tarihe tanık belgeler kızılbaş alevilerin sorunlarının tartışıldığı demokratik kürsü! alevilere atılan iftiraların sonu ne zaman gelecek?



Benzer belgeler
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Cumhuriyet Halk Partisi

Balım Sultan. Kendisinden önceki ve sonraki Postnişin'ler sırası ile ; YUSUF BALA BABA EFENDİ MAHMUT BABA EFENDİ İSKENDER BABA EFENDİ

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

frekans araştırma

Nasrettin Hoca ya sormuşlar: - Kimsin? - Hiç demiş Hoca, Hiç kimseyim. Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: - Sen kimsin?

KALEKIŞLA KÖYÜ TAKVİMİ 2019

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül :55

BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU, BATI TRAKYALI GENÇLERLE YTB DE BULUŞTU Cuma, 13 Nisan :47

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ KLASİK ALEVİLİK NEDİR? Halk Mezhebi... 18

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Bir başka ifadeyle sadece Allah ın(cc) rızasına uygun düşmek için savaşmış ve fedayı can yiğitlerin harman olduğu yerin ismidir Çanakkale!..

Pir Sultan ABDAL. Sana kıyanlar tarihin kara sayfalarında, sen ise milyonların kalbindesin Ey Ali Aşığı Pir Sultan

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Çoğunluk olmak, azınlığı yok saymak

Proje Adı. Projenin Türü. Projenin Amacı. Projenin Mekanı. Medeniyetimizin İsimsiz Taşları. Mimari yapı- anıt

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Cumhuriyet Halk Partisi

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar

Cumhuriyet Halk Partisi

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

ALEVĐ AKADEMĐSĐ ALEVITISCHE AKADEMIE

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

Azrail in Bir Adama Bakması

Başbakan Yıldırım, Seyranbağları Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini ziyaret etti

Eğitimde 'gizli müfredat' dönemi. Hacked By DeLyJoe tarafından yazıldı.

15 Mayıs 2009 al-dimashqiyye Salonu

Doğru bildiğini her yerde haykıran, kimseye eğilip bükülmeyen birisiydi Neyzen Tevfik..

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır.

Başbakan Yıldırım, Ankara Sincan da halka hitap etti

Birinci Aşama AABF Dede/Ana Eğitim Programı ( )

50.ULUSAL 24.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bahadın, 2 Ağustos 2014 Sevgili Yoldaşlar, Canlar, Yol Arkadaşlarım, Devrimciler Diyarı Bahadın da buluşan güzel insanlar,

DTİK TÜRK GİRİŞİMCİLER KURULTAYI. Açış Konuşması. Ömer Cihad Vardan, DEİK Başkanı. 26 Mart 2016, İstanbul

SULTAN IZZETTIN KEYKAVUS TÜRBESİ, 1217, SİVAS

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

HAS Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Numan KURTULMUŞ Beykoz da - Özgün Haber

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Başbakan Yıldırım, 39. TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği ne gelen çocukları kabul etti

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

ŞANLIURFA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI. Konusu: Urfa Üzerine Yazılmış Şiir Seçkisi

ANTAKYA SAMANDAĞ GEZİSİ I 25 HAZİRAN 2012 MUSA DAĞI SİMON DAĞI

UKBA. e Bülten TACİKİSTAN DAN TÜRKİYE YE UKBA DERNEĞİ AMERİKA DA SOHBET MECLİSLERİ KURDU KARDEŞLERİMİZLE PİKNİKTEYİZ

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

AKÇAABAD VAKFIKEBĠR NÜFUS KÜTÜĞÜ - ( )

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla

TEMMUZ 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

Fransa'da, Hz. Muhammed'e hakaret içeren karikatürleri yayınlayan Fransız Dergisi'ne baskın düzenlendi ve 12 kişi öldürüldü.

dinkulturuahlakbilgisi.com amaz dinkulturuahlakbilgisi.com Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

İletişim çağı adını verdiğimiz bir çağda televizyon ve radyonun yoğun olarak ürettiği popü-

M. Sinan Adalı. İllustrasyonlar: Sevgi İçigen. yayın no: 114 NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR? / 2

KASIM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Bacıyân-ı Rum. (Dünyanın İlk Kadın Teşkilatı: Anadolu Bacıları)

ÖMER GÜNEY CHP MENEMEN BELEDİYE BAŞKAN A.ADAYI

13 MAYIS 2016 CUMA OSMANCIK BELEDİYESİ KÜLTÜR SALONU Çorum-Osmancık İlçesine Hareket AÇILIŞ KONUŞMALARI

Çarşamba İzmir Gündemi

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ÖNCESİNDE BİZ SORDUK Editör Yayınevi LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Yeni Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55

İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE'DE ORTAK BİR KİMLİK OLARAK "ÖTEKİLİK" İKİNCİ BÖLÜM ARAŞTIRMADA İZLENEN YÖNTEM... 27

7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE)

Halk dansları hareket ve müzik olmak üzere iki ayrı öğeden oluşmuş bir bütündür. "Düzgün ve birbirine benzeyen ritmik hareketlerin uyumlu bir biçimde

Nasuh Mitap ı Ankara dan tanırım. Kendisi hakkında bir şey yazmayacağım.

Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar.

13 MAYIS 2016 CUMA OSMANCIK BELEDİYESİ KÜLTÜR SALONU Çorum-Osmancık İlçesine Hareket AÇILIŞ KONUŞMALARI

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır.

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

ÂŞIK DAİMÎ (İSMAİL AYDIN)

15 Ekim 2014 Genel Merkez

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bayram namazı sonrası açıklama yaptı

dinkulturuahlakbilgisi.com KURBAN İBADETİ Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

ADANA NIN SIRLARINA YOLCULUK

Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri

Anlamı. Temel Bilgiler 1

İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

APADOKYA. Güzel atlar ülkesi

GÖKYÜZÜNDE KISA FİLM SENARYOSU

Islam & Camii Diyanet İşleri Türk İslam Birliği

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde!

SEVGİNİN GÜCÜ yılında Manisa da doğan İlhan Berk, Türk şiirinin en üretken, usta şairlerinden

Devleti yönetme hakkı Tanrı(gök tanrı) tarafından kağana verildiğine inanılırdı. Bu hak, kan yolu ile hükümdarların erkek çocuklarına geçerdi.

SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Transkript:

kızılbaş ekim 2011 sayı 7 kızılbaş alevilerin sorunlarının tartışıldığı demokratik kürsü! kün! deyince var eyledi on sekiz bin alemi şah-ı merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi. "yağmuru yağdıran benim" deyi ömer'e söyledi ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi hem sakidir, hem bakidir nur-ı rahman'ın ali yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya ali ömer vardı hak muhammed katına dedi: "eyle beyan, hazret ali midir ol arşa gürleyan, çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen?" hak muhammed buyurdu ki: "yektir ali, bir" dedi "hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi "ali'ye şirk koşanlar mutlaka kafir" dedi tarihe tanık belgeler biz kızılbaş alevileri bu halimizle islam içinde gören var mı? alevilere atılan iftiraların sonu ne zaman gelecek? Hüseyin DEMİRTAŞ

kızılbaş veröffentlicht generaldirektor freizugeben. ali ülger sakine polat tr. hukuk danışmanları: av. nadide metin erdoğan av. erdal doğan av. hıdır özcan av. birliği hukuk danışmanı: av. ertekin ceylan adres: bergheimer str 51 D- 47228 duisburg almanya tel: +49 (0) 177 502 88 53 e-mail: kizilbas@gmx.net teknik dizayin: sakine polat kızılbaş ta yayınlanan yazı ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. kızılbaş ta imzasız ve kaynaksız yazılar yayınlanmaz. yayın tarihi: 15 ekim 2011 sayı: 7 kızılbaş gazetesinin eski sayılarını bize vereceginiz e-mail adresinize pdf dosya olarak gönderebiliriz. kizilbas@gmx.net gönüllü katkı formu adı soyadı :... adres :... e-mail & tel :... ali ülger konto: 300 23 23 29 BLZ: 350 5000 Sparkasse Duisburg 6 sayı 25-12 sayı 50

Sıcak siyaset, biz Kızılbaş - Alevileri de bire bir etkiliyor, içine alıyor. Suriye gerçeğini ele alan Eser KARAKAŞ yazısında Suriye Hıristiyanlarının Esad diktatörlüğünü desteklemesini, Türkiye de Alevilere benzetmesi anlaşılır bir yaklaşım. Ancak iktidarın İslam olduğu devletler güllük gülistanlık mı sanki! Bundan tek kelime söz edilmiyor. Evet, Türkiye de Kızılbaş-Aleviler militarist diktatörleri desteklediler. Bu doğrudur. Ya Müslümanlar ne yaptı? Neden bunlardan bir ses yok? Diktatörleri destekleyenleri eleştirmek şarttır. Ancak bu ayrım yapılarak, bir kısmını koruyarak yapılmamalı. Örneğin Saidi Nursi/Kürdi devletin asimilasyon politikalarında görev verilmiş, Türk cephelerinde savaşmış, Soykırım bölgesinden sorumlu 3. Ordunun resmi ordu imamlığı ile görevlendirilmiş, İlk Meclise M. Kemal e desteğe gelmiş vb... * * * Kızılbaş-Alevi kökenli solcu siyasetçiler, her zaman gizli Kızılbaşlık- Alevicilik yapmışlardır. Bu durumları Hem kendi solculuklarına hem de Kızılbaş-Aleviliğimize zarar vermiştir. Bu hastalıklarından kurtulmalarının hayırlı olacağı kanısındayız. Bu hasta siyasetleriyle Dersim Federasyonu şaşkın ördek misali CHP nin kucağına oturarak günümüzün ryberleri siyasetini üslenmesi ciddi bir örnek teşkil etmektedir. Kızılbaş ın 5. sayısındaki Baytar Nuri nin örtülü itirafları! başlıklı yazıya tepkiler aldık: Aldığımız tepkilerin birinde; Baytar Nuri yi eleştiren yazıdan dolayı Kızılbaş a yazı yazmayacağını bildiren yazar arkadaşlarımız oldu. Bizi Zazacılık yapmakla suçlayanlar oldu. Bizi devletçilik yapıp Kürt mücadelesini böldüğümüz, Türkçülük yaptığımız vb. Görüşleri yüzümüze söyleyenler oldu. Hatta aboneliğini iptal edenler bile oldu. * * * Kürtlerin özgürlük isteyen kesimi başta Ermeni Soykırımı olmak üzere kendi tarihiyle açık yüzleşmeden demokratikleşmesi, özgürleşmesi asla mümkün olmayacaktır. Bu Kürt özgürlük mücadelesinin, Ermenilerin Süryanilerin Êzidilerin can cana ali ülger Kızılbaşların gönlünü hoş olması için değil!.. Kürt özgürlük hareketi bunu, hareketin özgürleşmesi ve demokratikleşmesi için yapmalıdır. Bulunduğumuz coğrafyada 36 dil konuşuluyor. Onlarca milli kimlikli, yerli ve göçmen halklar yaşamakta. Özgürlük, barış, demokrasi için mücadelede, her bir farklılık tarihi ile yüzleşmelidir. Ermeni Soykırımı bu devletin kuruluşunun dönüm noktasıdır. Bu başlangıç atlanarak demokrasi özgürlük barış mücadelesinde kesinlikle samimi olunamaz: İnkarın tekrarıdır. Yerli ve göçmen halkların özgürlükçü kesiminin önünde, bu gerçekliğimizin gereğini yerine getirilmesi kaçınılmaz görev olarak tüm sıcaklığıyla durmaktadır. Ya gereğini yerine getireceğiz ya da resmi kurama yedek teker olarak inkara devam edilecek... * * * Almanya birinci ve ikinci cihan savaşlarında derin ittifakları olan Osmanlı ve reorganize ederek oluşturduğu T.C.ne diyet borcunu ödemek için 1960 yılların başında türkiyeden işçi ithal ettiler. Misafir işçi olarak getirdiler. 50 yıl doldu kuşaklar, siyasetler değişti ve halen burdalar. T.C. nin türkleştirme asimilasyon siyasetini iyi bilen işçiler türkleşmediler. Almanlaşmadılar. Almanya da demokratik imkanları tanımaya başlayınca çeşit çeşit örgütlenmelerle siyaset ile sosyal alanlara çıkılmaya başlandı. Dernekler, Camiler, Spor kulüpleri ve ticarethaneler açıldı. Bu örgütlenmeler Almanya yı başta pek rahatsız etmedi. Bu örgütlenmeler T.C. ni dünde bugünde rahatsız etti. Çünkü T.C. nin tekçil ülküsel kuramına aykırılıklar vardı. Laz, Rum, Kürt, Kızılbaş-Alevi, Gürcü, Arap, Süryani, Zaza vb... Sağcı, solcu camiler Türkiye de ne kadar farklı dini milli guruplar varsa hepsi kendi örgütlenmelerini kurdular. Almanya nın demokratik ortamı bu örgütlenmelere yaşam ortamı sağladı... * * * Sivas katliamının sanıklarından birinin Polonya da yakalanması Avrupa Alevileri örgütlenmelerini sokaklara döktü. Bu tepki basit bir katile değil de, katilin sahipleri olan tc. devletin yapılmalıydı. Sivas katliamı döneminde devlet erkanı olan paşalarına, başbakanına, içişleri bakanına neden dava açma girişimi yok? Basit bir katile saldırmak işin kolayı da, ondan mı? T.C. Devletinin Sivas davasındaki tutumu orta yerde dururken! Kimi kime teslim ediyor bizimkiler, ne acı bir durum(!) * * * Kızılbaş-Aleviler olarak kendi siyasal örgütlenmemiz ile kendi adımıza siyaset alanına çıkmalıyız. Kızılbaş Alevi partimizi kurmalıyız. Koçgiri, Desim, Maraş, Çorum, Sivas Katliam ve Soykırımlarının bize verdiği zarar ve ziyanlarının yüz katını devletin asimilasyon uygulamaları vermiş, Kızılbaş-Alevi aydınlarımızın bilincini, iradesini ve ufkunu karartmıştır. Bu tahribatın enini boyunu çapını görmeden hiç bir iş hayırlı olmaz. Tam da bu noktada kendimiz ile açık yüzleşmeli, Ermeni Soykırımı ile başlatılan kırım ve asimilasyon siyaseti ile de açık açık hesaplaşmalıyız. Birlik Partisi, Barış Partisi Hangi düşünce ile kurulmuş olurlarsa olsunlar incelenmeli, çıkan verilerin en geniş kesimlerimiz ile tartışılması sağlanmalıdır. Bu iki örnek ve bunların pratiği önemlidir. Siyasal örgütlenmeden yoksun bırakılmak asimilasyona yem olmak demektir. Ya kendimize sahip çıkıp siyasetin gereğini yerine getireceğiz ya da ezilmeye yok sayılmaya devam edilecek... Diktatör kaddafi düşürüldü. Ancak Kaddafi ile ilgili görüntüler Batı nın örgütlediği ulusal geçiş konseyi nin nasıl insan hakları na dayalı Libya istediklerinin kanıtı mı? Batı desteğinde ve onayıyla yeni bir diktatörlük mü yükselecek!...can cana

