19/11/2015 RADYASYONUN DETEKSİYONU



Benzer belgeler
RADYASYON DEDEKTÖR ÇEŞİTLERİ

Radyoaktif Çekirdekler

Bölüm 5. Tıbbi Görüntüleme Yöntemlerinin Temel İlkeleri. Prof. Dr. Bahadır BOYACIOĞLU

RADYASYON ÖLÇÜM YÖNTEMLERİ DERS. Prof. Dr. Haluk YÜCEL RADYASYON DEDEKSİYON VERİMİ, ÖLÜ ZAMAN, PULS YIĞILMASI ÖZELLİKLERİ

ELEKTROMANYETİK İ ALANLAR. Prof. Dr. M. Tunaya KALKAN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

SPECT/BT MAYIS 2015 XV ULUSAL MEDİKAL FİZİK KONGRESİ TRABZON

BAKIR ATOMUNDA K,L,M ZARFLARI

Nötronlar kinetik enerjilerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılırlar

RÖNTGEN FİZİĞİ 6. X-Işınlarının madde ile etkileşimi. Doç. Dr. Zafer KOÇ Başkent Üniversitesi Tıp Fak

X-Işınları. 4. Ders: X-ışını sayaçları. Numan Akdoğan.

PARÇACIK HIZLANDIRICILARININ TIP UYGULAMARI

RADYASYON ÖLÇME SİSTEMLERİ

Prostat Kanserinde Prostat Spesifik Membran Antijen 177. Lu-DKFZ-617 ( 177 Lu-PSMA) Tedavisinde Organ ve Tümör Dozimetrisi: ilk sonuçlar

Radyasyon Ölçüm Cihazları

UBT Foton Algılayıcıları Ara Sınav Cevap Anahtarı Tarih: 22 Nisan 2015 Süre: 90 dk. İsim:

6- RADYASYON KAYNAKLARI VE DOZU

RADYASYON ÖLÇÜM YÖNTEMLERİ

Yeni Teknolojilerin Gelişimi Hasta Dozuna Etkileri Nükleer Tıp Bakışı

TEMEL TIBBİ CİHAZ KILAVUZU GAMMA KAMERA

Bölüm 1 Maddenin Yapısı ve Radyasyon. Prof. Dr. Bahadır BOYACIOĞLU

RADYASYON FİZİĞİ 4. Prof. Dr. Kıvanç Kamburoğlu

RADYOLOJİDE KALİTE KONTROL VE KALİBRASYONUN ÖNEMİ ÖĞR. GÖR. GÜRDOĞAN AYDIN İLKE EĞİTİM VE SAĞLIK VAKFI KAPADOKYA MYO TIBBİ GÖRÜNTÜLEME PRG.

X IŞINLARININ ELDE EDİLİŞİ

İçerik. BT de Temel Prensipler. BT: Tarihçe. İçerik. BT: Tarihçe. BT: Tarihçe. Dr.Gürsel Savcı

Boğaziçi Üniversitesi. 21 Temmuz CERN Türk Öğretmen Çalıştayı 4

Modern Fiziğin Teknolojideki Uygulamaları

RÖNTGEN FİZİĞİ X-Işını oluşumu. Doç. Dr. Zafer KOÇ Başkent Üniversitesi Tıp Fak

Radyasyon, Radyoaktivite, Doz, Birimler ve Tanımlar. Dr. Halil DEMİREL

Nükleer Spektroskopi Arş. Gör. Muhammed Fatih KULUÖZTÜRK

Radyoaktif elementin tek başına bulunması, bileşik içinde bulunması, katı, sıvı, gaz, iyon halinde bulunması radyoaktif özelliğini etkilemez.

