UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
|
|
|
- Umut Koçoğlu
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 14. VE 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/276 KARAR NO : 2015/295 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İdare Mahkemesi kararının, adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı mahiyetini taşımaması karşısında; 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : H.T. : Av. A.E. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı : Av. M.T. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Güneydoğu Terörle Mücadele gazisi olduğunu, kendisinin sağ ayağının kesik olduğunu, kendisine verilen protezin bedelini davalı kurumun talep ettiğini ve her ay maaşından 1/4 oranında kesinti yapıldığını, müvekkilinin aylığından şuana kadar yapılan kesintinin miktarının 6.000,00 TL civarında olduğunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 73.maddesi ve Sağlık Uygulama tebliğinin tıbbi malzemelerin Temin Esasları başlıklı 7.maddesinin 13.bölümünün bu konuyu tartışmasız ortaya koyduğunu, müvekkiline SGK İzmir İl Müdürlüğünün tahakkuk ettirdiği borcun ve dayanağı kararının iptali (öncelikle yürütmenin durdurulması) istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/533, K:2013/1310 sayı ile, olayda 5510 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yersiz veya fazla ödemeden dolayı tesis edilen dava konusu işlemin, davacı adına tespit edilen zarar tutarının rızaen ödenmediği takdirde genel hükümler uygulanmak suretiyle tahsil yoluna gidileceği hususunun bildirimine yönelik olduğu ve bu haliyle özel hukuk hükümlerine göre adli yargıda açılacak davanın ön bildirimi niteliği taşıması karşısında; bu yönüyle idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğinin taşımadığı işlemin iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle, davanın incelenmeksizin reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 12.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/363, K:2015/18 sayı ile, olayda iptali istenen işlemin 5510 sayılı Kanunun uygulama yerinin bulunmadığı, buna göre 5510 sayılı Kanunun 101.madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış Mahkemelerinin görevli olmadığı, davacının 3713 sayılı Yasa gereğince vazife malülü olup 5434 sayılı Yasa kapsamında bulunması nedeniyle görevin idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, idari ve adli yargı yerleri arasında ortaya çıktığı önesürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasa nın 158. Maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi nin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili olduğu belirtilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. Maddesinde, Uyuşmazlık 1
2 Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ela görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir, 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. denilmiştir. Aynı Yasa nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir. Olayda, adli ve idari yargı yerlerinde, Güneydoğu Terörle Mücadele gazisi olan ve sağ ayağı kesilen davacının, kendisine verilen protez bedelinin her ay maaşından kesilen 1/4 oranında miktarın iptali istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır. Dosyalar üzerinde yapılan inceleme neticesinde; görev uyuşmazlığına konu İzmir 2.İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/533, K:2013/1310 sayılı kararında Davanın incelenmeksizin reddine karar verildiği ve kesinleştiği; bu kararın ardından açılan dava sonucu İzmir 12.İş Mahkemesi nin gün ve E:2014/363, K:2015/18 sayılı kararında ise görevin idari yargıya ait olduğu; davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle, reddine şeklinde karar verildiği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere, İzmir 2.İdare Mahkemesinin kararı, davanın incelenmeksizin reddi gerektiğine ilişkin bulunduğundan ve anılan karar yargı yolunu değiştiren ve adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı niteliğinde olmadığından, idari ve adli yargı yerleri arasında, 2247 sayılı yasanın aradığı biçimde görev uyuşmazlığı oluştuğundan söz etmek mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/293 KARAR NO : 2015/310 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı görevsizlik kararının bulunmadığı, böylece 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. Davacı : O.K. Vekilleri : Av. K.T.D. Davalı : İstanbul Valiliği K A R A R O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, sürücü belgesi geri alındığı halde araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GD seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 118/7. maddesi uyarınca 290 TL. idari para cezası verilmiştir. Davacı, gün ve GD seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 17. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2011/1198, K:2011/1198 sayı ile; davanın alkollü araç kullandığından bahisle geri alınan sürücü belgesinin iadesi istemiyle açıldığını belirterek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. 2
3 İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, ikinci kez alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GG seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 739 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiş, ayrıca sürücü belgesi geri alındığı halde araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacıya aynı Kanun un 118/7. maddesi uyarınca ceza verilmesi için sulh ceza mahkemesine gönderilmek üzere, gün ve H seri-sıra sayılı Trafik Suç Tutanağı düzenlenmiştir. Bu kez, davacı vekili, gün ve GG seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi ve gün ve H seri-sıra sayılı Trafik Suç Tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/2454, K:2014/1778 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen kararın itiraz edilmeden kesinleşmesi üzerine, davacı vekilinin İstanbul Anadolu 17. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen gün ve D.İş:2011/1198, K:2011/1198 sayılı kararı ile Mahkemenin gün ve E:2013/2454, K:2014/1778 sayılı kararı arasında meydana gelen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesini talep eden dilekçesi üzerine, dava dosyası Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. 3
4 Dosyanın incelenmesinden, sürücü belgesi geri alındığı halde araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GD seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 118/7. maddesi uyarınca 290,00 TL idari para cezası verildiği ve davacının idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunduğu, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildiği, dosya içinde mevcut davacının delilleri arasında emsal karar olarak dosyaya sunduğu İstanbul 2. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/2455,K:2014/789 sayılı kararının incelenmesinden, bu işlem ile ilgili olarak davacı O.K. vekilinin idari yargı yerine de dava açtığı ve İstanbul 2. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/2455, K:2014/789 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verildiği ve temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyasının Danıştay 15. Daire Başkanlığında olduğu; davacı vekilinin gün ve GG seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi ve gün ve H seri-sıra sayılı Trafik Suç Tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, Mahkemece davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu işlem ile ilgili olarak adli yargı yerine davacı O.K. vekilinin dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı hakkında bu konuda verilmiş bir görevsizlik kararı da olmadığı, ancak davacı vekilinin, İstanbul Anadolu 17. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen gün ve D.İş:2011/1198, K:2011/1198 sayılı görevsizlik kararı ile İstanbul 2. İdare Mahkemesi nce verilen gün ve E:2013/2454, K:2014/1778 sayılı görevsizlik kararı arasında meydana gelen olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesi ve görevli yargı yerinin belirtilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesini talep eden dilekçesi üzerine, idari yargı yerince adli yargı yerine ait görevsizlik kararı da temin edilmek suretiyle dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * II-2247 SAYILI KANUN UN 10. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/15 KARAR NO : 2015/269 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Belediye Başkanlığının yeni hizmet binasının açılışı sırasında binanın süslemesinde kullanılan ve tahtadan yapılan süslemenin, davacının üzerine düşmesi sonucu yaralanması nedeniyle oluştuğu öne sürülen manevi zararın, yasal faizi ile birlikte, davalı idareden tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : S.Y. : Av. H.S. : Çankaya Belediye Başkanlığı : Av. A.D. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tarihinde Çankaya Belediyesinin Kızılay da bulunan yeni binasının açılışı sırasında binanın süslenmesinde kullanılan tahtadan yapılan bir papatyanın davacının üzerine düşmesi sonucu kafasından yaralanması nedeniyle oluştuğunu önesürerek ,00 TL manevi zararın olay tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazmini istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. 4
5 Davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde, iş bu davanın idari dava kapsamında İdare Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, şöyle ki; dava konusu iddialara ilişkin hususun idarenin işlem ve eylemleri ile ilgili bir konu olduğunu ileri sürerek, görev itirazında bulunmuştur. ANKARA 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/404 sayı ile, adli yargı mercileri görevli olduğundan yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir. Davalı idare vekili süresi içerisinde verdiği dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunmuştur. DANIŞTAY BAŞSAVCISI: İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanan hizmet kusurunun; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi (eylemsizlik) hallerinde gerçekleştiği ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açtığı; olayda, davalı idareye ait binanın süslenmesinde kullanılan tahtadan yapılan bir papatyanın davacının üzerine düşmesi sonucu kafasından yaralanmasında, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu kuruluşu tarafından, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kuralarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin belirlenmesi gerektiği; buna göre davacının başında meydana gelen yaralanma nedeniyle oluşan zararda idarenin hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2.maddesi uyarınca İdari Yargı yerlerine ait olduğu, bu nedenle 2247 sayılı Kanunun 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13.maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Davacının iddiasının dikkate alınarak, belediyenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerektiği; kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesinde; idari dava türleri arasında sayılan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağının açık olduğu; kamu tüzel kişiliğini haiz olan davalı idarenin, hizmet vermek amacıyla yapılan binasının açılışı sırasında, kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik nedeniyle hizmet kusuru ortaya çıktığı ve bundan dolayı uğranılan zararların kusurlu hizmeti işleten davalı idarece tazmini gerektiği önesürülerek açılan davanın, Anayasa nın 125.maddesine göre ve 2577 sayılı Yasa nın 2/1-b maddesinde belirtilen tam yargı davası kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği; bu nedenle Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Kanunun 10.maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/113 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda görüş bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tarihinde Ankara İli, Çankaya Belediye Başkanlığının Kızılay da bulunan yeni hizmet binasının açılışı sırasında, binanın süslemesinde kullanılan ve tahtadan yapılan bir papatyanın davacının üzerine düşmesi sonucu yaralanması nedeniyle oluştuğu önesürülen ,00 TL manevi zararın yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazmini istemiyle açılmıştır. Anayasa nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır 5
6 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun 3. maddesinde, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerinin bakacağı hükmüne, geçici 1. maddesinde ise, bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerinin, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağı hükmüne yer verilmiş, bu Kanunun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali amacıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesi, tarih ve E:2011/35, K:2012/23 sayılı kararıyla; dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusunun kapsama alındığı ve bu tazminat davalarına bakma görevinin asliye hukuk mahkemelerine verildiği; buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararların kapsama alınmadığı; sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davalarının idari yargıda görülmeye devam edeceği; bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı; ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşabileceği; esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramlarının, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlar olduğu; idare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakarlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesinin mümkün olduğu; özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk hallerinin ise belirli konular için düzenlendiği ve sınırlı olduğu; idarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği; bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi, aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğunun söylenemeyeceği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden; tarihinde Çankaya Belediyesinin Kızılay da bulunan yeni binasının açılışı sırasında binanın süslenmesinde kullanılan tahtadan yapılan bir papatyanın davacının üzerine düşmesi sonucu kafasından yaralanması nedeniyle ,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsili istemiyle uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, yasal düzenlemeler ve dosyadaki belgeler birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın idare ve muhafazası ile yükümlü bulunan idarenin bu görevini yerine getirdiği sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2. maddesinde idari dava türleri arasında sayılan idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Belirtilen durum karşısında, davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/404 sayılı görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/404 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/48 KARAR NO : 2015/270 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 6
7 ÖZET : Davacı Site yönetim planı değişikliğinin tapuya şerhi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu nun uygulanmasından kaynaklanan davanın, aynı Yasanın Ek.1 maddesi kapsamında ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S. Yenişehir Palmiye Evleri Site Yönetimi : Av. C.K.K. : Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; tarihli Genel Kurulunda tadil olan yönetim Planının tapuya şerhi için; Ümraniye Tapu Müdürlüğü ne yazmış oldukları tarihli ve 3173 kayıt numaralı dilekçe ile; İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, Çakmak Mah. 38 pafta, 189 ada, 27 parsel numarası ile kayıtlı bulunan S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesinin 13 bloktan 895 adet bağımsız bölümden oluştuğunu, Yönetim Planının 16.maddesi gereği 13 bloktan her bir blokta kendi içerisinde 3 kişilik bir blok temsilcisi seçerek, 3 bloğun 39 temsilcisinin katılımı ile Kat Malikleri Genel Kurulunun yapılmasının belirtildiğini; tarihinde 39 site temsilcisinden oluşan Ana Taşınmaz Kat Malikleri Kurulu nun tapuya kayıtlı mevcut Yönetim Planının 15. Maddesinin kanunun aradığı 4/5 çoğunlukla yani 39 kişinin 34 ünün olumlu oyu ile tadil olduğunu, Ankara Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ne iş bu hususun sorulduğunu ve Ankara Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün İstanbul Genel Müdürlüğü ile iş bu hususta yazışmaları sonucu Bölge Müdürlüğünce 4/5 imza çokluğu aranmaksızın temsilcilerin imzası ile tescil yapılabileceği, taleplerinde haklı olduklarının beyan edildiğini; aynı zamanda Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2007/479 E sayılı davasında şerhe konu olan yönetim planına ilişkin olarak 2011/70 sayılı karar ile Yönetim planı değişikliğinin de yeterli çoğunlukla usulüne uygun yapıldığı, yapılan bilirkişi incelemesi ve toplanan delillerden anlaşılmıştır. şeklinde olduğunu, yani Ümraniye 2. Sulh Hukuk Mahkemesi ne delil olarak ibraz edilen yönetim planının geçerli olduğuna dair ilamda beyanın yer aldığına dilekçelerinde yer verilerek; tarihinde 39 site temsilcisinden oluşan Ana Taşınmaz Kat Malikleri Kurulu nun tapuya kayıtlı mevcut Yönetim Planının 15. Maddesinin, kanunun aradığı 4/5 çoğunlukla yani 39 kişinin 34 ünün olumlu oyu ile tadil olan Yönetim Planının, tarihli, K.3173 sayı numaralı dilekçeleri ile Tapu Sicil Müdürlüğüne tescilinin (şerhi) talep edildiğini; Ümraniye Kaymakamlığı / Tapu Müdürlüğünün gönderdiği tarihli B021TKG /3410 sayılı, Yönetim Planı Değişikliği Hk. Konulu cevap dilekçesi ile; Dilekçemiz ve ekindeki yönetim planı değişikliği için ibraz ettiğimiz evraklarımızın incelendiği 4/5 imza çoğunluğu olmadığından talebin karşılanamadığını, İlgili sayılı dilekçede Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve İstanbul Tapu Kadastro 2.Bölge Müdürlüğü nün bu hususta yazıları olduğunun belirtildiği, bahsi geçen yazıların Müdürlüğe gönderilmesi durumunda işlem tekrar incelenecektir. denildiğini; TC. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II.Bölge Müdürlüğünün tarihli B.09.1.TKG /481 sayılı Yönetim Planı değişikliği konulu cevabi yazısı ile ; "Ümraniye ilçesi, Çakmak Mah. 38 pafta, 189 ada, 27 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 13 Bloklu, 895 adet bağımsız bölümden oluşan taşınmazın (S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi) yönetim planı değişikliğinin talep edildiğini, / Müdürlüğe ibraz edilen yönetim planı değişikliği evrakları ve ana gayrimenkul üzerinde 25/04/2000 tarihli mevcut yönetim planının 5711 sayılı yasaya uyarlanması konulu toplantı tutanaklarının incelendiği, buna göre kat malikleri adına blok yöneticilerinin, 13 Bloktan her bir blok kendi içerisinde 3 kişilik bir blok temsilcisi seçtiği, 39 temsilcisinin katılımı ile kat malikleri genel kurulunun yapıldığı, 39 temsilcinin katılımı ile yönetim planı hazırlandığı ve bu kişiler tarafından imza altına alındığı, yönetim planının 20/01/2008 tarihinde 39 site temsilcinin 34'ünün olumlu oyu ile hazırlandığının anlaşıldığı, / S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi yönetimi vekili Av.C.K.K. tarafından Ümraniye Tapu Müdürlüğüne ibraz edilen yönetim planı değişikliği evrakları ile daha önce 20/03/2008 tarihinde 2008/7670 nolu başvuru ile aynı evraklarla S. Yenişehir Palmiye Evler Sitesi yönetimi vekili Av. S.G. tarafından 20/03/2008 yılında yönetim planı değişikliğinin talep edildiği, / Av.S.G.'ın 2008/7670 nolu yönetim planı değişikliği başvurusunun Ümraniye 1.Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü'nce incelendiği, istenilen işlemde 13 adet blokta 3'er adet yöneticinin kat malikleri adına yönetim planı değişikliği yapıldığı, Yasada öngörülen toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin temsil ettikleri 4/5 oyun kat maliklerince kendilerine hangi yolla devredildiğine dair bir açıklama olmadığı, temsil edildiği belirtilen çoğunluk kat maliklerince verilen vekaletnamelerin de ibraz edilmediği ve 634/5711 sayılı Kat Mülkiyeti yasasının yönetim planı değişikliğini düzenleyen 70. ve geçici i. maddesinde temsil şartlarına uyulmadığı, ana gayrimenkulün yönetimini sağlayan yönetim planındaki değişikliklerin kat maliklerince 4/5 oranındaki bir katılımla yapılmadığından dolayı 2008/7670 başvuru nolu yönetim planı değişikliği talebi 20/10/2008 tarih ve yevmiye ile RET edildiği, / Ümraniye 1.Bölge Müdürlüğü'nce bahsi geçen ret kararı 27/10/2008 tarihinde S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi yönetimi temsilcilerinden Ahmet Can YURDAKUL a imza karşılığı verildiği, / S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi yönetimi vekili Av. S.G. ın 7
8 06/11/2008 tarihli dilekçesi ile Bölge Müdürlüğüne ret kararının iptali ve işlemin yapılması yolunda mukteza yazılmasının talep edildiği, / Bölge Müdürlüğünce de 17/11/2008 tarih ve sayılı yazısı ile ret kararı ve ret kararına havi dosya ile taşınmazın tapu kaydının tasdikli bir suretinin istendiği, / Sancaktepe Tapu Müdürlüğünce yeni yönetim planı, ret kararı ve taşınmazın tapu kaydı 01/12/2008 tarih ve 5750 sayılı yazı ile Bölge Müdürlüğüne gönderildiği, Ümraniye Tapu Müdürlüğünün 03/07/2009 tarih 3978 sayılı yazısı ile bu taşınmazın mevcut 25/04/2000 tarihli yönetim planının tasdikli bir suretinin Bölge Müdürlüğüne gönderildiği, / Bu konu ile ilgili son olarak 03/07/2009 tarihinde yazışma yapıldığı, 3 yıl aradan sonra aynı evraklarla 24/05/2012 tarihli 7173 kayıt nolu dilekçe ile Av. C.K.K. tarafından yönetim planı değişildiğinin talep edildiği, / Müdürlükçe yapılan inceleme neticesinde, yönetim planı değişikliği istenilen işlemde ana taşınmaz üzerinde 13 adet Blokta 3'er adet yöneticinin kat malikleri adına yönetim planı değişikliği yapılarak imza altına alındığı, yasada öngörülen toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin temsil ettikleri 4/5 oyun kat maliklerince kendilerine hangi yolla devredildiğine dair bir açıklama olmadığı, temsil edildiği belirtilen çoğunluk kat maliklerince verilen vekaletnamede ibraz edilmediği, 634/5711 sayılı Kat Mülkiyeti Yasasının yönetim planı değişikliğini düzenleyen ve geçici 3. maddesinde temsil şartlarına uyulmadığı ve bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Ana gayrimenkulün yönetimi sağlayan yönetim planındaki değişikliklerin kat maliklerince 4/5 oranındaki bir katılımla yapılmadığı, her ne kadar 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 28. maddesi ve 5711 sayılı kanun ile yapılan değişikliklere ilişkin T.KG.M. Tasarruf İşleri Daire Başkanlığının J008/1 sayılı genelgesi, yönetim planlarına ilişkin değişikliklerin 4/5 çoğunluk ile yapılacağı belirtilmişse de ilgililerin redde konu ilk müracaatları olan 20/03/2008 tarihinden sonra 634 sayılı kanuna eklenen geçici 2.maddesinde yapılan değişiklik ve değişikliğe ilişkin T.K.G.M. Tasarruf İşleri Daire Başkanlığının 2009/14 sayılı genelgesinde Toplu Yapılarda ise: 634 sayılı Kanuna eklenen geçici 2. maddesine göre 5912 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 07/07/2009 tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik taleplerinde: değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu ile karar alınması ve yeni yönetim planı mevcut kat maliklerinin imzalarının bulunması halinde tapu kütüğünün beyanlar hanesindeki eski yönetim planının tarih ve yevmiyesi terkin edilerek yeni yönetim planının tarih ve yevmiyesi alınmak sureti ile düzeltme işlemi yapılması gerekmektedir. hükmünü içerdiği, / Yukarıda bahsi geçen genelgelerden de anlaşılacağı üzere Ümraniye Tapu Müdürlüğüne ibraz edilen yönetim planı değişikliği evraklarında blok temsilcilerinin 39'undan 34'ünün olumlu oyu ile değişiklik talebinde bulunulduğu, kat maliklerinin 4/5 oranında katılımıyla yapılmadığı ve bu nedenle daha önce bu yönetim planı değişiklik talebinin Ümraniye 1.Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünce ret edildiğinden yönetim planı değişikliği isteminizin Ümraniye Tapu Müdürlüğünce karşılanamayacağı hususunun 13/06/2012 tarih ve 3410 sayılı yazısında bildirildiğinin ifade edildiğini, / Konu hakkında Bölge Müdürlüğünce oluşturulan dosya üzerinde yapılan incelemede; Ümraniye 1.Bölge Tapu Müdürlüğünün 20/10/2008 tarih ve yevmiye ile bu hususta ret kararı verdiği, bu ret kararına karşı tarihli dilekçeyle taraf avukatı Av. S.G. tarafından itiraz edildiği, / Bölge Müdürlüğü inceleme Kurulunca ret kararı ve itiraz evrakının irdelenmesi aşamasında taraf avukatı Av. S.G. tarafından Bölge Müdürlüğüne verilen tarihli dilekçesinde ( tarihli sayıyla kayda alınan) tapuya tescilini talep ettikleri yönetim planının iptali hususunda Ümraniye Mahkemelerinde davalar açıldığından sıhhatli bir karar alınabilmesi için bu davalara ilişkin Yargılamanın biterek karara bağlanmasına kadar Yüce Makamca yapılan incelemenin şimdilik işlemden kaldırılmasını, incelenmemesini talep ettiğinin görüldüğünü, / Sonuç olarak inceleme konusu hakkında Ümraniye I. Bölge Müdürlüğünce verilmiş tarih ve yevmiyeli ret kararının yerinde durduğu, bu ret kararında belirtilen eksikliklerin giderilmeden aynı evraklarla işlemin kabulünün mümkün olamayacağını, ancak taraf avukatı Av. S.G. ın tarihli dilekçesinde ibraz ettiği Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesi 2007/479 E, 2011//70 Karar sayılı ilamının konu hakkında doğurduğunun kabulü halinde, Mahkemece, yeterli çoğunlukla usulüne uygun yapıldığı, yaptırılan bilirkişi incelemesi ve toplanan delillerden anlaşıldığı kabul edilen yönetim planı değişikliği ile tescil için Tapu Müdürlüğüne ibraz edilen yönetim planı değişikliğinin aynı olup olmadığı hususunun Ümraniye 2. Sulh Hukuk Mahkemesinden tedarik edilerek ibraz edilmesi halinde yeni bir talep olarak işlemin değerlendirilmesinin uygun olacağına karar verildi şeklinde karar alındığı nın bildirilmiş olduğunu; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II. Bölge Müdürlüğü nün bu yazısı sonrası tarihli Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II. Bölge Müdürlüğüne gönderdikleri dilekçeleri ile; Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2007/479 Esas, 2011/70 Karar sayılı dosya Yargıtay 18. Hukuk Dairesi nde inceleme aşamasında iken yönetim planı Yargıtay kalemine aslı gibidir yaptırılarak tasdikli örneği ibraz edilerek bu karara göre işlemin tekrar değerlendirilmesinin talep edildiğini; tarihli dilekçelerine cevaben Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II. Bölge Müdürlüğü nün tarihli /237 sayılı, Yönetim Planı Değişikliği yazısı ile; Bölge Müdürlüğü ne gönderilen Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2007/479 Esas, 2011/70 Karar sayılı dosyasında ki yönetim planının tasdikli örneğinin Ümraniye Tapu Müdürlüğü ne gönderildiği, Tapu Müdürlüğü ne başvurmaları halinde 8
9 işlemlerinin tekrar değerlendirileceğinin kendilerine bildirildiğini; tarihli, yazı ile tekrar Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğü ne müracaat edildiğini; Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğü ile yazışmalar devam ederken Yönetim Planı değişikliğine konu Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/479 Esas, 2011/70 Karar sayılı ilamı Yargıtay 18.Hukuk Dairesi tarafından tarihinde Onandığından tarihli dilekçeleri ile söz konusu Yargıtay Onama ilamının Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğü ne gönderildiğini ve Yönetim Planının Tapu Siciline şerh edilmesinin tekrar talep edildiğini; bu iki dilekçelerine cevaben TC. Ümraniye Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün tarihli /2174 sayılı dilekçe ile; ilgili, dilekçelerinde bahsi geçen yönetim planı değişikliğine ilişkin evraklarının yeniden incelenmek üzere Tapu ve Kadastro 2.Bölge Müdürlüğü ne gönderildiği, gelecek cevabi yazıya göre işleme yön verileceğinin bildirildiğini; Ümraniye Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün tarihli /3501 sayılı dilekçesi ile; Yönetim Planı değişikliğine ilişkin evraklarının Tapu Müdürlüğü ve Tapu ve Kadastro 2. Bölge Müdürlüğü nce incelendiği, istemin karşılanamayacağı hususuna ilişkin Tapu ve Kadastro 2.Bölge Müdürlüğü nün tarihli /4066 sayılı yazının dilekçe ekinde sunulduğunun belirtildiğini; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II. Bölge Müdürlüğü nün tarihli /4066 sayılı dilekçesi ile;.. konu hakkında Bölge inceleme Kurulunun tarih ve 111 sayılı kararında Ümraniye 1.Bölge Tapu Müdürlüğünün tarih ve yevmiye sayılı red kararının ONANMASI gerektiği, / Ancak red kararına karşı itirazda bulunanın ibraz edeceği mahkeme kararı sonucuna kadar bekletilmesi talebinde bulunulduğu, Bölge Müdürlüğüne ibraz edilen Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2007/479 Esas, 2011/70 Karar sayılı ilamın red kararını etkileyip etkilemediği hususunda yeniden incelenmesi için ilgili Tapu Müdürlüğüne gereğinin yapılması hakkında tarih 115 sayılı Bölge İnceleme Kurulu Kararının Bölge Müdürlüğünce tarih ve 481, tarih ve 237 sayılı yazılar ile bilgi verildiği, / Ayrıca tarih ve 481 sayılı yazının muhatabı Av. C.K.K. ın tarihli dilekçesi Bölge Müdürlüğünce tarih ve 236 sayılı yazı ile Ümraniye Tapu Müdürlüğüne konunun değerlendirilerek tereddüde düşülmesi halinde Müdürlük görüşü ile bildirilmesinin istenildiği, / Ümraniye Tapu Müdürlüğü tarih ve 2173 sayılı yazısında anılan mahkeme kararı işletme projesinin iptaline yönelik olup yönetim planı değişikliği hükmü içermediğinden mevcut red kararının verinde olduğu bildirildiğinden 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununda 5711 ve 5912 sayılı Yasalar ile yapılan değişikliklerde toplu yapılarda bu yasaya göre yapılacak uyarlamanın kat maliklerinin salt çoğunluğuna tabi olduğu hüküm altına alındığından uyarlamaya ilişkin yönetim planı değişikliğinin kat maliklerinin salt çoğunluğu sağlanmadan blok yöneticileri tarafından talep edilmesi nedeniyle istemin karşılanmasının uygun olamayacağına oybirliği ile karar verilmiştir. şeklinde karar alındığından talebe başkaca bir sakıncası bulunmaması halinde alınan karar doğrultusunda yön verilmesinin istenildiğini; Ümraniye İlçesi, Çakmak Mah. 38 pafta, 189 ada, 27 parsel numarası ile kayıtlı bulunan S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesinin 13 bloktan 895 adet bağımsız bölümden oluştuğunu; Yönetim Planının 16.maddesi gereği 13 bloktan her bir blokta kendi içerisinde 3 kişilik bir blok temsilcisi seçerek, 3 bloğun 39 temsilcisinin katılımı ile Kat Malikleri Genel Kurulunun yapılması gerektiğinin belirtildiğini; kısacası, Genel kurullara her kat maliki değil, ilgili kat malikinin ikamet ettiği bloka ait seçilen üç temsilcinin katıldığını ve temsil ettiği kat maliki sayısınca kat malikleri adına oy kullanmakta olduğunu; tarihinde 13 bloka ait toplam 39 blok temsilcisinden oluşan Ana Taşınmaz Kat Malikleri Kurulu nda yönetim planının tadil edilmesinin gündeme alındığını ve Yönetim Planının 15. Maddesinin, kanunun aradığı 4/5 çoğunlukla yani 39 blok temsilcisinin 34 ünün olumlu oyu ile tadil olmasına karar verildiğini; gerek TC. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Bölge Müdürlüğü gerekse Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğünün, 895 adet kat malikinin karar vermesi gerektiği yönünde görüşü ile taleplerini reddettiğini; halbu ki zaten 895 adet kat malikinin 4/5 ü ile karar verilmiş olduğunu; şöyle ki; yönetim planına uygun olarak karar alınmış olduğunu; yönetim planına uygun hareket ile kat maliklerinin temsilen blok temsilcileri katılımıyla 39 adet temsilcinin 34 ü ile olumlu karar alındığını, bu hususun, şuan tapuya şerhli olan yönetim planında da bu yönde olduğunu; Kat Mülkiyeti Kanununa Uygun Karar Alındığını; Kat Mülkiyeti Kanunun tarihinde değişen ve eklenen 69. maddesi Toplu yapı kapsamında bulunan parsel ve parsellerdeki birden çok bağımsız bölümü kapsayan ana yapıda ortak yerleri bulunan blok yapıların her biri, kendi sorunlarına ve yalnız o bloğa ait ortak yerlere ilişkin olarak, o blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan blok kat malikleri kurulunca yönetilir. Bir parselde blok niteliğinde olmayan yapılar varsa veya bu nitelikteki yapılarla blok yapılar aynı parselde yer alıyorsa, kendi sorunlarına ve o parsele ait ortak yerlere ilişkin olarak, o parselde bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan kat malikleri kurulunca yönetilir. Yönetim planında blokların ve blok niteliğinde olmayan yapıların idare tarzı ayrıca belirtilir. / Bir adada birden çok parsel yer alıyorsa, adayı oluşturan parsellere ait ortak yerler, o adada bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan ada kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Bu yetki, yönetim planında ada temsilciler kuruluna verilebilir. Yönetim planında başka türlü düzenlenmemişse, ada temsilciler kurulu, blok yapılarda her blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerince seçilen blok yöneticileri ve blok niteliğinde olmayan yapıların bağımsız bölüm maliklerince 9
10 seçilen temsilcilerden oluşur. Ada temsilciler kurulu üyelerinin sayısı ve nasıl seçileceği toplu yapının özelliği dikkate alınarak yönetim planında belirtilir. Ada temsilciler kurulunda bu yöneticiler ve temsilciler yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısı kadar oy hakkına sahiptirler. / Toplu yapı kapsamındaki ortak yapı, yer ve tesisler, bu kapsamda yer alan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan toplu yapı kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Bu yetki, yönetim planında toplu yapı temsilciler kuruluna verilebilir. Yönetim planında başka türlü düzenlenmemişse, toplu yapı temsilciler kurulu, blok yapılarda her blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerince seçilen blok yöneticileri ve blok niteliğinde olmayan yapıların bağımsız bölüm maliklerince seçilen temsilcilerden oluşur. Toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin sayısı ve nasıl seçileceği toplu yapının özelliği dikkate alınarak yönetim planında belirtilir. Toplu yapı temsilciler kurulunda bu yöneticiler ve temsilciler yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısı kadar oy hakkına sahiptirler. ; 71.maddesinin ise; Yönetim planında başka türlü düzenlenmedikçe, blok kat malikleri kurulu blok için, blok niteliğinde olmayan yapıların yer aldığı parseldeki kat malikleri kendilerine özgülenen ortak yer ve tesisler için, toplu yapı temsilciler kurulu ise toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi atar. / Blok yöneticisi ve denetçisi, bloktaki kat maliklerinin; blok niteliğinde olmayan yapıların ortak yer ve tesisleri için yönetici ve denetçi, bu yapılardaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilir. Toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi ise, toplu yapı temsilciler kuruluna katılan yönetici ve temsilcilerin, yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısının salt çoğunluğunun oyu ile atanır. şeklinde olduğunu; mezkur Yönetim planının kanuni duruma uygun olarak değiştirildiğini ve bu cihetle tapuya şerh edilebileceğini; mahkemenin yönetim planının geçerli olduğuna dair karar verdiğini ve bu doğrultuda hüküm tesis ettiğini; delil olarak sundukları Yargıtay 18.Hukuk Dairesi tarafından tarihinde ONANAN Ümraniye 2.Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2007/479 Esas, 2011/70 Karar sayılı ilamına esas dava her ne kadar işletme projesinin iptali istemli olsa da, Mahkemenin dosyaya taraf vekilleri tarafından ibraz edilen her iki Yönetim planından şerhini talep ettikleri yönetim planının geçerli olduğu kanaati ile iş bu yönetim planı üzerinden karar verdiğini; bu durumda Adalet Sîsteminin Yargı Mahkemelerinin Kabul Ettiği Yönetim Planını Tapu Sicil Müdürlüğünün Kabul Etmediğini ve Tapuya Şerh Etmediğini, bu hususun Anayasa ya aykırı olduğunu ifade ederek; TC. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü nün hukuka aykırı tarihli, sayılı Yönetim Planı Değişikliği konulu kararının iptaline yönelik idari işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı İdare, süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde davanın adli yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuştur. İSTANBUL 3.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1850 sayı ile, ( )2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; "idari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayılmış; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlanmıştır. İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, İstanbul İli Ümraniye İlçesi Çakmak Mahallesi 38 Pafta, 189 Ada,27 Parsel sayılı yerdeki, S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi sakinlerinin, tarihinde kat malikleri genel kurul toplantısı yaptıkları, toplantıda yönetim planını değiştirdikleri, yeni planın tapuya şerh edilmesi için Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğü'ne müracaat ettikleri, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün tarih ve 4066 sayılı yazısı ile, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa istinaden yönetim planında yapılacak değişikliklerde kat maliklerinin salt çoğunluğunun aranması gerektiği, salt çoğunluk sağlanmadan toplanan genel kurul tarafından alınan kararın yasaya aykırı olması nedeniyle talebin reddedildiği anlaşılmaktadır. İptali istenen işlem Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve 4066 sayılı işlemidir. Her ne kadar 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun görevli mahkeme başlıklı ek 1 maddesinde, bu kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın, Sulh Hukuk Mahkemelerinde çözümleneceği kuralı yer alsa da, olayda 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun uygulanmasından doğan bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü davacının tapuya şerh isteğini tek taraflı iradesi ile ret 10
