BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 9. DÖNEM EYLÜL DERS NOTLARI Editör Dr. Tahir ÖZAKKAŞ i
Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları: 142 Bütüncül Psikoterapi 9. Dönem Eylül 2010 Ders Notları ISBN 978-605-5241-70-4 Copyright Psikoterapi Enstitüsü Tüm hakları saklıdır. Yayıncının izni olmaksızın tümüyle veya kısmen yayımlanamaz, kısmen de olsa çoğaltılamaz ve elektronik ortamlarda yayımlanamaz. Birinci baskı: Haziran 2014 Editör: Tahir Özakkaş Yayıma hazırlayan: Sevgi Akkoyun & Menekşe Arık Katkıda Bulunanlar: Yeter Kutlu, Emin Komşal Baskı: Acar Matbaacılık Prom. ve Yayın. San. ve Tic. Ltd. Şti. Litros Yolu Fatih Sanayi Sitesi No:12/243 Zeytinburnu - İstanbul Tel: 0212 613 40 41 PSİKOTERAPİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM ARAŞTIRMA SAĞLIK ORGANİZASYON VE DANIŞMANLIK LTD. ŞTİ. Eğitim ve Kongre Merkezi: Fatih Sultan Mehmet Cad. No:285 Darıca-KOCAELİ Tel : 0262 653 6699 Fax : 0262 653 5345 Merkez: Bağdat Caddesi No: 540/8 Bostancı-İSTANBUL / TÜRKİYE Tel : 0216 464 3119 Fax : 0216 464 3102 www.psikoterapi.com - www.psikoterapi.org - www.hipnoz.com ii
SUNUŞ nsanlık tarihi boyunca, her toplumda psikolojik rahatsızlıkları İ tedavi etmeye yönelik girişimler olmuştur. Bu alanda yapılan girişimler sonucu ortaya çıkan pek çok farklı ekolün savunucuları, kendi ekollerini yüceltme ve diğer ekolleri küçümseyerek ötekileştirme yoluna gitmiştir. Ancak buna rağmen farklı yaklaşımlardan bilgiler edinerek kuramını zenginleştirmeye ve bu alanda çalışmalar yapmaya başlayan öncü terapistler, psikoterapide bütünleşmeyi sağlayarak alandaki bölünmeleri büyük oranda azaltmıştır. Bütüncül psikoterapi, hastanın bilişlerinin, davranışlarının, kişiliğinin ve duygusal süreçlerinin yeniden düzenlemesine yardımcı olmak için pek çok farklı ekolden faydalanarak daha gerçekçi, uyumlu ve esnek bir çalışma alanı sunar. Eğitimini verdiğimiz bütüncül psikoterapi, zamanzaman eklektik ve asimilatif, genellikle de entegratif ve ortak faktörler üzerine kurulmuş bütüncül bir yaklaşımı içerir. Bireye, teori odaklı değil danışan odaklı bakmaya çalışan bütüncül psikoterapiler, farklı yaklaşımların bileşenlerini bir araya getirerek terapisti geniş bir vizyona ulaştırır. Bu amaçtan yola çıkarak, çeşitli bilimsel etkinlik, araştırma, eğitim ve yayın çalışmalarıyla, ülkemizde bütüncül psikoterapi uygulamalarının gelişimine öncülük etmekten gurur duyuyoruz. Elinizdeki bu ders notları, ruhsal bozuklukların tedavisinde tek bir psikoterapi yaklaşımına bağlı kalmaktansa elindeki veriyi kullanarak uygulanabilecek en iyi tekniği ve teoriyi arayan bütüncül yaklaşımlı terapistler yetiştirme adına verilen Bütüncül Psikoterapi Teorik iii
Eğitimi 9. Grubunun Eylül ayı deşifrelerini sunmaktadır. Bu ders notları, eğitim deşifresinin derlemesi olma özelliğiyle dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yayın niteliği de taşımaktadır. Bu ders notlarında Davranış Terapisi ve Bilişsel Terapi konuları ele alınmaktadır. Bütüncül psikoterapiler de insanın ruhsal yapısının gelişiminde olduğu gibi zamanla özerkleşecek, bireyselleşecek ve ayrışarak psikoterapi ruhunu ayakta tutacaktır. Psikoterapi uygulayıcıları için önemli olduğunu düşündüğümüz bu eğitim ders notlarını, sizlerin ilgisine sunmaktan kıvanç duymaktayız. Keyifli okumalar dileriz Tahir ÖZAKKAŞ Psikoterapi Enstitüsü Başkanı iv
İ Ç İ N D E K İ L E R EYLÜL 2010 1. GÜN 1 DAVRANIŞ TERAPİSİNE GİRİŞ... 3 2 DAVRANIŞ TERAPİ TEKNİKLERİ... 42 3 DAVRANIŞ TERAPİSİ... 102 4 DAVRANIŞ TERAPİ TEKNİKLERİNE DEVAM... 148 EYLÜL 2010 2. GÜN 5 BİLİŞSEL TERAPİDE ÜÇLÜ KATMAN... 189 6 BİLİŞSEL TERAPİ PROSEDÜRÜ... 240 7 BİLGİ İŞLEMEDE SİSTEMATİK HATALAR... 290 8 BİLİŞSEL TERAPİ... 310 9 BİLİŞSEL TERAPİDE TEMEL KABULLER... 357 EYLÜL 2010 3. GÜN 10 OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİ BELİRLEMEK... 379 11 BİLİŞSEL TERAPİ ŞEMALAR... 419 12 SİSTEMATİK HATALARIN TERAPİDE ELE ALINMASI... 458 13 BİLİŞSEL TERAPİ TEKNİKLERİ DEVAM... 509 D İ Z İ N... 545 v
Eylül 2010 1. GÜN