Dijital Görüntüleme Sistemlerinde Radyasyon Dozunun Optimizasyonu

PHILIPS FORTE GAMA KAMERA SİSTEMİNİN MONTE CARLO SİMÜLASYONU

RADYASYON FİZİĞİ 1. Prof. Dr. Kıvanç Kamburoğlu

Büyük Patlama ve Evrenin Oluşumu. Test 1 in Çözümleri

A.Ü. GAMA MYO. Elektrik ve Enerji Bölümü GÜNEŞ ENERJİSİ İLE ELEKTRİK ÜRETİMİ 5. HAFTA

İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı

ATOMİK YAPI. Elektron Yükü=-1,60x10-19 C Proton Yükü=+1,60x10-19 C Nötron Yükü=0

RÖNTGEN FİZİĞİ X-Işını oluşumu. Doç. Dr. Zafer KOÇ Başkent Üniversitesi Tıp Fak

Atomlar ve Moleküller

X IŞINLARININ NİTELİĞİ VE MİKTARI

12. SINIF KONU ANLATIMLI

ATOMİK YAPI. Elektron Yükü=-1,60x10-19 C Proton Yükü=+1,60x10-19 C Nötron Yükü=0

TRS 398 VE YÜKSEK ENERJİLİ FOTONLARDA DOZ KALİBRASYONU

Kasetin arka yüzeyi filmin yerleştirildiği kapaktır. Bu kapakların farklı farklı kapanma mekanizmaları vardır. Bu taraf ön yüzeyin tersine atom

X-IŞINLARI FLORESAN ve OPTİK EMİSYON SPEKTROSKOPİSİ

Modern Fiziğin Teknolojideki Uygulamaları

X-IŞINLARININ ÖZELLİKLERİ VE ELDE EDİLMELERİ. X-ışınları Alman fizikçi Wilhelm RÖNTGEN tarafından 1895 yılında keşfedilmiştir.

RÖNTGEN FİZİĞİ 5 X-ışınlarının özellikleri, kalitesi ve kantitesi. Doç. Dr. Zafer KOÇ Başkent Üniversitesi Tıp Fak

İYON ODALARI VE DOZİMETRE KALİBRASYONLARI

Diagnostik Görüntüleme ve Teknikleri

X-Ray Çözümleri - Biz Güvenlik İzmir Kamera Sistemleri Güvenilir Güvenlik Çözümleri Mobotix Çözümleri

Aşağıda verilen özet bilginin ayrıntısını, ders kitabı. olarak önerilen, Erdik ve Sarıkaya nın Temel. Üniversitesi Kimyası" Kitabı ndan okuyunuz.

EGE ÜNİVERSİTESİ EGE MYO MEKATRONİK PROGRAMI

RADYASYON FİZİĞİ 3. Prof. Dr. Kıvanç Kamburoğlu

Geçen Süre/Yarı ömür. İlk madde miktarı. Kalan madde miktarı

Malzeme Bilgisi Prof. Dr. Akgün ALSARAN. Temel kavramlar Atomsal yapı

Multipl Myeloma da PET/BT. Dr. N. Özlem Küçük Ankara Üniv. Tıp Fak. Nükleer Tıp ABD

İnnovative Technology For Humans

NORMAL ÖĞRETİM DERS PROGRAMI

ULTRASON GÖRÜNTÜLEME

5 İki Boyutlu Algılayıcılar

RÖNTGEN FİZİĞİ X-Işınları Absorbsiyon ve saçılma. Doç. Dr. Zafer KOÇ Başkent Üniversitesi Tıp Fak

Düzen Sağlık Grubu Polikliniği Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi

DİJİTAL MEME TOMOSENTEZİ. Gerçek sezgiyi yakalamak için zorluğu göğüsle

IDC Savunma Sanayii. Antikor tabanlı tanımlama sistemleri birçok üstün özellikler sahiptir. Yüksek hassasiyette ve kısa sürede hızlı sonuç üretme.

UYDU GÖRÜNTÜLERİ VE SAYISAL UZAKTAN ALGILAMA

ALETLİ ANALİZ YÖNTEMLERİ. X-Işını Spektroskopisi Yrd. Doç. Dr. Gökçe MEREY

3- KİMYASAL ELEMENTLER VE FONKSİYONLARI

MANYETİK REZONANS TEMEL PRENSİPLERİ

BÖLÜM 2 ATOMİK YAPI İÇERİK. Atom yapısı. Bağ tipleri. Chapter 2-1


Theory Tajik (Tajikistan)

12. SINIF KONU ANLATIMLI

DEMOCRİTUS. Atom hakkında ilk görüş M.Ö. 400 lü yıllarda Yunanlı filozof Democritus tarafından ortaya konmuştur.

