SAĞLIKLI BESLENME VE ÖĞÜN KONTROLÜ - AKŞAM GAZETESİ Sık diyet yapan ya da beslenmesine dikkat eden herkesin artık bildiği gibi sık ve az yemek, günde üç ana, üç ara öğün almak, kahvaltıyı atlamamak gibi ana kurallar sağlıklı beslenmenin en önemli adımlarıdır. Peki ya tüm bunlaı yaptığınız halde kilo kontrolünüzü sağlayamayıp, sık acıkmanız neden olabilir? Öncelikle öğünlerinizin zamanlamasına dikkat etmek, metabolizma hızınız ve günlük kalori dengeniz için en önemli noktadır. Çoğu uzmanın önemle belirttiği gibi, kahvaltı öğünlerin kralıdır. Kahvaltıyı geçiştirmek veya kalitesiz karbonhidratlarla kahvaltı yapmak hem erken acıkmanıza, hem de ihtiyacınız olan günük proteini alamamanıza yol açacaktır. Dengeli protein ve kalsiyum tabağınız tüm öğünler için ancak özellikle kahvaltınız için olmazsa olmazınız sayılır. Protein ve kalsiyum demek illa ki kibrit kutusu kadar peynir ve haşlanmış yumurta demek değildir. Bu noktada yaratıcılığınız sınırsızdır. Örneğin yulaflı/peynirli az yağlı bir omlet, size tost yemekten çok daha fazla enerji verecek, protein-kalsiyum dengenizi sağlayacak ve geç acıkmanızı sağlayacaktır. ARA ÖĞÜNLERİ ATLAMAYIN Ara öğünlerinizde ise imkanınız varsa mevsim meyveleri/yoğurt/yulaf/kepekli gevrek tüketmeniz hem vücudunuzun şeker isteğini bastıracak, hem de vitamin ve kalsiyum almanızı sağlayacaktır. Öğlen yemeğiniz akşam yemeğinize oranla daha zengin ve doyurucu olmalı ve yine protein kalsiyum dengesi tam olmalıdır. Örneğin balık/salata, tavuk/salata, et/salata ve yanında tam tahıllı bir dilim ekmek ideal bir öğlen ya da akşam öğünüdür. Kremalı veya mayonezli sosların yerine yoğurtlu soslarla öğünüzü zenginleştirebilirsiniz. Bunun yanında pişirme alışkanlıklarınızı da kızartmadan ızgara ya da buharda pişirmeye doğru kaydırarak daha sağlıklı bir öğün almış olursunuz. Akşam yemeğinden sonraki ara öğününüz tercihen en hafif ara öğün olmalıdır. Süt/yoğurt/ayran/kefir gibi hem kalsiyum değeri yüksek hem de metabolizma hızlandırıcı takviyeler sabaha dek vücudunuzu yormadan size gerekli enerji dengesini sağlayacaktır. Sonuç olarak; sağlıklı ve dengeli bir öğün sistemi demek, sanıldığı gibi birçok besinden, tatlıdan veya soslardan mahrum olmak değil, yaratıcılığınızı kullanarak bunları daha sağlıklı alternatiflerle değiştirme özgürlüğüdür. Unutmayın, dengeli beslenmek mahrumiyet değil, sağlıklı alternatifleri tercih etmek demektir. Doç. Dr. Halil Coşkun 14/05/2015 Akşam Gazetesi makalesidir. http://www.aksam.com.tr/saglik/saglikli-beslenme-ve-ogun-kontrolu/haber-405377
SAĞLIKLI BESLENMEDE ENERJİ DENGESİ: AKŞAM GAZETESİ Sağlıklı beslenmek, egzersiz ve genler enerji dengesini oluştururlar. Basit olarak tanımlamak gerekirse kilo almak ve tabii sonucunda obezite, vücudun enerji dengesinin bozulması sonucunda oluşmaktadır. Sağlıklı yaşamanın temel kavramı beslenme, temel kuralı yeterli ve dengeli beslenmedir. Beslenme, insanın büyüme, gelişme, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gereklidir. Vücudun ihtiyacı olan 40 ı aşkın besin öğesinin her birinden vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gereken miktarlarda tüketilmesi ve vücutta uygun biçimde kullanılması durumu da yeterli ve dengeli beslenme olarak tanımlanır. Toplumların sosyo-ekonomik gelişmelerine paralel olarak değişen