IRAK: GELECEK SENARYOLARI

Benzer belgeler
Kuzey Irak ta Siyasi Dengeler ve Bağımsızlık Referandumu Kararı. Ali SEMİN. BİLGESAM Orta Doğu ve Güvenlik Uzmanı

Koalisyon Pazarlıkları ve Olası Hükümet Formülleri. Maliki'nin Türkiye Ziyareti ve Irak'ta Yeni Hükümet Kurma Senaryoları

Irak taki Gelişmeler ve Türkiye (II) Irak ta Bugünkü Durum

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

IKBY-Irak Merkezi Hükümeti Çekişmesi ve Türkmenlerin Durumu

Devrim Öncesinde Yemen

ORTADOĞU DA BÖLGESEL GELIŞMELER VE TÜRKIYE-İRAN İLIŞKILERI ÇALIŞTAYI TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ. No.12, ARALIK 2016

ULUSLARARASI KARADENİZ-KAFKAS KONGRESİ

ORSAM AYLIK IRAK TÜRKMENLERİ GÜNCESİ

İdris KARDAŞ Küresel Sorunlar Platformu Genel Koordinatörü

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

İÇİMİZDEKİ KOMŞU SURİYE

İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI ABDULLAH YEGİN

MUSUL OPERASYONU VE SONRASI: RISKLER, BEKLENTILER, ÖNGÖRÜLER TOPLANTISI TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ. No.9, EKİM 2016

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi nde düzenlenen basın toplantısında konuştu

TÜRKİYE NİN JEOPOLİTİK GÜCÜ

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

PricewaterhouseCoopers CEO Araştõrmasõ

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

İslam Dünyasından Darbe Girişimine Tepkiler

ACR Group. NEDEN? neden?

ORSAM AYLIK IRAK TÜRKMENLERİ GÜNCESİ

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

VİZYON BELGESİ (TASLAK)

DURAP 20 OCAK - 04 ŞUBAT

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TERÖRİZM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI

KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 1

Ankara-Bağdat Hattında Musul Operasyonu ve Türkmenler

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

5. İİT ÜYESİ ÜLKELER DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü

Sudan'da Türk-Sudan İlişkileri Sempozyumu düzenlendi

Kerkük, Telafer, Kerkük...

NEDEN. Türk ye Cumhur yet Cumhurbaşkanlığı S stem

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları,

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT) GENEL SEKRETERİ SAYIN YOUSEF BIN AHMAD AL-OTHAIMEEN İN İİT. EKONOMİK ve TİCARİ İŞBİRLİĞİ DAİMİ KOMİTESİ (İSEDAK)

İÇİNDEKİLER EDİTÖR NOTU... İİİ YAZAR LİSTESİ... Xİ

BAŞBAKAN ERDOĞAN İRAN DA BAŞBAKAN ERDOĞAN, CUMHURBAŞKANI AHMEDİNEJAD, DİNİ LİDER HAMANE

Amerikan Stratejik Yazımından...


TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

MUSUL OPERASYONU, IRAK IN GELECEĞİ VE TÜRKMENLER KONFERANSI TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ. No.11, ARALIK 2016 TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ NO.

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

IRAK TA MEVCUT SİYASİ DURUM VE ÖNEMLİ SİYASİ GELİŞMELER

Irak ta Kürt Partileri Arasındaki Rekabet Dinamikleri ve Kerkük Petrolü

İSTANBUL GÜVENLİK KONFERANSI 2016 Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

15 Mayıs 2009 al-dimashqiyye Salonu

ULUSLARARASI FİLİSTİN ZİRVESİ 2018

Avrupa da Yerelleşen İslam

AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan Bosna-Hersek te

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI?

ULUSLARARASI ÖRGÜTLER

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Bölüm 3. Dış Çevre Analizi

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA GÜÇ KULLANMA SEÇENEĞİ ( )

SEÇİM ÖNCESİ IRAK TA SİYASAL DURUM VE SEÇİME İLİŞKİN BEKLENTİLER

2010 YILINA DAMGASINI VURAN OLAYLAR. Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği ne giriş süreci. Terör olayları. Türkiye-İsrail krizi

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ?

KÜRT SİYASETİNDE TARİHİ FIRSAT SÖYLEMİ VE ANALİZİ MAYIS 2009

Saddam'ın Torunu: Bağdat Yeniden Fethedilecek!

DİASPORA - 13 Mayıs

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

Türkiye nin Güvenlik Stratejileri Çerçevesinde Irak ve Suriye

Avantaj Tahran da: Trump ın yeni Afganistan stratejisi İran için bir fırsat

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SİYASİ ANALİZ

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

TR 71 BÖLGESİ 2013 YILI İHRACAT RAPORU AHİLER KALKINMA AJANSI

ÜZERİNDEKİ ETKİSİ ORSAM BÖLGESEL GELİŞMELER DEĞERLENDİRMESİ. No.8, Temmuz 2014 ORSAM BÖLGESEL GELİŞMELER DEĞERLENDİRMESİ: Bİlgay Duman

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1979 Kabe Baskını'nın yeni görüntüleri ortaya çıktı

Eslen: Stratejik İnisiyatif Ayrılıkçılarda

Halk devriminin düşmanları: diktatör rejim ve karşıdevrimci gerici güçler

EHLi SÜNNET GRUBU IRAK TA ŞİİLEŞTİRME PROJESİ. SAMARRA ÖRNEĞİ

IRAK IN GELECEĞĐ VE TÜRKĐYE Yrd.Doç.Dr.Sait Yılmaz*

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

Kuzey Irak taki Başkanlık Krizi, IŞİD ve İran

Bu yüzden de Akdeniz coğrafyasına günümüz dünya medeniyetinin doğduğu yer de denebilir.

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU

1. Kavramsal Olarak Terör ve Terörizm...74 A. Tarihsel Süreç İçerisinde Değişen Anlam...76

T.C. BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

İhvanı Müslimin'in kısa tarihi

Transkript:

T.C. BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ IRAK: GELECEK SENARYOLARI Analiz ve Projeksiyon Çalışması İSTANBUL Temmuz - 2009

İÇİNDEKİLER 1.GİRİŞ... 2 2. SÜNNİ ARAP GRUPLARIN NİTELİKLERİ, TUTUMLARI VE PSİKO- POLİTİK FAKTÖRLER... 4 2.1. Irak ta Direnişin Kodları ve Sünni Arap Motivasyonu... 6 2.1.1. Direnişin Taktik Nitelikleri... 7 3. Şİİ ARAP GRUPLARIN NİTELİKLERİ, TUTUMLARI VE PSİKO-POLİTİK FAKTÖRLER... 11 3.1. Mukteda El Sadr, Sadr Grubu ve Mehdi Ordusu... 13 3.1.1. Mehdi Ordusu na Karşı Yürütülen Operasyonlar, Mehdi Ordusu ve IGG nin Performansları... 14 3.1.2. Mukteda El Sadr ın İran İkameti; Türkiye ve Suriye Ziyaretleri... 15 3.2. Dava Partisi... 17 3.3. Irak İslam Yüksek Konseyi... 19 3.3.1. Bedir Tugayları... 21 3.4. Fazilet Partisi... 22 3.5. Iraklı Kürt Grupların Son Durumu... 22 3.6. Türkmenlerin Son Durumu... 23 4. 2009 VİLAYET KONSEYİ SEÇİMLERİ DEĞERLENDİRMESİ... 25 5. IRAK A İLİŞKİN JEOPOLİTİK PARAMETRELER... 26 5.1. Irak ın Komşularına İlişkin Parametreler... 27 5.1.1 Türkiye ve Etnik Ayrılıkçı Terörizm Tehdidi... 27

5.1.2. İran ve Nüfuz Alanları... 28 5.1.3. Suriye ve Rejim Güvenliğine İlişkin Kaygıları... 30 5.1.4. Suudi Arabistan ve Şii Yükselişi... 31 5.2. Irak ın İçsel Dinamiklerine İlişkin Parametreler... 33 5.2.1. Basra Vilayeti... 33 5.2.2. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Ayrılıkçı Dinamikler... 34 5.2.3. Sünni Araplar ın Sisteme Entegrasyonu... 34 5.2.4. Irak Güvenlik Güçleri nin Kapasitesi... 35 SENARYOLAR... 36 TÜRK KARAR VERİCİLER İÇİN DEĞERLENDİRME NOTU... 48 KAYNAKÇA... 51 EK A... 53 TABLOLAR Tablo 01: Irak; Coğrafi ve Etnik Dağılım Eşleştirmesi... 2 Tablo 02: Irak ta Şiddet ve Direniş Eylemleri Zaman-Yöntem Çizelgesi. 9 Tablo 03: Şii Uyanışının Demografik Potansiyeli... 32 Tablo 04: Şii Uyanışının Coğrafi Potansiyeli (Şii Nüfusunun Dağılımı) 33 Tablo 05: Tartışmalı Alanlar... 55 http://busam.bahcesehir.edu.tr

Irak taki gelişmelerin Türkiye yi çok yakından ilgilendirdiği yadsınmaz gerçekliğini dikkate alarak merkezimizce hazırlanan Irak, Gelecek Senaryoları başlıklı çalışmamızı bilgilerinize sunuyoruz. Irak ta kısa ve orta vadelerde yaşanması olası gelişmelere ilişkin senaryolara yer verilen çalışmamızın bu konularda düşünce, politika ve yorum üretenlere bir katkısı olabilirse kendimizi mutlu sayacağız. Saygılarımızla. Ercan Çitlioğlu Başkan 1

1. Giriş: Irak Denklemi Tablo 01: Irak; Coğrafi ve Etnik Dağılım Eşleştirmesi Kaynak: CSIS Irak Raporu, Cordesman ve Chair, Ekim 2007 2009 seçimleri ve yukarıdaki haritada belirtilen diğer coğrafi ve demografik veriler göz önünde bulundurulduğunda, Irak ın batısında Suriye sınırını oluşturan vilayetler Sünni; doğuda İran sınırını oluşturan vilayetler, Diyala hariç, kuzeyde Kürt, güneyde ise Şii ekseriyeti haizdir. Türkiye ile sınır komşusu olan alan Irak Anayasası nda Kürdistan Bölgesel Yönetimi olarak adlandırılan bölgedir; Türkmen nüfus kuzey orta Irak arasında dağılmış haldedir ve kimi şehirlerde önemli 2

çoğunluğu oluştursa da; herhangi bir vilayette ekseriyeti haiz değildir. Anılan etnik dağılım coğrafi pozisyon eşleşmesinin bir sonucu olarak: Irak ın çok etnikli ve etnik kimliklerin coğrafi ayrılıklarla birlikte vurgulandığı yapısının; salt ülke içi politik güç paylaşımında değil, Irak ın komşuları bağlamında da önemli bir etki potansiyeline sahip olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle sınır komşulukları; federasyonda olası bir gevşeme ya da muhtemel bir ayrılık sürecinde giderek artan bir belirleyicilik kazanabilecektir. Sınır güvenliğinin yakın gelecekte Irak ın komşuları ile en büyük sorunu ya da komşularının Irak ta etki alanı oluşturmak için kullanabileceği en önemli argüman niteliğinde ortaya çıkması yüksek bir olasılıktır. Özellikle PKK ve PJAK gibi örgütlerin tasfiye edil(e)memesi, Tahran ve Ankara ya anılan etki alanını oluşturması bakımından meşruiyet zemini sağlayabilecek niteliktedir. Irak; petrol kaynakları, Şii Yükselişi olarak adlandırılan trendin geleceği, Türkiye nin güvenlik sorunları, İran ın Orta Doğu daki konumu, Kürt milliyetçiliğinin politik geleceği, köktendinci ve ideolojik terör örgütlerinin eğitim ve pratik alanına dönüşmüş olmak gibi hususlarda kritik öneme sahip olması nedeniyle dış politik ajandanın en karmaşık denklemlerinden birini oluşturmaktadır. Çok aktörlü ve değişken parametreli bu denklem, ABD gibi 1991 sonrası uluslararası sistemin tek başat gücü için dahi önemli sorunlar yaratabilmiştir. Irak taki Amerikan varlığının olumlu ve olumsuz etkilerinin hesaplanması bağlamında, önemli uzmanlar bir fikir birliğinde değildir. Ayrıca, Irak ı oluşturan unsurların motivasyonları ve psiko politik niteliklerinin anlaşılması da, Irak denklemi olarak adlandırdığımız vakanın analizi bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışma konuya, grup dinamikleri, birey temelindeki aktörlerin tutumları, teolojik faktörler gibi farklı açılardan yaklaşacak ve geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaya çalışacaktır. 3

2. Sünni Arap Grupların Nitelikleri, Tutumları ve Psiko Politik Faktörler Sünni Araplar, yakın geçmişe kadar rejimin hakim unsuru olarak tanımlanabilirler. Dolayısıyla politik psikoloji çerçevesinde, hakim sınıf için öngörülen, kolektif kendine güven duygusuna sahip oldukları, göreli statükocu bir yapı sergiledikleri ve kendilerini ülkenin asıl sahibi olarak gördükleri söylenebilir. Bununla birlikte, özellikle 2003 sonrasında, Sünni gruplar; yine politik psikoloji literatüründe sıklıkla belirtilen; mağduriyet psikolojisine sahip olmuşlardır (Çevik ve Ceyhun, 1995). Zira, eski rejimin sahibi ve güç odağı olan Sünni Araplar, ekonomik kaynaklar bakımından göreli dezavantajlı pozisyonlarda kalmışlar, ülkelerinin işgalini, kurumlarının tasfiyesini ve Sünni Baas elitini temsil eden Saddam Hüseyin ve ekibinin idamlarını tolere etmeye çalışırken; önceleri kendilerine göre daha düşük sosyal katmanları oluşturan Kürtler ve bir anlamda Şii Arapların politik ve ekonomik yükselişine tanık olmuşlardır. Buna karşın Sünni mezhebinde imamet kültürünün Şiilikte ki gibi güçlü olmayışı 1, Saddam Hüseyin in ardından karizmatik liderlik rolünü üstlenecek birleştirici bir figürün ortaya çıkamayışı ve Sünni Arap grupların gerek ideolojik gerek feodal yapının sonucu bölünmüşlüğü; söz konusu toplumu birleştirici ve karizmatik liderlikten yoksun bir pozisyona itmiştir. Belirtilmelidir ki, politik psikoloji literatürü, lideri etnik çadırı ayakta tutan direk kimliğinde tanımlamakta ve toplumların yönlendirilmesi hususunda lider figürlere özel bir önem atfetmektedir (Çevik, 2009; Volkan, 1999). Bu nedenle Sünni Arap grup davranışının, Şii Araplar ve Kürtlere göre daha fazla çeşitlilik arz ettiğini öne sürmek olasıdır. Bu noktada, 2003 ABD işgalini izleyen süreçte, Türkmenlerin ve Sünni Arapların, denklemin kaybedenleri olduğunu söylemek mümkün görünmektedir. Çünkü Şii Araplar, Saddam döneminde hayal dahi edemeyecekleri bir politik dominasyon kazanırken; Iraklı Kürtler, kimyasal saldırılara maruz kaldıkları bir ortamdan, Bağdat tan olabildiğince bağımsız bir güçlü özerklik noktasına gelebilmişlerdir. Buna karşın Sünni Araplar elit konumlarını kaybetmişler, Türkmenler ise sistematik şiddet eylemleri ve haklarının gaspedilmesi ile karşı karşıya kalmışlardır. Bununla birlikte, 2003 işgalinin Sünni Araplar üzerinde bir seçilmiş travma yarattığı söylenebilir. 1 Ayrıntılı bilgi için bkz. BÜSAM, İran ı Anlamak, Temmuz 2009. 4

2009 seçimlerine bakıldığında Sünni Arapların katılımının, 2005 yılındaki demokratik süreçlere, özellikle vilayet seçimlerine kıyasla daha yoğun olduğu gözlemlenmektedir. Bu durumu hazırlayan iki temel nedenin bulunduğu düşünülmektedir: 2005 Ocak vilayet seçimleri, direnişçi grupların da etkisiyle Sünni Arapların boykotuna sahne olmuştur. Bu çalışmada, ABD açısından başarılı sonuçları olduğu vurgulanan Bağdat Güvenlik Planı ve söz konusu plana dayalı operasyonları takiben, direnişin Irak genelindeki ve Sünni Araplar üzerindeki etkisi önemli ölçüde kırılmıştır. Bu nedenle, Irak ta demokratik süreçlerin boykot edilmesi ya da anılan süreçler öncesinde ortamın terörize edilmesi hususlarında direnişin imkan ve kabiliyetinin, geçmişe oranla, oldukça düşük olduğu değerlendirilmektedir. 2005 süreçlerinin kısmen dışında kalmak, söz konusu süreçlerin meşruiyetini ya da gerçekleştirilmesini engellemediği gibi Sünni Arapları da oldukça dezavantajlı bir konuma itmiştir. Dolayısıyla 2009 seçimlerine gösterilen göreli daha yoğun katılımın pragmatik nedenlerinin olduğu da göz ardı edilmemelidir. Nitekim 2009 seçim sonuçları, Kürdistan Bölgesel Yönetimi nin üzerlerinde hak iddia ettiği bilinen Ninova ve Diyala vilayetlerinde, Sünni Arap dominasyonunu ortaya koyarak anılan revizyonist tutumu bastıran bir durum yaratmıştır. 2.1. Irak ta Direnişin Kodları ve Sünni Arap Motivasyonu Yukarıdaki değerlendirmeler ve Sünni Arap psiko politik motivasyonu göz önünde bulundurulduğunda, yakın geçmişe kadar ABD ve koalisyon güçlerini en çok zorlayan faktörlerin başında gelen Sünni direnişinin kodları daha net çözülebilecek ve anlaşılabilecektir. Kanımızca, direniş olarak adlandırılan söz konusu paramiliter aktivitenin analiz edilmesi Irak a ilişkin oluşturulacak senaryo ve projeksiyon çalışmaları açısından büyük önem arz etmektedir. Zira, bu çalışmanın temel öngörülerinden biri, ABD nin çekilmesini müteakip, Irak ta Sünni Arapların sisteme ve demokratik süreçlere entegrasyonlarının artarak sürmesi durumunda, mezhepsel şiddet eylemlerinin önemli bir kriz nedeni olmayacağı, ülke içi istikrarın sağlanması adına önemli bir avantaj yakalanacağı yönündedir. Böyle bir gelişme karşısında, 5