kızılbaş - sayfa 4 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Suriyeli hıristiyanlar, aleviler ve demokrasi Eser KARAKAŞ Benim kişisel kanım sürecin doğru yönde olduğudur. Babadan oğula Esad yönetimi bir diktatörlüktür, Ortadoğu da bu diktatörlüklerin gitmesi hem iktisadi etkinlik hem de hakkaniyet, adalet açılarından çok doğrudur ve bu süreç eninde sonunda tamamlanacaktır. Geçenlerde okuduğum bir yazı o ana kadar pek düşünmediğim bir konuyu da bana düşündürdü. Ve, belki de daha önemlisi, ülkemiz Türkiye ile bir düşünsel bağ kurmama da neden oldu. Başlıkta kullandığım alevi kelimesi Türkiye alevilerini işaret ediyor, Suriye nusayrilerini değil. Suriye de, farklı köken ve inanç gruplarına bağlı da olsalar, nüfusun en azından yüzde on beşi hıristiyan. Rumlar var, ortodoks ve katolik ermeniler var, maronitler var, kaldaniler var, vs. Suriye nüfusunun yüzde on beşinin hıristiyan oluşu bu ülkeye başka bir hava da veriyor. Osmanlı coğrafyasının merkezinde olan Türkiye de bu oranın çok daha düşük olması üzerine de düşünmek lazım. Arap baharının Suriye ye gelmesinden sonra üzerinde düşünmediğim konu, malum olaylar sırasında suriyeli hıristiyanların nasıl bir tavır aldıkları konusu idi. Yeni okuduğum kaynak, ve bu kaynak bir suriye ermenisi tara fından yazılmış, Suriye hıristiyanlarının direnişçilerin değil de Esad ın yanında pozisyon aldıklarını belirtiyor. Ve suriyeli ermeni yazar bu durumu Suriye hıristiyanları için utanç verici buluyor, hıristiyanların tek tek, ama belki daha da önemli olmak üzere kurumsal düzeyde, kiliseler düzeyinde açık bir biçimde Esad ın yanında olmalarını, bir diktatöre destek vermelerini lanetliyor. Doğrusu anlaşılabilir ama ahlaki yönü de tartışılabilir bir durum. Ve aklıma hemen Türkiye alevilerinin on senelerdir darbeci askere çok yakın duruşları, en demokrasi karşıtı günlerinde bile CHP ye destek verişleri geldi. Çağrışım ne kadar doğru, bilemem, ama çağrışım çağrışımdır. Bu meseleyi iki farklı düzeyde ele almak mümkün. Birinci yaklaşım düzeyi meseleye çok ilkesel bakmaktır. Suriye de hıristiyanların babaoğul Esad lara destek vermesi çok kötü gözükmektedir, gözükmekle kalmamakta, çok kötüdür. Türkiye de de alevi yurttaşlarımızın azımsanmayacak bir bölümünün daha az demokratik yaklaşımlara, hareketlere destek vermesi, suriyeli hıristiyanların Esad lara destek vermesi kadar kötüdür. Hem suriyeli hıristiyanlar, hem de Türkiye alevileri eleştirilere sonuna kadar açıktırlar. Ancak, meseleye ikinci bir pencereden de bakmak mümkündür. Suriyeli hıristiyanları eleştirelim, Esad a destek vermesini çok sert eleştirelim ama söz konusu suriyelilerin Suriye de bir demokrasiden neden korktuklarını da anlamaya çalışalım. Suriye, hıristiyanlar için, şayet siyasete karışmazlarsa, Esad yönetimine muhalefet etmezler ise yaklaşık iki bin senedir yaşadıkları bir cennettir; demokrasi, sünni çoğunluğun iktidarı ele geçirecek olması hıristiyanları ürkütmektedir. Türkiye alevilerinin sünni iktidarlardan, tarihsel reflekslerin de etkisiyle, ürktükleri gibi. Bu ürküntüler demokrasi karşıtı pozisyonları mazur göstermez ama durup üzerinde bir-iki saniye düşünmeyi de gerektirebilir. Demokrasiler şiddeti bir yöntem olarak kullananlar dışında, herkesi kucaklamak zorunda olan yönetimlerdir. Kaynak: http://www.stargazete.com/yazar/eser-karakas/ suriyeli-hiristiyanlar-aleviler-vedemokrasi-haber-383565.htm

kızılbaş - sayfa 5 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 ALEVİLERE ATILAN İFTİRALARIN SONU NE ZAMAN GELECEK? Alevilere yönelik sataşmalar, aşağılamalar, gerçek dışı iftiralar ve önyargılar bitmek bilmiyor. Son kez Star TV de yayınlanan Izdivaç programında olduğu gibi, bu tür olaylara her gün bir yenisi ekleniyor. Peki, normal mi tüm bu yaşananlar? Toplum içinde yüzyılların birikimini, önyargıların katılığını ve yaygınlığını düşününce böyle çıkışları kabullenmesekte normal karşılamak gerekiyor. Hatta Kızılbaş ve mumsöndü benzeri iftiralar, radyo, televizyon ve gazetelerde daha az yer alıyor denilebilir. Zira böyle mekânlar kamuya açık ve buralarda söz konusu iddialar dillendirildiğinde bunun bir bedeli var. Bunun için de aslında bu iddialar sadece ağızdan kaçabiliyor televizyon ve benzeri mekânlarda Oysa bunlar buzdağının suyun üstündeki bölümünü bile temsil etmiyor. Sünni halk arasındaki önyargılar gerçekten çok derin ve güçlüdür. Ancak Türkiye de bu tür önyargıları hiçbir araştırma yöntemiyle ölçemezsiniz. Çünkü kimse araştırmacılara samimi davranmaz. Ya nasıl tespit edilebilir bu olgular? Araştırmacı, anketçi olduğunuzu belli etmeden girersiniz sohbet ortamlarına, örneğin atarsınız Aleviler hakkında bir iddia ve sonra dinlersiniz birer birer, nasıl dökülüyor bastırılmış önyargılar teker teker ortaya Lakin halk arasındaki önyargıları tespit etseniz ne olacak ve ne değişecek? Koca bir hiç, teşhisi koyup tedaviye başlamadıktan sonra Tabii ki, Türkiye de Aleviler, Kürtler, Romanlar benzeri sayısal olarak azınlık gruplara karşı çoğunluk toplumda var olan önyargıların tamamını yıkmak ve yok etmek Hüseyin DEMİRTAŞ mümkün değildir. Bu uğurda mücadele ise çift başlı ilerler. Bir kere önyargılarla mücadeleyi önce tüm organlarıyla devletin başlatması gerekir. Sonra tabii ki bu suçlama ve asılsız iddialara maruz kalan kesimin işe el atması bir zorunluluktur. Aleviler örneğinden yola çıkarsak, devlet ve hükümet çoğunluk halk arasındaki mevcut önyargıları giderici veya en aza indirici hiçbir çalışma içine girmemektedir. Gerçi Alevi açılımları, çalıştayları ve Muharrem ayında TRT den programlar yayınlama gibi bir dizi girişim göze çarpmaktadır ama tüm bu önlemler sadece buzdağının yüzeyini eritmekte; buna karşılık bir türlü temele inememektedir. Öyleyse neler yapılırsa Alevilere yönelik iftiralar ve önyargılar en az düzeye indirilebilir? DEVLET IŞE MUTLAKA EL ATMALI Her şeyden önce devlet ve hükümet bu işe bilerek ve isteyerek soyunmalıdır. Malum Türkiye de çoğunluk toplum din ve devlet merkezli düşünür ve davranır. Ülkemizde din ve devlet eşitlenmiştir neredeyse. Sıradan bir Türk-Müslüman- Sünni nin aklına, din deyince devlet; devlet deyince de din gelir. Müslüman-Sünni mayalı bu toplumun içinde Avrupa da olduğu gibi tabandan, aşağıdan yukarıya doğru bir değişim ve dönüşüm gerçekleşmez. Bizde değişim ve dönüşümün motoru devlettir. Devletin çekirdeğiyse ordudur. Bu çekirdek/merkez bir değişim ve dönüşüme karar vermedikçe, alttaki toplum kendiliğinden kesinlikle harekete geç(e)mez ve devletten bağımsız-bağlantısız bir sivil inisiyatif başlat(a)maz. O yüzden Alevilerin çoğunluk toplumdaki önyargıların tepeden/ devletten bir müdahale olmadan değişmesini beklemesi büyük bir hayalperestlikten ibarettir. Yani değişim ve dönüşüm için Türkiye deki iktidar aygıtının dominant/ baskın gücü ordunun ilgili hususta bir karar alması lazımdır. Sonra bu karar kademe kademe önce hükümete, sonra alt askeri ve siyasi bürokrasi katmanlarına dikte edilmelidir. Akabinde bu kararların uygulanmasıyla halk katında öyle bir değişim ve dönüşüm başlar ki, bir bakarsınız aradan çok kısa bir zaman geçmesine rağmen arzulanan hedeflere ulaşılmıştır. Örnek mi? Bundan 20 yıl önce Türkiye de hem halk arasında hem de devlet katında en büyük tehlike komünizmdi. Yunanistan da ülkemizin baş düşmanları arasındaydı. Günümüzde artık ne komünizm ve Rusya büyük tehlikedir, ne de Yunanistan baş düşmanımız Anlaşılacağı gibi Türkiye de değişimin anahtarı devlettir. Devlet ise durup dururken bir değişim ve dönüşüme karar vermez. Bunun için bir baskının, bir iç veya dış zorlamanın mevcut olması gerekir. Aleviler cephesinden bakarsak, özellikle Avrupa Birliği (AB) katından Türkiye ye yönelik baskılar vardır. AB Alevilerin konumunun düzeltilmesi için bir takım yasal ve anayasal düzenlemeler istemektedir.