1 DAVRANIŞ TERAPİSİNE GİRİŞ T ahir Özakkaş: Evet arkadaşlar hoş geldiniz. Dokuzuncu kez aynı konuyu anlatacağım ama yine bu gece de ders çalıştım. Bu gece heyecandan, sıkıntıdan dört buçukta uyandım. Yediye kadar, yedi buçuğa kadar kitap karıştırdım. Böyle hep ders anlatırken nasıl metaforla anlatırım diye düşünüyorum. Çünkü davranışçı ve bilişsel kuram, daha çok davranışçı kuram çok basit bir kuram gibi geliyor. Ama baktığınız zaman da aslında davranışçı kuram aslında çok şeyi anlatan bir kuram. Davranışçı kuramı kavrayabilirsek diğer kuramları da entegre etmemiz, bütünleştirmemiz çok daha kolay olur diye düşünüyorum. Ruhsal aygıtın ana yapısını geçen ay bitirdik. Yani şu ana kadar anlatacağımız şeyler bu bizim bazımız oldu. Yani üç ay boyunca anlattığımız konular bütün kuramların üzerinde bakacağınız ana eksen. Orası artık peynir ekmek gibi sizin, her gün yediğiniz içtiğiniz konuştuğunuz şey olacak. Bu bu şekilde değil mi artık? Yani ruhsal aygıtı, savunma düzeneklerini, psiko toplumsal ve psikoseksüel gelişim evrelerini çok iyi biliyoruz. Bir gördüğünüz zaman bölmeyi insanın gözünden tanıyorsunuz artık. Doğru mu? Ahmet Bey neler anlattı? Bana özet verirseniz, benim konuşma fırsatım olmadı. Eksik bir şey kaldı mı derslerde? Bir özet verecek arkadaş var mı şöyle notlarınıza bakıp? Kursiyer E. sen al, arkadaşlarına da bir temsilcilik yap.
Kursiyer E: Nereden başladığımızı ben bulmaya çalışıyorum da Dissosiyes Dissosiyas Dissosiasyon Tahir Özakkaş: Dissosiasyon. Kursiyer E: Evet onu konuştuk, o kala şeyleri, savunma mekanizmalarını. Ondan sonra da oral dönem, anal dönem, fallik dönem. Onların içinde işte çocuğun haz alma bölgeleri ve bunlarla gelişen kişilik yapılarını konuştuk. Anne ile olan ilişkilerini Buna bağlı olarak çıkabilecek psikolojik rahatsızlıkları İşte anal dönemde en çok hangi, çocuğun yapısına göre, hani tuvalet eğitimine göre ilerde görülebilecek rahatsızlıklar falan bunlar konuşuldu daha çok. Bunun haricinde ekstra bir şey Tahir Özakkaş: Benim anladığım bir dissosiasyon anlatılmış. Kursiyer E: Evet, konversiyon, dissosiasyon, somatizasyon. Bunlar anlatıldı evet. Kursiyer: Latent dönemden bahsetmedik hocam. Kursiyer: Evet orada kaldık. Tahir Özakkaş: Psiko toplumsal evrelere hiç geçmediniz benim anladığım kadarıyla. Kursiyer: Evet hocam geçmedik. Kursiyer E: Şeyler biraz uzun sürdü hocam, oral dönem, anal dönem, fallik dönem. Süre yetmedi. Son anda biraz hızlandık. Tahir Özakkaş: Anal dönemde takılmışsınız. (gülüşmeler) Kursiyer E: Şeyler biraz işte şey yapmıştı, bilgisayardan bize, şimdi adı aklıma gelmedi Kursiyer: Slayt. Kursiyer E: Slayt evet sunum hazırlamıştı, onlar biraz uzun sürdü, açıklaması, anlatması falan. 4 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
Kursiyer: Mail atacaktın. Kursiyer E: Evet ben mail atacaktım, kusura bakmayın atacağım inşallah. Tahir Özakkaş: Anal takıntı olmuş, vermemiş. (gülüşmeler) Anladığım kadarıyla eksik olan savunma düzenekleri tamamlanmış, dissosiasyon anlatılmış, bir de psiko seksüel gelişim evreleri; oral, anal, fallik dönem bitirilmiş. Kursiyer: Odipalde de sanki bir şeyler eksik kaldı gibi geldi. Tahir Özakkaş: Odipal de tam işlenmedi gibi. Kursiyer: Biraz hızlı geçilmek zorunda kalındı. Kursiyer: Hızlı geçtik, çok önemli bir dönem Kursiyer E: En önemli dönem biraz sıkıştı. Yani oralde, analda biraz zaman kaybettik, fallik biraz sıkıştı. Daha doğrusu dissosiasyonda çok zaman kaybettik aslında. Tahir Özakkaş: Evet. Peki, o zaman psiko toplumsal gelişim evrelerini ayrıca anlatmamız gerekiyor. Onu bu ay yetiştirebilirsek onu yetiştirelim. Erik Ericson ile ilgili kısım veyahut da ego psikologları içerisinde onu anlatalım, Dürtü Çatışma dan sonra. Çünkü o ayrı bir ekol. Peki Bu üç aylık eğitim içerisinde kafanıza takılan, soru sormak isteyen arkadaş var mı? Yoksa her şeyi bildik kabul edip onun üzerine bina edeceğim. Ya şimdi sorun ya da ebediyen susun. (gülüşmeler) Geçtiğimiz üç aydaki konular bayağı ciddi konulardı. Öyle kolay kolay hazmedilecek konular değil aslında. Çünkü bütün eğitim boyunca, otuz ay boyunca bu konular hep tekrarlanacak, tekrardan dolayı mecbur öğreneceksiniz. Anlatabildim mi? Evet A. Kursiyer A.: Bu devitalizasyon savunma mekanizması Tahir Özakkaş: Derealizasyon Kursiyer A: Devitalizasyon. Davranış Terapisine Giriş 5
