UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI"

Transkript

1 UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 1., 14. ve 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/226 KARAR NO : 2015/241 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Oluştuğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının, idari yargı düzeninde yer alan mahkemeler arasında doğması nedeniyle; başvurunun 2247 sayılı Yasa nın 1., 14. ve 27. maddeleri uyarınca reddi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : R.S. : Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü O L A Y : Davacı dilekçesinde özetle; mülkiyetinde bulunan taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarında yolsuz tescil yapılarak kişilik haklarına tecavüz edildiğini, tapu kayıtları üzerinde şerhler bulunduğunu, davalı tarafça yolsuz tescil olan diğer kişilerin tapu kayıtlarının tutulup kanuna karşı hile yapıldığını önesürerek Danıştay da dava açmıştır. DANIŞTAY 10.DAİRESİ: gün ve E:2014/3224, K:2014/4046 sayı ile, Uyuşmazlık, davacının mülkiyetinde bulunan taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarında yapıldığı ileri sürülen yolsuz tescil işlemlerinin iptali ile sahip olunan hakların iadesine karar verilmesi isteminden doğmuş olup; bu haliyle 2575 sayılı Danıştay Kanunu nun 24.maddesi kapsamında yer almayan davanın, Danıştay da ilk derece olarak incelenmesi olanağı bulunmadığı; bu itibarla, dava dosyasının, uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girip girmediği hususunun da değerlendirilmek üzere idare mahkemesine gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, dava dosyasının Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. ANKARA 8.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1981, K:2014/1995 sayı ile, dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafça mülkiyeti kendisine ait olduğu iddia olunan tapu kayıtlarındaki yolsuz tescil işlemlerinin düzeltilmesinin talep edildiği anlaşılmakla, taşınmazın aynına ve tapu kaydına ilişkin olan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün mevzuat hükümleri uyarınca adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı günü kayda giren dilekçesi ile Danıştay 10.Daire Başkanlığının görevsizlik kararından sonra Ankara 8.İdare Mahkemesince verilerek kesinleşen görevsizlik kararıyla ortaya çıktığını önesürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa sının 158. maddesinin birinci fıkrasında Uyuşmazlık Mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. denilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. Özel kanun uyarınca hakeme başvurulmasının zorunlu olduğu hallerde, eğer hakemlik görevi hakim tarafından yerine getirilmiş ise bu merci, davanın konusuna göre, yukarıdaki fıkrada yazılı adli veya idari yargı mercilerinden sayılır. hükümleri yer almıştır. 1

2 2247 sayılı Yasanın 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Anılan hükümlere göre, Uyuşmazlık Mahkemesi nce bir görev ya da hüküm uyuşmazlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen karar veya kararların, adli, idari veya askeri yargı mercilerince ya da hakemliğin hakim tarafından yerine getirilmesinde olduğu gibi yargı merci sayılanlarca verilmesi ve 14.madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için de; adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir. Olayda, Danıştay 10.Dairesince; yine aynı yargı düzenindeki İdare Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle verilen görevsizlik kararı üzerine; dosyanın gönderildiği Ankara 8.İdare Mahkemesince, Adli Yargı yerinin görevli olduğundan bahisle verilen ve kesinleşen görevsizlik kararının görev uyuşmazlığına konu edildiği; dolayısıyla oluştuğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının idari yargı düzeninde yer alan mahkemeler arasında doğduğu anlaşılmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 14. ve 15. maddeleri uyarınca çözümlenebileceğinden, başvurunun 2247 sayılı Yasa nın 1., 14. ve 27. maddeleri uyarınca reddi reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 1., 14. ve 27. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 2-ESAS NO : 2015/218 KARAR NO : 2015/233 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İdari yargı yerince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmesi, dava dosyasının Danıştay Başkanlığına gönderilmiş ve kararın henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.K. : Av. Önder Durdu : İstanbul Valiliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği, Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HA seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İstanbul Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi nce, dava konusu idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilmiş, davalı tarafından yapılan itiraz üzerine, İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve D.İş:2013/224 sayılı kararı ile İstanbul Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verilmesi üzerine, dava dosyası Mahkemenin 2013/618 D.İş sayısına kaydedilerek, yargılama bu sayı üzerinden yürütülmüştür. İSTANBUL ANADOLU 40. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/618 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari 2

3 yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş, yapılan itiraz İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/817, K:2014/1790 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, davacı vekilinin İstanbul Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen gün ve D.İş:2013/618 sayılı kararı ile Mahkemenin gün ve E:2014/817, K:2014/1790 sayılı kararı arasında meydana gelen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesini talep eden dilekçesi üzerine, dava dosyası Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, idari yargı yerince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyasının onaylı sureti temin edilerek, idari yargı dava dosyasının onaylı sureti ile birlikte Mahkememize gönderildiği anlaşılmış ise de, dosya içinde, davalı İstanbul Valiliği vekilince Danıştay Başkanlığına sunulmak üzere İstanbul 8. İdare Mahkemesi ne verilmiş, İstanbul 8. İdare Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının temyiz edildiğine ilişkin dilekçe ile davacı vekilinin temyize cevap dilekçesinin görülmesi nedeniyle, Başkanlık yazısıyla idari yargı kararının temyiz edilip edilmediğinin araştırılarak, temyiz edilmiş ise buna ilişkin bilgi ve belgelerin ya da kararın kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir 3

4 örneğinin istenmesi üzerine, İstanbul 8. İdare Mahkemesi nin gün ve 2014/817 esas sayılı yazısı ile, dava dosyasının temyiz edilmiş olması nedeniyle Danıştay Başkanlığına gönderildiği bildirilmiş ve yazı ekinde yukarıda bahsedilen ilgili belgeler de ayrıca ve tekrar gönderilmiştir. Bu durumda, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle idari yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/186 KARAR NO : 2015/202 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : İdari yargı yerinde açılan davanın kesinleşmemiş olduğu, adli yargı yerinde açılan davanın duruşmasının devam ettiği, adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığı anlaşıldığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen koşulların oluşmaması nedeniyle, aynı Yasa nı n 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.M. Vekili : Av. L.K. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü) Vekilleri : Av. H.M. & Av. Y.A. ( Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Emekli Sandığı (1050 gün), askerlik borçlanması (600 gün) ve SSK (3366 gün) primlerinin toplamı 5016 gün olduğundan emekli olmak için Sosyal Sigortalar Karabük İl Müdürlüğü ne yapmış olduğu talep neticesinde tahsis numarası ile emekli olduğunu, emekli olmadan önce tarihinde Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü nden talebi üzerine bildirilen hizmet durum belgesinde Emekli Sandığı hizmet süresinin 2 yıl 11 ay olduğunun bildirildiğini, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü nün tarafına bildirmiş olduğu hizmet durum belgesinde 2 yıl 11 ay olarak hesaplanan Emekli Sandığı hizmet süresinin daha sonra kurumun SGK ya gönderdiği yazıda 2 yıl 5 ay 14 gün olduğunun bildirildiğini, bu nedenle davacıdan ile tarihleri arasında fazla ödenen TL nin iadesinin istendiğini, oysa emekli sandığı tarafından yanlış bilgi verilmesi neticesinde emekliliğe müstehak olmadığı halde emekli aylığı almasının sorumlusunun tamamen kurum olduğunu, tamamen kurumun yanlış bilgi ve belge vermesinden kaynaklanan bu olayda kendisinin herhangi bir suçu olmadığından, kurumun talebinin red edilmesini ve mağduriyetinin giderilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Karabük İş Mahkemesi: gün ve 2009/89 Esas, 2012/60 Karar sayılı kararı ile aynen: davacının Emekli Sandığı(1050 gün),askerlik borçlanması (600 gün) ve SSK (3366 gün) primlerinin toplamı 5016 gün olduğundan emekli olmak için Sosyal Sigortalar Karabük II Müdürlüğüne yapmış olduğu talep neticesinde tahsis numarası ile emekli olduğu, hizmet durum belgesinde Emekli Sandığı hizmet süresinin 2 yıl 11 ay olduğunun bildirildiği, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün tarafına bildirmiş olduğu hizmet duamı belgesinde 2 yıl 11 ay olarak hesaplanan Emekli Sandığı hizmet süresinin daha sonra kurumun SGK ya gönderdiği yazıda 2 yıl 5 ay 14 gün olduğunun bildirildiği, ayrıca SGK'nun tarafına gönderdiği gelir bağlama kararında da Emekli Sandığı hizmet süresinin 2 yıl 11 ay olduğunun bildirildiği, davacının toplam hizmet süresinin 4850 güne inmesi ve 5000 günden az olması nedeniyle yaşlılık aylığından 4

5 yararlanma şartlarını kaybettiği gerekçe gösterilerek yaşlılık aylığının iptal edildiği, ancak bu durumun davalı kurumun kendisinden kaynaklandığı, yaşlılık aylığı bağlanması işlemlerinde davacıya yükletilebilecek bir kusurun bulunmadığı, bu sebeple kurum işlemindeki hata nedeniyle davacının yaşlılık aylığının kesilmesinin hakkaniyete uygun olmayacağı anlaşıldığından davacının davasının kabulüne karar vermiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10.Hukuk Dairesi: gün ve 2012/10700 Esas, 2012/12801 Karar sayılı kararı ile aynen: Somut olayda, Mahkemece, Emekli Sandığına yönelik olarak davanın tefrik edilerek, uyuşmazlığın çözümünün idari yargıya ait olduğunun belirgin olması karşısında, yargı yolu yanlışlığı nedeniyle dinlenmesi mümkün bulunmayan dava dilekçesinin reddine karar verilmesi ve o davanın sonucunun işbu davada bekletici mesele sayılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir./o halde davalı kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. denilmek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararı üzerine dosya Karabük İş Mahkemesi nin 2012/215 sayılı esasını almış, dosyanın duruşması devam etmekte olup, dava tarihine ertelenmiştir. Davacı vekili Zonguldak İş Mahkemesi dosyası kesinleşmeden, tarihli dilekçesi ile; davalı kurumun Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü nce bildirilen hizmet durum belgesinde müvekkilin Emekli Sandığı hizmet süresinin yanlış hesaplanmış olması sebebiyle, yaşlılık aylığından yararlanma şartlarını kaybettiği gerekçe gösterilerek davalı kurum tarafından yaşlılık aylığının iptal edilmesine dair kurum işleminin iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Zonguldak İdare Mahkemesi: gün ve 2013/1880 Esas, 2014/18 Karar sayılı kararı ile aynen: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinde; idari davaların Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı, dilekçelerde; tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya ünvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihinin, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceği; dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceği ve dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağı hükmüne yer verilmiştir. Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden; iptali istenilen işlemin dava dilekçesine eklenmesi ve/veya tarih ve sayısı ile tebliğ (öğrenme) tarihinin dava dilekçesinde gösterilmesi gerekirken, bu hususlara uyulmadan düzenlenen dava dilekçesinin yukarıda yer verilen Kanun hükmüne uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı Kanun'un 3.maddesi hükmüne uygun bulunmayan dava dilekçesinin aynı Kanun'un 15. maddesinin 1.fıkrasının (d) bendi uyarınca bu kararın bildirim tarihinden itibaren (30) gün içinde belirtilen noksanlar tamamlanarak yeniden dava açılmakta serbest olmak üzere reddine karar vermiştir. Davacı vekili bu kez tarihli dilekçesi ile; aynı gerekçelerle Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Sigorta Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı nın tarih ve sayılı kurum işleminin iptali talebi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Zonguldak İdare Mahkemesi: gün ve 2014/218 Esas, 2014/404 Karar sayılı kararı ile aynen: 2577 sayılı Kanun'un 32/1. maddesinde; "Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun 15/1-a maddesinde de, idari yargının görevli olduğu konularda, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderileceği hükme bağlanmıştır. 5

6 Bu durumda; emekli olan davacının, hizmet süresinin yanlış hesaplandığından bahisle yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca tesis edilen dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan bu uyuşmazlığın çözümünde dava konusu işlemi tesis eden idarenin bulunduğu Ankara İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin l/a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Ankara İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. Ankara 4.İdare Mahkemesi: gün ve 2014/485 Esas, 2014/514 Karar sayılı kararı ile aynen: 5510 Sayılı Kanunun değişik 106. maddesi ile, 142, 143, Ek 36, Geçici 20, 81, 87. maddeleri hariç yürürlükten kaldırılan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu Kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanması olduğu belirtilmiş; 60. maddesinde, yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartlarına, 61. maddesinde, yaşlılık aylığının hesaplanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, 134. maddesinde de, bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği kuralı yer almıştır tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak, bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartlan ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek, sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; 28. maddesinde yaşlılık sigortasından yararlanma şartlarına, 29. maddesinde yaşlılık aylığının hesaplanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Kanunun Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri başlıklı 101. maddesinde ise, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden; Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olarak kendisine yaşlılık aylığı bağlanan davacının, hizmet süresinin yanlış hesaplandığından bahisle yaşlılık aylığının kesildiği, anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın, Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olarak emekli olan davacının, 506 sayılı Kanuna göre bağlanan yaşlılık aylığının hizmet süresinin yanlış hesaplandığından bahisle kesilmesine ilişkin Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Sigortalı Emeklilik işlemleri Daire Başkanlığı işleminden kaynaklandığı anlaşılmakla, 5510 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen 101. maddesi hükmü karşısında, davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin değil, adli yargı yerinin (iş mahkemelerinin) görevli bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, karar davacı vekiline tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalıya tebliğ edildiğine ve kararın kesinleştiğine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir bilgi veya belge yer almamaktadır. Davacı vekili tarihli dilekçesi ile ortaya çıkan görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep etmiş; Ankara 4.İdare Mahkemesince dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, başvurunun usul yönünden reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun usul yönünden reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa sının 158. maddesinin birinci fıkrasında Uyuşmazlık Mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. denilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. Özel kanun uyarınca hakeme başvurulmasının zorunlu olduğu hallerde, eğer hakemlik görevi hakim tarafından yerine getirilmiş ise bu merci, davanın konusuna göre, yukarıdaki fıkrada yazılı adli veya idari yargı mercilerinden sayılır. hükümleri yer almıştır. 6

7 2247 sayılı Yasanın 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Anılan hükümlere göre, Uyuşmazlık Mahkemesi nce bir görev ya da hüküm uyuşmazlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen karar veya kararların, adli, idari veya askeri yargı mercilerince ya da hakemliğin hakim tarafından yerine getirilmesinde olduğu gibi yargı merci sayılanlarca verilmesi ve 14.madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için de; adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından konusu, tarafı ve sebebi aynı olan davalarda kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; Adli yargıda açılan davada davacının, davalı idarenin haksız ödeme nedeni ile ödenen 26912,36 TL nin iadesi isteminin reddini talep ettiği, idari yargıda açılan davada ise davacının, yaşlılık aylığı bağlanması kararının iptaline ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini istediği anlaşılmakla, her iki davanın konusunun farklı olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının talebi yönünden 2147 sayılı Kanun un 14.maddesinde öngörülen davaların konusunun aynı olması şartı gerçekleşmemiştir. Ayrıca; İdare Mahkemesince, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilen idari yargı dosyasında; Ankara 4.İdare Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının davacı vekiline tebliğ edildiği ancak davalı vekiline tebliğ edildiğine ve kararın kesinleştiğine ilişkin dosya içerisinde herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahkememizce, dosya içinde yer almayan Karabük İş Mahkemesi nin 2009/89 Esas sayılı ve 2012/215 Esas sayılı dava dosyası Uyap ortamında incelemeye açtırılmış olup, dosyaların incelenmesinden; Karabük İş Mahkemesi nin gün ve 2009/89 Esas, 2012/60 Karar sayılı kararı ile esas yönünden davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin temyiz talebi üzerine Yargıtay 10.Hukuk Dairesi nin gün ve 2012/10700 Esas, 2012/12801 Karar sayılı kararı ile görev yönünden bozma kararı verildiği, bozma kararı üzerine dosyanın Karabük İş Mahkemesi nin 2012/215 sayılı esasına kaydedildiği, duruşmasının devam ettiği ve duruşmasının tarihine ertelendiği anlaşılmıştır. Olayda, davacı vekilince görevli merciin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasanın 14.maddesi kapsamında Mahkememize başvurulmuş olmasına karşın, Ankara 4.İdare Mahkemesi nin görevsizlik kararı henüz kesinleşmediğinden ve Karabük İş Mahkemesi dosyasının duruşması devam ettiğinden, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen kesin ve kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine koşulu geçekleşmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/220 KARAR NO : 2015/235 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı görevsizlik kararının bulunmadığı, böylece 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddesinde belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A.M.B. : Av. T.P. : Çeşme İlçe Emniyet Müd. Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliği 7

8 O L A Y : Çeşme Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığı ve alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, davacı adına sırasıyla ayrı ayrı gün ve GJ seri-sıra, gün ve GJ seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 48/9. maddeleri uyarınca 911,00 TL ve 2.078,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından 457 ve 456 sayılı sürücü belgesi geri alma tuta-nakları düzenlenmiştir. Davacı vekili, gün ve GJ seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile verilen idari para cezası ile bu cezaya bağlı olarak düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ÇEŞME SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/16 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, gün ve GJ seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/4 sayı ile; dava konusu para cezasının verilmesine dayanak teşkil eden 2918 sayılı Kanun da bu Kanun hükümlerine göre verilen idari para cezasına karşı başvuru yolunun gösterilmediği, sadece idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada Kabahatler Kanunu nun 3 ve 27/1. maddeleri uyarınca, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu, ancak aksi durumda yani davanın sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmış olması halinde dahi, 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, 8

9 gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, alkollü olarak araç kullandığı ve alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, davacı adına sırasıyla ayrı ayrı gün ve GJ seri-sıra, gün ve GJ seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 48/9. maddeleri uyarınca 911,00 TL ve 2.078,00 TL idari para cezası verildiği ve 457 ile 456 sayılı sürücü belgesi geri alma tutanakları düzenlendiği, davacı vekilinin gün ve GJ seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile verilen idari para cezası ile bu cezaya bağlı olarak düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunduğu ve Mahkemece görevsizlik kararı verildiği, bu işlemler ile ilgili olarak davacı A.M.B. vekilinin idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında bu konuda verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, davacı vekilinin gün ve GJ seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, Mahkemece davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu işlem ile ilgili olarak adli yargı yerine davacı A.M.B. vekilinin dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı hakkında bu konuda verilmiş bir görevsizlik kararı da olmadığı, ancak İzmir 3. İdare Mahkemesince yukarıda bahsedilen kararlar arasında görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı gibi, 19. maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı gibi, 19. maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/226 KARAR NO : 2015/241 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Oluştuğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının, idari yargı düzeninde yer alan mahkemeler arasında doğması nedeniyle; başvurunun 2247 sayılı Yasa nın 1., 14. ve 27. maddeleri uyarınca reddi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : R.S. : Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü O L A Y : Davacı dilekçesinde özetle; mülkiyetinde bulunan taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarında yolsuz tescil yapılarak kişilik haklarına tecavüz edildiğini, tapu kayıtları üzerinde şerhler bulunduğunu, davalı tarafça yolsuz tescil olan diğer kişilerin tapu kayıtlarının tutulup kanuna karşı hile yapıldığını önesürerek Danıştay da dava açmıştır. DANIŞTAY 10.DAİRESİ: gün ve E:2014/3224, K:2014/4046 sayı ile, Uyuşmazlık, davacının mülkiyetinde bulunan taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarında yapıldığı ileri sürülen yolsuz tescil işlemlerinin iptali ile sahip olunan hakların iadesine karar verilmesi isteminden doğmuş olup; bu haliyle 9

10 2575 sayılı Danıştay Kanunu nun 24.maddesi kapsamında yer almayan davanın, Danıştay da ilk derece olarak incelenmesi olanağı bulunmadığı; bu itibarla, dava dosyasının, uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girip girmediği hususunun da değerlendirilmek üzere idare mahkemesine gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, dava dosyasının Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. ANKARA 8.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1981, K:2014/1995 sayı ile, dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafça mülkiyeti kendisine ait olduğu iddia olunan tapu kayıtlarındaki yolsuz tescil işlemlerinin düzeltilmesinin talep edildiği anlaşılmakla, taşınmazın aynına ve tapu kaydına ilişkin olan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün mevzuat hükümleri uyarınca adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı günü kayda giren dilekçesi ile Danıştay 10.Daire Başkanlığının görevsizlik kararından sonra Ankara 8.İdare Mahkemesince verilerek kesinleşen görevsizlik kararıyla ortaya çıktığını önesürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa sının 158. maddesinin birinci fıkrasında Uyuşmazlık Mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. denilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. Özel kanun uyarınca hakeme başvurulmasının zorunlu olduğu hallerde, eğer hakemlik görevi hakim tarafından yerine getirilmiş ise bu merci, davanın konusuna göre, yukarıdaki fıkrada yazılı adli veya idari yargı mercilerinden sayılır. hükümleri yer almıştır sayılı Yasanın 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Anılan hükümlere göre, Uyuşmazlık Mahkemesi nce bir görev ya da hüküm uyuşmazlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen karar veya kararların, adli, idari veya askeri yargı mercilerince ya da hakemliğin hakim tarafından yerine getirilmesinde olduğu gibi yargı merci sayılanlarca verilmesi ve 14.madde kapsamında olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için de; adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir. Olayda, Danıştay 10.Dairesince; yine aynı yargı düzenindeki İdare Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle verilen görevsizlik kararı üzerine; dosyanın gönderildiği Ankara 8.İdare Mahkemesince, Adli Yargı yerinin görevli olduğundan bahisle verilen ve kesinleşen görevsizlik kararının görev uyuşmazlığına konu edildiği; dolayısıyla oluştuğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının idari yargı düzeninde yer alan mahkemeler arasında doğduğu anlaşılmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 14. ve 15. maddeleri uyarınca çözümlenebileceğinden, başvurunun 2247 sayılı Yasa nın 1., 14. ve 27. maddeleri uyarınca reddi reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 1., 14. ve 27. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 10

11 6-ESAS NO : 2015/231 KARAR NO : 2015/246 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı görevsizlik kararının bulunmadığı, böylece 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.A. : Av. Ü.K. : İstanbul Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği, B Bölgesi Trafik Denetleme Ekipler Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HI seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/3880, K:2014/3880 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili bu kez, sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1394, K:2014/1652 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen kararın itiraz edilmeden kesinleşmesi üzerine, davacı vekilinin İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen gün ve D.İş:2014/3880, K:2014/3880 sayılı kararı ile Mahkemenin gün ve E:2014/1394, K:2014/1652 sayılı kararı arasında meydana gelen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesini talep eden dilekçesi üzerine, dava dosyası Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi 11

12 gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HI seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911,00 TL idari para cezası verildiği ve sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlendiği, davacı vekilinin idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunduğu ve Mahkemece görevsizlik kararı verildiği, Uyuşmazlık Mahkemesi nin 2015/234 esas sayılı dosyasının incelenmesinden, bu işlem ile ilgili olarak davacı S.A. vekilinin idari yargı yerine de dava açtığı ve İstanbul 3. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/2091, K:2014/1692 sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiği, davacı vekilinin sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, Mahkemece davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu işlem ile ilgili olarak adli yargı yerine davacı S.A. vekilinin dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı hakkında bu konuda verilmiş bir görevsizlik kararı da olmadığı, ancak davacı vekilinin, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen gün ve D.İş:2014/3880, K:2014/3880 sayılı görevsizlik kararı ile İstanbul 3. İdare Mahkemesi nce verilen gün ve E:2014/1394, K:2014/1652 sayılı görevsizlik kararı arasında meydana gelen olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesi ve görevli yargı yerinin belirtilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesini talep eden dilekçesi üzerine, idari yargı yerince adli yargı yerine ait dava dosyası da temin edilmek suretiyle dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * II-2247 SAYILI KANUN UN 10. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2014/715 KARAR NO : 2015/176 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 12

13 ÖZET : Davalı İdarelerin 775 sayılı yasa uyarınca tahsis ederek, arsa bedelini aldıkları taşınmazı vermemesi ve yeni bir arsa da tahsis etmemesi nedeniyle oluşan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi kapsamında ve gecekondu mevzuatı hükümleri çerçevesinde İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.İ. Davalılar : 1-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. O.K. 2-Eyüp Belediye Başkanlığı Vekili : Av. E.A. O L A Y : Davacı dava dilekçesinde, İstanbul İli,Eyüp ilçesi, Alibeyköy Çırçır Mahallesi, Alibeyköy Gecekondu Önleme Bölgesinde bulunan geçici 214 ada, 4 parsel sayılı, yeni 141 ada 41 parsel sayılı taşınmazın, 775 sayılı Kanun uyarınca bedeli mukabilinde mülga Alibeyköy Belediye Başkanlığınca 1974 yılında A.B. adına tahsis edildiğini ve arsa tahsis belgesi düzenlenerek verilmiş olduğunu; tahsis edilen arsaya ilişkin belirlenen bedele ait tüm arsa taksitlerinin bankanın gecekondu fon hesabına yatırıldığını; A.B. nin vekili ile aralarında yapılan Beyoğlu 35.Noterliğinin Tarih ve 6374 yevmiye sayılı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi ile söz konusu taşınmazı satın ve temlik alarak bu kişinin tüm haklarının halefi olduğunu; ardından söz konusu parselin tapusunu almak için gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve gerekse Eyüp Belediye Başkanlığına yaptığı müracaatlarda; taşınmazın, Vakıflar idaresi adına kayıtlı olduğu ve 775 ve 4916 sayılı yasalar uyarınca belediye mülkiyetine geçirildikten sonra tapu alabileceğinin bildirildiğini; söz konusu yerle ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile görüşmelerinin halen devam ettiğini, anlaşma sağlandığı takdirde anılan parselin Belediye Başkanlığı adına tescilini müteakip hak sahiplerine tapularının verileceği ifade edildiğinden, bugüne kadar beklenildiğini; aynı bölgede, kendisiyle aynı durumda olan, kendilerine arsa tahsis edilen bir çok komşu parsel sahibinin takas suretiyle tapusunu almasına rağmen, tarafına henüz olumlu bir netice bildirilmediğini; tarafına tahsisli arsanın tapusunun verilmesi veya yeni bir arsa tahsisinin yapılması amacıyla her iki davalıya defaatle yaptığı müracaatlarda; 775 sayılı yasa gereği hak sahipliği belirlenen kişilere yeni Gecekondu Önleme Bölgeleri oluşturulduktan sonra belediye adına boş arsa üretildikten sonra arsa tahsis edileceği, ancak şu anda tahsisin mümkün olmadığının bildirildiğini; kısaca; Mülga Alibeyköy Belediye Başkanlığınca tapuda kendisine ait olmayan Alibeyköy Çırçır Mahallesi, Alibeyköy Gecekondu Önleme Bölgesinde bulunan geçici 214 ada, 4 parsel sayılı, yeni 141 ada 41 parsel sayılı taşınmazın 1974 yılında tahsis edildiğini ve tüm arsa bedelleri de her iki belediyece çeşitli tarih ve miktarlarla tahsil edilmesine rağmen, arsanın tapusunun verilmediğini; her iki belediyenin de bu haksızlığı bildiklerinden dolayı, yeni arsa üretildiğinde tarafına arsa tahsis edileceğini belirttiklerini; ancak her iki Belediye Başkanlığının da bu güne kadar taahhütlerini yerine getirmediklerini; üstelik, kendisi tarafından Eyüp Tapu Sicil Müdürlüğünde haricen yaptığı tetkikte, taşınmazın Vakıflar İdaresi tarafından 3. bir şahsa satıldığını ve belediyede yaptığı araştırmada bu şahsın da belediyeden inşaat ruhsatı aldığını öğrendiğini; bu nedenle, 775 sayılı gecekondu kanunu hükümleri uyarınca; mümkünse 3. şahsa satılan ve satış vaadi sözleşmesi ile temlik almış olduğu, kendisine tahsisli bulunan yeni 141 ada 41 parsel sayılı taşınmazın tapusunun verilmesi, olmadığı takdirde yeni bir arsa tahsisinin yapılması, bu da mümkün olmadığı takdirde, tahsisi yapılan yerin bugünkü rayiç bedelinin tarafına verilmesi talebiyle, tarihli dilekçe ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına yaptığı müracaat sonrasında, idarece verilen cevapta; taşınmaza ait talebin Vakıflar Genel Müdürlüğüne yapılmasının ifade edildiğini; yine tarihli dilekçe ile Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığına yaptığı müracaat sonrasında, idarece verilen cevapta 'Mülga Alibeyköy Belediyesince 775 sayılı yasaya göre tahsis edilen geçici 214 Ada,14 Parsel yeni 141 Ada,16 Parsel ( 41 parselin Tevhit suretiyle) tahsisi edildiğinin belirtildiği, ancak sayılı yasa uyarınca işlemler tamamlanamadığından tapu verilemediğinin ifade edildiğini; sonuç itibariyle; 1974 yılında A.B. ye tahsis edilen ve tüm arsa bedelleri ödenen, satış vaadi sözleşmesi ile satın ve temlik alınan taşınmazın tapusu verilmediği gibi yeni bir arsa da tahsis edilmediğinden dolayı, uğramış olduğu zarara karşılık olmak üzere, tahsisi yapılan yerin hakkaniyet gereği fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile bugünkü rayiç bedelinin tazminine karar verilmesini istediğini ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, uğramış olduğu zarara karşılık olmak üzere, tahsis edilen ve kendisi tarafından satın ve temlik alınan İstanbul İli, Eyüp ilçesi, Alibeyköy Çırçır Mahallesi, Alibeyköy Gecekondu Önleme Bölgesinde bulunan geçici 214 ada, 4 parsel sayılı, yeni 141 ada 41 parsel sayılı taşınmazın piyasa rayiç bedelinden şimdilik TL lik kısmının dava tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. 13

14 Davalı idarelerin vekilleri, davanın görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunmuşlardır. İSTANBUL 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/263 sayı ile, görev itirazlarının reddine karar vermiştir. Davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dosya örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; aynen ( ) 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun Kapsam ve tarif başlıklı 1. maddesinde; "Mevcut gecekonduların ıslahı, tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınması gereken tedbirler hakkında bu kanun hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiş olup, anılan Yasa'nın 4. maddesinde " Gecekonduların ıslah, tasfiye ve önleme bölgeleri içinde bulunan binalı ve binasız vakıf taşınmaz mallardan 3 üncü maddenin ikinci fıkrası kapsamı dışında kalanları, bu kanunda belirtilen amaçlarda kullanılmak üzere, aşağıdaki şartlarla ve genel hükümlere göre bedeli ödenmek suretiyle ilgili belediyelerin mülkiyetine geçer: Arazi ve arsaların bedeli; bulunduğu şehir, kasaba ve bölgenin özellikleri, yapılmış ve yapılacak kamu hizmet ve tesislerinin durumu vesair hususlar da gözönünde bulundurularak, ilgili belediye ve Vakıflar İdaresi arasında anlaşma yolu ile tesbit edilir. Bu arazi ve arsalar üzerinde Vakıflar İdaresine ait herhangi bir yapı bulunduğu takdirde, bu yapının bedeli ayrıca hesaba katılır. Bedele ait anlaşmazlıklar mahalli asliye hukuk mahkemelerince basit muhakeme usulü ile hallolunur. Bu anlaşmazlıklar tapu tesciline engel olamaz Vakıflar İdaresi ve tapu daireleri vakıf taşınmaz malların cins, miktar ve yerleri ile diğer vasıflarını açıkça belirten listeleri, talepleri üzerine en geç 2 ay içerisinde ilgili belediyelere bildirmekle yükümlüdürler. Belediyeler, kendi mali güçleri ve programlarına göre, bu taşınmaz malların tamamen veya peyderpey tescilini istiyebilirler. Sözü geçen bölgelerde Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından yaptırılacak kamu hizmet ve tesisleri için lüzumlu vakıf taşınmaz mallar da yukarıdaki esaslara göre bu idarelere intikal ettirilir." hükümleri yer almıştır. Yine Yasa'nın 25. maddesinde; "7 nci madde gereğince tesbit olunan önleme bölgelerindeki arsaların, öncelikle gecekonduların ıslahı ve tasfiyesi sebepleriyle açıkta kalacaklara ve diğer konutsuz vatandaşlara verileceği, Bu arsalardan, ıslah ve tasfiye bölgelerinde bulunan diğer yapı sahiplerinden yapısının tasfiyesini istiyenlerin de faydalanabileceği, Her ne sebeple olursa olsun, bu kanun hükümlerince arsa tahsis edilecek kimselerin, yoksul veya dar gelirli olması, kendisinin veya eşinin veya ergin olmıyan çocuğunun herhangi bir belediye sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya her hangi bir yerde bir ev veya apartmanın ayrı bir dairesine karşılık olan payına sahip bulunmamasının şart olduğu, Kimlerin yoksul ve dar gelirli sayılacağı, kendisine arsa tahsis edileceklerin öncelik sırası ve yukarda sözü geçen diğer hususların esaslarının yönetmelikte belirtileceği, öngörülmüştür. Yasa'nın 26. maddesinde; "25 inci maddede sözü geçen arsalar yönetmelikte belirtilen şekil ve esaslar dahilinde ve tespit olunacak bedellerle kendilerine arsa verilmesi gerekenlere dağıtılır. Arsa ve binaların halihazır durumları ile şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis veya satışları valiliklerince tespit ve Toplu Konut idaresi Başkanlığınca onaylanan emsal bedel üzerinden yapılır. Binalar ve konutlar, valiliklerin teklifi üzerine, bu bedelin yüzde yirmibeşi (% 25) peşin olarak yatırılmak ve vade farkı alınmak kaydıyla taksitle de satılabilir. Şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına, arsaların ve binalann satış veya tahsisine dair esaslar Toplu Konut idaresi Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir." hükümleri ile 27. maddede; "Bu kanun hükümlerine göre kendilerine arsa tahsis edilenlerle gecekondusunu ıslah edeceklere, imkanları nispetinde Toplu Konut idaresi Başkanlığınca, mahalli belediyelerce veya diğer daire ve kurumlarca her türlü teknik yardım yapılır ve bunlara uzun vadeli konut kredisi verilmesi ve ayni yardım yapılması yoluna gidilir. Islahı gereken konutların tesbiti işlemleri, arsa tahsisi, yeniden konut yapacaklara veya konutunu ıslah edeceklere temin olunacak kredi veya yapılabilecek ayni ve teknik yardımların miktar, şekil ve sair şartlarına dair esaslar yönetmelikte belirtilir." hükümleri yer almış bulunmaktadır. Anılan düzenlemelere göre, Yasa'da öngörülen usül ve esaslara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı tahsis yapılarak, gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da yapılmış olan tahsisin esas alınması suretiyle tapu verilmektedir. 775 sayılı Yasa hükümlerine göre ilgili idarenin hak sahiplerine tapu verme yetkisi idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, Alibeyköy Çırçır Mahallesi, Alibeyköy Gecekondu Önleme Bölgesinde bulunan eski 214 ada, 4 parsel sayılı, yeni 141 ada, 41 parsel sayılı taşınmazın mülga Alibeyköy 14

15 Belediyesi tarafından A.B. adına 775 sayılı Yasa uyarınca tahsis edildiği, 775 sayılı Yasa uyarınca tahsisi yapılan 622 adet parselin bulunduğu alanın Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 775 sayılı Yasa'nın 4. maddesi uyarınca başlanılan kamulaştırma işlemlerinin sonuçlanmadığı, taşınmazlar vakıf mülkü olduğundan alanda yapılan imar uygulaması sonucu oluşan parsellerin yine vakıf mülkü olarak tescil edildiği, sonradan kurulan Eyüp Belediyesi tarafından da taşınmazların kamulaştırılması yoluna gidildiği ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü ile anlaşma sağlanamadığı dolayısıyla taşınmazların mülkiyetinin belediye geçemediği, mülkiyet sorununun çözümü amacıyla 4706 sayılı Yasa'nın geçici 4. maddesine istinaden Alibeyköy Belediyesine tahsisli 622 adet parselin hazine taşınmazları ile takasının yapılması sürecinin başlatıldığı, imzalanan protokol ile Eyüp İlçesi'ndeki 577 adet parselin de içinde bulunduğu vakıf mülkü parsellerin hâzineye ait taşınmazlarla takas edilerek hazine adına tescilinin sağlandığı, takas kapsamında vakıflardan hâzineye geçen taşınmazların 4706 sayılı Yasa kapsamında hak sahiplerine bedeli karşılığında satılmak üzere bedelsiz olarak Eyüp Belediyesi'ne devredildiği, ancak dava konusu taşınmaz da dahil olmak üzere 45 adet taşınmazın 4706 sayılı Yasa'nın koşullarını taşımaması nedeniyle takas kapsamından çıkarıldığı anlaşılmıştır. Dava dilekçesinde, mülga Alibeyköy Belediyesi tarafından A.B. adına 775 sayılı Yasa uyarınca tahsis edilen taşınmazın 1996 yılında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın alındığı, taşınmazın tapusunun verilmesi için Eyüp Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne birden fazla başvuruda bulunulduğu, arsa bedeli ödenmiş olan taşınmazın tapusunun verilmediği, başka bir taşınmaz da tahsis edilmediği, bu nedenle taşınmazın rayiç bedelinin tazminat olarak ödenmesi gerektiği iddia edilmiş bulunmaktadır. Davalı idare tarafından ise, taşınmazın mülkiyetinin belediyeye devredilmediği, ayrıca dava konusu taşınmazın tahsis işlemlerinin 775 sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiği, anılan Yasa'nın 27. maddesinin 2. fıkrasına göre arsa tahsis tarihinden itibaren 1 yıl içinde konut yapılmaya başlanılmadığı, dolayısıyla anılan taşınmazın takas kapsamına alınmadığı ve hak sahibi olmayan davacıya tapu verilmediği, davacının bu yöndeki başvurusunun da reddedildiği savunulmuş bulunmaktadır. Bu durumda, davacının dava açmaktaki amacı, 775 sayılı Yasa uyarınca başlanılan tahsis işlemlerinin sonuçlanmaması nedeniyle ödediğini iddia ettiği arsa bedeli nedeniyle oluşan zararının tazmini olduğundan, davacının talebinin 775 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan bu uyuşmazlığın çözümünde İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır. SONUÇ: Açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; ( ) Dava dosyasının incelenmesinde; davacının İstanbul Eyüp İlçesi Alibeyköy Çırçır Mahallesi Alibeyköy Gecekondu Önleme Bölgesinde bulunan Eski:214 ada, 4 parselde; yeni 141 ada, 41 parsel sayılı taşınmazının tapusunun verilmemesi ve anılan taşınmaz yerine başka bir yerden de tahsis yapılmaması nedeniyle arsa bedelinin ödendiğinden bahisle tespit edilecek bedelin şimdilik TL'lik kısmının dava tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte tahsilini talep ettiği anlaşılmaktadır. Söz konusu taşınmazın mülga Alibeyköy Belediyesi tarafından A.B. adına 775 sayılı Kanun uyarınca tahsisinin yapıldığı, daha sonra tahsisi yapılan başka parsellerin de bulunduğu bu alanın Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, 775 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince başlanılan kamulaştırma işlemlerinin taşınmazların vakıf arazisi olduğu gerekçesiyle sonuçlanmadığı, taşınmazların mülkiyeti konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Belediye arasında çıkan ihtilafta, 4706 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi çerçevesinde vakıf arazilerinin takas yoluyla hâzineye ve sonradan da bedelsiz olarak Eyüp Belediyesine tahsisinin sağlandığı, ancak, dava konusu taşınmazın da aralarında bulunduğu bir kısım taşınmazın 4706 sayılı Kanunda yer alan koşulların bulunmaması sebebiyle takas kapsamından çıkarıldığı, davacının ise A.B. isimli şahıstan 1996 yılında gayrimenkul satış sözleşmesi ile satın aldığı taşınmazın tapusunun verilmesi için Eyüp Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne yaptığı başvuruların sonuçsuz kalması nedeniyle tapusunu alamadığı ve başka bir yerden de tahsis yapılmaması nedeniyle uğradığı zararın tazminine yönelik olarak dava açtığı anlaşılmıştır. Konuyla ilgili olarak, 20/07/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanununun "Kapsam ve tarif' kenar başlıklı 1. maddesinde "Mevcut gecekonduların ıslahı, tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınması gereken tedbirler hakkında bu kanun hükümleri uygulanır."; aynı kenar başlıkta yer alan 2. maddesinde ise, "Bu kanunda sözü geçen (Gecekondu) deyimi ile, imar ve yapı işlerini düzenliyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmıyan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar kastedilmektedir." hükümlerine yer verilmiştir. Aynı Kanunun, "Belediyelere arsa sağlanması" başlığında yer alan 4. maddesinde ise, "Gecekonduların ıslah, tasfiye ve önleme bölgeleri içinde bulunan binalı ve binasız vakıf taşınmaz mallardan 3 üncü maddenin ikinci fıkrası kapsamı dışında kalanları, bu kanunda belirtilen amaçlarda 15

16 kullanılmak üzere, aşağıdaki şartlarla ve genel hükümlere göre bedeli ödenmek suretiyle ilgili belediyelerin mülkiyetine geçer: Arazi ve arsaların bedeli; bulunduğu şehir, kasaba ve bölgenin özellikleri, yapılmış ve yapılacak kamu hizmet ve tesislerinin durumu vesair hususlar da gözönünde bulundurularak, ilgili belediye ve Vakıflar İdaresi arasında anlaşma yolu ile tesbit edilir. Bu arazi ve arsalar üzerinde Vakıflar İdaresine ait herhangi bir yapı bulunduğu takdirde, bu yapının bedeli ayrıca hesaba katılır. Bedele ait anlaşmazlıklar mahalli asliye hukuk mahkemelerince basit muhakeme usulü ile hallolunur. Bu anlaşmazlıklar tapu tesciline engel olamaz. Vakıflar idaresi ve tapu daireleri vakıf taşınmaz malların cins, miktar ve yerleri ile diğer vasıflarını açıkça belirten listeleri, talepleri üzerine en geç 2 ay içerisinde ilgili belediyelere bildirmekle yükümlüdürler. Belediyeler, kendi mali güçleri ve programlarına göre, bu taşınmaz malların tamamen veya peyderpey tescilini isteyebilirler. Sözü geçen bölgelerde Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından yaptırılacak kamu hizmet ve tesisleri için lüzumlu vakıf taşınmaz mallar da yukarıdaki esaslara göre bu İdarelere intikal ettirilir." hükümleri yer almaktadır. Bunların dışında; Kanunun "Arsa tahsisi şart ve şekilleri" kenar başlığında düzenlenen 25. maddesinde "7 nci madde gereğince tesbit olunan önleme bölgelerindeki arsalar, öncelikle gecekonduların ıslahı ve tasfiyesi sebepleriyle açıkta kalacaklara ve diğer konutsuz vatandaşlara verilir./ Bu arsalardan, ıslah ve tasfiye bölgelerinde bulunan diğer yapı sahiplerinden yapısının tasfiyesini istiyenler de faydalanabilirler./ Her ne sebeple olursa olsun, bu kanun hükümlerince arsa tahsis edilecek kimselerin, yoksul veya dar gelirli olması, kendisinin veya eşinin veya ergin olmıyan çocuğunun herhangi bir belediye sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya her hangi bir yerde bir ev veya apartmanın ayrı bir dairesine karşılık olan payına sahip bulunmaması şarttır./ Kimlerin yoksul ve dar gelirli sayılacağı, kendisine arsa tahsis edileceklerin öncelik sırası ve yukarda sözü geçen diğer hususların esasları yönetmelikte belirtilir." hükümlerine; 26. maddesinde ise "25inci maddede sözü geçen arsalar yönetmelikte belirtilen şekil ve esaslar dahilinde ve tespit olunacak bedellerle kendilerine arsa verilmesi gerekenlere dağıtılır./ Arsa ve binaların halihazır durumları ile şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis veya satışları valiliklerince tespit ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca onaylanan emsal bedel üzerinden yapılır./ Binalar ve konutlar, valiliklerin teklifi üzerine, bu bedelin yüzde yirmibeşi (% 25) peşin olarak yatırılmak ve vade farkı alınmak kaydıyla taksitle de satılabilir./ Şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına, arsaların ve binaların satış veya tahsisine dair esaslar Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir." hükümlerine yer verilmiştir. Nihayet, Kanunun "Yardımlar ve muafiyetler" kenar başlıklı 27. maddesinde "Bu kanun hükümlerine göre kendilerine arsa tahsis edilenlerle gecekondusunu ıslah edeceklere, imkanları nispetinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca, mahalli belediyelerce veya diğer daire ve kurumlarca her türlü teknik yardım yapılır ve bunlara uzun vadeli konut kredisi verilmesi ve ayni yardım yapılması yoluna gidilir. Islahı gereken konutların tesbiti işlemleri, arsa tahsisi, yeniden konut yapacaklara veya konutunu ıslah edeceklere temin olunacak kredi veya yapılabilecek ayni ve teknik yardımların miktar, şekil ve sair şartlarına dair esaslar yönetmelikte belirtilir." hükümleri yer almaktadır. Anılan mevzuat uyarınca yapılan tespit ve değerlendirme sonucunda, öngörülen koşullara uygunluğu saptanan ilgililere arsa veya hisse tahsis etmek ve bunlar adına tapuya tescil ettirmek, koşulları taşımayanların istemlerini ise reddetmek yetkisine sahip olan idarenin söz konusu uygulama işlemleri, kamu gücüne dayalı, re sen ve tek yanlı nitelik taşımakta olduğu anlaşılmaktadır. Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca tahsis belgesi karşılığı tapu kaydının hukukî nedenlerle verilememesi sonucu tahsis bedeli ödeyenin uğradığını iddia ettiği zararın tazminine ilişkin davanın, işlemin davalı idarenin re'sen ve tek taraflı kamu gücü kullanması sonucu ortaya çıkması sebebiyle ve işlemin idari niteliği itibarı ile idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/263 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; 16

17 l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde, anılan idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı İdarelerin 775 sayılı yasa uyarınca tahsis ederek, arsa bedelini aldıkları İstanbul İli, Eyüp ilçesi, Alibeyköy Çırçır Mahallesi, Alibeyköy Gecekondu Önleme Bölgesinde bulunan taşınmazı vermemesi ve yeni bir arsa da tahsis etmemesi nedeniyle, arsa bedeli ödenmiş olan söz konusu arsanın mahkemece tespit edilecek bedelinin(şimdilik TL.lik kısmının), dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalı Belediyelerden müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 775 sayılı Gecekondu Kanunu nun Kapsam ve tarif başlıklı 1. maddesinde; "Mevcut gecekonduların ıslahı, tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınması gereken tedbirler hakkında bu kanun hükümleri uygulanır. ; 2.maddesinde; Bu kanunda sözü geçen (Gecekondu) deyimi ile, imar ve yapı işlerini düzenliyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmıyan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar kastedilmektedir. ; 4.maddesinde; Gecekonduların ıslah, tasfiye ve önleme bölgeleri içinde bulunan binalı ve binasız vakıf taşınmaz mallardan 3 üncü maddenin ikinci fıkrası kapsamı dışında kalanları, bu kanunda belirtilen amaçlarda kullanılmak üzere, aşağıdaki şartlarla ve genel hükümlere göre bedeli ödenmek suretiyle ilgili belediyelerin mülkiyetine geçer: a) Arazi ve arsaların bedeli; bulunduğu şehir, kasaba ve bölgenin özellikleri, yapılmış ve yapılacak kamu hizmet ve tesislerinin durumu vesair hususlar da gözönünde bulundurularak, ilgili belediye ve Vakıflar İdaresi arasında anlaşma yolu ile tesbit edilir. b) Bu arazi ve arsalar üzerinde Vakıflar İdaresine ait herhangi bir yapı bulunduğu takdirde, bu yapının bedeli ayrıca hesaba katılır. c) Bedele ait anlaşmazlıklar mahalli asliye hukuk mahkemelerince basit muhakeme usulü ile hallolunur. Bu anlaşmazlıklar tapu tesciline engel olamaz. Vakıflar İdaresi ve tapu daireleri vakıf taşınmaz malların cins, miktar ve yerleri ile diğer vasıflarını açıkça belirten listeleri, talepleri üzerine en geç 2 ay içerisinde ilgili belediyelere bildirmekle yükümlüdürler. Belediyeler, kendi mali güçleri ve programlarına göre, bu taşınmaz malların tamamen veya peyderpey tescilini istiyebilirler. Sözü geçen bölgelerde Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından yaptırılacak kamu hizmet ve tesisleri için lüzumlu vakıf taşınmaz mallar da yukarıdaki esaslara göre bu İdarelere intikal ettirilir. ; Arsa tahsisi şart ve şekilleri başlıklı 25.maddesinde; 7 nci madde gereğince tesbit olunan önleme bölgelerindeki arsalar, öncelikle gecekonduların ıslahı ve tasfiyesi sebepleriyle açıkta kalacaklara ve diğer konutsuz vatandaşlara verilir. Bu arsalardan, ıslah ve tasfiye bölgelerinde bulunan diğer yapı sahiplerinden yapısının tasfiyesini istiyenler de faydalanabilirler. Her ne sebeple olursa olsun, bu kanun hükümlerince arsa tahsis edilecek kimselerin, yoksul veya dar gelirli olması, kendisinin veya eşinin veya ergin olmıyan çocuğunun herhangi bir belediye sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya her hangi bir yerde bir ev veya apartmanın ayrı bir dairesine karşılık olan payına sahip bulunmaması şarttır. Kimlerin yoksul ve dar gelirli sayılacağı, kendisine arsa tahsis edileceklerin öncelik sırası ve yukarda sözü geçen diğer hususların esasları yönetmelikte belirtilir. ; 26.maddesinde; (Değişik : 6/6/ /1 md.) 25 inci maddede sözü geçen arsalar yönetmelikte belirtilen şekil ve esaslar dahilinde ve tespit olunacak bedellerle kendilerine arsa verilmesi gerekenlere dağıtılır. Arsa ve binaların halihazır durumları ile şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis veya satışları valiliklerince tespit ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca onaylanan emsal bedel üzerinden yapılır. Binalar ve konutlar, valiliklerin teklifi üzerine, bu bedelin yüzde yirmibeşi (% 25) peşin olarak yatırılmak ve vade farkı alınmak kaydıyla taksitle de satılabilir. Şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına, arsaların ve binaların satış veya tahsisine dair esaslar Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir. ; Yardımlar ve muafiyetler başlıklı 27.maddesinde; Bu kanun hükümlerine göre kendilerine arsa tahsis edilenlerle 17

18 gecekondusunu ıslah edeceklere, imkanları nispetinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca, mahalli belediyelerce veya diğer daire ve kurumlarca her türlü teknik yardım yapılır ve bunlara uzun vadeli konut kredisi verilmesi ve ayni yardım yapılması yoluna gidilir. Islahı gereken konutların tesbiti işlemleri, arsa tahsisi, yeniden konut yapacaklara veya konutunu ıslah edeceklere temin olunacak kredi veya yapılabilecek ayni ve teknik yardımların miktar, şekil ve sair şartlarına dair esaslar yönetmelikte belirtilir. Kendilerine arsa tahsis edilenler, yönetmelikte belirtilen işlemleri, tahsis tarihinden itibaren 6 ay içinde tamamlamıya ve krediye ihtiyaçları bulunduğu ve yönetmeliğe göre gerektiği takdirde, Türkiye Emlak Kredi Bankasında kendilerine kredi tahsisini gerektirecek şekilde hesap açtırmaya mecburdurlar. Bunlardan krediye hak kazananların kredi tahsis tarihinden itibaren diğerlerinin ise, arsa tahsisi tarihinden itibaren en geç 1 yıl içinde konutlarını yapmaya başlamaları ve 32 nci maddeye uygun olarak önceden tesbit edilen plana göre, nüve kısmını en geç 2 yıl içinde bitirmeleri şarttır. Bu şartlara uymıyanlardan, bu kanuna göre tahsis edilmiş veya edilecek taşınmaz mallar hiçbir hüküm alınmasına lüzum kalınmaksızın geri alınır. hükümlerine; 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun un Taksitle ödeme, satış bedelinden pay verilmesi, belediyelere devir başlıklı 5.maddesinde; (Değişik: 3/7/ /4 md.) Hazineye ait taşınmazların satış bedeli taksitle de ödenebilir. Taksitle ödeme halinde, satış bedelinin en az dörtte biri peşin, kalanı en fazla iki yılda ve taksitlerle kanunî faizi ile birlikte ödenir. Taksitli satışlarda taksit tutarını ve kanunî faizlerini karşılayacak miktarda kesin ve süresiz banka teminat mektubu verilmesi veya satışı yapılan taşınmazın üzerinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri uyarınca Hazine lehine kanunî ipotek tesis edilmesi halinde, taşınmaz alıcısı adına devredilir. (Ek cümle: 16/7/ /52 md.)alıcısı adına mülkiyet devri yapılmayan taşınmazlara ilişkin taksitli satışlarda, alıcı tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsil edilen tutarlardan ihale sırasında alınan geçici teminata isabet eden tutar Hazineye irat kaydedilerek kalanı alıcıya aynen iade edilir. Taksitlendirme dışında bırakılacak bedel ile taksit süresi ve sayısını köy sınırları veya belediye ve mücavir alan sınırları itibarıyla belirlemeye Bakanlık yetkilidir tarihli ve 4070 sayılı Kanuna göre yapılan satışlarda bedelin taksitle ödenmesi halinde, taksitle ödenecek kısma faiz uygulanmaz. Belediye ve mücavir alan sınırları içindeki Hazineye ait taşınmazların satış bedellerinin tahsil edilen kısmından öncelikle yerinde muhafaza edilemeyen yapıların tasfiyesinde kullanılmak şartıyla % 10'u, ilgili belediyelerin tarihli ve 775 sayılı Kanun hükümlerine göre oluşturulan fon hesabına aktarılır. Kalan kısmından ise ilgili belediyeye % 30, varsa büyükşehir belediyesine % 10 oranında pay verilir. Belediye mücavir alan sınırları dışındaki köylerde bulunan Hazine taşınmazlarının satış bedellerinin tahsil edilen kısmından, % 25 oranında; dörtte biri ilgili köy tüzel kişiliğine ödenmek ve kalanı diğer köylere götürülecek hizmetlerde kullanılmak üzere, il özel idarelerine pay verilir. Bu paylar tahsilini takip eden ayın yirmisine kadar ilgili idarelerin hesaplarına aktarılır. Belediyelere veya köy tüzel kişiliklerine yapılan satış ve devirlerden elde edilen gelirler ile özel ödenek kaydedilen satış gelirlerinden pay verilmez.(ek cümle: 23/7/ /33 md.) Köy sınırları içerisinde yer alan Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tarım arazilerinin kiracılarından tahsil edilen kira gelirlerinin yüzde onu, 442 sayılı Köy Kanununda belirlenen görevlerde kullanılmak kaydıyla, tahsilatı izleyen ay içinde bu gelirlerin elde edildiği köy tüzelkişiliği hesabına aktarılmak üzere emanet nitelikli hesaplara kaydedilir. Maliye Bakanlığı bu oranı iki katına kadar artırmaya yetkilidir. Belediye ve mücavir alan sınırları içinde olup, Bakanlıkça tespit edilen, Hazineye ait taşınmazlardan, tarihinden önce üzerinde yapılanma olanlar; Hazine adına tescil tarihine bakılmaksızın öncelikle yapı sahipleri ile bunların kanunî veya akdi haleflerine satılmak ya da genel hükümlere göre değerlendirilmek üzere ilgili belediyelere bedelsiz olarak devredilir. Bu şekilde devredilen taşınmazlar, haczedilemez ve üzerinde üçüncü kişiler lehine herhangi bir sınırlı ayni hak tesis edilemez. Bu taşınmazlar belediyelerce öncelikle talepleri üzerine yapı sahipleri ile bunların kanunî veya akdi haleflerine, rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. Bu suretle yapılacak satışlarda satış bedeli, en az yüzde onu peşin ödenmek üzere beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Taksit tutarlarına kanunî faiz oranının yarısı uygulanır. Taksitle satışa esas bedel ile taksit süresi ve sayısını belirlemeye belediyeler yetkilidir. Bu taşınmazlardan gerekli olanlar için öncelikle imar planları veya imar uygulaması yapılır. Belediyelerce imar planı ve/veya imar uygulaması yapılmadan kadastral parsel üzerinden yapılan satışlarda, düzenleme ortaklık paylarına ilave olarak, satışı yapılan arazinin düzenlemeden önceki yüzölçümünün % 20'sinin, satış bedelinden aynı oranda düşülmek kaydıyla eğitim ve sağlık tesisleri ile diğer resmî tesis alanları için ayrılabileceğine ve bu amaçla ayrılan alanların bedelsiz ve müstakil parsel şeklinde Hazine adına resen tescil edileceğine dair tapu kütüğüne şerh konulur. Yapılacak yazılı tebligat tarihinden itibaren bir yıl içinde satın alınma talebinde bulunulmayan veya üzerinde yapılanma olmayan ve bu madde kapsamında devredilen taşınmazlar genel hükümlere göre belediyece satılabilir. Devir tarihinden itibaren üç yıl içinde belediyece satılamayan taşınmazlar, 18

19 belediyelerin muvafakatine ve hükme gerek olmaksızın Hazine adına resen tescil edilir. (Ek cümle: 23/7/ /33 md.) Bu süre Bakanlık tarafından 5 yıla kadar uzatılabilir. Belediyece satılan taşınmazların satış bedelleri, alıcıları tarafından Bakanlıkça belirlenecek saymanlık hesabına yatırılır. Bu bedeller hiçbir şekilde haczedilemez. Tahsil edilen bedellerden beşinci fıkraya göre pay ayrılır. (Ek fıkra: 23/7/ /33 md.) Bu maddenin altıncı fıkrası uyarınca ilgili belediyelere bedelsiz olarak devredilen taşınmazların yapı sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerine doğrudan satılması halinde, ilgili belediyelerin devre ilişkin taleplerinin defterdarlık veya malmüdürlüğüne intikal tarihinden itibaren ecrimisil alınmaz. Ancak taşınmazların genel hükümlere göre değerlendirilmesi halinde ecrimisil alınır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesisler, başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazineye intikal eder. (İptal ikinci cümle: Anayasa Mahkemesi'nin 3/7/2014 tarihli ve E:2014/9 ve K:2014/121 sayılı kararıyla.) hükmüne; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlığını taşıyan 2. maddesinin 1. fıkrasında; (Değişik: 10/6/ /1 md.) ise, İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/ /5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/ /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar hükmüne yer verilmiştir. Anılan düzenlemelere göre, Yasa'da öngörülen usul ve esaslara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı tahsis yapılarak, gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da yapılmış olan tahsisin esas alınması suretiyle tapu verilmekte olduğu; 775 sayılı Yasa hükümlerine göre ilgili idarenin hak sahiplerine tapu verme yetkisinin ve 4706 sayılı Yasa kapsamında, belediye ve mücavir alan sınırları içindeki Hazineye ait taşınmazların devrine ilişkin hususların, idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak Eyüp Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün tarih ve 6243 sayılı yazısı ile davalı İdarelerin cevap dilekçelerinin incelenmesinden; Dava konusu edilen Eyüp, Çırçır Mahallesi geçici 214 ada 14 parsel yeni 247 pafta 141 ada 16 parsel sayılı taşınmazın, mülga Alibeyköy Belediyesince A.B. adına 775 Sayılı Yasaya göre tahsis edilmiş olduğu; 775 Sayılı Yasaya göre tahsisi yapılan toplam 622 adet parselin bulunduğu alanın, mülga Alibeyköy Belediyesince Gecekondu Önleme bölgesi ilan edilerek, geçici ada parsel numaraları ile vatandaşlara verildiği; daha sonra tahsis edilen bu vakıf mülkü parsellerin geldi parsellerinin 775 Sayılı Yasanın 4. maddesine göre kamulaştırma işlemine başlanıldığı, bankaya bloke edildiği; ancak 1980 yılında Alibeyköy Belediyesinin lağvedildiği; tüzel kişiliği sona eren Alibeyköy Belediyesinin bütün hak ve borçları ile İstanbul Belediyesine devredildiği; Alibeyköy Belediye Başkanlığı ilga edildiğinden, dava konusu tahsis işlemlerinin sonuçlandırılamadığı; 1986 yılında bölgede yapılan imar uygulaması neticesinde, geldi parsellerinin vakıf olması nedeniyle, meydana gelen yeni parsellerin de vakıf mülkü olarak tescil edilmiş olduğu; 1984 yılında kurulan Eyüp Belediyesince problemin çözümü için Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan görüşmelerin olumlu sonuçlanmadığı; anılan Belediyece; 2942 Sayılı Kanunun 8. maddesine göre anlaşma yolu ile kamulaştırılmak üzere tarih ve 1221 sayılı Encümen Kararı alınarak tapu kayıtlarına şerh konulduğu, ancak Vakıflar Müdürlüğü anlaşmaya yanaşmadığı için kamulaştırma işleminin gerçekleşmediği; bunun üzerine söz konusu taşınmazların mülkiyetinin anılan idare adına tespitini sağlamak amacıyla, Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/371 E. sayılı dosyası ile dava açıldığı; davanın daha sonra ıslah edilerek söz konusu tespitin İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına yapılmasının talep edildiği; Mahkemenin 2003/1022 K. sayılı kararıyla davanın kabul edildiği, ancak bu kararın Yargıtay tarafından 775 Sayılı Yasanın öngördüğü prosedür işletilmediği gerekçesiyle bozulduğu, aynı Mahkemenin 2005/35 E. sayılı dosyası ile devam eden yargılamada, Mahkemenin, bozma kararına uyarak 2005/165 K. Sayı ile davanın reddine karar verdiği; bu kararın tüm kanun yollarından geçerek kesinleştiği; dolayısıyla, dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu söz konusu parsellerin Eyüp Belediyesi mülkiyetine geçmediğinin, kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olduğu; konunun hukuken çözümünün mümkün olmadığının anlaşılması üzerine; bu durumda olan parsellerin mülkiyet sorununun çözümü amacıyla 5228 Sayılı Kanunla Değişik 4706 Sayılı Kanunun Geçici 4. maddesine istinaden mülga Alibeyköy Belediyesince tahsisli 622 adet parselin Hazine ile takasının yapılması hususunun Vakıflar Bölge Müdürlüğüne bildirildiği; Maliye Bakanlığı ile Vakıflar 19

20 Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığı arasında yapılan protokolle, Eyüp ilçesindeki tahsisli 577 adet parselin de içerisinde bulunduğu muhtelif vakıf mülkü parsellerin, Hazine mülkü parseller ile takas edilerek Maliye Hâzinesi adına tescil edildiği; takas kapsamında vakıflardan hazineye geçen taşınmazların, 4706 Sayılı Yasa kapsamında hak sahiplerine bedeli karşılığında satılmak üzere bedelsiz olarak Eyüp Belediyesine devredilmiş olduğu; ancak dava konusu taşınmaz da dahil olmak üzere 45 adet taşınmazın, 4706 Sayılı Yasanın şartlarını taşımadığından takas kapsamından çıkarıldığı; aranan şartın, takasa konu olacak taşınmazlar üzerinde tarihinden önce bina yapılmış olması şartı olduğu; dava konusu parselin bu nedenle takas kapsamına alınmadığı ve davacı adına tescilinin yapılmadığı; dava konusu taşınmazın tahsis işlemlerinin, 775 Sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiği; 775 sayılı Gecekondu Yasasının 27. maddesinin 2. fıkrasında: Kendilerine arsa tahsis edilenler, yönetmelikte belirtilen işlemleri, tahsis tarihinden itibaren 6 ay içinde tamamlamaya ve krediye ihtiyaçları bulunduğu ve yönetmeliğe göre gerektiği takdirde, Türkiye Emlâk Kredi Bankasında kendilerine kredi tahsisini gerektirecek şekilde hesap açtırmaya mecburdurlar. Bunlardan krediye hak kazananların kredi tahsis tarihinden itibaren, diğerlerinin ise, arsa tahsisi tarihinden itibaren en geç 1 yıl içinde konutlarını yapmaya başlamaları ve 32. maddeye uygun olarak önceden tespit edilen plâna göre, nüve kısmını en geç 2 yıl içinde bitirmeleri şarttır. Bu şartlara uymayanlardan, bu Kanuna göre tahsis edilmiş veya edilecek taşınmaz mallar hiçbir hüküm alınmasına lüzum kalınmaksızın geri alınır. Denildiği; anılan madde hükümleri dahilinde, tahsis edilen arsa üzerine tahsis sahibi tarafından süresi içinde bina yapılmadığı, oysa tahsis tarihinden itibaren en geç 1 yıl içinde inşaata başlanmış, nüve kısmının da en geç 2 yıl içinde bitirilmiş olmasının gerektiği; ayrıca dava konusu parselin 1974 yılında tahsis yapıldığı, bu tarihten itibaren yasa gereğince 2 yıl içerisinde tahsis sahibinin binasını yapması gerekirken yapmadığı, bu nedenle 775 Sayılı Yasaya göre hak sahibi niteliği taşımadığı; bu süreçte dava konusu taşınmaz mülkiyetinin idareye geçmediği ve kesinleşmiş yargı kararlarına göre de geçmesinin mümkün olmadığı; davacının dava konusu yeri bedeli mukabilinde ancak ve ancak 4706 Sayılı Yasa şartlarını taşıması halinde alabileceği, aksi halde idarenin bu yeri davacıya verme imkanının bulunmadığı; öte yandan 775 Sayılı Yasa çerçevesinde tahsis edilen arsaların bir başkasına devrinin de mümkün olmadığı, zira, bu arsaların, konut ihtiyacı nedeniyle ve bizzat ihtiyaç sahibi tarafından kullanılması şartıyla tahsis edilebildiği; dava konusu yerin, dava dışı A.B. isimli şahsa tahsis edildiği, bu şahıstan da davacının aldığı, davacının sebepsiz zenginleşme nedeniyle bulunacağı iade taleplerini de taşınmazı satın aldığı şahsa yöneltmesinin gerektiği; dava konusu parselin, üzerinde tarihinden önce yapılaşma olmadığından ilgili idarelerce takas kapsamına alınmadığı, 1980 yılında ihtilal olması nedeniyle Mülga Alibeyköy Belediyesince kamulaştırma işlemi tamamlanmadığı, bu nedenle davacının dilekçede iddia ettiği hususların gerçeği yansıtmadığı; sonuç itibariyle, Mülga Alibeyköy Belediyesince 775 Sayılı yasaya göre tahsis edilen söz konusu taşınmazın mülkiyetinin Eyüp Belediyesine geçmediği, keza dava konusu parsel üzerinde tarihinden önce yapılaşma olmadığından ilgili idarelerce 4706 Sayılı Yasanın şartlarını taşımadığı için takas kapsamından da çıkarılmış olduğu; dolayısıyla davacının kendisine düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi ile intikal eden söz konusu taşınmazın tapusunun verilmesi için idareye yapılan başvurunun reddi işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur. Olayda; mülga Alibeyköy Belediyesi tarafından, dava dışı A.B. adına 775 sayılı Yasa uyarınca tahsis edilen taşınmazın davacı tarafından 1996 yılında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın alındığı, taşınmazın tapusunun verilmesi için Eyüp Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne birden fazla başvuruda bulunulduğu, arsa bedeli ödenmiş olan taşınmazın tapusunun verilmediği, başka bir taşınmaz da tahsis edilmediği, bu nedenle taşınmazın rayiç bedelinin tazminat olarak ödenmesi gerektiği iddiasıyla dava açıldığı; buna karşılık, yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere; davalı idarece; taşınmazın mülkiyetinin belediyeye devredilmediği, ayrıca dava konusu taşınmazın tahsis işlemlerinin 775 sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiği, anılan Yasaya göre arsa tahsis tarihinden itibaren süresi içinde konut yapılmaya başlanılmadığı gerekçesiyle taşınmazın takas kapsamına alınmadığı ve hak sahibi olmayan davacıya tapu verilmediği, davacının bu yöndeki başvurusunun da reddedildiği ifade edilmiştir. Bu durumda davacı tarafından; 775 sayılı Yasa uyarınca başlanılan tahsis işlemlerinin sonuçlanmaması nedeniyle, ödendiği iddia edilen arsa bedeli nedeniyle, oluşan zararın tazmininin amaçlandığı; dava konusu edilen istemin, 775 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan bu uyuşmazlığın ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi kapsamında ve gecekondu mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının, İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı 20

21 vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/263 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/222 KARAR NO : 2015/237 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Tapu tahsis belgesi verildiği iddia edilen kişiden satış vaadi sözleşmesine dayanılarak satın alınan taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin ödenmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : G.İ. : Av. D.Ö. : Gebze Belediye Başkanlığı : Av. T.D. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; M.Ö. ın, Gebze Belediyesi nden Gebze İlçesi, Mustafa Paşa Mahallesi, 321 ada 91 parselin 400 m² lik kısmı ile üzerindeki binayı yılında parasını ödeyerek satın alması üzerine tapu tahsis belgesi verildiğini, davacının, M.Ö. dan tarihinde Gebze 2. Noterliğinin numaralı satış vaadi özleşmesiyle dava konusu taşınmazı satın aldığını, parasını tamamen ödediğini belirterek; dava konusu taşınmaz ve binanın davacı adına tesciline, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava konusu taşınmazın bugünkü değerinin davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak taşınmaz için 8000 TL bina için 2000TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açılmıştır. Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilince süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın dayanağını oluşturan tapu tahsis belgesinin idari bir işlem sonucu verildiğini belirterek davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunulmuştur. GEBZE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/759 sayı ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin 21

22 müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları re'sen iptal etmek" şeklindeki yetkilerini kullanması, ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyetin, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayanması, tapuya yapılan bu tescilin de, idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, adına tescil edilmemesi nedeniyle yapı ve taşınmazın adına tescilinin, bu mümkün olmazsa bedelinin tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari Yargı yerleri görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı nca davalı Gebze Belediye Başkanlığı bakımından 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tapu tahsis belgesi verildiği iddia edilen kişiden tarih ve Gebze 2. Noterliğinin numaralı satış vaadi sözleşmesine dayanılarak satın alınan 321 ada 91 parselin 400m² lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili, bu talebin kabul edilmemesi halinde taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır. Nitekim, anılan Yasa nın Tapu Verme başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine Tapu Tahsis Belgesi verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/ /4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir denilmektedir. Buna göre, Yasa da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir. 22

23 2981 sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacının satın aldığı kişiye tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin belediye adına olan tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili, bunun mümkün olmaması halinde ise taşınmazın bedelinin ödenmesine karar verilmesi istemiyle terditli olarak açtığını belirtmiştir. Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/759 sayılı reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/759 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/223 KARAR NO : 2015/238 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar Vekilleri Davalı Vekili Dahili Davalı : 1- Ş.E. 2- H.O. : Av. P.D. & Av. O.G. : Kars Belediye Başkanlığı : Av. F.H. : 1- Milli Eğitim Bakanlığı 2- Kars İl Özel İdaresi O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkillerimiz, Kars ili Merkez ilçesi Yeni Mahallede Kayılı bulunan 202 ada 62 parsel ve 202 ada 63 parsel numaralı taşınmazların malikleridir. Belirtmiş olduğumuz ada-parseldeki taşınmazlar uzun yıllar uygulama imar planında çocuk bahçesi ve ilköğretim alanında ve ayrıca fiilen kullanılan yol alanında kalmıştır. Bugüne kadar bir kısmına fiilen yol yapılmak suretiyle el atılan taşınmazın bir kısmı da imar planında çocuk bahçesi ve ilköğretim alanı olarak ayrılmış olup bu yer amacına uygun kullanım için istimlak edilmediği gibi uygulama imar planında da herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle taşınmaz üzerinde müvekkillerimizin tasarrufları fiilen engellendiği gibi uygulama imar planında da değişiklik yapılmamıştır. Bu durum hukuk devletinde kişinin hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında bulunması gereken dengeyi aleyhimize bozmakta, hukuk güvenliğini de yok etmektedir. Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ve gerekse de Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin müteaddit kararlarında; taşınmaza fiilen el atılmasa da imar planı gereğinin uzun yıllar yerine getirilmemesi halinde kamulaştırması el atma olgusunun gerçekleştiği kabul edilmektedir. 23

