3. ÜNİTE TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK
|
|
|
- Murat Tekin
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 3. ÜNİTE TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK
2 Bu ünitenin sonunda: NELER ÖĞRENECEĞİZ? 1. Medeniyetin, insanlığın ortak malı olduğunu öğrenecek, 2. Tarihte büyük medeniyetler kurmuş, köklü bir geçmişe sahip büyük bir milletin evladı olmanın sorumluluğunu kavrayacak, 3. Türk milletinin dünya tarihindeki önemini, milletler ailesi içindeki şerefli geçmişini ve yerini, insanlığa yaptığı hizmetleri öğreneceksiniz. ANAHTAR KAVRAMLAR SULTAN-I AZAM YUĞRUŞ KARLUK DİRHEM ÇİĞİL TUĞRA ÇETR VAKIF ÖŞÜR TÖRE GULAM KASİDE RİBAT KAŞGARLI MAHMUT KUTADGU BİLİG 92
3 TARİH 6 GİRİŞ Sevgili öğrenciler, Hunlar ile başlayıp Kök Türkler ve Uygurlar zamanında büyük bir gelişme gösteren Türk kültür ve medeniyetinin X. yüzyıldan itibaren İslam kültür ve medeniyeti ile karşılaşmaya başlamasıyla Türk-İslam Medeniyeti adı verilen tarihî gelişmenin temelleri atılmıştır. Bu aynı zamanda bir geçiş dönemidir. Karahanlılar ile başlayan bu geçiş dönemi, Büyük Selçuklular ile olgun bir seviyeye erişmiştir. Türk kültür ve medeniyetinin temel özellikleri etrafında şekillenen Büyük Selçuklu müesseselerinin izleri, daha sonraki Türk İslam devletlerinde de görülür. Bu sebeple Büyük Selçuklu Devleti Ortaçağ Türk tarihine damgasını vurmuş bir devlettir. Bu ünitede İlk Müslüman Türk devletlerinin kültür ve medeniyetiyle ilgili bilgiler verilecektir. TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK E ÖĞRENELİM İslam dini ve medeniyeti çevresine girmeye başlayan Türkler, yeni devletlerini de içine girdikleri medeniyetin şartlarına uygun bir şekilde kurdular. Onlar, temelde ve özde Türklük özelliklerini koruyarak, İslami yönetim tarzını benimsediler; Orta Asya dan getirdikleri müesseselerin ve geleneklerin yanında Abbasiler, Samaniler ve Gaznelilerden aldıkları müesseselere ve geleneklere de bünyelerinde yer verdiler; Türkçe isim ve unvanlarının yanı sıra İslami isimler, unvanlar ve lakaplar aldılar. Kısaca söylemek gerekirse onlar, engin tecrübeleri sayesinde Resim 03.01: Türklerde Divan Toplantılarına Ait Türk ve İslam geleneklerini birbiriytemsilî Resim le birleştirip kaynaştırarak, yeni bir devlet tipi yarattılar. Fakat bu kaynaşma ve gelişme birden olmadı, uzun bir geçiş dönemini gerektirdi. Bu geçiş döneminin ilk siyasiteşekkülünü Karahanlılar Devleti oluşturuyordu. Devlet yönetimi, ordu, sosyal hayat, sanat ve hukuk sistemi bakımından tamamen Türk olan bu devlet, dinî açıdan İslamiyet i temsil ediyordu. Karahanlılar, devlet yönetiminde zamanla İslami geleneklere de yer vererek Türk-İslam 93
4 devletine doğru bir köprü vazifesi gördüler. Bundan sonra, Gaznelilerle devam eden gelişme, Selçuklularla tamamlandı ve olgunluk safhasına ulaştırıldı. Türk-İslam devletlerinin ortaya çıkmaya başladığı sırada (X. yüzyılın ikinci yarısından sonra) İslam dünyasında tek hâkim değer vardı ki o da İslam dini idi. Fakat bu sırada İslam dünyası hem siyasi hem de manevi (mezhep) bakımdan tamamen bölünmüş, parçalanmış ve birliğini yitirmiş durumdaydı. Üstelik İslamiyet in yayılması da durmuş bulunuyordu. Bundan dolayı, İslam dünyasının kenar bölgelerinde kurulmuş olan Türk-İslam devletleri, büyük bir gayretle İslamiyet in cihat ilkesine sarıldılar. Özellikle Karahanlılar, İslam dinini Orta Asya Türk toplulukları arasında yaymayı kendilerine başlıca gaye edindiler. Bu gaye ile Türkistan ın önemli merkezlerinde İslam dinini yayan birçok kuruluş meydana getirdiler. Basmıl ve Uygur Türklerini İslamiyet e kazandırabilmek için başarılı savaşlar yaptılar. Orta Asya nın çeşitli yerlerinden gelen ve eski Türk inancına mensup toplulukların, İslamlaşmaları için kendi ülkelerine aldılar. Sâlim Koca,İlk Müslüman Türk Devletlerinde Teşkilat,GTT Ansiklopedisi C 3, S 467,468? Karahanlıların Türk-İslam tarihindeki önemiyle ilgili neler söylenebilir? TOPLUM YAPISI X. yüzyılın ilk yarısında Türkler Hazar Denizi nden Seyhun Irmağı nın Orta yatağındaki Karaçuk ve Isficab a kadar uzanan bir bölgede yaşıyorlardı. Yüzyılın ikinci yarsından başlayarak hızla Müslümanlaşan Türk toplumlarında eski yaşantılarının özellikleri devam ediyordu. İlk Müslüman Türk devletlerinde idareciler genelde Türk tü. Halk ise farklı ırk ve boylardan meydana gelmekteydi. Karahanlı Devleti nde toplum tamamen Türk tü. Gaznelilerde Gurlular, Hindular gibi farklı unsurlar da yer almaktaydı. Büyük Selçuklu Devleti nde devleti kuran Türklerin yanı sıra İranlı ve Arap unsurlar yer alırken Tolunoğulları, İhşidiler ve Memluklularda halkın büyük çoğunluğunu Arap, Rum, Berberi, Mısırlı vb. Türk olmayan unsurlar oluşturmaktaydı. Türklerde halk sınıflara ayrılmamıştı. Avrupa daki gibi asiller sınıfı, Hindistan daki gibi kast sistemi de yoktu. Herkes kanunlar ve töreler karşısında eşit kabul edilmişti. Zaten aç halkı doyurmak, açık halkı giydirmek, toplumdaki adaleti sağlamak Türk hükümdarlarının asli görevlerindendi. Hükümdar, ülkesinin geleceği, halkının mutluluğu için her türlü çabayı gösterirken halk da hükümdara ve kanunlara itaat eder, vergi verir ve asker olurdu. Türklerin İslamiyet öncesi ve sonrasında sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum olmasından dolayı, her ferdin en üst görevlere kadar yükselme şansı vardı. Dürüstlük ve yetenek Türklerde çok önemliydi. İslamiyet le zenginleşen Türk toplum ve devlet yapısı yetenekli insanlara sınırsız fırsatlar hazırladı. Yerli halktan zeki ve yetenekli kişiler vezirliğe kadar varan devlet kademelerine getirildi. Farklı inançları benimseyen bazı Türk boyları yalnız eski düşünce ve anlayış 94
5 tarzlarını değil millî kimliklerini de kaybederek Türklükten uzaklaşmışlardır. Tabgaçların Budizm i kabul etmeleri Çin kültürünü benimsemeleri ile sonuçlandı. Balkanlarda Uzlar, Kumanlar ve Peçenekler Hristiyan halk arasında kaybolup gittiler. Yöneticiler tarafından Museviliğin benimsendiği Hazarlar da benzer bir akıbete uğradılar. Budist ve Maniheist Uygurlar kısa zamanda dağıldılar. Hristiyanlığı benimseyen Macarlar ve Bulgarlar ise Avrupa da Osmanlılara karşı uzun süre rakip oldular. Türklerin kabul ettikleri dinler arasında sadece İslamiyet, milletimize çok daha büyük hamleler yapma imkânını sağladı. İslamiyet Türklerin manevi cephesini yeniledi ve tamamladı. İslamiyet in insani ve ahlaki değerlerinin yanında herkesi çalışmaya, faaliyete, icabında cihada yani bedeni fedakârlığa teşvik etmesi mücadeleci ve hareketli Türklerin ruhuna hitap etti. Türklerin içinde bulunduğu bu manevi ortamda Karahanlılar, Selçuklular, Osmanlı Devleti doğdu, gelişti ve yaşadı. E OKUYALIM TÜRK-İSLAM DEVLETLERİ DÖNEMİNDE EVLENME XI. yüzyılda Türkler arasındaki evlenme işinde, genellikle arkuçı veya savcı adı verilen aracılar vardı. Bunlar akrabalık kurmak isteyen dünürler arasında gidip geliyorlardı. Görücü usulü ile ya da gençlerin birbirlerini görüp beğenmeleri sonucunda erkek tarafı kızı isteme işini gerçekleştiriyordu. Dünürler arasında iki gencin evlenmesi kararı, Türkçe aldum ve virdüm kelimeleri ile ifade ediliyordu. Aldum kelimesini dünür söylüyor, bununla nikâhın yapılmasını vaat etmiş oluyordu. Virdüm kelimesini ise kızın büyükleri söylüyor bununla bu vaade bağlı kalacaklarını bildiriyorlardı. Daha sonra damat adayının ailesi (babası ve annesi), kız tarafına bir at veriyordu. Buna başlık deniliyordu ki, kızı yetiştiren babanın hakkı demekti. Yine kızın annesine, süt hakkı olarak sülük denilen bir elbise verilirdi. Erkek tarafı ayrıca kızın kardeşine ağırlık kız kardeşlerine ve kendisine ise yandış adı verilen elbiseler verirdi. Görüldüğü gibi bu ilk safhada sadece erkek tarafı hediye vermekte idi. Evlenme sırasında düğün yapmak zorunluluğu vardı. Düğünde yerine getirilmesi şart olan bazı âdetler de mevcuttu. Bu âdetlerin başında küden adı verilen düğün yemeği geliyordu. Hükümdarlar düğünlerde ve bayramlarda otuz arşın yüksekliğinde kençliyü adı verilen bir sofra hazırlatıyorlardı. Bu sofra Türk âdeti gereğince, yemekten sonra davetliler tarafından yağma edilirdi. Düğün sırasında, bugün saçı adı altında hâlâ yerine getirilen bir âdet olan para saçılıyordu. Gelin ve güveyinin başlarına para saçma işi gelişi güzel yapılmıyordu. Bunun için ayrılan özel bir yerde toplanılıyordu. Gelin ve güvey düğün sırasında bol bol hediye alıp, hediye veriyorlardı. Gelin ve güveyin hısımlarına armağan olarak giydirdikleri elbiseye kezüt= giyit (giyecek elbise) deniyordu. Çeyiz o zaman da 95
6 vardı. Evlenecek kızın hazırlığına sep (çeyiz) deniliyordu. Evlenecek kızın çeyizini hazırlamak yalnız ana- babaya değil, bütün akrabalarına düşen bir görevdi. Akrabalar gelini donatmak için elbise ve mal yardımı yapıyorlardı. Ancak asıl çeyiz (kalıng) damat tarafından hazırlanıyordu. Mehmet Altay Köymen, Alp Arslan Zamanı, C 2,S arasından özetlenmiştir.? Günümüzdeki evlilik adetleriyle ilk Türk İslam Devletleri dönemindeki evlilik adetlerinde ne gibi benzerlikler vardır? Araştırınız. Yusuf Has Hacip in hükümdara Türk İslam toplumunu oluşturan çeşitli kesimlerle ilgili yaptığı tavsiyeler ve Türk toplumunu oluşturan sosyal sınıflarla ilgili verdiği bilgileri aşağıdaki metinden okuyunuz AVAM İLE İLİŞKİLER Avam halkın tabiatı tamamen ayrıdır; onun bilgisi, aklı ve tavrı da tabiatı gibidir. Onlara karsı iyi muamelede bulun. ÂLİMLER İLE İLİŞKİLER Diğer bir zümre de âlimlerdir, onların ilmi halkın yolunu aydınlatır. Onları pek çok sev ve onlardan hürmetle bahset; çok veya az onların bilgilerini öğren. ÇİFTÇİLER İLE İLİŞKİLER Başka bir zümre de çiftçilerdir; bunlar da lüzumlu insanlardır Sen bunlar ile de temas et, İlişki kur ve böylece boğazın hususunda endişesiz yaşa. SATICILAR İLE İLİŞKİLER Bundan sonra gelenler satıcılardır; bunlar ticaret yaparak hayatlarını devam ettirirler. Hayatlarını kazanmak için dünyayı dolaşırlar. HAYVAN YETİŞTİRENLER İLE İLİŞKİLER Bundan sonra hayvan yetiştirenler gelir; hayvan sürülerinin başında bunlar bulunurlar. Bunlar doğru ve dürüst insanlardır, hiç bir gizli-kapaklı tarafları yoktur ve kimseye de yük olmazlar. ZANAATKÂRLAR İLE İLİŞKİLER Başka bir zümre de bu zanaat erbabıdır; kendi hayatlarını kazanmak için, zanaat İle meşgul olurlar. Bunlarda sana lüzumlu insanlardır; ey yiğit, onları kendine yakın tut, faydaları dokunur. Yusuf Has Haclb, çev. Reşit Rahmeti ARAT, Kutadgu Bilig, s hazırlanmıştır. 96
7 TARİH 6? Okuduğunuz metinde Türk-İslam toplumunu oluşturan hangi gruplara yer verilmiştir ve bunların görevleri nelerdir? Türk-İslam devletlerinde, yaşayış şekilleri yönünden halkı üçe ayırmak mümkündür. Bunlar: a) Göçebeler Selçuklu Devleti nin kuruluşunda önemli rol oynayan göçebeler, Maveraünnehir, Horasan, Irak ve Azerbaycan yaylalarında yaşıyorlardı. Göçebelerin başlıca gelir ve geçim kaynakları hayvancılıktı. Karahanlılar ve Gaznelilerde de halkın büyük kısmını göçebeler meydana getiriyordu. Göçebeler koyun, keçi, at, deve ve sığır sürüleri beslerdi. Yazın yaylalara çıkan göçebeler, kışın ovalara ve vadilere inerlerdi. Her göçebe topluluğunun, yaylak ve kışlak yerleri ayrı idi. b) Köylüler Köylüler, genellikle çiftçilik yaparlar, bunun yanı sıra, az sayıda hayvan da beslerlerdi. c) Şehirliler ve Kasabalılar Şehir ve kasabalarda yaşayanlar, özellikle, ticaret Resim 03.02: Göçebe Hayatı İle İlgili Temsilî Resim ve çeşitli zanaatlarla uğraşırlardı. Şehir ve kasaba halkından bir kısmı da, tarla ve bahçelerde tarımla uğraşırdı. Büyük şehirlerde tüccarlar, demirciler, bakırcılar, dokumacılar gibi esnaf ve zanaatkârların yanı sıra, devlet memurları ve askerler de şehir ve kasaba halkının önemli bir kısmını meydana getiriyorlardı. Semerkant, Buhara, Bağdat, İsfahan ve Herat, büyük şehirler olup, bu şehirlerde kalabalık bir nüfus yaşıyordu. Resim 03.03: Eğitimle İlgili Temsilî Resim 97
8 2. DEVLET YÖNETİMİ Tarih sahnesine çıkışlarından itibaren Türkler, devletsiz bir dönem yaşamamışlardı. Türkler, İslamiyet i kabul ettikten sonra devlet kurma özelliklerini daha da geliştirdiler. Devlet teşkilatına yeni kurumlar eklediler. Türklerin, Orta Asya daki bütün insanları yönetme fikri İslamiyet sonrasında da devam etti. Orta Asya da olduğu gibi Türk-İslam devletlerinde de yönetimde ilk unsur hükümdardı. Bu konuda hemen hemen bütün hükümdarları için Han unvanı kullanılan Karahanlılar bir geçiş dönemi oluşturmuşlardı. Yeni bir dine girmelerine rağmen Türker, özellikle hâkimiyet anlayışında eski geleneklerini devam ettirmişlerdi. Buna göre, Türk hükümdarlarına idare etmek hakkı Tanrı tarafından bir ilahî lütuf olarak bağışlanmıştır. Yani Tanrı istediği, kendisine Kut (devlet, baht, iyi, talih ve kısmet) verdiği için hükümdardır, kut siyasihâkimiyet gücü olarak anlaşılırdı. Bu hâkimiyet anlayışı Asya Hun İmparatorluğu zamanından beri yüzyıllar boyunca Türk Devlet idaresinin temel unsuru olarak kaldı. Kut yoluyla yeryüzündeki insanları idare etmekle vazifeli olduğuna inanan Türk hükümdarları yetkilerini hiçbir kuruluşla paylaşmamışlardır. E ÖĞRENELİM HÂKİMİYETİN KAYNAĞI Sosyolojide kaynağı Tanrı bağışına dayanan iktidar tipine karizmatik iktidar denilmektedir. Eski Türk devletlerinde bu iktidar tipine rastlanmakla birlikte hükümdar hiçbir zaman olağanüstü varlık, yani Tanrı-kral sayılmamıştır. Hükümdarın diğer insanlardan farkı, sadece ilahî bağışa sahip olmasıdır. Ayrıca Türk kağanı kendisini daima Tanrı ya ve Türk töresi ne karşı sorumlu saymıştır. Bu düşünce tarzı hükümdarın icraatlarının millet tarafından kontrolüne imkân sağlamıştır. Bu kontroller de meclisler vasıtasıyla yapılmıştır. Kısaca Türklerde iktidar hem ilahi hem de kanuni bir temele dayanmaktadır. Prof. Dr. Sâlim KOCA, Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı, Türkler Ansiklopedisi, C 2, s. 828 Türk-İslam devletlerinde ülke, hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Bu nedenle, aileden olan erkekler, tahta geçme konusunda aynı haklara sahiptiler. Tahta geçme konusunda belli bir veraset sistemi yoktu. Hükümdarlar, çoğu zaman çocuklarından birini veliaht tayin eder, devlet büyüklerinden de, onu sultan olarak tanıyacaklarına söz alırlardı. Ancak hükümdarın ölümünden sonra, diğer çocukları, bunu tanımazlar ve aralarında taht mücadelesi başlardı. Tahta geçmenin belli bir kurala bağlanmamış olması, kardeş kavgalarına yol açmakta, bu kavgalar da Türk devletlerinin zayıflamasına ve kısa zamanda yıkılmalarına neden olmaktaydı. Tolunoğulları ve İhşidoğullarında devlet teşkilatı Abbasi devlet teşkilatına bü- 98