beslenme alışkanlıkları başta obezite olmak üzere koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, serebrovasküler hastalıklar, kanser, tip 2 diyabet, osteoporoz gibi birçok hastalığın oluşumu ve mortalitesiyle ilişkilidir. İşleyen demir ışıldar. Uzun süren açlıklardan kaçınıp, azar azar, sık sık ve sağlıklı beslenerek metabolizmamızın sağlıklı çalışmasını sağlayabiliriz. Öncelikli olarak vücudumuzun ihtiyacı olan protein, vitamin ve sıvı alımını ön planda tutarak ve karbonhidrat ya da şeker ağırlıklı beslenmek yerine nişastalı ve posalı yiyecekler tüketilmelidir. Total yağ tüketimi günlük enerji gereksiniminin %30 u civarında olmalıdır. Doymuş yağ ve kolesterol tüketimi azaltılmalı, doymamış yağlar kullanılmalıdır. Pişirme tekniklerimizde kızartma yerine buğulama veya ızgara tercih etmekle çok daha sağlıklı ve ihtiyacımız olduğu oranda besin almamız mümkündür. Şeker ve şeker içeren yiyecek tüketimi azaltılmalıdır. Şekerli besinler ve şekerli/asitli içecekler geçmişte nadir tüketilen ve sadece ikram olarak tercih edilen ürünler iken şimdilerde üretimin, ulaşımın ve tüketimin artmasıyla günlük kullanımda sürekli soframıza gelmeye başlamıştır. Zararlı olduğunu bildiğiniz/düşündüğünüz bir besin ya da içeceği tüketmemenin en iyi yolu, onu evlerimize sokmamaktır. Fizik aktivite düzeyi arttırılmalıdır. Egzersiz için vakit yoksa dahi gideceğimiz yerden bir-iki durak önce inerek ya da aracımızı park ederek en azından yürüyüşle aktivite düzeyimizi artırıp enerji dengemizi koruyabiliriz. Enerji alımının, tüketiminden fazla olduğu koşullarda enerji dengesi bozulduğu göz önüne alınarak hayatımızda birkaç ufak ama köklü değişimle, sadece yakabileceğimiz/ihtiyacımız olan kadar enerji almaya dikkat ederek daha sağlıklı bir hayata sağlam adımlarla yürüyebiliriz. Doç. Dr. Halil Coşkun 19/02/2015 AKŞAM Gazetesi makalesidir. http://www.aksam.com.tr/saglik/saglikli-beslenmede-enerji-dengesi/haber-383097
GERÇEKÇİ HEDEFLER! Hemen hemen hepimiz yeni bir yıla girerken kafamızda yılın muhasebesini yapar, yeni yıl için yeni kararlar veririz. Yeni kararlarla birlikte kendimize yeni hedefler koyarız. Hatta zaman zaman ruhsal yükümlülükler alıp kendimize söz bile veririz. Hedeflerimiz çoğu zaman büyüktür ve almamız gereken yol uzundur. Kararlılığımızda bir sıkıntı olmasa dahi, çoğumuz yılın ilk aylarında hedefimiz gözümüze çok uzak geldiği ya da çabalarımızla aldığımız sonuç gözümüze küçük geldiği için kararlarımızdan vazgeçer, kendimize verdiğimiz sözü tutamadığımız için de mutsuzluk yaşarız. Bütün bu karar-hedef ve çaba döngüsünü aslında çok kolay bir iki hamle ile kırabilir, hedeflerimize gayet başarıyla ulaşabiliriz. Yeter ki; kendimizi tanıyalım ve kendimize ulaşılabilir, gerçekçi hedefler koyalım. Örneğin: Yeni yılda her gün 5 km yürüyeceğim metabolizmamız için bayram niteliğinde bir karar olmasına rağmen gerçekçi bir hedef değildir. Gerçekten de her gün 5 km yürümeye zaman ve efor sarfedemeyecekseniz kendinize bu sözü vermeniz sizin için ruhsal bir yükten başka bir şey olmaz. Ancak Yeni yılda haftada 2 gün spora gideceğim/egzersiz yapacağım/yürüyeceğim gibi hem zaman, hem efor harcayabileceğiniz gerçekçi bir hedef sizi hem yıldırmayacak, hem de gözünüzde büyümeyecektir. Kendinize gerçekçi hedefler koymanın en önemli adımı kendinizi