' BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler Editörler Atilla SANDIKLI, Kenan DAĞCI Yazarlar Atilla SANDIKU, Hasret ÇOMAK Kenan DAĞCI Giray Saynur BOIKURT, Abdullah ÖZKAN, Özkan AÇIKGÖl Cenap ÇAKMAK Emre TARIM, Çağdaş ÖNGÖR, Ramil MEMMEDOV, Ersegül ÜNÛVAR KARA, Bilgehan AlAGÖl Yasin ATUOĞLU, Muharrem VAROL Zeynep SÜTAIAN, Wolfgang GIELER, Jan CERNICKY, Efe ÇAMAN m^wmmm; İSTANBUL
TASAM YAYINLARI Uluslararası İlişkiler Serisi: 9 Dış Politika Dizisi İSTANBUL Nisan 2006 ISBN: 975-6285-22-2 Tasarım, kapak tasarım: Creatica Baskı Bilge Matbaacılık Hahcüar Cd. No: 100 34080 Fatih / İSTANBUL - TURKEY Tel: +90 212 635 61 51 (pbx) Faks: +90 212 532 58 82 www.tasam.org e-mail: tasampublications@tasam.org İlk Basım 2006 Büyük Orta Doğu Projesi: Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler I Büyük Orta Doğu Projesi: Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler / Editörler: Atilla Sandıklı, Kenan Dağcı İstanbul: Tasam Yayınları, 2006 I 408 s.; 23 cm. - (Tasam Yayınlan; Uluslararası İlişkiler Serisi: 9) Her makale sonrasında kaynakça var ISBN 975-6285-22-2 1. Orta Doğu, 2. Türkiye-Politikalar ve Yönetim, 3. ABD-Politikalar ve Yönetim, 956.3 J
AB VE ABD'NÎN ORTA DOĞU STRATEJİLERİ VE BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ Kenan DAĞCI Bu bölüm, ABD ve AB'nin Büyük Orta Doğu olarak tarif edilen bölgedeki stratejilerini ele almakta ve bu stratejilerin bölgeye etkilerini incelemektedir. Ortaya konan temel argüman şu olacaktır; tarihte Avrupalıların ve Amerikalıların Orta Doğuya bakışları farklı tecrübelerin ışığında şekillenmiş ve farklı çıkarlar temelinde gelişmiştir. Sovyet tehlikesi karşısında 1990'lı yıllara kadar ABD ve Avrupalı devletler arasındaki ilişkiler sıkı bir işbirliğine dayanırken, Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte uluslararası sistemde yeni bir saltçılık paradigması şekillenmiştir. Bu paradigmanın merkezinde ABD olmakla beraber, ABD dışmda diğer Avrupalı müttefikleri de bu saltçı politikadan etkilenmiştir. Soğuk Savaş'm dayattığı bağımlılık yerini saltçılığa bırakmıştır. Bu saltçüığm bir sonucu olarak eski dayanışmanın yerini daha da keskinleşen bir güç politikası almıştır. ABD, hayati çıkarlarının bulunduğu stratejik bölgelerde kendisine rakip olabilecek yeni bölgesel ve küresel güçlerin ortaya çıkmasını engellemek için askeri gücünü bu bölgelere yaymak istemiştir. Afganistan ve Irak Savaşları nedeniyle bu ülkelere yakm bölgelerde kurduğu bir çok askeri üs ile de bunu açık bir şekilde göstermiştir. AB ise, 1990'lı yılların başından itibaren kendi çıkarları doğrultusunda ekonomik entegrasyonunu hızlandırmıştır. Maastricht Antlaşması (1992), Amsterdam Antlaşması (1997) ve Nice Antlaşması (2000) gibi üç büyük antlaşma ile kurumsal yapısmda yenilikler yapmıştır. Bu arada jeo-politik ve jeo-stratejik açıdan önemli bir konumda olan Orta Doğu ile ilgili olarak da bir takım araçlar geliştirmiştir. 11 Eylül saldırılarından sonra ABD'nin Orta Doğu'ya ilgisi BOP adı altında takdim edilmiştir. Ancak Atlantik'in diğer yakasmda bulunan Avrupalı devletler ABD'nin yaklaşımından ekseriyetle rahatsız olmuştur. ABD ve AB'nin Orta Doğu'ya olan ilgileri soğuk savaş sonrasında bu iki küresel aktör arasın-
1 76 Büyük Orta Doğu Projesi; Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler daki ilişkilerde çatlaklar oluşturduğu gibi aynı zamanda Avrupalı devletlerarasındaki ilişkilerde de kırılmalara neden olmuştur. Bunun temel nedenini ise Soğuk Savaş sonrasında uluslararası sistemde oluşan yeni saltçı paradigmaya bağlayabiliriz. Bu saltçı paradigmanm içerik olarak Büyük Orta Doğu Projesini de şekillendirdiği görülmektedir. Elbette bu paradigmanm bölge üzerinde farklı etkileri olmuştur. 2003'te ortaya çıkan Irak Savaşı ve diğer olaylar Avrupa ve ABD çıkarlarının nasıl çatıştığını ortaya koymuştur. 1950'lerdeki Süveyş Krizi'nden beri batı ilk defa bu kadar bariz bir şekilde bölünmüştür. Irak Savaşı karşısında AB, kurumsal anlamda sağlam bir duruş sergileyememiştir. AB üyesi ülkeler arasında bu konuda tam bir bölünmüşlük yaşanmıştır. Bu da AB'nin özellikle siyasi anlamda bütünleşmeyi sağlayamadığını bir kez daha ortaya koymuştur. Ülkeler çıkarları ve amaçlan doğrultusunda hareket ederler. Dış politika ya da zorlayıcı diplomasi uygulamalarında devletler (Almanya, Fransa, İngiltere gibi AB üyesi devletler de dahil olmak üzere Çin ve Rusya gibi devletler) sahip oldukları askeri ve ekonomik gücün niteliğine göre insan hakları ve uluslararası hukuk normları gibi evrensel değerlere saygılı olurlar ya da olmazlar. Uluslararası hukuk normlarının gereklerine tabi olanlar genelde küçük ve zayıf aktörlerdir'. Irak Savaşı'nda olduğu gibi sıra ABD'nin karşısına