9 yük ölçüde benzerdi. Bu iki devlette de naiblik ve haciplik gibi makamlar bulunurdu. Naib; tahtta hükümdar bulunmadığı, hükümdarın başkentte olmadığı veya hükümdarın çocuk yaşta oluşu nedeniyle, devlet yönetimini üstlenen kişidir. Tolunoğullarında, Tolunoğlu Ahmet in ölümünden sonra çocuklarının küçük olması nedeniyle devlet işlerinde, naibler görev almıştır. Devlet adamlarının ve halkın hükümdar ile görüşmelerini ve onların huzura kabul edilmelerini düzenleyen görevlilere de hâcip denirdi. Hacipler, hükümdara olan yakınlıklarından dolayı devlet yönetiminde de söz sahibi olmuşlardı. Tolunoğulları, halkı Türk olmayan bir bölgede, devlet kurmuşlardı. Hükümdarın, yöneticilerin ve komutanların Türk olduğu bu devlette halkın çoğu Arap idi. Bu yüzden devletin resmi dili de Arapça olmuştur. Karahanlılar, tamamen Türk bölgelerinde kurulduğu için, devlet yönetiminde, İran ve Arap etkileri pek görülmez. Karahanlılar, ülkeyi yönetmede ikili yönetimi benimsediler. Bu yönetim şekline göre, asıl devlet başkanı, doğuda oturan Arslan Kara Han idi. Batıda oturana ise Buğra Han deniyordu. Arslan Han öldüğü zaman, yerine Buğra Han geçiyordu. Gazneliler, devlet yönetiminde Sâmanoğullarından etkilenmişlerdi. Gazneli Mahmut Sultan unvanını kullanan ilk Türk hükümdardır. Büyük Selçuklular, devlet teşkilatını kurarken, Abbasileri ve Gaznelileri örnek almışlardı. Selçuklularda hükümdar, önce yabgu, Tuğrul Bey ile sultan, son dönemlerde ise sultan-ı âzâm unvanını kullanmışlardır. Selçuklu sultanları, diğer ülkelerin hükümdarları gibi sınırsız yetkilere sahip değillerdi. Meliklere, beylere ve emirlere göre, bir derece üstün sayılırlardı. Selçuklu sultanları, Tuğrul Bey den itibaren Abbasi halifelerinin koruyucusu oldular. Bunun sonucu, sultanlar din bakımından halifeye, halifeler de siyasiyönden sultana bağlanmış oldular. Karşılıklı olarak sağlanan bu destek, halifelerin mevkiini güçlendirirken, Selçuklu sultanlarının da İslam dünyasında ün ve saygınlıklarını artırmıştır. Selçuklularda hutbe okutmak, para basmak, taht, taç ve bayrak, hükümdarlık sembolleriydi. Hükümdarların erkek çocukları şehzadeler, küçük yaşta yönetici olarak vilâyetlere gönderilirlerdi. Şehzadelerin devlet yönetimi konusunda tecrübe sahibi olup yetiştirilmesine büyük bir önem verilirdi. Selçuklular zamanında bir bölge veya eyaletin başına yönetici olarak tayin edilen şehzadenin yanına Atabey unvanı taşıyan bir görevli verilirdi. Tecrübeli ve güvenilir devlet adamları arasından seçilen atabeyler, yetiştirmekle görevlendirildikleri şehzadeleri idarecilik ve askerlik konularında en iyi şekilde eğitirlerdi. Ancak merkezî iktidar gücünü kaybettiğinde durumdan yararlanan bazı atabeyler, şehzadelere ait toprakları ele geçirerek bağımsız devletler kurabiliyordu. Bu devletlere atabeylik denilmiştir. Atabeylik kurumu Osmanlılar da lala lık olarak devam edecektir. Bu anlayış, Memlukler dışındaki bütün Türk devletlerinde görülür. 99
10 Türk-İslam devletlerinde ülkenin bir bölgesini idare eden hanedan üyelerine melik denirdi. Devlet başkanları çeşitli unvanlar kullanmışlardır. Karahanlı hükümdarları han, hakan, ilig Aslan, Buğra,Kadir gibi Türkçe unvanlar kullanmışlardır. Gaznelilerden itibaren İslami sultan unvanı kullanılmaya başlanmıştır. Resim 03.04: Sultan Sencer Bir Yaşlı Kadını Dinlerken Türk-İslam devletlerinde hükümdarın belirli hükümdarlık ve hâkimiyet sembolleri vardı. Başlıca hâkimiyet sembolleri Hutbe, sikke, tuğra, çetr (saltanat şemsiyesi), nevbet (mehter), sancak, tuğ, otağ, taht,hilat (Hükümdar elbisesi) unvan ve lakaplar ve taç idi.bunlardan bazılarını açıklarsak; Hutbe: Cuma ve bayram namazları esnasında hükümdarın adının, unvan ve lakaplarının hatip tarafından zikredilerek kendisine dua edilmesidir. Tıraz: Abbasi halifelerinin hükümdarlara gönderdikleri elbisedir. Hilat: Abbasi halifeleri tarafından tıraz ile birlikte külah, kemer, kılıç, at, eğer takımı, askerî mızıka, bayrak, para gibi mal ve eşyaların hükümdara gönderilmesidir. Türk-İslam devletlerinde hükümdar cesur, kahraman, akıllı ve bilge, halkı refah içinde yaşatan, hukuk yoluyla halkı adil idare edip birlik ve dirliği sağlayan, devleti emniyete alıp fetihler yapan, insan onurunu koruyan ve onlara eşit davranan biri olarak nitelendirilmiştir. Hükümdar geniş yetkilere sahipti. Saray, hükümet, ordu ve adalet olmak üzere dört müessesenin de başı olarak yasama ( kanun yapma), yürütme (icra) ve yargı yetkilerini de kendi şahsında toplamıştır. Sultanın belirli kurallar dâhilinde bildirdiği emirler, kanun hükmünde olup herkes itaat etmekle yükümlüdür. Ordulara kumanda etmek, vezirleri ve yüksek memurları tayin etmek hükümdarın yetki ve görevleri arasındadır. Ayrıca sultan Divan-ı Mezâlim e de başkanlık yapar ve zulme uğrayan halkın doğrudan kendisine ulaşmasını sağlardı.? 1. Türk hükümdarlarının belli başlı görevleri nelerdir? 2. Hutbe ve Tıraz ne anlamlara gelir? 100
11 Saray TARİH 6 Saray teşkilatı, hükümdarın bizzat şahsına bağlı üst dereceli memur ve görevlilerden oluşuyordu. Saray, ülke yönetiminde hükümdarın arkasında en etkili kuruluştu. Sultanın hizmetinde bulunan saray görevlileri vardı. Sarayda en önemli görevliler hatiplerdi. Haciplerin başkanına Hâcibu l-hüccap (hacipler hacibi) veya Has Hacip deniyordu. Has Hacip hükümdarlarla saray ve hükümetin irtibatını sağlıyordu. Emir-i Candar; saray muhafızlarının başıydı. Emir-i silah; hükümdarın silâhını taşıyan, aynı zamanda saray silâhhanesine bakan görevlilerden sorumlu kişiydi. Emir-i alem; devlete ait bayrağı taşıyan görevlilerin (alemdarların) başıydı. Camedar; hükümdarın elbiselerini muhafaza ederdi. Şarabdar-ı has; hükümdarın her çeşit içeceğiyle meşgul olan görevliydi. Taştdar veya Abdar; hükümdarın temizlik işleriyle meşgul olan, ona ait temizlik eşyalarını taşıyan kişiydi. Emir-i ahur; hükümdarın ve sarayın hayvanlarına bakan görevlilerin başıydı. Serhenk veya çavuş; sultan alaylarının önünde yer alan ve yol açan kişilerdi. Karahanlılarda kapucubaşı, aşçıbaşı, ilbaşı (emir-i ahur) gibi farklı adlarla saray görevlileri vardı. Harezmlilerde de birtakım yeni memuriyetlerin varlığı görülmekte idi. Bunlardan emir-i çaşnigir; hükümdarın yemeğinin yapılmasına nezaret eder ve ondan önce tadına bakardı. Emir-i şikar; av işlerine bakan görevliydi. Devaddar; hükümdarın yazı takımlarını muhafaza eder, kıssadar ise dilekçeleri kabul eder, perşembe akşamları hükümdara arz ederdi. Üstadü ddar da saray harcamalarına bakan kişiydi. Bunların dışında sarayda, birtakım alt hizmetleri gören hadimler ve hasekiler vardı. Hükümdarlar sarayda kengeş, meşveret gibi çeşitli meclisleri toplarlardı. Önemli kararlar bu meclislerdeki tartışmalardan sonra çıkardı. Resim 03.05: Selçuklu Sultanlık Sarayı Harabeleri Merv,Türkmenistan 101
12 Hükümet Türk-İslam devletlerinde devlet yönetiminde hükümdardan sonra en etkili kişi vezirdi. Hükümdar adına devleti yöneten vezir, Karahanlılarda yuğruş, Gaznelilerde hâce-i buzurg unvanını taşırdı. Tayini bizzat hükümdar tarafından yapılan vezir, icraat ve faaliyetlerinde doğrudan doğruya ona karşı sorumluydu. Vezirlerin kendilerine ait divanları da bulunur ve buna vezirlik divanı dîvânü l-vezâret adı verilirdi. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklularda devlet yönetiminde vezir önemli bir yere sahipti. Ancak Gaznelilerde vezir devlet yönetimiyle ilgili bütün konularla meşgul olmakla birlikte son karar hükümdara aitti. Hatta hükümdar isterse vezir tayin etmek zorunda değildi. Selçuklularda vezirler bilgi ve kültür bakımından iyi yetişmiş kimseler arasından seçilirdi. Sultanın en büyük yardımcısı sıfatıyla bütün memleket işlerinden sorumlu olan vezir, geniş yetkilere sahipti. Vezirlik divanından da tıpkı hükümdar gibi fermanlar çıkarır; tayinler yapar ve gerektiği zaman azillerde bulunurdu. Savaş zamanlarında da hükümdarla birlikte savaşlara katılırdı. Türk-İslam devletlerinde devlet meseleleri, divan adı verilen dairelerde görüşülerek karara bağlanırdı. Divanlar bir araya gelerek büyük divan ı yani hükümeti meydana getirirdi. Vezir başkanlığında diğer divan başkanlarının oluşturduğu hükümette devlet idaresi ile ilgili alınan kararlar hükümdarın onayından geçtikten sonra uygulamaya konulurdu. Karahanlılarda büyük divana meclis-i âli, Selçuklular da ise divan-ı saltanat adı verilmiştir. Divanı saltanat devlet yönetiminde oldukça etkiliydi; sultanın kendi başına aldığı kararlar bile bu mecliste tartışılırdı. Gaznelilerde ise merkez teşkilatında beş ayrı divan bulunurdu. Selçuklularda başlıca divanlar şöyle sıralanır: Büyük Divan (Divan-ı Saltanat): Büyük Divan ın beş üyesi vardı. Bunlar; sultan, vezir, müstevfî, müsrif ve arız idi. Bu divan üyelerinin de ayrıca birer divanları vardı. Büyük Divan ın başkanı sultandı. Sultan olmadığı zaman, divana vezir başkanlık ederdi. Divan da ülke yönetimiyle ilgili işler görüşülür, savaşa ve barışa karar verilir, halkın davalarına bakılırdı. Vezaret Divanı: Bu divanın başkanı vezirdi. Vezir, aynı zamanda diğer divanların gördüğü işlerden de sorumlu olup hükümdarın mutlak vekiliydi. İstifa (Maliye) Divanı: Bu divanın başkanı müstevfi olup devletin gelir ve giderleriyle uğraşırdı. Tuğra Divanı: Bu divan, devletin çeşitli konulardaki yazışma işlerine bakardı. İşraf Divanı: Bu divan, askerî ve hukuki işler hariç, devletin bütün işlerini denetleme yetkisine sahipti. Başkanı, müşrif idi. Arz (Arz ül Ceyş) Divanı: Bu divanın başkanına arız veya emir-i arız denirdi. Ordunun ihtiyacını karşılamak, askerlerin maaşlarını zamanında vermek başlıca göre- 102
13 viydi. TARİH 6 Büyük divana bağlı bu divanların dışında, devlet içinde bağımsız divan ve kuruluşlar da vardı. Bunlar; posta ve haber hizmeti veren Divan-ı Berid ve yüksek dereceli adalet dairesi olan Emir-i Dad lık kuruluşları idi. Gazneliler Devleti nde bulunan ve diğer devletlerde olmayan Divan-ı Vekalet hükümdar ailesine ait mali işlere bakardı. Başında vekil-i has bulunurdu. Taşra Teşkilatı Türk-İslam devletlerinde ülke çeşitli eyaletlere, eyaletler vilayetlere, vilayetler kazalara, kazalar da köylere ayrılmıştı. Büyük Selçuklular yönetim bakımından ülkelerini 12 eyalete bölmüşlerdi. Eyaletlerin ve vilayetlerin başında bulunan askerî görevlilerden hükümdar soyundan olanlara melik, diğerlerine de şıhne adı verilirdi. Selçuklular eyaletlerin başına idareci olarak şehzadeleri de görevlendirmişlerdir. Yönetimden sorumlu sivil görevlilere âmid, vilayetlerin vergisini toplayan görevliye de âmil denirdi. Ticari hayatı düzenleyen ve bugünkü belediye işlerini yürüten görevliye de muhtesip denirdi. Ayrıca vilayetlerde ulak adı verilen görevlilerin bulunduğu güçlü bir posta teşkilatı da kurulmuştu. Büyük Selçuklu Devleti nde ülke iki unsurdan oluşmuştu. Bunlardan birincisi metbu devlet yani büyük sultana bağlı, diğeri de tabi devletler idi. Anadolu (Türkiye Selçukluları, Irak Selçukluları, Kirman Selçukluları, Suriye Selçukluları, Gazneliler. Karahanlılar, Saltuklular, Artuklular, Danişmentliler ve Mengücekliler tabi devletlerdendi. Bu devletler iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise büyük devlete bağlıydılar. Dolayısıyla tabi devletlerin de kendilerine has ayrı teşkilatları vardı.? 1. Selçuklu saray teşkilatının memuriyetleri nelerdir? 2. Türk İslam devletlerinde hükümet teşkilatına verilen isimler nelerdir? 3. Tuğra ve müstevfi divanı hangi işlerden sorumludur? 4. Arız-ı sultan ve müşrif hangi divanların başkanıdırlar? 5. Büyük Selçuklularda bağlı tabi devletler hangileridir? 6. Büyük Selçuklularda vilayetlerdeki yüksek dereceli görevliler kimlerdir? 3. ORDU Türkler, en eski dönemlerinden beri askerliğe büyük önem vermişlerdir. Ordu, devletin en temel teşkilatlarından biri olmuştur. Türklerde ordunun önemi, İslamiyet i kabul ettikten sonra da devam etmiştir. Türklerin güçlü ordu teşkilatından yararlanmak isteyen Abbasiler ve Samanoğulları, ordularında Türk komutan ve 103
14 askerlere yer vermişlerdir. İlk Müslüman Türk devletlerinden Tolunoğulları, İhşidler ve Gaznelilerde yerli halktan da asker bulunmakla beraber, ordunun çoğunluğunu Türkler oluşturmuştur. İlk Türk İslam devletlerinde ordunun ortak özelliği; disiplin, teşkilat, eğitim ve silâh yönünden mükemmel olmasıdır. Ayrıca bu devletlerin ordularının büyük çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Türkler, yerleşik hayata geçip çeşitli mesleklerle uğraşmalarına rağmen eski Türk ordu-millet bilincini her zaman korumuşlardır. a. Karahanlı ve Gazneli Orduları Karahanlılarda ordunun çekirdeğini Karluk ve Çiğil Türkleri oluşturmaktaydı. Karahanlı ordusu saray muhafızları, hassa ordusu (doğrudan hükümdara bağlı askerler), şehzadelerin ve valilerin yönetimindeki eyalet askerlerinden meydana geliyordu. Gazneli ordusu zamanın en güçlü ve teşkilatlı ordularından idi. Ordu gulam askerleri, eyalet askerleri, ücretli askerler ve gönüllülerden meydana gelirdi. Gulam askerleri gulam sistemi adı verilen bir usulle yetiştirilirdi. Bu uygulama Büyük Selçuklular, Eyyubiler, Memlukler ve Osmanlılar dâhil birçok Türk-İslam devletinde de uygulandı. Gulam Farsçada kul demektir. Savaş esirleri arasından seçilenler ile toplanan küçük yaştaki çocukların yeteneklerine göre yetiştirildiği merkezlere gulamhane denirdi. En önemli gulam yetiştirme merkezi saraydı. Burada askerî konuların yanında yönetim ve protokol kuralları ile ilgili eğitim de verilirdi. Gulamların çoğunluğunu Türkler oluştururdu. Sultanın özel muhafız ordusu olan gulamân-ı saray ile hükümdarla birlikte savaşa katılan ve ayaklanmaları bastırmakla görevlendirilen hassa ordusu da gulamlar arasından seçilerek oluşturulurdu. Eyalet askerleri iktalarda yetişmiş atlı askerlerle şehzade ve meliklerin kuvvetlerinden oluşurdu. Ücretli askerler Oğuz, Karluk ve Yağma Türklerinden seçilirdi. Gaznelilerde ordunun çoğunluğunu atlı birlikler oluştururdu. Ayrıca orduda filler de bulunurdu. Filler, düşman kuvvetlerinin dağıtılmasında ve ağır yüklerin taşınmasında büyük yarar sağlıyordu b. Tolunoğulları ve İhşidlerde Ordu Mısır gibi halkı yabancı olan bir ülkede kurulan bu devletlere Türk devleti olma özelliğini veren unsur, hanedanlarının ve ordularının Türk olmasıdır. Bu devletlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için öncelikle kuvvetli bir orduya sahip olmaları gerekiyordu. Ordunun ana unsurunu Kıpçak Türkmenleri oluşturuyordu. Tolunoğulları ordusunda Türkler, Sudanlılar,Araplar ve diğer milletlerden oluşan intizamlı bir kara ordusu vardı. Ayrıca denizden gelecek tehlikeleri önlemek için güçlü bir donanma yaptırmışlardı. Donanmada Türklerle birlikte Kıptiler, Yunanlı ve Berberiler görev yapıyordu. İhidoğulları da hem kara hem de deniz gücüne sahipti. Donanmadan Suriye seferleri için Nubyalılara karşı yapılan akınlarda Kızıldeniz ve Nil Nehri nde faydalanılmıştır. 104
15 c. Harzemşahlarda Ordu TARİH 6 Harzemşahlar ordusunun esas dayanağı, Türkmen ve Kanglı -Kıpçak kabile reislerinin emrindeki askerler oluştururdu. Harzemşahların askerî teşkilatı tamamen Büyük Selçuklulardan alınmıştır. Ordunun çekirdeğini ikta askerleri oluşturmuştu. Orduya ait bütün işlere başında Emir i Arız ın bulunduğu Divan-ı arız bakardı. Orduda askerî ikta sistemi vardı. İkta askerlerinden başka hükümdarın doğrudan emri altında buluna ve merkezde oturan hassa ordusu vardı. Bu ordu öncelikle satın alınan veya harplerde esir edilen kölelerden meydana geliyordu. Havass-ı Gulaman denilen askerler Hassa ordusundan seçilirdi. Bunlar sultanın güvenliğini sağlar, hayatını korur ve savaşta sultanın yakın çevresinde bulunurlardı. Bunlardan başka hanedan üyelerinin valilerin ve sınırlarda yaşayan komutanların da askerî birlikleri vardı. d. Selçuklularda Ordu Türk tarihinin olduğu kadar, İslam ve dünya tarihinin de en önemli imparatorluklarından birini temsil eden Büyük Selçuklu İmparatorluğu nun bu güçlü konumunu oluşturan en önemli unsurlarından biri, mükemmel bir askerî teşkilata sahip olmalarıydı. Gerçekten de Selçukluların kısa zaman içerisinde, daha önce Müslümanlara ait olan veya olmayan muazzam bölgeleri sınırları altında birleştirmeleri, bu geniş coğrafyada Büyük Selçuklular veya devamı olarak üç asır süreyle yaşamaları ve İslam topraklarını güçlü Haçlı orduları karşısında koruyabilmelerini başka şekilde açıklamak da güçtür. Büyük Selçuklular devletlerini korumak ve kollamak kadar, topraklarını genişletmek için de ücretli ve profesyonel bir ordunun gerekliliğine inanıyorlardı. Böylece esas olarak bir askerî devlet olan Büyük Selçuklular olgunluk dönemlerinde, Orta Çağın en muntazam ve güçlü ordusuna sahip bulunmuş, silahlı kuvvetlerinin oluşturulmasındaki nizam ve usuller yönünden, başta Osmanlılar olmak üzere, kendinden sonra gelmiş olan birçok devlete de örnek olmuşlardır. Büyük Selçuklu ordusu Dandanakan Savaşı na kadar tamamen göçebe Oğuzlara dayanıyordu. Bu savaştan sonra yerleşik İslam topluluklarıyla karşılaşan Tuğrul Bey, yeni şartlara uygun düzenlemelere girişti. Öncelikle Gaznelilerin hassa ordusuna benzeyen özel birlikler meydana getirdi. Türklerin yanında yerli unsurları da askerî teşkilat içine aldı. Çünkü fetihler için kalabalık orduya ihtiyaç duyuluyordu. Bu dönemde Büyük Selçuklu ordusu, çağının en büyük askerî gücü durumuna geldi. Büyük Selçukluların askerî sistemde yaptıkları en büyük yeniliklerden birisi, Tuğrul Bey zamanında uygulamaya başlanan askerî iktalardır. İkta sistemi ilk defa Hz. Ömer döneminde uygulanmıştır. Büyük Selçuklular ikta sistemini kendilerine göre geliştirerek askerî bir şekil kazandırdılar. Bu sisteme göre ülke toprakları vergi gelirlerine göre bölümlere ayrılırdı. Bu bölümlerin her birine ikta denirdi. İktalar askerî ve sivil devlet görevlilerine hizmetleri karşılığında verilirdi. Kendilerine ikta verilenler bu topraklarda oturur, memurlar aracılığıyla vergileri toplarlardı. Bu vergilerin bir kısmı ile kendi geçimlerini sağlarlar, geri kalan kısmı ile 105
