YALBURT YAYLASI ARKEOLOJiK YÜZEY ARAŞTIRMASI (ILGIN, KONYA) 2011 SEZONU ARAZi ÇALIŞMALARI RAPORU



Benzer belgeler
MAĞARALARI VE YERLEŞİM ALANI

Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları

İzmir İli Arkeolojik Yüzey Araştırmaları

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO. SİT ADI

RESULOĞLU YERLEŞİMİ VE MEZARLIK ALANI 2013 YILI KAZI RAPORU

YALBURT YAYLASI ARKEOLOJIK YÜZEY ARAŞTIRMA PROJESI 2010 ARAZI ÇALIŞMALARI RAPORU

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO. SİT ADI

MUGLA LETOON ANTİK KENTİ ÖZDİRENÇ UYGULAMALARI

Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dâhil) Projesi için Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi (ÇSED): Ekler

Doğal ve doğal olmayan yapı ve tesisler, özel işaretler, çizgiler, renkler ve şekillerle gösterilmektedir.

STRATONIKEIA ANTİK KENTİ SU YAPILARI. Antik kent Muğla Milas yolu üzerindedir. Aşağıda görüldüğü gibi Helenistik kurulmuştur.

15. MÜZE ÇALIŞMALARI ve KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU

Ömür Harmanşah Yard. Doç. Dr., Öğretim Üyesi, Brown Üniversitesi (ABD), Joukowsky Arkeoloji ve Eskiçağ Dünyası Enstitüsü

2011 YILINDA DOĞU ANADOLU BÖLGESİN DE URARTU BARAJ, GÖLET ve SULAMA KANALLARININ ARAŞTIRILMASI ALİKÖSE KANALI

ORDU SIRA NO İLÇESİ ADI SİT TÜRÜ 1 FATSA GAGA GÖLÜ 1.VE 3. DERECE DOĞAL SİT ALANI 2 MERKEZ

BURGAZ KAZILARI 2008 YILI ÇALIŞMALARI

COĞRAFİ YAPISI VE İKLİMİ:

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU

5. SINIF SOSYAL BİLGİLER BÖLGEMİZİ TANIYALIM TESTİ. 1- VADİ: Akarsuların yataklarını derinleştirerek oluşturdukları uzun yarıklardır.

INS13204 GENEL JEOFİZİK VE JEOLOJİ

Beşparmak, Karakümes ve Marçal Dağları'ndan oluşan dağlara "Batı Menteşe Dağları" denir.

TEMEL HARİTACILIK BİLGİLERİ. Erkan GÜLER Haziran 2018

Haritanın Tanımı. Harita Okuma ve Yorumlama. Haritanın Tanımı. Haritanın Özellikleri. Haritanın Özellikleri. Kullanım Amaçlarına Göre

NOTION ARKEOLOJIK YÜZEY ARAŞTIRMASI, 2016

2014 Yılı Akhisar Thyateira (Thyatira) Antik Kenti ve Hastane Höyüğü Kazıları

PANAZTEPE- MENEMEN KAZISI

ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇESİ NEOLİTİK ÇAĞ VE ÖNCESİ 2015 YILI YÜZEY ARAŞTIRMASI RAPORU

1- Çevresine göre alçakta kalmış ve vadilerle derin yarılmamış düzlüklere ne denir?

TOKAT DOĞAL SİT ALANLARI

BÖLÜM 16 YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN GELİŞMESİ

BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU

COĞRAFYA ARAZİ KULLANIMI VE ETKİLERİ ASLIHAN TORUK 11/F-1701

Adıyaman'ın İsmi Nereden Geliyor?

EDİRNE UZUNKÖPRÜ DOĞAL ORTAMI TEMİZ HAVASI İLE SÜPER BİR YAŞAM BURADA UZUNKÖPRÜ DE. MÜSTAKİL TAPULU İMARLI ARSA SATIŞI İSTER YATIRIM YAPIN KAZANIN

T.C. ŞIRNAK VALİLİĞİ 1990 ULUDERE

AĞILKAYA (PAĞAÇ) HÖYÜĞÜ

2500 YILLIK YERLEŞİM YERİ: AVŞAR AVŞAR DA ÖREN YERLERİ

Doğal Su Ekosistemleri. Yapay Su Ekosistemleri

Murat TÜRKEŞ ve Telat KOÇ Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü, Çanakkale

PRT 403 Geç Asur-Geç Babil Arkeolojisi

PERVARİ İLÇESİ. Siirt deki Kültür Varlıkları

MEKANSAL BIR SENTEZ: TÜRKIYE. Türkiye nin İklim Elemanları Türkiye de İklim Çeşitleri

ŞANLIURFA YI GEZELİM

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO SİT ADI

Ilgın Sahip Ata Vakıf Hamamı. Lala Mustafa Paşa Külliyesi ve Cami. Ilgın Kaplıcaları. Buhar Banyosu

GÖKÇESU (MENGEN-BOLU) BELDESİ, KADILAR KÖYÜ SİCİL 112 RUHSAT NOLU KÖMÜR MADENİ SAHASI YER ALTI PATLAYICI MADDE DEPOSU NAZIM İMAR PLANI AÇIKLAMA RAPORU

TOPOĞRAFİK HARİTALAR VE KESİTLER

ARKEOJEOFİZİKSEL ÇALIŞMA RAPORU

KARTEPE-MAŞUKİYE-SAPANCA GEZİMİZ

SARAY Saray İlçesinin Tarihçesi:

DASKYLEİON 2011 KAZI SEZONU ÇALIŞMALARI

ANTİK ÇAĞDA ANADOLU ANATOLIA AT ANTIQUITY KONU 3 FRİGLER 1

Harita Okuma ve Yorumlama. Yrd. Doç. Dr. Müge Kirmikil

HİERAPOLİS, 06/08/14-21/08/14 ÇALIŞMALARI MERMER RESTORASYONU ÇALIŞMALARI

YAYLALARDAKİ ARAZİ KULLANIM DEĞİŞİMİNİN CBS İLE İZLENMESİ: TRABZON ÖRNEĞİ. Yrd. Doç. Dr. Mustafa ATASOY

Muhteşem Pullu

2011 YILI RESULOĞLU KAZISI

BİRECİK İLÇEMİZ Fırat ta Gün Batımı

18. ESRI KULLANICILAR KONFERANSI

MENTEŞE YÖRESİ Kıyı Ege Bölgesinün Büyük Menderes Oluğu güneyinde kalan kesimine "Menteşe Yöresi" denilmektedir. 13. yüzyılda Manteşe yöresi

BURDUR-YASSIGÜME KÖYÜNÜN, FİZİKİ COĞRAFYA AÇISINDAN, ÇEVRE SORUNLARI

KONYA ĐLĐ JEOTERMAL ENERJĐ POTANSĐYELĐ

Alanı gösterilmiş olan doğal sit alanlarımız, yerinin belirli olması nedeniyle gösterilmiştir. Resmi işlemlerde, ilgili Çevre ve Şehircilik İl

PLAN AÇIKLAMA RAPORU

Konu: 2015 Yılı Erzurum-Erzincan İl ve İlçeleri Yüzey Araştırması Sonuç Raporu TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANLIĞINA

Kültür ve Turizm Bakanlığından: ANTALYA KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU KARAR Toplantı Tarihi ve No : Karar Tarihi ve No :

SULTAN IZZETTIN KEYKAVUS TÜRBESİ, 1217, SİVAS

Bayraklı Höyüğü - Smyrna

Kültür ve Turizm Bakanlığından: İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU KARAR /687 Toplantı Tarihi ve No :

Ö:1/ /02/2015. Küçüksu Mah.Tekçam Cad.Söğütlü İş Mrk.No:4/7 ALTINOLUK TEL:

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. Anadolu Üniversitesi Yılı Side Kazısı Çalışmaları. (12 Temmuz-8 Eylül 2010)

ORIENTEERING SEMBOLLERİ VE AÇIKLAMALARI

ESKİŞEHİR İLİ DOĞA TURİZMİ MASTER PLANI

BAŞLICA TOPRAK TİPLERİ

ve 20 Tekne Kapasiteli Yüzer İskele

DOĞU KARADENĠZ BÖLGESĠNDE HEYELAN

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU

HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI

Şekil 1: Planlama Alanının Bölgedeki Konumu

ÇIĞLARIN OLUŞUM NEDENLERİ:

B A S I N Ç ve RÜZGARLAR

INS13204 GENEL JEOFİZİK VE JEOLOJİ

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Faaliyet Ön Bilgi Formu

SİNOP SIRA NO İLÇESİ MEVKİİ STATÜ 1 BOYABAT KURUSARAY KÖYÜ

Atoller (mercan adaları) ve Resifler

SEYİTÖMER LİNYİT ÇIKARIM SAHASI

T.C. BALIKESĠR ÜNĠVERSĠTESĠ FEN-EDEBĠYAT FAKÜLTESĠ COĞRAFYA BÖLÜMÜ HAVZA YÖNETĠMĠ DERSĠ. Dr. ġevki DANACIOĞLU

Akdeniz in Pleyistosen Deniz Düzeyi Değişimlerini Karakterize Eden, Çok Dönemli-Çok Kökenli Bir Mağara: Gilindire Mağarası (Aydıncık-İçel)

***Yapılan bir çizimin harita özelliğini gösterebilmesi için çizimin belirli bir ölçek dahilinde yapılması gerekir.

ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ARAŞTIRMA PROJELERİ YARIŞMASI ŞENKAYA İLÇE MERKEZİNİN MEKAN OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ PROJESİ ONUR PARLAK TUĞÇE YAĞIZ

koşullar nelerdir? sağlamaktadır? 2. Harita ile kroki arasındaki fark nedir?