durmaya geldiğinde yukarıda belirtilen güçlü devletler bile genel anlamda takip ettikleri güç politikalarım göz ardı eden bir davranış kalıbım benimserler. Yani mevcut konjonktüre göre ya ABD'nin yanında olurlar ya da uluslararası hukuk normları gibi normların arkasına saklanırlar 2. Çıkarları çerçevesinde Afganistan Savaşmda ABD'yi destekleyen AB üyesi ülkelerden bir bölümünün, özellikle Almanya ve Fransa'nın, Irak Savaşmda uluslararası hukuk normlarım savunur görünüp ABD'nin yanında yer almadıkları görülmüştür. Avrupa tarihi bağlar açısından çok eskiden beri Orta Doğu ile yalandan ilgilidir. Geçmişte, özellikle İngiltere ve Fransa'nın bölgede sömürgeci varlık göstermesinin bir sonucu olarak bölgeden Avrupa'ya olan göçün sayısı oldukça artmıştır. AB üyesi devletlerin bu tarihi geçmişleri bağlammda Avrupalılar bölge ve halkıyla çok yakından ilgili olduklarına inanmaktadırlar. Ancak özellikle sömürgeci geçmiş Avrupa'nın Orta Doğu üzerindeki etkisini zayıflatmıştır. Bu nedenle AB Avrupa'nın azalan etkisini artırmak amacıyla Avrupa-Akdeniz Ortaklık Projesi'ni ortaya koymuştur. ABD'nin bölgeye ilgisi ise daha çok İsrail devletinin kurulmasıyla başlamış, Şah'm devrilmesine neden olan İran Devrimi ile artmış, Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi ve 11 Eylül 2001 'de El Kaide'nin ikiz Kulelere saldırısı ile de bu bölgeye yoğunlaşmıştır. 3
AB ve ABD'mn Orta. Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi 177 20. yüzyılın sonunda uluslararası sistemde meydana gelen gelişmeler ABD'nin kendisini küresel bir güç olarak görmesiyle sonuçlanmıştır. Bunun bir sonucu olarak ABD Büyük Orta Doğu'da kendi milli çıkarlarım koruyacak politikalar oluşturma ve uygulama yoluna gitmiştir. Ancak AB, kendi inisiyatifini ve etkinliğini zayıflatacak bu girişimi kabullenmekte isteksiz davranmaktadır. 4 ABD ve AB'nin Orta Doğu'daki ilgi ve çıkarları farklıdır. Bu nedenle Orta Doğu'ya ilişkin gelişmelerde ikili ilişkilerin niteliği de farklı zamanlarda değişebilmektedir. 1990 ve 2002 tarihlerinde meydana gelen iki Irak krizi bu durumu daha iyi yansıtmaktadır, ilkinde Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi uluslararası toplumca kabul edilen "ulusal bütünlük" ilkesinin açıkça ihlali idi. Bu nedenle, Irak'ın bu ihlaline mukabeleye destek sadece bölge ülkelerinden gelmemiş aynı zamanda BM aracılığıyla tüm uluslararası toplumdan da gelmiştir. Böyle bir ortamda göreceli olarak Avrupalı devletlerin Kuveyt'e özgürlük getirecek bir ABD liderliğini takip etmesi ve buna aktif olarak katılması kolaydı. Avrupalılar 11 EylüTde ABD'ye yapılan terör saldırılan sonrasında, hiç şüphe duymadan, ABD liderliğinde Taliban rejimine karşı gerçekleştirilen saldırıya destek vermişlerdir. Fakat 11 Eylül saldırılarının her iki taraf üzerindeki psikolojik etkisi oldukça farklı olmuştur. Avrupalılar bütün Orta Doğu sorunlarına terörle mücadele mantığıyla bakmamaktadırlar. Örneğin AB, Afganistan olayında olduğu gibi Irak'ı uluslararası terör sorununun bir unsuru olarak görmemiştir. ABD El-Kaide ile Saddam Hüseyin arasında bir bağ kurarken başım Almanya ve Fransa'nın çektiği birçok Avrupalı devlet "Kitle İmha Silahları (KİS)" sorununun askeri seçenek dışmda BM ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından çözülmesi gerektiğine inanmıştır. ABD'nin, 2003 Irak savaşı ile BM bağlamında, uluslararası hukuka saygılı ve de meşru temele dayalı olmayan bir hareket içerisine girmesi, transatlantik ilişkilerinde derin kırılmalara neden olmuştur. Bu saltçı paradigmaya dayalı politikanın uygulanması sonucunda dünya genelinde olduğu gibi Avrupa kamuoyu nezdinde de ABD'ye destek azalmıştır 5. İngiltere'de 2002'de ABD'ye olan destek % 75 iken bu oran Mart 2004'de % 58'e; aynı dönemde Almanya'da % 61'den % 38'e; Fransa'da ise % 63'den % 37'ye düşmüştür. Ve Avrupalıların sadece % 30'u Bush yönetiminin 2003'de uyguladığı dış politika yöntemlerini onaylamıştır 6. Bu verilerden de anlaşılacağı gibi ABD'nin saltçı paradigma temeline oturttuğu dış politika uygulamaları destek bulmamaktadır. Büyük Orta Doğu Projesi 11 Eylül saldırılarının ardından ABD yönetimi saldırıların Orta Doğu kaynaklı olduğu saikıyla bu bölgenin bir an önce demokratikleşmesi gerektiği ko-