kızılbaş - sayfa 6 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Ancak hükümet Avrupa Insan Hakları Mahkemesi nin (AIHM) aldığı kararlara rağmen örneğin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini zorunlu olmaktan çıkarmamakta, çeşitli ayak oyunlarıyla bu kararı teğet geçmeyi tercih etmektedir. Yine Alevilerin tüm ısrarlarına karşın cemevleri ibadet yeri olarak tanınmamakta, Madımak müze yapılmamakta, Alevi köylerine cami inşası sürdürülerek asimilasyon pupa yelken devam ettirilmektedir. Kısaca devlet ve hükümet şimdilik Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini göz ardı etmekte, bunlara kulaklarını tıkamakta; Alevi açılımlarından, çalıştaylarından somut hiçbir sonuç çıkmamakta ve adeta ipe un serilmektedir. BU NE SAMIMIYETSIZLIK VE IKIYÜZLÜLÜK! Vergisini veren, askere giden ve diğer vatandaşlık görevlerini eksiksiz yerine getiren Aleviler gibi gayet barışçıl bir topluma karşı böyle bir ikiyüzlülük, samimiyetsizlik görülmüş şey değildir. Hem Alevilerin sorunlarını çözeceğiz diyeceksiniz hem de en ufak bir jest bile yapmaksızın yola devam edeceksiniz Bakınız hükümete, Madımak Oteli nin müze yapılması gibi hiçbir yasal değişiklik gerektirmeyen bir talebi bile yerine getirmiyor. Gene Türkiye deki asıl iktidarın başı ordu da, Şırnak ta şehit düşen bir Alevi astsubayın cenazesinin cemevinden askeri törenle kaldırılmasına bile izin vermedi. Bazıları bu olayı münferit ve istisna olarak değerlendiriyor. Hâlbuki bana göre bu olay TSK nın hükümete bir jestidir. TSK Alevi şehit için cemevinde resmi bir tören düzenlemeyip, şehidi ailesinin arzusu hilafına camiden uğurlayarak hükümetin cemevini ibadet yeri olarak tanımama ısrarına kuvvetli bir destek vermiştir. Ordu şehit cenazesinde bile politika yapmıştır. Bu olay ayrıca TSK nın tüm sözde laiklik ısrarına rağmen ne derece Sünni bir yapılanma olduğunu da gözler önüne sermiştir. Özetle Türkiye Cumhuriyeti, hükümetiyle, ordusuyla, Diyanet iyle Sünni bir sistemi esas aldığını açıkça ve kör gözlere sokarcasına bir daha ortaya koymuştur. Görüldüğü üzere mevcut sistem kayadan öte çelik gibi sağlam bir şekilde Alevilerin, Aleviliğin ve onların taleplerinin önüne dikilmiştir. Sarsılması, taviz koparılması çok zor gibi durmaktadır. Buna karşılık, açılım-çalıştay tantanalarıyla birlikte su sızdırmaz gibi gözüken bu kalenin burcunda bir dizi gedikler de açılmıştır. Alevilerin hücumu buraya, bu zaaf noktasına olmalıdır. Muhataplarını çözüme zorlamanın yolu, Alevilerin bir iç baskı unsuru olarak harekete geçmesine bağlıdır. Tamam, AB zorlaması, Kürt sorununun şiddet boyutu, Ortadoğu daki gelişmeler gibi dış baskı unsurları var ama bunlar en azından Alevilerin taleplerinin karşılanması noktasında şimdilik tek başına yeterli görünmüyor. Sistem, tekliklerden (tek millet, tek dil, tek din ve mezhep) taviz vermeye bir türlü yanaşmıyor. Fakat bu kervanın böyle gitmeyeceği de artık kafalara dank etmeli! Zira cin şişeden çıktı Işte bu noktada örgütlülük, organizasyon ve tabandan tavana bir eşgüdüm öne çıkmaktadır. Aleviler gerçekten örgütlü, kararlı, planlı ve projeli bir yapı olarak meydanlara inmedikçe kimsenin bir adım atacağı yok! HAYATIN HER ALANINDA BIR ÖRGÜTLENME GEREKLI Peki, ne yapmalı, ne etmeli de sistemi istenen yönde bir değişime zorlamalıdır? Bana göre artık pasif dernekçilikle varılacak yer yoktur. Aleviler böyle bir örgütlenme yapısıyla gelip gelip, sonunda elde edebileceklerinin sınırına dayanmışlardır. Sadece inanç örgütlenmesiyle ulaşılacak nokta burasıdır. Yani Aleviler taleplerini bir şekilde herkese duyurmuştur. Ama sadece duyurmuş; sağırların ve körlerin kendini şöyle bir toplamasına neden olmuştur. Buna karşılık çözümün anahtarını elinde tutan makamların bu talepleri duymuş, bilmiş ve bunları az çok kavramış olması yetmez. Bunları çözüme zorlayacak daha üst, daha aktif ve daha kararlı bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Böyle bir örgütlenme de hayatın her alanında var olabilmelidir. Başka bir deyişle Aleviler, sadece cemevleri ve AKM lerde değil, ekonomide, sanatta, kültürde, fabrikada, işyerinde; esnaf olarak çarşıda, öğrenci olarak okulda, velhasıl her alanda bir araya gelmeli ve dayanışma ağları oluşturmalıdır. Şöyle ki, bundan böyle aynı çarşıda, aynı meslekte, aynı iş kolunda faaliyet gösteripte veya aynı mahallede oturupta kendinden başka Alevileri tanımayan bir Alevi, Aleviliğinden şüphe etmelidir. Bu kişinin Aleviliği eksiktir. Sadece tanımakta yetmez! Söz konusu mekânlardan birinde bulunan iki Alevi tanışmakla kalmamalı ve önce kendi aralarında bir birlik/örgütlülük oluşturmalı; sonra da en yakın çevredeki kendileriyle benzer alanlarda faaliyet içinde olanlarla zincirleme bir örgütlenmeye gitmelidirler. Bu zincir önce dernekler, sonra federasyonlar ve nihayetinde de konfederasyonlar şeklinde bir çatıda buluşmalıdır. Örneğin bir çarşıdaki Alevi esnaf, Esnaf Birlikleri; bir kentteki işadamları, Alevi İşadamları Derneği; işçiler, Alevi Işçiler Birliği; muhasebeciler, Muhasebeciler Derneği; öğretmenler, Alevi Öğretmenler Birliği benzeri yeni örgütlülükler oluşturmalıdır. Bu örgütler hem çıkar ve mesleki hem de inançsal/ öğretisel dayanışmanın merkezleri olarak faaliyet göstererek, kendi üyelerinin sesini ve taleplerini daha üst perdeden duyuran organlar haline gelmelidir. Aleviler ancak böyle tabadan tavana, hayatın tüm alanlarına seslenen örgütlülükler aracılığıyla bir baskı ve yaptırım gücüne kavuşabilirler. Sırf iman gücüyle bu hareket yürümez. Hayatın her

kızılbaş - sayfa 7 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 alanında örgütlenilmeli ki, Aleviler sadece bir inanç toplumu değil, aynı zamanda maddi ve ekonomik bir güç olarakta büyük bir meydan okumanın içine girebilsinler Aslında sorun da burada; hâlihazırda Aleviler büyük oranda bir inanç toplumu görünümünde. Gerçek bu değil hâlbuki Gerçekte Aleviler maddi (parasal) ve manevi (kalifiye insan gücü) sermaye sahibi bir topluluk aynı zamanda. Ancak eldeki bu maddi ve manevi sermaye birikimi dağınık bir vaziyettedir. Marifet bu geniş, çok parçalı birikimin tek bir merkeze kanalize edilebilmesi ve toplanabilmesindedir. Yeni tarz Alevi örgütlenmesinin önündeki en öncelikli görev de bu olmalıdır. FETHULLAH GÜLEN HAREKETI ÖRNEĞI Amerika yı yeniden keşfetmesine gerek yok Alevilerin Bakınız, beğenelim beğenmeyelim Fethullah Gülen Hareketi bugün, ekonomiden eğitime, kültürden sanata hayatın her alanında taraftarlarını örgütleyerek 35 milyar dolarlık bir sermaye gücüne erişmenin yanında, AKP hükümetine de her istediğini yaptırabilir bir konuma gelmiştir. Hareketin mensupları kıtalar arası at koşturmaktadır. Onaylamadığın bir hareketin bazı yönlerini örnek almayacaksın diye bir kural yok. Aleviler de benzer bir yolla böyle devasa bir güce kavuşabilirler. Bu tür bir örgütlenme tarzına çokbilmiş bazı solcularımız, demokratlarımız, Toplumu bölüyorsunuz, işçiyi-esnafı parçalıyorsunuz diye itiraz edeceklerdir hemen. Söylesinler Hak aşkına, şu anda meydanları zangır zangır titreten bir işçi, bir esnaf örgütlenmesi mi var? Eğitimde harikalar mı yaratılıyor? Hem hayatın her dalında örgütlenmek ulusal düzeydeki işçi hareketine ve benzerlerine bir zarar vermeyecektir. Toplamda ve son tahlilde bu örgütlenme, başta işçiler olmak üzere diğer ulusal çaptaki demokratik ve sol hareketlere bir ivme kazandıracaktır. Kimse korkmasın, Türkiye de bugüne kadar Aleviler arasındaki hiçbir uyanış ve gelişme sola ve demokratik güçlere hiçbir zarar vermediği gibi, aksine onları güçlendirmiştir. Bu durum bundan sonra da böyle sürecektir. YA TOPLU KURTULUŞ YA TEKER TEKER INTIHAR Alevilerin haklarını alması, eşitlik yurttaşlık statüsüne kavuşması ve kendilerine yönelik önyargılar ile iftiraların en az seviyeye inebilmesi için yukarıda kabaca şemasını çizdiğimiz şekilde bir örgütlenme içine girmeleri kaçınılmaz gözüküyor. Bu tarz bir örgütlenmede de yediden yetmişe bütün Alevilere görev düşüyor. Çünkü Aleviler ya topluca harekete geçerek kurtuluşa erecekler, ya da inancına-kimliğine duyarsız-ilgisiz kalarak altı ağır ağır ısıtılan kazandaki kurbağa misali farkına varmadan haşlanıp gideceklerdir. Bu durumu şöyle bir benzetmeyle açıklayabiliriz: Islam fıkhında farzlar ikiye ayrılır. Biri Farz-ı Ayn, yani herkesin yerine getirmesi gereken 5 vakit namaz, Ramazan orucu, hac, zekât vs. gibi ibadetlerdir. Bir de Farz-ı Kifaye denilen, Islam cemaatinden birilerinin yapmasıyla, diğerlerinin üzerindeki yükümlülüğün kalktığı, ölen birinin cenaze namazını kılmak gibi ibadetler bu kapsama girer. Buradan yola çıkarsak, yeni tarz Alevi örgütlenmesinde Farz-ı Kifayeye yer yoktur. Birileri yapsın, ben evimde oturayım denilemez. Farz-ı Kifaye çoğunluk toplumlarda olur. Aleviler gibi sayısal ve sosyolojik azınlıklarda örgütlenmenin her aşamasında bulunmak, buralarda görev ve sorumluluk üstlenmek ergenlik çağına ulaşmış her ferdin Farz-ı Ayn derecesindeki bir vazifesi olmalıdır. Aksi takdirde başkaları bir şeyler yapsın, arada ben de kurtulayım diye düşünen bu topluluğun mensupları, böyle durumlarda genelde hiç kimse bir şey yapmadığından zamanla yok olur gider. Sonuç olarak Alevilerin Türkiye de hak ettikleri yere gelebilmeleri, aşağılanmalardan, asılsız-mesnetsiz iftira ve önyargılardan kurtulabilmeleri için adam sendeciliği bırakıp, büyük bir azimle bu yeni tarz örgütlenmeye derhal başlaması olmazsa olmaz bir sorumluluktur. Tersine bir tavır ve bugüne kadar Alevi hareketini belli bir yere getiren ama artık yetersiz olan örgütlenme tarzında ısrar, Alevilerin önünde yeni ufuklar açmayacağı gibi ayak bağı da olacaktır. Kim ne derse desin Türkiye de Aleviler için hayatın normalleşmesinin yolu buradan geçer. Aksine davrananlar, pehlivan tefrikasına dönen açılımlar ve çalıştaylarla Alevilerin sorunlarını çözüyormuş gibi yapanların ekmeğine yağ sürer. Ayrıca Alevi nin tüm dertlerinin çaresi, dermanı ve merhemi de kendindedir. Aleviler bu gerçeğin farkına varıp, gereğini yapmadıkça, seksenlik kart dedeler de, hayatının baharındaki şımarık Sünni delikanlılar da utanmadan ve hiçbir yaptırımla karşılaşmadan malum iftiraları sanki yanlışlıkla ağzından çıkmış gibi kusmaya devam edeceklerdir. Oysa Alevilerin devlet üzerinde etkili bir yaptırım gücü olsaydı, o adam korkusundan kesinlikle içindeki pisliği ortaya dökemezdi o ekranda. Düşünün bir kere, bu ülkede onca orduya kızan, Islam a inanmayan, peygamberi sevmeyen, Sünnilere karşı önyargıları bulunan, Türk e ve Türklüğe alerjisi olan vatandaş var. Bunların hiçbiri söz konusu bu duygularından en hafifini dahi yanlışlıkla olsa bile televizyon gibi kamuya ait platformlarda açık edebiliyor mu? Ağzından kaçırabiliyor mu bilinçaltında yatanları? Kesinlikle yapamıyor Acaba neden dersiniz? Çünkü böyle bir hareketin hem kanuni (örneğin 301. Madde gibi) hem de linçte dâhil olmak üzere çok ağır fiili yaptırımları var da ondan! Bir makalesinin Türklüğe hakaret olarak yorumlanmasından dolayı Hrant Dink in başına gelenleri henüz unutmadık Şimdi anlatabildim herhalde derdimi?

kızılbaş - sayfa 8 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 tarihe tanık belgeler! KİMDEN: Divân ı Hümâyûn dan KİME:H asköy, Dimetoka, Baba Eski, Edirne, Bergos (Lüle Burgaz) Hahrabolu, Karıştıran, Malkara, Çorlu, Podosçuk (Tekirdağ), Ergene, Silivri, Hâslar (Küçük Çekmece ve Büyük Çekmece) Kadılarına HÜKÜM: KONU: İran elçisi yanındakilerle Dimetoka (Yunanistanda) Ve Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli)nın tekkesinin bulunduğu kasaba olup belgede bunu belirtmektedir) ziyarete gidip dönünce yollarının üzerinde veya çevredeki kadılara kafilenin gereksinmelerini karışlamaları onlara hizmette kesinlikle kusur, birhangi olumsuz harekete meydan vermemeleri buyurulmaktadır. BELGENİN MEÂLİ 1. BELGE: Hasköy (Edirne ile Kırklareli arasında) Kadısına HÜKÜMKİ, Hâliyâ Diyâr ı Şarkdan (İran) Asitâne i Saadetine (mutlu kent) gelân elçi müracaatla avdet idüb mahmie i Edirne den (büyük kent) taht ı kazanızda olan Hafsa konak ta yin olınub Müşârün ileyh (yukarıda adı geçen) içün kifâyet mikdarı ekmek vesâir zahire tedârik olınması lâzım ve mühimm olmağın arpa ve sair zahire tedârik içün Dimetoka kazâsına ve dahi Hükm i Şerîfim yazılub irsâl (yollama) olınmışdır, BU- YURDUM Kİ, vusûl oldıkda (ulaşınca) zahira bâbında gereği gibi mukayyed olup Müşârün ileyh içün kifâyet miktarı etmek (ekmek) otluk ve saman tedârik eyleyüb ve mümkin oldığı üzere bulunan yerlerden arpa dahi ihzâr, hazırlama eyliyesin ki Dâr ı Devletde müzâyaka (sıkıntı) çekilmeye. KIZILDELİ SULTAN DERGAHI NI ZİYARET EDEN İRAN ELÇİSİ VE GURUBUNA YARDIM EDİLMESİ YAZI: 28 Ramazan sene 975 (Şubat 1568), Padişah 2. Selim (Sarı Selim) dönemi, o yıl Lehistan (Polonya) ile yapılan BARIŞ ın yenilenmesi, Avusturyalılarla yapılan 8 yıllık BARIŞ ın yenilenmesi. 2. BELGE: Dimetoka Kadısı na HÜKÜMKİ, Hâliyâ diyâr ı Şarkdan (İran) Asitâne i saadetime (mutluluk kenti) gelân elçi hüsn ı icâzetim (izin) olmağla avdet eyleyüb Havsa da konak mukarrer olmağın (kararlaştırma) Müşârün ileyhe (yukarıda adı geçen) kifâyet mikdarı (yetecek kadar) zahire tedâriki içün Hâslar (Sancak beylerinden padişahlara mahsus dirlik) kadısına hükm i şerîfim yazılub gönderilmişdir. BUYURDUM Kİ, vusûl buldukda (ulaşınca) zahire bâbında mukayyed olup taht ı kazânızda kifâyet mikdarı (yetecek kadar) arpa ve sair zehireden vâfir ü müstevfî (bol surette yetişme) zahire tedârik eyleyüb sahibleri ve yahud vekilleri ile irsâl eyliyesin ki, Müşûrün ileyh (yukarıda adı geçen) müzâyaka (sıkıntı) çekmeyüb eshâbı dahi sebebî ticâret vâki ola. Bir Sûreti: Kadıköy Kadısına ekmek tedâriki ider deyû

