doç. Dr. Yeşim ÖZTÜRK Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji, Beslenme ve Metabolizma Ünitesi Nisan 2008-İZMİR ADÖLESAN DÖNEM 1. Biyolojik değişim BÜYÜME

Detaylı

Çocukluk Çağı Obezitesi

Çocukluk Çağı Obezitesi Çocukluk Çağı Obezitesi Prof. Dr. Hilal Özcebe Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü hozcebe@hacettepe.edu.tr Çocuklarda Obezite Son yıllarda önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi Gelişmiş

Detaylı

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065 Gençlerde Bel Ağrısına Dikkat! Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problem olup zaman içinde daha sık görülmektedir. Erişkin toplumun en az %10'unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları

Detaylı

DIŞ KULAK YOLUNDAN YABANCI CİSİM / POLİP ÇIKARTILMASI AMELİYATI HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAM (RIZA) FORMU

DIŞ KULAK YOLUNDAN YABANCI CİSİM / POLİP ÇIKARTILMASI AMELİYATI HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAM (RIZA) FORMU DIŞ KULAK YOLUNDAN YABANCI CİSİM / POLİP ÇIKARTILMASI AMELİYATI HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAM (RIZA) FORMU Hastanın Adı, Soyadı: TC Kimlik No: Baba adı: Ana adı: Doğum tarihi: Sayın Hasta, Sayın Veli/Vasi,

Detaylı

KALP DAMAR SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI RİSKLERİNDEN KORUNMA

KALP DAMAR SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI RİSKLERİNDEN KORUNMA KALP DAMAR SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI RİSKLERİNDEN KORUNMA BU EĞİTİMDE NELER PAYLAŞACAĞIZ? KALP DAMAR HASTALIĞI NEDİR? DAMARLAR NEDEN DARALIR? KALP DAMAR HASTALIĞININ BULGULARI RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR? KALP

Detaylı

Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır.

Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır. Erkek üreme sisteminin önemli bir üyesi olan prostatta görülen malign (kötü huylu)değişikliklerdir.erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir. Amerika'da her 5 erkekten birinde görüldüğü tespit edilmiştir.yine

Detaylı

Kan Kanserleri (Lösemiler)

Kan Kanserleri (Lösemiler) Lösemi Nedir? Lösemi bir kanser türüdür. Kanser, sayısı 100'den fazla olan bir hastalık grubunun ortak adıdır. Kanserde iki önemli özellik bulunur. İlk önce bedendeki bazı hücreler anormalleşir. İkinci

Detaylı

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı. VEREM HASTALIĞI ve VEREM HAFTASI

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı. VEREM HASTALIĞI ve VEREM HAFTASI T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Tüberküloz Daire Başkanlığı VEREM HASTALIĞI ve VEREM HAFTASI VEREM EĞİTİM VE PROPAGANDA HAFTASI Geleneksel olarak her yıl Ocak ayının ilk Pazar gününden

Detaylı

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D.

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D. MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D. Multipl Myeloma Nedir? Vücuda bakteri veya virusler girdiğinde bazı B-lenfositler plazma hücrelerine

Detaylı

KULLANMA TALİMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALİMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir.

KULLANMA TALİMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALİMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir. KULLANMA TALİMATI LEVOSOL 30 mg/5 ml Şurup Ağızdan alınır. Etkin madde: 1 ml de 6 mg levodropropizin içerir. Yardımcı maddeler: Sakkaroz, metil parahidroksi benzoat, propil parahidroksi benzoat, sodyum

Detaylı

Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz bir şekilde bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü urlara denir.

Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz bir şekilde bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü urlara denir. Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz bir şekilde bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü urlara denir. Genel anlamda ise kanser, hücrelerde DNA'nın hasarı sonucu hücrelerin

Detaylı

Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atımı

Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atımı Sağlıklı Kan Basıncı Sağlıklı Kalp Atımı 17 MAYIS 2013 Dünya Hipertansiyon Ligi Girişimidir. 17 MAYIS 2013 Dünya Hipertansiyon Ligi Girişimidir. Hipertansiyon Nedir? Çoğunlukla yüksek kan basıncı olarak

Detaylı

Gebeliğiniz süresince Doğum Öncesi Bakım Hizmetleri;

Gebeliğiniz süresince Doğum Öncesi Bakım Hizmetleri; Gebeliğiniz süresince Doğum Öncesi Bakım Hizmetleri; Aile Sağlığı Merkezlerinde Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezlerinde Toplum Sağlığı Merkezlerinde ÜCRETSİZ verilmektedir. Temizlik, genel vücut

Detaylı

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR Prof. Dr. Mehmet Ersoy DEMANSA NEDEN OLAN HASTALIKLAR AMAÇ Demansın nedenleri ve gelişim sürecinin öğretmek Yaşlı bireyde demansa bağlı oluşabilecek problemleri öğretmek

Detaylı

Aşırı Sıcakların Sağlık Üzerine Etkileri

Aşırı Sıcakların Sağlık Üzerine Etkileri Aşırı Sıcakların Sağlık Üzerine Etkileri Güneş veya Sıcak Çarpması: Aşırı sıcağa maruz kalma sonucu beden ısısını ayarlayan terleme mekanizmasının bozulmasına bağlı olarak vücut ısısının düşürülememesi

Detaylı

YANIK, DONMA VE SICAK ÇARPMASINDA İLKYARDIM

YANIK, DONMA VE SICAK ÇARPMASINDA İLKYARDIM YANIK, DONMA VE SICAK ÇARPMASINDA İLKYARDIM Yanık nedir? Herhangi bir ısıya maruz kalma sonucu oluşan doku bozulmasıdır. Yanık, genellikle sıcak su veya buhar teması sonucu meydana geldiği gibi, sıcak

Detaylı

YANIK, DONMA VE SICAK ÇARPMASINDA İLKYARDIM Yanık nedir? Herhangi bir ısıya maruz kalma sonucu oluşan doku bozulmasıdır. Yanık, genellikle sıcak su veya buhar teması sonucu meydana geldiği gibi, sıcak

Detaylı

KOLOREKTAL KANSERE DUR DEMENİN 12 YOLU

KOLOREKTAL KANSERE DUR DEMENİN 12 YOLU KOLOREKTAL KANSERE DUR DEMENİN 12 YOLU Kolorektal kanseri engellemek için benimseyeceğiniz yaşam biçimi kalbinize yardım etmek için benimsemeniz gereken yaşam biçimiyle birebir örtüşüyor. Yani bir yandan

Detaylı

9-ZEHİRLENMELERDE İLKYARDIM

9-ZEHİRLENMELERDE İLKYARDIM 9-ZEHİRLENMELERDE İLKYARDIM ZEHİRLENMELER Zehirlenme nedir? Vücuda zehirli (toksik) bir maddenin girmesi sonucu normal fonksiyonların bozulmasıdır. Vücuda dışarıdan giren bazı yabancı maddeler, vücudun

Detaylı

KULLANMA TALİMATI. CASODEX film tablet 28 tablet içeren ambalajda sunulmaktadır.

KULLANMA TALİMATI. CASODEX film tablet 28 tablet içeren ambalajda sunulmaktadır. KULLANMA TALİMATI CASODEX 50 mg film tablet Ağız yoluyla alınır. Etkin madde : 50 mg bikalutamid Yardımcı maddeler: Laktoz monohidrat, magnezyum stearat, polividon, sodyum nişasta glikolat, metil hidroksi

Detaylı

EKMEKSİZ DİYET OLUR MU? ŞİŞMANLIĞIN TEK SUÇLUSU EKMEK Mİ? Dilara Koçak Beslenme ve Diyet Uzmanı 8 Mart 2013 www.dilarakocak.com.tr

EKMEKSİZ DİYET OLUR MU? ŞİŞMANLIĞIN TEK SUÇLUSU EKMEK Mİ? Dilara Koçak Beslenme ve Diyet Uzmanı 8 Mart 2013 www.dilarakocak.com.tr EKMEKSİZ DİYET OLUR MU? ŞİŞMANLIĞIN TEK SUÇLUSU EKMEK Mİ? Dilara Koçak Beslenme ve Diyet Uzmanı 8 Mart 2013 www.dilarakocak.com.tr Ağacın kökü toprak İnsanın kökü EKMEK tir. 2 BİR AYDA 7-12 KG. VERMEK