Tahir Özakkaş: Devitalizasyon, bilmiyorum ben, neymiş o? Kursiyer A: İşte ben de Tahir Özakkaş: Ben bilmiyorum, senden duyuyorum. Savunma mekanizmaları kavramını, baştan da söyledim, eğer kayıt yapan arkadaşlar tekrardan izlerler ise, savunma mekanizmaları tek tek anlatılır ama savunma mekanizmaları tek tek işlevsel değildir. Savunma dizgeleri şeklinde ortaya çıkar. Savunma mekanizmaları yirmi beş - otuz tane, çeşitli kuramcılar, yazarlar, çeşitli isimler altında isimlendirir ama klasikleşmiş olan yirmi yirmi beş otuz civarındadır. Ama eğer bir kuramsal bilgi perspektifinde bakıyorsanız, mesela Masterson kuramı bağlamında veyahut da Psikanalitik psikoterapiler bağlamında, gerçek kendiliğe ulaşmamak, gerçek yapıya ulaşmamak üzere örgütlenen her türlü sisteme savunma denir. Mesela borderline kişilik bozukluğu içerisinde olan veya narsisistik kişilik bozukluğu içerisinde olan bir insanın hayatında yaptığı baştan sona her şey savunmadır. Yemesi, içmesi, konuşması, oturması, kalkması gerçek kendilikten uzaklaşmaya yönelik yaptığı hayat tarzıdır. Onun için mesela borderline yapı için gidip konuştuğu herkes yapışma savunma düzeneğini içerir. Birisine yapıştığı zaman connectte kalacaktır, bağlantıda kalacaktır. Uzaklaşmacı borderline için birisine karşı yaklaşmamak için aldığı her türlü tedbir Mesela birisi geliyor kitap okumaya başlıyor, birisi geliyor yemek pişirmeye başlıyor, birisi geliyor dışarıya bakıyor. Bunların hepsi uzaklaşma savunma düzeneğinin uygulama şeklidir. Eyleme vurma, kişi boşluğa, yalnızlığa, çaresizliğe, değersizliğe, yetersizliğe tahammül edemediği zaman yaptığı her şey savunmadır. Yemek yemeye yönelmesi, buzdolabına koşması, uykuya sığınması, koşması, spor yapması, benim mutlaka spor aletine binmem gerekir demesi, spor günüm geldi ona gidiyorum demesi, şöyle bir kıyafet giymesi, böyle makyaj yapması, hepsi savunma. Neyin savunması? Boşluğa tahammül edemeyen bir bireyin yaptığı savunma. Şimdi bunlar hep sa- 6 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
vunma düzenekleri. Ama bir de klasik olarak normal bir yapının Dürtü Çatışma Kuramı içerisinde gördüğümüz, savunma düzenekleri ismi altında; aklileştirme, yalıtma, yansıtma, reaksiyon formasyon, yapboz düzeneği, bölme, idealizasyon, devalüasyon gibi daha standardize edilmiş savunmalar var. Onun için bir çok savunma ismi duyacaksınız ama standardizesi, öğrettiğim savunmaların dışında diğer savunmalar kuramın içerisinde anlatılan savunma şekilleri. Okey? Başka soru var mı? Böyle bilmediğim sorular sormayın yalnız. Kursiyer: Kendilikle ilgili oluşumunu ve manasını bir daha anlatabilir misiniz? Kursiyer: Duymuyoruz. Tahir Özakkaş: Kendilikle ilgili oluşumunu ve manasını bir daha anlatabilir misiniz diye bir cümle geldi. Kendiliği tam manasıyla Nesne İlişkileri ve Masterson Kuramı nda öğreneceksiniz. Nesne İlişkileri nde kısaca geçeceğim çünkü çok detaylı bir konu. Nesne İlişkileri nde kişi kendi zihinsel tasarımını, kendisiyle ilgili tasarımını iki türlü belirler. Bir bedensel tasarım dediğimiz bir zihinsel imgesi vardır her insanın zihninde. Bir de ruhsal tasarım dediğimiz nasıl bir şey olduğuna dair, değerli, önemli akıllı, bilgili, becerikli, yetenekli, yetersiz, korkak, ürkek, çekingen Bir de ruhsal tasarımınız vardır. Bu hem bedensel kendilik tasarımınız hem de ruhsal tasarımınız kendiliğin iki kompanentidir. Fakat bunun her birinin karşısında Duygusal köprü Nesne Kendilik Şekil 1 Davranış Terapisine Giriş 7
onu size yaratan ve oluşturan nesne vardır. Yani bir anne ve anne türevleri dediğimiz, öbürünün bakış tarzına göre şekillenen kendilik imgeniz, bedensel imgeniz ve ruhsal imgeniz vardır. Bu ikisi birliktedir ve ayrı ayrı düşünülemez. Yani kendilik nesne ile bağımlıdır ve arasında bir duygusal ilinti vardır, üç kompanenti vardır. Bir nesne tasarımı vardır, H. nin bana bakış şekli, H., nesne tasarımı olarak kapattım duruyor zihnimde, görüyorum H. yi. Nesnenin bana bakış tarzı yani H. nin bana bakış tarzından biraz böyle anlat bakayım da göreyim gibi bir tasarım oluşturuyorum. Ben de kendimi böyle aşağılanmış gibi hissediyorum. Bu benim tasarımım, sanane, sen beni yüceltebilirsin, hiç önemli değil ama ben böyle algılıyorum senin bakışından ve diyorum. H. nin aşağılayan bakışı ile aşağılanmış, zavallı bir kendilik tasarımımım zihnimde sıkıntılı bir duygusal bağ ile bağlanmış şekilde zihnimde duruyor. Nesne tasarımı, kendilik tasarımı, ikisinin arasındaki şuanda seninle benim aramda yaşamış olduğumuz duygusal link. Bunu o kadar yaşıyorum ki ben H. ile H. benim annem olsun, hep annem aklıma geldiğinde azarlayan, aşağılayan, hep eksik ve kusur arayan bir nesne tasarımı, onun karşısında zavallı, aciz, ürkek, beceriksiz bir kendilik tasarımı. Anlatabildim mi? Bir de bana sümüklü, kel, kör, güdük falan diyorsa bir de böyle bir kendilik tasarımı gelişiyor. Anlatabildim