tanımanızdır. Yapabilecekleriniz ve yap(a)mayacaklarınızla yüzleşmektir. Bunu sağlıklı biçimde değerlendirip hedeflerinizi koyduğunuz takdirde adım adım ulaşamayacağınız hiçbir şey yoktur. Yeter ki buna inanın ve çaba gösterin. Örneğin ideal kilonuza 9 kg uzaklıktaysanız, yeni yıl hedefi olarak 9 kilo vereceğim demek yerine, 3 ayda 2,5 kg vereceğim gibi bir hedef hem daha gerçekçi, hem daha sağlıklı hem de gözünüzde büyümeyecek bir adım olacaktır. Üstelik emin olun 3 ayda hedeflediğiniz kiloyu verdikten sonra da kendinizi zafer kazanmış bir komutan gibi hissedeceksiniz! Bir bütün olarak yeni yılda sağlığıma dikkat edeceğim hedefi örneğin yeni yılda diyete gireceğim ya da yeni yılda hep salata yiyeceğim gibi hedeflerden daha kompleks ama daha gerçekçidir. Doç. Dr. Halil Coşkun 08/01/2015 AKŞAM Gazetesi makalesidir. http://www.aksam.com.tr/saglik/gercekci-hedefler/haber-370626 DİYETLE OBEZİTEYİ YENMEK MÜMKÜN MÜ?
Yeni bir araştırmaya göre çoğu kişi genetik yapısı yüzünden obez veya aşırı şişmanlık ile mücadele etmektedir. Okula giden çocuklarda obezite son yıllarda giderek artış gösterirken, Centers for Disease Control (CDC) ABD de %33 ten fazla yetişkinin obez olduğunu bildirmektedir. Bu araştırmada yer alan bilim adamları, aşırı kilolu veya obez olan birinin sağlıklı vücut kitle indeksine dönmesinin gerçekten çok zor olduğunu, fazla miktarda kilo kaybetse dahi, uzun süreli koruma ihtimalinin düşük olduğunu bildiriyorlar. Başka bir deyişle, aşırı şişman bir kişi az kalorili, besin değeri yüksek bir diyetten oluşan bir yaşam tarzını benimsemeye karar verirse, vücut derhal kalori kullanımını en aza indirerek ve aynı zamanda açlığı artıran hormonları aktive ederek yeni bir aşamaya geçmekte ve böylece insanın yağ depolama kapasitesini artırarak beyni aşırı tüketmeye yönlendirmektedir. Başka bir deyişle, vücuda giren yiyecek aniden kesildiği zaman, vücut aç kaldığını düşünmeye başlar ve daha az kalori yakarak yağ depolamaya çabalar. Kıtlık sendromu da denilen bu durum diyet esnasında beynin yapısını değiştirir, kalorisi yüksek yiyecekleri istemeye başlar. Lancet Diabetes & Endocrinology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, kilo verme programıyla ilk aylarda kilo veren hastaların daha sonra %80 ila %95 ihtimalle bu kiloları tekrar geri aldıklarını belirtiyor. New York Mount Sina i Icahn Tıp Fakültesi Pediatri ve Psikiyatri Bölümü nden Doç. Dr. Christopher Ochner şunları söylüyor; Yaşam tarzında yapılan değişimler, aşırı kilolu insanlarda kalıcı kilo vermeyi de beraberinde getirmesine rağmen, tekrarlanan obezitesi olan kişilerde vücut ağırlığı biyolojik olarak adeta damgalanmış ve korunmaktadır. Araştırmacılar, vücudun diyete gösterdiği biyolojik tepkilerin sadece diyet ve egzersize dayanmadan ele alınarak tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Dr. Ochner bu durumu şöyle açıklıyor: Yaşam tarzı değişiklikleri hiç kuşkusuz kalıcı kilo verme için gerekli bir koşul olsa da, aynı zamanda doktorlar hastalarını obez olmaktan korumalı ve aşırı kilonun ilk işaretlerini görür görmez önlem almaya zorlamalıdırlar. Hiçbir durumda kişinin obez olmasını beklememelidirler. Vücudun şişmanlık ile ilgili kehanetini siz bir kez yerine getirirseniz, asla o şişmanlıktan kurtulamayız. Doç.Dr.Halil Coşkun twitter.com/drhalilcoskun 26/02/2015 AKŞAM Gazetesi makalesidir. http://www.aksam.com.tr/saglik/diyetle-obeziteyi-yenmek-mumkun-mu/haber-385049 MUCİZEVİ BİR KAHRAMAN! DOÇ. DR. HALİL COŞKUN