24 Anayasa'nın 35. Maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." Kuralına yer verilmiştir, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. Maddede ise temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasanın 90. Maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 nolu Ek Protokolü'nün "Mülkiyetin Korunması" başlıklı 1. Maddesinde ise; "Her gerçek ve tüzelkişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslar arası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." Hükmü yer almıştır. Davalı idare bahsedilen kanun hükümlerine aykırı hareket ederek müvekkillerimizi mağdur etmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin gün 2013/93 Esas, 2013/101 Karar sayılı ilamında da; "Kamulaştırması el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiği; imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin tasarruf yetkisinin, ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığı, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği" kabul edilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere müvekkillerimizin taşınmazlarında kamulaştırmasız el atmanın olduğu açık ve nettir sayılı yasanın 21. maddesi ile Kamulaştırma Kanununun geçici 6. maddesinde yapılan değişiklik ile; "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılı imar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır." hükmü getirilmiştir. Bu doğrultuda da davalı idareye gerekli çalışmaları yapmaları için başvuru sürecini başlattık. Yukarıda saydığımız nedenler ışığında ve Kamulaştırma Kanunu uyarınca davalı idareye tarihinde başvuruda bulunularak kamulaştırma olmaksızın fiili el atma nedeniyle kullanılan taşınmazların kamulaştırılmasını ve buna ilişkin de randevu talebinde bulunduk. Davalı idare de tarihli cevabında; uygun olan bir zamanda kamulaştırma amacıyla randevu verileceğini belirtmiş ve fakat tam tarih belirtmemekle birlikte kamulaştırma yapılıp yapılmayacağını ve müvekkillerimizin mağduriyetinin giderileceğini de garanti etmemişlerdir Bunun üzerine davalı idareye tarihinde kamulaştırma yapılarak müvekkillerimizin mağduriyetlerini gidermek amacıyla tekrar başvuruda bulunduk. Davalı idarenin tarihinde verdikleri cevapta "imar yollarında ve çocuk bahçesinde kalan kısımlar için bedelsiz terk yapılmaması durumunda; uygun bir takvim ve imkanlar dahilinde kamulaştırılması yapılacaktır, kamulaştırma kararı alınmasından sonra pazarlık için görüşmelere davet edileceksiniz" demişlerdir ve fakat bu cevabın verildiği tarihten bu yana tarafımıza hiçbir şekilde davet yapılmamıştır. (EK 2:buna ilişkin yazışmaların birer sureti) Zaten davalı idareden savunma istendiği takdirde de bu durum ortaya çıkacak ve aşamalar göz önünde olacaktır. Danıştay 6. Dairesi'nin tarih 2011/8152 E. 2013/2702 K sayılı kararında "İmar planında yol ve otopark olarak belirlenen ve 5 yıllık imar programına alınmaması sonucu kamulaştırılmayan taşınmazın bedelinin, kesif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak belirlenmesi suretiyle ödenmesi gerektiğinden tazminat talebinin reddine ilişkin mahkeme kararında isabet bulunmadığı" vurgulanmaktadır. Söz konusu Danıştay kararı gereğince müvekkillerin taşınmazlarına imar planında yeşil alan ve park olarak el atan davalı idarenin söz konusu taşınmaz bedellerini Sayın Mahkemenizce yapılacak keşif ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. Maddesi uyarınca belirlenecek bedelin müvekkillere ödemesi gerekmektedir. (EK 3:Danıştay kararı) Yukarıda izah ettiğimiz nedenlerle ve yapılan başvurularımızın da sonuçsuz kalması nedeniyle ve bu nedenle de müvekkillerimizin mağdur olması nedeniyle bu davayı açmak gereği hasıl olmuştur. Müvekkillerimizin yukarıda ada ve parsel numaralarını belirttiğimiz taşınmazlarına ilişkin kamulaştırmasız el atma bedelinin şimdilik 5.000,00 TL lik kısmının (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak müvekkilimize verilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini Sayın Mahkeme den arz ve talep ederiz. istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Kars Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Erzurum 1.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/739 sayı ile; Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın 24

25 gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8.maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşımaktadır. Dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, uygulama imar planında taşınmazlarının bir kısmının imar yolunda, bir kısmının çocuk bahçesinde, bir kısmının da ilköğretim tesisi alanında kaldığı belirtilerek, kamulaştırılmasız el atma bedelinin şimdilik TL'lik kısmının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesinin istenildiği anlaşılmıştır. Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmazın, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçlar, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13.maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir. Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin ]'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. Nitekim, günlü, sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici ö.maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el alma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğu öngörülmüş bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle Kars Belediye Başkanlığı'nın görev itirazının reddine, Mahkememizin bu uyuşmazlıkta görevli olduğuna, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca görev itirazında bulunan davalı idarenin bu kararı tebliği tarihinden başlayarak (15) gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı) sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi Mahkememize verebileceğinin duyurulmasına, şeklinde karar vermiştir. Davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Kars ili Merkez ilçesi Yeni Mahallede kayıtlı bulunan 202 ada 62 ve 63 numaralı parsellerin 1/1000 ölçekli imar planlarında park ve okul alan olarak belirlenen alanda kamulaştırma yapılmadan kısmen yol yapılmak sureti ile fiilen kamu hizmetlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 2007/13728 E, 2008/546 K sayılı 29/01/2008 günlü kararında da işaret edildiği gibi imar planında kamusal amaçla ayrılan bölümüm bir kısmına fiilen el atılması halinde bu bölümün tamamının mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı ve mülkiyet konusunda tasarrufun olanaksız hale geldiği tartışmasızdır. Diğer yandan haksız fiil sonucu el atılan taşınmaza ilişkin ecrimisil talebinin de Borçlar Kanunundan kaynaklanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu da tartışmasızdır. 25

26 Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı İmar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak, 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. / imar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." Hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngörmektedir. Davaya konu olayda, davacının maliki olduğu tapulu taşınmazın okul ve park alanı olarak ayrılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine başvurulmadığı gibi, kısmen yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramı İdarenin kanunsuz bir hareketi olarak tanımlanmış ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir. Davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle, açılan davanın adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10. ve 13. maddeleri uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Kars Belediye Başkanlığı açısından, 2247 sayılı Kanunun 10. ve 13. maddelerinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Kars ili Merkez ilçesi Yeni Mahallede Kayılı bulunan 202 ada 62 parsel ve 202 ada 63 parsel numaralı taşınmazların davalı belediyenin çocuk parkı ve yol yaparak kamulaştırmasız el attığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik TL alacağın el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında yer alan İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Harita Mühendisi Ali Tarlak tarafından mahkemeye sunulan İmar durumunu gösterir krokiden; parseller üzerinden halihazırda yol geçtiği ve fiilen kullanılmakta olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır. Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atması karşısında, idarenin 26

27 bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, taşınmazın üzerinden yol geçirilmesi ve fiilen kullanılması karşısında, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Erzurum 1.İdare Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Erzurum 1.İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/739 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/235 KARAR NO : 2015/250 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı tarafından, kamulaştırılmaksızın el atılan taşınmazın bedelinin davalıdan tazmini istemi ile açılan davanın; dava konusu taşınmazın imar planında yol, park ve otopark olarak ayrılması ve taşınmaza fiilen yol geçirilmek sureti ile el atılması nedenleri ile haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacılar : 1.A.Ç. 2.M.Ş.O. Vekili : Av. F.Y. Davalı : Batman Belediye Başkanlığı Vekili : Av. M.E.B. K A R A R O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin hissedarı oldukları Batman ili İluh Köyü Mahar mevkii 7309 parsel nolu taşınmazın 2000 yılında imar uygulamasına tabi tutulduğu ve yapılan uygulama sonucunda taşınmazın m² lik kısmının imar uygulamasına alınarak %34,26 sının düzenleme ortaklık payı (DOP) olarak kesildiğini, taşınmazın geri kalanı olan m² lik kısmının ise ifraz edilerek numaralı parsel olarak tapuya tescil edildiğini, ifraz edilip tapuya işlenen numaralı taşınmazın 5.190,64 m² lik kısmına davalı belediye Başkanlığınca yol geçirilmek suretiyle el atıldığını ve taşınmazın 3451,5 m² lik kısmının ise imar planında park, otopark ve sair alan olarak gösterilmek suretiyle 2000 yılından bugüne kadar kamulaştırma işlemi yapılmayan taşınmaz üzerindeki haklarının kısıtlandığını belirterek; fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik Batman ili Merkez ilçesi İluh Köyü Mahar mevkii parsel nolu taşınmazın taraflarınca kullanılması mümkün olmadığından ilgili taşınmazın bedeli olan ,00 TL nin idareye yapılan başvuru tarihinden 27

28 ( ) itibaren işleyecek kamu alacakları için ön görülen en yüksek faiziyle davacılara ödenmesine karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Batman Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Batman İdare Mahkemesi: gün ve 2013/3246 Esas sayılı kararı ile aynen; Dosyanın incelenmesinden; davacıların maliki olduğu Batman İli, Merkez, İluh Mahallesi (Köyü), parsel sayılı taşınmazın 8.510,71 m 2 'lik kısmının 1/1000 ölçekli uygulama imar plânında "yol ve park alanı" olarak ayrılmasına rağmen, 2000 yılından bu yana kamulaştırılmaması nedeniyle, taşınmazın kamulaştırılarak bedelinin ödenmesi, eşdeğer bir taşınmazla takas edilmesi ya da imar plânında değişiklik yapılmak suretiyle mağdur iy et inin giderilmesi istemiyle yapılan başvurusunun zımnen reddedilmesi üzerine, taşınmaz bedeli olarak ,00 TL'nin tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda; imar plânı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1 -b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında çözümlenmesi görevinin idari yargı yerlerine ve dolayısıyla Mahkememize ait olduğu sonucuna varılmaktadır. Nitekim, aynı konuyla ilgili olarak 07/12/2012 tarih ve 28490; 12/02/2013 tarih ve sayılı Mükerrer; 26/02/2013 tarih ve sayılı Mükerrer; 18/04/2013 tarih ve sayılı Mükerrer Resmi Gazetelerde yayımlanan Uyuşmazlık Mahkemesi kararları da bu yöndedir. denilmek suretiyle; davalı Batman Belediye Başkanlığı'nın görev itirazının reddine, davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir. Davacı vekili tarihli ıslah dilekçesi ile; dava dosyası kapsamında yapılan keşif işlemi, bu keşif sonucunda verilen bilirkişi raporu ve daha sonra talepleri üzerine aldırılan ek rapor doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dava dilekçesinde belirtilen ,00 TL dava değerinin ,50 TL ye çıkarma talebinin kabulü ile belirlenen ,50 TL nin idareye başvuru tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek kamu alacakları için ön görülen en yüksek faizle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Batman Belediye Başkanlığı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; gün ve 2014/ sayılı yazısında Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Batman ili Merkez İluh Mahallesi (Köyü) parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacılar tarafından, anılan taşınmazın 8510,71 m2'lik kısmının 1/1000 ölçekli uygulama imar planında "yol ve park alanı" olarak ayrılmasına rağmen, 2000 yılından bu zamana kadar kamulaştırma yapılmadan davacıların taşınmaz üzerindeki haklarının kısıtlandığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacıların dava ve cevap dilekçelerinde, 8510,71 m2'lik alanın, fiilen el atılmayan 3451,5 m2'lik boş durumdaki alan için talepte bulundukları anlaşılmışsa da, Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 2007/13728 E, 2008/546 K sayılı 29/01/2008 günlü kararında da işaret edildiği gibi, imar planında kamusal amaçla ayrılan bölümün bir kısmına fiilen el atılması halinde bu bolumun tamamının mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı ve mülkiyet konusunda tasarrufun olanaksız hale geldiği konusunda tartışma bulunmamaktadır. Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı imar Kanununun 8 ve 18. maddelerinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu, bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak, 3194 sayılı Kanunun 10. maddesinin "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur./ İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngörmektedir. Davaya konu olayda, davacıların maliki olduğu taşınmazın yol ve park alanı olarak ayrılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine 28

29 başvurulmadığı gibi, bir bölümünden yol geçirilmek suretiyle taşınmaza inlen el atıldığı, bu suretle davacıların taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının "kısıtlandığı anlaşılmaktadır. Yargıtay Içtihadi Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/1/ H, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramı İdarenin kanunsuz bir hareketi olarak tanımlanmış ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir. Davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle, açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerekmektedir. demek suretiyle 2247 sayılı Yasa'nın 10 ve 13. maddeleri uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Batman Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Batman Belediye Başkanlığı bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıların taşınmazına, yol, park, otopark ve sair alan olarak fiilen el atılması nedeni ile, taşınmazın kamulaştırılarak bedelinin ödenmesi, eşdeğer bir taşınmazla takas edilmesi yada imar planında değişiklik yapılmak suretiyle mağduriyetlerinin giderilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine, taşınmaz bedeli olarak ,50 TL nin davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek kamu alacakları için ön görülen en yüksek faizle davacılara ödenmesi istemi ile açılmıştır. Mahkememizce yapılan inceleme neticesinde, Batman Belediye Başkanlığı nın gün ve M.72.2.BAT / sayılı yazısı ile dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin herhangi bir çalışmanın bulunmadığının belirtildiği, Teknik Bilirkişiler Cahit Karabulut ve M.Ali Oduncu ile Mülk Bilirkişisi Ayhan Türeli nin mahkemeye sundukları tarihli bilirkişi raporunda; tarihli Fen Bilirkişisi Nusrettin Akdağ ın sunduğu rapora göre; parsel numaralı taşınmazın: B ile gösterilen 2025,40 m2 ve C ile gösterilen 2295,39 m² lik kısmın imar planında konut olarak göründüğü, A ile gösterilen 37,57 m² ve D ile gösterilen 46,93 m² lik kısmın konut olarak göründüğü (Artık parseller), Fiili zeminde boş olarak görünen 2751,78 m² lik Park1 ile 282,86 m² lik Park2 olan toplam 3034,64 m² lik kısımların imar planında park olarak göründüğü, Fiili zeminde boş olarak görünen OP ile gösterilen 285,43 m² lik kısmın imar planında otopark olarak göründüğü, parselin yukarda belirtilen kısımları dışında kalan 5190,64 m² lik kısımların zeminde ve imar planında yol olarak kullanıldığı; Sonuç olarak nolu parselin imar planına göre yol, park ve otopark olarak görünen kısımların toplam alanı 8510,71 m² olduğu bu durumda parselin % 65,89 m ² lik kısmının kamuya ayrılan yerlerden olduğu tespit edilmiştir. denilmektedir. Hal böyle iken dava konusu taşınmazın imar planında yol, park ve otopark olarak ayrıldığı ve taşınmaza fiilen el atıldığı anlaşılmaktadır. Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. 29

30 Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. İdarenin dava konusu parsel numaralı taşınmaza kamulaştırmasız el atması karşısında, bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalı Batman Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Batman İdare Mahkemesi nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Batman Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Batman İdare Mahkemesi nin gün ve 2013/3246 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/238 KARAR NO : 2015/252 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Tapu tahsis belgesi verildiği iddia edilen Gebze İlçesi, Osmanyılmaz Mahallesi, 44 pafta, 290 ada 45 parselin 400 m² lik taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili, bu talebin kabul edilmemesi halinde taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : H.G. : Av. D.Ö. : Gebze Belediye Başkanlığı : Av. M.T. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Gebze Belediyesi nin, Gebze İlçesi, Osmanyılmaz Mahallesi, 44 pafta, 290 ada 45 parselin 400 m² lik kısmı üzerindeki bina ile satın alması üzerine tapu tahsis belgesi verildiğini, müvekkilinin taşınmazın vergilerini ödediğini, elektrik ve su bağlantılarını yaparak kullanmaya başladığını, taşınmazların ıslah imar planlarının da yapıldığını önesürerek dava konusu taşınmaz ve binanın davacı adına tesciline, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava konusu taşınmazın bugünkü değerinin davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak taşınmaz için 8.000,00 TL bina için 2.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açılmıştır. Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilince süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın dayanağını oluşturan tapu tahsis belgesinin idari bir işlem sonucu verildiğini belirterek davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunulmuştur. GEBZE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/616 sayı ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. 30

31 Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları re'sen iptal etmek" şeklindeki yetkilerini kullanması, ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyetin, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayanması, tapuya yapılan bu tescilin de, idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, adına tescil edilmemesi nedeniyle yapı ve taşınmazın adına tescilinin, bu mümkün olmazsa bedelinin tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari Yargı yerleri görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tapu tahsis belgesi verildiği iddia edilen Gebze İlçesi, Osmanyılmaz Mahallesi, 44 pafta, 31

32 290 ada 45 parselin 400 m² lik taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili, bu talebin kabul edilmemesi halinde taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır. Nitekim, anılan Yasa nın Tapu Verme başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine Tapu Tahsis Belgesi verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/ /4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir denilmektedir. Buna göre, Yasa da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacının satın aldığı kişiye tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin belediye adına olan tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili, bunun mümkün olmaması halinde ise taşınmazın bedelinin ödenmesine karar verilmesi istemiyle terditli olarak açtığını belirtmiştir. Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 5.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/616 sayılı reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Gebze 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/616 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/242 KARAR NO : 2015/256 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davaya konu olayın meydana geldiği demiryolunun, hemzemin geçit dışında kalan kısmında, seyir halindeki trenin davacıya çarpması ile meydan gelen ve davacının iyileşme imkanı olmayacak şekilde 32

33 sakatlanması ile neticelenen kazada, demiryolu hattına giriş ve çıkış konusunda gerekli tedbirleri almayan davalıların kusurlu olduğu iddiası ile açılan tazminat davasının, 2577 sayılı Kanun un 2/1-b maddesi gereğince İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : H.O. a velayeten C.O. ve R.O. Vekilleri : Av. Ö.Ü. & Av. M.A. Davalılar : 1-Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. S.Ç. 2-Gebze Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. M.T. & Av. T.D. & Av. K.T. 3-TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.A. O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; tarihinde meydana gelen, davalı TCDD ye ait trenin müvekkiline çarpması neticesinde müvekkilin iyileşme imkanı olmayacak şekilde sakat kaldığını, bu sakatlık nedeniyle ömür boyu yatağa mahkum olarak yaşamak zorunda kaldığını, meydana gelen kaza ile ilgili Gebze 1.Sulh Ceza Mahkemesi nin 2009/837 esasına kayden yürütülen dava sırasında Adli Tıp Kurumu ndan alınan kusur raporunda davalıların her üçünün de kusurlu göründüğünü, davalılarca bugüne kadar müvekkilinin zararının tazmin edilmediğini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik TL maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalılar vekilleri süresi içerisinde verdikleri cevap dilekçelerinde özetle; görev itirazında bulunmuşlardır. Gebze 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2013/112 Esas sayılı celsesinde, Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir. Davalılardan Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Danıştay Başsavcısı: tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (T.C.D.D.) Ana Statüsünün "Amaç ve Kapsam" başlıklı l'inci maddesi, "Bu Ana Statünün amacı; tarih ve 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu iktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konulan, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemektir..." hükmünü taşımakta; "Hukuki Bünye" başlıklı 3'üncü maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan T.C.D.D.. İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir "Kamu iktisadi Kuruluşu" olduğuna ve 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmekte; 4'üncü maddesinde de, sayılan kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının "tekel" kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kurulucu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmekte olup; buna göre, T.C.D.D. İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü ile özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yollan, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onanımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların; Anayasa'nın 125'inci maddesinin son fıkrasında yer alan, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralı ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendindeki, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarına idari yargı yerlerinde bakılacağı yolundaki düzenleme uyarınca, İdari Yargının görevinde bulunmaktadır. 33

34 Dosyanın incelenmesinden; zararı doğuran olayın trene biniş, iniş veya trenle yolculuk sırasında yada hemzemin geçitte meydana gelmediğinin anlaşılması karşısında; taraflar arasında yolcu taşıma sözleşmesinin, hükümlerinin veya 2918 sayılı Kanunun uygulanmasını gerektiren bir hukuki ilişkinin varlığından söz edilmesi de mümkün olmamaktadır. Bu bakımdan; dosyadaki uyuşmazlığın çözümünün, T.C.D.D. İşletmesinin görevinde olan kamu hizmetini yürütmek amacıyla kurmuş olduğu demiryolu hattı boyunca aldığı önlemler yönünden kusurunun ya da idarenin sorumluluğunu gerektirecek başka bir nedenin bulunup bulunmadığının belirlenmesine bağlı bulunduğu; bu belirleme ise, yukarıda açıklanan Anayasa ve yasa hükümleri çerçevesinde idari yargı yerlerince yapılabilecek nitelikte olduğundan şeklindeki gerekçe ile davanın görüm ve çözümünün İdari Yargının görev alanına girdiğini belirterek, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılar vekillerinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve davalılardan Gebze Belediye Başkanlığı tarafından 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalı Gebze Belediye Başkanlığı açısından, 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, seyir halindeki trenin çarpması sonucu yaralanan H.O. un iyileşme imkanı olmayacak şekilde sakatlanması sebebiyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın faizi ile birlikte davalılardan tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2.maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyada kapsamında yapılan incelemede; davacının iyileşme imkanı olmayacak şekilde sakat kalmasına neden olan kazanın; günü saat sularında makinist Mustafa Bekir Aktaş yönetimindeki sefer sayılı banliyö treninin km de güney yolunda yaya 2005 doğumlu H.O. a çarpması sonucu gerçekleştiği, Adalet Bakanlığı, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi nin tarihli raporunda, mağdur H.O. un tali etkili, mağdurun ebeveyinlerinin asli kusurlu, yerel idarenin tali hizmet kusurlu, TCDD nin tali hizmet kusurlu bulunduğu, makinist Mustafa Bekir Aktaş ın ise kusurunun olmadığının tespit edildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında bulunan olay yerini gösterir fotoğraflar ile Adli Tıp Kurumu nun gün ve 5779 sayılı raporu içeriğinden; dava konusu olayın, trene biniş, iniş veya trenle yolculuk sırasında ya da hemzemin geçitte meydana gelmediği açıktır. Dolayısıyla taraflar arasında yolcu taşıma sözleşmesinin veya 2918 sayılı Yasanın uygulanmasını gerektiren bir hukuki ilişkinin varlığından söz edilmesi de mümkün olmayacaktır. 34

35 Diğer yandan, tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (T.C.D.D.) Ana Statüsü'nün "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1 'inci maddesi, "Bu Ana Statünün amacı; tarih ve 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları işletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemektir..." hükmünü taşımakta; "Hukuki Bünye" başlıklı 3'üncü maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan T.C.D.D. işletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir "Kamu iktisadi Kuruluşu" olduğuna ve 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmekte; 4'üncü maddesinde de, sayılan kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının "tekel" kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmekte olup; buna göre, T.C.D.D. İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü ile özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların; Anayasa'nın 125'inci maddesinin son fıkrasında yer alan, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralı ile 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (b) bendindeki, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarına idari yargı yerlerinde bakılacağı yolundaki düzenleme uyarınca, İdari Yargı'nın görevinde bulunmaktadır. Bu bakımdan; dosyadaki uyuşmazlığın çözümünün, T.C.D.D. İşletmesinin görevinde olan kamu hizmetini yürütmek amacıyla kurmuş olduğu demiryolu hattı boyunca aldığı önlemler yönünden kusurunun ya da idarenin sorumluluğunu gerektirecek başka bir nedenin bulunup bulunmadığının belirlenmesine bağlı bulunduğu; bu belirleme ise, yukarıda açıklanan Anayasa ve yasa hükümleri çerçevesinde idari yargı yerlerince yapılabilecek nitelikte olduğundan; davanın görüm ve çözümü İdari Yargı'nın görev alanına girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Gebze 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Gebze 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2013/112 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/247 KARAR NO : 2015/261 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının 2981 sayılı Yasa kapsamında tapu tahsis belgesi bulunduğu ve bu belgenin tanıdığı hak sahipliği nedeniyle davalı belediye adına kayıtlı taşınmazın davacı adına tescili istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili : S.Ö. : Av. G.Y. 35

36 Davalı Vekili : Maliye Hazinesi adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü : Av. S.B. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul İli, Eyüp İlçesi, Kemerburgaz Kazası, ESKİ: 61 pafta, 1981 parselde, YENİ: 253 ada 5 parsel sayılı taşınmazın 2981 sayılı yasa uyarınca Islah İmar Planı veya imar planı yapıldıktan sonra tapu verilmek üzere davacıya tahsis edildiğini, davacının 2981 ve 3290 sayılı yasaların aradığı şartları yerine getirdiğini, davacının dava konusu taşınmazın bedelini ödediğini ve taşınmazın davacı adına tahsis edildiğini, tahsis edilen taşınmazın imar planında herhangi bir kamu hizmetine tahsis edilmediğini, davacıya başka yerde arsa ya da taşınmaz tahsis edilmediğini, davalı Hazinenin tahsisli taşınmazın tapusunu davacıya vermediğini belirterek, dava konusu taşınmazın davacıya tahsis edilen 68,46 m² sinden %3,94 düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra kalan 67,76 m² arsanın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır. Davalı Hazine vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2011/109 sayı ile özetle; davalı idare vekilinin görev itirazının reddine karar vermiş, davalı vekili havale tarihli dilekçe ile mahkemenin görevlilik kararının kaldırılmasını talep etmiş, bunun üzerine anılan mahkeme tarihli ara kararı ile davalı vekilinin yargı yolu itirazı süresinde olmadığından bahisle görevlilik kararının kaldırılması talebinin reddine karar vermiştir. Davalı Maliye Hazinesine izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Danıştay Başsavcısı: İstanbul İli, Eyüp İlçesi, Kemerburgaz Mahallesi, 253 ada, 5 parsel sayılı taşınmazın 2981 sayılı Yasa uyarınca davacıya tapu tahsis belgesi ile tahsis edilen 68,46 m² kısmından % 3.94 oranında düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra kalan 65,76 m² sinin Hazine adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle adli yargıda açılan davada, davalı idarece birinci oturumdan önce görev itirazında bulunulduğu; ancak, Mahkemece bu itiraz dikkate alınmayarak yargılamaya devam edildiği, daha sonra davalı idarenin tekrar görev itirazında bulunması üzerine itirazın reddedildiği ve olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği anlaşılmış olmakla, birinci oturumdan önce yapılmış olan görev itirazının Mahkemece karşılanmaması nedeniyle davalı idarenin tekrar yaptığı görev itirazının Mahkemece reddedilmesi üzerine çıkarılan olumlu görev uyuşmazlığının, ilk oturumda yapmış olduğu görev itirazı ile bağlantılı ve 2247 sayılı Kanunun 10 ve 12'nci maddelerine uygun olduğu sonucuna varılarak gereği düşünüldü sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. Madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu saptanan kişilere tapu vermek, şartlan taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisi idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin 36

37 doğrudan bir sonucu olarak kullanılmakta ve bu yolla kurulan mülkiyet de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşımaktadır. Dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, adına tescil edilmemesi nedeniyle taşınmazın Hazine adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak değil, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak gecekondunun bulunduğu taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi, bu mümkün olmazsa zararının tazmini olduğundan, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde İdari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır. gerekçesiyle;2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Maliye Hazinesine izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı nca 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tarih 3849 yevmiye nolu tapu tahsis belgesine dayanılarak ESKİ: 61 pafta, 1981 parselde, YENİ: 253 ada 5 parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun,imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır. Nitekim, anılan Yasa nın Tapu Verme başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine Tapu Tahsis Belgesi verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/ /4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir denilmektedir. Buna göre, Yasa da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde 37

38 olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacıya tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin davacı adına tescili istemiyle söz konusu davayı açtığını belirtmiştir. Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Maliye Hazinesine izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin görev itirazının İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nca yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, davalı Maliye Hazinesine izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2011/109 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 8-ESAS NO : 2015/253 KARAR NO : 2015/264 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının 2981 sayılı Yasa kapsamında tapu tahsis belgesi bulunduğu ve bu belgenin tanıdığı hak sahipliği nedeniyle davalı belediye adına kayıtlı taşınmazın davacı adına tescili istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ş.T. Vekili : Av. C.Ü. Davalı : Gebze Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. M.T. & Av. T.D. & Av. K.T. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, Kocaeli İli, Gebze İlçesi, Mustafa Paşa Mahallesi 81 pafta, 321 ada 64 parsel sayılı ve 88.00m² miktarlı taşınmaz üzerinde tek katlı yığma konut inşa ederek ikamet etmekte iken, tarihinde yürürlüğe giren 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun gereğince tapu veya tapu tahsis belgesi almak için gerekli başvurularda bulunduğunu ve kendisine tapu tahsis belgesinin verildiğini, tapu tahsis belgesinde de belirtildiği üzere davacının müracaat masrafını ve taşınmaz vergilerini de ödediğini, davaya konu taşınmazın daha sonra imar uygulamasına tabi tutularak Gebze, Mustafa Paşa Mahallesi, 3119 ada, 331,00 m² miktarlı 5 parsel sayılı taşınmaz olarak sınırlandırıldığını, davacının tasarrufundaki kısmının adına tahsis edildiğini, tahsis edilen taşınmaza davalı belediyece sayısız imar uygulaması yapıldığını, buna rağmen taşınmazın tapusunun davacıya verilmesi gerekirken herhangi bir tapunun verilmediğini belirterek, davaya konu taşınmazın üçüncü kişilere devir ve satışının önlenmesi amacıyla, taşınmaz kaydına ihtiyati tedbir konulmasına, taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır. Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/545 sayı ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir. 38

39 Danıştay Başsavcısı: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planlan yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları re'sen iptal etmek" şeklindeki yetkilerini kullanması, ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyetin, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayanması, tapuya yapılan bu tescilin de, idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı imar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, adına tescil edilmemesi nedeniyle taşınmazın Belediye adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari Yargı yerleri görevli bulunmaktadır. demek suretiyle 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı nca 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tarih 4103 yevmiye nolu tapu tahsis belgesine dayanılarak 30M-1a pafta, 3119 ada, 5 parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istemiyle açılmıştır. 39

40 Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun,imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır. Nitekim, anılan Yasa nın Tapu Verme başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine Tapu Tahsis Belgesi verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/ /4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir denilmektedir. Buna göre, Yasa da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini belirterek, davacıya tahsis edilen yerin tapusunun verilmesi için söz konusu yerin davacı adına tescili istemiyle söz konusu davayı açtığını belirtmiştir. Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiası, gayrimenkul mülkiyetinin iktisap yollarına ilişkin Medeni Kanun hükümlerine değil, 2981 sayılı Yasa da öngörülen hak sahipliği esasına dayandığı, hak sahipliğinin tespiti ve geri alınmasının idari usul ve esaslar çerçevesinde belirlendiği göz önüne alındığında, uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı Yasa ya dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Gebze Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Gebze 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2013/545 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/254 KARAR NO : 2015/265 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacıların murisine ait tapu tahsil belgesine istinaden davalı belediye tarafından davacılara tahsisi yapılan arsadan 214 m²nin taraflar arasında akdedilen sözleşmeye istinaden bedelinin davacılar tarafından ödenmiş olmasına rağmen, taşınmazın üzerinde yer alan binaların yıkılmadığı gerekçesiyle tescil işleminin yapılmamış olması üzerine, davacılar tarafından taşınmazın adlarına tescili istemiyle dava açıldığı, yapılan yargılama neticesinde taşınmazın davacılar adına tesciline karar verildiği, ancak taşınmazın üzerindeki 40

41 binaların davalı belediye tarafından yıkılmasına karşın bedellerinin ödenmediği belirtilerek, meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1- N.A., 2- K.K., 3- A.K., 4- B.K., 5- G.K. Vekilleri : Av. B.C. & Av. B.Ö.C. Davalı : Mamak Belediye Başkanlığı Vekili : Av. Ç.E. O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde; Müvekkillerimin Murisi M.K.'a ait tapu tahsis belgesi nedeni ile mirasçılarına davalı belediye tarafından Ankara ili, Mamak İlçesi ada 4 Parsel Numaralı arsadan 214 metrekare arsa tahsisi yapılmıştır. Müvekkiller Davalı Belediye Başkanlığı tarafından belirlenen ,00 TL si tahsis bedelini tarihli sözleşme gereğince ödemişlerdir. Ancak Müvekkillerim ait Kaaağaç Mahallesi 225/1 Sokak No:12/a ve 12/1a Mamak Ankara adresindeki binaların yıkılmamasını gerekçe göstererek tapu tescili yapılmamıştır. Bina bedelini ödememek için tapunun tescilinin hukuka aykırı olarak yıkıma bağlanması ve tescilin yapılmaması üzerine Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/297 Esas sayılı dosyası ile tapu tescil davası açmışlar ve kazanmışlardır. Müvekkillerim ait Kaaağaç Mahallesi 225/1 Sokak No:12/a ve 12/la Mamak Ankara adresindeki adresinde bulunan binalar davalı belediye tarafından yıkılmıştır. Müvekkillerime bina bedeli ödenmemiştir. Müvekkillerime ait Kaaağaç Mahallesi 225/1 Sokak No:12/a ve 12/la Mamak Ankara adresindeki binaların bedeli olan belirsiz alacağımızın tespiti ile tarafımıza ödenmesine karar verilmesi için iş bu davanın açılması zorunlu hale gelmiştir. Yukarıda arz ve izah olunan sebeplerden dolayı, Müvekkillerime ait Kaaağaç Mahallesi 225/1 Sokak No:12/a ve 12/1a Mamak Ankara adresindeki binaların bedeli olan belirsiz alacağımızın tespiti ile şimdilik 7.500,00 TL sinin işleyecek faizi ile birlikte tahsili ile tarafımıza ödenmesine karar verilmesini, masraf ve ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımla vekaleten arz ve talep ederim. Demek suretiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Ankara 24.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/277 sayı ile özetle; davada adli yargı yerinin görevli olduğundan bahisle davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Danıştay Başsavcısı; Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde de idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar tam yargı davaları olarak tanımlanmıştır sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını, tam yargı davalarını, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği kurala bağlanmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin (a) bendinde "İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları", (b) bendinde de "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları", idari dava türleri arasında sayılmıştır. Uygulama ve öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır. 41

42 İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir. Dosyanın incelenmesinden; Davacılara Ankara İli, Mamak İlçesi, ada, 4 parsel sayılı arsadan 214 metrekare arsa tahsis edildiği, davacılar tarafından tahsis bedelinin ödendiği ve mahkeme kararı ile söz konusu davacılar adına tescilinin yapıldığı, ancak anılan arsa üzerindeki davacılara ait binaların davalı idarece yıkılması üzerine uğranılan zararın tahsilinin istenildiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davanın taşınmazın yıkılması sonucu meydana gelen zararın tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. demek suretiyle 2247 sayılı Yasa'nın 10 uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, 2247 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacıların murisine ait tapu tahsil belgesine istinaden davalı belediye tarafından davacılara tahsisi yapılan Ankara İli, Mamak İlçesi, ada, 4 parsel sayılı arsadan 214 metrekarenin taraflar arasında akdedilen sözleşmeye istinaden bedelinin davacılar tarafından ödenmiş olmasına rağmen taşınmazın üzerinde yer alan binaların yıkılmadığı gerekçesiyle tescil işleminin yapılmamış olması üzerine davacılar tarafından taşınmazın adlarına tescili istemiyle dava açıldığı, yapılan yargılama neticesinde taşınmazın davacılar adına tesciline karar verildiği, ancak taşınmazın üzerindeki binaların davalı belediye tarafından yıkılmasına karşın bedellerinin ödenmediği belirtilerek, söz konusu binaların bedelinin tazmini istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır. Dosya kapsamında yer alan Mamak Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü nün tarihli yazısında; yapılan incelemede Mehmet Kılıç a ait Karaağaç İlkokulu altı no:132 adresindeki gecekondu için 2981 sayılı imar af yasasına tarih ve yevmiye numara ile başvuruda bulunulduğu, başvuru neticesinde imarın ada 4 parsel sayılı taşınmazdan 214 m2 yerin M.K.adına tahsis edildiği, tahsis edilen arsaya ait bedelin belediye fon hesabına yatırıldığı, ancak taşınmazın tapusunu almak için bir girişimde bulunulmadığı, söz konusu gecekondunun Altınağaç Karaağaç Hüseyin Gazi Mahalleleri Kentsel Yenileme ve Gecekondu Dönüşüm Projesi içerisinde kaldığı, yapılan tespitte gecekondunun tek katlı virane yapı olarak tespit edildiği, belediye tarafından yıkılmadığı belirtilmiştir. Uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun,imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasa da öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlamıştır. Nitekim, anılan Yasa nın Tapu Verme başlıklı 3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (a) bendi, Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel 42

43 Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine Tapu Tahsis Belgesi verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. (Ek: 18/5/ /4 md.) Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir denilmektedir. Buna göre, Yasa da öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak arsa veya hisse tahsis edilmekte ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra da, yapılmış olan tahsis esas alınarak idarece hak sahiplerine tapu verilmektedir sayılı Yasa hükümlerine göre, idarenin hak sahiplerine "tapu vermek" ya da 10. maddesinin b bendinde belirtildiği gibi hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara verilmiş olan "tapuları resen iptal etmek" şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanması ve ayrıca bu şekilde kurulan mülkiyet, Medeni Kanun hükümleri dışında ve özel bir kanun hükmü gereğince idari tescile dayandığı gibi tapuya yapılan tescilin de, bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, uyuşmazlığın sözü edilen uygulama işlemlerinin dayanağı olan yasal düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Davacı vekili dava dilekçesinde, 2981 sayılı yasanın aradığı tüm koşulların oluştuğunu, buna karşın tapu verilmesi gerektiği halde verilmediğini, kendilerinin tapu tescil davası açarak davayı kazandıklarını, buna karşın taşınmazın üzerindeki binanın davalı belediye tarafından yıkıldığını belirterek, binanın yıkımı nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazminini talep etmiştir. Davalı belediye ise binanın kendileri tarafından yıkılmadığını ileri sürmüştür. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde de idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar tam yargı davaları olarak tanımlanmıştır sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını, tam yargı davalarını, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği kurala bağlanmıştır. Bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki binanın davalı idare tarafından yıkımına ilişkin iddiası, şayet böyle bir yıkım var ise bu yıkımın hukuki sonuçlarının irdelenmesi ve sorumluluğun tespiti konularının tamamı temelinde 2981 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklar olup, bu konuların da 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi kapsamında idari yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Mamak Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 24.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2014/277 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 10-ESAS NO : 2015/256 KARAR NO : 2015/267 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken sözleşmesi feshedilen davacının, 3269 Sayılı Kanunun 5.maddesi uyarınca sivil memur olarak atanması ve anılan görevini yaparken sivil memur olarak atandığı görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılan davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 43

44 K A R A R Davacı Davalı Vekili : E.A. : Milli Savunma Bakanlığı : Av. S.A.Ü. O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; tarihinde sözleşme Uzman Çavuş olarak göreve başladığını, tarihi itibariyle sözleşmesinin feshedildiğini, tarihine kadar çalışmak kaydıyla 6000 Sayılı Kanun uyarınca Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) sivil memur olarak atandığını ve tarihinde de yeni görevine başladığını, Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) emrinde çalışmaya başladığının 28 inci gününde 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı ve Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu emri ile; 19 Haziran 2010 tarih ve 6000 Sayılı Kanun ilgi gösterilmek suretiyle, sivil memur olarak atandığı Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesine karar verildiğini, söz konusu kararın tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ve tarihi itibariyle de kurumdan ayrıldığını, atama emrinde ayrılması gereken tarihin olduğunu, buna rağmen bir yıl öncesinden işsiz kalıp mağdur olduğunu, mağduriyetini tarihli dilekçe ile Komutanlık katına ilettiğini ancak gelen cevabi yazıda emeklilik tarihinin ertelenmesine imkan bulunmadığının bildirildiğini belirterek 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı işleminin iptali ile yoksun kaldığı mali haklarının işlem tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve işine geri iade edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 10.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/990, K:2014/625 sayılı kararı ile özetle; Dosyanın incelenmesinden; Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) emrinde sivil memur olarak görev yapan davacı tarafından, 5434 sayılı Kanunun 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekli edilmesine dair 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, yukarıda hükmüne yer verilen Kanun maddesi uyarınca, emekli işleminden kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin, kamu görevlisi olan davacının görev yaptığı yer olan Antalya ilinin yargı yetkisi yönünden bağlı bulunduğu Antalya İdare Mahkemesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. demek suretiyle 2577 sayılı Kanunun 15.maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Antalya İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davaya bakmakla görevli yargı yerinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunmuştur. Antalya 3.İdare Mahkemesi: gün, E:2014/937 sayılı kararı ile özetle; Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) emrinde sivil memur olarak görev yaptığı, 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı işlemiyle emekli edilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada, emekliliğe dair bulunan dava konusu uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasanın 20.maddelerinde öngörülen asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete ilişkin bulunma koşulları uyuşmazlık konusu olayda birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. demek suretiyle davalı idare vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği AYİM Başsavcılığı'na gönderilmiştir. AYİM Başsavcı Vekili: Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı, Anayasanın 157. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlardır. şeklinde ve 21.maddesinde de; 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal 44

45 davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre; bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için; 1.İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması ya da uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş olması, 2.Dava konusu idari işlem veya eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Asker kişiyi ilgilendirme" koşulundan, davacının 1602 sayılı Kanunun 20. maddesinde sayılan hizmette veya görevden ayrılmış asker kişilerden olması anlaşılabileceği gibi, işlemin bir asker kişi gözetilerek" tesis edilmesi durumunda, davacının bu asker kişiden hareketle menfaat ihlali iddiasında bulunan kişilerden (asker kişinin eşi, annesi, babası, çocukları vs.) olması halinde de söz konusu koşulun gerçekleştiği kabul edilmektedir. İşlem tarihinde TSK bünyesinde Devlet memuru olarak göreve devam eden davacının 1602 sayılı Kanunun açık hükmü karşısında "asker kişi" olduğu konusunda tereddüt bulunmayıp; açıklığa kavuşturulması gereken husus, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığıdır. Uyuşmazlık Mahkemesi ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yerleşik kararlarında ve öğretide belirtildiği üzere; bir idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti açısından askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılmalıdır. Eğer bir idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme göre tesis edilmişse, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. İdarece asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler gözetilerek tesis edilen idari işlemler, askeri hizmete ilişkin işlemlerdir sayılı Kanun hükümleri gereği yaş haddi nedeniyle uzman erbaş sözleşmesi feshedilip emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar Devlet memuru olarak göreve devam ettirilen davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihte zorunlu olarak emekliye sevk edilmesi işleminde askeri mevzuatın uygulandığı, emeklilik işleminin davacının askeri geçmişi (uzman erbaş statüsü) gözetilerek tesis edildiği açıktır. Nitekim davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken, davacının uzman erbaş statüsünde icra ettiği görev süresi de nazara alınmaktadır ki, esasen bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan, davacı hakkında tesis edilen işlemin isteğe bağlı emeklilik işlemi değil 3269 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemeden kaynaklanan zorunlu emeklilik işlemi olması da, işlemin askeri hizmet gereklerine göre tesis edildiğini göstermektedir (Davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih 5434 sayılı Kanuna göre tespit edilmekle birlikte; davacının emekli aylığına hak kazanmasını müteakip resen emekliye sevk edilmesi işlemi 657 sayılı Kanundaki genel düzenlemeye değil 3269 sayılı Kanundaki özel düzenlemeye tabi olduğundan; davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihin 5434 sayılı Kanuna göre tespit edilmesi, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığını tek başına belirleyecek bir husus değildir.) Açıklanan tüm bu hususlar ışığında, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Bu itibarla; mevzu davada Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Kanunun 20. maddesinde öngörülen idari işlem/eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesi nedeniyle, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı içerisinde olduğu anlaşılmakla; davalı idarenin talebi doğrultusunda olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak, Antalya 3.İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13. maddeleri gereğince, Antalya 3.İdare Mahkemesinin tarih ve 2014/937 Esas sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, mevzu davada ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine AYİM Başsavcı vekilince 10.maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar 10. maddede olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma yetkisi ilgili yargı kolunun başsavcılarına verilmişse de, usul ekonomisi, Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacı ve olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasındaki amaç gözetildiğinde Başsavcı vekilince yapılan başvurunun kabulüyle, usule ilişkin herhangi bir noksanlık 45

46 bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde askeri yüksek idare mahkemesinin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Yakup BAL ile AYİM Savcısı Hüsnü ERCAN ın davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken tarihinde sözleşmesinin feshedilen davacının, tarihine kadar çalışmak kaydıyla 3269 Sayılı Kanunun 5 nci maddesi uyarınca Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) sivil memur olarak atanması ve anılan görevini yaparken 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı ve Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu emri ile sivil memur olarak atandığı Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; tarih ve 1602 sayılı Yasa nın tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Anılan Yasa nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. denilmiştir. İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde görülmesi gerekmektedir sayılı Uzman Erbaş Kanun un Amaç başlıklı 1. maddesinde; Madde 1 - Bu Kanunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik görevlerde, yetişmiş personel ihtiyacını karşılamak maksadıyla istihdam edilecek uzman onbaşı ve uzman çavuşların temini, hizmet şartları görev ve hakları, yükümlülükleri, astsubay sınıfına geçirilmeleri ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir. Anılan Kanunun Kapsam başlıklı 2. 2addesinde; Madde 2 - Bu Kanun Türk Silahlı Kuvvetleri erbaş kadrolarında istihdam edilecek uzman erbaşlarla, bunları istihdam edecek ve bunların istihdamı ile ilgili birlik, kurum ve kuruluşları kapsar. Aynı Kanunun Hizmet Süresi başlıklı 5. maddesinde ise ; Madde 5 - (Değişik madde : 10/02/ S.K./3.mad) Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. (Değişik cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunlardan; a) İstihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların, b) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden, istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan istekliler, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara 46

47 tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilirler. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Atama işlemleri yaş sınırının dolmasından önce tamamlanır ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılır. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunların uzman erbaşlıkta geçen hizmet süreleri 2/2/2005 tarihli ve 5289 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkra uyarınca atama işlemine tabi tutulanlara 16 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikramiye ödenmez. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Bu yaş sınırının beş yıl fazlası uzman erbaşların askerlik çağı sonudur. Barışta ve seferde bu süreye kadar yedeğe ayrılmış uzman erbaşlar yaşı en genç olanlardan başlamak üzere hizmete çağrılabilirler. hususları belirtilmiştir. Olayda, Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken sözleşmesi feshedilen davacının, 6000 Sayılı Kanun uyarınca Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) sivil memur olarak atanması ve anılan görevini yaparken 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı ve Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu emri ile sivil memur olarak atandığı Antalya As.Gzn.Emn. ve Hiz.Tk.Tk.Kh.(İşl.Me.) görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi işlemin iptali istemi olduğu anlaşılmıştır sayılı Kanunun hükümleri gereği yaş haddi nedeniyle uzman erbaş sözleşmesi feshedilip emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar Devlet memuru olarak göreve devam ettirilen davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihte zorunlu olarak emekliye sevk edilmesi işleminde askeri mevzuatın uygulandığı, emeklilik işleminin davacının askeri geçmişi (uzman erbaş statüsü) gözetilerek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken, davacının uzman erbaş statüsünde icra ettiği görev süresi de nazara alınmakta olup, bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan, davacı hakkında tesis edilen işlemin isteğe bağlı emeklilik işlemi değil 3269 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemeden kaynaklanan zorunlu emeklilik işlemi olması da, işlemin askeri hizmet gereklerine göre tesis edildiğini göstermektedir. Buna göre, davacı hakkında emeklilik hizmet süresinin sonunda emekliye sevki yönünde re sen tesis edilen işlemin, idarece; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve hizmet gerekleri göz önüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır. Belirtilen açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayda Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasa nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiği görüldüğünden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı nın başvurusunun kabulü ile, davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Antalya 3. İdare Mahkemesince verilen kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ NİN görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcılığı nca yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Antalya 3.İdare Mahkemesinin gün, E:2014/937 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * III-2247 SAYILI KANUN UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/141 KARAR NO : 2015/178 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 47

48 ÖZET : 1608 sayılı Kanun un 1. maddesi uyarınca ve Kabahatler Kanunu nun 32. maddesine göre düzenlenen idari yaptırım karar tutanağı ile aracın 15 gün süre ile otoparka çekilmesine ilişkin olarak tutulan otopark çekme belgesi nin iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.Y. : Av. Y.Ş. : Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı O L A Y : Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Zabıta Dairesi Başkanlığının gün ve A seri-sıra sayılı idari yaptırım karar tutanağı ile, plaka sayılı araç ile U tipi güzergah izin belgesi olmadan izinsiz servis taşımacılığı yaptığından bahisle, davacı adına 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 32. maddesi uyarınca 189,00 TL idari para cezası verilmiş, Bursa Büyükşehir Belediyesi Emir ve Yasaklarını Belirleyen Zabıta Yönetmeliğinin 9. maddesinin yirmi üçüncü fıkrası belediyeden ruhsat veya izin belgesi almaksızın belediye sınırları dahilinde taşımacılık yaptığı tespit edilen tahdit kapsamı içinde veya dışında olan tüm araçlar hakkında işlem yapılarak, 5326 sayılı Kanun un 19. maddesi uyarınca 15 gün süreyle araçlar otoparka çekilir hükmü ve Kabahatler Kanunu nun 19. maddesi uyarınca söz konusu araç 15 gün süre ile otoparka çekilmiş, araç hakkında otopark çekme belgesi düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezası ile söz konusu aracın 15 gün süre ile otoparka çekilmesine ilişkin olarak tutulan otopark çekme belgesi nin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/921,K:2014/1005 sayı ile, davacıya 1608 sayılı Yasa nın 1. maddesine istinaden 5326 sayılı Yasa nın 32. maddesi uyarınca idari para cezası verildiği ve yine bu Yasa ya dayanılarak 5326 sayılı Yasa nın 19. maddesi uyarınca belirli bir süre için bir kez aracın trafikten men edildiği açıklanarak, davaya konu idari yaptırımların dayanağı olan 1608 sayılı Yasa da kanun yoluna ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, Kabahatler Kanunu nun 3,16 ve 27. maddeleri uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur. BURSA 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D. İş No: 2014/781 sayı ile, Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesi uyarınca, idari para cezası ile birlikte aynı kişi hakkında idari yargı yerinin görev alanına giren karar da verildiği anlaşıldığından itirazın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın usulden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 48

49 BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 32. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile aynı Kanun un 19. maddesi ve Yönetmelik hükümleri uyarınca, aracın 15 gün süre ile otoparka çekilmesine ilişkin olarak tutulan otopark çekme belgesi nin iptali istemiyle açılmıştır tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3. maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır denilmiş; Kanunun 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu hükme bağlanmış; 19. mad-desinde, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, Gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir ve (8). bendinde ise, İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararlarında verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Aynı Kanun un Çeşitli Kabahatler üst başlığı altında düzenlenen Emre aykırı davranış başlıklı 32. maddesinde, (1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir. (2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir. (3) tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır. denilmiştir. Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil tarih ve 1608 sayılı Kanun un, tarih ve 3764 sayılı Kanun la değişik 1. maddesi, Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara elli liraya kadar hafif para cezası tertibine ve üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553. maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler ; tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin birinci fıkrasında, Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir denilmekte; 6. maddesinde de, itiraz üzerine tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi olduğu, Hakimin izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret edilmekte iken, 1608 sayılı Yasa nın, 1. maddesi, tarihli Resmi Gazete de yayımlanan gün ve 5728 sayılı Kanun un 66. maddesi ile Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket 49

50 edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara belediye encümenince Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi hükmüne göre idarî para cezası ve yasaklanan faaliyetin menine karar verilir. Bu kararda ilgili kişiye bir süre de verilebilir. Belediye encümeni kararında belli bir fiilin muayyen bir süre zarfında yapılmasını da emredebilir. Emredilen fiilin ilgili kişi tarafından yapılmaması hâlinde, masrafları yüzde yirmi zammı ile birlikte tahsil edilmek üzere belediye tarafından yerine getirilir. Bu madde hükümleri ilgili kanunda ayrıca hüküm bulunmayan hâllerde uygulanır şeklinde yeniden düzenlenmiş, 5728 sayılı Kanun un 578. maddesinin (g) bendi ile, tarihli ve 1608 sayılı Kanun un 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, ek 1 ve ek 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır sayılı Kanun hükümleri tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu haliyle, 1608 sayılı Yasa da, idari para cezası ile aracın 15 gün süre ile otoparka çekilmesine ilişkin olarak düzenlenen tutanağa karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu nun Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları başlığı altında düzenlenen 7. maddesinde, Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır: ( ) f) Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek., 28. maddesinde de Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir ve ilçe belediyeleri hakkında da uygulanır. denilmiş; 5393 sayılı Belediye Kanunu nun Belediyenin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 15.mad-desinde, Belediyenin yetkileri ve imtiyazları şunlardır:(..) b) Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek. Meclisin görev ve yetkileri başlıklı 18. maddesinde, Belediye meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:( ) m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek. hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, kendisine ait plaka sayılı araç ile U tipi güzergah izin belgesi olmadan izinsiz servis taşımacılığı yaptığından bahisle, davacı adına 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 32. maddesi uyarınca 189,00 TL idari para cezası verildiği, 5216, 5393, 5326 ve 1608 sayılı Kanunlar dayanak alınarak, Bursa Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile kabul edilip çıkarılan, Büyükşehir Belediye Başkanı adına, Zabıta Dairesi Başkanlığı tarafından yürütüleceği belirtilen, Bursa Büyükşehir Belediyesi Emir ve Yasaklarını Belirleyen Zabıta Yönetmeliğinin 9. maddesinin yirmi üçüncü fıkrasında yer alan (belediyeden ruhsat veya izin belgesi almaksızın belediye sınırları dahilinde taşımacılık yaptığı tespit edilen tahdit kapsamı içinde veya dışında olan tüm araçlar hakkında işlem yapılarak, 5326 sayılı Kanun un 19. maddesi uyarınca 15 gün süreyle araçlar otoparka çekilir) hükmü ile Kabahatler Kanunu nun 19. maddesi uyarınca aracın 15 gün süre ile otoparka çekildiği ve araç hakkında otopark çekme belgesi düzenlendiği, davanın 1608 sayılı Kanun un 1. maddesi uyarınca ve Kabahatler Kanunu nun 32. maddesine göre Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Zabıta Dairesi Başkanlığınca düzenlenen idari yaptırım karar tutanağı ile otopark çekme belgesi nin iptal edilmesi istemiyle açıldığı anlaşılmıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, davacıya ait aracın 1608 sayılı Kanun un 1. maddesine dayanılarak ve bu maddede öngörülen sürelere uygun olarak süresiz değil, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 19. maddesinde belirtildiği üzere belirli bir süre için (15 gün) otoparka çekilmesine ve davacının idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın bu haliyle 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde 50

51 belirtilen idari yaptırım türlerinden olduğu, 1608 sayılı Kanun da ve Yönetmeliğe dayanak alınan diğer Kanunlarda bu idari yaptırımlara karşı itiraz konusunda görevli mahkemenin gösteril-mediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, 189,00 TL idari para cezası ile aracın 15 gün süre ile otoparka çekilmesine ilişkin olarak tutulan tutanağa karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bursa 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 2. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D. İş No: 2014/781 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 2-ESAS NO : 2015/146 KARAR NO : 2015/179 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İdari para cezasının zamanında ödenmemiş olması nedeniyle doğan faizin tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : E.K. : Karaelmas Vergi Dairesi Müdürlüğü O L A Y : Davacı, dava dilekçesinde özetle; 2006 yılında kullanmakta olduğu aracın denetim sırasında durdurulması sonucunda ehliyetsiz araç kullanmaktan dolayı hakkında idari para cezası uygulandığını, akabinde Zonguldak Karaelmas Vergi Dairesince tarafına yapılan tebligat üzerine kuruma taksitlendirme yaparak cezayı ödediği ve buna ilişkin makbuz fotokopilerini dilekçesine eklediğini; ancak aradan geçen uzun yıllar sonra bahsi geçen cezanın faizleri olduğu nedeniyle kendisine Karaelmas Vergi Dairesi Müdürlüğünce düzenlenen tarih ve takip nolu, 1.480,00 TL tutarlı ödeme emrinin gönderildiğini; akabinde Gelir İdaresi Başkanlığı, Zonguldak Vergi Dairesi Başkanlığı, Karaelmas Vergi Dairesi Müdürlüğünce tarih ve 3687 sayılı dilekçenizde, ehliyetsiz araç kullanmak fiilinden tarafınıza kesilen idari para cezasına hesaplanan (9185)-1.480,00 TL hesaplanan trafik cezası faizine itiraz ettiğinizi belirtmektesiniz.bu talebinize istinaden dairemiz ve bilgisayar kayıtlarının tetkikinden Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/183 Kabahat No, 2009/191 Karar Nolu idari yaptırım karar tutanağına Dairemizce nolu fiş ile 840,00 TL Cumhuriyet Başsavcılıklarınca verilen idari para cezası tahakkuk ettirilmiştir.söz konusu İdari Para Cezası 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca Cumhuriyet Başsavcılıklarınca verildiğinden, 2918 sayılı Kanunun Para cezalarının ödenme süresi başlıklı 115.maddesinde, Ödeme derhal yapılmadığı takdirde para cezalarının, tutanağın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerekir. Bir ay içinde ödenmeyen cezalar için her ay % 5 faiz uygulanır. Aylık faizin hesaplanmasında ay kesirleri tam ay olarak dikkate alınır. Bu suretle bulunacak tutar cezanın iki katını geçemez hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, gerek 2918 sayılı Kanunun 114.maddesinde belirtilen yetkililer tarafından gerekse Cumhuriyet Savcılıkları veya mahkemeler tarafından 2918 sayılı Kanuna göre verilen trafik idari para cezalarının bu cezaya ilişkin idari yaptırım karar tutanağının tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmemesi halinde her ay için % 5 faiz uygulanması anılan Kanundan kaynaklı bir zorunluluktur. denilmekte olup, buna istinaden Gelir İdaresi Başkanlığı nın tarih ve Sayılı Genel Yazısı gereği, tebliğ tarihinden itibaren ödeme tarihleriniz dikkate alınarak tahakkuk ettirilen 1.480,00 TL 9185-hesaplanan trafik cezası faizinin 6183 sayılı A.A.T.U.H. Kanunun ilgili maddeleri gereğince tarafınızdan tahsil edileceği hususunu; bilgilerinize tebliğen rica ederim denilen gün ve 1824 sayılı yazı gönderildiğini; davacının itirazı üzerine aynı Vergi Dairesi Başkanlığınca İlgi tarih ve 5588 sayılı dilekçenizde, adınıza ödeme emri ile tebliğ edilen 1.480,00 TL Gecikme Faizinin haksız ve mesnetsiz olduğunu beyan ederek iptalini istediğiniz aksi takdirde ise dava konusu yapacağınızı belirttiğiniz anlaşılmaktadır. Bu talebinize istinaden Dairemiz e- 51

52 VDO kayıtlarının tetkikinden ilgi gün ve 3687 kayıt noda kayıtlı dilekçenize, ilgi tarih ve 1824 sayılı yazımızdaki açıklamalar doğrultusunda; adınıza 1.480,00 TL Gecikme Faizi Gelir İdaresi Başkanlığının tarih ve sayılı yazısı gereğince tahakkuk ettirildiği hususu tarafınıza bildirilmiştir. Bu nedenle, Dairemize tarihi itibarıyle 1.480,00 TL Gecikme Faizi borcunuz bulunmaktadır.talebiniz halinde söz konusu borcunuzu 6183 sayılı A.A.T.U.H. Kanunun 48. maddesi gereğince taksitlendirerek ödeyebileceğiniz hususunu; bilgilerinize tebliğen rica ederim. şeklindeki gün ve 2839 sayılı yazının kendisine tebliğ edildiğini ileri sürerek,vergi dairesinin kararının bozulması, düzeltme isteğinin ve haksız ve mesnetsiz faiz istemi ile tarafından istenen TL faizin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ZONGULDAK VERGİ MAHKEMESİ: gün ve E: 2014/472, K:2014/572 sayı ile; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5/1. Maddesinde; İdare Mahkemesinin Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştayda çözümlenecek davalar dışındaki iptal davalarını çözümleyeceği, anılan Kanun'un 6. maddesinde ise, Vergi Mahkemelerinin; a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlülükler ve bunlara ilişkin zam ve cezalar ile tarife uyuşmazlıklarını, b) 6185 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları, c) Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümleyeceği hükmüne bağlandığı, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15.maddesinin l/a bendinde; idari yargının görevli olduğu konularda görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verileceğinin belirtildiği, bu durumda davacıdan tahsil edilmek istenilen trafik para cezası faizinin yani uyuşmazlığın esasını oluşturan alacak vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlülük niteliği taşımadığından davanın görüm ve çözümünde 2576 sayılı Kanun'un 5/1. Maddesi hükmü gereğince idare mahkemelerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine, dava dosyasının Zonguldak İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ: gün ve E.2014/674, K:2014/1181 sayı ile, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu nun 3. maddesinde; idari davalara ait dilekçelerde bulunması gerekli hususlar belirtilmiş olup, maddenin birinci fıkrasında idari davaların, Danıştay, İdare Mahkemesi ve Vergi Mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı, maddenin ikinci fıkrasında, dilekçelerde; tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adreslerinin, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu idari işlemin yazılı bildirim tarihinin, vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın dava dilekçesinde gösterileceği belirtilmiş, anılan maddenin üçüncü fıkrasında da; dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceği, dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağı; 15/1-d maddesinde ise, dilekçelerin 3. maddeye uygun olmadıklarının tespiti halinde, yeniden dava açılmak üzere dilekçenin reddedileceği kuralına yer verildiği, dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden; dilekçenin konu ve sonuç kısmında 1.480,00 TL tutarlı trafik cezası faizinin iptali istenilmesine karşın, dilekçe ekinde tarih ve sayılı ödeme emrine yer verildiği ve yine dilekçede ödeme emrinin hukuka aykırı olduğundan bahsedildiği görülmekte olup, davanın ödeme emrinin iptali istemiyle mi yoksa ödeme emri içeriği trafik ceza faizine ilişkin tahakkukların iptali istemiyle mi açıldığı hususunda tereddüt hasıl olduğu, davanın konusunun açık ve net bir şekilde ortaya konulamadığı görülmüş olup, bu haliyle dava dilekçesi 2577 sayılı Yasanın 3. maddesine uygun bulunmadığı, bu durumda; davacı tarafından dava konusu edilmek istenilen idari işlem ya da işlemlerin tarih ve sayısı, (eğer ödeme emri dava konusu edilmek isteniyorsa ödeme emrinin tarih ve sayısı, yoksa trafik ceza faizi tahakkuklarının iptali isteniyorsa bunun da ayrıca belirtilmesi suretiyle) tebliğ veya tebellüğ tarihleri açıkça belirtilerek, dava dilekçesindeki sözkonusu bu çelişki giderilerek yukarıda metni verilen mevzuat hükümlerine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava dilekçesinin 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15.maddesinin 1. fıkrası (d) bendi gereğince bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren (301 gün içinde 3.maddeye uygun şekilde düzenlenerek yeniden dava açılmak üzere reddine, aynı Kanunun

53 maddesinin 3. fıkrası uyarınca yeni dilekçe düzenlenerek açılacak davada ayrıca harç alınmamasına, dava yenilenmediği takdirde artan yargılama giderinin Mahkemelerince davacıya iadesine, 15. maddenin 5. fıkrası uyarınca yenilenen dilekçelerde aynı yanlışlık yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hususunun davacıya bildirilmesine karar vermiştir. Davacı, tarihinde Mahkeme kayıtlarına geçen yenileme dilekçesinde, İlgili Vergi Dairesi tarafıma göndermiş bulunduğu bu yazıda belirtilen 9.185,00 TL Trafik Para Cezasını ödedim.bitirdiğim ancak daha sonra bunların Trafik Para Cezasının FAİZİ OLDUĞU GEREKÇESİ İLE tarafımdan 1.480,00 TL faiz istenmekte bulunduğu, bununda tarafıma tebliğ edilmesi ile tarafımın yasal sürelerinde itiraz ettiğim ve söz konusu ilgili dairenin bunu kabul etmediği, bu sebeple tarafımdan haksız ve kanuna aykırı istemin Trafik Cezasının Faizine itiraz etmek ve ilgili vergi dairesi adına dava açmak zorunluluğu doğmuştur.yukarıda arz ve izah ettiğim daha evvel sunduğum deliller ile Sayın Mahkemenizin talebin konusunda tereddüde düşülmüş olması ve yasalar gereği yasal süresi içinde tarafımın Düzeltme yapılması hususunda bildirimde bulunulmuş ve yasal süresi içinde yeniden talebimi yeniler TRAFİK CEZASI FAİZİNE İTİRAZ ETMEK ZORUNLULUĞU DOĞMUŞTUR.Sayın Mahkemenizce adıma trafik cezasının/ faizine iptaline karar verilmesi faiz isteminin iptaline karar verilmesine saygılarımla arz ve talep etmekteyim. demiştir. ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/969, K:2014/1326 sayı ile, ehliyetsiz araç kullanmak fiilinden dolayı kesilen trafik para cezasının vadesinde ödenmemiş olmasından kaynaklanan, asıl para cezasının devamı niteliğinde olan ve 2918 sayılı Kanun un 112.maddesinde yer alan Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması niteliğinde bir işlem olmayan faiz tahakkukuna karşı açılan davada adli yargının (Trafik Mahkemeleri/Sulh Ceza Mahkemeleri) görevli olduğu gerekçesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası nın 15/1-a. maddesi gereğince davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı bunun üzerine; Trafik Cezasından doğan faizin Kanuna aykırı olduğu, bu cezadan doğan faiz olarak istenen 1.480,00 TL nin iptaline karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır. ZONGULDAK SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş No: 2014/425 sayı ile, her ne kadar İdare Mahkemesince söz konusu faiz talebinin idari para cezasından kaynaklandığı ve bu davaya da Adli Yargı Mahkemelerinin görevine girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş ise de, davanın konusunun idari para cezasının tebliğinden ödeme tarihine kadar geçen zaman için uygulanan faiz olduğu, bu talebin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre talep edildiği dikkatte alındığında, bu davaya bakma görevinin Adli Yargının görevinde olduğunu ileri sürmenin idarenin, 6183 sayılı Yasaya göre süresinde itiraz yapılmayarak kesinleşmiş idari para cezasının tahsili için yapacağı birçok tahsilat işlemlerinin denetim makamının Adli Yargı olacağı anlamına geldiğinin kabulü gerektiğini, ancak 6183 sayılı Yasada istisnai haller haricinde gerek itiraz gerekse denetleme makamının İdari Yargıya ait olduğuna dair bir çok hüküm bulunduğu, uyuşmazlığın kabahatten kaynaklanmadığının açık bir şekilde başvuran tarafından da ifade edilmesi karşısında 6183 sayılı Yasaya tabi olarak tahsil edileceği bildirilen faiz tahakkukuna ait ödeme emrinin iptaline ilişkin davaya bakma görevinin Adli Yargının görev alanına girmeyip, İdari Yargının (İdare Mahkemesi) görevine girdiği gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Davacı idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, idari para cezasının zamanında ödenmemiş olması nedeniyle doğan faizin tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali isteminden ibarettir. Dava dosyalarının incelenmesinden; davacının kullanmakta olduğu aracın denetim sırasında durdurulması sonucunda ehliyetsiz araç kullanmaktan dolayı hakkında idari para cezası uygulandığı, 53

54 akabinde Zonguldak Karaelmas Vergi Dairesince tarafına yapılan tebligat üzerine kuruma taksitlendirme yaparak cezayı ödediği ve buna ilişkin makbuz fotokopilerini dilekçesine eklediğini ancak aradan geçen uzun yıllar sonra adına tekrar bahsi geçen cezanın faizleri olduğu gerekçesiyle 1.480,00 TL istendiğini ileri sürerek, Karaelmas Vergi Dairesi Müdürlüğünce düzenlenen tarih ve takip nolu 1.480,00 TL tutarlı ödeme emrinin iptali için dava açtığı anlaşılmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanun un Sürücü belgesi alma zorunluluğu başlıklı 36. maddesi: (Değişik : 24/5/ /18 d.) Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi yasaktır. Araçlar, Yönetmelikte sınıfları belirtilen sürücü belgelerine sahip sürücüler ile çok taraflı anlaşmalara göre sürücü belgesi bulunan veya geçerli uluslararası sürücü belgesi olan kişilerce sürülebilir. Buna göre; a) Sürücü belgesi olmayanların, b) Mahkemelerce veya Cumhuriyet savcılıklarınca ya da bu Kanunda belirtilen yetkililerce sürücü belgesi geçici olarak ya da tedbiren geri alınanların, c) Sürücü belgesi iptal edilenlerin, araç kullanarak trafiğe çıktıklarının tespiti hâlinde, bu kişilere Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden aynı miktarda idari para cezası verilir. Sürücü belgelerinin geri alınması ve iptalinde yetki başlıklı 112. maddesinde (Değişik: 12/7/ /20 md.) Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği hâller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez. Askeri araçları süren kişiler ile asker kişilerin bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili davalarına da bu mahkemelerde bakılır. Askeri görev ve hizmetlerin yürütülmesi sırasında askeri araç sürücülerinin asker kişilere karşı işledikleri trafik kazalarıyla ilgili suçlarda 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu hükümleri saklıdır. Yine aynı Kanunun Para cezalarının ödenme süresi başlıklı 115. maddesinin birinci fıkra (Değişik madde: 03/11/ /49 md.) (Değişik fıkra: 16/07/ S.K./46.mad) Ödeme derhal yapılmadığı takdirde para cezalarının, tutanağın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerekir. Bir ay içinde ödenmeyen cezalar için her ay % 5 faiz uygulanır. Aylık faizin hesaplanmasında ay kesirleri tam ay olarak dikkate alınır. Bu suretle bulunacak tutar cezanın iki katını geçemez. hükmüne yer verilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasında, süresinde ödenmeyen para cezaları için 6183 sayılı A.A.T.U.H.K. hükümlerinin uygulanacağına işaret edilmiştir Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. 54

55 Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, davacının, 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası'na aykırı hareket ettiğinden bahisle eylemine uyan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 36.maddesinde öngörülen idari para cezası ile cezalandırıldığı ve söz konusu cezanın ödenmesine rağmen ikinci bir ödeme emri çıkması üzerine davacının idari ve sonrasında adli yargıya başvurduğu görülmektedir. Uyuşmazlık, 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 36. maddesine muhalefet nedeniyle Cumhuriyet Savcısı tarafından davacıya verilen idari para cezasına itiraz olmayıp verilen cezanın tahsiline ilişkindir.davacının talebinin Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen idari para cezasına itiraz olması durumunda; ehliyetsiz araç kullanmak nedeniyle verilen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu ve Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Olayımızda, yukarıda açıklanan 2918 sayılı Kanun un 115. maddesinde belirtilen, para cezalarının süresinde ödenmemesi üzerine 6183 sayılı A.A:T.U.H.K. hükümleri uyarınca düzenlenen ödeme emrine itiraz edilmiştir tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun un 1. maddesinde, Devlete, vilâyet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve âmme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır. denilmiş; 3. maddesinde, para cezaları teriminin: amme, tazminat, inzibati mahiyette olsun olmasın bütün para cezalarını ifade ettiği belirtilmiş; aynı Yasa nın İkinci Kısım- Birinci Bölümünde yer alan 54. maddede ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil olunacağı hükme bağlanarak tahsil yöntemleri gösterilmiş, 55. maddede, âmme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı belirtilmiş, 58. maddede ödeme emrine itiraz hususu düzenlenmiş ve diğer maddelerde takip esaslarına yer verilmiştir. Buna göre, tahsil dairesince tek yanlı olarak düzenlenen ve ödemede bulunulmaması halinde cebren tahsili gereken kamu alacağına ilişkin ödeme emrinin idari nitelikte bir işlem olduğu kuşkusuzdur. Belirtilen durum karşısında, Anayasa nın 125. maddesinde yer alan İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. kuralı uyarınca, bir idari işlem olan ödeme emrine karşı açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-a. maddesinde sayılan, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Öte yandan, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkında Kanun un 6. maddesinde, vergi mahkemelerinin, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin konularda 6183 sayılı A.A.T.U.H.K. un uygulanmasına ilişkin davaları çözümleyeceği belirtilmiş ise de, idare mahkemelerinin görevlerini düzenleyen 5. maddede, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını çözümleyeceğine işaret edilmiş olup, uyuşmazlık konusu ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davaya idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu, idari yargı düzeni içinde çözümlenmesi gereken bir sorundur. Somut uyuşmazlık, Cumhuriyet Savcılığı tarafından 2918 sayılı Kanun kapsamında verilen idari para cezasına itiraz olmayıp, idari para cezasının tahsili aşamasında ortaya çıkan bir uyuşmazlıktır. Açıklanan nedenlerle, kamu alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan, Zonguldak İdare Mahkemesince verilen gün ve E:2014/969, K:2014/1326 sayılı görevsizlik karanının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Zonguldak İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/969, K:2014/1326 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 55