Detaylı

Sağlıklı besleniyoruz Sağlıkla büyüyoruz. Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sağlıklı besleniyoruz Sağlıkla büyüyoruz. Diyetisyen Serap Orak Tufan Sağlıklı besleniyoruz Sağlıkla büyüyoruz Diyetisyen Serap Orak Tufan İstanbul 2015 NEDEN OKULA GİDERİZ? PEKİ NEDEN YEMEK YERİZ? Hastalanmamak için Daha Güçlü olmak için Daha çabuk büyümek için Karnımızı

Detaylı

ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM

ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM 9.11.2015 ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM Konular Doğum öncesi gelişim aşamaları Zigot Doğum öncesi çevresel etkiler Teratojenler Doğum Öncesi G elişim Anneyle ilgili diğer faktörler Öğr. Gör. C an ÜNVERDİ Zigot

Detaylı

SIK RASTLANAN HASTALIKLAR-1

SIK RASTLANAN HASTALIKLAR-1 SIK RASTLANAN HASTALIKLAR-1 HEMOROİD - BASUR HAZIRLAYAN: OP. DR. ŞABAN BEYAZPINAR ANA SAYFAYA DÖN 1 GİRİŞ Sağlıklı bir toplum olmak. Sağlıklı karar vermeyi sağlamak ve yanlış yapmamak. Bilgilerimizin doğruluğunu

Detaylı

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ?

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? Kalsiyum bir çok kişinin bildiği gibi kemik ve dişlerin yapı, oluşum ve sürdürülmesinde temel bir gereksinimdir. Kemik erimesini azaltmada yardımcı

Detaylı

KULLANMA TALĐMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALĐMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir.

KULLANMA TALĐMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALĐMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir. KULLANMA TALĐMATI LEVOPRONT öksürük şurubu Ağızdan alınır. Etkin madde: 1 ml de 6 mg Levodropropizin içerir. Yardımcı maddeler: Metil paraben, propil paraben, sakkaroz, kiraz aroması, monohidrat sitrik

Detaylı

Aşırı Sıcaklarda Alınması Gereken Önlemler

Aşırı Sıcaklarda Alınması Gereken Önlemler Aşırı Sıcaklarda Alınması Gereken Önlemler Aşırı sıcaklar çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirmektedir. Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısı artmakta ve metabolizma bu yeni duruma

Detaylı

DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER A) BİYOLOJİK ETMENLER KALITIM İÇ SALGI BEZLERİ B) ÇEVRE A) BİYOLOJİK ETMENLER 1. KALITIM Anne ve babadan genler yoluyla bebeğe geçen özelliklerdir.

Detaylı

Hastanemizde Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi Bölümlerinde SGK anlaşması geçerli olup, diğer bölümlerimizde özel sağlık sigortanızı kullanabilir veya bireysel ödeme yapabilirsiniz. Özel TOBB ETÜ Hastanesi

Detaylı

Tiroid nedir? BR.HLİ.058

Tiroid nedir? BR.HLİ.058 BR.HLİ.058 bezi boynun ön bölümünde adem elması adı verilen kıkırdağın hemen altında bulunan kelebek şeklinde bir organdır. Yaklaşık 20 gram ağırlığındadır. Vücudumuz için hayati önemi olan hormonlar salgılar.

Detaylı

Prostat bezi erkeğin üreme sisteminin önemli bir parçasıdır. Mesanenin. altında, rektumun (makat) önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde bir bezdir.

Prostat bezi erkeğin üreme sisteminin önemli bir parçasıdır. Mesanenin. altında, rektumun (makat) önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde bir bezdir. Prostat nedir? Ne işe yarar? Prostat kanseri nedir? Prostat kanserinin nedenleri nelerdir? Kimler risk altındadır? Prostat kanserinin belirtileri nelerdir? Erken teşhis mümkün müdür? Teşhis nasıl koyulur?