şiddet eylemlerinin çok küçük ve kısıtlı gruplar ile sınırlanacağı ve marjinalleşeceği düşünülmektedir. Aksi durumda ise, yani Sünni Arapların çeşitli nedenler ile sisteme, kurumlara ve demokratik süreçlere entegre olamamaları halinde etnik ve mezhepsel çatışmaların fitili ateşlenebilecektir. Bu nedenle, 2007 öncesinde Irak güvenlik ajandasının en önemli parçasını oluşturan direniş eylemleri irdelenecektir. ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) tarafından, 2009 yılında basıma hazırlanan Guide to the Analysis of Insurgency (Ayaklanmalar /direniş hareketleri için analiz rehberi) başlıklı çalışma, direnişi; gerilla savaşı, terörizm, politik mobilizasyon (örtülü parti ve cephe faaliyetleri, propaganda vb.) ve çeşitli uluslararası faaliyetleri yöntem olarak benimseyen; merkezi yönetimlerin kontrol gücünü ve meşruiyetini zayıflatmayı hedefleyen askeri politik aktivite olarak tanımlamaktadır. Söz konusu CIA çalışması, insurgency olarak tanımladığı ve Türkiye de literatürde direniş olarak adlandırılan faaliyetin; merkezi hükümetin yerine ülkenin bir bölümünü ya da tamamını kontrol etme ve alternatif bir yönetim oluşturma ajandası nedeniyle; klasik anlamda terörizm olgusundan ayrıldığını ortaya koymaktadır (Central Intelligence Agency, 2009). Hoffman a göre (2004), Irak taki direniş faaliyeti nitelikleri bakımından yatay, birbirleri ile gevşek bir iletişime sahip ancak piramit şeklinde bir hiyerarşi içermeyen ve ideolojik uyumları da olmayan unsurların yürüttüğü bir ağ savaşıdır. Söz konusu ağı oluşturan unsurlar, Washington Institute bünyesinde yapılan bir çalışmada: Eski rejimin mensupları, Irak dışından ülkeye cihat için gelen unsurlar, Iraklı radikal İslamcı gruplar, İşgale karşı reaksiyon gösteren gruplar, Bazı aşiretler ve Yeni rejim tarafından cezalandırılacak olan suçlular şeklinde sınıflandırılmıştır (Eisenstadt ve White, 2005). Aynı çalışma, bu araştırmanın da görüşleri ile parallelik gösterecek şekilde Sünni Arap gruplar arasında yaşanan ayrışma ve birleştirici liderlikten yoksun niteliğin; direnişe de yansıdığını 6

değerlendirmektedir. Bu nedenle, direnen gruplar kadar direniş motivasyonları da çeşitlilik göstermektedir. Eisenstadt ve White (2005), direniş hareketlerini meydana getiren motivasyonları: ABD ve koalisyon güçlerinin işgaline karşı tepkisellik, Irak Hükümeti ve uygulamalarına karşı tepkisellik, İslamiyet ve cihat temelinde dini motivasyon olarak kategorize etmişlerdir. Bu bağlamda, gerek direniş motivasyonları, gerek direnen gruplarda yaşanan çeşitlilik, salt birleştirici liderlik yoksunluğunun değil, Sünni sosyal/sosyopolitik dokusunun da doğal bir sonucu şeklinde değerlendirilebilir. 2003 ten itibaren Irak taki sosyo politik hareketlilik irdelendiğinde karşımıza çıkan tablo, Şii grupların geniş parçalar halinde (Sadr Grubu, Irak İslam Yüksek Konseyi, El Dava Partisi, Fazilet Partisi) örgütlendiği ve grup disiplinlerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, geçmişte silahlı çatışmaya varan anlaşmazlıklar yaşayan Kürt gruplar (KDP ve KYB), nihai amaca ulaşma bağlamında pragmatik bir koalisyon oluşturabilmişler ve anılan politik birlikteliği sürdürülebilir kılabilmişlerdir. Buna karşın, Sünni sosyal dokusu; yıllarca süren politik elit konum nedeniyle Irak ın Kürt ya da Şii toplumları benzeri bir grup disiplininden uzaktır. 2.1.1. Direnişin Taktik Nitelikleri Irak ta müşahede edilen direnişin temel örgütsel niteliği; yatay olarak örgütlenmiş, birbirleri arasında iletişim kurabilen ancak organik ve hiyerarşik bir yapılanma içinde olmayan hücreler tarafından icra edilmesidir (Hoffman, 2004). Direniş hareketinin, Sünni Arap gruplara ilişkin temel iki amacı, söz konusu toplumu, oluşturulan yeni kurumların (Irak Güvenlik Güçleri, Irak Hükümeti vb.) dışında tutmak; aynı zamanda kitlesel şiddet eylemleri ile Irak politik ajandasında bir belirleyen ve işgalci unsurlara karşı ciddi bir baskı unsuru haline getirmek idi (Eisenstadt ve White, 2005). 2005 yılına bakılacak olursa, Sünni ağırlıklı bölgelerde demokratik süreçlere katılımın az olması ve paralel olarak şiddet eylemlerinde görülen artışlar; anılan dönem itibariyle direnişin taktik başarısı olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte, özellikle Bağdat Güvenlik Planı nın hazırlanması ve icrası sonrasında şiddet 7

eylemlerinde görülen dramatik azalma, 2009 seçimlerine 2005 e oranla daha yoğun katılım ve Irak Güvenlik Güçlerine Sünni Arap gençlerin de ilgi göstermesi sonucu; direnişin Sünni Arapları soyutlama hedefleri hususunda başarısız olduğunu ortaya koymaktadır (Eisenstadt ve White, 2005). Öte yandan bu çalışma, 2009 seçimlerine göreli daha yüksek Sünni Arap katılımın farklı bir boyutu olduğunu da değerlendirmektedir. Bilindiği üzere 2009 vilayet konseyi seçimleri, Diyala ve Ninova da Sünni Arapların üstünlüğünü ortaya koymakta ve Kürt etkisini oldukça azaltmaktadır. Bu noktada, Sünni Arapların salt normalize olan ilişkiler nedeniyle değil, ancak 2005 sonrasında yaşadıkları dışlanmışlıktan kaynaklanan mağduriyetlerini gidermek amacıyla da seçimlere ilgi gösterdiği gözden kaçırılmamalıdır. Yöntemsel açıdan bakıldığında; direnişin daha çok dini sembollerden yararlandığı; Saddam Hüseyin in doğum günü, işgalin yıl dönümü gibi özel tarihlerde ve seçim, referandum gibi politik açıdan önemli olaylar öncesi, sırası ve hemen sonrasında yükselen bir ritme sahip olduğu görülmektedir (Eisenstadt ve White, 2005). Belirtilenlere ek olarak, yakın geçmişe kadar ABD ve Irak Hükümeti nin gündemini belirlediği söylenebilecek direniş ve sistematik şiddetin, çok kısa bir reaksiyon zamanını haiz olduğu değerlendirilmektedir. Tablo 02 de görülebileceği üzere Ramazan gibi dinsel açıdan kutsal dönemler ve anayasa referandumu, parlamento seçimleri gibi önemli politik süreçlerde şiddet eylemleri yükselmektedir. 8

Tablo 02: Irak ta Şiddet ve Direniş Eylemleri Zaman - Yöntem Çizelgesi Açıklama: Yeşil sütunlar Irak altyapı ve hükümet hedeflerine yapılan saldırıları, lacivert sütunlar patlayan ya da imha edilen bomba ve mayınları, pembe sütunlar keskin nişancı silahı, el bombası gibi ateşli silahlar kullanılarak yapılan saldırıları ve bordo sütunlar havan topu, roket ve karadan havaya yapılan saldırıları göstermektedir. Saldırıların en üst noktalarında, hangi önemli tarih ya da olayların yer aldığı belirtilmektedir. Fosforlu sarı ile gösterilen bölümler; Afganistan daki saldırıların Irak takiler ile örtüşen en üst noktaları ve sağ altta sarı ile gösterilen grafik Afganistan saldırıları zaman çizelgesi; kırmızı - sarı yuvarlaklar en üst noktalarıdır. Kaynak: Frederick W. Kagan ve Kimberley Kagan, American Enterprise Institute Yukarıdaki tabloya dayalı olarak dönemsel değerlendirme sürdürülecek olursa; Bağdat Güvenlik Planı nın (BGP) yürürlük kazanması ile şiddet eylemlerinin dramatik bir hızla düştüğü ve ancak, Mukteda El Sadr a bağlı unsurlara karşı düzenlenen Basra ve Sadr Şehri operasyonlarında, klasik anlamda Sünni direnişi ya da El Kaide faaliyeti değil; anılan unsurların mukavemeti nedeniyle artış gösterdiği müşahede edilmektedir. Hemen akabinde El Kaide hedeflerine karşı düzenlenen Diyala 9

operasyonları da direnişin göreli yükselişler gösterdiği ancak BGP öncesi seviyeyi yakalayamadığı bir durumu yansıtmaktadır. Taktiksel olarak değerlendirildiğinde, işgalin ilk yılında diğer yöntemler ile dengelenen ve hatta aşılan bomba mayın eylemlerinin; izleyen dönemlerde dominant taktik anlayışı oluşturduğu görülmektedir. Bu durum, ülkemizde yaşanan PKK terör eylemleri de dikkate alınırsa; direnişçi unsurların insan kaynağı ve imkan - kabiliyet açısından zayıfladığı, bununla birlikte korku unsuruna dayalı olarak psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalıştığı bir dönemi ifade etmektedir kanaatindeyiz. Coğrafi olarak, Bağdat Felluce Ramadi koridoru, Tikrit Bakuba ve kuzey Babil den oluşan bir alanda çok yoğun; diğer Sünni bölgelerinde yoğun olan ve ülkenin geri kalanına da yayılan direnişin (Sadr Grubu özelinde beliren Şii direnç hariç tutulduğunda); 2005 itibariyle Sünni Araplar arasında %45 ile %85 arasında değişen bir desteğe sahip olduğu bilinmektedir (Eisenstadt ve White, 2005). Direniş hareketine ilişkin son olarak belirtilebilecek olan nokta, liderlikten ve hiyerarşik yapıdan yoksun durumun, anılan hareket açısından önemli bir avantaj ve dezavantajı aynı anda ortaya çıkardığı yönündeki saptamamızdır. Gayri Nizami Harp icra eden birliklerle mücadele eden unsurların (Irak özelinde ABD kuvvetleri, koalisyon güçleri ve Irak Güvenlik Güçleri) dayanacağı en önemli unsurlardan biri istihbarat olarak karşımıza çıkmaktadır (Greene, 1965; Central Intelligence Agency, 2009). Sünni grupların dağınıklığı ve El Kaide nin tipik yatay hücre yapısı; özellikle humint hususunda çalışma yapılmasını neredeyse imkansız hale getirmiştir. 2007 Bağdat Güvenlik Planı na (BGP) ve General Petraeus un aşiret liderleri ile işbirliği konseptine kadar direnişin öngörülemez eylemselliği de söz konusu tespiti doğrular niteliktedir. Nitekim Hoffman da (2004), işgalin ilk döneminde istikrarın ve koalisyon güçlerine bağlı unsurların güvenliğinin sağlanması hususundaki başarısızlığın önemli nedenlerinden biri olarak istihbarat eksikliklerini görmektedir. Öte yandan direnişin liderlikten yoksun yapısının, bu hareket açısından ortaya koyduğu temel dezavantajın ideolojik ve politik dağınıklık olduğu düşünülmektedir. Literatürde geniş kabul gören bir tespit çerçevesinde, düşük yoğunluklu çatışmalar, özleri itibariyle askeri değil politik ve ideolojik alanın ağırlık merkezini meydana getirdiği faaliyetlerdir (Central Intelligence Agency, 2009; Özdağ, 2007; Hoffman, 2004; Greene, 1965). Birleştirici liderliğin ideolojik yelpazeyi bütünlük 10

içinde tutarak büyük grupları senkronize biçimde harekete geçirebilme yeteneği, psiko politik yönden inkar edilemez bir gerçeklik olarak ön plana çıkmaktadır (Çevik, 2009; Volkan, 1999). Bu bağlamda, direnişin ve Sünni grupların karizmatik ve birleştirici liderlikten yoksun bulunması; ABD, Irak Hükümeti ve koalisyon güçlerinin karşısında sağlam bir ideolojik pakt bulunmasını engellemiştir. Bu husus; General Petreaus un özellikle Anbar Vilayeti nde El Kaide ye karşı Sünni Arap aşiretler ile işbirliği yapmasını kolaylaştırmıştır. Gelinen noktadan ve ABD güçlerinin Irak tan çekileceği son tarih 2011 den itibaren, Irak ın geleceği açısından kilit önemi haiz olarak değerlendirdiğimiz Sünnilerin sisteme entegrasyonu olgusunun gerçekleştirilmesi açısından, söz konusu ideolojik dağınıklığın önemli olduğu düşünülmektedir. Zira bu husus, sistem karşısında Sünni muhalefetin örgütlü bir nitelik kazanmasının önündeki en büyük engel kimliğinde karşımıza çıkmaktadır. Sünni direnişinin yanı sıra, Irak ta Sadr Grubu ile özdeşleşen bir Şii mukavemetinin de göz ardı edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Ayrıca, 2003 işgalinden sonra ortaya çıkan tablo; herkesin bir oy hakkına sahip olacağı Irak ta, demografik üstünlükleri dolayısıyla Şii Arapların giderek daha önemli hale geleceğini ve söz konusu önemin uzun süreli bir etki yaratacağını ortaya koymaktadır. 2003 2009 pratiği de belirtilen durumu fazlasıyla yansıtır niteliktedir. Bu nedenle, gelinen aşamadan itibaren Şii gruplar, psiko politik motivasyonları ve ABD nin Irak tan çekileceği 2011 Aralık ayı sonrasında önem kazanacağı düşünülen Mukteda El Sadr Grubu (Mehdi Ordusu) irdelenecektir. 3. Şii Arap Grupların Nitelikleri, Tutumları ve Psiko Politik Faktörler Bu aşamada öncelikle Irak Şii denkleminin anahtar faktörleri ortaya konulacak, sonrasında önemli görülen konular detaylandırılarak analiz edilecektir. Genel bir bakış açısıyla Irak Şii denklemine bakıldığında, ortaya çıkan tablonun temel nitelikleri aşağıda sunulduğu gibidir: Şii Arap gruplar, Sünni Araplar gibi; çok parçalı, liderlik figürlerinden yoksun bir yapıyı haiz değillerdir. Bunun yerine daha temel ve nicelik bakımından az parçalı, grup disiplini yüksek ve önemli karizmatik liderlik figürlerine sahip bir karakteristik ortaya koymaktadırlar. 11

Şii mezhebinin yoğun iki motivasyonu olan mazlumluk olgusu ve imamet kültürü 2, grup disiplinini, silahlı çatışmalarda liderin direktifleri doğrultusunda seferber olabilme kabiliyetini (Örn. Sadr Grubu, Bedir Tugayları) ve Saddam deneyimi sonrasında ortaya çıkan mezhepsel gerilimi tetiklemektedir. Şii gruplar; Irak İslam Yüksek Konseyi (IİYK), El Dava Partisi, Sadr Grubu ve Fazilet Partisi olmak üzere dört büyük parçaya ayrılmıştır. Ayrıca Ayetullah Sistani de Irak Şiiliği üzerinde etkin bir figürdür. Sistani, İran asıllı olmasına karşın velayet e fakih anlayışını benimsememektedir ve partiler üstü tutumu zaman zaman pasif davrandığı yönünde eleştirilere maruz kalmasına neden olmaktadır. İran, Irak taki Şii denkleminin önemli bir oyuncusudur. Özellikle Irak İslam Yüksek Konseyi ile organik ilişkileri bulunan ve Pasdaran a bağlı Kudüs Güçleri aracılığı ile Bedir Tugayları nı eğiten İran, 2007 den itibaren Mukteda El Sadr a da ev sahipliği yapmaktadır. El Sadr, Irak taki ABD varlığına yönelik en sert tepkiyi gösteren Şii lider olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca ülke bütünlüğü hususunda önemli hassasiyetler taşımakta ve bunu açıkça beyan etmektedir. Peşmerge kuvvetleri hariç tutulur ise; Maliki Hükümeti emrindeki Irak Güvenlik Güçleri (IGG), El Sadr a bağlı Mehdi Ordusu ve IİYK nın askeri/paramiliter gücü olan Bedir Tugayları Irak ın en önemli silahlı grupları olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, Şii demografinin silahlı güçlerce de desteklendiği ve anılan unsurların önemli politik sonuçlar doğurma kabiliyeti olduğu bir gerçektir. 2003 ten itibaren Irak Hükümeti, Şii Arap dominasyonu ile yürütülmektedir. Maliki dönemi ile birlikte, El Dava Partisi ve Nuri El Maliki nin giderek merkezileşen bir nitelik ortaya koyduğu ve iktidarını pekiştirdiğini söylemek olasıdır. Basra, ülkenin denize çıkışı ve zengin petrol kaynakları dolayısıyla, Irak ın jeopolitik önemi en yüksek vilayetlerinden biri olarak 2 Ayrıntılı bilgi için bkz, BÜSAM, İran ı Anlamak, Temmuz 2009. 12

kabul edilebilir. Kimi Şii gruplar (Örn. IİYK) bu bölgede Kürdistan Bölgesel Yönetimi örneğinde olduğu üzere bir Şii bölgesi isterken, Sadr ülke bütünlüğü argümanı ile anılan talebe karşı çıkmaktadır. Saddam Hüseyin dönemi dinamikleri ve İran İslam Devrimi dolayısıyla, İran/Kum Kenti, Şii mezhebinin kültürel başkenti olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, Şiiliğin en önemli dini (kutsal) merkezleri olan Necef ve Kerbela Irak ta bulunmaktadır. Özellikle Iraklı Şiiler arasında, İran a yakınlık hususunda yaşanan ayrılıklar; yakın gelecekte Necef Kum rekabeti potansiyelini de beraberinde getirebilecektir. Saddam Hüseyin döneminde Sünni Arap dominasyonu dolayısıyla algılanmayan gerçek; Irak ın ağırlıklı olarak bir Şii Arap demografiyi haiz olduğudur. Bu durum, Körfez ülkeleri üzerinde bünyelerindeki Şii nüfus ve Şii Uyanışı olarak adlandırılan politik yükseliş trendi de dikkate alındığında, önemli bir güvenlik tehdidi algısı yaratmaktadır. Söz konusu algının özellikle Suudi Arabistan ve Vahhabi elit tarafından benimsendiğini söylemek olasıdır. Bedir Tugayları ve Mehdi Ordusu arasında silahlı çatışmaya varan olaylar ve IİYK ile Sadr Grubu arasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu noktada, Şii Arap gruplara ilişkin özel olarak belirtilmesinde yarar görülen hususlar ve analizlere yer verilecektir. 3.1. Mukteda El Sadr, Sadr Grubu ve Mehdi Ordusu 2003 işgaline yönelik, Sünni direnişi ve ülke dışından gelen militanlarla birlikte en yoğun muhalefet, silahlı direniş de dahil olmak üzere, Mukteda El Sadr a bağlı ve mevcudunun 50.000 civarında olduğu kabul edilen Mehdi Ordusu tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Sadr tarafından Mehdi Ordusu na bağlı oldukları açıkça dile getirilmeyen ancak, Mehdi Ordusu ile birlikte hareket eden bazı özel gruplar da bulunmaktadır. Sadr, oldukça politize ve Şii dünyasında saygın bir aileden gelmektedir. Büyük amcası, El Dava Partisi nin kurucularından ve Humeyni nin isteği üzerine İslam Devrimi ardından İran Anayasası nı yazdığı da söylenen; El Hakim in de hocası olan 13

