HECELEME VE SANAL KLAVYE (Büyük harf ve noktalama işaretlerini kullanmadan gördüğümüz her satırı 5 defa klavyeyle 5 defa da sanal klavyeyle yazalım) İşveren tarafından yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ödemeye dair ispat sorunlarını ortadan kaldıracaktır. Bu yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler. Sözü edilen hüküm daha sonra yürürlüğe girecek olup belirtilen tarihten sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Başka bir anlatımla Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı bir dönem için ibranamenin geçerliliği sorunu, dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde
değerlendirilmelidir. Feshi izleyen bir aylık süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılması zorunluluğu yasanın yürürlük tarihinden sonra düzenlenecek ibra sözleşmeleri için geçerlidir. İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, iş hukukunda işçi yararına yorum ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararları ışığında bir gelişim izlemiştir. İşçi emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine iş hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir. Öncelikle belirtilmelidir ki, harç yapılan bir hizmet karşılığı olarak devletin aldığı paradır. Medeni usul hukukunda olduğu gibi,
da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. İcra ve İflas Kanunu, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğunu, bunların neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunacağını öngörmektedir. Harçlar Kanununa göre, tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilir. İlgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf ödeyebilir ve ödenen bu para sonuçta ayrıca bir isteğe gerek olmaksızın hükümde nazara alınır. Değinilen bu kanun hükümlerine göre, harcının sorumlusu daima borçludur. Bu harcın, Kanun gereği icra dairesince alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilmesi, sorumlusunun borçlu olduğu yönündeki düzenleme bakımından, sonuca etkili olmayıp borçlunun söz konusu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Borçlunun borcu, yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam edeceğinden, alacaklının kesilen harç miktarı kadar takibe devam hakkı vardır. Yani alacaklı, gerçekte borçlunun sorumluluğu altında bulunan ve ancak yatırılan paradan kesilen tahsil harcını borçludan alma hakkına sahiptir. Zaten alacağın tamamı
karşılanana kadar tahsilata devam edilir. Bu düzenlemelere paralel olarak, Hukuk Genel Kurulunun ilgili bir kararında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere tahsil harcının, alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir. Somut olayda, alacaklı bankanın borçlu aleyhine yaptığı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde tahsil harcının ve cezaevi harcının kesildiği görülmektedir. Yukarıda açıklanan kanun hükümleri karşısında, icra müdürlüğünce dosyaya aktarılan bedel üzerinden tahsil harcı alınmasında yasaya uymayan bir yön yoktur. Borçlu, diğer fesih sebepleri yanında ihaleye fesat karıştırıldığını da iddia ederek ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece ihale salonuna teminat yatırarak katılan kişiler dışında kimsenin alınmadığı, ihalede aleniyet ilkesine uyulmadığı kabul edilerek yapılan ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmıştır. İhalenin amacına ulaşmasını, malın gerçek değerinde satılmasını, ihalenin
sağlıklı ve normal şartlarda yapılmasını engelleyici, dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan davranışlarda bulunulması ve ihaleye katılıma engel olunması ihaleye fesat niteliğindedir. İhaleye katılmak isteyenlerin teminat yatırması zorunlu olup, teminat yatırmayanların ihale mahallinde ihalenin sağlıklı şekilde yürütülmesini engelleyecek tavırda bulunmaları halinde icra müdürü gerekli tedbirleri ve önlemleri alabilir. Somut olayda icra müdür yardımcısının ihalenin sağlıklı şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla teminat yatırmayanları ihale salonu dışına çıkarmasında engel bir durum yoktur. Kaldı ki tanık olarak beyanına başvurulan polis memurlarının ifadelerine göre ihale yapılan yerin kapısının açık olduğu anlaşılmıştır. O halde mahkemece, borçlunun şikayet dilekçesinde ihaleye fesat sebebi olarak ileri sürdüğü vakıalara ilişkin hususlar ile diğer fesih nedenleri ile ilgili değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, şikayet dilekçesinde ileri sürülmeyen aleniyet ilkesi ihlal edildiği gerekçesiyle ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir. Bu itibarla, temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda
yazılı nedenlerle bozulmasına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren on gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. Borçlu, alacaklı tarafından aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde icra mahkemesine başvurarak, senette geçen nakden ibaresinin kendi elinden çıkmadığını, senedin teminat senedi olduğunu, kambiyo vasfında olmadığını ileri sürerek icra takibinin iptalini talep etmiştir. Mahkemece takip dayanağı olan bononun arkasında yazılı olan kayıt nedeni ile bononun şarta bağlanmış olduğu ve alacağın tahsilinin yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle borca itirazın kabulü ile icra takibinin iptaline karar verilmiştir. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki
kambiyo ilişkisi ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu kambiyo taahhüdünde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibarıyla bir asıl temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Belirtilen mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü. Alacaklı tarafından borçlular aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmış, örnek yedi ödeme emri borçlulara tebliğ edilmiş, borçlunun süresi içerisinde borca, faiz oranına ve ferilerine itirazı üzerine takip durmuştur. Alacaklı tarafından borçlunun itirazının kaldırılması için icra mahkemesine başvurulmuş, mahkemece bozma
ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda itirazın kesin kaldırılması isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren meri yıla ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, icra mahkemelerinde duruşma yapılırsa tarife gereğince ayrıca avukatlık ücreti hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Yukarıda açıklanan nedenle mahkemece, borçlular lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu konuda olumlu olumsuz karar verilmemesi ve yargılama giderlerinin borçlu üzerinde bırakılması isabetsizdir. Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle bozulmasına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren on gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.