kızılbaş - sayfa 9 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Bir sûreti: Dimetoka Kadısı na arpa ve sair zahireden Yazıldı Bir sûreti: Baba Eski ekmek tedârikine Yazıldı bu dahi Mehmed Çavuş a virildi. Bir sûreti: Ergene Kadısı na makarna içün Yazıldı bu dahi Mehmed Çavuş a virildi. Bir sûreti: Bergos (Lüle burgaz) Kadısı na Yazıldı bu dahi Mehmed Çavuş a virildi. Bir sûreti: Hayrabolu Kedısı na makarna Yazıldı bu dahi Mehmed Çavuş a virildi. Bir sûreti: Karıştıran Kedısı na Kara Çavuş a Yazıldı bu dahi Mehmed Çavuş a virildi. Bir sûreti : Maalkara makarna Yazıldı bu dahi Mehmed Çavuş a virildi. Bir sûreti: Çorlu bu dahi Ahmed Çavuş a Kara Ali oğludır. Bir sûreti: Rodosçık (Tekirdağ) Kadısı na makarna bu dahi Bir sûreti: Silivri Kadısı na Bu dahi Ali Çavuş a virildi. Bir sûreti: Hâslar Kadısı na Verildi. Bir sûreti: Küçük Çekmece Silivri kadısı na Ali Çvuşa virildi. 3. BELGE: Vezîr Piyâle Paşa Hazretlerine HÜKÜM Kİ, Hâliyâ südde i saadetime mektub gönderüb yukarı cânibden gelân elçi ile sana gönder deyû nâme ile irsâl eylediğin bildirüb Adana dan dimişiken âlem i basîre arz olınub ilm i şerîf i âlem i şumûlim muhit olmışdır imdi BUYURDIM Kİ zikr olınan nâme vech i münâsib görüldüğı üzere cevab yazub elçiye teslim eyliyesin. BELGELER : BOA Mühimme Defteri, cilt: 7, s. 403 GİRESUN / UĞUR KÖYÜ NDEKİ RAFİZİLER İN CEZALANDIRILMASI YAZI: Gurre (1 10) Rabiyülâhir sene 976 (Eylül 1568) Padişah 2. Selim (Sarı Selim) dönemidir, o yıl Lehistan ile yapılan BARIŞ yenilendi, Avusturyalılarla yapılan 8 yıllık BARIŞ yenilendi. KİMDEN: Divan ı Hümâyun dan KİME: Arz ı Rum (Erzurum) Beylerbeyi ne HÜKÜM KONU: Giresun Kadısı nın haberine göre UĞUR adındaki köyde sapık ininçta kişilerin olduğu, bunlar namaz kılmayıp oruç ta tutmadıkları gibi Ramazan da içki kullandıkları. Bunların yakalanıp mahkeme edilmeleri söylenenlerin gerçek olduğu anlaşılırsa lâyık olduğu cezalarının verilmesine ilişkin Buyrultu. BELGENİN MEÂLİ Yazıldı Mektub götüren Mustafa ya verildi. Arz ı Rum (Erzurum) Beylerbeyi ne HÜKÜMKİ, Giresun Kadısı mektup gönderüb a yân ı vilâyeden hatîb ve imâm ve müezzin ve sâir sipâh ve gayr i kimesneler meclis i şer a (mahkemeye) gelüb UĞUR nâm karyeden Hacı Bin Abbas vereceb Bin Ramazan ve Yusuf Bin Ramazan ve Mustafa Bin Hasan ve Bayram Bin Pîr Ali ve Mehmed Bin Torlak ve Mehmed Bin Musâ ve Mehmed Bin Mûsâ nâm kimesneler Râfıziyü l mezheb (Ebu Bekir ve Ömer in halifeliğini kabul etmeyen) olub birbirinden avretlerin kaçurmayub nâ mahremlerle (nikâh düşmeyen) mahlût (karma karışık) olub halîfeleri olmağla gice ile bâ mahremânlar (en yakın teklifsiz dostlar ile) cem olub (toplanıp) nâ meşrû fiilden (şeriata aykırı) hâli olmayub aslâ namaz kılmayub ve Ramazan ı şerîfi tutmadıklarından gayri şürb i hamr idîb (şarab içip çihâr ı güzînaşâ sebb idîb (sövüp sayma) saadet üzeredir deyû bildirmeğin BUYURDUMKİ, (boşbırakılmış) varıcak bu bâbda erkân ı vechle mukayyed olub mezkûrleri (adı geçenler) emîn vechile ele getürib dahi toprak kadısı ma rifeti ile a yân ı vilâyetden ve mu temedün ileyh (kendisine güvenilen) kimesnelerden hak üzere erkân ı vechile dikkat ve ihtimâm (özenle işgörme) teftiş idîb göresin arz olındığı üzere râfıziyü l ilhâdları var mıdır ahvâlleri nîcedür temâm ı sıhhatı üzere ma lûm idinüb râfıziyü l İlhâd üzere oldıkları sâbit ü zâhir olanları habs idîb sübût u zuhûr bulân ahvallerin hakikatı üzere yazub bildiresin emrim eveccühle olursam ûcibi ile amel eyliyesin temâm ı hakk üzere olub hilâf ı vâkı (gerçeğe uymayan) nesne arz itmekden hazer eyliyesin (sakınma). Fî Gurre i (1 10) Rebîü l âhir sene 976 (Eylül 1568 BELGE: BOA Mühimme Defteri, cilt: 7, s. 779

kızılbaş - sayfa 10 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Turnalar Semahı Dr. Daimi Cengiz İhame Hüseyinova Cengiz Dökümanter olarak sunacağımız Turnalar Samahı Türkiye nin heteredoks inanc grubu Alevi-Bektaşilerin kutsal danslarından biridir. Çesitli varyantları olan bu samah dansı Anadolu ile Kafkasya arasında sınır kenti olan Ardahan nın Damal ilçesinin Dereköyü nde Türkmen Alevilerince dönülmektedir; Osmanlının Alevilere yönelik kıyımından dolayı Maraş ve Malatya yöresinden Damal-Dereköy'e göçen Aleviler... Dökümanter, bu köyde Şubat 2008 de kayıt altına alınmıstır. Kars-Ardahan bölgesi Anadolu dan Kafkasya ya geçis güzergahında olup çok kültürlü dokuya sahiptir. Dereköy yedi dede ocagına mensup Kızılbaş Alevilerinin birarada yasadıgı köydür. Alevi-Bektaşi inanç öğretisinde insan tanrının yeryüzündeki tecellisidir (suretidir). Tanrıya saygı insana olan saygıdan geçer. Okunacak en büyük kitap insandır. Bu ögretiye göre tanrı, insan-ı kâmildir. Tanrı, insan-ı kâmil, yani bu inanç yolunun uluları, bazen kuş donunda (biciminde/metamorfoz) tezahür ederler. Örneğin bu inancın mürşidi Hz.Ali turna ve güvercin donunda, Hacı Bektaşı Veli güvercin, Ahmed-i Yesevi ise turna donunda zuhur eder(1) Bu simgesel kuşlar kutsal olup belirli mesajların taşıyıcılarıdırlar. Mircea Eliade, Şamanizm üzerine incelemesinde Şamanın kuş donuna girisini ve uçuşunu ifade eder. Devamla uçma gücü mistik dünyaya mensup olan herkese uzanır. Kuşların ruh aktarma gücüne sahip olarak kavranması ve ruhun kuş biçiminde masalsı algılanışından kaynaklanmaktadır der(2). Turna İslamiyet öncesi Türk inanışlarında Gök Tanrı dışındaki ilah olarak kabul görürdü (3). Çin, Kore, Japonya, Orta Asya, İran, Anadolu ve Mezopotamya da kutsal olarak bilinen göçmen kuşudur. O, antik Mısır mabet duvarlarındaki bezemelerde Hz.İdris i temsil eder. Tokat sehrinde 1341 yılında Mehmet Çelebi nin oğlu adına inşa edilen mezarın kitabesinde turna koruyucu ruhun sembolüdür. (4) Turna; çift eşli yaşayan, günde iki kez suda dans yapan, özellikle çiftleşme döneminde ilginç dans seansları ile ilgi odağı olan göçmen kuşudur. Turna Semahı, Turna kuşunun dansı, eşli ve grup yaşamı taklit edilerek yapılan dini temalı danstır. Anadolu da yine Turna kuşunun dansı taklit edilerek yapılan Erzurum Turna Barı ise dindışı temalı danstır. Turna Çin de de kutsal kuş olarak bilinir. Çin deturna Dansı cenaze esnasında yapılan kutsal danstır. Çin ve Anadolu da yapılan bu kutsal turna dansların kökeninin, turnaların gökte uçuşu, eşli dansı ve ruh taşıyıcı rölü ile alakalı olduğu fikri akademik çevrelerde kabul görmektedir. Halk anlatılarında Turna, dişi ve erkek olarak eşli yaşamda ömür boyu birbirlerine sadık kalan ender kuşlardandır. Eşi ölünce yaşamına son veren veya yedi yıl başka eşle buluşmayan sadık bir kuştur. Sadık, vefalı ve eşli yaşamda ikrarlı (beraberliğinden dönmeyen) olan soylu, asil bir kustur. Eşi ölünce uzun yıllar gamlı-yaslı yaşayan bu kuş, vefanın ve ikrarın sembolü olarak anılır. Hatta nadir de olsa eşini aldatan turna, diğer turnalar tarafında görülmesi halinde gagalanarak cezalandırılır. Kars ilindeki halk anlatılarında, «yasli bir Azeri kadın tarafından eşinden ayrı düşmüş yaralı turnanın kanadı sarılır. Kırık kanatlı turna uçamaz. Eş turna, yaralı eşini uçurmak ve onunla