Hayat tüm yan etkilerine rağmen harika olaylara gebe. Mucizevi kahramanlar kol gezerken buna şaşmamak lazım, öyle değil mi? Hayat Yaşanmaya değer, tüm yan etkilerine rağmen üstelik. Ona sıkı sıkı tutunmak, sevmek ve doyasıya tadına varmak lazım. Bu bazen imkânsız gibi görünse de. Mesela ben! Şu son 10 gündür pişmiş tavuktan beter oldum. Yeminle, gıdaklayacak halim kalmadı. Ne dolandırıldığımız kaldı, ne sınavımız ne de beni hayal kırıklığına uğratan dostluklar. Ama dimdik ayaktayım, yaşıyorum ve mucizelere inanıyorum. Bu o kadar müthiş bir tespit ki! Asla mümkün olmayacakmış gibi görünen olaylar bir de bakmışsınız ki vuku bulmuş Şahane valla, yeter ki başınızı kuma gömmeyin, araştırın ve yapmanız gerekenlerin hakkını verin Dostum, güzel kadın Nalan Linda Fraim gereğini yapanlardan O şu anda 46 kg vermiş olmanın hafifliğini yaşıyor. Linda cığımız için şu anda yeryüzü de gökyüzü de aynı, tozpembe. Varsın sefası olsun. Ben onun başarısı ile gurur duyuyorum. Ne dedik az evvel mucizeler var! Peki ya onu gerçek kılan kahramanlar? Onlar da var elbette. Üstelik iyi ki de varlar. Müthiş bir bilim adamından söz edelim bugün, ne dersiniz? O sadece Linda nın değil yüzlerce hastasının meşalesi. Sizlere Doç. Dr. Halil Coşkun u takdimimdir. Ben sordum hocamız sizler için yanıtladı. Şanslı günümüzdeyiz. Ö.O.Hocam şifa ve mutluluk dağıtıyorsunuz etrafınıza. Bu müthiş bir mesleki coşku ve haz yaşatıyordur size. Ama hekimlik çok zor ve meşakkatli bir yola girmek demek. Kolay bir karar değil. Siz doktor olmayı nasıl seçtiniz? H.C. Böyle görmenize sevindim, haklısınız da. Bilirsiniz, çocukların büyük bir bölümü doktor olmak ister. Bende de bu mesleği seçme arzusu daha ilkokul yıllarından beri vardı. Aslında ailemde doktor yoktu, sadece en küçük dayım eczacıydı. Belki beni bu da cezp etmiş olabilir, bilemiyorum. Öğrencilik yıllarım da başarılı geçtiği için 1987 yılında girdiğim üniversite sınavında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi kazanarak bu mesleğe adım atmış oldum. Ö.O.Peki ya genel cerrahiyi ve size asıl sormak istediğim binlerce sorunun kaynağı obezite cerrahisini nasıl seçtiniz? H.C.Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra Genel Cerrahi ihtisasımı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde ( Çapa Tıpta) tamamladım. 1997 yılında ise ülkemizde henüz yeni yeni yapılmaya başlanan Obezite Cerrahisi ile tanıştım. Konuya o kadar ilgi duydum ki Mide Kelepçesi üzerine Türkiye deki ilk genel cerrahi tezini yaptım 1999 yılında. Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi. Artan obezite oranları ve obezite cerrahisi sayısındaki dünyada bazındaki artış ameliyat sayılarımı hızlıca artırdı. Ö.O. Sonra yanılmıyorsam yurtdışı serüveniniz başladı ve bugünlere geldiniz H.C. Evet Özlem hanım aynen dediğiniz gibi oldu. 2004 ve 2007 yılları arasında ABD de Cleveland Clinic Foundation Bariatrik Surgery Department daki eğitim sürecimi tamamladım.2010 yılında ise diyabet cerrahisindeki gelişmeler üzerine bu alan için 2011 de ABD de Cornell Medical School Diabetes Surgery Deparmentta konu hakkındaki çalışmalarıma devam ettim. Bugün için özellikle bu