mi? Gerçeklikle hiçbir alakası yok bunun. Size yüklenen şeyle alakası var. İşte bu kendilik tasarımları sonuçta iki kutupta oluşuyor dedik. Bir libidinal unit dediğimiz bölme mekanizmasının etkisi altında seven ve koruyan anne ve anne türevleri, onların bize bakış tarzında ben sevilen, önemli, değerli, coşkulu bir kendiliğim var, çok hoş duygular hissediyorum. H. den de sevgiyle hissediyorum. Ama öbür tarafta bana bok gibi bakan, aşağılayarak bakan bir nesne tasarımı var. O beni azarlayan, aşağılayan. Diğer tarafta onun karşısında kötü bir kendilik tasarımı. İki kutupta bu binlerce, yüz binlerce kendilik tasarımı atomların moleküller yaptığı gibi birleşerek iki kutuba çekilmiş, kromozomların çekildiği gibi. Bu bölme mekanizması içerisinde 8 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
normal bir insanın dört yaşına kadar olan şey. Dört yaşından, üç ve dört yaşından itibaren altı yaşına kadar bu birleşiyor, iyi ve kötülükleriyle beraber bütün bir kendilik tasarımı, bütün bir nesne tasarımı oluşuyorsa sağlıklı insandan bahsediyoruz. Değilse bölme mekanizması içerisinde kalmış yapıdan bahsediyoruz. Bu birinci tür kendilikle ilgili tanım. ikinci kendilik tanımı Masterson Kuramı nda geçen tanım, Winnicott ta geçen tanımdır. Bunlarda farklıdır. Kendiliği bir ego gibi ayrı bir ruhsal aygıt parçası olarak kabul ederler. Yani sadece kendilik tasarımlarının içerde oluşturduğu bir parça değil, içinde kendi libidinal yatırımı olan, kapasiteleri olan, ruhsal bir kompanenttir, ego gibi. Ego bir kalp gibi değerlendirilir. Kalbin çalışma pompası vardır, kalp kan pompalar. O kan pompalama fonksiyonu kendiliğin işidir. Anlatabildim mi? Ego kalbin organıdır, matematikseldir, kurgusaldır, savunma düzeneklerini belirleyendir. Ama bunun fonksiyonları dediğimiz kısım kendilikle ilintilidir. Eğer fonksiyonlarını yerine getirmiyorsa ego ne kadar güçlü olursa olsun kendilik kapasitesi yoksa hiçbir işe yaramıyor. Bunu bir arabaya bağlanmış iki at gibi değerlendirir Masterson, birbirine paralel gitmek durumunda olan. Biri sarkarsa, biri zayıfsa diğerinin zorlandığı ve sistemin yürümediği Ama ikisi de birlikte, kendilik ve ego birbirleriyle paralel gelişmişse sağlıklı bir bireyden bahseder. Onun için kendilik tasarımı dediğimiz yapı, kendilik kapasiteleri ile beraber on bir on iki tane ayrı kompanenti olan kapasiteleri vardır. Bunlardan bir tanesi mesela spontanlık ve doğallıktır. Eğer bir insan spontan ve doğal yaşıyorsa her saniyesini her dakikasını, ötekine göre şekil almıyorsa, diğerlerine göre kendi kafasında varlığını ve dakikasını sürdürmüyor ise her yaptığı şey doğal ve içten geliyorsa kendilik kapasitelerinden doğallık ve içtenlik bu insanda yükselmiş demektir. Ama hiçbir zaman kendi içerisinde nasıl doğal davranacağını bilmiyor. Doğal olan isteklerini hayata hiç taşımamış, öteki benden ne bekler şeklinde bir bakış tarzıyla hayatı yaşamışsa kendilik kapasitelerinden doğallık ve spontanlık ölmüş demektir. Davranış Terapisine Giriş 9
İkinci olarak yaratıcılık, üretkenlik. Yeni bir pozisyon oluştuğunda sistem, eğer kendilik kapasitelerinden yaratıcılık kapasitesi yüksekse yeni sisteme adapte olarak üretkenlik ve yaratıcılık çıkarır. Ama bu kapasiteleri zayıf olan bireyler yeni pozisyonlar karşısında hiçbir şey yapamazlar, şeması yoktur. Bu da kendilik kapasiteleri, anlatabildim mi? Diğer bir kendilik kapasitesi; hayat acımasızdır, bizim üzerimize üzerimize gelir, beklemediğimiz şeyler olur. Bu beklemediğimiz şeyler karşısında insanlar eğer yıkılıyorsa, birilerinden destek arama ihtiyacı hissediyor ve gidip her birileriyle paylaşmak ihtiyacı hissediyorsa o zaman kendini yetiştirme kapasitesi zayıftır bu insanın. Mesela sevgilisi terk etmiş veya birisi telefonla azarlamış hemen birisine telefon edecek. Olur ya hemen ararız ya, böyle sıkıntı basar, E. hatırlıyorsun değil mi? Kursiyer E: Evet. Tahir Özakkaş: Hemen birisine söylesem. Eeee! Söyleme kardeşim içinde dursun. Anlatabildim mi? İçinde tutamayıp onu yatıştırma kapasitesi kendi başına yapamayıp bir başkasından destek alma ihtiyacını hissediyorsa, kendini yatıştırma kapasiteleri düşük demektir. Bak bir sürü kapasitesi geliyor. Dolayısıyla bunların hepsi ayrı ayrı gelişmesi gereken, büyümesi gereken kapasitelerdir. İşte kendilik gelişimi ayrı bir gelişim, ego gelişimi ayrı bir gelişim diyoruz. O da Masterson ekolünü anlatırken hem Winnicott u, gerçek kendilik ve yanlış kendilik ile şeyi anlatacağız Kursiyer: Hocam kendilik gelişimi devam ediyor değil mi? Tahir Özakkaş: Kendilik gelişimi ömür boyu devam eder. Ego gelişimi de öyle. Yani bütün gelişimler hayat boyu devam eder. Fakat kritik dönemler vardır. Kursiyer: Kırkından sonra değişir değil mi insan? 10 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
