kanatlı sektöründe Ortak akıl ortak hareket! Konya ziyaretlerimizin bu ay ikincisini gerçekleştirdik; Konya daki ve çevre illerdeki yumurta entegrasyonlarına hizmet veren serbest klinisyenlerle bir kez daha sektörün güncel durumunu konuştuk. İNFOVET 58-59
www.gunesliasi.com.tr Türkiye yumurtacılık sektörünün kilit oyuncularından Konya ya geçtiğimiz ay yaptığımız ziyaretin bu ay ikincisini gerçekleştirdik ve ağırlıklı olarak yumurta üretimi yapan entegrasyonlara hizmet veren üç serbest veteriner kliniğini ziyaret ettik. Civcivlerin kuluçkaya girişinden yumurtlamasına kadar her türlü aşamada sağlık hizmeti veren klinikler, bunun yanı sıra yem danışmanlığı ve aşılama uygulamaları da yapmakta. Kimi hekimler, komşu illerdeki veteriner hekim meslektaşları ile stratejik bir birliktelik kurmuş; bu şekilde satın alma güçlerini artırmış, kısa sürede sektörün nabzını tutma şansı yakalamış, tüm bölge ile yakın temas kurarak bu teması Ar&Ge çalışmalarına dönüştürmüş, erken teşhis-tedavi ve bölgeye has aşı programları hazırlama fırsatı yakalamış; kimisi ise sağlık hizmetlerini farklı, diğer hizmetleri ise farklı klinik bünyelerinde yürütme kararı almış. Tüm bu stratejik birliktelikleri kurma ve işletmelere sunulan hizmetleri farklı klinik bünyelerinde verme ihtiyacı bölgedeki hayvan hareketlerinden ve bu hayvanlarla devamlı kurulan irtibattan kaynaklanıyor. Çünkü Konya, tek bir il olarak ele alınmıyor; Türkiye yumurta sektörünün yaklaşık % 70 ini temsil eden Afyon, Kayseri ve Çorum da hesaba katılıyor; yani başarıyı yakalamak için ortak akıl ve ortak hareket gerektiren büyüklükte bir hayvan popülasyonu... Ve elbette dertler aynı; biyogüvenlik açığı ve salma tavukçuluk Biyogüvenliğe zaman, emek ve para harcanmasının kafalara kazınması gerektiğinin altını çizen hekimler; tüm dünya salgınlarla ciddi savaşlar verirken ve önlemleri en üst seviyeye taşımışken, Türkiye nin salma tavuk işletmelerine verdiği desteği yersiz buluyor ve insanların belki de hobi olarak yaptığı bu uğraşın tüm sektörü riske soktuğunu vurguluyorlar. Veteriner hekimlerimizden dinliyoruz
Veteriner Hekim Uğur Erdoğmuş, 1992 yılında Ankara Üniversitesi nden mezun olmasının hemen ardından özel sektörde çalışmaya başlamış ve 2001 yılında tüm mesleki birikimini ve yakından takip ettiği dünya gelişmelerini memleketi Konya daki sektör ortaklarına sunmayı ve onları nasıl ileri götürebileceğinin yollarını aramayı hedef edinmiş. Uğur Bey, öncelikle sizi ve Norm Veteriner Kliniği ni kuruluşundan itibaren biraz tanıyalım. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi 1992 yılı mezunuyum. 2001 yılına kadar farklı damızlık entegrasyonlarında çalıştım; yani sahnenin öteki tarafında En son, o dönemlerde günde yaklaşık 30 bin kesim kapasitesi olan Konya Azim Tavukçuluk ta görev aldım ve 2001 yılında, ticari bilgi birikimi ve sektörel bakış açısı kazandığıma emin olduğum noktada, çocukluk arkadaşım Orhan Bayır ile birlikte kendi işimizi yapmaya karar verdik. Yaklaşık 16 yıllık bir firmayız. Yani sektörün üretim ayağından geliyorsunuz. Broyler, yumurta, yarka, damızlık Bu alanların her birinde çalışarak bulunduğumuz noktaya geldik. Söz konusu süreçte, firmaların Ar-Ge desteklerini