Detaylı

Sporcu Beslenmesi Ve Makarna. Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU Beslenme ve Diyetetik Bölümü Bölüm Başkanı

Sporcu Beslenmesi Ve Makarna. Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU Beslenme ve Diyetetik Bölümü Bölüm Başkanı Sporcu Beslenmesi Ve Makarna Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU Beslenme ve Diyetetik Bölümü Bölüm Başkanı BESLENME Genetik yapı PERFORMANS Fiziksel kondisyon Yaş Cinsiyet Yaş Enerji gereksinimi Vücut bileşimi

Detaylı

KULLANMA TALİMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALİMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir.

KULLANMA TALİMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALİMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir. KULLANMA TALİMATI FUSİNAT 500 mg film tablet Ağızdan alınır. Etkin madde: Bir film kaplı tablet 500 mg sodyum fusidat içerir. Yardımcı maddeler: Mikrokristal selüloz PH 200, krospovidon, laktoz anhidrat,

Detaylı

DIABETES MELLITUS NEDİR? NEDENLERİ VE SONUÇLARI. Mümkün olduğunca normal bir yaşam. Lilly Deutschland GmbH Werner-Reimers-Straße 2 4 61352 Bad Homburg

DIABETES MELLITUS NEDİR? NEDENLERİ VE SONUÇLARI. Mümkün olduğunca normal bir yaşam. Lilly Deutschland GmbH Werner-Reimers-Straße 2 4 61352 Bad Homburg DIABETES MELLITUS NEDİR? NEDENLERİ VE SONUÇLARI DEDBT01944 Lilly Deutschland GmbH Werner-Reimers-Straße 2 4 61352 Bad Homburg Mümkün olduğunca normal bir yaşam www.lilly-pharma.de www.lilly-diabetes.de

Detaylı

KULLANMA TALĐMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALĐMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir.

KULLANMA TALĐMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALĐMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir. KULLANMA TALĐMATI ANTHĐX 10 mg tablet Ağızdan alınır. Etkin madde: Her bir tablette 10 mg rupatadine eşdeğer 12,80 mg rupatadin fumarat bulunur. Yardımcı maddeler: Laktoz, mikrokristalin selüloz, kırmızı

Detaylı

KULLANMA TALİMATI. Etkin madde: Her bir kapsül, 180 mg kırmızı üzüm yaprağı kuru ekstresi (4-6:1) içerir.

KULLANMA TALİMATI. Etkin madde: Her bir kapsül, 180 mg kırmızı üzüm yaprağı kuru ekstresi (4-6:1) içerir. KULLANMA TALİMATI ANTISTAX 180 mg Sert Jelatin Kapsül Ağız yoluyla alınır. Etkin madde: Her bir kapsül, 180 mg kırmızı üzüm yaprağı kuru ekstresi (4-6:1) içerir. Yardımcı maddeler: Susuz kolloidal silisyum

Detaylı

Beyin Tümörü Sinir sisteminin (Beyin, omurilik ve sinirlerin) tümörleri, sinir dokusunda bulunan çeşitli hücrelerden kaynaklanabilir ya da vücudun başka bir yerindeki habis tümörün genellikle kan yolu

Detaylı

HODGKIN DIŞI LENFOMA

HODGKIN DIŞI LENFOMA HODGKIN DIŞI LENFOMA HODGKIN DIŞI LENFOMA NEDİR? Hodgkin dışı lenfoma (HDL) veya Non-Hodgkin lenfoma (NHL), vücudun savunma sistemini sağlayan lenf bezlerinden kaynaklanan kötü huylu bir hastalıktır. Lenf

Detaylı

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KURULUŞLARI BESLENME ve DİYET BİRİMİ KOAH LI HASTANIN BESLENMESİ FR-HYE-04-719-41

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KURULUŞLARI BESLENME ve DİYET BİRİMİ KOAH LI HASTANIN BESLENMESİ FR-HYE-04-719-41 FR-HYE-04-719-41 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KURULUŞLARI BESLENME ve DİYET BİRİMİ KOAH LI HASTANIN BESLENMESİ Hazırlayan AD/BD/Birim(ler): Beslenme ve Diyet Birimi Sayfa 1 / 7 İlk yayın tarihi: 01.05.2007