Radyasyon Tespiti ve Ölçümü

Dielektrik malzeme DİELEKTRİK ÖZELLİKLER. Elektriksel Kutuplaşma. Dielektrik malzemeler. Kutuplaşma Türleri Elektronik kutuplaşma

Çok kanallı analizör deneylerinin ilk aşaması olan enerji kalibrasyonu incelenecektir.

TANISAL ve GİRİŞİMSEL RADYOLOJİDE RADYASYONDAN KORUNMA

Şekilde görüldüğü gibi Gerilim/akım yoğunluğu karakteristik eğrisi dört nedenden dolayi meydana gelir.

Gama Kameraların Kalite Kontrol Testleri. Quality Control Tests of Gamma Cameras

Elektrostatik Elektrik Alan Elektrik Akı Kondansatör. Kaynak : Serway-Beichner Bölüm 23, 24, 26

İlk elektronik mikroskobu Almanya da 1931 yılında Max Knoll ve Ernst Ruska tarafından icat edilmiştir.

FİZİK-II DERSİ LABORATUVARI ( FL 2 5 )

ATOM BİLGİSİ Atom Modelleri

GÜNEŞİN ELEKTROMANYETİK SPEKTRUMU

Yüksek Enerjili İyonlaştırıcı Radyasyon DedeksiyonundaKullanılmak Üzere Polimer Esaslı Sintilatör Üretimi

X-era Smart - Hizmetinizde!

Radyolojik Teknikler - I BT - MDBT

BÖLÜM 7. ENSTRÜMENTAL ANALİZ YÖNTEMLERİ Doç.Dr. Ebru Şenel

Bir etkileşmeden çıkan parçacıkları algılamak için dedektörler kullanılır. Gözümüz en mükemmel dedektörlerden biridir m den büyük boyutları

ELEKTRİKSEL EYLEYİCİLER

X IŞINLARININ TARİHÇESİ

Kritik Unsurlar: Tarama Mesafesi Tarama Açısı Nokta Büyüklüğü Tarama Alanının Görüşe Açıklığı

AKARSULARDA DEBİ ÖLÇÜM YÖNTEMLERİ

ALARA RGD RKS SINAVI ÇALIŞMA SORULARI

YAKIT PİLLERİ. Cihat DEMİREL

KULLANMA TALİMATI. MON.TALYUM-201 berrak ve renksiz bir çözeltidir. 1 ml enjeksiyonluk çözelti içinde 37 MBq Talyum-201 ( 201 Tl) radyonüklidi içerir.

Akreditasyon Sertifikası Eki (Sayfa 1/14) Akreditasyon Kapsamı

Doç.Dr.Bahar DİRİCAN Gülhane Askeri Tıp Akademisi Radyasyon Onkolojisi AD 10 Nisan ANKARA

Transkript:

RADYASYONUN DETEKSİYONU İyonize radyasyon elle tutulmaz, gözle görülmez. Bu kavramı somut ve ölçülebilir hale getirmenin yolu ise radyasyonun madde ile etkileşiminden yararlanarak, çeşitli maddelerde oluşturduğu etkileri değerlendirmek ve ölçmektir. Bu amaçla geliştirilmiş olan aygıtlara genel olarak detektör adı verilir. Detektörler niteliklerine ve kullanım amaçlarına göre değişkenlik gösterirler. Detektörler çalışma prensiplerine göre genel olarak üçe ayrılırlar: 1.Gaz doldurulmuş iyon odalı detektörler, 2.Yarı iletken detektörler, 3.Sintilasyon detektörleri. Gaz Doldurulmuş İyon Odalı Detektörler: Bu detektörler gaz ile doldurulmuş kapalı bir ortam şeklindedirler. Kullanılan gaz genellikle argondur. Radyasyon, bir gaz volümü ile karşılaştığı zaman iyonizasyon oluşturur. İyon odacığı sisteminde altı farklı bölge ya da başka bir deyişle uygulanan voltaja göre altı ayrı yanıt şekli gözlenebilir. Nükleer Tıp uygulamalarında kullanılan iyon odası tipi detektörler iyonizasyon bölgesi ve Geiger-Müller bölgesinde çalışan detektörlerdir. Bunlardan iyon odası bölgesinde çalışanlar doz kalibratörleri ve survey meter şeklindeki doz ölçer aygıtlardır. Radyasyonu detekte etmek için kullanılan duyarlı aygıtlar ise Geiger-Müller bölgesinde çalışırlar. Doz Kalibratörleri: Nükleer Tıp uygulamalarında çok kullanılan kuyu tipi iyon odası detektörlerdir. Bu aygıtın dört temel bölümü vardır: - Odacık, - Yüksek voltaj güç kaynağı, - Bir elektrometre ve sayısal görüntü kısmı içeren sayım devresi, - Kalibrasyon devresi Tipik bir doz kalibratöründe radyasyon, odacık duvarından odacığa girer ve odacık içerisindeki gazla etkileşir. Odacık içerisindeki gaz çoğunlukla argon dur ve iyonizasyon bölgesinde çalışan bir voltaj gerilimi etkisindedir. Radyasyonun gaz ile etkileşimi sonucunda oluşan pozitif ve negatif iyonlar kendilerine zıt elektron yükü bulunan elektrotlara doğru hareket ederler. Elektrometre adı verilen bir elektronik devre bu hareket sonucu oluşan akımı veya bir zaman biriminde oluşan total elektriksel yükü ölçer. Doz kalibratörleri hastaya verilecek radyoaktif maddenin ölçümünde Bu aygıtların enerji ayırt etme özellikleri yoktur. Değişik radyonüklidler için örnek aktivitesi ile iyonizasyon hızı arasındaki farklılık kalibrasyon devresi ile giderilir. Dolayısıyla ölçülecek her radyonüklid için bir kalibrasyon faktörü kullanmak gerekir Geiger-Müller Sayaçları: Nükleer Tıp ta kullanılan en yararlı ve portatif sayıcılardır. Herhangi bir şekil ve büyüklükte yapılabilirler. Kullanımları kolaydır. Temel olarak tarama amacıyla düşük yoğunluktaki radyasyonun ölçüm ve izlenmesinde Bir Geiger-Müller sayacının ana üniteleri şunlardır: Geiger-Müller tüpü Elektronik devreler Sayıcı ve kaydedici devreler Geiger-Müller Sayacının Çalışması: Tüpün içine giren iyonlaştırıcı radyasyon, iyon çiftleri meydana getirir. Elektronlar pozitif yüklü orta tele (anoda), pozitif yüklü iyonlar da negatif yüklü silindire (katoda) doğru giderler. Bu olay sonucunda oluşan deşarj alette bir puls meydana getirir. Oluşan pulslar sayıcıda okunur. 1