Ayetullah Muhammed Bakır El Sadr; babası ise önde gelen Şii lider Muhammed Sadık El Sadr dır. Sadr ın büyük amcası 1980 de Saddam tarafından idam edilerek; babası da 1999 da Baas rejimi tarafından iki oğluyla birlikte arabasında öldürülmüştür (Yavuz, 2009). Mukteda El Sadr ın temel politik duruşunun, Kerkük konusu ve KBY benzeri bir Şii bölgesi kurulması fikrine aynı olumsuz perspektif ile bakmasına neden olacak, hatta federalizme dahi karşı çıkacak boyutta bir ülke bütünlüğü algısı ve silahlı direniş de seçenekler arasında bulundurulmak üzere işgal karşıtlığına dayandığı söylenebilir. Ayrıca, önemli bir Şii figür olmakla birlikte; mezhepsel fanatizm ve ayrılıkçılığa karşı son derece soğuk bir tutum sergilediği de belirtilmelidir. 2003 ten itibaren sergilediği politik tutum dolayısıyla Sadr, bir milliyetçi olarak da değerlendirilebilir. 3 2007 yılından itibaren İran da bulunan Sadr ın, hem Irak ta olmasının yaratacağı güvenlik sorunları, hem de ayetullah ünvanı kazanmak amacıyla eğitim almak için söz konusu ülkede bulunduğu değerlendirilmektedir. 3.1.1. Mehdi Ordusu na Karşı Yürütülen Operasyonlar, Mehdi Ordusu nun ve IGG nin Performansları Mehdi Ordusu nun gücü, 2008 yılında Basra, Bağdat Sadr Şehri ve sonrasında, Sadr güçlerine İran üzerinden silah akışının sağlandığı Amara da IGG ve ABD Kuvvetleri ne bağlı unsurlar tarafından gerçekleştirilen operasyonlar sonucu kırılmıştır. Öte yandan; aynı operasyonlar IGG nin henüz müstakil olarak operatif kabiliyet kazanmadığını göstermesi bakımından da önem arz etmektedir. Zira Basra da 30.000 IGG mensubuna 6.000 kişilik bir ABD gücü ve ek olarak ABD hava desteği eşlik etmiş, Bedir Tugayları nın da destek verdiği operasyon ancak bu şekilde başarılı sonuç vermiştir (Cordesman ve Ramos, 2008). Maliki nin anılan operasyonlara destek vermesi, ülke genelinde merkezi otoriteye duyulan isteği tetiklemiş ve 2009 vilayet konseyi seçimlerinde Maliki ye bağlı Hukuk Devleti koalisyonu önemli bir başarı etmiştir. Öte yandan, Basra Operasyonu nu takiben, taraflar arasında görüşmelerin İran ın arabuluculuğunda ve Kum da yürütülmesi de, söz konusu ülkeye Irak denkleminde önemli bir avantaj sağlamış görünmektedir. 3 Strafor, Geopolitical Diary: A Return For Al Sadr? 2009. 14

Sadr Grubu, özellike Mukteda El Sadr ın son açılımları ile birlikte Lübnan Hizbullah ını oldukça andıran bir görünüm kazanmıştır. Silahlı mücadelenin daha sınırlı ancak ateş gücü ve mobilitesi yüksek gruplarca yürütüleceğini söyleyen ve hareketini sosyo politik, ekonomik ve kültürel bir zemine taşıyacağını belirten Sadr; Bağdat içinde sayıları 2-2,5 milyon olarak tahmin edilen yoksul Şii kesimlere yönelik yoğun sosyal ve ekonomik yardımlarda bulunmaktadır. Özellikle yeniden yapılanma, sağlık, eğitim, kültür, temel ihtiyaçlar gibi konularda geniş kesimlere ulaşabilen Sadr, bu yönüyle de popülaritesini arttırmaktadır. Nitekim, Lübnan Hizbullah ı ile politik ve askeri alanlarda işbirliği yapıldığı, bizzat Sadr tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Basra da Sadr unsurlarına karşı gerçekleştirilen operasyonlara, Mehdi Ordusu ve özel güçler tarafından, Irak ta en güvenli alan kabul edilen Yeşil Bölge ye (Green Zone) havan ve roket saldırıları ile karşılık verilmesi, Hizbullah ile benzeşmenin taktik ve operasyonel zeminde de yaşandığı yönünde belirtiler vermektedir (Cordesman ve Ramos, 2008). 3.1.2. Mukteda El Sadr ın İran İkameti; Türkiye ve Suriye Ziyaretleri Sadr ın İran daki ikameti irdelenmeden önce, 2009 bahar ve yazında yaptığı iki önemli ziyaretin aktarılmasında yarar görülmektedir. Mukteda El Sadr, 1 Mayıs 2009 da Türkiye; 20 Temmuz 2009 da da Suriye ziyaretleri gerçekleştirmiştir. Türkiye ziyareti esnasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilen Sadr, Şam da da Devlet başkanı Beşar Esad ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. ABD tarafından aranmasına karşın Türkiye de en üst düzeyde görüşmeler gerçekleştiren Şii liderin sözcüsü Şeyh Salah El Ubeydi, Türkiye yi eski bir dost olarak niteleyerek üst düzey güven duyduklarını ifade etmiştir. 4 Gerek Türkiye, gerekse Suriye ziyaretleri kapsamında yapılan kısa açıklamalarda, Irak ın toprak bütünlüğü vurgusu yapılması önemli görülmektedir. Zira, yakın geçmişe kadar, hatta bugün de, birçok analistin Irak ın geleceğine ilişkin görüşü, toprak bütünlüğü vurgusunun bir temenniden öteye gidemeyeceği şeklinde idi. Bununla birlikte; Iraklı Kürtlerin elde ettikleri politik kazanımları bağımsız bir devlete dönüştürmek için gerekli imkan ve koşulları oluşturmaları önündeki güçlükler, Merkezi Irak Hükümeti nin güçlenmesi ve ABD nin stratejik odağının Afganistan 4 Irak Türkmen Cephesi Resmi İnternet Sitesi 15

Pakistan eksenine kayması durumu değiştirmektedir. Kanımızca, gelinen aşamada Irak ın toprak bütünlüğünün korunması, tüm risk ve tehditlere karşın yine de mümkün görünmektedir. Bu noktada, Sadr ın İstanbul ve Şam ziyaretleri karşılıklı çıkarların korunması bağlamında özel bir önemi ifade ediyor görünmektedir. Çünkü, Sadr her ne kadar İran da dinsel eğitimini tamamlıyor ve Mehdi Ordusu Kudüs Güçleri nden destek alıyor olsa da; Sadr ın İran ile ilişkiler hususunda IİYK dan çok farklı, bağımsızlık ve Irak ın toprak bütünlüğü odaklı bir duruşu olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Türkiye ve Suriye nin, Irak ta toprak bütünlüğünün korunması adına Sadr ı kullanması ve Sadr ın da hem Irak içindeki unsurları hem de İran ı dengelemek amacıyla anılan iki ülkenin, özellikle Türkiye nin, Irak ve Orta Doğu daki önemli etkisinden faydalanması dışlanmaması ve değerlendirilmesi gereken bir olgu kimliğindedir. Karşılıklı yarar esasına dayalı Şam Sadr ve Ankara Sadr modellerinden hangisinin Sadr tarafından önceleneceği ise anılan figürün politik tutumu ile yakından ilgili olacaktır. Zira, Suriye ile yakın işbirliğini seçer ise, El Sadr için, Washington ve İsrail in gözünde daha da marjinal bir imaj kazanma ve giderek daha önemli bir tehdit haline gelme riski her zaman mevcuttur. Türkiye ise, Irak a müdahale için PKK dan kaynaklanan güvenlik sorunları ve Türkmenlerin hakları dışında görünür bir nedeni bulunmayan, Irak ın toprak bütünlüğünü resmi ve en üst düzey makamları aracılığıyla vurgulayan, revizyonist ya da irredentist olmayan vizyonu ve Irak ın toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik resmi politikasının içsel dinamiklerden kaynaklanan endişelerle de beslenen bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına ilişkin muhalefeti dolayısıyla hem Sadr ın ülkesine ilişkin görüşleri ile çelişmemekte; hem de ABD ve Batı ile ilişkileri vasıtasıyla Sadr ın normalizasyonu ve merkezileşmesi adına önemli fırsatlar sunabilmektedir. Sadr ın İran ikameti ise, Kum ve Tahran ın Irak a ilişkin tercihleri ile yakından ilgilidir. Sadr ın Kum da eğitim görerek, ayetullah ünvanı ile anılarak kullanılması velayet-e fakih i benimsemeyen Sistani nin varlığı da düşünüldüğünde bir seçenektir ancak hem söz konusu eğitimin 2011 e kadar bitmesi Şia ruhban hiyerarşisi açısından meşruiyet sorunları yaratabilir hem de Sadr, IİYK gibi pro İran bir tutum sergilememektedir. Bu nedenle Sadr ın Necef e dönerek, ayetullah olma yolundaki eğitimini burada tamamlası da dışlanmaması gereken bir seçenektir. 16

Öte yandan, 2003 ten başlayarak geliştirdiği agresif tutum, sözü edilen Şii lidere popülarite sağlarken; önemli güvenlik sorunlarını da eşliğinde getirmiştir. İran ın anılan güvenlik sorunlarından fazlasıyla yararlandığı; ve Kum merkezli Şii anlayışa bir rakip oluşmasını önlemek amacıyla Sadr ı misafir ettiği değerlendirilmektedir. Nitekim gerek Türkiye gerekse Suriye ziyaretleri esnasında Sadr ın İran uçağı kullanması, belirtilen vesayete ilişkin bir fikir verebilir. Bu noktadan itibaren önemli görülen diğer Şii gruplara ilişkin değerlendirmelere yer verilecektir. 3.2. Dava Partisi (Hizb el-dava el-islamiyye) 2009 yılının Ocak ayında Irak ta 14 vilayette yapılan vilayet konseyi seçimlerinde 9 vilayette birinci olan ve liderliği Irak Başbakanı Nuri El-Maliki tarafından yürütülen Dava Partisi, 1957 yılında Şii inancında önemli yer teşkil eden Necef te Muhammed Bakır El Sadr tarafından kurulmuştur. Partinin liderleri uzun yıllar Baas yönetiminin uygulamaları nedeniyle yurtdışında kalmışlardır. Dava Partisi nin geçmişine yönelik, orjinal belgeleri de kapsamak üzere, yaptığımız çalışmalar, partinin kurulduğu günden bugüne dramatik dönüşümler geçirdiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu dönüşümler, 1970 lerin ortasında partinin İslamcı reformist bir örgütten devrimci bir harekete dönüşmesi, İran-Irak savaşı ile birlikte partinin kendini İran a taşıması, 1980 lerin sonlarında ise İran otoritesinden uzaklaşması olarak sıralanmaktadır (Yamao, 2008). Belirtilen dönüşümlere, Irak ta Saddam ın devrilmesinden bu yana geçen zaman içinde Dava Partisi nin pozisyonunun merkeziyetçi ve ülke bütünlüğü bağlamında milliyetçi bir söylem geliştirmesi de eklenebilir. Amerika Birleşik Devletleri nin Irak ı işgal etmesinin ardından Dava Partisi liderleri Irak a geri dönmüştür. Yeni yönetimin oluşması sürecinde Dava Partisi, başta toplantılara katılmamış olsa da, daha sonra sürece dahil olmuştur. Geçici yönetimde Caferi tarafından temsil edilen parti, insan haklarına dayalı çoğulcu bir toplum oluşturulmasından yana bir tutum sergilemiştir. Irak ta 2005 yılında anayasanın oluşturulmasından bu yana yapılan seçimler (Aralık 2005 ve Ocak 2009) Dava Partisi nin Irak genelinde yakaladığı başarı ile sonuçlanmıştır. Aralık 2005 te yapılan seçimlerin ardından güvenliği tesis edemediği ve Şii, Sünni ve Kürt grupların 17

beklentilerine yanıt veremediği gerekçesiyle görevi bırakmaya zorlanan El Caferi nin yerine, Dava Partisi nde önemli bir yere sahip Nuri El Maliki Başbakan olmuştur. Dava Partisi ile Irak İslam Yüksek Konseyi (daha önce Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi) arasında Irak ta bulunan Şiilerin liderliğine yönelik süregelen rekabet Maliki döneminde de devam etmiştir. İki grup arasında var olan diğer önemli farklılıklar; İran a ilişkin tutumları ve federalizm konusundaki görüş ayrılıkları olarak sıralanmaktadır. Irak ta var olan tüm Şii gruplar İran la ilişki içinde olsa da Dava Partisi nin daha merkeziyetçi tutumu ile Irak İslam Yüksek Konseyi nden ayrıldığı söylenebilir. IİYK, Irak ın güneyinde Şii nüfusun ağırlıkta olduğu dokuz vilayetin birleşmesiyle oluşacak bir bölgenin oluşturulmasını savunmakta, Maliki yönetimi ise buna karşı çıkmaktadır. Belirtilmelidir ki, Ocak 2009 da gerçekleştirilen vilayet konseyi seçimlerinde IİYK büyük bir gerileme içine girmiş, Dava Partisi IİYK dan boşalan yeri doldurarak söz konusu vilayetlerde büyük bir başarı kazanmıştır. IİYK ya bağlı milis kuvvetler olan Bedir Tugayları, önemli ölçüde Irak Güvenlik Güçleri ne eklemlenmiştir. Özellikle Sadr Grubuna yönelik yürütülen operasyonlarda, Bedir Tugayları merkezi hükümete bağlı güçler ve koalisyon askerleriyle, operasyonun askeri sonuçları bakımından, başarılı kabul edilen bir işbirliği gerçekleştirmişlerdir. Doğal olarak, Dava Partisi ve Başbakan Nuri El Maliki nin mücadele ettiği bir diğer grup ise Sadr Grubu dur. Basra da ve Sadr Şehri nde (Sadr City) başta olmak üzere Mehdi Ordusu na yönelik gerçekleştirilen operasyonların Sadr Grubunu zayıflatması sonucunda Dava Partisi diğer Şii gruplara karşı olan üstünlüğünü daha da artırmıştır. Irak Hükümeti nin, diğer gruplar tarafından da tehdit olarak algılanan Sadr Grubuna karşı yürüttüğü operasyonlar; Sünniler, Kürtler ve Sadr a rakip Şii gruplar tarafından da memnuniyetle karşılandığından Nuri El Maliki nin ülke genelinde saygınlığını arttırdığı gözlemlenmektedir. Nuri El Maliki ve liderliğini yürüttüğü Dava Partisi nin, ülke genelinde itibarını yükselten bir diğer önemli etken ise başta Kerkük sorunu olmak üzere Kürt gruplara karşı ülke bütünlüğünü savunan bir tutum geliştirmesidir. Irak taki Arap grupların, IİYK ve Fazilet başta olmak üzere bir Şii bölgesini savunanlar hariç, hemen hemen hepsi ülkenin bütünlüğünden ve merkeziyetçilikten yanadır. Özellikle petrol anlaşmaları, Kürdistan Bölgesel Parlamentosu nda onaylanan bölgesel anayasa taslağı ve Kerkük ve üzerinde hak iddia edilen diğer bölgelerin Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırlarına 18