kızılbaş - sayfa 11 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 dans yapmak ister. Bunu bir türlü başaramaz. Bunca ugraştan sonra başarısız kalan eş turna, evin önünde alev alev tüten tandır ocağına havadan pike (dalış) yaparak intihar eder»(5) Halk anlatilarina göre «vurulan ve yaralanan turnayı eşi terketmez». Turnanın bu davranışı vefa ve ikrar değeri olarak ifade edilir. Harput civarındaki Hazar Gölü kıyısında eşini kaybeden ve tek başına dalgın gezinip duran, yere sürdüğü kanadını başına vuran Turna nın garip hareketi, halk arasinda «gamlı-yaslı Turna» davranışı olarak izah edilir(6) ve halk arasında turnanın bu hareketi gamlı-yaslı kişilerin benzer davranışları için söylenen «topraklar başıma» deyimi ile örtüştürülür. «Insan ruhlu» olarak anılan Turna, leylek büyüklüğünde olup güzelliğin her biçimi ve rengini ifade eder. Avcıların ve diğer yırtıcı yabani hayvanların hedefidir. O, tedbir gereği ayak pençesi arasına aldığı taş parçası ile kuş uykusuna yatar. Pençesindeki taşı düşürdüğünde gayri-ihtiyari uykusundan fırlayverir(7) Konar-göcer kuş olan Turnalar, kıtalar arası uzun yolculukta «V» harfi şeklinde kafile (katar) oluşturarak kılavuz turna eşliğinde yol kateder. Anadolu da turnaların gökte uçarken pervaz (dairevi) şeklinde dönüşü ve kanat çırpmaları «devr-i daim» olarak adlanır. Baslangıçta göçmen olan Anadolu Alevi-Bektaşileri ve onun gezgin dervişleri, turnanın konar-göçerliğini, yaşam kalıplarını, asil davranışını, ahlakını ve eşli ikrarlı yaşamını kendi yaşam anlayışları ve inançsal değerleri ile örtüştürmüşlerdir. Eşli turnaların dansını ve gökteki dairevi dönüşlü ucuşlarını taklit ederek samaha durmuslardır. Alevi-Bektaşiler turnaların gökte kılavuz turna önderliğinde katar halinde ağır ağır kanat çırpıp dairevi (pervaz) dönüşlerle yükselip yol almalarını «Turnalar gökte samaha durdu» inancı ile açılamaktadırlar. Turnaların bu hareketini kılavuz pir önderliğindeki ayin-i ceme katılıp pervaz dönen ikrarlı canların hakka yükselişi hareketi ile de örtüştürmektedirler. Büyük Alevi şairi Pir Sultan Abdal in su deyişinde turnanın gökte dairesel ucusu samah ile aynılastırılır, O ndan haber beklenir : «Yemen ellerinden beri gelirken Turnalar Ali mi görmediniz mi? Hava üzerinde samah ederken Turnalar Ali mi görmediniz mi?» (8) Alevi Bektaşi inancında turna uzun yasamı, ölümsüzlüğü, ebedi dönüşü ve ruhun beden yolculuğunu simgeleyen göçmen kuşudur. (9) Dersim yöresinin ünlü piri Quzveren li Derviş Hasan 1960 li yılların sonunda bir kış günü vefat eder. Rivayete göre yörede «Soxlınge» adı ile bilinen iki turna kuşu karlı dağları aşıp gelir. Derviş in mezarı başında kanat çırpar ve yükselerek ucar gider(10) Bu rivayette ruhun bedenden ayrılıp hakka yürümesinde turnanın taşıyıcı rol üstlendiği anlaşılmaktadır. Turna din dışı alanda da sevgi ve saygı ile anılan bir kuştur. Halk kültüründe o haber getirip götüren elçi rolündedir. Sır ortağıdır. Turna yer yer güzelliği, saflığı ve temizliği ile genç kızların hurisi olarak da adlanır. Turna gibi kiz deyimi güzellikte kusursuzluğu ifade eder. Turna Halk edebiyatında gurbet ile sılanin cagrısımıdır. Hüzün, coşku ve mutluluğun habercisidir. Turna; halk, tekke ve klasik edebiyatta şiir ve destan formu, müzikte türkü, oyunda dans, el sanatları ve etnografyada motif ve inançta kült olarak sık sık işlenmiştir. Turna, ortacağda Azerbaycan ve Anadolu da destan kahramanı (epope) Köroglu nun kocaklarından (savasçılar) Çamlıbel e haber getiren elçidir(11). O, Pir Sultan Abdal ın deyişlerinde, 16.yy da Urumeli (Rumeli) nin Sivas diyarından, Kizilbaş Alevilerinin kutsal mekânı Yildiz Dagı ndan İran Safevilerinin paytahtı (başşehri) Tebriz e de haber götürüp-getiren elçidir(12) Ortacağ Kürt dengbej (aşik) geleneğinde de turna (Qılıng) motifi sık sık islenmistir. Kürt halkı arasında kusların diline vakıf diye adlandırılan Feqiye Teyran (Kuşların Feqisi) ın ve 19.yy büyük Kürt dengbeji Evdale Zeynike nin eserlerinde turna motifi işlenmiştir. Hatta Evdale Zeynike dengbejlik ilhamını, kanadini sardiği yaralı bir turnadan aldığını söylemektedir(13 ) Turnalar Semahi, Ardahan ili Damal ilçesi Dereköy Türkmen Alevilerinin Ayin-i Cemi nin Aksam Sazı denilen bölümünde genellikle iki kadın, iki kadın- iki erkek veya bir kadın ve bir erkek tarafından dönülür. Bu Panorama dökümanterde ise sadece kadınlar samahı oynamaktadırlar. Dökümanterimiz bu köyde yaz ve kiş ayında dönülen değişik Turna Semahlarının varyantlarından derlenen kısa bir Panorama dir. Varyant farkı köy sakinlerinin yedi dede ocağina bağli olmasından kaynaklanıyor olsa gerek. Turna Semahının figürleri ve giysilerinin motifleri Turna kuşunun hareket, renk ve dans figürlerine dayanır. Bu semahta turna kuşunun kanat vuruşu, uçuşu ve duruşuna bir öykünme vardır.(14) Turna Samahı Alevi-Bektaşilerce oynanan «agır samah»lardan biridir. Dansta hareketler ağır ve olgundur. Samah oynayanlar ard arda dizilerek

kızılbaş - sayfa 12 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 arda dizilerek kollarını turnanın kanatları gibi yana dogru açarak ezginin ritmine uygun yürürler. Baslangıçtaki bu yürüyüş, turnanın ağır ağır havalanıp uçuşunu andırır. Turnanın gökyüzünde katar halindeki uçuş figürleri ile semah dönülür. İki bölümlü olan Dereköy Turnalar Samahının birinci varyantının 1.bölümü 4/4 lük usul esliğinde agır ve 2. bölümü ise 9/8 lik usul esliğinde hızlı dönülür. Bu samahın ikinci varyantı ise sadece 4/4 lük usul esliğinde agır ve hızlı olan bolümler halinde dönülür. İnanç mekânında ve uygun psikolojik atmosferde yapılan Ayin-i Cem de, hızlanıp dönen canlar (semazenler), transa oya karakız gecip havalanarak hakka yürüme seansına girerler. Bu samah farklı bölgelerde değisik Alevi şairlerinin şiirleri ve değişik ritm ve ezgi kalıpları eşliginde oynanır. YARARLANILAN YAZILI KAY- NAKLAR : 1) Özmen İsmail. Simgeler Kenti Bektasilik, Ankara-2000, C.I, s.284-288 2) Özmen Ismail (M.Eliade den akraran),age. s.285 3) Elcin Prof.dr.Sükrü. Türk Halk Edebiyatinda turna Motifi, Halk Edebiyati Arastirmalari I, Akcag Yayinlari; Ankara-1997, s.63-75 4) Karamagrali Beyhan. Sivas ve Tokat taki Figürlü Mezar Taslarinin Mahiyeti Hakkinda, Selcuklu Arastirmalari, C II, 1970, s.81-82, resim No.7 5) Cengiz Dr.Daimi. Saha Derlemeleri, Igdir ili Zülfükar Köyu, 2007 6) Cengiz Dr.Daimi. Saha Derlemeleri (Figen Korkmaz in anlatimindan), Diyarbakir-Mart 2008 7) Cek Tresidder. Slovar simvolov (Semboller Sözlügü), Juravl (Turna) maddesi, Moskva, Grand: Fair-Press, 1999 (ingilis dilinden rus diline tercume S.Palko). 8) Aslanoglu Ibrahim, Pir Sultan Abdallar. Can Yayinlari, 2.basim, Ankara-1997, s.110 9) Özmen Ismail,Age.s.284-285 10) Bozkurt Binali, Quzveren Köyünden, Almanya Rattingen de oturur (emekli) 11) Elcin Prof. r.sukru, (P.N. Boratav -dan aktarma), Haci Bektasi Veli Arastirma Dergisi, 2003/28. s.49 12) Aslanoglu Ibrahim, Age.s.319 13) Camlibel Ehmed Cengiz, Evdalê Zeynikê, Deng yayinlari,2005,s.152 14) Özmen Ismail (Fuat Bozkurt tan aktarma),age,s.286 Turnalar Amasya Semahı Pervaz vurup gökyüzünde dönünce Dinleyin tarif edem yolu turnalar Hidayet Mevla dan kalkın deyince Gözetleyin sağı solu turnalar Varıncağız Amasya nın üstüne Secde kılın Hamdullah ın postuna Dergahını, damanına, destine Ezelden demişiz beli turnalar Durmayın Çetmi de açın pervazı Ali Pir Civan a eyley n niyazı Hacıköy de şehitlerin şahbazı Onun da bir ismi deli turnalar Merzifon dan seyreyleyin obayı Kılavuz eyleyin bâd-ı sabayı Ziyaret eyleyin Pir-i babayı Hoştur o sultanın hali turnalar Bir gececik yatın Kırklar dağında Bülbül öter bahçesinde bağında Açın kanatları seher çağında Seyredin ülkeyi ili turnalar Hamdülillah gören çeker mi yası Pirim Bektaş Veli mülkün ihyası Nur-î Cemalettin hasların hası PERVANE ol yarin kulu turnalar

kızılbaş - sayfa 13 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 BESO Sait Çiya Sa u sor ra qeseykena Nata bota çım sıknena Qelem dest de nusnena Têv de bıraê mı têv de Dı guçıki de kaykena Ge pê ma qaila, ge qarina Vızer lê ma de biya, ewro niya Çerx de bıraê mı çerx de Zaf zanoğa rae musnena Angorê kêfê xo nusqa vırezena Verg de wena, qılancıke de qıştnena Pê ver de bıraê mı pê ver de To re vatê ê maê ma rew xapinê Zerrê pakê, her keşi jê xo zonenê Çewt u rast nêvana thurik ra erzena Ě to beso, dür so bıraê mı dür so Jêde derg nêkerine tham fek de bımano Xora qom re eşkerao honde ki beso Kam ke fızılo vıle bın de bımano Ma rê saredezo sıma ki vazê endi beso Wayırê anori nêcenê xo ser Fızıli verreminê xo erzenê ver Sindorê xo bızonê honde mêrê ma ser Azê kou raime reyna urzeme ra xo ser GÜLSÜM'ÜM "Bana bayram yap" diyorlar can ile Sensiz bayram haram olsun Gülsüm'üm İçim dolu gözüm dolu kan ile Sensiz bayram haram olsun Gülsüm'üm Sen gittin gideli gülmedi yüzüm Yaşlandım kimseye geçmiyor sözüm Ne baharım belli ne de bir yazım Sensiz bayram haram olsun Gülsüm'üm Yavrum ben ölüyom annen de hasta Evimiz barkımız kederde yasta Gülsüm'ü yaktılar kanlı Sivas'ta Sensiz bayram haram olsun Gülsüm'üm Bozuldu düzenim tadım kalmadı İçin için yandım kimsi bilmedi Bekledim yolları Gülsüm gelmedi Sensiz bayram haram olsun Gülsüm'üm Karababa baykuş kondu dalıma Hasret kaldım Gülsüm'üme gülüme Duman çöktü şu Sivas'ta yoluma Sensiz bayram haram olsun Gülsüm'üm kızılbaş yayınevi bergheimer str 51 d- 47228 duisburg almanya tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 e-mail: kizilbas@gmx.net

kızılbaş - sayfa 14 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Hızır Paşa Bizi Berdar Etmeden DEDİM YOL NEDİR Hızır Paşa Bizi Berdar Etmeden Açılın Kapılar Şaha Gidelim Siyaset Günleri Gelip Çatmadan Açılın Kapılar Şah a Gidelim Bunda bilmeyeni bildirirler mi Eli bağlı namaz kıldırırlar mı Yoksa Şah diyeni öldürürler mi Açılın Kapılar Şah a Gidelim Aslımız Muhammet kıyman cellatlar Üstümüzde bite davacı otlar Ölüm Allah emri ya eziyetler Açılın Kapılar Şah a Gidelim Her nereye baksam yolum dumandır Pirim bana küfür etse imandır Zincir boynum sıktı halim yamandır Açılın Kapılar Şah a Gidelim Sağlıklı mı ola dostun illeri Karşıda görünen tozlu yolları Şah tan elçi gelmiş dem bülbülleri Açılın Kapılar Şah a Gidelim Güzel Şah ım çıktı m ola köşküne Can dayanmaz gayretine müşkine Seni beni Yaradan ın aşkına Açılın Kapılar Şah a Gidelim Kapısı yok bacasından bakarım Gözlerimden hasret yaşı dökerim Şah a giden bir bezirgan tutarım Açılın Kapılar Şah a Gidelim Pir Sultan Abdal ım güzel Şah canım Ağlamaktır benim demim devranım Arşta melek yerde çeşm-i efganım Açılın Kapılar Şah a Gidelim Dedim yol nedir? Dedi doğrudur Dedim bozan kimdir? Dedi eğridir Dedim yolu süren kim? Dedi uludur Dedim sahibi kim? Dedi emri Hak tır Dedim yolu süren kim? Dedi güruhu Naci Dedim sürmeyen kim? Dedi fitne-i acı Dedim kabe nedir? Dedi Hakkın miracı Dedim doğrumudur? Dedi Rızayı Haktır Dedim doğru nedir? Dedi yolun yolcusu Dedim tefrikat varmıdır? Dedi her kes kardeş bacı Dedim gitmeyen varmı?dedi yolun yabancısı Dedim yolun başı kimdir? Dedi ikrarlı Haktır Dedim tellal nedir? Dedi emri Haktır Dedim tellalı seven varmı? Dedi çoktur Dedim şüphe eden? Dedi hiç yoktur Dedim Hakkı bilen varmı? Dedi rayı Haktır Dedim vucut nedir? Dedi terazi Dedim mizanı nedir? Dedi yüzü Dedim Hakimi kim? Dediki izi Dedim doğrumu özü? Dediki mekanı Haktır Dedim Hakka kul kim? Dedi şerrini atan Dedim Hakkın evladı,dedi emrini tutan Dedim Hakikat nedir? Dedi Hakka yeten Dedim ölmeden öncemi? Dedi noktayı Haktır Dedim ordu neye bağlı? Dedi namusa Dedim kitabı varmı? Dedi vijdanı hasa Dedim nişanı nedir? Dedi zehrayı kaşa Dedim kaşlarının arası dedi mizanı Hakktır Dedim ettiğin muhabbet dediki hastır Dedim menzile ermeyen,dedi sarhoştur Dedim sarhoş nedir? Dedi tanesi boştur Dedim tanesi dolu olan dedi nuru Hakktır Dedim küfür eden dedi kafirdir Dedim sabreden dedi misafirdir Dedim küfürde iman dedi sabırdır Dedim sabrın sonu dedi Şükrü Hakktır Dedim HASANİ kimdir? Dedi yolumdur Dedim yalan olmasın,dedi kulumdur Dedim sözün doğrumu? Dedi dilimdir Dedim küfrü iman eden,dedi Hakkın rahmeti başköylü hesen efendi

