FOTOĞRAFÇILIK DERS NOTLARI İçindekiler Feyyaz BODUR Fotoğrafın Öyküsü.... Giriş..... Fotoğrafın Bulunuş Öncesi J. Nicephore Niepce Ve İlk Fotoğraf....... Fotoğrafın Dünyaya Duyuruluşu: L. Mande Daguerre.... Fotoğrafın Çoğaltma Aracı Olarak Bulunuşu: Fox talbot.... Buluşun Adının Konulması ve Gelişmeler.... Çok Renkli Fotoğraf Dönemi... Sayısal (Dijital) Fotoğraf Dönemi...... Fotoğraf Kayıt Araçları..... Giriş..... Fotoğraf Makineleri Türleri..... Aynalı Sayısal Fotoğraf Makineleri (DSLR)... Aynasız Sayısal Fotoğraf Makineleri... Akıllı Telefonlar... Fotoğraf Makinelerinin Ana Parçaları..... Fotoğraf Makinesi Tutma Türü... Objektifler... Giriş.. Objektif Türleri.... Değişkenler ve Net Alan Derinliği... Değişkenler...... Fotoğraf Kayıt süresi.......
Diyafram Açıklığı.... Işığa Duyarlılık Ayarı (ISO)..... Değişkenlerarası Bağlantılar..... Net Alan Derinliği ve Etkenleri...... Diyafram Açıklığı..... Odak Uzunluğu..... Konuya Uzaklık....... Fotoğrafta Kompozisyonu... Giriş..... Altın Oran (Altın Noktalar)..... Doğal Düzenleme...... Yapay Düzenleme..... Düzanlamlı Fotoğraf (Doğrudan Anlatım.)...... Yananlamlı Fotoğraf (Dolaylı Anlatım.)...... Fotoğrafta perspektif........
Fotoğrafın Öyküsü Giriş Bugün her yanımızı kuşatmış olan fotoğrafın bulunuşunun öyküsü oldukça ilginç ve uzun bir serüven içerir. Fotoğraf, başlangıcında fiziksel ve kimyasal, 1980 li yıllardan başlayarak da sayısal işlemler sonucu gerçekleştirilen görüntü kaydetme işlemidir. Her ne kadar fotoğraf çekmek kavramı ile bu oluşumu anlatabiliyorsak da asıl olan bir yüzey üzerine kayıt olayıdır. Bir tür resmetme olan fotoğrafın ana maddesi ışıktır. Işık olmadan, yeterli ışık olmadan fotoğrafın oluşması mümkün değildir. İnsan tarafından ışığın bir güç olduğunun anlaşılmasının tarihi, yaradılışına kadar uzanır. Gündüzün aydınlığı içinde hareketli bir yaşam sürdürürken, güneşin batışı ile çöken karanlıkla birlikte, kendini bir ağaç kovuğuna, bir kaya oyuntusuna saklamıştır. İnsan ateşi buluşuyla, gecelerinin de hareketli yaşam saatlerine dönüşmesini sağlamıştır. Güneş, ay ve ateş insanın ömrü boyunca doğa ile mücadelesinde yardımcı olmuştur. İnsanlık bu ışık ve ısı kaynaklarından yararlanmanın yöntemlerini aramış, bulmuş ve geliştirmiştir. Fotoğrafın Bulunuşu Görebilmek ancak ışık sayesinde mümkündür. Diğer söyleyişle görebilirlik ancak belirli bir aydınlıkta mümkündür. Işığın nesneleri görülebilir kılmanın ötesinde onların üzerinde farklı etkileri olduğu zamanla bazı insanların dikkatini çekmiştir. Nesnelerin gölgesi ışık sayesinde oluşur. Işık renkleri soldurur. Işık meyve ve sebzelerin rengini geliştirir. Kimyasal sıvılar üzerinde ise daha güçlü değişim gerçekleştirir. Bu nedenle kimyasal sıvılar (sıvı ilaçlar) değişime uğramamaları için koyu renkli şişelerde saklanır. Yüzyıllar boyu araştırmacılar birbirinden bağımsız, belki de habersiz, bir taraftan fiziksel diğer yandan kimyasal olarak ışığın gücü üzerinde çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalar M.Ö V. yüzyılda Çinli Mo Ti nin karanlık kutu içinde görüntü oluşturma çalışması, daha sonraki yüz yıllarda Aristoteles, İbnül Heysem, Leonardo da Vinci ve birçok araştırmacı bilim insanının bu kutunun çalışma prensipleri üzerine çalışmaları ile sürdü. Bu araştırmacılar aynı zamanda geliştirdikleri karanlık kutuların resmetme aracı olarak kullanılmasını sağladılar. Karanlık kutunun deliğini önce tek mercek daha sonraları iki mercek kullanarak daha nitelikli görüntü oluşturdular. İbnül Heysem (965-1040) ile başlayan bu gelişmeler sonucu, Daniele Barbaro nun (1514-1570) diyaframı, Johann Zahn ın (1631-1707) objektifi ile karanlık kutunun işlevselliği artırıldı. İnsanların ilgisini çeken bir başka gözlem ise nesnelerin ışıktan etkilenmeleri ve bu etkinin nesnelerde farklılık göstermesiydi. bazı maddelerin kararırken bazılarının renginde açılmalar olması araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Özellikle de gümüş tuzlarının ışığa karşı duyarlıkları (kararması) görüntü oluşturmada öncü rol oynamıştır. 19. yüzyıla kadar süren bu dönem görüntü oluşturmada kimyasal gelişme dönemini oluşturur. Kimyasal gelişme döneminin öncüleri arasında, Cabir İbn Hayyan (721-815) gümüş nitratı elde eden ve bu maddenin güneşin etkisiyle renk değiştirdiğini gözlemleyen bilim insanıdır. Böylelikle ışıktan etkilenmeyi ifade eden pozlanma kavramı doğmuştur. XVIII. yüzyılın bilim insanlarından Johann Heinrich Schulze ise maddelerin kararmasının ışığın etkisiyle olduğunu
kanıtladı (1727). O döneme kadar kararmada ısının etkisi olduğu sanılıyordu. Işıktan en çok etkilenen madde ise gümüş tuzları olduğu üzerinde görüş birliği oluştu. Daha sonraki yıllarda pozlamanın etken maddesi olarak gümüş tuzları bileşikleri kullanıldı. Başlangıçta, fiziksel ve kimyasal bir süreç sonucu biçimlenen fotoğraf ın bu gelişimini günümüzde anlamak kolaydır. Oysa bu olanağın gerçekleşmesi için uzun yılların geçmesi gerekmiştir. Fotoğraf, yukarıda sözü edilen iki fenomenin, fizik ve kimyanın mutlu beraberliğinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Günümüze ise daha çok sayısal (dijital) kayıtlar ile yapılan fotoğraflar söz konusudur. Çizim 1:: Camera Obscura: Bir iğne deliğinden giren ışıkla yüzey üzerinde görüntü oluşturmayı sağlayan bu basit aygıta Karanlık Oda ya da yaygın deyişle Karanlık Kutu denilmektedir. Aydınlık ortamda bulunan nesnenin yukarı aşağı ve sağ sol ters görüntüsü kutunun dip yüzeyinde oluşur. Günümüzde her alanda kullanılan fotoğraf, birçok bilim insanının ortak çabasının ürünüdür. Bir binayı yapan mühendis, usta, çırak onlarca insanın çalışması gibi bu buluşta da çok sayıda araştırmacının en az bir tuğlası, bir kürek harcı vardır. Joseph Nicéphore Niépce Ve İlk Fotoğraf (1765-1833) Fotoğrafın buluşçusu olarak tarihe adını yazdıran kişi ise Fransız Joseph Nicephore Niepce dir. Nicéphore Niépce yaşamını verdiği fotoğraf ile uğraşabilmek için yeterli bilgiye ve maddi olanaklara sahipti. Başlangıçta, litoğraf yöntemlerini kullanarak görüntülerin doğrudan reprodüksiyonlarını elde etmeye çalıştı. Bu çalışmaları point de vue (bakış açısı) olarak adlandırılmaktadır. Ardından gravür yöntemini kullanarak fotografik reprodüksiyonlar elde etmeyi başardı. Bu buluşuna güneş yazısı anlamına gelen Heliograf adını verdi. Tarihin Fotoğraf 1: Joseph ilk fotoğrafını 1827 yazında kaydetti (Bazı kaynaklarda 1826 olarak Nicephore Niepce belirtilmektedir). Fotoğrafın buluşçusu Nicéphore Niépce tarafından yapılan ilk fotoğraf sekiz saat pozlama sonucu elde edilmiştir. Birkaç ev ve çatıların
görüntüsünden oluşan bu fotoğraftaki tüm cepheler uzun poz suresinin doğal sonucu, güneşin hareketine bağlı olarak aydınlıktır (Fotoğraf: 2). Dairesel görünümlü bu ilk fotoğrafın belirgin alanının boyutları 16,5 x 20.3 cm dir. Niépce daha önce de benzer çalışmalar yapmış ancak sonuçlarından memnun kalmamıştır. 1816 yılında başladığı deneylerinin başarılı sonucuna 11 yıl sonra ulaşmıştır. Bu ilk fotoğraf, fotoğraf tarihi açısından büyük önem ve anlam taşımaktadır. Tıpkı eski mağara resimlerinin resim sanatı için taşıdığı önem gibi. Fotoğraf 2:: J.Nicephore Niepce in 1826 veya 1827 yılında kalay levha üzerine gerçekleştirdiği bu kaydı, 1952 yılında fotoğraf araştırmacıları Helmut ve Alison Gernsheim düzelterek yeniden sundular. Louis Jaques Mandi Daguerre (1787-1851) Fotoğraf 3: Luis Mande Daguerre Niépce tarafından elde edilen sonuçlara ilişkin haberler, Fransız ressam Daguerre tarafından ilgiyle izleniyordu. Louis Jaques Mandi Daguerre ressamlığının yanısıra tiyatro dekorcusu ve Diorama denilen gösterinin yaratıcısıdır. Daguerre, Niépce in buluşunu kendi çalışmaları için de kullanabileceğini düşünüyordu. Bu amaçla Niépce ile tanışabilmenin ve birlikte çalışmanın yollarını aradı. Sonunda fotoğraf çalışmalarını geliştirmek için 14 Aralık 1829 da bir ortaklık anlaşması imzaladılar. Daguerre in ticari yeteneğinin fotoğrafın gelişmesine yararı büyük olmuştur. Geliştirdiği yöntemleri Niépce in görme şansı olmadı. Niépce 1833 de öldükten sonra, Daguerre farklı yönde fotoğraf çalışmalarını sürdürdü. Üç yıl içinde de çalışmalarının ürünlerini almaya başladı. Daguerretip adını verdiği yöntemle başarılı fotoğraflar elde etti. Daguerre in çeşitli maddeler deneyerek elde ettiği pozitif bir görüntüydü. İki yıl sonra bu görüntüyü tespit etme, yani güneş ışınlarına karşı kesin olarak duyarsızlaştırma olanağını buldu. Daguerre in elde ettiği sonuçlar çok başarılıydı. Görüntüler kusursuzdu. Poz süresi sekiz saatten birkaç dakikaya düşmüştü. Uygulanan yöntem kolay olduğu için, hiç bir bilimsel bilgi ve olağanüstü beceriklilik gerektirmiyordu.