dahil edilmesi konularında Maliki hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi bir güç mücadelesi içindedir. Dava Partisi nin ülke genelinde yakaladığı başarının etkenlerinden biri de aşiretler ile kurulan iyi ilişkilerdir. Bağdat Güvenlik Planı nın uygulamaya konmasının ardından Sünni aşiretlerin El Kaide ye karşı Irak Hükümeti ve ABD kuvvetleriyle işbirliği yapması, Irak ın Evlatları (Sons of Iraq) adlı grubun oluşturularak Irak Güvenlik Güçleri ne entegre edilmesi ve Maliki Hükümeti nin Şii aşiretler ile kurduğu ilişkiler, Maliki nin başbakan olarak güvenilirliğini arttıran önemli etkenler olarak gözlemlenmektedir (Erkmen, 2009). Tüm bu etkenler göz önünde bulundurulduğunda, Dava Partisi ve Nuri El Maliki nin Ocak 2010 da yapılacak parlamento seçimlerinden sonra da etkinliğini devam ettireceği değerlendirilmektedir (Katzman, 2009). Maliki Hükümeti nin gelecekteki konumunu belirleyecek etkenler arasında Kürt taleplerine karşılık ne derece kararlı olduğunun, ülkede artış gösterebilecek bir mezhepler arası çatışma ihtimaline karşı ne ölçüde etkin önlemler alabildiğinin ve mevcut durumda yakalamış olduğu başarıda pay sahibi olan gruplarla arasındaki ilişkinin hangi boyutta devam edeceğinin kritik olacağı değerlendirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri nin asker çekme sürecinde bulunduğu bir dönemde, ülkede sağladığı etkinlik bağlamında başarılı bir konumda olan Maliki nin, söz konusu başarıyı arttırarak devam ettirmesi ülkedeki istikrar ve bölgedeki güvenlik algılamaları bağlamında önem teşkil etmektedir. Bölgede ve Irak ta istikrarsızlık yaratacak bir ayrışma sürecinin önünde Dava Partisi Hükümeti nin sosyo ekonomik ve güvenlik alanlarındaki başarısının önemli bir engel teşkil edeceği değerlendirilmektedir. 3.3. Irak İslam Yüksek Konseyi 1982 yılında Saddam rejimine muhalif bir örgüt olarak Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK) adıyla 1986 ya kadar liderliğini yürüten Ayetullah Muhammed Bakır El-Hakim tarafından İran da kurulmuştur. Konsey, İran dan Saddam Hüseyin diktatörlüğüne karşı savaşmak ve teokratik yönetimi hakim kılmak için doğrudan finans ve silah desteği almıştır. Örgüt İran Irak savaşını müteakip, Saddam Hüseyin i devirme amacıyla mücadelesine devam etmiş, bu bağlamda silahlı 19

mücadeleyi halka yayma, paramiliter unsurların nitelik ve niceliğini arttırma, diğer yerel muhalif güçlere destek sağlama gibi hedefler belirlemiştir 5. Özellikle ABD işgali sonrası güçlenmeye başlayan Konsey, 11 Mayıs 2007 tarihinde devrim şartlarının kalktığı esasını dikkate alarak resmi adından Devrim sözcüğünü çıkararak Irak İslam Yüksek Konseyi (IİYK) adını almıştır 6. Politik olarak varlığını IİYK adıyla sürdüren örgüt, aynı zamanda Irak Hizbullahı, büyük önem verdiği sosyal alanda El-Mihrab Şehitleri Vakfı ve Bedir Tugayları nı bünyesinde barındıran kompleks bir yapıdır. 2005 Vilayet Konseyi Şeçimleri nde başarılı bir tablo ortaya koyan IİYK Bağdat, Kasidiye, Basra, Necef, Babil gibi birçok vilayette önemli oranda oy toplamış ancak 2009 seçimlerinde en güçlü olduğu Bağdat, Kadisiye, Basra gibi vilayetlerde dahi önemli bir varlık gösterememiştir. Halihazırda IİYK liderliğini üstlenen Seyit Abdül Aziz Muhsin Mehdi El-Hakim in akciğer kanseri olduğuna yönelik spekülasyonlar, kuşkusuz ki Konsey in orta ve uzun vadede politikalarını etkileyecektir. Dış bağlantıları bir hayli önemseyen Yüksek Konsey, kurucusu Muhammed Bakır El-Hakim in yurtdışı ziyaretlerini ön plana çıkarmış, bu ziyaretleri resmi sitelerinde belirttikleri üzere...başkanmışcasına karşılanması açısından politik bir zafer olarak yorumlamıştır. Bu bağlantıların bir uzantısı olarak Yüksek Konsey in, Kanada, Fransa, Hollanda, İsveç, Norveç, Finlandiya, Avustralya ve daha birçok ülkede aktif olarak akredite edilmiş unsurları vardır 7. Örgütün İran la olan bağlantıları sadece manevi düzlemde düşünülmemelidir. İran la Konsey arasında devam eden resmi bir bağlantı olup olmadığı kanıtlanamayacak olsa da unutulmamalıdır ki İran ın yönetici elitlerinden yargı erkinin başında bulunan Ayetullah Mahmut Haşimi Şahrudi, Saddam rejimi döneminde Konsey de liderlik yapmıştır 8. Söz konusu liderlik bile halihazırda devam etmesi muhtemel bağlantıları ortaya koymaktadır. 5 Irak İslami Yüksek Konseyi resmi internet sitesi. 6 Irak İslami Yüksek Konseyi resmi internet sitesi. 7 Irak İslami Yüksek Konseyi resmi internet sitesi. 8 İran ı Anlamak BÜSAM, 2009 20

3.3.1. Bedir Tugayları (Badr Corps) Yüksek Konsey in paramiliter gücünü oluşturan Bedir Tugayları, ilk zamanlarda, isminden de anlaşılacağı üzere, tugay bazında bir yapılanma olarak ortaya çıkmış, daha sonra tümen ve en sonunda da İngilizce de de ifade edildiği üzere kolordu (corps) düzeyine erişmiştir ancak literatürde hala tugay adıyla kullanıldığı için bu çalışmada Bedir Tugayları olarak anılacaktır. Bedir Tugayları piyade, zırhlı unsurlar, topçu, hava savunma ve komando unsurlarından oluşan bir düzendedir 9. İnsan kaynağı olarak eski Irak Ordusu subayları, Irak Ordusu kaçakları ve Iraklı göçmenler değerlendirilmektedir. Silahlı gücü kimi kaynaklarca 20.000 10, kimi kaynaklara göre de 10-15 bin olarak kabul edilmektedir (Arı, 2004). Sayısal olarak net rakamlar seslendirmek doğru olmasa da, Şiiler arasında en disiplinli, kaynaklar yönünden zengin ve etkili askeri paramiliter güç olarak kabul edilmektedir 11. 2003 yılında, ABD nin tugayların tasfiye edilmesi talebine karşın aktivitesini devam ettirmiş ancak mümkün olduğunca, politik kanadının (IİYK) ılımlı yöntemleriyle de uyuşacak bir şekilde 12, ABD güçleri ile mücadele içine girmekten kaçınmış; hatta bazı unsurlarıyla Irak Güvenlik Güçleri (IGG) ne dahil olmuştur 13. 1983 te kurulan Bedir Tugayları nın genel sekreterliğini Hadi El-Amiri yürütmektedir. Amiri, 2008 yılında Sadr kuvvetleri ile IGG arasında yapılan barış görüşmelerine katılanlardan biri olmuştur (Cordesman ve Ramos, 2008). Yüksek Konsey resmi makamlarınca da belirtildiği üzere, özünde İslam Devrimi sonrası İran rejiminin en büyük tehdit kaynaklarından olan Halkın Mücahitleri Örgütü yle savaşmak için kurulan Bedir Tugayları, günümüzde Irak ın yeni iç dinamiklerden ötürü Mehdi Ordusu ve Sünni direnişçilerle rekabet ve mücadele halindedir. Bedir Tugayları, Fazilet Partisi ne bağlı unsurlarla petrolün ve Basra da limanların kontrolü gibi alanlarda çıkar mücadelesi içinde yer almaktadır. 9 Irak İslami Yüksek Konseyi resmi internet sitesi. 10 Iraq: Angry Hearts and Angry Minds The Senlis Council Security and Development Policy Group, London, June 2008. 11 Stratfor Iraq: The Mehdi Army s Transformation, November 2007. 12 Irak İslami Yüksek Konseyi resmi internet sitesi. 13 The Senlis Council Security and Development Policy Group Iraq: Angry Hearts and Angry Minds, London, June 2008. 21

3.4. Fazilet Partisi Fazilet Partisi, liderliğini Mukteda El Sadr ın babasının öğrencisi olan Muhammed El Yakubi nin yürüttüğü, esas faaliyet alanı olarak Basra ve çevre yerleşim yerlerinde etkin olmuş bir partidir. Fazilet, Şii partiler arasında diğer üç gruba göre en küçük gruptur. Ocak 2009 da yapılan vilayet seçimlerinden önce Basra Valiliği ni yürüten Muhammed El Vaeli Fazilet Partisi nin bir üyesidir. Fazilet Partisi, Basra Vilayeti nin özerkliğini talep etmektedir. Muhammed El Vaeli nin Basra Valiliği ni yürüttüğü dönemde vilayetin Petrol Tesisleri Koruma Gücü nü oluşturan Fazilet, yolsuzluk ve petrol kaçakçılığında etkili bir grup olarak değerlendirilmektedir. Fazilet ile IİYK, petrol kaçakçılığında birbirlerine rakip olduklarından çekişme halinde olmuşlardır. Ocak 2009 daki vilayet konseyi seçimleri ile birlikte Fazilet, Basra vilayetinde önemli oranda güç kaybına uğramıştır. 3.5. Iraklı Kürt Grupların Son Durumu Kürdistan Bölgesel Parlamentosu, 25 Haziran 2009 tarihinde yeni bir bölgesel anayasa taslağını kabul ederek bölgesel seçimlerin yapılacağı 25 Temmuz 2009 tarihinde referanduma sunulmasını karara bağlamıştır. Daha sonra merkezi hükümete bağlı seçim komitesinin seçimlerle aynı tarihte referanduma sunulmasının imkansız olduğunu belirttiği anayasa taslağı, halihazırda Kürdistan Bölgesel Yönetimi nin sınırları dahilinde olan vilayetler haricinde Ninova, Kerkük ve Diyala vilayetlerinde yer alan bölgeleri tek taraflı olarak Kürdistan doğal sınırları içinde kabul eden bazı maddeleri içinde barındırmaktadır. Bölgesel parlamentonun söz konusu kararına, Kerkük başta olmak üzere, üstünde hak iddia edilen vilayet konseylerinin Arap ve Türkmen üyelerince şiddetle karşı çıkılmıştır. Bu gelişmeleri müteakip bir süredir Ninova vilayetinde var olan Arap-Kürt gerginliğinde tırmanış gerçekleşmiş, vilayet konseyinin Kürt üyeleri valinin ayrımcılık yaptığını ileri sürerek hakim bulundukları 16 idari birimi içine alacak yeni bir vilayet konseyi oluşturma tehdidinde bulunmuştur. Washington Post gazetesinde yayınlanan bir röportajda Kürt liderler, 2003 yılından bu yana savaş olasılığının ilk kez bu kadar yüksek olduğunu belirterek Irak Güvenlik Güçleri ile Peşmerge arasında gerçekleşebilecek bir çatışma olasılığının arttığını ileri sürmüştür. Merkezi hükümet ile bölgesel yönetim arasındaki ayrışma noktalarından biri de petrol gelirleri ile ilgilidir. Petrol gelirlerini arttırmasının merkeze karşı özerkliğini 22

geliştirecek olması, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ni bu alanda da tek taraflı adımlar atmaya yönlendirmektedir. Ocak 2009 da Irak ın 14 vilayetinde yapılan vilayet konseyi seçimlerinde Irak ın Kürt bölgesi ve Kerkük dışında kalan kısmının demokratik gelişme ve uzlaşma süreci içinde olduğu gözlemlenirken, Kürdistan Bölgesel Yönetimi için benzer bir değerlendirilmenin yapılamayacağı, bölgede hakim durumda bulunan iki büyük partinin (KDP ve KYB) kurduğu egemenlik ağının bölgede bir demokrasi açığı yarattığı dile getirilmektedir (Weinberger, 2009). Saddam rejiminin sona ermesinden bu yana bölgenin Irak ın diğer bölgeleriyle kıyaslandığında istikrar ve demokratik gelişimin merkezi şeklindeki yakıştırmalar ağırlık kazanmış gibi görünmesine rağmen, son dönemde tersine bir sürecin işlemekte olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Bölgesel Yönetim in sınırların genişlemesi ve petrol anlaşmaları gibi konularda tek taraflı attığı adımlar, merkezi hükümetle var olan krizi derinleştirmekte ve Irak ın istikrarı için tehdit oluşturmaktadır. Bölgede 2005 yılından bu yana ilk kez seçim yapılacaktır. Seçim yarışına giren partilerin söylemleri göz önüne alındığında KDP ve KYB yönetimleri tarafından ekonomik kaynaklar, medya ve kamu kurumları üzerinde kurulan tahakkümün ve yolsuzlukların eleştirildiği gözlemlenmektedir. Söz konusu eleştirileri seslendiren parti ve adayların mevcut yönetimi değiştirme olasılığı şimdilik az görülse de, belirtilen rahatsızlıkların dile getiriliyor olması yine de önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Bölgesel parlamento ve başkanlık seçimleri sürecinde ortaya çıkan rekabet, her ne kadar pragmatik bir düzlemde uyum içinde görülseler de KYB ve KDP arasında geçmişte yaşanan rekabet ve çatışmalardan bağımsız düşünülmemelidir. Bu çalışmanın öngördüğü şekilde, ileride Sünni Arap figürlerin devlet başkanlığına getirilmesi durumunda KYB, pratik anlamda ağırlıkla Kürdistan Bölgesel Yönetimi ne geri dönüş yapacağından, söz konusu tarihsel rekabet geleceğe dair bazı fikirler edinmemizi sağlayabilecek niteliktedir. 3.6. Türkmenlerin Son Durumu Amerika Birleşik Devletleri nin asker çekme sürecini işlettiği ve 30 Haziran 2009 tarihi itibariyle şehirlerden çekilerek Bağdat Güvenlik Planı nı fiili olarak sona erdirdiği bir dönemde Kerkük ve Ninova vilayetlerinde Türkmenler in yaşadığı bölgelere yönelik saldırılarda artış olduğu gözlemlenmektedir. 30 Haziran tarihinin öncesinde 23

ve sonrasında halkın hedef alındığı eylemlerde çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, saldırıların hedefinde ağırlıkla Şii Türkmenler in yaşadığı bölgeler yer almıştır. Amerika Birleşik Devletleri nin Irak ı işgalinin ardından başta Kerkük vilayeti olmak üzere Türkmenler in yaşadığı bölgelerde nüfus kayıtları tahribata uğratılmıştır. Yapılan çalışmalar incelendiğinde Ninova(Musul), Kerkük, Erbil, Selahaddin, Bağdat ve Diyala vilayetlerinde yaşadığı belirtilen Türkmenlerin nüfusunun oranı konusunda çoğunlukla Batılı kaynaklarda yer alan bilgiler ile Türkmen ve Türkiye kaynakları arasında derin farklılıkların olduğu göze çarpmaktadır. Genellikle Irak Hükümeti nden sağlanan verilerden hareket eden ve Batılı ülkelerde yayınlanan kaynaklarda verilen bilgiler Türkmen nüfusun Irak ın toplam nüfusa oranının yüzde 5 i geçmediği yönündedir. Amerika Birleşik Devletleri nde 1990 da yayınlanan bir rapora göre Irak taki Türkmen nüfus 220,000 civarındadır. CIA tarafından verilen oranlara göre ise Irak ta Arap ve Kürt nüfus dışında kalan azınlıkların oranı 5% olarak tahmin edilmektedir (Oğuzlu, 2004). Türkmen kaynakları ise yukarıda belirtilen oranlardan çok farklı veriler ortaya koymaktadır. Ziyat Köprülü yukarıda belirtilen vilayetlerde yaşayan Türkmenlerin nüfusunun en düşük ihtimalle 2 milyon civarında olduğunu belirtmektedir. Mustafa Ziya, Türkmen nüfusunun 2,6 milyon civarında olduğunu ileri sürerek, oranın 15% ten az olamayacağını ileri sürmektedir (Oğuzlu, 2004). Irak ta Türkmenlerin yaşadığı bölgeler incelendiğinde, daha çok Arap ve Kürt bölgeleri arasında kalan yerleşim bölgelerinde ve dağınık şekilde yaşadıkları değerlendirilmektedir. Irak Türkmenleri, Birinci Dünya Savaşı ardından başlayarak Baas rejimi sırasında çok üst düzeylere varacak şekilde baskı, şiddet ve nüfus oranlarının değiştirilmesine yönelik yer değiştirmelere tabi tutulmuşlardır. Türkmenlerin uzun zamandır baskı altında yaşamalarının ve dağınık yapılarının, ABD işgali sonrası Irak ta Kürtler ya da Şiiler gibi güçlü politik hareketler yaratmalarını engelleyecek düzeyde bir çaresizlik yarattığı değerlendirilmektedir. 2005 yılından bu yana yapılan seçimler incelendiğinde Türkmen hareketlerinin etkili bir birliktelik sağlayamadıkları açıktır. Mevcut koşullarda parlamentodaki niceliksel güçleri zaten sınırlı olan Türkmen hareketlerin ortak paydada birleşmekte sıkıntı çekmeleri ülkenin geleceğinin şekillendirilmesinde rol üstlenme olanaklarını azaltmaktadır. İşgalin ardından daha çok Kürt ve Arap gruplarla iletişim kuran Amerika Birleşik Devletleri nin çekilme sürecinde, özellikle Kerkük gibi sorunlar bağlamında, Türkmen siyasi hareketleri ile eskisinden daha çok diyalog kuracağı tahmin edilebilir. 24