kızılbaş - sayfa 15 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Ülkemiz cezaevi biz tutsak Kavgamızın şiirleri Hüsnü ÇAVUŞ Cemaat-ı Tahtacıyan Horasan'dan İzmir Kıyılarına Alevi Türkmenler Murat Küçük Kitap, 1980-2001 yılları arasında 14 yıllık cezaevi hayatnın ve dışarıda karşılaşılan durumların şiir diliyle anlatımından oluşuyor. Ve konuyla ilgili fotoğraf ve gazete küpürleriyle bu anlatımı güçlendiriyor. Yani kitabı okuyan kişi hem Türkiye cezaevlerinde yaşananları hemde yazarın dışarıya çıktıktan sonraki gözlemlerini ve gelişmelere ilişkin tavrını öğrenmiş oluyor. Kitaba değerlendirme yazısı yazan Günay Aslan'ın da demiş olduğu gibi; "Elinizde alışık olmadığınız bir şiir kitabı var.elinizde Şiirden ötesi var... şiirleri okuyup bitirdiğimde içimde daha çok, daha keskin bir mücadele arzusunun uyandığını hissettim." Ve Esra Çiftçi'nin kitaba ilişkin uzu değerlendirmesindeki, "...Hüsnü Çavuş'un kelamı, onun kalemi, acılarımızı ruhumuza,bedenimize akmaya devam ediyor" belirlemesine değinmeden geçmek olmaz. Hüsnü Çavuş önsöz yerine kitabın sonuna "son olmayan sonsöz" yazmış. Böylece daha baştan okuru yönlendirmek istememiş. Kendisini şair olarak görmediğini belirten yazar, bunu sonsöz'ünde şöyle belirtmiş, "nasıl gördüm ve yaşadıysam o yalınlıkta anlatma çabası benim için esastı.çünkü YAŞANANLAR ÇOK YALIN VE KESKİNDİ VE ÖNEMLİ OLAN DİZ ÇÖKME- DEN YAŞAMAKTI..." Evet, şair olmayan "şair"in kitabını okumamak gerçekten bir eksiklik olur. 1980 darbesi'den,b.paşa, Metris, Selimiye kışlası (cezaevi), Nazilli, Çanakkale... cezaevlerinden, dışarıdan ve dışarının dışarısı olan ülkeyi terk edişten, A.Öcalan, İ. Kaypakkaya, Dicle kenarında kendini feda eden M. Malçok ve İran'da idam edilenlerin üzerine de şiirlerin olduğu öfke dolu bir kitap öneriyoruz size. Kitabin Almanca ve Kurmanci sida yayınlanmıştır. Tehmin etmek için: rojbasgunes@gmx.de ISBN: 6054091058 Publisher: Horasan Yayınları Published: İstanbul, Ekim 2009 Çerağ yanar, delil uyanır. Nefs ölür, saz yükselir. Tahtacı şimdi başka bir alemdedir. Horasan'dan Ege kıyılarına taşıdığı semah, onun bin yıllık hem batın hem zahir yolculuğunun öyküsüdür. Ali semahdadır. Nurdur, çerağdır. Turna kuşudur. Hüseyin kanayan yara, dinmeyen sızı. Gözyaşları onun için. Ege`nin ışıklı kıyılarında kurulu bembeyaz badanalı cem evinde böyle tazelenir Tahtacı. Yunar arınır, güruh-u naciye katarlanır. Daimi Cengiz in Yeni Kitabı Sey Qaji Şiir, edebiyatı şekillendirme kalıplarının en güzeli olmaktan öte insan diline ait ifade gücü en yüksek olanıdır da. Onunla sadece şairin sanatsal becerisi değil, kullandığı dilin canlılığı da toplumun gösterdiği saygıdan tamamen bağımsız bir şekilde belirir. Onun için önünüzdeki kitapta derlenmiş olan ve ilk kez yayımlanan Sey Qaji nin manileri ve kılamları belagati yüksek (derin anlam, anlatım, estetik ve stilistik içeren ) bir belge olma özelliği taşır. Şairin anadilinin henüz resmiyette dil olarak bile algılanmadığı bir zamanda oluşmuş eserler olarak, Zazaca nın muktedir ifade derinliğinden yakın bir perspektif sunmaktadır. Kitabı yayımlayana Sey Qaji nin biricik eserlerinin unutulmasını önlediği ve kamuoyuna ulaşırkıldığı için içten bir teşekkürü borç biliriz. Prof. Dr. Jost Gibbert Hem Dımılki/Kırmancki halk müziği icracısı, hem de derlemeci ve araştırmacı olarak Dersim folkloru üstüne çalışmalarıyla tanınan Dr. Daimi Cengiz;yaklaşık otuz yıllık bir alan çalışması sonucu, Dersim in efsanevî şair-dengbêji, halk filozofu ve manzum tarihçisi olarak adlandırabileceğimiz Sêy Qaji üstüne derli-toplu bir çalışma yapmış bulunuyor. Sêy Qaji nin 1860-1936 yılları arasında yaşadığı kabul edildiğine göre, demek ki bu çalışmayla,dersim in yaklaşık yetmiş yıllık toplumsal ve siyasal tarihi gözler önüne seriliyor. Mehmet Bayrak ISBN : 978-605-4091-07-2 daimicengiz@gmx.de kizilbas@gmx.net

kızılbaş - sayfa 16 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 Bir İttifak ın Teori ve Pratiğine Dair Notlar: TÜRKİYE DE SOL DÜŞÜNCE VE ALEVİLER GİRİŞ Yirminci yüzyılı etkileyen iki önemli modern ideolojiden Milliyetçilik, Osmanlı da zuhurundan kısa sayılabilecek bir süre sonra Alevilere eklemleyici bir şekilde yönelmiş ve bunda Osmanlı döneminde olmasa dahi Cumhuriyet yıllarında epey başarılı olmuştur. Osmanlının son dönemlerine dek dışa kapalı olarak yaşamış, bu nedenle inançları hakkında pek fazla bir şey bilinmeyen Kızılbaşların, Sünni naslara uymayan geleneklerini; Arap ve Fars etkisine karşı direnen Türklüğün, Asya dan Anadolu ya ulaşabilmiş belirgin işaretleri olarak selamlayan Türk milliyetçileri, söylemsel düzeyde bir açılımı başlatmayı sağlayabilmişlerdir. Bu açılım Anadolu da yaşayan Alevi topluluklarla ilgili yöresel araştırma sonuçlarıyla etraflıca ifadelendirilmiş, Alevilik milliyetçi düşüncenin maddi temellerinden biri olarak kurgulanmış, Alevilere yeni toplum tasarımında yine en azından söylemsel düzeyde seçkin bir yer gösterilmiştir. Bu tezin, bir resmi ideoloji olarak Türk milliyetçiliğinde hiç bir dönem ana ekseni oluşturmayışının nedenleri ikna kabiliyetinin düşüklüğünde değil, hedef kitle nin marjinal konumunda, milliyetçiliğin halkın tamamı, dolayısıyla öncelikle Sünni çoğunluk nezdinde gördüğü hüsnü kabulde aranmalıdır. Yine de gerek duyulan dönemlerde hala fonksiyoneldir ve günümüzde dahi geçerli bir referans olarak işaret edilmektedir. Sosyalizm ise böyle bir ilgi ve ideolojik eklemlemede epey geç kalmış görünmektedir. Osmanlı Sosyalistlerinin aynı dönemde benzer bir yönelişe meyletmemiş olmaları, yani milliyetçilerin Alevilikte Türklüğün özü nü bulmaları gibi, sosyalistlerin onda şimdilerde pek revaçta olduğu üzere ortaçağın komünal toplu- Murat Küçük munu keşfetmeye yönelmeyişlerinin nedeni ne olabilir? Böyle bir soruyu kendi kendimize sormamızı makul kılabilecek birkaç gerekçemiz var. Birincisi günümüzde alevilik yoğun bir şekilde hem milliyetçi, hem de sosyalist kurgulara malzeme olarak tasarlanmaktadır. Bu konuda milliyetçi performansın tarihine ilişkin, resmi ideolojiye de yer yer ve zaman zaman nüfuz etmiş olması nedeniyle bir parça bilgiye sahip olmakla beraber, solda Alevilikle ilgili öne sürülen mitosların nerelere uzandığına dair fazla fikrimiz yok. İkincisi, bununla beraber, Osmanlıda milliyetçi ve sosyalist aydınlar nihai hedeflerinde ayrışsalar da benzer paradigmalardan, aynı pozitivist aydınlanmadan etkilenmişlerdir. Din konusundaki tutumları bu nedenle benzerlikler arzeder. İkisi de dini; cehalet, taassub, tembellik gibi toplumu geri bıraktıran her türlü arazın sebebi ve simgesi olarak gören bir fikri birikimin ürünüdürler. O nedenle Türk milliyetçiliğinin imparatorluk döneminde dışlanmış ve baskı altında tutulmuş dinsel bir azınlığa yönelik hesap ve beklentilerinin, sosyalistlerce nasıl karşılandığı sorusuna verilebilecek yanıtların ilginç olabileceğini düşünüyoruz. Üçüncüsü ise bizzat Aleviliğin, taşıdığı varsayılan değerler itibarıyla milliyetçiler için olduğu kadar, belki ondan daha fazla sosyalistler için kullanışlı imgeler sunabilir olması. Sözkonusu dönemdeki yaygın ve bilinen adı kızılbaşlık idi ve sadece bu nitelemenin dahi sosyalistlerin muhayyilesinde güçlü çağrışımlara yolaçması beklenebilirdi. Soru ilk bakışta iki modern ideoloji arasındaki temel farklılık ile kolayca açıklanabilir gibi görünüyor. Basit bir ifadeyle milliyetçiler milleti, ihtiyacı olan milli şuuru ona taşıyarak yaratmayı, sosyalistler ise geleceğin sınıfsız-sınırsız toplumunu, her milletten ezilenlerle birleşerek kurmayı hedeflemektedirler. O nedenle sosyalistlerin, etnik ve dinsel kimliklerin muhatap alınarak sınıf mücadelesine entegrasyonu gibi bir stratejileri yoktur! En azından teorik planda buna meyletmemişlerdir. Osmanlının ilk dönem sosyalist aydınları imparatorluğun beşeri gerçekliğinin doğal yansıması olarak son derece renkli, kozmopolit bir görünüm sergilemekteyken, farklı dinler ve milletler meseleleriyle, bu meselelerin dünyanın bütün işçileri nin birleşmesi önüne çıkardığı engellerle başedebilmek için ilgilenmişlerdir. Meşrutiyet sonrası 1909 da gizli olarak kurulan İstanbul İşçi Kulübü ve sonraları bu kulübün bağrından doğacak sendikalar Rumca, Türkçe, Ermenice, Fransızca ve Sefarad Yahudilerinin gündelik hayatta kullandığı Ladino dillerinde kaleme alınan bildirilerinde ulus, dil, inanç farklılıklarından bağımsız olarak tüm ulusal topluluklardan işçilerin birliği ve kardeşliği için çalıştıklarını vurgulamaktadırlar. (1) Türk ve Rum işçiler arasındaki milli-dini önyargıların, sınıf bilincinin oluşması önünde bir engel teşkil ettiği farkedildiğinde, iki toplum arasında yakınlaşmanın sağlanması için yayınlar yapılmış, işçi merkezleri oluşturulmuş. Ermenilerle Rumlar arasında varolan sürtüşmelerin önü-