11 ederek idari bir işlem tesis etmiştir. Denetlenmesi gereken husus Tapu Kadastro Müdürlüğü'nün işlemi olduğundan uyuşmazlığın çözüm ve görüm yeri İdare Mahkemeleridir. Açıklanan nedenlerle davalı idarenin görev itirazının reddine demek suretiyle görevlilik kararı vermiştir. Davalı İdare tarafından süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, dilekçe dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; ( ) Davacı, S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi 13 bloktan 895 adet bağımsız bölümden oluşmaktadır. Yönetim Planının 16.maddesi gereği 13 bloktan her bir blokta kendi içerisinde 3 kişilik bir blok temsilcisi seçerek, 3 bloğun 39 temsilcisinin katılımı ile Kat Malikleri Genel Kurulunun yapılması gerektiği belirtilmiştir. Kısacası, Genel kurullara her kat maliki değil, ilgili kat malikinin ikamet ettiği bloka ait seçilen üç temsilci katılmakta ve temsil ettiği kat maliki sayısınca kat malikleri adına oy kullanmaktadır tarihinde 13 bloka ait toplam 39 blok temsilcisinden oluşan Ana Taşınmaz Kat Malikleri Kurulu'nda yönetim planının tadil edilmesi gündeme alınmış ve Yönetim Planının 15. Maddesi kanunun aradığı 4/5 çoğunlukla yani 39 blok temsilcisinin 34 'ünün olumlu oyu ile tadil olmasına karar verilmiştir. Site Yönetiminin yönetim plan değişikliğinin tapunun beyanlar hanesine tescili talebi davalı idare tarafından 634 sayılı Yasada aranan çoğunluk ile karar alınmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu nun 18. maddesinin birinci fıkrasında, Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler. hükmü ile kat maliklerinin, bina yönetimine esas olarak bir yönetim planı hazırlayacakları hususu düzenlenmiş bulunmaktadır. Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklarda 634 sayılı Yasanın 9. Maddesine göre Kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıklar, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanır. hükmü ile aynı yasanın 28. Maddesinde kat malikeri arasında bir çeşit sözleşme vasfı olan yönetim planına atfen de çözümleneceği belirlenmektedir. 634 sayılı yasanın Hakimin Müdahalesi başlığını taşıyan 33. maddesinde, {Değişik fıkra: 14/11/ S.K./17.mad.) Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz. Kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir. /Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yoksa, genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal kararını verir ve bunun, tesbit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tefhim veya tebliğ eder. /(Değişik fıkra: 14/11/ S.KJ17.mad.) Tespit edilen süre içinde hâkimin kararını yerine getirmeyenlere, aynı mahkemece, ikiyüz elli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. 25 inci madde hükmü saklıdır.'1'' hükmü ile yönetim planının taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda adli yargı yerinde dikkate alınacağı belirlenmektedir. Aynı Yasanın Görevli Mahkeme başlıklı Ek 1.maddesinde ise, (Ek madde: 13/04/ /15 md.) Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir. hükmü ile de, 634 sayılı Yasanın uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerektiği belirlenmiş bulunduğundan, açılanan uyuşmazlıkta adli yargı yerinin görevli olduğu düşünülmektedir. KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; ( ) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu nun 9. maddesinde, kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm 11
12 bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıkların, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanacağı; 18. maddesinin birinci fıkrasında, kat maliklerinin, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlü oldukları; 28. maddesinde, yönetim planının yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenlediği, yönetim planının, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmünde olduğu, yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıkların bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanacağı, yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyunun şart olduğu, kat maliklerinin 33. maddeye göre mahkemeye başvurma haklarının saklı olduğu, yönetim planı ve bunda yapılan değişikliklerin, bütün kat malikleriyle onların külli ve cüzi haleflerini ve yönetici ve denetçileri bağladığı; 32.maddesinde, anagayrimenkulün kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetileceği, bütün kat malikleriyle külli ve cüzi haleflerinin, yönetici ve denetçilerin, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır. Kanunun Hakimin Müdahalesi ballığını taşıyan 33. maddesinde, (Değişik fıkra: 14/11/ S.K./17.mad.) Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz. Kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, ana gayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir. Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yoksa, genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal kararını verir ve bunun, tesbit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tefhim veya tebliğ eder. (Değişik fıkra: 14/11/ S.K./17.mad.) Tespit edilen süre içinde hâkimin kararını yerine getirmeyenlere, aynı mahkemece, ikiyüz elli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. 25 inci madde hükmü saklıdır. ; Geçici 2. maddesinde, ( Ek madde: 23/06/ S.K./5.mad. ) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının, bu Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, değiştirilen yönetim planına göre yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değiştirilmesini takip eden üç ay içinde yapılır. ; Görevli Mahkeme başlıklı Ek 1.maddesinde ise, (Ek madde: 13/04/ /15 md.) Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir. hükümleri yer almaktadır. 634 sayılı Yasanın yukarıda yer verilen hükümleri değerlendirildiğinde, site yönetim planının, anagayrimenkulün yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini, yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ilişkin diğer konuları düzenleyen, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Yönetim planının değiştirilmesine ilişkin koşullar ve usulleri de anılan yasa ile belirlenmiş olup, bu konuda uyuşmazlık çıkması halinde yasanın ilgili hükümlerinin uygulanması suretiyle uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı sitenin kat maliklerince, yönetim planının 16. maddesi uyarınca 13 bloktan her blok için seçilen 3 kişilik temsilciden oluşan 39 temsilcinin katılımı ile tarihinde yapılan kat malikleri genel kurulu toplantısında 39 blok temsilcisinin 4/5'inin çoğunluğuyla alınan kararla site yönetim planının değiştirildiği, bu değişikliğin tapu siciline tescil edilmesi istemiyle Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğüne yapılan başvuruların kabul edilmemesi üzerine konunun Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II. Bölge Müdürlüğünce itirazen incelenmesi sonucunda, mevcut ret kararının yerinde olduğu, 634 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler uyarınca toplu yapılarda bu yasaya göre yapılacak uyarlamada kat maliklerinin salt çoğunluğunun aranması gerektiği, salt çoğunluk sağlanmadan alınan karar nedeniyle istemin karşılanmasının uygun olmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin günlü, 4066 sayılı dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, uyuşmazlık, site yönetim planı değişikliğine ilişkin kararın 634 sayılı Yasanın öngördüğü oranda çoğunlukla alınıp alınmadığı noktasından kaynaklandığından, uyuşmazlığın 634 sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenerek sonucuna göre tapuda tescil isteminin kabulüne veya reddine karar 12
13 verilmesine yönelik davanın, 634 sayılı Yasanın Ek 1. maddesi hükmü uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi ve çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varılmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Başsavcılığınca 2247 sayılı Kanunun 10'uncu maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulü ile İstanbul 3. İdare Mahkemesi'nin E:2013/1850 sayılı görevlilik kararının kaldırılmasının uygun olacağı yolunda düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nca, 10. ve 13. maddelerinde öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, Çakmak Mahallesi, 38 pafta, 189 ada, 27 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan, S. Yenişehir Palmiye Evleri Sitesi'nin yönetim planı değişikliğinin tapuya şerhi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır tarih ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu nun 9. maddesinde, Kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıklar, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanır. ; 18. maddesinin birinci fıkrasında, Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler. ; Yönetim Planı başlığını taşıyan 28. maddesinde, Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime alt diğer hususları düzenler. Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir. Yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır. (Değişik fıkra: 13/04/ /11 md.) Yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kat maliklerinin 33 üncü maddeye göre mahkemeye başvurma hakları saklıdır. Yönetim planı ve bunda yapılan değişiklikler, bütün kat malikleriyle onların külli ve cüzi haleflerini ve yönetici ve denetçileri bağlar. Yönetim planının ve onda sonradan yapılan değişikliklerin tarihi, kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesinde gösterilir ve bu değişiklikler yönetim planına bağlanarak kat mülkiyetinin kuruluş belgeleri arasında saklanır. ; 32.maddesinde, Anagayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir. Bütün kat malikleriyle külli ve cüzi halefleri, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler. Anagayrimenkulün kullanılmasından veya yönetiminden dolayı kat malikleri arasında veya bunlarla yönetici ve denetçiler arasında veya denetçilerle yöneticiler arasında çıkan anlaşmazlıklar, kat malikleri kurulunca çözülür ve karara bağlanır. Kat malikleri kurulu kararları 1'den başlayıp sırayla giden sayfa numaraları taşıyan her sayfası noter mühüriyle tasdikli bir deftere yazılarak, toplantıda, bulunan bütün kat maliklerince imzalanır karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar. Bir husus hakkında ilerde çıkan anlaşmazlıklar, karar defterinde aynı hususa dair daha önce verilmiş bir karar varsa kaide olarak ona göre çözülür. ; Hakimin Müdahalesi başlığını taşıyan 33. maddesinde, (Değişik fıkra: 14/11/ S.K./17.mad.) Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası 13
14 açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz. Kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir. Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yoksa, genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal kararını verir ve bunun, tesbit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tefhim veya tebliğ eder. (Değişik fıkra: 14/11/ S.K./17.mad.) Tespit edilen süre içinde hâkimin kararını yerine getirmeyenlere, aynı mahkemece, ikiyüz elli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. 25 inci madde hükmü saklıdır. ; Geçici 2. maddesinde, ( Ek madde: 23/06/ S.K./5.mad. ) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının, bu Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, değiştirilen yönetim planına göre yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değiştirilmesini takip eden üç ay içinde yapılır. ; Görevli Mahkeme başlıklı Ek 1.maddesinde ise, (Ek madde: 13/04/ /15 md.) Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir. Hükümlerine yer verilmiştir. Olayda, davacı sitenin kat maliklerince, yönetim planının 16. maddesi uyarınca 13 bloktan her blok için seçilen 3 kişilik temsilciden oluşan 39 temsilcinin katılımı ile tarihinde yapılan kat malikleri genel kurulu toplantısında, 39 blok temsilcisinin 4/5'inin çoğunluğuyla alınan kararla site yönetim planının değiştirildiği; bu değişikliğin tapu siciline tescil edilmesi istemiyle Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğüne yapılan başvuruların kabul edilmemesi üzerine, konunun Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü II. Bölge Müdürlüğünce itirazen incelenmesi sonucunda, anılan İdarece, tarihli, sayılı Yönetim Planı Değişikliği konulu işlemle; mevcut ret kararının yerinde olduğu, 634 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler uyarınca toplu yapılarda bu yasaya göre yapılacak uyarlamada kat maliklerinin salt çoğunluğunun aranması gerektiği, salt çoğunluk sağlanmadan alınan karar nedeniyle istemin karşılanmasının uygun olmadığı gerekçesiyle davacı Site Yönetiminin talebinin reddedilmesi üzerine, bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri ve somut olay birlikte irdelendiğinde: Anagayrimenkulün yönetim tarzını, kullanma maksadını, şeklini ve yönetime ait diğer hususları düzenleyen ve kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıkların çözümünde dikkate alınan yönetim planının, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Yönetim planının değiştirilmesine ilişkin usullerin ve uyulması gereken koşulların; yönetim planına ilişkin diğer düzenlemelerin ve anlaşmazlıkların çözüm yerinin anılan Yasa da belirlenmiş olması gözetildiğinde, Yönetim Planı değişikliğinin tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun kabulü ile, İstanbul 3. İdare Mahkemesi nce verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 3.İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/1850 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Davacı sitenin kat maliklerince, yönetim planının 16. maddesi gereğince 13 blokdan her blok için seçilen 3 kişilik temsilciden oluşan 39 temsilcinin katılımı ile tarihinde yapılan kat malikleri genel kurulu toplantısında 39 blok temsilcisinin 4/5'nin çoğunluğuyla alman kararla site yönetim planının değiştirildiği, bu değişikliğin tapu sicilen tescili istemi ile Ümraniye Tapu Sicil Müdürlüğüne yapılan başvurun kabul edilmemesi üzerine bölge müdürlüğü nezdinde itiraz sonucunda itirazın reddine ilişkin günlü 4066 sayılı dava konusu işlemin tesis edildiği iddiası ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü hasım gösterilmek suretiyle idari yargıda işlemin iptali istemi ile dava açılmıştır. Davalı süresi içinde verdiği dilekçe ile davanın adli yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuştur. 14
15 İstanbul 3. İdari Mahkemesi uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevlilik kararı vermiş, Davalı idarece olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemi ile başvuruda bulunması üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda başvurunun kabulü ile İstanbul 3. İdare Mahkemesinin görevlilik kararınım kaldırılmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlıkta adli yargıyı görevli kabul eden çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Davacı, husumeti tapuya kayıt ve tescil işlemini gerçekleştirecek olan davalı idareye yönelterek, tüm yasal presödürün tamamlanarak gerçekleştirildiği yönetim planı değişikliğinin tesicili isteminin reddi nedeniyle eldeki davayı açmıştır. Uyuşmazlık bu niteliği itibari ile 2577 sayılı İ.Y.U.K 2. maddesinde düzenlenen idari işlemin iptaline yönelik olup idari yargının görev alanına girmektedir, j Zira, idarenin red işlemini denetleyecek olan yargı kolu idari yargıdır. İdare mahkemesi, davacı site yönetiminin tescil için gerekli yasal prosedürü tamamlamadığı kanatma varması durumunda idarenin red işlemi hukuka uygun bulunacağından idari yargıca açılan dava red edilecektir. Aksi halde, tescil için yasal prosederün tamamlandığının anlaşılması durumunda idarenin red işlemi hukuka aykırı bulunacağından idari yargıca dava kabul edilecek, idari işlemin iptaline karar verilecek ve bu karar üzerine artık idarece yönetim planı değişikliği tapuya tescil edilecektir. Diğer taraftan yönetim planı değişikliği için kat maliklerinin yasada öngörülen çoğunluğunun sağlanması için açılacak davanın da kat maliklerine yöneltilmesi gerektiğinden idare aleyhine açılan eldeki davada bu konuda bir karar verilmesi de mümkün değildir. Keza davanın idare aleyhine ve idari işlemin iptali istemi ile açılması nedeni ile de uyuşmazlıkta 634 sayılı Kat Mülküyeti Kanunun geçici 1. maddesi hükümlerinin uygulama yeri de bulunmamaktadır. Sonuç olarak dava, idarenin tescil başvurusunun reddine ilişkin işleminin hukuka uygunluk noktasında denetlenmesine yönelik bulunduğundan idare aleyhine açılan eldeki davada idari yargının görevli kabul edilmesi gerekirken, yazılı şekilde uyuşmazlıkta adli yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluk görüşüne karşıyım. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/49 KARAR NO : 2015/271 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) uzman çavuş olarak görev yaparken 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ancak 6000 sayılı yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5 inci maddesine eklenen düzenleme gereğince sivil memur statüsünde göreve başlayan ve aynı düzenleme gereği, emeklilik aylığına hak kazandığından bahisle, emekliye sevk edilen davacının, kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali istemiyle açtığı davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : H.B. : Av. T.Ç. : Milli Savunma Bakanlığı O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; Hava Savunma Uzman Çavuş olan müvekkilinin, 45 yaşına girmesi nedeniyle tarihinde Sözleşmesinin feshedildiğini ve 6000 sayılı Yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5. maddesine eklenen cümle gereğince, TSK.leri kadrolarında istihdam edilmek üzere, tarihinde katılış yaptığı İskenderun Orduevi Müdürlüğü emrine sivil memur olarak atamasının yapıldığını; ataması yapılırken de 25 Mart 2015 tarihinde emekli edileceğinin kendisine tebliğ edildiğini; ancak daha sonra emeklilik tarihinin 25 Aralık 2013 olduğunun kendisine söylendiğini, davalı İdarenin bu tarihe de uymayarak, 26 Mart 2014 tarihinde ilişiğini kestiğini, tamamen keyfi bir şekilde ve önceden ilan 15
16 ettiği tarihlere uymaksızın müvekkilini kendi isteği dışında ve resen emekli ettiğini; müvekkilinin kendisine tebliğ edilen 25 Mart 2015 tarihinden çok önce resen emekli edilmek istendiğini öğrenince, 04 Şubat 2014 tarihli dilekçesi ile davalıya müracaat ederek, mağduriyetlerini bildirdiğini ve resen emekli edilmemesini talep ettiğini, ancak davalı tarafından 60 günlük yasal süre içerisinde dilekçesine cevap verilmediğini; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun hizmet süresi başlıklı 5. maddesinde, Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. (Değişik ikinci cümle: 19/6/ /26 md.) Bunlardan; a-istihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların, b-12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden, istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırk beş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir hükmünün yer aldığını; bu cümleye, tarih ve 6000 Sayılı Kanunun 26. maddesiyle bir cümle eklendiğini ve Yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan istekliler, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilirler. Atama işlemleri yaş sınırının dolmasından önce tamamlanır ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılır. Bunların uzman erbaşlıkta geçen hizmet süreleri 2/2/2005 tarihli ve 5289 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bu fıkra uyarınca atama işlemine tabi tutulanlara 16 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikramiye ödenmez. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir hükmünün getirildiğini; keza 6000 Sayılı Kanunun Geçici 2. maddesinde de, Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılan ve emeklilik aylığına hak kazanamamış olan uzman erbaşlar, üç ay içerisinde Milli Savunma Bakanlığına müracaat etmeleri halinde, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun, bu Kanunun 26 ncı maddesiyle değiştirilen 5 inci maddesi hükmünden yararlandırılırlar hükmüne yer verildiğini; açıklanan mevzuat hükümleri doğrultusunda 45 yasına girmesi nedeniyle tarihinde sözleşmesi feshedilen müvekkilinin; Kanunda belirtilen Askeri Kurumlarda Devlet memuru olarak görev yapmak üzere müracaat ettiğini; Kara Kuvvetleri Komutanlığınca yapılan atama sonucu, İskenderun Orduevi Müdürlüğü emrine Devlet memuru olarak atandığını, hemen maaş alabilmek ve maddi açıdan zarara uğramamak için, tarihinde göreve başladığını; müvekkilinin ataması yapılırken, KKK.lığının 11 Temmuz 2013 tarih ve PER: /Tyn.D.Svl.Me.İşçi ve Yd.Sb.Ş.Svl.Me.Ks. sayılı yazısı ve eki Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçiş Atama Onay Listesi ile, 25 Mart 2015 tarihine kadar görev yapacağı, bu tarihten itibaren emeklilik işlemi yapılacağının belirtildiğini ve yazının müvekkiline tebliğ edildiğini; Ancak daha sonra 23 Ocak 2014 tarihli Karanette, Uzman Erbaşlıktan Memurluğa geçen personelin görev sürelerinin yeniden incelendiği ve hesaplandığı; müvekkilinin görev süresini 25 Aralık 2013 tarihinde tamamladığı ve emekli edilmesi gerektiğinin bildirildiğini; görüldüğü üzere, davalının, 23 Ocak 2014 tarihinde yayınladığı bir yazı ile, geçmişe yönelik işlem tesis ettiğini ve müvekkilinin görev süresinin bu yazı tarihinden bir ay önce, 25 Aralık 2013 tarihinde dolduğunu belirttiğini; davalının geriye yönelik işlem tesis etmek istediğini ve bunu ancak 26 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirebildiğini ve bu tarihte müvekkilini emekliliğe sevk ettiğini; müvekkilinin, İskenderun Orduevi Müdürlüğü emrine atanmakla uzman erbaş statüsünü kaybettiğini ve sivil memur statüsüne geçtiğini, yani 657 Sayılı Yasaya tabi personel olarak atanmış olduğunu, bu durumda; 657 Sayılı Yasaya tabi personelin emeklilik yaş ve statüsünden aynen faydalanması gerekirken, bu süre ve şartlara uyulmaksızın emekli edilmesinin, hukuka uygun olmadığını, Anayasanın eşitlik ilkesine de aykırılık teşkil ettiğini; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri gereğince, 2008 yılından sonra sisteme girenlerin emekli olabilmek için, 45 yaşında memur olduktan sonra, 62 yaşına kadar 17 yıl istihdam edilmesinde yasal bir engel bulunmadığını, zira bu Kanun hükümleri gereğince, 2008 yılından önce sisteme giren personelin emekli olma yaşının, 2048 yılına kadar kademeli olarak 62 yaşına ulaşacağını; başka bir ifade ile, İskenderun Orduevi Müdürlüğünde ilk defa 657 Sayılı Yasa kapsamında sivil memur olarak atanan kişinin, kademeli olarak, 62 yaşına kadar görev yapabileceğini; uzman erbaşlıktan sivil memurluğa geçenlerin ise bu haktan yararlanamayacağını, bu suretle aynı işi, aynı koşullarda yerine getirenler arasında fark yaratılmış olduğunu; davalı İdarenin, neden böyle bir farklılık ve eşitsizlik yarattığını açıklayamadığını, zira Kanunda bu farklı uygulamaya izin veren ve bunu hukuken koruyan bir hüküm bulunmadığını; 3269 Sayılı Yasanın 5. Maddesine 6000 Sayılı Yasanın 26. Maddesiyle eklenen cümlede uzman erbaşlıktan sivil memur kadrolarına atananların, emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar istihdam edilecekleri nin belirtildiğini; bu madde hükmüne göre emekli olabilmek için tek 16
17 şartın, emekli aylığına hak kazanmak olduğunu; bu durumda müvekkilinin emsali Devlet memuru kaç yaşında emekli aylığına hak kazanıyor ise, müvekkilinin de o yaşta emeklilik hakkını kazanmasının gerektiğini; davalının ise Kanun hükmünü yanlış yorumlayarak, müvekkilinin mağduriyetine sebep olduğunu; esasen davalının 3 değişik emeklilik tarihi belirtmesinin de, Kanun hükmünün uygulanmasında hata yapıldığının ve mevzuata tam hakim olunamadığının bir kanıtı olduğunu; davalı idare işleminin uygulanması halinde müvekkilinin, telafisi imkansız zararlara uğrayacağını; müvekkilinin, bir yıl bile çalışmadan, emekli olacağını önceden bilmesi halinde masraf yapmayacağını ve sivil memur olarak göreve başlamayabileceğini; müvekkilinin, sivil memur olarak göreve başlayarak, tarihinde kabul edilen 6519 sayılı Yasanın 7. Maddesiyle, uzman erbaş emeklilerine her ay verilen 100,00 TL tazminattan ve aynı Yasanın 52. maddesiyle uzman erbaş ve emeklilerine sağlanan ek gösterge hakkından mahrum kaldığını; keza müvekkilinin, sivil memurluğa başlamayıp, uzman olarak emekli olması halinde, 3269 Sayılı Yasa gereğince kendisine ödenecek olan Silahlı Kuvvetler Tazminatı, 657 Sayılı Yasaya göre emekli olması halinde alacağı emeklilik ikramiyesinden çok daha fazla olduğu için, bu yönden de zarara uğradığını; yine müvekkilinin, sivil memurluğa başlamayıp, uzman erbaş olarak emeklilik hakkını kazanması halinde, uzman erbaş iken en son 3. Derecenin 1. Kademesine yükselmiş olması nedeniyle yeşil pasaport alacağını, sivil memur olarak göreve başladığında aynı baremden değil de, 4. Derecenin 1. Kademesinden göreve başlatılması ve yine bu baremden emekli edilmesi nedeniyle, yeşil pasaport alma hakkından da mahrum kaldığını ifade ederek; müvekkilinin kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali ile görevine iadesine karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı İdarece süresi içinde, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılması gerektiği öne sürülerek, görev itirazında bulunmuştur. HATAY İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/696 sayı ile, ( ) Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 20. maddesinde; "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti Adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olma şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Davacının 1602 sayılı Yasa nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince: İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5. maddesinde, uzman erbaşların sözleşme yaparak göreve başlayacağı ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilecekleri, sözleşmelerinin kırkbeş yaşma girdikleri yıla kadar uzatılabileceği, yaş sınırı nedeniyle silahlı kuvvetlerden ayrılacak olanlardan isteklilerin Milli Savunma Bakanlığı kadrosunda emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar devlet memuru olarak istihdam edileceği hükme bağlanmıştır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Emeklilik Hakları başlıklı 187. maddesinde, Devlet memurlarının emeklilik ve malullük hallerinde kendilerinin, ölümleri halinde dul ve yetimlerinin sahip bulundukları hakların emeklilik kanunlarıyla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, uzman çavuş olarak görev yapmakta iken 45 yaşına girmesi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ve 6000 Sayılı Yasa ile 3269 sayılı Yasa'nın 5. maddesine eklenen cümle gereğince, TSK kadrolarında istihdam edilmek üzere İskenderun Orduevi Müdürlüğüne sivil memur olarak atanan davacının, re'sen emekli edilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan davayı açtığı anlaşılmıştır. Olayda, davanın konusunu, davacının re'sen emekli edilip edilemeyeceği hususunun oluşturduğu ve bu işlemin askeri hizmete ilişkin bir yanının bulunmadığı kuşkusuzdur. 17
18 Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasa nın 20. maddelerinde öngörülen asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete ilişkin bulunma koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davalı idarenin görev itirazının reddine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 12. maddesi uyarınca bu kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçe ile Mahkememize başvurulabileceği hususunun davalı idareye tebliğine demek suretiyle görevlilik kararı vermiştir. Davalı idarenin, süresi içinde verdiği dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcılığına gönderilmiştir. ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; ( )Mevzu davanın konusu, tarihinde uzman çavuş naspedilerek TSK da göreve başlayan ve tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ancak 6000 sayılı yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5 inci maddesine eklenen düzenleme gereğince Hatay/ İskenderun Orduevi Müdürlüğü emrinde tarihinde sivil memur statüsünde göreve başlayan davacının yine aynı düzenleme gereği, emeklilik aylığına hak kazandığından, tarihinde, tarih ve 2014/9 sayılı karar doğrultusunda emekliye sevk edilmesi işleminin iptali istemidir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı, Anayasanın 157. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlardır. şeklinde ve 21.maddesinde de; 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. şeklinde düzenlenmiştir. Anayasanın ve 1602 sayılı Kanunun bu hükümleri karşısında bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için; 1-İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması, yahut uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş olması, 2-Dava konusu idari işlem ve eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. "Asker kişiyi ilgilendirme" koşulundan, davacının hizmette ya da görevden ayrılmış, 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde sayılan asker kişilerden olması anlaşılabileceği gibi, işlemin bir asker kişi gözetilerek" tesis edilmesi durumunda, davacının, bu asker kişiden hareketle menfaat ihlali iddiasında bulunan kişilerden (Örneğin; eşi, ana- babası, çocukları vs.) olması halinde de söz konusu koşulun gerçekleştiği kabul edilmektedir. Bu açıklamalara nazaran; TSK bünyesinde sivil memur olarak göreve devam eden davacının yasanın açık hükmü karşısında asker kişi" olduğu konusunda tereddüt yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığıdır. Öğretide, Uyuşmazlık Mahkemesinin kararlarında ve AYİM kararlarında belirtildiği üzere idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için, işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemdir. Yaş haddinden dolayı uzman erbaş sözleşmesi feshedilen ve 3269 sayılı yasadaki özel düzenleme gereği emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar sivil memur statüsünde göreve devam eden davacının yasa hükmü gereği emekliye sevk edilmesinde askeri mevzuatın uygulandığı ve davacının askeri geçmişinin göz önüne alınarak emeklilik işleminin tesis edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken personelin uzman erbaş statüsünde TSK bünyesinde icra ettiği görev süreleri de nazara alınmaktadır ki esasen bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Diğer yönden davacı hakkında tesis edilen işlem isteğe bağlı emeklilik 18
19 kapsamında değil 3269 sayılı yasada yer alan özel düzenlemeden kaynaklanmakta olup resen emekliye sevk edilmesine yönelik düzenlemenin 3269 sayılı yasada yer alması da işlemin askeri hizmet gereklerine göre yapılmasının öngörüldüğünü göstermektedir. Davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih 5434 sayılı yasanın geçici 205 nci maddesi uyarınca tespit edilmiş ise de davacının emekli aylığını hak kazanma koşulu oluştuktan sonra emekliye sevk edilmesi yönünden 657 sayılı yasadaki genel düzenlemeye tabi olmayıp 3269 sayılı yasadaki özel düzenlemeye tabidir. Bu nedenlerle dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunun kabulü gerekmektedir Buna göre, dava konusu olayda Anayasanın 157 nci ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde öngörülen idari işlem/eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi" ve askeri hizmete ilişkin bulunması" koşulları birlikte gerçekleştiğinden, Anayasanın 157, 1602 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddelerine göre davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanına girdiği düşünüldüğünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak Hatay İdare Mahkemesinin aksi yöndeki görevlilik kararının kaldırılması için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13. maddeleri gereğince görev uyuşmazlığının halli için dosyanın UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, Hatay İdare Mahkemesinin tarih ve 2014/696 Esas sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA ve mevzu davada ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA karar verilmesinin gerektiği yolunda karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; ( )Anayasa'nın 157 nci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiştir sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20 nci maddesinin birinci fıkrasında, "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz" denilmiştir. Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkeme'sinin bir davaya bakabilmesi için, dava konusu idari işlem veya eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa'nın değişik 20 nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur astsubay askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Davacının 1602 sayılı Yasa'nın 20 nci maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince; İdari işlemin, görevli yargı yerinin tesbiti yönünden "askeri hizmete" ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için, işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak, değerlendirilmesi sonucu tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde görülmesi gerekmektedir. Olayda, davanın konusunu TSK'da görev yapan sivil memur statüsündeki davacının re'sen emekli edilip edilmeyeceğinin oluşturduğu, 45 yaşına girmesi nedeniyle, uzman erbaş sözleşmesi feshedilen ve 3269 sayılı Yasa'daki özel düzenleme gereği "emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar" sivil memur statüsünde göreve devam eden davacının, Yasa hükmü gereğince re'sen emekliye sevk edilmesinde, askeri mevzuatın uygulandığı ve geçmişi gözönüne alınarak emeklilik işleminin tesis edildiği anlaşılmaktadır. Belirtilen duruma göre ve olayda, Anayasa'nın 157 nci ve 1602 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" ve "askeri hizmete ilişkin bulunma" koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevine girdiği sonucuna ulaşılmaktadır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca yapılan 19