4. 2009 Vilayet Konseyi Seçimleri Değerlendirmesi Seçim sonuçlarının tartışmasız galibi halihazırda Başbakanlık görevini yürüten Nuri El Maliki nin partisi El Dava nın listesi olan Hukuk Devleti Listesi olmuştur. Seçimlerin yapıldığı 14 vilayetin 9 undan zaferle ayrılan Hukuk Devleti Listesi, Şii nüfusun yoğun olduğu bölgelerde rakip listeleri geçmeyi başarmıştır. Seçimler, dini vurgu yapan liste ve partilerin genel olarak gerilemesi ile sonuçlanmıştır. Irak İslam Yüksek Konseyi önemli derecede gerileme yaşamıştır. İran la olan ilişkisinin yarattığı rahatsızlığın belirtilen durumda etkili olduğu değerlendirilmektedir. Irak İslam Yüksek Konseyi ve Sadr Grubunun zayıflaması Nuri El Maliki nin partisi El Dava için önemli bir avantajı beraberinde getirmiş ve Hukuk Devleti listesi, Maliki nin aşiret liderleri ile kurduğu iyi ilişkiye de bağlı olarak Şii rakiplerini geçmeyi başarmıştır. (Erkmen, 2009) Bağdat Güvenlik Planı ve Irak Güvenlik Güçleri nin destek alarak yaptığı operasyonlar, göreli istikrarlı ve şiddetin azaldığı bir dönemde Maliki nin güvenliğin tesisinde başarılı olduğu algısı yaratmıştır. (Erkmen, 2009) 2005 yılında direnişin de etkisi ile ilk seçimleri boykot eden Sünniler, bu seçimlere aktif olarak katılmışlardır. Sünni grupların Diyala ve Ninova vilayetlerinde birinci sırada yer alması, söz konusu yerlerin demografik yapıları, etnik ve mezhepsel dağılımı ve şiddet eylemleri geçmişi bağlamında göz önünde bulundurulduğunda, önemli bir durum olarak değerlendirilmektedir. Belirtilen vilayetler, Kürt gruplarının sınırların genişlemesine yönelik olarak tek taraflı yaptığı girişimlerden dolayı merkezi yönetimle aralarında çıkabilecek bir çatışmanın ön cepheleri olarak görülmektedir. Ayrıca, Diyala vilayeti, Şii Arap ve Sünni Arap grupların bir arada yaşadığı bir bölge olduğu ve geçmişte yaşanan mezhepsel çatışmalar sırasında birçok saldırının söz konusu vilayette gerçekleştirildiği de göz önünde bulundurulduğunda, olası bir mezhepsel çatışmanın patlak verebileceği bölgelerden birisi olarak dikkate alınmaktadır. 25

Vilayet seçimleri merkeziyetçi ve milliyetçi söylem geliştiren partilerin yükselişte olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda federalizm ve bölünme tartışmalarının bir tepki yarattığı gözlemlenmektedir. Güvenliğin tesisi, değişik grupların çıkarlarına atıfta bulunulması, merkeziyetçi ve milliyetçi tutum sergilenmesi ve SOFA Antlaşması nın imzalanması sürecinde başarılı bir müzakere yürütülmesi gibi konularda itibarını arttıran Maliki ve El Dava partisinin, Ocak 2010 da yapılacak parlamento seçimlerinde üstünlüğünü sürdürmesinin güçlü bir olasılık olduğu öngörülmektedir. 5. Irak a İlişkin Jeopolitik Parametreler Bu çalışmanın altıncı ve son bölümü, Irak ın geleceğine ilişkin senaryolara ayrılmıştır. Özellikle SOFA Antlaşması, ABD nin çekilme takviminin belirlenmesi ve yeni ABD Başkanı Obama nın da kontrollü bir çekilmeden yana tavır koymasından sonra, Irak ın geleceğine ilişkin projeksiyon çalışmaları önem kazanmış görünmektedir. Zira, sürecin nasıl şekilleneceğini daha kesin ve erken öngörebilenler açısından Irak yeni fırsatlar yaratabilecek iken; aksi durumda bulunanlar ölçülemeyen belirsizliğin kısıtladığı dış politik serbestiyi tolere etmek durumunda kalabileceklerdir. Söz konusu senaryo ve projeksiyon çalışmalarının ne ölçüde isabetli olduğu, kuşkusuz analistlerin nitelikleri kadar; doğru jeopolitik ve jeostratejik parametrelerin ortaya konması ve verilerin güvenilirliği ile sıkı sıkıya ilintilidir. Dolayısıyla senaryo çalışmalarına geçmeden önce, bir anahtar kimliğinde olması nedeniyle; tespit edilen jeopolitik ve jeostratejik parametreler ve konjonktürel koşullar ortaya konacaktır. Çalışma kapsamında belirtildiği üzere, Irak a ilişkin en önemli jeopolitik unsurun, söz konusu ülkenin komşuluk ilişkileri olduğu değerlendirilmektedir. 26

5.1. Irak ın Komşularına İlişkin Parametreler 5.1.1. Türkiye ve Etnik Ayrılıkçı Terörizm Tehdidi Irak ın kuzeyinde, yaklaşık otuz yıldır etnik ayrılıkçı terör örgütü PKK dolayısıyla Kürt mikro milliyetçiliği motivasyonunu haiz sistematik şiddet ile mücadele etmek durumunda olan Türkiye bulunmaktadır. Son yıllarda, Türkiye deki etnik ayrılıkçı unsurların, Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani ve tarafsız bir devlet başkanı kimliğine adapte olmakta önemli zorluklar yaşadığı söylenebilecek olan IKYB lideri Celal Talabani ye yönelik sempatisi dikkat çekicidir. Anılan sempatinin, çeşitli demeçleri vasıtasıyla Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Talabani tarafından karşılık bulduğu yakın geçmişte iyi komşuluk ilişkileri ve diplomatik nezaket ile bağdaşmayacak söylemler kullanıldığı müşahede edilmiştir. Ayrıca, KBY kontrolünde bulunan Irak ın kuzeyinde konuşlu terörist unsurlar tarafından, Türk askeri ve sivil hedeflerine yönelik sistematik saldırılar bir vakıa haline gelmiştir. 27

Türkiye nin Irak temelindeki birincil tehdit algılaması, Irak ın bölünmesi ya da etnik bir çatışma sonucu deklare edilecek bağımsız bir Kürt Devleti nin, gerek Erbil in ve gerekse Türkiye içindeki ayrılıkçı unsurların aktiviteleri sonucu, ülke bütünlüğünü ilgileyen önemli ulusal güvenlik sorunları yaratması olasılığıdır. Ayrıca, Irak ta oluşabilecek istikrarsızlık ve otorite boşluğunun; PKK Terör Örgütü için bir oksijen çadırı yarattığı 1991 sonrası süreçte ağır bedeller karşılığında deneyimlenen bir gerçektir. Terör örgütü, aldığı her ağır darbe sonrasında kendisini Irak ın kuzeyinde yeniden üretmiş ve anılan coğrafyada taktik avantajları yüksek bir yaşam alanı bulmuştur (Özdağ, 2007). Türkiye nin bir diğer kaygısı da, Irak Türkmenleri ne yönelik sistematik hak gaspları ve Kerkük ün statüsüdür. Kerkük, hem KBY nin devletleşmesi hem de Türkmenler bakımından önem arz etmektedir. Zira, zengin petrol kaynakları ile anılan vilayet, KBY için bağımsızlığın maliyetini oldukça düşürebilecek kapasitededir. Ayrıca, Türkiye nin sınır komşusu olduğu Irak ta, Türkmenlerin 2003 sonrası Irak Anayasası ile güvence altına alınmış temel ve insan hakları açısından büyük haksızlıklara uğramaları; Ankara nın caydırıcılığı, dış politik prestiji ve yumuşak güç unsuru potansiyeli bakımından oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle Türkiye nin Irak ın merkezi yapısını korumasını öngören Sünni unsurlar, Maliki Hükümeti ve Dava Partisi sempatizanı Şii Araplar ile Sadr Grubu yla aynı perspektifi paylaştığını söylemek olasıdır. Öte yandan, yine aynı unsurlar Türkiye nin tehdit algılamaları sonucu gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlarına da otoritelerinin zaafa uğramaması adına tepkili yaklaşmışlardır ve yaklaşacak görünmektedirler. 5.1.2. İran ve Nüfuz Alanları Bu noktada İran ın, Irak a ilişkin özel durumuna da dikkat çekilmelidir. İran, Bedir Tugayları nı, Pasdaran a bağlı Kudüs Güçleri aracılığıyla eğitmekte ve anılan unsurları Halkın Mücahitleri Örgütü ne karşı da kullanmaktadır. Aynı zamanda IİYK ve Bedir Tugayları ile çatışma içinde olan Sadr, ayetullah olabilmek için dini eğitimini Kum da almakta; Mehdi Ordusu na silah ve mühimmat desteği yine Kudüs Güçleri ve İran istihbaratının diğer ilgili unsurları tarafından sağlanmaktadır (Cordesman ve Ramos, 2008). 28

Öte yandan, ülke bütünlüğü hususunda hassasiyeti ile bilinen Sadr ı belirtilen şekilde destekleyen İran, Kürdistan Bölgesel Yönetimi nde ilk diplomatik temsilcilik açan devletlerden biridir ve anımsanacağı üzere İran Irak Savaşı esnasında Iraklı Kürt grupları Bağdat a ve Irak Silahlı Kuvvetleri ne karşı kullanmıştır. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında; İran ın, Irak denkleminin birçok unsuru ile, gerek karşılıklı gerek tek yönlü bağımlılık temelinde ilişkiler geliştirerek; oluşabilecek farklı durumlara, çeşitli konjonktürel koşullarda hakim olmayı hedeflediği düşünülmektedir. Ayrıca Ahmedinejad ile birlikte, Pasdaran ın İran iç dinamikleri ve politikasında da etkisini arttırdığı; bu bağlamda kabinedeki kimi kilit pozisyonların Pasdaran mensupları tarafından doldurulduğu bilinmektedir (Alfoneh, 2008). Bu durumda, 2011 sonrası süreçte de İran örtülü operasyonlarının ve Tahran Kum etki alanının Irak için önemli bir belirleyen olma potansiyeli taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle ABD, Birleşik Krallık ve İsrail açısından önemli bir endişe kaynağı olduğu düşünülen söz konusu potansiyel, jeopolitik parametreleri belirleme hususunda da oldukça etkindir. BÜSAM bünyesinde yapılan başka bir çalışma, İran ın Irak ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devletine ilişkin Tahran ın olası tutumunu ortaya koyması bakımından yararlı görülmektedir 14. Bu noktada anılan çalışmadaki görüşlerin yinelenmesi yerinde olacaktır: Türk entelektüellerin bir bölümü yanlış bir değerlendirme ile İran ın günümüzde PJAK a karşı verdiği mücadeleyi, PKK da dahil olmak üzere Kürt etnik milliyetçiliğine karşı tutarlı ve bütünlüklü bir tepki olarak algılayabilmektedir. Oysa PKK nın yıllarca Tahran ve Şam tarafından Türkiye ye karşı bir vekaleten savaş unsuru olarak kullanıldığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Kanımızca, İran ın Kürt etnik milliyetçiliğine ilişkin çekinceleri: Bu kez etnik milliyetçi dinamiklerin İran istihbaratı değil, Tahran ın en önemli tehdit algılamalarından biri olan ABD tarafından yönlendiriliyor olması ve Tahran ın denetimi dışına çıkmasından, 14 BÜSAM, Türkiye nin Güvenliğine İlişkin Etnik Ayrılıkçı Terör Tehdidinin Analizi ve Irak ın Kuzeyinde Bir Kürt Devleti Kurulmasına İlişkin Değerlendirme 2008. 29

Bölgede Kürt etnik milliyetçiliğinin Irak ın kuzeyini merkez alacak şekilde güçlü ve irredentist bir kimlik kazanarak kendi ulusal bütünlüğünü tehdit etmesinden, PJAK ın yoğunlaşan saldırılarının rejim karşıtı grupları cesaretlendirerek geçici bir ortak cephe oluşturmasından, ABD tarafından yönlendirilen söz konusu etnik milliyetçi hareketin geleceğine ilişkin coğrafi belirsizliklerden kaynaklanmaktadır. İran ın, yakın geçmişe kadar yoğun destek verdiği bölücü terörün İran-Irak Savaşı sırasında kullandığı Iraklı Kürtlerin Bağdat a verdikleri zararın bilinci ile PJAK la mücadelede bu denli yoğun bir çaba gösterdiği değerlendirilmektedir. Başka bir anlatımla İran, bu tip pratikleri yakın geçmişte başka ülkeler üzerinde sıklıkla uyguladığı için, PJAK üzerinden kısa zamanda büyük bir tehditle karşı karşıya kalabileceğini iyi bilmektedir. Dolayısıyla İran ın, Türkiye deki Kürt milliyetçiliğinden değil; gelecekte kendi topraklarını kapsayacak bir Pan Kürdizm akımından tehdit algıladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla İran ın, Irak a ilişkin tutumunun önemli güvenlik endişeleri ile birlikte, özellikle Kudüs Güçleri aracılığı ve Şiilik temelindeki etki alanıyla pro aktif nitelikler de taşıdığı belirtilebilir. Yaklaşık %65 i Şii Araplardan oluşan Irak a ilişkin, Tahran ve Kum un böyle bir yaklaşım geliştirmesi şaşırtıcı olmamalıdır. PJAK ve PKK özelinde Türkiye ve İran ın paradigmaları örtüşüyor görünse de, özellikle 2011 sonrası süreçte Irak ın iki ülke açısından doğrudan ve dolaylı bir rekabet sahası kimliği kazanabileceği düşünülmektedir. 5.1.3. Suriye ve Rejim Güvenliğine İlişkin Kaygılar Çoğu totaliter rejim gibi, Şam ın güvenlik algısı da, rejimin sürdürülmesi ve yönetici elitin güç pozisyonlarını korumasına fazlasıyla endekslenmiş görünmektedir. Özellikle Bush döneminde vurgulanan müdahaleci tutum ve Şer Ekseni (Axis Of Evil: Kuzey Kore, İran ve Suriye) nitelemesi; Suriye açısından temel güvenlik endişesini sıranın kendisine gelmesi olarak belirlemiştir. Bu bağlamda Şam, işgalin ilk yıllarında Suriye üzerinden Irak a geçen direnişçilere ve El Kaide unsurlarına göz yumarak ABD nin Irak ta mümkün olduğunca zorlanmasının sağlanması; diplomatik alanda ise, İran ın aksine ılımlı 30

mesajlar verilerek uluslararası kamuoyu nezdinde olumlu bir hava yaratılması stratejisini benimsemiştir. 2011 yılındaki çekilme takvimi ve ABD nin askeri ajandasını Afganistan Pakistan ekseninin doldurması Suriye açısından önemli bir rahatlama yaratmış; bu sayede Şam, Sadr ile görüşmelerde bulunmak gibi cesur adımlar atabilmiştir. Yakın geçmişe kadar sergilediği pasif tutumun aksine, ABD nin çekilmesi ile birlikte daha aktif bir dış politika izlemesi beklenen Suriye nin, Anbar ve Ninova gibi Sünni Arap dominasyonunun bulunduğu alanlar ile sınır komşusu olması ve Ninova daki etnik gerilim potansiyeli dikkate alınması gereken hususlardır. Zira, Sünni Arapların, 2011 sonrasında sisteme entegre olamaması durumunda, gözden kaçırılan Suriye etki alanı seçeneği Orta Doğu da özellikle İsrail i ciddi anlamda rahatsız edecek önemli bir belirleyen haline gelebilecektir. 5.1.4. Suudi Arabistan ve Şii Yükselişi Suudi Arabistan ın temel güvenlik kaygıları, İran ve Suriye gibi ABD nin bölgedeki askeri varlığı değil; Irak taki Şii yükselişi olmuştur. Suudi Arabistan ın, ABD ile geliştirdiği ve kendisi açısından yaşamsal önemi haiz ittifak ilişkilerine karşın; Irak taki Sünni Arap direnişine, Şiileri baskı altında tutmak amacıyla, olumlu bakabilmesi konunun mahiyetini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Zira, Suudi Arabistan gibi, içinde Şii nüfus barındıran birçok ülke, Şii Yükselişi olarak adlandırılan politik çıkış trendinden tehdit algılamaktadır. Bunun temelinde, anılan rejimlerin baskıcı nitelikleri kadar; Şii nüfusun domino etkisi yaratma potansiyelini haiz dağılımının da bulunduğu düşünülmektedir. 31

Tablo 03: Şii Uyanışının Demografik Potansiyeli Kaynak: Vali Nasr; Şii Yükselişi ; Avrasya Dosyası; 2007, Cilt 13, Sayı 3 32

Tablo 04: Şii Uyanışının Coğrafi Potansiyeli Şİİ NÜFUSUNUN DAĞILIMI 5.2. Irak ın İçsel Dinamiklerine İlişkin Parametreler 5.2.1. Basra Vilayeti Kanımızca Basra, belki de Bağdat kadar, Irak taki politik hakimiyeti belirleme potansiyeline sahip bir vilayettir. İşgal sonrasında Birleşik Krallık unsurlarınca kontrol edilen söz konusu vilayet, Şii demografik ve politik dominasyonu altındadır. Hem ülkenin tek denize çıkışı olması hem de zengin petrol kaynakları dolayısıyla; Basra için, bağımsızlığın maliyetini düşürme kapasitesi en yüksek vilayet, nitelemesinde bulunmak yanlış olmayacaktır. Bu nedenle, Irak ın üç parçalı olarak bölünmesi halinde, en avantajlı unsurun Şiiler olacağı; İran etki alanının 33

gerçekleşmesi durumunda ise, Tahran ın, ABD nin müdahalesinden belki de Washington dan daha kazançlı bir pozisyonda çıkabileceği değerlendirilmektedir. 5.2.2. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Ayrılıkçı Dinamikler KBY de etkin olan KDP yönetimi ve Süleymaniye özelinde KYB; geçmişin bedeli ağır deneyimleri ile konjonktürün getirdiği fırsatların arasında kalmış görünmektedir. 2009 seçimlerine kadar gözlemlenen tablo; söz konusu seçimlerin sonuçları itibariyle aksi yönde bir gidişat kazanmış görünmektedir. Özellikle son dönemde vuku bulan Bağdat Erbil gerilimi ve Iraklı Sünni ve Şii Arap toplumlarında oluşan Kürt karşıtlığı; ABD nin çekilmesini müteakip Erbil i en çok korkutan unsurların başında gelmektedir. Bağımsız bir Kürt devleti hususunda, Kerkük özelinde; KBY nin müstakil imkan ve kabiliyeti, hedeflenen başarının sağlanması açısından yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki süreç; bağımlılığın yönetilmesi bağlamında bir çabaya sahne olabilecektir. Bu noktada önem kazanacak olan hususun, Kürt liderlerin rasyonalitesi olacağı düşünülmektedir. Zira, irrasyonel hamleler; önemli bedellerin ödenmesi anlamına da gelebilecektir. Şurası bir gerçektir ki; KBY Türkiye ilişkilerinde ikincil unsurların dışındaki temel belirleyen PKK dır. Dolayısıyla, Türkiye nin içsel dinamik ve süreçlerinin 2011 e kadar kazanacağı mahiyet; KBY açısından da önemli ölçüde belirleyici olacaktır. PKK nın silah bırakmaması ve Irak ın kuzeyindeki varlığını sürdürmesi durumunda; KBY Türkiye ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi hemen hemen olanaksız görünmektedir. Öte yandan, PKK nın tamamen Türkiye nin istediği şekil ve zamanda tasfiyesi de; Ankara ya önemli bir hareket serbestisi ve inisiyatif sağlayacağı için, KBY açısından temel paradigma; PKK nın Irak ın kuzeyindeki varlığının gereken zamanda ve gereken kazanımlar elde edildikten veya gerçekleşme sürecinde ilerlemeler sağlandıktan sonra tasfiyesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. 5.2.3. Sünni Arapların Sisteme Entegrasyonu Sünni Arapların, 2003 işgali sonrası yaşadığı travmatik durumun niteliklerine daha önce değinilmişti. Ayrıca, Sünni Arap direnişin nitelikleri de irdelenmiş ve entegrasyon ile istikrar unsurunun temel belirleyenler olduğu değerlendirilmiştir. 34