Tahir Özakkaş: Kırkından, ellisinden, altmışından sonra değişir, hiç korkma sen de değişeceksin benim gibi. Yeter ki değişmeyi iste ve özle, değişmeyi sev. İnsanlara değişeceksin dediğin zaman insanlar değişmemeye karşı direnme güderek kurgulanmışlardır. İnsanlara neden öyle olduklarını sorgulayıp mevcut yapıyı olduğu gibi kabullenirseniz birlikte, mevcut bu, aksiyiz, inadız, tembeliz falan, bu. Bunu bu şekilde kabul edip de, işte yani ötesi yok biz buyuz dedirttiğiniz zaman insanlar neden böyle oluyor sorusunu sorarlar kendisine. Ama insana tembelsin, ürkeksin, korkaksın dediğin zaman ürkekliğini, tembelliğini aklileştirecek savunmalar üretir. Onun için hiçbir hastayı yönlendirmezsiniz, yönetmezsiniz, akıl vermezsiniz. Kimse bunları sevmez. İlk olarak tüm insanları olduğu gibi kabullenmek durumundasınız eğer terapistlik yapmak istiyorsunuz. İnsanları değiştirmeye ve dönüştürmeye yönelik yapacağınız her türlü manipülasyon durmaya ve yok olmaya mahkumdur. Değişimi ve dönüşümü öbürünün içerisinde indüklerseniz, harekete geçirebilirseniz, motive edebilirseniz ve öbürünün iznine bırakabilirseniz ancak değişim mümkün olur. Yoksa sizin aklınızla değişim olmaz. Yeri gelip beni değiştir, beni değiştir dese bile bu değişim mümkün değildir. Öbürünün önce sistemin ne olduğunu kabullendirecek bir olgunlukla yaklaşmanız gerekiyor. Evet tamam mı İ.? Başka? Kursiyer: Hocam problemlerin anne ve baba tutumuna bağlı oluştuğu üzerinde duruyoruz ama genetik etkenlerin etkisi ne kadardır? Bununla alakalı çalışmalar yapılmış mıdır? Tahir Özakkaş: İnsanı belirleyen bir şey var arkadaşlar. Bir kader. Başınıza ne geleceğini bir saniye sonra kimse bilemez. Anneniz ölebilir, babanız ölebilir, tren geçebilir üstünüzden, deprem olur, sel olur, kanser olursunuz, bir şey olursunuz, bacaklarınız kesilir, kafanız kopar Bunların ne olacağını hiçbir şey bilemeyiz. Dolayısıyla size ruhsal aygıtınızın kaldıramayacağı ağır bir yükle karşı karşıya kaldığınızda bu gelişiminizi duraklatır. Herkesin bir kaldırma kapasitesi Davranış Terapisine Giriş 11
vardır. Bu kaldırma kapasitesinin ötesinde kader size ağlarını örer de bir şeylere buyur ederse siz bununla baş edebilecek donanımda, yetenekte, yeterlilikte değilseniz, insanoğlu bir çok hususiyette aciz ve zavallıdır. Var oluşsal olarak bu böyledir, siz hasta kalırsınız. İkinci olarak genetiktir. Genetik biyolojik bir yatkınlıktır, biyolojik bir hastalıktır. Genlerinizde anneden babadan gelen veya anne rahmindeyken dışarıdaki faktörlere bağlı, x ışını olabilir, kimyasal maddeler olabilir, alkol, sigara, stres, hormonlar vesaire sizin genetik gelişiminizi engeller de o hardware 1 imizi bozuk hale getirir ise siz ne yaparsanız yapın onu kontrol edemezsiniz. Belirli bir noktaya kadar kontrol edersiniz. Üçüncüsü yetiştirilmenizdir. Yani anne ve babanın etkisidir veya yetiştiren kişilerin etkisidir. Onun için Masterson der ki ben kadere bir şey yapamam çünkü insanların kaderi benim elimde değil, genetiklerine de bir şey yapamam, genetik mühendisi değilim, ama eğitimle gelen, anne ve babanın eğitimiyle gelen şey oynanabilir faktördür, üzerinde çalışılabilir faktördür, terapi ve terapistlerin yaptığı şey de bu oynanabilir faktörün üzerinde çalışmaktır der. Ama bunun etkinliği ne kadardır, süreci ne kadardır, bununla ilgili farklı görüşler var, nesnel olarak evet filan çalışmaya göre filan rahatsızlık filan kişilikte filan adamda şu kadar genetik özellik var diye bir çalışma yok. Ama literatürde Kernberg ve ekibi, önümüzdeki ay buraya gelecekler biliyorsunuz, sizleri de aramızda göreceğiz. Bunlar derler ki insanların, özellikle kendilik bozuklukları dediğimiz veya kişilik bozuklukları dediğimiz borderline ve türevleri olan narsisistik, şizoid, nevrotik yapılar genetik olarak agresyon yükünden kaynaklanır, agresyon yükü genetik olarak anneden babadan çocuğa geçtiği için bunu kontrol edemeyen 1 Donanım, bir iş ya da görevin yapılması için sahip olunan alet-edevat, (eski dilde teçhizat) demektir. Günlük kullanımda bu sözcük genellikle bilgisayar donanımı kavramını çağrıştırır. 12 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