alanda çalışmalar ve ameliyatlar yapıyorum. Ö.O. Mesleki anlamda ne kadar etkileyici bir serüven sizinki. Kendinize ise yapmış olduğunuz ne müthiş bir bilimsel yatırım! İnanılır gibi değil gerçekten de. O halde esas can alıcı konunun ve okurlarımızın da sabırsızlıkla beklediği obezite konusuna gelelim mi? H.C. Çok teşekkür ediyorum, tespitleriniz ilginç doğrusu. Elbette siz sorun ki ben de değerli okurlarınıza cevap vermiş olayım. Bu nedenle bir araya geldik zaten. Ö.O. Hocam açık ve net o halde. Obezite nedir? H.C. Vücutta fazla miktarda yağ depolanmasını şişmanlık olarak ifade ediyoruz. Obezite kavramının daha net olarak anlaşılabilmesi için Vücut Kitle İndeksi (VKİ) nin bilinmesi gerekmektedir. VKİ kişinin ağırlığının (kg) boyunun (metre) karesine bölünmesiyle elde edilmektedir. Normal değeri 18-25 kg/m2 dir. Ö.O. Hmmmmmmmm o zaman şişman kimdir, obez kimdir? Çoğunlukla kendimizi dev aynasında görürüz ya H.C. Özlem hanım bu noktada kişinin kendini nasıl gördüğü değil, bilimsel veriler önemlidir. Şöyle ki; VKİ=18-25 kg/m2 NORMAL VKİ=25-30 FAZLA KİLOLU (ŞİŞMAN) VKİ=30-40 kg/m2 OBEZ VKİ=40-50 kg/m2 MORBİD OBEZ VKİ=50 ve üzeri SÜPER MORBİD OBEZ olarak tanımlanmaktadır. Ö.O. Bu kadar net yani? H.Ç. Evet aynen öyle. Biz hekimler bilimsel veriler doğrultusunda hareket ediyoruz. Ö.O. Aklımdan geçen sorular peş peşe geliyor hocam, hazır olun. Obezite ameliyatları tam olarak nedir, kaç çeşidi vardır? Ameliyatta hastaya ne gibi uygulamalar yapılır? H.Ç. Sorun ki ben de cevap vereyim. Obezite ameliyatları mide ve ince barsak sistemi üzerine yapılan cerrahi girişimlerdir. Mide hacmi küçültülmekte veya ince barsak belli oranda devre dışı bırakılarak hastaların daha az yemek yemeleri ve/veya yenilen kalorili gıdaların emilimleri engellenerek kilo kaybı sağlanması hedeflenmektedir. Biz ameliyatları üç gruba ayırıyoruz: 1- Mide hacmini küçültücü ameliyatlar 2- Emilimi engelleyici ameliyatlar 3- Kombine (hem hacim küçültücü hem emilimi engelleyici) ameliyatlar
Ö.O. Demek sonraki mucizevi sonuçların temelinde bu yatıyor. O kadar ilgimi çekiyor ki bu konu inanın şu anda yarı transta gibiyim. Hocam sorabilir miyim peki, bu ameliyatlara kim adaydır? Diyet yapamıyorum hooopppppppp ameliyat diyerek karşınıza gelmek yeterli midir? H.Ç. Ben buna yine bilimsel verileri temel alarak yanıtlayacağım müsaade ederseniz. Elbette bu çocuk oyuncağı ve afaki değerlendirmelerle alınacak bir karar değil. Obezite ameliyatı seçim kriterlerimizi ben şöyle sıralayım sizler için; 1- VKİ 40 kg/m2 den büyük hastalar 2- VKİ 35-40 kg/m2 arasında olup yandaş hastalıkları bulunan kişiler (Tip2 diyabet, hipertansiyon, uygu apne hastalığı vd) 3- En az 3 yıldır obezitesinin bulunanlar 4- Kronik alkol ve ilaç bağımlısı olunmaması 5- Kabul edilebilir anestezi riskinin bulunması şarttır. Yaş kriterini de belirtelim isterseniz. 