T.C. ŞIRNAK VALİLİĞİ 1990 SİLOPİ

NOTION ARKEOLOJİK YÜZEY ARAŞTIRMASI, 2017

Jeolojik Miras Listeleri (AFRİKA) Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği Bölümü

DENİZ BİYOLOJİSİ Prof. Dr. Ahmet ALTINDAĞ Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı

YEŞİLOVA HÖYÜĞÜ- İZMİR İN PREHİSTORİK YERLEŞİM ALANI

Potansiyel. Alan Verileri İle. Hammadde Arama. Endüstriyel. Makale

MUĞLA-BODRUM-MERKEZ ESKİÇEŞME MAHALLESİ-BARDAKÇI MEVKİİ 9 PAFTA 14 ADA 70 ve 90 PARSELLER KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ PLAN AÇIKLAMA RAPORU

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YATIRIM VE İŞLETMELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Transkript:

YALBURT YAYLASI ARKEOLOJiK YÜZEY ARAŞTIRMASI (ILGIN, KONYA) 2011 SEZONU ARAZi ÇALIŞMALARI RAPORU Ömür Harmanşah Yard. Doç. Dr., Öğretim Üyesi, Brown Üniversitesi (ABD), Joukowsky Arkeoloji ve Eskiçağ Dünyası Enstitüsü Peri Johnson Dr., Pennsylvania Üniversitesi (ABD) Akdeniz Dünyası Sanat ve Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Ben Marsh Prof., Bucknell Üniversitesi (ABD) Coğrafya ve Çevre Bilimleri Bölümü Giriş Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi nin ikinci arazi sezonu 19 Temmuz-22 Ağustos 2011 tarihleri arasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü nün resmi izinleri ile, Yard. Doç. Dr. Ömür Harmanşah başkanlığında gerçekleştirildi. Projenin saha koordinatörlüğünü Dr. Peri Johnson gerçekleştirdi. Bucknell Üniversitesi nden Prof. Dr. Ben Marsh saha çalışmalarına katılarak jeomorfoloji ve jeoloji araştırmaları yönetti. Saha çalışmalarına doktora öğrencileri Müge Durusu Tanrıöver (Brown Üniversitesi-ABD) ve Türkan Pilavcı (Columbia Üniversitesi-ABD), ile serbest araştırmacı Bochay Drum katıldılar. Tüm ekip üyelerine özverili çalışmaları için teşekkür ederiz. Bakanlık temsilcimiz Eskişehir Arkeoloji Müzesi arkeologlarından Gülsüm Baykal dı, kendisine müteşekkiriz. 2011 sezonunda saha çalışmalarımız 2010 sezonunda hemen hemen hiç çalışılmamış olan Ilgın ovası ile Ilgın Ovası nın Sultan Dağlarının güneydoğu ucuna açılan vadileri ve yüksek platoları teşkil etti (Resim 1-2). Buna ek olarak çalışmalar, yine ilk defa olarak Atlantı ovası ile bu ovayı Ilgın a bağlayan Bulasan Çayı ile sulanan vadiye odaklandı. 2010 sezonunda ayrıntılı olarak araştırılan Çavuşçu Gölü havzası ile Yalburt Yaylası ve çevresindeki yüksek rakımlı karstik platolar da bu listeye eklenince, iki sezonluk çalışmamız süresince Ilgın ilçesi ve yakın çevresindeki biribirinden son derece farklı peyzajlar konusunda kapsamlı bilgiler edinildiği

anlaşılabilir. Beklenildiği üzere, bu farklı peyzajların her biri farklı yerleşim stratejileri ile su ve toprak kullanımını beraberinde getirirken, jeomorfolojik olarak da esiçağdan bu yana farklı süreçlere maruz kalmışlardır. Projemizin ana amaçları arasında arkeolojik yüzey taraması ve jeomorfolojik yöntemlerle farklı peyzajların, izlenebildiği kadar derinlemesine tarihlerinin araştırılması, çevresel koşulların eskiçağdan bugüne değişim süreçlerinin anlaşılması ve bölgede yaşayan insan toplulukları için yerel coğrafyanın sunduğu kültürel anlamların irdelenmesi gelmektedir. Geç Tunç Çağı nda Hitit İmparatorluğu sınırlarına dahil olarak Hitit Kralı IV. Tudhaliya nın kraliyet yapı projelerine sahne olmuş olan Ilgın ve çevresi, Demir Çağı ve Helenistik dönemde de yerleşim yoğunluğunu (olasılıkla artırarak) sürdürmüştür. Hitit ülkesini batıya bağlayan ana yollardan birisinin üzerinde olmasıyla Ilgın, o dönemde önem arzeden bir sınır bölgesi oluşturmuştur. 2010 sezonunda yaptığımız çalışmalarda sözkonusu dönemlerle ilgili yüreklendirici ve bol sürprizli tespitler yapmış olmakla birlikte, en büyük eksiğimiz Geç Tunç Çağlarına ait, Hitit İmparatorluğu ile çağdaş höyük ve tepe yerleşimlerinin tespiti idi. Yalburt Yaylası ve Köylütolu Yayla anıtlarının nasıl bir yerleşim sistemi ve yerel peyzaj içerisinde işlev gördüklerini anlayabilmek ancak bölgedeki Geç Tunç Çağı yerleşimlerinin tespiti ve malzeme kültürü bağlantılarının anlaşılması ile mümkün olabilirdi. 2011 sezonu bu açıdan da oldukça verimli olmuştur. Metodoloji Saha çalışmalarında izlenen yöntemler 2010 yazında gerçekleştirilen ilk sezonda adapte edilen metodoloji ile yakından benzeşir. Geçtiğimiz raporlarda bahsi açıldığı üzere, Yalburt Projesi beş yıllık bir yüzey araştırma projesi olarak tanımlanmıştır. Bu sürecin ilk iki yılı ağırlıklı olarak, çalışma alanını bir bütün olarak kavramaya yönelik yaygın bölgesel tarama yöntemi benimsenmiş, projenin son üç sezonunun ise, araştırma alanı içinde seçilen belli mahallere odalanarak daha ayrıntılı ve yoğun incelemelere ayrılması planlanmıştır. 2011 Sezonu önümüzdeki üç yıl boyunca odaklanılacak mahallerin seçimi açısından da önemli olmuştur. Arazi çalışmaları 2010 sezonunda olduğu gibi üç ayrı kategoride yürütüldü. Çalışma alanı içerisinde kalan farklı peyzajlardaki jeolojik zaman boyunca ve eskiçağ devirlerinden bugüne olan çevresel ve jeomorfolojik değişimini anlayabilmek, ve özellikle su, tarımsal toprak, ormanlık alan, taş ocakları gibi peyzaj kaynaklarının 2

eskiçağdan bugüne dönüşümünü iredelemek ve arkeolojik yüzey araştırmasına yol göstermek amaçlı olarak yürütülen jeomorfolojik ve jeolojik incelemeleri Prof. Dr. Ben Marsh yürüttü. Eskiçağ yerleşim ve kalıntılarını tespit ve belgelemeye yönelik olarak arkeolojik yüzey araştırması projenin belkemğini oluşturdu. Bu kapsamda yüzey buluntularının sistematik olarak toplanması, buluntuların çizimleri yapılarak veritabanına işlenmesi, el GPS leri ile tespit edilen arazilerin ve rotaların haritalanması, Elektronik Teodolit ile belli arazilerde topoğrafik ölçüm ve mimari belgeleme yapılması, her çalışma ünitesi için gerekli saha bilgi formlarının doldurulması, fotoğraflama ve Gigapan panoramik fotoğraflama tekniği ile peyzaj fotoğraflaması gerçekleştirildi (Resim 5). Üçüncü ve son kategoride ise, bu sezon kısıtlı miktarda gerçekleştirilebilmiş olsa da, enformal etnografik mülakatlarla yerli halktan bölge peyzajı ve tarihi yerler hakkında bilgi toplandı. Bu yerel bilgi dağarcığı sadece arkeolojik yüzey araştırmasına ışık tutmakla kalmadı, aynı zamanda yöre halkının içinde yaşadıkları peyzajla olan ilişkileri, yaşam tarzları, tarım ve hayvancılık faaliyetleri anlaşılmaya çalışıldı. Bu kapsamda yerel halk, elden geldiği kadar eski eserlerin korunması konusunda ve kaçakçılık faaliyetlerine karşı bilgilendirildi. Bu bölgedeki yoğun kaçakçılık faaliyetlerinin ve arkeolojik tahribat konusunda daha kapsamlı bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğu belirlendi. Önceki yayınlar, 1:25.000 lik haritalar, ve yöre sakinlerinden edinilen bilgilerle tespit edilen araştırma birimleri, her birimin kendine özgü topoğrafik veya mimari yapısı, bitki örtüsü, ulaşım imkanları, ve korunmuşluk dereceleri uyarınca farklı metodlarla çalışıldı ve belgelendi. 2011 sezonunda çalışılan araziler ve UTM koordinatları aşağıdaki tabloda sunulmuştur. Bu yeni araştırma birilerine ek olarak 2011 sezonunda geçtiğimiz sezon çalışılan arazilerden Yalburt Yaylası (101), Şangır Mağaza (103), Kale Tepesi (104), Köylütolu Yayla (105), Ören Çeşmesi (106), ve Karasevinç (108) te çalışmalar yapılmıştır. 2011 yılı bahar ve yaz aylarında özellikle de Mayıs ve Haziran aylarında bölge rekor seviyelerde yağış aldığından otlak alanı durumunda olan, sürülmemiş höyük tepeleri yoğun bir biçimde ot, diken ve yabani bitki kaplanmıştı, dolayısıyla bu arazilerde görünürlük genelde %0-10 arasında değişmiş, ve yüzey görünürlüğünü büyük ölçude düşürmüştür. Bu sebeplerle höyük üstlerinden son derece nadiren malzeme toplanabilmiş, çalışmalar höyük kenarlarındaki sürülü ve ekili tarlalara, höyük üzerinde sıkça rastlanan kaçakçı çukurlarına ve höyük yakınından geçen sulama 3

