SÖ 1 Antipsikotik Tedavi Uygulanan Þizofreni Hastalarýnda Prolaktin Düzeyleri ve Cinsel Ýþlevlerin Cinsiyetlere Göre Karþýlaþtýrýlmasý Basri Doðu 1, Ahmet Kocabýyýk 1, Fahri Karson 1, Yavuz Altunkaynak 2 Özel Dr. Fahri Karson Psikiyatri Merkezi1,Bakýrköy Ruh ve Sinir Hastalýklarý Hastanesi 2. Nöroloji Servisi2 Amaç:Antipsikotikerin þizofen hastalarda prolaktin seviyelerini yükselttiði ve cinsel iþlev bozukluðuna yok açtýðý bilinmektedir (1). Bu çalýþmada, antipsikotiklerle tedavi edilen þizofrenlerde cinsel iþlev bozukluðuna karþý psikiyatristlerin yaklaþýmýný deðerlendirmek, prolaktin düzeyleri ve cinsel iþlev bozukluðu arasýndaki iliþkinin araþtýrýlmasý amaçlanmýþtýr. Yöntem:Son 3 ayda psikotik alevlenmesi olmayan, 63 kadýn, 57 erkek, toplam 120 þizofren hasta çalýþmaya alýnmýþtýr. Cinsel iþlev bozukluðunu tespit etmek üzere Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeði (Golombok Rust Inventory of Sexual Satisfaction-GRISS) kullanýlmýþtýr. Ayrýca hastalar, cinsel hayatlarý konusunda öznel düþüncelerinin deðerlendirilebilmesi ve kullandýklarý ilaçlarýn tipinin belirlenmesi amacýyla düzenlenen bir sosyodemografik veri formundaki sorularý yanýtlamýþtýr. Prolaktin düzeyleri için kan örneklemleri kuru tüplere öðleden sonra alýnarak, elektrokemilüminesans yöntemi ile çalýþýlmýþtýr. Bulgular:Bütün hastalarýn %52'si düzenli ve doyumlu cinsel yaþamlarý olduðunu belirtirken, %81,7'si hastalýklarýnýn ve kullandýklarý ilaçlarýn cinsel yaþamlarý üzerindeki etkilerini bilmediklerini ve %83,3'ü doktorlar tarafýndan kendilerine bilgi verilmediðini bildirdiler. Hastalarýn tipik, atipik ve kombine antipsikotik kullanýmý açýsýndan karþýlaþtýrýlmasýnda cinsiyetler arasýnda fark yoktu. Kadýnlarýn %71.4'ünde, erkeklerin %42.1'inde prolaktin seviyeleri yüksekti. Prolaktini yüksek olan erkeklerin %87.5'u GRISS toplam puanlarýna göre bir cinsel iþlev bozukluðuna sahipti (özellikle doyum, kaçýnma, dokunma ve erektil disfonksiyon alt ölçeklerinde). Prolaktini yüksek olan kadýnlarda amenore (%88.5) ve galaktore (%94.1) daha fazla bulundu. Prolaktini yüksek olan kadýnlarda düþük olanlara göre cinsel iþlev bozukluðu açýsýndan fark saptanmadý. Sonuç: Sonuçlar literatürle uyumluydu (2,3). Þizofreni hastalarýnda antipsikotik tedavi erkeklerde cinsel iþlev bozukluðuna, kadýnlarda amenore ve galaktoreye neden olabilmektedir. Prolaktinin hangi mekanizmalarla cinsel yan etkiler oluþturduðunun araþtýrýlmasý, ayrýca tedaviye uyum ve yaþam kalitesini artýrmak için, hastalarýn hekimler tarafýndan bilgilendirilmesi önemlidir. 1. Ghadirian AM, Chouinard G, Annable L. Sexual dysfunction and plasma prolactin levels in neuroleptic-treated schizophrenic outpatients. J Nerv Ment Dis 1982; 170:463-7 2. Cutler AJ. Sexual dysfunction and antipsychotic treatment. Psychoneuroendocrinology 2003;28 suppl(1):69-82. 3. Üçok A, Ýncesu C, Aker T, Erkoç S: Do psychiatrists examine sexual dysfunction in schizophrenia patients? Eur Psychiatry 2007; 22(5):328-33.
SÖ 2 Depresyonu Olan Kadýnlarda Aile Ýçi Fiziksel Þiddetin Yaygýnlýðý, Baðlanma Biçimi, Çocukluk Çaðý Travmalarý ve Sosyodemografik Deðiþkenlerle Ýliþkisi: Kontrollü, Kesitsel Bir Çalýþma Berna Karakoç, Leyla Gülseren, Þeref Gülseren, Birmay Çam, Nermin Tenekeci ÝAEAH Giriþ:Kadýna yönelik aile içi þiddet (KYAÝÞ), aile içinde ortaya çýkan, duygusal, ekonomik yada fiziksel zararla sonuçlanan hertürlü eylem olarak tanýmlanmaktadýr (1). AÝÞ kurbanlarýnda birçok ruhsal belirti, bozukluk geliþebilmektedir (2). AÝÞ kurbanlarýnda depresyon yaygýnlýðý ise %38-83 olarak bildirilmiþtir (3). Çalýþmamýzda depresif bozukluk tanýlý kadýnlar ve saðlýklý kontroller KYAÝÞ yaygýnlýðý ve çeþitli deðiþkenler yönünden karþýlaþtýrýlmýþtýr. Yöntem:Psikiyatri polikliniðine baþvuran ve depresif bozukluk tanýlý 100 hasta ve saðlýklý 30 kadýn alýndý. Yarýyapýlandýrýlmýþ anket formu, SCID-I, HAM-D, HAM-A, Eriþkin Baðlanma Biçimi ölçeði, Çocukluk Çaðý Örselenme Yaþantýlarý Ölçeði uygulandý. Bulgular:Depresyon grubundakilerin %64'ü eþinden fiziksel þiddet (FÞ) gördüðünü bildirirken kontrol grubundakilerin %26.7'si FÞ bildirdi. Depresyon grubunda, eþin kadýna yönelik fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel þiddeti; eþin çocuða yönelik FÞ'i; eþin babasýnýn eþin annesine yönelik FÞ'i anlamlý olarak fazlaydý. Depresyon grubunda, eþinden FÞ gören kadýnlar arasýnda ekonomik özgürlüðü olan kadýn sayýsý FÞ görmeyen kadýnlara oranla anlamlý düzeyde az iken; eþin; duygusal, ekonomik, cinsel þiddeti, çocuða yönelik FÞ'i ve kendi çocukluðunda ailesinden FÞ görme öyküsü anlamlý düzeyde fazlaydý. Depresif bozukluðu olan ve FÞ gören grupta çifte depresyon; FÞ görmeyen grupta ise "MDB tek atak ve BTA depresif bozukluk tanýlarý anlamlý oranda fazlaydý. Depresyon grubunda FÞ gören kadýnlarýn HAM-D, HAM-A; EBBÖ kaçýngan ve ambivalan baðlanma puanlarý; ÇÇÖYÖ toplam ve fiziksel kötüye kullaným puanlarý; özkýyým düþüncesi, özkýyým giriþimleri anlamlý düzeyde fazlaydý. Kadýnýn eþinin çocukluk döneminde kendi ailesinde FÞ maruziyetinin ve eþin kadýna yönelik duygusal þiddetinin depresyonu olan kadýnlarda KYAÝFÞ'i öngördüðü belirlendi. Tartýþma:Depresyon tanýsý konan kadýnlarda rutin olarak KYAÝÞ'in sorgulanmasý, depresyon tedavisine katkýsý yanýnda AÝÞ'in tanýnmasý ve önlenmesi açýsýndan da önem taþýmaktadýr. 1.T.C. Baþbakanlýk KSGM, Türkiye'de KYAÝÞ Araþtýrmasý 2009. 2.Kaya M, Kaya B.KYÞ; Pandoranýn Kýrýk Kutusu, Saðlýk Toplum Siyaset 2000;3:50-53. 3. Campbell JC, Lewandowski LA. Mental and physical health effects of intimate partner violence on women and children. Anger, Aggresion and Violence 1997; 20 (2): 353-374.