Bu yeni yöntemi örten sır perdesi, 19 ağustos 1839 tarihindeki bir oturum sırasında Fransız Bilimler Akademisi ve Güzel Sanatlar Akademisi delegeleri önünde Bilim insanı François Arago tarafından dünyaya açıldı. Bu olay fotoğrafın resmen doğuşu olarak kabul edilebilir. Dagerotip yöntemi ile yapılan fotoğrafların bazı olumsuzlukları vardı. Pozlama süresi çok Fotoğraf 4: 1839 yılında Daguerre tarafından Paris te çekilen bu fotoğrafta ilk hareketli bir konu kaydedilmiştir. uzundu bu nedenle yalnızca sabit nesneler belirgin olarak kaydedilebiliyordu. Ayrıca her fotoğraf tek kopya (pozitif) idi. Aynı fotoğraftan bir tane daha gerekiyorsa tekrar pozlanması gerekiyordu. William Henri Fox Talbot (1800-1877) Bu sırada, başka sorunlara eğilmiş araştırmacılar, aynı klişeden birçok benzer kopya çıkartılmasını sağlayacağı için, birkaç yıl içinde dagerotip in yerini kesin olarak alacak bir yöntem buldular. Bunların başında, kimyacı William Henri Fox Talbot yer alıyordu. Gerçekten, Fox Talbot, daha 1833 te, karanlık odada ışıkla oluşan görüntüyü bir yüzey üzerine tesbit edebiliyordu; iki yıl sonra, kağıt üzerinde, negatif fotojenik resimler elde etti. Üzerindeki gizli görüntü yü görünür hale getirmeyi başardığı (1840) yeni bir duyarlı yüzey, onun en değerli buluşudur; bu buluş, kağıt üstünde negatif ve pozitifler Fotoğraf 5: Fox Talbot elde etmenin ya da kalotip in ilkesini oluşturur (1841 Şubat beratı). Önceleri sofra tuzundan sonraları da, Sör John Frederick William Herschel in önerileri üzerine(1842) sodyum hiposülfitten oluşan etkili bir tespit banyosu kullandı; John Herschel in ve Joseph Bancroft Reade in sayesinde, sodyum hiposülfit,
günümüzde de kullanılmaktadır. Yaptığı ilk fotoğraflarına The Pencil of Nature (Doğanın Kalemi) (1844) adlı yapıtında yer veren Talbot, yalnızca negatif elde etmekten büyük umutsuzluğa kapılıyor ve bu negatiften pozitif çıkarmayı, basit, değersiz bir iş sayıyordu. Oysa Niépce in başaramadığı şeyi Talbot nun başardığını ve artık, kağıt üzerine kusursuz biçimde tespit edilmiş, çok güçlü ışıklara dahi dayanabilen bir negatiften sonsuz sayıda pozitif kopyalar elde edilebileceğini görmezden gelmek haksızlık olur. Fotoğraf 6: Pencere, Fox Talbot, (1835). Kâğıt üzerindeki bu negatif görüntüde, İngiltere nin Güney Gallery Bölgesi nde kendisinin de yaşadığı Lacock Abbey deki demirli bir pencere resmedilmiştir. Talbot un erken dönem fotoğraf çalışmalarının önemli yanı negatif-pozitif fotoğraf işlemini bulmuş olmasıdır. Bu, Fox Talbot yu modern fotoğrafın buluşçusu olarak anılmasını sağlamıştır. Günümüzde dahi film üzerine çekilen tüm fotoğraflar bu sisteme göre elde edilmektedir. Analog fotoğraf makinesi kullanan amatörler film olarak kolay basılabilme ve ekonomik olması nedeniyle negatif film kullanmaktadır. Adının Konulması ve Gelişmeler Fotoğraf (Photographe) sözcüğü ışıkla yazı yazmak (ya da çizmek) anlamına gelen Yunanca Photos (ışık) ve Graphe (yazı-çizi) sözcüklerinden oluşturulmuştur. Fotoğrafın nasıl bir şey olduğunu bugün biliyoruz. Geçmişte bu tip görüntülerin bir yüzey üzerine kaydedilebilmesi üzerine düşünmüş çok sayıda kişinin adını hatırlıyoruz. Fransız Joseph Nicephore Niépce, bunları Point-devue olarak adlandırdı. Fox Talbot ise Güneşli Dizaynlar dedi. Sir Jhon Herschel ise son adını koydu: FOTOĞRAF.
Bazı kaynaklarda, 25 Şubat 1839 da Vossiche Zeitung dergisinde yayınlanan bir yazı da, Charles Wheatstone ve Johann von Mädler'in Fox Talbot'ya yazdıkları 2 Şubat 1839 tarihli mektuplarında Fotoğraf sözcüğünü önerdikleri belirtilmektedir. Bazı kaynaklar ise to photograph (fotoğraf yapmak) fiilinin ve photographic (fotoğrafik) sıfatını İngiliz astronomu Sir John Herschel in notlarında Ocak 1839 da kullandığı ve bu bilginin 14 Mart 1839 da On the Art of Photograpy yazısında ilk kez İngilizce olarak yazıldığı belirtmektedir. Bundan başka pozitif ve negatif (Ocak 1840) ve ayrıca snap-shot (1860) ve enstantane deyimleri ilk kez yine Herschel tarafından kullanılmıştır. 1880 li yıllara gelindiğinde fotoğraf oluşturmak artık çok kolay hale gelmişti. Piyasada, fotoğrafa ilişkin her türlü araç gereç ve kimyasallar bulunabiliyordu. Kodak firmasının kurucusu George Eastman (1854-1932) 1880 li yıllarda başladığı üretimlerinde önce kâğıt, daha sonra da modern fotoğrafçılığın başlangıcına işaret eden selüloid tabanlı rulo filmi geliştirmiştir. 1889 yılında Kodak kamerası, 100 poz içeren film rulosu ile birlikte piayasaya sunulmuştur. Fotoğraf makinesini fabrikaya göndermek şartıyla, film yıkama ve baskı işlemleri hizmeti birlikte verilmiştir. Bir yıl sonra ise bir dolar fiyat biçerek Brownie marka makinaları piyasaya sürmüştür. Bunu kullanan amatörler, makinelerini fabrikaya göndermeye gerek kalmadan filmlerini kendi başlarına değiştirebilmişlerdir. Devrim niteliğindeki bu ürün, fotoğrafın inanılmaz bir hızla halk arasında yaygınlaşmasını sağlamıştır. Fotoğrafçılık artık yalnız uzmanlara ve profesyonellere özgü bir uğraş değildi; bilimlerin ve tekniklerin hizmetindeki yeni bir araç haline geldi; aynı zamanda amatörlerin uğraşı alanlarına da girdi. Buluşun gerçekleştiği yüzyıldan beri yöntemin ilkesi değişmemiş olan fotoğrafçılık alanında, giderek daha duyarlı yeni emülsiyonlar, daha enerjik açınlayıcılar (formik asidin kullanılması) sayesinde poz süresinin önemli ölçüde azaltılması sağlanmıştır. İlk fotoğraf 8 saatlik pozlama sonucu oluşmuştu. 1880 e gelindiğinde ise 1/100 saniyeye, 1895 te de 1/1000 saniyeye ulaşıldı; bundan sonra, duyarlı plakanın etkilenme hızı yalnızca öbtüratörün (örtücünün) mekanik dirençleriyle sınırlı kaldı ve 1939 da saniyenin milyarda biri tutan hıza ulaşmak için, çok hızlı ve güçlü stroboskopik yeni aydınlatma yöntemlerine başvurmak gerekti. Çok Renkli Fotoğraf Dönemi Fotoğrafın ilk dönemleri siyah beyaz fotoğrafçılığı kapsar. Ancak fotoğrafın bulunuşundan itibaren bu uğraşı içinde olanlar doğadaki renklerin kaydını bu yöntemle gerçekleştirme çabası içinde oldular. Fotoğrafçılık yalnızca bütün görünür renkleri giderek daha kesin değerler halinde göstermekle yetinmedi. Bilim insanı James Clark Maxwell in yansıtarak renkli görüntü elde etme çalışmalarını 1907 de, ışığa tutularak ya da projeksiyonla seyredilen Lumiere lerin otokrom pozitif filmleri izledi; daha sonra renkli kopyalar kâğıda basılmaya başlandı. Renkli fotoğraf tekniği, İngiliz Thomas Young ın ortaya attığı bir kurama dayanır; bu bilim adamı 1802 de temel aldığı üç rengin, kırmızı, yeşil ve mavinin, gözün tüm renkleri üretmesi için yeterli olduğu varsayımını ileri sürmüştü. İngiliz James Clark Maxwell de benzer düşünceyle 1861 de, Londra da yapılan bir konferans sırasında kırmızı, yeşil, mavi filtrelerle çekilmiş üç adet siyah-beyaz diapozitifi aynı filtrelerin arkasına koyarak üst üste gelecek şekilde perdeye yansıttı (Fotoğraf:7). Böylece gerçeğine yakın renkli görüntü elde ediliyordu. Günümüzde kullanılan bütün renkli yöntemler, söz konusu deneyden türemiştir.
Maxwell in deneyinden kısa bir süre sonra, iki genç Fransız renkli görüntü ile ilgili yeni bir sistem tasarladılar. Bu sisteme göre üç diapozitiften yola çıkarak tek bir renkli diapozitif elde etmek mümkündü. Bu Fransız mucitler Charles Cros ve Louis Ducos du Hauron dur. Fotoğraf 7: Maxwell in üç anarenkten doğal rengi oluşturma deneyi Dünya renklerle bezenmiş bir yerdir. En azından algıladığımız kadarıyla böyledir. Eğer bu çok renkli dünyayı siyah-beyaz görmek istersek, onu siyah-beyaz sunabilen video, sinema, fotoğraf gibi araçlara başvurmamız gerekir. Birçok belgesel film ve fotoğraflarda dünyamızı siyahbeyaz olarak ve doğal karşılayarak seyrederiz. Çoğu zaman da dünyanın siyah-beyaz ya da gri olmadığını dahi unuturuz. Gerçekten de çağdaş dünya tarihinin büyük bir bölümü siyah-beyaz olarak belgelenmiştir. Televizyonun renkli yayınlarını izlemek de ancak XX. Yüzyılın ikinci yarısından sonra mümkün olmuştur. Fotoğrafın başlangıç döneminde, bu yeni aracın, tabiatın renklerini saptamak konusunda da aşamalar geçireceği düşünülmüştü. Peter Henry Emerson (1856-1936) da fotoğrafın en yaratıcı araç olduğunu ifade etmişti. Ancak, fotoğraf dünyayı tanımlayabildiği halde ilk dönemlerinde, tabiatın renklerini saptama konusundaki yetersizliği bir eksiklik olarak görülüyordu ve fotoğraf azaltılmış bir doğallığı gösteriyordu. Fotoğrafın siyah-beyaz döneminde, müşterileri memnun etmek için, pek çok fotoğraf elle renklendiriliyordu. Bunların bazılarında, fotoğraf olduklarını unutturacak yoğunlukta boya pigmenti vardı. Diğer yandan, renkli fotoğraf elde etmek amacıyla deneyler fotoğrafın icadından çok kısa bir süre sonra başladı. Şayet fotoğraf, gerçekliği karşılayan bir iletişim aracı ise, siyah-beyazdan renkliye dönülse bile yine de fotoğrafın otantik anlamı, bakışlardan ve fotoğrafa dönüşmüş bir parça dünyadan gelmektedir. Dolayısıyla bu bağlamın dışındaki herhangi bir renk kullanımının süslemeden başka bir şey olmadığı söylenebilir.
Fotoğraf 8: İlk renkli fotoğraflardan bir örnek, Louis DUCOS DU HAURON, 1872 Sayısal (Dijital) Fotoğraf Dönemi Sayısal görüntü kaydetme çalışmalarının tarihi video kayıtlar dönemi ve daha öncesine kadar gitmekle birlikte sayısal görüntü kaydı yapan ilk fotoğraf makinesinin 1981 yılında Sony tarafından üretildiğini söyleyebiliriz. İlk sayısal fotoğraf makineleri pahalı olmalarının yanında görüntü kayıt kaliteleri de çok düşüktü. Bu fotoğraf makineleri ancak 25 fotoğraflık bir belleğe sahipti. Günümüzde ise artırılabilir hafıza olanakları ile gerek fotoğraf makineleri gerekse akıllı telefonlar binlerce fotoğrafı yüksek kalitede kaydederek belleklerinde depolayabilmektedir. Sayısal (dijital) teknolojideki gelişmeler yaşamın birçok alanına olduğu gibi fotoğraf teknolojisine de olumlu katkılar sağladı. Sayısal fotoğrafçılık yöntemlerinin kullanıcı açısından da yararları oldu. Sayısal yöntemlerle elde edilmiş fotoğraflar kolayca işlenebilir, varsa hataları kolaylıkla düzeltilebilir. İnternet ve diğer yollar kullanılarak kolaylıkla bir ortamdan farklı bir ortama gönderilebilir, baskıları evde dahi kolaylıkla yapılabilir. Herhangi bir sayfaya önceki teknolojilerden daha kolay yerleştirilebilir. Diğer yandan, fotoğraf makineleri ister filme ister sayısal olarak sensör üzerine kayıt yapsınlar aynı işleve sahiptirler. Her ne kadar film kalitesi bir adım önde olsa da günümüz fotoğraf teknolojisi sayısal üzerine kurulmuş ve geliştirilmektedir. Yine fotoğraf kaydı için kullanılan araçlardan biri olan cep telefonlarının üreticileri her yeni modelde fotoğraf ve video kaydını cihazın diğer özellikleri kadar önemsemektedir. Sosyal paylaşım ağlarında sayısal görüntü paylaşımı diğer paylaşımlar arasında birinci sıradadır. Özellikle de akıllı telefonlarla kaydedilen fotoğraflar anında paylaşılabilmektedir. Ancak görüntü niteliği tartışılır fotoğraflar internet ortamında çok fazla yer kaplamakta ve bir tür kirlilik yaratmaktadır.