1 78 Büyük Orta Doğu Projesi; Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler nusunda ilgisini yoğunlaştırdı 7. Amerikan yönetimi ilk olarak 2002'nin sonunda Orta Doğu Ortaklık İnisiyatifini (Middle East Partnership Initiative) başlattı 8. Bu inisiyatif daha çok ikili ilişkileri ön plana çıkaran ancak mali yönü zayıf olan bir inisiyatifti. Daha sonra, Bush yönetimi Arap dünyasmda demokratik reformlar gerçekleştirmek için "Büyük Orta Doğu Projesi" olarak teleffuz edilen yeni bir inisiyatif başlattı. Bu inisiyatif, resmi olarak 6 Kasım 2003'te Başkan'ın yaptığı bir konuşma ile başlamıştır. ABD Başkanı'nın Arap dünyası için reformlar öneren konuşmasıyla başlayan inisiyatifin önce Büyük Orta Doğu (Greater Middle East) Projesi olarak adlandırılması kavramsal anlamda bir belirsizliğe neden olmuştur. Çünkü reformlar Arap dünyasına yönelik ise "Büyük Orta Doğu" kavramı ne anlama gelmektedir. Salt "Orta Doğu" kavramı kullanılsa bile Arap olmayan İran da bu reform alanına dahil edilmiş olmakta. Ancak ABD bir derece daha ileri gitmekte ve Orta Doğu kavramının basma "Büyük" sıfatını ekleyerek hedeflediği bölgenin daha geniş olduğu izlenimini vermiştir. Bu çıkarımdan da anlaşılacağı gibi aslmda işin başmda ABD tarafının proje konusunda net bir paradigmasının olmadığı ortaya çıkmaktadır. Büyük Orta Doğu projesi üzerine tartışmaların başlamasıyla birlikte uzmanlardan bazıları farklı jeopolitik düşüncelerle Büyük Orta Doğu bölgesi için "Marakeş'ten Bangladesh'e" gibi önerilerde bulunmuşlardır. Ancak Haziran 2004'teki G8 zirvesine kadar "Büyük Orta Doğu" kavramının tam olarak hangi coğrafya'yı ya da devletleri kapsadığı konusu açıldığa kavuşmamıştır. Bahsedilen G8 zirvesinde Amerikan yönetimi Büyük Orta Doğu'yu Arap devletleri, İsrail, Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan olarak tarif etmiştir 9. Zirve bildirgesinde de " Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesiyle Ortak Bir Gelecek ve Kalkınma için Ortaklık (Partnership for Progress and a Common Future with the Broader Middle East And North Africa) " ifadesi kullanılmıştır 10. ABD tarafından uluslararası kamuoyuna açıklanan Büyük Orta Doğu projenin fikri alt yapısının oluşumunda 2002 ve 2003 yıllarında, BM'in Gelişim Programı'nın himayesinde, bir grup Arap bilim adamı tarafından hazırlanan iki Arap İnsani Gelişim Raporu (Arab Human Development Report) önemli rol oynamaktadır". Bu iki raporda ortaya konan veriler, yapılan tavsiyeler bir bakıma BOP'un şekillenmesine esin kaynağı olduğu öne sürülmektedir 12. Hazırlanan bu iki raporda bölgenin ekonomik ve sosyal yönü ön plana çıkarılmaktadır' 3. Bunlar ana hatları ile şunlardır 14 : 22 Arap Birüği üyesi ülkenin toplam GSYİH'sı tek basma İspanya'nın GSYİH'sından daha azdır. Aşağı yukarı yetişkin Arapların %40'ının, 65 Milyon, okuma-yazması yoktur ve bunların üçte ikisini de kadmlar oluşturmaktadır.
AB ve ABD'nin Orta Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi 179 2010 itibariyle 50 milyon, 2020 itibariyle de 100 milyon genç işe talip olacaktır. İşgücü piyasasına yeni giren tüm bu gençlerin istihdam edilebilmesi için her yıl minimum altı milyon kişilik yeni istihdam alanının açılması gerekmektedir. Yetişkin Arap gençlerinin beşte biri başka ülkelere göç etmeyi arzuladığını ifade etmiştir. Arap İnsani Gelişim Raporu'nda belirtilen eksiklikler sadece Arap dünyasına ya da Arap dünyasını da içine alan Büyük Orta Doğu'daki ülkelere has özellikler değildir. Dünya'nın geri kalmış başka ülkelerde de bahsedilen eksiklikler mevcuttur. O halde BOP olarak ifade edilen projenin özellikle Orta Doğu'yu, Kuzey Afrika'yı, Afganistan ve Pakistani da içine alan bir bölgeyi kapsamasının nedeni ne olabilir? Bu soruya verilecek cevap hem AB, hem de ABD'nin bu bölgede uyguladığı ya da uygulamak istediği stratejinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bu soruya cevap bulabilmek için BOP'un kapsadığı bölgenin, özellikle stratejik anlamda öne çıkan özelliklerinin, çok iyi analiz edilmesi gerekir. Bölge ile ilgili akla gelen başlıca karakteristik özellikler sıraladığmda şöyle bir liste yapmak mümkündür: Atlas Okyanusu'ndan Akdeniz'e, Akdeniz'den de Hint Okyanusu'na açılan önemli geçiş yollan bu bölgededir. Bölgede dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz rezervleri mevcuttur. 715 Milyar varil petrol rezervi, dünya petrol rezervinin % 68'inden biraz daha fazladır. Küreselleşme ile birlikte, petrole olan bağımlılığın gittikçe artması bölgenin önemi de arttırmaktadır' 5. Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya kıyısı olan Akdeniz, dünyanın en önemli jeostratejik denizlerinden birisidir. Akdeniz, dünyanın neredeyse merkezinde yer almaktadır ve enerji kaynaklarının güvenliği için büyük önem arz etmektedir. Ayrıca, hem doğu hem de batı ile ilgili yapılan ticaretle ilgili olarak gemilerin büyük bir çoğunluğunun bu bölgeden geçmesi bölgenin İktisadi ve siyasi açıdan önemini bir kat daha arttırmaktadır. İsrail bu bölgede bulunmaktadır. Tek tanrılı en büyük üç dinin kutsal sayılan mekânları bu bölgede yer almaktadır. Bölge önemli bir tüketici nüfusunu barındırmaktadır. Hem AB hem de ABD için bu bölge önemli bir pazar durumundadır.