kanalı ve yol kesitlerine odaklanmıştır. Bu durum geçtiğimiz sezonla karşılaştırıldığında, arkeolojik yüzey malzemesi örneklemesine yönelik yöntemlerimiz açısından önemli değişiklikler yapmamıza sebep olmuştur. Jeomorfoloji (Ben Marsh) 2011 Sezonunda jeomorfolojik arazi çalışmaları, Prof. David (Ben) Marsh tarafından ve ekip üyelerimizden Bochay Drum asistanlığında gerekleşmiştir. 2011 sezonundaki jeomorfolojik çalışmaların temel amacı, çevre kullanımı ve çevrenin tarihsel değişimini modelleyerek kültürel yerleşim alanlarının çevresel tarihini irdelemek ve bugünkü arazi kullanımı ile eskiçağdaki kullanım arasındaki benzerlik ve aykırılıkları anlamak idi. Yerleşimlerin konumu, su kaynaklarının (pınarlar, nehirler) kullanımı, sulama kanalları ve tarımsal kalkınma projeleri, jeomorfolojik süreçler ve insan müdaheleleri dolayısıyla ovaların allüvyal olarak gömülmesi ve bu sürecin çevresel etkileri, jeomrofolojik çalışmalar sırasında araştırılan konular olarak öne çıktı. Metodolojik olarak arazi gözlem ve tespitler, Coğrafi Bilgi Sistemleri birleştirilerek yerel hidroloji, jeoloji, arazi kullanımı, topoğrafya, vs. ele alındı. İlk aşamada eski yerleşimlerin kronolojik dağılımı netleşmediğinden bu raporda sadece bazı ön sonuçlara yer verildi. 2011 çalışmaları kapsamında ele alınan fiziksel çevrenin iki önemli unsuru, çevresel kaynaklar ve tarih boyunca insan müdahelesine bağlı çevresel etki oldu. 1. Doğal kaynaklar: Her bir arazi için ele alınan doğal kaynaklar öncelikle toprak ve su oldu. Bir yandan su kireçtaşı kayalıklarda kaynak bulurken, sulaması en kolay olan tarımsal topraklar ise Quaterner allüvyal topraklardır (ki hâlâ tarımsal olarak en çok ışlenen topraklar bunlardır) (Resim 3-4). Bu sebeple en büyük höyüklerin ve arkeolojik yerleşimlerin kireçtaşı kayalıkları ile allüvyal toprakların kesiştiği yerlerde gözlenmesi zaten bekleniyordu. Höyükler hemen her zaman belli büyüklükteki pınarlarda gözleniyorlar, ancak höyüklerin çoğunluğu (ör. Boz Höyük, Çayır Höyük, Karatepe gibi) daha zayıf sayılabilecek pınarların kıyısında yeralıyorlar. Bu höyüklerin önemli bir kısmı büyük ihtimalle esiçağda akarsuların kıyısında yeralıyorlardı, ki bu akarsular doğal süreçler ve insan etkisiyle zamanla yataklarından uzaklaşmışlardır. Güncel arazi kullanım haritaları genel olarak höyüklerin dağılımından ortaya çıkan arazi kullanım haritası ile örtüşmektedir. Ancak: 4

a) Bugün tarıma açık olan bazı alanlar höyüklerin gözlendiği alanların dışında yeralır, dolayısıyla eskiçağda tarımsal olarak kullanılmadıklarını bizlere düşündürür. Bu alanlar iyi drene olmamış göl depositlerini teşkil ederler, özellikle Çavuşçu Gölü havzasının kuzeyinde olduğu gibi. Eskiçağda bu alanların oldukça sulak, hatta muhtemelen bataklık halinde olduklarını düşünmekteyiz, dolayısıyla geleneksel teknoloji ile bu alanlarda tarım yapmak imkansız olmalıydı. Aslına bakılırsa, 1950lerden elimizde olan 1:25.000 lik haritalara bakıldığında bu alanların büyük ismının tarıma açık olmadığını görüyoruz. Atlantı nın kuzeyi ve Ilgın ovası doğusunun dar kenarı yine benzer bir şekilde kullanılamaz halde olmalıydı. b) Bunun yanında, höyüklerın yoğunlaştığı alanlarda bugün önemli çapta sulama tarım yapılmamaktadır. Bu durum özellikle Ören Çeşmesi, Osmancık ve Çeşmecik civari için geçerlidir. Bu bölgeler su konusunda zengin olmakla beraber, bugünkü ekim teknikleri ile tarımsal üretime daha uygun olan düz alanlardan yoksundurlar. Ancak, daha evvelki toprak işleme sistemleri daha küçük ve dağınık toprak parsellerinin ekimi konusunda daha verimli olmalıydılar. 2. Çevresel değişim: Holosen dönemi boyunca bu peyzaj içinde en önemli çevresel dönüşüm tarım, otlak alan kullanımı, ve orman kesimleri dolayısıyla, insan tolulukları öncesi bitki örtüsünün yitirilmesinin ardından yüksek alanlardan ve yaylalardan dramatik ölçeklerde kaybedilen verimli topraklar olmuştur. Bu değişim pek çok bölge için bir tür çevresel felaket olarak adlandırılabilir. Yalburt yakınlarındaki kireçtaşı tepe zirvelerindeki incelemeler, bu bölgede 50 ila 75 cm. civarında verimli killi toprağın bu kayıp olgusu öncesinde bulunmuş olduğunu gösteriyor. Şimdiki haliyle bu tepelik alan kesintisiz olarak çıplak anakaya yüzeylerden ibarettir. Osmancık höyüğü yakınındaki bir yamaç kesiti bu çevresel olayın boyutu ve tarihlemesi konusunda bilgi verdi. 75 m. kadar yükseklikteki bir tepenin eteklerinde 6 m.lik atık tabakasının dibinde Kalkolitik çağa ait bir seramik parçası ele geçtir. Seramik killi bir paleosol ün 60 cm yukarısında ve atık tabakalanmasının üst yüzeyinde 5.5 m aşağıda ele geçti. Bu büyük ölçekli geomorfolojik olayın başlangıcının Kalkolitik dönem ya da hemen sonrasına denk geldiği konusunda önemli ve güçlü bir kanıt olarak görülebilir. 170 km. kadar kuzeydeki Gordion-Yassıhöyük çevresinde de küçük akarsu sulama havzalarının çökelmesinin de yine Kalkolitik dönemde başladığı bilinmektedir. 5

Erozyonun peyzaj üzerindeki buna benzer etkileri kuşkusuz tarımsal toprağın kısmen ya da tamamen tarımı, hayvancılığı ya da orman oluşumunu destekleyecek verimliliği kaybetmesidur. Kuzeyde kalan çıplak kireçtaşı sırtları, önceleri muhtemelen verimli otlaklara sahiptiler. Ancak toprak kaybı, yüzey akıntısını yavaşlatan ve sızmalara izin veren bitki örtüsünün de kaybıyla aynı zamanda yeraltı sularının miktarını da azaltır. Erozyona uğramış sırtların dibindeki pınarlar kurur, ve bu kireçtaşı tepe sırtlarındaki kurumuş pınarlar sıkışmış traverten çökeltilerin varlığı ile anlaşılır, ki bunlar bir zamanlar kilce zengin yer sularının çıktığı noktaları teşkil ederler. Yerleşim öncesi koşullarda yeraltına sızmış olan aynı sularsırtlardan aşağı akarak hem aşağı düzlüklerde sel tehlikesine sebep olur hem de toprak erozyonunu artırır. Bu tür erozyona en yatkın anakayalar, dik ve killi erozyona yatkın topraklarla örtülü Triyas kireçtaşlarıdır. Ardalanmalı şistler de erozyona eğilimlidir, ancak daha derin ve homojen toprakları taşırlar, dolayısıyla sorun daha az şiddetlidir. Tm çokelti tabakalarının dik kısımları da hızlı erozyona karşı epeyce hassastır, ancak çökelti tabanı sürüm için yeterince alüvyonlu olduğundan erozyon toprak kaynaklarını daha az etkiler. Toprak erozyonu tarihsel olgusunun ikinci önemli etkisi dere vadileri ve göller üzerinedir. Dere sistemleri içindeki fazla toprak derelerin sel yataklarına tortulanır, özellikle de dere akışının yavaş olduğu bölgelerde. Ilgın çevresinde bu olgunun en açık örneğini Ilgın Ovasını drene eden çıkışın dar geçitlerinde, yani Kaleköy-Karaköy vadisinin ovaya açıldiği boğazda gördük. Bu bölgede dere 2.5 m yüksekliğinde masif ancak homojen, yatay olarak tabakalanmış, ince kumlu, bej dereboyu çökeltisi ile, bunun da altında daha çokça farklılaşmış, kumlu, organik açıdan zengin (insan toplulukları-öncesi) katmanlar gözlendi. Üst kesitin alt kısmında mimari kalıntılar ve buluntular gözlendi, dolayısıyla bu tabakalanmanın insan etkisiyle olmuş olması muhtemeldir. Benzer tabakalanmalar, akışkan alüvyal depolamaların mevcut olduğu pek çok yerde gözlenebilir. Ilgın Ovası nın büyük höyüklerinden Çayır Höyük sel düzlüğünün en az 2 m. altında Helenistik seramik parçaları sergiler. Atlantı Ovası ndaki Karatepe de ise bugünkü alüvyonlu yüzeyin 2.5 m altında Roma dönemine ait seramikler ele geçmiştir. Yukarıda bahsi geçen yerleşim modeline göre bu höyük bizler için önemli bir soru işareti olyşturmaktadır, çünkü hem bir su kaynağına sahip değildir hem de ulaşımı zordur. Görüldüğü kadarı ile Kalkolitik dönem öncesinde epeyce hacimli olan 6

