AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ ĠKĠNCĠ BÖLÜM KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR BaĢvuru No. 31575/07 Onur DURMUŞ ve diğerleri / Türkiye Başkan Guido Raimondi, Yargıçlar IĢıl KarakaĢ, Nebojša Vučinić, Helen Keller, Paul Lemmens, Egidijus Kūris, Robert Spano, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla 10 Haziran 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (Ġkinci Bölüm); gerçekleģtirilen müzakerelerin ardından 7 Temmuz 2007 tarihli baģvuruya iliģkin olarak, aģağıdaki kararı vermiģtir: T.C. Adalet Bakanlığı, 2014. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı,Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü,Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığı tarafından yapılmıģ olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiģ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koģulu ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü, Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
2 DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI OLAYLAR 1. BaĢvuranlar tarafın isimleri ekli listede yer almaktadır. A. Davanın Koşulları 2. BaĢvuranlar, hayatını kaybeden MehveĢ DurmuĢ un ( MehveĢ ) yakınlarıdır. BaĢvurunun kendine özgü koģulları, baģvuranlar tarafından ifade edildiği Ģekilde, aģağıdaki gibi özetlenebilir. 3. Meme kanserinden muzdarip olan MehveĢ, 11 Eylül 1996 tarihinde, Ġstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde cerrahi bir operasyon geçirmiģtir. 4. MehveĢ, 18 Eylül 1996 tarihinde, daha geniģ bir çapta ikinci bir ameliyat geçirmiģtir. 5. Oruç Patoloji ve Sitoloji Laboratuarı, 19 Eylül 1996 tarihinde, hastada metastaz bulunmadığını belirten bir rapor sunmuģtur. 6. MehveĢ, 9 Ekim 1996 tarihinde, hastalığa bağlı risklerin azaltılması amacıyla, yirmi bir gün süreye yayılan dört seanslık kemoterapi tedavisinin öngörülmesinin tercih edilebilir olduğuna dair bilgi veren Onkolog Doktor S.T. tarafından muayene edilmiģtir. 7. Ġlk kemoterapi sırasında, belirtilmeyen bir tarihte, MehveĢ e damarın dıģında verilen ilacın akması nedeniyle, intravenöz yoluyla tedavi göremeyeceği tespit edilmiģtir. Doktor S.T., ilgiliye implante edilebilir port kateter takılması amacıyla, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doktor A.T. tarafından muayene edilmesini önermiģtir. 8. MehveĢ, 19 Ekim 1996 tarihinde, Ġncirli Hastanesine gitmiģ ve bu hastanede, Doktor A.T. implante edilebilir port kateter takılması için cerrahi bir operasyon gerçekleģtirmiģtir. 9. Yine kemoterapinin ilk seansı sırasında, belirtilmeyen bir tarihte, implante edilebilir port kateterin sorunsuz bir Ģekilde çalıģtığı tespit edilmiģtir.
DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 3 10. Ġkinci ve üçüncü kemoterapi sırasında, belirtilmeyen tarihlerde, implante edilebilir port kateter tıkanmıģtır. MehveĢ in Ģiddetli ağrı hissettiğini belirttiği esnada, tıkanıklığın giderilmesi için Doktor S.T. tarafından, MehveĢ e bazı ameliyatlar yapılmıģtır. 11. Kemoterapinin dördüncü seansı sırasında, 23 Aralık 1996 tarihinde, implante edilebilir port kateter yeniden tıkanmıģtır. 12. Doktor A.T., 24 Aralık 1996 tarihinde, serum ve heparin solüsyonu yardımıyla söz konusu cihazı çıkarmaya çalıģmıģ ancak baģaramamıģtır. 13. Doktor A.T., 25 Aralık 1996 tarihinde, implante edilebilir cihazı geri çıkarmıģ ve son kemoterapinin uygulanabilmesi amacıyla, geçici yeni bir cihaz takmıģtır. 14. Doktor S.T., 27 Aralık 1996 tarihinde, kemoterapinin dördüncü ve son seansı uygulamıģtır. 15. MehveĢ, 29 Aralık 1996 tarihinde, 38,5 o C lik yüksek ateģ ve sağ omuz bölgesinde ağrı Ģikâyetiyle, Ġstanbul Amerikan Hastanesi ne gitmiģ ve bu hastanede, doktorlar implante edilebilir port kateterin takıldığı bölgede bir apse bulunduğunu teģhis etmiģlerdir. 16. 31 Aralık 1996 tarihinde, söz konusu bölgede lokalize bir Ģekilde biriken irin, boģaltılmıģ ve yapılan kültür neticesinde bakteri bulunduğu tespit edilmiģtir. 17. Yüksek ateģ, solunum yetmezliği ve genel durumunu etkileyen rahatsızlıklardan muzdarip olan MehveĢ 2 Ocak 1997 tarihinde acil servise götürülmüģ ve burada sepsis teģhis edilmiģtir. 18. MehveĢ, bütün müdahalelere rağmen 30 Ocak 1997 tarihinde hayatını kaybetmiģtir. 1. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne Yöneltilen Şikâyet 19. MehveĢ in kız kardeģi ve baģvuran olan Ayten Sevim, 11 Haziran 1997 tarihinde, Ġstanbul Ġl Sağlık Müdürlüğüne bir Ģikâyet yazısı göndermiģtir.