1 80 Büyük Orta Doğu Projesi; Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler Sovyetlerin dağılmasından sonra meydan gelen güç boşluklarını dolduran ikinci bir unsur terör olmuştur ve bunun en önemli kaynağının özellikle Orta Doğu bölgesi olduğu kabul edilmektedir. Yukarıda sıralanan listeye bakıldığında bölgenin gerek coğrafi, gerekse iktisadi ve siyasi yönden ne kadar önemli olduğu açıkça görülmektedir. Bu öneminden dolayı bölge üzerinde hem AB'nin hem de ABD'nin son derece hayati çıkarları vardır. Bu nedenle aşağıda AB ve ABD'nin bölgeye yönelik stratejileri ele alınmaktadır. AB'nin Orta Doğu Stratejisi AB'nin resmi anlamda Orta Doğu'daki ilişkileri 1957 tarihli Roma Anlaşmasına eklenen bir niyet bildirisi ile başlamıştır. Bu iyi niyet bildirisinde Fas, Tunus ve Libya ile özel anlaşma yapılması konusunda taahhütte bulunulmuştur. Ancak bu taahhüt 1969'a kadar gerçekleştirilmemiştir. 1969'da Fas ve Tunus ile sınırlı mahiyette de olsa bir anlaşma yapılmıştır 16. Aynı dönemde Yunanistan (1961) ve Türkiye (1963) ile de ortaklık anlaşmalan imzalanmıştır. Türkiye ve Yunanistan ile yapılan anlaşmalar diğerlerinden çok farklı nitelikteydi. Daha çok Avrupa Topluluklarına tam üyeüğe götüren bir süreç önermekteydi. 1970'li yıllarda Malta (1970) ve o zamanki Kıbrıs (1972) ile de sınırlı mahiyette ortaklık anlaşmalan imzalanmıştır. Bu ortaklık anlaşmalarının yam sıra AT, İsrail (1964), Lübnan (1965), Mısır (1972) ile de bir dizi ticari anlaşmalar imzalamıştır 17. Dolayısıyla, 1972 itibariyle AT bölge ülkelerinin ekseriyetiyle birkaç şekilde ekonomik anlaşmalar akdetmiştir. Bu gelişmelere bakıldığında genel anlamda bir sistemsel bakışı yansıtan ilişki biçiminin olmadığı anlaşılmaktadır. 1971'de Avrupa Parlamentosu (AB) da bu noktaya işaret ederek AT ve AT üyesi olmayan Akdeniz ülkeleri arasında sistematik bir politikanın oluşturulması konusunda çağında bulunmuştur. Bundan bir yıl sonra, Ekim 1972 Paris zirvesinde Küresel Akdeniz Politikası (A Global Mediterranean Policy) duyurulmuştur. Bu politika Komisyon ve Fransa hükümeti tarafından güçlü bir şekilde desteklenmiştir. İlan edilen Küresel Akdeniz Politikası bu bölgenin bugünkü yaygın olarak kullanılan adıyla AB için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. AB Orta Doğu'nun önemine binaen başlattığı Küresel Akdeniz Politikası'nı 1995'te ilan ettiği Avrupa-Akdeniz Ortaklığı ile daha da sağlam bir zemine oturtmuştur. Şüphesiz Barselona süreci olarak adlandırılan bu ortaklık transatlantik ilişkileri üzerinde de etkili olmuştur. ABD, AB'nin bing-bang olarak ifade edilen genişlemesi ile Doğu Avrupa'da AB'ye kaptırdığı inisiyatifi Orta Doğu'da da kaptırmak istememektedir ve BOP ile Orta Doğu'da etkinlik kurmak istemektedir. Ancak bu konuda başanlı olup olamayacağım anlamak için AB'nin Orta Doğu'da yürüttüğü politika-
AB ve ABD'nin Orta Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi 181 lan ve nihayetinde elde ettiği sonuçlan analiz etmek gerekir. Aşağıda AB'nin 1995 sonrasında uyguladığı Orta Doğu siyaseti değerlendirilecek ve bu politikalarla ABD'nin ortaya koyduğu BOP karşılaştınlacaktır. Barselona Süreci 27-28 Kasım 1995'te düzenlenen Avrupa-Akdeniz Konferansı sonucunda yayınlanan Barselona Bildirgesi 18 ile başlamıştır. Avrupa ve Güney Akdenizli ortaklan arasında siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Avrupa- Akdeniz Ortaklığı'nm günümüzde 35 üyesi vardır. Bu 35 üyenin 25'ini AB'ye üye ülkeler oluşturmakta, diğer 10 üye ülke ise Türkiye'nin yam sıra Cezayir 19, Mısır 20, İsrail 21, Ürdün 22, Lübnan 23, Fas 24, Filistin 25, Suriye 26 ve Tunus'tan 27 oluşmaktadır. Libya 28 ise 1999'dan beri gözlemci statüsüne sahiptir 29. Bu süreç, temel olarak Akdeniz'in Güney sahilinden gelen çok önemli miktarda göçü engelleme ve bunun yanında, Avrupa Birliği'nin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla Avrupa tarafından başlatılmıştır. Barselona Deklarasyon'u ile, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde demokratik siyasi yapı, bölge insanlaruun ekonomik düzeylerini artıracak ekonomik ıslahatlar ve mevcut farklı kültürlerin bir arada banş içinde yaşayabilecekleri bir toplumsal yapı oluşturmak hedeflenmiştir 30. Bölge halkının refah ve iş imkânlan için Avrupa'ya göçü önleyecek en önemli çözüm, o bölgenin kendi içinde gereken ekonomik altyapının oluşturulması olarak düşünülmüştü. Bu nedenle de, deklarasyonun içinde yer alan ekonomik hedefler diğer iki düzeyden (siyaset ve güvenlik ile kültür, insan haklan ve sosyal) daha fazla vurgulanmıştı. 