Kanımızca, Irak ın içsel barışı sağlamış bir durumda ve ülke bütünlüğünü koruyarak var olması; Sünni Arapların sisteme ve yeni oluşacak statükoya entegrasyonu ile yakından ilintilidir. Sünni Arapların sisteme entegre olamadığı bir sistemin bütünlüklü olmayan yapısı travmaların tetikleyeceği şiddet eylemleri ile hızla etnik ve mezhepsel çatışmalara evrilebilecektir. Bu nedenle özellikle sağlık sorunları nedeniyle görev süresi sonunda politikayı bırakacağını açıklayan Celal Talabani den sonra; Sünni Arap bir devlet başkanının görevi devralması beklenebilir. Anılan olası devlet başkanının, şimdiki Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Tarık Haşimi şeklinde karşımıza çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Öte yandan, Şii gruplar, demografik üstünlüklerine dayanarak ve mezhepsel bir perspektifi önceleyerek Şii Arap bir devlet başkanı seçerler ise; Sünni Arapların sistemin dışına itilmeleri kolaylaşacaktır. Bu noktada ise Kürt ayrılıkçılığının birleştirici bir unsura dönüştürülerek sistemin sürekliliğini sağlamada kullanılabileceği değerlendirilmektedir. Etnik ve mezhepsel gerilime karşı ironik olarak bir tür sigorta işlevi yüklenebilecek Kürt grupların bu rolü, sağlayacağı politik ve ekonomik kazanımlar temelinde memnuniyetle karşılamaları beklenebilir. 5.2.4. Irak Güvenlik Güçlerinin Kapasitesi Merkezi otoritenin gücünü sağlayacak en önemli unsur olarak, Irak Güvenlik Güçleri görülmektedir. Şu ana kadar insan kaynağı açısından sıkıntı yaşamayan IGG, İngiliz ve Amerikan silahlı kuvvetlerince eğitilmekte ve yönlendirilmektedir. Mehdi Ordusu ve El Kaide ye karşı icra edilen operasyonlar, IGG nin mobilizasyon, asker kaydırma gibi hususlarda başarı kaydettiğini ancak ABD güçlerinin desteği olmadan eğitim, motivasyon, taktik ve komuta kontrol açılarından muharebe alanında oldukça zorlandığını ortaya koymaktadır. 2011 yılına kadar IGG nin geleceği nokta; merkezin otoritesine meydan okuyan ve paramiliter güç barındıran her türlü odak ile Bağdat ın ilişkileri açısından hayati önemi haizdir. 35

SENARYOLAR a. Sünni ve Şii Arap Gruplar ile KBY Arasında Meydana Gelebilecek Çatışmalar Washington Post Gazetesi ne 16 Temmuz 2009 tarihinde, KBY Başbakanı Neçirvan Barzani tarafından, Mahmur da merkezi hükümete bağlı güçler ile çatışmanın eşiğinden döndükleri ve 2003 ten itibaren savaşa hiç bu kadar yakın olmadıklarına ilişkin bir demeç verilmiştir. Sünni Arapların, Doğal kaynaklar bakımından oldukça fakir bölgelerde bulunmaları ve Aktarılan psiko politik motivasyonları gereği; 2003 sonrası oluşan mağduriyetleri ile eski rejimin elitleri olmalarından kaynaklanan algıları, Irak ın bölünmesine karşı çok önemli bir direnç göstermelerine neden olmaktadır. Söz konusu direnci; federalizm karşıtı Irak Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Tarık Haşimi nin tutum ve demeçlerinde gözlemlemek olasıdır. Yukarıda aktarılan motivasyonlara ek olarak; Sünni Arapların paramiliter aktivite icrasındaki performansları dikkate alındığında ve direnişleri akabinde merkezi yönetim tarafından angaje edilen unsurlardan oluşan Irak ın Evlatları faktörü de denkleme eklemlendiğinde; Sünni Arapların Kürt ayrılıkçılığına yönelik sert tepki gösterecekleri beklenmelidir. Bu tepkinin nedeni, kuşkusuz, salt Kürt bölgesinin zengin petrol kaynaklarının kaybı değil; KBY nin ayrılığının tetikleyebileceği Şii eksenli bölünme ile ekonomik mağduriyetin daha da yükselmesi tehlikesidir. Yine Haşimi nin, petrol gelirlerinin nüfus oranında bölüşülmesine ilişkin görüşleri ile örneklendirilebilecek Sünni paradigma; yukarıdaki değerlendirmelerimizi doğrular niteliktedir. Gelinen aşamada önemli olan husus, Sünni gruplara hangi Şiilerce eşlik edileceğidir. Bu noktada: Bölünme karşıtı tutumları, İran ile ilişkileri milliyetçi ya da vatansever perspektifleri ve ülke bütünlüğü vizyonları ile 36

mezhep ayrılıklarını tolere edebilme kapasiteleri bakımından en uygun iki adayın: Sadr Grubu ve Maliki liderliğindeki merkezi yönetim olacağı düşünülmektedir. Askeri ölçütler içinde bakıldığında; Sadr Grubu ve Sünni Arapların paramiliter unsurları ile IGG bir arada düşünüldüğünde anılan Kürt Sünni/Şii Arap çatışmasının; KBY aleyhine önemli bir hezimet ile sonuçlanabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, 2003 işgalinden itibaren izledikleri politika ve takındıkları tutum dolayısıyla; Iraklı Kürtlere duyulan antipatinin, bilhassa paramiliter kuvvetlerin kontrol edilmesi bağlamında önemli güçlükler doğurabileceği tahmin edilmektedir. Bu nedenle, Iraklı Kürtlerin salt Peşmerge güçleri açısından değil, sivil kayıplar ve altyapı tahribatı hususlarında da ciddi yıkımlar ile karşı karşıya kalma risk ve tehditleri bulunmaktadır. a.b. Türkiye nin Sünni Şii Araplardan Yana Tavır Alması Belirtilen senaryonun gerçekleşmesi durumunda, Türkiye nin takınacağı tavır büyük önem kazanmaktadır. Zira, Türkiye nin duruma kayıtsız kalması dahi, Iraklı Kürtler açısından 1991 sonrasını hatırlatan sahnelerin yinelenmesine sebebiyet verebilecektir. Öte yandan Türk Amerikan ilişkileri, Türkiye nin AB üyelik süreci ve içsel dengeleri de düşünüldüğünde, Ankara nın kurgulanan duruma kayıtsız kalmasının söz konusu olamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, Ankara söz konusu kurgusal duruma müdahil olsa dahi; müdahale zaman, koşul ve yöntemselliğinin belirleyici olacağı kanaatindeyiz. Türkiye nin Sünni Şii Arap koalisyonundan yana tavır koymasının; b.a. alt başlığında belirtilecek olan koşullar ile hemen hemen aynı konjonktürel niteliklere bağlı olacağı düşüncesindeyiz. KBY nin revizyonist tavrının şiddetlenmesi, Türkmenlere yönelik etnik temizlik girişimi ya da PKK Terör Örgütü ne verilecek desteğe dayalı olarak, Türkiye nin kırmızı çizgilerinden bir ya da birkaçının ihlali; Ankara nın, Türk kamuoyunun da baskısıyla, tavrı konusunda belirleyici olacaktır. Bununla birlikte; Türkiye nin Sünni Şii koalisyonunun yanında yer almasının, Şiilerin dahil olmadığı Sünni Arap KBY çatışmasında, Sünni Araplardan yana tavır koymasından (b.a. senaryosu) daha farklı sonuçlar doğuracağı düşüncesindeyiz. 37

Öncelikle; Sünni Şii Arapların KBY ile çatışması; Irak ın toprak bütünlüğü motivasyonu üzerine kurulu; milliyetçi ve merkeziyetçi bir kökenalana dayalı olacaktır. Bu nedenle, Türkiye nin söz konusu koalisyondan yana tavır koyması, Türkiye nin Arap/İslam dünyası nezdindeki itibarı ve imajını güçlendirecektir. KBY nin büyük çoğunluğunu oluşturan Iraklı Kürtler de müslüman olmakla birlikte; kimlikleri açısından önceledikleri hususun, dinsel değil etnik faktörler olması bu noktada önem kazanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye nin belirtilen istikametteki olası tavrı, Davos çıkışı ile tepe noktasına ulaşan dış politik trendi; retorikten pratiğe taşıması bakımından önem kazanacaktır. Anılan gelişme sonucunda, uluslararası sistemin tüm aktörlerinde gelişecek kanaatin, Türkiye nin İslam dünyasında etkinlik kurması konseptinin bir dış politik düşünce ya da seçenek değil, ciddiye alınan bir stratejik hedef olduğu yönünde olacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu kurgusal durumun sonuçları; Türkiye nin üçüncü taraflar ile ilişkileri ve uluslararası sistemdeki konumu bakımından geniş etki kapasitesini haizdir. Böyle bir gelişmenin ardından: AB ve Batı dünyasında, Türkiye nin geleneksel politik ekseninden kopuşuna ilişkin kanaatin oldukça güçlenmesi; Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, Alman Hristiyan Demokratlar gibi, Türkiye nin AB ye tam üye olmasına soğuk bakan figürlerin argümanlarının genel kabul görmesi, AB sürecinde anılan duruma bağlı olarak Türkiye Yunanistan ilişkileri ve Kıbrıs Sorunu nda yeni bir döneme girilmesi; Kıbrıs ın iki parçalı statükosunun oldukça güçlenmesi, ABD nin de AB ile aynı kanaati paylaşması, bununla birlikte Türkiye nin anılan etkinliğini kullanma yoluna gitmesi veya tam aksine Irak ta Kürtler aracılığı ile oluşturduğu safe heaven ve sıçrama bölgesi ile İran üzerinde oluşturduğu çevrelemenin zarar göreceğinden çıkışla Türkiye nin tavrına karşı çıkması, İsrail in bu konuda gelişecek endişelerinin yanında yer alması, İsrail in Orta Doğu da daha da yalnızlaşacağına ilişkin kaygıları sonucu, KBY ye verdiği önemi arttırması, İran ın Türkiye ile yeni bir rekabet sahası kazanması ve Irak ta, Tahran/Kum Ankara rekabetinin bir vakıa haline gelmesi, 38

Yukarıda belirtilen durumun, Irak ta, İran etkisine mesafeli duran Şii unsurlara, Türkiye ile yakınlaşma seçeneği sunması beklenebilecek olasılıklar kimliğinde karşımıza çıkmaktadır. a.b. Türkiye nin Tarafsız Kalması Kanımızca Türkiye nin Sünni ve Şii Arapların, KBY ile gireceği geniş çaplı bir çatışma karşısında tarafsız kalması; Dış politik angajmanları ve içsel dinamikleri dolayısıyla, revizyonist bir tasarrufta bulunmasının önündeki engellerden ya da Sürecin iyi yönetilememesinden kaynaklanabilir. Anılan tarafsızlığın yöntemselliği de büyük önem arz etmektedir. Zira, Türkiye nin tarafsız kalarak çatışmanın unsurları arasında arabuluculuk yapması, doğru bir konsept geliştirilir ise, Ankara nın Irak ta ve bölgede etkinliğini yükseltecek iken; tarafsızlığın kayıtsız kalmak şeklinde yorumlanması; Kerkük, Türkmenlerin hukuki ve siyasi sorunları, PKK varlığı gibi konularda Ankara nın zemin kaybetmesine neden olabilecektir. Dolayısıyla, söz konusu çatışmada tarafsız kalınması, aslında taraf olunmasından daha dikkatli ve iyi yönetilmeye gereksinim duyan bir seçeneği işaret etmektedir. Bu nedenle, mekik diplomasisinden, TSK nın caydırıcılığının ve güç projeksiyonlarının kullanılmasına kadar varan geniş bir spektrumda hareket edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir. Türkiye nin kayıtsız kalmak şeklinde bir tarafsızlık politikası izlemesi ise, KBY nin Ankara ya bağımlılığını ve Türkiye nin Erbil üzerindeki caydırıcılığını aynı anda düşürebilecek olması, Türk dış politikasının Arap dünyasına yönelik geliştirdiği yeni retoriğine ters düşmesi, Türkiye yi Irak denkleminden oldukça dışlaması bakımından belki de anılan senaryolar arasında sonuçları en ağır olanı gibi görünmektedir. a.c. Türkiye nin KBY den Yana Tavır Alması 39

Türkiye nin, Iraklı Sünni ve Şii Arapların aynı anda Kürtler karşısında yer alacağı bir çatışmada KBY den yana tavır alması gibi riskli bir seçeneği tercih etmesine neden olabilecek en önemli faktörün; KBY de sivil halkın ve altyapının oldukça zarar gördüğü veya Peşmerge nin çok ağır bir hezimete uğradığı bir durumda; dış politik angajmanlarının Ankara yı KBY yi kurtarmak üzere baskı altına alması olabileceği değerlendirilmektedir. Böyle bir durumun oldukça riski sonuçları olabilecektir. Öncelikle belirtilmelidir ki, anılan durumda Türkiye; b.c. altbaşlığında belirtilen, Sünni Araplara karşı tavır alınması halinde karşılaşılabilecek sakıncaların tümüyle yüzleşmek durumunda kalacaktır. Ayrıca, Şii Arapları da karşısına alması nedeniyle; Irak ın kuzeyi hariç her alanından dışlanmak, merkezi hükümeti Ankara ya oldukça tepkili gibi duruma getirmek gibi bir bedel de ödeyebilecektir, Yukarıda belirtilen koşulların, Türkmenlerin durumuna ilişkin olumsuz bir tablo ortaya koyması da kaçınılmaz görünmektedir. Belirtilenlere ek olarak; El Sadr örneğinde görüldüğü üzere, Iraklı Şii gruplar için Türkiye, gelecekte kazanabileceği bir denge unsuru kimliğini de kaybedecektir. Bu senaryoda da, b.c. alt başlığında olduğu gibi Türkiye nin askeri seçeneği öteleyerek KBY nin yanında yer almayı değerlendireceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, Sünni ve Şii Arapların aynı anda Iraklı Kürtler ile çatışması; Türkiye nin silahlı kuvvetlerini kullanması ya da dış politik angajmanlarının dayattığı KBY yi kurtarma misyonuna karşı gelmesi ikilemini de yaratabilecektir. Bu durumda Ankara nın, KBY yi kurtarmak gibi Türk kamuoyunun çok büyük çoğunluğunun onaylamayacağı bir misyon kapsamında; politik ve askeri anlamda neleri kaybetmeyi göze alabileceğini hesaplaması büyük önem taşımaktadır. Kararsızlık durumunda ise, a.b. alt başlığında belirtilen, sürecin iyi yönetilememesi faktörü sonucu, zoraki ve pasif bir tarafsızlık durumunun geçerli olabileceği düşünülmektedir. Bu durumda ise Türkiye nin, Irak denkleminden oldukça dışlanacağı açıktır. 40

b. Sünni Arap Gruplar KBY Çatışması Bu senaryonun yukarıda a alt başlığı ile aktarılan kurgusal durumun bir varyasyonu şeklinde değerlendirilmesi uygun olacaktır. Zira, Sünni Arap tepkiselliğine merkezi güçler ya da Sadr Grubu tarafından eşlik edilmediği bir kurgusal durumda, özellikle Diyala ve Ninova vilayetlerinde, etnik gerilim temelinde düşük yoğunluklu çatışmaların yaşanabileceği değerlendirilmektedir. 2009 seçim sonuçları ile birlikte düşünüldüğünde, uzak bir olasılık olarak değerlendirilmesi güç görünen bu senaryoyu tetikleyecek unsur; Sünni Arapların sisteme entegre edil(e)memesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Zira sistemin dışında kalan Sünni Arapların, ülke bütünlüğüne ve olası ekonomik mağduriyetlerine ilişkin endişeleri ile, grup kimliği temelinde yaşayacakları reaksiyoner motivasyonun bir arada bulunması; Kürtlere karşı düşmanca tavrı şiddetlendirebilecektir. b.a. Türkiye nin Sünni Araplardan Yana Bir Tutum Sergilemesi Kanımızca, yukarıda sözü edilen kurgusal durumda, Türkiye nin Sünni Araplar dan yana açıkça tavır koyması dış politik paradigma ve parametreler dikkate alındığında zor olmakla birlikte, imkansız da değildir. Ankara nın olası bir KBY Sünni Arap gruplar çatışmasında, KBY aleyhinde bulunması: KBY nin Kerkük konusunda büyük ölçüde uzlaşmaz bir tavır sergilemesi, Türkmenlere yönelik etnik temizlik girişimine varacak ölçüde sistematik şiddet kampanyası yürütmesi, PKK nın tasfiyesini reddetmesi ve açıkça şemsiyesi altına alması, Türkiye de yaşanan etnik temelli soruna provakatif müdahalelerde bulunması gibi sonuçlara eşlik edebilir. Yukarıda belirtilen parametrelerden de anlaşılabileceği üzere; Türkiye nin olası KBY Sünni Arap çatışmasında; Iraklı Kürtler aleyhine bir tavır sergilemesi, söz konusu kurgusal çatışmanın vuku bulduğu dönemin psiko sosyal koşulları ile doğrudan ilintilidir. 41