Kolukısa Deresi bugünkü toprak seviyesinin birkaç metre altında akarak, bugün höyüğün bulunduğu mevkiyi sulamakta idi. Burada alüvyal depolama göreceli olarak oldukça hızlı oluş olmalıdır, çünkü bu dere vadinin daha alçak olan yetersiz çıkış kanalına doğru, yani temel olarak bir göle doğru akmakta idi. Bu havzalardaki azgelişmiş drenaj sebebi ile, aslına bakılırsa, derelerin ağır ve miskin göründüğü yerlerde alüvyal depolama oldukça hızlı gelişmiş olabilir, ve yine bu yüzden havalardaki tortul tabaka muhafazası mükemmele yakındır. Yaylalardan erozyonla inen toprakların hemen hemen tamamı alanda depolanırken, eskiçağ göl kesitlerinde geniş ve bataklıklı, ağır toprak alanları yaratmışlardır. Tortulanmaya yatkın bu dereler aslında, daha önceleri bu durumun sorun yaratmadığı alanlarda yetersiz drenaja sebap oluş olabilir. Ilgın ovasına giriş yapan dereler özellikle Höyüklünün Dere Ilgın ve güneyinde alüvyal yüzeyler inşa etmiş olabilirler. Düşük yükseklikler vadiden kuzeye olan akıntıyı engellemiş, böylelikle de Çavuşçu Gölü nü doğal (ya da yarı-doğal) bir baraj yardımı ile yaratmış ya da kuvvetlendirmiş olabilir. Büyük olasılıkla bu değişim insan topluluklarının yerleşimi sırasında da deva etmekte idi, ve Çavuşçu Gölü nün büyüklüğü de bu tortul tabakalanma süreçlerine bağlı olarak değişmekte idi. Burada sunulan jeomorfolojik ön çalışma sonuçları ve gözlemler, önümüzdeki sezonlarda sürdürülecek hassas ölçüm, jeolojik örnekleme, ve haritalama metodları ile daha kesinleştirilerek ayrıntılandırılacaktır. Bir yandan daha ayrıntılı jeomrofolojik ölçümler ve alüvyal ova tabanlarında yapılacak sondajlar, diğer yandan yaylalardaki erozyon derinliğinin ölçümüne ve dağ eteği tabakalanmaları yönelik çalışmalarla, jeomorfolojik veriler güçlendirilecektir. Bunlara ek olarak eskiçağ sulama sistemlerinin belirlenmesi, kanallara akıtılmış derelerin kıyısındaki alüvyal depolamaların incelenmesi, fosil pınarların tespiti ile eskiçağda mevcut yüzey su rejimlerinin araştırılması, mevcult ve eskiçağ göl tabakalarının incelenmesi de bu çalışmalar içinde yeralacaktır. Bununla ilişkili olarak marl, mermer gibi taşların ocaklarının tespiti ve haritalanması da bu çalışmayı tamamlayacak bir unsur olabilir. Jeomorfolojik tarih ile bölgenin bitki tarihinin birleştirilmesi, bugünkü bitki örtüsünün ayrıntılı modellenmesi ve belki de göl tabanlarından alınacak polen örnekleri ile mümkün olabilir. 7

Tablo 1. 2010 ve 2011 Araştırma birimleri No İsmi Bağlı olduğu UTM UTM Rakım ilçe ve köy Doğu Kuzey 100 Ilgın (Kent Merkezi) Ilgın, Merkez 0404337 4237176 1035 m 101 Yalburt Yaylası Ilgın, Çobankaya 0410898 4256763 1336 m 102 Çobankaya Höyüğü Ilgın, Çobankaya 0410505 4248954 1167 m 103 Şangır Mağaza Ilgın, Çobankaya 0411881 4258801 1475 m 104 Kale Tepesi Ilgın, Karaköy 0417015 4240825 1039 m. 105 Köylütolu Yayla Kadınhanı, Köylütolu 0419711 4238088 1063 m. 106 Ören Çeşmesi Kadınhanı, Karasevinç 0421124 4228229 1194 m. 107 Gölyeri Höyük Kadınhanı, Köylütolu 0423698 4235461 1190 m. 108 Karasevinç Köyü Kadınhanı, Karasevinç 0422055 4229100 1175 m 109 Şarampol Tepe Ilgın, Merkez 0403275 4241739 1069 m. 110 Vakıf Ağılı Mahallesi Ilgın, Merkez 0404031 4241645 1043 m. 111 Orta Tepe Ilgın, Merkez 0403745 4240757 1043 m 112 Yılanlı Dağ Ilgın, Merkez 0403925 4242149 1059 m 113 Navruşuk Höyük Ilgın, Gedikören 0404258 4243688 1060 m 114 Tokar Mevkii Ilgın, Gedikören 0406440 4245008 1165 m. 115 Göktepe Höyük Ilgın, Gedikören 0403546 4247376 1034 m 116 Çayır Höyük Ilgın, Merkez 0409287 4237192 1035 m. 117 Boz Höyük Ilgın, Merkez 0405028 4235768 1040 m. 118 Mahmuthisar Ilgın, Mahmuthisar 0415176 4226596 1100 m. 119 Yeşilgöl Ilgın, Mahmuthisar 0415222 4225752 1150 m. 120 Nodalar Höyük Ilgın, Eldeş 0411392 4231079 1045 m. 121 Eldeş Ilgın, Eldeş 0411104 4228585 1075 m. 122 Kurban Tepesi Ilgın, Eldeş 0410414 4228532 1090 m. 123 Samudun Höyüğü Kadınhanı, Çeşmecik 0421755 4223570 1310 m. 124 Dediği Dede Tekkesi Ilgın, Beykonak 0417304 4225535 1190 m. 125 Bulcuk Ilgın, Bulcuk 0407390 4227857 1125 m. 126 Bulcuk Höyüğü Ilgın, Bulcuk 0407439 4228370 1125 m. 127 Uyuz Kuyusu Ilgın, Bulcuk 0408580 4228119 1200 m. 128 Antike Mevkii Ilgın, Ormanözü 0403691 4228136 1220 m. 129 Saraycık Höyük Ilgın, Göstere 0402821 4232833 1050 m. 130 Gavurun Değirmeni Ilgın, Göstere 0402391 4232574 1060 m. 131 Aşağı Kuyu Höyüğü Kadınhanı, Osmancık 0425506 4227587 1156 m. 132 Harun Dede Mezarlığı Kadınhanı, Osmancık 0424058 4223971 1240 m. 133 Karatepe Kadınhanı, Atlantı 0430429 4259106 983 m. 134 Küllük Höyük Ilgın, Karaköy 0418665 4243029 1009 m. 135 Eski Kaleköy Höyük Ilgın, Karaköy 0416570 4241221 1014 m. 136 Karaköy Ilgın, Karaköy 0419342 4241856 1020 m. 137 Şeker Höyük Ilgın, Zaferiye 0413583 4238914 1015 m. 138 Orhaniye Höyük Ilgın, Orhaniye 0409911 4238687 1020 m. 139 Yıldıztepe Ilgın, Karaköy 0417743 4239849 985 m. 140 İmircik Tepe Kadınhanı, Atlantı 0428914 4255619 982 m. 141 Gümüşlü Höyük Kadınhanı, Atlantı 0430298 4256918 1372 m. 142 Çeşmecik Höyük Kadınhanı, Çeşmecik 0422053 4222258 1360 m. 143 Kempos Ilgın, Gökçeyurt 0413351 4221883 1360 m. 144 Dereköy Höyük Ilgın, Dereköy 0406012 4253509 1101 m. 145 Macar Mevkii Ilgın, Dereköy 0407244 4253936 1130 m. 146 Dokuzhöyük Mevkii Yunak, Hursunlu 0404277 4265518 1450 m. 8

101. Yalburt Yaylası 2010 Raporu nda ayrıntılı tanımı verilmiş olan Yalburt Yaylası nda 2011 sezonunda da bir gün çalışılmıştır (Resim 6). Hitit havuzunun hemen yukarısında, Yalburt Höyüğü nün kayalıklı doğu yamaçlarında (Mahal 14) de %50 kapsamlı olmak kaydı ile yoğun yüzey taraması gerçekleştirilmiş ve yüzey malzemesi toplanmıştır. Bu taramanın ana amacı daha önceki raporlarda bahsi geçen, Hitit havuzu etrafında rastlanmış olan İlk Tunç Çağı malzemesinin bu alanda da var olup olmadığının tespiti ve Raci Temizer ve ekibinin 1970 lerde Hitit Havuzu kenraında açtığı sınırlı sondajda belirlenen en erken tabakanın anlaşılması idi. Benzer yoğunlukta bir taramayı, asfalt yolun doğusunda, yol ile bugünkü su yalağının bulunduğu alan arasındaki eğimde de gerekleştirmeyi düşünmüştük, ancak 2 m. nin üzerine çıkan yoğun dikenli biti örtüsü bu çalışmayı ertelememizi gerektirdi. 2012 sezonunda bu alana geri dönmeyi düşünmekteyiz. 17 no lu mahaldeki çalışmada beklendiği gibi M.Ö. 4. yüzyıldan Helenistik dönemin sonuna (milat civarı) kadarlık dönemi temsil eden malzemeyi sundu. Bu malzeme içinde Şarampol Tepe den tanıdığımız siyah astarlı gri seramikler öne çıktı. Ancak, önemli olarak İlk Tunç ya da Kalkolitik dönemlere tarihlenebilecek beş adet diyagnostik seramik parçası da bu alandan ele geçmiştir. Bu seramiklerin pınarın hemen yukarısında kayalıklı yüzeyde bulunması Hitit havuzu ve çevresindeki Hitit öncesi kültürel aktiviteleri konusundaki bilgimizi sağlamlaştırmış ve bu aktivitenin yukarı seviyelere sıçrayacak kadar kapsamlı olduğunu göstermiştir. 103. Şangır Mağaza Bir önceki raporda tasvir edilmiş olan Şangır Mağaza adlı obruk mağara kült alanında 2011 sezonunda kısa süreli iki çalışma gerçekleştirildi. 2010 sezonu akabinde sunduğumuz rapor ve dilekçeye istinaden Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını koruma Bölge Kurulu 30.6.2011-313 toplantı tarih ve 30.6.2011-4708 no lu kararı ile Şangır Mağaza I. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı ilan edilmiş ve mağara içerisinde tehlikede olan bir adet mermer sütun kaidesi ve bir adet yazıtlı mermer stelin Akşehir Arkeoloji Müzesine nakli uygun görülmüştü. Bu karara istinaden projemiz bütçesinden sağlanan katkılar ile, Ilgın Belediyesi nin nakdî ve aynî yardımları sayesinde, bu iki eser Ağustos 2011 tarihinde Akşehir Müzesine nakledilerek teslim edilmiştir. Şangır Mağaza da yapılan bir diğer çalışmada geçen sene tespit ettiğimiz mimari parçaların haricinde yeni mimari parçaların tespiti ve yeni pişmiş toprak heykelcik 9