sistemler kişilik bozukluğu olarak karşımıza gelir, biz bunları nasıl kontrol edebileceklerine dair ek bir takım manipülasyonlarla öğretmeye çalışırız der. Onlar biraz genetiğe ağırlık verirler. Masterson biraz anne babaya ağırlık verir. Okey? Genetikle ilgili biraz daha nesnel bir bilgi öğrenmek ister isen Masterson un nörobiyolojik ve bağlanma kuramı ile ilgili, kırmızı çıkan kitabının ilk bölümünde genetik araştırmalarla ilgili kişilik bozukluklarına etkisi, amino oksidaz enzimlerinin eksikliği olan bireylerde ortaya çıkan saldırganlık ve bununla ilgili yapılmış olan çalışmalar var ve bununla ilgili örnekler bulabilirsiniz. Nörobiyoloji kitabı. Masterson, Litera Yayınevi. Psikoterapi Enstitüsü Kütüphanesi nde satılıyor. Evet. (Şekil) Etkiye tepki olur. Bütün dünyadaki canlı, hatta cansız organizmalarda bir etkiye karşı hep tepki olur. Etkiye karşı olan tepkiyi Davranışçı terapiler Bilişsel terapiler Dinamik terapiler Varoluşçu terapiler anlamaya davranışçılık denir arkadaşlar. Etkiye karşı tepki sistemini anlamaya davranışçılık denir. Alttaki ise kognitifçilerin davranışçılardan ayrıldığı yerdir. Etkiye tepki verirken arada bir yorum denen insan beyninin çalıştığı sistem tepkiyi değiştirir. Böyle bir bakış tarzına da kognitifçilik denir. Bilişselcilik denir. İkisinin arasındaki temel ayrım bu. Biz etkiye tepki nasıl oluşuyor, etkiye tepki oluşurken araya yorum girdiği zaman sistem nasıl değişiyor, bunu anlamaya çalışacağız. Okey? Canlılarda ve cansızlarda bir Davranış Terapisine Giriş 13
sonuç çıkıyorsa bir etki vardır ve buna bağlı tepki çıkmaktadır. Bunu kimyada öğrendiniz, fizikte öğrendiniz değil mi? Öğrenmedim diyen var mı? (Kalemi masaya yukarıdan bırakarak) Ne oldu? Kursiyer: Düştü. Tahir Özakkaş: Neden düştü. Kursiyer: Bıraktınız. Tahir Özakkaş: Ben bıraktım, bir etki yarattım, aşağı doğru çekim gücü vardı, çekti onu. Bırakmasaydım düşmezdi. Hidrojenle oksijen atomlarını yan yana getirdiğinizde ne oluyor? Kursiyer: Su. Tahir Özakkaş: Su oluşuyor. Bir etkiye karşı bir sonuç çıkıyor her seferinde. Bunu manyetik etki, fiziksel etki, her şey olabilir, anlatabildim mi? Gözünüze ışık yapıyorsunuz, pupilla ne yapıyor, küçülüyor. Karanlığa doğru ne oluyor? Her etkiye karşı bir tepki var bunu fark ettiniz mi? Canlı bir organizma amip, tek hücreli varlıklardan terliksi hayvana doğru gidin, hepsinin ışığa karşı yönelmesi, gıdaya karşı yönelmesi, dokunmaya karşı, bir etkiye karşı tepkisi vardır. Tek hücreli canlıların etrafındaki gıda maddelerini alarak içeri absorbe etmesi, parça olarak içeri alması. Hep etki tepki ilişkisi. Bu etki tepki ilişkisi tek hücrelilerden başlayarak, kimyasal maddelerden başlayarak yavaş yavaş insan beyninin oluşumuna getiriyor. İnsan beyni etkilere karşı tepkilerle donatılmış bir sistemdir. Çok basit bir sistemdir. Aynı bilgisayar mantığındaki (0-1)sıfır bir sistemi gibidir. Etkiye karşı tepki verir insan beyni ve bütün hayatımız etkiye karşı tepki vermektedir. İki tane tepki türü vardır; homeostasisi devam ettiren, haz veren şeyler, yapılmaya devam edilen ve yönelilen şeylerdir. Homeostasisi bozan, hazdan bizi uzaklaştıran, sıkıntı veren, stres veren şeyler de kaçınılan şeylerdir. Hani ruhsal aygıtı anla- 14 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
tırken aş buldun giriş, iş buldun sıvış demiştik. Söylemiş miydik bunu? Hazza ulaşmak ister, elemden kaçmak ister demiştik. Ruhsal aygıtta idin temel sistemi neydi? Nerede haz var oraya yönelmek, nerede sıkıntı, elem, acı, keder var ondan kaçmak. Hani evinizde konuşursunuz ya, yemeği yersiniz çekilirsiniz, sofrayı kim kaldıracak, derler ki mahallenin hocası gelsin kaldırsın. Yemek yerken herkes keyifle sofrada yemek yiyordur, ama sofrayı kaldırmak konusuna gelince ne oldu? Kimse yaklaşmadı. İşte insan sistemi çok basit bir şekilde, haz veren sisteme eğilim içerisinde, acı veren sistemden kaçınma eğilimindedir. Peki, bunu belirleyen nedir? Hazzı ve acıyı belirleyen şey? Açlık tercih edilen bir şey mi kaçınılan bir şey mi? Sınıf: Kaçınılan. Tahir Özakkaş: Yemek yemek açken, tercih edilen mi kaçınılan bir şey mi? Sınıf: Tercih edilen. Tahir Özakkaş: Çok basit bir sistem gördüğünüz gibi. (Şekil) Şimdi o zaman şu haz ve elem veya acı. Şurada da eylemi belirleyen kişi. Buna (acı) gitmeyecek, buna (haz) yönelecek. Doğru mu? Burada püf noktası olan şey, fark etmeniz gereken şey, haz yaşantısı yaşanırken ve elem yaşantısı yaşanırken onun etrafında beş duyu ile algıladığımız her şey öbürü ile linklenir. Çok basit bir şey söylüyorum. Bütün hastalıklar bunun arkasından çıkacaktır. Eğer bir şeye, haz yaşanırken, mesela keyifli bir şey yapıyorsunuz, aşk yapıyorsunuz, sevgi yapıyorsunuz, yemek yiyorsunuz, odanın rengi var, odanın kokusu var, manzara var, sıcaklık var, soğukluk var Bu hazla ilintili olan kısımdaysa Efendim ben o şarkıyı çok severim. Hangi şarkı? Söyleyin bir şarkı söyleyin. Kursiyer: Oynama şıkıdım şıkıdım. Davranış Terapisine Giriş 15
Tahir Özakkaş: Oynama şıkıdım şıkıdım. Adam sevgilisiyle parka gittiğinde, sevgilisiyle pastaneye gittiğinde hangi şarkı çalıyormuş pastanede? Kursiyer: Oynama şıkıdım şıkıdım. Tahir Özakkaş: Oynama şıkıdım şıkıdım. Bu kadar basit. Oynama şıkıdım şıkıdımın hiçbir özelliği yok. Ama senin sevgilin seni o pastanede terk ederken o şarkı çalıyorsa, ne olacak o şarkı? Nefret ettiğin şarkı olacak. Her o şarkıyı dinlediğinde acı ve elem yaşayacaksın. Abi çalma onu diyeceksin. Parayı bastıracaksın susturacaksın. Efendim ben zeytinyağlı sarmayı çok severim. Niye seversin? Çok sevdiğin annen sana çok sevgili bir gününde çok sevecen bir şekilde peş peşe bu yemeği getirdi. Annenin sevgisi, eşinin sevgisi, arkadaşının sevgisi, o ortamda, senin zeytinyağlı sarman oldu güzel bir yemek. Ama sana pislik gibi muamele ettiği bir günde, aşağılandığın bir günde, el alemin ortasında değersizleştirildiğin bir günde ikram edilen yemek zeytinyağlı sarmaysa ömür boyu ne olacak? Yemeyeceksin, nefret edeceksin, kusacaksın. Ondan sonra benim tercihim, zeytinyağlı sarmayı hiç sevmem. Niye sevmezsin kardeşim, ne suçu var sarmanın ya, ne suçu var? Şimdi tercihlerinizin nasıl şekillendiğini anladınız mı? Önde, ortada ve arkada oturmanız da aynı şey. Önde oturdunuz hocanız size aferin dedi bilmem ne dedi, hep yakın ilişki, takdir, anlama, kavrama Sınıfta ön tarafı tercih ettiniz. Önde fırça yediniz, ilk soruya muhatap oldunuz, ilkokulda, ortaokulda, evde, masada, sandalyede, arkaya geçtiniz. Veya kopya çekmek için. Hepsinin davranışsal bir linki var. Rastgele bir şey yok. Okey? Şimdi burada bu sistemin içine biraz girelim. Beş tane davranışsal linkin, etkinin tepkinin oluştuğu sistem tanımlanıyor. Bir bebek anne rahmindeyken ve doğduktan sonra gelişirken, tüm canlılarla ilgili olarak, buna öğrenme teorisi deniliyor. Anlatabildim mi? Yani biz bunu öğreniyoruz. Etkiye nasıl bir tepki vereceğimizi. Öğrenmenin tek şartı var, haz mı veriyor, acı 16 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
mı veriyor? Bu kadar basit bir sistem... Haz veren davranışlar olumlu anlamda pekişir, haz vermeyen davranışlar kaçınma anlamında pekişir. İkisi de pekişiyor. Birisinde yapmak için motive oluyorsun, birisinde yapmamak için motive oluyorsun. Nasıl, anlıyoruz değil mi? Kursiyer: Bu ömür boyu devam eder mi hocam? Tahir Özakkaş: Ömür boyu devam ediyor. Ömür boyu devam eder fakat daha başka daha yüksek doyumlu bir haz, elemle ilgili faktörün içine dâhil olursa o onu geçer. Her an bir yarış var. Anlatabildim mi? Zeytinyağlı sarmayı iki buçuk yaşında kustun, zorla yedirdiler, on sekiz yaşına gelmişsin, sevgilin olmuş, lokantaya gitmişsiniz, ben zeytinyağlı sarmayı çok severim hayatım, sen de seversin değil mi demiş, kız gidiyor elden. Yok, efendim ben iki buçuk yaşımdan itibaren zeytinyağlı sarmadan hoşlanmam der misin? Keriz misin o kadar? Tabi ben de severim diyeceksin. O kızın sevgisi o zeytinyağlı sarmanın üzerine çıkar ise zeytinyağlı sarma ile ilgili duyguların desensitize olur. Bundan da terapiyi çıkarmışlar. Bilim adamları çok hain haa. Böyle manyakça bulgulardan bütün fobilerin tedavisini bu şekilde duyarsızlaştırma tedavisi ile eşleştirmiş. Sevilmeyen bir şeyi yanına sevilen bir şeyi koymuş, o onu nötralize etmiş. Eşik değerler çıkıyor karşımıza. Daha yüksek bir eşik değer koyarsan öbürü yavaş yavaş sönüyor. Sistem çok basit diyor. Bir kişide anksiyete varsa, hep size kaygı bozukluğuyla, korkuyla, endişeyle, sıkıntıyla geliyorsa o adama gevşemeyi öğretin. Böyle yaptırın. Relaksasyonu öğrettiğinizde, vücut gevşemesini, onun yanındaki anksiyete kayboluyor. Hiçbir şey yapmıyorsunuz. Kursiyer: Gelin kaynana çatışması, yetişkin olmalarına rağmen bu faktörden dolayı mı oluşuyor? Gelinin bir söz söylemesi, kaynananın, gelinin de bunu farklı yorumlaması ve sonra oraya doğru giderken mide ağrıları yaşaması, gitmek istememesi, oraya gidince otuz altı saat uykuda kalması. Davranış Terapisine Giriş 17