4 DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 20. Ġl Sağlık Müdürlüğünün talebi üzerine, 26 Haziran 1997 tarihinde, Onkolog Doktor A.M. özellikle MehveĢ in I. evre meme kanseri olduğunu, kulak burun boğaz uzmanı bir doktor yerine kardiyovasküler bir cerrah tarafından implante edilebilir karterin takılması gerektiğini, MehveĢ in son kemoterapi seansından önce açıkça enfeksiyon nedeniyle acı hissettiğini, bu tedaviyi uygulamakla bu tür bir durumda hastanın klinik tablosunu kötüleģtirdiğini ve ilgilinin komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiğini tespit eden tıbbi görüģ sunmuģtur. 2. Doktor S.T.ye Karşı Açılan Ceza Davası 21. BaĢvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, MehveĢ in ölümüne yol açan Doktor S.T. hakkında ihmal ve tedbirsizlik nedeniyle, ġiģli savcılığına suç duyurusunda bulunmuģlardır. 22. S.T. hakkında bir kamu davası, belirtilmeyen bir tarihte, ġiģli Asliye Ceza Mahkemesi önünde yürütülmüģtür. 23. Asliye Ceza Mahkemesinin talebi üzerine, 26 ile 27 Nisan 2001 tarihlerinde, Yüksek Sağlık Kurulu oybirliğiyle, implante edilebilir kateterin bir defa takıldığında radyolojik takip konusu olmadığını; sürekli tıkanmasına rağmen cihazın günlük olarak yıkanmadığını; söz konusu cihazın yeterince denetlenmediğini ve sonuç olarak hasta takibinin gereken özenle sağlanmadığını belirten bir raporu kabul etmiģtir. 24. Söz konusu raporda, Doktor S.T.nin 2/8 oranla sorumlu olduğu sonucuna varılmıģtır. 25. Asliye Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 2002 tarihinde, 4616 sayılı Kanun uyarınca, davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar - vermiģtir. 3. Doktor S.T. Hakkında Açılan Tazminat Davası 26. BaĢvuranlar, 21 Kasım 2002 tarihinde, Doktor S.T. hakkında Ġstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmıģlardır.
DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 5 27. BaĢvuranlar, dava dilekçesinde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bir kararını ileri sürmüģlerdir. Kararda, tıbbi ihmal durumuyla ilgili olarak, hafif dahi olsa her türlü kusurun doktorun sorumluluğuna yol açabileceği belirtilmiģtir. 28. Ġstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Mart 2003 tarihinde, yer bakımından (ratione loci) yetkisiz olması nedeniyle baģvuranların tazminat talebini reddetmiģ ve dava dosyasını ġiģli Asliye Hukuk Mahkemesine (AHM) göndermiģtir. 29. AHM nin talebi üzerine, 29 Nisan 2004 tarihinde, üniversiteden üç profesör, onkoloji bölümünden uzman doktorlar, genel bir Ģekilde: - tedavi yöntemi olarak kemoterapi seçiminin doğru olduğunu - hastada lokal bir enfeksiyon geliģmiģ ve kemoterapi tedavisinin ardından söz konusu enfeksiyon genel ve sistemik olduğunu değerlendirerek görüģ sunmuģlardır. 30. Doktorlar, söz konusu raporda hastanın ölümüne yol açan akciğer yetmezliğinin gerçek nedeninin belirlenmesi amacıyla, otopsi yapılması gerekli olmasına rağmen, hastanın ölümünün lenf düğümlerine doğru meme kanserinin yayılması yerine sistemik enfeksiyonun neden olduğu enflamasyon sonucu meydana geldiğini gözlemlemiģlerdir. 31. AHM nin talebi üzerine, 14 Ocak 2005 tarihinde, bir taraftan Adli Tıp Kurumu iç organlarındaki değiģimlerin belirlenmesi için otopsinin yapılmadığını belirten ve diğer taraftan oybirliğiyle, somut olaydaki tıbbi belgeleri dikkate alarak, hastanın akciğer metastazları ile meme kanserine bağlı komplikasyonlarından hayatını kaybettiği sonucuna vararak bir rapor düzenlemiģtir. 32. Yine AHM nin talebi üzerine, 19 Aralık 2005 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, oybirliğiyle, tıbbi tedavinin ve implante edilebilir port katetere bağlı enfeksiyonun takibinin uygun olduğunu; akabinde geliģen akciğer enfeksiyonunun gereken özenle tedavi edildiğini; gerekli konsültasyonların yapıldığını ve antibiyotiklerin yazıldığını belirten bir rapor sunmuģtur.
6 DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 33. Ayrıca söz konusu raporda, tüm bu tespitlere rağmen, akciğer enfeksiyonunun potansiyel tüberküloz olduğu değerlendirilerek diğer bölgelere yayıldığı; tedavi önerildiği; tüberküloz kültür sonucu negatif çıksa bile, söz konusu doktorun, solunum yolu hastalıklarında bir uzmanın, klinik ve radyolojik bakımdan tüberküloz tanısı koyması gerektiği Ģeklinde hareket etmediğinin tespit edilebildiği belirtilmektedir. 34. Raporda, hastalığın ulaģtığı evrede antitüberküloz tedavisine devam edilmemesi konusunun, hastanın ölümüne yol açıp veya açmadığının belirlenmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmaktadır. 35. AHM, 20 Nisan 2006 tarihinde, baģvuranların iddialarını ve Doktor S.T.nin savunma yöntemlerini hatırlattıktan sonra, aģağıdaki gerekçelerle tazminat davasını reddetmiģtir. Öncelikle AHM, Yüksek Sağlık Kurulunun düzenlediği sağlık raporunda Doktor S.T.nin kusurlu olması nedeniyle ve 2/8 oranında sorumlu olduğunu değerlendirmesine rağmen, ceza davası çerçevesinde kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiğini ve dolayısıyla Adli Tıp Kurumundan yeni bir bilirkiģi raporu düzenlenmesinin talep edildiğini tespit etmiģtir. 36. Sırasıyla 14 Ocak 2005 ile 19 Aralık 2005 tarihli bilirkiģi raporların sonuçlarındaki ifadeleri kelime kelimesine yeniden değerlendiren AHM, tarafların iddiaları ile savunma yöntemlerini, mevcut delil durumunu, dosyaya eklenen belgeleri, üniversite profesörleri tarafından düzenlenen bilirkiģi görüģlerini, Yüksek Sağlık Kurulunun raporunu ve Adli Tıp Kurumunun raporlarını dikkate alarak kararını vermiģtir. 