Fotoğraf Kayıt Araçları Giriş Bu kapsamında ele alacağımız fotoğraf kayıt araçları sayısal fotoğraf makineleri ile cep telefonlarıdır. Film kullanımını amatörler ve çoğu profesyonel fotoğrafçıların terk ettiğini görüyoruz. Film artık bazı sanatsal çalışmalar, nitelikli baskı işleri ve tıbbi, askeri vb. sektörler dışında kullanılmamaktadır. Gelişen teknoloji ve rekabet sonucu gün geçtikçe azalan maliyet ile elde etme ve sunma kolaylığı gibi nedenler sayısal teknolojiye doğru bir akışı zorunlu kılmıştır. Video kamera, fotoğraf makinesi, cep telefonu gibi nesnelerin görüntüsünü kaydetme araçları günümüzde sayısal teknolojinin araçlarıdır ve kaydetme yöntemleri de sayısaldır. Bu araçların çalışma prensipleri birbirine benzer yapıdadır. Her birinin şekilsel yapıları da birbirine benzemektedir. Kullanmasını bilmesek de sahip olmasak da gördüğümüz bu araçların ne olduğu ve ne işe yaradığı hakkında hepimizin yüzeysel de olsa bilgisi vardır. Yüzeysel olarak bilgi sahibi olduğumuz, birçok özelliğini de kullandığımız bu araçlarla daha beğenilir görüntü kaydı yapmak diğer deyişle iyi fotoğraf çekebilmek bazı bilgi ve becerileri geliştirmeyi gerekli kılmaktadır. Fotoğraf Makineleri Türleri Fotoğrafın buluşçusu Niepce in ilk fotoğrafı kaydederken kullandığı karanlık kutu (Camera obscura) ya da ilkel fotoğraf makinesi ile günümüzün fotoğraf makinelerinin çalışma prensibi benzerlik taşır. Aradaki farklar pozlama yöntemleri, kullanılan duyarlı yüzey ile denetim ayarlarından kaynaklanıyor. İlk fotoğraf makinesinin kutusu marangozlar tarafından yapılmış mercekleri ise gözlükçülerden alınmıştı. Bugün ise gelişmiş teknolojilerle üretilen parçaların yine son teknoloji ile birleştirilmesi sonucunda onlarca farklı marka, yüzlerce farklı model akıllı sayısal fotoğraf kayıt araçları fotoğraf tutkunlarının hizmetine sunulmaktadır. Fotoğraf 9: Fotoğrafın buluşçusu Niepce in kullandığı ilk karanlık kutulardan biri (1820).
Tümü nesnelerin görüntüsünü kaydeden, diğer deyişle fotoğraf çekmeye yarayan bu araçların bazı yapısal özellikleriyle birbirinden faklı olduklarını görüyoruz. Günümüz sayısal (dijital) fotoğraf makinelerini türlerini aşağıda belirtilen şekliyle sınıflayabiliriz: Değiştirilebilir veya değiştirilemez objektifli (kompakt) fotoğraf makinesi Aynalı veya aynasız fotoğraf makinesi Küçük, orta format veya full frame (tam kare) görüntü kaydı yapan fotoğraf makinesi Optik bakaçlı (optik vizörlü) veya elektronik bakaçlı veya ekranlı fotoğraf makinesi Optik zoomlu veya dijital zoomlu fotoğraf makinesi Yukarıda türleri belirtilen fotoğraf makinelerinin bazıları birçok özelliği bir arada bulundurabilirler. Örneğin optik bakaçlı ve LCD ekranı veya elektronik bakaçlı ve LCD ekranlı fotoğraf makineleri vardır. Değiştirilebilir objektifli, optik bakaçlı ve LCD ekranlı, aynalı fotoğraf makinesi tanımlamasına uyan fotoğraf makineleri bulunmaktadır. Çizim 2: Aynalı fotoğraf makinesi Aynalı Sayısal Fotoğraf Makineleri (DSLR) Filme kayıt yapan aynalı fotoğraf makineleri Single Lens Reflex (SLR) olarak tanımlanır. Sayısal aynalı refleks fotoğraf makineleri de, Sayısal yani Dijital sözcüğü eklenerek Dijital Single Lens Reflex (DSLR) olarak adlandırılır. Aynalı fotoğraf makineleri aynasız ve kompakt sayısal makinelere göre daha büyük ve ağır bir gövdeye sahiptirler. Kaydı yapılacak nesnenin izlenmesi optik bakaç sayesinde gerçekleşir. Nesnelerden yansıyan ışınlar objektiften geçerek 45 derecelik aynadan yansıyıp sağ-sol ve alt-üst ters olarak pentaprizma ya gelir. Pentaprizma tarafından düzeltilen görüntü bakaca (vizör) ulaşır. Kayıt anında diğer söyleyişle tetiğe (deklanşör) basıldığında pozlama süresince bakaçtaki görüntü izlenemez. Çünkü ayna pozlama sırasında yukarı kalktığı için görüntü iletemez, bakaç (vizör) ve ekran kararır. (Çizim:2)
Aynasız Sayısal Fotoğraf Makineleri Aynasız fotoğraf makineleri iki grupta incelenebilir. Sabit objektifli ve değişebilir objektifli aynasız sayısal fotoğraf makineleri. Aynasız fotoğraf makinelerinin Aynalı olanlardan en önemli farklı özellikleri, boyutlarının daha küçük ve hafif olmaları, daha sessiz kayıt yapabilmeleri ayrıca elektronik bakaca (vizör) veya ekrana sahip olmalarıdır. Fotoğraf 10: Elktronik vizörlü, değiştirilebilir, optik zoom objektifli, LCD ekranlı aynasız sayısal fotoğraf makinesi Aynasız fotoğraf makinelerinde fotoğraf kaydı anında diğer söyleyişle tetiğe (deklanşör) basıldığında görüntü kaybolmaz. Görüntü kayıt anında ekranda ve bakaçtadır. Değişebilir objektifli aynasız sayısal fotoğraf makineleri ile değişebilir objektifli aynalı sayısal fotoğraf makinelerinin görüntü kayıt kaliteleri birbirine yakındır. Günümüzde teknolojideki gelişmeler nedeniyle fotoğraf makinelerinin birbirine olan üstünlükleri tartışılır durumdadır. Fotoğraf 11: Aynalı ve Aynasız Sayısal Fotoğraf Makineleri Akıllı Telefonlar Asıl işlevleri sesli iletişim sağlamak olan telefonlar, teknolojinin gelişmesi sonucunda görüntülü iletişim sağlayacak özellikler de sahip olarak ceplerimize sığacak kadar küçük bilgisayarlara dönüştürüldüler. Aynı zamanda da hareketli ve durağan görüntü kaydeden bir araç görevini de üstlendiler.
Nesnelerin iki boyutlu durağan görüntülerinin cep telefonlarımız tarafından kaydedilerek oluşturulan fotoğraflar, depolanmakta, işlenmekte gerektiğinde farklı bir uyumlu iletişim ortamına aktarılabilmektedir. Bu sayılanlara bakılacak olursak akıllı telefonların fotoğraf makinesinden daha işlevsel araç olduğu söylenebilir. Gelişen teknoloji fotoğraf makinelerine de Wi-Fi özelliği getirerek görüntüleri ve videoları doğrudan fotoğraf makinesinden sosyal ağlara yükleme olanağını sağladı. Mobil cihaz bağlantı düğmeleri ile fotoğraf ve videolar akıllı telefonlara veya tabletlere aktarılabilmektedir. Yine fotoğraf makinelerini akıllı telefonlar aracılığı ile uzaktan kontrol etmek için uygulamalar geliştirilmiş ve bu sayede görüntü senkronizasyonuyla PC ve bulut depolama gerçekleştirilebilmektedir. Cep telefonları yalnızca kendi çektikleri görüntüleri değil, başka fotoğraf makineleriyle çekilmiş görüntüleri de dünyanın başka noktalarına iletebilme özelliğine sahiptir. İnternetin birçok özelliği ile kablo, bluetooth, wi-fi ya da 3G, 4,5G gibi uygulamalarla cep telefonuna aktarılan sayısal görüntüler başka telefon ve ortamlara aktarılabilmektedir. Fotoğraf 12: Akıllı cep telefonları Ancak fotoğrafın kullanılma ortamları sözkonusu olduğunda, fotoğraf fotoğraf makinesiyle çekilmelidir diyebiliriz. Zira kullanıldığı ortamlara uygun olarak üretilecek fotoğraflar ancak fotoğraf makinelerinde bulunan özellikler sayesinde gerçekleştirilebilir. Nitelikli fotoğraf üretimine yardımcı tüm araç gereçler fotoğraf makinelerine uyumludur. Objektifler, ışık kaynakları, filtreler ve diğer aksesuarlar yine fotoğraf makineleri için üretilmektedir. Cep telefonlarının yardımcı araç gereçleri ise sınırlıdır. İleriki bölümlerde bu konulara değinilecektir. Akıllı telefonlarla fotoğraf çekim tekniğini yine temel fotoğrafçılık düzeyinde her yaş ve eğitim seviyesine göre sonraki bölümlerde ayrıntılı olarak anlatılacaktır. Fotoğraf makinelerinde olduğu gibi cep telefonun marka ve modeline göre çok farklı görüntü kaydetme ayarları (mod) bulunabilir bu nedenle ortalama bir fotoğraf eğitimi verilirken kayıt modlarının tanımı ve işlevleri üzerinde de durularak açıklamalar yapılacaktır. Amaç elimizdeki akıllı telefonun fotoğraf kayıt özelliklerini akıllıca kullanmanın metotlarını öğretmektir.
Akıllı telefonlarla fotoğraf pozlama sırasında kayıt modu yüksek çözünürlüğe ve çekilecek konunun özelliğine ayarlarsanız kaliteli fotoğraflar elde edersiniz. Telefon hafızasına daha çok fotoğraf kaydedebilmek amacıyla düşük çözünürlükte fotoğraf çekmek görüntü kalitesini düşüreceğinden fotoğraf çekme keyfinizi azaltabilir. Başkalarının fotoğraflarına bakarken aldığımız zevki kendi fotoğraflarımızdan alamıyorsak ve paylaşacak fotoğraflar çekemiyorsak zamanla fotoğraf çekme isteğimiz azalır. Tam tersine güzel fotoğraflar bize daha fazla fotoğraf elde etme, baktığımız her nesneden fotoğraf üretme isteği doğurur. Bu tutkuyu giderek büyütmek ancak başta fotoğraf makinemizin olanaklarını öğrenerek olacaktır. Buna bağlı olarak, görsel sanatlarla ilgilenmek, bu konuda yazılmış eserleri okumak, sergileri ve toplantıları izlemek çevremize görsel açıdan bakışımızı geliştirecektir. Bu değişimler dolaylı olarak üreteceğimiz fotoğraflarda niteliğin armasını sağlayacaktır. Fotoğraf Makinelerinin Ana Parçaları Fotoğraf kaydetmenin temel aracı olan fotoğraf makineleri iki ana parçadan oluşur; Gövde ve Objektif. Nesnelerin görüntüsünün önceler kâğıt, metal, cam gibi yüzeylere daha sonraları film üzerine kaydedildiği dönemlerden sayısal olarak sensör denilen elektronik hafıza kartlarına kayıt dönemine geçiş yaptık. Günümüzde film kullanan fotoğraf makineleri tamamen işlevini yitirmiş olmamakla birlikte amatör fotoğrafçılar sayısala geçiş yaptı denilebilir. Çizim 3: Kaynak: Canon 650d kullanım kılavuzu Film kullanan fotoğraf makinelerinde bulunan karanlık oda (filmin bulunduğu ışık geçirmez bölüm) yerini odasız elektronik kartlara bıraktı. Cep telefonları ile de objektif ve gövde üzerindeki sayısal teknoloji sayesinde filmsiz fotoğraf çekimleri yapılabilmektedir. Cep telefonlarında görülen teknolojik değişiklikler fotoğraf kayıt özelliklerini de olumlu olarak etkilemektedir. Akla şu soru geliyor, fotoğraf makineleri yerini cep telefonlarına mı bırakacak? Dar amatör anlamda baktığımızda taşıma ve kullanma kolaylığı bakımından olabilir diyebiliriz. Ancak profesyonel işlevselliği açısından düşünüldüğünde hayır daha doğru yanıt olacaktır. Konularımız ilerledikçe fotoğraf makineleri ile cep telefonları arasındaki farkı daha iyi kavramış olacağız.