parçalarının tespiti mümkün olmuştur. Bunlara ek olarak, mağaranın çevresinde bir dizi mimari yapı kalıntısının tespiti yapılmıştır. Mağaranın ağzını çevreleyen uzunca ve anıtsal bir çevre duvarı ile bu anıtsal duvara eklenen küçük boyutlu odalardan oluşan dizi mekanlar tespit edildi. 2010 yılında mağara içinde ele geçenn atı kiremitlerin ise bu yapılara ait olmadığı düşünülmektedir. Bu kırmızı astarlı büyük ebatlı kiremitler çok daha anıtsal ve iyi inşa edilmış tapınak-benzeri bir yapıya ait olmalıdır. Obruğun içinde ele geçen mermer mimari parçalardan sütun kaidesi, sütün parçaları ve alınlık parçaları, obruk içinde naiskos tipli bir tapınağın üst batı kesimde bulunduğuna işaret etmektedir. Obruğun kuzey tarafında çanak çömlek, heykelcik ve kemiklerin bulunduğu sathın açısı ise şölen artıklarının ve heykelciklerin batıdan obruğun derin kuzey kısmına doğru atıldığı izlenimini vermektedir. 116. Çayır Höyük Çayır Höyük, Ilgın ilçesi merkezine bağlı arazide, Ilgın kent merkezinin 4.3 km doğusunda, Konya-Afyon karayolunun 600 m. kadar güneyinde, şeker pancarı ve tahıl tarlalarının arasında yükselen büyük ebatlı bir höyüktür. Eskiçağda Ilgın coğrafyası düşünüldüğünde, Ilgın civarında ceşitli derelerin birleşerek oluşturduğu Bulasan suyuna oldukça yakın konumda olmalıdır. Ayrıca höyüğün kuzeyinde muhtemel bir su kaynağı tespit edilmiştir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü nün 1990 larda yürürlüğe soktuğu Ilgın Ovası sulama projesinin kanallarının arasında, allüvyal Ilgın Ovası nın kuzey ucunda yeralır. Höyüğün güneybatısında 260 m. x 280 m. lik bir atıksu dinlendirme havuzu yeralır. Höyük, Ilgın kentinin kuzeydoğusunda yükselen Sivri Tepe kireçtaşı masifinin hemen güney-güneydoğusunda konumlanmıştır. Höyüğün özellikle kuzey kesimi sulama kanallarının inşası sırasında atık toprak yığıntıları ile doldurulmuş, özellikle höyüğün doğusunda yer yer de açılan derin sulama kanalları ve su toplama havuzları boyunca kültür tabakaları kesitlerle tahrip edilmiştir. Yoğun otlak bitki örtüsü sebebi ile çalışmalar kanal ve yol kesitlerine, çevre tarlalara ve kaçakçı çukurlarına odaklanmıştır. Prof. Ben Marsh ın kanal kesitlerinde yaptığı gözlemlere göre Çayır Höyük çevresindeki Helenistik dönemden bu yana yaklaşık 2 metrelik allüvyal depolama gerçekleşmiş ve höyüğü en az 2 metre gömmüştür. Höyüğün güney kesiminda höyük yerleşimine ait bir aşağı kent yerleşimi kanal ve yol kesitlerinde açığa çıkmıştır ve bu mahallerde İlk Tunç Çağı nın kırmızı açkılı seramikleri yoğunlukla ele geçmiştir. Höyüğün doğusunda açılmış olan gölet ova tabanından 3 m. kadar aşağıdadır, ve çevresinden Helenistik döneme ait gri seramik malzeme toplanmıştır. 10

117. Boz Höyük Boz Höyük, Çayır Höyük gibi Ilgın Ovası nın önemli höyüklerinden biridir. Ilgın merkezine bağlı ve kent merkezinin 2.3 km kadar güneyinde, Ormanözü-Çatak asfalt yolunun üzerinde, yolun hemen doğusunda yer alır. Güneybatı yönünde Harmanyazı ve Balkı-Göstere köylerinin vadilerinden gelen dereler Boz Hoyüğün 4.7 km. güneybatısında birleşir. Eskiçağda bu çay büyük olasılıkla Boz Hoyük civarından geçmekte idi. Boz Hoyüğün hemen güneyindeki tarlada açılmış olan derin açmalarda Ben Marsh dere yatağını gözlemleyebilmiştir. Höyük, Ilgın ın son evlerinden sonra başlayan tarımsal arazilerin ortasında yeralır. Yol kenarı olması sebebiyle, kısmî olarak da olsa höyük bugün Ilgın Belediyesi ve halk tarafından çöplük olarak kullanılmaktadır. Daha çok moloz ve inşaat artıklarının depolandığı höyükte bu kullanım dolayısıyla ve yoğun dikenli bitki örtüsü sebebiyle höyük üzerindeki yüzey malzemesi görünürlüğü son derece azalmıştır. Höyükte yaptığımız çalışmalar daha çok höyük çevresindeki sürülmüş ve hasat edilmiş tarlalara odaklandı. 118 Mahmuthisar Höyüğü Ilgın ilçesine bağlı Mahmuthisar köyü, Ilgın ın 14.8 km güneydoğusunda yeralır ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde Sultan dağlarına uzanan sulak vadinin daraldığı yüksek noktasında, Mahmuthisar Çayı na nazır önemli bir konumdadır. 850 m. kadar güneyindeki Yeşilgöl (SU 119) deki önemli su kaynağı bu çayı Mahmuthisar çevresindeki diğer su kaynakları ile birlikte besler ve bu çay Ilgın ovasına doğru açılır. Bugünkü Mahmuthisar köyü Mahmuthisar höyüğünün önemli bir kısmının üzerine yerleşmiş vaziyettedir. Höyük kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda, gözlenebildiği kadarı ile en az 450 m. uzunluğunda, 170 m. genişliğınde oldukça büyük bir höyüktür. Höyüğün yüksekçe olan güneydoğu kısmı üzerinde yerleşim yoktur. Höyüğün ulaşılabilen ve gözlemlenebilen kısımlarında yüzey malzemesi toplanmış ve yaygın bir arkeolojik tarama ve belgeleme çalışması yapılmıştır. Toplanan malzemeler genellikle yol ya da kanal yapımı sırasında höyüğe yapılan müdahalelerle açılan kesitlerde gerçekleştirilmiştir. Höyüğün üzerinde çağdaş konut bulunmayan kısmı 2011 sezonunda yoğun bir diken ve yabani bitki örtüsü ile kaplı olmasından dolayı sistematik yürüme öntemi ile yüzey malzemesi örneklemesi yapılamamıştır. bu alanda Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma devşirme olarak kullanılmış pek çok taş mimari parçaya rastlanmıştır. Höyüğün bu güneydoğu kesimini çevreleyen toprak yol yakın zamanda yeniden düzeltilmiş ve 11

yüzeylendirilmiş olmalıdır. Bu yolun açtığı kesit üçe ayrılarak dikkatli ve ayrıntılı seramik ve buluntu toplanmıştır (Mahal 3 kuzeybatı yönüne bakan kesit; Mahal 4, höyüğün güneydoğu ucu; Mahal 5, güneydoğu uçtan höyüğün zirvesine tırmanan kesim). Bunlardan Mahal 4, Mahmuthisar ın tamamından toplanan malzeme içinde en zengin Geç Tunç Çağı malzemesini ve bir Erken Demir Çağı diyagnostik parçasını bize sunmuştur. Mahal 3 ve 5 te ise Geç Tunç Çağı malzemesinin yanında Orta ve Geç Demir Çağı, Helenistik, Roma, ortaçağ ve Osmanlı dönemlerine ait malzeme sergiler. Bu çalışmaya ek olarak içinden pınar geçen köy meydanı ve çevresinde yaygın şekilde tespit edilmiş olan Helenistik ve Roma dönemlerine ait yazıtlı ve yazıtsız pek çok devşirme malzeme belgelenmiştir. Bölgenin bu çok önemli yerleşmesindeki çalışmalara önümüzdeki sezonlarda devam etmeyi ummaktayız. 119. Yeşilgöl Mahmuthisar köyünün 850 m. kadar güneyinde yeralan Yeşilgöl yükseke bir terasta yeralır. Cumhuiyet döneminde bir baraj inşa edilmek suretiyle buradaki suyu bol pınar çevresinde yapay bir göl oluşturulmuştur. Bu pınar eskiağdan, hatta jeolojik zamanlardan beri zengin bir şekilde aktif olmuş olmalıdır, çünkü bugünkü su kaynağının yukarısındaki sırtlarda pek çek fosil kaynak tespit edilmiştir. Bu fosil kaynak ağızlarının bulunduğu sırt üzerinde tek başına duran bir kaya oyma mezar ekibimiz tarafından incelenerek belgelenmiştir. Mezarın içine oyulduğu anakaya bu tür bir kaya oyma tekniğine, içindeki çatlaklar dolayısıyla hiç bir zaman uygun olmamıştır. Yerli halk tarafından çevrede bulunduğu bildirilen diğer kaya oyma unsurlar tespit edilememiştir. Kaya oyma mezar ve çevresinde seramik buluntuya rastlanmamıştır. Mezarın cephesi düşük kaliteli anakayanın erozyonu sebebi ile tahrip olmuştur. Mezarın girişinde muhtemel bir kapıya dair izler gözlenmiştir. Mezarın içi dikdörtgen şeklinde basit ber mekandan ibarettir ve üçgen biçiminde çatıya sahiptir. Mezarın arka duvarı kırılarak ardındaki çatlağı açığa çıkarmıştır. Mezar geçici olarak Geç Demir Çağı ya da Helenistik Döneme tarihlenebilir, ancak bölgedeki mimari karşılaştırmalarla bu tarihleme kesinleştirilebilir. Mezarın çevresinde bir nekropol alanının bulunmaması mezarın Roma dönemine ait olma ihtimalini oldukça azaltmaktadır. Ayrıca mezar mekanı içinde sedir türü unsurlara rastlanmamıstır. Mahmuthisar da Geç Demir Çağı ve Helenistik dönemin zengin bir şekilde temsil edildiği düşünülürse yukarıda belirttiğimiz tarihlemeyi destekleyecektir. 12