16 de belli sayıda atlı asker beslerlerdi. Devlet görevlilerinin giderleri de bu vergilerden karşılanırdı. İkta sahibi çağrıldığı zaman askerleriyle birlikte sefere katılırdı. Bu düzenlemeyle devlet, hazineden para harcamadan büyük ve güçlü bir orduya sahip oluyordu. Ayrıca ikta sahipleri bulundukları yerlerde idareyi ve güvenliği sağlıyorlardı. Toprağı işleyen çiftçileri denetleyerek üretimin devamının sağlanması da ikta sahiplerinin görevlerindendi. Selçuklu Ordusunun Bölümleri: Merkez Ordusu Gulam ordusu, kulluk sistemi demek olan gulam sisteminde değişik milletlerin çocukları küçük yaşta alınarak özel olarak yetiştirilirler ve yeterli olgunluğa geldiklerinde askere alınırlardı. Sultanlar, kendilerine en yakın askerî birlikleri gulam sisteminde yetişmiş askerlerden seçerlerdi. Gulam ordusu maaşlı, sultana bağlı eğitilmiş ve her an savaşa hazır askerlerdi. Gulam sistemi Osmanlılarda kapıkulu sistemi adını almıştır. Hassa ordusu, çeşitli Türk boylarından seçilerek oluşturulan atlı birliklerdir. Sultana bağlı olan bu orduya maaş yerine iktalardan elde edilen vergi gelirleri verilirdi. Melikşah zamanında sayıları kırk altı bine ulaştı. Bununla birlikte vezirlerin ve ordu komutanlarının da hassa askerleri bulunmaktaydı. Bu sistemde, askerlerin en alt kademeden komutanlığa kadar çıkabilme hakları vardı. Eyalet Ordusu Şehzade, melik ve eyaletlerdeki valilerin askerleri, şehzade, melik ve eyalet valileri kendilerine bağlı atlı askerî birlikler oluşturmuşlardı. Bu birlikler daha çok çeşitli Türk boylarından meydana geliyordu. Selçuklu Devleti nde gelir durumlarına göre topraklar yüksek dereceli devlet görevlilerine dağıtılırdı. Bu devlet adamları ikta olarak gelir elde ettikleri toprakların karşılığında belli sayıda asker yetiştirmek zorundaydılar. Melik ve valiler, sefer zamanlarında kuvvetleriyle birlikte merkez ordusuna katılırdı. Sipahiyan (atlılar), kendilerine ikta verilen kişilerin topladıkları vergi karşılığında yetiştirdikleri atlı askerlerdi. Bu askerlerin atları dâhil bütün masrafları ikta gelirlerinden karşılanırdı. Selçuklu ordusunun en büyük bölümünü meydana getiriyorlardı. Türkmenler Türkmenler Büyük Selçuklu ordusunun tamamlayıcı unsuruydular. Doğudan devamlı büyük kitleler hâlinde gelen Türkmenler uçlara yerleştiriliyorlardı. Bu şekilde, hem yerleşik hayata geçirilmeleri ve üretimde bulunmaları sağlanıyor hem de onlardan askerî alanda yararlanılıyordu. Kalabalık olarak yaşayan Türkmenler, baş- 106
17 larındaki beylerin yönetiminde devamlı fetihler yapıyorlar ve sınırları koruyorlardı. Bağlı Devlet ve Beyliklerin Askerleri Büyük Selçuklu Devleti ne bağlı olan devletlerden asker alındığı gibi, komşu milletlerden de paralı asker toplanırdı. Abbasi halifesi ve Gürcü kralı, sultanın ihtiyaç duyup çağırması üzerine asker gönderirlerdi. Zaman zaman Ermenilerden de orduya destek birlikler sağlanırdı. İlk Türk-İslam devletlerinde askerî teşkilat içinde okçular, mızrakçılar, gürzcüler, sopacılar, neftçiler, lağımcılar, meşaleciler ve bayraktarlar ordunun savaşçı gruplarıydı. Harem, hazine, silah ve hayvanların muhafızları; mutfak görevlileri, sakalar ve muhafızlar ordunun yardımcı destek gruplarını oluşturuyorlardı. Bunlar savaş sırasında ordunun gerisinde yer alırlardı. Savaşta kullanılan silahlardan ok, yay, kılıç, kalkan, mızrak, bıçak, hançer, kargı hafif silahları; mancınık, kule, neft makinaları, koç başı denilen kale kapısı kırmaya yarayan ağaçlar ve arabalar da ağır silahları oluşturuyordu. Türk-İslam devletlerinde ordunun sefer emrini başkomutan olarak hükümdar veriyordu. Ordu savaşlarda genel olarak merkez, sağ kol ve sol kol olmak üzere savaş düzeni alırdı. Sultan merkezde bulunur ve hassa ordusu onu korurdu. Sağ ve sol kollarda ise meliklerin ve şehzadelerin komutasındaki eyalet askerleri bulunurdu. Genellikle Turan taktiği uygulanırdı. Özellikle Dandanakan ve Malazgirt Savaşlarında bu taktik mükemmel bir şekilde uygulanmıştır. Resim 03.06: Hilal Taktiği İle İlgili Temsilî Resim 107
18 ? 1. Türk İslam devletleri genel olarak asker ihtiyacını nasıl sağlamışlardır? 2. Türk-İslam ordularının savaş düzeni nasıldır? 3. Türk -İslam devletleri ordularında hangi tür silahlar kullanılmıştır? 4. İkta sistemi ilk olarak ne zaman uygulanmıştır? 5. İkta sisteminin devlete faydaları hakkında neler söylenebilir? 6. Gulam sistemi ne demektir? 4.TOPRAK YÖNETİMİ İslamiyet te, Hz. Muhammed in(sav) Medine ye hicreti ile başlayan ve daha sonra da devam eden bir toprak taksimi söz konusu idi. Sınırların genişletilmesi, yeni toprakların kazanılmasına bağlıydı. İslam Devleti nde savaşlar sonucunda kazanılan topraklar öncelikle Müslüman gaziler arasında pay edilerek öşriyye oluyordu. Bunun dışında kalan topraklar ise üzerinde oturan eski sakinlerinin yani gayr-î müslimlerin (Müslüman olmayanlar) elinde bırakılırdı. Bu tür topraklara arazi-i haraciyye(haraci) denirdi. Haraci toprak sahiplerinden haraç adı verilen arazi vergisi alınırdı. Hz. Ömer in halifeliği zamanında daha belirgin hâle gelip, yerleşen ve gelişen bu toprak taksimatı ikta sistemi olarak adlandırılmıştı. İkta kelimesi, Arapça kesmek fiilinden gelmektedir. Kelimenin sözlük anlamı kesilmiş, sınırları belirlenmiş arazi parçası demektir. İkta; mülkiyeti devlete ait olan toprakların gelirlerinin hizmet karşılığı verilmesi idi. Abbasi Devleti nde de uygulanan ikta sistemi, diğer Müslüman devletler ile ilk Türk-İslam devletlerinde de bazı değişikliklerle uygulanmıştı. Büyük Selçuklularda ikta sisteminin oluşturulmasında ve uygulanmasında etkili olan faktörler şunlardır: Göçebe yaşayan Oğuzlar, zaman zaman yağma ve çapulculuk yaparak, yerleşik hayata geçen halkı zor durumda bırakıyorlardı. Kasaba ve köylerin bu tür olaylardan korunması, huzur ve düzenin sağlanması için göçebe Oğuzların yerleşik hayata bir an önce geçirilmesi gerekiyordu. İkta sistemi bu amacı gerçekleştirmede yardımcı olmuştur. Büyük Selçuklulardan önceki Türk-İslam devletlerinde, hükümdarların dostlarına mükafat olarak büyük topraklar verdikleri bilinmektedir. Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk, memleketin harap olduğunu ve vergi toplanamadığını görünce işlenmeyen bu büyük toprakları küçük parçalara bölerek ikta hâline 108
19 getirmiş ve herkesin derece ve kıdemine göre askerlere ve sivil memurlara dağıtmıştır. İkta olarak verilen toprakların gelirine göre asker beslemek zorunda olan ikta sahipleri sayesinde devlet, maaş ödemeden büyük ve disiplinli bir ordu oluşturmuştu. Sultan Melikşah zamanında kişiye ulaşan ordunun i merkezî kuvvet, geri kalanı ise ikta sisteminde yetiştirilip eğitilen askerlerdi. İkta sistemi sayesinde devletin masrafları azaldığı gibi, ülke bayındır hâle getiriliyor, üretim de artıyordu. İkta sahipleri ile reaya arasında uyumlu bir ilişki vardı. İkta sahipleri, gelirlerinin azalmaması için iktalarında yaşayan reayanın tüm sorunu ile ilgilenirler ve üretimin artması için de her türlü desteği sağlarlardı. E OKUYALIM SİYASETNAMEYE GÖRE İKTA SAHİPLERİ VE ONLARIN HALKA NASIL DAVRANDIKLARININ İNCELENMESİ Kendilerine ikta verilen sipahilerin halka nasıl muamele edeceklerini bilmeleri gerekir. Kendilerine bırakılan malı alınca eğer halka iyi muamele ederlerse ne âlâ. Fena muamele ederlerse halkın bedeni, malı, evlâdı, tarlaları ve âletlerinin ondan emin olması için malı elinden alınır. Sipahilerin bunlara el uzatmaya hakkı yoktur. Halk padişahın sarayına gidip, halini anlatmak isterse onları, bundan men etme yetkileri yoktur. Bunun haricinde hareket eden sipahinin diğerlerine ibret olması için elinden iktası alınarak cezalandırılır. Hakikatte onların, toprağın ve halkın sultanın olduğunu bilmeleri gerekir. Sipahiler ve valiler onların başında emniyet müdürü (şahne) gibidirler. Yaptıkları muamele ile halk padişahtan memnun olursa, onun ceza ve azabından emniyette olur. Nizamülmülk: Siyasetnâme S.fasıl Sayfa 58 Gazneliler, askerlerine ikta yerine maaş vermesi nedeniyle, bazen maaşları ödemekte güçlük çekmiştir. Bu durumda komutanlar, vilayetlerdeki vergiyi kendileri için toplamaya kalkışınca, vilayetler harap oluyor, halk da bu kötü davranış ve tutum karşısında memleketlerini terk etmek zorunda bile kalabiliyorlardı. Türk-İslam devletlerinden Karahanlılarda ve Büyük Selçuklularda toprak devlete ait idi. Yani mirîydi. Büyük Selçuklularda, miri olan topraklar has, ikta ve haracî olmak üzere üçe ayrılmıştır. Ayrıca vakıf ve mülk topraklar da vardı. Toprağın bölümlerini aşağıdaki tablodan inceleyiniz. 109
20 HAS İKTA MÜLK VAKIF Geliri hükümdara ait olan arazidir. Has arazi hükümdarın şahsına bağlıdır. Emirlere, valilere, komutanlara yaptıkları hizmet karşılığında maaş yerine bu toprakların vergi gelirleri verilir. Şahıslara ait arazilerdir. Arazi sahibi isterse araziyi çocuklarına miras bırakabilir, satabilir veya vakfedebilir. Gelirleri cami, medrese, imaret, köprü gibi sosyal hayır kurumlarına bırakılan topraklardır. Türk-İslam devletlerinin başlıca gelirleri şöyle özetlenebilir: Öşür: Müslümanlardan yetiştirdikleri tarım ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi. Haraç: Müslüman olmayanların arazilerinden ve ürünlerinden alınan vergi. Cizye: Müslüman olmayanlardan askerlik yapmadıkları için alınan vergi Savaşta elde edilen ganimetlerin beşte biri. Orman, tuzla ve maden işletmelerinden alınan vergi. Ticaretten alınan gümrük vergisi. Bağlı devletlerin gönderdikleri hediye ve vergiler.? 1. Nizamülmülk hangi gerekçelerle büyük toprakları küçük bölümlere ayırma gereği duymuştu? 2. Has arazinin özellikleri nelerdir? 3. Vakıf arazi ne demektir? 4. Cizye, öşür ve haraç vergileri kimlerden alınır? 5.HUKUK Türklerin İslamiyet i kabul etmeleriyle hukuk sistemlerinde de değişiklikler oldu. Toplum ve devlet hayatında etkili olan törenin yanında şeri hukuk da uygulanmaya başladı. Şeri hukuk, İslam hukuku kaynaklarına yani Kur an, sünnet, icma ve kıyasa dayanır. Türk-İslam hukukunda Karahanlılarla başlayan geçiş dönemi Selçuklularla en gelişmiş hâline ulaştı. Türk-İslam devletlerinde adli teşkilat, şeri ve örfi yargı olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Şeri yargı; aile, miras, ölüm ve ticaret konularıyla ilgilenirdi. 110
21 Şeri davalara kadılar bakardı. Hayır işleri ve vakıfların idaresi gibi görevleri de bulunan kadıların verdikleri kararlara itiraz edilirse dava ikinci kez Divan-ı Mezâlim de görüşülürdü. Kadılar, aynı zamanda bulundukları yerlerde merkezî idarenin de temsilcisiydiler. Hükümdar tarafından ataması yapılan kadıların başı kadi l-kudat, kadıların tayin ve denetimini yapardı. Haklarında detaylı araştırma yapıldıktan sonra atanan kadılar, hukuk alanında uzman, kültürlü ve halk tarafından güvenilir kişiler olmalıydı. Kadılar, rütbelerine ve hayat standartlarına uygun maaş alırdı. Örfi hukuk genel olarak; yönetim, askerî ve mali hukuku ilgilendiren konuları kapsardı. Başında emir-i dad ın(adalet bakanı) bulunduğu örfi mahkemelerin ağır siyasi suçlar için verdiği kararlar, sultanın başkanlığındaki özel mahkemede hükme bağlanırdı. Divan-ı Mezâlim, Türk-İslam devletlerinde adli teşkilatın temel organlarından biriydi. Yasama, yürütme ve yargı görevlerinin yanı sıra idari, dinî ve mali alandaki görevleri de yerine getirirdi. Divan-ı mezâlimde kadıların kararlarına yapılan itirazlar görüşülürdü. Siyasi suçlular ve devlet düzenini bozanlarla birlikte yüce divan sıfatıyla şikâyetçi olunan devlet memurları da burada yargılanırdı. Sultanın başkanlığında haftanın belirli günlerinde toplanır, sultan olmadığı zaman vezir başkanlık ederdi. Divan-ı Mezâlim, Müslüman Türk devletlerinde değişik isimler almakla birlikte, işlevlerini birbirine yakın şekilde devam ettirmiştir. Yargılama idari ve adli yargı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Mahkemede kararlar şeri ve örfi hukuka göre alınırdı. Nizamülmülk Divan-ı mezâlimin önemini şöyle açıklar: Padişah için haftada iki gün mezâlim divanı kurup zâlimlerden mazlumların haklarını almaktan, suçlulara ceza vermekten başka çare yoktur. Zulme uğrayanların da hükümdara dilekçe vermeleri hükümdarın da verilen her bir dilekçeye yazılı emir vermesi gerekir. Zira sultanın mazlumları ve adalet isteyenle- Resim 03.07: Kadı Teftiş Yaparken ri haftanın iki gününde sarayına çağırıp onların şikâyetlerini dinlediği memlekete yayılınca zâlimler, sultanın kendilerine vereceği cezadan korkarak ellerini millet malından ve zulümden çekerler. Ordu mensuplarının davalarına ise kadıasker bakmaktaydı. Kadılara, görevlerinde ve aldıkları kararlarda herhangi bir baskı yapılmazdı 111
22 E OKUYALIM İLK TÜRK-İslam DEVLETLERİNDEKİ ADALETE DAİR ÖRNEKLER Karahanlılar döneminde yaşamış olan Yusuf Hâs Hâcib ünlü eseri Kutadgu Bilig de adalet kurumunu şöyle tanımlamıştır: Memleket tutmak için çok asker ve ordu gerektir. Askeri beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır. Bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerektir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır. Bunlardan biri ihmal edilirse beylik çözülmeye yüz tutar. Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan halka adaletli davranırdı. Alp Arslan 1070 yılında Diyarbakır a geldi. Bölgenin hâkimi Nasr Mervan onu karşıladı ve devrin âdeti gereğince altın sundu. Alp Arslan parayı aldı. Samimi bir havanın estiği kabulde Nasr dan isteklerini sordu ve yerine getirdi. Ancak daha sonra Nasr ın hediye ettiği parayı halktan kanunsuz bir şekilde topladığını öğrendi. Bunun üzerine sultan; altınları aldığı kimselere geri vermesi için Nasr a iade etti. Böylece yapılan haksızlığın izlerini sildi. Gürcü ve Ermeni yazarlar Melikşah için de şunları yazmışlardı: Kalbi Hristiyanlara karşı şefkatle dolu idi. Geçtiği ülkelerin halkına, halkı gibi davrandı. Bu sebeple birçok il, 1086 yılında, kendiliklerinden onun yönetimi altına girdiler. Ermenistan ve Rum ülkeleri onun kanunlarını tanıdılar. Melikşah ın ordusunun askerleri İsfahan dan Antakya ya ve Bağdat a yapılan seferlerde halkın malına asla dokunamadılar. Harzemşahlar Devleti nde adalet teşkilatı özellikle ilk devirlerde mükemmel ve muntazamdı. Sultanlar genellikle halkın şikayetlerini yakından izlerlerdi. Bunu sağlamak için ülkede doğrudan doğruya sultana bağlı Kıssa-darlık makamı kurulmuştu. Halktan herhangi bir kişi doğrudan doğruya kıssa-dara dilekçe verip şikayetini bildirebilirdi. Kıssa-dar bu dilekçeleri alır ve düzenli olarak sultana takdim ederdi. Aydın Taner i: Türk Devlet Geleneği Dün ve Bugün s arası? 1. İslam hukukunun kaynakları nelerdir? 2. Örfi hukuk ne demektir? 3. Kadılar hangi şartlarda görev yaparlar? 4. Divan-ı Mezâlim nedir? Önemi nelerdir? 5. Türklerin adalet anlayışı onlara hangi katkıları sağlamıştır? 112