20 başvurunun kabulünün uygun olacağı yolunda görüş bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Yakup BAL ile ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Nihat POLAT ın davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) uzman çavuş olarak görev yaparken tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ancak 6000 sayılı yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5 inci maddesine eklenen düzenleme gereğince Hatay/ İskenderun Orduevi Müdürlüğü emrinde tarihinde sivil memur statüsünde göreve başlayan ve aynı düzenleme gereği, emeklilik aylığına hak kazandığından bahisle, tarihinde, tarih ve 2014/9 sayılı karar doğrultusunda emekliye sevk edilen davacı; kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali istemiyle dava açmıştır. Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; tarih ve 1602 sayılı Yasa nın tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Anılan Yasa nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. denilmiştir. İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde görülmesi gerekmektedir sayılı Uzman Erbaş Kanun un Amaç başlıklı 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik görevlerde, yetişmiş personel ihtiyacını karşılamak maksadıyla istihdam edilecek uzman onbaşı ve uzman çavuşların temini, hizmet şartları görev ve hakları, yükümlülükleri, astsubay sınıfına geçirilmeleri ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir. Anılan Kanunun Kapsam başlıklı 2. maddesinde; Bu Kanun Türk Silahlı Kuvvetleri erbaş kadrolarında istihdam edilecek uzman erbaşlarla, bunları istihdam edecek ve bunların istihdamı ile ilgili birlik, kurum ve kuruluşları kapsar. Aynı Kanunun Hizmet Süresi başlıklı 5. maddesinde ise ; (Değişik madde : 10/02/ S.K./3.mad) Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. (Değişik cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunlardan; 20
21 a) İstihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların, b) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden, istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan istekliler, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilirler. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Atama işlemleri yaş sınırının dolmasından önce tamamlanır ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılır. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunların uzman erbaşlıkta geçen hizmet süreleri 2/2/2005 tarihli ve 5289 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkra uyarınca atama işlemine tabi tutulanlara 16 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikramiye ödenmez. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Bu yaş sınırının beş yıl fazlası uzman erbaşların askerlik çağı sonudur. Barışta ve seferde bu süreye kadar yedeğe ayrılmış uzman erbaşlar yaşı en genç olanlardan başlamak üzere hizmete çağrılabilirler. hususları belirtilmiştir. Dava konusu olayda; davacının, 11 Ağustos 1992 tarihinde uzman çavuş nasbedilerek TSK da göreve başladığı; 70 inci Mknz.P.Tug.K.lığı/MARDİN emrinde görevli iken 11 Ağustos 2013 tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesinin feshedildiği; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve Yaş Sınırı Nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden Ayrılan veya Ayrılacak Olan Uzman Erbaşların Millî Savunma Bakanlığı, MSB Ant Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Kadrolarında Devlet Memuru Olarak İstihdamına Dair Yönetmelik hükümleri gereğince isteği üzerine İskenderun Orduevi Müdürlüğü/HATAY emrinde sivil memur statüsünde göreve başladığı; 26 Mart 2014 tarihinde, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun Geçici 205 inci maddesi gereğince 27 Şubat 2014 tarihli ve 2014/9 sayılı kararla emekliye sevk edildiği; bunun üzerine davacı tarafından, kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır sayılı Kanunun hükümleri gereği yaş haddi nedeniyle uzman erbaş sözleşmesi feshedilip emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar Devlet memuru olarak göreve devam ettirilen davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihte zorunlu olarak emekliye sevk edilmesi işleminde askeri mevzuatın uygulandığı, emeklilik işleminin davacının askeri geçmişi (uzman erbaş statüsü) gözetilerek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken, davacının uzman erbaş statüsünde icra ettiği görev süresi de nazara alınmakta olup, bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan, davacı hakkında tesis edilen işlemin isteğe bağlı emeklilik işlemi değil 3269 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemeden kaynaklanan zorunlu emeklilik işlemi olması da, işlemin askeri hizmet gereklerine göre tesis edildiğini göstermektedir. Buna göre, davacı hakkında emeklilik hizmet süresinin sonunda emekliye sevki yönünde re sen tesis edilen işlemin, idarece; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve hizmet gerekleri göz önüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır. Belirtilen açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayda Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasa nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiği görüldüğünden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile, davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin Hatay İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ NİN görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısınca yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, davalı idarenin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Hatay İdare Mahkemesinin gün 21
22 ve E:2014/696 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/175 KARAR NO : 2015/273 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken sözleşmesi feshedilen davacının, 3269 Sayılı Kanunun 5.maddesi uyarınca sivil memur olarak atanması ve anılan görevini yaparken sivil memur olarak atandığı görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi işleminin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılan davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı Vekili : O.S. : Milli Savunma Bakanlığı : Av. A.Y. O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; tarihinde sözleşmeli Uzman Çavuş olarak göreve başladığını, tarihi itibariyle sözleşmesinin feshedildiğini, tarihine kadar çalışmak kaydıyla 6000 Sayılı Kanun uyarınca 3 üncü P.Eğt.Tuğ.Erkan.Bşk.Mrk.Ş.(İşl.Me.) sivil memur olarak atandığını ve tarihinde de yeni görevine başladığını, sivil memur olarak çalışmaya başladığının 28 inci gününde 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı ve Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu emri ile; 19 Haziran 2010 tarih ve 6000 Sayılı Kanun ilgi gösterilmek suretiyle, sivil memur olarak atandığı görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesine karar verildiğini, söz konusu kararın tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ve tarihi itibariyle de kurumdan ayrıldığını, atama emrinde ayrılması gereken tarihin olduğunu, buna rağmen bir yıl öncesinden işsiz kalıp mağdur olduğunu belirterek 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı işleminin iptali ile yoksun kaldığı mali haklarının işlem tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve işine geri iade edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 5.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/950, K:2014/737 sayılı kararı ile özetle; Dosyanın incelenmesinden; Antalya 3.P.Eğt.Tuğ.Erkan.Bşk.Mrk.Ş. emrinde sivil memur olarak görev yapan davacı tarafından, 5434 sayılı Kanunun 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekli edilmesine dair 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, Kanun maddesi uyarınca, emekli işleminden kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin, kamu görevlisi olan davacının görev yaptığı yer olan Antalya ilinin yargı yetkisi yönünden bağlı bulunduğu Antalya İdare Mahkemesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. demek suretiyle 2577 sayılı Kanunun 15.maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Antalya İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davaya bakmakla görevli yargı yerinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunmuştur. ANTALYA 3.İDARE MAHKEMESİ: gün, E:2014/919 sayılı kararı ile özetle; Dava dosyasının incelenmesinden; davacının sivil memur olarak görev yaptığı, 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı işlemiyle emekli edilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada, emekliliğe dair bulunan dava konusu uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasanın 20.maddelerinde öngörülen asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete ilişkin bulunma koşulları uyuşmazlık konusu olayda birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. demek suretiyle davalı idare vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. 22
23 Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı'na gönderilmiştir. ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI: Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı, Anayasanın 157. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlardır. şeklinde ve 21. maddesinde de; 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre; bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için; 1.İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması ya da uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş olması, 2.Dava konusu idari işlem veya eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Asker kişiyi ilgilendirme" koşulundan, davacının 1602 sayılı Kanunun 20. maddesinde sayılan hizmette veya görevden ayrılmış asker kişilerden olması anlaşılabileceği gibi, işlemin bir asker kişi gözetilerek" tesis edilmesi durumunda, davacının bu asker kişiden hareketle menfaat ihlali iddiasında bulunan kişilerden (asker kişinin eşi, annesi, babası, çocukları vs.) olması halinde de söz konusu koşulun gerçekleştiği kabul edilmektedir. İşlem tarihinde TSK bünyesinde Devlet memuru olarak göreve devam eden davacının 1602 sayılı Kanunun açık hükmü karşısında "asker kişi" olduğu konusunda tereddüt bulunmayıp; açıklığa kavuşturulması gereken husus, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığıdır. Uyuşmazlık Mahkemesi ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yerleşik kararlarında ve öğretide belirtildiği üzere; bir idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti açısından askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılmalıdır. Eğer bir idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme göre tesis edilmişse, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. İdarece asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler gözetilerek tesis edilen idari işlemler, askeri hizmete ilişkin işlemlerdir sayılı Kanun hükümleri gereği yaş haddi nedeniyle uzman erbaş sözleşmesi feshedilip emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar Devlet memuru olarak göreve devam ettirilen davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihte zorunlu olarak emekliye sevk edilmesi işleminde askeri mevzuatın uygulandığı, emeklilik işleminin davacının askeri geçmişi (uzman erbaş statüsü) gözetilerek tesis edildiği açıktır. Nitekim davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken, davacının uzman erbaş statüsünde icra ettiği görev süresi de nazara alınmaktadır ki, esasen bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan, davacı hakkında tesis edilen işlemin isteğe bağlı emeklilik işlemi değil 3269 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemeden kaynaklanan zorunlu emeklilik işlemi olması da, işlemin askeri hizmet gereklerine göre tesis edildiğini göstermektedir (Davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih 5434 sayılı Kanuna göre tespit edilmekle birlikte; davacının emekli aylığına hak kazanmasını müteakip resen emekliye sevk edilmesi işlemi 657 sayılı Kanundaki genel düzenlemeye değil 3269 sayılı Kanundaki özel düzenlemeye tabi olduğundan; davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihin 5434 sayılı Kanuna göre tespit edilmesi, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığını tek başına belirleyecek bir husus değildir.) Açıklanan tüm bu hususlar ışığında, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Bu itibarla; mevzu davada Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Kanunun 20. maddesinde öngörülen idari işlem/eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesi nedeniyle, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı içerisinde olduğu anlaşılmakla; davalı idarenin talebi doğrultusunda olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak, Antalya 3.İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13. maddeleri gereğince, Antalya 3.İdare Mahkemesinin tarih ve 2014/937 Esas sayılı GÖREVLİLİK KARARININ 23
24 KALDIRILMASINA, mevzu davada ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasanın 13.maddesine göre Danıştay Başsavcılığı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun "Hizmet Süresi" başlıklı değişik 5. maddesinin 1. fıkrasında, uzman erbaşların iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlayacakları, müteakip sözleşmelerinin, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabileceği, bu maddeye 6000 sayılı Yasanın 26. maddesiyle yapılan eklerle, yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan isteklilerin, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilecekleri, atama işlemlerinin yaş sınırının dolmasından önce tamamlanacağı ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılacağı hüküm altına alınmıştır. Dosyanın incelenmesinden, sözleşme ile Türk Silahlı Kuvvetleri emrinde uzman çavuş olarak görev yapmakta iken, 45 yaş sınırı nedeniyle sözleşmesi feshedilen ve 6000 sayılı Yasa ile, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5. maddesine eklenen hüküm uyarınca, Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında istihdam edilmek üzere, tarihinde Antalya 3. Piyade Eğitim Tugayı Erkan Bşk. Mrk. Ş. emrine sivil memur olarak atanan davacının, 3269 sayılı Yasa'daki düzenleme gereği re'sen emekli edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Olayda, davanın konusunu oluşturan 3269 sayılı Yasa'daki özel düzenleme gereği yapılan emekliye sevk işleminin tesisinde, askeri mevzuat uygulanmış ve davacının askeri geçmişi gözönüne alınmıştır. Bu durumda olayda, Anayasa'nın 157 nci ve 1602 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" ve "askeri hizmete ilişkin bulunma" koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevine girdiği sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulünün uygun olacağı düşünülmektedir şeklinde görüş bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Yakup BAL ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Nihat POLAT ın davada askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken tarihinde sözleşmesinin feshedilen davacının, tarihine kadar çalışmak kaydıyla 3269 Sayılı Kanunun 5 nci maddesi uyarınca Antalya 3 üncü P.Eğt.Tuğ.Erkan.Bşk.Mrk.Ş.(İşl.Me.) sivil memur olarak atanması ve anılan görevini yaparken 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı ve Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu emri ile sivil memur olarak atandığı Antalya 3 üncü P.Eğt.Tuğ.Erkan.Bşk.Mrk.Ş.(İşl.Me.) görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; tarih ve 1602 sayılı Yasa nın tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 24
25 1602 sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Anılan Yasa nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. denilmiştir. İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde görülmesi gerekmektedir sayılı Uzman Erbaş Kanun un Amaç başlıklı 1. maddesinde; Madde 1 - Bu Kanunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik görevlerde, yetişmiş personel ihtiyacını karşılamak maksadıyla istihdam edilecek uzman onbaşı ve uzman çavuşların temini, hizmet şartları görev ve hakları, yükümlülükleri, astsubay sınıfına geçirilmeleri ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir. Anılan Kanunun Kapsam başlıklı 2. 2addesinde; Madde 2 - Bu Kanun Türk Silahlı Kuvvetleri erbaş kadrolarında istihdam edilecek uzman erbaşlarla, bunları istihdam edecek ve bunların istihdamı ile ilgili birlik, kurum ve kuruluşları kapsar. Aynı Kanunun Hizmet Süresi başlıklı 5. maddesinde ise ; Madde 5 - (Değişik madde : 10/02/ S.K./3.mad) Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. (Değişik cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunlardan; a) İstihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların, b) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden, istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan istekliler, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilirler. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Atama işlemleri yaş sınırının dolmasından önce tamamlanır ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılır. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunların uzman erbaşlıkta geçen hizmet süreleri 2/2/2005 tarihli ve 5289 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkra uyarınca atama işlemine tabi tutulanlara 16 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikramiye ödenmez. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Bu yaş sınırının beş yıl fazlası uzman erbaşların askerlik çağı sonudur. Barışta ve seferde bu süreye kadar yedeğe ayrılmış uzman erbaşlar yaşı en genç olanlardan başlamak üzere hizmete çağrılabilirler. hususları belirtilmiştir. Olayda, Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken sözleşmesi feshedilen davacının, 6000 Sayılı Kanun uyarınca Antalya 3 üncü P.Eğt.Tuğ.Erkan.Bşk.Mrk.Ş.(İşl.Me.) sivil memur olarak atanması ve anılan görevini yaparken 3 üncü P.Eğt.Tug.K. lığının 14 Ocak 2014 tarihli MRK.Ş /sayılı ve Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu emri ile sivil memur olarak atandığı Antalya 3 üncü P.Eğt.Tuğ.Erkan.Bşk.Mrk.Ş.(İşl.Me.) görevinden 5434 Sayılı Kanun un 39.maddesinin (ç) fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi işlemin iptali istemi olduğu anlaşılmıştır sayılı Kanunun hükümleri gereği yaş haddi nedeniyle uzman erbaş sözleşmesi feshedilip emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar Devlet memuru olarak göreve devam ettirilen davacının 25
26 emekli aylığına hak kazandığı tarihte zorunlu olarak emekliye sevk edilmesi işleminde askeri mevzuatın uygulandığı, emeklilik işleminin davacının askeri geçmişi (uzman erbaş statüsü) gözetilerek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken, davacının uzman erbaş statüsünde icra ettiği görev süresi de nazara alınmakta olup, bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan, davacı hakkında tesis edilen işlemin isteğe bağlı emeklilik işlemi değil 3269 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemeden kaynaklanan zorunlu emeklilik işlemi olması da, işlemin askeri hizmet gereklerine göre tesis edildiğini göstermektedir. Buna göre, davacı hakkında emeklilik hizmet süresinin sonunda emekliye sevki yönünde re sen tesis edilen işlemin, idarece; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve hizmet gerekleri göz önüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır. Belirtilen açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayda Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasa nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiği görüldüğünden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı nın başvurusunun kabulü ile, davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Antalya 3. İdare Mahkemesince verilen kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Antalya 3.İdare Mahkemesi nin gün, E:2014/919 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/249 KARAR NO : 2015/274 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Tapu tahsis belgesi olan taşınmazın Hazine adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle açılan ve 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemlerinden doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde İDARİ YARGI YERİNİN görevli bulunduğu hk. K A R A R Davacı : O.G. Vekili : Av. G.Y. Davalı : Maliye Hâzinesi adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü Vekilleri : Haz.Av. M.Ç., Haz.Av. A.A.E. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; Eyüp İlçesi, Kemerburgaz, eski: 60 pafta, 1958 parsel, yeni: 249 ada 7 parsel de kayıtlı taşınmazın, tarih ve 2981 sayılı yasa uyarınca Islah İmar Planı veya imar planı yapıldıktan sonra tapu verilmek üzere müvekkiline tahsis edildiğini; müvekkilinin 2981 ve 3290 sayılı yasaların aradığı şartları yerine getirmiş olduğunu; arsanın bedelini İstanbul Defterdarlığı Milli Emlak Müdürlüğünün tarih sayılı yazısı gereği; Milli Emlak Müdürlüğünün Türkiye Emlak Bankası Çemberlitaş Şubesinde İstanbul İl İmar Müdürlüğü Fon Hesabına tarihinde TL, tarihinde TL, tarihinde TL olarak, toplam TL yatırmak suretiyle ödediğini; Eyüp Tapu Kütüğünde tarih ve 2280 yevmiye no ile hak sahibine yerinin tahsis edildiği şerh edilen tapu tahsis belgeli taşınmazın bulunduğu bölgede uygulama imar planının yapılmış olduğunu; söz konusu bölgede gecekondularda bir yapı topluluğu niteliği taşımadığını; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2002/5558 E., 2002/7741 K., sayılı kararı uyarınca...tapu tahsis belgesi verilen bir yerde 3194 sayılı yasaya göre imar uygulaması yapılmış ise artık 2981/3290 sayılı yasalara göre ıslah imar uygulamasını araştırmaya gerek yoktur sayılı yasanın aradığı diğer koşulların gerçekleşmesi halinde tapunun verilmesi gerekir... denildiğini; tahsis edilen taşınmazın, imar planında 26
27 herhangi bir kamu hizmetine de tahsis edilmediğini; müvekkiline de başka yerde arsa ya da taşınmaz tahsis edilmemiş olduğunu; davalı hazinenin, tahsisli taşınmazın tapusunu müvekkillere vermemesi sebebi ile iş bu tescil davasının açıldığını ifade ederek; Eyüp İlçesi, Kemerburgaz Kazası, ESKİ:60 Pafta, 1958 Parsel, YENİ:249 Ada, 7 Parsel de kayıtlı tahsis edilen, arsa miktarı 58,67 m2 olan taşınmazın % 3.94 düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra kalan 56,3584 m2 sinin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile arsa tahsis edilen müvekkili O.G.adına tesciline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı vekili, süresi içerisinde verdiği dilekçede, görev itirazında bulunmuştur. İSTANBUL 18.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2011/195 sayı ile, davanın niteliği gereği mahkemeleri görevli olduğundan bahisle, itirazın reddine karar vermiştir. Davalı vekilinin, süresi içinde verdiği dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunması üzerine dilekçe, dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı na gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı işlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğunun hükme bağlandığı; aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Yasanın 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapıların ayrıntılı olarak düzenlenmiş bulunduğu; anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu saptanan kişilere tapu vermek, şartları taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisinin, idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanıldığı ve bu yolla kurulan mülkiyetin de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; davacının, üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, adına tescil edilmemesi nedeniyle taşınmazın Hazine adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu duruma göre, davacının taşınmaz üzerindeki iddiasının, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak olmadığı, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak gecekondunun bulunduğu taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi, bu mümkün olmazsa zararının tazmini olduğundan, davacının talebinin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde İdari Yargı yerlerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunulması üzerine Danıştay Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı 27
28 anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, İstanbul İli, Eyüp İlçesi, Kemerburgaz Mahallesi, 249 ada, 7 parsel sayılı taşınmazın 2981 sayılı Yasa uyarınca davacıya tapu tahsis belgesi ile tahsis edilen 58,67 m2 kısmından % 3.94 oranında düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra kalan 56,35 m2 sinin Hazine adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle açılmıştır. Konuya ilişkin olarak davalı İdarece verilen cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 3194 sayılı İmar Kanunun 18. maddesine istinaden 31/01/1997 tarih ve 418 yevmiye no ile Maliye Hâzinesi adına tescil edildiği; 07/10/2010 tarihinde yapılan tespitte söz konusu parselin davacı tarafından, 80,00 m2 sinin konut olarak 1980 yılından beri işgal edildiği, davacıya İdarece kadastral 60 pafta, 1958 parsel sayılı taşınmazdan 58,67 m2 için 26/06/1987 tarih ve 2280 yevmiye no.lu Tapu Tahsis belgesi verilmiş olduğunun görüldüğü; Eyüp Belediye Başkanlığından alınan şuyulandırma cetvellerine göre; 249 ada 7 parsel sayılı taşınmazın, hazine kayıtlı 60 pafta 1958 parsel sayılı taşınmazın 56,36 m2 sinin, 64 pafta 2842 parsel sayılı, taşınmazın 10,37 m2 sinin ve 64 pafta 2843 parsel sayılı taşınmazın 58,33 m2 sinin uygulamasından oluştuğunun anlaşıldığı; Eyüp Belediye Başkanlığından edinilen imar paftalarında, taşınmazın ticaret alanında kaldığının belirlendiği, ayrıca Milli Emlak genel Müdürlüğünün 266 sayılı Genel Tebliği uyarınca, imar planında konut alanına ayrılan taşınmazların ilgili belediyelere devredileceğinin belirtildiği; bu kapsamda 60 pafta 1958 parsel sayılı taşınmazın 2981 sayılı yasa kapsamında değerlendirilmesine yasal olanak bulunmadığı; tapu tahsis belgesinin, mülkiyet hakkı sağlamayan imar hakkından faydalanmak için hak sahipliği belirten belge niteliğinde olduğu, Yargıtay ın uygulamasına göre, tapu tahsis belgesinin bir mülkiyet belgesi olmadığı, yalnızca fiili kullanmayı belirleyen zilyetlik belgesi olduğu, İlgilisine ancak kişisel hak sağlayabileceği ve salt tahsisi belgesinin varlığının tahsisi edilen yerin tahsis edilen adına tescilini sağlayamayacağı; davanın imar planında ticaret alanında kalan ve mülkiyet hakkı vermeyen bir belgeye dayanılarak açılmış olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği savunulmuş; dosyada bulunan Eyüp Belediye Başkanlığı Emlak Ve İstimlak Müdürlüğünün gün ve sayılı yazısında; Eyüp İlçesi, Kemerburgaz Mahallesi, 249 ada 7 parsel/sayılı taşınmazı da kapsayan alanda, idari işlemin devam ettiği, parselasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra askı ilanına çıkacağı; Plan ve Proje Müdürlüğü yazısında Eyüp ilçesi, Kemerburgaz Mah. 249 ada, 7 parsel sayılı yer; t.t li 1/5000 ölçekli Kemerburgaz I. Etap Merkez Revizyon Nazım İmar Planı nda Ticaret+Konut alanında; t.t. li 1/1000 ölçekli I.Etap Kemerburgaz Merkez Revizyon Uygulama İmar Planı nda büyük bir kısım Bitişik Nizam H:3 kat yapılanmalı Ticaret+Konut alanında, küçük bir kısmı da yolda kalmaktadır. denildiği anlaşılmıştır sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun, tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde; tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmış; aynı Kanunun 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Kanunun 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği, gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verileceği, tahsis edilen arsa veya hissenin bedelinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edileceği, 14 üncü maddenin a, b, c, d, e, g, h ve i bentleri kapsamında kalmaları nedeniyle, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlarına, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planları içinde meydana gelen boş imar 28
29 parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği, bu gibi hallerde gecekondu sahibine ayrıca enkaz bedelinin bu Kanunla kurulan fondan belediye veya valilikçe ödeneceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu saptanan kişilere tapu vermek, şartları taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisi idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmakta ve bu yolla kurulan mülkiyet de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşımaktadır. Olumlu görev uyuşmazlığına konu edilen davada, davacının; üzerinde gecekondusunun bulunduğu taşınmaz için 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile 2981 sayılı Kanunun bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında 3290 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilmesine karşın, adına tescil edilmemesi nedeniyle taşınmazın Hazine adına olan tapusunun iptal edilerek kendisi adına tescili istemiyle dava açtığı; davacının asıl amacının, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak olmadığı, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan; davaya konu işlemin, 2981 sayılı Yasaya dayanılarak yapılan tahsis işleminden kaynaklanması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü 2981 sayılı Yasaya dayanılarak gerçekleştirilen işlemlerin hukukilik denetiminin yapılmasına bağlıdır. Anılan işlemlerin ise, idarenin imar uygulaması kapsamında re'sen ve tek yanlı tesis ettiği idari işlem niteliği taşıdığında kuşku bulunmamaktadır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesinde, "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" idari dava türleri arasında sayılmıştır. Bu durumda, 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemlerinden doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı vekilinin görev itirazının, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2011/195 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/258 KARAR NO : 2015/277 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) uzman çavuş olarak görev yaparken 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ancak 6000 sayılı yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5 inci maddesine eklenen düzenleme gereğince sivil memur statüsünde göreve başlayan ve aynı düzenleme gereği, emeklilik aylığına hak kazandığından bahisle, emekliye sevk edilen davacının, kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali ile görevine iadesine; mahrum kaldığı süreye ilişkin tüm özlük haklarının, emekli olduğu tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : A.F. : Av. T.Ç. : Milli Savunma Bakanlığı : Av. Ü.K.A. O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; tarihinde uzman erbaş olarak göreve başlayan Terhisli Top. Uzm. Çvş. olan müvekkilinin, 45 yaşına girmesi nedeniyle, tarihinde 29
30 Sözleşmesinin feshedildiğini ve 6000 Sayılı Yasa ile 3269 sayılı Yasa nın 5. maddesine eklenen cümle gereğince, TSK.leri kadrolarında istihdam edilmek üzere, Ankara/Polatlı 58 nci Top. Tuğ. Kur Bşk.lığı İs. Ş. emrine sivil memur olarak atamasının yapıldığını; ataması yapılırken de 22 Ekim 2015 tarihinde emekli edileceğinin kendisine tebliğ edildiğini; ancak daha sonra emeklilik tarihinin 30 Ağustos 2014 olduğunun söylendiğini ve 30 Ağustos 2014 tarihinde ilişiğini kestiğini; davalının tamamen keyfi bir şekilde ve önceden ilan ettiği tarihlere uymaksızın müvekkilini kendi isteği dışında ve resen emekli ettiğini; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun hizmet süresi başlıklı 5. maddesinde, Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. (Değişik ikinci cümle: 19/6/ /26 md.) Bunlardan; / a-istihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların, / b-12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden, istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırk beş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir hükmünün yer aldığını; bu cümleye, tarih ve 6000 Sayılı Kanunun 26. maddesiyle bir cümle eklendiğini ve Yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan istekliler, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilirler. Atama işlemleri yaş sınırının dolmasından önce tamamlanır ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılır. Bunların uzman erbaşlıkta geçen hizmet süreleri 2/2/2005 tarihli ve 5289 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bu fıkra uyarınca atama işlemine tabi tutulanlara 16 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikramiye ödenmez. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir hükmünün getirildiğini; keza 6000 Sayılı Kanunun Geçici 2. maddesinde de, Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılan ve emeklilik aylığına hak kazanamamış olan uzman erbaşlar, üç ay içerisinde Milli Savunma Bakanlığına müracaat etmeleri halinde, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun, bu Kanunun 26 ncı maddesiyle değiştirilen 5 inci maddesi hükmünden yararlandırılırlar hükmüne yer verildiğini; açıklanan mevzuat hükümleri doğrultusunda 45 yasına girmesi nedeniyle tarihinde sözleşmesi feshedilen müvekkilinin; Kanunda belirtilen Askeri Kurumlarda Devlet memuru olarak görev yapmak üzere müracaat ettiğini; Kara Kuvvetleri Komutanlığınca yapılan atama sonucu, Ankara/Polatlı 58 nci Topçu Tuğ. Kur. Bşk. Per. Ş.Müdürlüğü emrine Devlet memuru olarak atandığını, hemen maaş alabilmek ve maddi açıdan zarara uğramamak için tarihinde göreve başladığını; müvekkilinin ataması yapılırken, KKK.lığının 20 Kasım 2013 tarih ve PER: /Tyn.D.Svl.Me.İşçi ve Yd.Sb.Ş.Svl.Me.Ks. sayılı yazısı ve eki Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçiş Atama Onay Listesi ile, 22 Ekim 2015 tarihine kadar görev yapacağı, bu tarihten itibaren emeklilik işlemi yapılacağının belirtildiğini ve müvekkiline tebliğ edildiğini; ancak daha sonra KKK.lığının 21 Ocak 2014 tarih ve PER: /Tyn.D.Svl.Me.İşçi ve Yd.Sb.Ş.Svl.Me.Ks. sayılı yazısı ile, Uzman Erbaşlıktan Memurluğa geçen personelin görev sürelerinin yeniden incelendiği ve yeniden hesaplandığının ve müvekkilinin 30 Ağustos 2014 tarihinde emekli edilmesi gerektiğinin bildirildiğini; idarenin ciddi olmayan ve çalışanlarının güvenini sarsacak bu şekildeki işleminin, salt kendi başına bile, dava konusu işlemin iptalini gerektiren bir kanıt olduğunu; müvekkilinin 7 ay gibi çok kısa bir süre için sivil memur olarak atandığını, oysaki kısa süre sonra emekli olacağını önceden bilseydi, hiç sivil memur olarak göreve başlamayıp uzman çavuşlara tanınan haklardan yararlanabilecek olduğunu; çünkü mevcut duruma göre, uzman çavuşların, kendisiyle aynı durumdaki sivil memurlardan daha fazla emekli maaşı aldığını, uzman çavuşlara ödenen silahlı kuvvetler tazminatının, emekli ikramiyesinden çok daha fazla olduğunu; emeklilik bareminin değişmesi nedeniyle yeşil pasaport alma hakkından mahrum kaldığını; işlem ile eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini çünkü, Ankara/Polatlı 58 nci Topçu Tuğ. Kur. Bşk. Per. Ş. emrine atanmakla, uzman erbaş statüsünü kaybetmek ve sivil memur statüsüne geçmek zorunda kaldığını yani 657 Sayılı Yasaya tabi personel olarak atandığını; bu durumda 657 Sayılı Yasaya tabi personelin emeklilik yaş ve statüsünden aynen faydalanması gerekirken, bu haklardan da yararlandırılmadığını; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri gereğince, 2008 yılından sonra sisteme girenlerin emekli olabilmek için, 45 yaşında memur olduktan sonra, 62 yaşına kadar 17 yıl istihdam edilmesinde yasal bir engel bulunmadığını; oysa uzman erbaşlıktan sivil memurluğa geçenlerin bu haktan yararlanamadığını; 3269 Sayılı Yasanın 5. Maddesine 6000 Sayılı Yasanın 26. Maddesiyle eklenen cümlede uzman erbaşlıktan sivil memur kadrolarına atananların, emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar istihdam edilecekleri nin belirtildiğini; bu madde hükmüne göre emsali Devlet memuru kaç yaşında emekli aylığına hak kazanıyor ise, müvekkilinin de o yaşta emeklilik hakkını 30