56 3-ESAS NO : 2015/159 KARAR NO : 2015/181 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Dava dışı üçüncü kişinin sevk ve idaresinde bulunan davacıya ait aracın, yol üzerinde bulunan kum yığınına çarparak yolun solunda bulunan bordür taşlarına çarpması sonucu ters dönmesi şeklinde meydana gelen kazada, yolun bakım ve onarımından sorumlu olan davalının kusuru bulunduğu belirtilerek açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M.T. : Av. U.Ş. & Av. İ.K. : Erzincan İl Özel İdare Müdürlüğü : Av. M.D. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait plakalı aracın R.D. ın sevk ve idaresinde iken, günü tek taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, bu trafik kazası sonucu Erzincan Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2011/46 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda davacının aracını kullanan Recep Demirbaş ın %25 oranında kusurlu olduğunun, yolun bakım ve onarımından sorumlu davalı idarenin ise %75 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, ayrıca kaportacı bilirkişinin düzenlemiş olduğu raporda kasko ve piyasa değerinin 9.500,00 TL olduğunun, bu aracın yapımı, kasko ve piyasa değerini geçeceğinden hurdaya ayrılmasının uygun görüldüğünün ve hurda bedelinin 1.950,00 TL olduğunun belirtildiğini, kaportacı bilirkişisinin raporuna göre davacının aracının hurda değeri piyasa değerinden çıkarıldığında maddi zararının 7.550,00TL olduğunun bildirildiğini belirterek; davalının hizmet kusuru sonucunda meydana gelen toplam TL nin olay tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (idarenin %75 oranında kusuruna tekabül eden miktar) tahsiline karar verilmesi istemi ile tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. Sivas İdare Mahkemesi: gün ve 2011/1977 Esas, 2012/230 Karar sayılı kararı ile; 2577 sayılı Kanunun 2. maddesinde; "idari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayılmış; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlanmıştır sayılı Kanunun idare Mahkemelerinin Görevleri başlıklı 5. maddesinde; 1. İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki: a) iptal davalarını, b) Tam yargı davalarını, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, d) Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler. hükmü yer almaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun Karayolu Trafik Güvenliği başlıklı 13. maddesinde; Karayolunun yapımı, bakımı, işletilmesi ile görevli ve sorumlu bütün kuruluşlar, karayolu yapısını, trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla yükümlüdür., 110. maddesinde, (Değişik madde: 11/01/ S.K./14.mad.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür... hükmü yer almaktadır. Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden; davacıya ait plakalı aracın tarihinde Akyazı Beldesinden Üzümlü İlçesi istikametinde yol alırken idarenin yol bakım ve onarımı çalışmalarında gerekli işaretlemeyi yapmadığından kaynaklandığı iddia edilen tek taraflı ve maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle oluşan 6.020,82 TL maddi zararın tazmini istemiyle yapılan tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine tarihinde ilgili zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda aktarılan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile davalı idareye yüklenilen sorumluluğun yerine getirilmediğinden bahisle açılan davanın aynı Kanunun 110. maddesi uyarınca bu Kanundan doğan sorumlulukların yerine getirilmemesinden kaynaklanan tazminat davası niteliğinde olduğu ve davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu düzenlendiğinden, davanın adli yargı yerinde açılması gerektiği şeklindeki gerekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-56

57 a.maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, verilen karar taraflara tarihinde tebliğ edilmiş, yasal süresi içinde kanun yollarına başvurulmadığından karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı gerekçelerle; dava konusu olay nedeni ile uğramış olduğu 6.021,075 TL nin olay tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2012/127 Esas, 2013/153 Karar sayılı kararı ile; Davalının kusur eylemi nedeniyle davacının aracının hasara uğradığı, davalı kurumun kusur miktarına göre meydana gelen zararı tazminle sorumlu olduğu tespit edilmiş, davanın kısmen kabul, kısmen reddine şeklindeki gerekçesi ile davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2013/10901 Esas, 2013/13698 Karar sayılı kararı ile: 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. maddesinin (b) bendinde; İmar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisine ilişkin hizmetleri belediye sınırları dışında yapmakla il özel idaresinin görevli ve yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, tazminat istemine konu edilen olayın, davalı idarenin görevleri arasında bulunan yol yapım çalışması nedeniyle kamu hizmetinin görüldüğü bir sırada doğduğu ve hizmet ile ilgili bulunduğu anlaşılmaktadır. Olayda, İl Özel idaresinin, yukarıda açıklanan İl Özel idaresi Yasası hükümlerinden doğan görevini belirlenen şekilde yerine getirip getirmediğinin, kamu hizmetini yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütüp yürütmediğinin, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının yargısal denetimi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde "idari dava türleri" arasında sayılan "idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası" kapsamında, idari yargı yerlerine aittir. Bu durumda mahkemece, davalı Erzincan İl Özel idaresi yönünden yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasının çözümlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir şeklindeki gerekçesi ile davalı Erzincan İl Özel İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermiştir. Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2014/41 Esas, 2014/115 Karar sayılı kararı ile: Davalı İl Özel İdare Müdürlüğü nün bir kamu tüzel kişiliği olup kural olarak, işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır, somut olayda davalının, yasa ile kendisine verilmiş bulunan görevi yerine getirmediği ileri sürülmüştür. Görevin, hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir. İdare nin işlem ya da eylemi nedeni ile doğan zararlardan dolayı İdari Yargılama Usulü Yasası nın 2/1-b maddesi gereğince idareye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. şeklindeki gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine karar vermiş, verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2014/18812 Esas, 2014/13624 Karar sayılı kararı ile; kararın onanmasına hükmetmiş; verilen karar taraf vekillerine tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından, karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri 57

58 arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, olay günü dava dışı R.D. ın sevk ve idaresinde bulunan davacıya ait plakalı aracın karıştığı tek taraflı trafik kazası nedeni ile aracında oluşan zararın, olayda kusuru bulunduğu iddia edilen davalıdan tazminine karar verilmesi istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacının aracında oluşan zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile Sivas İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, davanın görev yönünden reddedilerek kesinleşmesi üzerine bu kez Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açıldığı, Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nce davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verildiği, davalı vekilinin temyiz talebinde bulunduğu, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nin kararı bozduğu, Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nce bu kez davanın görevden reddedildiği, davacı vekilinin kararı temyiz ettiği, kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nce onandığı, tarafların karar düzeltme yoluna gitmemesi üzerine kesinleştiği; davacının, 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 14.maddesi uyarınca görevli yargının belirlenmesi istemi ile Mahkememize müracaat edildiği anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu 58

59 yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2014/41 Esas, 2014/115 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı İl Özel İdaresinin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir sayılı İl Özel İdaresinin Kanununun İl Özel İdarelerinin görev ve sorumluluklarına ilişkin 6/B maddesinde "imar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım vs. ilişkin hizmetleri Belediye sınırları dışında yapmakla" görev ve yetkili olduğu öngörülmüştür. TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda İl Özel İdaresinin yetki ve sorumluluk sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. 59

60 Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna/ ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir. Nitekim yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre b'u yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1 -b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR 60

61 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 4-ESAS NO : 2015/172 KARAR NO : 2015/189 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : T.Ç. : Av. N.B.D. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. M.H.B. O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı, tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin, denge tazminatının, enflasyon farkının ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle hukuka aykırı düzenlendiğinin tespitine, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerinden denge tazminatını alacağından fazlaya dair hakkı saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 1. İş Mahkemesi, gün ve E:2011/271, K:2012/484 sayı ile, davacının ve aynı konumdaki Türk Telekom personelinin, Yüksek Planlama Kurulunun 5473 sayılı Yasa kapsamındaki (ilave tediye, ikramiye gibi) ek ödemeden yararlanma hakkı bulunmayan personel için öngörülen ödemeden yararlanma hakkı bulunmadığından açılan davanın reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi gün ve E:2012/27077, K:2012/32342 sayı ile, Uyuşmazlık 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK. un Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK. un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta normatif dayanaklar 406 sayılı Kanunun Ek. 29. maddesi, 375 sayılı KHK. un Ek 3. maddesi, 399 sayılı KHK. un Ek. II cetveli ve bu kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1, sayılı tebliğ yanında taraflar arasındaki sözleşme hükümleridir.406 sayılı Kanunun 29.Maddesinin 3.Fıkrasının birinci cümlesine göre 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak sözleşmeli personel ve kapsam dışı personel statüsünde çalışanlar hakkında, 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasında, Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki unvanları esas alınarak Yönetim Kurulunca tarihi itibarıyla bu unvana göre belirlenmiş olan ücret ve diğer malî haklarına bu tarihten Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak bildirim tarihine kadar geçen süre içinde kamu görevlilerine yapılacak artış oran ve/veya miktarları uygulanmak suretiyle bulunacak tutar dikkate alınır. Kapsam dışı personelden Devlet Personel Başkanlığına bildirilenlerin tarihi itibarıyla 61

62 unvanlarına göre ücretinin belirlenmemiş olması durumunda, benzer görevlerde bulunanlar dikkate alınarak bu tarih için ücret ve diğer malî haklan tespit etmeye Yönetim Kurulu yetkilidir.davalı ile nakle tabi kapsam dışı personel arasından imzalanan TIP 2 sözleşmenin 7. Maddesindeki kurallara göre ise Nakil hakkını saklı tutan çalışanın ikramiye, yardım vs gibi mali ve özlük hakları için iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel esaslarında yer alan hükümler uygulanır (2.f). Ancak ücretlerde yapılacak artış oranı, kamudaki memur maaş artış oranında olacaktır. Diğer taraftan özelleştirme uygulamaları nedeni ile nakilleri düzenleyen 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun 22/5 maddesinde özelleştirme nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilen sözleşmeli ve iş kanunlarına tabi personelin Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına göre almakta oldukları ücret yanında, bildirim tarihi itibarı ile almakta oldukları ikramiye, ek ödeme gibi vs ek ödemelerin de sabit bir değer olarak bildirileceği hükmünü içermektedir. Gerek yasal düzenleme ve gerekse sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunması amaçlanmıştır. Kısaca davacı kapsam dışı olarak kamuda çalışmış gibi sayılmaktadır. Dairemizce yukarda belirtilen kapsamda bulunan nakle tabi işçilerle davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. arasındaki uyuşmazlıklarda daha önce esasa yönelik kararlar vermiştir. Ancak Danıştay İdari Dava Daireleri nin gün ve 2011/ sayılı kararından sonra uyuşmazlığın adli yargı yerinde görüleceği konusunda yeniden değerlendirme yapılması gerekmiştir. Anılan karara göre yasal düzenleme ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda, işlevsel görevlerde bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli sayılarak özel hukuk tüzel kişisinde çalışmalarına olanak sağlandığı, söz konusu personelin, aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam ettiği, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kurumlarına naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler bulunduğu, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin imtiyaz Sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel 62

63 hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu kabul edilmiştir. Danıştay İdari dava Dairelerinin gerekçeleri Dairemizce benimsenmiştir. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarım belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. demek suretiyle kararın bozulmasına karar vermiştir. ANKARA 1. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1299, K:2012/1383 sayı ile, bozma kararına uyarak HMK. 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez maaş nakil ilmühaberinin, yeni atandığı kuruma eksik bildirimine (denge tazminatı, enflasyon farkı ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle) ilişkin davalı idarenin gün ve sayılı işleminin iptali ile mahrum kalınan tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 6. İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/143, K:2013/302 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekom A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Danıştay 5. Daire Başkanlığı: gün ve E:2013/9085, K:2013/10149 sayı ile, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu sonucuna varılmakta olduğu aksi yöndeki kararda isabet görülmediği gerekçesiyle davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 6.İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar vermiştir. ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/940, K:2014/724 sayı ile, önceki kararında ısrar ederek, incelenen uyuşmazlıkta davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmenin olanaksız olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin 63

64 Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. 64

65 Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, 65

66 b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Ankara 1. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 1. İş Mahkemesi nin gün ve E:2012/1299, K:2012/1383 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 5-ESAS NO : 2015/174 KARAR NO : 2015/191 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Karayolunda meydana gelen trafik kazasında yaralanan ve kimi yakınlarını kaybeden davacının; kazanın oluşumunda davalı idarenin kusuru bulunduğundan bahisle açtığı tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : B.B. ya vesayeten S.B. : Av. H.Ö. : Karayolları Genel Müdürlüğü : Av. A.E. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde; tarihinde saat arasında Silvan-Diyarbakır yolunun 35 km sinin Kasımlı mevkiinde meydana gelen ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasında plakalı aracın kaza yapması sonucu müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, aile fertlerinin bir kısmının hayatlarını kaybettiğini, bazılarının da yaralandığını; söz konusu kazanın, davalı tarafın kanun ve mevzuata aykırı olarak gerekli önlemleri almamasından kaynaklanmış olduğunu; kazanın olduğu yerde fazla orta yol çizgisi olduğunu, bu çizginin kavisli olarak tarlaya döndüğünü ve trafik güvenliğini ciddi tehdit ettiğini ve kazanın en büyük etkeni olduğunu; yine kaza mahallinde yol kenarında reflektör çubukları bulunmadığı gibi, sürücüleri uyaran hiçbir levha ve işaret de bulunmadığını; kazanın olduğu noktada yolun yamalı olduğunu, bunun karayollarının ilgili mevzuatına uygun olarak yapılmadığını ve trafik güvenliği için büyük bir tehlike oluşturduğunu; kaza bölgesinde yol kesişmesinin iki kısımdan oluştuğunu, kaza noktası öncesi iki şerit, kaza noktası sonrası üç şeritten oluştuğunu, bu konuda sürücüleri uyarıcı hiçbir işaret bulunmadığını; kaza tarihine kadar yolun yeni mucur ile kaplanmış olduğunu, bu konuda sürücülerin yeteri kadar uyarılmadığını, mıcırlama sonrasında banketlerin, mıcırlardan temizlenmediğini; kaza mahalli civarındaki bariyerin yetersiz ve kısa tutulduğunu, kazanın daha vahim bir şekilde sonuçlanmasına neden olduğunu; yeterli ve gerekli işaret ve levhaların bırakılmaması sonucu daha da ağırlaştığını; kazanın meydana gelmesinde savcılık ve mahkeme tarafından yapılan keşif ve tespitlerde davalı tarafın, gerek mahalli bilirkişi, gerekse de Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesince kusurlu bulunduğunu; kazanın davalı tarafın kusuru sonucu meydana geldiğini, bu eylem sonucu davalı tarafın, hukuki sorumluluk ilkeleri uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu olduğunu; müvekkillerinin bir taraftan annelerini, bir taraftan kardeşlerini kaybettiğini, aynı zamanda bir çoğunun ağır şekilde yaralandığını, gerek maddi gerekse de manevi yönden çok derin bir üzüntü ve keder yaşadıklarını ifade ederek; müvekkili için toplam TL maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. 66

67 DİYARBAKIR 3.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2011/1314, K.2011/143 sayı ile, 6009 sayılı Tebligat Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14.maddesi ile değişen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesinde, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının, adli yargıda görüleceğinin kurala bağlanmış olduğu; dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, Silvan-Diyarbakır yolunun 35.kilometresinde tarihinde meydana gelen kazada plakalı araçta bulunan davacının yaralandığı, yaralanma nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; alıntısı yapılan Kanun hükmü uyarınca, 2918 sayılı Kanun'dan doğan sorumluluk davalarında adli yargının görevli olduğu, uyuşmazlığın çözümünde davalı kurumun anılan Kanun'dan doğan bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği anlaşıldığından, davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı somut olay nedeniyle bu kez, toplam 8.000,00 TL tazminat istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. SİLVAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2011/143, K:2013/526 sayı ile, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, beyan dilekçeleri, müzekkere cevapları, bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün bir kamu tüzel kişiliği olduğu; kural olarak, işlem ve eylemlerinin de kamusal nitelik taşıdığı; somut uyuşmazlığın da, kara yolundaki eskiye bağlı şerit çizgilerinin kaldırılmaması ve gün durumunda gece ve görüş mesafesinin aydınlatmanın da olmayışına bağlı yanıltıcı halinin kazanın oluşumunda etkili olduğunun tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği; görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinin hizmet kusuru niteliğinde olduğu; idarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı; idari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesi gereğince İdare ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılmasının gerektiği; görev sorununun, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re sen) dikkate alınacağı; nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13/02/2012 Tarih ve 2012/1002 Esas-2013/2352 Karar sayılı ilamında da aynı hususun vurgulandığı gerekçesiyle; davanın, yargı yolu caiz olmaması nedeniyle 6100 Sayılı HMK'nın 114/b ve 115 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, ancak; adli yargı dosyasının 15. madde kapsamında, davacı vekilinin yönteme uygun başvurusu üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi yerine Yargıtay a gönderildiği; Yargıtay 17.Hukuk Dairesince, gün ve E:2014/22949, K:2014/19339 sayı ile; yargı yeri belirleme koşulları bulunmayan dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere mahalline gönderilmesine karar verildiği; böylelikle adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, dosya içerisinde, idari yargı dosyasının bir örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği; idari yargı kararının kesinleşme durumunun Mahkemesinden sorularak, kesinleşmiş bir örneğinin temin edildiği ve sonuç itibariyle usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, karayolunda meydana gelen trafik kazasında yaralanan ve kimi yakınlarını kaybeden davacının; kazanın oluşumunda davalı idarenin kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin bulunmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7. maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: 67

68 a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, (1) g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; Silvan-Diyarbakır yolunun 35.kilometresinde, tarihinde meydana gelen kazada plakalı araçta bulunan davacının yaralandığı, aile fertlerinden bir kısmının yaralandığı, bir kısmının öldüğü; kazanın oluşumunda, davalı idarenin, ilgili mevzuatta yer alan gerekli önlemleri almadığı ileri sürülerek uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu 68

69 yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Silvan Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2011/143, K:2013/526 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYTJK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. 69

70 Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. / Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacma uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 70

71 Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 6-ESAS NO : 2015/176 KARAR NO : 2015/192 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ş.Y. Vekili : Av. İ.Y. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.E. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının plakalı aracı ile, D-300 Karayolunda Muş istikametine seyir halinde iken Bingöl Cezaevi kavşağına 100 metre mesafede karayolu üzerinde bulunan çukurlara girmemek amacıyla yaptığı manevra nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazasının idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını belirterek; araçta meydana gelen 9.863,80 TL nin idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle idari yargıda dava açılmıştır. ELAZIĞ 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/162 K:2013/188 sayılı kararında özetle; 2918 sayılı Kanun un 110. maddesinde, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının, (işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil) adli yargıda görüleceği hüküm altına alındığı gerekçe gösterilerek davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargıda dava açmıştır. BİNGÖL 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/423 K:2013/618 sayılı kararında özetle; davalının yolda meydana gelen çukurlar ile ilgili gerekli bakım ve onarımın yapılmadığı iddiasıyla hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar vermiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2014/2328 K:2014/2653 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve onama kararının ardından görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dosya sehven Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ : gün ve E:2014/24097 K:2014/19150 sayılı kararında; yargı yolunun belirlenmesi görevi 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 14. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesine ait bulunduğundan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir şeklindeki gerekçe ile dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere mahalline iadesine karar verilmesi üzerine dosya mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra 71

72 GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, trafik kazası nedeniyle meydana gelen maddi zararın tazmini istemiyle açılmış tazminat davasına ilişkindir sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7. maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; davacı tarafından, plakalı araç ile, D-300 Karayolunda Bingöl-Muş istikametinde seyir halinde iken karayolu üzerinde bulunan çukura girmemek amacıyla yaptığı manevra sonrası direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen trafik kazası olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle oluşan 9.863,80 TL zararın işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının 72

73 görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/423 K:2013/618 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/423 K:2013/618 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarım sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımım yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi^eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin 73

74 görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki/ uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamım veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa /Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- İdari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun kararı dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay 74

75 kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/179 KARAR NO : 2015/195 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Jandarma eri olarak vatani görevini ifa etmekteyken mülki görev esnasında meydana gelen trafik kazası nedeniyle yaralanan davacının, uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.P. Vekili : Av. E.Ö. Davalı : İçişleri Bakanlığı (Jandarma Genel Komutanlığına İzafeten) Vekili : Av. S.B. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının tarihinde Ağrı İli, Diyadin İlçesi, İpekgeçidi Jandarma Karakol Komutanlığı nda, Doğubayazıt - Diyadin karayolu üzerinde yol kontrolü yapmak üzere bulunurken durdurmak istediği davalı M.A.S. nin sevk ve idaresindeki aracın durmayarak kaçmaya çalıştığı ve bu esnada davacıya çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiğini belirterek geçirmiş olduğu trafik kazası nedeni ile davalılardan İçişleri Bakanlığı ve M.A.S. den ,00 TL manevi tazminat ile yine davalılar İçişleri Bakanlığı, M.A.S. ve limitle sorumlu olmak üzere HDI Sigorta A.Ş. den ,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline ve Mehmetçik Sigortası yapan Anadolu Sigorta A.Ş. den limit ile sınırlı kalmak üzere tahsilde tekerrür olmamak üzere ,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle İçişleri Bakanlığı, HDI Sigorta A.Ş., Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi ve M.A.S.aleyhine adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2011/9 sayılı tefrik kararında; Davalı İçişleri Bakanlığı ile diğer davalılar hakkında uygulanacak yargılama usulünün farklılığı göz önüne alınarak davalı İçişleri Bakanlığı yönünden HMK nun 167. maddesi gereğince davanın tefrikine karar vermek gerekmiştir şeklindeki gerekçesi ile 2011/9 Esas sayılı dava dosyasından davalı İçişleri Bakanlığı yönünden açılan davanın HMK maddesi uyarınca ayrılmasına karar vermiştir. 2011/9 Esas sayılı dosyasında verilen tarihli tefrik kararı üzerine davalı İçişleri Bakanlığı yönünden dava tefrik edilerek dava dosyası 2014/64 Esasa kaydedilmiştir. ANKARA 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/64 K:2014/152 sayılı kararında; davalı yönünden davanın hizmet kusuruna dayalı istemi içerdiğinin kabulü gerektiği ve davalı İdarenin hizmet kusuruna dayalı olarak açılabilecek tazminat davalarının tam yargı davası olarak İdare Mahkemelerinde açılması gerektiği hizmet kusuruna dayalı tazminat istemi yönünden davaya bakma görevinin mahkememize ait olmadığı anlaşılmakla şeklindeki gerekçe ile davaya bakma görevinin İdare Mahkemelerine ait olduğu hususun tespiti ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez ,21 TL maddi ve ,00 TL manevi tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmıştır. 75

76 ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE BAŞKANLIĞI: E:2014/1176 K:2014/1126 sayılı kararında; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununa göre, davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında davanın esasına girilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Zira görev kamu düzeni ile ilgili olup davanın her safhasında dikkate alınması hukuk alanında ihtilafsız kabul edilen bir keyfiyettir. Bu nedenle işin esasına girilmeden davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 14 üncü maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110 uncu maddesi başlığı ile birlikte değiştirilerek; Görevli ve Yetkili Mahkeme Madde 110; "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez, 2918 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 21; Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış davalara uygulanmaz. hükmünü düzenlemiştir. Bu yasal mevzuat çerçevesinde davacının durumu incelendiğinde davacının yapılan bir ihbar üzerine Doğubayazıt- Diyadin Karayolu üzerinde yol kontrolü amacıyla görevlendirildiği bu görev esnasında karayolunda seyir halinde olan sivil bir aracın çarpması sonucu yaralandığı, dolayısıyla zarar doğurucu olayın trafik kazası sonucu meydana geldiği, tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110 uncu maddesinde yapılan değişiklik gereğince davacı tarafından tarihinde açılan bu davanın görev ve çözüm yerinin mahkememiz olmayıp adli yargı yeri olduğu şeklindeki gerekçe ile davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve görevsizlik kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dosya mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile AYİM Savcısı Hüsnü ERCAN ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı S.P. ın tarihinde Ağrı İli Diyadin İlçesi İpekgeçidi Jandarma Karakol Komutanlığı nda jandarma er olarak görev yaptığı yol kontrolünde, seyir halindeki sivil bir aracın çarparak yararlanmasına sebebiyet vermesi nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır. Dosyalar kapsamında yapılan incelemede; Doğubeyazıt-Diyadin karayolu üzerinde şüpheli bir araca kaçak sigara yüklendiğinin ihbar edilmesi üzerine, davacı ile birlikte görevlendirilen personelin verilen emir ve talimat gereğince yol kontrolü yapmak üzere gece saat 02:00 sıralarında üzerinde Jandarma Trafik ibaresi taşıyan reflektörlü yeleği ve el feneri ile ihbar yerine geldikleri, M.A.S. nin sevk ve idaresindeki 34. plakalı aracın hızını kesmeyerek üzerine gelmesi nedeniyle davacının el feneri ve elle aracın durması yönünde uyarılarda bulunduğu, ancak tüm uyarılara rağmen aracın hızını kesmeden davacının ve yanında bulunan komutanın üzerine gelmeye devam ettiği, komutanın yoldan diğer tarafa kendisini atarak kaçtığını, davacının da aracın çarpmaması için çift şeritli yolun menfezinden diğer tarafa atmasına rağmen hızla gelen aracın davacının üzerine doğru gelip çift şeritli yolun karşıdan gelen araçlar için ayrılmış bölümünde davacıya çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiği; kazanın oluşumunda araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunun bilirkişi raporu ile belirlendiği; davalı İçişleri Bakanlığı na bağlı Jandarma Genel Komutanlığı karakolunda görev yapan davacının komutanlarının emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği, bu sebeple davalı kurumun kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunduğu ileri sürülerek dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun 3. maddesinde, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerinin bakacağı hükmüne, geçici 1. maddesinde ise, bu Kanunun yargı yolu ve göreve 76

77 ilişkin hükümlerinin, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağı hükmüne yer verilmiş, bu Kanunun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali amacıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesi, tarih ve E:2011/35, K:2012/23 sayılı kararıyla: dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusunun kapsama alındığı ve bu tazminat davalarına bakma görevinin asliye hukuk mahkemelerine verildiği; buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararların kapsama alınmadığı; sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davalarının idari yargıda görülmeye devam edeceği; bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşabileceği; esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramlarının, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlar olduğu; idare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakarlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesinin mümkün olduğu, özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk hallerinin ise, belirli konular için düzenlendiği ve sınırlı olduğu; idarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği; bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi, aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğunun söylenemeyeceği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir. Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu nun tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz denilmiştir. Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Davacının 1602 sayılı Yasa nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu eylemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Olayda, eylemden dolayı zarar görenin asker kişi olduğunda tartışma yok ise de, tazminatın konusunu oluşturan zararın jandarmanın eyleminden doğması nedeniyle, yürütülen hizmetin niteliğinin incelenmesi gerekmektedir sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu nun, 3. maddesinde, jandarma silahlı askeri bir güvenlik ve kolluk kuvveti olarak tanımlanmış, 7. maddesinde, görevleri: a)mülki, b)adli, c)askeri ve d)diğer görevler başlıkları altında tasnif edilmiş; Askeri görevleri, askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle Genel Kurmay Başkanlığınca verilen görevleri yapmak olarak belirtilmiş; Mülki görevleri ise, emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak, kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak olarak sayılmıştır. Davacının, olay tarihinde Ağrı İli Diyadin İlçesi İpekgeçidi Jandarma Karakolu nda Jandarma Er olarak görev yaptığı sırada, karakola Doğubeyazıt ve Çaldıran İlçeleri yol ayırımında şüpheli bir araca kaçak sigara yüklendiği, muhtemel bu aracın İpekgeçidi Jandarma Karakolu ndan geçeceğinin ihbarı üzerine, davacının da aralarında bulunduğu birkaç askerin görevlendirilerek araç kontrolleri için gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen M.A.S. nin sevk ve idaresindeki 34 plakalı aracın hızını kesmeyerek davacıya çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiği, meydana gelen yaralanmanın mülki bir görev olan kaçakçılığı men ve takibine ilişkin verilen görev sırasında meydana geldiği, davacının görevinin, askeri kanun ve nizamların gereği olan görevler kapsamında Kanun un 7. maddesinin b bendinde belirtilen askeri görev olarak değerlendirilmesi söz konusu olmadığından, söz konusu eylemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilemez. 77

78 Davada, davacının jandarma er olarak görevli olduğu sırada mülki görevini yaparken meydana gelen trafik kazası nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istenilmiştir sayılı Kanunun günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu yasadan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir. denilmiş olup, geçici 21.maddesinde ise Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz. denilmiştir. Belirtilen yasal düzenleme karşısında, 2918 sayılı Kanun un Geçici 21.maddesi nazara alındığında, davacının, uyuşmazlığa konu olaya ilişkin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ne dava açtığı tarih olup, dolayısıyla 2918 sayılı Kanun un 110.maddesinin 1.fıkrasının göreve ilişkin hükmü yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda veya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bir dava bulunmadığından, 2918 sayılı Kanun un 110.maddesinin somut olaya uygulanacağı tartışmasızdır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 78

79 Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/64 K:2014/152 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/64 K:2014/152 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Askerlik görevini Jandarma olarak ifa etmekte iken yol kontrolü yapmak üzere durdurduğu aracın çarpması sonucu yaralandığı, davalı idarenin yeterli tedbirleri almamak suretiyle kusurlu davrandığı iddiasıyla davacı tarafından davalı İçişleri Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır. Adli ve Askeri İdari Yargı organlarınca karşılıklı görevsizlik kararları verilmesi üzerine görevli yargı kolunun belirlenmesi için dosyanın gönderildiği Yüksek Mahkemece yapılan inceleme sonucu Uyuşmazlığın 2918 sayılı yasadan kaynaklandığı, 2918 sayılı yasanın 110. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümünün Adli Yargının görev alanında bulunduğu gerekçesiyle Adli Yargının görevli olduğuna oy çokluğu ile karar verilmiştir. Sayın çoğunluğun, uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum. T.C. Anayasanın 157. maddesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, Askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin İdari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 2508 sayılı yasa ile değişik 20. maddesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Türk Milleti adına askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini yapacağı, Yasanın 21. maddesinde de 20. madde de belirtilen kişileri ilgilendiren ve Askeri hizmete ilişkin İdari işlem ve eylemden dolayı açılacak iptal ve tam yargı davalarının doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesince çözümlenip karara bağlanacağı düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davalı idarenin gerekli ve yeterli tedbirleri almadığı iddiasına dayalı olarak tam yargı davası açılmıştır. Oluş, dava dilekçesindeki nitelendirme ve açıklanan yasal düzenlemeler karşısında asker kişiyi ilgilendiren, askeri hizmete işleyiş ve yürütülmesindeki varsa kusurun belirleneceği dava Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanında kalmaktadır. Sayın çoğunluk, Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan-doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi 79

80 "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının. ise diğer mahkemeleri, İdare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle /bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red karan verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- İdari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun kararı dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158./maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta idari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Hizmetin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/182 KARAR NO : 2015/198 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : G.B. Vekili : Av. H.Ö. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. A.E. & Av. Y.P. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde saat 06:30-07:00 arasında Silvan-Diyarbakır karayolunun 35.km sinde Kasımlı Mevkiinde meydana gelen ölümlü, yaralamalı 80

81 ve maddi hasarlı trafik kazasında plakalı aracın kaza yapması sonucunda müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını ve aile fertlerinin bir kısmının hayatlarını kaybettiğini, bir kısmının ise yaralandığını, bu kazanın davalının kanun ve mevzuata aykırı olarak gerekli önlemleri almamasından kaynaklandığını, davalının yapılan tespitler sonucunda da kusurlu bulunduğunu belirterek 3.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 8.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Diyarbakır 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2011/1311, K:2011/135 sayı ile özetle; davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2011/146, K:2013/532 sayılı kararı ile özetle; davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tarihinde Silvan-Diyarbakır karayolunun 35.km sinde Kasımlı Mevkiinde plakalı aracın kaza yapması sonucunda davacının ağır şekilde yaralandığı, aile fertlerinin bir kısmının hayatlarını kaybettiği, bir kısmının ise yaralandığı, bu kazanın davalının kanun ve mevzuata aykırı olarak gerekli önlemleri almamasından kaynaklandığı belirtilerek, 3.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 8.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. 81

82 Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Silvan Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün, E:2011/146, K:2013/532 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp 82

83 yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 83

84 Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 9-ESAS NO : 2015/185 KARAR NO : 2015/201 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : A.B. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, 34. plaka sayılı araç sürücüsü davacı adına, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, gün ve GV seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BAKIRKÖY 15. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/101, K:2013/101 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiğinden, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası, davacının talebi üzerine, Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve 2013/101 D.İş sayılı yazısı ile İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmiştir. İstanbul 10. İdare Mahkemesi nce, İdare Mahkemesi ne hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/467, K:2014/1252 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 84

85 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza 85

86 mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka 86

87 aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/101, K:2013/101 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 10-ESAS NO : 2015/187 KARAR NO : 2015/203 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca alkollü araç kullandığından bahisle davacı hakkında düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili : Ş.E. : Av. S.S.B. 87

88 Davalı : Giresun Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Giresun Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GZ seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ORDU İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/298, K:2014/1173 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez, davacı vekili, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. GİRESUN SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/591, K:2014/591 sayı ile; idari para cezası yönünden itirazın kabulüne, idari para cezasının kaldırılmasına, sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davada ise; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan dava yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca alkollü araç kullandığından bahisle davacı hakkında düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan sürücü belgesi geri alma tutanağı ile para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü 88

89 belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararla-rına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Uyuşmazlığın esasını oluşturan, sürücü belgesi geri alma tutanağına ilişkin karara gelince: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Kabahatler Kanunu nun Genel kanun niteliği başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, 89

90 uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür. Buna göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur sayılı Kabahatler Kanunu nun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrasında, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak düzenlenen ve olumsuz görev uyuşmazlığının konusunu oluşturan sürücü belgesi geri alma tutanağı ile ilgili olarak; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin 90

91 hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Giresun Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Giresun Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/591, K:2014/591 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 11-ESAS NO : 2015/190 KARAR NO : 2015/206 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M.K. : Av. F.K. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. H.B. O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanmak üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkil maaş nakil ilmühaberinin iptali ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak yürütülecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. KAYSERİ 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2011/334, K:2011/524 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 9. fıkrasında Türk Telekom un, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz hükmüne yer verilerek Türk Telekom a 91

92 özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Nevşehir 1.Asliye Hukuk Mahkemesi(İş Mahkemesi Sıfatıyla): gün ve E:2011/252, K:2012/288 sayı ile, 5473 sayılı Yasa ile, getirilen ek ödemenin davacının nakle tabi tutulduğu tarihten önce yürürlüğe girdiği, bu ödemenin iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar kamu görevlilerinin personel haklarına yapılan artışlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: gün ve E: 2012/39684, K: 2014/19725 sayı ile, Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, mahkemece davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle aynı Kanun un 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirsen esasa girilerek davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur. NEVŞEHİR 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): gün ve E: 2014/513, K:2014/562 sayı ile bozma kararına uyarak, davanın görev nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili idari ve adli yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla 92

93 değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu 93

94 üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Nevşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Nevşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) gün ve E: 2014/513, K:2014/562 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 94

95 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 12-ESAS NO : 2015/191 KARAR NO : 2015/207 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/8. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.K. : Av. H.Y.D. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Bölge Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HE seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/8. maddesi uyarınca TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/592, K:2014/592 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle ayrıca idari yargı yerinde dava açtığını belirterek, idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, idari para cezasının iptali istemiyle açılan dava ile, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılan ve İstanbul 5. İdari Mahkemesinin 2014/355 esasına kayıtlı dava arasında bağlantı bulunup bulunmadığının saptanması amacıyla dosyanın İstanbul Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Kurulu gün ve E:2014/6071, K:2014/5496 sayılı ile,.. bağlantı isteminin kabulüne, bağlantılı dosyaların birlikte incelenerek görüm ve çözüme esas olmak üzere İstanbul 5. İdare Mahkemesinin yetkili kılınmasına, İstanbul 6. İdare Mahkemesi dosyasının esas kaydı kapatılmak ve yetki verilen İstanbul 5. İdare Mahkemesine gönderilmek üzere dava dosyalarının ilgili mahkemelerine iadesine karar vermiştir. İstanbul 6. İdare Mahkemesi nce, İstanbul 5. İdare Mahkemesi ne gönderilen dava dosyası bu Mahkemenin 2014/920 sayılı esasına kaydedilmiş, yargılama bu esas üzerinden yürütülmüştür. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/920, K:2014/1953 sayı ile; davanın idari para cezasının iptali istemiyle açıldığını belirterek, 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve 95

96 hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, idari para cezasının iptali istemiyle açılan dava yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/8. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlıklı 48. maddesinin altıncı fıkrasında, (Deği-şik:8/1/ /3 md) Uyuşturucu ve keyif verici maddeleri alarak araç kullananlara, eylemi başka bir suç oluştursa bile ayrıca, altı ay hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır ve sürücü belgeleri süresiz olarak geri alınır denilmekte iken, madde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edilen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi beş yıl süreyle geri alınır. Bu kişiler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır. şeklinde, önceki altıncı fıkra yerine yeniden düzenleme yapılarak sekizinci fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, 96

97 b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemel erin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi 97

98 yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının idari para cezası ile ilgili kısmının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/592, K:2014/592 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ idari para cezası ile ilgili kısmının KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 13-ESAS NO : 2015/193 KARAR NO : 2015/209 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : K.Y.M. : Av. H.K., Av. E.G.K. : İstanbul Valiliği, Beşiktaş Kaymakamlığı, İl Emniyet Müdürlüğü O L A Y : Beşiktaş Kaymakamlığı Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, plaka sayılı araç sürücüsü davacı adına, üçüncü kez alkollü olarak araç kullandığının ve sürücü belgesi geri alındığı halde, geri alma süresi içinde araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, gün ve I ve gün ve I seri-sıra sayılı trafik suç tutanakları düzenlenerek, sırasıyla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 118/7. maddeleri uyarınca idari para cezası düzenlenmesi için Beşiktaş Kaymakamlığına gönderilmesi ve sürücü belgesi geri alma tutanağı 98

99 düzenlenmesi üzerine, Beşiktaş Kaymakamlığının gün ve 2013/315 sayılı kararı ile davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesine üçüncü kez muhalefet ettiği gerekçesiyle TL. idari para cezası verilmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/2405, K:2013/2405 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz İstanbul 57. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 9. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1094, K:2014/1588 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç 99

100 oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. 100

101 2918 sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. 101

102 Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/2405, K:2013/2405 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 14-ESAS NO : 2015/194 KARAR NO : 2015/210 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili : Av. M.A. Davalı : Kdz.Ereğli Belediye Başkanlığı Vekili : Av. İ.G. (Adli Yargıda) Av. E.O.Ö. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı şirkete ait 67. plakalı aracın tarihinde yol üzerinde bulunan ve yol içine girip çıkacak şekilde dizayn edilmiş ve arızasından dolayı bir tanesi zeminden yukarı çıkmış halde bulunan demir bariyerlere çarparak maddi hasara uğradığını, söz konusu kazanın oluşumunda yol üzerine bariyer koyan ve arızası ile ilgili tedbiri almayarak yola herhangi bir uyarıca levha ve işaret koymayan davalı belediyenin sorumlu olduğunu, kaza sonucu hasara uğrayan aracın ekspertiz raporuna göre TL maddi hasarının olduğunu ve bedelin sigortalısına ödendiğini belirterek; TL maddi tazminatın rücuen ödeme tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek TC. Merkez Bankası nın kısa vadeli kredilere uyguladığı en yüksek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. KDZ. EREĞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : gün ve E:2012/398, K:2013/214 sayılı kararında ; davacı sigortalısının aracının uğradığı zararı kusuru bulunanlardan talep etme hakkı bulunmaktadır ve davanın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Araçtaki hasar tek taraflı kaza sonucu oluşmuştur. Belediyenin aracının kazaya karışması söz konusu olmadığından sorumluluğu KTK kapsamında değerlendirilemez. Dava dilekçesinde ve bilirkişi raporunda da açıkça belirtildiği gibi bakım onarımı nedeniyle sorumluluk söz konusudur. Buna göre maddi tazminatı gerektiren haksız eylemin davalı Belediye yönünden kamu hizmetinin ifasına dair olduğu ve hizmet kusuru ile bağımlı bulunduğu anlaşılmakla söz konusu uyuşmazlığın tam yargı davasının konusunu oluşturacağı, hizmet kusurundan dolayı açılan bu tür davaların 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun 2. maddesi uyarınca tam yargı davası olarak İdari Yargı yerinde görülmesi gerekir şeklindeki gerekçe ile davanın yargı yolu açısından usulden reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. 102

103 YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ : gün ve E:2013/20295 K:2014/354 sayılı kararında; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/578 K:2014/1980 sayılı kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1. maddesinde; İdari dava türleri: a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, olarak tanımlanmış, aynı Kanun un 14. maddesinin (3-a) bendinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden inceleneceği, 15. maddesinin (1-a) bendinde de, (3-a) bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk; çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı;' 7/ maddesinde, yapını ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almanın ve aldırmanın Karayolları Genel Müdürlüğü'nün görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Aynı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafık kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; aynı Kanunun Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz ' denilmiştir. Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden; davacı şirket tarafından sigorta altına alınan 67 TU 893 plakalı aracın tarihinde Kdz. Ereğli Belediyesinin yetki ve sorumluluk alanında bulunan yol üzerinde bulunan ve yol içine girip çıkacak şekilde dizayn edilmiş ve arızasından dolayı zeminden çıkmış bir bariyere çarpması sonucu meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucunda uğranıldığı belirtilen zararlara karşılık 6.596,00-TL maddi zararın ödeme tarihi olan tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, yukarıda anılan Kanun hükümleri gereğince davacı tarafından davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ileri sürülen trafik kazasından dolayı uğradığı maddi zararlarının tazmini istemiyle açılan bu davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) tarih ve E:2014/759, K:2014/811 sayılı kararı da bu yöndedir şeklindeki gerekçe ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dosya mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca 103

104 görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyaların incelenmesinden; davacı şirket tarafından sigortalanan 61 TU 893 plakalı aracın, tarihinde Kdz. Ereğli Belediyesi nin yetki ve sorumluluk alanında olan yol üzerinde bulunan ve yol içine girip çıkacak şekilde dizayn edilmiş ve arızasından dolayı zeminden çıkmış bir bariyere çarpması sonucu meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucunda uğradığı hasarı karşılamak üzere ödenen TL nin faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi 104

105 düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Kdz. Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/398 K:2013/214 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kdz. Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/398 K:2013/214 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099/ Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. 105

106 Diğer taraftan, sayın Çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red karan verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522/ K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs. ) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsarımda bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 15-ESAS NO : 2015/197 KARAR NO : 2015/213 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Dava dışı üçüncü kişinin sevk ve idaresinde bulunan davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan aracın, yol üzerinde bulunan ve yerinden çıkmış olan rögar kapağına çarpması sonucu meydana 106

107 gelen kazada; davalı idarenin kusurlu olduğu iddiası ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekilleri : Av. H.L.P. & Av. D.P. (İdari Yargıda) Av. F.R.L. (Adli Yargıda ) Davalı : Beyşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. A.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde, davacı şirkete sigortalı olan 42. plakalı araçta; sigortalının Konya Hacı Akif mahallesi Bayır sokak istikametinden Bağlar sokak istikametine seyir halinde iken numara 15 önüne geldiği esnada rögar kapağının yerinden çıkıp aracın sağ arka teker kısmının çukura düşmesi sonucu maddi hasar meydana geldiğini; davalının yol üzerinde yaptığı çalışmalarda trafik düzenini ve güvenliğini sağlamadığını, yolu denetlemediğini, yol üzerine ve logar kapağının çevresine uyarı levhası ve herhangi bir işaret koymadığını, önlem almadığını bu hususlarının kazaya sebep olduğunu, söz konusu hasar nedeni ile yaptırılan ekspertiz sonucunda sigortalının aracında 3.777,00 TL hasar tespit edildiğini, bu hasar miktarı ve tazminat bedelinin sigortalıya ödendiğini, tazminat miktarının davalı belediyeden talep edildiğini, davalı belediyenin taleplerini reddettiğini belirterek; 3.777,00 TL zarar tazminatının, davalıya başvuru tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan rücuen tazmini istemi ile tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. Konya 1.İdare Mahkemesi: gün ve 2011/1430 Esas, 2011/1178 Karar sayılı kararı ile aynen; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 110 uncu maddesinde tarih ve 6099 sayılı Kanun la yapılan ve tarihinde yürürlüğe giren değişiklikten sonra açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünün adli yargının görevine girmekte olması nedeniyle, davacı şirket tarafından kasko sigortasıyla sigortalanan plakalı aracın, karayolu üzerinde bulunan rögar kapağının yerinden çıkarak çukura düşmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 3.777,00 TL tutarındaki maddi zararın rücuen tazmini istemiyle Mahkememiz de açılan bu davanın görev yönünden reddine karar vermek gerekmektedir. şeklindeki gerekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15 inci maddesinin 1/a bendi hükmü uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, karara davacı vekili tarafından itiraz edilmiştir. Konya Bölge İdare Mahkemesi: gün ve 2012/27 Esas, 2012/31 Karar sayılı kararı ile; itiraz isteminin reddine, itiraza konu mahkeme kararının onanmasına karar vermiş, davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine; Konya Bölge İdare Mahkemesi gün ve 2012/351 Esas, 2012/352 Karar sayılı kararı ile karar düzeltme talebinin reddine karar vermiş, karar bu şekilde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı gerekçelerle; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 3.777,00 TL tazminatın, 1.170,00 TL sinin ödenme tarihi olan tarihinden, 2.607,00 TL sinin ödenme tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsili istemi ile adli yargıda dava açmıştır. Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2012/229 Esas, 2014/250 Karar sayılı kararında aynen; Davacı vekili davalı belediyenin yoldaki rögar kapağının ve yolun yapım, onarım ve bakımı sorumluluğunu yerine getirmediğini, yollardaki hatalar nedeniyle gerekli yerlere işaretleme ve levha koyma görevini ihmal ettiğini iddia ederek eldeki davayı açmıştır./5393 sayılı Belediye Kanununun 14/a maddesi uyarınca, su ve kanalizasyon, şehir içi trafik hizmetlerini yapmak belediyenin görevleri arasında sayılmış olup, kazanın meydana geldiği yol üzerindeki rögar ve rögar kapaklarının bakım, onarım ve kontollerini yapmak, yine şehir içi olan bu yolla ilgili bakım yapmak, yollardaki işaretleme ve levha koymak anılan madde uyarınca belediyenin görevleri arasındadır./2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/b maddesine göre ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava olduğu ve idari davaların idari yargı yerinde görüleceği düzenlenmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa dönülecek olursa, bir kamu hizmeti vermekle yükümlü olan davalı belediyenin kanalizasyon ve şehir içi trafik hizmetleri sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hükümlere tabi olmadığı, hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Nitekim Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin tarih, 3654/12876 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin tarih 2008/5888 Esas ve 2009/2237 Karar sayılı kararı da bu yöndedir./sonuç olarak iş bu davaya bakmakta idari yargının görevli olduğu, yargı yolunun kamu düzeni ile ilgili olması sebebiyle yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulması gerektiği kabul edilmiş şeklindeki gerekçesi ile dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar vermiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 107

108 Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2014/14147 Esas, 2014/11938 Karar sayılı kararı ile onama kararı vermiş, verilen karar davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından, karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan plakalı araçta; davalı Belediye Başkanlığının bakım ve gözetim sorumluluğunda olan logar kapağının yerinden çıkması nedeni ile meydana geldiği iddia edilen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rücuen tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasında, belediyeye ait yolda rögar kapağının yerinden çıkıp aracın sağ arka teker kısmının çukura düşmesi ile meydana gelen kazada kusuru bulunan davalıdan, meydana gelen zararın rücuen tazmini istemi ile Konya 1.İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine bu kez Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açıldığı, Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi nce davanın görevden reddedildiği, davacı vekilinin temyiz talebi üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nce onama kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının, 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 14.maddesi uyarınca görevli yargının belirlenmesi istemi ile Mahkememize müracaat ettiği anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi 108

109 konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2012/229 Esas, 2014/250 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. 109

110 Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red karan verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda, maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yaygının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs. ) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 110

111 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 16-ESAS NO : 2015/199 KARAR NO : 2015/215 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1- M.B., 2- L.B., 3- S.B., 4- E.B., 5- G.B., 6- Ş.B., 7- G.B., 8- F.B., 9- B.B., 10- Y.B., 11-N.B.,12-B.B.,13-S.B.,14-K.B.,15-S.K.,16-M.B.,17-F.T.,18-N.U.,19-M.T.,20-Ü.T. Vekili : Av. H.Ö. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. A.E. & Av. Y.P. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde saat 06:30-07:00 arasında Silvan-Diyarbakır karayolunun 35.km sinde Kasımlı Mevkiinde meydana gelen ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasında plakalı aracın kaza yapması sonucunda müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını ve aile fertlerinin bir kısmının hayatlarını kaybettiğini, bir kısmının ise yaralandığını, bu kazanın davalının kanun ve mevzuata aykırı olarak gerekli önlemleri almamasından kaynaklandığını, davalının yapılan tespitler sonucunda da kusurlu bulunduğunu belirterek ,00 TL maddi, ,00 TL manevi olmak üzere toplam ,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Diyarbakır 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2011/1324, K:2011/157 sayı ile özetle; davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2011/142, K:2013/534 sayılı kararı ile özetle; davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra 111

112 GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tarihinde Silvan-Diyarbakır karayolunun 35.km sinde Kasımlı Mevkiinde plakalı aracın kaza yapması sonucunda davacının ağır şekilde yaralandığı, aile fertlerinin bir kısmının hayatlarını kaybettiği, bir kısmının ise yaralandığı, bu kazanın davalının kanun ve mevzuata aykırı olarak gerekli önlemleri almamasından kaynaklandığı belirtilerek, ,00 TL maddi, ,00 TL manevi olmak üzere toplam ,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. 112

113 Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Silvan Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün, E:2011/142, K:2013/534 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) 113

114 Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 17-ESAS NO : 2015/200 KARAR NO : 2015/216 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davalı Belediye tarafından, davacılara ait taşınmazların yakın mevkiine çöp dökülüp yakılmak suretiyle davacıların taşınmazları üzerinde yer alan zeytin ağaçlarına zarar verildiği iddiasıyla söz konusu zararın tazmini istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 114

115 K A R A R Davacılar : 1-Z.Ç. 2- S.Ç. 3- T.Ç. Vekilleri : Av. U.Y. & Av. M.Y.B. & Av. A.A.K. Davalı : Tire Belediye Başkanlığı Vekili : Av. B.T. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde, Müvekkillerim TİRE ilçesi, Karateke köyü Kavaklıdere mevkii 612 parsel ile Taştepe mevkii 881 parsel sayılı ZEYTİN BAHÇESİ vasıflı taşınmazların sahibidirler. (EK-1) Boş-çorak ve dağlık bir arazi iken büyük masraf ve emeklerle tüm alan (yaklaşık m2) ağaçlandırılmıştır. Şu an içerisinde 7-8 yaşlarında ürün alınabilen zeytin ve muhtelif ağaçlar vardır. Bu alanın hemen hemen içersinde kalan bölüme davalı idare tarafından ilçe ve beldelerin çöpü dökülmekte ve bu çöpler vahşi ve acık yakma suretiyle yok edilmeye çalışılmaktadır. Yapılan yakma işlemi tamamen açık ve denetimsiz, tehlikeli şekilde sürdürülmektedir. Hiçbir önlem alınmamaktadır. Ağaçlandırılan alan ve çevre ağaçlar çok büyük bir yangın tehlikesi içerisindedir. Tüm uyarılar sonuçsuz kalmaktadır. Son bir yıl içerisinde asgari 8-10 büyük yangın çıkmış, itfaiye araçları küçük hasarlarla (büyük masraflarla) yangını söndürebilmişlerdir. Davalı idarenin eyleminden doğan tehlike büyüktür. Çöp yakma işlemleri her geçen gün daha büyük bir alanı tehdit etmektedir. Yetkililerin çöp kendi yanıyor iddiası boş ve mesnetsizdir. Herkes bilmektedir ki, gayrı yasal olarak bu alana dökülen çöp, yok edilmek amacıyla bilinçli olarak yakılmaktadır. Yapılan iş tamamen yasalara aykırı bir şekilde çevreye zarar veren ve büyük yangın tehlikesi yaratan bir uygulamadır ve bu uygulamaya derhal son verilmesi yönünden tüm talep ve ısrarlarımız sonuç vermemiştir. Bu kaygı ve istemlerimiz sayısız sözlü ve yazılı bildirimler ile T.C. İzmir Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü ne; Tire Kaymakamlığına; İzmir Valiliğine ve Tire Belediye Başkanlığına bildirilmiştir. a)izmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarih ve 8893 sayılı yazıları ile söz konusu alanda vahşi depolama yapıldığı, çöp yığınlarının üzerinin açık olduğu, denetim sırasında bazı çöplerin yanmış bulunduğunun gözlemlendiği, Tire Belediyesinin araçları ile alana çöp taşındığı, söz konusu alana atıkların depolanması veya bertarafı yönünde verilmiş bir izin bulunmadığı bildirilmiştir. Konunun takipçili olunduğu ifade edilmiştir. b)izmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarih ve 3444 sayılı yazıları ile Tire Belediye Başkanlığı na 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca idari para cezası uygulandığı bildirilmiştir. Uyarı ve idari iş ve eylemler bu şekilde devam ederken 2012 yılı Ağustos ayı ortalarında çöp alanı yeniden (bu kez büyük ölçekte) tutuşmuş, yangın başlamıştır. Müvekkillerin kendi çabaları-orman araçlarının desteği-itfaiye ve çevre halkın tüm çabalarına karşın kontrolün sağlanması zaman almış ve davacı müvekkillerime ait zeytin ağaçları yanmıştır. Tire Sulh Hukuk Mahkemesi 2012/11 D.İş. sayılı dosyası üzerinden mahallinde tarihinde tespit yapılmış. Yapılan tespitte: m² alanın yandığı, 721 adet 5 yaşlarında verimli zeytin ağaçları ile damlama sulama borularının yandığı belirlenmiştir. Uzman bilirkişi raporuna göre yanan ağaçların bedeli: ,00 TL; damlama su borularının bedeli: 1.039,29 TL ve alanı eski hale getirme ve yeniden ağaçlandırma bedeli 5.047,98 TL'si olmak üzere toplam ,27 TL zarar oluşmuştur. Davalı idare, haksız ve hukuksuz eyleminden doğan zararı tazmin yükümlülüğündedir. Arza çalışılan nedenler ve yargılama safahatında sübut bulacak hususlar içeriğinde; ,27 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline, tespit giderleri ile avukatlık ücretinin davalı idareye yüklenilmesine, karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim. demek suretiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İzmir 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/2094, K:2012/2343 sayılı kararı ile özetle; davacılara ait zeytin ağaçlarının, davalı belediyenin dökmüş olduğu çöplerin yanmasından dolayı hasar gördüğü, çevre ilçe ve belde çöplerinin bu alanda toplanması ve bertaraf edilmesi yönünde belediyece alınmış bir karar bulunmadığı, bir başka anlatımla zeytin ağaçlarının yanmasına sebep olan çöplerin davalı belediyenin herhangi bir işlemine dayandırılmadan alana döküldüğü ve yakılmak suretiyle bertaraf edildiği, dolayısıyla tazmine konu fiilin temelinde idari bir işlemin bulunmadığı gibi bu fiilin idari bir eylem niteliği de taşımadığı, ayrıca çöplerin depolanması ve bertaraf edilmesi hizmetinin suretiyle gerçekleşen haksız fiil sonucu davacılara ait zeytin ağaçlarında oluşan zararın tazminine yönelik işbu davanın görüm ve çözümünün adli yargının görevine girdiği sonucuna ulaşılmıştır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Tire 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/262, K:2014/48 sayılı kararı ile özetle;...kamu hizmeti yürüten Belediyenin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini 115

116 istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı yasanın IYUK'un 2. (1-b) maddesi uyarınca idari eylemlerden doğan zararlara ilişkin idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Davacı bir kamu tesisi olan belediye çöplüğünün muhafazasındaki kusurlu eylem sonucu çıkan yangın nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini istediğine göre, IYUK'nun 2. (1-b) maddesi uyarınca idari eylemlerden doğan zararlara ilişkin idareye karşı İdari Yargı yerinde tam yargı davası açılması gerektiği kanaatine varılmıştır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde, idari yargı ile adli yargı arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, İzmir İli, Tire İlçesi, Karateke köyü, Kavaklıdere mevkiinde bulunan ve tapunun 612 sayılı parselinde kayıtlı olan taşınmaz ile Taştepe mevkiinde bulunan, 881 sayılı parselde kayıtlı olan davacılara ait taşınmazlar üzerindeki zeytin ağaçlarının, Tire Belediyesi tarafından bu taşınmazların yakın mevkiine dökülen çöplerin yanması sonucu, uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında yer alan Tire Belediye Encümeni nin gün, 900 sayılı kararı ile, Karatekke Köyünde kira karşılığı kullanılan çöp döküm alanının kontrat süresi dolduğundan, yeniden yıllık kira ücretinin belirlenmesi gerektiği belirtilmiş ve çöp döküm alanının yıllık kira bedelinin 3.000,00 TL olarak belirlenmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamında yer alan Tire Belediye Meclisi nin gün, 172 sayılı kararı ile, Karateke Köyü ortak malı olarak tapu kütüğünde kayıtlı Belediye tarafından 1993 yılından beri çöp döküm alanı olara kullanılan 669 no.lu parselin güneyinde Çevre ve Orman Bakanlığınca nüfusu i geçen Belediyelerde çöp döküm alanı ve katı atık geri dönüşüm bertaraf tesislerinin yapılması zorunlu hale getirildiğinden bahisle imar planı dışında kalan yaklaşık m2 lik alanda çöp dökme ve katı atık bertaraf tesislerinin yapılabilmesi için 3194 sayılı Kanun un 8/b maddesi gereğince mevzi imar planı yapılmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede, davacı tarafından tarihinde İzmir Valiliği ne yazılı müracaatta bulunulduğu, çöp dökümü yapılan alanın çöp dökümü için ayrılan alan olup olmadığı ve çöp yakma işleminin denetimli, usulüne uygun ve çevreye zarar vermeden gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin sorulduğu, İzmir Valiliği tarafından tarihinde verilen cevabi yazıda, söz konusu alanda atıkların depolanması ve/veya yakılması suretiyle bertarafına ilişkin Valilikçe/Bakanlıkça verilmiş bir izin/lisans bulunmadığı hususunun belirtildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacı tarafından, yangın sonucu zeytin bahçesinde meydana gelen zararın tespiti istemiyle Tire Sulh Hukuk Mahkemesi ne müracaat edildiği, bu müracaata istinaden yapılan keşif neticesinde günlü bilirkişi raporunda, zeytin bahçesindeki ağaçlar ile damlama sulama borularının yanması sonucunda oluşan zarar ve yeniden ağaçlandırma giderleri olarak toplam ,27 TL zarar tespiti yapıldığı, tespit edilen bu zarar miktarının davalı belediyeden tazmini istemiyle uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmıştır sayılı Belediye Yasasının Belediyenin görev ve sorumlulukları başlıklı 14. maddesinde, Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla; İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları (Bu Kanunun 75 inci maddesinin son fıkrası, belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine 116

117 tabi şirketler tarafından, orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları ile Devlete ait her derecedeki okul binalarının yapım, bakım ve onarımı ile tefrişinde uygulanmaz.); sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. (Mülga son cümle: 12/11/ /17 md.) ( )(Ek cümleler: 12/11/ /17 md.) Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler. Belediyenin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 15. maddesinde Belediyenin yetki ve imtiyazları şunlardır:... Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmak.... ; Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri başlıklı 67. maddesinde de; Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir denilmiştir. Ayrıca, Anayasa nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Tazminat istemine konu olayda çöplerin toplanması, taşınması, depolanması gibi faaliyetlerin belediyelerin yetkileri ve görevleri arasında yer aldığında kuşku bulunmamakla beraber, tazminata konu eylemin idari nitelikte bir eylem olup olmadığına bakmak gerekmektedir. Dosya kapsamı incelendiğinde davalı belediyenin İzmir İli, Tire İlçesi, Karateke köyü, Kavaklıdere mevkiinde bulunan yere 1993 yılından beri çöp döküm alanı olarak kullandığı, buna karşılık yıllık belli bir kira bedeli ödediğinin anlaşılmış olmasına karşın, İzmir Valiliği nin dosya kapsamında yer alan tarihli cevabi yazıda, söz konusu alanda atıkların depolanması ve/veya yakılması suretiyle bertarafına ilişkin Valilikçe/Bakanlıkça verilmiş bir izin/lisans bulunmadığı hususunun da belirtildiği sabittir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Davalı belediyece gerçekleştirilen çöp döküm ve depolama eylemi ile ilgili idarece alınmış herhangi bir karar bulunmadığı, tazmine konu eylemin temelinde idari bir işlemin yer almadığı keza yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine uygun bir idari tasarrufun da söz konusu olmadığı anlaşılmakla, söz konusu rastgele çöp dökme ve imhası şeklindeki davalının davranış biçimiyle çöplerin yanması ve bu alanın bitişiğindeki davacıların zeytinliğinde maddi zarara yol açılması şeklindeki sonucun idari bir eylem niteliği taşımadığı, dolayısıyla söz konusu uyuşmazlığın haksız fiil hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Tire 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tire 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2013/262, K:2014/48 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üyeler Nurdane TOPUZ ve Alaittin Ali ÖĞÜŞ ün KARŞI OYLARI ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. 117

118 KARŞI OY Dava, İzmir İli, Tire İlçesi, Karateke Köyü, Kavaklıdere mevkiinde bulunan ve tapunun 612 sayılı parselinde kayıtlı olan taşınmaz ile Taştepe mevkiinde bulunan 881 sayılı parselde kayıtlı olan davacılara ait taşınmazlar üzerindeki zeytin ağaçlarının, Tire Belediyesi tarafından bu taşınmazların yakın mevkiine dökülen çöplerin yanması sonucu uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Belediye Kanununun Belediyenin görev ve sorumlulukları başlıklı 14. maddesinde, "Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla; a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları (Bu Kanunun 75 inci maddesinin son fıkrası, belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine tabi şirketler tarafından, orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları ile Devlete ait her derecedeki okul binalarının yapım, bakım ve onarımı ile tefrişinde uygulanmaz.); sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. (Mülga son cümle: 12/11/ /17 md.) (...)(Ek cümleler: 12/11/ /17 md.) Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler.", Belediyenin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 15. maddesinde, Belediyenin yetki ve imtiyazları şunlardır:... g) Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmak...; Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri başlıklı 67. maddesinde de, "Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine -teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir." denilmiştir. Ayrıca, Anayasa nın 125. maddesinin son fıkrasında, İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacı tarafından, yangın sonucu zeytin bahçesinde meydana gelen zararın tespiti istemiyle Tire Sulh Hukuk Mahkemesi ne müracaat edildiği, bu müracaata istinaden yapılan keşif neticesinde günlü bilirkişi raporunda, zeytin bahçesindeki ağaçlar ile damlama sulama borularının yanması sonucunda oluşan zarar ve yeniden ağaçlandırma giderleri olarak toplam ,27 TL zarar tespiti yapıldığı, tespit edilen bu zarar miktarının davalı Belediyeden tazmini istemiyle uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, kamu hizmeti yürüten Belediyenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Kanunun 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır. Bu nedenle, davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz. Üye Nurdane TOPUZ Üye Alaittin Ali ÖGÜŞ * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 18-ESAS NO : 2015/208 KARAR NO : 2015/224 KARAR TR :

119 (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : E.B. Vekili : Av. H.Ö. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. A.E. & Av. Y.P. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde saat 06:30-07:00 arasında Silvan-Diyarbakır karayolunun 35.km sinde Kasımlı Mevkiinde meydana gelen ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasında plakalı aracın kaza yapması sonucunda müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını ve aile fertlerinin bir kısmının hayatlarını kaybettiğini, bir kısmının ise yaralandığını, bu kazanın davalının kanun ve mevzuata aykırı olarak gerekli önlemleri almamasından kaynaklandığını, kazanın olduğu yerde fazla orta yol çizgisi olup bu çizginin kavisli olarak tarlaya dönmekte ve trafik güvenliğini çok ciddi tehdit edip kazaya da en büyük etken olduğunu, yine mahallinde yol kenarında reflektör çubukları bulunmadığı gibi sürücüleri uyaran hiç bir levha ve işaret de bulunmadığını, kazanın olduğu noktada yolun yamalı olduğunu ve bu yamalamanın karayollarının ilgili mevzuatına uygun olarak yapılmadığını ve trafik büyük bir tehlike oluşturduğunu, kaza bölgesinde yol kesişmesinin iki kısımdan oluştuğunu, kaza noktası öncesi iki şerit kaza noktası sonra üç şeritten oluşmakta olup, bu konuda sürücüleri uyarıcı hiçbir işaret bulunmadığını, kaza tarihine kadar yolun yeni mucur ile kaplanmış olup bu konuda sürücülerin yeterince uyarılmadığını, mucurlama sonrasında banketlerin yeterince temizlenmediğini, kaza mahalli civarında bulunan bariyerin yetersiz ve kısa tutulmuş olup kazanın daha vahim bir şekilde sonuçlanmasına neden olduğunu, davalının yapılan tespitler sonucunda da kusurlu bulunduğunu belirterek 3.000,00 TL maddi, 5.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 8.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Diyarbakır 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2011/1313, K:2011/136 sayı ile özetle; 2576 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14.maddesinin 3/a bendinde dava dilekçelerinin görev bakımından inceleneceği, 15.maddesinin l/a bendinde adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır sayılı Tebligat Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14.maddesi ile değişen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesinde, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının, adli yargıda görüleceği kurala bağlanmıştır. Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, Silvan-Diyarbakır yolunun 35.kilometresinde tarihinde meydana gelen kazada plakalı araçta bulunan davacının yaralandığı, yaralanma nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Yukarıda alıntısı yapılan Kanun hükmü uyarınca, 2918 sayılı Kanun'dan doğan sorumluluk davalarında adli yargının görevli olduğu, uyuşmazlığın çözümünde davalı kurumun anılan Kanun'dan doğan bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği anlaşıldığından davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2011/145, K:2013/525 sayılı kararı ile özetle; Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü bir kamu tüzel kişiliğidir. Kural olarak, işlem ve eylemleri de kamusal nitelik taşır. Somut uyuşmazlık da, karayolundaki eskiye bağlı şerit çizgilerinin kaldırılmaması ve gün durumunda gece ve görüş mesafesinin aydınlatmanın da olmayışına bağlı yanıltıcı halinin kazanın oluşumunda etkili olduğu tarihli bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir, İdare'nin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesi gereğince İdare ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re sen) dikkate alınır. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13/02/2012 tarih ve 2012/1002 Esas-2013/2352 Karar sayılı ilamı da aynı hususu vurgulamıştır. Anılan bu nedenlerle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın dava şartı yokluğunda reddine karar vermek gerekmiştir. Şeklindeki gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı süresinde temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. 119

120 İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, trafik kazası nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmış tazminat davasına ilişkindir sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten 120

121 araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2011/145, K:2013/525 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. 121

122 Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR 122

123 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 19-ESAS NO : 2015/210 KARAR NO : 2015/226 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce T.C. Emekli Sandığı emeklisi olan davacının, bakmakla yükümlü olduğu eşinin kalp rahatsızlığı sebebiyle geçirdiği ameliyat sırasında kullanılan ve hastanede bulunmaması nedeniyle dışarıdan temin edilen stentle ilgili bedelin tarafına ödenmesi talebiyle yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin işleminin iptali ve stent bedelinin işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : M.Ö. Vekili : Av. Z.B. (Adli Yargıda) Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekili : Av. S.Y. (Adli Yargıda) O L A Y : Emekli sandığı emeklisi olan davacının bakmakla yükümlü bulunduğu eşi Y.Ö. ın tedavisinde kullanılan 4 adet Taxus marka stend bedeli tutarı olan ,12 TL nin davalı idarece karşılanmayan ,96 TL lik kısmının ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin günlü, 5492 sayılı işlemin iptali ile davalı idarece karşılanmayan ,96 TL nin tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 13.İdare Mahkemesi: gün ve E:2009/496, K:2009/536 sayılı kararı ile özetle; 5434 sayılı Kanun kapsamındaki tedavi giderlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargı yerlerinde görülüp çözümlenmekte iken, 5510 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanunun tedavi giderlerine ilişkin hükümlerinin tarihinden itibaren yürürlükten kaldırıldığı, aynı Kanunda finansmanı sağlanacak ve sağlanmayacak sağlık giderlerinin düzenlendiği, davacının bakmakla yükümlü olduğu eşinin tedavisinde stend bedelinin davalı idarece karşılanmayan kısmının ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin tesis edildiği ( ) ve bakılan davanın açıldığı ( ) tarihlerinde 5510 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu, stend bedelinin ödenip ödenmeyeceği hususunun bu Kanun hükümleri uyarınca adli yargı yerince (İş Mahkemelerinde) görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. demek suretiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15.maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemiyle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 5 İş Mahkemesi: gün, E:2010/766, K:2011/776 sayılı kararında özetle, Davacının davasının kabulü ile ,96 TL nin tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine şeklinde karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi gün ve E:2012/2451, K:2013/9541 sayılı ilamı ile özetle; 5434 sayılı Emekli Sandığı Yasasına tabi iştirakçi olduğu anlaşılan davacının, davaya konu tedavi giderlerinin, sağlık sigortası açısından 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun yürürlüğe girdiği tarihinden önce, tarihinde başladığı ve böylece sağlık giderinin tahsiline dair uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gözetilerek, 6100 sayılı HMK nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 5.İş Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2013/1173, K:2013/1790 sayılı kararı ile özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: İdari ve adli yargı yerleri arasında anılan Kanun'un 14. maddesinde 123

124 öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, idari ve adli yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, emekli sandığı emeklisi olan davacının bakmakla yükümlü bulunduğu eşi Yurdagül Özçakır ın tedavisinde kullanılan 4 adet Taxus marka stend bedeli tutarı olan ,12 TL nin davalı idarece karşılanmayan ,96 TL lik kısmının ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin günlü, 5492 sayılı işlemin iptali ile davalı idarece karşılanmayan ,96 TL nin tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; emekli sandığı emeklisi olan davacının bakmakla yükümlü bulunduğu eşi Y.Ö. a, kalp rahatsızlığı sebebiyle geçirdiği ameliyat sırasında kullanılan ve hastanede bulunmaması nedeniyle dışarıdan temin edilen stent takıldığı, tarihli faturaya göre davacının bu tedavi nedeniyle ,96 TL ödemek zorunda kaldığı, davacı tarafından stentle ilgili bedelin tarafına ödenmesi talebiyle tarihinde davalı idareye müracaat edildiği, bu müracaatın tarihinde reddi üzerine, ret işleminin iptali ile stent fatura bedelinin davalı idareden faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde 124

125 bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihte devlet memuru olarak emekli olan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 13.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13.İdare Mahkemesince verilen gün ve E:2009/496, K:2009/536 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 20-ESAS NO : 2015/215 KARAR NO : 2015/230 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacının bakmakla yükümlü olduğu kızının serbest diş hekimine yaptırdığı diş tedavisi için ödediği 1.969,081 TL tedavi giderinin ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile tarafına ödenmeyen diş tedavi giderlerinin ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : C.K. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekili : Av. Ş.B.İ. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; kızı N.N.K. in Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi nden Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Servisi ne sevk edildiğini, tedavi malzemelerinin Doğu-San Özel Diş Kliniği ve Hekimliği isimli iş yerinden aldırıldığını, tedavi bittikten sonra Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı na müracaat ettiği halde ortodontik tedavide kullanılan giderlerin tarafına ödenmeyeceğinin bildirilmesi nedeniyle oluşan mağduriyetinin giderilmesi ve davalı idarenin tarih ve sayılı işleminin iptali ile tarafına ödenmeyen diş tedavi giderlerinin tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. 125

126 MANİSA İDARE MAHKEMESİ : gün ve E:2011/783 K:2011/956 sayılı kararında; Uyuşmazlıkta, tedavi bedelinin ödenmesi, dolayısıyla da 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasından ibaret olan dava konuşu işlem ve tazmin isteminin yargılaması açısından idari yargı yerlerinin görevli olduğuna yönelik özel bir hüküm bulunmaması nedeniyle anılan Kanun un 101. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda; bakılmakta olan davanın görüm ve çözümünde 5510 sayılı Kanun un 101. maddesi uyarınca yer yönünden yetkili iş mahkemesi görevlidir şeklindeki gerekçe ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir Davacı aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. MANİSA 2. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2011/387 K:2013/384 sayı ile verdiği kararında; davanın kabulüne, Manisa Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü nün gün sayılı kurum işleminin iptali ile 1.969,081 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ : gün ve E: 2013/23285 K:2014/18642 sayılı kararında; 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin İdari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceğinden bunların iptali için açılan davaların çözüm yerinin idari yargı yeri olduğu açıktır. Uyuşmazlık Mahkemesi nin gün 2012/251 E, 263 K sayılı; gün 2012/536 E, 433 K sayılı kararları da bu yöndedir. Somut olayda; 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçi olan davacının, 5510 sayılı Kanun un geçici 4. maddesinde değişiklik getiren 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce mevcut statüsünde bulunduğu göz önünde bulundurularak ve 6100 sayılı HMK nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir şeklindeki gerekçe ile hükmün bozulmasına karar vermiştir. MANİSA 2. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/431 K:2015/22 sayı ile, bozma kararına uyarak, davanın usulden reddine karar vermiş ve verilen bu karar taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğunu ileri sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının bakmakla yükümlü olduğu kızının serbest diş hekimine yaptırdığı diş tedavisi için ödediği 1.969,081 TL tedavi giderinin ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile tarafına ödenmeyen diş tedavi giderlerinin ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; Manisa İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda polis memuru olarak görev yapan davacının, bakmakla yükümlü olduğu kızı N.N.K. in dişlerindeki rahatsızlık nedeniyle Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinden, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti servisine sevk edildiğini, tedavi malzeme giderlerini Doğu-San Özel Diş Kliniği ve Hekimliği isimli iş yerinden 1.969,081 TL ye aldırıldığını, bu giderin tarihinde kurumca ödenmesini talep ettiğini, kurumun tarih ve sayılı yazısı ile talebinin kabul edilmediğini belirterek; kurumun tarih ve sayılı yazısı ile bildirilen işlemin iptali ile ödenmeyen 1.969,081 TL nin yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 126