SÖ 3 Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Panik Bozukluðu Tanýlý Hastalarda Travmatik Geçmiþ Yaþantý Deneyimleri ve Klinik Deðiþkenlerle Ýliþkisi Pýnar Çetinay Aydýn, Betül Eliküçük,Nermin Tenekeci, Þeref Gülseren Izmir Atatürk Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi Amaç:Çalýþmamýzda OKB ve PB hastalarýnýn travmatik yaþantý deneyimlerinin, birbiriyle ve saðlýklý kontrollerle karþýlaþtýrýlmasý, klinik deðiþkenlerle iliþkisinin araþtýrýlmasý amaçlanmýþtýr. Yöntem:SCID-I görüþmesi ile OKB tanýsý alan 38, PB tanýsý alan 33 hasta, 60 saðlýklý kontrol grubu alýndý. Sosyodemografik Bilgi Formu, Travmatik Geçmiþ Yaþantýlar Ölçeði (TGYÖ) uygulandý, OKB ve PB tanýsý olan gruplara Hamilton Anksiyete Deðerlendirme Ölçeði, OKB tanýlý hastalara ayrýca Yale Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeði (Y-BOCS), Y-BOCS Semptom Kontrol Listesi, PB hastalarýna Panik Bozukluk Agorafobi Ölçeði uygulandý. Bulgular:OKB grubunun yeterlilik ve güvenlik puan ortalamalarý diðer iki gruptan daha düþük, sýrlar puan ortalamasý daha yüksekti. PB grubunun ayrýlýk, duygusal kötüye kullaným, fiziksel kötüye kullaným, tanýklýk, diðer travmalar ve alkol madde alt ölçek puan ortalamalarý diðer iki gruptan yüksek bulundu. Ýhmal puan ortalamasý hem OKB grubunda hem de PB grubunda kontrol grubundan yüksekti. Alt ölçek puan ortalamalarýndaki farklýlýðýn ne yönde olduðu posthoc testlerle araþtýrýldý. PB grubunun ayrýlýk alt ölçeði puanlarý OKB hastalarýndan anlamlý olarak daha yüksekti (p=0,00). Sonuç:Hasta gruplarýnda ihmal puanlarýnýn saðlýklýlardan yüksek olmasý, OKBlilerde benzer sonuçlanan bir çalýþmayý1, PBlilerin ayrýlýk puanlarýnýn kontrol ve OKBlilerininkinden yüksek olmasý, literatürü2 destekler niteliktedir. OKBlilerde yeterlilik ve güvenlik gibi olumlu yaþantý deneyimlerinin iki gruptan daha kötü, sýrlar puanýnýn daha yüksek olmasý nedensel bir iliþki olabileceði gibi bu bulguyu yorumlamak, OKB hastalarý ile bu alanda yapýlacak baþka çalýþmalarla daha kolaylaþacaktýr. 1. 1. Lochner C, du Toit PL, Zungu-Dirwayi N, Marais A, van Kradenburg J, Seedat S, Niehaus DJ, Stein DJ. Childhood trauma in obsessive-compulsive disorder, trichotillomania, and controls. Depress Anxiety. 2002;15: 668. 2. Bandelow B, Späth C, Tichauer GA, Broocks A, Hajak G, Rüther E. Early traumatic life events, parental attitudes, family history, and birth risk factors in patients with panic disorder. Compr Psychiatry. 2002; 43: 269-78.