120. Nodalar Höyük Nodalar Höyük, Ilgın Ovası nın Mahmuthisar sulama alanı içerisinde yeralan küçük bir höyüktür. Eldeş köyünün arazisinde, ve köyün 2.3 km kuzeyindedir. Höyüğün görünür olan yüksek kısmının çevresinde tarlalardan yükselen alçak bir kuşağa sahiptir. Höyük tepesinde yine yoğun bitki örtüsü yüzey malzemesinin dengeli ve kapsamlı bi şekilde toplanmasını engellemiştir. Höyüğün güney yamacında bir kaçakçı çukuru incelenmiş, bu çukur Geç Tunç Çağı nı temsil eden yumurta-kabuğu (metalik) çanaklardan saray mallarına, içe eğik ağızlı çanaklardan omurgalı çanaklara varan bir çeşitlilik sunmuştur. Bu malların hemen hepsi omurgada ya da ağızda ip baskıları taşırlar. Bu mahalde Orta Tunç, İlk Tunç Çağı ve Kalkolitik malzemeye de rastlanmıştır. Orta Tunç Çağı malzemesi genelde Nodalar Höyük te az miktarda bulunmakla beraber, arazinin diğer mahalleri İlk Tunç Çağı ve Kalkolitik dönemler için bol bulgu sunmuşlardır. Höyüğün tepesi düz ve dik yamaçlı merkezi alanı sıradışı bir höyük morfolojisi sergiler, ve seramik bulgularından hareket edilerek, Geç Tunç Çağı nda Nodalar da küçük bir kalenin inşa edilmiş olmasını mümkün kılar. Höyüğün son derece dik olan yamaçları kerpiçten savunma duvarlarının varlığına işaret ediyor olmalıdır. Hitit dünyasında, özellikle Kastamonu- Çankırı çevresinde Roger Matthews başkanlığında yürütülmüş olan Paflagonya projesi alanında da benzer Geç Tunç Çağı yerleşmelerine rastlanmıştır. Kuzey yamacının alt kesimlerinde içinde bitiler büyümüş olan bazı eski kaçakçı çukurları incelenmiştir. Bu çukurlarda Beycesultan ve Batı Anadolu Geç Tunç Çağı malları ile karşılaştırılabilecek açkılı merkezi bezemeli bir kap parçası muhtemelen bir kaideli çanağın üst kısmına ait olmalıdır. Yine bu mahalde, Ören Çeşmesıinden iyi bilinen ve İlk Tunç Çağı na tarihlenen kırmızı açkılı kıyılmış ot katkılı bej-gri hamurlu ve kırmızı astarlı mallara rastlanmıştır. Bu çukurlarda Kalkolitik malzeme de ele geçmiştir, ancak daha ayrıntılı tarihlemesi henüz yapılamamıştır. Bu mallar el yapımı ince mallardır. Höyüğün alt yamaçlarında ve özellikle höyüğü çevreleyen aşağı kuşakta, höyüğün güneybatısında Mahal 3, ve doğu/güneydoğusunda Mahal 4 tespit edilerek yüzey malzemesi toplanmıştır. Mahal 3, geçmişte sürülmüş ancak halen nadasta olan ancak yine dikenlerle biraz daha seyrek olarak kaplı bir tarladır. Mahal 4 ise höyüğün doğu ve güneydoğusunu kesen şeker pancarı tarlasıdır. Toplanan malzemelerin 13

yüzdelerine bakılırsa, Kalkolitik, İlk Tunç Çağı, ve Geç Tunç Çağı nı eşit olarak temsil etmektedirler. Bunlara ek olarak bu mahallerde hem Orta Demir Çağı ndan hem de Geç Demir Çağı ndan mallara rastlanmıştır, özellikle siyah açkılı ince mallar ve diğer gri mallar bu malzemeyi oluştururlar. Önümüzdeki sezonlarda Geç Tunç Çağı için önemli olan ve tarımsal faaliyetlerin tehdidinde olan bu höyükte tekrar çalışmalar yapmayı planlamakta, ve Geç Tunç Çağı kalesi konusundaki hipotezimizi test etmek istemekteyiz. Bitki örtüsünün daha seyrek olduğu bir dönem yapılacak tepe taraması bu konuda epeyce yararlı olacaktır. Son beş yılda höyüğün zirvesinda küçük bir alan hariç olmak suretiyle höyüğün tümü sürülerek tarımsal alana dönüştürülmek istenmiştir. Bu konuda gerekli önlemlerin alınması önemlidir. 121. Eldeş Eldeş köyü, Ilgın ın 10 km. kadar güneydoğusunda, Karakaya tepesinin eteklerinde kurulmuş, içinden Gökçeyurt/Kempos Çayının geçtiği tarihi bir yerleşmedir. Lloyd Jonnes bu köyde daha önce tespit edilmiş olan bir dizi yazıtlı mermer mezar anıtını daha önce yayınlamıştı (Jonnes 2002: no. 394-404). Bu yazıtlardan 2011 yılında yerinde gözlemlenen tek eser, köy meydanının hemen kuzeyindeki eski ve anıtsal bir çeşme yapısında deşirme olarak kullanılmış bir kabartmalı yazıt oldu. Bu anıtlara ek olarak ekibimiz köyün kuzeybatı çıkışına yakın olan Alayaka Mevkii mahallesindeki tarihi mezarlık içerisinde yine deşirme olarak kullanılmış iki mermer su teknesini belgelemiştir. Köyün muhtelif evlerinin duvarlarında ve caminin iç duvarında da olduğu köylülerce belirtilen bazı eskiçağ taş anıtları bulunmaktadır, ancak 2011 sezonunda bu anıtların tamamının belgelenmesine zaman olmamıştır. 122. Kurban Tepesi Eldeş köyünün hemen batısında, Alayaka Mevkii mezarlık alanının güneybatısında yüksekçe bir doğal terasta yeralan Kurban Tepesi, çevre ahalisi ve Eldeş köylüler tarafından yağmur duası ve kurban törenlerinin yapıldığı kutsal bir alandır. Burada ekibimizin yaptığı arkeolojik incelemede Kurban tepesi nin bir arkeolojik yerleşim alanı olduğu anlaşılmıştır. Kutsal sayıldığından dolayı tepe tarımsal kullanıma kapalı olduğundan az müdaheleye maruz kalmıştır, dolayısıyla yüzey malzemesi yoğun bir şekilde aşınmıştır. Bu araziden diyagnostik (tanılayıcı) seramik ele geçmemiştir. Oksitlenmiş kaba ve gündelik mallar ve kıyılmış ot katkılı kiremit parçaları burada Roma dönemine ya da erken Bizans dönemine ait bir yerleşim olabileceğini 14

göstermiştir. Yüzeyde mimari kalıntılar ve buluntu yoğunluğu gözlenmez. Yakın çevrede aktif bir pınar da bulunmamaktadır. 123. Samudun Höyüğü Samudun Höyüğü, Kadınhanı ilçesine bağlı Çeşmecik köyünün 1.5 km. kuzeykuzeybatısında, tahıl tarlalarının arasında, toprak bir yoldan zor koşullarda erişilebilen bir höyüktür. Daha önceki yayınlarda Samıt Höyük olarak da adı geçmektedir (Bahar 1996: 158-9). Höyük, Çeşmecik ile Beykonak beldesine ait yayla ve otlak bölgesi arasındaki kuzeye bakan sırtın aşağı seviyelerinde yeralır. Höyüğün 250 m. batı-kuzeybatısında, toprak yol kıyısında aktif bir pınar yeralır. Samudun Höyüğün nazır olduğu bu yüksek yayla alanı, Beykonak ağıl yerleşmelerinin ötesinde kuzeyde Ören Çeşmesi ne (SU 106) kadar uzanır, ve Ören Çeşmesi nde nehir vadisi bu platoyu keser. 2011 sezonunda Samudun Höyüğü nde sistematik bir yüzey toplama çalışması yapılmamıştır ancak gelecek sezonlarda bu arazinin tekrar ziyaret edilmesi planlanmaktadır. Samudun Höyük teki çalışmada höyüğün hemen kuzeyindeki yükseltı üzerinde bulunduğu yayınlarda bahsi geçen iki tümülüs incelenmiş, bu yükseltilerin doğal kayalık tepecikler olduğu anlaşılmıştır. Bu tepeciklerden biri kaçakçılar tarafından kazıldığından, yerli halk üzerinde bu tepeciğin tümülüs ya da mezar olduğu izlenimi daha da güçlenmiş olmalıdır. Bu alanda areolojik malzemeye rastlanmamıştır. Höyük üzerinde seramik toplanmamış olmakla birlikte, yüzey malzemesinin yerinde incelemesi yapılmış, buradaki yerleşimin Geç Demir Çağından Erken Helenistik döneme kadar sürmüş olan oldukça kısa bir tarihi olduğu anlaşılmıştır. Höyük zirvesinde kaba gri ve gündelik mallar ve sınırlı miktarda ince mallar gözlenmiştir. İnce mallar rahatlıkla M.Ö. 4. ve 3. yüzyıllara tarihlenebilir. Bu sonuca Gordion Yassıhöyük ten bilinen ve Shannan Stewart (2010) ın doktora tezinde tartıştığı Orta Anadolu Helenistik Dönem seramik tipleri ile karşılaştırılara varılmıştır. 124. Dediği Dede Tekkesi (Dediği Sultan Tekkesi) Dediği(n) Dede Tekkesi, Ilgın ilçesine bağlı Beykonak beldesinin 1 km kadar güneydoğusunda yüksekçe bir teras üzerinde, Keçiağıl Tepesinin güneybatı eteklerinde kurulmuş, tarihi Anadolu Selçuklu Devleti dönemine kadar giden bir külliyedir. Tekke Beykonak a doğru akmakta olan Tekke Deresi ve onun derin kanyonundan oluşan peyzaja bakar. Tekke nin sırtının yaslandığı Keçiağıl tepesi bugün yoğun bir Ardıç-Meşe ormanlık alandır. Tekke nin mimarisi üzerine Orta Doğu 15