Türk yekunu hesabetmek kaygısıyla, Alevilerin ne idüğünü bilmek istediğinde, bunu gerçekleştirmesi için görevlendirdiği Baha Sait in, çeşitli Alevi toplulukları tanımak amacıyla farklı bölgeleri dolaşması, Alevilerin içine girip gizli ayinlerine katılmayı başarması ve bunun için aylar sürecek uzun seyahatleri göze alması gerekecekti. Hükümet için bu denli ulaşılmaz olan topluluk, İstanbullu bir grup aydından müteşekkil devrin sosyalistleri için, avam içerisinde zaman zaman kulağa çalınan söylentiler dışında, haklarında doğru dürüst birşey bilinmeyen bir muammadan ibaretti. Anadolu kırsalındaki diğer halk toplulukları gibi ilkel üretim şartları ve güçlü feodal ilişkiler ağı içerisinde yaşıyor olmalarının yanısıra, zan altındaki inançları nedeniyle dışa kapalı tutumlarıyla Aleviler, şehirli aydın için ulaşılmaz bir konumdaydılar. O dönemde Türk sosyalistlerinin ilgisi Batı bölgelerindeki az sayıda sanayi işçisine yoğunlaşmıştı ve onlar arasında yapılacak örgütlenmeyle devrimin koşulları yaratılmaya çalışılmaktaydı. Şefik Hüsnü Değmer 1919 yılında Kurtuluş Dergisinde yaptığı Türkiye nin sınıfsal yönden ilk tahlil denemesi nde, sanayi tesisleri ile ihracat amaçlı tarıma yönelik faaliyetlerin Batı bölgelerinde ve sahiller boyunca kümelendiğini vurgular. Alevilerin nisbeten yoğun yaşadığı Orta Anadolu da nüfus gayet seyrek, halk fakir, üretim şartları ise ilkel dir. Pazar üretimi yoktur, ulaşım imkanları bulunmaz. Doğuda ise; ziraat dönemine bile ulaşmamış feodal öncesi göçebe ve de feodal karakteri olan kısmen yerleşmiş aşiretler yaşamaktadır. Halkları çoğunlukla Kürt olan bu aşiretler beylerine, şeyhlerine körü körüne bağlıdır ve Şefik Hüsnü ye göre hem etnik hem de sosyal rejim bakımından değişik karakterli olan o bölgede Batıda gelişebilecek sosyalist yönlü bir hareketi destekleyebilecek sosyal bir zümre bulunmamaktadır. (4) Şehir yerinde görünür bir varlıkları olmayınca, Sosyalistlerin Kızılbaşlara yönelik bir çalışma içine girkızılbaş - sayfa 17 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 sürtüşmelerin önünü alabilmek için samimiyetle kafa yorulmuş, sınıf dayanışmasını millet aidiyetinin önüne çıkartabilmek için çaba harcanmış ve bütün bu çabalar her milletten aydının kendi milli idealleri için açık gizli örgütler oluşturduğu dönemde imparatorluğun tarihine dahil olmuştur. Sosyalistlerin din meseleleriyle ilgilenmesi ise çoğu kez onların aydınlanmacı çabalarının bir ürünü olarak ortaya çıkmış, ancak dinle ilgili düşünceleri pratik kaygılarla frenlenmiştir. İttihatçıların, sosyalistleri halktan izole edebilmek için dinsizlikle suçladıkları dönemlerden itibaren dinin taşıdığı özün sosyalizmle çelişmediğini vurgulamak hayati önem taşımıştır. Bu savunma bir karşı tedbir olarak önem kazandığı gibi, doktrine henüz tam anlamıyla hakim olmayan ilk sosyalist aydınların kendilerine İslam coğrafyasında bir temel bulma çabası olarak da görülmeli. Öyleyse din ve millet meselelerine karşı sergilenen bu zorunlu ilgiye bakarak, sosyalistlerin, Türk milliyetçilerinin Alevilere yönelik girişimlerini farketmiş olmalarının bir öngörüden ibaret olarak ve atıfta bulunabileceğimiz herhangi bir kaynak belirtemeden- ihtimal dahilinde bulunduğunu söyleyebiliriz. Sadece siyasal hasımlığın getirdiği rekabet nedeniyle değil, daha evvel Abdülhamit istibdatına karşı sürgünde aynı mekanları paylaşmış, ortak mücadelelere girmiş olması dolayısıyla da Türk milliyetçiliği ile daima alışveriş ve etkileşim içerisinde bulunan sosyalist aydınlar, İttihat ve Terakki nin iktidarı devraldıktan sonra Anadolu da yaşayan topluluklara, yanısıra Alevilere yönelik araştırmalarını biliyor olmalıydılar. Zira bu araştırmanın sonuçları 1910 yılında Türkocağı nda düzenlenen bir dizi konferansla fırka seçkinlerine sunulmuştu. O tarihte Mustafa Suphi henüz İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesiydi ve ertesi yıl Selanik te toplanan kongre delegeleri arasında O da vardı.(2) Cemiyet in Alevilik araştırmalarını sürdüren ve sözkonusu konferansları veren Baha Sait ise 1920 yılında Bakü de oluşturulmuş (ilk) Türkiye Komünist Fırkası nın kurucuları arasındadır. Fırka da Baha Sait in de aralarında yer aldığı eski ittihatçılar ı tasfiye eden Türk Bolşeviklerin önderi yine eski bir ittihatçı olan Mustafa Suphi dir. Sadece küçük bir örnek olarak bu iki sosyalist ve milliyetçi ismin sergüzeştinde dikkat çeken kesişmeler dahi, birbirlerinin ne yapıp ettiklerinden haberdar olma ihtimalinin delili kabul edilebilir. Bu yakın mesai ye bakarak, geçen on yıl içerisinde sadece araştırmanın varlığı değil, Enver Paşa nın araştırmaya müteakiben Cihan Harbi yıllarında Hacıbektaş`a gidip Çelebi Cemalettin Efendi yle görüşmesi, Çelebi Ailesi nin nüfuzu altındaki Amasya, Tokat, Çorum, Sivas illerinden Sancak-ı Şerif altına toplanan kızılbaş gençlerle ayrı taburlar teşkil edilip Rus cephesine gönderilmesi, bir kaç yıl sonra Enver Paşa ile aynı yolu izleyen Mustafa Kemal in Hacıbektaş a uğrayıp destek istemesi gibi somut siyasal sonuçlarının da sosyalistlerin haberdar olduğu gelişmeler dahilinde bulunabileceğini yine sadece bir öngörü olarak- düşünebiliriz. Sosyalistler, milliyetçilerin alevilere yönelik etkinliklerini ve onların milli yorumlarını muhtemelen biliyorlardı ama alevileri bilmiyorlardı ve kanımızca bu bilinmeme hali sosyalistlerin o dönemde Alevilerle ilgili bir şey yazmamış olmalarının nedenini açıklar. Her ne kadar Meşrutiyette dağdan inen her milletten komitacılarla birlikte, kimi yörelerde Kızılbaş vurgun kolları da merkeze direnen bir eğilim olarak, Resneli hürriyetçilerle birlikte şehre ayak basmış (3) ve sonraki yıllarda bu gidiş gelişler sıklaşmışsa da gerek Meşrutiyet in kısa ömürlü oluşu ama ondan ziyade Rafızi gelenekleriyle zan altında bulunmaları ve diğer cemaatler gibi hukuki bir statüden yoksun oluşlari nedeniyle, gizlilikleri devam etmekteydi. İttihat ve Terakki yönetimi dahi sonraki yıllarda Anadolu coğrafyasında

Türk sosyalistlerinin analizlerinde Alevilere ilişkin bir değerlendirme bulunup bulunmadığına dair soruyla cumhuriyet sonrasına göz attığımızda ele almamız gereken ilk isim, Marksist teorinin yanısıra memleket orijinalitesi ni anlamaya, en olumsuz koşullarda olağanüstü gayret sarfetmiş Hikmet Kıvılcımlı olkızılbaş - sayfa 18 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 meyişleri, onları örneğin milletler meselesi gibi bir kategoriye yerleştirememiş olmaları güçlü bir ihtimal. Bu bilmeme hali nedeniyle Alevileri tanımlayabilmek için, sonraları seleflerinin bol bol yapacağı gibi, Engels in ortaçağ köylü isyanlarında hakim heterodoks akımların ilerici muhtevasına ilişkin yazdıklarından esinlenme ihtimalleri de yoktu çünkü sözkonusu metinler o dönemde henüz hiç çevrilmemişti.(5) Gerçek manada ilk temas yıllar sonra şehre göçlerle gerçekleşecekti. Az önce sosyalistlerin İslam dinini sosyalist bir açılımın popüler kaynağı olarak ifade etmeye çalıştıklarına değindik. Sözünü ettiğimiz dinsizlik suçlamaları bu çabayı en başından itibaren başarısız kılmıştır. Bu meselenin üzerinde biraz daha durmakta yarar var. Osmanlı Sosyalist Fırkası kurucusu ve İştirak Dergisi Sahibi Hilmi Bey, sosyalizmin esas maksadı nın İslamiyette dahi nice ayet-i kerime ve hadis-i şerif ile teyid ve tasdik olunduğunu, zekat gibi toplumsal davranışlarla somut bir uygulamaya dönüştüğünü belirterek, İslamiyetin eşitlikçi ve toplumsal adaleti öngören nitelik ve uygulamalarıyla sosyalizmin meşru kaynağı olduğunu ilan etmekteydi. İştirak Dergisi nde ramazan ve kurban bayramlarında İslam sosyalistleri tebrik ediliyordu ve Osmanlı Sosyalist Fırkası nın beyannamesinde de İslamiyetten etkilenişler görülmekteydi. (6) Hilmi Bey, sosyalist düşünceyi İslam ın eşitlikçi yaklaşımı ile bu topraklarda temellendirmeye çalışır. Ama dinsizlik suçlaması sosyalistlerin daha en başta, kendi yerli kaynaklarıyla ve geleneğiyle ilintilenmesini engellemiştir. Bu suçlamaya karşılık onlar din karşısındaki evrensel tutumlarını olabildiğince frenleyerek ya da örtük bir biçimde ifade edip, bildirilerinde işçileri sınıf kavgasına çağırırken, İslam aleminin ve doğu halklarının mazlumiyeti temasını sıklıkla yineleyip kıyam-cihad gibi dinsel kavramlara başvursalar da manevra kabiliyetleri sınırlı görünüyordu. Sadece kemalistlerin müdahaleleriyle değil daha evvel de durum aynı idi. Örneğin sosyalist Osmanlı aydınlarından Bohor İsrael, İştirak dergisinde yaratılış bahsini ele alıp materyalist bir bakışla eleştirirken kendisini Tevrat la sınırlı tutmaktadır. Oysa bilindiği üzere bu bahis üç semavi dinin ortak motiflerindendir. İsrael kendi cemaati ile çatışmayı göze almış olsa da meselenin Kuran da nasıl işlendiği konusuna değinmeyi kesinlikle düşünmemiştir. Darvinist izahın varacağı sonuç bellidir ve İsrael, dinsizlik suçlamalarının yarattığı güçlüğün farkındadır. Nasıl çalışmalı adlı yazısında sosyalist düşüncenin daha ilk adımlarda gördüğü reaksiyonu, hassasiyetlerin hangi noktalarda toplandığını çok güzel özetler: Bütün cemiyet-i beşeriyenin inkılabı maksadına mübteni olduğundan eksam-ı fenniyesine vakıf olmayan cühela, bazı malumatfuruş kimselerin, yahud hakikat düşmanı menfaatperestlerin yalan yanlış tefehhümatına kapıldıkları için yalnız Sosyalizm kelimesini işitmekten tedehhüş ediyorlar. diyen İsrael, tedbir olarak sosyalizmi telkinde sakınımlı bir dil oluşturmak gerektiğini söylemektedir ve bu endişe sadece İsrael in Yahudi kimliğinden kaynaklanmamaktadır; Meslekimizin ihtiva ettiği hakayık-ı aliyeyi henüz hazm etmek kabiliyet ve istidadına maalteessüf malik olmayanlara amal ve efkarımızı telkine uğraşmayalım zira bundan menfaat yerine muzırrat hasıl olur. Aynı endişeden olsa gerek İşçi Kulübü nün Türkçe bildirilerinde de sosyalist kavramların açık bir dille yazılmasından çekinilmiştir.(7) Sosyalistler dinsiz olarak suçlanıyorlardı ama sadece bu da değil! Sosyalist ideolojinin Ekim Devrimi nden sonra Rusya ile özdeşleşmesi, yakın bir tarihte İstanbul Yeşilköy e kadar ilerlemiş Rus ordularıyla tarihinin en büyük travmalarından birini yaşamış, topraklarının bir bölümü Çarlık Rusya tarafından işgal edilmiş Sultan ın tebaasına, sosyalist olmanın Ruslaşmaktan başka bir anlamı olabileceğini anlatabilmek epey zor olmalıydı. Rusyaya karşı Osmanlı belleğindeki anonim korku ve nefret indinde, Sosyalizmı bu topraklarda yeşertme çabaları Rus işgalini istemekten farksız bir şeydi. Hem dinsiz hem de moskof uşağı! Bu klişe sonraları Kemalistler tarafından sıkça kullanılacaktı. TKP bir çok bildirisinde Bolşevizmin ne olduğunu anlatmaya herhalde bunun için gerek görüyordu. Mustafa Suphi ve arkadaşlarını yıllar sonra yurda dönüşleri sırasında Kazım Karabekir Paşa nın tertibiyle Erzurum da karşılayan mukaddesatçı infial bu etkili terkibin Anadolu şehirlerindeki ilk uygulamasıydı. Tüm doktriner problematiğe rağmen, sosyalizmi İslam ın sosyal eşitlikçi yönüyle temellendirme girişiminin uğradığı akıbetin ve neticede solcuların dinsizliği bahsinin konumuz açısından önem taşıdığını düşünüyoruz. Zira işçilere ve Batı kesimlerindeki şehirli insana ulaşmaya çalışan sosyalist siyasetin, İttihatçılardan, günümüze uzanan iktidar çizgisince her zaman dinsizlikle suçlanmış olmasının, dine dair tutumunu daha açık ifade edebildiği 1960 lı yıllardaki güçlü yükselişi sırasında, kendisini tarih boyunca Sünnilik karşısında konumlamış Alevilerle buluşmasında önemli bir etken olduğu kanaatindeyiz. Marksizm bu kavganın soğuk savaş dönemi gibi çetin bir yerinde Alevilere ulaşmış, Tanrı nın yokluğunu, onun savunucusu olarak ortalıkta görünen Sünni dindarlığa karşı ilan ederken, ortodoksinin Tanrısıyla evvelden beri alay eden heterodoksi ile bu alay ve yok sayma arasında bir yerlerde rahatlıkla buluşabilmiştir. CUMHURİYET POPÜLİZMİ, ALEVİLER VE SOL