31 Barselona Süreci önemli yenilikler getirmiştir 32. İlk olarak, 27 ülkeden üst düzey yetkililerin sık sık bir araya gelerek görüşmesi ve ortak sorunlara çözüm araması Akdeniz ülkeleri arasındaki ilişkilere yeni bir ruh getirmiştir, ikincisi, hedeflenen iş birliği süreci ekonomik, siyasi, mali, sosyal, insan haklan ve kültür gibi çok Önemli ve çeşitli konulan içermektedir. Üçüncü olarak da, taraflar arasında ikili çalışmaların yanında, ülkelere bölgesel işbirliği fırsatını da sunulmaktadır. Barselona Sürecinin temel amaçlan şunlardır: Siyasi ve Güvenlik diyalogunun güçlendirilmesi ile ortak bir banş ve istikrar alam oluşturmak (Siyasal ve Güvenlik Ortaklığı) Ekonomik ve mali ortaklık ile yavaş yavaş tesis edilecek bir serbest ticaret bölgesi vasıtasıyla oluşacak refahın hep birlikte paylaşıldığı bir alan oluşturmak. (Ekonomik ve Mali Ortaklık) Sosyal, kültürel ve insan haklan alanlarında kültürler ve toplumlar arasındaki farklılıklan anlamayı teşvik eden bir ortaklık kurarak ortaklar arasın-
1 82 Büyük Orta Doğu Projesi; İteni Oluşumlar ve Değişen Dengeler da uzlaşı sağlamak. (Sosyal, Kültürel ve İnsani Alanlarda Ortaklık) Avrupa-Akdeniz Ortaklığı "ikili boyut" ve "bölgesel boyut" olmak üzere iki boyutlu bir ortaklık yapışma sahiptir". İkili Boyut: İkili boyutta AB, her bir ortakla bir dizi iki taraflı faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetlerden en önemlisi AB'nin her bir Akdeniz Ortağı ile ayn ayn "Ortaklık Anlaşmaları" görüşmelerinde bulunmasıdır. Bu bağlamda AB ile Akdeniz ortakları arasındaki ilişkiler şahsına münhasır nitelikler arz eder. Her ülkenin kendi özelliklerine has ilişki biçimleri oluşur. Yukarıda bahsedilen ortaklık anlaşmaları bu türden bir nitelik arz eder. Bölgesel Boyut: Bölgesel boyut Avrupa-Akdeniz ortaklığının en yeni yönlerin birisidir. Aynı zamanda siyasi, ekonomik ve kültürel alanları da (bölgesel işbirliği) kapsamına almaktadır. Bölgesel işbirliği ile Akdeniz Ortaklarm ortak sorunlarının çözümü konusunda destek sağlanması amaçlanmaktadır. /,. Barselona Süreci bağlamında Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri arasında bir dizi "Ortaklık Anlaşmaları" yapılmıştır. Bunlardan Tunus (1998), İsrail (2000), Fas (2000), Ürdün (2002), Mısır (2004) ve Filistin Yönetimi (Muvakkat 1997) ile yapılan Ortaklık Anlaşmaları yürürlüğe girmiştir. Suriye ile yapılan Ortaklık Anlaşması'na ilişkin görüşmeler 2004 yılında sonuçlandırılmış olmakla birlikte henüz imza ve onay süreci devam etmektedir. Cezayir (2002) ve Lübnan (2002) ile imzalanmış olan anlaşmaların taraf ülkeler iç hukuklarında onay süreci devam etmektedir 34. AB'nin bölgeye yönelik olarak uyguladığı bir diğer politika ise Avrupa Komşuluk Politikası (European Neighborhood Policy, ENP)'dır. AB'nin 2004 yılında gerçekleştirdiği büyük genişlemenin ardından tasarlanmış bir politikadır. Bilindiği gibi 2004 yılında AB'ye on ülke daha tam üye olmuştur. Bu büyük genişlemeden dolayı AB'nin sınırları Doğuya ve Güneye doğru genişlemiş ve ortaya yeni komşular çıkmıştır. Bunlara arasında Ukrayna, Moldova ve Beyaz Rusya gibi ülkeler bulunmakla birlikte; Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Libya, Fas, Filistin, Suriye ve Tunus gibi Akdeniz ülkeleri de bulunmaktadır. ENP günümüzde AB ile anılan ülkeler arasında var olan Ortaklık ya da İşbirliği anlaşmaları temelinde yürütülmektedir. Bu nedenle Beyaz Rusya, Libya ve Suriye gibi ülkelerle henüz bu türden bir ilişki biçimi kurulamadığından ENP bu ülkeler açısından aktif olarak uygulanmamaktadır 35. 2004 yılında Bulgaristan, Romanya ve Türkiye'nin aday ülke statüsünde olmaları nedeniyle ENP alanına bu ülkelerle deniz ya da kara sınırı bulunan Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan da dâhil edilmiştir. ENP iki farklı unsurdan oluşmaktadır. Birincisi siyasal reformları teşvik etmek, ikincisi ise serbest ticarettir 36. AB