23 6. DİL VE EDEBİYAT TARİH 6 İslam dinine giren Türkler bu yeni dinin kavramlarını ve kutsal kitabının dilinin tesirini de benimsemek zorunda kaldılar. Uygur Türkleri de Maniheizmi kabul ettikleri zaman bu dinin kutsal dili olan Sogd lehçesini ve alfabesini benimsemişler, Kök Türk alfabesini terk etmişlerdi. Bu yüzden İslam dinine giren Türkler de Arap-Acem (İran) etkisinde gelişmiş olan İslam Medeniyetinin tesiri altına girdiler. Türkçede karşılığı olmayan İslami kavramları Arapça ve Farsçadan aldılar. Türklerin İslam Medeniyet dünyasında söz sahibi olabilmeleri, üstünlüğü ele geçirerek devam ettirebilmeleri için İslam Medeniyetini anlamaları ve bilmeleri lazımdı. Bunun için de İslam Medeniyetinin ilmini, sanatını meydana getiren dilleri en iyi şekilde öğrenmeleri gerekiyordu. Karahanlılar Döneminde Dil ve Edebiyat Orta Asya da İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılarda resmî dil, saray dili ve halk dili Türkçe idi. Çünkü, Karahanlılar Devleti nde halkın büyük çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Karahanlılar resmî işlerde ve halk arasında, Arap alfabesi yanında Uygur alfabesini de kullanmışlardı. Karahanlı devri; Türk Edebiyatının, eski geleneklerle İslam kültürünü kaynaştırma çağı oldu. Özellikle Doğu Karahanlılar, Türk diliyle İslami bir edebiyatın gelişmesini teşvik ettiler. Böylece Türk İslam edebiyatı ortaya çıktı. Resim 03.08: Yusuf Has Hacip Temsilî Resim Karahanlı döneminde yaşayan Türk ilim ve edebiyatının ünlü isimleri, Yusuf Hâs Hâcip, Kaşgarlı Mahmut ve Edip Ahmet Yüknekî idi. Türklerin, İslamiyet i kabullerinden sonra yazılan ilk İslami Türkçe eser Kutadgu Bilig dir. Eser Balasagunlu Yusuf tarafından yıllarında Hakaniye lehçesi ile yazıldı. Yusuf, eserini Doğu Karahanlı hükümdarı Buğra Karahan (Ebu Ali Hasan Bin Süleyman Arslan Karahan) adına yazarak, hakana sunmuştur. Bundan hoşlanan hakan, Yusuf u Kaşgar sarayına hâs hâcip (yüksek seviyede protokol görevlisi) yapmıştır. Kutadgu Bilig in orijinalinden epeyce sonra yazılmış ve bugün ele geçmiş üç nüshası vardır. Bunlar Uygur alfabesiyle yazılmış olan Viyana nüshası ile Arap alfabesiyle yazılmış olan Mısır ve Fergane nüshalarıdır. Kutadgu Bilig de iyi bir devlet idaresinin nasıl olacağı anlatılmaktadır. Eser Türk 113
24 devlet düşüncesi, kanun, egemenlik anlayışı ve siyaset görüşü bakımından da çok değerli bilgiler vermektedir. Kutadgu Bilig de aynı zamanda insanların iki dünyada da mutlu olmasını sağlamak amaçlanmaktadır. Eser, bu yönüyle de bir ahlak ve davranış kitabıdır. Önsöz bölümünde; Tanrı ya, Peygambere, dört halifeye, zamanın hakanına övgüler, birtakım ahlaki ve felsefi düşünceler, kitabın adı, konusu ve yazılış sebepleri yer almaktadır. Kitabın, esas bölümünde ise; adaleti, devleti, aklı ve kanaati temsil eden dört şahıs (Küntogdı, Aytoldı, Öğdülmiş, Odgurmış) arasında geçen konuşmalar, yazışmalar ve olaylar anlatılmaktadır. Yusuf Has Hacip bu olaylar arasında okurlarına vermek istediği bütün öğütleri ve bilgileri toplamıştır. Kutadgu Bilig de ahlaki davranışın ve mutluluğun temel şartı olarak bilgili olmak gösterilmiştir. Kitabında ilmi güvenilir bir rehber olarak ele alan Yusuf Has Hacip, âlimlerin ilminin halkın yolunu aydınlatacağını belirtir ve ilmi gece yanan bir meşaleye benzetir. Divanü Lügat -it- Türk Divanü Lügat -it- Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından yıllan arasında yazılmıştır. Mahmut Arapça yazdığı eserini Bağdat taki Abbasi halifesine sunmuştur (O tarihlerde Irak topraklarına Büyük Selçuklular hâkimdi). Divanü Lügat - it - Türk; Türkçenin ilk sözlük ve dilbilgisi kitabıdır. Ancak hazırlanışı ve içindekiler bakımından döneminin dili, edebiyatı, tarihi, coğrafyası ve sosyolojisi hakkında geniş bilgiler vermektedir. Bu yönüyle eser, zengin bir millî kültür hazinesidir. Resim 03.09: Kaşgarlı Mahmut Temsilî Resim Kaşgarlı Mahmut,İbn-i Fadlan, Gerdizi, Tahir Mervezî, Muhammed Avfi ve Beyhakî gibi kendi döneminin Türk hayat ve cemiyetleri üzerine eğilen ünlü âlimleriyle birlikte Türk illerini adım adım dolaştı. Kaşgarlı Mahmut, çalışmalarında Türkçeyi resmi dil olarak kabul eden Karahanlı Devleti nden de büyük destek gördü. Türkçenin serpilip gelişmeye başladığı o dönemde, Mahmut la birlikte Balasagunlu Yusuf Has Hacip de Türk diline büyük hizmet etti. Bu iki Türk Âlimi, ortaya koydukları eserlerle Türk dil birliğinin sağlanmasına önemli katkılarda bulundular. Aynı zamanda filolog, etnograf ve ilk Türk haritacısı olan Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lügati t-türk adlı eserinde; yaşadığı devirdeki Türk illerinin ve boylarının kullandığı ağızları canlı olarak tespit etti. 114
25 Oğuz Türklerinin 24 boyu ile ilgili şemayı da verdiği eserinde, Türkçenin zenginliğini ve Arapça ile Farsça yanındaki değerini ispata çalışan Mahmut, ayrıca Türkçeyi Araplara öğretmek gayesiyle Kitâbu Cevâhirü n-nahvi Lügati t-türk adlı gramer kitabını yazdı. Divan ında Türk dilinin grameri yanında, Türk yer adları, Türk damgaları ve Türk topluluklarını da etraflı şekilde anlatan Kaşgarlı Mahmut, ömrünün sonlarına doğru tekrar memleketi Kaşgar a dönerek, tahminen 1090 da burada vefat etti. Doğu Türkistan da bulunan Kaşgar şehrine 35 kilometre uzaklıktaki Azak köyünde olan kabri, 1983 yılı Temmuz ayında bulundu. Kaşgarlı Mahmut, kültür ve edebiyat tarihimizde belli bir yere sahiptir. Onun eserinin giriş kısmında milleti için yazdıkların bir kısmı şunlardır: Tanrı nın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı. Dünya milletlerinin idarelerini onların ellerine verdi. Kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Atabetü I - Hakayık (Hakikatlerin Eşiği) Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılan Atabetü I - Hakayık da, Karahanlılar Dönemi Türk edebiyatı eserlerindendir. Uygur harfleriyle yazılmış olan eserin iki nüshası bugün Ayasofya Kütüphanesi nde bulunmaktadır. Onun doğduğu Yüknek şehrinin nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Edip Ahmet; XII. yüzyılın tanınmış bir şairi ve takdir edilmiş bir âlimidir. Onun adı, Türk illerinde yüzyıllarca unutulmamış ve bazı mısraları atasözleri arasına girmiştir. Atabetü I - Hakayık ın konusu tamamıyla dinî ve ahlakidir. Kitapta dindarlığın faziletinden, ilmin saadete götüren yol oluşundan, cömertlikten, kibir ve ihtirasın kötülüğünden bahsedilmektedir. Satuk Buğra Han Destanı Karahanlılar Dönemi nden bugüne kadar gelebilen bir diğer eser de Satuk Buğra Han Destanıdır. Eser dinî edebiyat ürünlerinden olup İslami-Türk destanlarının ilklerinden biridir. Satuk Buğra Han, Karahanlılar Devleti nin ilk Müslüman hükümdarıdır. Satuk Buğra Han Tezkiresi (veya destanı)nde de bu hükümdarın hayatı, akınları, savaşları ve İslam dinini kabul edişi efsanevi bir tarzda anlatılmıştır. Eser, daha çok Türk tarihindeki destan ruhunun İslam inanışları ile nasıl birleştiğini göstermesi bakımından önemlidir. Türklerde İlk Tasavvuf Hareketleri Tasavvuf, gönlünü Allah sevgisine bağlama demektir. Mustasavvıf ise, tasavvufla uğraşan kişidir. Daha geniş tanımıyla mutasavvıf; kirden temizlenen düşünce 115
26 ile dolan, Allah a yönelen, yanında altın ve çamur eşit olan kimsedir. Türk tarihinde birçok devlet adamı ve hükümdar tasavvuf ve tarikat şeyhlerine bağlanarak tasavvuf hareketini desteklemişlerdir. Hoca Ahmet Yesevî İlk Türk mutasavvıfı Ahmet Yesevi dir. Türkistan ın Sayram şehrinde doğan Ahmet Yesevi, Türk illerinde daha çok destani şahsiyetiyle yaşamış ve yücelmiştir. Onun hayatı hakkında bilgilerimiz azdır. Hakkındaki menkıbeler (hikâyeler) ise ciltler dolduracak kadar çoktur. Ahmet Yesevi nin hayatı iki şekilde anlatılmaktadır. Bunlardan biri menkıbelere dayanılarak anlatılan hayatı, diğeri ise tarihî hayatıdır. Menkıbelere dayanan hayatında olağan üstülükler vardır. Bunlara göre 7 yaşındayken büyük kerametler göstermiştir. Hızır Aleyhis-selam ile buluşmuş, Hz. Peygamber in manevi işareti ile Arslan Baba tarafından yetiştirilmiştir. Ahmet Yesevî, tarihî hayatında ise 7 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Yesi şehrine gelerek ilk tasavvuf terbiyesini Arslan Baha dan almıştır. Daha sonra Buhara ya giderek iyi bir medrese öğrenimi görmüştür. Çağının en büyük sofisi Şeyh Yusuf Hemedanî nin müridi olmuştur. Şeyhinin ölümü üzerine de postuna oturmuştur. Tekrar Yesi ye dönerek Yesevî Tarikatını kurmuş, etrafında binlerce mürid toplamıştır, müridlerinin çoğu Türkmen olan Ahmet Yesevî, onlara tarikatını anlatmak için Türkçe, ahlaki ve tasavvufi şiirler yazmıştır. Örnek bir hayat yaşamıştır. İbadetten kalan zamanlarını tahtadan kaşık yontarak, kepçe yaparak geçirmiştir. Elde ettiği gelirle ihtiyaçlarını karşılamış, gelen hediyeleri ise muhtaç olanlara dağıtmıştır. Ahmet Yesevi 63 yaşına gelince kendisine yer altında bir hücre kazdırmış, kalan ömrünü günsüz güneşsiz orada tüketmiştir. (Hz. Muhammed 63 yaşında vefat ettiğinden Ahmet Yesevî de ona olan derin bağlılığı sebebiyle dünyayı O ndan daha fazla görmek istememiştir) yılında 73 yaşında vefat eden Hoca Ahmet Yesevi nin türbesi ölümünden yaklaşık iki yüz yıl sonra Timur tarafından Resim 03.10: Ahmet Yesevi Türbesi yaptırılmıştır. Günümüzde Kazakistan ın Türkistan şehrinde bulunan türbe 1993 yılında Türkiye nin girişimiyle onarılmış ve 2002 yılında da Unesco tarafından dünya mirası tarih eserler listesine dâhil edilmiştir. 116
27 Ahmet Yesevi kurmuş olduğu tarikatla Orta Asya Türkleri arasında İslam imanının yerleşip, genişlemesini sağlayan bir din ve tasavvuf büyüğüdür. Ahmet Yesevî nin tarikatı, Seyhun kıyılarından Harzem e, Asya sahralarına, Moğol istilâsı ile de Horasan, Iran ve Azerbaycan a yayılmıştır. Yesevî nin Alp-Erenleri, Horasan Erenleri olarak Anadolu ya girmiştir. Ahmet Yesevi nin yazdığı eserin adı Divan-ı Hikmet tir. Divan-ı Hikmet ; daha çok dinî ve ahlaki öğütler, hikâyeler ve tarikat usullerine ait öğretici şiirlerin yer aldığı sade bir ahlak kitabı niteliğindedir.? 1. Karahanlılar Dönemi nin kültür tarihimiz açısından önemi nedir? 2. Kutadgu Bilig, kim tarafından ne zaman yazılmıştır? 3. Kutadgu Bilig de hangi konular üzerinde durulmakladır? 4. ürk dili açısından Divanü Lügat- it- Türk ün önemi nedir? 5. Atabetü l- Hakayık adlı eserde hangi konular işlenmiştir? 6. Ahmet Yesevi Türk toplumunu nasıl etkilemiştir? 7. Divan-ı Hikmet in Türk dili açısından önemi nedir? Gaznelilerde Dil ve Edebiyat Gaznelilerde halkın çoğunluğunu başka milletler oluşturuyordu. Devletin resmî dili Arapça, edebiyat dili de Farsça idi. Buna karşılık hükümdar ailesi ve ordu Türk olduğu için saray ve ordu dili Türkçe idi. Gazneliler döneminde de edebi alanda önemli eserler verilmiştir. Bunların başında, İranlı ünlü şair Firdevsî tarafından yazılıp, Gazneli Mahmut a sunulan Şehname gelmektedir. Firdevsî, Şehnamede İran-Turan savaşlarını anlatmıştır. Firdevsî, İranlı olduğundan, eserinde, daha çok İranlıları övmüştür. Bu nedenle Gazneli Mahmut, Firdevsi ye, Şehname için vâadettiği parayı aynen vermemiş, şairi gücendirmiştir. Fırdevsî de bunun sonucunda, Gazneli Mahmut hakkında bir hicviye yazmıştır. Gazneli Mahmut a sunulan bir diğer eser de dönemin ünlü bilginlerinden biri olan tarihçi Ütbi nin yazdığı Tarih-i Yemin adlı eserdir. Sistani, Menuceri, Şeyh Nizami Gazneliler dönemi edebiyatçılarındandır.? 1. Firdevsi kimdir? 2. Gazneliler resmi olarak hangi dili kullanmışlardır? 117
28 Büyük Selçuklular Döneminde Dil ve Edebiyat Türk İslam devletlerinde Arap ve Fars kültürlerinin etkili olmasının sebepleri özellikle Büyük Selçuklular için geçerliydi. Bu yüzden Selçuklu ülkesinde de Arapça ve Farsça etkili oldu. Arapça ilim ve din dili, Farsça da edebiyat ve devlet dili kabul edildi. Özellikle Fars edebiyatındaki gelişme hızlandı. Iran edebiyatı adeta altın devrini yaşadı. Sultan Melikşah dan başlayarak Selçuklu sultanları ve şehzadeleri İran kültürüyle ilgilendiler. Onların sarayları şairlerle doldu ve sultanların teşviki ile Farsça birçok eser meydana getirildi. Melikşah döneminde yaşayan Ömer Hayyam, rubai tarzında şiirler yazdı. Ünlü kasideci Enverî, büyük şairlerden Feridüddin Attar da Selçuklu döneminde yaşadı. Türk şairi Genceli Nizamî Hüsrevü Şirin ve Yusuf ve Zeliha gibi zarif aşk hikâyelerini Farsça yazdı. Bu yüzden onun eserleri de Iran edebiyatına maledildi. Bu dönemde Selçuklu veziri Nizamülmülk, Siyasetname (veya Siyeru l-mülûk) adlı bir eser yazmıştır. Nizamülmülk Siyasetnâme de, devlet yönetimi hakkında devrin sultanına yalnız nasihat vermekle kalmamıştır. Olayları nakletmiş, Selçuklu Devleti nin işleyişini ve aksayan taraflarını belirtmiştir. Alınması gereken tedbirler ve yapılması gereken düzenlemeler hakkında da bilgiler vermiştir. Selçuklular döneminde Türk diliyle söylenmiş bazı rubailer ve Türkçe-Farsça manzumeler de vardı. Bunlar da bize, bu dönemde klâsik bir Türk şiiri olduğunu ve Türkçenin bu yollarla denendiğini göstermektedir. Özellikle Hoca Ahmet Yesevî nin hikmetleri halk arasında çok tutulmuş ve tasavvuf akımı Türkler arasında yayılmıştır. Yine Selçuklu döneminde Türk halkı her türlü yabancı tesirlere karış İslami bir halk edebiyatı meydana getirmeye çalışmıştır. Türkçeyi aydınlarına kabul ettirmeye çalışırken en azından dilini unutturmamak yolunda önemli bir vazife görmüştür. Daha öncede belirtildiği gibi Selçuklu medreselerinden yetişen kişilerle ilmi ve edebi Türkçenin temeli atılmıştır.? 1. Siyasetname de hangi konular işlenmiştir? 2. Büyük Selçuklu Dönemi nin ünlü şairleri kimlerdir? Harzemşahlar Döneminde Dil ve Edebiyat Harzemşahlar döneminde bozkırlardan gelen yeni göçebe Türkmenlerle Harzem ve Horasan topraklarındaki Türk unsur kuvvetlenmiştir. Hükümdar ailesi ile Türk boyları arasında evlilikler de yapılmıştır. Bunun sonucu olarak sosyal hayatta Türk geleneklerinin bir kısmı daha canlandırılmıştır. Dolayısıyla Türk dili ve edebiyatının Selçuklular döneminde başlayan gelişmesi, bu dönemde de devam etmiştir. 118
29 Orduda, sarayda ve halk arasında Türkçe kullanılmıştır. Ancak diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi Harzemşahlar Devleti nde de resmî dil Farsça, ilim dili de Arapça kabul edilmiştir. Ahmet Yesevi ile başlayan tasavvuf cereyanı Harezm topraklarında gelişmiş, pek çok sofi yetişmiştir. Moğol istilâsı sırasında şehit düşen Kübreviyye tarikatının kurucusu Necmeddin Kübrâ da bunlardan birisidir. Yine Ahmet Yesevî nin halifelerinin, özellikle de Hakim Süleyman Ata nın Türk boylarının İslamlaşmasında önemli tesirleri olmuştur. Ona maledilen başlıca eserler; Bakırgan Kitabı, Âhir Zaman Kitabı ve Meryem Ana Kitabı gibi eserlerdir. Hakîm Süleyman Ata nın şiirleri de Ahmet Yesevî nin hikmetleri gibidir. Bunlarla birlikte Yesevî nin Türkçe hikmetleri, halkın dinî zevklerini okşamış ve samimi, bir karşılık bulmuştur. Harzemşahlar döneminde hükümdarlar adına sözlüklerin yazılması, Türk dilinin kazandığı önemi göstermesi bakımından önemlidir. Bu sözlüklerden biri de Celâleddin Harzemşah adına Muhammed bin Kays tarafından yazılmıştır. Tıbyanu Lügati t Türk Ala lisâni l Kanglı adlı bu eser, Türkçe-Farsça sözlüktür. Bugün elde bulunmayan eserlerin varlığı XIV. yüzyılda ortaya çıkmıştır.? Harzemşahlar döneminde yapılan hangi çalışmalar Türkçeye verilen önemi açıklar? 7.EKONOMİK HAYAT İlk Müslüman Türk devletlerinde bir taraftan halkı zengin kılmaya yönelik önceki ekonomik anlayış devam ettirilirken diğer taraftan İslam dininin etkisiyle yeni anlayışlar ekonomide uygulanmaya başladı. Bu uygulamalar; israftan kaçınma, devletin üretimden çok denetimle ilgilenmesi, servet ve mülkiyetin yaygınlaştırılması ile gelir dağılımının adil olarak sağlanması olarak özetlenebilir. Asya da kurulan Karahanlılardan Mısır da kurulan Tolunoğullarına kadar bütün Türk-İslam devletleri, ilk Türk devletlerinde olduğu gibi tarım ve hayvancılıkla beraber ticarete de büyük önem Resim 03.11: İpekyolu nda Bir Kervan vermiş, özellikle ipek Yolu nu kontrol altına alarak ve ticaret yollarını emniyetli bir duruma getirmeye çalışmışlardır. 119