Yarı İletken Detektörler: Gazlara oranla 2000-5000 kez daha yoğun özellikteki materyallerden yapılan yarı iletken detektörlerin x ve gama ışınına karşı çok daha fazla verimlilikleri ve durdurma güçleri vardır. Havada her 33 kev enerji bir iyonizasyon oluşurken, yarı iletken detektörlerde bu düzey 3 kev e inmektedir. Dolayısıyla yarı iletken detektörler sadece radyasyonu çok iyi düzeyde absorbe etmekle kalmayıp, aynı zamanda gazlı detektörlerin on katı daha güçlü elektrik sinyali oluşturabilmekte ve böylece radyasyonu duyarlı olarak saptayabilmektedirler. Oda sıcaklığında işleyen başlıca yarı iletkenler: HgI, CdTe ve CdZnTe. En yaygın kullanım alanları cerrahi gama problardır. Ayrıca son birkaç yıldır klinik kullanıma giren semisolid kameraların detektör materyali olarak kullanılmaktadırlar. Sintilasyon Detektörleri: Nükleer tıpta halen kullanılan aygıtların çoğunluğu sintilasyon detektörü içermektedir. Radyasyon fotonunun ışık fotonu haline dönüşmesi olayına sintilasyon adı verilir. Radyasyon ile etkileştiği zaman sintilasyon olayının gerçekleşmesine neden olan bir çok materyal (sintilatör) mevcuttur. Farklı tipteki materyaller, farklı tipteki radyasyonu detekte edebilecek uygunluktadır. Katı ve sıvı formdaki sintilatörler Nükleer Tıp ta farklı uygulama alanı bulurlar: Beta Sayıcılar: Bu cihazlarda organik sintilatör bulunur ve genellikle beta sayımı için Organik sıvı maddelerin sintilatör olarak katı maddelere göre önemli bir üstünlüğü, radyoaktivitenin tarayıcıdaki sıvı hacmine tamamen nüfuz edebilmesi ve deteksiyon etkinliğinin artmasıdır. Bu nedenle H-3 ve C-14 gibi zayıf beta yayıcıları ve düşük enerjili X ve gama ışınlarının deteksiyonunda Gama deteksiyonu için katı kristal formundaki sintilatörler kullanılır. En yaygın olarak kullanılan materyal, az miktarda Talyum karıştırılmış sodyum iyodür (NaI(Tl)) kristalleridir. NaI(Tl) kristalinin avantajları: Gama ve X ışınlarını iyi absorbe eder. Yaklaşık 30 ev enerji absorbsiyonunda bir görünür ışık fotonu salar. Kendi sintilasyonlarına karşı geçirgen olup, self-absorbsiyonla sebep olunan sintilasyon kaybını en aza indirir. Kristal içinde absorbe ettiği radyasyon enerjisiyle orantılı sintilasyon çıkarır. Bu nedenle enerji seçimli çalışmalarda kullanılabilir NaI(Tl) kristalinin dezavantajları: Mekanik ve termal darbelere karşı dayanıksız olup kolayca kırılabilir. Kristal açıkta bırakılırsa, bir saat içindeki 3-5 C lik sıcaklık değişikliklerinde çatlayabilir. NaI(Tl) kristali hidroskopik olup, nemli ortamlarda kaldığında kristal içinde sarı lekeler oluşur ki bu da kristalin verimini azaltır. GAMA KAMERALAR ve ÇALIŞMA PRENSİPLERİ Nükleer Tıpta görüntüleme sistemleri tetkik edilecek organa göre seçilen radyofarmasötiğin hastaya verilmesi ve kaynak hale gelen organdan çıkan ışınların dedekte edilmesi prensibine göre çalışırlar. Görüntülemede amaç hastaya asgari miktarda verilen radyoaktif maddenin etkin bir şekilde detekte edilmesi ve kaliteli olarak görüntülenmesidir. İlk görüntüleme sistemi olan lineer tarayıcılar, hastadaki izotop dağılımını hareket eden dedektörün organdan salınan ışınları nokta nokta dedekte etmesi prensibine göre çalışıyordu. Bütün organın taranması için gereken sürenin çok fazla olması ve mekanik zorluklar nedeniyle günümüzde yerini, Hal Anger tarafından geliştirilen gama kameralara bırakmışlardır. 2