31 kazanmasının gerektiğini; işlem nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zararlara uğradığını ifade ederek; müvekkilinin kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali ile görevine iadesine; mahrum kaldığı süreye ilişkin tüm özlük haklarının, emekli olduğu tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber ödenmesine karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı İdarece süresi içinde, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılması gerektiği öne sürülerek, görev itirazında bulunmuştur. ANKARA 5.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1917 sayı ile, ( ) Anayasa'nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Yasa'nın tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek idare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa'nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden "askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler, idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. Bakılan davada; davalı idare emrinde sivil memur olarak görev yapan davacı tarafından, re'sen emekli edilmesine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tüm parasal haklarının emekli olduğu tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan bu davada; davalı idarece işlem tesis edilirken ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğundan söz etmek olanaksızdır. Belirtilen durum karşısında, olayda Anayasa'nın 157 ve 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden davanın görüm ve çözümünde idari yargı yolu görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle; davalı idarenin görev itirazının reddine ve Mahkememizin görevliliğine demek suretiyle görevlilik kararı vermiştir. Davalı idare vekilinin, süresi içinde verdiği dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcılığına gönderilmiştir. ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; ( )Mevzu davanın konusu, tarihinde uzman çavuş naspedilerek TSK da göreve başlayan ve tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ancak 6000 sayılı yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5 inci maddesine eklenen düzenleme gereğince 58 nci Top.Tuğ.Kur.Bşk.lığı emrinde tarihinden geçerli olarak sivil memur statüsünde göreve başlayan davacının yine aynı düzenleme gereği, emeklilik aylığına hak kazandığından, tarihinden geçerli olarak, tarih ve 2014/37 sayılı karar doğrultusunda emekliye sevk edilmesi işleminin iptali istemidir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanı, Anayasanın 157. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlardır. şeklinde ve 21.maddesinde de; 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. şeklinde düzenlenmiştir. 31
32 Anayasanın ve 1602 sayılı Kanunun bu hükümleri karşısında bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için; 1.İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması, yahut uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş olması, 2.Dava konusu idari işlem ve eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Asker kişiyi ilgilendirme" koşulundan, davacının hizmette ya da görevden ayrılmış, 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde sayılan asker kişilerden olması anlaşılabileceği gibi, işlemin "bir asker kişi gözetilerek" tesis edilmesi durumunda, davacının, bu asker kişiden hareketle menfaat ihlali iddiasında bulunan kişilerden (Örneğin; eşi, ana- babası, çocukları vs.) olması halinde de söz konusu koşulun gerçekleştiği kabul edilmektedir. Bu açıklamalara nazaran; TSK bünyesinde sivil memur olarak göreve devam eden davacının yasanın açık hükmü karşısında asker kişi" olduğu konusunda tereddüt yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığıdır. Öğretide, Uyuşmazlık Mahkemesinin kararlarında ve AYİM kararlarında belirtildiği üzere idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için, işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemdir. Yaş haddinden dolayı uzman erbaş sözleşmesi feshedilen ve 3269 sayılı yasadaki özel düzenleme gereği emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar sivil memur statüsünde göreve devam eden davacının yasa hükmü gereği emekliye sevk edilmesinde askeri mevzuatın uygulandığı ve davacının askeri geçmişinin göz önüne alınarak emeklilik işleminin tesis edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken personelin uzman erbaş statüsünde TSK bünyesinde icra ettiği görev süreleri de nazara alınmaktadır ki esasen bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Diğer yönden davacı hakkında tesis edilen işlem isteğe bağlı emeklilik kapsamında değil 3269 sayılı yasada yer alan özel düzenlemeden kaynaklanmakta olup resen emekliye sevk edilmesine yönelik düzenlemenin 3269 sayılı yasada yer alması da işlemin askeri hizmet gereklerine göre yapılmasının öngörüldüğünü göstermektedir. Davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih 5434 sayılı yasa tespit edilmiş ise de davacının emekli aylığını hak kazanma koşulu oluştuktan sonra emekliye sevk edilmesi yönünden 657 sayılı yasadaki genel düzenlemeye tabi olmayıp 3269 sayılı yasadaki özel düzenlemeye tabidir. Bu nedenlerle dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunun kabulü gerekmektedir Buna göre, dava konusu olayda Anayasanın 157 nci ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde öngörülen idari işlem/eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşulları birlikte gerçekleştiğinden, Anayasanın 157, 1602 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddelerine göre davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanına girdiği düşünüldüğünden, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak Ankara 5 nci İdare Mahkemesinin aksi yöndeki görevlilik kararının kaldırılması için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13 maddeleri gereğince görev uyuşmazlığının halli için dosyanın UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ankara 5 nci İdare Mahkemesinin tarih ve 2014/1917 Esas sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA ve mevzu davada ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA karar verilmesinin gerektiği yolunda karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; ( )Anayasa'nın 157 nci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiştir sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20 nci maddesinin birinci fıkrasında, "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz" denilmiştir. 32
33 Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkeme'sinin bir davaya bakabilmesi için, dava konusu idari işlem veya eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa'nın değişik 20 nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur astsubay askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Davacının 1602 sayılı Yasa'nın 20 nci maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince; İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir, işlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemektedir sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun "Hizmet Süresi" başlıklı değişik 5. maddesinin 1. fıkrasında, uzman erbaşların iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlayacakları, müteakip sözleşmelerinin, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşma girdikleri yıla kadar uzatılabileceği, bu maddeye 6000 sayılı Yasanın 26. maddesiyle yapılan eklerle, yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan isteklilerin, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilecekleri, atama işlemlerinin yaş sınırının dolmasından önce tamamlanacağı ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılacağı hüküm altına alınmıştır. Dosyanın incelenmesinden, sözleşme ile Türk Silahlı Kuvvetleri emrinde uzman çavuş olarak görev yapmakta iken, 45 yaş sınırı nedeniyle sözleşmesi feshedilen ve 6000 sayılı Yasa ile, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 5. maddesine eklenen hüküm uyarınca, Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında istihdam edilmek üzere, Ankara Polatlı 58. Top. Tuğ. Kur. Bşk. İş. S. emrine sivil memur olarak atanan davacının, 3269 sayılı Yasa'daki düzenleme gereği re'sen emekli edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Olayda, davanın konusunu oluşturan 3269 sayılı Yasa'daki özel düzenleme gereği yapılan emekliye sevk işleminin tesisinde, askeri mevzuat uygulanmış ve davacının askeri geçmişi gözönüne alınmıştır. Bu durumda olayda, Anayasa'nın 157 nci ve 1602 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" ve "askeri hizmete ilişkin bulunma" koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek idare Mahkemesi'nin görevine girdiği sonucuna ulaşılmaktadır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulünün uygun olacağı yolunda görüş bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Yakup BAL ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Nihat POLAT ın davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevli olduğu yolundaki sözlü ve yazılı açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) uzman çavuş olarak görev yaparken tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesi gereğince yaş haddi nedeniyle sözleşmesi feshedilen ancak 6000 sayılı yasa ile 3269 sayılı Yasanın 5 inci maddesine eklenen düzenleme gereğince 33
34 Ankara/Polatlı 58 nci Top. Tuğ. Kur Bşk.lığı İs. Ş. emrinde tarihinde sivil memur statüsünde göreve başlayan ve aynı düzenleme gereği, emeklilik aylığına hak kazandığından bahisle, tarihinden geçerli olarak, tarih ve 2014/37 sayılı karar doğrultusunda emekliye sevk edilen davacı; kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali ile görevine iadesine; mahrum kaldığı süreye ilişkin tüm özlük haklarının, emekli olduğu tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; tarih ve 1602 sayılı Yasa nın tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Anılan Yasa nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. denilmiştir. İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde görülmesi gerekmektedir sayılı Uzman Erbaş Kanun un Amaç başlıklı 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik görevlerde, yetişmiş personel ihtiyacını karşılamak maksadıyla istihdam edilecek uzman onbaşı ve uzman çavuşların temini, hizmet şartları görev ve hakları, yükümlülükleri, astsubay sınıfına geçirilmeleri ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir. Anılan Kanunun Kapsam başlıklı 2. maddesinde; Bu Kanun Türk Silahlı Kuvvetleri erbaş kadrolarında istihdam edilecek uzman erbaşlarla, bunları istihdam edecek ve bunların istihdamı ile ilgili birlik, kurum ve kuruluşları kapsar. Aynı Kanunun Hizmet Süresi başlıklı 5. maddesinde ise ; (Değişik madde : 10/02/ S.K./3.mad) Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. (Değişik cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunlardan; a) İstihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların, b) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden, istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Yaş sınırı nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak olanlardan istekliler, merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, Milli Savunma Bakanlığı, MSB ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar Devlet memuru olarak istihdam edilirler. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Atama işlemleri yaş sınırının dolmasından önce tamamlanır ve atanılan görevin aylık ve diğer mali haklarına göreve başlanılan tarihten itibaren hak kazanılır. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bunların uzman erbaşlıkta geçen hizmet süreleri 2/2/2005 tarihli ve 5289 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavanı aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkra 34
35 uyarınca atama işlemine tabi tutulanlara 16 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ikramiye ödenmez. (Ek cümle: 19/06/ S.K/26.mad.) Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Bu yaş sınırının beş yıl fazlası uzman erbaşların askerlik çağı sonudur. Barışta ve seferde bu süreye kadar yedeğe ayrılmış uzman erbaşlar yaşı en genç olanlardan başlamak üzere hizmete çağrılabilirler. hususları belirtilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrinde uzman çavuş olarak görev yaptıktan sonra 31 Aralık 2013 tarihinde yaş sınırı nedeniyle sözleşmesinin feshedilerek uzman erbaşlık görevinden ayrıldığı; 20 Nisan 2012 tarihli dilekçe ile müracaat ederek sivil memurluğa atanma talebinde bulunduğu; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanun un 5 inci maddesi ve Yaş Sınırı Nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden Ayrılan veya Ayrılacak Olan Uzman Erbaşların Millî Savunma Bakanlığı, MSB Ant Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Kadrolarında Devlet Memuru Olarak İstihdamına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında memur kadrosuna atamasının 20 Kasım 2013 tarihinde onaylandığı ve K.K.K.lığının 20 Kasım 2013 tarihli, PER.: / Tyn.D.Svl. Me. ve İşçi Ş.Svl.Me.Ks. sayılı Atama Tebligatı konulu yazısı ile yayımlandığı, PYBS kaydından atandığı görev yerine 02 Ocak 2014 tarihinde katıldığı; K.K.K.lığının 20 Kasım 2013 tarihli, PER.: / Tyn.D.Svl. Me. ve İşçi Ş.Svl.Me.Ks. sayılı Atama Tebligatı" konulu yazısında, muhtemel emeklilik tarihinin 22 Ekim 2015 olarak duyurulduğu, daha sonra ise, K.K.K.lığının 21 Ocak 2014 tarihli, PER.: /Tyn.D.Svl.Me. ve İşçi Ş.Svl.Me.Ks. sayılı Uzman Erbaşlıktan Sivil Memurluğa Geçirilen Personel konulu yazısı ile muhtemel emeklilik tarihinin 30 Ağustos 2014 olduğunun belirtildiği; 20 Mayıs 2014 tarihinde emeklilik işlemine esas belgelerinin Per.İşl.D.Bşk.lığı Emeklilik Ş.Md.lüğüne sevk edildiği, 16 Temmuz 2014 tarihinde emekliliğinin onaylandığı, 30 Ağustos 2014 tarihinde ilişiğinin kesildiği; bunun üzerine davacının, kendi isteği dışında ve resen emekli edilmesi işleminin iptali ile görevine iadesine; mahrum kaldığı süreye ilişkin tüm özlük haklarının, emekli olduğu tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açtığı anlaşılmıştır sayılı Kanunun hükümleri gereği yaş haddi nedeniyle uzman erbaş sözleşmesi feshedilip emekli aylığına hak kazandığı tarihe kadar Devlet memuru olarak göreve devam ettirilen davacının emekli aylığına hak kazandığı tarihte zorunlu olarak emekliye sevk edilmesi işleminde askeri mevzuatın uygulandığı, emeklilik işleminin davacının askeri geçmişi (uzman erbaş statüsü) gözetilerek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının emekli aylığına hak kazandığı tarih belirlenirken, davacının uzman erbaş statüsünde icra ettiği görev süresi de nazara alınmakta olup, bu süre davacının emeklilik hakkını elde etmesi için geçen sürenin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Öte yandan, davacı hakkında tesis edilen işlemin isteğe bağlı emeklilik işlemi değil 3269 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemeden kaynaklanan zorunlu emeklilik işlemi olması da, işlemin askeri hizmet gereklerine göre tesis edildiğini göstermektedir. Buna göre, davacı hakkında emeklilik hizmet süresinin sonunda emekliye sevki yönünde re sen tesis edilen işlemin, idarece; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve hizmet gerekleri göz önüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır. Belirtilen açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayda Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasa nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiği görüldüğünden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile, davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 5. İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ NİN görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısınca yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, davalı idarenin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Ankara 5. İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/1917 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/264 KARAR NO : 2015/283 35
36 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Bursa Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü nün tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kurulu nda alınan karar gereği davacı kurumdan istenen yönetim aidatının iptali ve ihtirazi kayıtla ödenen yönetim aidatının iadesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü : Av. İ.H.Y. : Bursa Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü : Av. A.S. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı idare tarafından tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kurul da 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu nun 16. maddesine istinaden Bölge içinde yer alan parsellerden aylık 0,05 TL/m² bedel üzerinden yönetim aidatı alınmasına karar verildiğini, buna göre davacı kuruluştan m² üzerinden yönetim aidatı alınacağını ve buna ilişkin ilk faturaların düzenlenerek gönderildiğini; bunun üzerine davalı kuruma yapılan başvuruda, davacı kuruluşun Enerji Bakanlığı na bağlı TEİAŞ Genel Müdürlüğü nün temsilcisi olduğu, kamu kurumu olması ve kamusal amaç doğrultusunda kamu yararı ile faaliyet göstermesi nedeniyle yönetim aidatından 2014 tarihine kadar muaf tutulduğu hususları göz önüne alınarak yönetim aidatı alınmasına ilişkin kararın iptalinin istendiğini; davalı tarafından talebin reddedilmesi üzerine ihtirazi kayıtla yönetim aidatının ödendiğini; davalı tarafça talep edilen yönetim aidatının hukuka aykırı olduğu belirtilerek; davalının tarih ve 301/1996 sayılı red işleminin ve aynı mahiyette olan tarih ve sayılı red işleminin iptali ile ihtirazi kayıtla ödenen toplam ,76 TL yönetim aidatının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır. Davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu na göre, OSB nin özel hukuk tüzel kişiliği olduğu ve faaliyetlerinin de özel hukuk hükümlerine göre sürdürdüklerinden davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini belirtilerek görev itirazında bulunmuştur. BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/965 sayılı kararında özetle; 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu nun 5. maddesinde, Organize Sanayi Bölgesi nin, kamu yararı gerekçesiyle adına kamulaştırma yapabilen veya yaptırabilen bir özel hukuk tüzel kişiliği olduğu belirtilmekte ise de; özel hukuk tüzel kişisi olan organize sanayi bölgelerinin aldığı kararların ve yaptığı işlemlerin daha çok kamusal nitelik taşıması, düzenleme yöntemi ve yürütme biçimine ilişkin kuralların özel hukuk kurallarından çok kamu hukuku kurallarına benzemesi ve tek yanlı irade ile ilgililer nezdinde sonuç doğuracak işlemler tesis edebilmeleri nedeniyle organize sanayi bölgelerinin anılan nitelikteki kararlarının idare işlem sayıldığı ve bu kararlara karşı açılacak davaların görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davalının görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, dilekçe dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı na gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI; 2247 sayılı Kanun un 10. ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ilişkin kararında özetle; davalı Bursa Organize Sanayi Bölgesi nin 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi olduğunu; anılan Kanunun 25/5 maddesine göre de organize sanayi bölgelerinin organları ile ilgili olarak Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlerin organları ile ilgili hükümlerinin kıyasen uygulanacağı hükmü bulunduğunu gerekçe göstererek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. 36
37 II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Bursa Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü nün tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kurulu nda alınan karar gereği davacı kurumdan istenen yönetim aidatının iptali ve ihtirazi kayıtla ödenen yönetim aidatının iadesi istemiyle açılmıştır gün ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu nun Tanımlar ve kısaltmalar başlıklı 3. maddesinin(değişik: 23/10/ /1 md.) b bendinde ; Organize Sanayi Bölgeleri (OSB): Sanayinin uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dahilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla; sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dahilinde gerekli idari, sosyal ve teknik altyapı alanları ile küçük imalat ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık alanları, teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dahilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve bu Kanun hükümlerine göre işletilen mal ve hizmet üretim bölgelerini,.. olarak tanımlanmış; Nitelikleri başlıklı 5. maddesinde (Değişik: 4/7/ /20 md.); OSB, müteşebbis heyetin başvurusu üzerine Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma işlemleri ( ) yaptırabilen bir özel hukuk tüzel kişiliğidir denilerek, özel hukuk tüzel kişiliği olduğu; Organlar başlıklı 6. maddesinde ; OSB nin organları; a) Müteşebbis heyet (işletme aşamasında genel kurul), işletme aşamasında genel kurul olan müteşebbis heyetin OSB nin organlarından olduğu; Müteşebbis Heyet başlıklı 7. maddesinde Müteşebbis heyet; OSB nin kuruluş amacını gerçekleştirmek için gerekli kararları ve tedbirleri almak, yer seçimi raporunda belirtilen hususları yerine getirmek, kanun, yönetmelik, kuruluş protokolü ve benzeri düzenlemelerle verilen görevleri yapmak, yönetim ve denetim kurulu çalışmalarını ve hesaplarını ibra etmek, OSB ye ait para ve diğer kaynakları kuruluş amacına uygun kullanmakla yükümlü ve görevlidir düzenlemesi ile müteşebbis heyetin görevlerini; Yönetim kurulu başlıklı 8. maddesinde...yönetim kurulu; kanun, yönetmelik, kuruluş protokolü ve benzeri düzenlemeler ile müteşebbis heyetin kararları çerçevesinde OSB nin sevk ve idaresini yürütmekle görevlidir. hükmü ile, yönetim kurulunun görevlerini; Gelirler başlıklı 12. maddesinde;..osb nin gelirleri şunlardır:...d) Yönetim aidatları yönetim aidatının OSB nin gelirleri arasında olduğu belirlendikten sonra; Yönetim aidatları başlıklı 16. maddesinde;..yönetim aidatları ve hizmetlerin karşılıkları, müteşebbis heyet tarafından arıtma tesisi işletme masrafları hariç parsel büyüklüğüne göre belirlenir. Arıtma tesisi işletme masraflarına katılım payları ise debi ve kirletme parametreleri esas alınarak yönetim kurulunca tespit edilir. Yönetim kurulunun yıllık bütçesinde belirtilen, bölgenin alt yapı ve müşterek hizmetlerine ait tüm masraflar önceki yıla ait kesin hesap da dikkate alınarak katılımcılar tarafından karşılanır. Belirtilen hizmetlerden yararlanmadıkları gerekçesi ile yönetim aidatlarının ödenmesinden kaçınılamaz. Müteşebbis heyetin yönetim aidatı ile ilgili kararları ilam hükmünde olup, ilamların icrasına ilişkin yolla takip edilirler. düzenlemesi ile, hükmünde yönetim aidatının ne şekilde alınacağı ve takip şekli belirlenmiş; Genel kurul başlıklı 25. maddesinde de Genel kurulun teşkilini müteakip bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, OSB lerin organları ile ilgili olarak Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlerin organları ile ilgili hükümleri kıyasen uygulanır hükümlerine yer verilmiştir sayılı Kanun ile kurulan ve görev ve yetkileri yine bu Kanun çerçevesinde belirlenen OSB nin özel hukuk tüzel kişiliği oldukları konusunda tereddüt bulunmadığı gibi söz konusu kurumların kamusal alanda görev yapmalarından yola çıkılarak yaptıkları işlemlerin idari işlem olarak değerlendirilmesi yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında kabul edilemez. Dosyanın incelenmesinden; Bursa Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü nün tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kurul unda alınan karar gereği davacı Türkiye Elektrik İletim A.Ş Genel Müdürlüğü nden yönetim aidatı alınmasına karar verildiği, davacı kurumun kamu kurumu olması nedeniyle yönetim aidatının iptali talebinin reddedilmesi ve ihtirazi kayıtla yönetim aidatlarının ödenmesinin ardından davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, 37
38 c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; Organize Sanayi Bölgelerinin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğu ve özel hukuk tüzel kişilerince tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin adli yargı yerlerince yapılacağının açık olduğu gözetildiğinde genel kurul tarafından alınan karar gereğince alınan yönetim aidatının iptali ve ihtirazi kayıtla ödenen yönetim aidatının geri istenilmesine ilişkin davanın yargısal denetiminin de adli yargı yerine ait olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun kabulü ile davalı Bursa Organize Sanayi Bölgesi vekilinin görev itirazının Bursa 2. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/965 sayılı reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, davalı Bursa Organize Sanayi Bölgesi vekilinin görev itirazının Bursa 2. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/965 sayılı REDDİNE İLİŞKİN KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/288 KARAR NO : 2015/305 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 5188 sayılı Yasanın 20/f maddesi uyarınca idari para cezası verilmesi sonrasında, davalı kurumca ödenen bedelin tahsili için kurumda görevli davacı ve arkadaşlarına kusurlu oldukları gerekçesi ile rücu edilmesi sonrasında, tazmine konu miktarın maaşından kesinti yapılmak suretiyle tahsiline rıza gösteren davacı tarafından, bu paranın faizi ile birlikte kendisine iadesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : N.Ş.adına Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Vekilleri : Av. N.D. & Av. B.D. Davalı : Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü Vekili : Av. G.P. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Hoca Ahmet Yesevi Yurdu Müdürlüğünde Kadro artırım talebinde bulunulması üzerinde konu hakkında İl Emniyet Müdürlüğü Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından Atatürk Öğrenci Yurdu Müdürlüğü güvenlik birimi kadrosunda çalıştırılan Ednan Kaya ve Yaşar Çoban isimli özel güvenlik görevlilerinin işten ayrılma bildirimlerinin yapılmadığının ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair kanunun "kimlik" başlıklı 12.maddesinde yer alan; Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir." hükmüne uyulmadığının tespit edildiğini, tespit edilen hususla ilgili olarak İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Atatürk Öğrenci Yurdu Müdürlüğü nden 15 gün içinde savunmasını sunması istenmiş, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar kurumu tarafından sunulan savunma Valilik tarafından kabul edilmediğini, aynı şekilde Zübeyde Hanım Yurdu(Bornova Kız), Ege Yurdu ve H.A.Tatari Yurtlarından ayrılan personellerin çıkış bildirimlerinin yapılmaması ve Kredi Yurtlar Kurumunun kadrolu personel kadrosunun artırılışının onaylanmasının yeterli olacağı düşünülmesi nedeniyle sehven unutulduğu" şeklindeki gün ve 4986 Sayılı savunmasının yeterli görülmediğini, bu nedenlerle davalı kurum aleyhine 5188 sayılı yasanın 12.maddesinin ihlali nedeniyle 20.maddenin (f) bendi uyarınca 1.465,27.TL. x 4 =5.861,08.TL. idari para cezası uygulandığını, H.A.Yesevi Yurdunda işe başlama bildirimi yapılmadığından 5188 sayılı yasanın 11.maddesi ihlal edildiğinden 20.maddenin (f) bendi uyarınca 1.465,27.TL. idari para cezası ile toplam 1.65,27 x 5 =7.326,25.TL. nin ödemenin tebellüğ tarihinden itibaren 1 ay içinde denmesi halinde 3A oranında yani (7.326,25 = 3/4 ) 5.494,76.TL. olarak 38
39 ödenebileceği, ödemenin davacı üyenin de aralarında bulunduğu personelin maaşından kesilerek tahsilinin yapılmasının KYK İzmir Bölge Müdürlüğünün gün ve / yazısı ile kararlaştırıldığını tebliğ edilen tarih ve sayılı 915,79.TL. ana para, 14,65.TL. yasal faiz olmak üzere toplam 930,44.TL. nin ödenmesi davacıdan talep edildiğini, Kredi Yurtlar Kurumu İzmir Bölge Müdürlüğü'nün gün ve / yazısı içeriğinde; kurum yetkilileri kontrollerde Genel Müdürlüğün ekte örneği sunulu bulunan B.08.1.KYK / / sayılı talimatına rağmen göreve başlayan veya herhangi bir nedenle görevinden ayrılan özel güvenlik görevlilerinin 15 gün içinde Valiliğe bildirim talimatının dönemin yoğun işleri sebebiyle sehven yapılmadığı ve sorumluların ise Bölge Müdürü Vekili Yakup Karaca, Personel Şube Müdürü Ali Altundağ. İdari İşler Şube Müdürü Bülent Avdal, Koruma ve Güvenlik Şefi Ömer Demirel, Personel Şefi Nurten Şenol, Bilgisayar İşletmeni Ayla Kaya ile Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak Türkan Yıldırım'ın sorumlu olduğu hususlarına yer verildiğini; Davaya konu olayla ilgili sorumluluğun yasal mevzuat hükümleri gereğince Koruma ve Güvenlik Şefliği, İdari işler ve Personel Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğünü ilgilendiğini, bu nedenle davacı ile ilgisi olmadığını, davacının maaşından haksız olarak kesinti yapıldığını; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu ile Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelikte; yer alan hükümler itibariyle kamu kaynağında meydana gelen eksilmenin kamu zararı olarak nitelendirilmesi halinde kamu zararına neden olan yersiz ödemelerin tahsili için öncelikle yersiz ödemeye neden olan ilgili personelin rızaen ve sulh yolu ile ödeme yapması gereğinin kendisine tebliğ edileceği, ilgili personelin rızaen ödememesi durumunda 2004 sayılı İcra İflas Kanuna göre takip yapılacağı. İcra İflas kanununa göre ilamlı icra yoluna başvuru yapılabilmesi için öncelikle açılacak bir alacak davası ve sonucunda verilecek bir mahkeme ilamının bulunması gerektiği, bir mahkeme ilamı bulunmadan idarenin söz konusu alacağın tahsilini personelin aylığından resen kesinti yapmak suretiyle sağlayamayacağı hususlarının düzenlendiğini; 657 sayılı D.M.K. nun Kişisel Sorumluluk ve Zarar Başlıklı 12.nci maddesindeki bahsi geçen sorumluluğun genel hükümlerden kaynaklanan Türk Borçlar Kanununun haksız fiile ilişkin hükümlere ilişkin olduğunu, netice itibariyle 5018 sayılı Kanun gibi 657 sayılı kanunda da Devlet memurunun kasıt ya da ihmal suretiyle Kurumuna verdiği zararın ilgiliye ödettirilmesinde, idare tarafından ilgili kamu görevlisine karşı adli yargıda açılacak alacak davası yöntemi kabul edilmiş olup, bunun tek istisnası, fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlarda memurun bunu kabul etmesi hali olduğunu; Bu nedenlerle davalı tarafından adli yargıda alacak davası açılmak sureti ile zararın tazmini yoluna gidilmesi gerekirken, maaştan kesinti yapmak sureti ile resen tahsile gitmesi işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek; davalı idarenin haksız ve yersiz olarak davacı üyenin maaşından yapmış bulunduğu 930,44.TL haksız kesintinin yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı vekili süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde özetle, kamu zararının tazmini için 657 sayılı Kanun un 12. Maddesinde genel adli yargının görevli gösterildiğini, bunun geri istirdadı için açılan iş bu davada da görevli yargı yerinin adli yargı olduğunu, bu nedenle açılan davada adli yargı yerleri yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini belirterek; görev itirazında bulunmuştur. İzmir 4. İdare Mahkemesi; gün ve 2014/1170 Esas sayılı kararında Dosyanın incelenmesinden, davacının Kredi ve Yurtlar Kurumu İzmir Bölge müdürlüğünde Personel Şefi olarak görev yaptığı, bağlı bulunan değişik yurtlarda güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken işten ayrılan güvenlik görevlilerinin işten ayrılışının zamanında valiliğe bildirilmemesi nedeniyle izmir Valiliğince davacının görev yaptığı kuruma toplam 7.326,75 TL idari para cezası verildiği, bu cezanın kurum tarafından %25 indirimden faydalanılarak TL olarak ödendiği, daha sonra kurum tarafından bir soruşturma yapıldığı ve para cezası verilmesinde davacının da aralarında bulunduğu 7 kişinin sorumlu olduğunun tespit edildiği ve daha önce ödemesi yapılan 5.494,76 TL'nin yedi'ye bölünmesi suretiyle kişi başına 915,79 TL borç çıkarıldığı, önce bu borcun ödenmesi gerektiğinin davacıya tebliğ edildiği, daha sonra da maaşından re'sen kesinti yapılarak tahsil edildiği, yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu ileri süren davacı tarafından da faiziyle birlikte maaşından kesilen 930,44 TL'nin tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İncelenen olayda uyuşmazlık, kamu görevlisi olan davacının, görevini gereği gibi yerine getirmediğinden yerine getirmediğinden kamu zararına sebep olduğundan bahisle maaşından re'sen kesinti yapılmasının mümkün olup olmadığı ve davacının para cezası verilmesinde kusur ve sorumluluğu bulunup bulunmadığından kaynaklanmaktadır. Bu durumda, davacının maaşından re'sen kesinti yapıldığı ve bunun idari bir işlem olduğu dikkate alındığında, yapılan kesintilerin davacıya ödenmesi talebiyle açılan bu davanın idare hukuku kuralları çerçevesinde idare mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir. şeklindeki gerekçesi ile davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir. 39