30 Tolunoğulları döneminde Mısır ın iktisadi durumu büyük bir gelişme gösterdi. Tolunoğlu Ahmed, Mısır ın refahının en önemli sebeplerinden birinin ziraat olduğunu görerek özellikle ziraatı geliştirmeye çalıştı. Bunun için de bir taraftan sulama kanallarını ıslah ederken bir taraftan da yeni su kanalları ve kemerler yaptırdı. Gübresi için güvercin yetiştiriciliği, kümes hayvanları, küçük ve büyük baş hayvancılığı geliştirildi. Bütün bu tedbirler tahıl tarımının, bağcılık ve bahçeciliğin gelişmesi, üretimin çeşitlenmesi ve artması, neticede refahın yaygınlaşması sonucunu doğurdu. Tolunoğulları döneminde Mısır ın ziraatıyla birlikte keten ve yünlü kumaş ile pamuklu ve ipekli dokumacılığı da gelişti. Bunun yanında sabun ve şeker sanayi ilerledi. Maden işlemeciliği, silah yapımı, yağ elde etme, süsleme ve küçük el sanatlarında önemli ilerlemeler oldu. Bir taraftan da maliye ıslah edildi.vergi toplama esnasında halkın incinmemesi istendi ve alınan tedbirlerle vergi gelirleri arttı. Fustat, Tinnis, Dimyat, İskenderiye önemli sanayi merkezleriydi. Tolunoğulları döneminde ticarete de önem verildi. Afrika dan gelip Mısır ve Suriye den geçen ticaret yollarının iyi işlemesi için gayret gösterildi. Kara yolları yanında deniz yoluyla ticaretin imkânları da geliştirildi. Böylece ülkenin dış ve iç ticareti artmıştır ki, bu alanda özellikle Yahudiler önemli rol oynamışlardır. Asuan, Fustat, İskenderiye, Şam, Hâlep, Antakya başlıca ticaret merkezleriydi. İhşidiler ziraatta Tolunoğulları kadar başarılı olamadılar. Bu durumun oluşmasına 940,949,952 ve 963 yıllarında Nil Nehri n deki su eksikliğinin büyük etkisi oldu. Dokumacılık, deri işlemeciliği, ağaç ve maden işçiliği başlıca sanayi kollarıydı. Ticaret de oldukça gelişmiş durumdaydı. Karahanlılarda hükümdarın vazifeleri arasında halkı refah içinde yaşatmak ve malî istikrarı sağlamak vardı. Bunlara uyan Karahanlı hükümdarları sayesinde ülkede, gelişmiş bir ekonomik düzen kurulmuştu. Vergiler halkın ekonomik gücüne göre alınıyordu. Verimli topraklar üzerinde halk tarımla uğraşıyor, hayvancılık yapıyordu. El sanatları ve madencilik de gelişmişti. Maveraünnehir şehirlerinin pamuklu, yünlü kumaşları. Fergane nin madenleri, altın ve gümüş işleri, silahları ünlü idi. Karahanlılar bütün bunları kendileri tükettikleri gibi diğer ülkelere de satıyorlardı. Onlar Çin Seddi yakınlarından, Ceyhun nehrine kadar uzanan topraklarda eski kervan ticaretini de yeniden canlandırmışlardı. Ana yollar üzerinde ribat adıyla kurdukları kervansaraylarda ticaretin gelişmesine yardımcı oluyorlardı. Hükümdarlar ticaret kervanlarının güvenliğine önem veriyorlardı. Örneğin Karahanlı Tamgaç Han ticaret mallarına zarar verenleri şiddetle cezalandırmıştır. Gaznelilerin, özellikle Hindistan topraklarını ele geçirmeleriyle elde ettikleri bol ganimet, ekonomilerini güçlendirmişti. Çin den başlayan ve Gazne topraklarından geçen ticaret yolları sayesinde önemli gelir elde etmişlerdi. Onlar da tarım ve ticaretin gelişmesi için çalışmışlar, topraklarındaki madenleri işletmişlerdi. Selçuklularda iktisadi hayat, kervan yolları sayesinde parlak bir seviyeye erişmişti. Ticaret kervanları; Türkistan, Harezm, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye ve Anadolu 120
31 istikametinde emniyetle sefer yapıyorlardı. Gazneliler devlet teşkilatından bir çok şekilde faydalanan Selçuklular, ticaret yolları ile ilgili hususları da onlardan almışlardır. Meselâ Gazneliler gibi Selçuklular da, ticari kervanlara askerî muhafızlar koyarak, kervanın emniyetini sağlarlardı. Ticaret yolları üzerinde çok sayıda kervansaray ve han yapmışlardı. Bu yollarda gidip gelen kervanlar askerî kuvvetler tarafından korunurdu. Hatta zarara uğrayan bir kervancının zararı, devlet hazinesinden mevcut hukuka göre karşılanırdı. Selçuklular, ticarete ve ticaret yollarına büyük bir önem verdikleri gibi, ziraata da değer vermişlerdi Devlet geniş topraklara sahipti. Sultan Melikşah ve Sultan Sencer tarafından Irak, Horasan ve Harezm de açılan veya imar edilen sulama kanalları sayesinde zirai üretim çok artmıştı. Üretilen ürünlerde ilk sırayı buğday alıyordu. Ayrıca pamuk tarımı ve meyvecilik de gelişti. Selçuklular tarım, ticaret ve hayvancılığın dışında esnaf, zanaatkâr ve işçi olarak da ekonomik hayata katıldılar. Devletin başlıca gelirleri: öşür, haraç, cizye ve gümrük vergileri, madenlerin işletilmesinden elde edilen gelirler ve ganimetler idi. Öşür, Müslüman halktan alınan ürün vergisiydi. Müslüman olmayan halktan alınan ürün vergisine ise haraç deniyordu. Ayrıca yine Müslüman olmayan halktan devletin koruması karşılığında cizye (baş vergisi) adı altında bir vergi alınıyordu. Vergiler başkentteki Büyük Divanda belirlenirdi. Tespit edilen miktarın üzerinde vergi alanlar cezalandırılırdı. Selçuklu ülkesinde genellikle göçebe Türkler hayvancılıkla uğraşmışlardı. Onlar, sürüler hâlinde at, koyun ve sığır beslemişlerdi. Bu hayvanların etinden, sütünden ve derilerinden faydalanılmıştır. Sanayi şehir hayatı içinde önemli bir yer tutmaktaydı. Kumaş dokuma tezgâhları, demir fırınları, deri işleme atölyeleri, zamana göre en ileri sanayi olan kâğıt imalâtı; yine çini, cam gibi maddeler üreten fırınlar ve imalathaneler, ülkenin her tarafına yayılmıştı. Abbasilerin kurduğu fütüvvet teşkilatı, Türklerde ahilik adını aldı. Esnafların mesleki örgütü olan ahilik, ilgili meslek dalında dayanışmayı, üretimde kaliteyi ve disiplini sağlıyordu. Müslüman olmayanlara kapalı olan bu örgüt, Türklerin yerleşik hayat içindeki ekonomik etkinliklerde kendilerini geliştirmelerini sağladı. Selçuklu sultanlarının bastırdığı madenî paralardan o devrin ekonomik düzeyi hakkında bilgi edinmek mümkündür. Selçuklularda ilk parayı Tuğrul Bey bastırdı. Tuğrul Bey den sonra iktidara gelen Selçuklu sultanlarından Alp Arslan, Melikşah, Kirman bölgesi meliki Çağrı Bey in oğlu Kavurd da altın para bastırdılar. Bastırılan altın paraya dinar, gümüş paraya da dirhem adı verilmiştir. Harezmşahlar Devleti nde ekonomik durumu anlatan aşağıdaki metni okuyunuz. Harzemşahlar da İktisadi Durum Harizm, tarihin çok eski dönemlerinden beri verimli bir tarım merkezi ve çok önemli ticaret yollarının kesiştiği bölge olarak bilinir. Çöller arasından ilerleyen Cey- 121
32 hun (Amuderya), Aral gölüne yaklaştığında bir yelpaze gibi kollara ayrılarak her türlü tarıma elverişli bir hayat kaynağını oluşturur. Bu hâliyle Harizm arazisi, tabiatın yer yüzünde cömert davrandığı müstesna bölgelerden birisidir. Bu sebeple eski çağlardan beri kalabalık insan kitlelerini kendisine çekmiş, onları sinesinde barındırmıştır. Genel hububat tarımı yanında, pamuk ekimi, bahçecilik ve nihayet hayvancılık Harizm de gelişmiştir. Bölgenin ihraç malları arasında; kurutulmuş balık, ipekli ve yünlü kumaşlar, süslü elbiseler, bal, peynir ve özellikle halifenin sarayına gönderilen kavun, ayrıca sığır, deve, av kuşları, her çeşit deri, kürk, meşe, gürgen gibi orman ürünleri, zırh, kılıç önemli yer tutardı. Harizm in, Çin, İran, Hindistan gibi Asya ülkeleriyle Sibirya düzlükleri, Güney Rusya ve İskandinav ülkelerinin tam ortasında, buraların birbiriyle ilişkilerini en kolay şekilde sağladıkları büyük yolların kavşak noktasında bulunuyordu. Sayılan bütün bu diyarlardan gelen kalabalık ve zengin kervanlar, Harizm de karşılaşıyorlar, yüzlerce farklı malı onun pazarlarına indiriyorlardı. Böylece Harizm çok işlek bir ticaret merkezi olarak karşımıza çıkıyordu. Kuzey ve Doğu Avrupa ile Güney Rusya da faaliyet gösteren Harizmli tacirlerin gayretleriyle veya Kuzey Avrupa ve Bulgar tüccarları vasıtasıyla; Volga Bulgarlarından işlenmiş hayvan derileri, bal, mum, giyecek eşyası, İskandinavya dan balık dişi, tutkal, zırh ve kılıçlar, Sibirya steplerinden sığır ve at sürüleri gibi çeşitli mallar getirilip Harizm pazarlarında satışa sunuluyordu. Çin ve İç Asya ile Harizm arasındaki ticari ilişkiler de büyük öneme sahipti. Nitekim Moğollarla Harizmşahlar arasında ortaya çıkan ve sonuçta büyük bir savaşla neticelenen gelişmelerde de ticaret önemli yer tut makta idi. Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki; Harizmşahlar döneminde, Harizm bölgesindeki ekonomik imkânlar, burasının güçlü ve çok ülkeleri birleştiren bir devletin çekirdeğini oluşturmasıyla daha da gelişmiştir. Bu sayede ticaret daha kolaylaşmış, sulama kanallarının düzenlenmesi üretimin artmasını, bütün bunlar da bölgede refah ve hayat seviyesinin yükselmesini temin etmiştir. Nesimi Yazıcı, İlk Türk İslam Devletleri Tarihi, s, ? 1. Tolunoğulları döneminde Mısır ın ekonomik durumu hakkında neler söylenebilir? 2. İhşidoğulları ziraat alanında niçin Tolunoğulları kadar başarılı olamamışlardır? 3. Gaznelilerin ekonomik faaliyetleri nelerdir? 4. Karahanlılar ticaretin gelişmesi için neler yapmışlardır? 5. Büyük Selçuklu Devleti nde başlıca geçim kaynakları nelerdir? 6. Harzemşahlarda hangi özelliklerinden dolayı ticaret gelişmiştir? 122
33 8.BİLİM VE SANAT Bilim Türkler İslamiyet i kabul ettikten sonra kendilerini gelişmiş bir İslam kültürü içinde buldular; Türk-İslam devletlerinin hükümdarları, İslam kültürünün daha da ileri gitmesi için her türlü gayreti gösterdiler. Bilim adamlarını himayeleri altına alıp bilimsel çalışmaları destekleyerek bilimin gelişmesi için gerekli ortamı hazırladılar. Bu dönemde medreselerden değerli bilim adamları yetişti Medreselerde İslami bilimlerin yanında tıp, astronomi, matematik, kimya, tarih ve coğrafya dersleride okutuldu. Karahanlılar döneminde Semerkant, Buhara, Kaşgar en önemli bilim ve kültür merkezi hâline geldi. Karahanlılar ilmî çalışmaları destekleyip öğrencilere burs vererek eğitimi yaygınlaştırmaya çalıştılar. Gazneliler döneminde eğitim ve öğretim kurumları olarak birçok medrese açıldı. Gazneliler Devleti hükümdarlarından Sultan Mahmut zamanında Nişabur da kurulmuş olan medreseler dönemin en ünlü medreseleri arasındaydı. El Bîrûnî Hindistan ın tarihi ve coğrafyası hakkında bilgiler veren kitabını bu dönemde yazdı. Bazı eserlerini de Sultan Mahmut adına yazmıştır. Selçuklu topraklarındaki Bâtınîlerin yıkıcı propagandalarını etkisiz kılabilmek için bilgili insanlar yetiştirme ihtiyacı doğdu. Ayrıca, devlet içindeki din adamı ihtiyacını karşılamak İslamiyet i yeni benimsemiş göçebe Oğuz topluluklarının dinî inançlarını pekiştirmek için de medrese açma gereği duyuldu. Her alanda gelişen devlet için yetişmiş memurlara duyulan ihtiyaç ve yetenekli yoksul öğrencileri topluma kazandırma düşüncesi, Selçukluları medreseler açmaya yöneltti. İlk Selçuklu medresesi Tuğrul Bey zamanında Nişabur da açıldı. Alp Arslan zamanında Vezir Nizamülmülk Bağdat ta Nizamiye Medresesini kurdu (1066). Nizamiye Medresesi nde eğitim ve öğretim sistemli bir programa bağlanmıştı. Dinî ilimlerin dışında matematik, felsefe, dil ve edebiyat gibi dersler de veriliyordu. Bu yüzden bu medrese, dünyanın ilk üniversitesi sayılır. Bağdat Nizamiye Medresesi nden sonra Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Basra ve Merv de pozitif bilimlere önem veren medreseler açıldı. Devrin önde gelen bilim adamları bu medreselerde görev aldı. Selçuklu medreselerinde müderrislerin (öğretim elemanları) ilmî özgürlükleri vardı. Bu medreselerde görev yapan müderrislerin çoğu, zamanın bilim otoritesi sayılan kişilerdi. Bunlardan Şirazî, Cüveynî, Gazali ve Feridüddin Attar en ünlüleriydi. Bu medreselerin gelir kaynaklarını vakıflar oluşturuyordu. Medreselerin çevresinde pek çok kuruluş bulunmaktaydı. Bunlar mescit, hamam, yatakhane, kütüphane ve fakir halkın yararlandığı imarethaneler (aşevleri)di. Büyük Selçuklularda hükümdarlar ve devlet adamları fikir ve vicdan hürriyetine son derece saygı duyarlardı. Bu durum, bilim ve düşünce alanındaki gelişmelerin temel nedeni olmuştur. Selçuklu medreseleri Türk-İslam dünyasının bilim ve fikir hayatında büyük rol oynamışlar ve yetiştirdikleri birçok bilim adamı ile dünya medeniyetinin gelişme- 123
34 sine katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca Orta Çağ sonlarında Avrupa da gelişen yüksek okulları da etkilemişlerdir. İlk Türk-İslam Devletleri Döneminde Yetişen Başlıca Bilim Adamları Harezmi Dokuzuncu yüzyılda yetişen cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman-Türk matematik, coğrafya ve astronomi âlimidir. Adı Latinceye Alkhorizmi, Fransızcaya Algorithme, İngilizceye ise Augrim şeklinde geçmiştir. Harezmi, Hire bölgesinde bir Türk şehri olan Harezm den ilim öğrenmek için zamanın ilim merkezi olan Bağdat a gitti. Burada kıymetli İslam âlimlerinden ders aldı ve kendini yetiştirdi. Zamanın Abbasi Halifesi Me mûn dan ( ) büyük destek gördü. Me mûn kurduğu kütüphanenin idaresini Harezmi ye verdi. O zamana kadar olan matematik ve astronomi kaynaklarını inceleme imkanı bulan Harezmi, Bağdat taki ilimler akademisi olan Dârülhikme de görev aldı. Harezmî, matematik ilminin yanında astronomi ve coğrafya ilimlerinde de söz sahibiydi. O, yeryüzünün yapısını inceleyerek, kendi buluşu olan bilgileri ortaya koydu. O zamanlar bilinen; şehir, dağ, nehir ve adaları inceledi. Yeryüzünün çapını hesaplamak için Halife tarafından bir heyetle vazifelendirildi. Kitâbu-Sûret-il-Arz adlı enlem ve boylam kitabını, heyetin hazırladığı esere ilave etti. Bu eserinde Nil Nehrinin kaynağını açıkladı. Batlamyus ün astronomik cetvellerini tashih etti. Onun hazırladığı astronomi tabloları asırlarca ilim dünyasına rehberlik etti. Bu tablolar 16. asırda Avrupalı bilginlere rehber olmakla kalmamış başta Endülüs âlimleri olmak üzere bütün Müslüman fen âlimleri tarafından incelenmiştir. Harezmi nin matematik, astronomi ve coğrafya alanlarında yazdığı eserlerinden bazıları şunlardır: Kitâb fil-hisâb, Kitâbu Cedâvil-in-Nücûm ve Harekâtihâ, Kitâb-ul-Muhtasar fil- Hisâb-il-Hindî, Kitâb-ül-Muhtasar fi Hisâb-il-Cebri vel-mukâbele Resim 03.12: Harezmi Temsilî Resim İbni Türk (IX. yüzyıl) İbni Türk, Hazar Denizi nin güneyinde doğmuş Türk bilginidir. Harezmi kadar olmasa bile cebir ilminin temelinin atılışında büyük hizmetleri olmuştur. İlim ve faziletinin üstünlüğünden dolayı kendisine Ebû l Fazl denilmiştir. Çağdaşları İbn Türk için; 124
35 Matematik ilminde bilgili, bu alanda öncü, adı matematikçilerin dilinden düşmeyen bir hesaplama uzmanı diyerek değerlendirme yapmışlardır. Farabî ( ): Muhammed adında bir Türk komutanın oğlu olan Ebû Nasır Muhammed Farabî; matematik, fizik, astronomi, felsefe, mantık ve siyaset alanlarında yetişmiş büyük bilim adamıdır. Aristo nun eserlerini inceleyip yeni yorumlar getirdiği için ikinci öğretmen anlamına gelen Muallim-i Sâni unvanıyla anılmıştır. İhsaü l Ulûm adlı eserinde ilk defa bilimlerin sınıflandırılmasını yapmıştır. Eserlerinden birçoğu Latinceye çevrilerek Avrupa daki üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Batı dünyası onu Latince, Alfarabius olarak adlandırmıştır. Farabî, eğitime ilişkin görüşler de ileri sürmüştür. Ona göre üç tür eğitimci vardır. Aile reisi; aile içindekilerin, öğretmen; çocuk ve gençlerin, hükümdar da milletin eğitimcisidir. El Medine tü-l Fazıla (Erdemli kent) adlı eserinde devlet başkanında bulunması gereken yetenek ve özellikleri sıralamıştır. Hükümdarın bilge olmasını ilk şart olarak belirtmiştir. Bilge olmayan bir hükümdarın ülkesi kalıcı olamaz diyerek bilginin önemi üzerinde durmuştur. Farabî, havanın titreşimlerinden ibaret olan sesin mantıki izahını da yapmıştır. Bunu deneylerle de ispatlamıştır. Böylece musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kuralları bulmuştur. Musiki üzerine yazdığı Kitab ül Musik ıl Ekâbir (Büyük müzik kitabı) adlı bir de eseri bulunmaktadır. El- Biruni (Beyrunî) ( ) Resim 03.13: Biruni ye Ait Özgül Ağırlık Ölçüm Aletleri Harezm de doğmuş, Gazneli Mahmut un himayesine girmiş ve ondan destek görmüş büyük Türk bilginidir. Farabî gibi çeşitli bilim dallarıyla ilgilenmiş ve geometri, coğrafya, matematik, astronomi, tarih, felsefe, fizik gibi konularda yüz ondan fazla eser vermiştir. Fizik alanında yaptığı çalışmalar sonucunda on altı maddenin özgül ağırlıklarını gerçeğine yakın olarak tespit etmiştir. Biruni, bilimlerin ilerlemelerinin önündeki en büyük engelin serbest düşüncenin olmayışı olduğunu söyler. Enlem ve boylam dairelerini de tespit eden Biruni, dünyanın güneş etrafında dönüşünün bir yılda gerçekleştiğinden söz eder. Asârü l-bâkiye adlı ünlü eserinde Asyalı milletler hakkında bilgi vermekte ve astronomiden bahsetmektedir. Hint Tarihi kitabında ise Hindistan ın dini, bilimi ve coğrafyası hakkında bilgiler vermektedir. 125