127 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir. Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-127

128 a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli sandığı iştirakçisi olan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Manisa İdare Mahkemesi nin gün ve E:2011/783 K:2011/956 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Manisa İdare Mahkemesi nin gün ve E:2011/783 K:2011/956 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 21-ESAS NO : 2015/225 KARAR NO : 2015/240 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. M.A. Davalı : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. G.A. (İdari Yargıda) Av. D.B.G. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 06. plakalı aracın tarihinde Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, İvedik Organize Sanayi Bölgesi, Serhat Mahallesi, 83. Sokak istikametinde seyir halinde iken yoldaki çalışmadan dolayı kapatılmayan doğalgaz çukuruna düşmesi sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 5.349,14 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.349,14 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 1.İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/667, K:2013/1048 sayı ile özetle; olayda söz konusu aracın hasar almasının, doğalgaz çukurunun kapatılmamış ve işaretleme yapmak suretiyle gerekli önlemlerin alınmamış olmasından kaynaklandığı, doğalgaz çukurlarının sorumluluğunun davalı idareye ait olduğu, dolayısıyla, doğalgaz çukurunun bakımı için gerekli özenin gösterilmemesi nedeniyle aracın hasar görmesinde, idarenin kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, 06 plakalı aracın doğalgaz çukurunun kapatılmaması ve işaretleme yapmak suretiyle gerekli önlemlerin alınmaması sonucu aldığı hasarda davalı idarenin kusuru bulunduğundan, davacı şirket tarafından hasar için ödenen 5.394,16 TL masrafın davacı şirkete ödenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, 5.394,16 TL nin davalı idareye başvuru tarihi olan tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece hesaplanarak davacıya ödenmesine şeklinde karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1.Kurul unun gün ve E:2013/25869, K:2013/24356 sayılı kararı ile özetle; Dava konusu uyuşmazlıkta doğduğu iddia edilen zararın, 2918 sayılı Kanun un 10/b-1 maddesinin davalı belediyeye yüklediği sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklandığı dolayısıyla bu davanın 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan bir sorumluluk davası olması nedeniyle aynı Kanunun 110 maddesi birinci fıkrası kapsamına giren dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir. Buna göre İdare Mahkemesince, davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevinde olduğu kabul edilerek davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esasının incelenerek kabulüne karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; itiraz isteminin kabulü ile Ankara 1.İdare Mahkemesi nin gün ve E:2012/667, K:2013/1048 sayılı kararının bozulmasına, 2577 sayılı Yasanın 45/4 maddesi uyarınca yapılan inceleme sonunda davanın görev yönünden reddine, şeklinde karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. 128

129 Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/72, K:2014/462 sayılı kararı ile özetle; Davacının, şirkete sigortalı aracın, tarihinde, yolda çalışmadan dolayı kapatılmayan doğalgaz çukuruna düşmesi sonucu maddi hasara uğraması sebebiyle hasar bedelini ödediği, ödediği bedelin zarara sebebiyet verenden tahsili için rücuen tazminat davası açtığı, davalının belediye olduğu, hizmet kusuruna dayanılarak belediyeye karşı açılan davada İdari Yargı nın görevli olması gerektiği, davanın Karayolları Trafik Kanununda düzenlenen tipik trafik kazası niteliğinde sayılamayacağı, davalının görevleri içinde olan hususta gereği gibi işlem yapmamasından kaynaklı olarak zararın meydana geldiği iddiası bulunduğu, yapım ve bakım görevinin davalıda olduğu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu nun 7/g maddesinde Büyükşehir Belediyesinin görevlerinin sayıldığı, yol yapımı ve yapım sırasında gerekli önlemlerin alınması görevinin belediyeye ait olduğu, kazanın meydana gelmesinde hizmet kusurunun ağırlıkta olması sebebi ile davanın İdare Mahkemesinde görülmesi gerektiği, Karayolları Trafik Kanununa dayanılarak görevli yargı kolunun Adli Yargı olduğu sonucuna varılamayacağı anlaşıldığından davanın yargı yolu sebebiyle reddine şeklinde karar vermiş, taraflarca temyiz talebinde bulunulmaması üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davanın, trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen maddi zararın rücuen tazmini istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi 129

130 konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2014/72, K:2014/462 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 130

131 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15.Daire E.2013/7688, K.2013/7397, E.2013/14339, K.2014/182 vs.) 131

132 Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 22-ESAS NO : 2015/227 KARAR NO : 2015/242 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.T. : Av. D.G. : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Denetleme Ekipler Amirliği O L A Y : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Denetleme Ekipler Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HM seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2486, K:2014/2383 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. KÜÇÜKÇEKMECE 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/2420, K:2014/2420 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hakimliği nce kesin olarak reddedilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması 132

133 sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak bu kez davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini 133

134 açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. 134

135 Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/2420, K:2014/2420 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 23-ESAS NO : 2015/230 * * * 135

136 KARAR NO : 2015/245 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : E.A. : İzmir Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İzmir Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GU seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İZMİR 4. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/822 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/94, K:2015/84 sayı ile; idari para cezasına karşı açılan davanın, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/1. maddesi uyarınca çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç 136

137 kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 137

138 Açıklanan nedenlerle, İzmir 4. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/822 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 24-ESAS NO : 2015/232 KARAR NO : 2015/247 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.M. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, 34.. plaka sayılı araç sürücüsü davacı adına, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, gün ve HH seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/2612, K:2014/2612 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/883, K:2014/1680 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi 138

139 gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneği 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. 139

140 Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yeri nce verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri 140

141 alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/2612, K:2014/2612 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 25-ESAS NO : 2015/234 KARAR NO : 2015/249 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.A. : Av. Ü.K. : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği, B Bölgesi Trafik Denetleme Ekipler Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HI seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. 141

142 Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/3880, K:2014/3880 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2091, K:2014/1692 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak 142

143 uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya 143

144 işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve bu tutanağa karşı idari yargı yerinde açılan dava sonucunda, İstanbul 3. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/1394, K:2014/1652 sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni 144

145 kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/3880, K:2014/3880 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 26-ESAS NO : 2015/241 KARAR NO : 2015/255 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : K.Ç. : Av. A.Ç. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HB seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/6958, K:2013/6958 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/50, K:2014/1751 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahke-mesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesin-leşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle 145

146 incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. 146

147 Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, 147

148 gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/6958, K:2013/6958 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 148

149 27-ESAS NO : 2015/255 KARAR NO : 2015/266 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. M.E.Ü. Davalı : Bandırma Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. C.D. & Av. F.A. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 10 plakalı aracın tarihinde Bandırma Hamit Kaplan Caddesi ile 2016 sokak kavşağında, yol zemininden 7-8 cm yüksek olan logar kapağına alt kısımlarının çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen ,00 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada 8/6 oranında kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının kusur oranına isabet eden 9.840,00 TL maddi zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Bandırma 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/163, K:2014/472 sayı ile özetle; davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Balıkesir İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1761, K:2014/1804 sayılı kararı ile özetle; davada adli yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 10.. plakalı aracın tarihinde Bandırma Hamit Kaplan Caddesi ile 2016 sokak kavşağında, yol zemininden 7-8 cm yüksek olan logar kapağına alt kısımlarının çarpması sonucu meydana geldiği belirtilen maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle oluşan ,00 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiği belirtilerek, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğundan bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının kusur oranına isabet eden 9.840,00 TL maddi zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, 149

150 işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Bandırma 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bandırma 1.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2014/163, K:2014/472 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. 150

151 KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa 151

152 edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15.Daire E.2013/7688, K.2013/7397, E.2013/14339, K.2014/182 vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR IV-2247 SAYILI KANUN UN 19. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU İLK DERECE MAHKEME) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/73 KARAR NO : 2015/177 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Vatani görevini yapmakta iken sağ bacağını kaybetmesi nedeniyle 2330 sayılı Kanun gereğince malulen emekli olan davacının, dizaltı banyo ve deniz protez bedelinin davalı kurumca karşılanmaması nedeni ile ödemek zorunda kaldığı ,00 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Y.Y. Vekili : Av. A.E. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekili : Av. A.Ö.U. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; kamu personeli olmayan davacının askerliğini er olarak yaparken terör sonucu yaralandığını ve gazi olduğunu, davacıya sağ diz altı ampütasyonu (diz ve diz altından bacağın kazanılmış yokluğu) tanısı konulduğunu, davacının bacağının yokluğu nedeni ile sağ diz altı ampütasyonlu hastanın Aktif Yüksek Enerji Depolayan Nitro Sporcu Koşu Protezi kullanmasının uygun olacağına Sağlık Bakanlığı İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından verilen sağlık kurulu raporu ile karar verildiğini, bunun üzerine davacının Asil Ortopedi isimli firmadan protezini teslim aldığını, protez bedelinin ,00 TL olduğunu, davacının protez bedelinin 152

153 tahsili sebebi ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ne müracaat ettiğini, fakat kendisine gelen tarihli yazıda hiçbir gerekçe belirtilmeden ödenmesinin uygun olmadığının bildirildiğini belirterek protez bedeli olan ,00 TL nin davalı kurumdan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 9. İŞ MAHKEMESİ : gün ve E:2013/100 K:2014/774 sayılı kararında; Uyuşmazlık konusu olayın idari işlem ve idari eylem niteliğinde olduğu ve davanın çözüm yerinin idari yargı olduğu anlaşılmakla yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir şeklindeki gerekçe ile davanın usulden reddine karar vermiş, verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ : gün E:2014/2010 sayı ile vermiş olduğu gönderme kararında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun "amaç" başlıklı 1.maddesinde, "Bu Kanunun amacı, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir." hükmü, "kapsam" başlıklı 2.maddesinde, "Bu Kanun; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularım, bu Kanunun uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsar." hükmü, 101.maddesinde ise, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükmü yer almaktadır. İncelenen davanın, askerliğini er olarak yaparken terör sonucu yaralanan ve gazi olduğunu söyleyen davacı tarafından, bacağına yaptırdığı protez bedeli olan TL'nin yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açıldığı ve aynı protez bedelinin davalı idareden tahsili amacıyla daha önceden açılan davada, İzmir 9.İş Mahkemesinin 13/11/2014 tarih ve E:2013/100, K2014/774 sayılı kararıyla, davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 08/12/2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmakta olup; uyuşmazlığın, anılan protez bedelinin 5510 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davacıya ödenip ödenmeyeceğinden kaynaklanan uyuşmazlık olması nedeniyle anılan Yasanın 101.maddesi uyarınca davanın iş mahkemelerinde görülmesi gerekmektedir şeklindeki gerekçe ile davanın adli yargının görev alanını girdiğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, vatani görevini yapmakta iken sağ bacağını kaybetmesi nedeniyle 2330 sayılı Kanun gereğince malulen emekli olan davacının, dizaltı banyo ve deniz protez bedelinin davalı kurumca karşılanmaması nedeni ile ödemek zorunda kaldığı ,00 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır. Dosyalar kapsamında yapılan incelemede; davacı Y.Y. in tarihlerinde Jandarma er olarak askerlik görevini yerine getirdiği, askerlik görevini yerine getirirken bacağını kaybetmesi nedeniyle 2330 sayılı Kanuna göre vazife malulü olarak T.C.Emekli Sandığı nca tarihinde aylık bağlandığı, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi nin tarihli raporu ile S88.0-baldır travmatik ampülasyonu diz düzeyinde travmatik ampülasyon tanısıyla sağ diz altı ampütasyonu olan hastanın diz altı banyo ve deniz protezi temini gereklidir sonucuna varıldığı, bu karar üzerine davacı tarafından söz konusu protez için Asil Ortapedi Protez Ortez Yapım ve Uygulama Merkezi ne ,00TL ödeme yapıldığı, fatura bedelinin tahsili için SGK İzmir Sosyal Güvenlik İl 153

154 Müdürlüğü Alsancak Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi ne yapılan başvurunun reddi üzerine söz konusu fatura bedelinin faizi ile birlikte tahsili için dava açıldığı anlaşılmaktadır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 inci ve Geçici 4 üncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir. Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar 154

155 yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ve tam yargı davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından sağlık kurulu raporu ile temini gerekli görülen diz altı banyo ve deniz protez bedelinin tahsili için açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İzmir 1. İdare Mahkemesi nin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/157 KARAR NO : 2015/180 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının maliki olduğu taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın yol olarak kullanılmak suretiyle fiilen el atıldığından bahisle açılan tazminat istemine ilişkin davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Vakıflar Genel Müdürlüğü Vekili : Av. T.G. & Av. Ö.U. & Av. Ş.D. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. Ö.C. İhbar Olunan Adli Yargıda : Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. H.E. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; mülkiyeti idareye ait olan Konya Selçuklu İlçesi Hocacihan Mahallesi 7693 parsel nolu 402 m² sahalı taşınmazın tamamının yol olarak kullanılmak suretiyle işgal edildiğini; söz konusu taşınmazın Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2000/203/135 Değişik İş sayılı dosyasıyla tespit yaptırıldığını ve taşınmazın belediyece kullanıldığının tespit edildiğini; daha sonra Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2001/937 Esas sayılı dosyasıyla Konya Büyükşehir Belediyesi ve Selçuklu Belediyesi aleyhine müdahalenin meni ve ecrimisil davası açıldığını, yargılama sonunda dava konusu taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yol olarak açıldığı ve halen de kullanılmakta olan yolun sorumluluğunun Karayolları Genel Müdürlüğü ne ait olduğu, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinde öngörülen 20 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ve kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiğini, Anayasa Mahkemesinin tarih ve 2002/112 esas 2003/33 karar sayılı kararı ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun 38. maddesi iptal edilerek 20 yıllık hak düşürücü sürenin ortadan kaldırıldığını belirterek; dava konusu gayrimenkule Karayolları Genel Müdürlüğü nün kamulaştırmasız el atmasından dolayı tarihli komisyon kararı gereğince 1999, 2000, 2001, 2002 ve 2003 yılları için toplam TL ecrimisilin işgal tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsili ile işgal edilen gayrimenkule Karayolları Genel Müdürlüğü nün kamulaştırmasız el atmasının önlenmesine, olmadığı 155

156 takdirde fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydı ile TL nin davacı idareye ödenmesine karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. KONYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: tarih ve E:2004/244 K:2005/5 sayılı kararında özetle; dava konusu yerde kamulaştırma işlemi yapılmadan davalı idarece yol yapılarak kamunun hizmetine sunulmuş olduğu, uzun yıllardan beri yol olarak kullandığı ve bu durumda yol olarak kullanımda kamu yararının bulunduğu anlaşılmakla ve her ne kadar söz konusu yere kamulaştırma işlemi yapılmadan haksız olarak el atılarak yol yapılmış ve bu durumda meni müdahale davasının şartları oluşmuş ise de söz konusu yerin uzun yıllardan beri kamu yararına sunulmuş yol olması nedeniyle verilecek meni müdahale kararı ile ilgili ilamın infazının yerine getirilmesindeki güçlük düşünülerek ayrıca davacı vekilinin de dava dilekçesinde dava konusu yerin değerini de talep ettiği göz önünde bulundurulduğunu gerekçe göstererek; bilirkişi raporu doğrultusunda yer bedeli ile ilgili davanın kabulü ile, dava konusu 7693 parsel nolu m² yüz ölçümlü tam hisseli taşınmaza ait davacı vekilinin men i müdahale talebinin reddine ve dava konusu yerin yol olarak terkinine, tarihli bilirkişi raporunda belirtilen TL yer bedelinin dava tarihi olan tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yer bedeli ile ilgili fazlaya dair talebin reddine, davacının ecrimisil talebi yönünden de taleple bağlı kalınarak toplam TL ecrimisilin bilirkişilerin tarihli raporunda hesaplanan ve tahakkuk ettiği dönemler itibariyle yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermiş ve verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2005/12077 K:2005/11218 sayılı kararında; 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesinde; idare tarafından kamulaştırmasız el konulan taşınmazın, fiilen el koyma tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçmesi halinde, taşınmazın malik, zilyet veya mirasçılarının her türlü dava haklarının düşeceği öngörülmüştür. Söz konusu Kamulaştırma Yasasının 38. maddesi hak düşürücü süreyi içermekte olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, kamu düzenine ilişkin hususlar, tarafların talepleri olmasa bile mahkemece resen karara bağlanması zorunludur sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesine göre; idarenin el koyma tarihinden itibaren 20 sene geçmekle taşınmaz malikinin her türlü dava hakkı düşer. Başka bir anlatımla, mülkiyet bu süre dolmakla el atan idareye geçer. Bu husus 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 705. maddesindeki "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Miras, Mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanun da öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır" hükmü ile açıklığa kavuşturulmuştur. Dosyada yapılan incelemede; dava konusu taşınmaza 1978 yılında el atılarak yol haline getirildiği ve el atma tarihinden itibaren, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesinin, Anayasa Mahkemesince iptal edilme ve dava tarihine kadar 20 seneden fazla süre geçtiğinden, taşınmaz maliki olan davacı tarafın her türlü dava hakkının düştüğü anlaşılmıştır. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesince; 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesi iptal edilmiş ise de, Anayasanın 153/son maddesi uyarınca; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi uyarınca, Kamulaştırma Yasanının 38. maddesinin iptal edilmesinden önceki kazanılmış haklara uygulanması imkânı da bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun gün ve 2005/5-288 esas-2005/352 sayılı kararında da bu husus benimsenmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi, doğru görülmemiştir şeklindeki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma ilamına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2005/14811 K:2010/14531 sayılı kararında günü yürürlüğe giren 5999 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Geçici 6. Maddesi hükmü gözetilerek davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairemizin gün ve 2005/ sayılı bozma kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine; 156

157 Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin olup taşınmaza 1978 yılında el atılmıştır tarihinde yürürlüğe giren 5999 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Geçici 6. Madde ile; Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen tarihi ile tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılmaması halinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir. hükmü getirilmiş olduğundan, bu düzenleme doğrultusunda işlem yapılarak sonucuna göre; karar verilmek üzere hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K. nun 428. maddesi gereğince bozulmasına şeklinde karar vermiştir. KONYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2010/528 K:2012/274 sayılı kararında; Yargıtay bozma ilamına uyularak taraflara uzlaşma talebinde bulunulmuş ise de taraflarca kabul edilmediği açıklanarak, bilirkişi raporu doğrultusunda yer bedeli ile ilgili davanın kabulü ile TL nin dava tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, taşınmaz hakkındaki men i müdahale talebinin reddi ile dava konusu yerin yol olarak terkinine karar vermiş ve verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2013/7320 K:2013/9290 sayılı kararında; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve dava tarihinden önce satışı yapılmış özel amaçla olmayan emsal satışları bildirimleri için süre verilip, gerektiğinde resen emsal celbi yoluna gidilerek, emsaller ile dava konusu taşınmazın üstün ve eksik yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu eşliğinde mahallinde keşif yapılarak, alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, taşınmazı tarla kabul edip, genel deneyimlerle değer biçen geçersiz bilirkişi kurulu raporu uyarınca karar verilmesi, Davacı tarafın ecrimisil talebi ile ilgili olarak; taşınmazın boş arsa olarak ne şekilde kullanılabileceği taraflara açıklattırılıp, bu konuda emsal kira sözleşmeleri ibraz etmeleri için süre verilip, ecrimisil bedelinin de emsal kira sözleşmelerine göre belirlenmesi gerekirken, yasal olmayan yöntemlerle hesaplama yapan geçersiz bilirkişi kurulu raporu uyarınca ecrimisile hükmedilmesi, doğru görülmemiştir şeklindeki gerekçe ile taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K. nun 428. maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. Davalı vekilince karar düzeltme talebinde bulunulmuş ise de Yargıtay 5. Hukuk Dairesi gün ve E:2013/24594 K:2014/5772 sayılı kararı ile karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. KONYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : gün ve E:2014/211 K:2014/692 sayılı kararında bozma ilamı sonrası yaptığı yargılama sonrasında Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünün tarih 2012/317, 2013/30 E.K. ve tarih 2013/929, 2013/1055 E.K. sayılı kararı gereğince imar planında yol olarak gösterilen dava konusu taşınmaz hakkında taraflar arasındaki 157

158 uyuşmazlığın 2942 S.K. geçici 6. maddesi gereği halen devam eden davalarda da uygulanacağından kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat veya alacağın tahsili davalarında idare mahkemesi görevli olduğundan dava dilekçesinin görev yönünden reddine, Mahkememizin görevsizliğine şeklinde karar vermiştir. Adli yargıda verilen görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez 7693 parsel sayılı taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğünce yol olarak kullanılması nedeniyle uğradığı ,00 TL zararın Karayolları Genel Müdürlüğü nden tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/73 sayılı gönderme kararında; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesinde; "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik fıkra: 21/01/ /6 md.;değişik fıkra: 23/07/ S.K./9.mad) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararma ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyanın incelenmesinden; mülkiyeti idarelerine ait olduğu belirtilen Konya ili, Selçuklu ilçesi, Hocacihan Mahallesi, 13 pafta, 7693 parselde yer alan 402 m2 büyüklüğündeki taşınmazın tamamının davalı idarece yol olarak kullanılmak suretiyle işgal edildiğinden bahisle el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiyle adli yargı merciinde açılan dava sonucunda nihai olarak Konya 3. Asliye Hukuk Mahkeme'nin tarihli ve E:2014/211, K:2014/692 sayılı kararıyla dava konusu uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Olayda; idarenin icra yetkisini hukuka aykırı olarak kullanması olarak nitelendirilebilecek fiili el atma durumu söz konusu olduğundan dava konusu uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır denilmek suretiyle 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca dava dosyasının adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilene kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının maliki olduğu taşınmazına kamulaştırma yapılmaksızın yol olarak kullanılmak suretiyle fiilen el atıldığından bahisle açılan tazminat istemine ilişkindir tarih 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü nün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun un, Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı; karayolları ağının kalkınma planları, ulaştırma ana planı, stratejik plan ve programlar çerçevesinde ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde ulusal düzeyde geliştirilerek yaygınlaştırılmasını; karayolları ve karayollarıyla ilgili altyapı, diğer yatırımlar ve hizmetlerin, ekonomik ve sosyal gelişmenin gereklerine uygun, diğer ulaşım sistemleri ile uyumlu, güvenli ve çevreye duyarlı bir şekilde yapılması ve/veya yaptırılması ve Karayolları Genel Müdürlüğünün çalışma usul ve esasları ile teşkilat ve görevlerine ilişkin hükümleri düzenlemektir. Görev ve Yetkiler başlıklı 4. Maddesinde; c) Görev alanına giren karayolu ağlarının yapımı, bakımı, onarımı ve diğer hususlar hakkında teknik nitelik ve şartları tespit etmek veya ettirmek ve gerekli şartnameleri hazırlamak g) Karayollarının yapım, bakım ve onarımı ile emniyetle işlemesi için gerekli olan garaj ve atölyeleri, makine ve malzeme ambarları ile depolarını, servis ve akaryakıt tesislerini, laboratuvarlarını, deneme istasyonlarını, dinlenme yerlerini, bakım ve trafik emniyetini sağlamaya yönelik bina ve lojmanları, alıcı-verici telsiz istasyonları ile gerekli haberleşme şebekelerini, Genel Müdürlüğün görevlerini daha 158

159 verimli şekilde yerine getirmesine yönelik eğitim tesisleri ile sosyal tesisleri ve diğer bütün yan tesisleri hazırlayacağı ve hazırlatacağı plan ve projelere göre yapmak, yaptırmak, donatmak, işletmek veya işlettirmek, bakım ve onarımını yapmak veya yaptırmak, kiralamak şeklindeki düzenlemeler yer almaktadır. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu; özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu nun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının, III. Bölümünde, İstimlâksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlâk Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. Bundan başka, bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet malı olmayan yerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması neticesinde meydana gelen zararların tazmini davası da başkasının malına amme teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesini gerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılır. Yapılan işlerin plan veya projeye aykırı olarak yapılması hali de idari karara aykırı bir hareket bulunması itibariyle yine idari kararın tatbiki olan bir fiil sayılamaz ve bu bakımdan bu iddia ile açılmış bir dava haksız fiilden doğan bir davadan ibaret olacaktır. Bu bentte anılan davalar, içtihadı birleştirme kararının dışında kaldıklarından kararın bunlara şümulü yoktur denilmektedir. Davacı vekili; davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü ne ait Konya İli, Selçuklu ilçesi, Hocasinan Mahallesi nde kain 7693 parsel sayılı taşınmazın 1978 yılından itibaren yol olarak kullanıldığını iddia ederek, taşınmaza yapılan müdahalenin men i ve ecrimisil talebi ile taşınmazın bedelinin davalı idareden tahsili istemiyle adli yargıda dava açmış, yapılan yargılama sonunda verilen görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili adli yargıda kesinleşen görevsizlik kararının ardından idari yargıda taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığı iddiası ile dava açmıştır. Adli yargı dosyası üzerinde yapılan incelemede; dosya arasında tarihli bilirkişi heyetinin vermiş olduğu raporda.. Konya çevre yolu 1978 yılından itibaren kullanımda bulunmaktadır Dava konusu taşınmaz tarla niteliğinde olup üzerinde, Beyşehir Çevre yolundan Sille yoluna bağlantıyı sağlayan yol bulunmaktadır şeklindeki açıklama ve adli yargı dosyasındaki yerel mahkeme ve temyiz mahkemesi kararları incelendiğinde taşınmazın fiilen yol olarak kullanıldığı ve kamulaştırma işleminin de yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mülkiyeti davacıya ait taşınmazdan, karayolu geçirilmesi nedeniyle meydana gelen zararın tazmini söz konusu olduğundan, davanın haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılacağı kuşkusuzdur. Belirtilen duruma ve davanın niteliğine göre, idarenin ayni bir hakka müdahalesinin hukuka uygunluğunun yargısal denetimi işin esasını teşkil etmekte olup, açılan dava ile bir idari tasarrufun iptalinin ya da böyle bir tasarruf nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenilmemiş bulunması karşısında, haksız fiilden doğan zararların tazmini davasının, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Konya 1. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/211 K:2014/692 sayılı kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/211 K:2014/692 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 159

160 3-ESAS NO : 2015/163 KARAR NO : 2015/182 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Ö.Ö. : Av. Ü.D. : Ereğli Kaymakamlığı O L A Y : Ereğli Kaymakamlığı Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve FF seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 673 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. EREĞLİ SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2009/303, K:2009/303 sayı ile; idari para cezasının davacının yüzüne karşı uygulanmış olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez, davacı vekili, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. Konya 1. İdare Mahkemesi: gün ve E:2009/1119, K:2010/530 sayılı kararı ile, dava konusu işlemlerin iptaline karar vermiş, davalı tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay 15. Dairesi gün ve E:2013/894, K:2013/10911 sayılı kararı ile, dava konusu işlemler hukuka uygun bulunduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu işlemleri iptal eden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, gün ve E:2014/4516, K:2014/6129 sayılı kararı ile de karar düzeltme istemi reddedilmiştir. KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1724 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. 160

161 II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. 161

162 Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. 162

163 Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Konya 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ereğli Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ereğli Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2009/303, K:2009/303 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/165 KARAR NO : 2015/183 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Y.T. : Av. B.Ö., Av. S.S. : Kapaklı Kaymakamlığı 163

164 O L A Y : Kapaklı İlçesi Trafik Denetleme Büro Amirliğince, alkollü olarak araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HB seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekilleri, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır. ÇERKEZKÖY 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/187, K:2014/187 sayı ile; davacının ehliyetine de el konulduğunu belirterek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edilmesi nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası, davacı vekilinin talebi üzerine, Çerkezköy 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve 2014/187 D.İş sayılı yazısı ile Tekirdağ İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Tekirdağ İdare Mahkemesi nce, İdare Mahkemesi ne hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı vekilleri bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmışlardır. TEKİRDAĞ İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1524 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü 164

165 belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırı lık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması 165

166 halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. 166

167 Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Çerkezköy 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Çerkezköy 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/187, K:2014/187 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/167 KARAR NO : 2015/184 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : A.U. : Av. K.Ç. : Türk Telekom A.Ş. : Av. E.İ. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Telekom A.Ş. de görev yapmakta iken özelleştirme sonucu başka kuruma atamaların yapılmış olduğunu, davacının 406 sayılı Kanunun ek 29. maddesi uyarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirdikleri tarihe kadar kamu personelinin ücretlerinde yapılacak artışlardan yararlanma hakları bulunmadığını, 5473 sayılı yasa uyarınca tarihli 2006/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararı ile getirilen ek ödeme (denge tazminatı) davacının maaşına yansıtılmamış olduğunu ve maaş nakil belgeleri eksik bildirilmiş olduğunu, yine davacının davalı kurumdan ayrılışı yapılmadan o yıl uygulanan 2.32 oranındaki enflasyon farkı da maaş nakiline yansıtılmamış olduğunu, bugüne kadar da geçen süre için hesap edilecek tutarında kendilerine ödenmesini talep etmiş olduğunu, davalı şirket tarafından hiçbir işlem yapılmamış olduğunu, belirtilen nedenler ile davacının maaş nakil belgelerinin artışları uygulanarak yeniden tespit edilmesini, dava tarihine kadar ödenmeyen bedellerinin artışlar uygulanarak yeniden tespit edilmesini, dava tarihine kadar ödenmeyen bedellerin ödenmesini, fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak üzere şimdilik davacı için 4.000,00 TL ödenmeyen denge tazminatı (40+40) ve enflasyon farkı alacağının davalıdan temerrüt faizi ile hükmen 167

168 tahsilini, davacının maaş nakil belgelerinin yasal artışlar uygulanarak yeniden tespit edilmesi istemiyle adli yargıda davacı A.U. ve 21 arkadaşı hakkında dava açmıştır. Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2010/604 Esas ve yine mahkemenin bu dosyası ile birleşen 2010/607 Esas sayılı dava dosyası aralarında davacı A.U. ın da bulunduğu 51 davacı yönünden tefrik kararı vermiştir. KARS 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): gün ve E:2013/221 K:2013/640 sayılı kararında; Danıştay İdari dava Dairelerinin gerekçeleri Dairemizce benimsenmiştir. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir şeklindeki gerekçe ile davanın görev yönünden reddine, idare mahkemesinin görevliliğine karar vermiş ve karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2013/34545 K:2013/26474 sayılı kararı ile Temyiz olunan kararın hüküm kısmının 2. ve 3. bentlerinin tümü ile, 4. bendinde yer alan; davacı yanın bu dava sebebi ile yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına cümlesinin çıkartılarak yerine ; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 331/2 maddesi gereği yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, davaya görevli mahkemede devam edilmemesi durumunda, mahkemece talep üzerine dosya üzerinden durumun tesbiti ile yargılama giderlerinin hüküm altına alınmasına bendinin eklenmesine, hükmün bu şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ : gün E:2014/1124 sayı ile vermiş olduğu gönderme kararında ; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari dava türleri idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak tanımlanmış; aynı Yasanın 15/1-a maddesinde de idari yargının görev alanına girmeyip adli veya askeri yargının görev alanına giren davaların reddedileceği hükme bağlanmıştır. 406 sayılı Kanun'un değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında Türk Telekom, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz hükmüne yer verilerek Türk Telekom'a özgü farklı bir statü oluşturulmuştur. Aynı Kanun'un 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde ise Türk Telekomdaki kamu payı % 50'nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığı da anlaşılmaktadır. Buna göre, davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde, kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün gerektiği ve davada adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmaktadır şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne 168

169 gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge tazminatını alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına 169

170 İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde kapsam dışı personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır. 170

171 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Erzurum 1. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin (İş Mahkemesi sıfatıyla) gün E:2013/221 K:2013/640 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin (İş Mahkemesi sıfatıyla) gün E:2013/221 K:2013/640 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/168 KARAR NO : 2015/185 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : N.B. : Av. K.Ç. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. E.İ. O L A Y : Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı daha sonra, Sağlık Bakanlığı emrine atanmıştır. Davacı vekili, davacının da aralarında olduğu müvekkillerine ilişkin olarak; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik her bir müvekkil için TL ödenmeyen denge tazminatı (40+40) ve enflasyon farkı alacağının davalıdan temerrüt faizi ile hükmen tahsiline; müvekkillerinin maaş nakil belgelerinin yasal artışlar uygulanarak yeniden tespit edilmesine karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Mahkeme her davacı yönünden davaların ayrılmasına karar vermiştir. KARS 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): gün ve E:2013/239, K:2013/638 sayı ile, dava dilekçesinin, davanın safahatının, hesap bilirkişisi raporunun özetine ve davacının tarihinden ilişik kesme tarihi olan tarihine kadar olan dönemde kendisine ödenmesi gereken ek ödeme tutarlarının dökümüne yer verdikten sonra aynen; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Başkanlığının 2013/28520 Esas 2013/18942 Karar nolu ilamı ile, "Uyuşmazlık 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı 171

172 kurumda kapsam dışı sözleşme ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun Ek. 29. maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm sebebi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 3. maddesi ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta normatif dayanaklar 406 sayılı Kanun'un Ek. 29. maddesi, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 3. maddesi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek. II cetveli ve bu kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1, sayılı tebliğ yanında taraflar arasındaki sözleşme hükümleridir. 406 sayılı Kanun'un Ek 29. maddesinin hükmüne göre 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak sözleşmeli personel ve kapsam dışı personel statüsünde çalışanlar hakkında, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasında, Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki unvanları esas alınarak Yönetim Kurulunca tarihi itibarıyla bu unvana göre belirlenmiş olan ücret ve diğer malî haklarına bu tarihten Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak bildirim Tarihine kadar geçen süre içinde kamu görevlilerine yapılacak artış oran ve miktarları uygulanmak suretiyle bulunacak tutar dikkate alınır. Kapsam dışı personelden Devlet Personel Başkanlığına bildirilenlerin tarihi itibarıyla unvanlarına göre ücretinin belirlenmemiş olması durumunda, benzer görevlerde bulunanlar dikkate alınarak bu tarih için ücret ve diğer malî hakları tespit etmeye Yönetim Kurulu yetkilidir. Davalı ile nakle tabi kapsam dışı personel arasından imzalanan TİP 2 sözleşmenin 7. maddesindeki kurallara göre ise nakil hakkını saklı tutan çalışanın ikramiye, yardım vs gibi mali ve özlük hakları için iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel esaslarında yer alan hükümler uygulanır. Ancak ücretlerde yapılacak artış oranı, kamudaki memur maaş artış oranında olacaktır. Diğer taraftan özelleştirme uygulamaları sebebi ile nakilleri düzenleyen 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu'nun 22/5 maddesinde özelleştirme sebebiyle kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilen sözleşmeli ve iş kanunlarına tabi personelin Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına göre almakta oldukları ücret yanında, bildirim tarihi itibarı ile almakta oldukları ikramiye, ek ödeme gibi vs ek ödemelerin de sabit bir değer olarak bildirileceği hükmünü içermektedir. Gerek kanuni düzenleme ve gerekse sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunması amaçlanmıştır. Kısaca davacı kapsamdışı olarak kamuda çalışmış gibi sayılmaktadır. Danıştay İdari Dava Dairelerinin tarihli ve 2011/ sayılı kararına göre kanuni düzenleme ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda, işlevsel görevlerde bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli sayılarak özel hukuk tüzel kişisinde çalışmalarına imkan sağlandığı, söz konusu personelin, aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam ettiği, İmtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı Kanun hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kurumlarına naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği, 406 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler bulunduğu, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bâzı kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Kanun hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında 172

173 tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu kabul edilmiştir. Danıştay İdari dava Dairelerinin gerekçeleri Dairemizce benimsenmiştir. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" sebebiyle aynı Kanun'un 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalıdır şeklinde bozularak mahkememize gönderilmiş olduğunu görülmekle "; Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin 2013/28520 Esas 2013/18942 Karar nolu ilamı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanununun 114/1-b maddesi uyarınca mahkememizin görevsiz olduğu kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜ M: Yukarda açıklanan nedenlerle;, Davacının davasının GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE, İdare mahkemesinin GÖREVLİLİĞİNE demek suretiyle görevsizlik kararı vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 25/11/2013 tarih, E:2013/34547, K:2013/26475 sayılı ilamı, yargılama giderleri yönünden düzeltilerek onanmış ve kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1125 sayı ile; ( ) telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hâzineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E: 1995/1, K: 1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumlan ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin İdari Yargı olduğu yolundaki ilke kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir., Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü:(ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların 173

174 dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü'ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu İktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekom da ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekom da çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük haklan Türk Telekom tarafından karşılanır... denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, Türk Telekom A.Ş. nin hisse devir ( ) tarihinde görev yapmakta iken 406 sayılı Kanunun Ek 29. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve Sağlık Bakanlığı emrine ataması yapılan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa kapsamında yapılacak ek ödemelere ilişkin tarih ve 2006/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararı gereği öngörülen denge tazminatının maaşına yansıtılmaması nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve maaş nakil belgesinin yasal artışlar uygulanarak düzeltilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır sayılı Kanun'un 2. maddesinde idari dava türleri sayılmış olup, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılmaktadır. Buna göre; uyuşmazlık konusu olay tarihi itibariyle davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adlı yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin benzer uyuşmazlıklarda emsal niteliğinde vermiş olduğu gün ve E:2011/124, K:2011/193 sayılı, tarih ve E:2010/56, K2010/157 sayılı, tarih ve E:2014/822, K2014/844 sayılı kararları da davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu yönündedir. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı merciilerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. 174

175 II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacının; 5473 sayılı yasadan kaynaklanan denge tazminatının maaşına yansıtılmaması nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve maaş nakil belgesinin yasal artışlar uygulanarak düzeltilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden 175

176 doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacının vekili tarafından; 5473 sayılı yasadan kaynaklanan denge tazminatının maaşına yansıtılmaması nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve maaş nakil belgesinin yasal artışlar uygulanarak düzeltilmesi istemiyle tarihinde dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak 176

177 sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Erzurum 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Kars 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin(İş Mahkemesi Sıfatıyla) verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kars 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin(İş Mahkemesi Sıfatıyla) verdiği gün ve E:2013/239, K:2013/638 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/169 KARAR NO : 2015/186 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Meslek Lisesinde usta öğretici adı altında, Resepsiyon Departmanında, Resepsiyon Görevlisi olarak görev yapan davacının, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından kaynaklanan alacakları ile yıllık izin ücreti alacağının tahsili istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı : Y.E. Vekilleri : Av. Ö.Ö.- Av. P.Y.Ö. Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı Vekili : Av. F.G.Y. K A R A R O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı kurumda, 26/04/2007 tarihinden itibaren usta öğretici olarak, sözleşme ile çalışmaya başladığını, sözleşmesinin her yıl yenilendiğini, ancak son sözleşmesinin 31/12/2013 tarihinden sonra yenilenmediğini ve o tarihte müvekkilinin işten çıkartıldığını ancak müvekkiline yazılı hiçbir fesih ihtarı tebliğ edilmediğini; müvekkilinin, Bakanlığa bağlı Konya İMKB GMK Anadolu Otelcilik Ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğünde usta öğretici adı altında, Resepsiyon Departmanında, Resepsiyon Görevlisi olarak çalıştığını, yaptığı işin, öğreticilikten öte tümüyle otel hizmetleri için Otel Resepsiyon işi olduğunu; müvekkilinin iş sözleşmesi haksız fesih edildiği için, kıdem ve ihbar tazminatı hakkı doğduğunu; müvekkilinin normal çalışmasının 3 vardiya şeklinde olup, sabah 08:00 giriş akşam 16:00 çıkış olmasına rağmen öğle arasında hiç mola vermediğinden ve cumartesileri de 08:00-16:00 olduğu için fazla çalışmasının bulunduğunu; son ayda da fazla mesai çalışması olduğunu, aynı şekilde, 2007 ve 2008 yıllarında da fazla mesaisinin bulunduğunu; çalışmalarına resmi dini bayramlar dahil 12 ay kesintisiz devam ettiğini, yapılacak hesaplama ile ,00 TL fazla mesai; mili ve resmi bayramlardan dolayı 5.000,00 TL; hiçbir zaman yıllık izin kullanmadığından dolayı da 5.000,00 TL yıllık izin alacağının bulunduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları ve diğer talepleri saklı kalmak koşuluyla, kıdem tazminatının şimdilik 100,00 TL sinin; ihbar tazminatı alacağının şimdilik 100,00 TL.sinin; ,00 TL fazla mesai (hafta sonu çalışması dahil) alacağının şimdilik 100,00 TL. sinin; 5.000,00 TL milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından şimdilik 100,00 TL.sinin; yıllık izin ücreti alacağının şimdilik 100,00 TL.sinin ve bütün alacaklarının tahakkuk tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. KONYA 1.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/31, K:2014/397 sayı ile, dava dilekçesi ile davalı idarenin cevap dilekçesinin özetini yaptıktan sonra; toplanan delillerden davacının davalı İdarenin nezdinde usta öğretici olarak çalıştığı, Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre taraflar arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi olmayıp idare hukuku ilişkisi olduğu, idare hukuku ilişkisinden doğan uyuşmazlığın çözüm yerinin de idari yargı olduğu gerekçesiyle; davanın yargı yolu yanlışlığı nedeniyle 177

178 usulden reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11/12/2014 tarihli, E:2014/13894, K:2014/22453 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. KONYA 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/128 sayı ile, dava dosyasının ve Konya 1. İş Mahkemesi'nin E:2014/31 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden; davacının 657 sayılı Kanun un 89. maddesi uyarınca ek ders ücreti karşılığında davalı idare ile aralarında yapılan ve her yıl yenilenen "Ek Ders Görevi Verilerek Görevlendirilen Usta Öğretici Ferdi Hizmet Sözleşmesi" ile 2007 yılından itibaren İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde ve uygulama birimlerinde usta öğretici olarak çalıştığı, son sözleşmesinin tarihinde sona erdiği ve davacı ile yeniden sözleşme yapılmayarak işten çıkarıldığı, bunun üzerine kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, milli ve dini bayram ile resmi tatil çalışmalarının karşılığının ve yıllık izin ücreti alacağının tazminine karar verilmesi istemiyle Konya 1. İş Mahkemesi'nde açılan davada tarih ve E:2014/31, K:2014/397 sayılı karar ile uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görevinde olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği, anılan kararın Yargıtayca onanarak kesinleşmesi üzerine davacı vekilince tarihinde bakılmakta olan davanın Mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı; olayda; davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesinde tanımlanan istihdam şekillerinden memur, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçi kapsamında bulunmadığı, imzaladığı iş sözleşmesine (Ek Ders Görevi Verilerek Görevlendirilen Usta Öğretici Ferdi Hizmet Sözleşmesi) istinaden idareyle arasında hizmet ilişkisi kurulduğu, bu şekilde usta öğretici olarak geçici görevli statüde çalışmakta iken, iş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai alacağı gibi iş mevzuatından kaynaklanan alacaklarının tazmininin istenildiği ve davacının statüsü dikkate alındığında, işbu davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu kanaatine varıldığı, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün tarih ve E:2014/l152, K:2014/1191 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının ve Konya 1. İş Mahkemesi'nin E:2014/31 sayılı dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Konya İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğünde usta öğretici adı altında, Resepsiyon Departmanında, Resepsiyon Görevlisi olarak görev yapan davacının, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından kaynaklanan alacakları ile yıllık izin ücreti alacağının tahsili istemiyle açılmıştır. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu nun 2. Maddesinde Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar denilmiş, aynı Yasanın Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri Başlıklı 134. maddesinde, Bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür hükmüne yer verilmiş; 506 sayılı yasa hükümleri tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır sayılı Kanunun 3.maddesinde; kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi sigortalı olarak tanımlanmış; 79.madde ile başlayan Dördüncü Kısmında, primlere ilişkin hükümlere yer verilmiş; 101. maddesinde Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür denilmiştir. Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve 178

179 sorumluluklarını düzenlemek olduğu belirtilmiş; aynı zamanda, bakılan davanın da konusunu oluşturan İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi hususuna Kanunun 8.maddesi ve devamında, kıdem tazminatı, ücretli izin, bildirim süresinden kaynaklanan yükümlülük ve haklara ilişkin hususlara ise Kanunun değişik maddelerinde yer verilmiştir. Diğer taraftan; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler: A) (Mülga: 18/10/ /81 md.) B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından, temsilci üyeler alınmaksızın, bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır. Fiili ve hukuki imkânsızlıklar dolayısıyla iş mahkemesinin toplu olarak görevini yapamadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. (Ek fıkra: 2/7/ /39 md.) Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. denilmiştir. Dava dosyalarının incelenmesinden; davacının 657 sayılı Kanun un 89. maddesi uyarınca ek ders ücreti karşılığında, davalı idare ile aralarında yapılan ve her yıl yenilenen "Ek Ders Görevi Verilerek Görevlendirilen Usta Öğretici Ferdi Hizmet Sözleşmesi" ile 2007 yılından itibaren İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde ve uygulama birimlerinde usta öğretici olarak çalıştığı, son sözleşmesinin tarihinde sona erdiği; davacı ile yeniden sözleşme yapılmayarak işten çıkarıldığı, bunun üzerine davacının, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, milli ve dini bayram ile resmi tatil çalışmalarının karşılığının ve yıllık izin ücreti alacağının tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan davayı açtığı anlaşılmıştır. Davacının, mahalli mülki amirin tasarrufu ile çalıştığı, idareyle arasında bir hizmet ilişkisi kurulduğu, talep edilen kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından kaynaklanan alacakları ile yıllık izin ücreti alacağının iş kanunundan kaynaklanan haklardan olduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Konya 1.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Konya 1.İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Konya 1.İş Mahkemesinin gün ve E:2014/31, K:2014/397 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/170 KARAR NO : 2015/187 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacıların veraseten malik oldukları taşınmazı haricen satmaları sonrasında, sattıkları şahıs tarafından adına tescil istemi ile yapılan başvurunun, davacıların murisleri ile tapu maliklerinin kimlik bilgilerinin birbirini tutmadığı ve murislerin payları oranının hesaplanamaması gerekçesi ile reddedilmesine ilişkin davalı idare işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile iptali istemiyle açılan davada; iptal istemine konu işlemin idarenin tek taraflı kamu gücüne dayalı tasarrufuna dayanması ve yerindelik incelemesinin denetiminin ancak 6083 Sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev Ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge çerçevesinde, 4721 sayılı Kanun ve gün ve sayılı Resmi gazetede yayınlanan Tapu Sicil Tüzüğü hükümleri dikkate alınarak idari yargı yerince yapılabileceği dikkate alınarak; davanın İDARİ YARGI YERİNDE 179

180 görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1.E.G. mirasçıları; a) A.G., b) A.G. 2.N.E. mirasçıları; a) M.R.E., b) B.A.K. (E.), c) Y.A. (E.) 3.N.D. mirasçıları;a) M.E.(A.), b) A.E. 4.A.E.E.mirasçıları; a) S.H.E., b) O.T.(E.) 5.A.N.Ü. mirasçıları; a) İ.Ü., b) M.Ü., c) A.Ü., d) E.S.(Ü.) 6.M.K.mirasçıları;a)K.K.mirasçıları; 1.V..K.(K.), 2.N.S.(K.), 3.N.G.(U.), 4.A.U., 5.T.G.(U.), 6.M.S.(K.).,7.L.K., b)n.ü. 7.F.S. mirasçıları; a) H.B.P.(S.), b) H.T.S., c) H.K.S. 8.A.Ü. mirasçıları; a)n.ü., b)m.k.(ü.)(ölü) 9.R.Ü. mirasçıları; a) H.A.(Ü.), b) İ.Ü., c) M.Ü., d) A.Ü., e) E.S.(Ü.), f)n.ü. g) R.T.(Ü.), h) N.T.(Ü.), ı) B.Ü., i) M.R.E., j) B.A.K.(E.), k) Y,A.(E.) 10. N.Ü. mirasçıları; a)n.ü., b) R.Ü.(ölü), c) B.Ü. 11. E.G., 12. E.G., 13. H.Ü., 14. N.Ü. Temsilcisi : S.A. Vekili : Av. S.K. Davalı : Karabağlar Tapu Müdürlüğü O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir İli Karabağlar İlçesi. Metin OKTAY mahallesinde kain ve tapunun 31485/13 Ada/Parsel sayılı ve tamamı 124 m² bulunan gayrimenkule, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07/11/1975 tarih ve 1975/571 E, 1975/361K sayılı ve kesinleşmiş kararına istinaden M.D., Güne Adalı, E.G., E.G., E.G., M.A.D., Kailime Ü., M.K., A.Ü., N.Ü., A.N.Ü., H.Ü., N.Ü., N.E., F.S., A.E.G.(E.), N.D. in iştiraken malik olduklarını; davacıların taşınmaz üzerindeki paylarını haricen Kimlik numaralı S.O.'a satıp bedelini de aldıklarını ve S.A.'a bu gayrimenkulü murisi vefat eden davacılar adına intikalini yapmaya, intikalden sonra da tüm davacıların hisselerinin S.O.'a satma yetkisini havi vekaletnameyi verdiklerini, davacının bu vekaletnameye istinaden davalı kuruma yaptığı müracaatın, davalı tarafından, tapu malikleri ile davacıların murislerinin aynı kişi olduğu yönünde mahkemeden bir tavzih kararı ya da yeni bir mahkeme kararı gerektiği belirtilerek reddedildiğini, davalı idare işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek; işlemin iptaline karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır. İzmir 10 Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve 2014/453 Esas, 2014/454 Karar sayılı kararında aynen; Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların Karabağlar İlçesi, Ada. 13 Parsel sayılı taşınmazın el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi olarak maliki olduklarını ve paylarını haricen S.O. isimli kişiye satıp bedelini aldıklarını, davacıların taşınmazın vefat eden maliklerinin paylarını mirasçılarına intikal ve intikalden sonra da tüm davacıların paylarının S.O.'a satışı için S.A.'a vekaletname verdiklerini, vekil S.A.'ın tarihinde tapuda işlem yapmak istediğini ancak Karabağlar Tapu Müdürlüğü tarafından, tahsis ve intikal işlemi için ibraz edilen veraset belgelerindeki kimlik bilgileri ile taşınmazın geldilerine ilişkin mahkeme kararında yer alan kimlik bilgilerinin karşılaştırılması sonucunda tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaate varılamadığı ve karar lehtarınca kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde ilgili mahkemeden tavzih kararı veya başka bir mahkemeden yeni bir mahkeme kararı ibraz edilmediğinden, tahsis ve intikal işlemi yapılmadığı gerekçesi ile tapuda işlem yapılması isteğinin reddedildiğini, Karabağlar Tapu Müdürlüğünün tarih ve yevmiye numaralı işleminin haksız olduğunu belirterek, davalı idarenin haksız işleminin iptali ile dava konusu taşınmazın murisleri vefat eden davacı mirasçılar adına intikaline ve intikalden sonra tüm davacıların hisselerinin satış yetkisini havi vekaletname gereğince S.O. adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Dava, davalı idarenin tarih ve yevmiye numaralı ret kararının iptali ile idare tarafından tapuda intikal ve satışa ilişkin işlemlerin yapılmasının sağlanması isteğine ilişkin olup, dava davalı idareye yöneltilmiştir. İdarenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği iddia edilen iş ve işlemlerin iptali konusunda idari yargı yerinde dava açılması gerekir. Yargı yolu dava şartı olup, resen dikkate alınması gerektiği gibi yargı yolu noksanlığı halinde de davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir. şeklindeki gerekçesi ile davanın görev nedeni ile reddine karar vermiş, verilen karar taraflarca temyiz edilmeksizin karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. 180

181 İzmir 2. İdare Mahkemesi; gün ve 2014/2107 Esas sayılı kararında aynen; Dosyanın incelenmesinden; İzmir İli. Karabağlar İlçesi. Metin Oktay Mahallesinde bulunan ve tapunun ada 13 parselinde kayıtlı taşınmazın iştirak halinde malikleri olan davacıların, paylarını S.O. isimli kişiye satıp bedelini aldıklarını, ancak satış sırasında Karabağlar Tapu Müdürlüğündeki kayıtlardan tahsis ve intikal işlemi için ibraz edilen veraset belgelerindeki kimlik bilgileri ile taşınmazın mirasçı yoluyla maliki olduklarına dair ibraz edilen İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesi kararındaki kimlik bilgilerinin karşılaştırılması sonucu tapu kayıt malikleri ile talep eden murislerin aynı kişi olduğuna yeterince kanaat getirilmediği ve kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde bir karar olmadığı gerekçesiyle tapu müdürlüğünde 16/09/2014 günlü ve yevmiye numaralı ret kararı gereğince tahsis ve intikal işlemi yapılmadığından dolayı dava konusu taşınmazın vefat eden maliklerin paylarını mirasçılarına intikal edilerek intikalden sonra da tüm davacıların paylarının S.O. adına tesciline karar verilmesi istemiyle davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak idari işlemlerin yetki, şekil, konu ve mevzuat yönlerinden hukuka aykırı oldukları ileri sürülerek açılacak iptal davalarının idari yargı mercilerinde açılacağı açık ise de bunun istisnalarından birisi tapu kayıtlarında yapılacak tescil işlemleridir. Nitekim tapu kayıtlarında hükmen yapılacak tescil işlemlerinin dayanağı adli yargı mercii kararıdır. Zira anılan taşınmaz İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesini, tarih ve E. 1975/361 K. Sayılı ilamı gereği ilgili kişiler adına ve "iştirak halinde mülkiyet" ile kaydedilmiştir. Dava konusu edilen işlem de tashih ve intikal işlemi için ibraz edilen veraset belgelerindeki kimlik bilgileri ile taşınmazın geldilerine ilişkin mahkeme kararında yer alan kimlik bilgilerin karşılaştırılması neticesinde tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaat oluşmadığı, ayrıca karar lehtarlarına kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde bir karar ibraz edilmesi gerektiği gerekçelerine dayanılmış olup tüm bu hususlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun hükümlerini uygulamak suretiyle çözüme kavuşturulacak hususlardır. Davaya konu işlem idari bir organ tarafından tesis edilmiş olmakla birlikte idari davaya konu edilebilecek bir işlem niteliğinde değildir, ilgililerinin talebi taşınmazın tashih ve intikaline dair olup idarece talebin yerine getirilebilmesi için sisteme hisse giriş zorunluluğu olduğu açık olup bunu ortaya koyan bir mahkeme kararının ibraz edilmediği görülmektedir. Olayda, davalı idarenin 16/09/2014 günlü ve yevmiye numaralı ret kararının iptali ile dava konusu taşınmazın murisleri vefat eden davacı mirasçılar adına tesciline karar verilmesi istemiyle açılan dava: yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca idare mahkemelerinin görevlerine giren iptal ve tam yargı davaları ile maddede sayılan diğer dava türleri arasında olmadığından, genel hükümler uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi gerekmektedir. şeklindeki gerekçesi ile İzmir 10 Asliye Hukuk Mahkemesi nin de aynı konuya ilişkin olarak idari yargının görevli olduğu yönünde verdiği karara dayalı olarak, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce karar verilmesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da temin edilmek sureti ile 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıların veraseten malik oldukları taşınmazın, davacı S.O.'a satmaları sonrasında, S.O. tarafından adına tescil istemi ile yapılan başvurunun, davacıların murisleri ile tapu maliklerinin kimlik bilgilerinin birbirini tutmadığı ve murislerin payları oranının hesaplanamaması gerekçesi ile reddedilmesine ilişkin davalı idare işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile iptali istemine ilişkindir. Dosya kapsamında bulunan davaya konu İzmir İli, Karabağlar İlçesi, Metin Oktay Mahallesinde Kain Ada 13 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında yapılan inceleme neticesinde, taşınmazın M.D., Güner Adalı, E.G., E.G., E.G., M.A.D., R.Ü., M.K., A.Ü., N.Ü., A.N.Ü., H.Ü., N.Ü., N.E., F.S., A.E.G.(E.) ve N.D. adına kayıtlı olduğu, tapunun 4. Cilt 331 sıralı kaydından geldiği anlaşılmıştır. 181

182 Yine dosya kapsamında bulunan veraset ilamlarının incelenmesi neticesinde; davaya konu tapu malikleri R.Ü., M.K., A.Ü., A.N.Ü., N.Ü., N.E., E.G., ve N.D. e ait veraset ilamlarının dosyada bulunduğu görülmüştür. A.E.G. a ait ve veraset ilamının dosya sunulmadığı anlaşılmıştır. Söz konusu veraset ilamları ile tapu kaydındaki malikler karşılaştırılmış, tapu maliki olarak görülen E.G. a ait veraset ilamının E.G. olarak sunulduğu, N.D. e ait veraset ilamının N.D. ve F.S. a ait veraset ilamının F.S. olarak sunulduğu, bu kişilerin aynı kişin olup olmadıkları konusunda dosya kapsamında bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Dosya kapsamında bulunan iptal istemine konu gün ve sayılı kararında aynen; maliklerden E.G. ın 08/09/1994 tarihinde öldüğü İzmir 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 15/11/1994 tarih ve 1994/ esas ve karar sayılı, N.E.'in 30/11/2007 tarihinde öldüğü Karaburun Sulh Hukuk Mahkemesinin 03/01/2008 tarih ve 2008/2-1 esas ve karar sayılı, N.D.'in 16/05/2011 tarihinde öldüğü İzmir 5.Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/06/2011 tarih ve 2011/ esas ve karar sayılı, A.E.E.K'ün 12/03/2009 tarihinde öldüğü İzmir 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 07/07/2009 tarih ve 2009/ esas ve karar sayılı, A.N.Ü.'in 23/12/1994 tarihinde öldüğü Karaburun Sulh 1 Hukuk Mahkemesinin 14/03/1995 tarih ve 1995/10-82 esas ve karar sayılı, M.K.'nın 11/09/1996 tarihinde öldüğü Karaburun Sulh Hukuk Mahkemesinin 19/09/1996 tarih ve 1996/ esas ve karar sayılı, F.S.'ın 06/06/2002 tarihinde öldüğü İzmir 6.Sulh Hukuk Mahkemesinin 08/08/2002 tarih ve 2002/ esas ve karar sayılı ve A.Ü.'in 11/10/1985 tarihinde öldüğü Karaburun Sulh Hukuk Mahkemesinin esas ve karar sayılı, R.Ü.'in 29/01/1989 tarihinde öldüğü Karaburun Sulh Hukuk Mahkemesinin 08/05/2012 tarih ve 2012/ esas ve karar sayılı veraset ilamlarından anlaşılmakla, mirasçıların muhtelif tarih ve muhtelif sayılı vekaletnameleri gereğince S.A.'ı vekil tayin ettikleri, S.A.'ında 21/01/2014 tarih 2014/2169 başvuru numarası ile Metin Oktay Mahallesi ada 13 parseldeki bahsi geçen şahısların intikalen tescilini talep etmiş, Müdürlüğümüzce taşınmazın geldi kayıtlarında yapılan incelemede; bahsi geçen taşınmaz daha önce İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 07/11/1975 tarih ve 1973/571 esas. 1975/361 karar sayılı ve bila tarihinde kesinleşmiş kararına göre tescil edildiği ve bu kararda tescil kararı verilen kişilerin ad ve soyadının bulunduğu başkaca nüfus bilgilerinin ve hisse oranlarının ne olduğu yönünde hüküm bulunmadığı tespit edilmiş olup, kimlik tespitine esas teşkil etmek üzere ilgili mahkemeden evrakların istendiği; Mahkemenin tarih ve 1973/571 esas sayılı cevabında mahkeme kararında bahsi geçen S.A.oğlu Mehmet'in ve mirasçılarından A.V.'nın Karşıyaka Sulh Hukuk Mahkemesinden verilme tarih ve 1975/1410 esas ve 1975/1487 karar sayılı ve Karaburun Asliye Hukuk Hakimliğinin tarih ve 1968/117 esas ve 1969/33 karar sayılı veraset ilamları eklenmiştir. İşlemin yürütülebilmesi için elbirliği halindeki taşınmazda kayıtlı on yedi kişinin kesinleşmiş mahkeme katarının hüküm kısmında açık ve net bir bildirim olmamakla birlikte: tarih ve 1973/571 esas sayılı yazı ekinde gönderilen veraset ilamlarına istinaden miras hisseleri ile orantılı payları dağıtılmak istendiği.fakat 12/480 hissenin eksik olduğu.bu durumda S.A.oğlu Mehmet mirasçısı E.Ü.'in mirasçı olduğu halde adının davacı olarak geçmediği ve hisse eksikliğinin bu nedenden kaynaklandığı görülmüştür.bunun üzerine İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesi ile tarih ve 3379 savı ile tekrar bir yazışma yapılarak E.Ü. hissesinin Metin Oktay Mahallesi ada 13 parsele resen tescil edilip edilmeyeceğinin sorulduğu. cevaben alınan tarih ve 1973/571 esas ve 1975/361 karar sayılı yazıda.ilamda dava açan davacılar dışında adı geçen E.Ü. adına herhangi bir tescil kararı bulunmadığı.bu şahıs açısından mahkemece verilmiş bir karar olmadığı.bu taşınmaz üzerinde bir hak iddia ediyor ise.bu yönde dava açması gerektiği.belirtilen davacılar dışındaki mirasçı E.Ü. adına mahkemece herhangi bir tescil kararı verilemeyeceği ve Müdürlüğünüzce mahkeme kararında belirtildiği şekilde tescil işleminin yapılması gerektiğinin belirtildiği; Müdürlük kayıtlarında iştirak halinde mülkiyet olarak tescilli bulunan taşınmazdaki muhtelif hisselerde tashih ve intikal işlemi yapılacağından sisteme hisse giriş mecburiyeti olduğundan, hisselerin maliklere ne şekilde verileceği hakkında tereddüte düşülerek, konunun Bölge Müdürlüğümüzce de incelenmesi istenerek tarih ve sayılı yazı ile soru konusu edilmiştir. Bölge Müdürlüğünün tarih ve 7382 sayılı görüş yazısında; 6100 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, Hüküm tashihi başlıklı 304. Maddesi; (1) "Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hakim, dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. (2) Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kağıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir. " Hükmün tavzihi başlıklı; 305. maddesi (1) "Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. (2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.' hükmüne dayanarak karar lehtarlarınca kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde, ilgili mahkemesinden tavzih/tashih kararı veya başka bir mahkemeden yeni bir mahkeme kararı alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. 182

183 Müdürlüğümüzce kimlik tespiti için taşınmazın Konak Tapu Müdürlüğüne bağlı olan Güzelyalı Mah ada 13 parselden geldiğinden kimlik teshiline yarar evrakların olup-olmadığı ilgili Müdürlüğe sorulduğu, fakat Konak Tapu Müdürlüğünün 27/01/2014 tarih ve 590 sayılı yazısında bu parsele ilişkin dosya ve resmi senedinin bulunmadığı belirtilmiştir. Bilindiği gibi 4721 sayılı Türk medeni Kanununun maddesi " Tapu Sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder./devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür," hükmündedir. Tapu Sicil Tüzüğünün 18. Maddesinde; İstem, müdür veya görevlendireceği tapu görevlisi tarafından incelenir ve istemin hak sahibi tarafından yapılıp yapılmadığı belirlenir.istemde bulunan hak sahibi gerçek kişi ise, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı nüfus cüzdanı istenir, ibraz edilen kimlik bilgileri ile tescile esas belgelerde yer alan nüfus bilgileri karşılaştırılarak istemde bulunan ile hak sahibinin aynı kişi olup olmadığı tespit edilir. Hak sahibinin tespit edilmesine yönelik kimlik doğrulama yöntemlerini belirleyerek her türlü teknolojik güvenlik önlemlerini almaya Genel Müdürlük yetkilidir. İstem vekâleten yapılmışsa, vekilden 18/01/1972 tarih ve 1512 sayılı Noterlik Kanununa göre düzenlenmiş ve istem konusu işleri yapmaya yetkili olduğunu içeri vekâletname istenir. Tapu işlemi için düzenlenecek vekâletnamelerde, vekâlet verenin imzasının bulunması zorunludur. Vekil, tevkil yetkisine dayalı olarak bir başkasını vekil tayin etmiş ise, dayanağı olan vekaletname de aranır. Vekilin kimliği belirlendikten sonra tapu sicilindeki hak sahihi ile vekâletnamedeki vekâlet verenin kimliği ikinci fıkra hükmüne göre karşılaştırılır. İstem bir tüzel kişi adına yapılmış ise tüzel kişinin istemde bulunulan işlemi yapabileceğini ve temsilcilerini belirten, kanunlarda yazılı mercilerden alınmış yetki belgesi ve imza sirküleri aranır. Yetki belgecinde, temsilcinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının da bulunması zorunludur. İstemde bulunan kişi kanunî temsilci ise yetkili olduğunu belirten karar veya belge istenir. İstem, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılırsa, bu kamu kurum ve kuruluşlarının ve temsilcilerinin yetkilerinin olup olmadığı belirlenir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yayımlanan 14/01/1985 tarih 1458 sayılı Genelgenin "C- Diğer İdarelerin Sebep Olduğu Hatalar başlıklı kısmında" Tapu Sicil muhafızlıklarında yapılan akit ve tescil işlemlerine dayanak olan ve diğer idareler veya mahkemelerce düzenlenen (kimlik belgesi, tahsis kararı veraset belgesi v.s ) belgelerde bu idarece düşülen hatalar da yine aynı idarenin doğru durumu belirleyen resmi belgelerine dayandırılarak düzeltilmelidir. denilmektedir. Tapu sicilinde bir işlem yapılabilmesi için talebin gerçek hak sahibinden gelip gelmediğinin tespiti için ibraz edilen belgeler ile mevcut belgelerin karşılaştırılması gerektiğinde noter, nüfus vb. idareler ve mahkemelerle yazışma yapılmak, ibraz edilen belgelerdeki kimlik bilgileri ile mevcut kimlik bilgilerinin aynı şahsa ait olduğunun, dolayısıyla talebin gerçek hak sahibinden geldiğinin belirlenmesi, aksi halde (gerek Devlet ve kişi /ararı gerekse disiplin, ceza veya tazminat yönünden memur sorumluluğunun meydana gelmesinin önlenmesi bakımından ) ilgilisinden, hak sahibi olduğunu mahkeme kararı vb. bir yolla ispatlaması gerektiğinin bildirilmesi, ısrar halinde de ret karan verilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Buna göre; Metin Oktay Mahallesi ada 13 parselde E.G., N.E., N.D., A.E.E.K, A.N.Ü., M.K., F.S., A.Ü., R.Ü.'in mirasçıları adına tashih ve intikal işlemi için ibraz edilen veraset belgelerindeki kimlik bilgileri ile, taşınmazların gelelilerine ilişkin mahkeme kararında yer alan kimlik bilgilerinin, karşılaştırılması neticesinde tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaate varılamadığı ve karar lehtarlarınca, kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde, ilgili mahkemeden tavzih/tashih kararı veya başka bir mahkemeden yeni bir mahkeme kararı ibraz edilmediğinden Müdürlüğümüzce tashih ve intikal işlemi yapılamamaktadır. şeklindeki gerekçesi ile davacılar temsilcisinin talebinin reddine karar vermiştir. Davacı vekili tarafından, söz konusu red kararında gösterilen gerekçelerin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, ilgili işlemin iptali istemi ile Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açılmıştır sayılı Türk Medeni Kanunu nun Miras Ortaklığı Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz halinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler. Şeklindeki düzenleme ile, miras yolu ile geçen taşınmazlar üzerinde varislerin, paylaşım yapılıncaya kadar elbirliği ile malik oldukları düzenlenmiştir. Aynı Kanun un Tescil başlıklı 705. Maddesinde; Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur./miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, Aynı Kanun un Elbirliği Mülkiyetini düzenleyen 701. Maddesinde; Kanun veya kanunda 183

184 öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir./elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. hükmüne, Aynı Kanunun 702. Maddesinde ise; Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir./ Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir./sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz./ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır. hükmüne yer verilmiş, bu şekilde elbirliği mülkiyetinin kanundan veya sözleşmeden kaynaklanması arasında bir fark gözetilmeksizin, elbirliğine konu taşınmaz üzerinde maliklerin tek başına tasarruf ehliyetinin olmadığı belirtilmiştir. mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. şeklindeki düzenleme ile; mülkiyetin kazanılmasının ancak tescille mümkün olduğu belirtilmiş ve istisnai olarak mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma mülkiyetin tescilden önce kazanılabileceği öngörülmüştür. Aynı Kanun un Tescil İsteme Hakkı başlıklı 716. Maddesinde; Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir./bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir./bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur. denilmek sureti ile tescil talebini ancak tapuda hak sahibi görünen kişinin isteyebileceği, istisnaen ise Mahkeme kararı, cebri icra, işgal veya miras hakkı sahibinin doğrudan doğruya tescil talebinde bulunabileceği hükme bağlanmıştır gün ve sayılı Resmi gazetede yayınlanan Tapu Sicil Tüzüğü nün 17.Maddesinde; (1) Kanunî istisnalar dışında, tapu sicilinde hak sahibi olan kişiler istemde bulunabilir. Tescilden önce hak sahibi olmuş kişiler de hakkın tescili için gerekli belgeleri ibraz ederek istemde bulunabilirler./ (2) Aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutun aile konutu olduğuna dair şerhin verilmesini isteyebilir. denilmek sureti ile istemin ancak hak sahibi olan kişi tarafından yapılabileceği ortaya konulduktan sonra aynı tüzüğün 18. Maddesinin 4. fıkrasında; İstem vekâleten yapılmışsa, vekilden 18/1/1972 tarih ve 1512 sayılı Noterlik Kanununa göre düzenlenmiş ve istem konusu işleri yapmaya yetkili olduğunu içerir vekâletname istenir. Tapu işlemi için düzenlenecek vekâletnamelerde, vekâlet verenin imzasının bulunması zorunludur. Vekil, tevkil yetkisine dayalı olarak bir başkasını vekil tayin etmiş ise, dayanağı olan vekâletname de aranır. Vekilin kimliği belirlendikten sonra, tapu sicilindeki hak sahibi ile vekâletnamedeki vekâlet verenin kimliği ikinci fıkra hükmüne göre karşılaştırılır. denilmek sureti ile tescil talebinin 1512 sayılı Noterlik Kanununa göre düzenlenmiş ve istem konusu işleri yapmaya yetkili olduğunu içerir vekâletnameye istinaden vekaleten de istenebileceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun Maddesinde; Tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir./bununla birlikte, hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hallerde, malikin rızası veya hakimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir. denilmek sureti ile tescil talebinin kabul şartları belirlenmiştir. Aynı Kanun un Maddesinde de; Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur./devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder./ Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. denilmek sureti ile de tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan davaların taşınmazın bulunduğu yer adli yargı mercilerince ele alınacağı düzenlenmiştir Gün Ve 6083 Sayılı Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun un Teşikilat başlıklı 5. Maddesinin 5. fıkrasında Genel Müdürlüğün taşra teşkilatı, bölge müdürlükleri ile bu müdürlüklere bağlı kadastro müdürlükleri ve tapu müdürlüklerinden oluşur. Kadastro müdürlükleri illerde; tapu müdürlükleri, merkez ilçe ve diğer ilçelerde kurulur. denilmek sureti ile, Tapu ve Kadastro işlemlerinin taşrada ilçe müdürlükleri aracılığıyla yerine getirileceği düzenlenmiştir. Bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev Ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge nin Tapu Müdürlükleri nin Görevleri başlıklı 19. Maddesinde; Yetki ve yetkilendirildiği alanlarda, mevzuat çerçevesinde taşınmaz mallara ait akitli ve akitsiz her türlü tescil, düzeltme, terkin işlemlerini yapmak, Mevzuata aykırı istemleri, Medeni Kanun ve Tapu Sicil Tüzüğünün ilgili maddeleri gereğince ret etmek, bu karara karşı ilgilisinin Bölge Müdürlüğüne itirazı halinde gerekli evrakları yedi gün içerisinde Bölge Müdürlüğüne göndermek İlçe Tapu Müdürlüklerinin görevleri arasında sayılmıştır. Yukarıda belirtilen tüm bu yasal mevzuat çerçevesinde dava konusu olay ele alındığında, davacıların dava konusu taşınmaza elbirliği ile malik oldukları ve taşınmaz üzerinde birlikte tasarruf etmek 184