18-65 yaş arası hastalar idealdir. Ancak deneyimli merkezlerde daha genç ve yaşlılarda da uygulama yapılabilmektedir. Ö.O. Peki ya çocuklar, onlara da söz konusu ameliyatlar uygulanabilir mi? H.C. Çocuklardan daha ziyade ergenlerde obezite cerrahisi artan obezite eğilimi sıklığı nedeniyle gündeme geliyor ve bu konuda seçilmiş olgularda ameliyatlar deneyimli merkezlerde yapılıyor. Ö.O. Diyelim ki ben ameliyat için gerekli gördüğünüz tüm kriterleri taşıyorum, peki o zaman ameliyat öncesinde yaptırmam gereken tetkikler hangileridir? H.C. Hemen söylüyorum. Genel kan tetkikleri, Üst Gastrointestinal Sistem Endoskopisi, Üst Batın Ultrasonografisi, Gerekli vakalarda Göğüs Hastalıkları, Endokrinoloji ve Kardiyoloji konsültasyonları, Anestezi konsültasyonu ve onayı Ö.O. Ameliyat oldum peki ya sonrası? Hastayı nasıl bir süreç bekler hocam? H.C. Obezite ameliyatları laparoskopik yapılan cerrahi girişimlerdir, Özlem hanım. Ameliyattan 1 gün sonra hasta ayağa kalkarak rahatlıkla hareket edebilir. Ameliyatın sonrasındaki ilk saatlerde bir miktar ağrı şikâyeti olmakla birlikte zaman içerisinde geçer. Hastanedeki yatış süresi 3 gün olup sonrasında kontrol filmleri çekilen hastalar taburcu olurlar. Ö.O. Hastanın ameliyat sonrası uygulaması gereken herhangi bir diyet var mı? Nasıl bir sürece giriliyor? Tüm hastalarınıza aynı beslenme planını mı uyguluyorsunuz? H.C. Ameliyattan sonraki beslenme planı hastanın ameliyat tipine göre değişim göstermekle birlikte temelde benzer yapılar gösteriyor. Genellikle ilk 2 hafta sıvı diyet sonraki 2 hafta püreli diyet alması öneriliyor. Zaten birinci aydan sonra yavaş yavaş normal katı gıdalara geçiş sağlanıyor. Ameliyat sonrası dönemde dikkat edilmesi gereken diğer bir önemli nokta gene ameliyat tipine göre dozajları değişmekle birlikte vitamin ve mineral takviyesinin yapılması, buna da ayrıca dikkat çekmek isterim.
Ö.O. Hayatın yan etkilerinden söz ederek girdim konuya aklıma geldi o bağlamda. Ameliyatın komplikasyonları var mı hocam? Bu konuda okurlarımızı aydınlatmak endişelerini de ortadan kaldıracaktır diye düşünüyorum. H.C.Tüm ameliyatlarda belli bir oranda komplikasyonları olabiliyor elbette. Komplikasyonlar yapılan ameliyat tipine göre değişim gösteriyor diyebiliriz. Genel olarak bu oran %0.1-0.8 arasında ki bunlar kanama, kaçak, emboli, enfeksiyon olarak sıralanabilir. Ö.O. Babam bir hekim olarak tıpta asla %100 yoktur der Ameliyat sonrası hastanın verdiği kiloları geri alma riski var mıdır? H.C. Obezite ameliyatlarındaki kilo verme periyodu 12-18 ay boyunca devam eder. Ameliyat tipine göre değişim göstermekle birlikte ortalama fazla kilo kaybı yüzdesi %50-80 arasında değişim gösteriyor. Obezite ameliyatları birer sihirli değnek değildir, kuvvetli bir ARAÇTIR sadece. Ameliyattan sonraki ilerleyen yıllarda (genel olarak 2-3. yıldan sonra) kişi beslenme düzenine dikkat etmezse %5-20 arasında değişen oranda geri kilo alımı yaşayabiliyor. Ö.O. Peki ya kelepçe ameliyatları? Onlar hakkındaki fikirlerinizi de merak ediyorum Geçtiğimiz yıllarda özellikle ünlülerin bu tür ameliyatlara çok rağbet ettiğini anımsıyorum H.C. Kelepçe ameliyatı 5-6 yıl önce dünyada ve ülkemizde yaygın olarak yapılıyordu. Ancak bugün için bu ameliyat oranları son derece azaldı. Kelepçeye bağlı komplikasyon oranları ve uzun dönemde bazı problemler yaratmış olması bunun temel nedeni olduğunu söyleyebilirim. Ö.O. Son olarak işin psikolojik boyutunu merak ediyorum Halil hocam Kilo verme sürecinde hekim hasta ilişkisi ne kadar önemli? H.C. Çok önemli Özlem hanım Hasta ameliyat sonrası dönemde hekim kontrollerine ne kadar düzenli gelirse süreçle ilgili farkındalık o kadar yüksek olur ve buda kilo kaybının daha iyi olmasına