Gama kameralar organın her noktasından salınan ışınların aynı anda kayıt edilmesiyle lineer tarayıcılara göre çok üstünlük sağladılar. Organın çeşitli yerlerinden alınan ilave görüntülerle (anterior, posterior, lateral vs) teşhis doğruluğu sağladılar. Gama kameraların diğer önemli bir üstünlüğü de, statik görüntüleme yanında bir organ veya damarsal yapıdaki izotop hareketinin zamana bağlı değişiminin görüntülenebildiği dinamik çalışmaların da yapılabilmesidir. Gama Kameralar genel olarak bir detektör, sinyal işleme ve kayıt ünitelerinden oluşurlar. Organdan çıkan gama ışınları her yöne doğru hareket eder. Detektörün önünde bulunan kolimatör, sadece belli yönde gelen fotonların geçmesine izin verir. Kolimatörden geçen fotonlar NaI(Tl) kristalinde durdurularak sintilasyon fotonlarını meydana getirir. Kristal, genel olarak daire veya kare şeklindedir ve kristalin boyutu kameranın görüş alanını belirler. Bugün için genel olarak en küçük kristal 25-30 cm çapında, en büyüğü ise 50 cm çapındadır. Kristalin kalınlığı ise 1/2 inch ve 1/4 inch arasındadır. Kristal üzerine çarpan gama ışınları fotoelektrik ve compton olayları ile durdururlurlar ve oluşan elektronlar kristal atomları ile etkileşerek iyonizasyon ve uyarılmalar sonucu sintilasyon fotonları meydana gelir. Sintilasyon fotonları sayı olarak çok fazladır ancak enerjileri düşüktür. Kristal, yüksek enerjili bir fotonu çok sayıda alçak enerjide fotonlara dönüştürme görevi yapar. Kolimatör: Oluşan sintilasyon fotonları foton çoğaltıcı tüplerde (PMT) durdurulurlar. Birçok foton çoğaltıcı tüp, ön yüzeyi kolimatöre bağlanan kristalin arka yüzeyi üzerinde sıkı bir şekilde yerleştirilmiştir. Düşük enerjili sintilasyon fotonları tüp katotunda elektronlara dönüşürler ve tüp çıkışında voltaj pulsları elde edilir. Bu pulslar kayıt ünitesinde görüntüyü meydana getirecek şekilde elektronik devrelerde işlenirler. Gama Kameralarda deteksiyon etkinliği yani görüntüyü meydana getiren foton sayısının kaynaktan salınan foton sayısına oranı, kullanılan radyoaktif maddenin aktivite ve enerjisine bağlıdır. Ayrıca kristal boyutlarına, kolimatör yapısına ve sistem elektroniğine de bağlıdır. Ayırma gücü veya rezolüsyonun yüksek olması gama kamerada aranan önemli bir özelliktir. Rezolüsyon, organda birbirine yakın ayrıntıların görüntüde ayrı ayrı detaylar olarak ne kadar elde edilebileceği demektir. Bu önemli parametre en fazla kolimatör tarafından etkilenir. Gama Kameralarda kolimatörler, organdan gelen ışınları detektöre yönlendirmek ve harici ışınları durdurmak amacıyla Kolimatörler kaynaktaki aktivite dağılımını kristale yansıtır. Kolimatör yapımında genellikle kurşun tercih edilir.kurşun atom numarası yüksek olduğu için gama ışınlarını kolay absorbe eder. Kolimatör içinde ışınların geçişine izin veren delikler vardır. Delikler yuvarlak veya köşeli olabilir. Deliklerin arasındaki kalınlığa septa denir.septa kalınlığı da kullanılan radyonüklidin enerjisine göre ince veya kalın olarak dizayn edilir. Genel olarak kolimatörler çok kanallı ve tek delikli olmak üzere ikiye ayrılırlar. Çok kanallı olanlar kanalları birbirine paralel, birbirine yaklaşan (konverjan) ve uzaklaşan (diverjan) olmak üzere üç çeşittir. Kolimatör Çeşitleri: A) Pinhol Kolimatör: Genellikle kurşundan yapılan koni şeklinde bir kolimatördür. Kaynaktan çıkan gama ışınları kolimatörün uç kısmında bulunan ufak bir delikten (pinholden) geçerek detektörde kristal yüzeyine düşerler. Pinhol objeye yaklaştırıldıkça görüntü büyür, uzaklaştırıldıkça görüntü küçülür. Oluşan görüntülerde sağ-sol tersliği vardır. Pinholün çapı 4-8 mm kadardır. Uzaysal rezolüsyonu iyi olup tiroid ve göz gibi küçük objelerin görüntülenmesinde kullanılır. 3