SÖ 4 Sivas Ýl Merkezinde Eriþkin Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðunun Yaygýnlýðý ve Eþlik Eden Eksen I/Eksen II Tanýlarý Bekir Yapýcýoðlu1, Önder Kavakçý2, Ayþegül Selcen Güler2, Murat Semiz2, Nesim Kuðu2, Orhan Doðan2 Bilecik Saðlýk Müdürlüðü1, Cumhuriyet Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Ad.2 Amaç:Dikkat eksikliði/hiperaktivite bozukluðu (DEHB) temel özelliði; kalýcý ve sürekli dikkat süresinin kýsalýðý, bununla iliþkili biliþsel süreçlerde ve davranýþ kontrolünde yetersizliðin olmasýdýr(1). DEHB çalýþmalarý, çocukluk döneminde yaþanan nöropsikolojik sorunlarýn zamanla kaybolmadýðý göstermiþtir(2). Eriþkin DEHB'nin yaþam boyu psikiyatrik ek taný için önemli bir risk etkenidir, en sýk birlikte görülen bozukluklar; duygudurum bozukluklarý, alkol ve madde kullaným bozukluklarý ile anksiyete bozukluklarýdýr (3). Bu çalýþmada Sivas il merkezindeki eriþkin DEHB yaygýnlýðýný ve eþlik eden eksen-i ve eksen-ii taný sýklýðýný saptamak amaçlanmýþtýr. Yöntem:18-44 yaþ aralýðýndaki 901 kiþiye ASRS (Adult ADHD Self Report Scale) uygulanarak kalan 28 kiþiye MINI Plus 5.0.0'ýn DEHB modülü uygulanmýþtýr. Eriþkin DEHB tanýsý konulan bireylere SCID-I ve SCID-II uygulanmýþtýr. Bulgular:Eriþkin DEHB yaygýnlýðý ASRS ile yapýlan taramada % 3,8 iken, yapýlandýrýlmýþ klinik görüþme ile %2,7 bulunmuþtur. Eriþkin DEHB tanýsý kadýnlarda istatistiksel olarak anlamlý düzeyde daha sýk saptanmýþtýr. Eriþkin DEHB tanýsý konulanlarýn anlamlý olarak daha fazla oranda çalýþmadýðý, daha sýk iþ deðiþtirdikleri, orta düzeyde gelire sahip olduklarý, intihar giriþimlerinin daha fazla olduðu, daha fazla sayýda sigara içtikleri, kendilerinde ve ailelerinde psikiyatrik tanýlarýn daha fazla olduðu, daha fazla psikiyatrik yardým aradýklarý ve aldýklarý saptanmýþtýr. Hastalarýn %83'ünde eþlik eden eksen- I tanýsý saptanmýþtýr. En sýk konulan eþ tanýlar, obsesif kompulsif bozukluk, majör depresyon, distimik bozukluk olmuþtur. Ýkinci eksen tanýlarý arasýnda en sýk obsesif kompulsif ve pasif agresif kiþilik bozukluðu bulunmuþtur. Sonuç:DEHB, eriþkin dönemde devam eden bir bozukluktur. DEHB eriþkinlerde yaygýndýr ve sýklýkla baþka psikiyatrik bozuklukla birlikte görülmektedir. 1-Biederman J. ADHD: A Aselective overwiew. Biol Psychiatry, 1, 57 (11): 1215-1220, 2005. 2-Cantwell DP. Attention deficit disorder: A review of the past 10 years. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry, 35: 978-986, 1996. 3- Milberger S, Biederman J, Faraone SV, Murphy J, Ysuang MT. ADHD and comorbid disorders: Issues of overlapping symptoms. Am J Psychiatry, Dec; 152 (12): 1793-9, 1999.
SÖ 5 Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðu Olan Yetiþkinlerde Metilfenidat Uygulamasýnýn Ýþlevsel Beyin Konnektivitesi Üzerine Etkisi Özgür Öner1, Ata Akýn2, Haluk Bingöl2, Bedriye Öncü3, Duygu Biçer4, Yanký Yazgan4, Emrah Budur5, Kerim Munir6 Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi1, Boðaziçi Üniversitesi2, Ankara Üniversitesi3, Marmara Üniversitesi4, Boðaziçi Üniversitesi5, Chilldren's Hospital Boston6 Amaç:Dikkat eksikliði hiperaktivite bozukluðunda (DEHB) yapýsal ve iþlevsel beyin görüntülemesi çalýþmalarý özellikle frontal ve parietal korteks ile bazal gangliyonlarda iþlevsel ve yapýsal farklýlýklar olduðunu göstermiþtir. Son dönemde yayýnlar yapýsal ve iþlevsel konnektivite üzerinde yoðunlaþmaya baþlamýþtýr. Ýþlevsel konnektivite, beynin hangi bölgelerinin beraber aktive olduðununun araþtýrýlmasýdýr. Daha önce yapýlan çalýþmalar DEHB'da iþlevsel konnektivitenin kontrollere göre daha az olduðu yönündedir ancak ilaç tedavisinin etkisi incelenmemiþtir. Bu çalýþmanýn amacý yetiþkin DEHB olgularýnda iþlevsel near infrared spektroskopi (fnirs) ile deðerlendirilen iþlevsel beyin konnektivitesinin tek doz metilfenidat tedavisi ile deðiþiminin incelenmesidir. Yöntem:10 yetiþkin DEHB olgusunda fnirs ile Stroop testi sýrasýnda beyin oksihemoglobin düzeyindeki deðiþime dair zaman serileri elde edilmiþtir. Deðerlendirme 24 saat ara ile iki kere yapýlmýþtýr. Olgularýn yarýsýnda önce ilaçsýz sonra ilaçlý diðer yarýsýnda da tersi olmak üzere cross-over deseni kullanýlmýþtýr. FNIRS ile 16 detektörden elde edilen veriler dörder komþu detektörden oluþan dört bölgeye (seed) ayrýlmýþtýr (sað ve sol lateral ve dorsal frontal) ve bu bölgelerden elde edilen sinyallerin zaman içindeki deðiþimleri ve karþýlýklý baðýmlýklýklarý (mutual information, MI) hesaplanmýþtýr. MI deðeri 1'e ne kadar yakýnsa o bölgenin içindeki ya da bölgeler arasý iþlevsel konnektivite o kadar yüksek anlamýna gelmektedir. Sonuçlar: Metilfenidat tedavisi ile ilaç öncesi 0.46 olan MI deðeri sol dorsal frontal bölgede 0.56'ya (p=0.04); sað dorsal frontal bölgede 0.40'dan 0.53'e (p<0.01); sað medial frontal bölgede 0.46'dan 0.54'e yülsekmiþtir. Bölgeler arasý konnektivite ise sað dorsal ve lateral bölgeler arasýnda 0.34'ten 0.51'e (p=0.05) yükselirken interhemisferik konnektivitede belirgin deðiþim sadece sol medial ve sað lateral bölgeler arasýnda saptanmýþtýr. Tartýþma:Sonuçlar metilfenidat tedavisi ile birincil olarak ve saðda daha belirgin olmak üzere ayný seed bölgesi içinde, ikincil olarak da intrahemisfer lateral ve medial bölgeler arasýnda arttýðýný ortaya koymaktadýr. Enformasyon teorisine göre MI deðerinin yüksek olmasý sinyal/gürültü oranýndaki azalmayla da birliktedir ve buna göre metilfenidat tedavisinin beynin daha verimli çalýþmasýna yardýmcý olduðu anlaþýlmaktadýr.