185 zorunda bulundukları konularında tereddüt bulunmadığı ancak, dava konusu taşınmazın dayanağını teşkil eden İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07/11/1975 tarih ve 1975/571 E, 1975/361K sayılı kararında, adına tescil sağlanan kişilere ilişkin açık kimlik bilgileri bulunmadığı gibi, paylarının da belirtilmediği, yine de davalı kurum tarafından tarih ve 1973/571 esas sayılı yazı ekinde gönderilen veraset ilamlarına istinaden davacıların miras hisseleri ile orantılı paylarının dağıtılmak istendiği; fakat bu sefer de 12/480 hissenin eksik çıktığı ve yapılan araştırmada neticesinde S.A.oğlu Mehmet mirasçısı E.Ü.'in mirasçı olduğu halde adının davacı olarak geçmediğinin ve hissenin bu nedenle eksik olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesi ne tekrar müzekkere yazıldığı ve E.Ü. hissesinin Metin Oktay Mahallesi ada 13 parsele resen tescil edilip edilmeyeceğinin sorulduğu, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve 1973/571 Esas ve 1975/361 Karar sayılı yazısında, mahkeme kararında belirtilen davacılar dışındaki mirasçı E.Ü. adına mahkemece herhangi bir tescil kararı verilemeyeceğinin, tescil işleminin mevcut mahkeme kararındaki davacılar yönünden yapılması gerektiğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Bu cevap üzerine, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin tapuya dayanak teşkil eden 07/11/1975 tarih ve 1975/571 E, 1975/361 K sayılı kararında geçen davacılar E.G., N.E., N.D., A.E.E., A.N.Ü., M.K., F.S., A.Ü., R.Ü.'in mirasçıları adına tashih ve intikal işlemine girişildiği ancak taşınmazların geldilerine ilişkin mahkeme kararında yer alan kimlik bilgilerinin, karşılaştırılması neticesinde tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaate varılamadığı anlaşılmıştır. Tüm bu safahat neticesinde davalı Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından gerek gerçek hak sahiplerinin tespit edilememesi gerekse mirasçılık paylarında hisselerin tam karşılanmaması nedenleri ile davacılar vekilinin talebi reddedilmiştir. Davacılar vekili tarafından da söz konusu ret kararının salt hukuka aykırı olduğu iddiası ile ve işlemin iptali gerektiği istemi ile dava açılmıştır. Görüldüğü üzere dava konusu olayda, Tapu Sicil Müdürlüğü, tek taraflı, kamu gücüne dayanan, tasarrufi bir işlemi ile davacının talebini reddetmiş, gerekçe olarak da; Tashih ve İntikale konu taşınmazda kayıtlı maliklerin geldiklerinin, İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 07/11/1975 tarih ve 1973/571 esas, 1975/3610 karar saydı ve 22/01/1979 tarihinde kesinleşmiş kararında geçen hak sahipleri yönünden Tapu Sicil Tüzüğünün 18. maddesi kapsamında kimlik tespitinin yapılamadığı ve karar lehtarlarınca, kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde, ilgili mahkemeden tavzih/tashih kararı veya başka bir mahkemeden yeni bir mahkeme kararının ibraz edilmesinin gerektiği belirtilmiştir. Davalı idarenin, ilgili kararının hukuka aykırılığı ileri sürüldüğüne göre, söz konusu tespitler ışığında kararın yerindeliğinin değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu değerlendirmenin de ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-a maddesi kapsamında, 6083 Sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev Ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge çerçevesinde, 4721 sayılı Kanun ve gün ve sayılı Resmi gazetede yayınlanan Tapu Sicil Tüzüğü hükümleri dikkate alınarak idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar İzmir 2. İdare Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararının gerekçesinde; davaya konu taşınmazın tapusunun İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesi nin, tarih ve E. 1975/361 K. Sayılı ilamına istinaden, ilgili kişiler adına ve "iştirak halinde mülkiyet" ile kaydedildiği, dava konusu edilen işlem de tashih ve intikal işlemi için ibraz edilen veraset belgelerindeki kimlik bilgileri ile taşınmazın geldilerine ilişkin mahkeme kararında yer alan kimlik bilgilerin karşılaştırılması neticesinde tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaat oluşmadığı, ayrıca karar lehtarlarına kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde bir karar ibraz edilmesi gerektiği gerekçelerine dayanılmış olması nedeni ile dava konusu olayın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun hükümlerini uygulamak suretiyle çözüme kavuşturulması gerektiği belirtilmiş ise de; davacının talebi incelendiğinde, talebin yanlış tutulan tapu kaydının düzeltilmesi ya da tashihine ilişkin olmadığı, davacının elindeki belgelerin tescil işlemi için yeterli olduğu kanaati ile idareye yaptığı müracaatının reddi üzerine, bu işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmesini istediği, bu noktada davanın tapuya tescil ya da tashih talebine ilişkin olmayıp, idarenin işleminin hukuka aykırılığı iddiasına dayandığı ve ilgili iddianın ancak 6083 sayılı Kanun ile 2012/2 sayılı Genelge atfı ile 4721 sayılı Kanun hükümlerince idari yargı yerinde değerlendirilmesinin mümkün olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle, İzmir 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 2.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde Üyeler Nurdane TOPUZ ile Alaittin Ali ÖĞÜŞ ÜN KARŞI OYLARI ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY 185

186 Dava, davacıların veraseten malik oldukları taşınmazı, davacı Sebile Ok'a satmaları sonrasında, Sebile Ok tarafından adına tescil istemi ile yapılan başvurunun, davacıların murisleri ile tapu maliklerinin kimlik bilgilerinin birbirini tutmadığı ve murislerin payları oranının hesaplanamaması gerekçe gösterilerek reddine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır sayılı Türk Medeni Kanunu nun Tescil" başlıklı 705. maddesinde, Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. ; Tescil İsteme Hakkı başlıklı 716. maddesinde, Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir. Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir... ; maddesinde, Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir. Bununla birlikte, hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin rızası veya hâkimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir. ; maddesinde ise, Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. hükmü yer almıştır. Olayda, dava konusu taşınmazın dayanağını teşkil eden İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve 1975/571 E, 1975/361 K sayılı kararında, adına tescil sağlanan kişilere ilişkin açık kimlik bilgileri bulunmadığı gibi, paylarının da belirtilmediği, yine de davalı Kurum tarafından tarih ve 1973/571 esas sayılı yazı ekinde gönderilen veraset ilamlarına istinaden davacıların miras hisseleri ile orantılı paylarının dağıtılmak istendiği; fakat bu kez 12/480 hissenin eksik çıktığı ve yapılan araştırma neticesinde Sarı Ahmet oğlu Mehmet mirasçısı Eda ÜNVER'in mirasçı olduğu halde adının davacı olarak geçmediğinin ve hissenin bu nedenle eksik olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi ne tekrar müzekkere yazıldığı ve Eda ÜNVER hissesinin Metin Oktay Mahallesi, ada, 13 parsele resen tescil edilip edilmeyeceğinin sorulduğu, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve 1973/571 Esas ve 1975/361 Karar sayılı yazısında, mahkeme kararında belirtilen davacılar dışındaki mirasçı Eda ÜNVER adına mahkemece herhangi bir tescil kararı verilemeyeceğinin, tescil işleminin mevcut mahkeme kararındaki davacılar yönünden yapılması gerektiğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Bu cevap üzerine, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin tapuya dayanak teşkil eden 7/11/1975 tarih ve 1975/571 E, 1975/361 K sayılı kararında geçen davacılar Ersin GÖLBAY, Nesrin ERBEK, Nigar DEMİREL, Ayşe Ender ERJÜRK, Ali Nihat ÜNVER, Müşerref KARACA, Fethiye SAGAD, Ayşe ÜNVER, Rahime ÜNVER'in mirasçıları adına tashih ve intikal işlemine girişildiği, ancak, taşınmazların geldilerine ilişkin mahkeme kararında yer alan kimlik bilgilerinin karşılaştırılması neticesinde tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaate varılamadığı anlaşılmıştır. Tüm bu safahat neticesinde davalı Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından gerek gerçek hak sahiplerinin tespit edilememesi gerekse mirasçılık paylarında hisselerin tam karşılanmaması nedeniyle davacılar vekilinin talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. Dava konusu edilen işlemde tashih ve intikal işlemi için ibraz edilen veraset belgelerindeki kimlik bilgileri ile taşınmazın geldilerine ilişkin adli yargı kararında yer alan kimlik bilgilerin karşılaştırılması neticesinde tapu kayıt malikleri ile talep edenin müvekkillerinin murislerinin aynı kişi olduğuna dair yeterli kanaat oluşmadığı, ayrıca karar lehtarlarına kimin hissesinin ne kadar olacağı yönünde bir karar ibraz edilmesi gerektiği gerekçelerine dayanılmış olup, tüm bu hususlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerini uygulamak suretiyle çözüme kavuşturulacak hususlardır. Bu nedenle, davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz. Üye Nurdane TOPUZ Üye Alaittin Ali ÖĞÜŞ * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/171 KARAR NO : 2015/188 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 186

187 ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : F.E.T. : Av. A.T. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. H.N.D. O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve düzeltilmesi ile eksik ödemelerin geriye dönük olarak 6.000,00 TL nin yürütülecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 19. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/476, K:2014/189 sayı ile, Uyuşmazlığın özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı kurumda sözleşme ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK. un Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK. un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplandığı, görülen davada HMK nun 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve davaya idare mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1428 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 9. fıkrasında Türk Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz hükmüne yer verilerek Türk Telekom a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 187

188 BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel 188

189 müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 189

190 Belirtilen nedenlerle Ankara 3. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 19. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 19. İş Mahkemesi nin gün ve E:2013/476, K:2014/189 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 10-ESAS NO : 2015/173 KARAR NO : 2015/190 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı idarenin sorumluluk sahasında kalan yolda meydana gelen kaza nedeniyle oluştuğu öne sürülen manevi zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : H.A. u kayyım olarak temsilen S.A. Vekili : Av. N.Z.C.V. Davalı : Adli Yargıda 1-HDI Sigorta A.Ş. Vekili : Av. M.E. 2-Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.E. İdari Yargıda Karayolları Genel Müdürlüğü O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde özetle; tarihinde sürücü H.A. nun sevk ve idaresindeki 33. plakalı Ford Cargo marka kamyon ile Nusaybin-Cizre istikametinde seyir halinde iken D-400 karayolu üzerinde Yaşan Köyü mevkiine geldiğinde, Özen Köyü yoluna sola dönüş yapıp geçiş yaptığı esnada Cizre Nusaybin istikametinde seyir halinde olan sürücü A.D. yönetimindeki plakalı Renault Clio araç ile çarpışması neticesinde meydana gelen trafik kazası sonucunda 36.. plakalı araçta bulunan ve davacı H. nın ebeveynleri olan baba H.A. ve anne G.A. un vefat ettiklerini, kazanın meydana gelmesinde davalı aracın sürücüsünün ve davalı Karayolları Genel Müdürlüğü nün kusurunun söz konusu olduğunu öne sürerek, ,00 TL manevi, 5.000,00 TL maddi tazminat taleplerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Bingöl 3.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/202 sayı ile, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü ile ilgili açılan davanın bu dosyasından tefrik edilerek başka bir esasa kayıt edilmesine karar vermiştir. BİNGÖL 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/162, K:2014/166 sayı ile, İdari Yargılama Usulü Yasasının 2/1-b maddesi, gün ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay 4. H.D nin çeşitli kararlarına istinaden dava tam yargı davasının konusunu oluşturduğundan idari yargının görevine girdiği, bu nedenle mahkemelerinin görevsizliğine, davacının idari yargı yerinde dava açmakta muhtariyetine karar vermek gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve E:2014/16872, K:2014/14341 sayı ile, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddine ve usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan ,00 TL tutarında manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı idari yargı yerinde dava açmıştır. MARDİN İDARE MAHKEMESİ: gün ve E: 2015/36 sayı ile, 2918 Sayılı Kanunda yapılan değişikle, 2918 Sayılı Kanunda kamu kurum ve kuruluşlarına verilen görevlerin yada yüklenen sorumlulukların ilgili idare tarafından gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle meydana gelen trafik kazası neticesi ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle açılacak davaların adli yargı mercilerinde çözüme 190

191 kavuşturulacağının öngörüldüğü dolayısıyla, 2918 Sayılı Kanun uyarınca idareye karşı hizmet kusuru bulunduğundan bahisle açılacak tazminat davalarının adli yargının görev alanına girdiği, olayda, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununda idarelere yüklenen görevlerin sayıldığı, tazminat davasına konu uyuşmazlığın 2918 Sayılı Kanun ile davalı idareye yüklenen görevlerin gereği gibi yerine getirilmediği iddiasından, başka bir ifadeyle, 2918 Sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklandığının görüldüğü bu durumda, davalı idarenin gerekli tedbirleri almadığı iddiasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesi hükmü uyarınca adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın, adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve davacının manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı açtığı davada usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı idarenin sorumluluk sahasında kalan yolda meydana gelen kaza nedeniyle oluştuğu öne sürülen manevi zararın giderilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, tarihinde Cizre-Nusaybin karayolunda gerçekleşen ölümlü ve yaralamalı trafik kazasında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle yakınları vefat eden davacının bu olay nedeniyle yaşadığı manevi üzüntüye ilişkin olarak ,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tazmini istemiyle Karayolları Genel Müdürlüğü ne karşı bakılan bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, 191

192 trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen manevi zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Mardin İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Bingöl 3.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mardin İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Bingöl 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/162, K:2014/166 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kabanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının 192

193 tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, İdare makamlarım, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) ^ Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 193

194 Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 11-ESAS NO : 2015/177 KARAR NO : 2015/193 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET: Davacıların oğlu ve kardeşlerinin ölümüyle sonuçlanan trafik kazası olayında, Karayolları 12. Bölge Müdürlüğünün, kaza mahallinde oluşabilecek heyelan ve tehlikelere karşı yeteri kadar önlem almadığından bahisle, uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-G.Ç., 2-D.Ç., 3-T.Ç. Vekilleri : Av. B.K. Davalılar : Adli Yargıda: 1- Y.E.Ö. Vekilleri : Av. Ü.Ç., Av. O.K. 2-Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü Vekili : Av. S.P. İdari Yargıda: Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerden G.Ç. nın oğlu ve D. ile T. ın kardeşi olan Ü.Ç. nın, tarihinde Erzurum havaalanına gitmek üzere Y.A. Seyahat e ait plakalı otobüse bindiğini, otobüs seyir halindeyken Tortum ilçesi sınırları içerisinde Ulubağ Köyü mevkiinde Kopuk Sırtı Tepesinden yuvarlanan bir kayanın ön camdan girerek sağ ön koltukta oturmakta olan Ü.Ç. nın başına çarptığını, ağır yaralı olarak kaldırıldığı Erzurum Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyat sonucunda da kurtarılamayarak 4 gün sonunda adıgeçenin vefat ettiğini; başlatılan soruşturma kapsamında Tortum Cumhuriyet Savcılığının soruşturması sonucu Tortum Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/124 Esas ve 2014/52 Karar sayılı dosyasında yargılama yapıldığını; yargılama dosyasında tarihli raporda kaza mahallinde oluşabilecek heyelan ve tehlikelere karşı yeteri kadar önlem alınmadığı gerekçesiyle Karayolları 12. Bölge Müdürlüğünün kusurlu bulunduğunu; Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen tarihli raporda da araç sürücüsünün ve maktülün de kusursuz bulunduğunu, yolun bakımından sorumlu olan kişinin sorumlu olduğunun bildirildiğini; yolun bakımından sorumlu kişi olarak davalı Y.E.Ö. ın tespit edildiğini; Tortum Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda da kazanın meydana gelmesinde yolun bakımından sorumlu olan kişi, kurum ve kuruluşların sorumlu olduğunun belirtildiğini; olaydan hemen sonra trafik memuru bilirkişi tarafından düzenlenen raporda da kaza mahallinde oluşabilecek heyelan ve tehlikelere karşı yeteri kadar önlem almamasından dolayı Karayolları Trafik Kanununun ilgili maddelerine göre Karayolları 12.Bölge Müdürlüğünün kusurlu bulunduğunu; esasen davalı Y.E.Ö. ın, davalı Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü çalışanı olduğunu, bu nedenle Y.E.Ö. ın kusurundan kaynaklanan zarardan da davalı Karayolları 12. Bölge Müdürlüğünün müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduğunu; müvekkillerinin, Ü.Ç. nın ölümü ile büyük bir manevi çöküntü ve şok yaşadıklarını, müvekkillerin maddi ve manevi zararlarının karşılanmadığını; daha önce eşini/babalarını kaybeden müvekkillerinin, ölenin desteğinden yoksun kaldıklarını ifade ederek; davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere ve hükmedilecek bütün tazminat 194

195 miktarlarına olay tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak; müvekkillerden G.Ç. ya destekten yoksunluk kapsamında maddi tazminat olarak TL ve manevi tazminat olarak TL ödenmesine, fazla hakların saklı tutulmasına; müvekkillerden D.Ç. ve T.Ç. yararına ayrı ayrı TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle Y.E.Ö. ve Karayolları 12. Bölge Müdürlüğüne karşı tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. TORTUM ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/153, K:2014/420 sayı ile, dava dilekçesinin, tarafların cevap dilekçelerinin özetine yer verdikten sonra; Mahkemelerinde açılan davaya konu olan olayda, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün olayın gerçekleştiği bölgede yol yapımı işlemini gerçekleştirdiği, davalı Y.E.Ö.'ın ise Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan kamu görevlisi olduğu, davacıların dava dilekçelerinde davalıların hizmet kusurlarına dayandıklarından davalı Karayolları Genel Müdürlüğü açısından açılan davanın İYUK uyarınca yargı yolu bakımından mahkemelerinin görevsizliğine, dosyanın Erzurum İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olduğu; davalı kamu görevlisi Y.E.Ö. açısından ise Anayasanın 129. maddesi uyarınca davanın husumetten reddine karar verildiği belirtilerek, hüküm fıkrasında tekraren; davalı Karayolları Genel Müdürlüğü açısından açılan davanın mahkemelerinin yargı yolu bakımından GÖREVSİZLİĞİNE, karar kesinleştiğinde dosyanın yetkili ve görevli Erzurum İdare Mahkemesine talep halinde gönderilmesine; davalı Y.E.Ö. açısından, açılan davanın Anayasanın 129. maddesi uyarınca husumetten REDDİNE karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacılar vekili bu kez aynı istemle, yalnızca Karayolları 12. Bölge Müdürlüğüne karşı, idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/108 sayı ile, aynen; ( ) 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un "Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları" başlıklı 19.maddesinde "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükmüne yer verilmiştir sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 1.maddesinde; Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; "Kapsam" başlıklı 2.maddesinde; bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu Kanunun Karayollarında uygulanacağı, 10.maddesinde; yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, 2918 sayılı Yasa'nın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 14.maddesiyle değişik 110.maddesinde; "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" hükmüne, Geçici 21.maddesinde de; "Bu Kanunun 110.maddesinin 1.fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." denilmiştir. Belediye aleyhine İdare Mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasa'nın 110.maddesinin l.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, idare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayılı, gün ve E:2012/l 18, K:2012/170 sayılı ve gün ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 110.maddesinin 1.fıkrasında, bu Kanun dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir, itiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise İdare Mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir. Başvurunun Mahkeme nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. kararına varmıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; 12/01/2013 tarihinde Y.A. Seyehat'e ait olup K.B.'un sevk ve idaresinde bulunan 08 plakalı aracın Erzurum ili, Tortum ilçesi, Ulubağ köyü mevkiinde seyir halinde 195

196 iken kaza yapması nedeniyle uğranılan toplam 5.000,00.-TL maddi, ,00-TL manevi zararın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazmine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, 2918 sayılı Yasa'nın tarihinde yürürlüğe giren 110.maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanun'un, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Uyuşmazlık Mahkemesi'nin (Hukuk Bölümü) gün ve E: 2013/762 K:2013/1083 sayılı kararı da aynı yöndedir. Açıklanan nedenlerle; adli yargının görev alanına giren davada Mahkememizin görevli olmadığına, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda uyuşmazlık mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli ve idari yargı yerleri arasında davalılardan Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü aleyhine açılan dava yönünden görev uyuşmazlığı doğduğu; idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıların oğlu ve kardeşlerinin ölümüyle sonuçlanan trafik kazası olayında, Karayolları 12. Bölge Müdürlüğünün, kaza mahallinde oluşabilecek heyelan ve tehlikelere karşı yeteri kadar önlem almadığından bahisle, uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7. maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, 196

197 h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacıların oğlu ve kardeşleri olan Ü.Ç. nın; tarihinde havaalanına gitmek üzere bindiği otobüse, seyir halindeyken Tortum ilçesi sınırları içerisinde Ulubağ Köyü mevkiinde Kopuk Sırtı Tepesinden yuvarlanan bir kayanın ön camdan girdiği, sağ ön koltukta oturmakta olan Ü.Ç. nın başına çarparak ağır yaralanmasına ve ölümüne yol açtığı; trafik kazası olayında, Karayolları 12. Bölge Müdürlüğünün, kaza mahallinde oluşabilecek heyelan ve tehlikelere karşı yeteri kadar önlem almadığından dolayı sorumlu bulunduğu iddia edilerek, uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi 197

198 düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Erzurum 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Tortum Asliye Hukuk Mahkemesinin; gün ve E:2014/153, K:2014/420 sayılı kararının; davalı Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü yönünden verdiği görevsizliğe ilişkin kısmının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Tortum Asliye Hukuk Mahkemesinin; gün ve E:2014/153, K:2014/420 sayılı KARARININ davalı Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü yönünden verdiği GÖREVSİZLİĞE İLİŞKİN KISMININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarım sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımım yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin 198

199 sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan^ yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğunun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 12-ESAS NO : 2015/178 KARAR NO : 2015/194 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR 199

200 ÖZET : Davacının, hissedarı olduğu, Hatay İli, Dörtyol İlçesi, Yeşilköy, 364 parsel sayılı taşınmazın, kamulaştırılması işleminin, taşınmaz bedelinin belirlenmesi unsuru yönünden iptali istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M.A. : Av. Ö.İ. : Adli Yargıda Devlet Su İşleri VI. Bölge Müdürlüğü (Emlak ve Kamulaştırma Komisyon Bşk.lığı) : Av. A.E.K. İdari Yargıda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle, Hatay İli, Dörtyol İlçesi, Yeşilköy İcadiye Mahallesi 364 parsel iken ifrazdan sonra 1942 parsel nosunu alan taşınmazın hissedarı olduğunu; 40 seneden beri bahçe olarak kullandığını, aynı zamanda da sulu bahçe olduğunu, davalı tarafından sulama kanalı yapılarak kamulaştırıldığını, değerlendirilmesinin tarla olarak yapıldığını belirterek kamulaştırmanın iptali ile tarla olarak yapılan değerlendirmenin bahçe olarak yapılmasını talep ederek adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı İdare vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafça Devlet Su İşleri 6.Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan kamulaştırma işleminin iptali istenilmekte olup, bununla bir idari işlemin iptalinin talep edildiği, dolayısıyla sözkonusu davanın konusu itibariyle, idari yargının görev alanına girdiği ve İdare Mahkemelerinin görevli olduğu yönünde savunma vermiş, görev itirazında bulunmuştur. DÖRTYOL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2011/462, K:2011/909 sayı ile, davacının talebinin kamulaştırma işleminin iptali kapsamında olduğu, bu yönden yargılamanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez müvekkilinin anlaşma yolu ile Hatay İli, Dörtyol İlçesi, Yeşilköy tapuda kayıtlı 364 parseldeki hissesini hazine adına tarihinde Dörtyol Tapu Müdürlüğünde devrettiğini, ancak sözkonusu arazinin bahçe vasfında olduğunu müvekkiline ise tarla vasfında bedel ödendiğini, oysa kırsal kesimlerde genelde hemen her yerde tarla olarak tapu kayıtlarında gözüken yerlerin bahçe niteliğinde olduğunu, bu durumun alışılagelmiş bulunmakla hak kayıplarının bulunduğunu, davalı idarenin kamulaştırma işleminin kamulaştırma bedeli yönünden iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Hatay İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/1209, K:2012/1368 sayı ile, Hatay İli, Dörtyol İlçesi, Yeşilköy 364 parsel numarasında mülkiyeti hisseli olarak davacı adına kayıtlı taşınmazın davalı idarece 2942 sayılı Yasanın 8.maddesi uyarınca satın alma usulüyle kamulaştırıldığı, davacının taşınmazı tarihinde devrettiği, fakat sonradan bedelin düşük olduğundan bahisle sözkonusu kamulaştırma işleminin bedeli yönünden iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmış ise de; 2942 sayılı Yasanın 8.maddesi kapsamında satın alma yoluyla kamulaştırılan taşınmazın maliki tarafından bu kamulaştırmaya veya bedeline dava açılamayacağının açık hükme bağlandığı görülmekle, davacının anılan Yasa maddesi uyarınca kamulaştırılan taşınmazın bedeli yönünden kamulaştırma işleminin iptali istemiyle açtığı iş bu davanın da Mahkemelerince incelenebilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucu varıldığı gerekçesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-b bendi uyarınca; davanın incelenmeksizin reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Danıştay 6.Dairesi: gün ve E:2013/1919, K:2013/7889 sayı ile, 2942 sayılı yasanın 8.maddesinin, kamulaştırmayı yapacak idareye taşınmaz malın tahmini bedelini 11.maddede yer alan unsurlara göre belirleme görevi verdiği ve bu maddeye göre taşınmaz değerinin tespiti açısından objektif unsurlardan olan tarla, bahçe vb. olmasının önem taşıdığı; aksine yapılacak bir yaklaşımın taşınmazın objektif vasıfları dışında doğuracağı kamulaştırma işleminin koruma görmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, olayda, davacı tarafından taşınmazın satın alma usulüyle kamulaştırılmasında ihtilaf bulunmadığı, taşınmazı vasıflandırmadaki hata nedeniyle bu hatanın düzeltilmesine dönük olarak kamulaştırma kararının iptalinin istenildiği görülmekte olup, bu haliyle kamulaştırma işleminin iptali istemiyle açılan davanın 2942 sayılı Yasanın 8.maddesinin 7.fıkrasında sayılan dava açma yasağı kapsamında bulunmadığının anlaşıldığı, bu durumda davanın esasının incelenmesi gerekirken, aksi yönde yapılan değerlendirmeye dayanılarak verilen temyize konu mahkeme kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir. HATAY İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/446 sayı ile, davacının hissedar olduğu taşınmazın vasıflandırılmasında hataya düşüldüğü ve bedelin düşük takdir edildiği belirtilerek kamulaştırma işleminin bedel yönünden iptalinin istenildiği, taşınmazın bedelinin belirlenmesine ilişkin 200

201 uyuşmazlıkların Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, bu durumun kamu düzenine ilişkin olduğu, doktrin ve yargı kararlarıyla sabit görülen görev kurallarına aykırılık oluşturacağı hususları birlikte gözetildiğinde, uyuşmazlığın görüm ve çözümü Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca adli yargı yerine ait olduğundan, işin esasının Mahkemelerince incelenme olanağının bulunmadığı, Nitekim taşınmaza hissedar olan diğer malik tarafından Kamulaştırma bedel tespiti ve tescili talebiyle açtığı davanın Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve E:2011/760, K:2012/668 sayılı kararı ile hükme bağlandığı, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin tarih ve E:2013/11564, K:2013/15409 sayılı kararı ile Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu, düzenlenen raporun hüküm kurmaya yeterli olmadığı gerekçesiyle bozulması üzerine Dörtyol 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin E:2014/106 sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiği gerekçesiyle Mahkemelerinin uyuşmazlığa bakmakla görevli olmaması ve görevli yargı yerinin adli yargı mahkemeleri olması sebebiyle, uyuşmazlığın Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve E:2011/462, K:2011/1909 sayılı görevsizlik kararı üzerine uyuşmazlığa karşı Mahkemelerinde dava açıldığı anlaşıldığından, hangi Mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve uyuşmazlığın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının hissedarı olduğu, Hatay İli, Dörtyol İlçesi, Yeşilköy, 364 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırılması işleminin taşınmaz bedelinin belirlenmesi unsuru yönünden iptali istemiyle açılmıştır sayılı Kamulaştırma Kanununun 4650 sayılı Yasanın 3. maddesiyle değişik 8. maddesinin 2. fıkrasında: "Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak idare, bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de faydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir komisyonunu görevlendirir."; 7. fıkrasında ise: "Bu madde uyarınca satın alınan veya trampa edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz." kuralları yer almıştır. Anılan Yasanın 11. maddesinde: "15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın; a) Cins ve nevini, b) Yüzölçümünü, c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini, d) Varsa vergi beyanını, e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini, f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini, g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini, h) Yapılarda, resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını, ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri, Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler." kuralı bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu davacının hissedarı olduğu taşınmazın davalı idare tarafından kamulaştırılmasına karar verildiği, 2942 sayılı Yasanın 11. maddesinde belirlenen esaslara göre tarla olarak vasıflandırdığı, davalı idarenin Tapu Sicil Müdürlüğüne muhatap bila günlü, 752 sayılı yazı ile taşınmaz malikinin tapuda rızai ferağ muamelesi ikmal ettireceği beyanına dayanılarak Hazine adına tescilinin istenildiği, davacı tarafından davalı idareye verilen günlü dilekçede, maliki olduğu taşınmazın bahçe olmasına karşın değerinin buna göre değil tarla vasfı esas olarak belirlendiği ileri sürülerek taşınmaz bedelinin yeniden belirlenip buna göre kamulaştırma yapılması talebinde bulunulduğu, 201

202 davacı isteminin kabul edilmemesi üzerine kamulaştırma işleminin iptali ile bahçe vasfı ile kamulaştırma işleminin yapılması gerektiği talebiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davacı ile davalı idarenin 2942 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca anlaşma sağlayarak satın alma usulüyle kamulaştırılan taşınmazın anılan Yasanın 11. maddesine göre vasıflandırılmasında hataya düşüldüğü ileri sürülerek, bu nedenle kamulaştırma işleminin iptali isteminden kaynaklanmaktadır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2.maddesinde, idari dava türleri: a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Olayda, davacı tarafından taşınmazı vasıflandırmadaki hata nedeniyle bu hatanın düzeltilmesine dönük olarak kamulaştırma kararının iptalinin istenildiğinin görüldüğü, buna göre, kamu mevzuatları hükümleri çerçevesinde ve kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan uygulama işlemleri soncunda oluşan hatanın giderilip giderilemeyeceği, dolayısıyla kamulaştırmanın usulüne uygun yapılıp yapılmadığından doğan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde yer alan İdari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle Hatay İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Hatay İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 13-ESAS NO : 2015/180 KARAR NO : 2015/196 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. E.T. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. Y.P. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 33.. plakalı aracın tarihinde Diyarbakır İli, Çermik İlçesi Tepe Mahallesi Komando kavşağına geldiği esnada yol içerisinde bulunan taşa aracın alt kısmının çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 5.028,96 TL hasar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.028,96 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Çermik Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/76, K:2014/322 sayı ile özetle; davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Diyarbakır 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2015/7 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. 202

203 İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 33. plakalı aracın tarihinde Diyarbakır İli, Çermik İlçesi Tepe Mahallesi Komando kavşağına geldiği esnada yol içerisinde bulunan taşa aracın alt kısmının çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği, kaza sonrası meydana gelen 5.028,96 TL maddi hasar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiği iddia olunan olayda, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğu belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.028,96 TL maddi zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle uyuşmazlığa konu dava açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu 203

204 yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Diyarbakır 2.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Çermik Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 2.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Çermik Asliye Hukuk Mahkemesin gün ve E:2014/76, K:2014/322 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. 204

205 Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 205

206 Üye Eyüp Sabri BAYDAR * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 14-ESAS NO : 2015/181 KARAR NO : 2015/197 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : M.N.A. Vekilleri : Av. M.S. & Av. H.H.T. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. H.N.D. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirkette 399 sayılı kanun hükmünde kararname hükümlerine göre sözleşmeli statüde göreve başladığını, 2000 yılında imzalamış olduğu sözleşme ile 4502 sayılı kanunun geçici 4. maddesi uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsünde devam etmek ve söz konusu kanunun 13. maddesi ile 406 sayılı kanuna eklenen ek 22. maddesinin (c) fıkrasına göre sosyal güvenlik yönünden T.C. emekli sandığı ile irtibatının devam etmesi şartıyla kapsam dışı personel olarak davalı kurumda çalışmaya devam ettiğini, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca tarihinde Ulaştırma Bakanlığı na nakil olduğunu, nakil sırasında maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Ocak 2006 tarihinden kurum değişikliği tarihine kadar geçen sürede ödenmesi gereken denge tazminatının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 8. İş Mahkemesi: gün, E:2011/392, K:2014/613 sayılı kararında özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiş, taraf vekillerinin yüzlerine karşı verilen karar, tarafların süresinde temyiz etmemesi üzerine kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/690 sayılı kararında özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve görev uyuşmazlığı hakkında bir karar verilinceye kadar dava dosyasının incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle, son görevsizlik kararını veren mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu 206

207 emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi nedeniyle meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların 207

208 dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 18. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 8. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. 208

209 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 18.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 8.İş Mahkemesince verilen gün, E:2011/392, K:2014/613 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 15-ESAS NO : 2015/183 KARAR NO : 2015/199 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.Y.Ö. : Tekirdağ Valiliği, Çorlu İlçe Jandarma Trafik Tim Komutanlığı O L A Y : Tekirdağ Valiliği Çorlu İlçe Jandarma Trafik Tim Komutanlığınca yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HB seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ÇORLU SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/137 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. TEKİRDAĞ İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1544 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. 209

210 İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının onaylı sureti ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı 210

211 bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak 211

212 idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Çorlu Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Çorlu Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/137 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 16-ESAS NO : 2015/184 KARAR NO : 2015/200 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R 212

213 Davacı Davalı : E.E. : İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince, ikinci kez alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HK seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BAKIRKÖY 3. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/3090 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2612 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi 213

214 başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. 214

215 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. 215

216 Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle İstanbul 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bakırköy 3. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bakırköy 3. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/3090 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 17-ESAS NO : 2015/188 KARAR NO : 2015/204 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmuhaberinin düzeltilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Y.E.U. Vekilleri : Av. M.S. & Av. H.T. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. K.S. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı kurum nezdinde çalışmakta iken; 4046 sayılı yasanın 22.maddesi hükümlerine göre tarihinde Devlet Personel Başkanlığı na bildiriminin yapıldığını ve müvekkilin tarihinde Ulaştırma Bakanlığı kurumunda işe başladığını, bu nakil sırasında maaş nakil ilmuhaberinin 406 sayılı yasanın Ek 29.maddesinin 3.fıkrası hükümleri uyarınca gereği gibi düzenlenmediğini; maaş nakil bildirgesine tarihinden geçerli olan 5473 sayılı yasa ve konuya ilişkin yüksek planlama kurulu kararında belirtilen ek ödeme ile % 2,32 enflasyon farkının yansıtılması gerektiğini ancak tarihinden müvekkilin ayrıldığı tarihe kadar bu ödemelerin kendisine yapılmadığını belirterek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla Ocak 2006 dan kurum değişikliği tarihine kadar ödenmesi gereken denge tazminatının ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır. 216

217 Ankara 8. İş Mahkemesi: gün ve 2011/390 Esas, 2014/611 Karar sayılı kararında aynen; Özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki kapsam dışı personel özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirdiği gibi 406 sayılı yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlemesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği emsal Yargıtay kararları ile de sabit olup, davanın HMK nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile aynı Yasanın 115/.maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile davanın usulden reddine şeklindeki gerekçesi ile yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK nın 115/2.maddesi gereğince davanın usulden reddine karar vermiş; karar, taraflara tarihinde tefhim edilmiş; 5521 sayılı Yasa nın Geçici 1. Maddesi gereğince halen yürürlükte olan 5521 sayılı Yasa nın 8.maddesi gereğince tefhimden itibaren 8 günlük yasal sürede taraflarca temyiz edilmediğinden kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı vekili bu kez; aynı gerekçelerle; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla Ocak 2006 dan kurum değişikliği tarihine kadar ödenmesi gereken ,21 TL denge tazminatının ödenmesi gerektiği tarihlerden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Ankara 18.İdare Mahkemesi: gün ve 2014/689 Esas sayılı kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon Genel Müdürlüğü nün olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğunu gerekçe göstererek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Türk Telekom A.Ş.'nde çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile başka kuruma atanan davacının, 5473 sayılı yasadan kaynaklanan ek ödemenin hesaplanmaması nedeniyle, Ocak 2006 dan kurum değişikliği tarihine kadar ödenmesi gereken denge tazminatının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 217

218 1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 218

219 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kurum nezdinde şef mühendis olarak çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı na bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, 5473 sayılı yasadan kaynaklanan ek ödemenin hesaplanmaması nedeniyle almaktan mahrum kaldığı ek ödenekler nedeni ile uğradığı zararın tazmini istemiyle; Ankara 8.İş Mahkemesi ne dava açıldığı; Ankara 8. İş Mahkemesi nin gün ve 2011/390 Esas, 2014/611 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiği, taraflara tefhim edilen kararın taraflarca temyiz edilmemesi üzerine kesinleştiği, bunun üzerine İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, Ankara 18.İdare Mahkemesi nce 2477 sayılı kanunun 19. Maddesi koşullarına uygun olarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 219

220 Belirtilen nedenlerle, Ankara 18.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Ankara 8. İş Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 18.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 8.İş Mahkemesi nin gün ve 2011/390 Esas, 2014/611 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 18-ESAS NO : 2015/189 KARAR NO : 2015/205 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.K. Vekilleri : Av. A.T., Av. N.B.D. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü Vekili : Av. M.E. O L A Y : Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde, Erzurum Valiliği, İl Sağlık Müdürlüğü emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin Devlet Personel Başkanlığına bildirildiği tarih itibariyle davalı kurumdan almış olduğu ücret ve ücrete eklenmesi gereken farkların ayrıca ikramiye tutarlarının sabit bir değer olarak eklenmesi suretiyle maaş nakil ilmühaberlerinin düzenlenmesi ve DPB ye bildirilmesi gerektiğinin tespiti ile maaş nakil ilmühaberlerinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuda çalışmaya başladıkları tarihten dava tarihine kadarki eksik ücret alması nedeniyle uğradığı zarardan şimdilik TL nin faiziyle birlikte tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 9.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1286, K:2013/257 sayı ile, dava konusu uyuşmazlığın, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek ll. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı şirkette TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak çalışan davacının, davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun ek 29. maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeniyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3. maddesi ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek II. cetvelinde yer alan kurulularda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren maaş nakil ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında olduğu; somut uyuşmazlıktaki dayanak hükümlerin 406 sayılı Kanunun ek 29. maddesi, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3. maddesi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek II cetveli ve bu kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1 sayılı tebliğ yanında taraflar arasındaki sözleşme hükümleri olduğu; özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personelin özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırıldığı, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği, davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğini kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının görüldüğü; bu işlemlerin idare hukuku anlamında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği; açıklanan 220

221 nedenlerle ve tüm dosya kapsamına göre davanın HMK. nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle aynı yasanın 115/2 maddesi uyarınca usulden reddine karar vermenin gerekmiş olduğundan bahisle; davanın usulden reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22.Hukuk Dairesi, tarih ve E:2013/12389, K:2013/11713 sayı ile, vekalet ücreti ile yargılama giderleri yönünden kararı düzelterek onamış ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, davalı şirket tarafından düzenlenen yer değiştirme suretiyle atamalarda aylık bildirim formunda (maaş nakil ilmühaberi) Naklin Yapıldığı Yıl İçerisinde Almış Olduğu İkramiyeler" sütununun boş bırakılması ve naklin yapıldığı yılda almış olduğu ücret yerine daha düşük bir ücretin yazılması suretiyle anılan formun eksik ve hatalı düzenlenmesine ilişkin işleminin iptali; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere; müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuda çalışmaya başladığı tarih olan tarihinden itibaren her ay eksik ücret alması nedeniyle uğramış olduğu zararın bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalı şirketten tazmini istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2167 sayı ile, 1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1.maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ) telekomünikasyon hizmetlerinin ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmış olduğu; özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hâzineye ait bulunan hisselerden % 55 inin, Bakanlar Kurulunun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satıldığı; 406 sayılı Yasanın ek 29.maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22.maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 300 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakil için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır... denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personelin kamu personeli sayılmış olduğu; bu durumda, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargının görevinde bulunduğu; Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer bir olaya ilişkin olarak verdiği tarih ve E:2010/56, 2010/157 sayılı ve tarih ve E:2013/82, K:2013/502 sayılı kararlarında da, uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu yönünde karar verildiği gerekçesiyle; uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı merciilerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 15. ve 19. maddeleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için ilk görevsizlik kararını veren Ankara 9. İş Mahkemesinin 2012/1286 esasına kayıtlı dava dosyası ile birlikte dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneğinin Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının aslı ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine 221

222 atanan davacının, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin özelleştirilmesi sonrası başka kuruma nakli sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlenmesi nedeniyle yapılan eksik bildirim işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen 222

223 hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacının vekili tarafından; müvekkilinin Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin özelleştirilmesi sonrası başka kuruma nakli sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlenmesi nedeniyle yapılan eksik bildirim işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların tazmini istemiyle tarihinde dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Ankara 11.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 9. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 223

224 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 9. İş Mahkemesinin gün ve E:2012/1286, K:2013/257 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 19-ESAS NO : 2015/192 KARAR NO : 2015/208 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Z.B.Y. Vekili : Av. Ö.Ş. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. M.A.P. (Adli Yargıda) Av. E.Ç.Ç. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü nde Şef Mühendis olarak çalışmakta iken, kurumun özelleştirildiğini, Türk Telekomünikasyon A.Ş.'ndeki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55 inin Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı devir işlemine dair karar uyarınca, tarihli hisse satış sözleşmesi ile özel bir Telekom A.Ş. sine satışının gerçekleştirildiğini, yine aynı tarih itibariyle Türk Telekomünikasyon A.Ş. adı ile hukuk tüzel kişisi olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü, 406 sayılı yasanın Ek 29.maddesi ile 5398 sayılı Yasaya göre işlem yapılmayarak eksik bildirim yapıldığını, söz konusu düzenleme ile Türk Telekom hisselerinin devri tarihinden itibaren kamu görevinden 180 gün süreyle aylıksız izinli sayılan personelden iznin bitiminden sonra Türk Telekom'da özel hukuk hükümleri uyarınca akdedilen sözleşmeye göre fesih edilenlerin; hem çalıştıkları süre içerisinde aldıkları ücretlerin hesaplanması, hem 4046 sayılı Yasa nın 22. maddesi uyarınca atamalarının sağlanması için Devlet Personel Başkanlığı na bildirmesi, hem de bildirim yapılırken personelin atamaya esas ücretlerinin yasada belirtilen şekliyle hesaplanması, görevleri özel hukuk statüsünde olan davalı Telekom A.Ş.'sine verildiğini, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekom A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait olan hisselerden %55 i Bakanlar Kurulu nun günlü 2005/9146 sayılı kararı uyarınca, tarihli hisse satış sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'ye satılmış olduğunu, bunun sonucunda Türk Telekom A.Ş. nin bu tarih itibariyle kamu kuruluşu niteliğinin sona erdiğinin açık olduğunu, bu durumun 406 sayılı Kanunun Ek-29 maddesinin 3. fıkrasında belirtildiğini, ayrıca yine aynı maddenin 4. ve 5. fıkralarında da ödeme şeklinin belirtildiğini, tüm bu hükümler çerçevesinde nakle tabi personelin, Devlet Personel Başkanlığı na bildirimine kadar olan sürede kamu personeline yapılacak her türlü zam ve artışlardan yararlanacağının açık olduğunu, 375 sayılı KHK 5473 sayılı Kanun 1. maddesiyle eklenen Ek-3 maddenin birinci fıkrasında belirtildiği üzere; kamu personeline tarihleri arasında 950 gösterge rakamının tarihinden itibaren ise 1850 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay ek ödeme yapılacağı hüküm altına alındığını, artışlara ilişkin uygulanacak katsayıların 5437 sayılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile belirlendiğini, yine 406 sayılı Kanun Ek-29. maddesinde belirtilen; her ay döneminde 40,00 TL., tarihinden itibaren 80,00TL. ek ödeme yapılması, ayrıca % 2,32 oranında enflasyon farkının ödenmesi, hükme bağlanmasına karşın, davalı tarafından takip eden yıllar içinde bu ödemelerin hesaplanarak davacının ücretine eklenmediğini, artış yapılmasına ilişkin tarih ve 2006/10971 sayılı BKK çerçevesinde tarihinden geçerli olmak üzere sözleşmeli ve kapsam dışı personelin mevcut ücretlerinde % 2,32 artış yapılmasına ve bu kararın 9. maddesinde yer alan 80,00 TL. Ek ödemenin 82,50 TL'ne yükseltilmesine karar verildiğini ve bu ek ödemenin de nakle esas ücretinin tespitinde ücretine ilave edilmesi gerektiği halde ilave edilmediğini, davalıdan ilişiğinin kesildiği tarihe kadar da kendisine ödenmediğini, işlemler neticesinde eksik ücret 224

225 ödemesi yapıldığı gibi nakil bildirim cetvelinde eksik ücret bildirimi yapılarak nakledildiği ilgili kuruluş tarafından bu güne kadar eksik ücret almasına sebebiyet verildiğini, tüm bu nedenler çerçevesinde; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından Personel Daire Başkanlığı na nakil bildirirken, hesapladığı nakil ücretinin tam olarak hesaplanmasına ve maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine, davacının iş sözleşmesi ile davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışmaya başladığı tarihinden, ayrıldığı tarihe kadar geçen sürede, kamu görevlilerinin almakta olduğu maaşlarına uygulanmış olup da, davacının ücretine yansıtılmamış olan her türlü maaş artışı ve ek ödemelerin ay ay hesap edilerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 1.000,00TL.'nin gecikme faiziyle davalı kurumdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır. ANKARA 4. İŞ MAHKEMESİ: gün E:2011/531 K:2013/322 sayılı kararında; Özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kuramımda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kuramdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir şeklindeki gerekçe ile yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle HMK 114/1-b ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar vermiş ve karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2013/15031 K:2013/13389 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ANKARA 17. İDARE MAHKEMESİ : gün E:2014/642 sayı ile vermiş olduğu gönderme kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14/3-a maddesinde, dava dilekçelerinin görev yönünden de inceleneceği; anılan Kanunun 15/1-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddedileceği hükme bağlanmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1.maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ) telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hâzineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulunun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. 406 sayılı Yasanın ek 29.maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22.maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 300 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakil için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır... denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel kamu personeli sayılmıştır. Bu durumda, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargının görevinde bulunmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer bir olaya ilişkin olarak verdiği tarih ve E:2010/56, 2010/157 sayılı ve tarih ve E:2013/82, K2013/502 sayılı kararlarında da, uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu yönünde karar verilmiştir şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık 225

226 Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge tazminatını alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına 226

227 İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde kapsam dışı personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır. 227

228 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Ankara 17. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Ankara 4. İş Mahkemesi nin gün E:2011/531 K:2013/322 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 17. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 4. İş Mahkemesi nin gün E:2011/531 K:2013/322 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 20-ESAS NO : 2015/195 KARAR NO : 2015/211 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasa nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : T. Tur. Taş. Tic. Gıd. İth. İhr. Ltd. Şti. : Marmaris Kaymakamlığı, Marmaris İlçe Jandarma Trafik Tim Komutanlığı O L A Y : Marmaris İlçe Jandarma Trafik Tim Komutanlığınca yapılan denetimler sırasında, 48.. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi O.K. adına gün ve HD seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 2.181,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır. Davacı idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. MARMARİS SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/166 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1725, K:2015/3 sayıyla; davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ve dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. 228

229 İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; adli yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, adliye mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, idari yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiş, adli yargı dosyası temin edilmeden dava dosyası Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiğinden, Başkanlık yazısı ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşme şerhli onaylı örneği mahkemesinden getirtilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, İdare Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 229

230 BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, (Ek fıkra: 31/5/ /3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir hükmü yer almış iken, Anayasa Mahkemesi gün ve E:2014/52 sayı ile, fıkrada yer alan araç sahibine ibaresi ile Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir cümlesinin araç sahibi yönünden iptaline karar vermiş, ancak karar henüz yayımlanmamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır. Buna göre, 2918 sayılı Yasa nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında: tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. 230

231 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Muğla 1. İdare Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile, aynı Mahkemece verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 1. İdare Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile, aynı Mahkemece verilen gün ve E:2014/1725, K:2015/3 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 21-ESAS NO : 2015/196 KARAR NO : 2015/212 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Üniversite kampus alanında bulunan ve tel örgü çekilmek suretiyle idarece fiilen müdahalede bulunulduğundan bahisle; taşınmazın bedelinin tazmini istemiyle açılan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : İ.S. Vekilleri : Av. V.Ö. & Av. İ.O.Y. Av. G.Y. & Av. Ç.Y.Ş. Davalı : Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü Vekili : Av. S.D. OLAY : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Kayseri ili, Talas İlçesi, Taşlıbaşı Mevkii nde bulunan, tapunun 30 pafta ve 463 parselinde kayıtlı taşınmazın hissedarı olduğunu, 2820/

232 hissenin davalı, 280/3100 hissenin de müvekkili adına tescilli olduğunu; esasen, arsanın tamamı müvekkiline ait iken, 2820 m2 lik kısmının davalı idarece kamulaştırıldığını, 280 m2 lik kısmının kamulaştırılmadığını; taşınmazın tamamının davalı idarenin kampus alanı içerisinde bulunduğunu, bu durumun imar planı ile sabit olduğunu; nitekim, davalı idare aleyhine açtıkları ortaklığın giderilmesine ilişkin Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2009/755 esas, 2010/1333 karar sayılı dosya içeriği ile sabit ve davalı idarenin kabulü olduğu üzere, müvekkiline ait kısmın kamulaştırma alanı içerisinde kaldığını; bu arada, davalı idarenin tüm taşınmazları tel örgü ile çevirip kendi tasarrufuna almış olduğunu, 1. Sulh Hukuk Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından onandığını; müvekkilinin imar uygulaması sonucu, ayrıca davalı idarenin mevkide mevcut tüm taşınmazları kamulaştırılması ve tel örgü ile çevirip, hatta kampus alanına girişi çıkışı dahi teknik kontrole tabi tutması, dolayısıyla tamamen kendi tasarrufuna alması nedeniyle, müvekkilinin taşınmazdan yararlanamadığını; bu durumun çok eski olmasına rağmen, uzun yıllar uygulamanın yapılmaması, kamulaştırma ya da trampaya konu edilmemesi nedeniyle, davalının kamulaştırmasız olarak el attığının sabit olduğunu; davalının diğer dosyadaki beyanlarına göre, dava konusu taşınmazın imar planında kampus alanı olarak geçtiğini; bu durumun keşifle ortaya çıkacağını; Yargıtay ilamları nazara alınarak, idareye başvurmanın dava şartı olmadığı mülahazası ile dava açtıklarını ifade ederek; ,00 TL. kamulaştırmasız elatma nedeni ile tazminat alacağının, taşınmazın gerçek değerinin tespitinden sonra fazlayı dava açarak talep etme hakları saklı kalmak üzere davalıdan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı idare vekilince verilen cevap dilekçesinde; Kayseri İli, Talas İlçesi Taşlıbaşı Mevki, 30 pafta, 463 parselde kayıtlı bulunan taşınmaz için işbu davada kamulaştırmasız el atma bedelinin tespiti ve tahsili istemiyle talepte bulunulmuş olduğu, aynı taşınmaz için yine davacı tarafından Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2009/755 esas. 2010/1333 sayılı kararı ile ortaklığın giderilmesi davası açılmış ve ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiş olduğu; söz konusu kararın; idarelerince temyiz edildiğini ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanlığı nın 2011/7026 esas, 2011/11367 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği; tashihi karar talebinde bulunulmasına rağmen, talebin reddedildiği ve kararın kesinleştiği; aynı taşınmaz ile ilgili kesin hüküm bulunduğundan, davacının açmış olduğu davada hukuki yararının bulunmadığı; dava konusu taşınmazda, KASKİ nin su hattı geçmekte olduğundan, 3.100,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın 2.820,00 m2 si için tarih, 10 Sayılı Üniversite Yönetim Kurulu Kararı ile kamulaştırma kararı alındığı ve kamulaştırma işlemleri yapıldığı; 280/3100 hissenin İ.S.adına bırakılmış olduğu; ayrıca, idareleri tarafından dava konusu taşınmaza fiili ve hukuki olarak el atılmadığı, üniversiteleri tarafından bir kullanımın söz konusu olmadığı, nitekim Yargıtay ın "birçok taşınmazın kamuya ayrılan yerlerden biri olarak planlanmasını, fiilen müdahalenin gerçekleşmesi olarak kabul etmemiş" ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2003/10563 Esas sayılı kararında da; Taşınmazın imar planında yol, okul, hastane vs. yeri olarak ayrılması, fiili el atma savılmaz, "demiş olduğu ve davanın reddinin gerektiği savunulmuştur. KAYSERİ 8.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/147, K:2013/208 sayı ile, dava ve cevap dilekçelerinin özetlerine yer verdikten sonra aynen; Dava konusu taşınmazın imar durumu ile ilgili olarak yazılan müzekkerelere verilen cevaptan taşınmazın 1/25000 ölçekli nazım imar planında üniversite alanı olarak planlı olduğu anlaşılmıştır. Mahallinde refakate 1 fen, 1 mülk ve 2 inşaat mühendisi bilirkişiler alınmak suretiyle keşif yapılmış, teknik(fen) bilirkişi Harita Mühendisi Nurten Kartal Bostancı tarafından dosyaya sunulan 15/03/2013 havale tarihli ekli krokili raporunda özetle; dava konusu edilen Kayseri İli, Talas İlçesi, Taşlıbaş Mevkii, 30 Pafta, 463 nolu Parsel numaralı tarla vasıflı taşınmaz olduğunu, dosyanın incelenmesi neticesinde dava konusu taşınmazın 1/1000 uygulama imar planı ve 1/5000 nazım imar planının dışında olduğunun anlaşıldığını, yine dosya içerisinde mevcut olan 1/25000 ölçekli nazım imar planı ile kadastro paftası birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın tamamının üniversite alanı olarak planlı olduğu tespit edilmiş olup zeminde fiili bir değişiklik bulunmadığını bildirmiş, mülk bilirkişisi Asuman Doğru Uzun, İnşaat Mühendisleri Ahmet Türkmençalıkoğlu ve Mehmet Çinar da keşfe istinaden düzenlemiş oldukları 15/07/2013 havale tarihli müşterek raporlarını dosyaya sunmuşlardır. Fen bilirkişi raporunda taşınmaza fiilen el atılmadığı anlaşılmaktadır. Davacı taraf dava konusu taşınmazın imar planında kamusal alanda kaldığı ve İmar Kanunu hükümleri gereği süresi içerisinde kamulaştırma işlemi de yapılmadığı için taşınmaza el atıldığı iddiası ile iş bu davayı açmış ve davalıdan tazminat talebinde bulunmuştur. Bu durumda öncelikle görev sorununun çözümlenmesi gereklidir. Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin kamu hizmetinin yürütümü sırasında kamu gücü kullanılarak, tek yanlı irade açıklamaları ile yapmış oldukları işlemlerin idari işlem, herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleri ve görevleri ile ilgili hareketsizlikleri de idari eylem olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre idarelerin 3194 Sayılı İmar Kanununun 8.maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin idari işlem, bu imar planı uyarınca 232

233 yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları, bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri, yani bu konudaki hareketsizlikleri de idari eylem niteliği taşımaktadır. Anayasanın 125/son maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hususu düzenlenmiş, 2577 Sayılı İYUK.nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır. İdare tarafından fiilen el atılmamış taşınmazlar ile ilgili zarara sebep olduğu öne sürülen kısıtlılıklar; idari işlem niteliğindeki imar planlarından ve pasif idari eylem niteliğindeki kamulaştırma veya imar uygulaması yapmamadan kaynaklandığından uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gereklidir. Nitekim dava açıldıktan sonra 11 Haziran 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 Sayılı Bazı Kanunlar İle 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 21.maddesi ile 04/11/1983 tarihli ve 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun Geçici 6.maddesinde değişiklik yapılmış, geçici 6.maddenin 10.fıkrasının 3.cümlesine göre "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03/05/1985 tarihli ve 3194 Sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır." hükmü dikkate alındığında davaya bakmaya İdare Mahkemeleri görevli olmakla, yargı yolu yokluğu nedeniyle davanın HMK.nun 114/1-b ve 115/2 maddeleri gereğince usulden reddine karar vermek gerekmiş, dava açıldıktan sonra yapılan yasal düzenleme ile yargı yolu değişip mahkememiz görevsiz hale gelmekle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmeden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere; Davaya bakmaya İdare Mahkemeleri görevli olmakla yargı yolu yokluğu nedeniyle davanın HMK.nun 114/1-b ve 115/2 maddeleri gereğince usulden reddine,( ) karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. KAYSERİ 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/686 sayı ile aynen, ( )Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay içtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E: 1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, Kayseri İli Talas İlçesi Keçitepesi Mevkii 30 pafta, 18 parselde kayıtlı bulunan taşınmazda davacının 280/3100 hissesinin bulunduğu bu hissenin Üniversite arazisi içinde yer aldığı etrafının duvarla çevrilmek suretiyle davacının kullanımının engellendiği dolayısıyla fiilen el atıldığının Kayseri 8.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2013/147 sayılı dosyasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporla anlaşılması karşısında, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin tarih E:20124/612, K2014/662 sayılı kararı da bu yöndedir. 233

234 Açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi gereğince, Kayseri 8.Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve E:2013/147 K2013/208 sayılı kararı ile görev yönünden reddedilen ve Mahkememizde açılmış bulunan işbu davanın adli yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve ekleri ile dosyanın görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının, üniversite kampus alanında bulunan taşınmazına idarece fiilen müdahalede bulunulduğundan bahisle; taşınmaza kamulaştırmasız el atılması nedeniyle; taşınmazın bedelinin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10, TL.sinin yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır. Dava dosyasının ve tarihli Bilirkişi Kurulu Raporunun incelenmesinden; Melikgazi İlçe Tapu Müdürlüğü nün tarihli yazısına göre; zemin numarası ve ana taşınmaz zemin tipi ile Kayseri İli, Talas İlçesi, Talas Mahallesi, Taşlıbaşı Mevkii, Cilt No:5, Sayfa No:463, Ada No:- ve Parsel No:463 de tapuya kayıtlı 3.100,00 m2 yüzölçümlü tarla nitelikli taşınmazın tarih ve 149 yevmiye numaralı ipka-toplu veri sayısallaştırma işleminden 280/3100 hisse ile Durmuş oğlu davacı İ.S.adına kayıtlı bulunduğu; Talas Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi-İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı yazılarına göre; dava konusu taşınmazın 1/25000 ölçekli Nazım imar planı içerisinde yer aldığı; Kadastro Müdürlüğünün tarihli yazısı içeriğinden, taşınmazın 2981 sayılı yasa uygulamasına girmediği belirtilmiş; tarihli Teknik Bilirkişi Raporunda, taşınmaza fiilen el atılmadığı yorumuna yer verildiği, taşınmazın tamamının üniversite alanı olarak planlandığı ifade edilmiş; Bilirkişi Kurulu raporunun Teknik İnceleme başlıklı kısmında ise; Keşfen İncelenmesinde; dava konusu Kayseri İli, Talas İlçesi, Talas Mahallesi, Taşlıbaşı Mevkii, Cilt No:5,Sayfa No:463,Ada No:- ve Parsel No:463 de tapuya kayıtlı 3.100,00 m2 yüzölçümlü tarla nitelikli taşınmazın; Yenidoğan Mahallesi, Fakülteiçi Kümeevler Sokak-Talas/KAYSERİ adresinde bulunduğu, boş arazi olup kapı numarasının bulunmadığı; Kayseri şehir merkezine batı yönünde kuş uçuşu 4,7 km uzaklıkta olduğu; Üniversite yerleşkesi içerisinde yer alan taşınmazın 60 m güneyinde Veterinerlik Fakültesi, 190 m güneybatısında Eğitim Fakültesi, 190 m kuzeyinde İletişim Fakültesi ve Hukuk Fakültesinin yer aldığı; 500 m batısında Aşık Veysel Bulvarı ve l,2km güneyinde Talas Bulvarının bulunduğu; her türlü kamu ve belediyecilik hizmetinden faydalanabilen bir konuma sahip olduğu tespit edilmiş; Yargıtay içtihatları doğrultusunda yapılan değerlendirme ile de; somut uyuşmazlıkta dava konusu taşınmazı da içine alan 1/25000 ölçekli nazım imar planında üniversite alanı olarak planlanan ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı henüz hazırlanmamış olan taşınmaza, pasif ve suskun kalarak idarece müdahale edildiği; bunun da, idari eylemin mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğu kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir. Diğer taraftan; davalı idarece, Bilirkişi Raporuna itiraza yönelik olarak mahkemeye sunulan tarihli dilekçede aynen; Dava konusu taşınmazda, KASKİ nin su hattı geçmekte olduğundan, 3.100,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın 2.820,00 m2 si için Üniversitemiz Yönetim Kurulu tarafından tarih, 10 Sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile kamulaştırma kararı alınmış ve kamulaştırma işlemleri yapılmıştır. 280/3100 hisse İ.S.adına bırakılmıştır. Söz konusu taşınmaz üniversite alanı içerisinde bulunduğundan ve tüm üniversite alanı güvenlik nedeni ile tel örgü ile çevrili bulunduğundan dolayı Üniversitemiz tel örgüsü içerisinde bulunmakta olup taşınmaza el atılmamıştır.( ) denildiği görülmüştür. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı 234

235 davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Bu durumda, dava konusu taşınmazın imar planında üniversite alanı olarak düzenlendiği; davalı Üniversiteye ait kampus alanı içerisinde kaldığı; taşınmaz üzerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporlarda; taşınmaz üzerinde tesis bulunmadığı düşüncesiyle, taşınmaza fiilen müdahale edilmediği yorumunun yapıldığı; buna karşılık, davalı idarece; dava konusu taşınmazın üniversite alanı içerisinde kaldığı; tüm üniversite alanının güvenlik nedeni ile tel örgü ile çevrili bulunduğunun belirtildiği; dolayısıyla, gerek dava konusu taşınmazı da kapsayan alanın tel örgü ile çevrilmesi, gerekse de kampus alanına kontrollü girişlere izin verilmesi nedeniyle; davacının taşınmazından yararlanamadığı, böylelikle davacının taşınmazına fiilen el atıldığının kabul edilmesi gerektiği gözetildiğinde; davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün, adli yargı yerinin görevine girdiği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Kayseri 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/147, K:2013/208 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 22-ESAS NO : 2015/198 KARAR NO : 2015/214 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmuhaberinin düzeltilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : E.M. : Av. A.T.& Av. N.B.D. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. H.N.D. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kurum nezdinde çalışmakta iken kurumun tarihinde özelleştirilmesinin akabinde, tarihinde güvence süresi dolmamasına rağmen davalı şirket tarafından Devlet Personel Başkanlığı na kamu kurumuna nakil için bildirimi yapılan davacının, daha sonra Devlet Personel Başkanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ne atandığını, müvekkilinin adının Devlet Personel Başkanlığı na bildirildiği tarih olan tarihi itibariyle davalı kurumdan almış olduğu ücret ve ücrete eklenmesi gereken farkların, ayrıca 112 günlük ikramiye tutarının da sabit bir değer olarak eklenmesi suretiyle maaş nakil ilmuhaberinin düzenlenmesi ve Devlet Personel Başkanlığı na bildirilmesi gerektiğinin tespitine, müvekkilinin maaş nakil ilmuhaberinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuda çalışmaya başladığı tarih olan tarihinden dava tarihine değin her ay eksik ücret alması nedeniyle uğramış olduğu zarardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 6.000,00 TL nin tarihinden itibaren 235

236 bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faiz ile tahsiline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 2. İş Mahkemesi: gün ve 2012/1467 Esas, 2013/883 Karar sayılı kararında aynen; Yargıtay 9.HD nin tarih 2012/27071 esas, 2012/32336 karar sayılı bozma ilamına göre, davacı durumunda olanlar hakkında yapılan işlemin idari işlem olması nedeni ile, uyuşmazlığın idari yargıda çözülmesi gerektiği bu nedenle de yargı yolu caiz olmaması nedeni ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir./yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26/12/2012 gün 2012/ esas, 2012/1388 karar sayılı ilamı ile bu yöndedir. /Mahkememizce bu nedenle dava dilekçesinin usulden reddine karar vermek gerekmiştir. şeklindeki gerekçesi ile HMK nın 115/2 madde hükmüne göre, davanın usulden reddine karar vermiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 22.Hukuk Dairesi; tarih ve 2014/10029 Esas, 2014/8046 Karar sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesi kararının onanmasına hükmetmiş; verilen karar 1086 sayılı Yasa nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa nın 440.maddesi gereğince kesinleşmiştir. Davacı vekili bunun üzerine; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı şirket tarafından düzelenen yer değiştirme suretiyle atamalarda aylık bildirim formunda (maaş nakil ilmuhaberi ) naklin yapıldığı yıl içerisinde almış olduğu ikramiyeler sütununun boş bırakılması ve naklin yapıldığı yılda almış olduğu ücret yerine daha düşük bir ücretin yazılması suretiyle anılan formun eksik ve hatalı düzenlenmesine ilişkin işlemin iptaline, müvekkilinin maaş nakil ilmuhaberinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuya çalışmaya başladığı tarih olan tarihinden itibaren her ay eksik ücret alması nedeniyle uğramış olduğu zararın bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalı şirketten tazminine karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır. Ankara 16. İdare Mahkemesi: gün ve 2013/1411 Esas sayılı kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın çözümünde, özel hukuk hükümlerine göre adli yargının görevli olduğunu, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi nin günlü E:2012/494, K:2012/416 sayılı kararıyla, Mahkemelerinin tarih ve E:2011/424 sayılı dosyasında verilen görevlilik kararının kaldırılmasına karar verildiğini gerekçe göstererek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Türk Telekom A.Ş.'nde çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile başka kuruma atanan davacının, nakle esas düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinde gösterilemeyen tazminatların eklenmesi sureti ile maaş nakil ilmuhaberinin yeniden düzenlenmesi ile Devlet Personel Başkanlığı na bildirilmesi gerektiğinin tespitine, dava konusu hatalı işlem nedeni ile uğradığı tüm zararların en yüksek banka mevduat faizi üzerinden davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. 236

237 Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 237

238 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kurum nezdinde Teknisyen ünvanı ile çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı na bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin iptali ile Devlet Personel Başkanlığı na bildirilmesi gerektiğinin tespitine ve almaktan mahrum kaldığı ek ödenekler nedeni ile uğradığı zararın tazmini istemiyle; Ankara 2.İş Mahkemesi ne dava açıldığı; Ankara 2. İş Mahkemesi nin gün ve 2012/1467 Esas, 2013/883 Karar sayılı kararı ile davanın görev nedeni ile reddine karar verdiği, davalı vekili tarafından temyiz edilen kararın Yargıtay 22.Hukuk Dairesi nin tarih ve 2014/10029 Esas, 2014/8046 Karar sayılı kararı ile onandığı ve kararın bu şekilde kesinleştiği; bunun üzerine davacının aynı istemle Ankara 16. İdare Mahkemesi nde dava açtığı, Ankara 16. İdare Mahkemesi nce 2247 sayılı kanunun 19. maddesi koşullarına uygun olarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle, Ankara 16. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Ankara 2. İş Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 16.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 2.İş Mahkemesi nin gün ve 2012/1467 Esas, 2013/883 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 238

239 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 23-ESAS NO : 2015/201 KARAR NO : 2015/217 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının, hissedarı bulunduğu, Bitlis İli, Hizan İlçesi, Hacımehmet Köyü, Köyiçi mevkiinde olan M49-a-03-a-3-a pafta, 116 ada, 3 nolu parselde kain taşınmazın yol yapımı nedeniyle zarar görmesi sonucu uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : H.D. Vekili : Av. N.Y. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. M.Y. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının zilyetliğinde bulunan Bitlis İli, Hizan İlçesi, Hacımehmet Köyü, Köyiçi mevkiinde olan M49-a-03-a-3-a pafta, 116 ada, 3 nolu parsel ile yine aynı mevkiinin M49-a-03-a-3-a pafta, 157 ada, 1 nolu parselde kain taşınmazlara yaklaşık 4,5 yıl önce davalı kurum tarafından kamulaştırma işlemi yapılmadan haksız ve hukuka aykırı bir şekilde yol olarak kullanmak suretiyle el konulduğunu önesürerek; taşınmazların bedeli ve ecrimisil olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 7.500,00 TL nin kamulaştırmasız el atma tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Hizan Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2010/6 sayı ile, davacı vekilinin tazminat ve ecrimisil taleplerini oluşturan iki farklı taşınmaz bulunması ve talep edilen tazminatların farklı hukuki nedenlere dayanması ve yargılamanın iyi bir şekilde sürdürülebilmesi için 157 ada 1 parsel numaralı taşınmaz ve 116 ada 3 parsel numaralı taşınmazlara ilişkin tazminat talepleri yönünden dosyanın HMK nun 167.maddesi uyarınca tefrikine, 157 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz yönünden davaya bu dosya üzerinden devam edilmesine karar vermiştir. HİZAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/44, K:2013/73 sayı ile, dava konusu taşınmaza davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün doğrudan el atmasının olmadığı, dosya içerisindeki kadastro paftası krokisi, kamulaştırma planı, haritalar incelendiğinde Karayolları ile dava konusu taşınmazın komşu olmasına rağmen, taşınmazdan karayolu geçmediği gibi, idarenin doğrudan bir el atmasının da görülmediği, bilirkişi raporlarında ve davacının imzalı beyanında olduğu gibi yol yapımı çalışmaları nedeniyle davacının taşınmazına gelen suyun kesilmesi nedeniyle taşınmazın susuz kaldığı, taşınmaza idarenin doğrudan el atması, müdahalesi olmadığından dolaylı müdahale sonucu zarar meydana gelmiş ise uğranılan zararın tahsili davasının yukarıda belirtilen içtihatlar çerçevesinde idari yargının görev sınırları içerisinde bulunduğu, dava konusu uyuşmazlığın 116 ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden tazminat talebi hakkında yargılama yapma görevinin idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle Mahkemelerinin görevsizliğine ve dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili Bitlis İli, Hizan İlçesi, Hacımehmet Köyünde bulunan 116 ada, 3 parsel sayılı taşınmazın davalı kurumun yol çalışmasından dolayı zarar gördüğünü, kullanılamaz hale geldiğini, meyve ağaçlarının da zarar gördüğünü ileri sürerek 3.878,50 TL maddi zararın, zarar ziyanın oluştuğu tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. VAN 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/930 sayı ile, yol yapımı sırasında mülkiyeti davacıya ait ve idarenin proje kapsamında kamulaştırdığı alanın dışında kalan taşınmaza hafriyat dolduran ve yol yapımında kullanılmak üzere taşınmazdan toprak alan kamu idaresinin fiili nedeniyle meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılacağı ve özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine karar vermiş, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin 239