36 İbn-i Sina ( ) Resim 03.14: İbn-i Sina Bir Hastaya İlaç Veriyor Temsilî resim E OKUYALIM İBN-İ SİNA NIN ESERLERİ Avrupa da Avicenna diye tanınmıştır. Maveraünnehir de doğmuş ve felsefî konularda Farabî nin etkisinde kalmıştır. İbn-i Sina tıp, matematik, fizik, mantık, astronomi, ahlâk, felsefe, botanik, zooloji konularında iki yüz yirmi kadar eser vermiştir. Küçük yaşta hafız olan İbn-i Sina, doktor ve bilim adamı olmasının yanı sıra siyaset adamı ve seyyah olarak da faaliyetlerde bulunmuştur. Maceralı bir hayat yaşayan İbn-i Sina nın yazdığı El Kanun fi t- Tıp adlı eseri Avrupa da asırlarca ders kitabı olarak okutulmuştur. İbn-i Sina kalp ve beyin üzerinde çalışmış, küçük ve büyük kan dolaşımını keşfetmiş ve bu konulardaki hastalıkların tedavisi için ilaçlar yapmıştır. Ayrıca ruh hastalıklarını sevgi, şefkat ve müzikle tedavi etme yöntemleri geliştirmiştir. İbn-i Sina nın tıp sahasında en büyük eseri El-Kânun fıt-tıb adlı kitabıdır. Beş ciltten meydana gelen eser, öğrencilerin kolaylıkla anlayabilecekleri şekilde kısa notlar ve özetler hâlinde yazılmıştır. On ikinci asırda Latinceye tercüme edilen Kânun, Avrupa üniversitelerinde ders kitabı hâline gelmiştir. On yedinci asrın ortasına kadar Fransa da Montpellier ve Belçika da Louvain Üniversitelerinde mecburi ders kitabı olarak okutuldu. Batı dillerine çevrilen Kânun ilk defa 1473 senesinde Milano da basıldı senesine kadar Galen in (Calinos un) iki ciltlik eseri bir defa basılmasına rağmen, İbn-i Sina nın Kânun u on altı defa basıldı. On sekizinci asırda Sultan Üçüncü Mustafa zamanında, Mustafa bin Ahmed adında Tokatlı bir doktor tarafından Türkçeye çevrildi. Bu esere, Tül-Mathûn adı verildi. Eserin el yazması, Ragıp Paşa Kütüphanesi 1542 numarada kayıtlıdır. 126
37 Diğer eserlerinden bazıları şunlardır: 1.Eş-Şifâ: Ansiklopedik bir eserdir. Burada mantık ve matematikten başlayıp, bütün tabiat ilimlerinden metafiziğe kadar çıkılmaktadır. On sekiz cilttir. 2.En-Necât: Üç cilt olup, Şifâ adlı eserin kısaltılmışıdır. 3.El-İşârât vet-tenbihât,4. Hikmet-i Arûzî, 5.Hikmet-i Meşrikiyye, 6.Esbâbu Hudûs-il-Hurûf, 7.Et-Tayr, 8.Esrâr-us- Salât, 8.Lisân-ül-Arab, 9.En-Nebât vel-hayevân,10.el-hey e,11.esbâbu Râd vel-berk (Şimşek ve gök gürültüsünün sebepleri),12.ed-düstûr-ut-tıbb 13.Aksâm-ül-Ulûm 14.El-Hutab. Türk Bilim Adamları, Muhittin Öngüt, Eda Özdemir,s,120 Gazali Asıl adı Hüccetü l-islam Ebû Hamid Muhammed bin Ahmed el-gazzali dir. Miladi 1058 yılında İran ın Horasan bölgesinin Tûs şehrinde dünyaya geldi. İlk öğrenimine Tus ta başladı. Daha sonra Nişabur a giderek buradaki Nizamiye Medresesi ne girdi. Bu medresede Şafiî fıkhı, akaid ve mantık alanlarında güçlü bir âlim olarak yetişti. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra Bağdat Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Dört yıl süren müderrislik döneminde çeşitli eserler yazdı. Büyük Selçuklular Dönemi âlimlerinden olan Gazali,Halife Muktedî Biemrillah ın ilgisine mazhar olmuş, şöhreti ve saygınlığı, vezirlerin ününü bile geride bırakmıştı. Gazali kendisini manevi alanda daha da geliştirmek amacıyla Şam daki Emeviye Camii ne çekildi. Şam da On bir yıl süren bir inziva hayatı oldu. Bu sırada en önemli eseri olan İhyaü l Ulûmiddin (Din ilimlerinin yeniden yapılanması) adlı eseri yazdı. Bu eser Selçukluların özellikle Bâtınilerin zararlı ve bölücü fikirleriyle mücadele ettikleri bir dönemde yazılmış olması açısından oldukça önem taşır. Ayrıca bu eser günümüzde de ününü korumaktadır. Gazali 1106 da tekrar medreseye döndü. Üç yıl kadar müderrislik yaptıktan sonra, memleketi Tûs a gitti. İmâm-ı Gazali ömrünün son yıllarını ders okutmak, dinî sohbetlere katılmak ve eser yazmakla geçirdi tarihinde vefat etti. Kabri Tûs şehrindedir. Ömer Hayyam ( ) Selçuklular Dönemi nin en ünlü bilgin ve şairlerindendir. Sultan Melikşah zamanında matematik, tıp ve astronomi alanlarında çalışmalar yaptı. Muhammed Beyhâki ile cebir, geometri konularında eserler yazdılar. Ömer Hayyam ve zamanın bilim adamlarından oluşan bir heyet Takvim-i Melikşah veya Takvim-i Celâlî denilen bir takvim düzenledi. Hayyam ın eserlerinden on sekiz tanesinin adı bilinmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır: 1.Ziye-i Melikşahi (Astronomi ve takvime dair, Melikşah a ithaf edilmiştir) 2.Kitabün fi l Burhan ül Sıhhat-ı Turuk ül Hind (Geometriye dair) 3.Risaletün 127
38 fi Berahin İl Cebr ve Mukabele (Cebir ve denklemlere dair) 4.Müşkilat ül Hisab (Aritmetiğe dair) Harzemşahlar döneminde yaşayan âlim ve din adamlarının başında; Şeyh Necmeddin Kübrâ, Safiyüd din, Fahrüddin Râzi ve Zamahşerî gelmekte idi. Safiyü ddin Şerefiyye adlı eserinde Türk müziği hakkında çok mükemmel bir inceleme yapmıştı. Eseri, batılı müzikologlar düşünülmesi bile düşünülemeyecek kadar muazzam bir eser diyerek övmüşlerdir. Gazneliler dönemi tarih yazıcılığı bakımından oldukça önemlidir. Meşhur tarihçi Utbi yazdığı Kitabu l Yemini adlı eserinde Sebük Tegin ve Sultan Mahmut devri olaylarını anlatmıştır. Gerdizi Resim 03.15: Ömer Hayyam ve Ebû l Fazıl Beyhakî de bu dönemin diğer önemli tarih yazıcılarındandır. Gerdizi nin önemli eseri Zeyn el-ahbar, Beyhakî nin eseri de Tarih-i Mesûdî dir. Selçuklu sultanları, tarih yazımını teşvik etmişlerdir. Bu dönemde Selçukluların kökeninden bahseden Meliknâme yazılmıştır. Risâle-i Melikşahiye, Tarih-i Al-î Selçuk, Zinet ül- küttâb dönemin tarih kitaplarıdır. Yine Ali Kaainî, Mefâhir ül- Etrâk isimli eserini Sultan Sancar adına Selçuklu döneminde yazmıştır. İlk Türk- İslam devletleri döneminde vakıf yoluyla işletilen hastahaneler de açılmıştı. Karahanlı hükümdarı Tamgaç Buğra Han 1065 yılında Semerkant ta vakıf yoluyla bir hastahane kurdurmuştu. Bu hastanede kimsesiz, yardıma muhtaç ve ümitsiz hastalar tedavi edilmekteydi. Vakfın geliri bilim adamlarına, doktorlar ve diğer görevlilerin maaşlarına, hastaların ihtiyaçlarına, ilaçlarına ve hastanenin onarımı ve bakımına harcanmıştır. Hastanelerde tedavinin yanında tıp öğrenimi verilerek bilim adamı da yetiştirilmiştir. Tuğrul Bey den itibaren Selçuklu Devleti de, eğitim-öğretim alanında olduğu gibi hazinesinden para harcamadan sağlık hizmetlerini yürütmeye çalışmıştır. Selçuklu döneminde Şam da kurulan Nureddin hastahanesi ile Tolunoğlu Ahmet in Kahire de açtırdığı hastaneler oldukça ünlüdür. Tolunoğulları hastanesinde zengin, fakir, asker ve köle herkes tedavi görmüştür. Ayrıca akıl hastaları için de tedavi uygulanmıştır. 128
39 TARİH 6? 1. Türk-İslam devletlerinde yetişen bilim adamlarını söyleyiniz? 2. İlk Türk İslam devletlerinde bilim adamları kimler tarafından desteklenmiştir? 3. Farabi ye verilen unvanın adı nedir? 4. İbn-i Sina nın en meşhur eseri nedir? Bu eserin özelliği nedir? 5. Utbi hangi alanda ün yapmıştır? Sanat Resim 03.16: Türk Halı Dokumacılığına Ait Bir Örnek hastane, medrese ve camiler inşa edildi. İlk Türk-İslam devletleri döneminde ortaya konulan bu eserlerde hem Orta Asya Türk kültürünün, hem de İslamiyet in etkileri görülür. Türk sanatı zamanla diğer Müslüman ülkelerin sanatını da önemli ölçüde etkilemiştir. İlk Müslüman Türk devletlerinde sanat alanında büyük gelişme kaydedildi. Karahanlılar Döneminde, Türk-İslam sanatının temelleri atıldı ve bu dönemin mimari eserleri sonraki döneme örnek oluşturdu. İlk Türk-İslam devletlerinde sanat eserleri halka hizmet amacıyla meydana getirildi. Bu amaçla çarşı, han, hamam, çeşme, kervansaray, köprü, su kanalı, Türklerde el sanatları İslamiyet ten önce gelişmişti. Özellikle kilim, halı, pamuk ve ipek dokumacılığı ileri düzeydeydi. Geleneksel maden işçiliği de ev eşyaları, at koşumları, kemer işçiliği, kuyumculuk dallarında devam etmiştir. Çin kökenli olan çinicilik İslamiyet döneminde oldukça yaygın hâle geldi ve mimari süslemelerde bolca kullanıldı. Çinicilik Resim 03.17: Çini Örneği 129
40 alanında seçkin ürünler meydana getirilmiştir. El yazması kitap ve levhaların altın tozu ve boya kullanılarak çiçek ve nakışlarla süslenmesi sanatı olan tezhip, Türk-İslam devletlerinde başarıyla uygulanmıştır. Arap harflerinin değişik şekillerde (sülüs, talik, rika, kûfî) süslü olarak yazılması sanatı olan hat, cami, türbe ve saray gibi mimarieserlerde kullanılmıştır. Yaş alçı sıva üzerine yapılan bir resim türü olan fresko, Uygurlar tarafından binaların süslenmesinde kullanılmıştır. Bir başka resim türü de kitap sayfalarına yapılan minyatürdür. Minyatürde cismin esas rengi, ışık ve gölge düşürülmeden verilir. Derinlik ve perspektif düşünülmez. Figürlerde kişinin önemine göre büyüklük ve küçüklük vardır. Minyatür, Türk-İslam sanatında en çok kullanılan resim türüdür. Tarihte en eski minyatürlere Orta Asya da rastlanmaktadır. Minyatür, tüccarlar aracılığıyla İran a gelmiş ve kitaplar yoluyla Avrupa ya yayılmıştır. Resim 03.18: Minyatür Örneği Heykelcilik, Türklerde İslamiyet ten önce görülen bir sanat dalıydı. İslamiyet ten sonra, dinin etkisiyle bu sanat dalından uzaklaşılmıştır. Müzik, bir sanat dalı olmasının yanında Türkler için bir hâkimiyet alameti idi. Halife tarafından sultanlara gönderilen hâkimiyet sembolleri arasında davul da bulunurdu. Hükümdarların kapılarında beş defa nevbet çalınırdı. Türklerin en eski müzik aletlerinden biri kopuz idi. Türk-İslam devletlerinde kös, zurna, davul, zil gibi çalgılar da kullanılıyordu. Müzik, Uygur müziği ile Oğuz müziğinin etkisi altında Türklerin gittiği her ülkeden esinlenerek gelişmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Selçuklular zamanında yayılan tasavvuf akımı, müziği de etkilemiş; Türk tasavvuf müziği doğmuştur. İlk Türk- İslam devletleri döneminde musiki hakkında çeşitli eserler yazılmıştır. Farabî nin Kitab ül Mûsık ıl Ekâbir adlı eseri bunlardan biridir. Yine Harzemşahlar döneminde yaşayan Safiyü d din in, Şerefiyye adlı kitabı Türk musikisi hakkında yazılmış önemli bir incelemedir.? 1. İslamiyet öncesi Türklerde yaygın olan hangi sanat dalları İslam dan sonra da gelişerek devam ettirilmiştir? 2. Türklerde musiki alanlarında yazılan kitaplara örnekler veriniz. Bu kitaplar kimler tarafından yazılmıştır? 130
41 Mimari TARİH 6 Türkler İslamiyet i kabul ettikten sonra, Türkistan, Harezm, Horasan, Afganistan, Kuzey Hindistan, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan ve Anadolu da cami, mescit, minare, türbe, kümbet, saray, medrese, hastane, han, hamam, şadırvan, çeşme, kale ve köprü gibi birçok mimari eser bırakmışlardır. Bunların birçoğu zamanın yıpratıcı etkisi ve istilalar yüzünden harap olmuş, pek azı bize ulaşabilmiştir. Resim 03.19: Tolunoğlu Ahmet Camisi nin Minaresi Tolunoğulları, Mısır da hüküm sürdükleri kısa zaman içinde bu ülkede büyük imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Bu imar faaliyetlerinin başında Tolunoğlu Ahmet tarafından kurulan El Katayi Şehri gelir. Bu şehrin merkezinde Tolunoğlu Ahmet in sarayı ve hükümet daireleri bulunuyordu. Her biri ayrı bir hizmet için kullanılan ve o adla anılan pek çok kapısı olan bu sarayın inşası için Ahmet, elli bin dinar harcamıştı. Ahmet in sarayının etrafında komutanların ikametgâhları ve ordusunun kışlaları vardı. Ayrıca Tolunoğlu Ahmet Mısır da bir hastahane ve bugün hala ayakta duran bir su kemeri yaptırmıştır. Tolunoğlu Ahmet in yaptırdığı Tolunoğlu Camii, sağlam ve asıl mimarisi ile Kahire de bugün de ayaktadır. Karahanlılarla Türk-İslam mimarisinin temelleri atılmıştır. Bölgede (Türkistan) çok az taş bulunduğundan ilk camiler kerpiçten yapılmıştır. X.yüzyılda kerpiçten yapılan Şir Kebir Camii şaşılacak bir sağlamlıkla ayakta kalabilmiştir. Bu caminin içi alçı süslemelerle kaplıdır. Karahanlılarda kerpiçten, tuğla mimarisine geçiş birdenbire olmamıştır. Buhara yakınlarındaki Kışlak Camii nde kerpiç ve tuğla karışık olarak kullanılmıştır. XI. yüzyılda Merv de yapılan camide ise malzeme olarak tamamen tuğla kullanılmıştır. Karahanlılar, cami minarelerini tuğla kullanarak çok yüksek yapmışlardır. Bugün Türkistan da ayakta kalabilen minarelerin pek çoğu Karahanlılara aittir. Türbelerin de mimaride önemli yeri vardır. Türbeler; sultanlar, emirler, tarihi ulu kişiler için yapılan anıt mezarlardır. Karahanlılarda da türbeler yapılmıştır. Bunlar genellikle dört duvar üzerinde tek kubbeli olarak planlanmıştır. İlhamını Türk çadır tipinden alan kubbe, başta türbeler olmak üzere cami ve medrese gibi mimari eserlerde hâkim görünüm kazanmıştır. Özellikle, kubbe-eyvan birleşmesi de, daha önce görünmeyen Türklere özgü bir mimari stilidir. Birbiriyle güç kaynaşan unsurları 131
42 TARİH 6 bir araya getirip bunları bir senteze ulaştırmada son derece başarı gösteren Türkler, kubbelerle birleştirilmiş dört eyvanlı birçok medrese ve cami inşa etmişlerdir. Ayrıca, silindirik ve ince minareler de, Türk-İslam sanatının emsalsiz örnekleri olarak kabul edilmektedir. Karahanlılardaki en eski türbe örneği Arap Ata Türbesi dir. Ayşe Bibi ve Balaca Hatun Türbeleri de günümüze kadar gelebilmiştir. Türbelerin duvarları XII. yüzyıl sonlarından itibaren bitki motifleriyle süslenmiştir. Resim 03.20: Karahanlılar Dönemine Ait Bir Türbe ve Türbede Kullanılan Tuğla Süslemeler Bu dönemde göze çarpan mimari eserlerden birisi de kervansaraylardır. Ticaret kervanlarının konaklaması ve ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılan kervansaraya ribat adı da verilmiştir. Buhara-Semerkant yolu üzerindeki Ribat-ı Melik günümüze kadar gelebilmiştir. Yapının malzemesi kerpiç üzerine tuğladır. Köşelerde yuvarlak takviye kuleler de yapılmıştır. Karahanlı dönemine ait diğer kervansaray örnekleri ise Akçakale Kervansarayı ile Dehistan Kervansarayı dır. Gazne Devleti nin başkenti olan Gazne, Sultan Mahmut ve oğlu Mesut zamanında İslam dünyasının kültür ve sanat merkezi oldu. Fethedilen yerlerden getirilen hazinelerle bu şehirde saray, cami ve medrese gibi binalar yapıldı. Gaznelilerden günümüze kadar ulaşabilen önemli mimari eserler arasında en ünlüleri Sultan Mahmut un ve Sultan Mesut un yaptırdığı Zafer Kuleleri dir. Yapıldıklarında yükseklikleri metreyi bulan bu kulelerin alt kısımları hâlen ayaktadır. Leşker-i Bâzar Ulu Camii ile Sultan Mahmut un yaptırdığı Arusü l-felek Camii de Gazneliler döneminden kalan önemli yapılar arasındadır. Sultan Mahmut zamanında Gazne şehri Türk-İslam ve Hint mimarisinin birleştiği önemli bir şehir hâline gelmişti. Yapılarda ana özellikleriyle, ağaç direkler kullanılması ve kemerlerin bunlar üzerine bina edilmesi, sonraki Selçuklu ve Anadolu mimarisine öncülük etmiştir. Gazneli Mesut Gazne de köprü ve saray yaptırmıştır. 132