40 Davalı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; gün ve 2014/ sayılı kararı ile; Dava dosyasının incelenmesinde; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Hoca Ahmet Yesevi Yurdu Müdürlüğünde İzmir II Emniyet Müdürlüğü Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan tarihli kontrollerde, güvenlik görevlisi olarak bildirimi yapıldığı halde sonradan işten ayrıldığı anlaşılan bazı güvenlik görevlilerinin ayrılış bildiriminin 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun "kimlik" başlıklı 12. maddesinde yer alan "Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir." hükmüne uyulmadığının anlaşılması sonucu, iş yoğunluğu nedenine dayalı savunmanın reddi ile Kredi Yurtlar Kurumuna, 5188 sayılı Kanunun 20/f maddesi uyarınca toplam 7.326,25 TL idari para cezası verilmiş, kanundaki indirim hakkı kullanılarak ödenen 5.494,76 TL'nin kurumda görevli davacı ve arkadaşlarına kusurlu oldukları gerekçesi ile rucu edilerek, davacı bakımından TL borç bildirimi yapılmış, maaşından kesinti yapılan davacı ise, kesintinin haksızlığını iddia ederek maaşından kesilen paranın faizi ile birlikte iadesi için idari yargı yerinde dava açmıştır. Davacı tarafından Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne karşı açılan davada, davalı idarece görev itirazında bulunulduğu, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 12/09/2014 gün ve 2014/1170 E sayılı kararı ile itirazın reddi üzerinde, davalı idare vekili tarafından olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğu anlaşılmaktadır sayılı "Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu"nun "Muhasebe Hizmeti ve Muhasebe Yetkilisinin Yetki ve Sorumlulukları" kenar başlıklı 61. maddesinde yer alan "Muhasebe hizmeti; gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm mali işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir. Bu işlemleri yürütenler muhasebe yetkilisidir. Memuriyet kadro ve unvanlarının muhasebe yetkilisi niteliğine etkisi yoktur..." hükmü ile muhasebe yetkilisi tanımlanmış, görev ve yetkileri belirlenmiş, ayrıca, görevleri sırasında ortaya çıkan kamu zararını ödemekle/ iade etmekle yükümlü oldukları hüküm altına alınmıştır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "Kişisel sorumluluk ve zarar" kenar başlıklı 12. maddesinde "Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekti tedbirleri almak zorundadırlar. / Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi esastır. /Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır. Ancak fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararma göre ilgili memurca ödenir." hükmünü içermektedir. Bu hüküm ile devlet memurlarının görevleri sırasında ihmal ya da kasıtla ortaya çıkmasına neden oldukları kamu zararını giderme yükümlülükleri belirlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır." hükmü ile kamu zararının giderilmesi konusundaki davaların özel hukuk hükümlerine göre, adli yargı yerinde genel mahkemelerde görülmesi gerektiği belirtilmektedir. Aynı Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında ise "12 nci maddeyle bu maddede belirtilen zararların nevi, miktarlarının tespiti, takibi, amirlerin sorumlulukları ve yapılacak işlemlerle ilgili diğer hususlar Başbakanlıkça düzenlenecek yönetmelikle belirlenir" hükmü ile kamu görevlilerinin görevleri sırasında neden oldukları kamu zararının tahsil usulü Yönetmelik hükümlerine bırakılmıştır. 19/10/2006 günlü, sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hükümleri incelendiğinde, kamu görevlilerinin neden oldukları zararların öncelikle rıza ile ödettirilmesi, mümkün olmaması halinde ise, adli, idari yada askeri yargı yerlerinden alınacak kararların genel hükümlere göre icra edilmesi hususu düzenlenmektedir. Sonuçta, kamu zararına neden olan memurun eyleminin aynı zamanda, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma ya da daha ağır nitelikteki suçlardan dolayı ceza yargılamasına da konu olma olasılığı bulunması karşısında, memurun kişisel kusurundan kaynaklanan ve Borçlar Kanunu hükümlerine göre haksız fiil teşkil eden eylemlerinden ötürü ortaya çıkan kamu zararının da özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği düşünülmektedir. şeklindeki gerekçesi ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: 40
41 l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Yüksek Öğretim Kurumu Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Yüksek Öğretim Kurumu Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Hoca Ahmet Yesevi Öğrenci yurdunda görevlendirilen özel güvenlik görevlilerine ilişkin durumun 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair kanunun 12.maddesine aykırı şekilde 15 gün içinde İl Emniyet Müdürlüğü ne bildirilmemesi nedeni ile, İzmir Valiliği tarafından davalı kuruma kesilen 5.494,76.TL nin, davacının maaşından resen kesinti yapılmak sureti ile tazmin edilmesine ilişkin davalı idare işleminin hukuka aykırı olduğu iddiası ile, ödenen paranın davacıya iadesine karar verilmesi istemi ile açılmıştır sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemek olduğu belirtilmiş, "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde, kamu zararı, "kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır." biçiminde tanımlanmış ve kamu zararının belirlenmesinde; a) iş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması, b) mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması, c) transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması, d) iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması, e) idare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması, g) mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılmasının esas alınacağı, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararının, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edileceği, kamu zararının, bu zarara, neden olan kamu görevlisinden veya diğer gerçek ve tüzel kişilerden tahsiline, ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe giren Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Kamu Zararından Doğan Alacağın Tebliğ ve Takibi" başlıklı 10. maddesinde, kamu zararından doğan alacakların, yetkili birimlerce sorumluların ve ilgililerin bilinen adreslerine imzaları alınmak suretiyle veya Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, tebliğde; borcun miktarı, sebebi, doğuş tarihi, faiz başlangıç tarihi, ödeme yeri, yedi günlük itiraz süresi ve itiraz mercii belirtilerek, söz konusu tutarın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödenmesinin isteneceği, itiraz ve itirazı değerlendirme süresinin bir aylık ödeme süresini etkilemeyeceği, kamu zararı alacaklarının yapılan tebligata rağmen sorumlular ve/veya ilgililerce süresinde rızaen ödenmemesi halinde ilgili alacak takip dosyasının sürenin bitiminden itibaren beş iş günü içerisinde alacağın hükmen tahsili ipin, strateji geliştirme birimi veya taşradaki ilgili takip birimince kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimine gönderileceği, 12. maddesinde ise kamu zararından doğan alacakların rızaen ve sulh yolu ile ödenmek, Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle tahsil edileceği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen Kanun ve Yönetmelik maddelerine göre; 5018 sayılı Kanun'un 71'inci maddesinde tanımlanan kamu zararının tahsil ve takibinde 5018 sayılı Kanun'un 71'inci maddesi ile anılan maddeye dayanılarak yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te yer alan hükümlerin uygulanması gerektiği, bu hükümlere göre kamu zararının tahsili için öncelikle sorumlu personelin rızaen ve sulh yoluyla ödeme yapması gereğinin kendisine tebliğ edileceği, kamu zararı nedeniyle ortaya çıkan alacağı personelin rızaen ödememesi durumunda 2004 sayılı icra ve İflas Kanunu'na göre takip yapılacağı, İcra ve İflas Kanunu'na göre takip başlatılmadan idarenin söz konusu alacağın tahsilini personelin aylığından re'sen kesinti yapmak suretiyle sağlayamayacağı, ortaya çıkan kamu zararının tahsili/tazmini hususunda idarenin re'sen icra yetkisinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. 41
42 Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; Yüksek Öğretim Kurumu Kredi ve Yurtlar Bölge Müdürlüğü nce Genel Müdürlüğe yazılan gün ve sayılı yazı ile, Bölge Müdürlüğüne bağlı yurt müdürlüklerinde kadrolu olarak çalışmakta olan Koruma ve Güvenlik Görevlisi ünvanlı personeli ile hizmet alımı yoluyla çalıştırılan özel güvenlik görevlileri arasında farklılık olması ve güvenlik hizmetlerindeki çalışmalarda ikilik doğması nedeniyle; bölgeye bağlı Bornova Kız Yurdu Müdürlüğü nde görev yapan 4 kişi, Bornova Erkek Yurdu Müdürlüğü nde görev yapan 7 kişi, Atatürk Yurdu Müdürlüğü nde görev yapan 2 kişi ve H.A.Tatari Yurdu Müdürlüğü ndeki görev yapan 1 kişi olmak üzere toplam 14 Koruma ve Güvenlik Görevlisi ünvanlı personelin H.A.Yesevi Yurdunda görev yapmasının daha uygun olacağı belirtilerek gereği için gönderildiği, bu talebin tarihinde Genel Müdürlükçe onaylandığı, bunun üzerine Bölge Müdürlüğü tarafından İl Emniyet Müdürlüğü ne yazılan gün ve 2095 sayılı yazı ile; H.A. Yesevi Yurdu Müdürlüğü nde görevli güvenlik görevlisi sayısının 14 kadrolu+6 hizmet alımı şeklindeki 20 kişi olarak değiştirilerek onaylanmasının istendiği; talebin İzmir İl Emniyet Müdürlüğü nün gün ve 367 sayılı kararı ile kabul edildiği; bunun üzerine Hoca Ahmet Yesevi Öğrenci Yurdunda tarihinde kontrol yapıldığı ve Atatürk Öğrenci Yurdu Müdürlüğü nde görevli görülen Ednan Kaya ve Yaşar Çoban isimli kişilerin 5188 sayılı Kanun un 12. Maddesine aykırı olarak işten ayrılma bildirimlerinin yapılmadığının tespit edildiği ve konu ile ilgili olarak Atatürk Yurdu Müdürlüğü nden savunma istendiği; Yüksek Öğretim Kurumu Kredi ve Yurtlar Kurumu İzmir Bölge Müdürlüğü tarafından verilen gün ve 4986 sayılı yazı cevabında; Ednan KAYA, Yaşar ÇOBAN, Atatürk Öğrenci Yurdundan tarihinde ayrıldıkları ve H.A.Yesevi Yurdu Müdürlüğünde tarihinde görevlerine başladıkları ancak bildirimlerinin Yurt Müdürlüklerinin Kız öğrenci ve Erkek öğrencilerin ayırımı yapılarak yeni düzenlemeye gidilmesi ve hizmet alımı yapılan özel güvenlik personellerinin yer değişim işleri konusundaki iş yoğunluğu ve T.C. İzmir Valili Özel Güvenlik Komisyonu tarafından, Ege Öğrenci Yurdu (Bornova Erkek Yurdu), Zübeyde Hanım Öğrenci Yurdu (Bornova Kız Yurdu), Atatürk Öğrenci Yurdu ve H.A. Tatari Öğrenci Yurdu Müdürlüklerinin Kadrolu personellerinin kadrolarının iptali ile H.A. Yesevi Yurdu Müdürlüğünün kadrolu personel kadrosunun arttırılışının onaylanmasının yeterli olacağı yönündeki düşünce nedeniyle sehven unutulduğunun bildirildiği, bunun üzerine İzmir Valiliği tarafından her bir yurt müdürlüğüne ayrı olmak üzere, faizi ile birlikte toplamda 7.326,25 TL idari para cezası kestiği, söz konusu idari para cezasının indirimli şekilde 5424,00 TL olarak davalı kurum tarafından ödendiği tespit edilmiştir. Davaya konu idari para cezasının Yüksek Öğretim Kurumu, Kredi ve Yurtlar İzmir Bölge Müdürlüğü tarafından ödenmesi sonrasında; ödeme konusu meblağın, idari para cezasının doğmasına sebebiyet veren kamu görevlilerinden rucuen tahsili istemi ile Bölge Müdürlüğü nün gün ve sayılı yazısı ile Bölge Müdürünün onayına sunulduğu ve Bölge Müdürünce talebin tarihinde onaylandığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından verilen tarihli yazıda söz konusu meblağın maaşından 4 eşit taksit halinde kesilmesini talep ettiği ve bu şekilde davacının maaşından kesinti yapılmak sureti ile davaya konu idari para cezasının rucuen tazmin edildiği anlaşılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2.maddesinde İdari dava türleri sayılmış olup, a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmıştır. Belirtilen tüm bu hususlara göre, davaya konu edilen husus herhangi bir idari işlem veya eylemden kaynaklanmayıp, davacının kendi rızası ile yaptığı ödemenin hukuka aykırılığı iddiasıyla iadesi istemine ilişkin olduğundan, 2577 sayılı Kanun un 2.maddesinde belirtilen idari dava türlerine uymamakla birlikte, davacının haksız yere ödediğini iddia ettiği paranın iadesi için alacak davası şeklinde açmış bulunduğu davanın, Borçlar Kanunu kapsamında özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı idare vekilinin görev itirazının reddine ilişkin İzmir 4.İdare Mahkemesi nce verilen kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İzmir 4. İdare 42
43 Mahkemesi nce verilen gün ve 2014/1170 Esas sayılı KARARIN KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/295 KARAR NO : 2015/312 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Tapu tahsis belgesi bulunan gecekondu nedeniyle taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle açılan ve 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemlerinden doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde İDARİ YARGI YERİNİN görevli bulunduğu hk. K A R A R Davacı : M.A. Vekilleri : Av. S.B. - Av. T.F.K. Davalılar : 1- Maliye Hâzinesini İzafeten Maltepe Mal Müdürlüğü Vekili : Av. L.T. 2- T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) Vekili : Av. M.A. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Maltepe, Esenkent Mh. (Atışokulu Mh.), Kanipaşa Cd. Metin Sk. No: de bulunan 65/2 pafta, 2007 ada, parselde kayıtlı taşınmazı, 1974 tarihinden bu yana davasız, aralıksız kullanmakta olduğunu; günümüze kadar taşınmaza ait tüm vergi ve harçlarını yatırdığını; müvekkiline, ilgili taşınmazına istinaden 27/09/1985 tarihinde 2981 sayılı kanuna göre düzenlenmiş tapu tahsis belgesi verildiğini; tahsise konu taşınmazın bedelinin ödendiğini; müvekkiline, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden de tahsis yapılmadığını; tahsise konu taşınmazın bulunduğu parsellerin, 19/01/2012 tarihinde kamu kurumlarının bedelsiz devri ile TOKİ ye devredildiğini; dava konusu yerin davalı hazine ve müvekkili adına paylı olarak tescil edildiğini; tapunun beyanlar hanesine binanın müvekkili adına ait olduğu şerhi verildiğini; taşınmazın bulunduğu yerin kamu hizmetine ayrılmadığını ve imar planına göre konut alanında kaldığını; müvekkilinin tapu tahsis belgesine dayanarak adına tescilini istediği taşınmazı için Maltepe Belediyesi Başkanlığı na başvuruda bulunduğunu fakat, adı geçen taşınmazın bulunduğu yerin TOKİ ye devredildiği ve bu konuda TOKİ ye başvurulması gerektiği cevabını aldığını; müvekkilinin daha sonra TOKİ ye tescil için başvuru yaptığında da olumsuz cevap aldığını; müvekkilinin, tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için Hukuk Genel Kurulu nun tarihli ve 1996/ sayılı kararında belirtildiği gibi tüm şartları sağladığını; Yargıtay 14.Hukuk Dairesi nin 2003/2538 E., 2003/3584 K. Sayılı kararında da tescil hükmüne karar verilmiş olduğunu ifade ederek; Maltepe, Esenkent Mh. (Atışokulu Mh.), Kanipaşa Cd. Metin Sk. No: de bulunan 65/2 pafta, 2007 ada, parselde kayıtlı taşınmazın davalı adına kayıtlı olan tapu kaydının iptali ile, müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalılardan T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vekili, süresi içerisinde verdiği dilekçede, görev itirazında bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 14.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/420 sayı ile, göreve ilişkin itirazın reddine karar vermiştir. Davalılardan T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vekilinin, süresi içinde verdiği dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunması üzerine dilekçe, dava dosyasının onaylı örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı na gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğunun hükme bağlandığı; aynı Yasanın 10. maddesinde, bu Kanun 43
44 hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Yasanın 13. maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceğinin hükme bağlandığı; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapıların ayrıntılı olarak düzenlendiği; anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu saptanan kişilere tapu vermek, şartları taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisinin idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanıldığı ve bu yolla kurulan mülkiyetin de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşımakta olduğu; olayda, hâzineye ait olup gecekondu önleme bölgesinde kalan ve sonradan davalı idarelerden Toplu Konut İdaresi Başkanlığına bedelsiz devredilen taşınmaz üzerinde davacı tarafından yapılan gecekondu için 2981 sayılı Yasadan yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun kabul edilerek tapu tahsis belgesi verildiği, gecekondunun bulunduğu arsanın bedelinin ödendiği, yasal şartların yerine getirilmesine karşın gecekondu nedeniyle tapu verilmemesi üzerine taşınmazın davalı TOKI adına olan tapu kaydının iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, davacının dava açmaktaki asıl amacının, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak değil, 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi olduğundan, davacının isteminin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının ve 775 sayılı Yasa uyarınca "Gecekondu Önleme Bölgesi" ilan edilen bir alanda bulunan gecekondu nedeniyle 2981 sayılı Yasa hükümlerine dayanılarak işlem tesis edilip edilemeyeceğinin belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasanın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Davalılardan T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazlarının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunulması üzerine Danıştay Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde anılan idare yönünden olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, İstanbul İli, Maltepe İlçesi, Esenkent(Atışokulu) Mahallesi, 65/2 pafta, 2007 ada, parsel sayılı taşınmaz üzerinde davacıya ait tapu tahsis belgesi bulunan gecekondu nedeniyle taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle açılmıştır. Konuya ilişkin olarak Davalılardan T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vekilince verilen cevap dilekçesinde; dava konusu parselin de içerisinde bulunduğu alanın, mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca, 1968 yılında 775 Sayılı Gecekondu Kanunu hükümleri uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilan edildiği, dava konusu parselin, 5609 Sayılı Kanunla değişik 775 Sayılı Gecekondu Kanunu nun geçici 9 uncu maddesi gereği, Hazine adına (davacı adına değil) kayıtlı olması nedeniyle, söz konusu Gecekondu Önleme Bölgesi nde bulunan ve Maliye Hazinesi mülkiyetindeki diğer taşınmazlarla beraber müvekkili İdarenin mülkiyetine geçtiği; 775 sayılı Gecekondu Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği hükümleri uyarınca mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığı nca 1968 yılında 44
45 oluşturulan İstanbul İli, eski Kartal (yeni Maltepe ilçesi), Esenkent Gecekondu Önleme Bölgesinde 775 Sayılı Gecekondu Kanunu hükümleri uyarınca 1970'li yıllarda arsa tahsisleri veya konut tahsisleri şeklinde Gecekondu Kanunu uygulamaları yapıldığı; ancak uzun süren mülkiyet sorunları nedeniyle mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca yapılan imar planlarının uzun süre tescile konu olamaması ve 1980 li yıllara gelindiğinde İstanbul ili genelinde göçe bağlı olarak hızlı nüfus artışı ve plansız kentleşme sonucu şehrin işgale uğraması sebebiyle 08/03/1984 tarihinde 2981 sayılı Kanunun yürürlüğe girmiş olduğu; 2981 sayılı Kanun ile birlikte dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede tahsis sahibi olmayıp işgalci sıfatı ile bulunan kişiler için söz konusu Kanun un uygulamalarının yürütüldüğü, bu kapsamda davacı ile birlikte aynı konumda bulunan tüm gecekondu sahiplerine tapu tahsis belgesi verildiği; davacı tarafın tahsisinin 2981 sayılı Kanun a dayandığı; 775 Sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca Gecekondu Önleme Bölgesi veya Gecekondu Islah Önleme Bölgesi veya Gecekondu Tasfiye Bölgesi olarak ilan edilmiş, kısaca Gecekondu Kanunu Uygulamalarının yapılması öngörülmüş bir bölgede 2981 Sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak işlem yapılamayacağı; 2981 sayılı yasanın, en temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacını dahi karşılayamayacak durumdaki dar gelirli vatandaşların mağduriyetini gidererek bu durumda olanlara aileleriyle birlikte barınma olanağı sağlamak için hazine, belediye, il özel idaresi ve vakıf arazisi üzerine yapılan, barınma amacıyla ya da kısmen barınma kısmen işyeri olarak kullanılan kaçak yapıları meşrulaştırdığı; bu sırada, yasaya özgü olan ve tapuya esas teşkil ederek hak sahipliğini belirleyecek olan tapu tahsis belgesi verilmekte ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilmekte olduğu; bu belgenin, Medeni Kanunda tanımlanan tasarruf belgelerinden farklı olduğu, mülkiyeti değil hak sahipliğini belirlediği; anılan belgenin tapuya dönüşünceye kadar işlevinin içinde oturan dar gelirli ailenin barınma ihtiyacını karşılamak olduğu, bunun dışında hiçbir amacın söz konusu olmadığı; 775 Sayılı Gecekondu Kanunu irdelendiğinde; mevcut gecekonduların ıslahı, tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınması gereken tedbirler hakkında Müvekkili İdare tarafından Gecekondu Önleme bölgeleri ilan edilebileceği, ilan edilen bölgelerde imar planlama çalışmaları yapılabileceği, bu bölgelerden Hazineden bedelsiz olarak gerçek ve/veya tüzel kişilerden de kamulaştırma yoluyla taşınmaz edinilebileceği, bu taşınmazlar üzerine konutlar inşa edilebileceği, inşa edilen konutların hak sahiplerine tahsis, satış veya kiralama şeklinde değerlendirilebileceğinin anlaşıldığı; bir alanın Gecekondu Önleme bölgesi olarak ilan edilmesi için mutlaka o alanda gecekonduların veya gecekondu tarzı yapılaşmaların bulunmasının gerekmediği; bu alan, boş bir alan olabileceği gibi yapılaşmaların bulunduğu alan da olabileceği; davacının dilekçesinde bahsi geçen tapu tahsis belgesinin; mülkiyeti değil hak sahipliğini belirlediği, yani sadece fiili kullanmayı belirleyen bir zilyetlik belgesi olduğu; bu nedenle yargıya başvurmak suretiyle kendisine tahsis edilen yerin adına tescilini talep hakkı vermediği, ilgilisine sadece kişisel bir hak sağladığı hususunun hukukumuzda yerleşmiş Danıştay ve Yargıtay kararlarıyla sabit olduğu; bu kapsamda 775 sayılı Gecekondu Kanunu nun uygulandığı İstanbul İli Maltepe İlçesi Esenkent Gecekondu Önleme Bölgesi nde 2981 Sayılı Kanun uygulamalarının yapılamayacağı ve bu kanuna göre düzenlenmiş olan Tapu Tahsis Belgesine dayanılarak dava konusu taşınmazın davacı adına tescilinin yapılamayacağı, davacının idarelerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazda işgalci olduğu ve davanın reddinin gerektiği savunulmuştur sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun, tespit ve değerlendirme işlemleri başlıklı 8. maddesinde; tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14.maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmış; aynı Kanunun 10. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği, hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği; aynı Kanunun 13. Maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği, gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verileceği, tahsis edilen arsa veya hissenin bedelinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edileceği, 14 üncü maddenin a, b, c, d, e, g, h ve i bentleri kapsamında kalmaları nedeniyle, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlarına, bir gecekondu önleme veya 45
46 ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planları içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği, bu gibi hallerde gecekondu sahibine ayrıca enkaz bedelinin bu Kanunla kurulan fondan belediye veya valilikçe ödeneceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan yasa hükümlerine göre, idarenin, hak sahibi olduğu saptanan kişilere tapu vermek, şartları taşımayanların tapularını resen iptal etmek konusundaki yetkisi idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan bir sonucu olarak kullanılmakta ve bu yolla kurulan mülkiyet de Medeni Kanun hükümleri dışında idari bir işlemin icrası niteliğini taşımaktadır. Olumlu görev uyuşmazlığına konu edilen davada; Hazineye ait olup gecekondu önleme bölgesinde kalan ve sonradan davalı idarelerden Toplu Konut idaresi Başkanlığına bedelsiz devredilen taşınmaz üzerinde davacı tarafından yapılan gecekondu için 2981 sayılı Yasadan yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun kabul edilerek tapu tahsis belgesi verildiği, gecekondunun bulunduğu arsanın bedelinin ödendiği, yasal şartların yerine getirilmesine karşın gecekondu nedeniyle tapu verilmemesi üzerine taşınmazın davalı TOKİ adına olan tapu kaydının iptal edilerek davacı adına tescili istemiyle bakılan davanın açıldığı; davacının asıl amacının, taşınmazın Medeni Kanun hükümleri uyarınca adına tescilini sağlamak olmadığı, 2981 sayılı Yasa'da öngörülen hak sahipliği hükümleri uyarınca tapu tahsis belgesine dayalı olarak taşınmazın tescilinin gerçekleştirilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan; davacının isteminin 2981 sayılı Yasada öngörülen hak sahipliği esaslarına uygun olup olmadığının ve 775 sayılı Yasa uyarınca "Gecekondu Önleme Bölgesi" ilan edilen bir alanda bulunan gecekondu nedeniyle 2981 sayılı Yasa hükümlerine dayanılarak işlem tesis edilip edilemeyeceğinin belirlenmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, Davalılardan T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vekilinin görev itirazının, İstanbul Anadolu 14.Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalılardan T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İstanbul Anadolu 14.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/420 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 10-ESAS NO : 2015/310 KARAR NO : 2015/326 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı İdarenin üzerinden sokak geçirmek ve asfaltlamak suretiyle dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.K. Vekilleri : Av. Dr. G.I. & Av. Ç.D.E. Davalı : 1) Osmangazi Belediye Başkanlığı Vekili : Av. S.Y. 2) Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. A.E. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Bursa İli, Osmangazi İlçesi, 2.Bölge, Altınova Mah., H22D02D2D pafta, 3290 ada, 2 nolu parsel, 188 m² llik, taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazının imar durumu ile ilgili olarak, ilk defa 2002 yılında, davalı Osmangazi Belediyesi İmar İşleri Müdürlüğünden arsasının imar durumu ve inşaat şekil hakkında bilgi istendiğini, Belediye Emlak ve 46
47 İstimlak Müdürlüğü cevabi yazıları ile, adı geçen parsellerin kentsel dönüşüm amaçlı sağlıklaştırma projesi Yalova Yolu Güzergahı uygulama imar planı kapsamında imar yolu ve park alanı üzerinde kaldığının tespit edildiğini, Belediyenin 5 yıllık imar kamulaştırma programında olmadığından talep hakkında bir şey yapılamadığının bildirildiğini, o günden bu güne de kamulaştırmasız olarak davacının taşınmazları üzerindeki mülkiyet hakkının engellendiğini, davacı müvekkilinin davaya konu taşınmazı üzerinde, fiili bir el atmanın söz konusu olmadığını, hukuki el atmanın mevcut olduğunu, bu nedenle davacının mülkiyet hakkının kısıtlanması nedeniyle taşınmazın bedeli ve uğradığı zarar nedeniyle yasal süresi içerisinde görevli yargı yolu olan idari yargı merciinde işbu davayı açtıklarını, söz konusu taşınmazın, davalı belediyenin kamulaştırmasız el atması nedeniyle imar açısından kullanılamaz durumda olduğundan bahisle fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.000,00 TL nin el atma tarihinden itibaren, taşınmazın bedeli ve yoksun kaldığı kazanç hesaplanarak yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Osmangazi Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Bursa 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1096 sayı ile özetle; dava konusu uyuşmazlığın, 6487 sayılı Kanunun 21.maddesi ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun geçici 6.maddesi kapsamında olduğu ve bu madde uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda idari yargıda dava açılabileceğinin hüküm altına alındığı görüldüğünden, bakılan davanın 2577 sayılı Yasa nın 2/1-b maddesi kapsamında idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlık olduğu sonucuna varıldığından davalılardan Osmangazi Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalılardan Osmangazi Belediye Başkanlığı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; Bursa ili Osmangazi ilçesi 2. Bölge Altınova Mahallesi H22D02D2D pafta, 3290 ada 2 nolu parselin 188 m² 'lik taşınmazın maliki olan davacı tarafından açılan davada, söz konusu taşınmazın uygulama imar planında yol ve park alanı olarak belirlendiği, planın üzerinden 10 yıllık bir süre geçmesine rağmen, kamulaştırma işleminin yapılmadığı, bu suretle mülkiyet hakkının süresiz ve belirsiz bir şekilde kısıtlandığı gerekçesiyle, 4000 TL maddi zararın yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde tam yargı davası açılmıştır. Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Osmangazi İlçesi 2. Bölge Altınova Mahallesi H22D02D2D pafta, 3290 ada 2 nolu parselin uygulama imar planında yol ve park alanı olarak belirlendiği, planın üzerinden 10 yıllık bir süre geçmesine rağmen, davalı belediyece ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma yapılmadan ve Osmangazi Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğünün 04/07/2014 tarih ve 2608 sayılı yazısı ve ekindeki belgelerden de anlaşılacağı üzere taşınmazın bir kısmına asfalt döküp yol geçirilmek suretiyle el atılarak, davacının taşınmaz üzerindeki haklarının kısıtlandığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 10. maddesinin "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. / İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngörmektedir. Davaya konu olayda, davacıların maliki olduğu taşınmazın yol ve park alanı olarak ayrılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine başvurulmadığı gibi, bir bölümünden yol geçirilmek suretiyle taşınmaza fiilen el atıldığı, bu suretle davacıların taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramı İdarenin kanunsuz bir hareketi ' olarak tanımlanmış ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle, davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu açıktır. 47
48 Uyuşmazlık Mahkemesinin 17/11/2014 tarih ve 2014/ sayılı kararında yer alan, "Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. (...) idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir." şeklindeki görüşte de aynı hususların vurgulandığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümü gerektiği belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10. ve 13. maddeleri uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılardan Osmangazi Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalılardan Osmangazi Belediye Başkanlığı açısından, 2247 sayılı Kanunun 10. ve 13. maddelerinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Bursa İli, Osmangazi İlçesi, 2.Bölge, Altınova Mah., H22D02D2D pafta, 3290 ada, 2 nolu parsel numaralı taşınmazın uygulama imar planında yol ve park alanı olarak belirlendiği, planın üzerinden 10 yıllık bir süre geçmesine rağmen, kamulaştırma işleminin yapılmadığı, bu suretle mülkiyet hakkının süresiz ve belirsiz bir şekilde kısıtlandığı gerekçesiyle, 4000 TL maddi zararın yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında yer alan Osmangazi Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğünün 04/07/2014 tarih ve 2608 sayılı yazısında taşınmazın üzerinden Kıryolu sokağının geçtiğinin, sokağa tarihinde asfalt yol yapıldığının belirtildiği anlaşılmıştır. Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz 48
49 bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, taşınmazın üzerinden yol geçirilmesi ve fiilen kullanılması karşısında, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalılardan Osmangazi Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Bursa 3.İdare Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile,davalılardan Osmangazi Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Bursa 3.İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/1096 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * III-2247 SAYILI KANUN UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/251 KARAR NO : 2015/275 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi : Av. Ş.M.K. : Gönen Belediyesi Başkanlığı : Av. M.G. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket nezdinde kasko sigorta poliçesi ile teminat altına alınan 10 J 2831 Plaka sayılı aracın, tarihinde Gönen ilçesi Şehit Rahmi Bey Caddesi üzerinde seyrederken cadde üzerinde bulunan rögar kapağının düzgün yerleştirilmemesi sebebiyle hareketlenmesi sonucu, aracın alt kısmına çarparak hasar görmesine sebep olduğunu; araçta meydana gelen hasarın giderilmesi için yapılan TL. masrafın müvekkili şirket tarafından karşılandığını, cadde üzerindeki rögar kapağını açılabilir halde ve etrafında hiç bir uyarı bulunmaksızın kontrolsüz bırakan davalı belediyenin kusuru ile kazaya sebebiyet verdiğini ifade ederek; TL.nin ödeme tarihi olan 10/01/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. GÖNEN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/55, K:2012/428 sayı ile, dava ve cevap dilekçesini özetledikten sonra; yapılan yargılama sonucunda, taraf vekillerinin beyanı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; açılan davanın, davalı idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı oluşan zararın tazmini davası yani tam yargı davası olduğu, 2577 sayılı kanun gereğince bu davaların idari yargı alanında görülmesi gerektiği, 6100 sayılı kanuna göre bu durumun dava şartları arasında sayıldığı gerekçesiyle; yargı yoluna ilişkin dava koşulu eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi; 29/04/2013 gün ve E:2013/2545, K:2013/5864 sayı ile, temyiz edilen miktar yönünden hükmün kesin olması nedeniyle istemin reddine karar vermiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. BALIKESİR İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1126, K:2013/939 sayı ile, 2576 ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun göreve ilişkin hükümlerine yer verdikten sonra; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 13/1. maddesinde "Karayolunun yapımı, bakımı, işletilmesi ile görevli ve sorumlu bütün kuruluşlar, karayolu yapısını, trafik güvenliğini sağlayacak durumda 49