aldık. Patronlarımız ticari açıdan ve bilgi bakımından yetişmemize imkan sağladılar. Biz de bu birikimi sektöre nasıl aktarırız çabasıyla yola çıktık. Ancak 2001 yılı krizi ile ne olduğumuzu şaşırdık. Farklı bir organizasyon içerisine girmenin gerekliliğini hissettik ve Afyon dan Celalettin Çankaya, Kayseri den Yavuz Torunoğlu ve Konya dan Bilal Mermer ile 2003 yılında stratejik bir ortaklık kurma kararı aldık. Yumurta tavuklarının beslenmesi, sağlığı ve koruyucu hekimliği noktasında bir sinerji yakaladık ve bu sinerji satın alma gücümüzü artırdı ve teknik argümanlara ulaşmada kolaylıkları beraberinde getirdi. Elbette bu birleşmenin organik bir birleşmeden ziyade stratejik olduğunu bir kez daha belirtmek gerekiyor. Yani; Konya, Kayseri ve Afyon da ortak bir hareket söz konusu diyebilir miyiz? Stratejik bir birlikteliğin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Tedarik birlikteliği, hem satın alma gücünü artırıyor hem de çok kısa sürede sektörün nabzını tutma ve takip etme fırsatı sağlıyor. Çünkü bu bölge, neredeyse Türkiye yumurta sektörünün % 70 ini temsil eden bir bölge. 20 milyon üre- Ortak hareket ederek birçok kapı açılabilir Hastalıklarla yaşamayı öğrenmenin vakti geldi. Sektörün fiyat belirleyicisi artık yem ve civciv fiyatları değil; hastalıklar... Salgın krizlerini hafif atlatmayı başarabilirsek ekonomik üretim yapmayı da başarabiliriz. Veteriner Hekim Uğur Erdoğmuş, Biyogüvenliği niye yaptığımızı biliyoruz ama hakkıyla yapmayı başaramıyoruz. İNFOVET 60-61
www.gunesliasi.com.tr tim ile Afyon, 14 milyon ile Konya, 8 milyon ile Kayseri ve Çorum dersek, yaklaşık 60 milyon hayvanla yakın temas içerisindeyiz ve tüm sinir uçlarına dokunuyoruz. Tüm bunları Norm çatısı altında yapıyoruz fakat iş bölümümüz aslen şöyle; beslenme ve yem katkı tedariki Norm Veterinerlik in, aşı-ilaç grubu ise Kayseri Okyanus Ecza Deposu sorumluluğunda. Özellikle üretim tesislerinde enfeksiyöz hastalıklar büyük risk. Mücadelenin neresinde hataya düşüyoruz? 2005 yılı Türkiye kanatlı sektörünün miladı niteliği taşıyor. 2005 yılından önce, insanlar kanatlı yetiştiriciliğini çok hafife alıyordu. Sadece psikolojik bir tatmin yaşamak için biyogüvenlikten söz ediliyordu. 2005 yılı sonrasında ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de işler tersine döndü ve özellikle yumurtacılar için iş resmileşti. Birlikte hareket etmenin önemi idrak edildi, yumurta birliklerinin aksiyonları ön plana çıktı ve ortak hareket ederek birçok kapının açılacağı görüldü. Ancak, insanoğlu kötü günleri unutur; biz de sektör olarak yaşanan kötü günleri bir süre sonra unuttuk. 2005-2008 yılları arasında insanlar canı gönülden biyogüvenlik meselesi üzerine eğildi; yatırımlar yapıldı, giriş çıkışlar kontrol edildi. Fakat ciddi paralar kazanmaya başlamayla birlikte tekrar bir rehavet çöktü ve işlerin her zaman yolunda gideceği kanaati oluşmaya başladı. Bu şekilde üç senelik bir saltanat yaşandı; kapasiteleri büyütmek adına yeni yatırımlar yapıldı ve hayvan hareketleri ile birlikte flora gittikçe ağırlaşmaya başladı. Ve 2010-11 yıllarında kaçınılmaz bir patlak daha Peki, bu kısır döngü neden yaşanıyor? 