SÖ 6 Depresif Kadýn Hastalarda Olumlu ve Olumsuz Emosyonel Uyaranlara Verilen Yanýtlarýn Saðlýklý Kontrollerle Karþýlaþtýrýlmasý Damla Ýþman Haznedaroðlu, Ali Saffet Gönül, Fatma Þimþek, Mehmet Çaðdaþ Eker Ege Universitesi Týp Fakültesi Psikiyatri A.D. Amaç: Depresyon hastalýðýnda emosyonel yanýtlarýn ne þekilde bozuk olduðuna dair 3 grup görüþ mevcuttur [1]. Bu çalýþmanýn amacý, depresyon hastalarýnda, olumlu ve olumsuz uyaranlarýn yarattýðý emosyonel yanýtlarýn þiddetinin ve süresinin ötimik kontrollerle karþýlaþtýrýlmasýdýr. Yöntem: Çalýþmaya, herhangi bir psikotrop ilaç kullanmayan depresif episoddaki 47 kadýn hasta (yaþ: 33.7 ±7.6) ve 40 saðlýklý kadýn (yaþ: 34 ±7.9) alýnmýþtýr. Hasta ve kontrol grubu, Beck Depresyon ve Anksiyete ölçekleri, emosyon regulasyon stratejilerini belirlemek adýna Emosyon Regulasyon Anketini doldurmuþlardýr [2]. Gönüllülere 2 defa 11 dakika süren blok dizaynýnda farklý slayt gösterileri izletildi. Slayt gösterisinde "International Affective Pictures System" (IAPS) dan seçilmiþ fotoðraflar kullanýldý [3]. Hastalarýn uyaranlara verdiði 6 temel emosyon yanýtý deðerleri "yineleyici ölçümler için varyans analizi" ile deðerlendirildi. Bulgular: Hastalarýn negatif uyaranlar karþýsýnda üzüntü, tiksinti, öfke, korku; þaþýrma puanlarýnýn daha yüksek; olumlu uyaranlara ise daha düþük olduðu tespit edilmiþtir. Bazal puanlarý dikkate alarak baktýðýmýzda depresif hastalarda, negatif uyarana daha fazla tiksinti, öfke, korku yanýtý verirken; olumlu uyaranlara verdiði mutluluk yanýtýnýn aralýðýnýn kontrollerden farklý olmadýðý görüldü. Fark göstermeyen diðer iki temel emosyon üzüntü ve þaþýrma idi. Sonuç: Bu çalýþmada beklendiði gibi olumsuz emosyonlar (üzüntü, tiksinti, korku, öfke) hastalarda yüksek bulunurken, mutluluk düþük bulunmuþtur. Ancak, uyaranlara karþý oluþan emosyon yanýt dalgasý (aralýðý) depresyon hastalarýnda sadece öfke, tiksinti, korku için kontrollerden daha yüksek genliðe sahiptir. Sonuçlarýmýz, önceki araþtýrmacýlarýn genellemeye giden hipotezlerini doðrulamamýþtýr ve temel emosyonlarýn ayrý ayrý ele alýnmasý gerektiðini göstermiþtir. 1. Rottenberg, J. et al Emotion context insensitivity in major depressive disorder. J Abnorm Psychol, 2005. 114(4): p. 627-39. 2. Gross, J.J. and O.P. John, Individual differences in two emotion regulation processes: implications for affect, relationships, and well-being. J Pers Soc Psychol, 2003. 85(2): p. 348-62. 3. Lang, P.J. et al International affective pictures system (IAPS): Affective ratings of pictures and instruction manual. In Technical report A-8, University of Florida, Gainesville, FL.. 2008.
SÖ 7 Ýlk Episod Þizofrenide P300 Genliðinin Seyri: 6 Yýllýk Ýzleme Sonuçlarý Alp Üçok1, Yasemin Keskin Ergen2, Müge Devrim Üçok2, Erhan Ertekin3 Ýstanbul Týp Fakültesi1, Ýstanbul Týp Fakültesi Fizyoloji Ad2, Ýstanbul Týp Fakültesi Psikiyatri Ad3 Amaç:Þizofrenide iþitsel P300 genliðindeki azalma sýklýkla tekrarlanan bir bulgudur (1). Hastalýk süresinin P300 süreçlerine etkisini inceleyen kesitsel çalýþmalarýn bulgularý çeliþkilidir (2,3). Amacýmýz þizofreni baþladýktan sonra hastalýðýn biliþsel süreçler üzerine yýkýcý etkisinin sürüp sürmediðini ilkepisod hastalarýn ve kontrollerin P300'ünü uzunlamasýna deðerlendirerek araþtýrmaktý. Bildiðimiz kadarýyla hastalýk süresinin P300 süreçlerine etkisini uzunlamasýna olarak deðerlendiren bir çalýþma bulunmamaktadýr. Yöntem: Çalýþmaya 14 ilk-episod þizofreni hastasý ve 18 saðlýklý kontrol katýldý. Gruplarýn P300 yanýtlarý iki kez deðerlendirildi. Deðerlendirmeler arasýndaki süre hastalarda (6.48±1.09 yýl) ve kontrollerde (5.95±1.26 yýl) farklý deðildi. Ýlk deðerlendirme sýrasýnda hastalar ilk psikotik episodun post-akut evresindeydi. Her iki deðerlendirmede de hastalarýn hemen tümü atipik antipsikotik kullanýyordu. Hastalar iki deðerlendirme arasýndaki dönemde remisyon ölçütlerini karþýlýyordu. P300 standard (1000 Hz) ve hedef uyaranlarýn (1500 Hz) olasýlýðýnýn sýrasýyla 0.8 ve 0.2 olduðu bir oddball paradigmasýyla elde edildi. Bulgular: Þizofreni hastalarýnýn P300 genliði iki deðerlendirmede de kontrollerden düþüktü (p=0.003). Hastalarda deðerlendirmeler arasýndaki P300 genliðindeki deðiþim kontrollerden farksýzdý. Sonuç: Deðerlendirmeler arasýndaki P300 genliðindeki deðiþimin hastalarda kontrollerden farklý olmamasý P300 genliðindeki azalmanýn hastalýk baþladýktan sonra ilerlemediðini göstermektedir. Çalýþmamýz bir grup ilk-episod þizofreni hastasýnda bilgi iþleme süreçlerindeki bozulmanýn 6 yýllýk izleme sonunda ilerlemediðini, P300 aracýlýðýyla ilk olarak göstermesi bakýmýndan önemlidir. Gelecekte yapýlacak çalýþmalar bulgularýmýzýn olumsuz gidiþli/tipik antipsikotik kullanan hastalar için de geçerli olup olmadýðýný gösterecektir. 1. Ford JM, Pfefferbaum A, Roth WT. P3 and schizophrenia. Ann N Y Acad Sci. 1992;658:146-62. 2. Devrim-Üçok M, Keskin-Ergen HY, Üçok A. Novelty P3 and P3b in First-Episode Schizophrenia and Chronic Schizophrenia. Prog Neuropsychopharmacol Biol Psychiatry. 2006; 30:1426-34. 3. Mathalon DH, Ford JM, Rosenbloom M, Pfefferbaum A. P300 reduction and prolongation with illness duration in schizophrenia. Biol Psychiatry. 2000; 47:413-27.