50 bulundurmakla yükümlüdür." hükmü ile 14. maddesinde Karayolu yapısı ve trafik işaretleri ile ilgili olarak; a-karayolu yapısı üzerine, trafiği güçleştirecek, tehlikeye sokacak veya engel yaratacak, trafik işaretlerinin görülmelerini engelleyecek ve güçleştirecek şekilde bir şey koymak, atmak, dökmek, bırakmak ve benzeri hareketlerde bulunmak,/ b-karayolu yapısını, trafik işaretlerini ve karayoluna ait diğer yapı ve güvenlik tesislerini, üzerlerine yazı yazarak, çizerek veya başka şekillerde bozmak, yerlerini değiştirmek veya ortadan kaldırmak, Yasaktır. / Meydana gelen tehlike ve engeller, ilgili kuruluşlar ve zabıtaca ortadan kaldırılır, bozukluk ve eksiklikler yolun yapım ve bakımından sorumlu kuruluşça derhal giderilir, zarar karşılıkları ve masrafları sorumlulara ödetilir" hükmüne; yine aynı Kanun'un tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değişik 110. maddesinde ise "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen trentrafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. / Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." hükmüne yer verilmiş olduğu; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirkete poliçe numarası ile sigortalı olan 10 J 2831 plakalı aracın, Gönen İlçesi Şehit Rahmi Bey Caddesi üzerinde seyrederken cadde üzerinde bulunan rögar kapağının düzgün yerleştirilmemesi sebebiyle meydana gelen trafik kazası sonucunda hasarlandığı, davacı sigorta şirketince yaptırılan ekspertiz incelemesi sonucunda poliçede yazılı olan ve sigortalıya ödenen 746,00.-TL maddi zararın, zararın meydana gelmesinde hizmet kusurları bulunduğu iddiasıyla tazmini için davalı idareye başvuruda bulunulduğu, anılan başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda; bakılmakta olan davanın, davalı idarenin yapımı, bakımı, işletilmesi ile görevli ve sorumlu olduğu ve de üzerinde meydana gelen engel ve tehlikeleri ortadan kaldırmakla yükümlü olduğu bir karayolunda meydana gelen kazadan doğan zararın tazmini isteminden kaynaklandığı ve bu nedenle de 2918 sayılı Kanun'dan doğan bir sorumluluk davası niteliğinde olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde anılan Kanun'un yukarıda aktarılan 110. maddesi uyarınca adli yargının görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, itiraz edilmesi üzerine; Bursa Bölge İdare Mahkemesi; gün ve E:2013/4129, K:2013/4011 sayı ile itirazı reddederek kararı onamış, karar düzeltme istemi de aynı Mahkemenin gün ve E:2014/1378, K:2014/2335 sayılı kararıyla reddedilmiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; davaya ilişkin bilgi ve belgeler ile adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin dosyada yer aldığı ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. 50
51 Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı Şirkete Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı aracın, Gönen İlçesi Şehit Rahmi Bey Caddesi üzerinde seyrederken cadde üzerinde bulunan rögar kapağının düzgün yerleştirilmemesi sebebiyle meydana gelen trafik kazası sonucunda hasarlandığı, davacı sigorta şirketince yaptırılan ekspertiz incelemesi sonucunda poliçede yazılı olan ve sigortalıya ödenen 746,00.-TL maddi zararın, zararın meydana gelmesinde hizmet kusurları bulunduğu iddiasıyla tazmini için davalı idareye başvuruda bulunulduğu, anılan başvurunun zımnen reddi üzerine de, TL.nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 51
52 Açıklanan nedenlerle, Gönen Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gönen Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/55, K:2012/428 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalan, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zarann tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zarann ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallanna ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlannın işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organlan arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlannın verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yaşanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemelinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması 'itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl 52
53 yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oyscf hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasınm 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs. ) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/252 KARAR NO : 2015/276 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan aracın; davalı Belediye Başkanlığının bakım, gözetim ve onarım sorumluluğunda bulunan yolda ters dönmüş vaziyette duran logar kapağına çarpması sonucu meydana gelen kaza nedeni ile araçta oluşan zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rücuen tazmini istemi ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : N. Sigorta A.Ş. : Av. B.O. & Av. Y.E.T. & Av. A.A.K. : Denizli Belediye Başkanlığı : Av. H.Y.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı plakalı aracın, tarihinde şehir içinde yolda ilerlerken ters dönmüş lögar 53
54 kapağına çarparak lastiğinin patlaması ile karşı şeride geçtiğini ve bu şeritte park halindeki ve plakalı araçlara çarparak maddi hasarlı trafik kazasına sebebiyet verdiğini, davalı belediyenin bakım ve gözetiminden sorumlu olduğu karayolundaki lögar kapağının ters dönmüş olmasından dolayı sorumluluğunun bulunduğunu, sigortalı araçta meydana gelen hasar nedeniyle 6.933,00 TL lik hasar bedelinin kasko sigortası gereği davacı şirket tarafından sigortalıya ödendiğini, belirterek, fazlaya ilişkin hakları mahfuz kaydı ile davalarının kabulü ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.933,00 TL nin tazmini ve ödeme tarihi olan tarihinden başlayarak tahsile kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan rücuen tazmini istemi ile tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Denizli 3.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2013/22 Esas, 2013/287 Karar sayılı kararı ile aynen; Belediyeler kamu tüzel kişilikleri olup görmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetleri sırasında verdikleri iddia olunan zararlardan dolayı sorumlulukları özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Kamu tüzel kişilerinin, yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerini kullanırken oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanmakta olup, bu zararların tazmini amacıyla anılan idarelere karşı hizmet kusuruna dayanılarak idari yargılama usulü hakkındaki kanunun 2.nci maddesi hükmü uyarınca, idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekir. Davacı, davalı belediyenin sorumluluk sahası içinde bulunan yol üzerindeki lögar kapağıyla ilgili gerekli bakım görevini yerine getirmediğinden bahisle hizmet kusuruna dayanarak dava açmış olup, HMK.nun 114(1) b maddesinde yargı yolunun caiz olmasının dava şartları arasında yeraldığı, HMK.nun 115.maddesine göre mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı, dava şartının noksanlığının tespit edilmesi halinde davanın usulden reddine karar verileceğinin öngörüldüğü, yargı yolu eksikliğinin sonradan tamamlanmasının mümkün bulunmadığı anlaşılmış, davacının davasının yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı noksanlığından usulden reddine şeklindeki gerekçesi ile davacının davasının yargı yolunun caiz olmaması dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK nun 114 (1) b ve 115.maddeleri gereğince usulden reddine karar vermiş, verilen kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2013/19473 Esas, 2013/17983 Karar sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş; onama kararı taraflara tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından, karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı taleple idari yargı yerinde dava açmıştır. Denizli İdare Mahkemesi: gün ve 2014/508 Esas, 2014/297 Karar sayılı kararında aynen; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un, "İdare Mahkemelerinin Görevleri" başlıklı 5.maddesinin 1. fıkrasında; "idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki; iptal davalarını; tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümler" kuralına yer verilmiştir. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde; dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden ilk incelemeye tabi tutulacağı, 15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde ise; adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların görev yönünden reddine karar verileceği kuralına işaret edilmiştir gün ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14. maddesiyle değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinde, "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafık kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." hükmü; geçici 21. maddesinde; "Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." hükmü yer almıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirketin kasko sigorta poliçesi ile sigortalısı olan plakalı aracın tarihinde Denizli/ilinde şehir içi yolda seyir halinde iken ters dönmüş rögar kapağına çarpması nedenimle kazaya uğraması sonucu meydana geldiği iddia olunan zarara karşılık davacı şirketçe sigortalısına ödenen 6.933,00.-TL'nin (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla), sigortalıya ödemenin yapıldığı tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 54
55 Olayda; her ne kadar davacı şirket tarafından aynı hususta tarihinde açılan dava, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin gün ve E:2013/19473, K:2013/17983 sayılı kararı ile onanan Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin gün ve E:2013/22, K:2013/287 sayılı kararı ile uyuşmazlık konusunun idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görev yönünden reddedilmiş ise de; Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde; 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinde yapılan ve yukarıya alınan değişiklik sonrası, Karayolları Trafik Kanunu'na dayalı olarak açılan sorumluluk davalarında Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi sonrasında açılan davalarda adli yargı mercileri görevli olduğundan, anılan istemle, tarihinde açılan iş bu davafim görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu şeklindeki gerekçesi ile 2577 sayılı Kanun un 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, karara davacı vekili tarafından itiraz edilmiştir. Denizli Bölge İdare Mahkemesi: gün ve 2014/770 Esas, 2014/1367 Karar sayılı kararı ile; itiraz isteminin reddine, itiraza konu mahkeme kararının onanmasına karar vermiş, karar davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, yasal süresi içerisinde taraflarca yasal yollara başvurulmadığından kesinleşmiştir. Davacı vekili tarafından adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Mahkememize başvuruda bulunulmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan plakalı araçta; davalı Belediye Başkanlığının bakım ve gözetim sorumluluğunda olan logar kapağının ters dönmesi nedeni ile meydana geldiği iddia edilen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rücuen tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, davacı şirkete sigortalı olan aracın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasında, belediyeye ait yolda ters dönmüş lögar kapağına çarparak lastiğinin patlaması ile karşı şeride geçerek bu şeritteki iki araca çarpması ile meydana gelen kazada kusuru bulunan davalıdan, meydana gelen zararın rücuen tazmini istemi ile Denizli 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açıldığı, davanın görev yönünden reddedildiği, davacı vekilinin temyiz talebi üzerine 55
56 Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nce onama kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, bu kez Denizli İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, Denizli İdare Mahkemesi nce davanın görevden reddedildiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Denizli Bölge İdare Mahkemesi nce onama kararı verildiği, taraflarca süresi içerisinde yasal yollara başvurulmadığından kararın kesinleştiği, davacının, 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 14.maddesi uyarınca görevli yargının belirlenmesi istemi ile Mahkememize müracaat ettiği anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Denizli 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2013/22 Esas, 2013/287 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/259 KARAR NO : 2015/278 * * * 56
57 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının ortağı ve temsilcisi olduğu şirketin prim borçlarından dolayı davalı kurum alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca emekli aylığına konulan haczin kaldırılması istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ş.T. Vekili : Av. M.S.K. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekilleri : Av. Y.Ç. (Adli Yargıda) Av. Ö.S. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ndan astsubay olarak emekli olan davacının, emeklilik sonrası S.Madencilik İnşaat Nakliye Üretim Pazarlama Sanayi Ticaret Limited Şirketi ne ortak olduğunu; ortak olduğu şirketin SSK Elazığ İl Müdürlüğü ne olan borcundan dolayı davacının maaşına haciz konularak toplamda ,28 TL kesinti yapıldığını; davacının ortağı olduğu şirketin borcunu karşılayacak malları olmasına rağmen davacının emekli maaşına haciz konularak kesinti yapıldığını, şirketin borcundan dolayı ortaklardan kesinti yapılabilmesi için aciz vesikası alınması gerektiği gibi sorumluluğunun da sermaye ile sınırlı olduğunu; haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan kesinti nedeniyle davacının geçimini sağlayamadığını belirterek; davacının maaşına konulan haczin kaldırılması için adli yargıda dava açmıştır. ELAZIĞ İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2010/289 K:2012/234 sayılı kararında; davacının ortağı olduğu şirketin prim borçlarından ve ferilerinden dolayı usulüne uygun ödeme emri tebliğ edilmesine rağmen davacının 6183 sayılı Yasa nın 58. maddesi kapsamında 7 günlük itiraz süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmemesi ve davayı hak düşürücü nitelikte olan 7 günlük süre geçtikten sonra açması karşısında şeklindeki gerekçe ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermiştir. Davanın reddine ilişkin hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2012/16085 K:2013/9517 sayılı kararında; 5434 sayılı Kanun hükümlerince emekli aylığına konulan haczin kaldırılması istemine ilişkin olan ve davalı SGK( devredilen Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı) na yönelik iş mahkemesine açılan ve görülen inceleme konusu davada, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümünde 506, 1476 ve 5510 sayılı Kanunların uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu durumda sözü edilen 14, 70 ve 101. Madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemesi görevli olmayıp, davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. ELAZIĞ İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/437 K:2013/680 sayılı kararında bozma ilamına uyarak ve bozmadaki gerekçelerle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesi nin gün ve E:2013/24438 K:2013/25310 sayılı kararı ile onanmasının ardından görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ELAZIĞ 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/174 K:2014/164 sayılı kararında; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun İdare Mahkemelerinin Görevleri başlıklı 5. Maddesinde, İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki, a) İptal davalarını, b) Tam yargı davalarını, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar hariç kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, d) diğer kanunlarla verilen işleri çözümler hükmü bulunmakta olup, 5510 sayılı Kanunun 88. Maddesinde Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir hükmü yer almaktadır. Olayda, davacının kanuni temsilcisi ve yöneticisi olduğu şirketin SGK prim borcu nedeniyle maaşına konulan hacze konu alacağın, SGK kurum alacağı olduğu ve yukarıda anılan Kanun hükmü gereği bu tür alacaklara ilgili uyuşmazlıkların görüleceği yargı yerinin, Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi olması nedeniyle davanın idari yargı yerlerinde inceleme olanağı bulunmaktadır denilerek 57
58 davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiştir. Görevsizlik kararına davacı vekili itiraz etmiştir. MALATYA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/845 K:2014/1064 sayılı kararı ile usul ve hukuka uygun olan kararın onanmasına karar vermiştir. İdari yargıda verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine; davacı vekili ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle talepte bulunmuş ve dosya mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının ortağı ve temsilcisi olduğu şirketin prim borçlarından dolayı davalı kurum alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca emekli aylığına konulan haczin kaldırılması istemiyle açılmıştır. Dosyalardaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ndan astsubay olarak emekli olan davacının, Sertaş Madencilik İnşaat Nakliye Üretim Pazarlama Sanayi Ticaret Limited Şirketi ne ortak olduğu; davacının aynı zamanda tarihinden itibaren de şirket müdürü olarak görevlendirildiği; bahse konu şirketin prim borçları nedeniyle icra takibine geçilerek ödeme emri düzenlenmesi sonrasında şirketin prim borcundan dolayı tüzel kişilik aleyhine başlatılan icra takibinin davacı tarafından 5510 sayılı Yasaya göre yapılandırıldığı ancak taksitlerin yatırılmaması nedeniyle yapılandırmanın bozulduğu ve davacının şirketin ortağı ve şirket müdürü olması nedeniyle hakkında icra takibi yapıldığı; Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ne gönderilen tarihli yazı ile davacının kuruma olan prim borcu nedeniyle 2004/34-35 icra esasıyla takip açılarak borcunun kesinleşmiş olduğu, kurum alacağı olan ,000 TL için maaşından kesinti yapılmasının bildirildiği ve davacının maaşından Haziran Mart 2011 tarihleri arasında toplam ,28 TL kesinti yapılması üzerine tarihinde davacının emekli maaşına konulan haczin kaldırılması istemiyle adli yargıda dava açtığı anlaşılmaktadır sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu nun 37. maddesinin üçüncü fıkrasında, Süresi içinde ödenmeyen sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, idarî para cezaları, gecikme zamları, katılım payları Kurum alacağına dönüşür ve bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır denilmiştir. Öte yandan, gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu nun 88. maddesinde, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir. Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz. Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı 58
59 biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz, 93. maddesinde, Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir ve 101. maddesinde, Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür hükmü yer almıştır. Olayda, Kurum alacağının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak davacının emekli aylığına haciz konulmuştur. Dosyanın incelenmesinde davacının 5474 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce T.C.Emekli Sandığı emeklisi statüsünde bulunduğu anlaşılmaktaysa da; dava konusu ihtilafın, aylığın bağlanması/kesilmesi/intikali/unsurlarında eksilme azalma gibi konularda olmayıp, tüzel kişinin (limited şirketin) çalıştırdığı kişilere ilişkin sigorta primlerinin ödenmemesi nedeniyle şirket ortağı ve sorumlu müdürü sıfatıyla, davacıya rücu edilmesi ve davacının davalı kurumdan almakta olduğu emekli aylığından kesinti yapılması suretiyle prim alacağının tahsili mahiyetini taşıdığı ve bu niteliği itibariyle idari yargının görevi dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa nın uygulanmasından doğan ihtilafa ilişkin davada, 5510 sayılı Yasa nın 88. maddesi hükmü karşısında, İş Mahkemeleri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Elazığ İş Mahkemesi nin gün ve E:2013/437 K:2013/680 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ İş Mahkemesi nin gün ve E:2013/437 K:2013/680 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/267 KARAR NO : 2015/286 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiş ve hatta dava konusu edilmiş olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.K. : Av. A.Ş. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığı ve sürücü belgesini yanında bulundurmadığından bahisle, davacı adına gün ve HB seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca toplam olarak 1.043,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/6655, K:2013/6655 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. 59
60 Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1242, K:2014/1890 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından idari para cezası yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. 60
61 Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almıştır. Adres değişikliklerinin bildirilmesi ve sürücü belgelerinin taşınması zorunluluğu başlığı altında düzenlenen 44. maddesinde ise, Sürücü belgesi sahipleri: a) İkamet adresi değişikliklerini belgeyi veren kuruluşa otuz gün içinde bildirmek, b) Araç kullanırken sürücü belgelerini yanlarını bulundurmak ve yetkililerin her isteyişinde göstermek, Zorundadırlar denilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların 61
62 bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, adli yargı yerince idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağının da dava konusu edildiği bu nedenle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu ileri sürülmüş ise de, her iki yargı koluna da açılan davanın dava dilekçelerinin incelenmesinden, davacının sadece idari para cezasına karşı dava açmış olduğu anlaşılmış olup, aksi takdirde dahi; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşacak olan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılan davanın da adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. 62
63 İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/6655, K:2013/6655 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/269 KARAR NO : 2015/288 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A.S. Vekilleri : Av. M.T., Av. S.P. Davalı : Kozan Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü O L A Y : Kozan Kaymakamlığı Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GT seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. KOZAN 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/212 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/64, K:2014/1788 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 63
64 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar 64
65 eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, 65
66 c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Kozan 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kozan 2. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/212 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi * * * 66
67 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/272 KARAR NO : 2015/291 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.J. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. A.T.A., Av. B.I., Av. B.B.I. Davalı : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirket tarafından dava dışı M.G.N ya ait 80 plakalı otomobil kasko sigorta poliçesi tanzim edildiğini; araç sürücüsünün, tarihinde Cengiz Topel Mahallesi Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı üzerinde seyir halindeyken, önünde seyreden aracın toz bulutu kaldırması sonucu, araç sürücüsünün, yolun bittiğine dair işaret ve levha da olmadığı için kuru dere yatağına girerek duruşa geçtiğini, bunun sonucunda maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini; trafik polislerinin tanzim ettikleri raporlarında, kazada sigortalı araç sürücüsünün %25, Karayollarının %75 kusurlu olarak gösterilmesini kabul etmediklerini; davalı kurumun, karayolu üzerinde yolun bittiğine dair herhangi bir işaretleme veya levha ya da önleyici tedbirleri almadığı için %100 kusurlu olduğunu; müvekkili şirketçe dava dışı araç malikine ,00 TL ödeme yapıldığını, sovtaj miktarı ,00 TL düşüldükten sonra kalan miktar olan ,00 TL için TTK Maddesi uyarınca halefiyet ilkesi gereği zarar sorumlusu davalı idareye rücu etme hakkının bulunduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; ,00 TL. nin ödeme tarihi olan ten itibaren işleyecek değişken oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/509, K:2014/560 sayı ile, davanın, Türk Ticaret Kanununun 1472.maddesine dayalı trafik kazasından kaynaklı zararın rücuen tazmini istemine ilişkin olduğu; 31/10/2013 günü dava dışı sigortalı sürücünün sevk ve idaresindeki aracın yolun bittiğine dair işaret ve levha olmaması nedeniyle kuru dere yatağına girmesi sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, sigorta bedelinin davacı sigorta şirketi tarafından ödendiği, sovtaj miktarı düşüldükten sonra kalan miktar için yol yapım, bakım ve onarımından sorumlu olan davalı idareye karşı bu dava açıldığı; karayollarının yapımı, iyileştirilmesi, gerekli işaret ve levhaların konulmasının, Ankara Büyükşehir Belediyesinin kamu hizmeti kapsamındaki görevleri arasında bulunduğu, bu görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinin hizmet kusuru niteliğinde olduğu; Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının bir kamu tüzel kişisi olduğu, eylem ve işlemlerinin de kamusal nitelikte olan kamu hizmeti kavramı çerçevesinde olduğu, İstemin ileri sürülüş ve olayın gerçekleşme biçimine göre davanın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına yöneltilmesinin nedeninin, bu davalı tarafından bir plan çerçevesinde gerçekleştirilen işlemi sırasında yeterince özen gösterilmemesi sonucu zarara neden olunduğu iddiası olduğu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 2/1-b maddesi gereğince bu tür istemlerin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesinin gerektiği; davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi yolun bakım ve onarımı ile işaret ve levhalar konulmasından sorumlu olduğundan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle; yargı yolu caiz olmadığından davanın USULEN REDDİNE karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 4.İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/2221, K:2014/1816 sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Belediye Trafik Birimleri, Görev ve.yetkileri" başlıklı 10. maddesinde "1. Yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, 2. Gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmak, 3. Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve denetlemek, 4. Karayolunda trafik için tehlike teşkil eden engelleri gece veya gündüze göre kolayca görülebilecek şekilde işaretlemek veya ortadan kaldırmak, 5. Yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vukubulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak,..." belediyelerin görevleri arasında sayılmış, 11/01/2011 gün ve 6099 sayılı Kanunla değişik 110. maddesinde "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara 67
68 ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." hükmüne yer verilmiş olduğu; dava dosyasının incelenmesinden, kasko sigorta poliçeli 80 KU 269 plaka sayılı aracın tarihinde, Cengiz Topel Mahallesi Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı üzerinde seyir halindeyken önünde seyreden aracın toz bulutu kaldırması nedeniyle meydana gelen hasarlı trafik kazasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle sigortalıya ödenen ,00-TL hasar bedelinin yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, 19/01/2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Yasa'nın 110. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, idarelerin 2918 sayılı Kanunda kendilerine verilen görevleri yerine getirmeyerek zarara sebebiyet verdikleri iddiasıyla açılan tazminat davaları adli yargının görevine verilmiş olup, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığı anlaşılan görülmekte olan davada mahkemelerinin görevsiz bulunduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; davaya ilişkin bilgi ve belgeler ile adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin dosyada yer aldığı ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, karayolunda meydana gelen tek taraflı trafik kazasında sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarelerce giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı Şirkete Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı aracın, tarihinde Cengiz Topel Mahallesi Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı üzerinde seyir halindeyken, önünde seyreden aracın toz bulutu kaldırması sonucu, araç sürücüsünün, yolun bittiğine dair işaret ve levha da olmadığı için kuru dere yatağına girerek duruşa geçtiği, bunun sonucunda maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği; 68
69 davalı idarenin, karayolu üzerinde yolun bittiğine dair herhangi bir işaretleme veya levha ya da önleyici tedbirleri almadığı için kusurlu olduğu iddia edilerek; uğranılan zarara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; ,00 TL. nin ödeme tarihi olan ten itibaren işleyecek değişken oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/509, K:2014/560 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir. 69
70 2918 Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımı sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallanna ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organlan arasında çıkan görev uyuşmazlıklannı sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlannın verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- İdari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira 70
71 Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün /tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/279 KARAR NO : 2015/297 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan aracın; davalı Belediye Başkanlığının bakım,gözetim ve onarım sorumluluğunda bulunan yolda yapılan onarım çalışmaları sırasında düşen taşlara çarpması sonucu meydana gelen kaza nedeni ile araçta oluşan zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rücuen tazmini istemi ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : G. Sigorta A.Ş. : Av. F.K. : Karayolları Genel Müdürlüğü : Av. M.Ş.A. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı 34.. plakalı aracın, tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu hasarlandığını, tutulan zabıtta davalı idarenin %100 yol kusurunun tespit edildiğini, müvekkil şirketçe sigortalısına 1.978,00 TL ödendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.978,00 TL nin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan rücuen tazmini istemi ile tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2012/20 Esas, 2013/66 Karar sayılı kararı ile aynen; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesine göre idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari yargının konusunu teşkil etmektedir. Davacının tazminata konu istemi davalı idarenin yasa hükümleri 71
72 uyarınca yolun bakım ve onarımı yaparak trafiğe açık bir şekilde tutmadığı ve hizmet kusurundan kaynaklandığından idari işlem niteliğindeki bu kararlardan doğan zararların tam yargı davası olarak idari yargıda görülmesi gerektiğinden yargı yeri görev nedeniyle davanın usulden reddine şeklindeki gerekçesi ile yargı yeri yolu nedeni ile davanın reddine karar vermiş, verilen davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresi içerisinde temyiz yoluna başvurulmadığından, karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı taleple idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 8.İdare Mahkemesi: gün ve 2013/888 Esas, 2013/997 Karar sayılı kararında aynen; Uyuşmazlıkta, davacı şirket tarafından sigorta ettirilen aracın hasar görmesine neden olan kazanın (olay yeri tutanağına göre) yol yapım çalışması sırasında yeterli işaret ve levha kullanılmaması sonucu gerçekleştiği anlaşıldığından, idarenin yol yapım ve bakım eylemi sonucunda meydana gelen kaza sonrası oluşan zararı tazmin istemiyle açılan davada İdari Yargılama Usulü Kanunu m.36 b bendi uyarınca, uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkemenin hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer olan Muğla İdare Mahkemesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. denilmek suretiyle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 14/3-a ve 15/1-b maddeleri gereğince yetki yönünden reddine karar vermiştir. Muğla 2.İdare Mahkemesi: gün ve 2013/955 Esas, 2014/249 Karar sayılı kararı ile aynen; Muğla İli, Marmaris İlçesinden Muğla istikametine seyir halinde olan aracın yol yapım çalışması esnasında düşen taşlara çarpmak sebebiyle meydana hasarını ödeyen davacı şirket 1078,00 TL tazminatın yasal faizi ile rucuen tazmin edilmesini istemi ile bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır./mahkememizde 2012/774 esas numaralı ile Muğla İli, Ula İlçesi, Oyru Köyü mevkiinde seyir halinde olan aracın aşırı yağış sonucunda meydana gelen sel sebebiyle hasarını ödeyen davacı şirket 7350,00 TL nin aıcuen tazmin edilmesini istemi ile açılan davada tarihinde görevlilik kararı verildiği, görevlilik kararı gereğince 2247 Sayılı Yasanın 12.maddesi gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının taleb edildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin E:20134/1825 esas 2013/2929 sayılı kararı ile adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır./bu durumda, Uyuşmazlık mahkemesinin kararı doğrultusunda 2918 Sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110.maddesi ile karayolunda can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve kanunun trafikle ilgili kuralları şartları ve bunların görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısı ile oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarında adli yargıda görülmesi gerektiği şeklindeki gerekçesi ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, karara davalı vekili tarafından itiraz edilmiştir. Aydın Bölge İdare Mahkemesi: gün ve 2014/2237 Esas, 2014/2721 Karar sayılı kararı ile; itiraz isteminin reddine, itiraza konu mahkeme kararının onanmasına karar vermiş, onama kararı taraf vekillerine tarihinde tebliğ edilmiş olup, yasal süresi içerisinde taraflarca yasal yollara başvurulmadığından kesinleşmiştir. Davacı vekili tarafından adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Mahkememize başvuruda bulunulmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan 34 GED 55 plakalı araçta; yol yapım çalışması esnasında düşen taşlara çarpmak suretiyle meydana geldiği iddia edilen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rücuen tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda 72
73 alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacı şirkete sigortalı olan araçta meydana gelen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açıldığı, davanın görev yönünden reddedildiği, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine kesinleştiği, bu kez aynı istemlerle Ankara 8.İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, Ankara 8.İdare Mahkemesi nin yetkisizlik kararı verdiği, dosyanın Muğla İdare Mahkemesine gönderildiği, Muğla 2.İdare Mahkemesi nce davanın görevden reddedildiği, davalı vekilinin itirazı üzerine Aydın Bölge İdare Mahkemesi nce de onama kararı verildiği ve bu şekilde taraflarca süresi içerisinde yasal yollara başvurulmadığından kararın kesinleştiği, davacının, 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 14.maddesi uyarınca görevli yargının belirlenmesi istemi ile Mahkememize müracaat ettiği anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları 73
74 bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2012/20 Esas, 2013/66 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Rakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçların verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. 74