Detaylı

Mebusevleri M. Anıt C. Şafak A. 8/11 06510 Tandoğan Ankara 1

Mebusevleri M. Anıt C. Şafak A. 8/11 06510 Tandoğan Ankara 1 Kod: ISG_TGE_10 GENEL AÇIKLAMA Bu bilgilendirme notu İSG İş Güvenliği Temel Eğitim Seti nin bir parçası olan Isının Vücut Üzerindeki Olumsuz Etkileri konulu eğitim kapsamında hazırlanmıştır. Eğitimin CD

Detaylı

SICAK ÇARPMASI ELEKTRİK-YILDIRIM ÇARPMASI. Dr. Mehmet TUĞRUL İ.Ü.İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD.

SICAK ÇARPMASI ELEKTRİK-YILDIRIM ÇARPMASI. Dr. Mehmet TUĞRUL İ.Ü.İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD. SICAK ÇARPMASI ELEKTRİK-YILDIRIM ÇARPMASI Dr. Mehmet TUĞRUL İ.Ü.İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD. SICAK BİTKİNLİĞİ-Etyoloji Sıcak ve nemli havaya uzun süre maruz kalma Yaşlı, çocuk Bilinçsiz diyet

Detaylı

Dengeli Beslenme. Efe Kaan Fidancı

Dengeli Beslenme. Efe Kaan Fidancı Dengeli Beslenme Yaşamımız boyunca sürekli büyürüz. Bebeklikten itibaren sağlıklı bir şekilde büyümek ve gelişmek için düzenli, dengeli ve yeterli beslenmemiz gerekir. Beslenmek yani yemek yemek günlük

Detaylı

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR!

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR! Acıbadem Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile, çocuğun doğumundan itibaren vücudunda hangi hormonların ne gibi işlevleri olduğunu, ilk 3 yılın önemini ve ergenlik

Detaylı

Kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Büyük tansiyon 140 mm Hg veya küçük tansiyon 90 mm Hg dan fazla ise yüksek tansiyon olarak kabul edilir.

Kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Büyük tansiyon 140 mm Hg veya küçük tansiyon 90 mm Hg dan fazla ise yüksek tansiyon olarak kabul edilir. HİPERTANSİYON Prof. Dr. Tekin AKPOLAT Yüksek tansiyon (hipertansiyon) nedir? Kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Büyük tansiyon 140 mm Hg veya küçük tansiyon 90 mm Hg dan fazla ise yüksek tansiyon

Detaylı

Hisar Intercontinental Hospital

Hisar Intercontinental Hospital Varisler BR.HLİ.92 Venöz Hastalıklar (Toplardamarlar) Varis Hastalığı: Bacaklarımızda kirli kanı yukarı taşımak üzere görev alan iki ana ven sistemi bulunur. Yüzeyel ve derin ven sistemi olarak adlandırılan

Detaylı

Kilo verme niyetiyle diyet tedavisinin uygulanamayacağı durumlar nelerdir? -Hamilelik. -Emziklik. -Zeka geriliği. -Ağır psikolojik bozukluklar

Kilo verme niyetiyle diyet tedavisinin uygulanamayacağı durumlar nelerdir? -Hamilelik. -Emziklik. -Zeka geriliği. -Ağır psikolojik bozukluklar Diyet denilince aklımıza aç kalmak gelir. Bu nedenle biz buna ''sağlıklı beslenme programı'' diyoruz. Aç kalmadan ve bütün besin öğelerinden dengeli biçimde alarak zayıflamayı ve bu kiloda kalmayı amaçlıyoruz.

Detaylı

DİYABETTE BESLENME PRENSİPLERİ

DİYABETTE BESLENME PRENSİPLERİ İstanbul Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı DİYABETTE BESLENME PRENSİPLERİ Dr. Dyt. Cemile İdiz Ne yemeliyim? DİYABET Tatlı meyve yeme!! Limon şekeri düşürür

Detaylı