240 Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece ekinde adli yargı dosyası temin edilmeden Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, adli yargı dosyası örneğinin Başkanlığımızca getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından 116 ada, 3 nolu parsele ilişkin görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının hissedar bulunduğu, Bitlis İli, Hizan İlçesi, Hacımehmet Köyü, Köyiçi mevkiinde olan M49-a-03-a-3-a pafta, 116 ada, 3 nolu parselde kain taşınmazın yol yapımı nedeniyle zarar görmesi sonucu uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılmıştır. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünce gün ve 2004/136 sayı ile, Karayolları 11. Bölge Müdürlüğünün gün ve 676/15353 sayılı yazısı eki kamulaştırma planı incelenmiştir.idaremizin yapmakla görevli bulunduğu kamu hizmeti için gerekli olduğu anlaşılan;(küçüksu- Hizan) Ayr.-Pervari İl Yolunun Km: arasında Bitlis İli, Hizan İlçesi, Döküktaş, Cemihacimehmet Köyleri ve Siirt İli, Pervari İlçesi, Beğendik Köyü, sınırları içerisine rastlayan gerçek ve özel hukuk tüzel kişiliğinin mülkiyetinde bulundukları tespit edilen ve ekli kamulaştırma planında gösterilen taşınmaz malların; yol inşaat ve emniyet sahası tesis etmek amacı ile 5539 sayılı Kanun ve bu Kanunun bazı maddelerini değiştiren 1737 sayılı Kanunun 2.maddesinin (H) bendi uyarınca, İdaremiz tarafından kamulaştırılmasının zorunlu olduğu görülmüştür.bu nedenle; 2942 sayılı Kanunun 5.maddesinin (b) bendi uyarınca adı geçen taşınmaz malların katma bütçe ile idare edilen tüzel kişiliği haiz olan, Genel Müdürlüğümüz adına kamulaştırılmasında Kamu Yararı bulunduğuna karar verilmiştir. denilerek kamu yararı kararı verilmiştir. Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü 11.Bölge Müdürlüğünce gün ve B.11.1.TCK sayı ile, Bitlis İli, Hizan İlçesi, Hacımehmet Köyünde bulunan taşınmazlardan 116 ada, 3 parsel no.lu taşınmaz yazımız ekindeki krokide görüldüğü üzere yol ağımızın dışında kalmakta olup, 157 ada, : 1 parsel nolu.taşınmaz ile ilgili herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmamış, söz konusu taşınmazın bulunduğu kesimde yolla ilgili yapım çalışmalarına 2007 yılı Mayıs ayı içerisinde başlanılmış olup, fiili olarak el atılmıştır. denilmiş; Hizan Asliye Hukuk Mahkemesinin günlü keşif tutanağında, Dava konusu taşınmazlardan 116 ada 3 parsel üzerinde kurumuş vaziyette birden çok ağaç olduğu, dava konusu taşınmazın %50-60 eğimli olduğu, taşınmaz içerisinde su biriktirmek amaçlı havuz şeklinde bir yapı olduğu, dava konusu taşınmazın alt tarafında dere geçtiği, etrafında köye ait evlerin olduğu, yapılaşmanın mevcut olduğu görüldü.buradan hareketle yaya olarak dava konusu taşınmazlardan Hacı Mehmet Köyü 157 ada 1 parsel sayılı taşınmaza gelindi.mahkememizce YAPILAN GÖZLEMDE: Dava konusu taşınmazın dere yatağına sıfır vaziyette olduğu, mevcut halinde yol çalışmaları nedeniyle alanın tamamının üzerinin toprak yığını ile doldurulmuş olduğu, bu sebeple alanın kotunun yol hizasına kadar yükseldiği, mevcut halinde üzerinde herhangi bir ağaç bulunmadığı görüldü, bizzat gözlemlendi.mahalli bilirkişiler Salih DERİNCE ve İsmet DERİNCE yukarıdaki kimlikleri ve yeminleri tahtında huzura alındı, soruldu.mahalli BİLİRKİŞİLER SALİH DERİNCE VE İSMET DERİNCE ORTAK UYUMLU BEYANLARINDA: Mahkeme heyeti ile beraber gezmiş olduğumuz dava konusu taşınmazlardan Hacı Mehmet Köyü 116 ada 3 parsel sayılı taşınmaz burasıdır, karayolları yol çalışması yapmadan önce yolun diğer tarafındaki su kaynağından borularla çeşmeye su gelmekte idi, çeşmeye gelen su taşınmaz içindeki su havuzuna doldurularak dava konusu taşınmaz sulanıyordu, ancak yol çalışması nedeniyle su kaynağı ile çeşme arasındaki bağlantı kesildi, bu sebeple de dava konusu taşınmaz susuz kalarak kurudu, dava konusu taşınmazın dönüm olarak değeri TL etmektedir, yine dava konusu taşınmazlardan Hacı Mehmet Köyü 157 ada 1 parsel sayılı taşınmaz burasıdır, bu taşınmazın yol çalışmasından önce burada incir, nar, ceviz gibi türlü ağaçlar vardı, ancak yol çalışması sırasında burada toprak yığıldı, şuan burada hiçbir faaliyet yapılmamaktadır, dava konusu taşınmazın dönüm olarak değeri TL etmektedir dediler, beyanları okundu, imzaları alındı. denilmiş; Fenni Bilirkişi Kadastro Teknisyeninin günlü raporunda, Bitlis İli Hizan İlçesi Hacımehmet Köyünde Karayolları tarafından yapılan yol çalışmaları nedeniyle su boru hattının kırılarak tahrip olmasından dolayıp 116 ada 3 nolu parselin kuzeyinde bulunan çeşmeye gelen suyun kesildiği anlaşılmıştır. Karayolları tarafından kırılarak tahrip edildiği iddia edilen yerin dava konusu parsele uzaklığının yaklaşık 180 metre olduğu anlaşılmıştır.bitlis İli Hizan İlçesi Hacımehmet Köyünde bulunan 240

241 157 ada 1 numaralı parsel mahkeme heyetine gösterildi. Parselin tamamı üzerine harfiyat dökülü olduğu görüldü. denilmiş; Zirai Bilirkişisi Ziraat Mühendisinin günlü raporunda, 116 Ada 3 Nolu Parsel İçin; Söz konusu taşınmazın Bahçe vasfında 634,80 m lik alana sahip olduğu anlaşıldı. Arazi kumlu-taşlı toprak yapısında derece eğime sahip olduğu görülmüştür. Üzerindeki arklardan da anlaşılacağı üzere arazi; sulanabilir, drenaj problemi olmayan birinci sınıf tarım arazisidir. Taşınmaz üzerinde aşağıda cinsi yaşı adedi yazılı ağaçların; 9 adet yaşında Dut Ağacı, 18 adet 4-7 yaşında Nar Ağacı, 4 adet yaşında Nar Ağacı, 16 adet yaşında Asma (üzüm) Ağacı, 3 adet 8-10 yaşında İncir Ağacı olduğu gözlemlenmiştir. Taşınmaza su sağlayan sulama havuzuna (Yaklaşık 5 m) suyun gelmediği, sulama havuzunun boş olduğu ve taşınmaza su sağlanamadığı görülmüştür. Sulamanın yetersiz olması nedeniyle bahçedeki bazı meyve ağaçlarının kurumaya başladığı, bazılarının ise kuruduğu gözlemlenmiştir. İddia edilen sulama havuzuna su taşıyan sulama borularının yol yapım çalışmaları nedeniyle kırıldığı, tıkandığı ve dolayısıyla havuza su taşıyamaz hale geldiği belirtilmiştir. Ancak keşif sırasında sulama havuzuna su taşıyan sulama borularının yerlerinin tespit edilmesinin mümkün olmaması, hangi nedenlerle boruların kırıldığı ve su taşıyamaz hale geldiği belirlenememiştir. Dolayısıyla yol yapım çalışmalarıyla mı, yoksa başka sebeplerle mi sulama borularının kırıldığı tespit edilememiştir. İlgili taşınmaz üzerindeki zarar gören ağaçların değer tespiti aşağıdaki şekilde hesaplanmıştır denilmiş; İnşaat Bilirkişisi İnşaat Mühendisinin günlü raporunda, Yapılan gözlem ve değerlendirmeler sonucunda, köy yerleşim bölgesine yakın alanlarda Van Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından ilgili yüklenici firmaya yaptırılan yol çalışması esnasında; 116/3 taşınmazın sulama ihtiyacını karşılayan kapalı sulama kanalı zarar görerek işlevini yitirmiştir. Ve dolayısıyla bahçe niteliğindeki taşınmaz işlevini yitirmiştir. Taşınmazın içinde yaklaşık 5 m2 edatında betondan inşa edilmiş bir sulama göledi ve su kaynağından taşınmaza metre mesafeden 50/63 PVC borularla kapalı kanalla yol çalışmasından önce su çekildiği tespit edilmiştir. Günümüz itibari ile aynı nitelikteki bir kanalın ve göledin yapımı tahmini 5000TL'ye mal edileceği kanaatindeyim. Ve taşınmazın üzerinde belirtilen sulama göledi ile işlevini yitirmiş sulama kanalı dışında herhangi bir yapı ve yapı kalıntılarına rastlanmadığı tespit edilmiştir. denilmiştir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projenin hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak davalar ile idarenin aynı plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu, idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden; her ne kadar Van 2.İdare Mahkemesi kararında, yol yapımı sırasında mülkiyeti davacıya ait ve idarenin proje kapsamında kamulaştırdığı alanın dışında kalan taşınmaza hafriyat dolduran ve yol yapımında kullanılmak üzere taşınmazdan toprak alan kamu idaresinin fiili nedeniyle meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılacağı ve özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. denilmekte ise de, yukarıda sözüedilen keşif ve bilirkişi raporları dikkate alındığında dava konusu 116 ada, 3 parsel sayılı taşınmaza fiilen el atılmadığı ancak, karayollarının yapım ve bakımıyla görevli, yetkili ve sorumlu olan Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yolun yapımı sırasında sulama kanallarına verilen zarar nedeniyle, evvelce bahçe niteliğini haiz taşınmazın bu vasfını kaybetmesi ve geçici olarak hafriyat toprağının dökülmesi ve sulama imkanının ortadan kalkması nedeniyle bir kısım ağaçların kuruması sonucu oluştuğu anlaşılan maddi zararın tazmini istemiyle davanın açıldığı sonucuna varılmaktadır. Anayasanın 125 inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, bununla birlikte idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusurunun hizmetin kötü işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleştiği ve bunun idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açtığında kuşku bulunmamaktadır. Öte yandan, kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2. maddesinde idari dava türleri arasında sayılan idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. 241

242 Belirtilen durum karşısında, davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden, Van 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Van 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 24-ESAS NO : 2015/202 KARAR NO : 2015/218 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiş ve hatta dava konusu edilmiş olsa dahi, aynı Kanun un 112. Maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : O.A. : Erzurum Valiliği Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Erzurum Valiliği Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü araç kullandığı ve sürücü belgesini yanında bulundurmadığından bahisle, davacı adına, gün ve GF seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca toplam olarak 804 TL idari para cezası verilmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ERZURUM 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/162 sayı ile; davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği belirtilerek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez, davacı aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1285 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. 242

243 İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu ve idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almıştır. Adres değişikliklerinin bildirilmesi ve sürücü belgelerinin taşınması zorunluluğu başlığı altında düzenlenen 44. maddesinde ise, Sürücü belgesi sahipleri: a) İkamet adresi değişikliklerini belgeyi veren kuruluşa otuz gün içinde bildirmek, b) Araç kullanırken sürücü belgelerini yanlarını bulundurmak ve yetkililerin her isteyişinde göstermek, Zorundadırlar denilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye 243

244 işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak 244

245 mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, adli yargı yerince idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği bu nedenle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu ileri sürülmüş ise de, dava dilekçesinin incelenmesinden, davacının sadece idari para cezasına karşı dava açmış olduğu ancak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, aksi takdirde dahi, oluşacak olan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılan davanın da adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Erzurum 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Erzurum 2.Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/162 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 25-ESAS NO : 2015/203 KARAR NO : 2015/219 KARAR TR : * * * 245

246 (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Ç.Y. : Av. R.F.G. : Kütahya Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Kütahya Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce, ikinci kez alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HG seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. KÜTAHYA SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/168 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1277 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi 246

247 geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, 247

248 uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı 248

249 tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Kütahya Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Kütahya Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/168 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 26-ESAS NO : 2015/204 KARAR NO : 2015/220 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı Belediyenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasında kullanılan elektrik tüketimine ilişkin faturaların ödenmediğinden bahisle, ödenmeyen fatura bedellerinin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. : Av. B.A. & Av. M.A.K. & Av. N.K. : Çırpı Belediye Başkanlığı O L A Y : Davacı vekili, müvekkili Şirketin davalı Belediyenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılması hizmetini, 1 Nisan 2003 tarihine kadar, 09 Kasım 1995 tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği, bu tarihten sonra ise EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre yürüttüğünü; Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği nin, Abone Grupları ve Tarifeler ana başlıklı, Abone Grupları başlıklı 5.maddesi "G" bendinin, 249

250 Aydınlatma başlığı altında, a-ibadethane aydınlatması, b-genel aydınlatma, c-karayolları aydınlatması bölümlerine ayrılmış olduğunu; Yönetmeliğin 5/G-b maddesinde İI, ilçe, belde ve köylerdeki, cadde, sokak, ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerlerin aydınlatılmasıdır. Bu aydınlatmalarla ilgili elektrik enerjisine Ücretsiz ve Tarife Altı Yönetmeliği hükümleri uygulanır. Genel aydınlatma projesi dışında yapılmış olan özel ve dekoratif amaçlı aydınlatmalar bu kapsama girmez. hükmünü taşıdığını, bahse konu Yönetmelik hükmü gereğince Davalı ve aynı statüdeki diğer abonelere reel ölçüm yapılmaksızın, satın alınan enerjinin %3'ü karşılığının alınmış ve her yıl düzenlenen bilançolara yansıtılmış olduğunu; Uygulama bu şekliyle devam ederken tarihinde yürürlüğe giren 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun un 1.maddesi ile, " kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerine işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma ücretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz.'' hükmünün vazedildiğini; bu düzenlemeden sonra ise Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 13. maddesi uyarınca alınan 112 sayı ve tarihli Enerji Piyasası Düzenleme Kurul kararıyla, Genel Aydınlatma tarife grupları içine alınarak ücretlendirmeye tabi tutulduğunu, böylelikle Davalıya ücretsiz ve tarife altı hükümlerin uygulanmasına son verildiğini; Daha sonra ise tarih sayılı Resmi Gazetede Bakanlar Kurulunca alınan Elektrik Abonesi Bazı Kişi ve Kuruluşların tarihli 4736 sayılı Kanunun 1.maddesinin 1.fıkrası hükmünden Muaf Tutulması ve Uygulama Esaslarının Düzenlenmesine İlişkin Ekli Karar'ın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ın yayımlandığını, söz konusu kararın İndirimli tarifeden yararlanacak kişi ve kurumlar başlıklı 2. maddesinin f bendinde ibadethaneler ve genel aydınlatma yerlerinin (il, ilçe, belde ve köylerdeki cadde ve sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerler) indirimli tarifeden faydalanacak birimler olarak karar altına alınmış bulunduğu; aynı Kararın 3. maddesinin f bendinde ise 2002 yılı içerisinde bu kararın 2. maddesinin (f) bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderleri belediye sınırları içerisinde ilgili belediye, belediye sınırları dışında ilgili il özel idare bütçesinden, ibadethanelerin elektrik enerjisi ise Diyanet İşleri Başkanlığının takip eden yıl bütçesine konacak ödenekten karşılanır."hükmünün yer aldığını, bu Bakanlar Kurulu Kararının idari davaya konu edildiğini, konu hakkında Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca karar verildiğini; bunun üzerine Müvekkilinin, davalı Belediyenin sorumluluk sahasında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasını gerçekleştirdiği tesislere ölçü sistemi kurduğunu ve bu ölçü sisteminden geçen enerjiyi davalı Belediyeye anılan mevzuat hükümleri gereği fatura ettiğini; davalıya tebliğ edilen 11 adet fatura karşılığı olan tarihi itibari ile gecikme cezası ve KDV dahil toplam ,49 TL'ye tekabül eden bedeli ödemekten davalı idarenin kaçındığını, davalının faturaları abone sözleşmesinin olmaması ve genel aydınlatma işleminin kamuya yönelik olması gerekçesiyle iade ettiğini, müvekkilinin yaptığı işlemin Bakanlar Kurulu kararına ve diğer mevzuata dayandığını, müvekkilinin davalıyı sözleşme yapmaya davet etmesine rağmen davalının yanaşmadığını iddia ederek, izah edilen sebeplerle davanın kabulü ile, ,49 TL nin tarihinden itibaren işleyecek Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı %25 oranındaki reeskont faizi ve faizin KDV si ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesi: gün E:2008/327, K:2008/291 sayı ile özetle; Davaya konu elektrik bedeli 4736 sayılı kanuna dayanılarak çıkarılan 4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayanılarak talep edilmiştir. Davalı tarafın sorumluluğun kaynağının anılan Bakanlar Kurulu kararı olduğunun anlaşılması karşısında taraflar arasındaki uyuşmazlığın 2577 Sayılı İdari Yargılama usulü kanunun 2. maddesi hükmünce idari yargının görev alanına girdiği ve iş bu davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği kanaatine varılmıştır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4.Hukuk Dairesi gün ve E:2009/7664, K:2009/9436 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş, davacı vekilinin karar düzeltme istemine karşı Yargıtay 4.Hukuk Dairesi gün ve E:2009/12237, K:2009/13185 sayılı ilamı ile özetle HMUK nun 440/III-3. maddesi uyarınca Yargıtay ın görevsizlik ve yetkisizliğe ilişkin kararları hakkında karar düzeltme istenemez. Bu açıdan dilekçesinin reddine demek suretiyle karar vermiş ve bu şekliyle kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle, idari yargı yerinde dava açmıştır. İzmir 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2010/15, K:2010/18 sayılı kararı ile özetle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, idari izlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan iptal davaları, (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmış olup; aynı Kanunun 250

251 14.maddesinin 3/d bendinde, dava dilekçelerinin ortada idari davaya konu olacak kesin ve yürütmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği kurala bağlanmıştır. Bu hükümlerinden de anlaşılacağı üzere ilgililerin idari dava açabilmeleri için öncelikle ortada idari davaya konu olabilecek idari makamlarca tesis olunmuş bir işlem olması ve böyle bir işlemin kesin ve yürütülebilir nitelikte bulunması veya idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel bir zararın bulunması gerekir. İdari yargı yerinde, ancak idare tarafından tesis olunan idari işlemin iptali istemiyle açılan bir iptal davasının veya idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel bir zararın tazmini amacıyla açılan bir tam yargı davasının incelenmesi olanağı bulunmaktadır. Yoksa, idare tarafından işlem tesisi niteliğinde bir yargı kararı verilmesi istemiyle açılacak bir dava, idari dava türleri arasında bulunmamaktadır. Dava konusu olayda ise, re'sen icra yetkisi bulunan davacı şirket tarafından, cadde ve sokak aydınlatılması hizmeti karşılığında tahakkuk eden ,49 TL tutarındaki alacağın KDV'si ve yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istenilmekte ise de, tahsili istenilen bu tutara ilişkin tesis edilmiş bir idari işlemin olmadığı ve iptal davasına konu olamayacağı, ayrıca bu talebin idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel bir zararın tazmini amacıyla açılan tam yargı davasına da konu olamayacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda, re'sen icra yetkisi bulunan davacı idarenin, davalı adına cadde ve sokak aydınlatılması hizmeti karşılığında tahakkuk eden alacağın tahsili yoluna gitmesi ve gerekirse davalı tarafından bu işlemin iptali istemiyle dava açılması olanaklı iken, davacı idare tarafından, bu alacağın tahsili istemiyle açılan davanın incelenmesi olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-b maddesi uyarınca davanın incelenmeksizin reddine, şeklinde karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 10. Dairesi gün ve E:2010/5204, K:2014/3422 sayılı ilamı ile; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari dava türleri sayılmış olup; 2576 sayılı Kanunun 5. maddesinde ise; İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla, ilk derecede Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki a)iptal davalarını, b)tam yargı davalarını, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, d)diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği ifade edilmiştir. Olayda, davacı idare tarafından, genel aydınlatma yerleri elektrik tüketim bedellerine ilişkin faturaların, genel aydınlatma yerleri abonesi olarak davalı idarece ödenmemesi nedeniyle, anılan döneme ilişkin faturaların toplam tutarı olan davacı kurum alacağının tazmini istemiyle açılan dava; yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca idare mahkemelerinin görevlerine giren iptal ve tam yargı davaları ile maddede sayılan diğer dava türleri arasında olmadığından, genel hükümler uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi gerekmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olması nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen temyize konu mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. şeklindeki gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. İzmir 2.İdare Mahkemesi: Danıştay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/1773 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı Çırpı Belediyesinin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasında 251

252 kullanılan elektrik tüketimine ilişkin faturaların ödenmediğinden bahisle, ödenmeyen fatura bedellerinin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2.maddesinde 1. (Değişik: 10/6/ /1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/ /5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/ /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. 3. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır denilmiştir. İdari dava türlerinden biri olan tam yargı davası, idari nitelikteki işlem ve eylemlerden kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan ve idarenin Kamu Hukuku kurallarına ilişkin sorumluğunu gündeme getirerek, doğan zararın tazminine veya hakkın geri verilmesine mahkûm edilmesi isteklerini konu edinen davalardır. Dosyaların incelenmesinden; belediye ve mücavir alan sınırları içindeki cadde, sokak ve kamuya ait ücretsiz girilen halka açık yerlerin aydınlatılması hizmetinin, tarih, 4736 Sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun un yürürlüğe girdiği tarihe kadar davacı tarafından ölçüm yapılmaksızın karşılandığı, 4736 Sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca bu uygulamaya son verildiği, anılan Yasa ve 233 sayılı KHK nin 35.maddesine dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu'nun tarihli 4100 Sayılı Kararının 2.maddesinin (f) bendi ile il, ilçe, belde ve köylerdeki genel aydınlatma yerlerinin indirimli tarifeden yararlanacak birimler kapsamına alındığı, aynı Kararın 3. maddesinin (f) bendinde, 2002 yılı içerisinde bu kararın 2. maddesinin f bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderlerinin belediye sınırları içerisinde ilgili belediye bütçesinden karşılanacağının belirtildiği; (Bakanlar Kurulu Kararının, belediyelere ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davanın Danıştay10.Dairesinin -8.Daire ile yapılan müşterek Kurulunun gün ve E:2002/4286, K:2005/3965 sayılı kararıyla reddedildiği, kararın İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından onandığı, karar düzeltme isteminin reddedildiği ve kesinleştiği), bunun üzerine davacının, 2006/3, 4, 6 dönemlere ilişkin sokak aydınlatmaları nedeniyle harcanan elektrik bedeli olarak düzenlediği 74 adet faturayı davalıya gönderdiği, davalının bu faturaları ödemeyip iade etmesi üzerine, davacı şirket tarafından faturalar konusu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle bu davanın açıldığı; buna karşılık davalı idare tarafından, su ve elektrik hizmetlerinin satışının kamu hizmeti niteliği taşımasına rağmen, özel hukuk kurallarına göre yürütülen taraflar arasında imzalanan abonelik sözleşmesine dayandığı, ödenmeyen elektrik bedelinin tahsili konusunda hizmeti veren kuruluşa 6183 Sayılı Yasada olduğu gibi kamusal yetki ve ayrıcalık tanınmadığı, tahsilat işleminin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, davacıdan genel sokak aydınlatması ve sokak aydınlatma direklerine enerji verilmesi yönünde taleplerinin olmadığı, taraflar arasında abonelik sözleşmesi bulunmadığı, davacının sokak aydınlatması hizmetini kendilerinin bilgisi ve izni dışında kamu hizmeti olarak kendi isteği doğrultusunda verdiği ifade edilerek davanın reddinin gerektiği savunulmuştur. Davacı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. ile Davalı Belediyeden genel aydınlatma bedelinin tahsili yolunda tesis ettiği işlem, abonman sözleşmesine göre değil, 4736 sayılı Yasaya dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 2002/4100 sayılı kararı dayanak alınarak tesis edilmiş ancak davalı Belediye tarafından, davacı şirketçe düzenlenen elektrik faturaları dava konusu edilmemiştir. Bu halde Belediyenin, davacının talebini yerine getirmemesi şeklindeki olumsuz tutumunun, hakkında düzenlenen elektrik faturalarını ortadan kaldırmadığı açıktır. Dolayısıyla davalı Belediyenin, olayda tam yargı davası açılmasına neden olabilecek bir idari işlemi veya idari eylemi bulunmamaktadır. Öte yandan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasanın 1. maddesinde, bu Yasa kapsamında tahsil edilecek alacaklar sayılmak suretiyle belirlendiğinden, bu koşulları taşımayan alacakların takip ve tahsilinde, bu Yasa hükümlerinin uygulanması olanaklı değildir. 252

253 Bu durumda, dava konusu edilen alacağın idari bir dava niteliğinde olmadığı, özel hukuk hükümlerine göre çözümlenmesi gereken bir alacak davası niteliğinde olduğundan davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, İzmir 2.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 2.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2008/327, K:2008/291 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 27-ESAS NO : 2015/205 KARAR NO : 2015/221 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Maddi hasarlı trafik kazası sonucu düzenlenen trafik kazası tespit tutanağının iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1- Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü (Adli Yargıda İtiraz eden) 2- Sağlık Bakanlığı (İdari Yargıda Davacı) Vekilleri : Av. H.A. Davalı : 1- Hasımsız (Adli Yargıda) 2- Erzurum Valiliği Erzurum Trafik Tescil ve Denetleme Şb. Md.lüğü (İdari Yargıda) O L A Y : İtiraz eden/davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü adına tescilli 25. plakalı ambulans içinde acil tıbbi müdahale gerektiren hasta var iken ve tepe lambaları ile uyarı ışık ve sirenleri açık halde seyir halindeyken, geçiş üstünlüğünü ihlal eden 25 plakalı araç ile çarpışmıştır. Olayın meydana geldiği yerde, trafik lambaları olay anında çalışır halde değildir. Somut olaya ilişkin olarak düzenlenen trafik kazası tespit tutanağı ekinde yer alan Kaza Özeti başlıklı raporda, ambulansımızın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 71-a maddesini ihlal ettiği iddia edilmiştir. Bilindiği üzere, Karayolları Trafik Kanunu nun 71.maddesinin a fıkrası Geçiş üstünlüğüne sahip araçlar öncelik sırasıyla şunlardır: a) Cankurtaran araçları, yaralı veya acil hasta taşıyan araçlar... ifadesine haizdir. Aynı Kanun da geçiş üstünlüğü, görev sırasında, belirli araç sürücülerinin trafik kısıtlama veya yasaklarına bağlı olmamaları biçiminde tanımlanmaktadır. Keza Mezkur Kanun a dayalı olarak çıkarılan Karayolları Trafik Yönetmeliği nin Geçiş Üstünlüğü Bulunan Araçların İşaretini Alan Araç Sürücülerinin Uyacağı Kurallar başlıklı 142.maddesinde Geçiş üstünlüğü bulunan bir aracın duyulur veya görülür bir işaretini alan ve araç sürücüleri bu araçların kolayca ilerlemelerini sağlamak için taşıt yolu üzerinde yer açmak, gerekiyorsa durmak ve bu araçlar tarafından tamamen geçilinceye kadar beklemek mecburiyetindedirler. Bir kavşakta iken böyle bir işaret alan araç sürücüleri derhal kavşağı boşaltmak ve gerekiyorsa emniyetli bir mesafe uzaklaştıktan sonra geçişi engellemeyecek şekilde durmak ve geçiş üstünlüğüne haiz araçlar tamamen geçinceye kadar beklemek mecburiyetindedirler. denmektedir. Somut olayda 25 LS 122 plakalı ambulansımızın içinde acil tıbbi müdahale gerektiren bir hasta ve yakını bulunmak suretiyle, trafik kurallarına uygun biçimde seyir halinde iken, 25 AH 178 plakalı araç sürücüsünün tedbirsiz ve dikkatsiz bir biçimde söz konusu kazanın oluşumuna tek başına ve tümüyle kusurlu olarak neden olduğu açıktır. Hal böyleyken kaza sonrası hazırlanan trafik kaza tespit tutanağı ekinde yer alan Kaza Özeti başlıklı raporda, ambulansımız şoförüne kusur izafe edilmesi anlaşılır değildir. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatları, gerek mevzuat gerekse Emniyet Genel Müdürlüğü nün süregelen uygulamalarında geçiş üstünlüğüne sahip araçların hangi koşullarda geçiş üstünlüğüne sahip olduğu 253

254 hangilerinde olmadığı açıkça ortadayken, dava konusu tutanak ve ekinde yer alan rapor ile kusur izafe edilmek, açıkça hukuka aykırı olmakla birlikte kabul edilemez niteliktedir. Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle; itirazımızın kabulü ile yasalara aykırı olarak düzenlenen trafik kaza tespit tutanağı ve ekinin iptaline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini saygılarımla arz ve talep ederim. demek suretiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Erzurum 2.Sulh Ceza Hakimliği: gün ve D.İş: 2014/144 sayı ile; İtiraz eden vekili itiraz dilekçesinde kısaca; meydana gelen trafik kazasında görevli personellerce tanzim olunan trafik kazası tespit tutanağının düzeltilmesinin talep edildiği, Dosyanın incelenmesinde; söz konusu trafik kazasında itiraz edene herhangi bir idari para cezası düzenlenmediği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27.maddesinde İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Şeklinde düzenleme dikkate alınarak itiraz eden vekilinin trafik kazası tespit tutanağının düzeltilmesine ilişkin talebin Hakimliğimiz görev yetkisinde bulunmadığı, söz konusu taleplerin idari yargı tarafından inceleme konusu yapılması gerektiği, dolayısı ile görev yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz üzerine Erzurum 1.Sulh Ceza Hakimliği gün ve D.İş:2014/567 sayı ile özetle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kurulup ve İşleyişi Hakkında Kanunun "Kararlar arasındaki çelişmelerin giderilmesi" başlıklı 30. maddesi "Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümlerinin kararları arasındaki çelişmeler. Genel Kurulca verilecek ilke kararları ile giderilir.... Görev konusundaki ilke kararları; Uyuşmazlık Mahkemesini ve bütün yargı mercilerini, hüküm uyuşmazlıkları dolayısıyla verilecek esasa ilişkin ilke kararları ise yalnız Uyuşmazlık Mahkemesini bağlar." hükmünü taşımaktadır. Bu hükme göre, Uyuşmazlık Mahkemesinin kendisi dahil tüm yargı mercilerini bağlayıcı nitelikteki kararlan, sadece, bölümler arasındaki çelişmelerle ilgili olarak Genel Kurul'un vereceği görev konusuna ilişkin ilke kararlarıdır. Bunun dışındaki kararlar, sözü edilen türden bir bağlayıcılık taşımamaktadır. Özel Kanunlarla çözümü, Sulh Ceza Mahkemelerine bırakılmış, idari yaptırım veya tedbir niteliği de bulunmayan bu belgenin adli veya idari yargı yerlerinde çözümlenecek uyuşmazlıkların görülmesi sırasında, o mahkemelerce değerlendirilecek bir tutanak olduğundan, maddi hasarlı kaza tespit tutanağına yönelik davanın iptali isteminin, bu açıdan da Sulh Ceza Hakimliği'nde görülmesi olanağı bulunmamaktadır. Maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağı, ileride görülecek uyuşmazlıklarda, bir idari işleme veya adli yargının görev alanına giren konularda bir mahkeme kararma konu edildiği taktirde, ilgililerce idari işlem veya adli merciilerce verilen kararın kanun yolu incelemesinde, itirazların ileri sürebileceği belge olduğundan ve maddi hasarlı trafik kazasının iptali ve kusur oranının yeniden belirlenmesi talebinin Sulh Ceza Hakimliği'nin görevleri arasında bulunmadığından Erzurum II Sağlık Müdürlüğü vekili Av. Hamza Atan'ın Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 18/09/2014 tarih ve 2014/144 D. İş sayılı kararma yapmış olduğu itirazın reddine karar verilmiştir. demek suretiyle Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü vekilinin itirazının reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı Sağlık Bakanlığı, Erzurum Valiliği Erzurum Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü nü davalı olarak göstermek suretiyle aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Erzurum 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1232 sayı ile özetle; maddi hasarlı kaza tespit tutanağı, kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek bir belge olup, idari işlem niteliği de bulunmayan bu belgenin, adli yargı yerlerinde çözümlenecek uyuşmazlıkların görümü sırasında o mahkemelerce değerlendirilecek olduğundan, maddi hasarlı kaza tespit tutanağına yönelik davanın idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmamaktadır. Bu durumda, davacı vekili tarafından; maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanağına itirazen açılan ve idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmayan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğunu belirterek 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve olumsuz görev uyuşmazlığı hakkında bir karar verilinceye kadar dava dosyasının incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 254

255 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olup, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanağının iptali istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun Trafik kazalarına el koyma ve bilirkişilik başlığını taşıyan 83. maddesinde, Trafik kazalarına; a) Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca, b) Kazanın oluş nedenlerini, iz ve delillerini belirleyerek trafik kaza tespit tutanağı düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca el konulur. Trafik zabıtasının görevli olmadığı veya bulunmadığı karayollarında meydana gelen kazalarda trafik kaza tespit tutanağı mahalli genel zabıtaca düzenlenir ve bir örneği o yerin trafik zabıtasına gönderilir. Karayollarında meydana gelen ve yalnız maddi hasarla sonuçlanan trafik kazalarında tarafların anlaşması halinde ve fiil başka bir suç oluşturmuyorsa adli kovuşturma yapılmaz ve Türk Ceza Kanununun 565 inci maddesi hükmü uygulanmaz. Trafik kazalarında yolun trafiğe kapandığı hallerde; trafik zabıtası veya genel zabıta; iz ve delilleri kaybolmayacak şekilde işaretledikten ve gerekli işlemleri yaptıktan sonra, karayolunu trafiğe açmaya yetkilidir. Karayolunun trafiğe kapanmasına ölümlü ve hayati tehlike yaratan yaralanmalı kazalar neden olmuş ve bu kaza can, mal ve trafik güvenliğini etkiliyor ve başka bir yoldan geçiş verilemiyorsa Cumhuriyet savcısının gecikeceğinin anlaşılması halinde, gerekli işaretlemeler yapılıp araç ve ölüler kenara alınarak durum bir tutanakla tespit edildikten sonra yol trafiğe açılır. Trafik zabıtası, usul kanunlarına göre görevlendirilirse, trafik kazalarında bilirkişilik yapar. Trafik kazaları, kaza tahkik memurluğu, bilirkişilik ve bunlarda aranacak şartlar ile diğer esaslar yönetmelikte gösterilir. hükmü; Görevli ve Yetkili Mahkeme başlıklı 110.maddesinde, (Değişik: 11/1/ /14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir. hükmü; Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki başlıklı 112.maddesinde, (Değişik: 12/7/ /20 md.) Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği hâller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez. 255

256 Askeri araçları süren kişiler ile asker kişilerin bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili davalarına da bu mahkemelerde bakılır. Askeri görev ve hizmetlerin yürütülmesi sırasında askeri araç sürücülerinin asker kişilere karşı işledikleri trafik kazalarıyla ilgili suçlarda 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu hükümleri saklıdır. Hükmü, yine aynı Yasanın Suç ve ceza tutanakları başlıklı 114.maddesinde (Değişik: 18/1/1985-KHK 245/13 md.; Değiştirilerek kabul: 28/3/ /13 md.) (Değişik birinci fıkra : 3/5/ /3 md.) Bu Kanunda yazılı trafik suçlarını işleyenler hakkında yetki sınırları içinde Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı personeli ile Ulaştırma Bakanlığının ve Karayolları Genel Müdürlüğünün ilgili birimlerinin il ve ilçe kuruluşlarında görevli ve yetkili kılınmış personelince tutanak düzenlenir. Birkaç trafik suçunun bir arada işlenmesi halinde her suç için ayrı ceza uygulanır. (Değişik fıkra: 3/11/ /48 md.) Yargı yetkisine giren suçlarla ilgili tutanağın bir sureti ilgili mahkemeye 7 iş günü içinde gönderilir. (Mülga dördüncü fıkra: 12/7/ /24 md.) (Mülga beşinci fıkra: 12/7/ /24 md.) (Mülga altıncı fıkra: 12/7/ /24 md.) (Mülga yedi ve sekizinci fıkralar: 3/11/ /48 md.) Bu maddenin uygulanmasına ait usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. (Ek fıkra: 3/7/ /32 md.) Trafik para cezaları kredi kartı ile de ödenebilir. Kredi kartı ile yapılan tahsilatın saymanlık hesaplarına aktarılma süresi ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir. hükmü yer almıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu na dayanılarak çıkarılmış bulunan Karayolları Trafik Yönetmeliği nin, Trafik Kazalarına EI Konulması başlıklı 154. maddesinde, Trafik kazalarına el konulmasında aşağıda gösterilen esas ve usuller uygulanır. a) Trafik kazalarına; 1) Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca, 2) Kaza nedenlerini, iz ve delillerini belirleyecek Kaza Tespit Tutanağı düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca (polis veya jandarma), el konulur. Trafik zabıtasının görev alanı dışında kalan yerler ile el koyamadığı durumlarda, trafik kaza tespit tutanağı, örneğine uygun olarak mahalli zabıta tarafından düzenlenir ve bir örneği o yerin trafik zabıtasına gönderilir.( ) denilmiş; aynı Yönetmeliğin, Trafik Kazalarına ilişkin işlemler başlıklı 156. maddesinde de, (Değişik:RG-21/3/ ) Trafik kazaları ile ilgili olarak yapılacak işlemlerde aşağıdaki usul ve esaslar uygulanır. a) Trafik kazası tespit tutanağının düzenlenmesi 1) Örneğine uygun olarak; kaza yerinin durumu, iz ve deliller, kazaya karışan sürücüler, varsa ölü veya yaralılar, hasar veya zarar, gün ve saat ile gerekli görülen diğer hususlar belirtilmek üzere düzenlenir ve olay yerinin durumu bir krokide gösterilir. Tutanağa kazazedelerin olay yerindeki ölüm veya yaralanma durumu işlenir. Trafik Kazası Tespit Tutanağı; soruşturma evrakına eklenmek, dosyasında saklanmak ve sayısına göre taraflara verilmek üzere yeter sayıda düzenlenir. Trafik kazası tespit tutanağının düzenlenmesi ile tutanakta yer alan bilgilerin bir veri tabanında toplanmasına ve bu bilgilerin ilgili taraflarla paylaşımına ilişkin usul ve esaslar Emniyet Genel Müdürlüğünce belirlenir. 2) Trafik kazası tespit tutanağı düzenlemeye 154 üncü maddenin (a) bendi gereğince trafik zabıtası ve genel zabıtanın görevli personeli yetkilidir. Tutanaklar en az iki görevli tarafından düzenlenir. Hafif yaralanmalı veya hasarlı kazalarda tek görevli tarafından rapor şeklinde de düzenlenebilir. Ancak, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait araçların karıştığı trafik kazalarında bir askeri temsilcinin bulundurulması mecburidir. 3) Tutanak düzenleyenler, tutanakta taraflar için kusur oranı belirtmeksizin sadece kazanın oluşumunda kimin hangi trafik kuralını ihlal ettiğini belirtirler. 4) Karayolu üzerinde ölüm veya yaralanma ile sonuçlanıp, olay yerindeki iz ve delillerin tespit ve değerlendirilmesi sonucunda trafik kazası olduğu anlaşılan durumlarda; kazaya karışan taraf veya unsurlardan birinin, birkaçının ya da tamamının olay yerinden ayrılmış olması halinde de trafik kazası tespit tutanağı düzenlenir. 5) Önceden meydana gelmiş veya olay yerinden kaldırılmış araçların karıştığı ve yalnız maddi hasarla sonuçlanan kazalar için trafik zabıtası ve genel kollukça hasar tespitine dair kazaya karışanlara verilmek üzere tutanak veya rapor düzenlenmez. Bu durumlarda hasar tespitleri ilgililerin sigortalarına veya yetkili mahkemelere başvurmaları suretiyle yapılır. 256

257 Ancak; Can, mal ve trafik güvenliğini etkileyen veya yolun trafiğe kapandığı maddi hasarlı trafik kazalarında, kazaya karışanların kazanın oluşuna göre iz ve delilleri işaretleyerek, mümkün olduğu takdirde olay yerinin fotoğraflarını çekerek araçlarını en yakın ve uygun yerlere çekmeleri, Karayolu üzerinde birden fazla sayıda aracın karıştığı sadece maddi hasarla sonuçlanan ve tarafların bu Yönetmelik çerçevesinde Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı düzenlemediği trafik kazalarında; taraflara ait araçlardan en az birinin olay yerinde bulunması ve olay yerindeki iz ve delillerden kazanın oluşumu ile o yerde meydana geldiğine kanaat getirilmesi, hallerinde görevlilerce trafik kazası tespit tutanağı düzenlenir. b) Kaza istatistikleri Kazaların nedenlerini tespit etmek ve alınacak tedbirlerin belirlenmesinde kullanılmak üzere, trafik kazası tespit tutanaklarındaki bilgilerden yararlanılarak, kazaya el koyan birimlerce örneğine uygun istatistik formu düzenlenir. Düzenlenen istatistik formları, her ilde şehiriçi trafik denetleme şube müdürlüklerinde toplanarak, il genelinde değerlendirmesi yapıldıktan sonra Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilir. Hükmüne yer verilmiştir. Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre, maddi hasarlı kaza tespit tutanağı, kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek bir belge olup, idari işlem niteliği de bulunmayan bu belgenin, adli yargı yerlerinde çözümlenecek uyuşmazlıkların görümü sırasında o mahkemelerce değerlendirilecek olduğundan, maddi hasarlı kaza tespit tutanağına yönelik davanın idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmamaktadır. Bu durumda, davacı tarafından; yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanağına itirazen açılan ve idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmayan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Erzurum 2.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Erzurum 2.Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Erzurum 2.Sulh Ceza Mahkemesince verilen gün ve D.İş:2014/144 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 28-ESAS NO : 2015/206 KARAR NO : 2015/222 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : C.D. Vekili : Av. A.B. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. M.K. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. de çalışmakta iken özelleştirilmesi nedeniyle 406 sayılı Kanun un ek 29. maddesi gereğince önce İş Yasası kapsamında iş akdi imzalandığını, sonrasında ise hizmet sözleşmesinin sona erdirilerek 4046 sayılı Kanunun 22. maddesi gereği ve ek 29. madde gereği memur olarak atamasının yapıldığını, davacıya 375 sayılı KHK ya 5473 sayılı Yasa ile getirilen Ek 3. madde gereğince ödenen ek ödeme artışlarından 257

258 yararlandırılmadığını, davacının Türk Telekom dan ayrıldığı tarihe kadar alması gereken tutarın ödenmesi gerektiğini, davacının bu konuda mağdur olduğunu belirterek; 5473 sayılı Yasadan kaynaklanan ek ödemenin hesaplanmaması nedeniyle alamadığı parasal haklarına ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.500,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 11. İş Mahkemesi: gün ve E:2012/712, K:2013/766 sayılı kararında özetle davanın, idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi gün ve E:2013/37276, K:2014/98 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 11. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1168, K:2014/1128 sayı ile özetle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun Kamu Görevlileri İle İlgili Davalarda Yetki başlıklı 33. maddesinin 3. fıkrasında, Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal hakları ve mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir. hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda, yukarıda yer verilen yasa hükmü uyarınca, davacının görevli olduğu yer mahkemesi olan Bursa İdare Mahkemesi nin yetkili olduğu sonucuna varılmaktadır, demek suretiyle 2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Bursa İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. Bursa 1.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1364 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk 258

259 Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un 259

260 yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda,davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Bursa 1.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 11. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 1. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 11.İş Mahkemesince verilen gün, E:2012/712, K:2013/766 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 29-ESAS NO : 2015/207 KARAR NO : 2015/223 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 260

261 K A R A R Davacı : S.T. Vekilleri : Av. M.S. & Av. H.H.T. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. H.N.D. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirkette 399 sayılı kanun hükmünde kararname hükümlerine göre sözleşmeli statüde göreve başladığını, 2000 yılında imzalamış olduğu sözleşme ile 4502 sayılı kanunun geçici 4. maddesi uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsünde devam etmek ve söz konusu kanunun 13. maddesi ile 406 sayılı kanuna eklenen ek 22. maddesinin (c) fıkrasına göre sosyal güvenlik yönünden T.C. emekli sandığı ile irtibatının devam etmesi şartıyla kapsam dışı personel olarak davalı kurumda çalışmaya devam ettiğini, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca tarihinde Ulaştırma Bakanlığı na nakil olduğunu, nakil sırasında maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Ocak 2006 tarihinden kurum değişikliği tarihine kadar geçen sürede ödenmesi gereken denge tazminatının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 8. İş Mahkemesi: gün, E:2011/386, K:2014/607 sayılı kararında özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiş, taraf vekillerinin yüzlerine karşı verilen karar, tarafların süresinde temyiz etmemesi üzerine kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/691 sayılı kararında özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve olumsuz görev uyuşmazlığı hakkında bir karar verilinceye kadar dava dosyasının incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle, son görevsizlik kararını veren mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi nedeniyle meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a 261

262 uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk 262

263 Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 18. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 8. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 18.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 8.İş Mahkemesince verilen gün, E:2011/386, K:2014/607 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 30-ESAS NO : 2015/209 KARAR NO : 2015/225 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 263

264 K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. A.F. & Av. G.A. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. S.A. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 59 plakalı aracın tarihinde Tekirdağ İli, Muratlı Büyükkarıştıran mevkiinde yol üzerinde çalışma olmasına rağmen herhangi bir uyarı işaret ve işaretçisinin bulunmaması üzerine yoldan çıkarak yol kenarındaki arazide ters dönmesi sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 8.032,00 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.032,00 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Muratlı Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2012/248, K:2014/24 sayı ile özetle; davacıya ait zorunlu trafik sigortalı aracın, yol tek taraflı kaza yapması sonucu hasarlandığı iddiasıyla davalı idare aleyhine açılmış olup, davada hizmet kusuruna dayanılmıştır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan idare, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildirler. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olup, bu zararların tazmini amacıyla hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun un 2.maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re sen) dikkate alınması zorunludur. Bu itibarla, adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmiştir. şeklindeki gerekçesiyle, davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/13790, K:2014/11080 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1644, K:2014/1654 sayılı kararı ile özetle; 2577 sayılı Kanun un 36.maddesinde; İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla; a-zararın doğuran uyuşmazlığı çözmeye yetkili, b- Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, c- Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesidir. kuralına yer verilmiştir. Uyuşmazlıkta, yukarıda yer alan düzenleme uyarınca, davalı idarenin Karayolu yapımında gerekli tedbirlerin alınmaması iddiasından kaynaklanan tazminat davasının hizmetin görüldüğü, Muratlı- Büyükkarıştıran bölgesinin bulunduğu yerdeki Tekirdağ İdare Mahkemesi nin yetkisinde olduğu sonucuna varılmıştır. demek suretiyle 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Tekirdağ İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu aşamadan sonra söz konusu dava dosyası Tekirdağ İdare Mahkemesi nin 2014/1620 Esas sırasına kaydedilmiştir. Tekirdağ İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1620 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Bahri AYDOĞAN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca 264

265 görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 59 NC 989 plakalı aracın tarihinde Tekirdağ İli, Muratlı Büyükkarıştıran mevkiinde yol üzerinde çalışma olmasına rağmen herhangi bir uyarı işaret ve işaretçisinin bulunmaması üzerine yoldan çıkarak yol kenarındaki arazide ters dönmesi sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 8.032,00 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.032,00 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci 265

266 fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Muratlı Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Muratlı Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2012/248, K:2014/24 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 31-ESAS NO : 2015/212 KARAR NO : 2015/227 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Trafik kazası sonucu sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın bir kısmının davalı idarelerce giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ray Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av.T.A. - Av. Y.Y., Av. A.Ö.Ç. - Av. Y.E.D. Davalılar : 1-Ergani Belediye Başkanlığı Vekili : Av. F.K. 2-Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. R.Y. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkili Şirkete sayılı poliçe ile sigortalı bulunan V.D. ye ait plakalı vasıtanın, tarihinde, Bülent Temel yönetiminde, Diyarbakır İlinden Ergani İlçesine doğru, Gülbaran Caddesi, Gülbaran Küme evleri istikametinden Gülbaran Mezarlığı İstikametine seyir halinde iken, Gülbaran Küme Evleri yol ayrımına geldiği esnada, yolda gerekli trafik işaret ve levhaların bulunmaması, trafik düzeni ve güvenliği açısından gerekli düzenleme ve işaretlemelerin bulunmaması sebebi ile meydana gelen tek taraflı trafik kazası neticesinde hasarlandığını; bu kaza sebebi ile sigortalıya tarihinde, ,00.TL. sı tazminat ödendiğini; (19.400,00.TL. sı aracın değeri ,00.TL. sı aracın hasarlı vaziyetteki değeri = ,00.TL. sı hasar bedeli) kazanın, yolun bakım ve onarımından sorumlu bulunan davalı belediyelerin, sorumluluklarında bulunan yolda gerekli işaretleme ve uyarı levhalarını bulundurmamaları, yolun trafik güvenliğini sağlayacak önlemleri almamaları sebebiyle meydana geldiğini; bu kazanın oluşumunda davalı belediyelerin % 75 oranında kusurlu bulunduğunu; davalılara tarihli yazıları ile ayrı ayrı müracaat edilmiş ise de, ve tarihli yazılar ile olumsuz cevap verildiğini; müvekkili Şirketin, ödediği ,00.TL. sı tazminat sebebi ile, TTK.nun maddesine göre sigortalısının halefi olduğunu ve davalı belediyelerin % 75 kusur nispetine isabet eden 7.537,50.TL. sının tahsili için dava açtıklarını ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 7.537,50.TL. sı tazminatın, ödeme tarihinden itibaren, işleyen avans faizi masraf ve vekalet ücreti ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. 266

267 ERGANİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/422, K:2014/1381 sayı ile, dava dosyasının kapsamlı bir özetine yer verdikten sonra; tüm dosya kapsamına göre; davanın, konusu itibariyle idare tarafından üstlenilen kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında davacının uğradığını iddia ettiği zararın tazminine ilişkin olduğunun anlaşıldığı; kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediyelerin, kamu hizmetleri sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi olmadığı, kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararların, niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olduğu, bu zararların tazmini amacıyla hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun'un 2. maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerektiği; görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınması gerektiğinden bahisle; mahkemelerinin HMK nun 114/1-b maddesi uyarınca (adli yargı) yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. DİYARBAKIR 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/154 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19., 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun ve 15. maddelerine yer verdikten sonra; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Görevli ve Yetkili Mahkeme başlıklı 110. maddesinde "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." hükmüne yer verildiği; dava dosyasının incelenmesinden, davacı RAY SİGORTA A.Ş. vekili AV. TÜLİN ARINALP tarafından,, Diyarbakır İli, Ergani İlçesi, Gülbaran Caddesi, Gülbaran Küme evleri civarında sürücü V.D.'nin sevk ve idaresindeki plakalı aracın karıştığı maddi hasarlı trafik kazasında söz konusu aracı sigorta eden şirket sıfatıyla ödeme yapan davacı tarafından, kazanın meydana gelmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek ödenen 7.537,50 TL'nin tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalı idarelerden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davada; Ergani Asliye Hukuk Mahkemesi'nin gün ve E:2014/422, K:2014/1381 sayılı, kararıyla uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle "görev ret" kararı verildiği, bunun üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, Asliye Hukuk Mahkemesi kararında 2918 sayılı Kanununun 110. maddesinin uygulanamayacağı, davanın dayanağı olan trafik kazasında işleteni veya sahibi devlet veya diğer kamu kuruluşları olan araçların yer almadığı belirtilmişse de anılan Kanun maddesinde işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği hükme bağlandığından bu tür uyuşmazlıkların adli yargı yerlerinde çözülmesi gerektiği sonucuna varıldığı; nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin günlü, E:2012/144, K2012/224 sayılı kararı ve istikrar kazanmış çok sayıda kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle; davanın görev yönünden reddine, 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyalarının Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın bir kısmının davalı idarelerce giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve 267

268 bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı Şirkete Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı aracın, tarihinde,diyarbakır İlinden Ergani İlçesine doğru, Gülbaran Caddesi, Gülbaran Küme evleri istikametinden Gülbaran Mezarlığı İstikametine seyir halinde iken, Gülbaran Küme Evleri yol ayrımına geldiği esnada, meydana gelen tek taraflı trafik kazası neticesinde hasara uğradığı; bu kaza sebebi ile sigortalıya tazminat ödendiği; kazanın, yolun bakım ve onarımından sorumlu bulunan davalı belediyelerin, sorumluluklarında bulunan yolda gerekli işaretleme ve uyarı levhalarını bulundurmamaları, yolun trafik güvenliğini sağlayacak önlemleri almamaları sebebiyle meydana geldiğinden bahisle; davalı belediyelerin % 75 kusur nispetine isabet eden kısmının tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak 268

269 önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ergani Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ergani Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2014/422, K:2014/1381 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nm l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalan, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zarann tazmininin amaçlanmış ölması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zarann ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallanna ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğun^ ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işitilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organlan arasında çıkan görev uyuşmazlıklannı sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlannın verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacma uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yolltur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamım veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal 269

270 kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red karan verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağla'maz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 32-ESAS NO : 2015/213 KARAR NO : 2015/228 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. M.A. & Av. E.E.O. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. D.K. (Adli Yargıda) Av. C.A. (İdari Yargıda) 270

271 O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan plakalı aracın tarihinde Ankara İlinden Bolu iline doğru otobanda seyir halinde iken, davalının yürüttüğü yol çalışmasından dolayı, yol çalışmasını göstermek için yola bırakılan ve yolu bölmek için işaretleme yapılan dubalardan kendi şeridine düşmüş bir şekilde bulunan dubaya aracının ön ve alt kısımlarının çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 2.096,00 TL hasarın onarım bedeli olan 1.736,15 TL sinin tarihinde, kalan 359,90 TL sinin de tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %100 kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.096,00 TL hasarın onarım bedeli olan 1.736,15 TL sinin tarihinden, 359,90 TL sinin de tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2012/42, K:2012/313 sayı ile özetle; davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2012/15768, K:2013/4972 sayılı ilamı ile özetle; hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 14.İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/1476 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Bahri AYDOĞAN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı şirket tarafından sigortalı bulunan plakalı aracın tarihinde Ankara İlinden Bolu iline doğru otobanda seyir halinde iken, davalının yürüttüğü yol çalışmasından dolayı, yol çalışmasını göstermek için yola bırakılan ve yolu bölmek için işaretleme yapılan dubalardan kendi şeridine düşmüş bir şekilde bulunan dubaya aracının ön ve alt kısımlarının çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 2.096,00 TL hasarın onarım bedeli olan 1.736,15 TL sinin tarihinde, kalan 359,90 TL sinin de tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %100 kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.096,00 TL hasarın onarım bedeli olan 1.736,15 TL sinin tarihinden, 359,90 TL sinin de tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle uyuşmazlığa konu dava açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. 271

272 Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Ankara 14.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 19.Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 14.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 19.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2012/42, K:2012/313 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 33-ESAS NO : 2015/214 * * * 272

273 KARAR NO : 2015/229 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili : Av. B.O. Davalılar : Adli Yargıda 1-Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. M.M.F. 2-Tekman Belediye Başkanlığı Vekili : Av. M.D. İdari Yargıda Tekman Belediye Başkanlığı O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket bünyesinde kasko sigortalı olan plakalı aracın tarihinde Erzurum İli, Tekman İlçesi, Hürriyet Mahallesi, Tuzla karşısı mevkiinde yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası yaparak maddi hasara maruz kaldığını, kazanın oluşmasında yolun bakım onarım ve sorumluluğunu yüklenen davalı kurumun gerekli işaret ve önleyici levha gibi tedbirleri almadığından dolayı 6/8 oranında kusurluğu olduğunun anlaşıldığını, kazadan sonra müvekkili sigorta şirketinin sigortalı aracının hasarını ,00 TL olarak ödediğini, kusur oranına istinaden ,75 TL lik meblayı ise Tekman Belediye Başkanlığından ödeme tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte defalarca talep ettiğini ancak Belediyenin kusuru kabul etmeyip ödeme yapmadığını ileri sürerek, tahsil edilemeyen ,75 TL nin tahsili istemiyle Tekman Belediye Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmış, Tekman Asliye Hukuk Mahkemesi gün ve E:2012/108 sayı ile, Erzurum Büyükşehir Belediyesine yazılan müzekkereye cevap var.okundu, dosyasına konuldu.davalı vekili Av.Mahfuz Dursun dan soruldu: Yeni Büyükşehir yasasına göre yol hizmetleri Büyükşehire devrolunduğu için müzekkerede adı geçen kurumun davaya ihbarda bulunularak husumetin ilgili kuruma yöneltilmesini talep ederiz, mazeret dilekçesine bir diyeceğimiz yoktur.dedi. G.D./ Erzurum Büyükşehir Belediye Ulaşım Dairesi Başkanlığı kent içi Trafik ve Şube Sinyalizasyon Şube Müdürlüğüne ihbarda bulunulmasına karar vermiştir. TEKMAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/108, K:2014/127 sayı ile, davacı yanın rücuen tahsilini istediği tazminatı gerektiren haksız eylemin davalı Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığı nın tüzel kişiliği yönünden kamu hizmetinin ifasına dair olduğu ve hizmet kusuru ile bağımlı bulunduğu, o halde uyuşmazlığın tam yargı davasının konusunu oluşturacağı, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu nun 2. maddesi uyarınca hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekeceği, davacı yanın davasını rücuya dayalı haksız fiil kurallarına göre açmış olmasının bu olguyu değiştirmeyeceği, görev kurallarının kamu düzenine dair olduğu ve mahkemelerce istek olmasa bile kendiliğinden dikkate alınacağı, bu itibarla, davada mahkemelerinin değil idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle, yargı yolu caiz bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar Tekman Belediye Başkanlığı ile Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığına da tebliğ edilmiş; kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istem ile idari yargı yerinde Tekman Belediye Başkanlığına karşı dava açmıştır. ERZURUM 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/86 sayı ile, dava konusu uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun uygulanmasına ilişkin bir tazminat davası olduğu, anılan Kanunun 110. maddesi uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesiyle adli yargının görev alanına giren davanın 2577 sayılı Yasa nın 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca görev yönünden reddi gerektiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; 273

274 l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; Şirkete sigortalı vasıtanın geçirdiği trafik kazası neticesinde hasarlandığı, bahis konusu olay neticesinde vasıtada maddi hasarın meydana geldiği; tespit edilen hasar bedelinin sigortalı vasıta sahibine ödendiği, olayın meydana gelişinde davalı idarenin yol kusurunun tespit edildiği, meydana gelen hasar nedeniyle sigortalısına tazminat ödeyen şirketin kusur nispetine göre faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) 274

275 Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu dolayısıyla, Erzurum 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Tekman Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONU : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Tekman Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/108, K:2014/127 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karakolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki/ uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlannın verdiği zararlar nedeniyle işletenin 275

276 sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nm amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanını 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 34-ESAS NO : 2015/216 KARAR NO : 2015/231 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 276

277 ÖZET : 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatı ile çalışmaya başlamış ve emekliye ayrılmış olan davacının, kalp rahatsızlığı nedeni ile gördüğü tedavi sırasında kullanılan ilaçlı stent bedelinin davalı kurumca karşılanıp karşılanamayacağına ilişkin uyuşmazlığın, İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : F.C. Vekili : (Adli Yargıda) Av. M.E. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekilleri : Av. Y.Ç., Av. Ş.B. O L A Y : 1) Emekli Sandığına bağlı olarak 1984 yılında emekliye ayrılan davacı; tedavisinde kullanılan ve bedeli kendisi tarafından karşılanan bir adet ilaçlı stent bedeli olan 3.321,00-TL'nin tarafına ödenmesi istemiyle yaptığı günlü başvurusunun reddine ilişkin gün ve sayılı Çanakkale Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü işleminin iptali ile anılan bedelin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. 2) Çanakkale İdare Mahkemesi; gün ve E:2009/106, K:2009/422 sayı ile işlemin iptaline karar vermiş; Çanakkale Bölge İdare Mahkemesinin; gün ve E:2009/1825, K:2009/1930 sayı ile bu kararı yetki yönünden bozması üzerine, Çanakkale İdare Mahkemesi; gün ve E:2009/674, K:2009/769 sayı ile dava dosyasının Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. ANKARA 5.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2010/231, K:2010/229 sayı ile, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun Geçici 139. maddesinde Sandık iştirakçilerinin tedavi giderlerine ilişkin hükümler yer almakta iken, bu Kanunun anılan hükmünün de yer aldığı bir kısım hükümlerini yürürlükten kaldıran ve Emekli Sandığına ilişkin getirilen hükümleri 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 1. maddesinde; bu Kanunun amacının, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak, bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek, sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş, Genel Sağlık Sigortası Geçiş Hükümleri başlıklı Geçici 12.maddesinin 8.fıkrasında; ilgili kanunları gereği tedavi yardımları karşılanan kişilerin, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte herhangi bir işleme gerek kalmaksızın, bu Kanun açısından genel sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi sayılacağı kurala bağlanmış, Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri başlıklı 101. maddesinde ise; Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanunun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hükmünün yer almış olduğu; dava dosyasının incelenmesinden; emekli olan davacı tarafından, tedavisinde kullanılan ve bedeli kendisi tarafından karşılanan bir adet ilaçlı stent bedeli olan 3.321,00-TL'nin tarafına ödenmesi istemiyle yapılan günlü başvurunun reddine ilişkin gün ve sayılı Çanakkale Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü işleminin iptali ile anılan bedelin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda; 5434 sayılı Kanun kapsamındaki tedavi giderlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargı yerlerinde görülüp çözümlenmekte iken, 5510 sayılı Kanun ile, 5434 sayılı Kanunun tedavi giderlerine ilişkin hükümlerinin tarihinden itibaren yürürlükten kaldırıldığı, aynı Kanun'da sağlık sigortasına ilişkin hükümlerin düzenlendiği, davacının, tedavisinde kullanılan tıbbi malzeme bedelinin ödenmesi için başvuru yaptığı tarihte 5510 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu göz önüne alındığında, malzeme bedelinin ödenip ödenmeyeceği hususu anılan Kanun hükümleri uyarınca değerlendirileceğinden, daya konusu uyuşmazlığın yukarıda yer verilen Kanun hükümleri uyarınca adli yargı yerince (İş Mahkemelerinde) görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; itiraz edilmesi üzerine bu karar Ankara Bölge İdare Mahkemesinin gün ve E:2010/5847, K:2010/7149 sayılı kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir. 3) Davacı bu kez; Çanakkale İdare Mahkemesinin E:2009/106 K:2009/422 ve günlü kararına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumunca tarafına ödenen ilaçlı stend bedelinin; Ankara İdare Mahkemesince, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca gün ve sayılı yazısıyla geri istenildiğini, bu yazıya tarihli dilekçesiyle itiraz ettiğini; ilaçlı stend bedelinin geri istenmesi işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu ifade ederek; SGK na borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. 277

278 Çanakkale İş Mahkemesi; gün ve E:2011/10, K:2013/240 sayı ile, uyuşmazlığın esasını inceleyerek davanın reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin gün ve E:2014/19828, K:2014/24805 sayılı kararıyla, görev noktasından bozulmuştur. ÇANAKKALE İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/564, K:2015/31 sayı ile, dava dilekçesinin ve idarenin cevap dilekçesine geniş olarak yer verdikten sonra, aynen; " Mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırılmış bilirkişi raporunda; Davacıya 05/11/2008 tarihinde kritik koroner damarına 3.0 çapxl6 uzunluk (mm) ebatında 1 adet ilaç salımı yapan stend uygulandığı, hastaya uygulanan söz konusu stendin referans damara çapının 3.0 mm nin altında olmadığı bu haliyle SUT'a ilave edilen numaralı maddenin (a) bendinde aranan şartın somut olayda bulunmadığı, yine davacıya kullanılan stend uzunluğunun yukarıdaki maddede aranın 15 mm nin üzerinde olduğu yine teknik bölümünde yapılan değerlendirmeler kısmında da açıklandığı üzere davacıya kullanılan stend çeşidinin zorunlu olmamakla birlikte hastanın diyabetik oluşundan dolayı tercih sebebi olabileceği görülmekle yapılan bu tespitin ve değerlendirmelerle göre davacıya uygulanan ilaç salınımlı stend uygulaması nedeniyle yapılan ilaçlı stend kullanım bedelinin SUT un a maddesi gereğince bedelinin kurumca ödenmesini gerektirir şartları taşımadığı anlaşılmış ise de 15/10/2010 tarihli karardan önce davacıya stend uygulamasının yapıldığı tarih olan tarihi itibari ile tedavi yardıma ilişkin uygulama tebliğlerinde ve ekindeki listelerde ilaçlı kroner stendlerin hangi durumlarda kullanılması gerektiği ve nasıl bir ödeme yapılacağına dair kesin bir kural bulunmadığı, yönünde rapor ibraz etmiştir. Dava tedavi giderlerinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, bilirkişi raporları, tıbbi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; Davacının diyabet ve kolestrol yüksekliği hastalıkları olduğu, kalp damar hastalığı ile ilgili olarak yapılan ajiyografi sonucunda yapılan kalbin sol ön damarında tespit edilen darlık nedeniyle balon ajiyoplasti yapıldığı, buna göre Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyolji Ana Bilim dalının tarihli raporuna göre ilaç salınımlı yapan stendt uygulandığı, davacı Fatma Cengiz e uygulanan stend tedavisinin öncelikle tıbbi yaklaşım olduğu konusunda teknik yönden yapılan değerlendirmede kanaate varıldığı ancak davacıya uygulanan stendtin referans damaraçapının 3 mm nin altında olmadığı bu haliyle SUT ta ilave edilen numaralı maddenin a bendinde aranan şartın somut olayda bulunmadığı, davacıya kullanılan stendt uzunluğunun 15 mm üzerinde olduğu, davacıya kullanılan stendt çeşidinin zorunlu olmamakla birlikte hastanın diyabetik oluşundan dolayı tercih sebebi olabileceği, ancak yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre SUT un a maddesi gereğince ilaçlı stend kullanım bedelinin kurumca ödenmesini gerektirir şartları taşımadığı, bu nedenle de davacı tarafın talebinin yerinde olmadığı, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin Mahkememize emsal teşkil eden ilamları da göz önünde tutularak ve Yargıtay 10.Hukuk Dairesinde belirtilen gerekçelerin bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen raporda gösterildiği, bu nedenle davacı tarafın davasının hukuki dayanağı olmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Mahkememizin tarih 2011/10 Es. 2013/240 Karar sayılı kararı temyiz edilmekle Yargıtay 10 Hukuk Dairesinin tarih ve 2014/19828 Es. 2014/24805 Karar sayılı kararı ile Bozulmasına karar verilmiş ve Mahkememizin 2014/564 Es. sırasına kaydı yapılmıştır. Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; her ne kadar davacı kendisine tedavisi kapsamında sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen ilaçlı stend bedelinin SGK kurumu tarafından geri istenmesi üzerine bu işlevin usul ve yasaya aykırı olduğundan kendisine ödenen paranın geri ödenmemesi gerektiğinin ve bu sebeple SGK ya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş ise de 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçi olarak emekli aylığı alan davacının, 5510 sayılı kanunun geçici 4. Maddesinde değişiklik getiren 5754 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden önce mevcut statüsünde bulunduğu göz önünde bulundurularak, yine SGK tarafından tesis edilen işlemlerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceğinden bu işlemlerin iptali için açılan davaların çözüm yerinin idari yargı yeri olduğu açık olduğundan 6100 sayılı HKM nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş ve yargı yolu uyuşmazlığı nedeniyle dosyanın uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Dava dilekçesinin USULDEN REDDİNE, Dosyanın yargı yolunun belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine..." karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ve Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İş Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. ve 14. maddesi kapsamında başvuruda 278

279 bulunulmuş olduğu, Yasa nın 14. maddesine göre olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunun ileri sürülebilmesi için davanın tarafları, konusu ve sebebinin aynı olması koşulunun öngörülmüş bulunması karşısında; adli ve idari yargı yerleri arasında, davacının tedavisi sırasında kullanılan stent bedelinin idarece karşılanıp karşılanamayacağı yönünden" görev uyuşmazlığı doğduğunun kabul edilmesi uygun olacaktır sayılı Yasa nın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. hükmüne göre, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi ne başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesi ne başvurulmasına da karar verilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, İş Mahkemesi nce re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi nin kuruluş amacına uygun olacaktır. Öte yandan, İş Mahkemesi nce, 2247 sayılı Yasada öngörülen durumun aksine, idari yargı dosyası temin edilmeden başvurulduğu görülmekte ise de; uyuşmazlığa ilişkin bilgi ve belgelerin adli yargı dosyasında bulunduğu, idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Mahkemesinden istenildiği ve sonuçta usule ilişkin başka bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının kalp rahatsızlığı nedeni ile gördüğü tedavi sırasında kullanılan ilaçlı stent bedelinin davalı kurumca karşılanıp karşılanamayacağına ilişkin bulunmaktadır. Olayda; Emekli Sandığı iştirakçisi olarak tarihinde emekliye ayrılan davacının tedavisinde kullanılan ve bedeli kendisi tarafından karşılanan ilaçlı stent bedeli olan 3.321,00-TL'nin tarafına ödenmesi istemiyle yaptığı günlü başvurusunun reddine ilişkin gün ve sayılı Çanakkale Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü işleminin iptali ile anılan bedelin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı; İdare Mahkemesinin ilk olarak verdiği iptal kararına istinaden davalı Kurumca kendisine ilaç bedelinin ödendiği; ancak daha sonra dosyanın yetki nedeniyle gönderildiği idare mahkemesince davanın görev yönünden reddine karar vermesi üzerine, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca gün ve sayılı yazısıyla sözkonusu bedelin geri istenildiği, davacının bu yazıya itiraz ettiği, adli yargı yerinde de ilaçlı stend bedelinin geri istenmesi işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu ifade ederek; SGK na borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle dava açtığı anlaşılmıştır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar 279

280 vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 inci ve Geçici 4 üncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ve tam yargı davaları kapsamında bulunan, 5510 sayılı Yasa nın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatı ile çalışmaya başlamış ve emekliye ayrılmış olan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Çanakkale İş Mahkemesinin yönteme aykırı başvurusunun kabulü ile, Ankara 5.İdare Mahkemesinin gün ve E:2010/231, K:2010/229 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Çanakkale İş Mahkemesinin yönteme aykırı BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 5.İdare Mahkemesinin

281 gün ve E:2010/231, K:2010/229 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 35-ESAS NO : 2015/217 KARAR NO : 2015/232 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacının icra müdürlüğünce gerçekleştirilen satış işlemi ile aldığı taşınmazın, adına tesciline karar verilmesi istemi ile davalı kuruma yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile, taşınmazın adına tescili istemi ile açılan davada; iptal istemine konu işlemin idarenin tek taraflı kamu gücüne dayalı tasarrufuna dayanması ve yerindelik incelemesinin ancak 6083 sayılı Kanun ile 2012/2 sayılı Genelge atfı ile 4721 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idari yargı yerince yapılabileceği dikkate alınarak, açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : M.K. Vekilleri : Av. O.T. & Av. E.K. Davalı : Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğü O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde aynen: Gaziantep 2. İcra Müdürlüğü'nün 2008/15019 E sayılı dosyasında tarihinde satışa çıkarılan Şahinbey İlçesi. Güneykent Mah ada, 35 parselde kayıtlı bulunan taşınmazı müvekkil TL bedelle yapılmış olan ihalede satın almıştır. Yapılmış olan ihale ile ilgili herhangi bir ihalenin feshi davası açılmadığından satış kesinleşmiş ve müvekkil adına tescil işlemi yapılması için İcra Müdürlüğü nce tescil belgesi düzenlenerek müvekkile verilmiştir. Ancak Davalı tapu sicil Müdürlüğü'nce müvekkil adına tescil işlemi yapılmamıştır. Türk Medeni Kanunun 705. maddesi "Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır". demektedir. Yasanın açık hükmü gereğince müvekkilin mülkiyetine geçmiş olan ancak, davalı Müdürlükçe tescil işlemi yapılmayan taşınmaz üzerinde müvekkil adına hükmen tesciline karar verilmesi için iş bu davayı açma zorunluluğu hâsıl olmuştur şeklindeki gerekçesi ile, davalı idarenin işleminin hukuka aykırı olması nedeni ile, davaya konu taşınmazın tapuda adına kaydına karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve 2010/463 Esas, 2010/418 Karar sayılı kararında aynen; Dava, davalı idarenin tescil işlemlerinin yapmaması nedeni ile hükmen tescil istemine ilişkindir. Getirtilip incelenen dava konusu taşınmaz tapu kaydının tetkikinde Mehmet oğlu Alı Akın adına tescilli olduğu ve beyanlar hanesinde haciz tedbir şerhlerinin bulunduğu tetkikinden anlaşılmıştır. Dosyada mevcut belgeler ve talep birlikte değerlendirildiğinde, dava ı vekilinin talebi idarenin yapmış olduğu işleme ilişkin olup, bu kabil davalara İdare mahkemelerinin bakması gerektiğinden mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiştir. şeklindeki gerekçesi ile davanın görev nedeni ile reddine karar vermiş, verilen karar taraflarca temyiz edilmeksizin karar şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı gerekçelerle, davalı idarenin gün ve 4823 sayılı kararının iptali istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Gaziantep 2. İdare Mahkemesi; gün ve 2011/44 Esas, 2011/134 Karar sayılı kararında aynen; Diğer taraftan, Tapu Sicili Tüzüğünün "Kaydın Değiştirilmesi" başlıklı XI. maddesinde, tapu sicilinde değişikliğin, hak sahibinin veya yetkili makamın istemi ya da mahkeme kararına dayalı olarak yapılacağı hükümlerine yer verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının cebri satıştan almış olduğu Şahinbey İlçesi, Güneykent Mahallesi, 4425 ada, 35 parselde kayıtlı taşınmazın tescili için verilmiş İcra Müdürlüğü kararının uygulanması istemiyle yapılan başvurunun "taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilebilmesi için mahkeme kararı ile mümkün olacağı" ileri sürülerek Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğü'nün tarih 281