AB ve ABD'nin Orta Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi 183 aşamalı olarak bu ülkelerle yakın bir işbirliğine gitmeyi arzu etmektedir. ENP ile de taraflar arasında demokrasi, insan haklan, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim, piyasa ekonomisi ve sürdürülebilir kalkınma gibi ortak değerlere saygı temeline dayanan ilişkiler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Görüldüğü gibi AB uzun bir süredir bölge ile yakından ilgilidir. Geliştirdiği politikalarla daha sistemli ve öngörülebilir yaklaşımlarda bulunmaktadır. ENP vasıtasıyla AB Büyük Orta Doğu bölgesinde bulunan bazı ülkelerle olan ilişkilerine yeni bir politik yaklaşım geliştirmiş olsa da bunun etkilerinin nasıl olacağım zaman gösterecektir. Ancak Barselona süreci daha çok ekonomik yardım boyutunu aşıp bölgenin ciddi anlamda demokratikleşmesine hizmet edememiştir. ABD'nin Orta Doğu Stratejisi ABD'nin Orta Doğu'ya ilgisi başlangıçta İsrail Devleti'nin kurulması daha sonra da 1973'teki petrol krizi ile belirgin bir biçimde artmıştır. 1950 Süveyş Krizi, 1979 Iran rehine kurtarma girişimi, 1982'de Lübnan'a askeri müdahale, 1986'da Libya'ya yönelik El Dorado Kanyonu saldırısı, 1987-1988 Körfezdeki tankerlerin korunması, 1990 Körfez Savaşı ve son olarak Irak Savaşı gibi olaylar bu ilginin derecesini ortaya koymaktadır. 1979'dan 1994'e kadar Amerika'nın müdahalesini gerektiren olaylar değerlendirildiğinde, göze çarpan 12 olaym yedisi Orta Doğu'da gerçekleşmiştir. Soğuk savaş döneminde de Akdeniz ve Basra Körfezi Amerikan askeri varlığının korunduğu ya da arttırıldığı göze çarpan bölgelerdir 37. Günümüzde ise, ABD'nin Büyük Orta Doğu inisiyatifi Avrupa'nın bakışına paralel bir hareket olarak sunulmaktadır. Bu inisiyatifin gerekçesi ise Orta Doğu bölgesinde sosyal ve politik şartların açıkça İslami grupların kullandığı bir esin kaynağı haline geldiği tezine dayandırılmakta ve bu olgunun terörü artırdığı öne sürülmektedir 38. Dolayısıyla, ABD'nin bu yaklaşımına bağlı olarak BOP'un temel amacının "Büyük Orta Doğu" olarak ifade edilen bölgedeki politik ve sosyal şartlan iyileştirmek değil, teröre karşı yürütülen bir savaşta, terörün oluşmasma sebep olan faktörlerin ortadan kaldınlması olduğu sonucu çıkarılabilir. Bu nedenle ABD ve AB'nin terörle mücadele konusunda yaklaşımlan farklıdır. ABD'nin aksine AB, ekseriyetle, bölgeyi terörle savaşılacak bir bölge olarak görmemektedir. Klasik bakış açısma göre, özellikle İsrail - Filistin sorununda, Avrupalıların büyük çoğunluğu Filistinlilerin İsrail'e karşı mukabelelerinin hepsinin İsrail tarafından bir terör eylemi olarak sunulmasını ABD'nin göz yummasına bağlamaktadır. Böylece Batı Şeria, Gazze ve diğer Filistin topraklarında İsrail'in şiddete başvurmasına mukabil Filistinlerin gerçekleştirdiği eylemler terörle, İsrail'in uyguladığı şiddet ise terörle mücadele olarak sunulmaktadır. Bu da her durumda İsrail'in uygulayacağı şiddetin hak-
î 84 Büyük Orta. Doğu Projesi; Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler lı gösterilmesine hizmet etmektedir. Bunun yam sıra, 2003'te Irak'm işgal edilmesiyle de Orta Doğu'da Amerikan projelerine karşı güvensizlik ve ABD'nin Irak'taki eylemlerine karşı öfke artmıştır 39 ABD önce Arap dünyasmda reformlar gerçekleştirerek Orta Doğu'da demokrasiyi yayma düşüncesini ortaya atmış, daha sonra da buna Kuzey Afrika'yı da katarak bölgede yeni liberal demokratik rejimlerin kurulmasını hedeflemiştir. ABD'nin girişimi akla bazı sorular getirmiştir. Bu sorular özellikle Amerikan akademik: çevrelerinde sıkça tartışılmaktadır. Bu soruların başmda, kurulacak yeni liberal demokratik rejimlerin Amerikan çıkarlarma hizmet edip edemeyecekleri sorusu gelmektedir. Kimi uzmanlar bu soruyla ilişkili olarak Arap ülkelerinde özgürlükten yana demokratik reformların bölgedeki Amerikan politikalarına tam anlamıyla zıt olduğunu öne sürmekte ve şu soruyu sormaktadırlar: Bölgede ABD ile yakın bağlan olan ülke rejimleri (örneğin Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Fas, Tunus ve Yemen) özgür ve demokratik bir yapıya kavuşurlarsa Amerika'nın bölgedeki stratejik hegomanyasmı destekleyen askeri üs ve diğer olanaklara izin verirler mi? Özellikle ABD'nin Irak'ı işgal ettiği ve İsrail'in Filistin topraklarım işgal altında tutmasına göz yumduğu bir ortamda? 40 Her ne kadar doğrudan Büyük Orta Doğu inisiyatifi ile ilişki kurulamasa da aşağıda verilen örnekler bu soruya cevap bulmaya yönelik örneklerdir. 