kızılbaş - sayfa 19 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 malı. Ancak ne Osmanlı Tarihi nin Maddesi nde ne de Din in Türk Toplumuna Etkileri nde Alevilere ya da Alevi isyanlarına tesadüf edilmez ki bu olgu bizce Alevilerin Cumhuriyet in ilk yıllarında dışa kapalı konumlarını sürdürüyor olmalarıyla ilgilidir.(8) O yıllarda Alevilerle ilgili sayılabilecek tek tartışma Yakup Kadri nin Nur Baba (1922) adlı romanı etrafında kopan fırtınadan ibaretti ama tıpkı Sodom ve Gomorra gibi, reddedilen İstanbul un sefahat alemlerine eş bir şekilde sunulan tekke çevresindeki ilişkiler herhalde Kıvılcımlı için kalem oynatmaya değecek konulardan değildi.(9) Kitapta tasvir olunan ayin-i cem den kızılbaşların toplumculuğuna dair bir esin ihtimali ise akla gelebilecek en son şey. Priştineli Bektaşi bir ailede doğup büyümüş olmasına karşın Kıvılcımlının kızılbaşlık mefhumu ile ilk ciddi teması kanımızca, 1929 yılında Kürt meselesiyle fiilen tanıştığı Elazığ hapishanesinde gerçekleşmiştir. Yol adını verdiği seri kitapların Kürdistan üzerine kaleme aldığı altıncı cildinde, muhtemelen Kızılbaş mahkumlardan Dersim in güneyindeki dede ocaklarına ilişkin edindiği malumatı Kürt feodalitesi içerisinde makul bir yere yerleştirmeye çalışmaktadır.(10) Kıvılcımlı, çalışmanın sunulacağı TKP Merkez Komite Üyeleri ne, meseleyi daha rahat anlayabilmeleri için seyitleri bir nevi Bektaşi babası olarak tanıtır ki bu izah, şehirli aydınlardan mürekkep komite üyelerinin o tarihe dek kızılbaş namına, payitahtın aşinası bir sima olarak sadece Bektaşi babalarını tanıdığına işaret eder. Kıvılcımlı dede ocaklarının kast yapısına dair kısmen doğru bilgiler verir ve onları yani ruhani derebeyleri ni, Avrupa feodalitesinde olduğu gibi fani derebeylik ile çatışma halinde gösterir. Bu tarihsel rekabetin Şeyh Sait İsyanı sırasında ruhani derebeylik aleyhine döndüğünü ve Kemalistlerle işbirliğine giden ağaların, seyyidliğin ve tekkelerin yasaklanmasını sağladıklarını belirtir. Kıvılcımlı nın kurguladığı modelde temel sorun Kürt dünyasını tek bir bütün olarak algılamaktan kaynaklanmaktadır. Mezhep ayrımının yarattığı farklılaşmadan dolayı Alevi ve Sünni Kürtlerin ayrı toplumsal yapılar oluşturduğu gözetilmemektedir. Sözünü ettiği ve adlarını verdiği dede ocakları Alevi Kürtlere, ağalar ise Sünni Kürtlere ait ruhani ve dünyevi olgulardır. Karşıtlıklarını da ait oldukları toplumsal yapıda bulurlar. Alevi Kürtler içerisinde seyitlerle ağaların iktidar kavgasından söz edebilmek içinse daha detaylı bir bakış zorunludur. Buna rağmen eğer ardı gelse ve yazarın ömrü boyunca özlemini çektiği tartışma imkanı bulunabilseydi pekala bir başlangıç olabilecek bu satırları saymazsak, Alevilik konusunun sosyalist aydınların gündemine cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen halkbilim çalışmalarıyla girdiğini görürüz. Bu alanda külliyat esas olarak Kemalist kadroların milli bir projeksiyonla Anadolu yu tarama çalışmalarıyla oluşturulmuş, hummalı derlemecilik esnasında aşık geleneği epey ilgiye mazhar olmuştu. Bu birikim 1938 den itibaren Pertev Naili Boratav ın çalışmalarıyla ilk kez milli perspektifin dışında sosyal yönleriyle ele alınmaya başlanacaktı. Boratav, Fuat Köprülü gibi Alevilere dair ciddi makaleler neşretmiş bir tarihçinin öğrencisidir ancak folklor ile miliyetçilik arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir yaklaşımı benimsemiş olması ve folklor araştırmalarını Türk milliyetçiliğinin inhisarından kurtarıp Batı bilim dünyasının objektif yaklaşımı içinde inceleme çabası komünistlikle suçlanmasına giden yolu açacaktır.(11) Boratav ın çalışmaları Nihal Atsız ın önderliğini yaptığı Turancı çevrelerin yoğun hücumlarıyla karşılaşır. Ankara Cumhuriyet Savcılığı nca açılan soruşturmada dile getirilen iddialar arasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından burslu olarak gönderildiği yıllarda Almanya da komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle geri çağrılmış olmak, komünist sanatçı Ruhi Su ile münasebeti bulunmak gibi suçlamalar yer almaktadır. Duruşmalar boyunca aleyhinde tanıklık eden kimi öğrencileri, verdiği derslerde mütemadiyen aşağı tabakadan gayrı memnun insanlardan bahsettiğine, araştırmalarında kızılbaş şairler, Pir Sultan ve Celali hareketleri üzerinde durduğuna, Anadolu daki isyan hareketlerine özel bir önem verdiğine tanıklık ederler.(12) Sonuçta Boratav ın DTCF bünyesinde halkbilimi kürsüsü oluşturma çabaları, komünistlik iddilarıyla engellenir. 1945 yılında Behice Boran ve Niyazi Berkes le birlikte üniversitedeki görevlerinden alınırlar. Turancıların, hızını esasen ikinci dünya savaşı öncesinde faşizmin yükselişinden alan yönelimi, 40 lı yıllarda sol üzerinde estirilen terörün bir parçasıdır. Bizim için ilginç olan o güne değin bilim çevrelerinde kızılbaş şairler dolayısıyla ilk kez işaret edilen isyanların içerdiği menfi karakterin, Türk milliyetçileri tarafından bu denli hızlı bir refleks ile teşhis edilmiş olmasıdır. Aleviler henüz solculuğu ağızlarına almamışken, muhaliflikleri Sünni İslam ve onun softa ehli yle sınırlı, geleneksel retorik bu minval üzere zararsızca sürüp gider, Aşık Veysel, Ali İzzet Özkan gibi tanınmış alevi aşıklar birer cumhuriyet propagandisti olarak ulus devlete övgüler dizerken; isyancı geçmişleri halkbilim çevrelerinde dile getirildiği anda, Türk milliyetçileri, meseleyi kendilerince tevile lüzum görmeden, Boratav a yönelik komünistlik suçlamalarına dayanak olarak öne sürmüş, Alevilerin Türk benliğini tarih boyunca Arap ve Acem harsına karşı muhafaza ettiğine dair yazılıp çizilenler bir kenara bırakılıp -ki cumhuriyet döneminde Alevilere yönelik folklor derlemeciliğinde de bu yaklaşım belirleyicidir- sözkonusu geçmiş kızılbaşlık aleyhine bir araz ve muhtemelen eski bir bilgi olarak teyid edilmiş görünmektedir. Aynı dönemde Pertev Naili Boratav ın dost çevresinde yer alan Sabahattin Eyuboğlu ve Ruhi Su, Boratav ın etkisiyle halk edebiyatına, dolayısıyla geleneksel Alevi şiirine düşünsel bir kaynak ve araç olarak yönelen

emekçi insanlara adanmıştır: Benim kabem emektir/hele nenni nenni dost nenni/kuran da kurtaran da/ Hele nenni nenni dost nenni/emekçi insanlardır.(semahlar, 1979) Ruhi Su nun semahlara yaklaşımı sosyalist bir sanatçının din karşısındaki tutumunu dillendirmektedir. Dinsel bir ürünle ilgilenmenin anlaşılabilir biçimi, ondaki dinselliği minimalize ederek, mümkünse dinsel alanın tamaman dışına çıkartıp içinde mevcut ve esasen dindışı toplumsal cevheri ortaya koyarak mümkün olabilmektedir. O dönemde çeşitli dergilerde yayınlanmış söyleşilerinde bu konuya verdiği önem açıkça farkedilir. Onun tanımlamalarında din dışı lık hayata dönüklüğü, yaşama sevinciyle dolu olmayı anlatan başlıbaşına olumlu bir özellik olarak vurgulanmaktadır:... halk türküleriyle uğraşırken Alevi- Bektaşi müziğinin dindışı nitelikler de taşıdığını gördüm. Özellikle semahlar hayatı kucaklayan türkülerdi. (20) Semahların nasıl icra edildiğine ilişkin bir soruyu yanıtlarken de dini terimlerden olabildiğince kaçınmaktadır. Ayin-i Cem, ya da cem yerine şenlik ve barış şenliği kavramlarını tercih eder: Semah şenlikleri Alevi Bektaşi halkımız arasında dinsel görevlerin yapıldığı günlerde on iki hizmet denilen ödevler demetinden biridir. Ve bu dinsel görevlerin yapıldığı günlerde bir barış şenliği biçiminde gerçekleşir.(21) Böylece semah bu dinsel görevler arasında ama epey müstakil bir şey, ayinin kudsiyetinden ayrı bir olgu olarak sunulur. Oysa semah dinsel görevlerin yapıldığı günlerde değil, dinsel görevin -ibadet desek daha doğru anlaşılır- içindedir ve onun belirli bir aşamasında ibadetin bir hali olarak yaşanır. Bu içiçelik nedeniyle bugün dahi Alevi dernek ve vakıflarının düzenlediği salon toplantılarında semahın bir folklor gösterisi olarak sunulması pek çok insan tarafından eleştiri konusu edilebilmektedir. Ruhi Su da semahın olur olmaz günlerde dönülmediğini vurgularken derleme yaptığı Güney Anadolu illerinde bu yönde bir izlekızılbaş - sayfa 20 - sayı 7 - eylül 2011 - kizilbas@gmx.net - tel: 00 49 (0) 177 502 88 53 ilk sosyalist aydınlar arasındaydı. Alevi deyişlerine yönelik ilgilerinin öncelikli nedeni onun içerdiği toplumcu öz ü öne çıkartıp vurgulamaktan ibaret idi. Eyuboğlu nun Pir Sultan Abdal adlı yarım kalmış incelemesi, sosyalist aydınların kırklı yıllarda Alevi bir ozanı, dolayısıyla Aleviliği nasıl algıladığına dair önemli bir zihinsel veri sunmaktadır. (13) Eyuboğlu nun incelemesi Anadolu halkının bağrında açmış bir kızıl güldür Pir Sultan cümlesiyle başlar. Herhalde buna kimsenin itirazı olmayacaktır! Kızılbaşlığı malum ve kuvvetle belirgindir. Ancak Eyuboğlu nun kızıl imgesi sadece ozanın kızılbaşlığı ile sınırlı değildir. Aksine onu cümle rafızi tutkularından arındırmakta, devrimci özelliklerine vurgu yapmak istemektedir.(14) Bu nedenle olsa gerek Pir Sultan Abdal ın dizelerinde sık sık geçen Şah şairi bir halk adamı olarak sunarken ait olduğu inanç dünyasına değinmeyen Eyuboğlu nu, Ahmet Hamdi Tanpınar ile yaptığı tartışmaların da etkisiyle zorunlu bir açıklamaya yöneltir: Pir Sultan ın Padişah a karşı Şah tan yana olması, kendi imparatoruna karşı bir yabancı imparatoru tutmak değildir.(...) Satılmış softaların karşısına dikilen Pir Sultan ımız, insanın insana kulluğunun hiç bir türlüsüne boyun eğecek yaradılışta değildi. Onu saraya ve bütün saraylara karşı halkın savunucusu saymadan kişiliğine ve şiirlerine yaklaşmak mümkün olmadıktan başka, asılması olayı da kolay açıklanamaz. (15) Bu nedenle onun vatanseverliğinden kuşku duyulmamalıdır. Referans olarak seçilen bir diğer isim solun Nazım Hikmet dolayısıyla tanıdığı tarihsel bir motiftir: Şeyh Bedreddin.(16) Pir Sultan, Şeyh Bedreddin gibi, ondan daha da fazla, yurduna, yurdunun taşına toprağına, ezilen halkına ölesiye bağlıdır, çağında, Arap ve Acem hegemonyasına karşı olduğu en azından şiirlerinin diliyle bellidir. Eyuboğlu nun Pir Sultan Abdal ı Şeyh Bedreddin den daha fazla yurduna ve halkına bağlı ilan etmesinin nedeni, Bedreddin in Macar Voyvodaları na sığınmakla kalmayıp, önceleri osmanlı aristokrasisinin içinde yer almış bir saraylı olmasındandır. Kökleri sarayda ve ulemada olan birinin, halkın içinden dağbaşlarında yetişmiş yoksul insanlardan daha halkçı olmaları mümkün değildir. 1940 lı yıllarda sol düşünceyi geleneksel Alevi şiiri ile buluşturan asıl açılım ise Ruhi Su nun sazı ve sesiyle gerçekleşecekti. Ankara Radyosu nda yaptığı programlarda Muhyi den Zahit Bizi Tan Eyleme, Pir Sultan Abdal dan Gelin canlar bir olalım gibi sonraki yıllarda sol popüler kültürün gözde ürünleri haline gelip defalarca yorumlanacak deyişler ilk kez onun sesiyle Aleviler dışında geniş kesimlere ulaştı. Şan tekniğini sade ve temiz çalınan bir bağlama ile birleştirdiği yorumu büyük ilgi görüyordu ancak 1943 yılında Vedat Nedim Tör ün önerisiyle başladığı radyo programlarına, iki yıl sonra, «Alevi Türküleri söylediği ve solculuk yaptığı» gerekçesiyle son verilecekti.(17) 1952 yılında «komünist tevkifatı» ile tutuklanan, TKP üyeliğinden hüküm giyip beş yıl cezaevinde kalan sanatçı, sonraki yıllarda halk türkülerine yönelik çalışmalarını sürdürdü. Albümlerinin ikisi Alevi deyiş ve semahlarına ayrılmıştı.(18) Ruhi Su sınıf kavgasının en uygun argümanlarını Alevi türkülerinde buluyordu. Kızılbaş ozanların meydan okuduğu zahit ehli, «gerici-yobaz» imgesi için mükemmel malzemeler sunmaktaydı. Bu şiirler aracılığıyla ilerici-gerici paradoksu kuruldu. Buradan toplumsal mesajlar çıkartmak da mümkündü. Ruhi Su sadece bunu yapmakla kalmadı. Semah ve deyişlerde toplumcu vurguyu arttırmak amacıyla kimi yerde sözleri değiştirdi, kimi yerde tamamen yeni sözler yazdı. Örneğin geleneksel cemlerde inancın temel postülatlarının dile getirildiği, taliplerin «sıdk ile» ibadete çağırıldığı tevhidlerden biri, Ruhi Su tarafından derlendikten sonra müzikal formu muhafaza edilmiş, içeriği ise «çağımızın sorunlarına uygun biçimde geliştirilerek»(19) emeğe ve