SÖ 8 Antipsikotik Ýlaç Tedavisi Almamýþ Ýlk Atak Þizofreni Hastalarýnda Korpus Kallozum'da Azalmýþ Fraksiyonel Anizotropi Erdal Pan1, Ayhan Algül1, Cengiz Baþoðlu1, Servet Ebrinç1, Mesut Çetin1, Aykut Aytekin2, Samet Köse3 GATA Haydarpaþa Eðitim Hastanesi Psikiyatri Servisi Ýstanbul1, GATA Haydarpaþa Eðitim Hastanesi Radyoloji Servisi Ýstanbul2, Vanderbilt Unversitesi Department of Psychiatry Nashville ABD3 Amaç: Bu çalýþmada, þizofreni hasta grubunda, korpus kallozum'un (KK) splenium ve genu bölgelerindeki nöronal að baðlantýlarýnýn, Difüzyon Tensör Görüntüleme (DTG) ile incelenmesi ve þizofreninin nöral temelini açýklamaya yönelik fonksiyonel baðlantý bozukluðu kuramýnýn sýnanmasý amaçlanmýþtýr. Yöntem: Çalýþmaya GATA Haydarpaþa Eðitim Hastanesi Psikiyatri Polikliniði'ne Haziran 2009-Aralýk 2009 tarihleri arasýnda baþvuran hastalardan DSM-IV taný ölçütlerine göre ilk atak þizofreni (ÝAÞ) tanýsý konulan 14 erkek hasta ve herhangi bir psikiyatrik hastalýðý olmayan 16 saðlýklý kontrol alýndý. Sosyodemografik veriler için yarý yapýlandýrýlmýþ görüþme formu kullanýldý. Deneklerin el tercihleri Edinburg Lateralizasyon Testi ile deðerlendirildi. Klinik ölçümlerde Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeði, Kýsa Psikiyatrik Derecelendirme Ölçeði (KPDÖ) ve Genel Klinik Ýzlenim Ölçeði kullanýldý. DTG ölçümleri, renk kodlu fraksiyonel anizotropi (FA) haritalarýnda topografik dairesel ROI'ler kullanýlarak yapýldý. Bulgular: Çalýþmamýzda ÝAÞ hastalarýnda, gerek genu FA (t=4.106, p= 0,001), gerekse splenium FA (t=2.812, p=0.013) deðerleri saðlýklý kontrol grubundan düþük bulundu. Genuda bu düþüklük daha belirgindi. Splenium FA deðerleri ile KPDÖ arasýnda negatif korelasyon (r=-0,569, p=0,034) saptandý. Sonuç: Kallosal FA deðerlerindeki azalma, miyelinizasyon kusuru baþta olmak üzere, çeþitli aksonal sebeplere baðlý iletim kusuru olduðunu göstermektedir. Antipsikotik tedavi almamýþ ÝAÞ hastalarýnda Kallosal FA'da azalma olmasý, bu iletim sorunlarýnýn tedaviden baðýmsýz olarak hastalýðýn baþlangýcýnda da var olduðunu ve prenatal geliþim sürecindeki olaylarla iliþkili olabileceðini düþündürmektedir (Gasparotti ve ark. 2009). Bu sonuçlar nörogeliþim kuramýnýn bir parçasý olan, kognitif dismetri kuramýnda ileri sürülen kortiko-serebellar-talamik-kortikal aðda anormallik olduðu görüþünü destekler niteliktedir. Gasparotti R, Valsecchi P, Carletti F ve ark. (2009) Reduced fractional anisotropy of corpus callosum in first-contact, antipsychotic drug-naive patients with schizophrenia. Schizophr Res 108:41-8.
SÖ 9 Çocukluk Çaðý Travmalarýnýn Psikoz Ýçin Yüksek Risk Taþýyan Bireyler ve Ýlk Episod Þizofreni Hastalarýnda Klinik Özellikler ve Biliþsel Ýþlevler Üzerine Etkisi Seda Þahin1, Evrim Göde1, Çaðrý Yüksel1, Gülþah Karadayý1, Elçin Akturan1, Jülide Güler1, Alp Üçok1 Yasemin Ergen1, Müge Devrim Üçok2, Ahmet Koyuncu4 Ýstanbul Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý1, Ýstanbul Týp Fakültesi Fizyoloji AD2, Eyüp Devlet Hastanesi3, Batý Bahat Hastanesi4 Amaç:Þizofreni hastalarýnda çocukluk çaðý travmatik yaþantýlarýnýn (ÇT) pozitif belirti þiddetini etkilediði ilk episod þizofreni hastalarýnda (ÝEÞ) gösterilmiþtir (1). ÇT tanýmlayan þizofreni hastalarýnda çalýþma belleði, episodik bellek ve bilgi iþleme hýzlarý da ÇT tanýmlamayan gruba göre daha bozuk bulunmuþtur (2). Psikoz için yüksek risk taþýyan (PÝR) bireylerde ise ÇT psikoza dönüþümle iliþkili bulunmakla birlikte bu hastalarda ÇT'nýn semptom þiddeti ve biliþsel iþlevlere etkisi araþtýrýlmamýþtýr. Bu çalýþmada ÝEÞ ve PÝR hastalarýnda çocukluk çaðý travmalarýnýn ilk baþvuru sýrasýndaki klinik belirti þiddeti ve biliþsel iþlev düzeylerine etkisini inceledik. Yöntem:Araþtýrma Ýstanbul Týp Fakültesi ilk episod ve prodromal psikoz araþtýrma projesi çerçevesinde Psikiyatri Anabilim Dalýnda gerçekleþtirildi. 78 ÝEÞ hastasýnýn yaný sýra Melbourne ölçütlerine göre psikoz için risk altýnda (PÝR) kabul edilen 34 birey alýndý. Hastalara KPDÖ, SANS, SAPS, Çocukluk Travmalarý Ölçeði (ÇTÖ) ve biliþsel test bataryasý uygulandý. Bulgular:ÝEÞ grubunda ÇTÖ toplam puaný ve fiziksel kötüye kullaným dýþýndaki tüm altölçek puanlarý SAPS puanýyla iliþkili bulundu. PÝR grubunda SAPS toplam puaný ile toplam ÇTÖ puaný arasýnda iliþki bulunmadý, sadece fiziksel ihmal altölçek puanýyla baðýntý saptandý.ýeþ grubunda ÇTÖ toplam puaný yüksek olan grubun doðru hatýrlama ve dikkat iþlevi daha bozuk bulundu. PÝR grubunda ise fiziksel kötüye kullaným puaný yüksek hastalarda interferans inhibisyonu ve dikkat; cinsel kötüye kullaným puaný yüksek olanlarda dikkat ve çalýþma belleði iþlevleri daha bozuktu. Sonuç:ÝEÞ ve PÝR gruplarýnýn çocukluk çaðý travma yaþantý düzeylerini beklediðimizden farklý olarak birbirine çok yakýn bulduk. Ýlk defa çalýþýlan prodromal psikoz grubunda ise travmanýn biliþ üzerine etkisi ÝEÞ grubuna benzer alanlarda görülmektedir. 1) Uçok A, Bikmaz S. The effects of childhood trauma in patients with first-episode schizophrenia. Acta Psychiatr Scand. 2007;116:371-7. 2) Shannon C, Douse K, McCusker C et al. The Association Between Childhood Trauma and Memory Functioning in Schizophrenia. Schizophr Bull. 2009 Sep 13.