neden olur. Ayrıca beslenme planı daha yakın takip edilerek olası vitamin ve mineral eksiklikleri erkenden fark edilerek gerekli takviyeler yapılabilir. Ö.O. Harika ve çok da aydınlatıcı bir söyleşi oldu hocam. Bana ve okularımıza vakit ayırmanız çok değerli inanın. Çalışmalarınızda sonsuz başarılar diliyorum. H.C. Özlem hanım ben de sizlere bilimsel gelişmelere gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim Gerçekten çok şanslı bir yazarım ben. Ne müthiş sohbetler nasip oluyor bana. Ne denir ki Allah değerli hekimlerimize güç kuvvet versin ve deeeeeeeeeeeee başımızdan asla eksik etmesin. NEDEN DİYET VE EGZERSİZ OBEZİTEYİ
YENMEK İÇİN YETERLİ DEĞİL? Yeni bir araştırmaya göre çoğu kişi genetik yapısı yüzünden obez veya aşırı şişmanlık ile mücadele etmektedir. Okula giden çocuklarda obezite son yıllarda giderek artış gösterirken, Centers for Disease Control (CDC) ABD de %33 den fazla yetişkinin obez olduğunu bildirmektedir. Bu araştırmada yer alan bilim adamları, aşırı kilolu veya obez olan birinin sağlıklı vücut kitle indeksine dönmesinin gerçekten çok zor olduğunu, fazla miktarda kilo kaybetse dahi, uzun süreli koruma ihtimalinin düşük olduğunu bildiriyorlar. Başka bir deyişle, aşırı şişman bir kişi az kalorili, besin değeri yüksek bir diyetten oluşan bir yaşam tarzını benimsemeye karar verirse, vücut derhal kalori kullanımını en aza indirerek ve aynı zamanda açlığı artıran hormonları aktive ederek yeni bir aşamaya geçmekte ve böylece insanın yağ depolama kapasitesini artırarak beyni aşırı tüketmeye yönlendirmektedir. Başka bir deyişle, vücuda giren yiyecek aniden kesildiği zaman, vücut aç kaldığını düşünmeye başlar ve daha az kalori yakarak yağ depolamaya çabalar. Kıtlık sendromu da denilen bu durum diyet esnasında beynin yapısını değiştirir, kalorisi yüksek yiyecekleri istemeye başlar. Lancet Diabetes & Endocrinology dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, kilo verme programıyla ilk aylarda kilo veren hastaların daha sonra %80 ila %95 ihtimalle bu kiloları tekrar geri aldıklarını belirtiyor. New York Mount Sinai Icahn Tıp Fakültesi Pediatri ve Psikiyatri Bölümünden Doç. Dr. Christopher Ochner şunları söylüyor; Yaşam tarzında yapılan değişimler, aşırı kilolu insanlarda kalıcı kilo vermeyi de beraberinde getirmesine rağmen, tekrarlanan obezitesi olan kişilerde vücut ağırlığı biyolojik olarak adeta damgalanmış ve korunmaktadır. Araştırmacılar, vücudun diyete gösterdiği biyolojik tepkilerin sadece diyet ve egzersize dayanmadan ele alınarak tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Dr. Ochner bu durumu şöyle açıklıyor: yaşam tarzı değişiklikleri hiç kuşkusuz kalıcı kilo verme için gerekli bir koşul olsa da, aynı zamanda doktorlar hastalarını obez olmaktan korumalı ve aşırı kilonun ilk işaretlerini görür görmez önlem almaya zorlamalıdırlar. Hiçbir durumda kişinin obez olmasını beklememelidirler. Vücudun şişmanlık ile ilgili kehanetini siz bir kez yerine getirirseniz, asla o şişmanlıktan kurtulamayız. Sonuç olarak gerek çocuklarımızda, gerekse kendimizde kilo kontrol ve takibinde hassas olmalı, önlem almak için başa çıkamayacağımız kadar kilo almayı asla beklememeliyiz. Birkaç kilo fazla ile mücadele etmek, obezite ile mücadeleden çok daha kolay ve etkilidir. Doç. Dr. Halil Coşkun