Tahir Özakkaş: Aynı şey, aynı, aynı Yani annesi kötü davranmış, kaynanası da annesi gibi davranıyor. Annesinin yüzünü görmek istemiyor, şeytan görsün diyor. Annesi içerden sesleniyor, kızım gel buraya diyor. Daha gel der demez bunda mide ağrısı başlıyor şimdi. Karşı da gelemiyor. Küfrede küfrede mide ağrılarıyla, sancılarıyla gidiyor. Unu getir, suyu götür, eleği ör, Allah ın belası hala burada mısın, hala bitiremedin mi Habire zılgıt yiyor. Kaynana da aynı ses tonu ile çağırdığı zaman ne linklenecek? Geliyor felaket. Kaçınılması gereken yapı. Bedeli ne? Mide ağrısı. Bu ikinci, üçüncü kademeden kognitifler yorumlar diyor da, biz basit olarak baktığımızda Öğrenme diyelim şuraya. Kursiyer: Mikrofonla diyebilir miyiz? Tahir Özakkaş: Diyebiliriz tabi. Koşullu refleks, koşulsuz refleks, modelleme, sosyal öğrenme, son dönemlerde iptal edilen içsel keşif. Bunların hiç birisinde mantıksal bir kognitif süreç yok dikkat ederseniz. Mantığı, içine fikri ve fikir yürütmeyi soktuğunuz andan itibaren şuna geçersiniz; bilişsel sisteme. Okey? İnsanı mekanik bir kurgu olarak kabul edeceksiniz. Bir bilgisayar kurgusu. İnsanın bu manada iradesi yok. 1900 lü yılların başlarında, Pavlov, İvan Pavlov u biliyorsunuz değil mi? Rusya da köpekler üzerine çalışmalar yapıyordu. İlk çalışma alanı nöroloji idi. Özellikle nöral hormonlar dediğimiz mide sekresyonları (salgıları), hormonlarla ilgili olarak, hormonlar üzerine çalışıyordu. Karnından ameliyat yapmıştı köpekleri. Mideyi de delmişti, bir tüp bağlamıştı mideye. Ağızdan bir takım gıdalar veriyor midenin öz suyunu inceliyordu. Midedeki hormonal yapıdaki değişimleri inceliyordu. Yani ağzına gıda maddesi koyuyor idi, koyduğu şeker, et, protein, yağ, ne koydu ise midede hangi tür salgıların olduğunu anlamaya çalışarak insan biyokimyasının yapısını araştırıyordu. Sindirim sisteminin nasıl çalıştığına dair fikir yürütüyor idi. Asistanlarla beraber çalışır iken asistanlar fark etti ki daha köpeğin ağzına et tozu kon- 18 9. BPT EYLÜL DERS NOTLARI
madan önce et tozunu götüren adamı gördüğünde, köpek salgı ifrazatına başladığını fark ettiler. Bu bir tesadüf mü değil mi diye üzerine yoğunlaştıklarında ve bunu Pavlov a anlattıklarında Pavlov un bu konuyu incelemeye başladığı, esas ilgi alanından yavaş yavaş uzaklaştığı, bu tesadüfe bağlı buldu bu sistem. Anlatabildim mi? Baktılar ki aslında bu sadece köpekler adamı görmekle değil zamanla adamın ayak sesleri koridordan gelirken de salya ifraz ettiğini fark ettiler. Ya bu nasıl olabilir, bu mümkün değil yani, insan eğer biyolojik bir organizma ise veya hayvan, ağzına korsun kimyasal maddeyi, kimyasal madde ağızdaki reseptörler tarafından algılanır, o reseptörlere bağlı olarak mide hazır hale getirilir, midede salgı salgılanır ve gelen gıda mideye indiğinde hazmedilir, parçalanır. Ama daha ağıza her hangi bir kimyasal madde koymadan nasıl olur da mide kendi başına salgı salınır. Yani siz eğer biyolojik bir makineden bahsediyorsanız, gelişmiş bir makineden bahsediyorsanız bunun olması mümkün değil. Bunun olabilmesi sisteme çok ters. Dilimizin üzerinde reseptörler var, o reseptörlerin üzerinde kimyasal olarak ilgili, acıyı, tatlıyı, ekşiyi, proteini, yağı, şekeri korsanız onu ölçer, ölçtükten sonra sinyallerle haber verir, bu kan yoluyla veyahut da nöronlar vasıtasıyla mideye haber gider. O haber der ki şu kadar protein geliyor, bu kadar karbonhidrat geliyor, bu kadar yağ geliyor, bu kadar şu şu miktarlarda ilgili hormonları, ilgili sağlıklı hücrelerden sal der. Sistem bu. Ama ağız boş. Ama salgı oluyor, nasıl oluyor? Adamı görüyor köpek salgı salıyor, manyağa bak. Ya adam, et falan yok ortada. Daha da öteye gidiyor köpekler, adamın sesi koridorun sonundan duyulunca salgı salınıyor. Asistanların ayak sesleri değil. Adamın ayak sesleri. Kimin? Ona eti getiren, et tozunu getiren adamın ayağı. Böyle bir şey olabilir mi diye denemeye başlıyorlar. Ne yapıyorlar bunlar? Madem bu ayak sesine böyle bir tepki veriyorsa, biz her et suyu verdiğimizde bir zile basalım diyorlar. Zile basıyorlar. Eti veriyorlar, zile basıyorlar, eti veriyorlar, zile basıyorlar. Daha son- Davranış Terapisine Giriş 19