Bu bölümde fotoğraf kayıt araçlarının gövdeleri üzerindeki düzeneklerden ve işlevlerinden söz edeceğiz. İkinci ana parça olan objektif ve işlevleri ise Üçüncü ayrıntılı olarak ileriki bölümde anlatılacaktır. Gövde Günümüz fotoğraf makinelerinin gövdeleri fotoğraf makinesinin beyin, diğer deyişle yönetim bölümüdür. Fotoğraf çekimiyle ilgi yapacağımız tüm ayarların ve kontrollerin kumanda merkezi gövdedir. Özellikle sayısal görüntü kayıt araçlarında gövde kayıt öncesi ve sonrası düzenlemelerin yapıldığı bir merkez konumuna dönüşmüştür. Analog (film üzerine) kayıt döneminde diyafram, netleme, zoom gibi bazı ayarlar objektif üzerinden gövdeden bağımsız olarak yapılmaktaydı. Bu bakımdan fotoğraf makinelerinin iki önemli parçasından bir tanesi olan objektif sayısal dönemde gövdeye bağımlı hale gelmiştir diyebiliriz. Ancak gelişmiş sayısal fotoğraf makinelerinde bulunan manuel ayar seçenekleri bize bazı objektif ayarlarını bağımsız olarak yapabilme olanağı veriyor. Güç Düğmesi Sayısal fotoğraf kayıt araçları elektrik gücüyle çalışan araçlardır. Her birinin üzerinde gereksiz enerji tüketimini önlemek amacıyla elektrik iletimini kapama ve açma düğmeleri bulunur. Birçok yeni teknoloji fotoğraf makinelerinde ve akıllı telefonlarda enerji tüketimini kontrol amaçlı olarak, cihaz açık olduğunda belirli bir süre kullanılmaz ise kendini otomatik olarak devre dışı bırakan özelliği vardır. (on-off düğmesi). Bu düğme ve ayar düzeneklerinin ad, şekil ve makine üzerindeki yerleri model ve markaya göre farklı olabilir. (Fotoğraf makinenizi ve cep telefonlarınızı alırken verilen kullanım kılavuzlarının, size burada anlatılanlar kadar yardımcı olacağını unutmayınız) Fotoğraf 13: Gövde üzerindeki ayar düzenekleri Tetik (Deklanşör) Fransızca bir sözcük olan deklanşör Türkçede tetik olarak karşılığını bulmaktadır. Asıl görevi fotoğrafın kaydedilmesi için komut düğmesi olmasıdır. Ancak bu düğmenin gelişmiş makinelerde önemli ara işlevleri de bulunmaktadır. Örneğin tetiğe yarım basıldığında makine modu ve objektif ayarları manuel seçeneğinde değil ise, netleme ve ışık ayarları komutu devreye girer ve kilitler. Bu işlemler sonucu tetiğe tam basıldığında kayıt tamamlanır.
Kayıt Modları Kadranı Fotoğraf makinelerinin ve akıllı telefonların görüntü kaydı yapma anlamında birçok fonksiyonları bulunmaktadır. Üretici fabrikalar bu araçlara kolay fotoğraf kayıt ayarları yazılımı yüklemişlerdir. Marka ve modellere göre bazı farklılıklar gösteren bu kısa yollar harf, rakam ve resimlerle belirtilmiştir (fotoğraf:14, 15). Fotoğraf 14: Fotoğraf Makinesi Kayıt modu örnekleri Üretici firmalar marka ve modeller değiştirdikçe araçların sahip oldukları özelliklerde de değişiklikler yapmaktadırlar. Güzel yüz, 360 derece, animasyon ve onlarca farklı kayıt türü seçeneği gelişmiş fotoğraf makineleri ve cep telefonlarının yazılımlarına eklenmiştir. Fotoğraf kayıt araçlarında bulunan ve en çok kullanılan ortak kayıt modları ile bazı araçların kendilerine özel modların işlevleri kitabın son bölümünde anlatılacaktır. Fotoğraf 15: Bir akıllı cep telefonun fotoğraf kayıt modları Net Alan Derinliği Düğmesi Fotoğraf çerçevesi içine giren nesnelerin bazılarının net bazılarının ise daha az net veya tamamen netsiz olduğunu görürüz. Bazı fotoğraflarda ise tüm nesneler net olarak kaydedilmiştir. Kayıt öncesi hangi nesnelerin net hangilerinin netsiz (flu) kaydedileceğini bilmemizi sağlayan bir özelik gelişmiş fotoğraf makinelerine eklenmiştir. Bu düğmeye basıldığında ekrandan veya vizörden (bakaç) net alanları görebilir ve gerekirse ayarlarımızı değiştirebiliriz (Çizim 3). Anlatımımızda ayarlarımızı değiştirebiliriz dememizin nedeni bazı değişkenler net alan derinliği üzerinde etkili olduğu anlamındadır. Bu değişkenler neler olduğu ve nasıl etkilediği kitabımızın Net Alan Derinliği Değişkenlik Faktörleri bölümümüzde örneklerle açıklanacaktır.
Flaş-Flaş Yuvası Fotoğrafın kayıt ortamının yeterli ışılı olmadığı durumlarda şayet gereksinim duyarsak yardımcı ışık kaynaklarından yararlanabiliriz. Bu ışık kaynaklarından biri de fotoğraf kayıt araçları üzerine kayıt anında eşlemeli çalışacak şekilde var olan flaş sistemidir. Bu sistemin bazıları makine ile bütünleşik bir ışık kaynağıdır. Haricen flaş cihazını kullanmak üzere, gelişmiş fotoğraf makinelerinde flaş yuvası bulunmaktadır (Çizim 3). LCD Ekranı Fotoğraf kayıt öncesi ve sonrası işlemlerin izlenmesi ve kayıt gerçekleşmesi için ayarların yapılmasını saylayan görüntü ekranıdır. Kayıt öncesi görüntü izlemesi DSLR fotoğraf makinelerinde ayrıca bakaç aracılığı ile sağlanmaktadır. Bazı fotoğraf makinelerinde ve akıllı cep telefonlarında bu izleme yalnızca ekran üzerinden olur. Akıllı telefonların tümümde ayar ve kayıt komutları dokunmatik ekran üzerinden (LCD) yapılmaktadır. Yine birçok gelişmiş model fotoğraf makineleri sürgülü basmalı veya çevirmeli normal ayar düzeneklerinin yanı sıra dokunmatik ekran özelliklerine de sahiptirler. Fotoğraf Makinesi Tutuma Türü Günlük yaşamda kullandığımız tüm araç gereçler -özel üretimler dışında- sağ el ve sağ ayaklarını kullananlara göre tasarlanmış ve üretilerek kullanıma sunulmuştur. Çevremizde sol el veya sol ayaklarını kullananlar varsa hemen dikkatimizi çekerler. Halk dilinde de solak olarak tanımlanırlar. Fakat sağlak diye tanımlama yoktur. Bu cümleyi yazarken sağlak sözcüğü için Word programı yazım hatası uyarısı verdi. Fotoğraf 16: Fotoğraf makinesini askısından boynumuza asarak düşme ve çarpma risklerine karşı önlem almalıyız. Bu nedenle tam solak kişiler bazı araç gereçleri kullanmakta zorlanmakla birlikte yaşamlarını etkileyecek bir engelle karşılaşmazlar. Tüm araç gereçler gibi fotoğraf makineleri de tüm insanlar için kullanışlı bir tasarımla üretilmiştir. Sayısal fotoğraf makinelerinde görüntü düzenleme diğer söyleyişle kaydedeceğimiz nesnenin nasıl göründüğünü, kayıt sonrası nasıl bir fotoğraf çerçevesi oluşacağını, ya bakaçtan ya da LCD ekrandan izleriz. Bu izleme sonucu ayarlarımızı yapar ve son işlem olarak tetiğe basarak ve kaydımızı tamalar, fotoğrafı oluştururuz. Tüm bu işlemler sırasında fotoğraf makinesi ile vücudumuzun temasının bir şekli vardır. Vücudumuz bir duruş biçimi alır, ellerimiz ve gözlerimiz fotoğraf makinesine temas eder. Tüm fotoğraf makinelerinde tetik (deklanşör) makine gövdesinin sağ tarafındadır. Sağ el işaret parmağı, tetiğe (deklanşör) kolay basabilmek
için fotoğraf makinesine sağ el destek olur ve işaret parmağının en uç bölgesi tetiğin üzeri değer. Tüm ayarlamalar tamamlandıktan sonra tetiğe basarak fotoğraf makinesini kayıt için harekete geçirir. Sol elimiz ise fotoğraf makinesini alttan destekler ( makinenin ağırlığına ve objektifin boyutuna göre ya makinenin sol köşesine ya da objektif büyük, makine ağır ise objektifin altından destek yapar. Sol elimiz manuel netlik -şayet varsa manuel diyafram- ayarlarını yapar. Birçok ayarı ise sol elimizin desteği ile sağ elimizle yaparız. Fakat ilk önce yapmamız gereken, fotoğraf makinesinin askısını boynumuza geçirerek her türlü güvenlik önlemini almaktır. (Fotoğraf: 16) Püf noktası: Fotoğrafın, kayıt sonrası belirli bir bölgesini kadrajlayarak (keserek) büyütmek görüntü niteliği kaybına neden olabilir. Hangi nesneyi büyük göstermek istiyorsak, o nesneyi çekim öncesi kullanacağımız şekliyle çerçeveleyip (kadraj yaparak) kaydetmeliyiz. Objektifler Giriş Görüntü kayıt tarihine göz attığımızda, ilk kayıt araçlarının objektifi olmayan iğne deliği karanlık kutular olduğunu görmekteyiz. Bu araçlar önceleri görüntü oluşturma ve izlemek sonraları oluşan görüntüyü bir yüzey üzerine çizmek için kullanıldı. İleriki dönemlerde ise bir yüzey üzerine kaydetme (pozlama) aracı olarak düzenlendi. İlk fotoğraf makineleri diğer söyleyişle görüntü izlerinin kayıt araçlarının atası Camera Obscura olarak adlandırılan iğne deliği karanlık kutulardır. (Çizim: 4 ve 5) Çizim:4: Karanlık Kutu Çizim 5: İbnül Heysem ve Leonardo da Vinci gibi bilim insanlarının araştırmalarında söz ettikleri, dış dünyadaki aydınlık nesnelerin iğne deliğinden geçerek kutunun arka yüzünde sağlı sollu ve yukarılı aşağılı ters görüntüsünün oluştuğu karanlık kutu örneği. İtalyan bir hekim olan Girolamo Cardano (1501-1576), deliğin önüne bir çift dışbükey ince kenarlı mercek konulduğunda, daha parlak bir görüntü elde edileceğini belirtmiştir. Görüntünün oluştuğu yüzey üzerinde keskin bir odaklanmaya izin veren mercek sayesinde, ışığın karanlık kutuya girebilmesi için daha büyük bir delik çapı kullanmak mümkün olmuştur. Venedik li bir soylu olan Daniele Barbaro (1513-1570) tıpkı Leonardo da Vinci gibi, doğru perspektif ve detaylı çizim yapmak için karanlık kutudan yararlanılabileceğini belirtmiş,