Teknik Üniversitesi tarafından 1970 lerde yapılan bir çalışma yayınlanmıştır (Bakırer ve Farouqhi 1975). İnşası 12. yüzyıla kadar giden bu ortaçağ tekkesi eski mezarların bulunduğü küçük bir avlu ve tekke-mescit yapısından oluşur (Boran vd. 2001: 30-32). Bu avlu içerisinde devşirme olarak kullanımış Demir Çağı, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait olabilecek pek çok taş mimari parça belgelenmiştir. Türbenin hemen aşağısında kalana sırtta yakın zamanda ağaçlandırma çalışmaları yapılmış ancak bu çalışmalar eskiçağa ait herhangi bir mezar, seramik veya diğer buluntu açığa çıkarmamıştır. Yine bu sırt üzerinde, içinde bir çift sütunun da bulunduğu Bizans dönemine ait bir dizi mimari parça gözlenmiş ve belgelenmiştir. Türbenin yukarısında kalan sırt da incelenmiş ancak arkeolojik bi malzemeye rastlanmamıştır. Tekke nin güneyinde, mescid kıblesinin hemen altında kaya oyma bir mezar incelenmiş ve kayda geçirilmiştir. Bu mezar içeri çekilmiş kapı şeklinde dikdörtgen bir girişe sahiptir ve bu giriş de vadiye bakmaktadır. Dikdörtgen olan iç mekanın üçgen biçiminde bir çatısı vardır. Bu mezar, Dediği dede Tekkesi nin 2.25 km doğusunda yeralan Yeşilgöl de (SU 119) belgelenen kaya oyma mekana çok benzemektedir. 125. Bulcuk Bulcuk köyü Ilgın a bağlı olup ilçe merkezinin 9.8 km güney-güneydoğusunda yeralır. Sultan Dağları ndan doğarak Ilgın ovasına doğru akan Bulcuk Deresi vadisinin ovaya açıldığı kritik bir noktaya yerleşmiş olan köyde Osmanlı dönemine ait olduğu düşünülen, küçük bir hamam mevcuttur. Sadece iki odası ayakta olan bu taş duvarlı hamam köy evlerinden birinin arka bahçesinde bulunmaktadır. Plan ölçümü ve fotoğraflama yoluya kısaca kayda geçirilmiştir. Köyün üzerinde bulunduğu tepenin batı yamaçlarında bir dizi aktif pınar mevcuttur ve hepsi Bulcuk Çayı na kavuşurlar. Bu su kaynaklarından birinde yaptığımız incelemelerde, devşirme olarak kullanılmış yazıtlı bir mezar anıtı belgelenmiştir. Bu anıtın yazıtı, Jonnes tarafından daha önce yayınlamıştı (2002: 413). Bulcuk Çayı nın suları Bulcuk un 4 km güneyinde, yüksek bir rakımda kurulmuş bir barajla yapay bir gölette toplanmaktadır, göletin etrafı yerli halkın sık sık ziyaret ettiği piknik alanı ve kamusal bir parka dönüştürülmüştür. 2011 arazi çalışmaları sırasında Akşehir Müzesi müdürü Ömer Faruk Türkan ve Ilgın Jandarma Komutanı ile birlikte aldıkları bir kaçak kazı ihbarı ile Bulcuk göletinin ötesinde Bulcuk Çayı nın kaynağının yakınlarına gitmeye teşebbüs etmişler ancak yol yapımı nedeniyle muvaffak olamamıslardır. 2012 yılı sezonunda bu bölgenin araştırılması umulmaktadır. 16

126. Bulcuk Höyük Bulcuk köyünün kuzeyindeki doğal bir burun üzerine kurulmuş olan höyük köy merkezinden 350 m. kadar uzaktadır, ve köyün kuzey girişinde köyü Ilgın a bağlayan asfalt yolun hemen doğusunda yükselir. Konglomera anakayadan oluşmuş olan bu uzun ve dar burun üzerindeki yerleşim kuzeydoğu-güneybatı istikametinde yaklaşık 250 m. kadar uzunlukta ve 30 m. genişlikte uzanır. Seramik buluntular yerleşimin Erken Helenistik dönemden Roma imparatorluk dönemine kadar uzandığını göstermektedir. Erken Helenistik dönemin yüksek ayaklı tek merkezli dairesel çanakları ele geçmiştir. Sırtın en üst kısmı özellikle kuzeydoğu ucunda oldukça fazla aşınmaya uğramışken, güneybatı ucunda daha fazla arkeolojik katmanlaşma mevcuttur. Höyüğün orta kesiminde gözlenen kaçakçi çukurları bol miktarda çatı kiremidi vermiştir. Sırtın güneydoğu kenarındaki yol boyunca yaptığımız incelemeler, buradaki yerleşim kesitlerini içerir. Definecilik amaçlı bu yol boyunca dozerle açılmış olan çukurlarda gündelik gri mallar, siyah parlak astarlı ince mallar ve iyi korunmuş Helenistik seramikler ele geçmiştir. 127. Uyuz Kuyusu Uyuz Kuyusu, Bulcuk köyünün 1.25 km doğusunda, şu anda bataklık halinde bulunan bir su kaynağıdır ve İçme Tepesi nin buğday tarlaları ile dolu olan alt teraslarında yeralır. Halk arasında çeşitli deri hastalıklarına iyi geldiği inanılan bu su kaynağında önceleri bulunduğu bizlere bildirilen taş yapımı kuyu üzeri örtüldüğünden ve kısmen yıkıldığından gözlenemedi. Ancak bu su kaynağının hemen batısındaki tarlalarda az yoğunluklu olarak dağılmış olan yüzey seramikleri, buradaki arkeolojik aktivitenin Bulcuk Höyük teki yerleşimle eş zamanlı olduğunu bizlere kanıtlar. Kanımızca Bulcuk Höyük tei yerleşime bağlı olarak burada bir çiftlik ya da küçük bir yerleşim bulunmuş olduğu düşünülebilir. 128. Antike Mevkii Ilgın ın güneyinde Sultan Dağlarına doğru uzanan bütün vadileri ve onlar boyunca kurulmuş olan eski yerleşimleri ve büyük ebatlı höyükleri tespit etme çabamıza, Mahmuthisar, Beykonak, Eldeş, Bulcuk tan sonra Ormanözü (eski adıyla Puhtu, Şevketiye, veya Çerkez) köyü ile devam ettik. Bulcuk ta ele geçen tüm buluntular Helenistik ve Roma dönemine işaret ederken, Ormanözü ve arazisinde anladığımız kadar ile önemli höyükler Ormanözü kadar yüksekte değil daha aşağı seviyelerde, vadinin ovaya kavuştüğü alanlarda olduğu anlaşılmıştır. Ormanözü köylüleri ile 17

yapılan sınırlı görüşmelerde, köyün yaşlıları ekibimizi güneye Antike Mevkii ile Soğuk Su Mevkii ne yöneltti. Soğuk Su mevkiine gidilemezken, ekibimiz, köye 750 m. uzaklıktaki Koru Tepesi nin zirvesindeki Antike Mevkii nde kısa bir çalışma yapmışlardır. Antike Mevkii Koru Tepesi çam ormanının kıyısında büyükçe bir açıklıktır, ve ekibimiz burada az yoğunluklu bir seramik dağılımı olan alanda belgeleme alışması yapmıştır. Bu oldukça aşınmış, diyagnostik (tanılayıcı) olmayan seramikler Geç Helenistik, Roma ve belki de Bizans dönemine tarihlenebilir. Bu arazide seramikler yerinde gözlenmiş ve toplanmamıştır. 129. Saraycık Höyüğü 1:25,000 lik haritalardan varlığı bilinen Saraycık Höyüğü, Ilgın Ovasına kavuşan güney vadilerinin en batıdakinin ağzında yer alır. Ilgın ın 5 km güney-güneybatısında ve Boz Höyük ün 3.7 km güneybatısındadır. Ilgın- Beyşehir yolunun hemen doğusunda, Battal Deresi nin doğu kıyısına yakın bir mevkide ve Garibin Değirmeni Mevkii nin kuzeydoğusundadır. Sulu tarım yapılan tarlaların arasında, nehrin taşkın alanının hemen kıyısinda yeralan alçak bir höyüktür. Büyük ihtimalle allüvyal toprak altında kısmen gömülüdür, ancak höyüğün görünen çapı 150 m. civarındadır. Höyük üzerindeki yerleşim buluntuları sürekli olmayan bir yerleşim tarihine işaret eder. Höyüğün üzerini kaplayan tarlalardan sadece doğu tarafta kalanı yüksek görünürlük sağlamakta idi, dolayısı ile yüzey örnekleme çalışmalarımızı o tarlaya odakladık. Bu tarlanın yüzey malzemesi ekibimiz tarafından sistematik olarak toplandı. Bu tarladan ele geçen malzeme Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı na ait hem sayısal olarak yoğun hem de kaliteli malzemeler verdi. Bu seramikler arasında Kalkolitik döneme ait sert açkılı kahverengi mallar ve İlk Tunç Çağı nın kırmızı astarlı malları önde gelmektedir. Ele gecen malzemenin üçte ikisi bu malzemenin toplamından oluşur. Höyüğün morfolojik olarak oluşumu bu döneme ait olmalıdır. Bu höyük daha sonra uzun süre terkedilmiş, ve ancak Helenistik dönemde tekrar yerleşilmiştir. Seramik malzeme Erken, Orta ve Geç Helenistik dönemler boyunca sürekli bir yerleşime işaret eder. Tüm malzememnin ücte biri Helenistik döneme aittir ve höyük üzerinde ince bir yerleşim tabakasını teşkil eder. Helenistik dönemden sonra yerleşimde tekrar bir kesinti görülür. Ortaçağ ya da Osmanlı dönemine ait 6 adet seramik parçası ele geçmiştir. Yerel halk tarafından Deveci Yolu olarak da bilinen Tuz Yolu üzerinde bulunan arazi bu alandaki Osmanlı dönemi yerleşimini açıklamaya yardımcı olabilir. Yerli halka göre bu höyüğün yakınlarında bir Osmanlı 18