Türkiye nin, belirtilen durumda Sünni Araplardan yana tavır koyması; kendi içsel dengeleri bakımından da önem arz edecektir. Zira, KBY nin ağır darbeler alması; Kürt mikro milliyetçiliğine sempati ile bakan çevrelerin Ankara ya cephe almasına neden olabilecek niteliktedir. Özellikle, Türk kamuoyu tepkiselliğinin Türkmenlere yönelik şiddet eylemleri ya da PKK Terör Örgütü nün faaliyetlerine odaklanmış halde gelişmesi, Türkiye de etnik gerilimleri de eşliğinde getirebilecek potansiyeli haizdir. b.b. Türkiye nin Tarafsız Kalması b.a. alt başlığında öngörülen koşulların bağımsız değişken kabul edildiği varsayılırsa; Türkiye nin tarafsız kalması seçeneğinin temel sonucu; dönem itibariyle Ankara da bulunan siyasi iktidarın yıpranması olacaktır. Türk milliyetçilerinden, İslami eğilimleri olan kesimlere; Kürtçü kesimlerden, pro aktif bir dış politika talep eden uzmanlara hatta insan hakları savunucularına kadar çok geniş bir cephenin, anılan kurgusal durumda, dönemin siyasi iktidarını pasif bir tutum sergilemekle suçlaması olasıdır. Ayrıca, Ankara nın tarafsız tutumu, sosyal dokuya yansımayacağı gibi; anılan pasifizime duyulan tepkisellik sonucu yoğun biçimde politize olacak farklı kesimlerin çatışması da gündeme gelebilecektir. Belirtilenlere ek olarak söz konusu kurgusal tutumun; dış politik getirilerinden söz edilemeyeceği gibi; bir bölgesel güç olmanın gereğinin yerine getirilmemesi de, Türkiye nin son dönemde Arap dünyasında artan popülaritesine ve Iraklı Kürtlerin Türkiye ye bağımlılık algısına aynı anda zarar verebilecektir. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, anılan çatışmaya ilişkin yapılabilecek en kötü şeyin hiçbir şey yapmamak olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, söz konusu senaryonun, Ankara açısından belki de en az kazanç ve en fazla kayba neden olacağını değerlendirmenin doğru olacağı düşüncesindeyiz. 42

b.c. Türkiye nin Iraklı Kürtlerden Yana Tavır Koyması Kanımızca, Türkiye nin Iraklı Kürtlerden yana tavır koyması; içsel ve dışsal koşulların dayatacağı faktörlerin sonucu olarak gerçekleşebilecektir. Türkiye yi anılan tutuma itebilecek temel içsel dinamiğin; Kürt mikro milliyetçiliğinin yaratacağı sosyal gerilimler olduğu düşünülmektedir. Özellikle, KBY nin vereceği kayıpların Türkiye deki Kürt kökenli kesimin bir bölümünde yaratacağı etkiler ve anılan etkilerin, siyasi zeminde etkin olan mikro milliyetçi, ayrılıkçı gruplar tarafından ajite edilmesinin yaratabileceği toplumsal çatışma risk ve tehditleri Ankara yı Erbil den yana tavır koymaya itebilir. Bu noktada belirtilmesi gereken husus; b.c. senaryosunda Türkiye nin KBY den yana tavır koymasından kastın; Iraklı Sünni Araplar aleyhine askeri bir hareketlilik yürütmesi olmadığıdır. Burada anlatılması hedeflenen kurgu, diplomatik ve siyasi desteğin Iraklı Kürtlerden yana konması; askeri unsurların bir caydırıcılık faktörü olarak kullanılmasıdır. Türkiye nin, KBY den yana tavır koysa da, Sünni Arap unsurlara karşı askeri güç kullanması olasılık dahilinde ya da rasyonel görünmemektedir. Zira, Böyle bir durumda Türkiye El Kaide ye bağlı unsurların hedefi haline gelebilecektir ki, anılan şemsiye örgütün hücreleri, Türkiye deki eylem potansiyellerini yakın geçmişte kanıtlamışlardır. Türkiye nin, çeşitli uluslararası zeminlerde önemli politik figürleri aracılığıyla kullandığı retorik dolayısıyla Arap dünyasında elde ettiği sempati trendi; Irak ta Kürtlere karşı mücadele eden Sünni Araplar a güç kullanımı sonucu tam aksi istikamette kolektif bir antipati dalgasına evrilebilecektir. Özellikle, Filistin İsrail, Suriye İsrail gibi çatışmalarda, good office misyonu vasıtasıyla etki alanını genişletmeye çalışan yeni Türk dış politikası konsepti, olası KBY Sünni Arap çatışmasında, ordusunu KBY den yana kullanması sonucu tamamen çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilecektir. Zira böyle bir durumda Türkiye, Arap kamuoyundaki güvenilirliğini ve prestijini büyük ölçüde yitirmiş olacaktır. 43

Türkiye nin KBY den yana askeri tavır koyması, kamuoyunun geniş kesimleri tarafından oldukça tepkili karşılanabilecektir. Anılan kurgusal durumda, Ankara da bulunan siyasi iktidarın böyle bir tepkiselliği göğüslemesi; iç politik kaygılar dolayısıyla oldukça uzak bir ihtimaldir. Özellikle, olası askeri tavrın; Barzani ye destek için verilen şehitler tarzında algılanması, ortaya oldukça vahim bir kamuoyu tablosu çıkarabilecek mahiyettedir. c. Ülke Geneline Yayılabilecek Etnik ve Mezhepsel Çatışmalar c alt başlığı ile incelenen bu senaryo: b alt başlığının bir alt varyasyonunu oluşturmakta ve Kerkük ve Diyala vilayetleri denklemin önemli parçalarını teşkil etmektedir. Kerkük vilayeti Türkmenler de dahil olmak üzere Irak ı oluşturan tüm unsurlar açısından büyük önem teşkil etmektedir. Kerkük e yönelik Kürt yayılmacılığı: - Türkiye ye müdahale zemini hazırlaması, - Güneyde bir Şii bölgesinin kurulması için meşruiyet zemini yaratması, - Hemen her grubu ekonomik olarak mağdur etmesi, - KBY nin Irak ın genelinden ayrılmasını önemli ölçüde sağlaması, - KBY için bağımsızlığın maliyetini çok büyük ölçüde düşürmesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Ayrıca Diyala nın, - hemen her grubun varlık gösterdiği bir vilayet olması, - 2009 seçimleri sonucunda Sünnilerin üstün çıkması; - KBY, Kerkük, Sünni Araplar ın kalesi durumundaki Selahaddin ve Şii ağırlıklı vilayetler ile aynı anda komşu bulunması, - İran sınırının bir parçasını teşkil etmesi ve - Kürt yayılmacılığının hedefi konumunda bulunması dolayısıyla burada fitili ateşlenecek bir çatışmanın da Kerkük gibi, Irak geneline yayılması olasılıklar dahilindedir. 44

Belirtilenlere ek olarak Diyala: - Sadr Grubu, Sünni unsurlar, Kürt unsurlar, IGG ve Bedir Tugayları nın rahatça eylemsellik geliştirebileceği ve İran ın aktif olarak müdahil olabileceği bir jeostratejik konumu haizdir. Bu nedenle; düşük yoğunluklu çatışmanın coğrafi koşulları açısından da, anılan yerin potansiyelinin oldukça dikkate değer olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak; Diyala ya da Kerkük; hatta Ninova da fitili ateşlenecek bir çatışmanın, 2011 sonrasında Irak açısından genel bir istikrarsızlık tablosu yaratması mümkündür. Anılan senaryonun yaşanmasına engel olabilecek başlıca unsur, Irak Güvenlik Güçleri nin müdahale ederek, merkezi hükümet adına duruma hakim olmasıdır. Bu nedenle senaryolar öncesinde ortaya koyulan parametreler arasında; IGG nin kapasitesine yer verilmiştir. Dolayısıyla, 2011 e kadar IGG nin ne ölçüde hazır olacağı, bir anlamda ülke genelindeki istikrarsızlık ve çatışma ortamının ne ölçüde beklenebilir olduğunu da belirleyecektir kanaatindeyiz. c.a. Ülke Geneline Yayılan Etnik ve Mezhepsel Çatışmalar Karşısında Türkiye nin Olası Tutumu Kanımızca, Irak ın geneline yayılacak ve kontrolden çıkacak şiddet ortamında Türkiye nin temel iki kaygısı: Ortaya çıkan kaotik ortam ve otorite boşluğunda PKK Terör Örgütü nün kendine yaşam alanı bulmasının önüne geçilmesi, Irak taki diğer gruplar karşısında paramiliter mukavemet kabiliyeti oldukça düşük olan Türkmenlerin korunması olacaktır. Zira bölücü terör örgütünün, özellikle içinde bulunduğu zor süreçte Irak ın genelinde meydana gelecek bir çatışma sonucu oluşacak doğal otorite boşluğunu fazlasıyla değerlendireceği; geçmiş pratiği dolayısıyla açıktır. Yine Irak ın geneline yayılan bir kaos durumunda, Iraklı Kürt grupların Kerkük başta olmak üzere, Diyala ve Ninova da, yayılmacı hedeflerini gerçekleştirmek üzere bir fait accompli oluşturmak hedefiyle hızlı ve etnik şiddet faktörü yüksek eylemlere girişme olasılıkları yüksektir. 45

PKK ve Türkmenlerin güvenliği parametreleri; yukarıda aktarılan kurgu dahilinde değerlendirildiğinde, Türkiye nin Irak a müdahale olasılığının en çok söz konusu senaryoda yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Zira bu durumda Türkiye, salt kendi ulusal güvenliğinin ve Türkmenlerin temel insan haklarının tarafı olarak Irak ta ve çok sınırlı bir alanda bulunacaktır. Bununla birlikte, Türkiye nin askeri unsurları ile Irak ta olmasına karşı; El Sadr başta olmak üzere, merkezi hükümet ve bazı Sünni gruplar tarafından muhalefet gösterileceği de beklenmelidir. Bununla birlikte, Ankara nın ulusal güvenlik endişelerinin çok yoğun bir düzleme gelmesi halinde; anılan muhalefetin çok da caydırıcı olmayacağı belirtilmelidir. d. Irak Ülke Bütünlüğünün Sağlanması - IGG nin merkezi hükümetin ülke genelindeki otoritesini sağlayabilecek imkan ve kabiliyete ulaşması, - Devlet Başkanlığı makamının ya da diğer önemli birkaç pozisyonun Sünni Araplarca doldurulması; - KBY elitinin, rasyonel davranarak; üç vilayetten oluşan durumlarını muhafaza etmesi ve bağımsızlık hususunda revizyonist tutum ve faaliyetlerden kaçınması; - Kerkük te hemen tüm tarafları memnun edecek bir çözümün sağlanması ve Türkmenlerin haklarının korunması (Örn: Telafer in bir vilayet statüsüne yükseltilmesi ve Türkmen dominasyonu bulunan en azından bir vilayetin Irak siyasi yaşamına girmesi) - Irak ın kuzeyinde PKK varlığının tasfiye edilmesi ve dolayısıyla Türkiye nin güvenlik endişelerinin ortadan kalkması, - Şii gruplar arasındaki ihtilafların, pragmatik zeminlerde de olsa giderilmesi halinde, Irak ın mevcut durumunu iyileştirerek koruyacağı ve istikrara kavuşacağı öngörülmektedir. Anılan istikrarın; bölgenin ve ülkenin değişken koşulları nedeniyle orta uzun ve uzun vadede geçerliliğini koruyacağına ilişkin herhangi bir güvence bulunmasa da; kısa ve orta vadede sürdürülebilir olacağı düşünülmektedir. Belirtilenlere ek olarak; İran ve Türkiye nin Irak a olası müdahaleleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Türkmenlerin haklarının sistematik olarak ihlaline yoğun 46

ve yaygın şiddet eylemlerinin eklenmesi ya da; PKK nın Irak ın kuzeyinde varlığını sürdürmeye devam etmesi Türkiye açısından önemli müdahale zeminleri yaratır niteliktedir. Şii ayrılıkçılığının tırmanması; Sadr ın İran da ayetullah unvanı alarak ülkeye dönmesini müteakip, Şii gruplar arasında yaşanabilecek çatışmalar; Yüksek Konsey in 2009 seçimleri sonucunda uğradığı güç kaybını telafi etmesi gibi unsurlar İran a önemli fırsatlar yaratabilecektir. Bununla birlikte; bölgenin koşulları ve konjonktürel nitelikler de düşünüldüğünde; söz konusu iki kurgusal durumu; senaryo olarak nitelemek; komplo teorileri ile projeksiyon çalışması arasında bulunan çizginin oldukça aşılmasına neden olabilir. İsrail faktörü, Irak ta kalacak ve IGG ye çeşitli hizmetler verecek olan ABD ve İngiliz 15 unsurları, Körfez ülkelerinin endişeleri, Türkiye nin dış politik angajmanları gibi bileşenler anılan olasılıkları tamamen dışlamasa da, oldukça zayıflatmaktadır. 15 İngiliz Savunma Bakanlığı na göre yaklaşık 400 İngiliz askeri personel Irak ta kalacak ve IGG ye danışmanlık, eğitim gibi hizmetler verecektir. 47

Türk Karar Vericiler İçin Değerlendirme Notu 2011 sonrası Irak ile 2003 2011 arası Irak; etki alanı oluşturma potansiyeli bakımından, Türkiye açısından çok farklı iki paradigma ortaya koymaktadır. Türk Dış Politikası nın geleneksel ihtiyatlı tavrının Ankara yı oldukça edilgen bir konumda bırakması; maceracı tutumların ise öngörülemeyen ve ölçülemeyen sonuçları, Türkiye yi üçüncü yol arayışına itmesi gereken iki temel etmen kimliğinde karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda; Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerde, özellikle PKK Terör Örgütü hususunda inisiyatifin Erbil de olması son derece sakıncalı bir durum ortaya koyabilecek bir niteliktedir. Zira, PKK nın tasfiyesi ifadesi, işlevsel olarak doğru ancak anlayış bakımından eksik bir tabloyu yansıtmaktadır. Kanımızca doğru ifade; PKK nın Türkiye nin istediği şartlarda, öngördüğü zamanda ve anayasal nitelikleri ile toplumsal yapısını zedelemeyecek sonuçlar doğurarak tasfiyesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır / çıkmalıdır. Bu noktada, Türkiye nin KBY ile iyi ilişkiler kurmaya, KBY den daha fazla ya da eşit oranda gereksinim duyduğu yönünde yaratılan algı, uluslararası ilişkilerin temel parametreleri açısından son derece yanlış ve irrasyonel bulunmaktadır. Zira, ekonomi, demografi, askeri kapasite, dış politik saygınlık; hatta uluslararası hukuk bağlamında nitelik bakımından bir bölgesel yönetim ile bir ulus devletin; eşit koşullarda karşılıklı bağımlılığa dayanan ilişkiler geliştirmesi; reel politiğin ilkeleri ile taban tabana zıtlık oluşturmaktadır. Türkiye ile KBY arasındaki ilişkilerin, uluslararası ilişkilerin en temel kabulleri doğrultusunda; Türkiye lehine bir bağımlılığı ortaya koymasının, milliyetçi bir ön kabulün değil ancak rasyonel bir değerlendirmenin ürünü olacağı kanaatindeyiz. Bu noktada, KBY ye karşı önyargılı bir tavır geliştirilmesi de faydalı olmayacaktır. Bununla birlikte, Kürt mikro milliyetçiliği motivasyonuyla beslenen etnik ayrılıkçı terörizm hareketi ile halen mücadele etmekte olan Ankara, KBY yi irredentist tutumundan, başka bir anlatımla; sınır aşan Kürt milliyetçiliğinden izole etmek ve ayrıştırmak durumundadır. Söz konusu izolasyon ve ayrıştırmanın gerçekleştirilmesi hususunda, yararlanılacak esas unsurun KBY nin güvenlik başta olmak üzere, tek başına sağlayamayacağı gereksinimleri olduğu düşünülmektedir. Anılan gereksinimlerin 48

karşılık beklenerek ve adım adım gerçekleştirilmesi, Erbil in kabul edilebilir bir noktaya gelmesi bakımından etkili olacaktır. Öte yandan, 1991 sonrası yaşanan göç dalgası da dikkate alınarak; söz konusu dönem itibariyle gözlemlenen hazırlıksızlığın sonuçlarına yeniden maruz kalmamak için gerekli önlemlerin alınması da büyük önem arz edebilecektir. Irak a ilişkin başka bir konu El Sadr ve anılan figür ile ilişkilerdir. Öncelikle belirtilmelidir ki; Türkiye nin Irak ta Kürt olmayan unsurlarla da ilişkilerini geliştirmesi, Sünni ve Şii Araplar ile ortak çıkarlar bağlamında diyalog kurması, Irak a ilişkin vizyonunu Türkmenler ve KBY ile sınırlamaması, BÜSAM ın daha önce yaptığı değerlendirmelerde de ortaya konulan hususlardır. Salt bu nedenle dahi, Sadr ın ziyaretinin kabul edilmesi önemli bir gelişmedir ve endişelenildiği üzere Washington Ankara hattında olumsuz sonuçlar da doğurmamıştır. Mukteda El Sadr ın ülke bütünlüğüne vurgu yapan ve KBY nin bağımsız bir devlete evrilmesine karşı çıkan görüşleri ile Türk dış politikasının Irak a ilişkin vizyonunun örtüştüğünü söylemek mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye nin Irak taki çıkarlarını sağlamak bakımından yeni bir müttefik kazanma fırsatı yakaladığı düşünülebilir. Ayrıca, Sadr açısından bakıldığında da; İran etkisine soğuk tavrı, Tahran ve Kum ile organik ilişki içindeki Yüksek Konsey le yaşadığı çatışmalar ve Sadr İran ilişkilerinin pragmatik niteliği; söz konusu Şii lideri de bağlantılarını çeşitlendirmeye itmektedir. Sadr Şehri nde yeniden yapılandırma faaliyetlerine yardım edilmesi, Sadr a bağlı unsurlar ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve KBY nin ayrılıkçı tutumuna karşı ortak politik tavır sergilenmesi; merkezi hükümet ya da Sünni Araplar ile ilişkileri yıpratmadan değerlendirilebilecek seçenekler olarak mütalaa edilmektedir. Irak ile ilgili stratejik aklın Birleşik Krallık olduğu gerçeği Türkiye de sıklıkla göz ardı edilmektedir. İngiltere nin Irak taki etkisi, en üst noktada 46.000 i bulan ve çekilmeyi müteakip 400 e düşecek olan askeri varlığının sınırlarında analiz edilmeye çalışılırsa ortaya oldukça yanıltıcı bir tablo çıkacaktır. Birleşik Krallık ın Irak a ilişkin temel işlevselliği, Washington Londra ilişkilerinin doğasından ayrı düşünülmemelidir. Zira, söz konusu özel ilişkinin mahiyeti, İngiltere nin başat güç konumunu sürdürme imkanı kalmadığı bir dönemde, anılan pozisyonunu ABD ye devrettiği ve stratejik planlama fonksiyonunu koruduğu dikkate alındığında anlaşılabilecektir 49