43 TARİH 6 Yaptırdığı sarayın planını kendisi çizmiş ve inşaat sırasında bizzat bulunmuştur. Büst şehrinde ortaya çıkarılan saray harabesi Gazneli saraylarının zenginlik ve ihtişamını göstermesi açısından önemlidir. Sebuk Tekin ve Sultan Mahmud un türbeleri zamanımıza kadar gelmiş önemli sanat eserlerindendir. Bunların yanında Gaznelilerin Tus Valisi Arslan Cazib in türbesi en güzel mimari özellikleri taşımaktadır. Gazne saraylarının yanında ayrıca Sultan Mahmut Şehname yazarı Firdevsî anısına Serahs yolu üzerinde Ribât-ı Mâhî isminde bir kervansaray yaptırmıştır. Selçuklular mimariye birçok yeni unsur getirmişlerdir. Bunların başlıcaları: Üst üste çift kubbe, köşeli çatı, sivri kemer, katlar hâlinde pencereler, kubbe yapımında Türk üçgenleri, demet sütun, baklavalı sütun başlığı, silindirik, bazen yivli yüksek ve ince minare, dikdörtgen veya beş köşeli mihraptır. Selçuklular bu unsurları en güzel biçimde bir arada kullanabilmişlerdir. Eyvanlar kubbeli mekanla birleştirilmiştir. Böylece dört eyvanlı cami ve medreseler yapılmıştır. Ortaya çıkan klasik cami planı daha sonraki dönemlerde de cami mimarisine hâkim olmuştur. Selçuklu Dönemi nin en önemli camilerinden biri Melikşah tarafından İsfahan da yaptırılan Mescid-i Cuma (Ulu Cami) dır. Caminin orijinal tarafı mihrap önü kubbesidir. Gülpayegân Mescid-i Cuma sı, Kazvin Mescid-i Cuma sı Kazvin Haydariye Mescidi ve Sultan Sencer Cami si Selçuklulara ait cami örneklerindendir. Resim 03.21: Cuma Camii, İran da Hala Ayakta Kalan En Eski Camilerden Biridir. Selçuklular camilere kendi zevklerine uygun ince uzun, silindirik minareler yapmışlardır. Bunların en eskisi Damgan Mescid-i Cumasındaki minaredir. Tuğrul 133
44 Resim 03.22: Tuğrul Bey in Rey Kenti ndeki Türbesi Bey zamanından kalma Damgan Minaresi çinilerle süslüdür. Selçukluların ilk çinili mimari eseri olması bakımından önemlidir. Selçuklu türbeleri, içten kubbe ile dıştan şekillerine göre piramit veya koni biçimli külahla örtülüdür. Türbeler dönemin önemli mimari eserleri arasındadır. Selçuklu türbeleri genellikle dört köşeli, çok köşeli ve yuvarlak biçimde yapılmışlardır. Türbelerin çoğu da iki katlıdır. Merdivenle inilen bodrum, mezar mahzenidir. Yine merdivenli çıkılan ve çoğunda birer mihrap bulunan üst kat ise mescittir. Çok fazla olan Selçuklu türbelerinden bazıları:rey deki Tuğrul Bey, Merv deki Sultan Sancar, Tus daki İmam Gazzâli, Nahcivan daki Mümine Hatun türbeleridir. Tus civarındaki Radkan daki türbe ise çok güzel firuze renkli dikdörtgen çinilerle kaplıdır. Medreseler, bina tipi olarak İslam ın doğuşundan birkaç yüzyıl sonra şekil kazanan bir kurumdur. Başlangıçta, Hz. Peygamber, halifeler ve din âlimlerinin eğitici konuşmaları mescit içinde yapılırken, hoca etrafında toplanan ve adına halka denilen bu cami okulları daha sonra bağımsız binalara dönüşmüştür. Medreseler, ders okunan veya çalışılan yer anlamında, çeşitli derecelerde eğitim veren kuruluşlardır. Dinî ilimler yanında bir çeşit mesleki eğitim de yapıldığından devlet memuru, elçi ve hakimler de burada yetiştirilmekteydi. Selçuklular döneminde ilk medrese Tuğrul Bey zamanında Nişapur da yapılmıştı. Alp Arslan dan itibaren ise ülkede pek çok medrese açılmıştır. Ancak bunlardan zamanımıza harabe hâlinde sadece Melikşah döneminde yapılan iki medrese kalmıştır. Bunlar, Horasan daki Hargird Medresesi ile Rey deki küçük bir medresedir. Rey deki medresenin duvarları motiflerle süslüdür. Karahanlı ve Gaznelilerde görülen kervansaray mimarisi Selçuklularla gelişti- Resim 03.22: İsfahan Medresesi 134
45 rilmiştir. Onlar da ticaret yollarının güvenlik ve rahatlığına önem vermişlerdir. Bunun için ana yollar üzerinde mimari açıdan çok güzel konaklama yerleri yapmışlardır. Bunlardan biri olan Ribat-ı Anuşirvan Tuğrul Bey zamanında yapılmış olup, hâlen ayaktadır. Melikşah döneminde yapılan Ribat-ı Zafaranî ise tamamen yok olmuştur. Asıl adı bilinmediği için Ribat-ı Şerif olarak tanınan kervansaray da Meşhed -Serahs arasında yapılmıştır. Bu eser, Selçuklu kervansaray mimarisinin bütün zenginliğini ortaya koymaktadır. Selçukluların başarıyla uyguladıkları cami, medrese ve kümbet gibi yapı tipleri, kendi devresi için klasik biçimler kazanmış, süsleme ve el sanatları bu devrede belirli ölçü ve esaslara kavuşmuştur. Moğol ve Timur istilalarının getirdiği yıkım ve Safevî Devri nin yoğun yapı faaliyeti, Büyük Selçuklu eserlerini silememiştir. Bunda, seçilen malzemenin ve uygulanan sağlam tekniğin rolü büyüktür. Moğol ve Timur istilalarına rağmen, yalnızca İran da yirmi beş kadar kümbet günümüze kadar ulaşabilmiştir. Diğer eserler; Afganistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Irak ve hatta Anadolu ya kadar uzanan topraklar üzerine yayılmıştır. Eserlerin inşaatında tuğla malzemelerinin kullanılmış olması bölgedeki ham madde imkânlarıyla açıklanabilir. Harezmşahlar Devleti nin merkezi Gürgenç bir ilim ve kültür merkeziydi. Pek çok mimari esere sahipti. Ancak Moğol istilası ile devlet yıkıldığında Gürgenç ve diğer şehirlerdeki eserler de ortadan kaldırıldı. Pek az eser ayakta kalabildi. Güney Harezm deki Aksaray-Ding Kümbeti, Gürgenç teki Fahrü ddin Razî ve Sultan Tekiş kümbetleri bunlar arasındadır.? 1. Karahanlıların Türk-İslam sanatı açısından önemi nasıl yorumlanabilir? 2. Karahanlılar dönemine ait mimari eserlere örnekler veriniz. 3. Gaznelilere ait ünlü mimari eserler nelerdir? 4. Selçuklular medrese yapımına niçin önem vermişlerdir? 5. Harezm eserleri niçin günümüze kadar ulaşamamıştır? 135
46 ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 1. İlk Türk İslam devletleriyle ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır? A. Devletlerini içine girdikleri medeniyetin şartlarına uygun bir şekilde kurdular. B. Türkçe isim ve unvanlarının yanı sıra İslami isimler, unvanlar ve lakaplar aldılar. C. Abbasiler ve Sâmânîlerden aldıkları müesseselere ve geleneklere bünyelerinde yer verdiler D. Orta Asya dan getirdikleri müesseseleri ve gelenekleri tamamen unuttular. 2. Orta Asya da kurulan ve İslam dinini Orta Asya Türk toplulukları arasında yaymayı kendilerine başlıca gaye edinen ilk Türk-İslam devleti aşağıdakilerden hangisidir? A. Gazneliler B. Samanoğulları C. Abbasiler D. Karahanlılar 3. Aşağıdakilerden hangisi ilk Türk -İslam devletlerinde evlilik adetleriyle ilgili kavramlardan biri değildir? A. Arkuçı B. Ağırlık C. İlteber D. Küden 4. Aşağıdaki kavramlardan hangisi Hun Türklerinden itibaren devlet yönetiminde siyasi hâkimiyet gücünü ifade eder. A. Töre B. Kut C. Tanrı-Kral D. Naip 5. Selçuklularda Hükümdarların erkek çocukları olan şehzadeler, küçük yaşta yönetici olarak vilayetlere gönderilirlerdi. Şehzadelerin devlet yönetimi konusunda tecrübe sahibi olup yetiştirilmesine büyük bir önem verilirdi. Bir bölge veya eyaletin başına yönetici olarak tayin edilen şehzadenin yanına onları tecrübeli bir şekilde yetiştirmek amacıyla gönderilen görevlinin unvanı aşağıdakilerden hangisidir? A. Atabey B. Naip C. Emir-i Silah D. Hacip 136
47 6. Harzemşahlarda, hükümdara verilen dilekçeleri kabul eden ve perşembe akşamları hükümdara arz eden saray görevlisi aşağıdakilerden hangisidir? A. Üstadüddar B. Kıssadar C. Emir-i Şikar D. Emir-i Çaşnigir 7. Tolunoğullarında ordunun ana unsurunu aşağıdakilerden hangisi oluşturmuştur? A. Sudanlılar B. Karluklar C. Kıpçaklar D. Berberiler 8. Selçuklularda emirlere, valilere, komutanlara yaptıkları hizmet karşılığında maaş yerine hangi toprakların vergi gelirleri verilirdi? A. Has B. Vakıf C. Mülk D. İkta 9. Aşağıdakilerden hangisi ilk Türk-İslam devletlerinde adalet sistemiyle ilgili kavramlardan biri değildir? A. Gulam B. Kad il Kudat C. Divan-ı Mezâlim D. Emir-i Dad 10. Selçuklular zamanında ilk medrese aşağıdaki hükümdarlardan hangisinin zamanında yapılmıştır? A. Alp Arslan B. Melikşah C. Tuğrul Bey D. Mehmet Tapar 137
HÜKÜMDAR TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI. KONU ANLATIMI tarihyolu.com TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE HATUN TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI
TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE HATUN TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI Talaş Savaşı'ndan sonra İslamiyet, Türkler arasında hızla yayılmaya başladı. X. yüzyıldan itibaren Türklerin İslam medeniyetinin etkisi
İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ
İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TALAS SAVAŞI (751) Diğer adı Atlık Savaşıdır. Çin ile Abbasiler arasındaki bu savaşı Karlukların yardımıyla Abbasiler kazanmıştır. Bu savaş sonunda Abbasilerin hoşgörüsünden etkilenen
Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Flash Anlatım Perşembe, 12 Kasım :53 - Son Güncelleme Çarşamba, 25 Kasım :14
Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Flash Anlatım Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Ders Notu OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ (1300-1453) 1. OSMANLI'DA DEVLET ANLAYIŞI Türkiye Selçuklu Devleti
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST 1 1) Türklerin Anadolu ya gelmeden önce
Türk İslam Tarihi Konu Anlatımı. Talas Savaşı (751)
Türk İslam Tarihi, Türk İslam Tarihi konu anlatımı, Türk İslam tarihi, Türk İslam tarihi ders notları, ilk Türk İslam devletleri özet, ilk Türk İslam devletleri özet tablosu, İslamiyeti kabul eden ilk
SELÇUKLU KÜLTÜR VE MEDENİYETİ. Devlet Teşkilatı:
SELÇUKLU KÜLTÜR VE MEDENİYETİ Devlet Teşkilatı: Türk devlet geleneğinin esasını oluşturan Selçuklu devlet teşkilatı; Karahanlı, Sâmânlı, Gazneli ve Abbasî devletlerinin teşkilatından geniş ölçüde faydalanmış
İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN
İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN Dönemi İdari, Mali, Sosyal ve Kültürel Durum Konular *Emeviler Dönemi İdari, Mali, Sosyal ve Kültürel Durum. Dönemi İdari, Mali, Sosyal ve Kültürel Durum Kaynaklar *İrfan
1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray
1-MERKEZ TEŞKİLATI A- Hükümdar B- Saray MERKEZ TEŞKİLATI Önceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti nde daha merkezi bir yönetim oluşturulmuştu.hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan
İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ. Karahanlılar -840 Tolunoğulları -868 Akşitler -935 Gazneliler -963 Büyük Selçuklu Devleti-1040
İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ Karahanlılar -840 Tolunoğulları -868 Akşitler -935 Gazneliler -963 Büyük Selçuklu Devleti-1040 TOLUNOĞULLARI Tolunoğlu Ahmet tarafından Mısır da kurulmuştur. Abbasiler bu devlete
İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK
İLK TÜRK { DEVLETLERİNDE HUKUK Hukuk Anlayışı Hukuk fertlerin bir arada barış ve güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla oluşturulan hak ve kanunların bütünüdür. Bir devletin uzun ömürlü olabilmesi için
İÇİNDEKİLER GİRİŞ BÖLÜM 1 OSMANLI SARAYLARI. 1. Dersin Amacı ve Önemi... 1 2. Kaynaklar-Tetkikler... 2
İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1. Dersin Amacı ve Önemi... 1 2. Kaynaklar-Tetkikler... 2 BÖLÜM 1 OSMANLI SARAYLARI 1. OSMANLI SARAYLARININ TARİHİ GELİŞİMİ... 7 2. İSTANBUL DAKİ SARAYLAR... 8 2.1. Eski Saray... 8 2.2.
İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta
İktisat Tarihi I 13-14 Ekim II. Hafta Osmanlı Kurumlarının Kökenleri 19. yy da Osmanlı ve Bizans hakkındaki araştırmalar ilerledikçe benzerlikler dikkat çekmeye başladı. Gibbons a göre Osm. Hukuk sahasında
Gazneliler ( ):
Gazneliler (963-1187): Devlet, ismini Doğu Afganistan'da bulunan ve devlet merkezi olarak seçilen Gazne şehrinden almıştır. Samanoğulları Devleti`nin (819-1005) dağılmaya başladığı dönemde, bu devlette
ADI SOYADI: SINIFI: NUMARASI: PUANI:
DOĞUBAYAZIT M. M. FAHRETTİN PAŞA ANADOLU İMAM-HATİP LİSESİ 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIFLAR SEÇMELİ TARİH DERSİ 1. DÖNEM 2. ORTAK SINAV SORULARI A GRUBU ADI SOYADI: SINIFI: NUMARASI: PUANI: SORULAR
Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı
Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı
Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER
Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER SOSYAL BİLGİLER KONU:ORTA ASYA TÜRK DEVLETLERİ (Büyük)Asya Hun Devleti (Köktürk) Göktürk Devleti 2.Göktürk (Kutluk) Devleti Uygur Devleti Hunlar önceleri
Devleti yönetme hakkı Tanrı(gök tanrı) tarafından kağana verildiğine inanılırdı. Bu hak, kan yolu ile hükümdarların erkek çocuklarına geçerdi.
Orta Asya Türk tarihinde devlet, kağan adı verilen hükümdar tarafından yönetiliyordu. Hükümdarlar kağan unvanının yanı sıra han, hakan, şanyü, idikut gibi unvanları da kullanmışlardır. Kağan kut a göre
12 ADIMDA 12 ÖĞRENCİ PROJESİ TARİH BİLGİSİ TESTİ
1- Orta Asya dışında İslamiyet i kabul eden ilk Türk devleti A) Tolunoğulları B) Karahanlılar C) Gazneliler D) İtil Bulgarları E) Karluklar 2- Aşağıdaki başarılardan hangisi üzerine Abbasi halifesi Büyük
TARİH BOYUNCA ANADOLU
TARİH BOYUNCA ANADOLU Anadolu, Asya yı Avrupa ya bağlayan bir köprü konumundadır. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklara sahiptir. Dört mevsimi yaşayan iklimi, akarsuları, ormanları, madenleriyle
SELÇUKLULARDA TARIM Dr. Osman Orkan Özer
Tarım Tarihi ve Deontolojisi Dersi 5.Hafta SELÇUKLULARDA TARIM Dr. Osman Orkan Özer Selçuklu İmparatorluğu, Türklerin kurduğu dört büyük imparatorluktan (Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı) üçüncüsüdür. İslam
DURAKLAMA DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi
DURAKLAMA DEVRİ KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi 05.08.2017 OSMANLI DEVLETİ NİN GENEL DURUMU XVII.YÜZYILDA OSMANLI- AVUSTRYA VE OSMANLI- İRAN İLİŞKİLERİ a-avusturya ile İlişkiler
SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ
1 SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ Gürbüz MIZRAK Süleyman Şah Türbesi ve bulunduğu alan Suriye'nin Halep ilinin Karakozak Köyü sınırları içerisindeydi. Burası Türkiye'nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak
İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta
İktisat Tarihi I 13-14 Ekim II. Hafta Osmanlı Kurumlarının Kökenleri İstanbul un fethinden sonra Osm. İmp nun çeşitli kurumları üzerinde Bizans ın etkileri olduğu kabul edilmektedir. Rambaud, Osm. Dev.
OSMANLI DEVLETI NDE TAŞRA VE EYALET YÖNETIMI
OSMANLI DEVLETI NDE TAŞRA VE EYALET YÖNETIMI OSMANLI DA TAŞRA TEŞKILATI TAŞRA VE EYALET YÖNETIMI İstanbul un merkez kabul edildiği Osmanlı Devleti nde, başkentin dışındaki tüm topraklar için taşra ifadesi
BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ
BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ Selçuklu Devleti nin Kuruluşu Sultan Alparslan Dönemi Fetret Dönemi Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi Malazgirt Zaferi Anadolu ya Yapılan Akınlar Sultan Melikşah Dönemi Sultan Sancar Dönemi
T.C ÇAYIROVA BELEDİYESİ HUKUK İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ GÖREV VE ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİ
T.C ÇAYIROVA BELEDİYESİ HUKUK İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ GÖREV VE ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİ HUKUK İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ ORGANİZASYON ŞEMASI BELEDİYE BAŞKANI BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI HUKUK İŞLERİ MÜDÜRÜ AVUKAT BÜRO ELEMANI
Karahanlılar (840-1212)
Karahanlılar (840-1212) Karahanlılar, Orta Asya İlk Müslüman Türk devletidir. Bu özeliğinden dolayı Türk tarihinde Karahanlıların özel bir yeri ve önemi vardır. Hâkaniye ve İlig-Hanlar şeklinde de isimlendirilen
EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ
EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık
Türklerin İslamiyeti kabul etmeleriyle birlikte hukuk sisteminde değişiklikler yaşanmıştır. Töre devam etmekle birlikte Şeri Hukuk ta uygulanmaya
Türklerin İslamiyeti kabul etmeleriyle birlikte hukuk sisteminde değişiklikler yaşanmıştır. Töre devam etmekle birlikte Şeri Hukuk ta uygulanmaya başlamıştır. Böylelikle Türk-İslam devletlerinde Hukuk
Anayasa ve İdare Türk idare teşkilatı Anayasal bir kurumdur. 1982 Anayasası belli başlıklar altında idari teşkilatlanmayı düzenlemiştir.