2012 yılından beri tüm kanatlı sektörü biyogüvenlik diye haykırıyor. Üreticiler bu konunun önemini çok iyi biliyorlar ancak gereken önemi vermiyorlar. Örneğin, her kümesin girişinde havuzlar ve tüneller var; görünüşe göre yatırımlar yapılırken biyogüvenliğe önem verilmiş. Fakat kış geliyor, dezenfektanlar donuyor, havuzda sıvı yok Titizlik konusunda ciddi eksiklikler var. Sektörün maddi gücü var ancak zihnen harekete geçme konusunda bir atalet söz konusu. Niye yaptığımızı biliyoruz ama hakkıyla yapmayı başaramıyoruz. Aşı programları hazırlanırken dikkat ettiğiniz noktalar nelerdir? Çok iyi uygulama yapıyorsanız klasik aşı programları ile bu işi başarmak mümkün. Devletin GMP kuralları işliyor, hemen hemen bütün firmaların hem Avrupa hem de Türkiye standartlarına uygun GMP belgeleri var ve bu aşılar gümrüklerde İl Müdürlüklerimizin belirlediği prosedürler çerçevesinde kontrol ediliyor. Yani aşı bize steril bir şekilde geliyor ve geriye iyi bir uygulama ile hayvanın bağışıklık sistemini maksimum seviyede tutmak ve bölgesel veteriner hekimlerin hastalık hakimiyetleri ışığında bir aşı programı hazırlamak kalıyor. Biz bu konuda, kendi bünyemizde, belki de Türkiye yumurta sektöründe ilk olan bir çalışma yürütüyoruz. Sırf aşılama için 8 sağlık teknisyeni istihdam ediyoruz. Uzun vadede ekonomik anlamda ne gibi sonuçlar alacağımızı kestiremiyoruz fakat sabretmemiz gerektiğinin farkındayız. Çok sık üreticilerle bir araya geliyorsunuz. Karşılaştığınız aksaklıklar nelerdir? Söz ettiğim gibi, biyogüvenlik açığı elimizi ayağımızı bağlıyor. Biyogüvenliğe sırtını döndüğün anda sırtından bıçaklanırsın. Bu kaçınılmazdır. Her işletmenin bir iş personeli ve ithalat/ihracat departmanı nasıl varsa, yem fabrikasından, üretime, paketlemeye ve lojistiğe kadar tüm süreçleri denetleyen bir biyogüvenlik personelinin de olması lazım. Biyogüvenliğe para harcanması gerektiğini kafalara kazıma vakti artık geldi. Salma tavuk yetiştiriciliği konusunda neler söyleyebilirsiniz? Salma tavuk, sadece Türkiye nin değil, dünyanın problemi. World Poultry de yakın zamanda hastalıkların insidenslerinde ciddi bir yükseliş olduğuna dair bir yazı okudum. Avrupa da da freerange yetiştirme var ancak bu iş Türkiye de çok daha içler acısı; alanın etrafında çit yok, neresinden tutsanız korunaklı değil. Dünya Sağlık Örgütü nün raporlarına göre konuşursam, şu anda Avrupa, çok agresif bir şekilde yayılım gösteren H5N8 ile uğraşıyor; Romanya, Macaristan, Ukrayna, Rusya, Fransa, Almanya, Hollanda, hatta yanı başımızdaki İran, İsrail Türkiye ise göç yollarının üzerinde ve mevcut riskin ortasında çanak gibi kalmış durumdayız. Sorunların nasıl üstesinden geleceğiz? Bambaşka bir bakış açısı mı kazanmak lazım? Hastalıklarla yaşamayı öğrenmenin ve savaşmanın vakti geldi. Sektörün fiyat belirleyicisi artık yem ve civciv fiyatları değil; hastalıklar. Salgın krizlerini hafif atlatmayı başarabilirsek ekonomik üretim yapmayı da başarabiliriz. 1 ay önce 15 kuruş olan yumurta şu anda 40 kuruş; dengeler çok hızlı değişiyor. Bir diğer konu, fusariotoksinler. Son iki yıldır, küresel ısınma ve kuraklık nedeniyle yemlerdeki fumisin ve DON oranlarında ciddi yükselişler söz konusu. Toksin, immunsupresyon demek, yaptığımızın işin karşılığını alamamak demek.