SÖ 10 Psikoz Ýçin Risk Gruplarýnda Biliþsel Ýþlevlerin Ýlk Episod Þizofreni Hastalarýyla Karþýlaþtýrýlmasý Çaðrý Yüksel1,Evrim Göde1,Seda Þahin1,Gülin Alkan1,Alp Üçok1,Gülþah Karadayý1, Müge Devrim Üçok2,Yasemin Ergen2,Elçin Akturan1,Jülide Güler3,Ahmet Koyuncu4 Ýstanbul Týp Fakültesi Psikiyatri AD1, Ýstanbul Týp Fakültesi Fizyoloji AD2, Eyüp Devlet Hastanesi3, Bahat Hastanesi4 Giriþ:Biliþsel bozukluklar þizofreninin çekirdek belirtilerindendir. Psikoz için risk grubundaki (PÝR) hastalarýn da biliþsel performansý iþlem hýzý, sözel öðrenme, sözel bellek bozuk bulunmuþtur, biliþsel iþlev düzeyleri ilk episod þizofreni hastalarýyla kontroller arasýnda yer almaktadýr (1,2). Çalýþmamýzda psikoz için genetik ve klinik riskin biliþsel fonksiyonlara etkisi ve baþvuruda riskli grup ile hastalarýn ayrýlmasýný saðlayabilecek biliþsel alanlarýn belirlenmesi amaçlandý. Yöntem:ÝEÞ hastalarý (n=32; yaþ=22.8), Melbourne ölçütlerine göre (3) psikoz için yüksek risk altýnda olduðu kabul edilen hastalar (PÝR) (n=41; 22.2), ÝEÞ hastalarýnýn saðlýklý kardeþleri (n=20; 25.7) ve kontrol grubu (n=27; 19.7) dahil edildi. Testler ve deðerlendirmeler ilaçsýz dönemde yapýldý. Katýlýmcýlara Rey Sözel Öðrenme, Sayý Dizisi (ileri ve geri), Ýzsürme A, B, Wisconsin Kart Eþleme, Sürekli Performans, n-geri testi, Stroop testleri uygulandý. Sonuçlar:PÝR grubu sözel öðrenme, sözel bellek, zihinsel esneklik ve çalýþma belleði alanlarýnda kontrollerden kötü, sözel öðrenme ve bellek, dikkat ve alýþýlmýþ bir davranýþý bastýrma alanlarýnda ÝEÞ hastalarýndan iyiydi (p<0.05). ÝEÞ hastalarýnýn kardeþleri dikkat, zihinsel esneklik ve çalýþma belleði alanlarýnda kontrollerden düþük performans gösterdi. Regresyon analizinde sözel öðrenme, sözel bellek ve çalýþma belleði PÝR grubunda ÝEÞ grubuna göre korunmuþ bulundu Tartýþma:Çalýþmamýzýn özelliði risk gruplarý ve ÝEÞ gruplarýný beraber deðerlendiren ve ANOVA'da dört grubu karþýlaþtýran bir yöntem kullanýlmasýdýr. Beklendiði gibi prodromal hastalarýn biliþsel iþlevleri çoðu alanda ÝEÞ grubundan iyi, kontrol grubundan kötüydü. Bulgularýmýz sözel öðrenme, sözel bellek ve çalýþma belleði alanlarýndaki performansýn PÝR ve ÝEÞ hastalarý arasýnda ayýrt edici olduðunu düþündürmektedir. 1. Niendam TA, Bearden CE, Johnson JK ve ark. Neurocognitive performance and functional disability in the psychosis prodrome. Schizophr Res. 2006;84:100-111. 2. Simon AE, Cattapan-Ludewig K, Zmilacher S ve ark. Cognitive functioning in the schizophrenia prodrome. Schizophr Bull. 2007;33:761-771. 3. Yung AR, Stanford C, Cosgrave E ve ark. Testing the Ultra High Risk criteria for the prediction of psychosis in a clinical sample of young people. Schizophr Res. 2006;May84(1):57-66.