yerleşiminin varlığı bilinmekteydi. Tuz Yolu bu mevkide, höyüğün yakınındaki kayalık burun boyunca kıvrılarak Göstere Boğazı na doğru yönelir. Höyüğün 500 m. kadar batı-güneybatısında Gavurun Değirmeni mevkii nde önemli bir pınar kaynamaktadır ve bu alanda bir Bizans kaya oyma kompleksi tespit edilmiştir. 130. Garibin Değirmeni Ilgın Ovasının güneybatı köşesinde bulunan kireçtaşı dik kayalıkları Goster Boğazı na doğru kıvrılır, ve Ilgın-Beyşehir yolu ve Battal Deresi boyunca ilerler. Çevlikkaya Tepesi nin eteklerindeki Garibin Değirmeni (ya da İnönü Değirmeni) Mevkii nde tam da bu noktada, bir pınarın bulunduğu alana hakim bir noktada, pek çok odadan müteşekkil büyk bir kaya oyma kompleks tespit edilmiştir. Bu itinayla oyulmuş geniş mekanlar genellikle dikdörtgen plana, düz tavanlara ve duvar boyunca eşit aralıklarla oyulmuş nişlere sahiptirler. Garibin Değirmeni mevkii yönünden kullandığımız giriş doğal bir yarıktı, ve yerli halk başka girişlerin de eskiden varolduğunu belirtmiştir. Odalar biribirlerine alak kapılar ile bağlanırlar. Arazide seramik buluntuya rastlanmamıştır. 131. Aşağı Kuyu Höyüğü Osmancık, Kadınhanı ilçesine bağlı bir beldedir ve Kadınhanı ilçe merkezinin 7.5 km güney batısında yeralır. Osmancık Aşağı Kuyu Höyüğü kasabanın kuzey doğu kenarında, kasaba çağdaş mezarlığının hemen kuzey batısındadır. Buradaki yerleşim aslında Büyük Höyük ve Küçük Höyük adları ile anılan, biribirinden sadece bir toprak yol ile ayrılan iki höyükten oluşur. Iki höyüğün de çevresi yaygın bir buluntu dağılımına sahiptir. Bu sebeple Aşağı Kuyu yerleşiminin oldukça büyük ve yaygın olduğu düşünülebilir. Büyük Höyük ün kuzeydoğu eteğinde önemli bir pınar ve belediye tarafından bakımı yapılan üç su kuyusu mevcuttur. Ana kuyunun taş oluğunda, üzerinde kabartman paneller bulunan mermer bir mezar kapısı tepit edildi ve belgelendi. Her iki höyükte de yüzey malzemesi sistematik olarak, eş aralıklı doğrusal hatlarda (transekt) yürünerek toplandı. Büyük Höyük büyük olasılıkla doğal bir terasın omzunda yerleşmiştir. Höyüğün kuzey yamacı çok dik olup tarıma elverişli olmadığından yonca ekilmiştir, buna rağmen bu yamaçta yoğun erozyon gözlenir. Bu zirvenin kuzey yamacından toplanan seramikler özellikle Kalkolitik ve İlk Tunç Çağına tarihlenir, dolayısıyla höyüğün morfoloji olarak oluşumu bu dönemlere tarihlenebilir. 19

Buna karşın höyüğün güney yarısı daha yumuşak bir eğime sahiptir. Bu alanda da kuzey yamacında temsil edilen dönemler gözlenir, buna ek olarak Helenistik, Roma, ortaçağ ve ortaçağ sonrası seramikler ele geçmiştir. Höyüğün güneybatı köşesinden başlayan büyük mezarlıkta malzeme toplamadan yapılan sınırlı gözlemler göstermiştir ki bu geç dönemler mezarlık alanında da devam eder ve az yoğunluklu ve yaygın bir dağılım gösterir. Kücük Höyük te ise, Büyük Höyük te temsil edilen tüm dönemlere rastlanır. Bu höyük, Büyük Höyük ten yapay bir şekilde ayrılmıştır. Yolun yapımından önce, bu iki höyük topoğrafik olarak sürekli olmuş ve yerleşimin iki zirvesini oluşturmuş olamalılar. Kücük Höyük üzerinde tarımsal faaliyet sebebiyle görünürlük oldukça düşüktü, ve höyüğün büyük kısmı yeni hasat edilmiş bir buğday tarlası olduğundan kıyılmış ot ile kaplıydi. Höyüklerin kuzey doğusunda, Kazanlı Tepe ve Sivri Tepe den inmiş olan kollüvyal akıntı oluşumları yakın zamanda toprak ve çakıl ocağı olarak kullanıldığından bizlere 2 ile 8 m. arasında değişen kesitler verdiler. Bu kesitlerde Prof. Ben Marsh ın yaptığı jeomorfolojik ve arkeolojik gözlemler sonucu kesitte rastlanan kültürel malzeme toplanmış ve bizlere bölgenin jeomorfolojik tarihi ve orman kesim süreçleri hakkında önemli bilgiler vermiştir. Bu konuya yukarıda jeomorfoloji bölümünde de değinmiştik. Aşağı Kuyu höyüğünden toplanan seramiklerin sadece bir ön çalışması yapılmış olduğundan, buluntular arasında daha zayıf temsil edilmiş olabilecek Geç Tunç Çağı ve Demir Çağı gibi dönemlerin bulunması muhtemeldir. 132. Harun Dede Mezarlığı Kadınhanı ilçesine bağlı Osmancık kasabasının 3.4 km güney-güneybatısında, Osmancık ı Çeşmecik e bağlayan asfalt yolun doğu tarafında yeralan eski bir mezarlık alanıdır. Kuzeye bakan yamaç bir arazi üzerinde buğday tarlaları arasında yeralır. Mezarlıkta devşirme malzeme olarak kullanılmış, muhtemelen bir Bizan kilisesine ait olabilecek bir dizi mermer mimari blok ile mezar anıtları belgelenmiştir. 133. Karatepe Daha önce Prof. Hasan Bahar tarafından ziyaret edilmiş ve yayınlanmış olan bu höyük (Bahar 1997:361), Kadınhanı na bağlı Atlantı kasabasına bağlı ve kasabanın 5.15 km kuzey doğusuna düşer. Kolukısa kasabasının da 6 km güneybatısındadır. 20

Oldukça düz bir ova olan Atlantı ovasının ortasında yeralan höyüğe ulaşım zordur. Tarlaların arasından giden toprak ve stablize yollar, çoğunlukla Atlantı Ovası DSİ sulama ve kanalizasyon hatları sebebiyle kesintiye uğramıştır. Höyüğün hemen doğu kıyısı da bu büyük sulama kanallarından biri olan Bulasan Kanalı tarafından kesilmiştir. Kanalın derinliği ova seviyesinden 2.5 m kadar aşağıya iner. Höyüğün bu zor erişilir konumu kaçakçıların işini kolaylaştırmıştır: höyüğün üzerinde derinliği 2 ile 6 m. arasında değişen son derece büyük kaçakçı çukurlarına rastladık. Yoğun bitki örtüsü sebebi ile ekibimiz höyüğün tepesindeki kaçakçı çukurlarına odaklanmıştır. Buna ek olarak kanal kesiti ve yaygın buluntu veren çevre tarlalar da incelenmiştir. Höyüğün tepesindeki çukurların yığıntıları iyi korunmuş Helenistik dönem ince, gündelik ve kaba malları vermiştir. Bu çukurlarda daha erken dönem malzemesine rastlanmamıştır. Terra sicillata ve Roma dönemi kırmızı astarlı mallara da höyük zirvesinde rastlanmıştır. Buna karşılık, höyüğün çevresindeki sürülmüş tarlalarda yaptığımız çalışmalarda ele geçen malzemede iyice aşınmış Roma dönemi malları öne çıkar, buna ek olarak ortaçağın sırlı seramiklerine de rastlanır. Bu seramikler ve ele geçen pek ok bazalt öğütme taşı göz önüne alındığında, buradaki yerleşimin tarımla uğraşan büyükçe bir köy olmuş olabileceği düşünülmüştür. Kanal kesiti incelendiğinde, kültürel malzeme bugünkü toprak zemininin 2.5 m altında ele geçmiştir. Bu bulgulardan Prof. Ben Marsh Roma dönemi tabakalarının üzerinde o dönemden beri 2.5 m. like bir allüvyal birikim olduğu sonucuna ulaşmıştır. 134. Küllük Höyük Köprünün Küllük Höyük adıyla da bilinen Küllük Höyük, Ilgın ilçesine bağlı Karaköy ün 1.5 km kuzeybatısında, meta-volkanil bir tepe olan Küçük Tokmak Tepesi nin hemen batı-kuzeybatı eteklerinde yeralır. Kale Tepesi nin de 2.75 km kuzeydoğusuna düşer (Resim 7). Höyük, Bulasan Çayı nın taşkın alanında ve Tepearası Mevkii nin güneyinde Bulasan Çayı yatağı ile büyük bir sulama kanalı arasında sıkışıp kalmıştır. Karaköy ü Ilgın-Atlantı asfalt yoluna bağlayan asfalt yol höyüğü tam ortasından ikiye ayırır. Höyük bugün çevre tarlalardan sadece 1 ila 3 m. kadar yükselir, dolayısıyla oldukça az yükseltili ancak yaygın bir morfolojiye sahiptir. Höyüğün merkezinın son derece düşük görünürlüğü olmasından dolayı ekibimiz burada sadece yol kesiti boyunca ve höyük ile çevredeki tarlaların arasındaki hatta çalışmıştır. Çevredeki bu tarlalar genel 21