37. AHM, 19 Aralık 2005 tarihinde düzenlenen son bilirkiģi raporunda, söz konusu doktorun kusuru nedeniyle sorumluluğunun kesin bir Ģekilde değerlendirilmediği ve MehveĢ in ölümü ile doktor tarafından uygulanan tedavi arasında bir nedensellik bağının var olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 7 38. BaĢvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, temyiz baģvurusunda bulunmuģlardır. BaĢvuranlar, genel bir Ģekilde, suçlanan doktor veya doktorların sorumluluğuna yol açabilecek hafif tıbbi bir kusurun bile bulunduğuna karar verilen tıbbi ihmal durumlarıyla ilgili, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin kararlarına (21 Kasım 2002 tarihli dava dilekçesinde daha önce ileri sürdükleri diğer kararlardan baģka) dayanmıģlardır. 39. Yargıtay, tarafların yasal temsilcilerini dinledikten sonra ve dosyanın incelenmesi sonunda, 20 Kasım 2006 tarihli bir kararla, itiraz edilen kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle temyiz baģvurusunu reddetmiģtir. 40. Yargıtay, 6 Mart 2007 tarihli bir kararla, karar düzeltme koģullarının yerine getirilmediği gerekçesiyle, baģvuranlar tarafından yapılan düzeltme talebini reddetmiģtir. B. İlgili İç Hukuk ve Uygulanması 41. 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren ve 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar ĠĢlenen Suçlardan Dolayı ġartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanunda, 23 Nisan 1999 tarihinden önce söz konusu kanunda sıralanan farklı suçların faillerine verilen cezaların infazının ertelenmesi öngörülmektedir. Dahası, 23 Nisan 1999 tarihinden önce sıralanan suçlardan birini iģlemekle suçlanan kiģiler aleyhine açılan kamu davalarının kesin hükme bağlanmaları ertelenmiģtir. Söz konusu Kanunun 4. maddesine göre, verilen erteleme kararı, bundan faydalanan kiģi, erteleme kararının açıklanmasını takip eden beģ yıl içinde suç iģlerse iptal edilir.
8 DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI ġġkâyetler 42. BaĢvuranlar, SözleĢme nin 6. maddesini ileri sürerek, adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden Ģikâyet etmektedirler. BaĢvuranlar, ne AHM nin ne de Yargıtay ın kendi önlerinde ileri sürülen içtihadın geçerli olmadığı kanaatine vardıkları nedenleri açıklamayı ihmal etmeleriyle ilgili olarak, kararlarını gerekçelendirmediklerini iddia etmektedirler. Bu bağlamda baģvuranlar, söz konusu davada muhakeme ayrımı ile ilgili gerekçeleri sağlamamakla, üstelik dilekçelerini destekleyecek ibraz edilen kararların aynı Hukuk Dairesince alındığından 20 Kasım 2006 tarihli kararı veren Yargıtay Hukuk Dairesini eleģtirmektedirler. HUKUKÎ DEĞERLENDĠRME 43. BaĢvuranlar, SözleĢme nin 6. maddesine dayanarak, yerel mahkemelerin, kendi huzurlarında belirtilen içtihadın göz önüne alınmasının neden gerekli olmadığını açıklamamaları sebebiyle bu mahkemelerin kararlarını gerekçelendirmediklerini ileri sürerek, adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden Ģikâyet etmektedirler. Bu eksiklik; baģvuranların ileri sürdüğü kararların, 20 Kasım 2006 tarihli kararı veren Daire ile aynı olan Yargıtay ın Hukuk Dairesi tarafından verilmesi hususundan, - bu Daire bünyesinde açıklanamayan bir uyuģmazlığın bulunması nedeniyle - daha açık görünmektedir. 44. Mahkeme, SözleĢme nin 19. maddesi uyarınca, SözleĢmeci Taraflar için SözleĢme den kaynaklanan yükümlülüklere riayet edilmesini sağlama görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Özellikle, SözleĢme tarafından korunan hak ve özgürlüklere bir ihlal teģkil etmedikçe, yerel bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen maddi veya hukuki hataları tespit etmenin kendine ait olmadığını hatırlatmaktadır (bk., özellikle, García Ruiz/İspanya [BD], No.
DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 9 30544/96, 28, AĠHM 1999-I, ve Rizos ve Daskas/Yunanistan, No. 65545/01, 26, 27 Mayıs 2004). 45. Mahkeme ayrıca, adaletin iyi bir Ģekilde yürütülmesine dair ilkesini yansıtan yerleģik içtihadına göre, adli kararlarda dayanılan gerekçelerin yeterli bir Ģekilde belirtilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu yetkinin kapsamı, kararın niteliğine göre değiģebilir ve her davanın koģulları ıģığında incelenmelidir (Hiro Balani/İspanya, No.18064/91, 27, A Serisi No. 303-B). Mahkemelere, ileri sürülen her iddiaya ayrıntılı cevap verme yükümlülüğü getirilmemiģse de (Van de Hurk/Hollanda, No. 16034/90, 61, A Serisi No. 288), verilen karardan davanın temel sorunlarının iģlendiği anlaģılmalıdır (Boldea/Romanya, No. 19997/02, 30, 15 ġubat 2007). 46. Adil yargılanma kavramı, kararını kısaca gerekçelendiren yerel bir mahkemenin, ister bir alt mahkeme tarafından sunulan gerekçeleri dahil etmiģ olsun ister baģka bir Ģekilde olsun, kendisine sunulan temel sorunları gerçekten inceleyen ve bir alt dereceli mahkemenin sonuçlarını sadece onaylamakla yetinmeyen bir mahkeme olmasını gerektirmektedir. Bir üst mahkeme, baģvurunun reddedilmesi için bir alt mahkemenin kararını destekleyen gerekçeleri geri almakla yetindiğinde, bir alt mahkemenin veya makamının, tarafların baģvuru haklarını etkin bir Ģekilde kullanmalarını sağlayacak gerekçeleri sunması gerekir (Helle/Finlandiya, No. 20772/92, 55-60, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1997-VIII, Hirvisaari/Finlandiya, No. 49684/99, 30, 27 Eylül 2001 ve Jokela/Finlandiya, No. 28856/95, 73, AĠHM 2002-IV). 47. Somut olayda Mahkeme, 20 Nisan 2006 tarihli bir kararla ġiģli AHM nin, Yüksek Sağlık Kurulunun bilirkiģi raporunu, Adli Tıp Kurumunun raporlarını, üniversite profesörlerinin sundukları görüģleri ve dosyada yer alan delil ve belgeleri inceledikten sonra baģvuranların açtığı tazminat davasını reddettiğini tespit etmektedir. 48. Mahkeme, 19 Aralık 2005 tarihli son bilirkiģi raporunun, suçlanan doktorun kusuru nedeniyle sorumlu isnat edilmesine iliģkin koģulların
10 DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI toplanması için kendisine imkân vermediğini değerlendirdikten sonra, AHM nin, hiçbir delilin MehveĢ in ölümü ile Doktor S.T. tarafından uygulanan tedavi arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna vardığını kaydetmektedir. 49. Ayrıca Yargıtay, ilk derece mahkemesinin verdiği kararın uygunluğunu denetlemiģ ve tarafların yasal temsilcilerini dinledikten sonra itiraz edilen kararın, yürürlükteki [maddi ve usul] hukukuna uygun olduğu sonucuna varmıģtır. 50. Bu nedenle yerel mahkemeler, kendilerine sunulan tazminat davasının reddedilmesine yeterince gerekçe göstermiģlerdir. BaĢvuranların verilen kararlardan dolayı duydukları memnuniyetsizlik ya da ilgililerin benzer olduğu kanaatine vardıkları davalarda Yargıtay ın farklı sonuçlara ulaģması hususu (bk., yukarıdaki 27. ve 38. paragraflar) davalarında verilen kararın gerekçelendirilmediği veya daha genel olarak yargılamanın adil olmadığının sonucuna varılması için yeterli değildir (bk., mutatis mutandis, Sivova ve Koleva/Bulgaristan, No. 30383/03, 78, 15 Kasım 2011). 51. Sonuç olarak Mahkeme, sahip olduğu belgeleri dikkate alarak, baģvuranlar yerel mahkeme kararlarının gereğince gerekçelendirilmediğini iddia etme hakkına sahip olmadıkları kanaatindedir. Sonuç olarak baģvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, SözleĢme nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir. Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, BaĢvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Stanley Naismith Yazı ĠĢleri Müdürü Guido Raimondi BaĢkan
DURMUġ VE DĠĞERLERĠ / TÜRKĠYE KARARI 11 EK 1. Onur DURMUġ, Türk vatandaģı olup 1984 doğumludur, Ġstanbul da ikamet etmektedir ve Y. BAYSAL tarafından temsil edilmektedir. 2. Erdal DURMUġ, Türk vatandaģı olup 1949 doğumludur, Ġstanbul da ikamet etmektedir ve Y. BAYSAL tarafından temsil edilmektedir. 3. Ayten SEVĠM, Türk vatandaģı olup 1927 doğumludur, Ġstanbul da ikamet etmektedir ve Y. BAYSAL tarafından temsil edilmektedir.