282 ve 4823 sayılı işlemi ile reddedildiği, hu işlemin iptali istemiyle de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere; ilgililerin veya yetkili makamın istemi dışında tapu sicilinde yapılacak değişiklikler, mahkemenin bu konuda bir karar vermesine bağlı olduğu açık olup; somut olayda davacının belirli bir taşınmazın mülkiyetini kendi adına tescil ettirmek istemesi hususunda ortaya çıktığı, buna bağlı olarak tapu kayıtları üzerinde özel mülkiyete yönelik tescil, terkin ve tashih gibi işlemlere ilişkin davaların görüm ve çözümünün adliye mahkemelerinin görevi içinde olduğunda tereddüt bulunmamaktadır şeklindeki gerekçesi davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Danıştay 10. Dairesi; gün ve 2011/7146 Esas, 2013/8826 Karar sayılı kararında özetle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesinin 1.fıkrasında; adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii, davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuracağı ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteleyeceği; aynı maddenin 2.fıkrasında ise; yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyalarının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderileceği hükmü yer almaktadır. Dosyanın incelenmesinden, Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verdiği tarih ve E:2010/463 K:2010/418 sayılı görevsizlik kararı üzerine Gaziantep 2. İdare Mahkemesinde açılan iş bu davada da; Mahkemece, yukarıda metnine yer verilen 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi uyarınca, uyuşmazlığı çözmekte adliye mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı halde, görevli mahkemenin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekirken, davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır şeklindeki gerekçesi ile Gaziantep 2. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına hükmetmiştir. Gaziantep 2. İdare Mahkemesi, Danıştay 10. Dairesi nin bozma ilamına uymak sureti ile verdiği gün ve 2014/577 Esas sayılı kararında aynen; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesinde; "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükmüne yer verilmiştir sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3/a bendinde; dava dilekçelerinin görev yönünden inceleneceği, 15. maddesinin l/a bendinde; adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Öte yandan; tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, ancak, işbu davanın açıldığı tarihten sonra tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren tarih ve 2013/5150 sayılı Tapu Sicili Tüzüğünün 90. maddesi ile yürürlükten kaldırılan tarih ve 94/5623 sayılı Tapu Sicili Tüzüğünün 1.maddesinde; bu Tüzüğün amacının, Türk Medeni Kanunun öngördüğü tapu sicillerinin düzenli bir biçimde tutulmasını sağlamak olduğu, 2.maddesinde; bu Tüzüğün, mülkiyet ve mülkiyet dışındaki ayni ve şahsi hakların tapu siciline tescil edilme koşullarını, tescil, değişiklik, terkin ve düzeltme işlemlerini kapsadığı belirtilmiş, 81.maddesinde ise; tapu sicilindeki değişikliğin, hak sahibinin veya yetkili makamın istemi ya da mahkeme kararına dayalı olarak yapılacağı hüküm altına alınmış, bu hüküm tarih ve 2013/5150 sayılı Tapu Sicili Tüzüğünün 72. maddesinde de aynen korunmuştur. Dava dosyasının incelenmesinden; Gaziantep 2. icra Müdürlüğünün 2008/15019 esas sayılı dosyasında tarihinde satışa çıkarılan Gaziantep ili, Şahinbey ilçesi, Güneykent Mahallesi, 4425 ada, 35 parselde kayıtlı taşınmazı davacının satın aldığı, anılan taşınmazın davacı adına tescili için icra Müdürlüğünce tescil belgesinin düzenlendiği, ancak Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından tescil işleminin yapılmadığı, bunun üzerine davacının söz konusu taşınmazın adına hükmen tescili istemiyle tarihindi Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/463 esas sayılı dosyasına kayden dava açtığı, adı geçen mahkemenin tarih ve E:2010/463, K:2010/418 sayılı kararı ile uyuşmazlığın idari işlemden kaynaklandığı, bu tür davalara idare mahkemesinin bakması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, davacının bu defa Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğüne verdiği bila tarihli başvurusu ile dava konusu taşınmazın tescili için verilmiş İcra Müdürlüğü kararının uygulanması isteminde bulunduğu, anılan başvurusunun taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilebilmesinin ancak mahkeme kararı ile mümkün olacağı" ileri sürülerek tarih ve 4823 sayılı işlem ile reddedildiği, 282

283 Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının tarihinde kesinleşmesi sonrasında da söz konusu işlemin iptali istemiyle tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; hak sahibinin veya yetkili makamın istemi dışında tapu sicilinde yapılacak değişikliklerin, mahkemenin bu konuda bir karar vermesine bağlı olduğu, somut olayın da; davacının belirli bir taşınmazın mülkiyetini kendi adına tescil ettirmek istemesinden kaynaklandığı, buna bağlı olarak tapu kayıtları üzerinde özel mülkiyete yönelik tescil, değişiklik, terkin ve düzeltme işlemlerine ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli yargının görevi içinde olduğu açıktır. şeklindeki gerekçesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce karar verilmesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da temin edilmek sureti ile 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının icra müdürlüğünce gerçekleştirilen satış işlemi ile aldığı taşınmazın, adına tesciline karar verilmesi istemi ile davalı kuruma yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile, taşınmazın adına tescilinin sağlanması istemine ilişkindir. Dosya kapsamında bulunan iptal istemine konu davalı idarenin gün ve 4823 sayılı kararında aynen; İlgi dilekçeniz ile dilekçeniz ekindeki Gaziantep 3. İcra hukuk 2010/457 esas ve 2010/946 karar sayılı karar gereğince 2. İcra Müdürlüğünün 2008/15019 Esas nolu dosyası ile Hamit oğlu Ahmet KİRAZ'a cebri icra yolu ile satışı yapılan Güneykent Mahallesi 4425 ada 35 parselde kayıtlı (3801 )m2 miktarlı bağ niteliğindeki Mehmet oğlu Ali AKIN adına kayıtlı taşınmazın ihale alıcısı Hamit oğlu Mehmet KİRAZ adına tescilini istemektesiniz. Ancak söz konusu taşınmazla ilgili tescil işlemi ile ilgili olarak tereddüt hasıl olduğundan, konuyla ilgili Bölge Müdürlüğüne soru konusu yapılmış olup;bölge Müdürlüğümüzce de,genel Müdürlüğümüzün 05/07/2010 tarih ve sayılı cevabi yazısında "(taşınmaz maliki ile ilgili durumdan /Cebri Satışın varlığından) taşınmazın beyanlar hanesine üçüncü kişileri uyarıcı mahiyette belirtme düşülmesi ile konunun hükmen halli gerekmektedir. demektedir. Ayrıca söz konusu parsele ilişkin Gaziantep 1.Asliye hukuk Mahkemesinin 14/10/2010 tarih ve 2010/ esas ve karar sayılı kararı gereğince de Mehmet oğlu Ali AKIN'ın baba adının Mahli olduğuna ilişkin karar mevcut olup; Anlaşılacağı üzere taşınmazın Mehmet oğlu Ali AKIN'a ait olmayıp Mahli oğlu Ali AKIN'a ait olduğu görülmektedir. Söz konusu taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilebilmesi için Tapu ve kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşleri Dairesi Başkanlığı nın 05/07/2010 tarih ve sayılı hu konunun hükmen yani Mahkeme Kararı gereğince tescili mümkün olacaktır. Şeklindeki gerekçesi ile davacının talebinin reddine karar vermiştir. Davalı idarenin ilgili kararı üzerine, davacı vekili tarafından, ilgili kararda belirtildiği şekilde, yanlış kaydın düzeltilmesi istemi ile değil, davalı idare işleminin hukuka aykırı olması nedeni ile taşınmazın adına tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır., 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu nun Tescil başlıklı 705. Maddesinde; Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur./miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. şeklindeki düzenleme ile; mülkiyetin kazanılmasının ancak tescille mümkün olduğu belirtilmiş ve istisnai olarak mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma mülkiyetin tescilden önce kazanılabileceği öngörülmüştür. Aynı Kanun un Tescil İsteme Hakkı başlıklı 716. Maddesinde; Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini 283

284 isteyebilir./bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir./bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur. denilmek sureti ile tescil talebini ancak tapuda hak sahibi görünen kişinin isteyebileceği, istisnaen ise Mahkeme kararı, cebri icra, işgal veya miras hakkı sahibinin doğrudan doğruya tescil talebinde bulunabileceği hükme bağlanmıştır gün ve sayılı Resmi gazetede yayınlanan 22/7/2013 tarih ve 2013/5150 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına Dayanan Tapu Sicil Tüzüğü nün 17.maddesinde; (1) Kanunî istisnalar dışında, tapu sicilinde hak sahibi olan kişiler istemde bulunabilir. Tescilden önce hak sahibi olmuş kişiler de hakkın tescili için gerekli belgeleri ibraz ederek istemde bulunabilirler./ (2) Aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutun aile konutu olduğuna dair şerhin verilmesini isteyebilir. denilmek sureti ile istemin ancak hak sahibi olan kişi tarafından yapılabileceği ortaya konulmuştur. Aynı Tüzüğün Resmi Senet Düzenlenmesini Gerektiren Haller başlıklı 20. Maddesinin d bendinde; Cebri icra veya ortaklığın giderilmesi yoluyla yapılan satışlarda; gerçek kişi ihale alıcısının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı nüfus bilgilerini ve fotoğrafını içeren, tüzel kişi ihale alıcılarında ise kanunlarda yazılı mercilerden alınmış yetki belgesi ile birlikte ihale alıcısı tüzel kişiliğin unvanını içeren ihalenin kesinleştiğini ve tescili belirten yetkili merciin yazısı denilmek sureti ile icra müdürlüğü tarafından, alıcının yetkili olduğuna ilişkin belgenin verilmesi tescil isteminde bulunulabilmesi için yeterli görülmüştür. Davaya konu iptali istenen işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 18/5/1994 tarihli ve 94/5623 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tapu Sicili Tüzüğü nün 12. Maddesinde, 13 ve 21. Maddelerinde de, 22/7/2013 tarih ve 2013/5150 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı na dayanan Tapu Sicil Tüzüğüne paralel şekilde hak sahibinin belirlenmesine esas kimlik ve yetki belgelerinin, tapu sicil müdürlüğüne sunulması halinde, ilgili adına tescil işleminin gerçekleştirilebileceği hüküm altında alınmıştır. Aynı Kanunun maddesinde; Tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir./bununla birlikte, hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hallerde, malikin rızası veya hakimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir. denilmek sureti ile tescil talebinin kabul şartları belirlenmiştir. Aynı Kanun un Maddesinde de; Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur./devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder./ Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. denilmek sureti ile de tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan davaların taşınmazın bulunduğu yer adli yargı mercilerince ele alınacağı düzenlenmiştir Gün Ve 6083 Sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun un Teşkilat başlıklı 5. Maddesinin 5. Fıkrasında Genel Müdürlüğün taşra teşkilatı, bölge müdürlükleri ile bu müdürlüklere bağlı kadastro müdürlükleri ve tapu müdürlüklerinden oluşur. Kadastro müdürlükleri illerde; tapu müdürlükleri, merkez ilçe ve diğer ilçelerde kurulur. denilmek sureti ile, Tapu ve Kadartro işlemlerinin taşrada ilçe müdürlükleri aracılığıyla yerine getirileceği düzenlenmiştir. Bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev Ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge nin Tapu Müdürlükleri nin Görevleri başlıklı 19. Maddesinde; Yetki ve yetkilendirildiği alanlarda, mevzuat çerçevesinde taşınmaz mallara ait akitli ve akitsiz her türlü tescil, düzeltme, terkin işlemlerini yapmak, Mevzuata aykırı istemleri, Medeni Kanun ve Tapu Sicil Tüzüğünün ilgili maddeleri gereğince ret etmek, bu karara karşı ilgilisinin Bölge Müdürlüğüne itirazı halinde gerekli evrakları yedi gün içerisinde Bölge Müdürlüğüne göndermek İlçe Tapu Müdürlüklerinin görevleri arasında sayılmıştır. Yukarıda belirtilen tüm bu yasal mevzuat çerçevesinde dava konusu olay ele alındığında, davacının Gaziantep 2. İcra Müdürlüğü nün 2008/15019 Esas sayılı icra takip dosyası kapsamında gerçekleştirilen satış işlemi neticesinde, davaya konu Güneykent Mahallesi 4425 Ada 35 Parselde kayıtlı taşınmazı satın aldığı ve taşınmazın adına tescili istemi ile Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğü ne müracaat ettiği, ancak davalı idarenin gün ve 4823 sayılı kararı ile; davacının elinde bulunan ve cebri icra işlemi nedeni ile kendisine İcra Müdürlüğü tarafından verilen davaya konu taşınmazın malikinin Mehmet oğlu Ali Akın değil, Mahli oğlu Ali Akın olduğunu ve bu nedenle taşınmazın davacı adına tescili için Mahkeme kararı gerektiğini belirterek istemi reddettiği ve davacının da ilgili işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek dava açtığı anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere dava konusu olayda, Tapu Sicil Müdürlüğü, tek taraflı, kamu gücüne dayanan, tasarrufi bir işlemi ile davacının talebini reddetmiş, gerekçe olarak da; tapuda kayıtlı görülen malik ile, tasarruf belgesinde belirilen malik kayıtları arasında çelişki bulunduğu, bunun ancak Mahkeme kararın ile düzeltilmesi sonrasında tescil işleminin yapılabileceğini belirtilmiştir. Davalı idarenin, ilgili kararının 284

285 hukuka aykırılığı ileri sürüldüğüne göre, söz konusu tespitler ışığında kararın yerindeliğinin değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu değerlendirmenin de ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-a maddesi kapsamında, 6083 Sayılı Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev Ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge çerçevesinde, 4721 sayılı Kanun ve gün ve sayılı Resmi gazetede yayınlanan Tapu Sicil Tüzüğü ile işlem tarihinde yürürlükte bulunan 94/5623 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tapu Sicili Tüzüğü hükümleri dikkate alınarak idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar Gaziantep 2. İdare Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararının gerekçesinde; hak sahibinin veya yetkili makamın istemi dışında tapu sicilinde yapılacak değişikliklerin, mahkemenin bu konuda bir karar vermesine bağlı olduğu, somut olayın da; davacının belirli bir taşınmazın mülkiyetini kendi adına tescil ettirmek istemesinden kaynaklandığı, buna bağlı olarak tapu kayıtları üzerinde özel mülkiyete yönelik tescil, değişiklik, terkin ve düzeltme işlemlerine ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli yargının görevi içinde olduğu belirtilmiş ise de; davacının talebi incelendiğinde, talebin yanlış tutulan tapu kaydının düzeltilmesi ya da tashihine ilişkin olmadığı, davacının elindeki belgelerin tescil işlemi için yeterli olduğu kanaati ile idareye yaptığı müracaatının reddi üzerine, bu işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmesini istediği, bu noktada davanın tapuya tescil ya da tashih talebine ilişkin olmayıp, idarenin işleminin hukuka aykırılığı iddiasına dayandığı ve ilgili iddianın ancak 6083 sayılı Kanun ile 2012/2 sayılı Genelge atfı ile 4721 sayılı Kanun hükümlerince idari yargı yerinde değerlendirilmesinin mümkün olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle, Gaziantep 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep 2.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde Üyeler Nurdane TOPUZ ile Alaittin Ali ÖĞÜŞ ÜN KARŞI OYLARI ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Dava, davacının icra müdürlüğünce gerçekleştirilen satış işlemi ile aldığı taşınmazın, adına tesciline karar verilmesi istemi ile davalı Kuruma yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve taşınmazın adına tescilinin sağlanması istemiyle açılmıştır sayılı Türk Medeni Kanunu nun Tescil başlıklı 705. maddesinde, Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. ; Tescil İsteme Hakkı başlıklı 716. maddesinde, Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir. Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir... ; maddesinde, Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir. Bununla birlikte, hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin rızası veya hâkimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir. ; maddesinde ise, Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. hükmü yer almıştır. Olayda, davacının Gaziantep 2. İcra Müdürlüğü nün 2008/15019 Esas sayılı icra takip dosyası kapsamında gerçekleştirilen satış işlemi neticesinde, davaya konu Güneykent Mahallesi, 4425 ada, 35 parselde kayıtlı taşınmazı satın aldığı ve taşınmazın adına tescili istemi ile Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğü ne müracaat ettiği, ancak davalı idarenin gün ve 4823 sayılı işlemi ile, davacının elinde bulunan ve cebri icra işlemi nedeni ile kendisine İcra Müdürlüğü tarafından verilen davaya konu taşınmazın malikinin Mehmet oğlu Ali Akın değil, Mahli oğlu Ali Akın olduğunu ve bu nedenle taşınmazın davacı adına tescili için Mahkeme kararı gerektiğini belirterek istemi reddettiği ve davacının da ilgili işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek dava açtığı anlaşılmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden, Gaziantep 2. İcra Müdürlüğünün 2008/15019 Esas sayılı dosyasında tarihinde satışa çıkarılan Gaziantep İli, Şahinbey İlçesi, Güneykent Mahallesi, 4425 ada, 35 parselde kayıtlı taşınmazı davacının satın aldığı, anılan taşınmazın davacı adına tescili için İcra Müdürlüğünce tescil belgesinin düzenlendiği, ancak Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından tescil işleminin yapılmadığı, bunun üzerine davacının söz konusu taşınmazın adına hükmen tescili istemiyle tarihinde Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/463 Esas sayılı dosyasına kayden dava 285

286 açtığı, adı geçen Mahkemenin tarih ve E:2010/463, K:2010/418 sayılı kararı ile, uyuşmazlığın idari işlemden kaynaklandığı, bu tür davalara idare mahkemesinin bakması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, davacının bu defa Şahinbey Tapu Sicil Müdürlüğüne verdiği bila tarihli başvurusu ile dava konusu taşınmazın tescili için verilmiş İcra Müdürlüğü kararının uygulanması isteminde bulunduğu, anılan başvurusunun, taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilebilmesinin ancak mahkeme kararı ile mümkün olacağı ileri sürülerek tarih ve 4823 sayılı işlem ile reddedilmesi üzerine bu kez söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı anlaşılmıştır. Olayda, İcra Müdürlüğünce gerçekleştirilen satış işlemi ile alınan taşınmazın hükmen tescili istemiyle önce adli yargı yerinde, daha sonra Tapu Sicil Müdürlüğünden icra yolu ile satışı yapılan taşınmazın ihale alıcısı adına tescili isteminin reddi üzerine ise idari yargı yerinde açılan davaya bakmakla tapuya tescile ilişkin olması nedeniyle adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz. Üye Nurdane TOPUZ Üye Alaittin Ali ÖĞÜŞ * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 36-ESAS NO : 2015/219 KARAR NO : 2015/234 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.Y. : Mut Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliği-Mersin O L A Y : Mersin Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, ikinci kez alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve GR seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 877,00TL. idari para cezası verilmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. MUT SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/302 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MERSİN 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/64, K:2014/49 sayı ile; dava konusu para cezasının verilmesine dayanak teşkil eden 2918 sayılı Kanun da bu Kanun hükümlerine göre verilen idari para cezasına karşı başvuru yolunun gösterilmediği, sadece idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada Kabahatler Kanunu nun 3 ve 27/1. maddeleri uyarınca, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. Bu kez, davacının aynı istemle ikinci kez adli yargı yerine itirazda bulunması üzerine, Mut Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş No:2015/25 sayılı kararı ile, Mut Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/302 sayılı kararı ile, Mersin 2. İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/64, K:2014/49 sayılı kararı arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğu açıklanarak, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar verilmiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 286

287 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararından sonra davacının ikinci kez adli yargı yerine itiraz etmesi üzerine, adli yargı yerince, adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararları bulunduğu gerekçesiyle dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği görülmekle, adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Somut olayda ise, adli yargı yerince, adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararları bulunduğu halde, kendisine ikinci kez açılan davada, görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında (Değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı 287

288 tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 288

289 Açıklanan nedenlerle Mut Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mut Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/302 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 37-ESAS NO : 2015/221 KARAR NO : 2015/236 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.A. : Şarköy Kaymakamlığı O L A Y : Şarköy İlçesi Jandarma Trafik Büro Amirliğince, ikinci kez alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GM seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ŞARKÖY SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/9 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası, Şarköy Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve 2014/9 D.İş sayılı yazısı ile Tekirdağ Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Tekirdağ İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. TEKİRDAĞ İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/364 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev 289

290 uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye 290

291 işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırı lık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak 291

292 mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Şarköy Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tekirdağ İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Şarköy Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/9 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 38-ESAS NO : 2015/224 KARAR NO : 2015/239 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 292

293 ÖZET : Karayolunda meydana gelen tek taraflı trafik kazasında yakınlarını kaybeden davacıların; kazanın oluşumunda davalı idarenin kusuru bulunduğundan bahisle açtığı tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-Kendi adına asaleten M.K., 2-A.K. adına velayeten M.K. 3- C.K., 4- G.S., 5- H.I.,.6- S.P., 7- M.K., 8- F.K., 9- A.K. Vekilleri : Av. L.Ç., Av. D.A.Ç. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. N.Ö. O L A Y: Davacılar vekili, dava dilekçesinde; müvekkillerden M. nın eşi diğerlerinin babası olan müteveffa M.K. ın, maliki bulunduğu, sevk ve idaresi altındaki plaka sayılı araçla Yenice-Tarsus istikametinde seyir halinde iken meydana gelen tek taraflı kaza neticesinde hayatını kaybettiğini; kaza sonrası yapılan tahkikatta Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/8939 (13) Soruşturma dosyasından alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik ihtisas Dairesinin tarihli bilirkişi raporunda müteveffaya tali kusur verildiğini; asli kusurun "Yola Çıkan Hayvanda olduğunun belirtildiğini; oysa müteveffanın işbu kazanın oluşumunda hiçbir kusurunun bulunmadığını; ölüm olayının; yola hayvan çıkabilir levhasının bulunmayışının, yoldaki kot farkının ve diğer trafik levhalarının yönetmeliğe aykırı ve usulsüz olarak yolun içine girecek şekilde yerleştirilmiş olmasının sebebiyet verdiği kanaatini taşıdıklarını; nitekim, yolda hayvan çıkabilir levhası, geçişi engelleyici tel, bariyer vs. bir önleyicinin bulunması, trafik levhalarının yola olmaları gereken mesafede yerleştirilmesi ve yolun yan boş alanla arasındaki yükseklik farkının (kot) bu kadar fazla olmaması halinde kazanın ve ölüm olayının meydana gelmemiş olabileceğini; Karayolları Trafik Kanunu incelendiğinde, olayda idari bir kusurun bulduğunun görüldüğünü; bu kaza sonrasında bahsi geçen olay yerinde karayollarınca ciddi iyileştirmeler yapılmış olunması bile, buradaki hizmet eksikliğinin (tespit davalarından sonra) davalı kurumun dikkatini çektiğini açıkça gösterdiğini; olaydan müvekkillerinin maddi ve manevi zarara uğradıklarını; şimdilik toplam 500,00 TL.sı olarak belirttikleri maddi (destekten yoksun kalma) tazminatına ilişkin istek tutarını nihai karar verilinceye kadar ıslah etme haklarını saklı tuttuklarını ifade ederek; ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile; müteveffanın ölümü nedeni ile (6100 SY.nın 107. Maddesi uyarınca belirlenecek) M.K., A.K. ve F.K. için destekten yoksun kalma tazminatının, olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte; M.K.için ,00 TL.sı, 18 yaşından küçük oğul A. için 7.500,00 TL.sı, aynı evde yaşayan bekar kız F. için 7.500,00 TL.sı, diğer çocuklar C., G., H., S., M. ve A. için 5.000,00 TL.sı olmak üzere toplam ,00 TL.sının, olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. TARSUS 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; gün ve E:2012/61, K:2012/70 sayı ile, yapılan yargılama sonucunda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davacıların isteminin, mirasçıların ölümü ile neticelenen kazaya davalı kurumun trafik işaretlerini bulundurmaması veya yönetmeliğe aykırı olarak şekilde yerleştirmesinin sebebiyet vermesinden dolayı, davalının destekten yoksun kalma ve manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesi üzerine olduğu; bu bağlamda yapılan değerlendirme de, bir kamu hizmeti görmekle yükümlü davalı idareye 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası nın 7/a maddesinde karayollarında mal ve can güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırma görevlerinin verilmiş bulunduğu; bu görevin 2918 sayılı Yasada verilmiş olmasının, bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idarenin özel hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmayacağı; hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılmasının gerektiği; esasen, 2918 sayılı Yasa nın hukuki sorumluluğa ilişkin 85 ve onu izleyen maddelerinde, araç işleteninin sorumluluğunun düzenlenmiş olduğu, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluğunun bu yasanın kapsamı dışında tutulmuş olduğu; belirtilen bilgiler ışığında kamu hizmeti görmekle yükümlü idarenin hizmetinin eksik veya kötü işlemesi, somut olayda trafik işaretlerinin bulunmaması veya yanlış yerde konumlandırılması iddialarının hizmet kusuru mahiyetinde olduğu ve istem hakkında adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunduğu gerekçesiyle; dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle reddine, karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin gün ve E:2013/8125, K:2014/7515 sayılı ilamıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. MERSİN 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1404 sayı ile, ( )2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanununun "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları" başlıklı 19.maddesinin 1.fıkrasında; "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve 293

294 elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler." hükmü, aynı maddenin 2.fıkrasında; (Değişik fıkra: 21/01/ /6 md.;değişik fıkra: 23/07/ S.K./9.mad) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararma ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükümleri yer almaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz hükümleri yer almaktadır. Öte yandan; 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinin gerekçesi; Karayolları Trafik Kanunu, kamuya ait araçların karayolu üzerindeki seyrini (m.85,86,90,106,109 ve diğ.) kendi kapsamına almış ve bu nevi araçların sebebiyet verdikleri zararların tazmini davaları doğru olarak adli yargıda görülmüştür. Yasanın 106. maddesi hükmü aynen şöyledir: "(kamuya) ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır." Kökleşmiş yargısal uygulamaya ve yasaya hakim sisteme rağmen son yıllarda kamu araçları ile işlenen kazalardan doğan zararlara ilişkin davaların idari yargıda görülmesi gerektiği yönünde Uyuşmazlık Mahkemesi kararları kurulmaktadır. Adli Yargıda (özellikle Yargıtay), Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına rağmen içtihadını müstakar olarak sürdürmektedir. Türk Hukukundaki köklü paradigmanlardan biri, "karayolu şeridindeki araç seyrinin özel hukuk alanı olduğu" hususudur. Yasanın ve bu konudaki hukuk tefekkürünün oturduğu zemin budur. Kamuya ait araçlar yönünden sevk edilen özel kural (m. 106) karşısında başkaca bir sonuca varmak da mümkün görülmemektedir. Aynı seyir çizgisinde hareket eden, aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımını esas alarak yasaya rağmen içtihatla farklı görev kuralı oluşturmak, giderek aynı riskten farklı hukuk uygulamalarına yol açmak, hukuk ve adalet mantığı ile de bağdaşmaz (Any.m.2). Olagelen çözüm, bu yönüyle adli-idari yargı görev ayırımına ilişkin anayasa normlarıyla da uyum içindedir. (Any.M t, 72/51 - E/K). İşletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin kurallar ile tam-yargı hukukuna ilişkin kurallar; zaman aşımı, kurtuluş kanıtı ve benzeri açılardan bir çatışma içindedir. Mevzuat ve uygulama uyumu, adli yargı seçeneğinde ancak sağlanabilir. Çünkü adli yargı, idari yargıdaki 1 yıllık hak düşürücü süreyi değil, Karayolları Trafik Kanunundaki zaman aşımı süresini uygulayacaktır. (KTC m. 109,106 vb.) İdari yargının bağlı olduğu hukuk (İdari Yargılama Usulü) ve tam yargısı davası tipi (kısmi dava açma imkansızlığı), Karayolları Trafik Kanunundaki sorumluluk kurallarının bu yargı kolunda uygulanmasına engeldir. Oysa görev, idari yargıda da olsa Karayolları Trafik Kanununu hükümlerinin uygulanması zorunludur, (m. 106/1). İdari ve Adli Yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıkları, trafik kazalarından kaynaklanan davaların görülmesinde sürekli bir belirsizliğe, gecikmelere ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Teklif, sözü edilen belirsizlikleri, hukuk devletinin ve trafik/tehlike sorumluluğunun yapısal özelliği içinde gidermektedir. Zarar görenin kamu grevlisi olması, adli yargı görevini etkilemez. Karayolları Trafik Kanunu, ne kamu araçları ve ne de o araçlar içinde bulunan zarar gören kamu görevlileri bakımından doğru olarak bir ayırım yapmamıştır. Yasanın amacı, karayolu trafiğinin ve araçların ürettikleri risklere dayalı hukukta yeknesak çözüm düzeni oluşturmaktır. Yargısal görev (usul) de bu amacın dışında değildir. Bir başka yönüyle teklif, yargı sistemindeki "görevsizlik tartışmalarının yükünü" ortadan kaldırmakta ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılama hakkını güçlendirmektedir. Görev kuralını üretme münhasır yetkisi, anayasaya aykırı olmamak kaydı ile yasama organına aittir.(any.m,142)" şeklindedir. Dava dosyasının incelenmesinden; mütevaffanın plakalı araç ile tarihinde D400- Adana istikametinden Tarsus istikametine giderken ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası 294

295 sonucu hayatını kaybettiği, davacıların tarihinde Tarsus 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açtığı, tarihinde Tarsus 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle reddine karar verildiği, tarihinde bu kararın kesinleşmesi üzerine tarihinde M.K., A.K., F.K. için 500,00 TL maddi tazminat, M.K.için ,00 TL, A.K. için 7.500,00 TL, F.K. için 7.500,00 TL, diğer davacılar için ayrı ayrı 5.000,00 TL olmak üzere toplam ,00 TL manevi tazminat istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir:... Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir, itiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir... (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin tarih ve E:2014/280, K2014/325 sayılı kararı da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle, Tarsus 3.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tarih ve E:2012/61, K2012/70 sayılı kararı ile verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine mahkememizde 2014/1404 esas sayılı dosya ile açılan davada görevsiz olduğumuz sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanununun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru yapılmasına, Uyuşmazlık Mahkemesinden karar gelinceye kadar dava hakkında karar verilmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Bahri AYDOĞAN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; 295

296 l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen durumun aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin adli yargı dava dosyası temin edilmeden Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu görülmekte ise de; dosyada, adli yargı kararının kesinleşme durumunu da gösteren bir kararın yer aldığının tespit edildiği, görev uyuşmazlığının çözümünü sağlayacak bilgi belgelerin de idari yargı dosyası içerisinde bulunduğu ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, karayolunda meydana gelen tek taraflı trafik kazasında yakınlarını kaybeden davacıların; kazanın oluşumunda davalı idarenin kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin bulunmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7. maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. 296

297 Dava dosyasının incelenmesinden; davacılardan Meliha nın eşi diğerlerinin babası olan müteveffa Mahmut Kılıç ın, maliki bulunduğu, sevk ve idaresi altındaki plakalı araç ile tarihinde D400- Adana istikametinden Tarsus istikametine giderken ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası sonucu hayatını kaybettiği, kazanın oluşumunda, davalı idarenin, ilgili mevzuatta yer alan gerekli önlemleri almadığı ileri sürülerek uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Mersin 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Tarsus 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Tarsus 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2012/61, K:2012/70 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 297

298 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 39-ESAS NO : 2015/228 KARAR NO : 2015/243 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : F.R.T. : Eskişehir Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Eskişehir Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve GY seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ESKİŞEHİR 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/1721 sayı ile; davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği belirtilerek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/184 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, idari para cezası yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 298

299 BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; 299

300 a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 300

301 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/1721 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 40-ESAS NO : 2015/229 KARAR NO : 2015/244 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : S.Ö. : Eskişehir Valiliği O L A Y : Eskişehir Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HH seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma 301

302 tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ESKİŞEHİR 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/2155 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/144 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi 302

303 otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. 303

304 2918 sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. 304

305 Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/2155 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 41-ESAS NO : 2015/233 KARAR NO : 2015/248 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9, 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.E. : Av. Ş.A. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmediği ve sürücü belgesini yanında bulundurmadığından bahisle, davacı adına gün ve HD seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9, 44/1-b. maddeleri uyarınca toplam olarak 2.250,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2200, K:2014/1989 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahke-mesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesin-leşmiştir. Bu kez davacı vekili, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. KÜÇÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/2200 sayı ile; 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık 305

306 Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli yargı yerince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli yargı dosyasının Mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Adres değişikliklerinin bildirilmesi ve sürücü belgelerinin taşınması zorunluluğu başlığı altında düzenlenen 44. maddesinde, Sürücü belgesi sahipleri: a) İkamet adresi değişikliklerini belgeyi veren kuruluşa otuz gün içinde bildirmek, b) Araç kullanırken sürücü belgelerini yanlarını bulundurmak ve yetkililerin her isteyişinde göstermek, Zorundadırlar denilmiş; Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini 306

307 açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. 307

308 Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hakimliğince yapılan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/2200 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 42-ESAS NO : 2015/236 * * * 308

309 KARAR NO : 2015/251 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : F.A. : Av. M.A.Ö. : Siirt Valiliği O L A Y : Siirt Valiliğinin gün ve 74 sayılı kararı ile, davacıya ait işyerinde yapılan denetim sonucu, kapalı alanda tütün ürünü tüketilmemesine ilişkin yasakların uygulanması ve tedbirlerin alınması ile ilgili yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hususunda ihlale rastlandığından bahisle, davacıya 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun un 5. maddesinin on altıncı fıkrası uyarınca TL idari para cezası verilmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. SİİRT SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D. İş:2013/416 sayı ile, Uyuşmazlık Mahkemesi nin gün ve E:2013/212, K:2013/511 sayılı kararı emsal alınarak, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. BATMAN İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/149, K:2014/3274 sayı ile, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren bir müeyyidenin öngörülmemesi ve dolayısıyla sadece idari para cezası verilmiş olması hallerinde söz konusu idari yaptırım kararlarına karşı onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin düzenlendiği, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün E:2013/212, K:2013/511 sayılı kararının içeriği değerlendirildiğinde somut olay kapsamında başvurucu hakkında idari para cezası verilmiş olması yanında uyarma kararının da verildiği, her iki işlemin de birlikte dava konusu edildiği ve bu nedenle ilgili somut olayda 5326 sayılı Kanun un 27/8. maddesi hükmü gereğince idari yargının görevli bulunduğunun değerlendirildiği, bakılan davada ise, dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, İl Tütün Kontrol Kurulu Denetleme Ekiplerince tarihinde yapılan denetim neticesinde, davacıya ait iş yerinde sigara içildiğinin tespit edildiği bunun üzerine de 4207 sayılı Kanuna muhalefetten dolayı davacıya 1.187,00 TL idari para cezası verildiği ve yalnızca bu işlemin dava konusu edildiği, dava konusu edilen idari para cezası kararı dışında davacı hakkında başkaca bir idari müeyyide uygulanmadığının anlaşıldığı, bu durumda idari yaptırım kararı ile birlikte bakılacak idari yargının görev alanına giren bir işlemin bulunmadığı açıklanarak, 4207 sayılı Yasa da bu Kanun hükümlerine göre verilen idari para cezasına karşı başvuru yolu gösterilmediğinden Kabahatler Kanunu nun 27/1. maddesi uyarınca davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ve görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi 309

310 gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; adli yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, adliye mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, idari yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiş, adli yargı dosyası temin edilmeden dava dosyası Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiğinden, Başkanlık yazısı ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kesinleşme şerhli onaylı örneği mahkemesinden getirtilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, İdare Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun un 5. maddesinin on altıncı fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır sayılı Kanun un Ceza hükümleri başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde; (1) (Değişik: 4/7/ /11 md.) 2 nci maddenin birinci ve dördüncü fıkralarında belirtilen alanlarda tütün ürünleri tüketenler ile 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenler, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesi hükmüne göre cezalandırılır. 3 üncü maddenin onikinci fıkrasına, kamu hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında aykırı davranan kişilere ilgili idari birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından; özel hukuk kişilerine ait ve herkesin girebileceği binaların kapalı ve açık alanları ile sokak veya kamuya ait sair alanlarda aykırı davranan kişilere ise belediye zabıta görevlilerince, elli Türk Lirası para cezası verilir. Meydana gelen çevre kirliliğinin ilgili kişi tarafından derhal giderilmesi hâlinde idari para cezasına karar verilmeyebilir. (2) (Değişik: 13/2/ /202 md.) 2 nci maddenin (a) bendi hariç birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen yasakların uygulanması ve tedbirlerin alınması ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletme sorumlularına, mahalli mülki amir tarafından bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. 310

311 (3) 3 üncü maddenin birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, onbeşinci fıkralarındaki yasakların her birine aykırı hareket edenler, ellibin Türk Lirasından ikiyüzellibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Bu cezaya karar vermeye Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu yetkilidir. (4) (Değişik: 10/9/ /111 md.) 3 üncü maddenin altıncı fıkrasındaki yasağın görsel yayın yoluyla ihlal edilmesi hâlinde, yasağa aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşa ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı, on bin Türk lirasından az olamaz. Bu cezaya karar vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yetkilidir. (5) (Değişik: 13/2/ /202 md.) 3 üncü maddenin yedinci fıkrasındaki yasağa aykırı hareket edenler, mahalli mülki amir tarafından bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır. (6) 3 üncü maddenin sekizinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenler, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Sağlık için tehlikeli madde temini" başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezalandırılır. (7) 3 üncü maddenin dokuzuncu fıkrasındaki yasağa aykırı hareket edenler, mahalli mülki amir tarafından her bir kişiyle ilgili olarak bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır. (8) (Mülga: 3/4/ /6 md.) (9) (Mülga: 3/4/ /6 md.) (10) (Değişik: 13/2/ /202 md.) 3 üncü maddenin ondördüncü fıkrasındaki ürünleri üretenler, mahalli mülki amir tarafından yirmibin Türk Lirasından yüzbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. (11) 4 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarındaki yükümlülüklerin her birine aykırı hareket edenler, mahallî mülkî amir tarafından bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır. (12) 4 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki yükümlülüklerin her birine aykırı hareket eden üretici firmalar, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından bu yükümlülüklere aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, verilecek idarî para cezasının miktarı ikiyüzellibin Türk Lirasından az olamaz. (13) (Mülga: 3/4/ /6 md.) (14) (Değişik: 10/9/ /111 md.) 4 üncü maddenin yedinci fıkrasındaki yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde biri oranında idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı on bin Türk lirasından az olamaz. Bu cezaya karar vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yetkilidir. (15) Bu Kanunla kendilerine yüklenen görevleri yerine getirmeyen memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında, ceza hukuku sorumluluğu saklı kalmak kaydıyla, tâbi oldukları mevzuatta yer alan disiplin hükümleri uygulanır. 16) (Ek: 13/2/ /202 md.; Değişik: 24/5/ /27 md.) Bu maddedeki cezaları gerektiren fiillerin bir yıllık dönemde tekerrürü hâlinde idari para cezası bir kat; ikinci tekerrürü hâlinde iki kat artırılarak verilir. Aynı dönemdeki üçüncü tekerrürde de iş yeri on günden bir aya kadar kapatılır. denilmiş; Tütün ürünlerinin yasaklanması başlığı altında düzenlenen 2. maddesinin birinci fıkrasında ise, Tütün ürünleri; a) Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında, b) Koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, üretim, ticaret, sosyal, kültürel, spor, eğlence ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan ve birden çok kişinin girebileceği (ikamete mahsus konutlar hariç) binaların kapalı alanlarında, c) (Değişik: 24/5/ /26 md.) Hususi araçların sürücü koltukları ile taksi hizmeti verenler dâhil olmak üzere karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu toplu taşıma araçlarında, ç) Okul öncesi eğitim kurumlarının, dershaneler, özel eğitim ve öğretim kurumları dahil olmak üzere ilk ve orta öğrenim kurumlarının, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında, d) Özel hukuk kişilerine ait olan lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde, tüketilemez.. hükmü yer almıştır. Bu haliyle, 4207 sayılı Kanun da, idari para cezası verilmesine ilişkin karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Öte yandan; gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, 311

312 uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Somut olayda, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, Uyuşmazlık Mahkemesi nin gün ve E:2013/212, K:2013/511 sayılı kararı emsal alınarak, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de, bahsedilen dosyanın incelenmesinden, kararın gerekçesinde, davaya konu idari para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak uyarma kararı da verildiği ve dava konusu edildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur. denilmek suretiyle, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararının neden kaldırılmasına karar verildiği açıkça belirtilmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, 4207 sayılı Kanun un 5. maddesinin on altıncı fıkrası uyarınca verilen para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4207 sayılı Kanun da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Batman İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile, Siirt Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Batman İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Siirt Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D. İş:2013/416 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 43-ESAS NO : 2015/239 KARAR NO : 2015/253 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R 312

313 Davacı Vekili Davalı Vekili : H.B. : Av. E.B. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. M.H.B. O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı, kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin, 40,00 TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesine, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla dönemine ilişkin beş aylık ek ödeme toplamı olan 200,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18. İş Mahkemesi: gün ve E:2010/1371, K:2011/1135 sayı ile, davacının ve aynı konumdaki Türk Telekom personelinin, Yüksek Planlama Kurulunun 5473 sayılı Yasa kapsamındaki (ilave tediye, ikramiye gibi) ek ödemeden yararlanma hakkı bulunmayan personel için öngörülen ödemeden yararlanma hakkı bulunmadığından açılan davanın reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: gün ve E:2012/6157, K:2012/4843 sayı ile, davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali haklarına ilişkin işverence alınan tüm işletmesel kararların getirtilerek, davacının kapsamdışı nakle tabi olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı Kanun un Ek: 29 ve sözleşmenin 7. maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda çalışan ve 399 sayılı KHK. un ek II. Cetveline tabi çalışanlara uygulanan artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı, yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı, tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak şekilde maaş nakil ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. Ankara 18. İş Mahkemesi: gün ve E:2012/308, K:2014/100 sayı ile, bozmadan sonra yapılan yargılamada usül ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan tahkikat ve müzekkere cevapları sonrası alınan tarihli ek bilirkişi raporuyla davacının Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihindeki maaş nakil ilmuhaberine 40,00 TL ek ödeme tutarının eklenmesi gerektiğinin ve yine davacının nakil tarihine kadar tahakkuk eden 200,00 TL alacağının bulunduğu hesap ve tespit edilmiş olmakla, belirtilen bu alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesinin uygun bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi: gün ve E:2014/21397, K:2014/25327 sayı ile, Uyuşmazlık Mahkemesinin uyuşmazlıklarda adli yargı yerinin görevli olduğuna dair kararlar var ise de, ilke kararı olmadığından, Dairelerince Danıştay İdari Dava Dairelerinin gerekçelerinin benimsendiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun da gün ve 2012/ Esas, 2012/1398 Karar sayılı kararı ile uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğunu kabul ettiği, görevin kamu düzeninden olduğu ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiği, ayrıca esasa ilişkin bozma kararlarına uyulsa bile görev kamu düzeninden olduğundan, bunun görev yönünden usulü müktesep hak teşkil etmeyeceği; gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırıldığı, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girdiği, davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının görüldüğü, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği, Mahkemece davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle bozulmasına karar vermiştir ANKARA 18.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/745, K.2014/828 sayı ile, bozmadan sonra yapılan yargılamada usül ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmak suretiyle bozma gerekçesi çerçevesinde davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle H.M.K.nın 115/2.maddesi uyarınca usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. 313

314 Davacı vekili bu kez maaş nakil ilmühaberinin, yeni atandığı kuruma eksik bildirimine (denge tazminatı, enflasyon farkı ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle) ilişkin davalı idarenin işleminin iptali ile mahrum kalınan tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 18. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/33 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı mercilerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşlemi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. 314

315 Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da 315

316 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle, Ankara 18. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüyle, Ankara 18. İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 18. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 18. İş Mahkemesi nin gün ve E:2014/745, K.2014/828 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 44-ESAS NO : 2015/240 KARAR NO : 2015/254 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi nedeniyle ödenmeyen denge tazminatının davalıdan tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : H.T. Vekili : Av. Ş.T. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. Ş.A. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirkette sözleşmeli olarak çalışırken, davalı şirketin özelleşmesi sonucu 4046 sayılı Kanunun 22. maddesi hükmüne göre tarihinde Devlet Personel Başkalığına bildiriminin yapıldığını ve Mardin Valiliğinde göreve başladığını, 5473 sayılı Kanunla tarihinden itibaren uygulanan denge tazminatının (40+40) davacıya ödenmediğini, 5473 sayılı Kanun ile kamu personelinin tarihlerinde geçerli olmak üzere 40 TL denge tazminatının ve tarihinden geçerli olmak üzere 40 TL zammın yapılmasının öngörüldüğünü, aynı Kanun uyarınca Yüksek Planlama Kurulu nun tarih ve 2006/T-17 sayılı kararı ile de özelleştirme kapsam ve programında bulunan kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarından olup özelleştirme işlemleri tamamlanan kuruluşların sözleşmeli ve kapsam dışı kamu personelinin ücretlerine, bu personelin sözleşmeli ve kapsam dışı statülerde bulunduğu sürelere ait ücret 316

317 artışlarının hiçbir işlem yapılmaksızın aynen uygulanması hükmüne yer verildiğini açıklayarak fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak üzere şimdilik 500,00 TL maaş artışlarına yansıtılması gereken enflasyon farkı ile denge tazminatı olarak tabir edilen ek ödemenin de şimdilik 500,00 TL si olmak üzere toplam 1.000,00 TL nin davalıdan tahsili istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. MARDİN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): gün E:2011/720 K:2014/46 sayılı kararında; Görev kamu düzenindendir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal hakları belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir şeklindeki gerekçe ile davanın HMK nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle aynı yasanın 115/2 maddesi uyarınca usulden reddine karar vermiş ve karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2014/14132 K:2014/17643 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle karşı idari yargıda dava açmıştır. MARDİN İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2922 sayılı gönderme kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, uyuşmazlıkla ilgili Mardin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin tarih ve E:2011/720, K:2014/46 sayılı görevsizlik kararının kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından; görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyla Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru zorunluluğu doğmuştur şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 317

318 Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacının ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge tazminatı alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen 318

319 kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde sözleşmeli personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 319

320 Açıklanan nedenlerle Mardin İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Mardin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2011/720 K:2014/46 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mardin İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, Mardin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2011/720 K:2014/46 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 45-ESAS NO : 2015/243 KARAR NO : 2015/257 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmuhaberinin düzeltilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : D.K. : Av. A.T. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. H.N.D. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kurum nezdinde çalışmakta iken kurumun tarihinde özelleştirilmesinin akabinde, tarihinde güvence süresi dolmamasına rağmen davalı şirket tarafından Devlet Personel Başkanlığı na kamu kurumuna nakil için bildirimi yapılan davacının, daha sonra Devlet Personel Başkanlığı tarafından Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ne atandığını, müvekkilinin adının Devlet Personel Başkanlığı na bildirildiği tarih olan tarihi itibariyle davalı kurumdan almış olduğu ücret ve ücrete eklenmesi gereken farkların, ayrıca 112 günlük ikramiye tutarının da sabit bir değer olarak eklenmesi suretiyle maaş nakil ilmuhaberinin düzenlenmesi ve Devlet Personel Başkanlığı na bildirilmesi gerektiğinin tespitine, müvekkilinin maaş nakil ilmuhaberinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuda çalışmaya başladığı tarih olan tarihinden dava tarihine değin her ay eksik ücret alması nedeniyle uğramış olduğu zarardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 6.000,00 TL nin tarihinden itibaren bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faiz ile tahsiline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 19. İş Mahkemesi: gün ve 2013/475 Esas, 2014/188 Karar sayılı kararında aynen; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarih ve 2011/ sayılı kararında; davalı kurumun özelleşmesi nedeni ile çıkarılan yasalarla özelleşme sonrası kamuya devlet memuru olarak nakledilecek çalışanlarla ilgili olarak kamu gücü kullanma yetkisi verildiği, bu yetki ile düzenlenen belgelerin idare hukuku ile ilgili sonuçlar doğurduğu, böyle olunca da uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/ Esas, 2012/1388 sayılı karanda aynı doğrultudadır. Uyuşmazlığın çözüm yerinin adli yargı yeri olduğuna ilişkin Uyuşmazlık Mahkemesi kararı ise; sayılı yasanın 30. maddesine göre bir ilke kararı olmayıp, somut olaya ilişkindir. Böyle olunca; davacının statüsü, dava konusu tespit talebinin niteliği, bunun bildirilmesi talep edilen Devlet Personel Dairesinin de niteliği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarının gerekçeleri nedeniyle; dava konusu uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı olduğu şeklindeki gerekçesi ile HMK 320

321 nın 19, 20 ve 114/c maddeleri gereğince Mahkemelerinin görevsizliğine ve dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar taraflarca temyiz edilmeksizin karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bunun üzerine; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı şirket tarafından düzelenen yer değiştirme suretiyle atamalarda aylık bildirim formunda (maaş nakil ilmuhaberi ) naklin yapıldığı yıl içerisinde almış olduğu ikramiyeler sütununun boş bırakılması ve naklin yapıldığı yılda almış olduğu ücret yerine daha düşük bir ücretin yazılması suretiyle anılan formun eksik ve hatalı düzenlenmesine ilişkin işlemin iptaline, müvekkilinin maaş nakil ilmuhaberinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuya çalışmaya başladığı tarih olan tarihinden itibaren her ay eksik ücret alması nedeniyle uğramış olduğu zararın bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalı şirketten tazminine karar verilmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır. Ankara 3. İdare Mahkemesi: gün ve 2014/1423 Esas sayılı kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın çözümünde, özel hukuk hükümlerine göre adli yargının görevli olduğunu gerekçe göstererek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Türk Telekom A.Ş.'nde çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile başka kuruma atanan davacının, nakle esas düzenlenen maaş nakil ilmuhaberinde gösterilemeyen tazminatların eklenmesi sureti ile maaş nakil ilmuhaberinin yeniden düzenlenmesi ile Devlet Personel Başkanlığı na bildirilmesi gerektiğinin tespitine, dava konusu hatalı işlem nedeni ile uğradığı tüm zararların en yüksek banka mevduat faizi üzerinden davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi 321

322 olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. 322

323 Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kurum nezdinde Teknisyen yardımcısı ünvanı ile çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı na bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin iptali ile Devlet Personel Başkanlığı na bildirilmesi gerektiğinin tespitine ve almaktan mahrum kaldığı ek ödenekler nedeni ile uğradığı zararın tazmini istemiyle; Ankara 19.İş Mahkemesi ne dava açıldığı; Ankara 19. İş Mahkemesi nin gün ve 2013/475 Esas, 2014/188 Karar sayılı kararı ile davanın görev nedeni ile reddine karar verdiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği; bunun üzerine davacının aynı istemle Ankara 3. İdare Mahkemesi nde dava açtığı, Ankara 3. İdare Mahkemesi nce 2247 sayılı kanunun 19. maddesi koşullarına uygun olarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle, Ankara 3. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Ankara 19. İş Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 19.İş Mahkemesi nin gün ve 2013/475 Esas, 2014/188 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 46-ESAS NO : 2015/244 KARAR NO : 2015/258 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 323

324 K A R A R Davacı : İ.C. Vekilleri : Av. A.T.& Av. N.B.D. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. K.S. (Adli Yargıda) O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve düzeltilmesi ile eksik ödemelerin fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.000,00 TL alacağın geriye dönük olarak yürütülecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 2.İş Mahkemesi: gün ve E:2012/1466, K:2013/397 sayılı kararında özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi gün, E:2014/11486, K:2014/10082 sayılı ilamı ile hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1762 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek

325 maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un 325

326 yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 18.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 2.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 18.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 2.İş Mahkemesince verilen gün, E:2012/1466,K:2013/397 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 47-ESAS NO : 2015/245 KARAR NO : 2015/259 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı tarafından satın alınan 362 m² lik taşınmazın 280 m² lik kısmının ormandan çıkma yer olduğu ve ancak hazine adına tescil edilebileceğinden bahisle söz konusu alana isabet eden tapusunun iptali istemiyle hazine tarafından açılan dava neticesinde, Adli Yargı yerinin kararı ile davacı adına kayıtlı olan taşınmazın 280 m² lik kısmının tapusunun iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesi ve bu kararın Yargıtay ca onanarak kesinleşmesi üzerine uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk 326

327 K A R A R Davacı : H.K. Vekilleri : Av. M.G., Av. M.K. Davalılar : 1- Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü (Adli ve İdari Yargıda) Hukuk Müşaviri A.R.A., Hukuk Müşaviri M.T. 2- Maliye Hazinesi (Adli ve İdari Yargıda) Av. D.K. (Adli Yargıda) Av. O.D. (İdari Yargıda) 3- Orman Genel Müdürlüğü (İdari Yargıda) Av. G.K., Av. H.K.G. 4- A.S. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin Gebze, Muallim Köyü, 49 pafta 1411 parsel sayılı 362 m²lik taşınmazın maliki olduğunu, bu yeri tarihinde davalı Abdülfettah Savaşkan dan satın aldığını, taşınmazın tarihinde tapulamada tarla vasfı ile tespit gördüğünü, davalı Hazine vekilliği tarafından satış sonrasında açılan davada, Gebze 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin E:2005/22, K:2005/367 sayılı kararı ile yerin 280,00 m 2 lik kısmının orman alanı içinde kalması nedeniyle davacı adına kayıtlı tapunun iptali ile davalı Maliye Hazinesi adına tesciline karar verildiğini, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davacının taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldığını, satın aldığı tarihten bu güne kadar da tüm vergilerini ve resmi borçlarını ödediğini, taşınmazı satın aldığında tapu kaydında herhangi bir şerhin olmadığını, müvekkilinin taşınmazı satın almasından sonra 20 yıla yakın süre geçtikten sonra dava açıldığını, tescilde yerin orman tahdidinde kaldığına ilişkin bir şerhin verilmemesi sonucu, sicile güven ilkesi uyarınca satın alınması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, uğranılan zararın hazine tarafından karşılanması gerektiğini belirterek, fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak üzere tapuya güvenerek satın aldığı taşınmazın 280 m²lik kısmının tapusunun iptali sebebi ile uğradığı maddi zararlara karşılık toplam ,00TL maddi tazminatın iptal kararının kesinleştiği günden bu yana kanuni gecikme bedeli ile birlikte, müvekkilinin uğradığı manevi zarara karşılık olmak üzere de 8.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren hesap edilecek kanuni gecikme bedeli ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Gebze 3.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2007/277, K:2010/18 sayı ile; davaya konu tazminat isteğinin orman kadastrosu esas alınmadan yapılan aynı yerdeki mükerrer arazi kadastrosundan kaynaklandığını, bu sırada hazinenin askıya çıkan tutanaklara o bölgenin orman kadastro sınırları içerisinde olduğu yolunda itiraz etmesi gerektiği halde itirazını yapmadığı, böylece davacıya kadar oluşan silsilede asıl kadastro sırasında yapması gereken görevini yapmayarak ihmali bir eylem ile idari işlem tesis edip tam yargı davası ile bu kusuru sonucu davacının zararına neden olacak şekilde ihmali hareket ile idari işlem yapmış olduğunu belirterek, davanın idari yargıda görülmesi gerekeceğinden davacının dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Maliye Hazinesi ni davalı göstererek idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı olarak belirlenen Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü nce, birinci savunma dilekçesinde, davada adli yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur. Kocaeli 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2010/623 sayı ile davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı İdarenin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yönündeki dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Davacının tapu siciline güvenerek satın aldığı taşınmazın 2-B kapsamında orman sınırları içinde bulunması nedeniyle tapunun bir kısmının iptaline karar verilmesi ve temyiz incelemesi sonucunda anılan kararın kesinleşmesi üzerine uğradığı zararın tapu iptal kararının kesinleşme tarihinden itibaren faiziyle birlikte tazmin edilmesi talebiyle davalı idare aleyhine idari yargı yerinde açtığı iptal davasında, davalı idarenin görev itirazında bulunduğunun görüldüğü; dava konusu olayda, davacı tarafından tapuda adına kayıtlı taşınmazın "2-B kapsamında orman sınırları içinde bulunması" nedeniyle tapunun iptaline karar verilmesi sonucu mülkiyetinden çıkmasında sorumluluğun devlete ait olduğu belirtilerek, uğranılan zararın devletçe karşılanması gerektiğinin ileri sürüldüğü; Mevzuatımızda bazı durumlarda yargısal işlemlere yardımcı kimi idari faaliyetlerden dolayı Devletin sorumluluğunu öngören istisnai düzenlemelerin bulunduğu; yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler nedeniyle Devletin sorumluluğunun kabul edildiği durumlarda, bu sorumluluğun denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılmasının gözetildiği; nitekim, Medeni Kanun'un maddesinde "Tapu sicilinin 327

328 tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür." hükmünün yer aldığı; dava konusu olayda, davacı tarafından taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde bulunması nedeniyle tapunun kısmen iptaline karar verilmesi ve mülkiyetinden çıkmasının sorumluluğunun devlete ait olduğu, bu nedenle uğranılan zararın devletçe karşılanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, taşınmazın mahkeme kararı üzerine tescilinin iptal edildiği, bu kararın ise yargısal bir nitelik taşıdığı için idari bir işlem veya eylem olarak kabul edilemeyeceği, öte yandan davalı idarenin taşınmazın tescilinin iptaline ilişkin herhangi bir işleminin de bulunmadığının görüldüğü; belirtilen duruma göre, Asliye Hukuk Mahkemesi nin ilamı sonucu olarak tapu kaydının iptal edilmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada; tapu sicilinin tutulmasından doğan zarar nedeniyle devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun maddesinde yer alan düzenleme uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Bu aşamadan sonra Uyuşmazlık Mahkemesi gün, E:2012/25, K:2012/75 sayılı kararı ile; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 10. maddesinin birinci fıkrasında, Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir hükmüne yer verilmiştir. Anılan Yasa hükmü ile, belirtilen yargı mercilerinden birinde açılmış olan bir davanın görülmesi sırasında yapılan görev itirazının reddi üzerine, ilgili Başsavcı tarafından, görevli bulunduğu kendi yargı düzeninin görev alanına vaki müdahalenin önlenebilmesini sağlamak için konunun Uyuşmazlık Mahkemesi ne götürülmesi suretiyle davanın henüz başlangıç safhasında iken görev sorununun çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Nitekim, 2247 sayılı Yasa nın 10. madde gerekçesinde, Uyuşmazlık çıkarma, yürürlükte bulunan kanunun getirdiği bir yeniliktir. Görülmekte olan bir davanın görev uyuşmazlığını, bu safhada halletmek imkânını verir. Bu madde ile uyuşmazlık çıkarma adli, idari ve askeri yargıya teşmil edilmiştir. Bu yetki, yargı merciince görev itirazının reddi üzerine, kanun yararına olarak, uyuşmazlığın konusuna göre ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından kullanılacaktır. Bu suretle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kabul ettiği adli, idari ve askeri yargı mercilerinin ayrılığı prensibinin ihlâli ve ayrı tanzimlere tabi tutulan adli, idari ve askeri yargı mercilerinin yekdiğerinin görev hudutlarına tecavüzleri önlenmiş olacaktır denilmiştir. Buna göre, ortada henüz açılmış bir dava ve bu davada bir yargı merciince verilmiş görevlilik kararı bulunması; diğer bir ifadeyle, yararına görev itirazında bulunulan yargı merciince aynı davada görevsizlik kararı verilmemiş olması gerekeceği açıktır. Olayda, uyuşmazlığa konu edilen Kocaeli 2. İdare Mahkemesinin görevlilik kararından önce, Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nce tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararının bulunması karşısında, idari yargı yerince adli yargının görev alanına müdahalede bulunulduğundan söz etmek olanaksızdır. Öte yandan, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen olumsuz görev uyuşmazlığının oluşabilmesi için tarafları, sebebi ve konusu aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevsiz görerek verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması; 17. maddesinde öngörülen olumlu görev uyuşmazlığının doğabilmesi için ise, yine tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevli sayan kararlar verilmesi; 19. maddeye göre yargı mercilerince Uyuşmazlık Mahkemesi ne başvurulabilmesi için de, daha önce diğer yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine aynı davada kendisinin de görevsiz bulunduğu ve görevsizlik kararı veren yargı merciinin görevli olduğu kanısına varılması; 20. madde uyarınca görev uyuşmazlığı çıkarılmasında, temyiz incelemesi yapan yüksek mahkeme tarafından Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekmekte olup, incelemeye konu olan adli yargı yerinin görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince aynı davada verilen görevlilik kararı nedeniyle, anılan maddelerde düzenlenen görev uyuşmazlığı türlerinden biri de oluşmamıştır. demek suretiyle başvurunun reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi nin başvurunun reddine ilişkin kararından sonra yapılan yargılamada, Kocaeli 2. İdare Mahkemesi gün, E:2010/623, K:2014/518 sayılı kararı ile davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiş olup, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 10. Daire gün, E:2014/3188, K:2014/5380 sayılı kararı ile özetle; uyuşmazlığın esasının tapu sicilinin tutulmasından doğan zararın tazminine ilişkin oluşu ve bu zararlardan dolayı açılacak davaların tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülecek olması nedeniyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği sonucuna ulaşıldığını belirterek, hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kocaeli 2. İdare Mahkemesi: gün, E:2015/70 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı 328

329 yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli yargı yeri ile idari yargı yeri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı tarafından, tarihinde satın alınan Kocaeli İli, Gebze İlçesi, Muallim Köyünde yer alan tapunun 49 pafta 1411 parsel sayısında kayıtlı 362 m2 lik taşınmazın 280 m2 lik alanının ormandan çıkma yer olduğu ve ancak hazine adına tescil edilebileceğinden bahisle söz konusu alana isabet eden tapusunun iptali istemiyle hazine tarafından açılan dava neticesinde Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün, E:2005/22, K:2005/367 sayılı kararı ile davacı adına kayıtlı olan taşınmazın 280 m2 lik kısmının tapusunun iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesi ve bu kararın Yargıtay ca onanarak kesinleşmesi üzerine uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle uyuşmazlığa konu dava açılmıştır. Türk Medeni Kanun'un maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür." hükmü yer almaktadır. Dava konusu olayda, davacı tarafından taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde bulunması nedeniyle tapunun kısmen iptaline karar verilmesi ve mülkiyetinden çıkmasının sorumluluğunun devlete ait olduğu, bu nedenle uğranılan zararın devletçe karşılanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, taşınmazın davacı adına olan tescilinin 280 m2 lik kısmına ilişkin olarak mahkeme kararı ile tescilin iptali ve Hazine adına tesciline karar verildiği sabit olmakla, mahkeme kararı yargısal nitelik taşıdığı için idari bir işlem olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp, ayrıca davalı idarenin taşınmazın tescilinin iptaline ilişkin herhangi bir işleminin de bulunmadığı anlaşılmakla, Asliye Hukuk Mahkemesi nin ilamı sonucu olarak tapu kaydının iptal edilmesi dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada tapu sicilinin tutulmasından doğan zarar nedeniyle devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun maddesinde yer alan düzenleme uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan Kocaeli 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2007/277, K:2010/18 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 48-ESAS NO : 2015/246 KARAR NO : 2015/260 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-H.E. (kendisine asaleten çocukları); a) R.E., b) M.E., c) G.E., d) C.E., e) M.S.E., f) B.E. ye velayeten; 2-Torunları: a) R.E., b)s.e. ye vesayeten; 3-H.E., 4-A.E.,5-H.E., 329

330 6-M.E. Vekilleri : Av. H.Ö. (Adli Yargıda) Av. A.E. (İdari Yargıda) Davalılar : 1-Karayolları Genel Müdürlüğü 2-AK Sigorta A.Ş.Genel Müdürlüğü İdari Yargıda Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. İ.K.A. O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; davacıların murisleri Y., S., U., E. ve M.N.E.'nin Birecik-Şanlıurfa Karayolu Birecik gişelerinde meydana gelen trafik kazasında hayatlarını kaybettiklerini, kazanın meydana gelmesinde davalı tarafların kusurlu olduğunu, kaza tespit tutanağı, olay yeri inceleme tutanaklarını ve bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere davalı idarenin gerekli ışıklandırma ve işaretleme, yol çökmesi ve diğer tedbirleri almadığını bu nedenle kazanın meydana geldiğini, kaza sonrasında müvekkillerinin cenaze işlemleri için birçok harcamada bulunduğunu, söz konusu ölüm nedeni ile de çok derin acılar yaşadıklarını, davalı tarafın müvekkillerine hiçbir harcama katkısında bulunmadığını, kazanın meydana gelmesinde davalı tarafın kusurunun olduğunu ve meydana gelen zarardan da davalı tarafın sorumlu olduğunu; davacıların murislerinin içinde bulundukları plakalı aracın AK Sigorta tarafından sigorta poliçesi ile sigortalı edildiği, poliçede belirtildiği gibi meydana gelecek ölümlü kazalarda ödenecek tazminat ve sorumluluk miktarının kişi başına TL olarak belirtildiğini, bu nedenle 9.000TL maddi tazminat, TL da manevi tazminat olmak üzere toplam TL tazminatın davalılar Karayolları Genel Müdürlüğü ile AK Sigorta A.Ş. den tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Dava dosyası Birecik Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2009/418 sayılı esasına kaydedilmiş olup, tarihli celsesinde, davalı AK Sigorta A.Ş.ye karşı açılan tazminat davasının HUMK 46 maddesi gereğince tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiştir. BİRECİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : gün ve E:2009/418, K:2009/680 sayılı kararında; Davacı taraf haksız fiilin nedeni olan trafik kazasında kazaya karışan aracın sigortacısı ile Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine işbu davayı açmıştır.dava dilekçesinden ve davacılar vekilinin huzurdaki beyanlarından anlaşılacağı üzere, kazanın davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün kazanın meydana geldiği yol üzerinde gerekli ışıklandırma, işaretleme,yol çökmesi ve diğer gereken tedbirleri almadığından kazanın meydana geldiğini iddia etmiştir.zararın gerçekleşme biçimi ve Karayolları Genel Müdürlüğüne de kusur izafe edildiği gözetildiğinde davanın Karayolları Genel Müdürlüğünün hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası olduğu belirgindir.bir kamu hizmeti görmekle yükümlü olan davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün,karayollarının yapım ve onarım hizmetleri sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir.2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun 2.maddesinde hizmet kusuruna dayanılarak idare aleyhine açılacak tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması ve görülmesi gerektiği düzenlendiğinden,dava dilekçesinin görev yönünden reddine şeklindeki gerekçe ile davalı Karayolları Genel Müdürlüğü ne karşı açılmış olan davanın dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ : gün ve E:2011/10777, K:2011/10457 sayılı kararında özetle; hüküm fıkrasının avukatlık ücretine ilişkin bölümünde yer alan TL rakamının hükümden çıkartılarak yerine 575 TL rakamının yazılmasına, davacıların diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın bu şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermiş, karar bu şekilde düzeltilerek tarafların süresi içerisinde tashihi karar talebinde bulunmadıklarından tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez; aynı gerekçelerle, üst ve sair hakları saklı kalmak kaydı ile ,00 TL maddi ve manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren avans oranında ticari faizi ile birlikte davalı Karayolları Genel Müdürlüğü nden tahsiline karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. ŞANLIURFA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1708 sayılı gönderme kararında özetle; davacıların tazminat talebinin dayanağı olan tek taraflı trafik kazasının idarenin bakım ve onarımından sorumlu olduğu karayolu üzerinde meydana geldiğini, 2918 sayılı Kanun un 6099 sayılı Kanun ile değişik 110.maddesi hükmü gereği anılan kanundan doğan sorumluluk davasının adli yargıda görülmesi gerektiğini, bu durumda uyuşmazlığın 2918 sayılı Kanun ile davalı idareye yüklenen sorumluluktan kaynaklandığını, anılan Kanun hükmü gereğince davanın görüm ve çözümünün adli yargının görevine girdiğini gerekçe göstererek; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : 330

331 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıların murislerinin trafik kazasında hayatını kaybetmesinden dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyaların incelenmesinden; davacıların murisleri olan Y.E.,S.E.,U.E.,E.E.,M.N.E. nin,y. E. nin sevk ve idaresindeki plakalı aracın Birecik-Şanlıurfa karayolu Birecik gişelerinde meydana gelen tek taraflı trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmelerinde davalı idarenin gerekli ışıklandırma, işaretleme yol çökmesi ve diğer gereken tedbirleri almadığından sorumlu olduğu iddiası ile TL maddi ve manevi tazminatın ödenmesi istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu 331

332 olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Şanlıurfa İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Birecik Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2009/418, K:2009/680 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Şanlıurfa İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, Birecik Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2009/418, K:2009/680 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" İdarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. 332

333 Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yabanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamım veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karat verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre ibu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR 333

334 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 49-ESAS NO : 2015/248 KARAR NO : 2015/262 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A.T. Vekilleri : Av. A.T., Av.N.B.D. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü Vekili : Av. K.S. O L A Y : Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde, Kepez Kaymakamlığı Malmüdürlüğü emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin Devlet Personel Başkanlığına bildirildiği tarih itibariyle davalı kurumdan almış olduğu ücret ve ücrete eklenmesi gereken farkların ayrıca ikramiye tutarlarının sabit bir değer olarak eklenmesi suretiyle maaş nakil ilmühaberlerinin düzenlenmesi ve DPB ye bildirilmesi gerektiğinin tespiti ile maaş nakil ilmühaberlerinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuda çalışmaya başladığı tarihten dava tarihine kadarki eksik ücret alması nedeniyle uğradığı zarardan şimdilik TL nin faiziyle birlikte tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 2.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1468, K.2013/394 sayı ile, davacı vekilinin dava dilekçesinin ve davalı vekilinin cevap dilekçesinin geniş özetlerine yer verdikten sonra; uyuşmazlığın, 399 sayılı KHK'nin ek II.cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak çalışan davacının, davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı KHK'nin 3.maddesi ve 399 sayılı KHK'nin ek ikinci cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanamayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği hususundan kaynaklandığı; Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin, daha önceki tarihlerde nakle tabi işçilerde davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. arasındaki uyuşmazlıklarda esasa yönelik kararlar vermiş ise de, Danıştay İdari Dava Dairelerinin 07/04/2011 gün ve 2011/ sayılı kararından sonra uyuşmazlığın Adli Yargı yerinde görüleceğine dair görüşünü değiştirmiş olduğu, 01/10/2012 gün ve 2012/ E ve K nolu kararında da görüleceği üzere, uyuşmazlığın idari Yargı yerinde görülmesi gerektiğini kabul etmiş bulunduğu; ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26/12/2012 gün ve 2012/ E, 2012/1388 K nolu kararı da nazara alındığında HMK'nun 114/1-b maddesi gereğince "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddinin gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davanın usulden reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22.Hukuk Dairesi, tarih ve E:2014/11484, K:2014/10080 sayı ile, vekalet ücreti ile yargılama giderleri yönünden kararı düzelterek onamış ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, davalı şirket tarafından düzenlenen yer değiştirme suretiyle atamalarda aylık bildirim formunda (maaş nakil ilmühaberi) Naklin Yapıldığı Yıl İçerisinde Almış Olduğu İkramiyeler" sütununun boş bırakılması ve naklin yapıldığı yılda almış olduğu ücret yerine daha düşük bir ücretin yazılması suretiyle anılan formun eksik ve hatalı düzenlenmesine ilişkin işleminin iptali; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere; müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin eksik ve hatalı düzenlenmesi nedeniyle kamuda çalışmaya başladığı tarih olan tarihinden itibaren her ay eksik ücret alması nedeniyle uğramış olduğu zararın bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalı şirketten tazmini istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 18.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1211 sayı ile, 406 sayılı Kanunun 1. maddesinin 7. fıkrasında, "Türk Telekom, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yansından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz." hükmüne yer verilerek Türk Telekom a özgü farklı bir statü oluşturulmuş olduğu; 334

335 aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de; Türk Telekomdaki kamu payı % 50'nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı; ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda, şirketin %55 oranındaki hissesinin satılarak tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığının görüldüğü; dava dosyasının incelenmesinden; Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin özelleştirilmesi kapsamında başka kuruma geçiş sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine yönelik başvurunun reddi üzerine eksik ve hatalı düzenlendiği ileri sürülen maaş nakil bildiriminin iptali ile bu nedenle eksik ödenen maaş, ikramiye, ek ödeme ve tazminatların faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle Ankara 2. İş Mahkemesinde açılan davanın 04/04/2013 tarih ve E:2012/1468, K2013/394 sayılı kararla davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev yönünden reddine karar verildiği, bu kararın kesinleşmesi üzerine, 25/07/2014 tarihinde kayda giren dilekçe ile Mahkemeleri nezdinde bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nin karar vermesine kadar erteler./ Mahkemenin gerekçeli kararı, dava dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir. hükmünün yer aldığı; bu durumda; iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu sonucuna varıldığından, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacının, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin özelleştirilmesi sonrası başka kuruma nakli sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlenmesi nedeniyle yapılan eksik bildirim işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından 335

336 fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro 336

337 ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacının vekili tarafından; müvekkilinin Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin özelleştirilmesi sonrası başka kuruma nakli sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlenmesi nedeniyle yapılan eksik bildirim işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların tazmini istemiyle tarihinde dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Ankara 18.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 2. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 18.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 2. İş Mahkemesinin gün ve E:2012/1468, K.2013/394 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 50-ESAS NO : 2015/250 KARAR NO : 2015/263 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 337