25 Ocak 2006'ta Filistin'de yapılan parlamento seçiminden HAMAS zaferle çıkmıştır ve seçim sonrası toplanan ilk meclis toplantısında yaptığı açıklamalardan HAMAS'ın ABD'nin bölgede uyguladığı dış politikaya uygun hareket etmeyeceği sonucu çıkmaktadır'". Bunun dışında, Mısır'da Kasım ve Aralık 2005'te yapılan parlamento seçimlerinde "Müslüman Kardeşlerin" 88 sandalye ile büyük bir basan kazanması; yine 2005 yılında birkaç aşamada gerçekleştirilen Lübnan parlamento seçimlerinde Hizbullah ve Emel'in 128 sandalyelik Lübnan meclisinin 35'ini alması 42 Büyük Orta Doğu inisiyatifi bağlamında ele alındığında yukanda soruların sorulann ciddiyetini ortaya koymaktadır. ABD'nin bu bölge için benimsediği stratejinin şimdiden istenilen sonuçlan verip veremeyeceği şüphelidir. Son zamanlarda AB'nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası'nın aktif hale gelmesi ve bölgedeki Avrupa'nm ortak çıkarlarının gittikçe daha da artması, tarihsel bağlamı, ticaret, göç gibi sebepler AB'nin gittikçe artan bir şekilde bölgeyle ilgilenmesine ve bölgede kendisi için bir pozisyon aramaya itmiştir. 43 ABD Avrupalılardan kendisinin önderliğini yaptığı politik kararlann takip edilmesini istemekte, Avrupalıların seslerinin yükselmesini istememektedir. Ancak Orta Doğu'daki ana problemler yakın ABD-Avrupa işbirliği olmadan çözülemez.'"
AB ve ABD'nin Orta Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi 185 ABD yönetimi, Orta Doğu'ya demokrasiyi getirmek suretiyle nükleer silahlann teröristlerin eline geçmesini engellemeyi amaçladığını açıkça dile getirmektedir. Günümüzde, ABD'ye göre Orta Doğu terör örgütlerinin beslendiği en önemli merkez olarak görülmektedir. Orta Doğu'da terörün demokrasi ve ekonomik kalkınma ile ortadan kaldmlabileceği öne sürülmektedir 45. Tüm bu örnekler ABD'nin özellikle bu bölgeye büyük önem verdiğini göstermektedir. BOP olarak tarif edilen bu bölge ABD için son derece kritik çıkarların bulunduğu bir bölgedir. ABD karar alıcılarına göre uzun bir dönem (2025'e kadar) ABD çıkarlan şunlan içine almaktadır 46 : İsrail Devleti'nin bütünlüğünün korunması ve Orta Doğu banş sürecinin tamamlanması 47, Petrolün kontrol altında tutulması, Saldırgan bölgesel bir hegemonun ortaya çıkmasının önlenmesi Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının engellenmesi Bölgede siyasi ve iktisadi gelişim ve istikrarın sağlanması Terörizmin kontrol altmda tutulması Bazı Amerikan stratejistleri bu bölgedeki petrolün güvenliğinin sağlanması görevini ABD'nin üstlenmesini önermektedir 4 *. Bölgedeki petrol kaynaklarının kontrolünün özellikle ABD aleyhtan yönetimlerin eline geçmesi istenmemektedir. Ancak bölgedeki despot yönetimler nedeniyle bölge geri kalmıştır ve gelir dağılımı oldukça düşüktür. Bölgede yaşayan halkın üçte biri günde iki dolardan daha az bir gelire sahiptir 49. Bölgedeki çatışma ve savaşlar hala devam etmekte; Akdeniz'in iki tarafındaki ekonomik farklılık giderek daha da artmakta; Avrupa'ya doğru gerçekleştirilen göç miktarında da beklenen azalma elde edilememekte; Cezayir artarak istikrarsızlaşmakta; Fas ve Ürdün'de gerçekleştirilen kısmi demokratikleşmenin aksine, diğer bölge ülkelerinde baskıcı yönetimler güçlenmekte; cinayet oranlan ve çevre kirliliği oranlan da artma eğilimi göstermektedir 50. ABD'nin bölgede başlattığı inisiyatif yukarıda belirtilen sosyo-ekonomik koşullan iyileştirebilecek midir? Bunu zaman gösterecektir. Ancak şu var ki, ABD'nin bölgeye saltçı, yalnızca kendi çıkarlarının korunmasını esas alan mevcut Yaklaşımını sürdürmesi :1e bövle bir sonuca ulaşması beklenmemeli-
1 86 Büyük Orta Doğu Projesi; Y&m Oluşumlar ve Değişen Dengeler Sonuç AB'nin Orta Doğu stratejisinin son derece kapsamlı ve Avrupa-Akdeniz Ortaklığı dışmda Avrupa Komşuluk Politikası gibi diğer araçlarla desteklenen önemli bir bnikimi yansıttığı söylenebilir. Ancak, 1970'li yıllardan beri takip ettiği önce işbirliği daha sonra ortaklığa dayalı politikası aradan geçen 35 yıla rağmen etkili bir sonuç doğuramamıştır. Nitekim ABD'nin 2003 yılından itibaren bölge ile ilgili başlattığı inisiyatif de belirsizliğini sürdürmektedir. Örneğin, ABD'nin bölgeye demokrasiyi yayabilmek için despot yönetimlerin yerine demokratik yollardan seçilmiş yeni demokratik yönetimlerin nasıl getirileceği konusu açıklığa kavuşmamış sorun alanlarından biri olarak durmaktadır. Ayrıca terörün kaynağı olarak gösterilen sosyo-ekonomik koşulların iyileştirilmesi bölgede ciddi yapısal değişimlerin gerçekleştirilmesine bağlıdır. Bunun için de şüphesiz Büyük Orta Doğu bölgesinde bulunan devletlerin her birine lokal sorun alanları bağlamında ekonomik yardımların yapılması gerekir. Bu anlamda AB özellikle 