75 Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarım, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarım benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/281 KARAR NO : 2015/298 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Karşı Oy Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : İmar planında yeşil alanda kalan dava konusu taşınmaza, zeminde de yeşil alan olarak düzenlenmek sureti ile fiilen el atıldığı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı ve dosya içine davalı vekili tarafından ibraz edilen delillerle de söz konusu durumun sübuta erdiği anlaşılmakla; açılan 75
76 davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M.Ç. : Av. B.A. : Aksaray Belediye Başkanlığı : Av. C.A. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Aksaray ili, Merkez İlçesi, Küçük Bölcek Mahallesi, Ada No: 972, Parsel No:1 olan taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazların imar planında yeşil alan olarak ayrıldığını, taşınmazların imarlı alan olduğunu, uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmesi nedeniyle kamulaştırma cihetine gitmeyen davalı idarece pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiğini, bu haliyle davalı idarenin eyleminin mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğunu belirterek; kamulaştırmasız el atma ve taşınmazın imar planında kamu hizmet alanı olarak işlevlendirilmesi nedeniyle mülkiyetin bedele çevrilerek değer karşılığı olan ,00 TL nin davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin tüm yasal talebi dava ve ıslah hakları saklı kalmasına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Aksaray 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2012/343 Esas, 2012/434 Karar sayılı kararı ile aynen; 3194 sayılı İmar Kanunu nun 18. maddesinde, İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır. Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez. (Değişik üçüncü fıkra: 3/12/ /1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlan, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır. Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır. Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez..hükmü yer almıştır. Anılan madde uyarınca, yapılan imar düzenlemesi sonucunda...resen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir... denildiğine göre, idarenin resen tescil işlemlerini yaptırmak şeklindeki bu yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan sonucu olarak kullandığı; bir başka ifadeyle, tapuya yapılan tescilin idari işlemlerin icrası niteliğinde olduğu açıktır. Olayda, davacı vekili tarafından Hashas Mahallesi, 3331 ada, 4 sayılı parselde bulunan taşınmazdaki hissesine kamulaştırmasız elatıldığından bahisle taşınmazın bedelinin tespiti ile yasal faiziyle birlikte tahsilinin talep edildiği, imar uygulaması sonucu sözkonusu parselin imar planında yeşil alanına ayrılmış olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında davanın anılan Kanun'un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; davacının davayı idarenin uygulamasından doğan zararlarının giderilmesi istemiyle açtığı görülmektedir. Bu durumda 3194 sayılı İmar Kanunu arazi ve arsa düzenlemesine ilişkin 18. Maddesinin uygulanmasından kaynaklanan ve imar planıyla buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan uyuşmazlığın 2575 sayılı Kanunun 2/1 76
77 -b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesinin kararı ile 6100 sayılı HMK'nun 3. Maddesinde iptal edildiği, davaya konu uyuşmazlığın idare mahkemesinin görev alınma girdiği, görev hususun dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında mahkemece göz önünde bulundurulması gerektiği anlaşılmakla mahkememizin görevsizliğine, davacının idare mahkemesine dava açmasına muhtariyetine şeklindeki gerekçesi ile Mahkemelerinin görevsizliğine, bu hususta görevli mahkemenin Aksaray İdare Mahkemesi olduğuna karar vermiş, verilen karar taraflara tarihinde tebliğ edilmiş olup, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karara şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle; davalı idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atması nedeni ile uğradığı zararın tazmini istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı vekili Aksaray İdare Mahkemesi ne süresi içinde verdiği dilekçesi ile özetle; görev itirazında bulunmuştur. Aksaray İdare Mahkemesi: gün ve 2013/302 Esas sayılı kararı ile; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı bendinde, idari dava türleri; a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, e) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış, aynı maddenin (2) numaralı bendinde ise, idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kural altına alınmıştır. İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re'sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafından, dava konusu Aksaray İli, Merkez İlçesi, Küçük Bölcek Mahallesi, 972 ada, 1 nolu parselin bulunduğu alanın imar planında kamu hizmet alanı olarak işlevlendirilmesine rağmen bu alanın uzun süre kamulaştırtmaması nedeniyle taşınmazın mülkiyetinin bedele çevrilerek değer karşılığı olan ,00 TL'nin ödenmesi istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu uyuşmazlıkta idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında herhangi bir işleminin olmadığı ve davanın anılan Kanun'un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde de olmadığı, davanın idarenin uygulamasından doğan zararların giderilmesine ilişkin olduğu görülmektedir. Bu durumda 3194 sayılı İmar Kanunu'nun uygulamasından kaynaklanan ve imar planı ile buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan uyuşmazlıkların, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi'nin tarih ve E:2012/41 K:2012/77 sayılı kararı da bu doğrultudadır. şeklindeki gerekçesi ile davalı idare vekilinin görev itirazının reddi ile bakılan davada Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiş, verilen karar davalı vekiline tarihinde, davacı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili tarafından süresinde 2247 sayılı Kanun un 10.maddesi gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması isteminde bulunulmamıştır. Aksaray İdare Mahkemesi nin görevlilik kararı sonrasında davalı vekili tarafından dosyaya sunulan tarihli dilekçeye ekli fotoğraflarla, dava konusu taşınmazın zeminde park alanı olarak kullanıldığını belirttiği görülmüştür. Bunun üzerine Aksaray İdare Mahkemesi: gün ve 2013/302 Esas, 2014/1394 Karar sayılı kararı ile: 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, idare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun unun 3410 sayılı Kanunla değişik 5. maddesinin 1. fıkrasında; idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki, iptal davalarını, tanı yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, diğer kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği düzenlenmiş, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu nun 2. maddesinin 1. fıkrasında; idari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları 77
78 doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayılmış; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlanmış, aynı Yasanın 14. maddesinde ilk incelemeye ilişkin hususlar ayrı ayrı sayılmış, anılan yasanın 3622 sayılı yasayla değişik 15. maddesinin (l/a) bendinde ise, "14. maddesinin (3/a) bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verilir." hükmüne yer verilmiştir sayılı Kamulaştırma Kanununun 1 'inci maddesinde; bu Kanunun; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenlediği belirtilmiş, devam eden maddelerinde kamulaştırma usul ve esaslarına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. İdari usul ve esaslar dışında idarece bir ayni hakka müdahalede bulunulması, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atılması halinde meydana gelen zararın tazmini davalarının, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden; davacının maliki olduğu uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde davalı idarece park yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı, davanın açıldığı tarihe kadar da kamulaştırılması yönünde herhangi bir işlemin yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu bakımdan; idarenin kamulaştırma işlemi gerçekleştirmeden uyuşmazlığa konu taşınmaza fiilen el atmasının İdare Hukukunun konusuna giren "idari eylem" veya "idari işlem" olarak kabulü mümkün olmadığından; idarenin, açık ve ağır biçimde hukukilikten yoksun olan ve bu haliyle "haksız fiil" olarak kabul edilebilecek uygulaması nedeniyle açılan davanın görüm ve çözümü, Adli Yargı'nın görev alanına girmektedir. şeklindeki gerekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15 inci maddesinin (1/a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, yasal süresi içinde kanun yollarına başvurulmadığından kesinleşmiştir. Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının taşınmazına imar planında yeşil alanda bırakılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığı ve bu şekilde davacının zararına yol açıldığı belirtilerek; fazlaya ilişkin tüm yasal talebi dava ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla mülkiyetin bedele çevrilerek değer karşılığı olan ,00 TL nin davacıya ödenmesi istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde davalı Belediye Başkanı tarafından Aksaray 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2012/343 Esas sayılı dosyasına verilen gün ve 3950 sayılı yazıda dava konusu taşınmaz üzerinde imar planına göre herhangi bir işlem yapılmadığı belirtilmiştir. Davalı vekili tarafından Aksaray İdare Mahkemesi nin 2013/302 Esas sayılı dosyasına sunulan tarihli dilekçe ve ekindeki fotoğraflarla, dava konusu taşınmazın park olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Bunun dışında gerek Aksaray 1.Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasında gerekse Aksaray İdare Mahkemesi dosyasında, dava konusu taşınmaz üzerinde keşif yapıldığı ve el atma durumunu ortaya koyar şekilde rapor alındığına dair bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Bu bilgi ve belgeler ışığında yapılan değerlendirme neticesinde, dava dosyasına sunulan fotoğraflar ve davacı ile davalı vekilinin dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığına ilişkin birbirini teyit 78
79 eden beyanları bir bütün olarak ele alındığında, dava konusu taşınmaza fiilen el atıldığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca; dava taraflarının birbirini teyit eden ve fotoğraflarla desteklenen açıklamaları karşısında gün ve 3950 sayılı davalı Belediye Başkanlığının yazı cevabına itibar edilmesi olanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazlardan bir tanesine fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. İdarenin dava konusu 972 Ada 1 Parsel numaralı taşınmaza kamulaştırmasız el atması karşısında, bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle, Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aksaray 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2012/343 Esas, 2012/434 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/287 KARAR NO : 2015/304 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/8. maddesi uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı halde araç kullandığından bahisle davacı hakkında düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.K. : Av. H.Y.D. : İstanbul Valiliği 79
80 O L A Y : İstanbul Valiliği Bölge Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HE seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/8. maddesi uyarınca TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/592, K:2014/592 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/355, K:2014/1869 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılan dava yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/8. maddesi uyarınca düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan sürücü belgesi geri alma tutanağı ile para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlıklı 48. maddesinin altıncı fıkrasında, (Değişik:8/1/ /3 md) Uyuşturucu ve keyif verici maddeleri alarak araç kullananlara, eylemi başka bir suç oluştursa bile ayrıca, altı ay hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır ve sürücü belgeleri süresiz olarak geri alınır denilmekte iken, madde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edilen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi beş yıl süreyle geri alınır. Bu kişiler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır. şeklinde, önceki altıncı fıkra yerine yeniden düzenleme yapılarak sekizinci fıkra; 80
81 Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararla-rına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Uyuşmazlığın esasını oluşturan, sürücü belgesi geri alma tutanağına ilişkin karara gelince: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Kabahatler Kanunu nun Genel kanun niteliği başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür. Buna göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi 81
82 dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur sayılı Kabahatler Kanunu nun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrasında, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak düzenlenen ve olumsuz görev uyuşmazlığının konusunu oluşturan sürücü belgesi geri alma tutanağı ile ilgili olarak; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. 82
83 İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının sürücü belgesi geri alma tutanağı ile ilgili kısmının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/592, K:2014/592 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ sürücü belgesi geri alma tutanağı ile ilgili kısmının KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 10-ESAS NO : 2015/289 KARAR NO : 2015/306 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacı tarafından, satış senedi ile satın aldığı esnada aracın ruhsatında bulunmayan "Karayolları Md. özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünmez yük taşıyabilir" şerhinin, aracı satın alması sonrasında ruhsatın Z1 bölümüne eklenmesi nedeni ile uğradığı zararın, olayda kusuru bulunan davalı idareden tazmini istemi ile tarihinde açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı Vekili Davalı Vekili K A R A R : B.G. : Av. C.S. : İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü) : Av. L.M. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, Ab Loj. Turizm. Otom. İnş. San ve Tic.Ltd adına kayıtlı, 2004 model 5 dingilli 4030 Ford Cargo marka, 59. plakalı aracı 23 Ağustos 2010 tarihinde Aksaray 5. Noterliğinin 4285 sayılı satış senedi ile satın aldığını ve aracın sonrasında Aksaray Trafik Tescil ve Denetleme büro amirliğine 68 plaka ile kaydedildiğini; Daha sonra davacının telefonla Aksaray Emniyet Müdürlüğü ne çağrıldığını ve tarihinde araç ruhsatının elinden alındığını ve ruhsatın Z1 bölümüne önceki kayıtlara ilave olarak "Karayolları Md. özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünmez yük taşıyabilir" şerhi yazıldığını; Davalı idarenin araç ruhsat kayıtlarını takmada yetkili ve sorumlu kuruluş olduğunu, davalı idarenin dava konusu araç satın alınmadan önce bu şerhi işlemeyi unuttuğunu, esasen bu şerhin Emniyet Genel Müdürlüğünün tarih ve 2004/103 no lu genelgesi gereğince tescil esnasında tescil belgelerine şerh edilmesinin gerektiğini, "Karayolları Md. Özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünmez yük taşıyabilir" şerhi konulmadan önce davaya konu araç ile bölünür bölünemez yük ayırımı yapmaya ve izin almaya gerek olmaksızın her türlü yükün taşınabildiğini, aracın trafik kaydına bu şerhin konulması ile çalışma alanının daraldığını ve izin almanın da zorlaştığını; davacının bu şekilde zarara uğradığını; Meydana gelen olayda davacının bir kusurunun bulunmadığını, davacının gerek araca ilişkin noter satış senedini yaptığı esnada gerekse aracın tescilini üzerine aldığı esnada davaya konu şerh ile karşılaşmadığını, ruhsattaki bilgilere dayanarak ve güvenerek bu araç ile her türlü yükü taşıyabileceğini düşündüğünü, davalının araç devrine esas ve değer belirleyici ruhsat bilgilerini özenle ve doğru olarak tutmak zorunda olduğunu, bu nedenle söz konusu yükümlülüğünün ihmalinden doğan zarardan sorumlu 83
84 olduğunu belirterek; davacının uğradığı TL zararın davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsil edilmesine karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Aksaray İdare Mahkemesi: gün ve 2011/1329 Esas, 2012/66 Karar sayılı kararında özetle; 2918 sayılı Kanun un 20. Maddesinde düzenlenen araçların tescilinden kaynaklanan zararların tazmini istemi ile açılan davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar günü davalıya, günü davacıya tebliğ edilmiş, süresi içinde temyiz edilmemesi üzerine, kesinleşme formuna da işlendiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2012/155 Esas, 2013/962 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi raporları, trafik kayıtları, Aksaray idare Mahkemesinin 2011/1315 Esas sayılı dosyası, Aksaray 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/91 Değişik İş sayılı dosyası ile tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacının 23/08/2010 tarihli noter satış senedi ile 68 HT 161 plakalı aracı üzerinde herhangi bir şerh yokken satın alıp, aynı tarihte Aksaray Trafik ve Tescil Şube Müdürlüğü aracılığıyla trafik kaydına tescil ettirdiği, ancak aracı tescil ettirdikten sonra İçişleri Bakanlığı Emniyet Müdürlüğü'nün 16/06/2004 tarihli genelgesine dayanılarak Aksaray Emniyet Müdürlüğü tarafından 26/08/2011 tarihinde aracın trafik kaydına, "Karayolları MD. özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünmez yük taşıyabilir" şeklinde şerh düşüldüğü anlaşılmış olup, dosya arasına alınan Aksaray 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/91 D.iş dosyası ve dosyamızda alınan iki bilirkişi raporuyla, şerhin trafik kaydına sonradan işlenmesi nedeniyle davacının maddi zararı tespit edilmeye çalışılmış olup, son bilirkişi raporunun diğer bilirkişi raporlarına oranla daha gerekçeli ve denetlenebilir mahiyette olması, bilirkişi raporunda belirlenen oranın dosya kapsamı ve aracın değeriyle orantılı olması ve son bilirkişi raporuna önceki bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla alındığı dikkate alınarak son bilirkişi raporuna itibar edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalının itirazlarının aksine işlemin yapıldığı tarih dikkate alınarak zaman aşımının dolmadığı kanaatiyle itirazın reddine karar verilmiş, dava: ibarenin dava konusu şerhi davacının aracı ilk satın aldığı tarihte ruhsata işlemiş olması günde, davacının aracı kullanma amacı da dikkate alınarak aracı satın almama yolunu dahi tercih edebileceği, ayrıca aracın şerhli haliyle kullanım amacının kısıtlandığı ve davacının bu haliyle zarara uğradığı kanaatine ile davanın kısmen kabulüne karar vermiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi; gün ve 2014/7652 Esas, 2014/8471 Karar sayılı kararında Davaya konu edilen husus, davalı İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Müdürlüğü tarafından davacıya ait aracın trafik tescil kaydında yazılan şerh nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkindir. Trafik Tescil ve Büro Amirliği tarafından araç tesciline ilişkin olarak yapılan işlemler "idari işlem" niteliğindedir. Bu işlem davalı idarenin görevi kapsamında olup, hiç yapılmaması, geç yapılması ya da gereği gibi yapılıp yapılmadığı hususu idari yargı yerinin denetimine tabidir. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğinde olup idare'nin işleminden doğan talepler; İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 2/1-b maddesi gereğince İdare'ye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir.(hmk 114) Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden dikkate alınır. (HMK. 115) Yerel mahkemece davalı içişleri Bakanlığı yönünden yargı yolu bakımından usulden reddine karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası incelenerek karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. şeklindeki gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına hükmetmiştir. Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve 2014/738 Esas, 2014/1053 Karar sayılı kararında; Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacı vekili bozma ilamına uyulması hususunda takdirin mahkemenin olduğunu, görevsizlik kararı verilmesi sonrasında dosyanın uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini beyan etmiş, davalı vekili de bozma ilamına uyulmasını ve görevsizlik kararı verilmesini talep ettiklerini beyan etmiştir. Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi raporları, trafik kayıtları, Aksaray idare Mahkemesinin 2011/1315 Esas sayılı dosyası, Aksaray 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/91 Değişik İş sayılı dosyası ile tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davaya konu edilen husus, davalı İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Müdürlüğü tarafından davacıya ait aracın trafik tescil kaydında yazılan şerh nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkindir. Davacının 23/08/2010 tarihli noter satış senedi ile 68 HT 161 plakalı aracı üzerinde her hangi bir şerh yokken satın alıp. aynı tarihte Aksaray Trafik ve Tescil Şube Müdürlüğü aracılığıyla trafik kaydına tescil ettirdiği, ancak aracı tescil ettirdikten sonra İç İşleri Bakanlığı Emniyet Müdürlüğü'nün 16/06/2004 tarihli genelgesine dayanılarak Aksaray Emniyet Müdürlüğü tarafından 26/08/2011 tarihinde aracın trafik kaydına, "Karayolları MD özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünmez yük taşıyabilir" şeklinde şerh düşüldüğü anlaşılmış olup, dosya arasına alınan Aksaray 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/91 D.İş. sayılı dosyası ve dosyamızda alınan iki bilirkişi raporuyla, şerhin trafik kaydına sonradan işletmesi nedeniyle davacının maddi zararı tespit edilmeye çalışılmıştır. Trafik Tescil ve Büro Amirliği tarafından araç tesciline ilişkin olarak yapılan işlemler "idari işlem" niteliğindedir. Bu işlem davalı idarenin görevi kapsamında olup, hiç yapılmaması, geç yapılması ya da gereği gibi yapılıp 84
85 yapılmadığı hususu idari yargı yerinin denetimine tabidir. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğinde olup idare'nin işleminden doğan talepler; idari Yargılama Usulü Yasasının 2/1-b maddesi gereğince İdare ye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekmektedir. (HMK 114) Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden dikkate alınır (HMK 115)" hükümleri gereğince ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın yargı yolu bakımından usulden reddine, davada idari yargı yolunun görevli ve yetkili olduğunun tespitine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. şeklindeki gerekçesi ile davanın yargı yolu bakımından usulden reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi nin gün ve 2014/16988 Esas, 2014/17367 Karar sayılı kararı ile onanmış ve verilen karar bu şekilde karara da şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili, adli ve idari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının 23 Ağustos 2010 tarihinde Aksaray 5. Noterliği nin 4285 sayılı satış senedi ile satın aldığı, öncesinde A. Loj. Turizm. Otom. İnş. San ve Tic. Ltd adına 59.. plakası ile kayıtlı olan 2004 model 5 dingilli 4030 Ford Cargo marka aracın, kendi adına Aksaray Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliği ne 68 plaka ile kaydedilmesi sonrasında, tarihinde araç ruhsatının Z1 bölümüne önceki kayıtlara ilave olarak "Karayolları Md. özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünmez yük taşıyabilir" şerhi yazılması nedeni ile uğradığı zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile açılmıştır. Dava dosyası kapsamında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü nün gün ve 2004/103 sayılı genelgesinde aynen; Yürürlükte bulunan AİTM Yönetmeliğinde 5 dingilli araçlarla ilgili herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanan "Motorlu Araçların ve Römorklarının Bazı Sınırlarının Kütle ve Boyutları ile ilgili Tip Onayı (97/27/AT) Yönetmeliği nin ilgili hükmü ve AB üye ülkelerin uygulamaları da göz Önümle bulundurularak, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş ve BMC Sanayi ve Ticaret A.Ş nin talepleri üzerine 5 dingilli kamyonlar için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 128. maddesi gereğince, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünden trafiğe her çıkışında izin almak kaydı ile Ulusal Tip Onay belgesi verilir./ancak, özel izinle sadece bölünmez yüklerin taşınmazı amacıyla Bakanlıklarınca verilen 5 dingilli kamyonun fiilen üçüncü şahıslara satışında norma araç olarak tescil işleminin yapıldığı tespit edildiğinden söz konusu araçların tescil belgelerine mutlaka mevzuatın istisna hükmünün belirtilmesi ve iznin suiistimal edilmemesi amacı ile gerekli tedbirlerin alınması talep edilmektedir./ Bu sebeple, 5 dingilli araçların tescil işlemleri esnasında tescil belgelerine "Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü nden trafiğe her çıkıkta özel izin almak kaydı ile trafiğe çıkabilir, sadece bölünemez. yüklerin taşınması amacıyla kullanılabilir ibaresinin şerh olarak düşülmesi ve uygulamada herhangi bir eksikliğe mahal verilmemesini arz ve rica ederim şeklindeki açıklamaları ile, Avrupa Birliği ne uyum çalışmaları çerçevesinde uygulamaya konulan "Motorlu Araçların ve Römorklarının Bazı Sınırlarının Kütle ve Boyutları ile ilgili Tip Onayı (97/27/AT) Yönetmeliği gereğince Ford Otomotiv Sanayi A.Ş ve BMC Sanayi ve Ticaret A.Ş nin talepleri üzerine 5 dingilli kamyonlar için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 128. maddesi gereğince, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünden trafiğe her çıkışında izin almak kaydı ile Ulusal Tip Onay belgesi verilmesi gerektiği, söz konusu araçların tescil işlemleri sırasında söz konusu kaydın araç tescil belgelerine söz konusu kısıtın şerh edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu genelgede, genelge tarihi nedeni ile tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Motorlu Araçların ve Römorklarının Bazı Sınırlarının Kütle ve Boyutları ile ilgili Tip Onayı (97/27/AT) Yönetmeliği ne değinilmiş ise de, davaya konu işlemin tesis edildiği tarihte gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Motorlu Araçların ve Römorklarının 85
86 Kütle ve Boyutları İle İlgili Tip Onayı Yönetmeliği (Ab/1230/2012) yürürlükte olduğundan, işlem tarihi esas alınarak inceleme yapılacaktır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların karayoluna uygunluğu ve teknik esaslar başlıklı 29. Maddesinde; Araçların yapım ve kullanma bakımından karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uyması zorunludur. Yapım safhasında, araçların Tip Onayı Yönetmeliği ile buna bağlı diğer yönetmeliklerin çıkarılmasına Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yetkilidir. Tip Onayı Yönetmeliği ve buna bağlı diğer yönetmelikler Bayındırlık ve İskan Bakanlığının görüşü alınarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca düzenlenir. denilmek sureti ile, araçların, karayolunun yapısı ve trafik güvenliği gereğince taşıması gereken belirli özellikler olduğu söylendikten sonra, bu özelliklerin belirlenmesine esas yönetmeliklerin Bayındırlık ve İskan Bakanlığının görüşü alındıktan sonra Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca düzenleneceği belirtilmiştir gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Motorlu Araçların Ve Römorklarının Kütle Ve Boyutları İle İlgili Tip Onayı Yönetmeliği (Ab/1230/2012) nin Dayanak başlıklı 3. Maddesinde; Bu Yönetmelik; 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 29 uncu, 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunun 4 üncü ve 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddelerine dayanılarak, Avrupa Birliğinin 12/12/2012 tarihli (EU) 1230/2012 sayılı Regülasyonuna paralel olarak hazırlanmıştır. şeklindeki düzenleme ile, yönetmeliğin 2918 sayılı Kanun un 29. Maddesi referansı ile hazırlandığı belirtilmiştir. Aynı Yönetmeliğin Tescil/kullanım sırasındaki müsaade edilebilir azami kütleler başlıklı 7. Maddesinin 1. Fıkrasında; Bu Yönetmelik çerçevesinde tip onayı verilen araçların tescili ve hizmete başlaması açısından araç tipi dahilinde, her bir varyant ve versiyon için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 128 inci maddesi kapsamında ulusal trafik veya uluslararası trafik için müsaade edilen aşağıdaki kütlelerin tamamı belirlenir. Onay Kuruluşu, bu fıkrada atıfta bulunulan tescil ve kullanım sırasındaki müsaade edilebilir azami kütlelerin tespitine ilişkin prosedürü belirler. İlaveten Onay Kuruluşu, bu kütlelerin belirlenmesiyle görevlendirilecek yetkili kuruluşu tespit eder ve bu yetkili kuruluşa temin edilmesi gereken bilgileri belirler. denilmek sureti ile, tip onayı verilen araçların tescil ve hizmete başlamasına ilişkin gerekli olan kütlelerin tamamının Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 128. maddesine göre belirleneceği, buna ilişkin prosedürün ise, onay makamınca düzenleneceği kaleme alınmıştır. Adı Geçen Yönetmeliğin Atıf Yaptığı, tarih ve sayılı Karayolları Trafik Yönetmeliği nin 128. Maddesi nde dava konu 5 dingilli araca ilişkin azami ağırlık 40 ton olarak belirlenmiş ve aynı maddenin 4. Fıkrasının e bendinde; e) Yukarıdaki (a), (b), (c) ve (d-5 dingilli olup azami ağırlığı 40 ton olan araçlar) bentlerinde belirtilen ölçü ve ağırlıklara uygun olan araçlar, bu Yönetmelik ve ilgili yönetmeliklerle belirtilen diğer şartlara da uygun olması halinde, normal tescil işlemine tabi tutulur ve bu sınırlar dahilinde yüklü veya yüksüz olarak karayoluna çıkabilir. / Ancak belediyelere ait troleybüslerin genişliği azami 2.65 metre olabilir ve normal tescil işlemine tabi tutularak bu sınırlar dahilinde yüklü veya yüksüz olarak karayoluna çıkarılabilir. denilmek sureti ile, davaya konu aracın dahil olduğu gruptaki araçların normal tescil işlemine tabi tutulacakları ve bu sınırlar dahilinde yüklü ve yüksüz olarak karayoluna çıkabileceği düzenlenmiştir. Aynı Yönetmeliğin 128. Maddesinin g bendinde de; Karayolundan başka bir ulaşım imkanının olmadığı, zorunlu ve istisnai hallerde; bölünemeyen özel yüklerin taşınması aşağıdaki şartlarla mümkündür. Yükü taşıyacak aracın seçiminde, bu maddenin (a), (b), (c) ve (d) bendi hükümlerine uygunluğunun sağlanması imkanı aranır. Bu imkanın bulunup bulunmadığı Karayolları Genel Müdürlüğünce takdir olunur. Bu imkan bulunmadığı taktirde ağırlık veya boyutları bakımından bu maddenin (a), (b), (c ) ve (d) bentlerinden en az birine uymayan bölünemeyen özel yüklerin taşınması, yol ve köprülerin durumu göz önünde tutulmak, trafik güvenliğini tehlikeye düşürmemek ve gösterilecek güzergah üzerinde, istenecek gerekli güvenlik tedbirlerini almak kaydıyla mümkündür. Ancak bunun için Karayolları Genel Müdürlüğünden, 1) Karayollarında trafiğe çıkışın devamlı olarak yapılmasının gerekli görülmesi halinde, bu işe ayrılacak her bir araç, yarı römorklu araç veya katar için güzergah ve taşıma sınırları ile süre belirtilerek süreli, 2) Karayollarında trafiğe çıkışın münferit olarak yapılması halinde, bu işe ayrılacak araç, yarı römorklu araç veya katar için güzergah ve taşıma şartları ile taşıma zamanı belirtilerek, her çıkış için ayrı, bir Özel Yük Taşıma İzin Belgesi alınması mecburidir. denilmek sureti ile, 128. Maddenin 1. fıkrasında belirtilen azami ağırlıklar aşılmak sureti ile ve karayolunun kullanılması zorunlu bulunan hallerde, aracın karayoluna çıkışı Karayolları Genel Müdürlüğü nden alınacak süreli ve her çıkış için ayrı özel yük taşıma izin belgesine dayanılarak yapılabilecektir. 86
87 Yukarıda incelenen yasal mevzuat çerçevesinde dava konusu olayın değerlendirilmesi neticesinde; dava konusu aracın dosyada bulunan ruhsat bilgilerine göre 5 dingilli ve yüklü ağırlığının ton olarak gösterildiği, bu itibarla Karayolları Taşıma Yönetmeliği nin 128. Maddesinin e bendinde belirtilen koşullara bağlı olduğu, ancak Karayolları Genel Müdürlüğü nün 2004/103 sayılı Genelgesinde belirtildiği üzere Ford Otomotiv Sanayi A.Ş ve BMC Sanayi ve Ticaret A.Ş nin talepleri üzerine 5 dingilli kamyonlar için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 128. maddesi gereğince, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünden trafiğe her çıkışında izin almak kaydı ile Ulusal Tip Onay belgesi verilir. şeklinde düzenleme yapıldığı, bu düzenleme üzerine aracın bağlı bulunduğu Aksaray İl Emniyet Müdürlüğü yetkililerince aracın ruhsatına ilgili durumun şerh edildiği, davacının aracı satın aldığı esnada mevcut olmayan fakat daha sonradan eklenen bu kayıt nedeni ile zarara uğradığını iddia ettiği ve uğradığı zararın, olayda kusuru bulunan davalı idareden tazminini istediği anlaşılmıştır. Tüm dosya muhteviyatı dikkate alındığında, davanın 2918 sayılı Kanun un 29. Maddesi atfı ile gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Motorlu Araçların Ve Römorklarının Kütle Ve Boyutları İle İlgili Tip Onayı Yönetmeliği tarih ve sayılı Karayolları Trafik Yönetmeliği kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu değerlendirmenin de 2918 sayılı Kanun un 110. Maddesindeki; İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır./motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir. şeklindeki özel düzenleme gereğince adli yargı yerinde yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Ayrıca davaya konu aracın ruhsatına özel izin belgesine ilişkin şerhin işlendiği günü ile idari yargıda davanın açıldığı tarihinde, 2918 sayılı Kanun un 110. Maddesinde değişiklik yapan 6099 sayılı Kanun un yürürlükte olduğu anlaşılmakla, olay ya da dava tarihi itibari ile 2918 sayılı Kanun un uygulanmasına herhangi bir engel bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aksaray 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2014/738 Esas, 2014/1053 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. 87
88 KARŞI OY Aksaray 5. Noterliğinin gün 4285 Y. nolu satış sözleşmesi ile satın aldığı ve 68 HT 161 plaka no ile adına tescil ettirdiği aracının ruhsatına daha önceki kayıtlara ek olarak Karayolları Genel Müdürlüğünün özel izni olmak kaydı ile trafiğe çıkabileceği ve sadece bölünmez yük taşıyabileceğine ilişkin şerhin davalı idarece yazılması sonucu çalışma alanının daraldığı, izin almasının güçleştiği, bu şekilde zarara uğradığı iddası ile davacı tarafından davalı idare aleyhine idari yargıda tazminat davası açılmıştır. İdare mahkemesince Uyuşmazlığın 2918 Sayılı Yasanın 20. maddesinden kaynaklandığı, adli yargının görev alanında bulunduğu gerekçesiyle yargı yolu yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Adli yargı yerinde açılan davada da 2577 sayılı İ.Y.U.K. 2/1-b maddesi gereğince hizmet kusuruna dayalı tam yargı davasında görevli yargı kolunun idari yargı olduğu yönünde hüküm tesis edilmiştir. Adli ve İdari yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda Uyuşmazlığın çözümünün 2918 sayılı yasanın 110 maddesi gereğince adlı yargının görev alanında bulunduğu gerekçesiyle adli yargının görevli olduğuna karar verilmiştir. Sayın çoğunluğun, uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşüne katılamıyorum. T.C. Anayasanın 125/ son maddesinde İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı İ.Y.U.K. 2/1-b maddesinde de İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları İdari dava çeşitleri arasında sayılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı idarenin gerekli ve yeterli tedbirleri almadığı iddiasına dayalı olarak tam yargı davası açılmıştır. Oluş, dava dilekçesindeki nitelendirme ve açıklanan yasal düzenlemeler karşısında kamu hizmetinin işleyiş ve yürütülmesindeki varsa kusurun belirleneceği dava İdari Yargının görev alanında kalmaktadır. Sayın çoğunluk, Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarınin ise diğer mahkemeleri, İdare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur.(türk Anayasa Hukuku Prof.Dr.Ergun Özbudun.Sh