B) Paralel Delikli Kolimatörler: En çok kullanılan kolimatör tipidir. Birbirine paralel çok sayıda kanal içerir. Paralel kanalları birbirinden ayıran septaların kalınlıkları, görüntülenen radyonüklidin gama enerjisini durdurmaya yetecek kalınlıkta seçilir. Kolimatör kanallarının boyu da önemlidir. Görüntülemeye başlamadan önce kolimatörün hastaya mümkün olan en yakın mesafeye yerleştirilmesi önemlidir. Çünkü kolimatör-hasta mesafesi açıldıkça, görüntülenmek istenen organın dışından gelen ışınların da detekte edilmesi sonucu görüntüde bulanıklık etkisi belirginleşir. Kanal uzunluğu, septa kalınlığı gibi kolimatörün yapılış özelliklerine göre paralel hol kolimatörleri şu şekilde sınıflandırabiliriz: Yüksek rezolüsyonlu kolimatörler: Görüntüde uzaysal rezolüsyonun önemli olduğu durumlarda Bu kolimatör tipinde kanalların boyları uzun, deliklerin çapı dar yapılmıştır. Yüksek sensitiviteli kolimatörler: Kısa sürede yüksek sayım toplanmasının amaçlandığı özellikle dinamik çalışmalarda kullanılır. Bu kolimatör tipinde kanalların boyu kısa, deliklerin çapı geniş yapılmıştır. Genel amaçlı kolimatörler: Görüntülerde hem rezolüsyon hem de sayım veriminin yüksek olmasının istendiği durumlarda kullanılır. Bu kolimatörlerde kanalların boyları ve çapları diğer iki kolimatör tipi arasında bir değerde optimize edilmiştir. Gama Kameralar detektör sayısına bağlı olarak tek dedektör ve çift dedektörlü sistemler olmak üzere de sınıflandırılırlar. Günümüzde kullanılan gama kameraların büyük bir çoğunluğu çift dedektörlü sistem olarak tasarlanmıştır. Bu şekilde hasta çekim süresi kısalmakta ve aynı anda hastaya ait farklı görüntüler alınabilmektedir. Yine günümüzde kullanılan gama kameraların büyük çoğunluğu tomografik görüntüleme yapabilmektedir. Bu yönteme SPECT (single foton emisyon tomografisi) adı verilmekte ve bu amaçla üretilen gama kameralar SPECT kamera olarak isimlendirilmektedir. SPECT sistemlerinde detektör hastanın uzun ekseni etrafında döner. Bu dönüş, yapılan çalışma türüne göre 180 veya 360 olabilir. Bu dönüş sırasında belli aralıklarla detektör durarak statik görüntü alır. Açı aralıkları kullanıcı tarafından belirlenir. Detektörün her duruşu sırasında bilgi toplama süresi ise eşit olmalı ve çalışılan organ ile kullanılan radyonüklide göre seçilmelidir. Farklı açılardan (projeksiyonlardan) elde edilen görüntüler, sistem bilgisayarı tarafından rekonstrüksiyon işlemiyle tomografik kesitsel görüntülere dönüştürülür. SPECT PET SİSTEMİ ve ÇALIŞMA PRENSİPLERİ Pozitron salıcıların tıbbi görüntülemede ilk kullanımı 1950 li yıllara dayanmaktadır. Sweet ve Wren adlı iki araştırıcı kendi ekipleri ile birlikte birbirlerinden bağımsız olarak insan beyni görüntülerinin elde edildiği ilk tarayıcıları geliştirmişlerdir. Bu cihaz karşılıklı yerleştirilmiş iki adet NaI(Tl) tabanlı dedektörden oluşuyordu. 1962 yılında ise ilk çoklu dedektör sistemi geliştirilerek iki boyutlu görüntüleme yapılabilmiştir. Bilgisayar rekonstrüksiyon algoritmasının gelişmesine paralel olarak Michael E. Phelps tarafından ilk bilgisayar destekli PET (Pozitron Emisyon Tomografi) 1973 de geliştirilmiştir. NaI(Tl) dedektörleri tartışılmaz avantajlarına rağmen, 511 kev enerjili annhilasyon fotonlarını soğurmada yeterince etkin değildir. Bu nedenle 1975 de PET sistemlerinde bizmut germanat (BGO) kristal kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde PET tarayıcılarında sıklıkla LSO ve BGO kristalleri kullanılmaktadır. Bu yüzyılın başlarından itibaren de aynı anda hem metabolik hem anatomik görüntüler elde etme ve bu görüntüleri füzyon edebilmeye olanak sağlayan PET ve Bilgisayarlı Tomografinin (BT) aynı cihazda birleştirildiği hibrid cihazlar (PET/BT) kullanılmaya başlanmıştır. Pozitron Emisyon Tomografisi 511 kev enerjili zıt yönlü iki annhilasyon fotonunun deteksiyonu prensibine dayanan bir görüntüleme tekniğidir. İki annhilasyon fotonunun eşzamanlı olarak algılanması tek foton görüntülemeye kıyasla duyarlılığı artırır. Bu özelliği ile PET verileri doğru nitelik ve nicelik bilgileri taşır. Pozitron, pozitif yüklü elektrondur. Yolu üzerindeki bir elektronla çarpışınca kütle enerjiye döner ve 511 kev lik iki annhilasyon fotonu birbirinden 180 zıt yönde salınır. Bu olay annhilasyon olarak tanımlanır. Annhilasyon fotonlarının birbiri ile 180 zıt yönde salındığı hat LOR(Line of Response) olarak adlandırılır. 4