SÖ 11 Mevsimsel Duygudurum Bozukluklarýnda Tek Uçlu-Ýki Uçlu Ayýrýmý: Deksametazon Baskýlama Testi Sermin Kesebir, Hale Yacý, Ali Görkem Gençer Erenköy Ruh ve Sinir Hastalýklarý Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi Giriþ ve Amaç:Depresyonla birlikte olan döngüsel ritimlerdeki bozulma, diürnal duygudurum deðiþikliði ve terminal insomni þeklinde, uyku yapýsýnda, beden ýsýsýnda ve pik kortizol düzeylerinde gözlenmektedir. Mevsimsel duygudurum bozukluklu olgularýn saðlýklý kontrollerle karþýlaþtýrýldýklarý bir çalýþmada kortizol düzeylerinde bir fark gösterilememiþtir (1). Yakýn bir tarihte Cushing Hastalýðý nedeniyle gidiþi kötüleþen bir iki uçlu mevsimsel duygudurum bozukluðu olgusu bildirilmiþtir (2). Bu çalýþmanýn amacý mevsimsel gidiþ gösteren tek uçlu ve iki uçlu olgular arasýnda deksametazon baskýlama testi (DST) ile saptanan kortizol düzeyleri arasýnda bir fark olup olmadýðýnýn saptanmasýdýr. Yöntem:Mevsimsel duygudurum bozukluðu olan (SCID-I ile yapýlan taný görüþmesinde DSM-IV'e göre uzunlamasýna gidiþ belirleyicisi olarak mevsimsel gidiþ gösteren) ve bilgilendirilmiþ onam formunu onaylayan, iyilik dönemindeki olgular, olaðan poliklinik izlemleri sýrasýnda, ardýþýk olarak çalýþmaya alýnmýþtýr. 13 kadýn, 1 erkek 14 tek uçlu olgunun yaþ ortalamasý 51±8.7; 6 kadýn, 1 erkek 7 iki uçlu olgunun yaþ ortalamasý 44.3±5.2'dir. Bulgular:DST ile baskýlanamama mevsimsel gidiþ gösteren iki uçlu olgular arasýnda (% 100), tek uçlu olgulardan (% 42.8) sýktýr (p= 0.011).DST ile baskýlanamamanýn olduðu mevsimsel gidiþli duygudurum bozukluðunda; sosyoekonomik düzey daha kötü, sosyal destek daha az, çocukluk çaðý travmasý daha sýk, ilk episod öncesi stresör daha az, baþlangýç yaþý daha erken, koruyucu saðaltým öncesi ve sonrasý episod þiddeti daha yüksek, episod sayýsý koruyucu saðaltým öncesi daha çok, ÝGD koruyucu saðaltým sonrasý daha düþüktür (sýrasýyla p= 0.005, 0.037, 0.011, 0.026, 0.034, 0.011, 0.006, 0.001 ve 0.016). Sonuç:Bu çalýþma mevsimsel duygudurum bozukluðunda tek uçlu ve iki uçlu olgularý karþýlaþtýran ilk çalýþmadýr ve önemli farklar ortaya koymaktadýr. Bir diðer önemli bulgusu, DST ile kortizol düzeyi baskýlanamayan mevsimsel duygudurum bozukluðu olgularýnýn diðerlerinden daha kötü gidiþ özellikleri gösteriyor oluþudur. Boyce A, Barriball BS. Circadian rythms and depression. Aust Fam Physician 2010, 39(5): 307-310. Ghadirian AM, Marcouitz S, Murphy BE. Seasonal bipolar disorder exacerbated by Cushing's Disease. Compr Psychiatry 2005, 4682): 155-158.
SÖ 12 Üniversite Öðrencileri Arasýnda Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðu Yaygýnlýðý ve Eþlik Eden Bozukluklar Önder Kavakcý, Nesim Kuðu, Murat Semiz, Feride Meydan, Süreyya Karsikaya, Orhan Doðan, Bekir Yapýcýoðlu Çukurova Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Ad Amaç:Dikkat eksikliði/hiperaktivite bozukluðu(dehb) dikkati sürdürme güçlüðü, dürtüsellik ve hiperaktivite ile karakterizedir, belirtiler çoðunlukla yedi yaþýndan önce tanýnýr(1). Eriþkin popülasyonunun %4'ünü etkiler (2). DEHB'li eriþkinlerde en sýk bildirilen eþ tanýlar duygudurum bozukluklarý, madde kullaným bozukluklarý ve yeme bozukluklarýdýr(3). Bu çalýþmadasivas Cumhuriyet Üniversitesinde; üniversite öðrencileri arasýnda DEHB ve eþlik eden bozukluklarýn yaygýnlýðýný araþtýrmak amaçlandý. Yöntem:Öðrenci popülasyonunu temsil eden 980 öðrenci eriþkin DEHB kendi bildirim ölçeðini (ASRS)ve sosyodemografik veri formunu doldurdu. Kesme puanýnýn üzeride kalan 79 öðrenci olasý DEHB tanýsý ile ikinci aþama deðerlendirmeye alýndý ve Eriþkin Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Ölçeði, MINI Plus 5.0.0 DEHB Modülü, SCID I ve SCID II ile deðerlendirildi. Bulgular:Üniversite öðrencileri arasýnda DEHB yaygýnlýðý %4.9 bulundu. DEHB'li öðrencilerin çoðunluðuna eksen I (özellikle depresif bozukluklar) ve eksen II (özellikle B kümesi kiþilik bozukluklarý) tanýlarý konuldu. Kadýn ve erkekler arasýnda DEHB yaygýnlýðý yönünden fark saptanmadý. DEHB tanýsý daha fazla sigara ve alkol kullanýmý, sene kaybý, yasal problemler, somatik yakýnma ve daha fazla reçeteli ilaç kullanma ve intihar giriþimi ve internette daha fazla zaman geçirme ile iliþkiliydi. DEHB tanýsý konulanlardan yalnýzca bir öðrenci daha önce kendisine DEHB tanýsý konulduðunu bildirdi. Sonuç:DEHB üniversite öðrencilerinde yaygýndýr. DEHB olan öðrenciler sýklýkla eksen I ve eksen II bozukluklar eþ tanýlarý gösterirler. Erken eriþkinlik çaðýnda DEHB tanýsýnýn varlýðý psikolojik, sosyal ve akademik problemlerle iliþkili görünmektedir. 1- APA: Diagnostic and Statistical manual of Mental Disorders, Fourth Edition, Text Revision. Washington, DC, American Psychiatric Association, 2000. 2- Kessler RC, Adler LA, Barkley R, Biederman J, Conners CK, Faraone SV The prevalence and correlates of adult ADHD in the United States: results from the National Comorbidity Survey Replication. Am J Psychiatry, 2006; 163: 716-723. 3- Biederman J, Monuteaux MC, Mick E, Spencer T, Wilens TE, Silva JM, Snyder LE, Faraone SV. Young adult outcome of ADHD: a controlled 10-year follow-up study. Psychol Med 2006; 36:167-79.