perspektif konusunda 1568 yılında yazdığı kitapta tek bir mercek yerine iki adet dışbükey (ince kenarlı) mercek kullanmanın görüntü kalitesini daha da arttırdığını öne sürmüştür. Daniele Barbaro ayrıca, merceğin önünde farklı büyüklüklerde diyafram (delik çapı) kullanılarak, elde edilen görüntü keskinliğinin arttırılabileceğini belirtmiştir. Napoli li bir İtalyan bilgini olan Giovanni Battista della Porta (1535-1615), önünde bir mercekle birlikte karanlık kutunun ayrıntılı bir biçimde tarifini veren ilk kişidir. 1558 yılında yazdığı Doğa Büyüsü adlı ünlü eserinde, karanlık kutunun tam bir tanımını yapmış, delik yerine kullanılan dışbükey bir mercek sayesinde nesnelerin keskin bir görüntüsünün elde edilebileceğini belirtmiştir. Alman astronomu Johannes Kepler (1571-1630) Karanlık Kutu (Camera Obscura) terimini asıl anlamında kullanan ilk kişidir. Frisius un 1544 te resmini yaptığı aygıtı, 1620 yılında geliştirmiştir. Kepler, ince kenarlı bir merceğin önüne konulan düz bir ayna ile, görüntüdeki baş aşağılığın düzeltilebileceğini düşünmüş ve bu düşüncesini gerçekleştirmek için çadır şeklinde bir Camera Obscura tasarlamıştır. Kircher in öğrencisi Kapsar Schott (1608-1666), elde taşınabilecek büyüklükte bir karanlık kutu tasarladı. Deliğin önüne iki adet ince kenarlı merceğin yerleştirildiği bu tasarım, birbirinin içinde kayabilen iki kutudan oluşmuştu. Bu sayede görüntüyü netleştirmek için odak uzaklığını ayarlayabilmek mümkün oluyordu. Alman keşiş olan Johann Zahn yaptığı optik düzenleme sayesinde, uzak bir manzaranın ya da yakın plan bir portrenin görüntüsünü elde etmek mümkün olmuştur. İç içe geçen kutular aracılığıyla odak uzunluğu değiştirilebilen ve 45º açılı düz bir ayna yardımıyla, üstten çizim yapmaya izin veren bir karanlık kutu tasarımı sayesinde hem iç mekânlarda hem de dış mekânlarda aynı kolaylıkla kullanılmaya başlanmıştır. (Çizim: 6) Çizim 6: Johann Zahn, kısa ve uzun odaklı merceklerin kullanılabildiği ve 45º açılı düz bir ayna yardımıyla baş aşağı olan görüntünün düzeltildiği bir dizi karanlık kutu tasarlamıştır
Günümüze gelindiğinde ise hem objektiflerin yapıldığı malzemelerin niteliği hem de görüntüyü oluşturma ve düzenleme biçimlerinde olumlu değişimlere ulaşıldı. Mikroskobik objelerden milyonlarca ışıkyılı ötesindeki yıldızlara kadar her şeyi görmek ve kaydetmek artık olanaklı. Objektif Tanımı Görüntüsünü kaydedeceğimiz konunun duyarlı yüzey (film veya sensör) üzerine istediğimiz netlikte ve büyüklükte düşmesini sağlayan ince ve kalın kenarlı mercekler topluluğudur. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi objektifler birden çok ince veya kalın kenarlı merceğin uyumlu şekilde dizilmesinden oluşturulmuş bir düzenektir. Objektifler kullanıldıkları araçların en önemli parçalarından biridir. Bir anlamda fotoğraf makinelerinin gözü olarak nitelendirilebilir. Çünkü kalitesiz bir objektifle kaydedilen görüntüler hiçbir zaman fotoğraf olarak arşivlerimizde yer almaz. Bu nedenle objektifler fotoğraf makinesinin gözümüz kadar değerli bir parçasıdır. Objektif Türleri Fotoğraf makineleri türlerini anlattığımız bölümden hatırlayacak olursak, objektifler bazı fotoğraf makinelerinde sabit bazılarında ise çıkarılabilir özelliktedir. Bu özelliklerinin yanı sıra objektifleri en çok kullanılan türlerine göre aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz. 1- Normal Odak Uzaklıklı Objektif 2- Kısa Odak Uzaklıklı Objektif 3- Uzun Odak Uzaklıklı Objektif 4- Değiştirilebilir Odak Uzaklıklı Objektif Bunlar dışında, Balık Gözü Objektif, Aynalı Objektif, Makro Objektif, Mikro Objektif günümüz amatör ve profesyonel fotoğrafçılarının en çok kullandıkları objektif türlerindendir. 1- Normal Odak Uzaklıklı Objektif: Normal Bakış Açılı Objektif veya Normal Görüş Açılı Objektif olarak da adlandırılan bu grup objektifler, insan gözünün bir noktaya baktığında net olarak görebildiği sağ-sol veya yukarı-aşağı noktalar arasındaki yaklaşık açıdır. Bu açı 45-55 derece arasında kabul edilebilir. Odak uzaklığı 1 olarak belirtmek gerekirse 45-55 mm arasında odak uzaklığa sahip objektiflerdir. 2 (Fotoğraf: 17) Fotoğraf 17: Normal Odak Uzaklıklı Objektif 1 Fotoğrafçılıkta Odak Uzaklığı: Objektif sonsuza netlendiğinde dışarıdan gelen ışınların toplandığı merkez ile görüntü izinin net olarak düştüğü film yada algılayıcı düzlem (sensor) arasındaki uzaklığın mm olarak belirtilmesidir. 2 Bu konuda anlatılan ölçüler küçük boyutta (24X36 mm veya bu boyuta yakın ) kayıt yapan fotoğraf makineleri baz alınarak verilmiştir. Sayısal fotoğraf makineleri ile akıllı telefonların kayıt boyutları daha küçüktür. Odak uzunluğunun normallik ölçüsü. Kayıt çerçevesinin diagonal uzunluğunun mm olarak karşılığıdır.
2- Kısa Odak Uzaklıklı Objektif: Bu objektifler Geniş Bakış Açılı veya Geniş Görüş Açılı Objektiflerdir. İnsan gözünden daha geniş çerçeveden görüş sağlar. Bu tür objektiflerle çekilen fotoğraflardaki nesneler Normal Odak Uzaklıklı Objektiflere göre daha uzak duygusu veren, daha küçük nesneler olarak kaydedilir. Yaklaşık 60-180 derece arasın görüş sağlayan objektiflerdir. Odak uzaklığı olarak 45 mm ile 10 mm arasında odak uzaklığına sahip objektiflerdir. 3 (Fotoğraf 18) Fotoğraf 18: Kısa Odak Uzaklıklı Objektif 3- Uzun Odak Uzaklıklı Objektif: Dar bakış veya dar görüş açılı objektifler olarak da adlandırılırlar. 55 mm den daha uzun odak uzunluğuna sahip olan bu objektifler, net olarak çerçeveledikleri görüntüleri normal objektiflere göre daha büyük göstererek aslından daha yakındaymış gibi bir görünüm oluştururlar. 200 ve daha uzun odak uzaklıklı olanlar tele objektif adıyla bilinir. Görüş açıları 45 dereceden daha dar açılıdır. (Fotoğraf: 19) Fotoğraf 19: Uzun Odak Uzaklıklı Objektif 3 Odak uzaklığı aralığı fotoğrafçılıkla ilgili birçok bilgide farklılık gösterebilir. Her yazarın tanımladığı yaklaşık sınırlardır.
4- Değiştirilebilir Odak Uzaklıklı Objektif: Zoom objektif olarak özel bir adı olan bu objektifler, Değiştirilebilir bakış ya da görüş açılı objektiflerdir. Adından da anlaşılacağı gibi tek bir objektif farklı odak uzaklıklı objektifin özelliklerini taşımaktadır. (Fotoğraf. 20) Fotoğraf 20: Değiştirilebilir Odak Uzaklıklı Objektif Zoom objektiflerin de, Kısadan Kısaya, Uzundan Kısaya, Kısadan Normale, Uzundan Normale ve Uzundan Uzuna Odak Uzaklıklı Zoom Objektif türleri vardır. Zoom objektifler 28-70 mm, 75-300 mm, 35-105 mm şeklinde ifade edilir. Her iki değer arasındaki tüm sonsuz adak uzunluğuna (görüş açısına) değiştirilebilir anlamındadır. Bunlar dışında yalnızca alt ve üst iki değeri kullanılabilen zoom objektif türleri de vardır. Optik Zoom ve Sayısal Zoom Konunun bu arasında Optik ve sayısal (dijital) zoom türünde de söz etmekte yarar var. Sayısal zoom, optik zoma benzer işlevsellikte olmakla birlikte fotoğraf niteliği bakımından zayıftır. Fotoğraf 21: Fotoğraf: Optik zoom Sayısal zoom
Günümüzde birçok sayısal fotoğraf makinesinde optik ve sayısal zoom özelliği bulunmaktadır. Akıllı telefonların da zoom özelliği sayısaldır. Bu iki zoom tekniğini birbirinden ayıran en önemli özellik, sayısal zoomla yakınlaştırmada yaşanan görüntü dağılmasıdır. Fotoğraf 22: Sayısal Zoom Optik Zoom Optik zoomla yapılan yakınlaştırma da fotoğraftaki netlik ve dağılma sorununun çok azdır. Optik zooda adından da anlaşılacağı gibi yakınlaşma (büyüme) ve uzaklaşma (küçülma) optik yani mercekler aracılığı ile sağlanır görüntü kalitesinde değişiklik olmaz. Sayısal (dijital) yakınlaşma (büyüme) ve uzaklaşma (küçülme) ise yazılımsaldır. Bir diğer anlatımla bilgisayar ekranında fotoğrafı büyütme-küçültme gibidir. Sayısal zomla büyütme sırasında fotoğrafın piksel değeri düşer. Örneğin 6 megapiksel bir fotoğraf kaydeden bir akıllı telefonda 2x sayısal zoom yapıldığında fotoğrafın değeri 3 megapiksele düşer. 5- Balıkgözü Objektif: Odak uzaklığı 8-6 mm gibi çok kısa, çok geniş görüş açılı objektiflerdir. Bu objektiflerle kaydedilen fotoğraflardaki nesneler bükülmüş yuvarlaklaşmış görünümdedir. (Fotoğraf: 23) Fotoğraf 23: Balık Gözü Objektif ve örnek fotoğraf 6- Aynalı Objektif: Çok uzun odk uzaklıklı objektiflerin boyunu kısaltmada yardımcı olmak üzere içte aynalar yardımıyla objektifin boyu kısaltılmıştır. Katadioptrik objektif olarak da anılır. Tele objektif türüdür. (Fotoğraf: 24)
Fotoğraf 24: Aynalı Objektif 7- Makro Objektif: Nesneleri birebir boyutta veya bire on kata kadar büyük boyutta kaydetme amaçlı üretilen özel objektiflerdir. Bazı zoom bjektiflerde ve sayısal makinelerin kayıt modlarında makro özellikleri bulunmaktadır. Ancak sayısal fotoğraf makinelerinde kısayol olarak varolan makro modu nesneye çok yaklaşma veya büyütme amacı taşımaz. Bu mod diyafram değerini ayarlar açık bir diyafram sunarak ışıklı bir ortam yaratır ve sığ bir alanderinliği oluşturarak asıl nesneye odaklanmayı sağlar. (Fotoğraf 25) Makro çekim için makro objektife veya uzatma tüpüne (konvertör) gerek sinim vardır. Yakın çekim yaparken makinenin sarsılmamasına ve netliğin iyi yapılmasına dikkat edilmelidir. Fotoğraf 25: Makro Objektifler 8- Mikro objektif: Bu objektifler de makro objektifler gibi yakın çekim ve nesneleri büyük kaydetme amaçlı objektiflerdir. Büyütme oranları makro objektiflere göre çok daha fazladır. Objeleri yüz kat, bin kat veya daha büyük oranda büyük kaydederler. Mikroskobik nesnelerin kayıtlarında ya da çok ince detayların ortaya çıkarılmasında işlevseldir. (Fotoğraf: 26 ve 27)
Fotoğraf 26: Mikro Objektif Fotoğraf 27: Arı gözü dokusu, 1000 kat büyütme Kağıt dokusu, 200 kat büyütme Yukarıda sözü edilen türlerdeki objektiflerin dışında geliştirilen teknoloji ile sayısal fotoğraf makineleri ve akıllı telefonlar için kayıt amaçlı gece görüş objektifleri, özel görüş objektifleri vb. objektifler üretmektedir. Objektiflerin çok türde üretilmiş olmaları fotoğraf kaydetme amaçlarıyla ilişkilidir. Her objektif türünün kaydettiği fotoğraf diğerinden farklı görünümlüdür. Örneğin 50 metre uzaklıktaki bir nesneyi 18 mm adak uzunluğundaki bir objektif ile kaydettiğimizde ve yine aynı nesneyi aynı uzaklıktan 150 mm odak uzunluğundaki bir objektifle kaydettiğimizde oluşacak fotoğraf birbirinden çok farklı olacaktır. (Fotoğraf: 28) Fotoğraf 28: 18 mm ve 150 mm odak uzaklığına ayarlanmış zoom objektifle kaydedilmiş iki fotoğraf Bir nesneye fotoğraf makinesini yaklaştırarak kaydetmek ile zoom objektifle yaklaştırarak kaydetmek arasında da görüntü özelliği açısından fark vardır. Asıl nesnenin boyutu aynı olsa da çerçeve içine giren diğer nesnelerin görüntüleri çok faklı olacaktır.