Bu bağlamda, İngiliz Savunma Bakanlığı resmi kaynaklarının, Irak a ilişkin temel misyonun, Irak Güvenlik Güçleri nin geliştirilmesi olduğu yönündeki açıklamaları önemsenmelidir. Merkezi hükümete bağlı güçlerin üzerinde önemle durulması; Irak ta istikrar ve ülke bütünlüğünün amaçlandığına ilişkin belirtiler arz etmektedir. Bu bağlamda, KBY nin ayrılıkçı taleplerinin, Londra nın stratejik planlamaları ile (artık) örtüşmediğini söylemek mümkündür. Ayrıca yakın gelecekte Irak taki istikrarsızlık ya da çatışma olasılıklarının ABD ve Birleşik Krallık tarafından temel tehdit olarak kabul edildiği çıkarımlarını yapmak da olası görünmektedir. Dolayısıyla Türkiye nin KBY ye ilişkin tasarruflarında daha cesur davranma serbestisine kavuşacağı değerlendirilmektedir. Öte yandan çalışmanın başında belirtildiği üzere Irak denklemi oldukça kompleks bir yapıdadır ve Londra nın oluşturduğu perspektif ile uyum göstermeyebilir. Sonuç olarak Irak ta geniş çaplı kaos ve şiddetin de, kısa ve orta vadede ülke bütünlüğü korunarak istikrarın yakalanmasının da masada olduğu bir durumun mevcudiyetinden söz edilmelidir. Türkiye nin, özellikle 2011 sonrası için, İran ile rekabet, Irak ın kuzeyine müdahale, istikrara kavuşan bir Irak ile iyi komşuluk ilişkileri geliştirme gibi çok farklı durumlara hazırlıklı olması önem arz etmektedir. Irak ın içsel dinamikleri, bu dinamikler arasındaki ayrılıklardan kaynaklanan çatışma senaryolarının değerlendirilmesinin ortaya koyduğu sonuç; Irak ın toprak bütünlüğünün sağlanmasının Türkiye açısından bir ön koşul kimliğinde olduğudur. Irak taki etnik ve mezhep ayrılıklarının içsel ve dışsal kimi aktörlerce yönetildiği ve yönlendirildiği belirsiz, kaygan ve kırılgan bir zeminde anılan ülkede var olan statükoyu korumanın tüm güçlüğüne karşın Türkiye nin Irak ta gruplar arasındaki anlaşmazlıkların kaotik bir çatışmaya dönüşmemesi açısından son derece aktif ve etkin bir politika izlemesi bir ayrı ön koşul kimliğinde karşımıza çıkmaktadır. KBY-Sünni Arap, KBY-Şii Arap ya da KBY-Sünni ve Şii Araplar arasında çıkabilecek bir çatışmaya müdahil olup olmama, bir noktada Türkiye nin kendi kararlarını bağımsız olarak alabilmesini güçleştirecek noktalara evrilebileceği, tarafsız kalmanın koşulları ise rahatlıkla zorlanabileceği için Irak ta toprak bütünlüğünün sağlanması ve merkezi otoritenin güçlendirilmesi Ankara nın önünde rasyonel tek seçenek olarak değerlendirilmektedir. 50

KAYNAKÇA ALFONEH, Ali. The Revolutionary Guards Role in Iranian Politics, Middle East Quarterly, Fall 2008. ARI, Tayyar. Irak, İran ve ABD: Önleyici Savaşi Petrol ve Hegemonya, Alfa Yayınları, Bursa, 2004. Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi BÜSAM, İran ı Anlamak, 2009. Central Intelligence Agency. Guide to the Analysis of Insurgency, 2009. CORDESMAN, Anthony H. ve Adam MAUSNER. How Soon Is Safe? Iraqi Force Development And Conditions-Based US Withdrawals, CSIS, Washington DC, 2009. CORDESMAN, Anthony, H ve Jose RAMOS. Sadr And The Mahdi Army, Center For Strategic International Studies, 2008. ÇEVİK,Abdülkadir. Politik Psikoloji, Ankara, Dost Kitabevi, 2009. ÇEVİK, Abdülkadir ve Birsen CEYHUN. Politik Psikoloji Serisi 1: Psikopolitik Yönden Kimlik Gelişimi ve Etnik Terörizm, Ankara, Politik Psikoloji Merkezi Medikomat Basım Yayın, 1995. EISENSTADT, Michael ve Jeffrey White. Assessing Iraq s Sünni Arab Insurgency, The Washington Institute for Near East Policy, 2005. ERKMEN, Serhat. Irak Yerel Seçimleri, Ortadoğu Analiz-ORSAM, 2009 GREENE, T. N. Guerilla and How to Fight Him, Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1965. HOFFMAN, Bruce. Insurgency and Counterinsurgency in Iraq, RAND Corporation, 2004. Irak Anayasası Irak İslami Yüksek Konseyi Resmi İnternet Sitesi Irak Türkmen Cephesi Resmi İnternet Sitesi 51

KATZMAN, Kenneth. Iraq: Politics, Elections, and Benchmarks, Congressional Reserch Service, 2009. OĞUZLU, H. Tarık. Endangered Community: The Turkoman Identity in Iraq Journal of Muslim Minority Affairs, 2004. ÖZDAĞ, Ümit. Türk Ordusu nun PKK Operasyonları, İstanbul, Pegasus Yayınları, 2007. STRAFOR, Geopolitical Diary: A Return For Al Sadr? 2009. STRAFOR Iraq: The Mehdi Army s Transformation, 2007. The Senlis Council Security and Development Policy Group. Iraq: Angry Hearts and Angry Minds 2008. VOLKAN, Vamık D. Kanbağı Etnik Gururdan Etnik Teröre, İstanbul, Bağlam Yayıncılık, 1999. WEINBERGER, Jerry. Kurdistan s Democracy Deficit, 2009. YAMAO, Dai. Transformation of the Islamic Da wa Party in Iraq: From the Revolutionary Period to the Diaspora Era, Asian and African Studies, 2008. YAVUZ, Celalettin. Iraklı Şii Lider Mukteda El Sadr ve Türkiye Ziyareti, 2009. 52

EK A KBY VE MERKEZİ HÜKÜMETE BAĞLI SİLAHLI GÜÇLERE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME Irak Güvenlik Güçleri Irak Güvenlik Güçleri (IGG) ve bağlı unsurları Irak Anayasası na dayanarak 16 oluşturulmuş, Irak Savunma ve İçişleri Bakanlığı na bağlı resmi güvenlik gücüdür. Önemle üzerinde durulması gereken husus, bu gücün sadece Irak Ordusu ndan değil aynı zamanda Irak Polisi ni de içine alan birçok unsurdan oluşmasıdır. Söz konusu bilginin göz önünde bulundurulması, aktarılacak sayısal verilerin değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. 2005 Ekim i itibariyle 1 tümen, 6 tugay, 29 taburdan oluşan güvenlik güçleri 17, 2006 Ağustos unda 5 tümen, 25 tugay, 85 taburluk bir güce ulaşmış durumdadır 18. Son döneme bakılacak olursa, resmi ağızlardan yapılan açıklamalara istinaden, 2008 sonu itibariyle IGG nin yaklaşık 531.000 kişilik bir kuvveti var iken; söz konusu mevcudun Mayıs 2009 itibariyle 600.000 in üzerinde bir güce ulaştığı bilinmektedir. Irak Ordusu incelendiğinde, personel bakımından, özellikle ABD Kuvvetlerinin çekilme takvimine paralel olarak, askeri nitelik ve nicelikte kolayca gözlenebilir bir artışın yaşandığı söylenebilir. 2006 Haziran ı sonunda yaklaşık 116.000 olan ordu mevcudu, bir yıl sonra 159.000 e ulaşmıştır. 2008 Temmuzunda ordunun personel sayısı 196.000 dir. Bugün itibariyle ordu mevcudu, düzenli artış trendi değerlendirildiğinde ve gayriresmi tahminler göz önüne alındığında 250.000 civarında değerlendirilebilir (Cordesman ve Mausner, 2009). Irak Ordusu nun birlik organizasyonuna bakılacak olursa, 13 piyade tümeni ve 1 mekanize tümenden oluştuğu görülecektir. Irak Kara Kuvvetleri 201 adet tam teçhizatlı ve eğitimli tabur ve 55 adet tugay bulundurmakta, anılan birliklerin tümen seviyesinde bir araya gelmesine önem verilmektedir. 201 taburluk güç 179 muharip 16 Irak Anayasası 9. Maddesi 17 Measuring Stability and Security in Iraq Report to Congress, Ağustos 2006 18 New Report Measures Iraq Stability, Security Jim Garamone, Washington, Sept. 1 2006 53

tabur içermekte, geri kalan taburlar çeşitli birlikler bünyesinde dağılmaktadır 19. Belirtilen 55 tugaylık gücün 53 ü Irak Kara Kuvvetleri Karargahı nın elindeki muharip unsurları oluştururken, Irak Devlet Başkanlığı Tugayı ve Bağdat Tugayı sayıyı 55 e tamamlamaktadır. 2009 Ocak ayı itibariyle 179 muharip taburun 175 i icra edilen operasyonlara katılmaktadır 20. Irak Ordusu çok zayıf bir deniz kuvvetlerine sahiptir ve bombardıman, hava sahası kontrolü gibi görevleri 2012 yılında icra etmesi beklenen bir hava kuvvetleri kurmaya çalışmaktadır. Bu nedenle IGG için dayanılacak esas unsurun, Irak ın ekonomik ve coğrafi koşulları da dikkate alındığında, kara kuvvetleri ve iç güvenlik birimleri olduğu düşünülmektedir. Irak Ordusu nun temel problemlerinden biri eğitim olarak karşımıza çıkmakta, zaman baskısı anılan zaafiyeti arttırmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere Irak Ordusu birlik organizasyonuna bakıldığında, ordunun halihazırda ateş gücü eksikliği bulunduğu belirtilebilir. Hava kuvvetleri aracılığıyla kara unsurlarının desteklenmesi hususunda ABD tarafından yardım alındığı düşünülecek olursa, Basra Operasyonu nda olduğu gibi, Irak Ordusu için henüz hazır olmayan ama hızla gelişen bir askeri güç değerlendirmesi yapılabilir (Cordesman ve Ramos, 2008). Peşmerge Kuvvetleri Irak Anayasası na göre Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde güvenliğin tesisinden sorumlu olan Peşmerge kuvvetleri, 1991 yılı sonrasında oluşturulan yeşil hattın kuzeyinde kalan ve halihazırda tartışmalı alanlar (disputed territories) şeklinde adlandırılan bölgelerde de varlık göstermektedir. Tartışmalı alanlar içindeki Peşmerge varlığı Irak topraklarının yaklaşık 7% sine denk düşmektedir. Tartışmalı alanlar üzerinde hak iddia eden Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Ninova Vilayeti içindeki Sincar, Telafer ve Musul şehirleri; Kerkük Vilayeti ve Diyala Vilayeti içinde Hanekin ve Mandali şehirleri de dahil olmak üzere vilayetin güney sınırlarına kadar olan bölgelerin (25 Haziran 2009 tarihinde Kürt Parlamentosu nda kabul edilen anayasa taslağında yer aldığı üzere Dicle Nehri nin kuzeybatısında kalan alanın) tarihsel olarak Kürt toprakları olduğunu öne sürmektedir. 19 Measuring Stability and Security in Iraq Report to Congress, Mart 2009 20 Measuring Stability and Security in Iraq Report to Congress, Mart 2009 54

Tablo 05: Tartışmalı Alanlar Kaynak: Iraq and the Kurds: Trouble Around the Trigger Line, International Crisis Group, 2009 Kürdistan Bölgesel Yönetimi kendi Savunma Bakanlığı ve İç İşleri Bakanlığı yapılanmalarına sahiptir. Merkezi hükümetten neredeyse bağımsız olarak kendi güvenlik güçlerini organize etme hakkı bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri nin asker çekme sürecini işlettiği bir dönemde, boşaltılacak alanlarda hangi unsurların güvenliği sağlayacağı konusunda merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında anlaşmazlık bulunmaktadır. Çeşitli uzmanların ve Amerika Birleşik Devletleri ordu kaynaklarının resmi olmayan bazı raporları dışında, Peşmerge kuvvetlerinin düzeni, envanteri, eğitim durumları konularında açık ve resmi bilgilere ulaşılamadığı belirtilmektedir (Cordesman ve Mausner, 2009). Ulaşma olanağının bulunduğu veriler ise Peşmerge nin KYB tarafından komuta edilen birimlerine aittir. 55

Kanımızca, özellikle KDP resmi kaynaklarından Peşmerge ile ilgili söz konusu verilere ulaşılamıyor olması taktiksel bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. Söz konusu durum, KDP otoritelerinin, Peşmerge kuvvetlerinin göreli zayıflığını gizlemek ya da tam tersine göreli üstünlüğü saklamak veya söz konusu unsurların gerçekten resmi veriler sunmayı imkansız kılacak kadar düzensiz nitelikleri haiz olması şeklinde ifade edilebilecek üç farklı olasılığı akla getirmektedir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi nin üst düzey yöneticilerinin, Peşmerge kuvvetlerinin caydırıcılığına yönelik artık tanklarının da olduğu yönünde yaptığı birtakım açıklamalar birinci olasılığın daha güçlü olduğu izlenimini yaratmaktadır. Peşmerge kuvvetlerinin halihazırda mevcudunun 100,000 civarında olduğunun tahmin edildiği belirtilmektedir. Bir bakanlık altında toplanmış olsalar da Peşmerge kuvvetlerinin KDP ve KYB arasında birbirine yakın şekilde iki farklı emir-komuta zinciri ile yönetildiği bilinmektedir. KYB tarafından komuta edilen Peşmerge kuvvetlerinin organize ve yarıorganize kuvvetler olmak üzere farklı birtakım özellikleri haiz iki ana grup altında değerlendirilebilecek kuvvet yapılanmaları mevcuttur. Organize kuvvetler daha iyi eğitilmiş, silahlandırılmış ve disiplini birliklerdir. KYB komutasındaki kuvvetler zırhlı ve topçu birlikler ile destek birliklerini de içinde barındırmaktadır (Cordesman ve Mausner, 2009). KYB komutasında yer alan Organize birlikler 26 faklı birime ayrılmış 6.700 civarında personelden oluşmaktadır. Bu birimlerin içinde 1 tank taburu, 2 mekanize tabur, 3 anti-tank taburu, 3 mekanize tank savar taburu, 1 makinalı tüfek taburu, 6 sahra topçu taburu, 1 mühendis taburu ve 1 keşif taburu bulunmaktadır. Yarı-Organize kuvvetler ise 300 ila 2000 kişilik birimler olarak düzenlenen, toplamda 25,000-26,000 mevcutlu 16 piyade taburundan oluşmaktadır. Söz konusu birliklere ek olarak, KYB Peşmerge Bakanlığı na bağlı ve 2 piyade taburu, 1 sahra topçu taburu, 3 askeri istihbarat taburu şeklinde düzenlenmiş 8,000 personel bulunmaktadır (Cordesman ve Mausner, 2009) KYB komutasındaki Asayiş adlı paramiliter polis kuvveti, görev yaptığı vilayet hangisi olursa olsun doğrudan KYB yöneticilerine rapor vermekle sorumlu, zaman zaman KBY dışında kalan bölgelerde de faaliyet gösteren işkence ve kötü muamele gibi suçlamalar ile karşılaşan bir kuvvettir. Peşmerge kuvvetleri ile Irak Güvenlik Güçleri nin karşı karşıya geldiği durumların en önemlilerinden birinin Eylül 2008 de Diyala vilayetinde yer alan 56

Hanekin de ortaya çıkan kriz olduğu değerlendirilmektedir. El Kaide ye yönelik Diyala da gerçekleştirilen operasyonlar sırasında, Hanekin e hakim olan Peşmerge nin şehirden çıkması için ultimatom veren Irak Güvenlik Güçleri, Peşmerge nin şehri terk etmemesinin ardından şehre girmiştir. Takiben gerçekleşen olaylar ve protesto gösterilerinin ardından Irak Güvenlik Güçleri şehri terk etmek durumunda kalmıştır. Amerikalı yetkililerin de devreye girmesiyle çözülen krizin ardından merkeze bağlı kuvvetler ile Peşmerge, şehrin 25 km kuzeyinde ve güneyine konumlanmak üzere birbirinden uzaklaşmıştır. Irak Anayasası, KBY nin Bağdat tan bağımsız olarak silah alımı yapabilmesine izin vermektedir. 57