SÖ 13 Psikiyatrik Bozukluklarda III. Eksen Eþtanýsý: Erenköy RSHEAH Ayaktan Tedavi Merkezi Verileri Sermin Kesebir,Arzu Etlik Aksoy,Ali Görkem Gençer, Haluk Usta,Rümeysa Yeni Elbay,Sena Þayakçý,Mustafa Bilici Erenköy Ruh ve Sinir Hastalýklarý Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi Giriþ ve Amaç:Psikiyatrik bozukluklardaki bedensel hastalýklar, sýklýkla olgu bazýnda ya da yan etkiler kapsamýnda incelenmekte, bedensel hastalýklardaki psikiyatrik bozukluklarla karþýlaþtýrýldýðýnda görece daha az araþtýrýlmakta ve bilinmektedir. Bu çalýþmanýn amacý psikiyatrik bozukluklardaki bedensel hastalýk yaygýnlýðýný, aralarýndaki zamansal iliþkiyi ve tedavi seçimlerinin uygunluðunu, kendi verilerimizle gözden geçirmektir. Yöntem:Ayaktan tedavi merkezimize baþvuran ve bilgilendirilmiþ onam veren 2000 olgu, ardýþýk ve ileriye dönük deðerlendirilmiþtir. 1816 olgunun deðerlendirmesi güvenilir olup istatistiksel analize dahil edilmiþtir. Bulgular:III. Eksen eþtanýsý (ÜEE) DDB için % 56, AB için % 42.3, S için % 38.3 olarak hesaplanmýþtýr. Ýki uçlu bozukluk ve yineleyici depresyondaki ÜEE, tek epizod depresyon ve karýþýk anksiyete depresyondakinden; panik bozukluk ve yaygýn anksiyete bozukluðundaki ÜEE, obsesif kompulsif bozuklukta olduðundan daha sýktýr (p< 0.001 ve p= 0.001). DDB grubunda ÜEE'lý olgular (38.6±12.2/ 51.3±2.6) daha yaþlý (p< 0.001); AB grubunda ÜEE kadýnlar arasýnda (% 63/ 24) daha sýk (p= 0.004) iken; S grubunda III. Eksen eþtanýsý yönünden yaþ ve cinsiyet farký gözlenmemiþtir. I. ve III. Eksende tanýmlanan bozukluk ve hastalýklarýn baþlangýcýndan bu yana geçen süreler baðýntýlandýrýldýðýnda; DDB grubunda bu süreler ( 6.19±7.55/ 7.12±8.15) benzer (r= 0.912) bulunurken; r deðeri AB için 0.265 (3.21±3.15/ 8.34±5.71); S için 0.425 (13.82±11.36/ 8.21±8.55) olarak saptanmýþtýr. I. Eksen'e yönelik tedavinin III. Eksendeki tanýyla uygunsuzluðu DDB, AB ve S grubunun her biri için anlamlý oranda yüksek bulunmuþtur (p= 0.001, p< 0.001 ve p= 0.042). Sonuç:Psikiyatrik bozukluklarla bedensel hastalýklar çift yönlü bir iliþkide, birbirlerinin klinik görünüm ve gidiþlerini, tedavi seçenek ve seçimlerini etkiledikleri gibi etiyolojik baðlantýlar bulundurma olasýlýðý taþýrlar. Angst F, Stassen HH, Clayton PJ, Angst J. Mortality of patients with mood disorders. J Affective Disord 2002, 68(2-3):167-81. Müller JE, Koen IK, Stein DJ. Anxiety and medical disorders. Curr Psychiatr Rep 2005, 7:245-51. Capasso RM, Lineberry TW, Bostwick JM. Mortality in schizophrenia and Schizoaffective Disorder. Schizophr Res 2008, 98: 287-94.
SÖ 14 "Obsesif Kompulsif Bozuklukta Basit Zihinsel Ýmgenin Biliþsel Kontrolü" Orhan Murat Koçak1,Ayþegül Yýlmaz Özpolat2,Cem Atbaþoðlu2,Metehan Çiçek3 Kýrýkkale Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri AD1, Ankara Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri AD2, Ankara Üniversitesi Týp Fakültesi Fizyoloji AD3 Amaç:Obsesyonun ýsrarcý doðasý araþtýrmacýlarý obsesif kompulsif bozuklukta temel problemlerden birinin bozulmuþ inhibitor kontrol olup olmadýðýný sýnamaya yönlendirmiþtir. Daha önceden bildirilen, OKB'de posterior parietal lob iþlevlerine ait bozulma (1) ve yakýn zamanda yapýlmýþ bir çalýþmaya (2) ait sað posterior parietal bölgenin basit bir imgenin biliþsel kontrolü sýrasýnda önemine iþaret eden bulgu çerçevesinde OKB'de basir bir zihinsel imgenin kontrolü sýrasýndaki beyin aktivitesinin normallerden farklýlýk gösterip göstermediðine odaklanýlmýþtýr. Yöntem:Bu amaçla çalýþmaya katýlan bireylerin kendilerine sunulmuþ bir imgeyi baskýlarken, imgelerken ya da manipüle ederken normallerden farklýlýk gösterip göstermediði deðerlendirilmiþtir. Bulgular:OKB hastalarýnýn saðlýklý kontrollere göre inferior parietal lob (IPL), posterior singülat ve superior frontal girusta daha düþük aktivite gösterdiðini ortaya konulmuþtur. ROI (region of interest) analizine göre sürekli anksiyete imgeleme ve baskýlama görevleri sýrasýnda IPL aktivitesi ile negative korelasyon göstermektedir. Sonuç:Bu çalýþmanýn sonuçlarý daha önceki çalýþmalarýn sonuçlarý ile birlikte ele alýndýðýnda OKB'de temel problemin sað frontoparietal aðda azalmýþ aktivite ile iliþkili olabileceði öne sürülebilir. 1.Page, L. A, Rubia, K., Deeley, Q., Daly, E., Toal, F., Mataix-Cols D., et al. (2009). A functional magnetic resonance imaging study of inhibitory control in obsessive-compulsive disorder. Psychiatry Research, 174, 202-209. 2.Kocak, O. M., Cicek, M., Yagmurlu, B., & Atbasoglu, C. (2008). How is cognitive control of a simple mental image achieved? An fmri study. International Journal of Neuroscience, 118. 1781-1796.