En büyük riski salma tavukçular oluşturuyor Salma tavukçuluk yapan insanlar, halkı organik yumurta diye kandırıyorlar. Oysa ki yem, konvansiyonel yetiştiricilikte verilen yem ile aynı; hatta içerisinde tam anlamıyla ne olduğunu bilmediğimiz yemler Veteriner Hekim Levent Elmas, Birçok çiftliğin girişinde eleman bulunmaması büyük bir eksiklik. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi nden mezun olduktan sonra 2005-2011 yılları arasında bir kanatlı kliniğinde çalışan Veteriner Hekim Levent Elmas; üniversite yıllarında kanatlı aşı uygulamaları ile ilgili deneyim edindiği için sektöre uyum sağlamakta zorlanmamış ve 2011 yılında kendi kliniğini işletmek kararı almış. Levent Elmas, Doğuş Veterinerlik çatısında, Konya ve çevre illerdeki yumurta tavuğu işletmelerinin rasyon, aşı, ilaç gibi ihtiyaçlarını karşılıyor. Üretim tesislerinde risk oluşturan enfeksiyöz kanatlı hastalıklar ile nasıl bir mücadele yolu izliyorsunuz? Aşılama sizce nasıl bir öneme sahip? Enfeksiyöz hastalıklara karşı biyogüvenliğe önem veriyoruz. Kuş gribi vakalarından sonra işletmelerde dezenfeksiyonun önemini anladılar. Biz de çalışanlara dezenfeksiyonun öneminden sürekli olarak bahsediyoruz. Doğru aşılama zamanıyla hayvanları hastalık tehlikelerine karşı iyi bir şekilde koruyabileceğimize inanıyoruz. Aşılamalarda özellikle enjeksiyon uygulamalarına dikkat edilmesi ve yetkisiz kişilere uygulama yaptırmamak gerektiğini düşünüyoruz. Hastalık teşhisi ve izleme programlarında laboratuvarları kullanıyor musunuz? Laboratuvarlardan sıklıkla yararlanıyoruz; özellikle aerosol ve içme suyu aşılamalarından önce hayvanlardan kan alıp titrelerini kontrol ediyoruz ve sonuca göre aşının gerekli olup olmadığına karar veriyoruz. Yani gereksiz yere aşı kullanmıyoruz. Aşı programı hazırlarken önemsediğiniz noktaları sıralarsanız, öncelikli dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Aşılama programını civcivhanelerde kullanıyoruz, öncelikle söz konusu civcivhanede önceden yaşanmış bir hastalık olup olmadığına bakıyoruz. Daha sonra çevre işletmelerin hastalık geçmişlerini araştırıp, ona göre aşılama programı hazırlıyoruz. Eğer herhangi bir sıkıntı yoksa, hayvanlara uygulanan gereksiz aşılamalardan kaçınıyoruz. Kanatlı işletmelerinde gördüğünüz en büyük biyogüvenlik zafiyeti sizce nedir? Bütün işletmelerde olmasa da çiftlik girişlerinde eleman bulunmaması büyük bir eksilik. Araçlar ve insanlar dezenfekte edilmeden çiftliğe girebiliyor; bu durum elbette büyük bir risk oluşturuyor. Ayrıca kış aylarında, çiftlik girişlerindeki dezenfektanların donması nedeniyle girişlerde başarılı bir dezenfeksiyon gerçekleşmeden giriş-çıkış yapılıyon. Bu da bir başka biyogüvenlik açığıdır. Son dönemde artan salma tavuk işletmeleri, sizce profesyonel üretim yapan yumurta ve broyler işletmeleri için bir risk oluşturuyor mu? En büyük riski zaten salma tavukçular oluşturuyor. Böyle yerlerde ne kontrol ne de biyogüvenlik var; ayrıca bu tür işletmelerin kayıtları yok, vergi ödemiyorlar, ne sattığını soran bir makam yok; hatta devlet teşviki söz konusu. Ama Tarım Bakanlığına bağlı işletmeler sürekli kontrol altında ve sürekli numuneler alınarak kontrol ediliyor ve vergi alırken de hiçbir aksamaya fırsat tanınmıyor. Salma tavuk işi yapanlar, insanlarımızı organik yumurta diye kandırıyor; halbuki onlar da hayvanlara çiftlikteki hayvanların yediği yemden veriyor; hatta yedirdikleri bu yemlerin içerisinde tam anlamıyla ne olduğunu bilmiyoruz. İnsanlarımızı, organik yumurta ve tavuk konusunda bilinçlendirmemiz şart. Bu sorunu başka türlü çözmek neredeyse imkansız. Genel management anlamında işletmelerde karşılaştığınız ortak aksaklıklar nelerdir? Eleman yetersizliği... İşletmelerde eleman boş kalmasın diye her iş yaptırılıyor. Her kümesin kendi elemanı olmalı ve diğer kümeslere ekipman ve yardım en minimum seviyeye indirilmeli. Ama bazen işletme sahiplerine de hak veriyoruz. Yumurta uzun süredir zarar ediyor; insanlar da doğal olarak maliyeti düşürmek zorunda kalıyorlar. İNFOVET 62-63