1995 yılından beri MEDA gibi belirli ekonomik yardım paketleri geliştirmiş olsa da söz konusu yardım demokrasi, insan hakları, iyi yönetim, güvenlik ve sürdürülebilir kalkınma gibi Barselona sürecinin temel hedeflerinin gerçekleştirilebilmesine hizmet etmemiştir. ABD tarafından başlatılan BOP hedefleri bakımından bölgede barış ve istikrarın yakalanmasına hizmet edecek mahiyette görünse de kurgulanma biçimi ve bunun ilk aşamasının Irak'ta ortaya çıkardığı sonuçlan itibariyle başarı şansının düşük olduğu değerlendirilmektedir. Bu çalışmadan da anlaşılabileceği gibi gerek AB, gerekse ABD için Büyük Orta Doğu ya da diğer bir ifade ile Genişletilmiş Orta Doğu önemli bir ilgi ve çıkar alanıdır. Bu nedenle AB ve ABD bölge ile ilgili olarak demokrasinin yayılması, sosyo-ekonomik koşulların iyileştirilmesi gibi hedeflerinde samimi iseler, böylesine büyük hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için ekonomik ve diğer alanlarındaki kaynaklarını birleştirmeliler ve bu konuda işbirliğine gitmelidirler.
AB ve ABD'ııin Orta Doğu Stratejileri ve Büyük Orta Doğu Projesi 187 KAYNAKÇA Ahmadov, Ramin, "Problems within the Euro-Mediterranean Partnership", Civilacademy, 2(1), Bahar 2004 Bremerton, Charletto ve John Vogler, The European Union as a Global Actor, London and New York, Routledge, 2000. Cordesman, Anthony H., "The True US Strategic Interest in the Middle East: Energy", Middle East Policy, Vol. VIII, No: 1, March 2001. Dağcı, Kenan, "Büyük Orta Doğu Projesi ABD ve AB İlişkilerini Nasıl Etkileyebilir?", Stratejik Öngörü Dergisi, Sayı:2, 2004. Derisburg, Jean-Pierre, "The Euro-Mediterranean Partnership since Barselona," Gillespie, Richard (eds.), The Euro-Mediterranean Partnership: Political and Economic Perspectives, London, Frank Cass, 1997. Drozdiak, William, Geoffrey Kemp, Flynt L. Leverett, Christopher J. Makins and Bruce Stokes, Partners in Frustration: Europe, the United States and the Broader Middle East, The Atlantic Council of the United States, Policy Paper, September 2004. Fouskas, Vassilis K., "US Macht-politik in Euroasia and the Re-fashioning of the Greater Middle East", içinde; Bülent Aras (ed.), War in the Gardens of Babylon: Middle East After the Iraqi War, Istanbul, TASAM Publications, 2004. Gillespie, Richard, "Introduction: The Euro-Mediterranean Partnership Initiative," Richard Gillespie (eds.), The Euro-Mediterranean Partnership: Political and Economic Perspectives, London, Frank Cass, 1997. Gorvett, John, "E.U. ups the ante in 'Neighbourhood' expansion", Middle East, May 2005, Issue 356. Günemann, Annette, "Six Yers After: Reinvigorating the Euro-Mediterranean Partnership," Christian-Peter Hanelt, Felix Neugart and Mathias Peitz (eds.), Europe's Emerging Foreign Policy and the Middle Eastern Challenge, Munich, Guetersloh, 2002. Hutson,, Micheal C, "Can Middle East Political Reform Survive the American Embrace?, Middle East Policy, Vol XI, No:l, Spring 2005. Lesser, Ian O., Bruse R. Nardulli and Lorry A. Arghavan, Sources of Conflict In The Greater Middle East www.rand.org/publications/mr/mr897/mr897.chap4.pdf 19 Haziran 2004. Makins, Christopher. "Elusive Partnership: US and European Policies in the Near East and the Gulf. Middle East Policies, Vol. IX, No.-. December, 2004.
t 88 Büyük Orta Doğu Projesi; YCDİ Oluşumlar ve Değişen Dengele Perthes, Völker, "America's 'Greater Middle East' and Europe: Key J.- es for Dialogue", Middle East Policy, Vol. XI, No. 3, Fall 2004 Satloff, Robert, The Greater Middle East Partnership: A Work Still Very Much In Progress, Policywatch, The Washington Institute for Near East Policy, (836) February 25, 2004. Stevenson, Richard W. and David E. Sanger, The New York Times, June 8, 2004. Worton, August Richard, "The United States in the Middleeast : Grand plans, Grand AyatoUahs and Dark Alleys", Middle East Policy, Vol. XII, No: I, Spring 2005 Yacoubian, Mona, Promoting Middle East Democracy EL: Arab Initiatives, USIP, Special Report No. 136, May 2005., Mona, Promoting Middle East Democracy: European Initiatives, USIP, Special Report No. 127, October 2004. Al-Hayat, February 13, 2004. Transatlantic Trends Overview: 2003, a project of the German Marshall Fund and the Compagnia di San Paolo with additional support provided by Fundaçâo Luso-Americana and Fundacion BBVA. http://www.transatlantictrends. org/doc/ttkeyfindings2005tr.pdf