338 ÖZET : 5324 sayılı Kozmetik Kanunu nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine aykırılıktan dolayı, aynı Kanun un 6. maddesi uyarınca, söz konusu ürünün firma tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına ilişkin olarak verilen kararın kaldırılması istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : ETU Mak. İnş. Kim. Gıd. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. : Av. A.G. : T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu O L A Y : Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu nun gün ve sayılı idari yaptırım kararı ile, Kurumun Analiz ve Kontrol Laboratuarları Başkan Yardımcılığı nca, davacı şirket hakkında düzenlenen, inceleme analiz raporunda, ETU Mak. İnş. Kim. Gıd. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. adlı firmaya ait Spectral DNC-N Breakthrough Hair Support System (60 ml, Seri No: C208221, imalat tarihi/son kullanma tarihi: -/3.2015) adlı üründe, Spectral DNC-N Breakthrough Hair Support System (60 ml, Seri No: C301282, imalat tarihi/son kullanma tarihi: -/9.2015) adlı üründe, Spectral DNC-N Breakthrough Hair Support System (60 ml, Seri No: , imalat tarihi/son kullanma tarihi: -/ ) adlı üründe ve Spectral DNC-N Breakthrough Hair Support System (60 ml, Seri No: C204101, imalat tarihi/son kullanma tarihi: -/ ) adlı üründe, Kozmetik Yönetmeliğinin Kozmetik Ürünlerin İçermemesi Gereken Maddelerin Listesi (Ek-11/372) nde yer alan Minoxidil maddesinin bulunduğunun tespit edildiğinden bahisle, 5324 sayılı Kozmetik Kanunu nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine aykırılıktan dolayı, aynı Kanun un 6. maddesi uyarınca, söz konusu ürünün firma tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili, gün ve sayılı idari yaptırım kararının kaldırıl-ması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/1313, K:2014/1011 sayı ile, davacıya ait ürünlerin davacı tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına ilişkin kararın, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 16. maddesinde belirtilen idari tedbirler kapsamında bulunduğu, bu nedenle davada Kabahatler Kanunu nun genel hükümlerinin uygulanması gerektiği açıklanarak, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 7. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş: 2014/442 sayı ile, davacıya ait ürünlerin davacı tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına ilişkin kararın idari tedbir niteliğinde yaptırım olduğu, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/1. maddesinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı sulh ceza mahkemesine başvurulacağının, 27/8. maddesinde, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği yönünde yasa hükmü bulunduğu, böylece davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve görevli merciin belirtilmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan 338

339 davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, adliye mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiş, idari yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilerek, dava dosyası Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Hakimliğince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 5324 sayılı Kozmetik Kanunu nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine aykırılıktan dolayı, aynı Kanun un 6. maddesi uyarınca, söz konusu ürünün firma tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına ilişkin olarak verilen kararın kaldırılması istemiyle açılmıştır. 24/3/2005 gün ve 5324 sayılı Kozmetik Kanunu nun, İdarî para cezaları başlıklı 5. maddesinde, idari para cezalarının hangi hallerde ve ne miktarda verileceği belirtildikten sonra, verilen para cezalarına dair kararların ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı öngörülmüşken, bu madde, tarihinde yürürlüğe giren; gün ve 5728 sayılı Kanun un 572. maddesiyle, Bu Kanunun; a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklerinden herhangi birini ihlal eden üreticiye yirmibin Türk Lirası, b) 4 üncü maddesinin; 1) (a) bendinde belirtilen yasaklardan herhangi birine uymayan üreticiye yirmibin Türk Lirası, 339

340 2) (b) bendinde belirtilen personeli istihdam etmeyen ve (c) bendi uyarınca bildirimde bulunmayan üreticiye onbin Türk Lirası, 3) (d) bendine aykırı hareket eden kozmetik ürünün üreticisine ellibin Türk Lirası, 4) (e) bendine göre muhtevasında hiç bulunmaması gereken maddeler içeren kozmetik ürünleri piyasaya arz eden üreticiye yirmibin Türk Lirası, muhtevasında belirli limit ve şartların dışında maddeler içeren kozmetik ürünleri piyasaya arz eden üreticiye onbeşbin Türk Lirası, 5) (g) bendinde belirtilen yükümlülüğü ihlâl eden üreticiye yirmibin Türk Lirası, idarî para cezası Sağlık Bakanlığınca verilir. Bu Kanuna göre idarî para cezasını gerektiren fiilin tekrarı hâlinde idarî para cezaları iki kat olarak uygulanır. Bu maddeye göre idarî para cezası verilmiş olması, ihlâl edilen yükümlülüğün niteliğine göre gereken diğer idarî tedbirlerin ve müeyyidelerin uygulanmasına engel olmaz şeklinde değiştirilmiş; Üretici ve yükümlülükleri başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde de; Bir kozmetik ürünü üreten, imal eden, ıslah eden veya ürüne adını, ticarî markasını veya ayırt edici işaretini koymak suretiyle kendini üretici olarak tanıtan gerçek veya tüzel kişi; üreticinin Türkiye dışında olması halinde, üretici tarafından yetkilendirilen temsilci veya ithalatçı; ayrıca, ürünün tedarik zincirinde yer alan veya faaliyetleri ürünün güvenliğine ilişkin özelliklerini etkileyen gerçek veya tüzel kişi, bu Kanunun uygulanması bakımından üretici sayılır. Üreticinin yükümlülükleri aşağıda belirtilmiştir: (.) d) Kozmetik ürün, normal ve üretici tarafından önerilen şartlar altında uygulandığında veya ürünün sunumu, etiketlenmesi, kullanımına dair açıklamalara veyahut üretici tarafından sağlanan bilgiler dikkate alınarak öngörülecek kullanım şartlarına göre uygulandığında, insan sağlığına zarar vermeyecek nitelikte olmak zorundadır. hükmü yer almış; Diğer idarî müeyyideler ve tedbirler başlıklı 6. maddesinde, Bu Kanun hükümleri ile bu Kanuna göre yürürlüğe konulan yönetmelik ve diğer düzenlemelerde belirlenen esaslara uygun olmadığı tespit edilen kozmetik ürünler ile ilgili uyarı, piyasadan toplatma ve imha için gereken işlemler ile kozmetik ürün üretim yerinin ıslahı ve gerektiğinde kapatılması ile ilgili bütün tedbirleri almaya ve uygulamaya Sağlık Bakanlığı yetkilidir. Bu Kanun ile bu Kanuna göre çıkarılan mevzuata uygunluğu belgelenmiş olsa dahi, bir ürünün genel sağlık yönünden güvenli olmadığına dair kesin belirtilerin bulunması halinde, bu ürünün piyasaya arzı, kontrol yapılıncaya kadar Sağlık Bakanlığınca geçici olarak durdurulur. Kontrol sonucunda ürünün genel sağlık yönünden güvenli olmadığının tespit edilmesi halinde, masrafları üretici tarafından karşılanmak üzere Sağlık Bakanlığı; a) Ürünün piyasaya arzının yasaklanmasını, b) Piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin piyasadan toplanmasını, c) Ürünlerin, güvenli hale getirilmesinin imkânsız olduğu durumlarda, taşıdıkları risklere göre kısmen ya da tamamen imha edilmesini, d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen önlemler hakkında gerekli bilgilerin, ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle risk altındaki kişilere duyurulmasını, Sağlar. Risk altındaki kişilerin yerel yayın yapan gazete ve televizyon kanalları vasıtasıyla bilgilendirilmesinin mümkün olduğu durumlarda, bu duyuru yerel basın ve yayın organları yoluyla, risk altındaki kişilerin tespit edilebildiği durumlarda ise bu kişilerin doğrudan bilgilendirilmesi yoluyla yapılır. Türk Ceza Kanunu hükümleri saklıdır. denilmiştir sayılı Kozmetik Kanunu nda yapılan değişiklikle idari para cezasına ve idari tedbirlere karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Öte yandan, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3. maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır denilmiş; Kanunun 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu hükme bağlanmış; Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. 340

341 Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen ürünün firma tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına ilişkin idari tedbir kararının, 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5324 sayılı Kozmetik Kanunu nda idari para cezasına ve idari tedbirlere itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, ürünün firma tarafından piyasaya arzının durdurulması ve piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin geri çektirilmesinin sağlanmasına ilişkin idari tedbir kararına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 19.madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile, aynı Hakimlikçe verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile, aynı Hakimlikçe verilen gün ve D.İş: 2014/442 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 51-ESAS NO : 2015/257 KARAR NO : 2015/268 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : D.Ş. Vekilleri : Av. B.Y. & Av. A.Ö.Ö. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. C.S. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken,davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca başka bir kamu kurumuna nakil olduğu, sonrasında maaş artışı ve ek ödemelerin lehine uygulanmadığının tespit edildiğini belirterek, maaş nakil belgesinin 4046 sayılı yasanın 22.maddesi ve 406 sayılı yasanın ek 29.maddesine uygun düzenlenmediğinden bahisle yeniden tespiti ile, maaşına esas net ücretine söz konusu ek ödeme ve denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen maaş tutarına uygulanan ikramiye tutarları farkının fazlaya 341

342 ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 700,00 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 16. İş Mahkemesi: gün, E:2011/916, K:2013/313 sayı ile özetle; davanın, idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi gün ve E:2013/18929, K:2013/16923 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 16.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/97, K:2014/802 sayılı kararı ile özetle; davacının İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalıştığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanunun 15.maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu aşamadan sonra dosya İstanbul 8.İdare Mahkemesinin 2014/1524 Esas sırasına kaydedilmiştir. İstanbul 8. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1524 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu,idari yargı dosyasının, adli yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle, son görevsizlik kararını veren mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. 342

343 Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 343

344 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan İstanbul 8.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 16. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 8.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 16.İş Mahkemesince verilen gün, E:2011/916, K:2013/313 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 344

345 * * * UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/7 KARAR NO : 2015/7 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Sanık : K.H. : M.K. O L A Y : Adana/Karataş İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Er M.K. ın, günü, üzerine zimmetli bulunan seri numaralı MP-5 makineli tabancasının şarjörünün tam oturmadığını fark etmesi üzerine, saat sıralarında ring aracından inerek devriye komutanına haber vermeden kendi başına üzerine zimmetli bulunan seri numaralı MP-5 makineli tabancasının şarjörünü çıkartmadan doldur boşalt yaptığı ve tetik düşürmesi sonucu silahının ateş aldığı, böylece emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 87/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 6. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2011/902, K:2011/312 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi nin gün ve E:2011/1104, K:2011/516 sayılı kararı ile, sanığın yüklenen eylem nedeniyle cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 1. Dairesi nin gün ve E:2013/593, K:2013/572 sayılı kararı ile, Askeri Mahkemece; sanığın...adana Karataş İlçe J. K.lığı emrinde görev yaptığı, sanığa, emir verilmeden doldur-boşalt yapılmayacağın(a), silahın dolu veya boşken oynamayacağın(a), silah kullanma yetkileri dışında silahını kullanmayacağın(a), atış ve bakım öncesi ve sonrasında atım yatağında mermi bulunmaması için silahın atım yatağını gözle kontrol edeceğine dair emirlerin imza karşılığında... tebliğ edildiği, sanığın tarihinde Adana ya tutuklu götürecek devriye ekibinde görevlendirildiği... devriye görevinde silah olarak kendisine zimmetli bulunan seri numaralı MP-5 makineli tabancanın bulunduğu... Adana Adliyesi'nde işlemlerin bitmesin(i) müteakip devriye komutanı J.Astsb.Çvş. O.Ç. tarafından sanığın da bulunduğu devriye timine doldur-boşalt yaptırılarak askerlerin cezaevi aracına bindirildiği, sanığın... araca bindikten sonra... aracın kapısını açarak şarjörünün tam oturmadığını fark ettiğini beyan ederek ring aracından inerek devriye komutanına haber vermeden kendi başına üzerine zimmetli bulunan seri numaralı MP-5 makineli tabancanın şarjörünü çıkartmadan doldur-boşalt yaptığı ve tetik düşürmesi sonucu silahının ateş aldığı bu suretle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilerek, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmiştir. Askerî Mahkemenin maddi vakayı yazılı şekilde kabul etmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte; yargı fonksiyonu, kamu davasının açılmasından, hükmün kesinleşmesine kadar uzayan ve Yargıtay incelemesini de içine alan bütün yargısal faaliyetleri kapsadığından, kamu düzenini ilgilendiren görev konusunun, temyiz nedeni yapılmasa dahi, temyizde öncelikle incelenmesi zorunlu bulunmaktadır. Adliyeye tutuklu sevki, jandarmanın mülki görevlerinden olup; somut olayda, sanığın bu görevin ifası sırasında işlediği eylemle ilgili olarak, yargılama yapma görevi adliye mahkemelerine ait olduğundan (Bknz. Askerî Yargıtay Daireler Kurulu nun tarihli, 2012/17-14 E.K. sayılı kararı) mahkûmiyet hükmünün görev yönünden hukuka aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. denilmek suretiyle hükmün görev yönünden hukuka aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 345

346 6. MEKANİZE PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1431, K:2014/231 sayıyla; bozma kararında belirtilen hususları tekrar ederek, asker kişi aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenmeyen ve askerî suç kapsamına girmeyen, jandarmanın mülki hizmetinden doğan ve mülki hizmete başlanıldığı sırada işlenen, jandarmanın mülki görevlerinden olan adliyeye tutuklu sevkiyle ilgili görevin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen eylem ile ilgili yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. ADANA 12. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2015/82, K:2015/73 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, yapılan mülki görev ile doğrudan ilgisi bulunmadığı, silahın askeri mevzuata göre gerektiği şekilde taşınıp gerektiği şekilde kullanılması gerektiği, o sırada fiilen adli yada mülki görevin yapılıyor olmasının yapılan işin askeri görev niteliğini ortadan kaldırmayacağı, silahın kazara ateşlenmesinin mülki görevle ilgisinin bulunmadığı belirtilerek, sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Kenan YUMUŞAK, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Zafer YAĞLIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Veli ÇALIŞKAN ın, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği ve sanık M.K. a tebliğ edilmediği anlaşılmıştır sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir hükmüne yer verilmiştir sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun un Olumsuz görev uyuşmazlığı başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir denilmektedir. Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen ve sanık M.K. a tebliğ edilmediği anlaşılan kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 346

347 II-2247 SAYILI KANUN UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/6 KARAR NO : 2015/6 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : Jandarma personeli olan sanık hakkında adli görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Sanık : K.H. : M.A.B. O L A Y : Gölköy İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde İlçe Jandarma Komutanı olarak görevli J.Ütğm. A.K. nun, günü, aynı Komutanlık emrinde görevli sanık J.Astsb.Çvş. M.A.B. a, Komutanlık tarafından tutulmakta olan zoru gerektiren müzekkerelerin kaydına mahsus defterin (adli makamlar tarafından sorumluluk bölgesinde çeşitli suç isnadı ile aranan kişilerin yakalanması için çıkarılan müzekkerelerin kayıt edildiği defter) yılları kapsayan dönemde devir sayılarına bakılarak boş kalmış hanelerin doldurulması hususunda emir verdiği, günü yaptığı kontrolde hiçbir işlem yapılmadığını tespit ederek, bu eksikliklerin tamamlanması ve bir gün sonra kontrol edeceği konusunda emir verdiği, günü, sanığa hitaben iki defa emir vermeme rağmen, neden emre itaatsizlikte ısrar yaptınız diye sorduğu, sanığın bir gün önce midem ağrıyordu, rahatsızdım o yüzden yapamadım" demesi üzerine, peki rahatsızlığından dolayı verdiğim emri yapamayacaksanız bana bildirmeniz gerekmiyor mu, neden bildiremediniz emrimi bilerek ve isteyerek mi yapmadınız diye sorduğu, sanığın ise evet, emrinizi bilerek ve isteyerek yapmadım şeklinde cevap verdiği, böylece sanığın kendisine verilen hizmete ilişkin bir emri bilerek ve isteyerek yapmadım diyerek emrin yerine getirilmesini söz ile açıkça reddetmek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 87/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 48. Motorlu Piyade Tugayı Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2008/163, K:2008/89 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. 48. MOTORLU PİYADE TUGAYI KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2009/218, K:2009/676 sayıyla; sanığa birlik komutanlığı tarafından doldurulması emredilen zoru gerektiren müzekkerelerin kaydına mahsus defterin doldurulması işleminin jandarmanın adli görevleri kapsamında bulunması, emrin askeri hizmete ilişkin olmaması nedeniyle sanığa tevdi edilen bu adli görevin ihmal edilmesinin diğer unsurlarının da bulunması durumunda eylemin Türk Ceza Kanunu nun 257. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturabileceği, jandarmanın adli görevleri kapsamındaki suçların yargılamasının adliye mahkemelerinin görev yetkisine girdiği, bu nedenle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunda cezanın üst sınırında yapılan değişiklik nedeniyle artık bu suçun yargılamasının sulh ceza mahkemesinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyasının gönderildiği Gölköy Sulh Ceza Mahkemesi nce, yargılama konusu suça ilişkin öngörülen cezanın üst sınırının yeni yasa ile değiştirilmesi halinde üst mahkemenin alt mahkemeye karşı görevsizlik kararı vermeyip yargılamaya devam etmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine, dava dosyası mercii tayini için Ordu Ağır Ceza Mahkemesi ne gönderilmiş, Ordu Ağır Ceza Mahkemesi, Gölköy Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiş, dava dosyası Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. GÖLKÖY ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2012/133, K:2014/32 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, İlçe Jandarma Komutanlığının idari işleyişinde tutulması gereken deftere 347

348 girilmesi gereken kayıtları komutanının emrine rağmen girmemekten ibaret olup böylece Askeri Ceza Kanunu nun 87/1. maddesi kapsamında kaldığı, sanığın görevi yerine getirmemesinin adli işlemler yönünden bir eksikliğe neden olmadığı açıklanarak, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir. Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi nce gün ve E:2014/23, K:2014/23 sayılı karar ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden dava dosyası Mahkememize gönderildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, Gölköy Asliye Ceza Mahkemesince, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Kenan YUMUŞAK, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Veli ÇALIŞKAN ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir. Ancak, sanık Jandarma Personeli olduğuna göre, Jandarmanın hangi nitelikteki görevler ile görevlendirildiğine ilişkin yasal düzenlemenin göz önünde tutulması, suça konu olayın meydana geldiği sırada yerine getirilmekte olan görevin, Yasa'da belirtilen görevlerden hangisine uygun olduğunun incelenmesi, görevli yargı yerinin buna göre belirlenmesi gerekmektedir sayılı Jandarma Teşkilat Görev Ve Yetkileri Kanunu nun 7. maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri: a) Mülki görevleri; Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, 348

349 takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak, b) Adli görevleri; İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek, c) Askeri görevleri; Askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle Genelkurmay Başkanlığı'nca verilen görevleri yapmak, d) Diğer görevleri; Yukarıda belirtilen görevler dışında kalan ve diğer kanun ve nizam hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya verilen görevleri yapmak, şeklinde sayılmıştır. Jandarma Teşkilatı Görev Ve Yetkileri Yönetmeliğinin, Adli Görevlerin Genel Esasları başlığı altında düzenlenen 81. maddesinde, Adli görevler ; işlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmayı ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmeyi kapsar. Bu esas çerçevesinde Jandarma; a. Suçları aramak, herhangi bir ihbar ya da şikayet beklemeksizin, bütün istihbarat tekniklerinden yararlanarak, suçları ve suçluları ortaya çıkarmak, b. Olayın aydınlanması, adli makamlarca konunun yeterince anlaşılması için gerekli Acele Önlemleri almak ve bu anlamda olmak üzere; suç ve suçun sanığı olabilecekleri, bunlarla ilgili delilleri aramak, saptamak; toplayıp korumak, olay yerini aynen ya da resim, kroki vb. yöntemlerle koruyucu önlemler almak, c. Düzenlenen belgeleri, toplanan delilleri, suçun sanık ve ilgililerini; ilgisine göre Cumhuriyet Savcılığına ya da diğer yetkili makamlar, kanun ve nizamlarda öngörülen esaslara uygun olarak göndermek, d. Cumhuriyet Savcısının ya da diğer yetkili adli makamların, kanun ve nizamlar çerçevesindeki isteklerine uygun olarak; gerekli soruşturma işlemlerini yerine getirmek, bilgi vermek ve yetkilendirilmişse Hazırlık Soruşturmasını bir bütün olarak, baştan sona yürütmek, e. Gereğinde zor kullanma yetkisi veren müzekkereler olarak; ihzar, tutuklama, yakalama ve hapsen tazyik müzekkerelerini yerine getirmek, f. Polis teşkilatı olmayan yerlerde duruşmaların güvenlik ve disiplininin sağlanması ya da diğer adli işlemlerin yürütülüşü sırasında önlem alınması için; Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla iletilen kanun ve nizama uygun istekleri yerine getirmek, g. Zor kullanılması gereken durumlarda, görevi yerine getirirken engellenme ya da saldırıya uğrama tehlikesinin bulunduğu durumlarda; icra memurları tarafından, yazıyla istenen yardım görevinin gereğini yapmak, yükümlülüğündedir." denilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, sanığa yüklenen eylemin, zoru gerektiren müzekkerelerin kaydına mahsus defterin (adli makamlar tarafından sorumluluk bölgesinde çeşitli suç isnadı ile aranan kişilerin yakalanması için çıkarılan müzekkerelerin kayıt edildiği defter) ) yılları kapsayan dönemde devir sayılarına bakılarak boş kalmış hanelerin doldurulması hususunda verilen emri yerine getirmemekten ibaret olup, bu eylemin jandarmanın askerlik görevi ile ilgili olmayıp adli görevi ile ilgili olduğu açıktır sayılı Kanun un Disiplin ve soruşturma usulleri başlığı altında 15. ve benzer düzenlemenin yer aldığı, Yönetmeliğin 186. maddeleri uyarınca, jandarma personelinin ancak askeri hizmete ilişkin eylemlerinden dolayı askeri yargıya tabi bulundukları kuşkusuzdur. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi olan sanığa yüklenen emre itaatsizlikte ısrar suçu nedeniyle, sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın işlediği ileri sürülen bu suçun, jandarma personelinin adli görevleri sırasında işlendiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, jandarma personelinin adli görevleri sırasında işlendiği ileri sürülen, askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlenmediği anlaşılan suç nedeniyle, asker kişi sanık hakkında açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2012/133, K:2014/32 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 349

350 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/8 KARAR NO : 2015/8 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, Askeri Ceza Kanunu nun 91/1. maddesinde düzenlenen üste fiilen taarruz suçuna uygun eylemleri nedeniyle açılan kamu davasının, askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilgi kesilmiş olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. Davacı : K.H. Mağdur : C.E. Sanık : S.B. K A R A R O L A Y : Van/Erciş 108. Topçu Alay Komutanlığı emrinde görevli sanık Topçu Er S.B. un, günü sabah içtimasına çıkmaması üzerine, ifadesi alınmak üzere Topçu Ütğm. M.U. un odasına çağrıldığında Benim izne gitmem gerek, beni izne gönder dediği, M.U. un Çık dışarı ifadeni ver demesi üzerine de, kendini yerlere atarak taşkınlık yapmaya başladığı, duvarlara kafa attığı, Tabur Komutanlığı hizmet binası arka giriş kapısının camına yumruk atarak kırdığı, zapt edilemeyeceği anlaşılınca disiplin cezaevine konulmak üzere disiplin cezaevinden gardiyanların çağrıldığı, gelen gardiyanlardan mağdur Topçu Onb. C.E. sanığa kelepçe takmaya çalışırken sanığın mağdura kafa attığı ve mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanmasına sebep olduğu, bu sırada odasında bulunan Topçu Bçvş. A.B. nun gürültüler üzerine dışarı çıktığı ve mağdur Topçu Onb. C.E. in burnundan kan geldiğini görmesi üzerine, sanığa müdahale ederek omzundan ittirdiği ve yere yatırdığı, bazı tanıkların ifadelerine göre yere yatırdıktan sonra yüzüne tekme vurduğu, sanığın yapılan muayenesinde de burnunda kırık bulunduğunun tespit edildiği, kırılan giriş kapısının camının 100 TL ye yaptırıldığı, sanığın bu meblağı ödemediği, böylece Topçu Bçvş. A.B. nun Topçu Er S.B. a vurmak suretiyle asta müessir fiil suçunu, sanık Topçu Er S.B. un da Tabur komutanlığı hizmet binası arka giriş kapısı camını kırmak suretiyle, askeri eşyayı kasten tahrip suçunu ve üstü konumundaki mağdur Topçu Onb. C.E. in burnuna kafa atmak suretiyle de üste fiilen taarruz suçunu işledikleri ileri sürülerek, sanık A.B. nun eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 117/1. maddesi uyarınca, sanık S.B. un eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 91/1. maddesi az vahim hal cümlesi ve aynı Kanun un 130/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları ve 100 TL tutarındaki hazine zararının aynı Kanun un 130/3. maddesi uyarınca sanığa ödettirilmesine karar verilmesi istemiyle Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2012/439, K:2012/48 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/477, K:2012/414 sayıyla; dosyada bulunan tüm deliller birlikte değerlendirilerek; 1-Sanık A.B. nun diğer sanık S.B.'a tekme atarak darp ettiği hususu her türlü şüpheden uzak kesin deliller ile ispatlanamadığından, sanık S.B.'un taşkın ve disiplinsiz hareketleri nedeniyle ona müdahale ederek, disiplinsiz hareketlerine son vermek amacıyla, yere yatırıp ayağı ile omzuna bastırdığı, sanık S.B.'un muayenesinde vücudunda darp ve cebir izleri belirlenmiş ise de, tanık beyanlarına göre bu izlerin sanığın taşkın hareketleri sırasında meydana gelmiş olabileceğinin kabul edildiği, sanık A.B. nun sanık S. e tekme atıp atmadığı konusunda şüphe meydana geldiği ve şüpheden sanık yararlanır evrensel hukuk ilkesi uyarınca aksi yöndeki beyanlara itibar edilmediği açıklanarak, sanık A.B. nun yüklenen eylem nedeniyle beraetine, 2- Sanık S.B. a yüklenen üste fiilen taarruz suçu açısından; Sanığa yüklenen üste fiilen taarruz suçunun oluşabilmesi için sanığın eylemini gerçekleştirdiği sırada, üstü durumunda bulunan kişinin vücut bütünlüğüne yönelik etkili eylemde bulunmasının yanında, Askeri Ceza Kanunu nun 107. maddesinde belirtildiği gibi, mağdurun üstü olduğunu bilmesi ve üstüne fiilen taarruz ettiğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerektiği, somut olayda sanığın sorgu ve savunmasında, mağdurun onbaşı rütbesinde olduğunu bilmediğini, mağdurun cezaevinde gardiyan olduğunu sonradan öğrendiğini, olay sırasında kendinden geçmiş vaziyette olduğunu, mağdurun orada olduğunu dahi bilmediğini beyan ettiği, mağdur Topçu Onb. C.E. in ise sanık ile olaydan önce 350

351 tanışmadıklarını, sanığın kendisinin onbaşı rütbesinde olduğunu bilip bilmediği konusunda malumatı olmadığını, sanık ile ilk defa olay yerinde karşılaştıklarını beyan ettiği, sanık ile mağdurun aynı Alay Komutanlığında, ancak farklı ast birliklerde görevli olduklarının belirlendiğini, olayın gelişimi göz önüne alındığında, sanık Topçu Ütğm. M.U. un odasında başlayan olaydan sonra taşkınlık yapmaya başlayan sanığın kafasını duvarlara ve yere vurduğu, kapının camına yumruk atarak kırdığı, duvarlara yumruk attığı ve bir çok personel tarafından kontrol altına alınarak sakinleştirilmeye çalışıldığı, tüm bu olaylar esnasında bir çok personelin sanığa müdahale ettiği, olayların sonuna yaklaşıldığında mağdur Topçu Onb. C.E. in olay yerine gelerek sanığa kelepçe takmaya çalıştığı, bu esnada sanığın mağdura kafa attığı düşünüldüğünde, eylemin tam bir kargaşa esnasında gerçekleştiği, bu nedenle sanık S.B. un kafa attığı şahsın onbaşı rütbesinde ve üstü konumunda olduğunu bilip bilmediği hususunun şüpheli kaldığı, sanığın bu konudaki savunmalarının kendisiyle aynı birlikte askerlik yapan ve mağduru tanımadığını beyan eden tanık E.B. nun beyanları ile de desteklendiği gözetildiğinde, sanığın eylemi gerçekleştirdiği sırada mağdurun onbaşı rütbesinde olduğunu bilip bilmediği hususunun şüpheli bulunduğu kanaatine varıldığı ve şüphenin sanık lehine yorumlanarak mağdurun onbaşı rütbesinde olduğunu bilmeden mağdura kafa attığının kabul edildiği açıklanarak, sanığın eyleminin Türk Ceza Kanunu nun 86/3-c. maddesinde düzenlenen kamu görevlisini kasten yaralama suçunu oluşturabileceği, bu suçun da askeri suç olmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olduğu nedeniyle askeri yargıda yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği belirtilerek, sanığa yüklenen bu eylem sebebiyle, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik; 3- Sanığa yüklenen askeri eşyayı kasten tahrip etmek suçu açısından ise; Sanığın yüklenen eylem nedeniyle sonuçta bin beş yüz lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, meydana gelen 100 TL. hazine zararının sanıktan tahsiline karar vermiş, görevsizlik kararının askeri savcı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 1. Dairesi nin gün ve E:2014/433, K:2014/421 sayılı kararı ile, askeri savcının, süresi içinde yapılmamış olan temyiz isteminin reddine karar verilmiş, karara karşı Askeri Yargıtay Başsavcılığınca yapılan itirazın, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu nun gün ve E:2014/47, K:2014/48 sayılı kararı ile reddine karar verilmiş, bu şekilde kesinleşen karar ve dava dosyası, Erciş Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. ERCİŞ 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2014/790, K:2014/740 sayıyla; sanığın istediği iznin verilmemesi nedeniyle kendisinde oluşan kızgınlığın etkisiyle taşkınlık yaptığı, bu sırada tabur komutanlığı hizmet binası arka giriş kapısı camını kırdığı, bunun üzerine zapt edilemeyeceği anlaşılınca disiplin cezaevine konulmak üzere buradan gelen gardiyanlardan mağdurun yüzüne kafa atarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde mağduru yaraladığı, tüm aşamalarda alınan savunmalarında, olay sırasında kendinde olmadığı, yaralama eylemini gerçekleştirdiği kişinin kim olduğunu bilmediğini beyan ettiği, tanık beyanlarında ise, mağdurun onbaşı rütbesinde olduğu ve rütbesinin gözükür şekilde üzerinde bulunan kıyafetinde dikili olduğunu beyan ettikleri, verilen görevsizlik kararına dayanak edilen tanık E.B.'nun ise alınan ifadesinde, sanık ile aynı birlikte asker olduğu ve mağduru tanımadıklarını beyan ettiği, dosyada bulunan vak'a kanaat raporunda, sanığın psikolojik sorunlarını bahane ederek sürekli şekilde sorunlar çıkararak birlik düzenini bozduğunun kayıtlı olduğu, olayın olduğu yerin askeri mahal olması, sanığın er konumunda bulunup bu mahalde diğer erler dışındaki kişilerin kendisinden üst rütbede olabileceğini öngörebilecek durumda olması, bu bağlamda sanığın kendinde olmadığından kime vurduğunu bilebilecek durumda olmadığı yönündeki beyanının kabul edilebilir nitelikte olmadığı, zira sanığı tanımayan tanıkların alınan beyanlarında mağdurun rütbesinin rahatlıkla seçilebildiğini beyan ettikleri, sanığın dosya kapsamında herhangi bir psikolojik bakımdan sıkıntısı olduğuna veya olay anında bu şekilde bir etkinin tesiri altında bulunduğuna dair herhangi bir tespit olmadığı, böylece sanığın kendi yarattığı taşkınlık neticesinde meydana getirdiği sonuca katlanmak zorunda olduğu, bu bağlamda sanığın savunmasında belirttiği gibi kime vurduğunu bilmediği yönündeki savunmasının hakkında şüphe doğurması ve bu şüpheden de yararlanması durumunun hukuken geçersiz olduğu, dosya kapsamında bulunan vaka kanaat raporu itibariyle sanığın olumsuz bir kişilik yapısına sahip olduğu, daha önce de kendisi hakkında disiplin cezalarının uygulandığı, bu nedenle sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmemesi gerektiği, kaldı ki aksi halin kabulünün askerlik vazifesinin gayesine aykırı düşeceği, zira ast konumunda olan sanığın askeri disiplin çerçevesinde üstünün rütbesini görmemesi şeklindeki oluşun ifa edilen vazifenin doğasına aykırı düşeceği, görevsizlik kararında kabul edilen oluşun somut delillerle desteklenmeyip varsayımsal olduğu, oysa ki aksi kabulün hayatın olağan akışına daha uygun olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Kenan YUMUŞAK, Dilaver KAHVECİ, M. Selçuk GÜNEY ve Zafer YAĞLIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; 351

352 I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un askeri yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Veli ÇALIŞKAN ın davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir. Aynı Yasa nın gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 4191 sayılı Yasa yla değişik 17. maddesinde; askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin gün ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır sayılı Askeri Ceza Kanunu nun Amire ve mafevka fiilen taarruz edenlerin cezaları başlığı altında düzenlenen 91. maddesinin birinci fıkrasında, Amire veya mafevka fiilen taaruz eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden üç seneden, az vahim hallerde altı aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur denilmekte; Bu fasıldaki cezalar maduna tatbik olunabilmesinin şartı başlığı altında düzenlenen 107. maddesinde ise, Bu fasılda madunlar hakkında tayin edilen ağır cezaların verilmesi için mafevkın rütbesi ve kıdemi herhangi bir suretle madunun malümu bulunması şarttır. Madunun mafevkın vaziyetini bilmediği sabit olursa hakkında tertip olunacak ceza umumi hükümlere tabidir hükmü yer almaktadır. 352

353 Sanık S.B. un, günü terhis edilmiş olduğu dosya içinde bulunan Van/Erciş 108. Topçu Alayı Ölçme ve Hedef Tespit Bölük Komutanlığının tanzim tarihli onaylı suretinden anlaşılmaktadır. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, sanığın sorgu ve savunmasında, mağdurun onbaşı rütbesinde olduğunu bilmediğini, mağdurun cezaevinde gardiyan olduğunu sonradan öğrendiğini, olay sırasında kendinden geçmiş vaziyette olduğunu, mağdurun orada olduğunu dahi bilmediğini beyan ettiği, mağdur Topçu Onb. C.E. in ise sanık ile olaydan önce tanışmadıklarını, sanığın kendisinin onbaşı rütbesinde olduğunu bilip bilmediği konusunda malumatı olmadığını, sanık ile ilk defa olay yerinde karşılaştıklarını beyan ettiği, bu durumda sanığın kafa atmak suretiyle yaralanmasına sebep olduğu kişinin onbaşı rütbesinde bulunduğu ve kendisinin üstü olduğunu bildiği hususunun şüpheli kaldığı gerekçesine yer verilmiş ise de; Dosyanın incelenmesinde, mağdur Topçu Onb. C.E. in Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Mahkemesinde talimatla alınan ifadesinde, olay tarihinde vatani görevini onbaşı rütbesi ile yapmakta olduğunu ve olay sırasında üzerinde bulunan kıyafetinde onbaşı rütbesinin gözle görülür bir biçimde dikilmiş olduğunu beyan ettiği, tanıklar aynı Komutanlık emrinde görevli İ.H. nın askeri yargı yerince duruşma sırasında alınan ifadesinde, olay sırasında mağdurun rütbe işaretinin kolunda dikili olduğunu beyan ettiği, A.P. ın askeri yargı yerince duruşma sırasında alınan ifadesinde, gardiyanlardan C. isimli onbaşı rütbesinde olanı Salih i eğilip tutmak isterken S.birden yukarı doğru hamle yapıp C. e kafa attı şeklindeki beyanı karşısında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının gerekçesinde, tanıkların alınan ifadelerinde, mağdurun onbaşı rütbesinde olduğu, rütbesinin gözükür şekilde üzerinde bulunan kıyafetinde dikili olduğu ve mağdurun rütbesinin rahatlıkla seçilebildiğinin beyan edildiği, bu durumda sanığın savunmasında kime vurduğunu bilmediği yönündeki savunmasının hakkında şüphe doğurması ve bu şüpheden de yararlanması durumunun hukuken geçersiz olduğu, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmemesi gerektiği, kaldı ki aksi halin kabulünün askerlik vazifesinin gayesine aykırı düşeceği, zira ast konumunda olan sanığın askeri disiplin çerçevesinde üstünün rütbesini görmemesi şeklindeki oluşun ifa edilen vazifenin doğasına aykırı düşeceği, görevsizlik kararında kabul edilen oluşun somut delillerle desteklenmeyip varsayımsal olduğu kanaatine varıldığı açıklanarak, sanığa yüklenen eylemin üste fiilen taarruz suçunu oluşturabileceğinin değerlendirildiği gözetildiğinde, Erciş Asliye Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararı hukuka uygun bulunmuştur. Bu durumda, sanığa yüklenen eylemin, Askeri Ceza Kanunu nun 91/1. maddesinde düzenlenen üste fiilen taarruz suçu kapsamında bulunduğu, bu suçun da askeri suç olduğu açıktır. 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olduğu anlaşıldığından, 353 sayılı Yasa nın 17. maddesi uyarınca davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nin gün ve E:2012/477, K:2012/414 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/9 KARAR NO : 2015/9 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, askeri suça bağlı bulunmayan, kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi sırasında işlendiği ileri sürülen eylemleri nedeniyle açılan kamu davasının, sanığın yargılama aşamasında terhis edilerek askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. 353

354 K A R A R Davacı Sanık : K.H. : M.M. O L A Y : Hakkari/Şemdinli 34.Hd.Tug.3.Hd. Tb. 4. Hd. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P.Er M.M. ın, günü, aynı Komutanlık emrinde görevli P.Ütğm. B.O.Y. ın emir komutasındaki devriye faaliyeti sırasında yakalanan kaçak sigaraların, bulundukları araçtan indirilerek Jandarma Karakoluna taşınması sırasında, kendisine, Jandarma Karakolu na taşıması için görevi gereği teslim edilen bir koli sigarayı daha sonra içmek amacıyla çamaşır kurutma çadırına sakladığı, olayı gören P. Çvş. G.Ö. in bununla ilgili bilgi vermesinin ardından yapılan kontrolde, söz konusu bir koli sigaranın bulunduğu ve Jandarma Karakoluna teslim edildiği, sanığın ifadesinde, kaçakçılardan ele geçirilen sigarayı, içmek amacıyla aldığını beyan ettiği, böylece sanığın kendisine görevi gereği teslim edilen eşyayı çalmak suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 131/1. maddesi (az vahim hal) cümlesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2012/790, K:2012/151 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/592, K:2012/534 sayıyla; sanığın, 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun uyarınca huduttan geçişten itibaren kaçakçılığı men ve takip görevi bulunan Hakkari/ Şemdinli 34.Hd.Tug.3.Hd.Tb.Komutanlığı emrinde görevli er statüsünde, sınırı kaçak yollardan geçmeye çalışan kaçakçıların fark edilmeleri ele geçirilen kaçak eşya hakkında resmi işlem yapılmasını temin için karakola taşınması amacıyla görevlendirilen bir gurup askerden biri ve görevinin kaçak sigaraları taşımaktan ibaret olduğunda tereddüt bulunmadığı, bu durumda. yasadışı yollarla yurda sokulmaya çalışılan sigaraları karakola taşımakla görevlendirilen sanığın kendisine emanet edilen bir koli sigarayı alarak saklaması şeklinde gerçekleşen eylemin, özel kanun niteliğinde bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3/5 ve 4/4. maddeleri kapsamında bulunan suçu oluşturduğu ve aynı Kanun'un 17. maddesi uyarınca anılan suç ile ilgili yargılama görevinin adliye mahkemelerine ait olduğu, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesildiği açıklanarak, sanığa yüklenen eylemin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet suçunu oluşturacağı, bu suçun da askeri bir suç olmaması, askeri bir suça da bağlı bulunmaması ve sanığın askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. ŞEMDİNLİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2013/217, K:2014/141 sayıyla; yapılan dosya incelemesinde suça konu ve sanığın aldığı iddia edilen sigaranın bir karton olduğu, sanığın savunmasında sigaraları içme amaçlı olarak aldığını beyan ettiği, ele geçirilen sigara miktarı ve sanık savunması dikkate alındığında olayda kaçakçılık suçu oluşturacak herhangi bir durumun söz konusu olmadığı, kaçakçılık suçunun oluşabilmesi için sanığın ticari amaçla söz konusu sigaraları bulundurması, taşıması veya satması gerektiği, dosya kapsamında böyle bir sonuca ulaşılamadığı, kaldı ki olayın oluş şekline bakıldığında sanığa görevi gereği teslim edilen sigaraları alarak çaldığının net bir şekilde belli olduğu açıklanarak, sanığa yüklenen kendisine görevi gereği teslim edilen eşyayı çalma suçu nedeniyle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine, dava dosyası kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Kenan YUMUŞAK, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Veli ÇALIŞKAN ın davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 354

355 Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir. Aynı Yasa nın gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 4191 sayılı Yasa yla değişik 17. maddesinde; askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin gün ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun un Görev, Yetki ve Görev İlişkileri başlığı altında düzenlenen 2. maddesinde, Kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi Kara Kuvvetleri Komutanlığına ait olup bu görev sınır birliklerince; 1. Kendi sorumluluğunda olan bölgede sınırı korumak ve güvenliğini sağlamak, 2. Gümrük hattındaki giriş ve çıkış kaçakçılığı ile kara sınırları boyunca tesis edilen birinci derece askeri yasak bölge içerisinde suç teşkil eden eylemleri önlemek, suçluları yakalamak, bu bölgede işlenen meşhut suç faillerini ikinci derece askeri yasak bölgede de takip etmek ve yakalamak, failler hakkında zorunlu yasal işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç delillerini ilgisine göre mahalli güvenlik kuvvetlerine teslim etmek, 3. Kara sınırlarından iltica amacıyla giren muharip yabancı ordu mensupları hakkında tarihli ve 4104 sayılı Muharip Yabancı Ordu Mensuplarından Türkiye ye İltica Edenler Hakkında Kanun hükümlerini uygulamak, diğer mültecileri silah, muhimmat ve sair harp araç ve gereçlerinden arıtmak, bu mülteciler ile beraberlerinde getirdikleri malzemeleri ilgili makamlara teslim etmek, Şeklinde yerine getirilir. Yukarıda belirtilen görevler askeri hizmetten sayılır denilmiş; 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun Kaçakçılık suçları başlığı altında düzenlenen 3. maddesinin beşinci fıkrasında, Birinci ila dördüncü fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesine iştirak etmeksizin, bunların konusunu oluşturan eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır ; Nitelikli haller başlığı altında düzenlenen 4. maddesinin dördüncü fıkrasında, Bu 355

356 kanunda tanımlanan suçların, kaçakçılık fiillerini önlemek, izlemek, araştırmak ve soruşturmakla görevli kişiler tarafından veya meslek ve sanatın sağladığı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır ; Yetkili merciler başlığı altında düzenlenen 17.maddesinin ikinci fıkrasında ise, Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye ceza mahkemelerinde görülür. Ancak bu suçlarla bağlantılı olarak resmi belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, sanığın olay sırasında 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun uyarınca huduttan geçişten itibaren kaçakçılığı men ve takip görevi bulunan, Hakkari/Şemdinli 34.Hd.Tug.3.Hd. Tb. 4. Hd. Bl. Komutanlığı emrinde görevli er statüsünde olup, aynı Komutanlık emrinde görevli P.Ütğm. B.O.Y. ın emir komutasındaki devriye faaliyetinde, aracıyla beraber yakalanan kaçak sigaralar hakkında resmi işlem yapılmasını temin için, sigaraları araçtan indirerek Jandarma Karakoluna taşıyan askerlerden biri ve görevinin de sigara kolilerini taşımaktan ibaret olduğu açıktır. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, suça konu ve sanığın aldığı iddia edilen sigaranın bir karton olduğu, sanığın savunmasında sigaraları içme amaçlı olarak aldığını beyan ettiği, ele geçirilen sigara miktarı ve sanık savunması dikkate alındığında olayda kaçakçılık suçu oluşturacak herhangi bir durumun söz konusu olmadığı, kaçakçılık suçunun oluşabilmesi için sanığın ticari amaçla söz konusu sigaraları bulundurması, taşıması veya satması gerektiği, dosya kapsamında böyle bir sonuca ulaşılamadığı açıklanarak, sanığa yüklenen kendisine görevi gereği teslim edilen eşyayı çalma suçu nedeniyle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de; Dosyanın incelenmesinde, dosya içinde mevcut vaka kanaat raporu, tanık beyanları ve sanığın alınan ilk savunmasında bir koli sigaradan bahsedildiği, sanığın ilgili Mahkemelerce talimatla alınan ifadelerinde sırasıyla bir kutu ve bir karton sigara aldığını söylediği, bu konuda başka her hangi bir araştırmanın yapılmadığı gözetildiğinde, sanığa yüklenen eylemin gerekli araştırma yapılarak, 5607 sayılı Kanun da düzenlenen suçu oluşturup oluşturmadığının görevli mahkemece tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği; Ancak bu haliyle, iddianame içeriği ve tüm dosya kapsamından, sanığın 3497 sayılı Kanun uyarınca huduttan geçişten itibaren kaçakçılığı men ve takip görevi bulunan, Hakkari/Şemdinli 34.Hd.Tug.3.Hd. Tb. 4. Hd. Bl. Komutanlığı emrinde görevli er statüsünde olup, aynı Komutanlık emrinde görevli P.Ütğm. B.O.Y. ın emir komutasındaki devriye faaliyetinde, aracıyla beraber yakalanan kaçak sigaralar hakkında resmi işlem yapılmasını temin için, sigaraları araçtan indirerek Jandarma Karakoluna taşıyan askerlerden biri ve görevinin de sigara kolilerini taşımaktan ibaret olduğu anlaşıldığından, sanığa yüklenen eylemin, hırsızlık suçunu oluşturabileceği, savunmasına itibar edilerek içme amacıyla sigaraları sakladığı, diğer bir deyişle, fiilinin 5607 sayılı Kanunun 3 ncü maddesinin 5. fıkrasında belirtilen veya saklayan şeklindeki suça sebebiyet verebileceği kabul edilse dahi, yukarıda işaret edildiği üzere bu vasıflandırmanın yine görevli mahkemece yapılması gerektiği, iddianamede anlatılan ve yargı yerlerince de gerçekleştiği kabul edilen eylemin, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nda düzenlenen suçlar kapsamında olmadığı ve anılan Kanun da bu eyleme ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle askeri suç olmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edildiğinin dosya içinde mevcut bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde de, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanığa yüklenen eylemin askeri suç olmadığı, 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun un 2.maddesinde belirtildiği üzere, kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi esnasında işlendiği belirlendiğinden, sanık hakkında açılan kamu davasının 353 sayılı Yasa nın 17. maddesi uyarınca adli yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2013/217, K:2014/141 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 356

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 27. VE 29. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/111 KARAR NO : 2015/128 KARAR TR

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/ S. SGK/101

İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/ S. SGK/101 T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/15329 Karar No. 2013/8585 Tarihi: 29.04.2013 İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/1 5510 S. SGK/101 5510 SAYILI YASANIN YÜRÜLÜĞÜNDEN ÖNCE MEMUR VE İŞTİRAKÇİ OLANLARIN

Detaylı

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU RET KARARI :F.Y.

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU RET KARARI :F.Y. T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO : 04.2013.1870 KARAR TARİHİ : 10/03/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ ŞİKAYET EDİLEN İDARE ŞİKAYETİN KONUSU :F.Y. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ziyabey Cad. No:6 Balgat/ANKARA

Detaylı

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 14. VE 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/276 KARAR NO : 2015/295 KARAR TR

Detaylı

EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI

EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI Sirküler Rapor 08.10.2013/180-1 EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Dokuzuncu Daire Başkanlığının 25.04.2013 Tarih,

Detaylı

Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden:

Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden: Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden: ESAS NO ; 2017/1499 KARAR NO : 2017/1552 YARGITAY İLAMI MAHKEMESİ TARİHİ NUMARASI DAVACI DAVALI Giresun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 15/04/2015

Detaylı

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I ÖZET : - 1 GÜNLÜK ÇALIŞMA TESPİTİ : Zorunlu çalışma süresinin tespiti olmayıp, sadece 1 gün çalışıldığının tespiti istemini barındırmakta olup, bu tür davalarda işverenin davalı olarak gösterilme zorunluluğunun

Detaylı

DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI

DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI Sirküler Rapor 26.07.2012/139-1 DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının E: 2010/6979 K: 2012/667 sayılı Kanun Yararına Bozma

Detaylı

KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA

KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA Davanın Konusu : Uyuşmazlık, davacının 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43

İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/1967 Karar No. 2014/1792 Tarihi: 10.02.2014 İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ İŞYERİNE YENİ ALINAN İŞÇİLERİN

Detaylı

Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim

Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim vergisi. Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim Özet : Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması

Detaylı

Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA

Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA Temyiz Eden (Davacı) : Vekili : Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA Vekili : Av. Cansın Sanğu (Aynı adreste) İstemin

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 3201 S.YHBK./3

İlgili Kanun / Madde 3201 S.YHBK./3 T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/18150 Karar No. 2014/5855 Tarihi: 14.03.2014 İlgili Kanun / Madde 3201 S.YHBK./3 YURT DIŞI HİZMET BORÇLANMASI YURT DIŞINDA BAŞLAYAN SİGORTALI- LIĞIN TÜRKİYE

Detaylı

İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ

İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ Çalışmamızın amacı idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yer ifadesinin, verilen dilekçelerin kayda girdiği tarihi belirlemede

Detaylı

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI İDARİ YARGININ GÖREV ALANININ ÖLÇÜTÜ Uyuşmazlığın idari işlevden kaynaklanması

Detaylı

Sirküler Rapor /70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI

Sirküler Rapor /70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI Sirküler Rapor 18.02.2014/70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi 14/1/2014 tarihli ve 2013/5028 Başvuru Numaralı kararında, 2010 yılının

Detaylı

ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. T.C. maddesinde öngörülen koşulları UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ. taşımayan başvurunun reddi HUKUK BÖLÜMÜ. gerektiği hk.

ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. T.C. maddesinde öngörülen koşulları UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ. taşımayan başvurunun reddi HUKUK BÖLÜMÜ. gerektiği hk. T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1997/65 ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği hk. KARAR NO : 1997/65 K A R A R Davacı Vekili

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41 T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 17409 Karar No. 2014/19210 Tarihi: 21.10.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2015/4 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ İTİRAZI

Detaylı

KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR Y A R G I T A Y İ L A M I

KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR Y A R G I T A Y İ L A M I KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR T.C. YARGITAY 22. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2013/13336 KARAR NO : 2013/13573 Y A R G

Detaylı

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I ÖZET : - KESİN YETKİ KURALI BULUNMAMASI : Kesin yetki kuralı bulunmayan eldeki davada, toplanan kanıtlar ışığında davanın esasına ilişkin bir karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yetkisizlik kararı

Detaylı

Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI

Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI Sirküler Rapor 04.02.2013/50-1 Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının 17.10.2012

Detaylı

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I ÖZET : -SAĞLIK YARDIMLARI : 5434 sayılı Kanunun sağlık yardımlarına ilişkin hükümleri 5510 sayılı Kanunun 106/8'inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, 5510 sayılı Kanunun Geçici 4'üncü maddesinde,

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/Ek-47

İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/Ek-47 T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/3079 Karar No. 2012/9383 Tarihi: 22.05.2012 İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/Ek-47 GELİR VEYA AYLIK ALAN KIZ ÇOCUKLARININ SOSYAL GÜVENLİK SÖZLEŞMESİ AKDEDİLMİŞ

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/61 YAŞLILIK AYLIĞININ HESAPLANMA YÖNTEMİ

İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/61 YAŞLILIK AYLIĞININ HESAPLANMA YÖNTEMİ T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2009/8546 Karar No. 2012/8662 Tarihi: 14.05.2012 İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/61 YAŞLILIK AYLIĞININ HESAPLANMA YÖNTEMİ ÖZETİ: 506 sayılı Yasanın 61. maddesine

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK/5, 41

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK/5, 41 T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/26324 Karar No. 2015/14105 Tarihi: 07.09.2015 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/4 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK/5, 41 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ

Detaylı

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I ÖZET : - YARGISAL DENETİME ELVERİŞLİ HÜKÜM KURULMAMASI : karar başlığı ve dava dilekçesinde işveren adı yer almadığı ve davanın niteliği gereği husumet yöneltilmiş işveren bulunmadığı halde, yargılama

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI

ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI Sirküler Rapor 28.03.2013/84-1 ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi, 5.3.2013 tarihli ve 2012/829 sayılı Başvuru Kararında,

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785. Karar No : 2012/3582

T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785. Karar No : 2012/3582 T.C D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785 Karar No : 2012/3582 Anahtar Kelimeler : Haciz İşlemi, İhtiyati Haciz, Şirket Ortağı, Teminat, Kişiye Özgü Ev Eşyaları Özeti: Teşebbüsün muvazaalı olduğu

Detaylı

ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti

ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2014/3745 Karar No : 2014/3772 ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti Özeti :

Detaylı

: Karabük Valiliği İl Defterdarlığı - KARABÜK

: Karabük Valiliği İl Defterdarlığı - KARABÜK Anahtar Kelimeler : Sakatlık indirimi, özür oranı, çalışma gücü kaybı, hastane Özet: Sakatlık indiriminden yararlanabilmek için özür oranının değil çalışma gücü kayıp oranının tespit edilmesi gerektiği

Detaylı

ÖDEMEDEN MAHKEME KARARIYLA ÖLÜM AYLIĞI ALABİLİRLER

ÖDEMEDEN MAHKEME KARARIYLA ÖLÜM AYLIĞI ALABİLİRLER SSK (4/a) GÜNLERİ ÖLÜM AYLIĞINA YETENLER BAĞ-KUR (4/b) BORÇLARINI ÖDEMEDEN MAHKEME KARARIYLA ÖLÜM AYLIĞI ALABİLİRLER Vakkas DEMİR * I- GİRİŞ Çalışma hayatındaki kişiler, zamanın ve ortamın koşullarına

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/34893 Karar No. 2017/14190 Tarihi: 15.06.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46 DERS SAATİ KARŞILIĞI ÇALIŞMA BİR AYDA ÇALIŞTIĞI TOPLAM DERS SAATİNİN

Detaylı

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I ÖZET : - YETKİ İTİRAZI : Usulüne uygun yapılmayan yetki itirazının kabulü, yetki itirazının yapılırken yetkili mahkemenin gösterilmemesi halinde geçerli bir yetki itirazının mevcut olmayacağı, buna rağmen

Detaylı

8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. "İçtihat Metni"

8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. İçtihat Metni 8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. MADEN MADEN İŞLETME RUHSATI VE İZNİ MADEN KANUNU 24. MADDESİ "İçtihat Metni" Özeti : Maden Kanunu nun 24 üncü maddesi uyarınca, işletme projesindeki teknik eksikliklerin

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80

İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80 T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/21222 Karar No. 2014/6804 Tarihi: 25.03.2014 İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80 SİGORTA PRİMLERİNDEN ÜST DÜZEY YÖNETİCİNİN SORUMLULUĞU İFLASIN AÇILMASINDAN

Detaylı

T.C. ANKARA 17. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2011/963 KARAR NO : 2011/1582

T.C. ANKARA 17. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2011/963 KARAR NO : 2011/1582 DAVACI: IŞIL TELEVİZYON YAYINCILIK AŞ VEKİLİ: AV. HANDAN COŞGUN, 4 Cad. 694 Sok. No. 3 Kat 3 Yıldız-Çankaya/ DAVALI : RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU/ VEKİLİ : AV. SİBEL SÖYLER (aynı adreste) DAVANIN ÖZETİ:

Detaylı

Anahtar Kelimeler : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi, bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi, ücret

Anahtar Kelimeler : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi, bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi, ücret Anahtar Kelimeler : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi, bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi, ücret Özet : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /88

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /88 T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/6153 Karar No. 2017/5875 Tarihi: 19.09.2017 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /88 ÜST DÜZEY YÖNETİCİNİN PRİM BORÇ- LARINDAN SORUMLULUĞU İÇİN HAKLI NEDEN OLMADAN

Detaylı

: Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA

: Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA Esas No : 1995/1983 Karar No: 1997/519 Temyiz İsteminde Bulunan :. : Türk Dişhekimleri Birliği : Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA İstemin Özeti : Dişhekimi olan davacıya, Türk Dişhekimleri

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ S. BK/100

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ S. BK/100 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/25068 Karar No. 2018/17398 Tarihi: 03.10.2018 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 818 S. BK/100 İŞÇİLERİN İŞVERENİN GÖREVLENDİR- MESİYLE GİTTİKLERİ BİR BAŞKA

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/40952 Karar No. 2017/22871 Tarihi: 25.10.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 SENDİKANIN ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN MUVAZAALI OLUP OLMADIĞININ

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başvuru Numarası: 2013/1936 Karar Tarihi: 18/9/2013 İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Alparslan ALTAN ler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Celal Mümtaz AKINCI

Detaylı

AVUKAT YASİN GİRGİN

AVUKAT YASİN GİRGİN YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 2009/352 Karar Numarası: 2009/348 Karar Tarihi: 15.07.2009 MAHKEMESİ : Ankara 4. Aile Mahkemesi TARİHİ : 13/02/2009 NUMARASI : 2008/1266-2009/138 Taraflar arasındaki

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/32 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2008/14944 Karar No. 2010/2311 Tarihi:

İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/32 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2008/14944 Karar No. 2010/2311 Tarihi: İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/32 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2008/14944 Karar No. 2010/2311 Tarihi: 05.02.2010 ÜCRET BORDROSUNUN GERÇEĞİ YANSITMAMASI ÜCRET ARAŞTIRMASININ GEREKMESİ ÖZETİ:

Detaylı

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO :03.2013/572 KARAR TARİHİ:10/02/2014 RET KARARI ŞİKÂYETÇİ : F.Ş

T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO :03.2013/572 KARAR TARİHİ:10/02/2014 RET KARARI ŞİKÂYETÇİ : F.Ş T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO :03.2013/572 KARAR TARİHİ:10/02/2014 RET KARARI ŞİKÂYETÇİ : F.Ş ŞİKÂYET EDİLEN İDARE : 1 Sosyal Güvenlik Kurumu(Re'sen) 2 İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, Çiğli

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81 T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/4295 Karar No. 2017/6697 Tarihi: 21.09.2017 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81 SGK PRİMLERİNDEN İŞVEREN HİSSESİNİN HAZİNECE KARŞILANMASININ KOŞULLARI ÖZETİ:

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 506 S. SSK. /68

İlgili Kanun / Madde 506 S. SSK. /68 T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/6739 Karar No. 2017/6752 Tarihi: 12.10.2017 İlgili Kanun / Madde 506 S. SSK. /68 ÖLÜMÜN SOSYAL GÜVENLİK RİSKİ OLDUĞU ÖLÜM AYLIĞI HEM EŞİNDEN HEM BABASINDAN

Detaylı

Sirküler Rapor 1804.2014/108-1

Sirküler Rapor 1804.2014/108-1 Sirküler Rapor 1804.2014/108-1 DANIŞTAY IN TAKAS DURUMUNDA ÖDENDİĞİ YASAL BELGE VE DEFTERLERLE KANITLANAMAYAN KDV NİN İNDİRİLECEK KDV OLARAK DİKKATE ALINMAMASI İLE İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET

Detaylı

"Tüketici Aleyhine Başlatılacak İcra Takibinde Parasal Sınır" "Tüketici Aleynine Ba~latllacak icra Takibinde Parasal ~ınırn

Tüketici Aleyhine Başlatılacak İcra Takibinde Parasal Sınır Tüketici Aleynine Ba~latllacak icra Takibinde Parasal ~ınırn "Tüketici Aleyhine Başlatılacak İcra Takibinde Parasal Sınır" "Tüketici Aleynine Ba~latllacak icra Takibinde Parasal ~ınırn T.C. YARGıTAY 13. HUKUK DAIRESI Esas No: 2015/1 0571 Karar No: 2015/8738 Karar

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3.

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3. T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/22557 Karar No. 2014/3546 Tarihi: 11.02.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2014/3 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3. İŞ MAHKEMELERİNDEN VERİLEN

Detaylı

Karar NO: KARAR-

Karar NO: KARAR- ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar NO: 2952 27.11.2007 KARAR- Çankaya Çetin Emeç Bulvarı-Öveçler 4. Cadde kavşağı 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğinin onayına ilişkin İmar ve

Detaylı

MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER

MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER 1 31 Sayılı BAHUM İç KONU; 659 sayılı KHK nın Adli uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri başlıklı

Detaylı

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I ÖZET : - SGK İLE ECZANELER ARASINDAKİ PROTOKOL / GÖREVSİZLİK : Eldeki davalara konu alacağın, sosyal güvenlik hukuku düzenlemelerinden değil, haksız fiil ve protokol hükümlerine aykırı işlem iddiasından

Detaylı

Karar N0: KARAR-

Karar N0: KARAR- ANKARA BUYUKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar N0:1188 14.05.2007 KARAR- Yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıklara ilişkin Üye Ayhan YILMAZ ve arkadaşlarının birlikte verdikleri önerge Büyükşehir

Detaylı

T Ü R M O B TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİ SİRKÜLER RAPOR MEVZUAT

T Ü R M O B TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİ SİRKÜLER RAPOR MEVZUAT Sirküler Rapor Mevzuat 16.08.2016/100-1 MESLEK MENSUPLARININ HİZMET SÖZLEŞMELERİNİ KENDİLİĞİNDEN UZATAN İFADE NEDENİYLE TARH EDİLEN DAMGA VERGİSİ VE KESİLEN CEZAYA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45

İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/841 Karar No. 2014/834 Tarihi: 24.01.2014 İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45 PROFOSYONEL SENDİKA YÖNETİCİSİNİN HİZMET ÖDENEĞİ HUKUKA AYKIRI BULUNARAK İPTAL

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/2890)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/2890) TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/2890) Karar Tarihi: 16/2/2017 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucu Vekili

Detaylı

CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN

CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN Kanun Numarası: 5320 Kanun Kabul Tarihi: 23/03/2005 Yayımlandığ Resmi Gazete No: 25772 Mükerrer Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 31/03/2005

Detaylı

ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri

ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri T#'C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ ESAS NO î 1988/37 KARAR NO î 1988/38 ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan sanıkların askerî cezaevinde işledikleri suça ait davanın,aynı

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /112

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /112 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2016/15460 Karar No. 2016/19015 Tarihi: 23.06.2016 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /112 ALT İŞVERENLER DEĞİŞMESİNE KARŞIN İŞÇİNİN ÇALIŞMASINI SÜRDÜRMESİ KAMU İŞVERENLERİ

Detaylı

T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44

T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44 T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44 ÖZET; 3417 sayılı Yasa uyarınca çalışanıyla ilgili tasarruf kesintilerini yapıp işveren katkılarıyla banka hesabına yatırmayan

Detaylı

İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE. Stj. Av. Belce BARIŞ ERYİĞİT HUKUK BÜROSU / ANKARA

İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE. Stj. Av. Belce BARIŞ ERYİĞİT HUKUK BÜROSU / ANKARA İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE Stj. Av. Belce BARIŞ ERYİĞİT HUKUK BÜROSU / ANKARA 24.05.2017 [email protected] İtirazın iptali davası; takip konusu yapılmış olan alacağa karşılık borçlu

Detaylı

T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLÜMÜ ESAS NO : 1988/46 KARAR NO : 1988/47

T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLÜMÜ ESAS NO : 1988/46 KARAR NO : 1988/47 T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLÜMÜ ESAS NO : 1988/46 KARAR NO : 1988/47 ÖZET : 2247 Sayılı Kanunun 14* maddesinde belirlenen olumsuz görev uyuşmazlığının koşulları gerçekleşmediğinden, bu konudaki başvurunun

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İDARENIN DENETLENMESI I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire. Anahtar Kelimeler: Abonelik Sözleşmesi, Gecikme Faizi, Tahsil Edilince Beyanname Verilmesi

T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire. Anahtar Kelimeler: Abonelik Sözleşmesi, Gecikme Faizi, Tahsil Edilince Beyanname Verilmesi T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2013/7569 Karar No : 2016/853 Anahtar Kelimeler: Abonelik Sözleşmesi, Gecikme Faizi, Tahsil Edilince Beyanname Verilmesi Özeti: Abonelik sözleşmeleri uyarınca

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/ S.İşK/14 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2009/12918 Karar No. 2011/12793 Tarihi:

İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/ S.İşK/14 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2009/12918 Karar No. 2011/12793 Tarihi: T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2009/12918 Karar No. 2011/12793 Tarihi: 02.05.2011 Yargıtay Kararları İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/31 1475 S.İşK/14 ASKERLİK NEDENİYLE İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERDİRİLMESİ

Detaylı

İŞ KAZASINA MARUZ KALAN İŞÇİ ( Maluliyet Oranı %0 Olsa Dahi Kusur Durumu Saptanarak Sonuca Göre Manevi Tazminata Karar Verilebileceği )

İŞ KAZASINA MARUZ KALAN İŞÇİ ( Maluliyet Oranı %0 Olsa Dahi Kusur Durumu Saptanarak Sonuca Göre Manevi Tazminata Karar Verilebileceği ) YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ T. 3.7.2006 E. 2006/4815 K. 2006/7231 İŞ KAZASINA MARUZ KALAN İŞÇİ ( Maluliyet Oranı %0 Olsa Dahi Kusur Durumu Saptanarak Sonuca Göre Manevi Tazminata Karar Verilebileceği )

Detaylı

14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. "İçtihat Metni"

14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. İçtihat Metni 14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. İMAR PARA CEZASI 6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN 3194 SAYILI İMAR KANUNU "İçtihat Metni" Özeti : 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Detaylı

Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol

Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2011/8665 Karar No : 2013/9005 Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol Özeti : İmar planında küçük sanayi

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire Esas No : 2012/4237 Karar No : 2012/7610 Anahtar Kelimeler: Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi, Yatırım Teşvik Belgesi, Muafiyet Özeti: Yatırım teşvik mevzuatı koşullarına

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 818 S.BK /125 İŞ KAZASI ZAMAN AŞIMININ BAŞLANGICININ MALULİYET ORANIN KESİN OLARAK TESPİT EDİLDİĞİ TARİH OLDUĞU

İlgili Kanun / Madde 818 S.BK /125 İŞ KAZASI ZAMAN AŞIMININ BAŞLANGICININ MALULİYET ORANIN KESİN OLARAK TESPİT EDİLDİĞİ TARİH OLDUĞU T.C YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas No. 2013/21-2216 Karar No. 2015/1349 Tarihi: 15.05.2015 İlgili Kanun / Madde 818 S.BK /125 İŞ KAZASI ZAMAN AŞIMININ BAŞLANGICININ MALULİYET ORANIN KESİN OLARAK TESPİT

Detaylı

BEŞİNCİ DAİRE KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Polis Memuru, Branşlı Personel, Görevlendirme

BEŞİNCİ DAİRE KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Polis Memuru, Branşlı Personel, Görevlendirme İdari Dava Daireleri Kararları BEŞİNCİ DAİRE KARARLARI T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2013/4343 Karar No : 2013/5121 Anahtar Kelimeler : Polis Memuru, Branşlı Personel, Görevlendirme Özeti : Polis memurluğu

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : sayılı

T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : sayılı T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : 1-6183 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi gereğince, amme borçlusunun

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İDARENIN DENETLENMESI I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2016/5846 Karar No. 2016/6871 Tarihi: 22.03.2016 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2017/1 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27 HUKUKİ DİNLENİLME HAKKININ KAPSAMI

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İdarenin Denetlenmesi I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 506.S. SSK/ 79

İlgili Kanun / Madde 506.S. SSK/ 79 T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/7417 Karar No. 2013/12193 Tarihi: 10.06.2013 İlgili Kanun / Madde 506.S. SSK/ 79 USTA ÖĞRETİCİLER KISMİ SÜRELİ ÇALIŞMA TAM SÜRELİ ÇALIŞMANIN KOŞULLARININ EYLEMLİ

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 5510 SGK/19

İlgili Kanun / Madde 5510 SGK/19 T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2009/15860 Karar No. 2011/67 Tarihi: 17.01.2001 Yargıtay Kararları İlgili Kanun / Madde 5510 SGK/19 SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK GELİRİNİN ARTMASI HALİNDE HER ZAMAN FARK

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2

İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2 İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2 T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS No: 2009/2821 KARAR No: 2010/115 Tarihi : 3.5.2010 SÖZLEŞMELİ PRESONEL OLARAK 399 SAYILI KHK TABİ ÇALIŞIRKEN AYRILMA YENİDEN

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İdarenin Denetlenmesi I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

T.C. DANIŞTAY Sekizinci Daire Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754

T.C. DANIŞTAY Sekizinci Daire Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754 Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754 Temyiz İsteminde Bulunan : Nejat Öz :Av. N.Nilgün Öz 2.Noter yanı ALANYA Karşı Taraf : Türk Dişhekimleri Birliği : Av. Tezcan Çakır Meşrutiyet Cad. 3-15 ANKARA

Detaylı

CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN. BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler

CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN. BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler 9333 CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN Kanun Numarası : 5320 Kabul Tarihi : 23/3/2005 Yayımlandığı R.Gazete : Tarih: 31/3/2005 Sayı : 25772 (M.) Yayımlandığı Düstur :

Detaylı

Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını isteyen: Türk Tabipleri Birliği. Vekili : Av. Mustafa Güler Strazburg Cad. 28/28 Slhhiye/ANKARA

Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını isteyen: Türk Tabipleri Birliği. Vekili : Av. Mustafa Güler Strazburg Cad. 28/28 Slhhiye/ANKARA Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını isteyen: Türk Tabipleri Birliği Vekili : Av. Mustafa Güler Strazburg Cad. 28/28 Slhhiye/ANKARA Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı/ANKARA Davanın Özeti : 27.11.2010

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4688 S. KGSK. /6 6356 S. STSK/9

İlgili Kanun / Madde 4688 S. KGSK. /6 6356 S. STSK/9 T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/19359 Karar No. 2014/21478 Tarihi: 25.11.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2015/4 İlgili Kanun / Madde 4688 S. KGSK. /6 6356 S. STSK/9 SEÇİMLERDE ADAY

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /26, 53 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/11497 Karar No. 2015/15217 Tarihi:

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /26, 53 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/11497 Karar No. 2015/15217 Tarihi: İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /26, 53 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/11497 Karar No. 2015/15217 Tarihi: 28.04.2015 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN HAKLARIN İHLALİ DURUMUNDA ORTAYA ÇIKAN

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/35581 Karar No. 2016/298 Tarihi: 12.01.2016 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/4 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İŞ SÖZLEŞ-

Detaylı

Temyiz Eden (Davalı) : Antalya İl Özel İdaresi

Temyiz Eden (Davalı) : Antalya İl Özel İdaresi İdari Dava Daireleri Kararları Bu durumda, İdare Mahkemesince, uyuşmazlığa konu kentsel dönüşüm alanına yönelik olarak proje hazırlanıp hazırlanmadığı, plan değişikliği yapılıp yapılmadığı araştırıldıktan

Detaylı

DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI

DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI Sirküler Rapor 11.08.2010 / 99-1 DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Onüçüncü Daire Başkanlığının E: 2010/733 K: 2010/3678 sayılı Kanun Yararına Bozma kararında

Detaylı

İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE

İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE SİSTEMLER VE İDARİ YARGININ GELİŞİMİ 23 A. İdarenin Yargısal

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/648 Karar No. 2014/1121 Tarihi: 30.01.2014 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK ÖZETİ: Mahkemenin 30.12.2010 tarihli kararı

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGSK. /53

İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGSK. /53 T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/21899 Karar No. 2016/1357 Tarihi: 08.02.2016 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGSK. /53 ÇAKIŞAN SİGORTALILIK HALLERİNDE HANGİ SİGORTALILIĞA GEÇERLİK TANINACA- ĞININ

Detaylı

ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DİSİPLİN CEZASI VERİLMESİ

ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DİSİPLİN CEZASI VERİLMESİ ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DİSİPLİN CEZASI VERİLMESİ Özeti : Mevzuat hükümlerine aykırılığı gümrük idarelerince tespit edildiği tarihten itibaren üç yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 410 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/21152 Karar No. 2012/20477 Tarihi: 12.06.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 DAVA ŞARTI GİDER AVANSININ

Detaylı

T.C. ERZURUM PALANDÖKEN İLÇE BELEDİYE ENCÜMEN KARARI

T.C. ERZURUM PALANDÖKEN İLÇE BELEDİYE ENCÜMEN KARARI Karar Tarihi : 07.09.2017 Karar No : 103 DAİRESİNİN TEKLİF YAZISI: Mülkiyeti Belediyemize ait aşağıdaki tabloda Ada, Pafta ve Parseldeki fiili durumu belirtilen taşınmaz 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunun

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4847 S. İşK/22

İlgili Kanun / Madde 4847 S. İşK/22 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/6057 Karar No. 2015/19194 Tarihi: 26.05.2015 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/3 İlgili Kanun / Madde 4847 S. İşK/22 ÇALIŞMA KOŞULLARINDA ESASLI DEĞİŞİKLİK

Detaylı

VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI

VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI Sirküler Rapor 20.12.2011/ 149-1 VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının 17.10.2011

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /19 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2014/15387 Karar No. 2014/16184 Tarihi:

İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /19 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2014/15387 Karar No. 2014/16184 Tarihi: İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /19 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/15387 Karar No. 2014/16184 Tarihi: 09.06.2014 EMEKLİ OLAN SENDİKA ÜYESİNİN ÇALIŞMAYI SÜRDÜRMESİ HALİNDE ÜYELİ- ĞİNİN

Detaylı

: HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A TÜRK MİLLETİ ADINA

: HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ŞANLIURFA 1. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2015/874 KARAR NO : 2016/201 ----------- DAVACI : HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A DAVALI : ŞA LIURFA VALİLİLİGİ _V_E_KI.-L -:-.,.. İ ------:

Detaylı

YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI

YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI Özet : Yolcunun ölümü halinde, bir can ve meblâğ sigortası türü olan

Detaylı