Değişkenler ve Net Alan Derinliği Giriş Fotoğraf kayıt araçlarının bünyesinde bulunan önemli parçaları ve ayar düzenekleri hakkında kısa bilgiler önceki bölümde verildi. Bu düzenekler fotoğrafın kaydının yapılması sırasında deklanşöre basıldığı anda tüm harekete geçerek belirli bir düzende işlevlerini yerine getirirler. Amaç bu işlemler sonunda ışık değerleri normal olan bir fotoğraf ortaya koymaktır. Fotoğraf kayıt araçları normal koşullarda bir fotoğraf oluşturmayı tam otomatik veya yarı otomatik şekilde bize yardımcı olabilmektedir. Ancak sonucun istediğimiz gibi olması için bu ayar mekanizmalarının ne işe yaradığını bilmemiz diğer bir anlatımla, ayarlar değiştirildiğinde fotoğrafa anlam katan gözle görülür ne tür farklılıklar oluşturabileceğini bilmemiz bize daha anlamlı fotoğraflar kaydetmemizde yararlı olacaktır. Bu bölümde fotoğraf kaydı sırasında kullandığımız değişkenlerden, Fotoğraf Kayıt (Pozlama) Süresi, Diyafram Açıklığı ve Işığa Duyarlılık Ayarı kavramları üzerinde durulacak. Ayrıca bu kavramların kaynağı olan ayar düzeneklerinin nasıl çalıştığı ve işlevlerinin ne olduğu bilgisi verilecektir. Bir önceki bölüm kapsamında, objektif konusunda verilen bilgileri bir mantık içinde bu bölümdeki bilgilerle birleştirerek Net Alan Derinliği kavramını öğreneceğiz. Bu bölüm sonunda öğrendiklerimizle daha anlamlı ve bilinçli fotoğraflar kaydetmenin yöntemlerini öğrenmiş olacağız. Değişkenler 1- Fotoğraf Kayıt (Pozlama) Süresi Düzeneği Hangi modda çekim yaparsak yapalım sonuçta ışık değerleri doğru, bakılabilir bir fotoğraf elde etmeyi amaçlarız. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için fotoğraf kayıt araçlarına farklı ayar düzenekleri konulmuştur. Bunlardan biri Fotoğraf kayıt (pozlama) süresi düzeneğidir. Her fotoğrafın oluşması bir süreçtir. Bu süreç bir zamana bağlıdır. İlk fotoğrafı kaydeden Niepce 8 saatlik bir pozlama ile amacına ulaştı. Bugün benzer bir fotoğrafı elde etmek için çok az, saniyeden daha kısa süreler yeterli olabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde hem zamandan kazandırıyor hem de daha nitelikli fotoğraflar elde etmemizi sağlıyor. Bir nesnelerin fotoğrafını elde etmek için ne kadar süreye gereksinim olduğunu, pozometre adı verilen ışıkölçerler sayesinde öğreniyoruz. Günümüzde fotoğraf kayıt araçları bu ölçümü yapabilecek bir düzeye getirildi. Objektifin konuya çevrildiği durumda görüş açısı içine giren nesnelerden gelen ışık objektiften geçerek algılayıcılar sayesinde ışığın gücü ölçülerek uygun koşularda ayarlar yapılarak çekime hazır duruma getirilir. Bu ayarlamalar ya makine tarafından otomatik olarak yapılır ya da manuel veya yarı otomatik olarak kullanıcı tarafından gerçekleştirilir. En son olarak deklanşöre (tetiğe) basılarak duyarlı yüzey üzerine kaydedilir. T, B, 1/1, 1/2, 1/4, 1/8, 1/15, 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000.1/8000 sn. Tablo 1: Uluslararası Pozlama Süreleri Aralığı
Pozlama süresini ayarlayan düzenek harfler ve sayılardan oluşan bir sıralama içerir. Tablo. 1 de görülen, analog dönemde oluşturulan uluslararası düzeneğin bu sıralama bugün sayısal sistem içinde geçerlidir. (Tablo: 1) Yukarıdaki tabloda belirtilen sayılar saniye cinsindendir. Ve her aralık birbirini katları kadar etkide bulunur. Harflerin ise farklı özellikleri vardır. Bu tablo sayısal sistemde farklılık gösterir. Örneğin 1/300 sn., 1/640 sn. veya 1/ 850 sn. gibi farklı ara değerleri ölçen pozlama sürelerine otomatik olarak veya manuel olarak ayarlanabilir veya fotoğraf makinesi otomatik olarak bu poz sürelerinde kayıt yapabilir. Özetle fotoğraf kayıt aracının türüne ve üretimi yapan fabrikasına göre alt, üst ara değerler değişiklik gösterebilir. 4 Her bir değer pozlamanın ne kadar süreceğini, diğer söyleyişle fotoğrafın kaydedilme süresini belirtir. Tabloya bakıldığında sürenin sağa doğru kısaldığı görülmektedir. Sol tarafta ise 1 saniyelik süre öncesinde B ve T harfleri bulunmaktadır. Mantık olarak bu harflerin sürenin uzun olduğu yönde bulunması nedeniyle harf seçeneklerinin de uzun pozlama süresi ile ilgili olduğunu düşündürüyor. Gerçekten de bu harf seçenekleri uzun süreli pozlamanın gerekli olduğu görüntü kayıtlarında kullanılan seçeneklerdir. Örneğin yıldırım fotoğrafları veya gökyüzünde yıldızların hareketinin kaydedildiği çok az ışıklı ortamlarda yapılan görüntü kayıtlarında. Çalışma sistemleri ise şu şekildedir; B, Blub modunda iken deklanşörü basılı tuttuğumuz sürece kayıt (pozlama) sürer. Parmağımızı deklanşörden çektiğimiz anda pozlama sonlanır. T modunda ise, deklanşöre bastığımızda kayıt başlar, parmağımızı deklanşörden çekmiş olsak da kayıt kesilmez. Yeniden tetiğe (deklaşöre) basarsak kayıt sona erer. İki mod arasındaki fark bu şekildedir. Her ikisi de uzun pozlamalar için kullanılacak bir seçenektir. Bu ayar düzeneğinde akla gelen sorulardan biri de, 1/1000 veya 1/8000 gibi çok kısa süreli kayıt seçenekleri hangi durumlarda kullanılacağı ile ilgilidir. Kısa bir yanıtla bunu da belirtelim. Çok hızlı hareket eden nesnelerin (Yarış arabaları, kanatlarını çok hızlı sallayan kuşlar) donmuş belirgin fotoğraflarını elde etmek için kullanılır. Fakat istersek çok hızlı hareketleri 1/30, 1/4 sn gibi uzun süreli pozlama ayarlarında nesneleri, formu bozulmuş şekilde kaydedebiliriz. (Fotoğraf: 29, 30) Fotoğraf 29: Makine sabit tutularak 1/26 sn süresince kayıt sonucu elde edilen fotoğraf. Fotoğraf 30: Pozlama süresi 1/30 sn olarak ayarlanmış, kayıt sırasında makine sarsılmış. 4 Akıllı telefonlarla fotoğraf kaydı yaparken diyafram ve pozlama süresi ayarlarını manuel olarak değiştiremeyiz. ISO değerlerini değiştirebilmemiz ise bazı çekim modlarında mümkündür.
2- Diyafram İyi fotoğraf elde etmenin koşullarından biri yeterli ışık koşullarının oluşturmaktır. Fotoğrafını kaydedeceğimiz konumuzdan yansıyan ışınların duyarlı yüzey üzerine yeterli miktarda düşmesi gerekir ki pozlama sonucu normal ışıklı bir bir fotoğraf oluşsun. Işığın normal ölçülerde olup olmadığını fotoğraf makinelerinin bünyesinde bulunan pozometre aracılığı ile ölçebiliyoruz. Daha doğrusu günümüzün sayısal fotoğraf makineleri ve akıllı telefonları yarı atomatik veya tam otomatik pozlama modlarında kayıt yaparken ışık ölçümünü otomatik olarak yaparak normal ışıklıklı bir fotoğrafı oluşturuyor. Diyafram düzeneği, fotoğraf kayıt araçlarının bünyesinde bulunan ve kullanıcının denetimine sunulmuş ışık miktarını ayarlama düzeneğidir. Diyafram ışığı miktar açısından düzenler. Diyaframın İnsan gözünün ışığa karşı gösterdiği tepkiye benzer bir sistemi vardır. Az ışıklı ortamlarda göz bebeğimizin büyüdüğünü, ışığın çok olduğu ortamlarda ise küçüldüğü bilgisine ilk olkul derslerimizden ve gözlemlerimizden sahibiz. (Fotoğraf: 31) Fotoğraf 31: Göz bebeği (siysh nokta) çok ışıklı ortamda küçülür, az ışıklı ortamlarda ise büyür Kayıt cihazlarımızdaki diyafram düzeneği ile de duyarlı yüzey üzerine düşen ışık miktarını azaltmak ve çoğaltmak mümkün olabilmektedir. (tabii bu ayarlamayı fotoğrafın daha iyi olması adına ve gerektiğinde yapmak doğru olandır.) Pozometre ışığın uygun olmadığını gösteriyor ve bize değiştirme olanağı tanıyorsa ışığı denetleme düzeneklerinden biri olan diyafam aracılığı ile duyarlı yüzey üzerine düşen ışığı normal ışık düzeyine getirebiliriz. Konudan gelen ışık az ise delik büyütülür, çok ise delik küçültülür.(tablo: 2, Çizim:7) f: 1 1,4 2 2,8 4 5,6 8 11 16 22 32 45-64 Tablo 2: Uluslararası Diyafram Aralıkları Tablo: 2 de görülen sayılar arasındaki değerler birbirlerinin katları kadar ışık miktarını göstermektedir. 5,6 değerdeki bir açıklık 2,8 değerdeki açıklıktan 2 kat daha az miktarda ışık
geçirdiğini belirtir. Her kayıt aracı için alt ve üst değerler farklılık gösterebilir. Ayrıca pozlama süresi düzeneğinde olduğu gibi ara değerlerde de tablodaki değerlerin dışında üretici firmanın yazılımlarına göre farklılık gösterebilir. Örneğin 4,5 5 12-13 25- vb değerler görülebilir. Ana değerler tablo 2 de görülen değerlerdir. Çizim: 7:Rakamsal değer büyüdükçe delik küçülür, Aynı süre içinde duyarlı yüzey üzerine düşen ışık miktarı azalır. Diyafram düzeneği objektifte bulunur. Değerlerin ölçümü ve düzenlenmesi ise makine gövdesi üzerinden objektifle bütünleşik olarak manuel veya otomatik olarak yapılır. Diyaframın ışık miktarını düzenlemenin dışında, nesnelerin daha belirgin görünmesini sağlama gibi bir daha vardır. Net alan derinliğine etkisi olan diyafram düzeneğin etki gücü ile ilgili özelliğine Net Alan Derinliği başlığı altında değineceğiz. 3- Işığa Duyarlılık Ayarı (ISO) Nesnelerin sayısal olarak kaydının gerçekleştiği sensörün ışığa duyarlık derecesi olarak tanımlana ISO yine uluslararası bir sayısal düzenektir. Diyafram ve pozlama süreleri değerlerinde olduğu gibi ISO değerlerinin alt ve üst sınırları kayıt aracının özelliğine göre değişiklik gösterebilir. Ancak ara değerler aynıdır ve her değer diğerinin katları kadar etkide bulunur. (Tablo: 3) 200 ISO 100 ISO ya göre ışığa iki katdaha duyarlıdır. Bu değerler ya kayıt aracına otomatik olarak yaptırılır ya da değer menüden seçilerek sabitlenir. ISO değerinin yükseltilmesiyle ışıktan daha çok yararlanılır, diğer söyleyişle az ışıklı ortamda yüksek ISO değerleri normal ışıklı fotoğraflar kaydetmemize yardımcı olur. AUTO 50 100 200 400 800 1600 3200 6400. 25600 Tablo 3: Uluslararası ISO değerleri Ancak ISO değerinin aşırı artırılması aracın kalitesi ile de bağlantılı olarak fotoğraftaki görüntülerin dağılmasına, görüntü keskinliğinin azalmasına neden olur. (Fotoğraf: 32)