Fatih Oğuz, En büyük tehlikenin hayvan hareketliliği olduğunu düşünüyorum. hayvanlar iç içe. İnsanların arka bahçesinde günlük elde edeceği dört yumurta için tüm sektör riske sokuluyor. Bu çok büyük bir handikap. Elbette köylü de kendi organik yumurtasını üretsin ve kazansın ama usulüne göre... Açıkta duran her tavuğun hastalığa da yüzde yüz açık olduğunu unutmamak gerekir. Organik tavukçuluk ve yumurtacılığın sektör için büyük bir risk olduğunu söylediniz. Peki, tüketici tarafından baktığınızda neler söyleyebilirsiniz? Organik yumurta üretiyorsanız, yetiştirebileceğiniz hayvan sayısı ve bu hayvanlardan alacağınız günlük yumurta sayısı bellidir. Ancak üreticiler kendi tavuklarının yumurtaları dışında, fason yumurtacılardan da yumurta topluyor ve organik adı altında satışa sunuyorlar. Organik yumurtaya talep her geçen gün artıyor fakat ortada büyük bir risk olmasının yanında, büyük de bir kandırma var. Sektörü bitiren, gezen tavuklardır. Köylü ne kadar sağlıklı aşılama ya da dezenfeksiyon yapabilir? Açıkta duran tavuk, hastalığa da açıktır Organik yumurtaya talep devamlı artıyor, salma tavukçuluk her geçen gün yaygınlaşıyor. Büyük bir risk olmasının yanında, büyük de bir kandırma söz konusu. Sektörü bitiren, gezen tavuklardır. Veteriner Teknikeri Fatih Oğuz, 1999 yılından beri bir fiil kanatlı sektörünün içerisinde ve Oğuz Veterinerlik bünyesinde mesleğini icra etmekte. Ağırlıklı olarak yem katkı maddeleri üzerine çalışan kliniğin; ayrıca Bahar Veterinerlik isminde bir şubesi mevcut ve burada bir veteriner hekim ile sağlık hizmetleri verilmekte. Fatih Bey, hizmet verdiğiniz işletmeler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Oğuz Veterinerlik ve Bahar Veterinerlik bünyesinde, başta Konya olmak üzere, doğu illerine kadar geniş bir bölgeye hizmet veriyoruz. Civcivlerin ilk girişinden yumurtlamasına kadar her aşamayı Bahar Veterinerlik üzerinden; sağlık hizmetleri, yem danışmanlığı ve rasyon hizmetlerini ise Oğuz Veterinerlik üzerinden yürütüyoruz. Enfeksiyöz kanatlı hastalıklarla nasıl bir mücadele rotası çiziyorsunuz ve bu mücadelede aşılamanın yeri nedir? Aşının önemi elbette çok büyük. Ancak aşıdan öte, öncelikli olarak en temel sorunumuz olan genel çevre faktörleri. Elbette bugün şartlar iyileşmeye başladı; taşıma araçlarının dezenfeksiyonuna ve işçilere daha fazla özen gösteriliyor. Çevre faktörünün yanı sıra, bizim son dönemlerdeki en büyük problemimiz salma tavuklar. Tüm dünya kuş gribinden kırılırken, Türkiye hala salma tavukçuluğa destek veriyor; devlet köylere tavuk dağıtıyor. Bütün Aşı programlarını hazırlarken önemsediğiniz noktaları sıralar mısınız? Program yaparken önce bölgeyi göz önüne alıyoruz. O bölgedeki hayvan popülasyonunun yoğunluğuna bakıyoruz. Daha sonra kümeste daha önceden yaşanmış hastalıklara bakıyoruz. Ardından, işletmeye civciv geliyor; kanlarını alıp titrelerine bakıyoruz. Bölgedeki hastalık yoğunluğuna göre zaman zaman programlarımızı değiştiriyoruz. Örneğin Saraçoğlu bölgesinde aşırı bir hayvan popülasyonu var; hastalık riski çok fazla. Doğal olarak bu bölge için aşı programı hazırlarken daha özenli davranıyoruz. Birçok işletmeye hizmet veriyorsunuz. En sık karşılaştığınız biyogüvenlik açıkları nelerdir? Neleri yanlış yapıyoruz? Aslında neredeyse her şeyi yanlış yapıyoruz. Örneğin, üç farklı yerde kümesi, tek bir yerde ise yem değirmeni olan bir üretici düşünün; bu üretici sözün gelişi kendi yemini kendisi üretiyor. Ancak kümesler arasında gidip gelirken, bir kümesten diğerine hastalık taşıması kaçınılmaz. Bu işletmenin kendi ihmalidir. Yine bir başka örnek, yan yana üç farklı kümes için ayrı ayrı bakıcı tutan bir işletme sahibi, bu personellerin komşu kümesleri ziyaret ettiğinden habersiz. Tüm bunlar birer ayrıntıdır ve başarıya giden yol ayrıntılarda saklıdır. İNFOVET 64-65