İki ve üç boyutlu veri toplama (2D, 3D): PET tarayıcılarda çok sayıda detektör vardır. Detektör bloklarındaki sintilasyon kristallerini birbirinden ayırmak ve fotonlara kolimasyon sağlamak üzere kurşun plakaların kullanıldığı PET sistemleri iki boyutlu( 2D) olarak adlandırılır. Detektörler arasında kurşun plakaların bulunmadığı dizilim şeklinin oluşturduğu tekniğe de üç boyutlu (3D) adı verilmektedir. 3D görüntülemede sayım verimi 2D ye göre 8-10 kat daha fazladır. Ancak 2D görüntülemede teorik olarak daha iyi rezolüsyon elde edilebilir. Günümüzde gelişmiş yazılımları olan bilgisayarlar aracılığı ile 3D ile alınan görüntüler, yeterince gürültü ve saçılmış fotonlardan arındırılabilmektedir. Bu sayede 4-5 mm lik yapıları görmek ve ayırmak mümkündür. Günümüzde tam halka şeklindeki PET tarayıcılar yaygın olarak kullanılmaktadır. Tam halka PET tarayıcı, ortada 60-70 cm çaplı bir tünel ile tünelin etrafında halka şeklinde dizilmiş detektörler ve elektronik ünitelerden oluşur. Hasta yatağı tünelin tam ortasına pozisyonlanır. Görüntüleme için hasta baş ya da ayak ucundan tünelin içine girer. Detektör halkalarının genişliğine ya da faydalı görüş alanı mesafesine bir yatak pozisyonu adı verilir. Hastanın görüntülenmesinin kaç yatakta yapılacağı bilgisayar aracılığı ile belirlenebilir. Modern PET tarayıcılarının deteksiyon ünitesi 15-20 cm lik bir alanı görüntüleyebilmektedir. Bu görüş alanında beyin ve kalp gibi organlar bir kerede görüntülenebilirken daha uzun mesafedeki vücut bölümleri çoklu yatak pozisyonunda görüntülenebilir. Onkolojik çalışmalarda genellikle kafa tabanından uyluk ortasına kadar olan alanı taramak hedeflenir ve bu hastanın boyuna bağlı olarak 5-8 yatakta gerçekleştirilir. Yeni nesil PET tarayıcıları BT ile entegre olarak işlev görürler ve bu sistemlere PET/BT denir. Bu sistemde BT nin X ışınları ile transmisyon görüntülemesi yapılır. X ışın huzmesi ile yapılan transmisyon sonucu PET görüntülemeye eş zamanlı ve eş pozisyonlu konvansiyonel BT görüntüleri de elde edilir. Eşdeğer PET ve BT kesitlerinin zıt kontrast veren renk kodlarında üst üste çakıştırılması ile PET-BT füzyon görüntüleri elde edilerek PET görüntülerinde izlenen lezyonların çok daha etkin lokalizasyonu sağlanır. BT nin PET görüntüleri üzerinde iki önemli rolü vardır: Anatomik lokalizasyon sağlamak ve Atenüasyon düzeltmesi yapmak PET Radyonüklidleri: Kısa yarı ömürleri nedeniyle pozitron salan radyonüklidler kullanıldıkları merkezlere yakın yerlerde üretilirler. Bu radyonüklidler iki yolla elde edilirler: İlki nükleer jeneratör kullanımıdır. Bu yöntemle elde edilen radyonüklidlerden en yaygın kullanılanı Rb-82 dir. Diğer yol ise siklotron kullanımıdır. Siklotronda, yüklü parçacıklar elektromanyetik alanda dairesel olarak hızlandırılır ve hedefteki kararlı izotoplara çarptırılırlar. Böylece kararlı izotoplar, çekirdeklerindeki artan proton sayısı nedeniyle kararsız hale geçerler ve tekrar kararlı olana dek pozitron salınımına başlarlar. Bu yöntemle de C-11, N-13, O-15 ve F-18 gibi yaygın kullanılan PET radyonüklidleri elde edilmektedir. Günümüzde pozitron salıcısı olarak en çok kullanılan PET radyonüklidi F- 18 dir. Tüm dünyada PET uygulamalarının büyük bir kısmında F-18 işaretli Florodeoksiglukoz (FDG) kullanılmaktadır 5