Fotoğraf 32: ISO değeri yükseldikçe fotoğraftaki noktacıklar belirginleşmekte fotoğrafın keskinliği azalmaktadır Değişkenler Arasındaki Bağıntılar Yukarıda açıklamalarını yaptığımız Pozlama (Kayıt) Süresi, Diyafram Açıklığı ve Sensörün Işığa Duyarlılık Ölçüsü (ISO) değerlerinin ışık doygunluğu açısından iyi bir fotoğraf oluşmasında birbirleriyle ortak çabası bulunmaktadır. Bu üç değeri birleşimni pozometre değerlendirerek normal ışıklılığı belirler. Ya tümünün ölçümünü otomatik olarak yapan bir kayıt modu seçilir ya da kayıt aracının özelliğine göre bir veya ikisinin veya üçünün de manuel olarak belirleneceği bir kayıt modunda istediğimiz özellikteki bir fotoğrafı oluşturmak için değerleri belirleriz. Her üç seçenekte de değerler birbirinin katları kadar etki ettiği için bir değerin değişmesi diğer değerleri de o kadar kat etki edeceğinden hareketle biri değiştiğinde diğerinin ne kadar değişeceğini hesaplamamız mümkün olacaktır. (Tablo: 4) ISO SÜRE DİYAFRAM ISO SÜRE DİYAFRAM 200 1/500 f: 5.6 = 200 1/60 f: 16 100 1/250 f: 8 = 400 1/250 f: 4 400 1/2000 f: 2,8 = 100 1/500 f: 2,8 Tablo 4: Değerlerden biri sabit tutularak diğerinden herhangi birini değerinin değiştirilmesinin diğerini etkileme ölçüsü. Örneğin, kayıt aracımız fotoğrafını kaydedeceğimiz çerçeve içindeki görüntünün ölçülerini, pozlama süresi: 1/250, diyafram açıklığı f: 8 ve Işığa duyarlık ölçüsü ISO: 400 olarak göstermiş olsun. Şayet pozlama süresi konunun çok hızlı hareketi nedeniyle 1/1000 değerine (daha kısa süreli pozlama değerine) değiştirildiğinde ve Iso sabit tutulduğunda diyafram değerinin kaç
olacağını hesaplayabiliriz. ISO sabit tutulduğuna göre pozlama süresindeki değişikliğin ışığa etkisine göre diyafram yine ışığa göre değişmesi gerekecektir. Pozlama süresini değiştirebildiğimize göre kayıt aracımız ya manuel ya da pozlama süresi öncelikli moda ayarlıdır. O halde ya diyafram değerini manuel olarak ayarlayacağız ya da aracımız diyafram değerini otomatik olarak değiştirecektir. Acaba normal ışıklı bir fotoğraf için yeni diyafram değerimiz ne olacaktır. Cevap: ISO sabit olduğu için bir değişiklik yapılmayacaktır. Pozlama süresi 1/250 den 1/1000 değerine kısalmış, diğer anlamıyla ışık değeri süre 4 kat (4 durak) azalmış. Doğal olarak diyafram değerinin de 4 durak değişmesi, ışık miktarının 4 kat artırılması gerekir. Eş anlatımla sayısal değerin 4 kat (4 durak) değişmesi, Sayısal değerin 4 durak azaltılması (açıklığın 4 kat büyütülmesi) gerekir. Tablodan (Tablo 2) baktığımızda diyafram değerinin 2 olacağı görülecektir. Şayet bu değeri fotoğrafınız için uygun buluyorsanız deklanşöre basabilirsiniz. Çok açık diyafram değerinde ve yakından kaydedilen fotoğraflarda ön ve arka tarafların net olmama olasılığı yüksektir. Bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgi Net Alan Derinliği bölümünde verilecektir. Buna benzer ölçüm ve değerlendirmeler diğer değişkenler için yapılabilir ve sonuçlara göre fotoğraflar oluşturulabilir. Eş değerdeki ölçümler sonucu fotoğraf bezer ışıklılıkta kaydedilir. Yalnızca fotoğraf çerçevesi içine giren nesnelerin görüntüsel niteliklerinde değişiklikler (netlik, hareketlilik, noktacıklar) oluşur. Net Alan Derinliği Fotoğraflara baktığımızda fotoğraf çerçevesi içinde olan nesnelerin bazılarının net bazılarının belirginliğinin az, bazı fotoğraflarda ise tüm nesnelerin net (belirgin olduğunu görürüz. Bu belirginlik veya belirginsizlik fotoğrafların anlamlarında farklılık yaratmaktadır. Bu tür fotoğraflar bazen bilinçli bazen bilinçsiz (fotoğraf makinesinin tam veya yarı otomatik modlarıyla çekim sonucu elde edilmiştir. Oysaki fotoğraf kayıt araçları bünyesinde bulunan çekim modları ve ayar düzenekleri bizlerin emrine sunulmuş farklı anlamlarda fotoğraf kaydetme seçenekleridir. Bazı ayar düzenekleri vardır ki bunlar özellikle farklı fotoğraf oluşturmak için tasarlanmıştır. Net alan derinliği ya da net alan derinliği mesafesi başlığı altında anlatılacak bu bölümde, nesnelerin netlik kontrolünün hangi ayar düzenekleriyle nasıl sağlandığı açıklanacaktır. Net Alan Derinliği Etkenleri Fotoğraf kaydı çerçevesi içine giren, fotoğraf makinesine farklı uzaklıktaki nesnelerin netliklerini etkileyen üç etkenden söz konusudur; Diyafram açıklığı, Objektifin odak uzaklığı ve netlik yapılan nesnenin kayıt aracına uzaklığı. Bu üç etken değiştirilebilir etkenlerdir; Diyafram açıklığını değiştirebiliriz, Farklı odak uzaklıklı (bakış açılı) objektif kullanabiliriz, nesneye (nesnelere) yaklaşıp uzaklaşabiliriz ya da çerçeve içine giren farklı nesnelere netlik yapabiliriz. 1- Diyafram Açıklığının Etkisi Diyafram açıklığı net alan derinliği mesafesini ters orantılı olarak etkiler. Diğer söyleyişle rakamsal değer büyüdükçe (diyafram deliği küçüldükçe) net nesnelerin sayısı artar (Fotoğraf: 33). Bu durum karanlık kutu ya da iğne deliği kutularla yapılan deneyler döneminde fark edilmiş ve delik ne kadar küçük olursa kutunun içine giren ışıksal görüntünün belirginliğinin o kadar fazla olduğu gözlenmiştir.
Çizim 8: Diyafram açıklığı küçüldükçe net olan nesnelerin sayısı artar. Fotoğraf 33: soldaki fotoğraf f:2,8 diyafram açıklığı ile kaydedildi. Sağdaki fotoğrafın diyafram açıklık değeri ise f:22.
Odak Uzunluğu Etkisi Objektifler sabit ya da hareketli görüntü kaydeden araçların değişmez parçalarıdır. Odak uzaklıklarının objektiflere nasıl özellik ve işlevsellik kazandırdığı objektifler konusunun işlendiği bölümde ayrıntıları ile anlatıldı. Çizim 9: Uzun odak uaklıklı objektifler kısa odak uzaklıklı obzektiflerden daha az net alan derinliği olan fotoğraf kaydeder. Fotoğraf 34: solda 75 mm odak uzunluklu objektifle kaydedilen fotoğrafta tüm nesneler net. Sağda 210 mm odak uzunluklu objektifle kaydedilen fotoğrafta ise yalnız ortadaki nesne net.
Kısa odak uzaklıklı objektifler normal ve uzun odak uzaklıklı objektiflere oranla nesneleri daha geniş çerçeveden göstermekte ve nesneleri çerçeve içinde daha küçük olarak kaydedilmelerini sağlamaktadır. Tersine olarak da uzun odak uzaklıklı objektifler normal kısa odak uzaklıklı objektiflere oranla daha yakından göstermekte ve daha büyük kaydetmektedirler. Bu özellikleri görüntü çerçevesi içine giren birbirinden farklı uzaklıktaki nesnelerin görüntü belirginliği üzerinde de farlı etkisi olmaktadır. Kısa odak uzunluklu (geniş bakış açılı) objektifler, uzun odak uzunluklu (dar bakış açılı) objektiflere oranla daha fazla nesnenin net olmasına olanak sağlar. Uzun odak uzaklıklı objektiflerle kaydedilen görüntülerde, netlik yapılan nesnenin ön ve arkasındaki nesnelerin genellikle netsiz (flu) olması uzun odak uzaklıklı (dar bakış açılı) objektiflerin kısa odak uzaklıklı (geniş bakış açılı) objektiflere göre daha kısa net alan derinliği uzaklığına sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. (Fotoğraf. 34) Konuya Uzaklığın Etkisi Bir nesnenin uzaktan fotoğrafını kaydetmekle yakından kaydetmenin görünüm açısından en önemli farkı nesnenin farklı büyüklükte kaydedilmiş olmasıdır. Diğer fark ise asıl konu olan nesnenin önünde arkasında ve diğer taraflarında olan nesnelerin farklılığıdır. Net alan derinli farklılığı olarak açıklamak gerekirse, netlik yapılan nesneye yaklaştıkça önündede ve arkasında bulunan nesneler netsizleşir. Konudan uzaklaştıkça ön ve arkada bulunan nesneler belirginleşir (Çizim: 10, Fotoğraf 35). Çizim 10: Fotoğraf makinesi netlik yapılan konudan uzaklaştıkça net alan derinliği uzunluğu artar.
Fotoğraf 35: Soldaki fotoğrafta: öndeki nesneyenetlik yapımış. Diğer nesneler flu. Sağdaki fotoğrafta ise arkadaki resmin soldakina göre daha net olduğu görülüyor. Fotoğrafta Kompozisyon Giriş Fotoğrafı yapan belli bir amaç için kaydettiği fotoğrafın sınırları içine giren nesnelerin her birinin bir değeri olması gerektiğini bilmelidir. Fotoğrafın anlamını çerçeve içindeki nesneler ve bu nesnelerin bulundukları yerler belirler. Önceden tasarlanmış kompozisyona göre - ya da deneyimler sonucu verilebilecek çabuk kararlara göre - yapılan fotoğraflar anlam kaygısı ile oluşturulmuş fotoğraflardır. Ancak kompozisyonun doğru şekilde oluşturulabilmesi belirli kurallara bağlıdır. Peki, nedir Kompozisyon ve Kuralları? Kompozisyon, dilimize Fransızcadan geçen bir sözcüktür. Mimarlıkta, güzel sanatlarda, müzikte, edebiyatta ve birçok alanda kompozisyon vazgeçilmez bir unsurdur. Kompozisyon nesneleri amaca uygun şekilde bir çerçeve içinde düzenlemektir. Herhangi bir fotoğrafa bakalım. Fotoğraf tek bir insan, bir kafa ya da bir gözden oluşabilir. Ya da çerçeve içinde onlarca nesne bulunabilir. Doğanın geniş bir bölümünü, onlarca insanı bir arada ya da tek bir nesneyi fotoğraf çerçevemiz içinde yer almasını isteyebiliriz. Kompozisyon, işte bu nesne ya da nesnelerin fotoğrafın neresinde nasıl bulunması gerektiğine karar vermek, fotoğraf çerçevesinde en uygun yere yerleştirmektir. Fotoğraf kaydında en önemli öğelerinden biri olan çerçeveleme, zihni çeşitli şekillerde uyarıp, yönlendirmektedir. Her fotoğrafçının bir konuyu çerçevelemedeki tarzı farklıdır. İstanbul Boğazı sayısız amatör ve profesyonelin fotoğrafına sayısız kez konu olmuştur. Ancak hemen hiçbir fotoğraf birbirinin tıpkısı değildir. Çünkü her kişi İstanbul Boğazı nı kendine göre bir görüş açısı ile görüntülemiştir. Boğazın bundan sonraki fotoğrafları da kuşkusuz farklı olacaktır. İster bilerek isterse içgüdüyle ya da zorunluluktan o şekilde kaydedilmiş olsun, her fotoğrafta farlı bir ışık, farklı bir açı, farklı bir net alan derinliği vs. vardır.