İDARE HUKUKU Anayasa ve İdare Türk idare teşkilatı Anayasal bir kurumdur. 1982 Anayasası belli başlıklar altında idari teşkilatlanmayı düzenlemiştir. Bu düzenlemede yer alan ilkeler şunlardır; - Hukuk
40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve
04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara
İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN
İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN Konular *Abbasiler *Abbasiler Dönemi İdari, Mali, Sosyal ve Kültürel Durum. Abbasiler-Sona Doğru Kaynaklar: *Hakkı Dursun Yıldız, Şerare Yetkin, Abbasiler, DİA, I, 1-56.
Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ
Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Tarihi Öğretim Yılı Dönemi Sırası 2014-2015 2 1 B GRUBU SORULARI 12.Sınıflar Öğrencinin Ad Soyad No Sınıf Soru 1: Aşağıdaki yer alan ifadelerde boşluklara
AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ
AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ 1. Adı Soyadı : Muharrem KESİK İletişim Bilgileri Adres : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Telefon : (0212) 521 81 00 Mail : [email protected] 2. Doğum -
Nihat Sami Banar!ı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, s. 89-93'ten özetlenmiştir.
Uygur Devleti Ders Anlatım Videosu UYGUR DEVLETİ (744 840 ) Uygurlar, Asya Hun Devleti ne bağlı olarak Orhun ve Selenga nehirleri kıyılarında yaşamışlardır. II. Kök Türk Devleti'nin son zamanlarında Basmiller
Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak
Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak
Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu
Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Yardımcı Kuruluşlar Hükümete veya bakanlıklara görevlerinde yardımcı olmak, belirli konularda görüş bildirmek, bir idari
Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.
TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri
A. TÜRKLER İN İSLAMİYETİ KABULÜ
A. TÜRKLER İN İSLAMİYETİ KABULÜ I. Türkler in Müslümanlarla Karşılaşması Hz. Ömer in Sasani topraklarını (İran - ırak) fethetmesiyle, Türklerle Müslümanlar sınır komşusu oldular. Hz. Osman zamanında, Türklerle
TARİH KPSS İSLAMİYETTEN ÖNCE TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET ARİF ÖZBEYLİ
ARİF ÖZBEYLİ TARİH KPSS İSLAMİYETTEN ÖNCE TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET ARİF ÖZBEYLİ www.tariheglencesi.com Anav Kültürü (MÖ 4000-MÖ 1000) Anav, günümüzde Aşkabat ın güneydoğusunda bir yerleşim
Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Videosu. Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Ders Notu
Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Videosu > Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Ders Notu Aşağıda tarihteki 23 Türk devleti hakkında bilgiler verilmiştir. Türkler'in bugüne değin kurmuş oldukları devletlerin
Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Toprak Yapısı Üretim ve Ticaret Flash Anlatım
Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Toprak Yapısı Üretim ve Ticaret Flash Anlatım Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Toprak Yapısı Üretim ve Ticaret Ders Notu OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ
Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla EKONOMİK DURUM
15.03.2010 Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla EKONOMİK DURUM 1.5 EKONOMİK DURUM 1.5. Ekonomik Durum Arabistan ın ekonomik hayatı tabiat şartlarına, kabilelerin yaşayış tarzlarına bağlı olarak genellikle;
III. ÜNİTE: İLK TÜRK DEVLETLERİ 2. KONU: ORTA ASYA DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ
III. ÜNİTE: İLK TÜRK DEVLETLERİ 2. KONU: ORTA ASYA DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ a. Türk Göçleri ve Sonuçları Göçlerin Nedenleri İklim koşullarının değişmesine bağlı olarak meydana gelen kuraklık, artan
Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN*
Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN* * Gnkur.ATASE D.Bşk.lığı Türk kültüründe bayrak, tarih boyunca hükümdarlığın ve hâkimiyetin sembolü olarak kabul edilmiştir. Bayrak dikmek bir yeri mülkiyet sahasına
T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARINDA YÖNTEM VE TEKNİKLER SEMİNERİ
T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARINDA YÖNTEM VE TEKNİKLER SEMİNERİ KONU: ESKİ TÜRKLERDE KALIN VE KALININ HUKUKİ DURUMU HAZIRLAYAN
OSMANLILAR. 23.03.2015 Yrd. Doç. Dr. Ali Gurbetoğlu. İstanbul Ticaret Üniversitesi
OSMANLILAR 1 2 3 Osmanlılarda Eğitimin Genel Özellikleri Medreseler çok yaygın ve güçlü örgün eğitim kurumları haline gelmiş, toplumun derinden etkilemişlerdir. Azınlıkların çocuklarını üst düzey yönetici
Proje Adı. Projenin Türü. Projenin Amacı. Projenin Mekanı. Medeniyetimizin İsimsiz Taşları. Mimari yapı- anıt
Önsöz Medeniyet; bir ülke veya toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Türk medeniyeti dünyanın en eski medeniyetlerinden biridir. Dünyanın
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
KAY 361 Türk İdare Tarihi. Ders 3: 16 Ekim 2006 Konular: İslam Devleti Okuma: Ortaylı, 2000: 47-88
KAY 361 Türk İdare Tarihi Ders 3: 16 Ekim 2006 Konular: İslam Devleti Okuma: Ortaylı, 2000: 47-88 İslam Devleti nin Tarihi Tarihsel gelişmeler 622 de Medine ye hicretle başlar Hz. Muhammed ve ilk halife
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 1.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. Orta Asya Tarihine Giriş
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 1.Ders Dr. İsmail BAYTAK Orta Asya Tarihine Giriş Türk Adının Anlamı: Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı Türk adından ilk olarak Çin Yıllıklarında bahsedilmektedir. Çin kaynaklarında
BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi
2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI
TÜRK EĞİTİM TARİHİ 3. Dr. Öğr. Ü. M. İsmail Bağdatlı.
TÜRK EĞİTİM TARİHİ 3 Dr. Öğr. Ü. M. İsmail Bağdatlı [email protected] TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLMALARINDAN SONRA EĞİTİMDE GELİŞMELER Çeşitli dinî inanışlara sahip olan Türk topluluklarının İslamiyet
Edirne Çarşıları. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
Edirne Çarşıları Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Edirne Çarşıları ve İş Merkezleri................ 4 0.1.1 Alipaşa Çarşısı(Kapalı Çarşı).............. 4 0.1.2
A) DEVLET YÖNETİMİ. 1) Eski Türk Devletlerindeki hakimiyet anlayışı (veraset sistemi) İslamiyet sonrası dönemde de devam. vermiştir.
A) DEVLET YÖNETİMİ 1) Eski Türk Devletlerindeki hakimiyet anlayışı (veraset sistemi) İslamiyet sonrası dönemde de devam etmiştir. *İKAZ: Bu durum; taht kavgalarına ve kurulan devletlerin zayıflamasına
Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?
DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ ( Yüzyıl)
259 5. Ünite TÜRK İSLAM DEVLETLERİ (10. - 13. Yüzyıl) 1. Türkler'in İslamiyet'i Kabulü... 108 2. Mısır'da Kurulan Türk Devletleri... 110 3. İlk Türk İslam Devletleri... 111 4. Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157)...
İLK TÜRK-İSLAM DEVLETLERİ
İLK TÜRK-İSLAM DEVLETLERİ Talas Savaşı ( 751 ) ( Araplar - Çinliler ): Doğudan batıya ilerleyen Çinliler ile Ön-Asya'dan doğuya ilerleyen Araplar, Talas ırmağı kıyılarında savaştılar. Bu savaşta, Orta
SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)
SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak
tamamı çözümlü tarih serkan aksoy
kpss soru bankası tamamı çözümlü tarih serkan aksoy ÖN SÖZ Bu kitap, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) Genel Kültür Testinde önemli bir yeri olan Tarih bölümündeki 30 soruyu uygun bir süre zarfında ve
YÜKSELME DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi
YÜKSELME DEVRİ KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ www.tariheglencesi.com Youtube Kanalı: tariheglencesi 02.03.2018 Youtube kanalıma abone olarak destek verebilirsiniz. ARİF ÖZBEYLİ Tahta Geçme Yaşı: 33.3 Saltanat
İhtisas komisyonları
İhtisas komisyonları Belediye meclisi, üyeleri arasından en az üç en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis
3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun bu hükmünden yola çıkarak, İçişleri Bakanlığının emniyet ve asayişi sağlamada, yürütme organları olarak
J.T.G.Y.K. 1 Amaç MADDE 1 - Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti Jandarma Teşkilatının görev, yetki ve sorumluluklarına, hizmetin getirdiği bağlılık ve ilişkilere, teşkilat ve konuşa ait esas ve usulleri düzenler.
DEVRİNİ AŞAN ALİM ULUĞ BEY
DEVRİNİ AŞAN ALİM ULUĞ BEY Hasan POLAT * Bilim dünyasında, ilk olarak aritmetikte ondalık sayı usulünü kullanma şerefini taşıyan ve Uluğ Bey Rasathanesinin ilk müdürü olan GIYASÜDDİN CEMŞİT, 1425 yılında
Osmanlı Devlet teşkilatında, gerek yönetim alanında,gerekse askeri alanda bazı değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklerin bir kısmı merkez
Osmanlı Devlet teşkilatında, gerek yönetim alanında,gerekse askeri alanda bazı değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklerin bir kısmı merkez teşkilatında bir kısmı da taşra teşkilatında olmuştur.bilhassa
Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..
28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri
T.C. FATİH BELEDİYE BAŞKANLIĞI EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ GÖREV ve ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİYÖNETMELİĞİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak
T.C. FATİH BELEDİYE BAŞKANLIĞI EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ GÖREV ve ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİYÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak Amaç MADDE 1: (1) Bu yönetmeliğin amacı Fatih Belediyesi, Emlak
UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Tarihi 1 1.Ders
UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Tarihi 1 1.Ders XIX. YÜZYIL ISLAHATLARI VE SEBEPLERİ 1-İmparatorluğu çöküntüden kurtarmak 2-Avrupa Devletlerinin, Osmanlı nın içişlerine karışmalarını
İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler
İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler OLAY ÇEVRESINDE GELIŞEN EDEBI METINLER Oğuz Türkçesinin Anadolu daki ilk ürünleri Anadolu Selçuklu Devleti
kpss Önce biz sorduk 50 Soruda SORU Güncellenmiş Yeni Baskı ÖABT SOSYAL BİLGİLER Tamamı Çözümlü ÇIKMIŞ SORULAR
Önce biz sorduk kpss 2 0 1 8 50 Soruda 25 SORU Güncellenmiş Yeni Baskı 2013 2014 2015 2016 2017 ÖABT SOSYAL BİLGİLER Tamamı Çözümlü ÇIKMIŞ SORULAR Komisyon ÖABT SOSYAL BİLGİLER TAMAMI ÇÖZÜMLÜ ÇIKMIŞ SORULAR
Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri
On5yirmi5.com Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri Anadolu da kurulan ilk Türk Beylikleri ve önemi nelerdir? Yayın Tarihi : 2 Kasım 2012 Cuma (oluşturma : 11/18/2015) Anadolu da Kurulan İlk Türk Beylikleri
TÜRKİYE DE MÜZECİLİK VE MÜZECİLİK TARİHİ
TÜRKİYE DE MÜZECİLİK VE MÜZECİLİK TARİHİ Müze Nedir? Sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer veya yapılara müze denir. Müzeler,
MADDELER T.C. İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ GENÇLİK MECLİSİ YÖNETMELİĞİ
MADDELER T.C. İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ GENÇLİK MECLİSİ YÖNETMELİĞİ AMAÇ Madde 1 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gençlik Meclisi Yönetmeliği nin amacı; gençlerimizin demokratik katılımını sağlayarak
LYS Tarih KÜLTÜR VE MEDENİYET. NAYİM ÜNGÖR www.nayim.org
LYS Tarih KÜLTÜR VE MEDENİYET NAYİM ÜNGÖR www.nayim.org LYS Tarih Sorularının Dağılımı LYS Tarih Sınav soruları 2010'dan itibaren incelendiğinde ciddi bir değişim olduğu hemen göze çarpmaktadır. 2010 ve
KRONOLOJİK İSLAM MİMARİSİ 3 FATIMİLER-GAZNELİLER
KRONOLOJİK İSLAM MİMARİSİ 3 FATIMİLER-GAZNELİLER Fatımiler Hz. Muhammed in kızı Fatma nın soyundan geldiklerine inanılan dini bir hanedanlıktır.tarihsel olarak Fatımiler İspanya Emevileri ile Bağdat taki
Türkiye Tarihi Ders Notları
Türkiye Tarihi Ders Notları Anadolu ya ilk Türk akınları ve ilk beylikler Çağrı Bey Anadolu ya keşif amaçlı seferler yapmıştır 1015 Anadolu ya Türk akınları Dandanakan Savaşı ndan sonra yeniden başlamıştır
Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir?
Kurban sözlükte yaklaşmak, yakınlaşmak gibi anlamlara gelmektedir. Kurban, Allah a yaklaşmak ve onun hoşnutluğunu kazanmak amacıyla belirli bir zamanda uygun nitelikteki bir hayvanı kesmektir. Kesilen
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 6.ders. Dr. İsmail BAYTAK. İlk Türk Devletleri KÖKTÜRK DEVLET
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 6.ders Dr. İsmail BAYTAK İlk Türk Devletleri KÖKTÜRK DEVLET I. GÖKTÜRK DEVLETİ (552-630) Asya Hun Devleti nden sonra Orta Asya da kurulan ikinci büyük Türk devletidir. Bumin Kağan
MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ SPOR BİRLİĞİ YÖNERGESİ
MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ SPOR BİRLİĞİ YÖNERGESİ Kuruluş ve Kapsam Madde 1- Bu yönerge, 2547 Sayılı Kanunun 47. Maddesi ve Yüksek Öğretim Kurumları Mediko - Sosyal, Sağlık, Kültür ve Spor İşleri Daire
KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA
KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini
İKTİSAT TARİHİ I DERS NOTU
1 İKTİSAT TARİHİ I (TÜRKİYE İKTİSAT TARİHİ) DERS NOTU Prof. Dr. İSMAİL MAZGİT DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İKTİSAT BÖLÜMÜ BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ NDE EKONOMİ 2 Büyük Selçuklu
YENİMAHALLE KENT KONSEYİ ÇOCUKMECLİSİ ÇALIŞMA YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak Ve Tanımlar
YENİMAHALLE KENT KONSEYİ ÇOCUKMECLİSİ ÇALIŞMA YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak Ve Tanımlar Amaç Madde 1- Bu yönergenin amacı; Yenimahalle Kent Konseyi Çocuk Meclisi oluşumunu, organlarını,
İktisat Tarihi I
İktisat Tarihi I 11.10.2017 12. asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu Selçuklu Devleti siyasi ve idari bakımdan pekişmişti. XII. yüzyıl sonlarından itibaren şehirlerin gelişmesi ile Selçuklu ekonomik
ETKİNLİKLER/KONFERSANS
ETKİNLİKLER/KONFERSANS Anadolu'nun Vatanlaşmasında Selçukluların Rolü Züriye Oruç 1 Prof. Dr. Salim Koca'nın konuk olduğu Anadolu'nun Vatanlaşmasında Selçukluların Rolü konulu Şehir Konferansı gerçekleştirildi.
Kafiristan nasıl Nuristan oldu?
Kafiristan nasıl Nuristan oldu? Afganistan'ın doğusunda Nuristan olarak anılan bölgenin Kafiristan geçmişi ve İslam diniyle tanışmasının hikayesi hayli ilginç. 10.07.2017 / 13:21 Hindikuş Dağları'nın güneydoğusunda
Adý Soyadý :... Ödev Tarihi :... Ödev Kontrol Tarihi :... Kontrol Eden :...
Ödev Tarihi :... Ödev Kontrol Tarihi :... Kontrol Eden :... LYS TARİH Ödev Kitapçığı 1 (TS) Tarih Bilimine Giriþ Eski Çaðlarda Türkiye ve Çevresi Ýslam Öncesi Türk Tarihi Ýslam Tarihi ve Medeniyeti Türk
KRONOLOJİK İSLAM MİMARİSİ
KRONOLOJİK İSLAM MİMARİSİ 1 632-1258 HALİFELER DÖNEMİ (632-661) Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, her biri İslam ın yayılması için çalışmıştır. Hz. Muhammed in 632 deki vefatından sonra Arap
1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.
İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler
Anadolu ya ilk Türk akınları ve ilk beylikler
Türkiye tarihi, Türkiye tarihi ders notları, ygs Türkiye tarihi, kpss Türkiye tarihi notları, Türkiye tarihi notu indir gibi konular aşağıda incelenecektir. İçindekiler 1 Anadolu ya ilk Türk akınları ve
Merkezi İdarenin Taşra Teşkilatı. Doç. Dr. Aslı Yağmurlu
Merkezi İdarenin Taşra Teşkilatı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Merkezi idare, üstlendiği kamu hizmetlerini hizmetin gereklerine, ekonomik ve toplumsal koşullara, ülkenin coğrafya durumuna göre yürütmek, hizmetleri
İktisat Tarihi I. 18 Ekim 2017
İktisat Tarihi I 18 Ekim 2017 Kuruluş döneminin muhafazakar-milliyetçi bir yorumuna göre, İslam ı yaymak Osmanlı toplumunun en önemli esin kaynağını oluşturuyordu. Anadolu'ya göçler İran daki Büyük Selçuklu
Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi
Eğitim Tarihi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Türk ve Batı Eğitiminin Tarihi Temelleri a-antik Doğu Medeniyetlerinde Eğitim (Mısır, Çin, Hint) b-antik Batıda Eğitim (Yunan, Roma)
KAY 361 Türk İdare Tarihi. Ders 5: 6 Kasım 2006 Konu: Selçuklu Devleti Okuma: Ortaylı, 2000:
KAY 361 Türk İdare Tarihi Ders 5: 6 Kasım 2006 Konu: Selçuklu Devleti Okuma: Ortaylı, 2000: 139-172. Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı Bu kavim ya da kavimler topluluğu üzerinde isim, menşe, hatta yaşadığı
Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye
Zehra Aydüz, 1971 Balıkesir de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü nü bitirdi. Özel kurumlarda Tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları
Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Hadrianopolis ten Edrine ye : Bizans Dönemi.......... 4 0.2 Hadrianopolis Önce Edrine
Tarihi Siyesepol Köprüsü nün altı 38 YEDİKITA EYLÜL 2014
38 YEDİKITA EYLÜL 2014 Tarihi Siyesepol Köprüsü nün altı ... Nısf-ı Cihan İsfahan... Hz. Ömer (r.a.) devrinde fethedilmişti. Selçukluların başşehri, Harzemşahların, Timurluların ve Safevilerin gözdesiydi.
YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TARİH
YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TARİH CEVAP 1: (TOPLAM 2 PUAN) Savaş 2450-50=2400 yılının başında sona ermiştir. (İşlem 1 puan) Çünkü miladi takvimde, MÖ tarihleri milat takviminin başlangıcına yaklaştıkça
ESKİ TÜRK BOYLARINDA KADIN ÖZGÜR VE EŞİT BİR TOPLUMSAL KONUMA SAHİPTİ. ZİYA GÖKALP E GÖRE ESKİ TÜRKLER HEM DEMOKRAT, HEM DE FEMİNİST İDİLER.
ESKİ TÜRK BOYLARINDA KADIN ÖZGÜR VE EŞİT BİR TOPLUMSAL KONUMA SAHİPTİ. ZİYA GÖKALP E GÖRE ESKİ TÜRKLER HEM DEMOKRAT, HEM DE FEMİNİST İDİLER. TÜRKLERDE FEMİNİZMİN BİRİNCİ NEDENİ, TOPLUMDA VAR OLAN DEMOKRASİ,