Tüm bu farklılıklar aynı zamanda fotoğrafların anlam ve iletilerindeki farklılıkları oluştururlar. İyi bir kompozisyonun nasıl yapılacağını belirleyen kesin kurallar olmamasına karşın, en azından kötü çerçevelememek için nelere uyulması gerektiğini gösteren kimi önerilerde bulunulabilir. Fotoğraf kompozisyonunda bazı ana kurallar vardır: Fotoğrafa bakıldığında öncelikli olarak belirli noktalara odaklanılır. Fotoğrafın belirli bölgeleri öncelikli olarak bakılan yerlerdir. Bu bölge ya da noktalara altın noktalar denir. (Fotoğraf: 36) Fotoğraf karesini yatay ve dikey eşit aralıklı üçer çizgi ile böldüğümüzde çizgilerin kesişme noktaları dikkatimizin ilk önce odaklandığı noktalardır. Üst yatay çizgi ise ufuk çizgisini oluşturur. Bu çizgi üzerindeki kesişme noktaları da dikkatin yoğunlaştığı yerlerdir. Ancak bunları kesin kurallar olarak görerek nesneleri o bölgelere yerleştirme uğraşısı içinde olmak bazen diğer nesnelerin önemsenmelerini göz ardı edebilir. Bu da fotoğrafta boşluklar yaratabilir. Bu nedenle, nesneleri bulundukları yere göre de doğru açı, doğru perspektif, doğru ışık, doğru keskinlik, doğru netlik kullanarak diğer nesnelerle uygun orantı, denge, sadelik, bütünlük gözeterek kaydetmek gerekmektedir. Fotoğraf kaydetme sırasında doğal görüntü kaynakları (efektleri) olan, ışık, rüzgâr, yağmur, kar, sis, uzaklık, zaman vb. unsurlardan yararlanabilmekteyiz. Bunun yanı sıra yapay kaynaklar fotoğrafta anlam yaratabilmemiz için yardımcı olanaklardır. Filtreler yardımıyla fotoğraf çerçevesinin tamamına ya da bir bölümünde farklı etkiler yaratabiliriz. Günümüz bilgisayar programları yardımıyla, kayıt sonrası elde edilen görüntüler üzerinde istediğimiz değişiklikleri yapma olanağı bulunmaktadır. Fotoğraf: 36
Fotoğraf kompozisyonunu oluşturan nesne ya da nesnelerin fotoğraf çerçevesi içine anlam ifade edecek şekilde yerleştirilme biçimlerine göre, L, S, Y, üçgen, simetri, dairesel kompozisyon, vb. isimlendirilmektedir. Birçok şeyde olduğu gibi fotoğraf yapma uğraşı da sonuçta beğenilme amacı taşır. Gerek kendi yaptıklarımızın gerekse izlediklerimizin beğenilir olması insana doyum sağlar. Halk arasında zevkler ve renkler tartışılmaz deyimi herkesin haz duyduğu şeylerin farklı olacağı anlamına gelse de, beğeni olabilmesinin de ortak bazı koşulları bulunmaktadır. Fotoğraf 36 da görüldüğü gibi fotoğrafı 9 parçaya bölen çizgilerin kesişim noktalarının olduğu dairesel olarak gösterilen fotoğrafın altın alanlarına yerleştirilen objeler daha dikkat çekicidirler. Diğer bir söyleyişle önemli objeler fotoğraf çerçevesinin bu bölgelerine yerleştirildiğinde doğru karar verilmiş olur. Bir fotoğraf çerçevesi içinde bulunan her objenin mutlaka o fotoğrafa bir katkısı olmalıdır. Gereksiz nesneler fotoğrafın değerini azaltır ve asıl anlamında uzaklaştırır. Fotoğrafçılık alanında bu düzenlemeler, doğal ve yapay olarak iki biçimde yapılabilir. 1- Doğal Düzenleme Doğada gözümüzün görebildiği çok geniş bir alan ve bu alan içinde çok farklı nesneler vardır. Bu nesnelerin bazıları bizim için görsel güzellikler taşır. Doğadaki bu varlıkların bazılarının ayrı ayrı bazılarının da bir arada bir çerçeve içinde bizim için farklı anlamları oluşur. İşte bu anlamlılıkları fotoğraf olarak kaydetmek arzusu güderiz. Örneğin güneşin doğuşu veya batışı. Ya da güneşin batışı ile birlikte deniz, orman, dağlar veya insanların birlikte kaydını yapmak isteriz. Fotoğraf: 37
Bu tür bir fotoğrafı kaydetmek için bizim doğayı yönlendirmemiz olası değildir. Ancak güneşin batışını izleyerek doğanın bu görüntüyü oluşturmasını bekleriz. Ya da çerçevemiz içine girecek doğadaki varlıkların on anda bulundukları yerdeki seçimini hareketlerin devamını tahmin ederek yapabiliriz.(fotoğraf: 37) 2- Yapay Düzenleme Fotoğrafın konusundan, çerçeve içine girecek nesnelere ve nesnelerin çerçeve içindeki yerleşimlerine kadar her şeyin fotoğraf yapıcısı tarafından düzenlenmesidir. Bu tür düzenlemelerde stüdyo fotoğrafçılığında olduğu gibi iç ve dış mekânlarda ışık düzeninden insanların duruşlarına kadar fotoğrafçının müdahalesi vardır. Poz verdirme veya poz verme olarak adlandırabileceğimiz bu düzenlemede, insanlar gibi diğer nesnelere de bir bakıma poz verdirme söz konusudur. Fotoğraf yapıcısının istediği kişiler, istediği nesneler, fotoğraf yapıcısının istediği mekânda onun isteğine göre yerleşirler. Bu düzenlemelerden iyi bir fotoğraf oluşabilmesi için kuşkusuz yeterli fotoğraf bilgisi gerektirir. (Fotoğraf: 38) Yapay düzenleme, daha çok düğün, anı fotoğraflarında görüldüğü gibi, sanatsal fotoğrafçılıkta da söz konusudur. Deneysel ve soyut fotoğrafçılığın da yapay fotoğrafçılık olduğunu söyleyebiliriz. Fotoğraf. 38) Fotoğraf bir iletişim aracıdır. Bir kitle iletişim aracıdır. Bu nedenle fotoğraflar birçok bilgi içerir. Kompozisyonun bu anlamda da fotoğraf yapımında önemli yeri vardır. Fotoğrafla anlatımın doğru olabilmesi için doğru kurgulanmış olması gereklidir. Fotoğrafla anlatım iki türde olabilir; Doğrudan anlatım, dolaylı anlatım. Bunu düzanlamlı fotoğraflar ve yananlamlı fotoğraflar olarak da söyleyebiliriz.
1- Düzanlamlı Fotoğraf (Doğrudan anlatım) Fotoğraf: 39 Fotoğraf içindeki nesnelerin kendileri ve yerleştirilme durumlarına göre yapıcısı ve bakanlar tarafından faklı anlamlarda ifade edilmezler. Ağaç ağaçtır, insan insan, ev de ev. Bu anlatım daha çok haber fotoğraflarında, anı fotoğraflarında ve belge fotoğraflarında görülmektedir. (Fotoğraf. 39) 2- Yananlamlı Fotoğraf (Dolaylı anlatım) Fotoğraf içinde kullanılan nesneler asıl anlamlarından başka alamlar taşırlar. Bu tür fotoğraflara simgesel anlatımlı fotoğraflar da denilmektedir. Sanatsal yapıtlarda veya bir kişiyi, durumu veya olayı eleştirmek, o olay hakkında düşündürmek için yapılan fotoğraflardır. Fotoğraf: 40, Hangi Yol Fotoğraf 41: Köprüde Balık Tutmak Yasaktır
Bu fotoğraflar ya doğadan bir parça olarak seçilir veya yapay olarak düzenlenirler. Ya da fotoğraf düzenleme programları ile pozlama, baskı aşamalarında da gerçekleştirilebilir (Fotoğraf. 40, 41). Fotoğraf 40 da heykel ile yol yön tabelası, 41 de ise balık tutanlarla uyarı yazısı birbiriyle ilişkilendirilerek asıl durumlarından farklı olarak anlamlandırılmışlardır. Fotoğraf çerçevesi içine yerleştirilecek nesneleri seçimi ve düzenlenmesi ile ilgili bir diğer önemli konu da fotoğrafın yatay mı yoksa dikey mi kaydedileceğidir. Kaydedilecek görüntüye çıplak gözle ve fotoğraf makinesinin gözüyle baktığımızda, dikey ya da Fotoğraf. 42 Fotoğraf. 43 yatay olarak nelerin nasıl göründüğünü gözlemlenmelidir. Daha sonra bakaçtan (vizör) veya ekrandan kayıt aracı gözüyle çerçevelenir; Yatay olarak baktığımızda sağ ve soldan, dikey olarak baktığımızda ise yukarıdan ve aşağıdan daha fazla alan gözlemlenir. Bu farklı bakışlarda çerçeve içine giren gerekli ve gereksiz nesnelerin durumuna göre pozlama yönü belirlenir. Fakat her iki yönlü kayıt yapmak daha doğru bir davranış olacaktır. Fotoğrafı oluşturduktan sonra kullanım yerine göre her ikisi de gerekli olabilir.(fotoğraf: 42, 43) Bir başka karar durumu da fotoğrafların siyah beyaz veya çok renkli kaydedilme seçenekleridir. Daha çok renkli kayıt gerçekleştiriliyor olsa da, sanatseverler konuya göre siyah beyaz kaydetmeyi de tercih etmektedirler. Böyle bir tercih söz konusuysa önceki anlattıklarımızdan biraz daha farklı bilgi birikimi gerekecektir. Konunun gerçek renklerinin siyah beyaza dönüştüğünde görüntüde detayların kaybının ne olacağının bilinmesi gerekmektedir. Çünkü tüm nesneler en açık griden (beyaz) en koyu griye (siyah) bir renk yelpazesi içinde kaydedilecektir. Bazı farklı renkler gri ölçeğinde aynı derecede yer aldıklarından fotoğrafta benzer tonda kaydedilecek, şayet bitişik durumda iseler bir bütün olarak detay kaybedilerek fotoğrafta yer alacaklardır. Fakat bazı fotoğraflar çok renkli yerine siyah beyaz olarak kaydedildiklerinde daha anlamlı olabilir.
Siz kaydedecek olsaydınız, seçiminiz 44 mü yoksa 45 mi olurdu? Fotoğraf: 44 Fotoğraf: 45
Fotoğrafta Perspektif Resim ve fotoğraf gerçek dünyanın çok boyutluluğunun bir yüzey üzerine iki boyutlu olarak görselleştirilmesidir. Bu durum sinemada ve televizyonda da benzerdir. Gerçek evrende aynı boyuttaki nesnelerin bize yakın olanları uzaktakilere oranla küçük görünürler. Tünelin girişi trenlerin otomobillerin girebileceği kadar büyük olduğu halde diğer ucu çok küçük görünür. Rayların çok uzaklarda birleşiyormuş gibi görünmeleri yine uzaklaştıkça küçük görünme durumundan kaynaklanmaktadır. Tüm bunlar Perspektif sözcüğünün tanımına karşılık gelir. Bir tür görünüştür. Ancak hiçbir zaman, bir gökdelenin tepesinden aşağıdaki insanları gördüğümüzde onların gerçek boyutlarının karınca kadar olduğunu düşünmeyiz. Ya da tünelin öbür ucunda arabaların sıkışıp kalacak diye bir yanılgı içinde olmayız. Nesnelerin doğadaki gerçek durumlarını bildiğimizden iki boyutlu görselleştirilmiş hallerini üç boyutlu olarak düşünür ve öyle algılarız. Şayet bu yapıtlar bir usta elinden çıkmış ise gerçeğe daha yakın duyumsama içinde oluruz. Gerçeğe yakın duyumsama doğru perspektifte çizim veya kayıt oluşturmakla gerçekleşir. Rönesans döneminde sanatçılar doğru perspektifte çizimler gerçekleştirebilmek için çeşitli aygıtlar geliştirdiler. Camera obscura ve objektifin bulunuşu ile birlikte artık çizimler gerçek oranlarıyla resmedilir oldu. Fotoğraf kayıtlarında da aynı görünümle karşılaşırız. Fotoğraf makinesi objektifi aracılığı ile perspektif bir görüntü kaydeder. (Fotoğraf: 46) Fotoğraf: 46 Perspektifin fotoğrafta gerçekliği yansıtması, diğer söyleyişle doğru algı yaratması, ışık, kantrast, belirginlik ve bunlar gibi unsurların dengeli kullanılması ile mümkündür.
Kaynakça Bodur, F. (2005). Fotoğrafın Tarihi, Tablet Yayınevi, Konya. Bodur, F. (2016). Fotoğraf Tarihi, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi yayınları( Edit. Feyyaz Bodur), Eskişehir. Bodur, Feyyaz. (2016). Temel Fotoğrafçılık Bilgileri, Yayınlanmamış Ders Notları.Eskişehir. Boubat, Edouard. (1992). Fotoğraf Sanatı, Türkçesi M.Nejat Özcan, İnkılap Yayınları, İstanbul. Büker, Seçil. (1985) Sinema Dili Üzerine Yazılar, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, Derman, İhsan (1989). Fotoğraf ve Gerçeklik, Anadolu Üniversitesi Yayınları Yayn No: 326, Eskişehir. Freud, Giséle. (1980). Fotoğraf ve Toplum, (Çev. Şule Demirkol), Sel Yayıncılık, İstanbul. Hannavy, J. (2008). Encyclopedia of nineteenth-century photography, editor John Hannavy, Routledge, New York. İkizler, Emre. (2013). Sayısal Fotoğraf Makineleri, Editör M.Zafer Arıcan, Anadolu Üniversitesi yayınları, Eskişehir. Kalfagil, Sabit. (1981). Fotoğraf Sanatında Kompozisyon, Fotoğraf yayınları, İstanbul. Kılıç, Levent. Kılıç, Levend. (2014). Temel Fotoğrafçılık, Editör Zeki Ceyhan, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi yayınları, Eskişehir. Kılıç, Levend. (2007). Fotoğrafa Başlarken, Üçüncü basım, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara. Kılıç, Levend. (2008). Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara. La Puerta Abierta - Açık Kapı, Belgesel, Türkçesi Simber Atay, Yayın tarihi TRT-2 Televizyonu, Ocak 1992. Newhall, Beaumont. (1994). The History of Photography, beşinci basım, The Museum of Modern Art, New York.