89 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- İdari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, İdari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun kararı dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kolları arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilalinin) çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almaktadır. Somut uyuşmazlığık anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamaktadır. Trafik tescil ve büro amirliği tarafından araç tesciline ilişkin olarak yapılan işlemlerin idari nitelikte olup hiç yapılmaması, geç yapılması yada gereği gibi yapılıp yapılmadığı hususunun idari yargı yerinin denetimine tabi bulunmasına göre 2577 sayılı İ.Y.U.K 2/1- b maddesinde sayılan dava çeşitlerinden olan eldeki tam yargı davasında uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir. Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 11-ESAS NO : 2015/290 KARAR NO : 2015/307 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Karşı Oy Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. B.B.D. Davalı : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. G.T. (İdari Yargıda) Av. N.Ö.E. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 34. plakalı araçta tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde oluştuğu belirtilen 5.996,92 TL maddi zarar bedelinin sigortalıya ödendiği, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğu belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.996,92 TL zarar bedelinin başvuru tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. 89
90 İstanbul 7.İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/596, K:2012/1514 sayı ile özetle; davada adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2013/540, K:2013/6865 sayı ile itirazın reddine karar vermiş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine yine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2013/15870, K:2013/15034 sayı ile karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/273, K:2014/159 sayılı kararı ile özetle; davada idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, taraflarca temyiz talebinde bulunulmaması üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davanın, trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen maddi zararın rücuen tazmini istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz 90
91 konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, İstanbul 24.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 24.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2013/273, K:2014/159 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır. 91
92 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15.Daire E.2013/7688, K.2013/7397, E.2013/14339, K.2014/182 vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, 92
93 Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 12-ESAS NO : 2015/291 KARAR NO : 2015/308 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak görev yapan davacının, kendisine 5434 Sayılı Kanunun Ek 68.maddesi uyarınca makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı uygulanması istemiyle davalı idareye yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin, iptali ve bu işlem nedeniyle ödenmeyen parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Y.Y. Vekili : Av. R.A. (İdari Yargıda) Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekilleri : Av. M.Ö. (İdari Yargıda) Av. A.Z.Ö. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı dava dilekçesinde; tarihleri arasında Bitlis İli, Mutki İlçesi, Belediye Başkanı olarak görev yapması nedeniyle kendisine 5434 Sayılı Kanunun Ek 68.maddesi uyarınca makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı uygulanması istemiyle davalı idareye yaptığı tarihli başvurusunun reddine ilişkin tarihli ve sayılı işlemin, 5393 Sayılı Kanunun 85.maddesiyle değişik 5434 Sayılı Kanun un ek 68.maddesi kapsamında olmadığını gösterir bir ifadenin olmadığı, anılan Kanun maddesindeki şartları taşıdığı belediye başkanlığı görevini asaleten yürüttüğü, aranan şartın belediye başkanlığı yapmış olmak olduğu, asalet veya vekalet ayrımı yapılmadığı, davalı idarece kullanılan takdir yetkisinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali ve bu işlem nedeniyle ödenmeyen parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 7.İdare Mahkemesi: gün ve E:2011/2416, K:2012/2404 sayılı kararı ile özetle; Sayılı Kanunun geçici 4.maddesinde Belediye Başkanlarına makam ve görev tazminatlarının ödenebilmesi için; 5434 sayılı Kanunun 39. ve Ek 68.maddelerine atıf yapıldığı görülmekle birlikte, uyuşmazlığın idareye başvuru ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu nun Geçici 4.maddesi uyarınca çözülmesi gerektiği, 5434 sayılı Kanunun tarihi itibariyle yürürlükten kalkan maddelerinin doğrudan davacıya uygulanma olanağı bulunmadığı ve anılan Kanunun 101.maddesinde de, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin kurala bağlandığı göz önüne alındığında; 5510 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu anlaşılmaktadır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle, adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 16.İş Mahkemesi: gün ve E:2013/1185, K:2014/791 sayılı kararı ile özetle; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu nun günü yürürlüğe giren 101.maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin hüküm altına alındığı, davalı SGK Başkanlığı na yönelik açılan ve görülen inceleme konusu davada; taraflar arasında hukuki uyuşmazlığın çözümünde 5510 sayılı Kanunun uygulama yeri bulunmadığından, 101.madde hükümlerine 93
94 göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemesi görevli olmayıp; idari yargının görevli olduğunun belirgin bulunmasına göre,yargı yolu yanlışlığı nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 10.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/22437, K:2014/25857 sayılı ilamı ile özetle; hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde, idari yargı ile adli yargı arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, tarihleri arasında Bitlis İli, Mutki İlçesi, Belediye Başkanı olarak görev yapan davacının, kendisine 5434 Sayılı Kanunun Ek 68.maddesi uyarınca makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı uygulanması istemiyle davalı idareye yaptığı tarihli başvurusunun reddine ilişkin tarihli ve sayılı işlemin, 5393 Sayılı Kanunun 85.maddesiyle değişik 5434 Sayılı Kanun un ek 68.maddesi kapsamında olmadığını gösterir bir ifadenin olmadığı, anılan Kanun maddesindeki şartları taşıdığı belediye başkanlığı görevini asaleten yürüttüğü, aranan şartın belediye başkanlığı yapmış olmak olduğu, asalet veya vekalet ayrımı yapılmadığı, davalı idarece kullanılan takdir yetkisinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali ve bu işlem nedeniyle ödenmeyen parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun (5510 sayılı Kanunun 106. maddesi ile mülga edilen) Ek 68.maddesinde; (Değişik madde: 24/11/ /7 md.) (Değişik fıkra: 23/02/ KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve temsil veya görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan, 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam edilenlere, Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde en az 6 ay çalışmış olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak ödeme yapılır. (Ek cümle: 04/07/ S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır. (Ek cümle: 12/02/ /3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz. (...) (Ek fıkra:07/12/ S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin tamamı dikkate alınır. (Ek fıkra: (12/02/ /3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim kurulu üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa olsun aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken, yararlanma şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya çıktığı tarihi takip eden aybaşından itibaren tazminat ödenmesine son verilir. Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi ile birlikte geri alınır.(...) Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir. Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; tarihinde; maddenin Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci 94
95 maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanır. şeklindeki beşinci fıkra metni ile Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir. şeklindeki son fıkra metni yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri başlıklı Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında; Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir. hükmüne, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise; Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/06/ S.K/10. md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir. hükmüne yer verilmiştir tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı 95
96 Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan; 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce, Emekli Sandığı iştirakçisi olup, daha sonra emekli olan davacının, tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak görevlendirilmesinden dolayı, makam tazminatından yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 7.İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7.İdare Mahkemesince verilen gün ve E:2011/2416, K:2012/2404 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 13-ESAS NO : 2015/292 KARAR NO : 2015/309 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı : H.H.A. Vekilleri : Av. B.Y. & Av. A.Ö.Ö. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. M.E. K A R A R O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken,davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca başka bir kamu kurumuna nakil olduğu, tarihine kadar aylık ücretinin davalı şirketçe ödendiğini, sonrasında maaş artışı ve ek ödemelerin lehine uygulanmadığının tespit edildiğini belirterek, maaş nakil belgesinin 4046 sayılı yasanın 96
97 22.maddesi ve 406 sayılı yasanın ek 29.maddesine uygun düzenlenmediğinden bahisle yeniden tespiti ile, maaşına esas net ücretine söz konusu ek ödeme ve denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen maaş tutarına uygulanan ikramiye tutarları farkının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 40,00 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 15. İş Mahkemesi: gün, E:2011/371, K:2012/267 sayı ile özetle; davanın kabulüne karar vermiş, işbu karar temyiz edilmekle Yargıtay 9.Hukuk Dairesi gün ve E:2012/14993, K:2012/14849 sayılı ilamı ile özetle;...davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali haklarına ilişkin işverence alınan tüm işletmesel kararlar getirtilmeli, davacının kapsamdışı nakle tabi olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı Kanun un ek 29. ve sözleşmenin 7.maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda çalışan ve 399 sayılı KHK un ek II. cetveline tabi çalışanlara uygulanan artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı, yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı, tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak şekilde maaş nakil ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 15.İş Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2012/430, K:2013/202 sayılı kararı ile davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiş, taraflarca temyiz talebinde bulunulmaması üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 1.İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/708, K:2013/783 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, davacı vekilinin talebi üzerine, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve 97
98 sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. 98
99 Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 15. İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 15.İş Mahkemesince verilen gün ve E:2012/430, K:2013/202 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 14-ESAS NO : 2015/299 KARAR NO : 2015/316 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili : H.K.Ç. : Av. M.E. 99
100 Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. İ.K.C. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. de kapsam dışı statüde şef mühendis olarak görev yapmakta iken özelleştirme sonucu Karayolları Genel Müdürlüğü ne ataması yapılarak tarihinde görevine başladığını, 5473 sayılı Değişik Adlar Altında İlave Ödemesi Bulunmayan Memurlara ve Sözleşmeli Personele Ek Ödeme yapılması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun un 1. Maddesi ile 375 sayılı KHK de yapılan değişiklikle, ek ödeme almayan devlet memurlarına tarihinden itibaren ek ödeme yapılması hükmü getirildiğini, ek ödemelerin Türk Telekom personelinin nakil maaşının hesaplanmasında da dikkate alınması gerektiği halde davacının maaşına yansıtılmadığı ve maaş nakil belgelerinin eksik bildirildiğini, bugüne kadar da geçen süre için hesap edilecek tutarında kendilerine ödenmesini talep etmiş olmalarına rağmen davalı şirket tarafından hiçbir işlem yapılmamış olduğunu belirterek; davacının maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ile uğradığı hak kaybının giderilmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır. İZMİR 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2011/95 K:2011/43 sayılı kararında; İncelenen uyuşmazlıkta, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır. Buna göre, davalının hisse devir tarihinde ( ) 399 sayılı KHK'ye tabi olarak sözleşmeli statüde çalışan, davalıda sözleşmeli personel olarak çalışmakta iken tarihinde 2. tip sözleşme imzalayarak kapsam dışı statüde şef unvanıyla görev yapan ve kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi nedeniyle 4046 sayılı Kanun'a göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için tarihinde Devlet Personel Başkanlığı'na bildirilen, tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü İzmir 2. Bölge Müdürlüğüne atanarak aynı tarihte göreve başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine uygun düzenlenmesi istemiyle yaptığı başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptaline ve mahrum kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin gün ve E:2010/2, K:2010/178 sayılı kararı da bu yöndedir şeklindeki gerekçe ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 1. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2011/59 K:2012/11 sayılı kararında; tarih, 5473 sayılı Yasanın 1. Maddesiyle tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Ek 3. Maddede, "Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Yüksek Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı (Kefalet Sandığı dahil), Millî Eğitim Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile bağlı kuruluşları, Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, İller Bankası Genel Müdürlüğü, Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, il özel idareleri ve belediyeler ile bunların bağlı kuruluşları, il özel idareleri ve belediyelerin kurdukları mahallî idare birlikleri ile Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilâtı ile varsa bunların döner sermaye kadrolarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre istihdam edilen memurlar ile aylıklarını 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa göre alanlara, subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlara, 1/1/ /6/2006 tarihleri arasında 950 gösterge rakamının, 1/7/2006 tarihinden itibaren ise 1850 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay ek ödeme yapılır... Kadro karşılığı sözleşmeli personel hariç olmak üzere, çeşitli statülerde istihdam edilen sözleşmeli personele birinci fıkrada belirlenen tutarı aşmamak üzere ve bu madde hükümleri çerçevesinde, statüleri ve kurumları dikkate alınarak ödeme yapıp yapmamaya, sözleşme ücreti ile ilişkilendirilmeksizin yapılacak el ödeme tutarını belirlemeye, ücretleri Yüksek Planlama Kurulu tarafından belirlenenler için bu 100
101 Kurul, diğerleri için Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ek ödeme tutarı damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. Bu maddenin uygulamasına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı yetkilidir." düzenlemesini öngörmüş olup; madde içeriğindeki düzenlemeden yararlanacak personel sayılı ve sınırlı olarak belirtilmiş; 406 sayılı Yasa kapsamında çalışanlar veya 406 sayılı Yasanın Ek 29. Maddesi uyarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirilen Türk Telekom personeli veya 4046 sayılı Yasanın 22. Maddesi kapsamında nakle tabi personel madde kapsamında sayılmamış; aksine bu durumdaki personelin mali hakları yönünden 406 sayılı Yasanın Ek 29 ve 4046 sayılı Yasanın 22. Maddesinde düzenlemeler öngörülmüştür. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına nakil amacıyla Devlet Personel Başkanlığına bildirim yapıldığı aşamada Türk Telekom A.Ş. Tarafından düzenlenen maaş nakil ilmühaberinde 375 sayılı KHK Ek 3. Maddesiyle getirilen mali haklardan yararlanma gereğinin tespiti konusundaki istemin, sıralanan mevzuat hükümleri çerçevesinde kabulüne olanak bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar vermek gerekmiştir şeklindeki gerekçe ile davanın reddine karar vermiş ve verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2012/13596 K:2014/17609 sayılı kararında; görev kamu düzenindendir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuk kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal hakları belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davacının HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır şeklindeki gerekçe ile hükmün bozulmasına karar vermiştir. İZMİR 1. İŞ MAHKEMESİ: tarih ve E:2014/486 K:2014/766 sayılı kararında; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyarak davanın yargı yolu caiz olmadığından davanın reddine karar vermiştir. Görevsizlik kararının davacı vekilince temyizi üzerine; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin gün ve E:2014/37321 K:2014/40725 sayılı ilamıyla karar onanmış ve onama sonrası karar kesinleşmiştir. Davacı vekili idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğunu ileri sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge tazminatını alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir. 101
102 1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 102
103 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde sözleşmeli personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle İzmir 1. İş Mahkemesi nin gün E:2014/486 K:2014/766 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 103
104 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İş Mahkemesi nin gün E:2014/486 K:2014/766 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 15-ESAS NO : 2015/302 KARAR NO : 2015/319 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/8. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı : M.K. Vekilleri : Av. M.Ç.B., Av. J.I.B. Davalı : İstanbul Valiliği K A R A R O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı halde araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HE seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/8. maddesi uyarınca TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/559, K:2014/559 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/256, K:2014/1662 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak 104
105 davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/8. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlıklı 48. maddesinin altıncı fıkrasında, (Değişik:8/1/ /3 md) Uyuşturucu ve keyif verici maddeleri alarak araç kullananlara, eylemi başka bir suç oluştursa bile ayrıca, altı ay hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır ve sürücü belgeleri süresiz olarak geri alınır denilmekte iken, madde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edilen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi beş yıl süreyle geri alınır. Bu kişiler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır. şeklinde, önceki altıncı fıkra yerine yeniden düzenleme yapılarak sekizinci fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık 105
106 iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan 106
107 olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/559, K:2014/559 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 16-ESAS NO : 2015/309 KARAR NO : 2015/325 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : G. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. N.D. Davalı : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. A.K. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 34.. plakalı aracın tarihinde Beykoz Göksu Mahallesi Otağtepe Caddesi üzerinde seyir halinde iken davalı belediyenin yapmış olduğu yol çalışması sonrasında yolun düzeltilmemesi, bozuk olması, yol üzerinde herhangi bir güvenlik önleminin alınmaması ve logar kapağının yol seviyesinden oldukça yüksekte olması nedeniyle aracın alt kısmının logar kapağına çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 9.590,65 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.590,65 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. 107
108 İstanbul 18.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/100, K:2014/70 sayı ile özetle; davada iddia edilen zararın idarenin eylem ve işlemlerinden doğduğu, davanın hizmet kusuru iddiasına dayalı olduğu ve çözüm yerinin idari yargı olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 4.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1025, K:2014/1171 sayılı kararı ile özetle; 2918 Sayılı Kanunda kamu kurum ve kuruluşlarına verilen görevlerin ya da yüklenen sorumlulukların ilgili idare tarafından gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle meydana gelen trafik kazası neticesi ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle açılacak davaların adli yargı mercilerinde çözüme kavuşturulacağından bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz başvurusu üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü Kurul gün ve E:2014/23358, K:2014/26368 sayılı ilamı ile özetle; davalı idare vekilinin itirazının reddine, kararın onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davanın, trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen maddi zararın rücuen tazmini istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu 108
109 yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, İstanbul 18.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2014/100, K:2014/70 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. 109
110 Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15.Daire E.2013/7688, K.2013/7397, E.2013/14339, K.2014/182 vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 110
111 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 17-ESAS NO : 2015/314 KARAR NO : 2015/330 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca, soruşturma konusu eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek Cumhuriyet savcısı tarafından verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ş.Ç. Vekilleri : Av. A.D., Av. Y.D. Davalı : Adalet Bakanlığı, İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü O L A Y : İstanbul Kaçakçılık İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza Müdürlüğü nce yapılan soruşturma sırasında, Ambarlı Gümrük Müdürlüğü nce T.-A. İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi unvanlı firma adına tescilli /AN tarih ve sayılı Antrepo Beyannamesi muhteviyatı eşyaların alıcısı T.A. İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi unvanlı firmanın ortağı ve imza yetkilisi Ş.Ç.ile E.Ç.ve Gümrük Müşaviri olarak çalışan Yusuf Onan hakkında, İkiel Gıda Pazarlama Tekstil İnşaat Taahhüt Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine ait A kod numaralı A tipi genel antrepoda bulunan serbest dolaşımda olmayan,( Ambarlı Gümrük Müdürlüğü nce tescilli /AN tarih ve sayılı Antrepo Beyannamesi muhteviyatı eşyaları), gümrük işlemine tabi tutmaksızın Türkiye ye ithal ettiklerinden bahisle, yapılan ihbar üzerine, eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek, davacı ve isimleri yukarıda belirtilen kişiler adına, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosu nun, gün ve Kabahat Defteri No:2011/845, Karar No:2011/2113 sayılı kararı ile, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 3.maddesinin sekizinci ve 4.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı ,58 TL idari para cezası verilmiştir. Davacı vekili, idari yaptırım kararının kaldırılması istemiyle adli yargı yerine başvuruda bulunmuştur. BÜYÜKÇEKMECE 1.SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2011/1501 sayı ile; 5607 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile kaçakçılık fiiline ilişkin kabahatlerin 4458 sayılı Gümrük Kanunu nun 235. maddesi ile yeniden düzenlendiği ve bu Kanunda başvuru yolunun idare mahkemesi olarak gösterildiği gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz Büyükçekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2013/2181, K:2014/622 sayı ile, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nda idari para cezalarına karşı idari yargı yerinin görevli olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı ve idari para cezasının 5607 sayılı Kanun uyarınca cumhuriyet savcısı tarafından verildiği açıklanarak, davanın görüm ve çözüm görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: 111
112 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 3. maddesinin sekizinci ve 4.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Kanun un Suçlar ve Kabahatler başlığı altında düzenlenen 3. maddesinin sekizinci fıkrasında, Antrepo veya geçici depolama yerlerindeki serbest dolaşımda bulunmayan eşyayı, gümrük idaresinin izni olmadan kısmen veya tamamen çıkaran veya değiştiren kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir, 4.maddesinin ikinci fıkrasında, Bu Kanunda tanımlanan suçların ve kabahatlerin, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır, Yetkili merciler başlığı altında düzenlenen 17. maddesinin birinci fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı, 14 üncü madde hükümlerine göre mülkiyetin kamuya geçirilmesine ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza mahkemesi yetkilidir. Bu kararlara karşı, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir denilmekte iken; Kanunun 3. maddesinin başlığı Kaçakçılık suçları, maddenin sekizinci fıkrası ise, İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeden çıkaran kişi fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır şeklinde gün ve 6455 sayılı Kanunun 54. maddesi ile yeniden düzenlenmiş, daha sonra tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 89 uncu maddesiyle, sekizinci fıkrada yer alan altı aydan iki yıla ibaresi bir yıldan üç yıla şeklinde değiştirilmiş; 4.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve kabahatlerin ibareleri, gün ve 6455 sayılı Kanunun 55. maddesiyle madde metninden çıkarılmış, aynı Kanunun 66. maddesiyle 17. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin ikinci fıkrasında ise, Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulü 5252 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükmüne göre yapılır hükmü yer almıştır sayılı Gümrük Kanunu nun 235.maddesinde, Teminat alınmış olsa bile, gümrük işlemlerine başlanmadan veya bu işlemler bitirilip gümrük idaresinin izni alınmadan antrepolardan veya gümrük idaresince eşya konulmasına izin verilen yerlerden kısmen veya tamamen eşya çıkarılması halinde,çıkarılan eşyanın ithalat veya ihracat vergilerinin yanı sıra,bu vergilerin üç katı para cezası alınır denilmekte iken, madde; 1. Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda; a) Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle ithalinin yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrük vergilerinin alınmasının yanı sıra, gümrüklenmiş değerinin dört katı idari para cezası verilir. 112
113 b) (a) bendindeki eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına otuz bin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına altı yüz Türk Lirası olarak hesaplanır ve eşya yurtdışı edilir. c) Eşyanın ithali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrük vergilerinin yanı sıra, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. d) (c) bendindeki eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına sekiz bin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına iki yüz Türk Lirası olarak hesaplanır ve eşya yurtdışı edilir. 2. İhracat rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya kontrol sonucunda; a) Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle ihracının yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. b) Eşyanın ihracı, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrüklenmiş değeri kadar idari para cezası verilir. 3. Yolcuların, gümrük mevzuatına göre kişisel ve hediyelik eşya kapsamı dışında olup beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ya da başkasına ait olduğu halde kendi eşyasıymış gibi gösterdikleri eşyanın gümrük vergileri iki kat olarak alınır ve eşya sahibine teslim edilir. Gümrük vergileri ödenmediği takdirde, eşya gümrüğe terk edilmiş sayılır. 4. Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen eşyaya el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve eşya 177 ila 180 inci madde hükümlerine göre tasfiyeye tabi tutulur. 5. Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen ve transit rejim beyanında bulunulan serbest dolaşımda olmayan eşyanın, beyan edilenden belirgin bir şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde, farklı çıkan eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir şeklinde 28/3/2013 gün ve 6455 sayılı Kanun un 12 maddesi ile yeniden düzenlenmek suretiyle, 5607 sayılı Kanun da kaçakçılık fiillerine ilişkin kabahatlerle ilgili düzenlemeler tamamen ortadan kaldırılmış, 4458 sayılı Kanun ile kaçakçılık fiillerine ilişkin kabahatler yeniden düzenlenmiştir. Bu Kanun un İtirazlar başlığı altında düzenlenen 242.maddesinde ise, 1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir. 2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir. 3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır. 4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvuru-labilir hükmü yer almıştır gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi başlığını taşıyan 23. maddesinde ise, (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir denilmiş; aynı Kanun un Başvuru yolu başlığı altında düzenlenen 27. maddesinin altıncı fıkrasında, Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idari yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir ; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun un, Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul başlığı altında düzenlenen 9. maddesinde ise,.. (3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, İstanbul Kaçakçılık İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza Müdürlüğü nce, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca davacı Ş.Ç.hakkında yapılan soruşturma sırasında, soruşturma konusu antrepo veya geçici depodaki serbest dolaşımda bulunmayan eşyayı izinsiz olarak çıkarmak veya değiştirmek eylemi hakkında bir karar verilmesi için, soruşturma dosyasının Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosuna gönderildiği ve Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosunca, eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek idari para cezasını 113
114 gerektirdiği nedeniyle, davacının 5607 sayılı Kanun un 3. maddesi sekizinci fıkrası uyarınca idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygula-nacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, 5607 sayılı Kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesi ve yapılan soruşturma sırasında soruşturma konusunun suç olmayıp, kabahat olduğu değerlendirilerek, 5326 sayılı Kanun uyarınca Cumhuriyet Savcısı tarafından davacıya verilen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu ve Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümlerinin dikkate alınacağı, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca ve aynı maddenin altıncı fıkrasında, soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idari yaptırım kararına karşı başvurunun da bu itiraz merciinde inceleneceği açıkça belirtildiğinden, 5607 sayılı Kanun un gün ve 6455 sayılı Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulünün 5252 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükmüne göre yapılacağı düzenlendiğinden, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Büyükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Büyükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2011/1501 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 18-ESAS NO : 2015/347 KARAR NO : 2015/337 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R 114
115 Davacı : L. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. G.D. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.A.M. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 07. plakalı aracın tarihinde Antalya dan Kemer istikametine doğru seyir halinde iken Altan Ayağ Tünelinin 75.metresinde yolun sağında bulunan dikdörtgen biçimindeki logar kapağına ve logar çukuruna aracının sağ arka tekerlek kısmının çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen 302,12 TL zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %100 kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 302,00 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/521, K:2014/56 sayı ile özetle; davada çözüm yerinin idari yargı olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Antalya 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/564, K:2014/611 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde çözüme kavuşturulacağından bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş olup, bu karara karşı yapılan itiraz başvurusu üzerine Antalya Bölge İdare Mahkemesi gün, E:2014/2858, K:2015/459 sayılı karar ile itirazın reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davanın, trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen maddi zararın rücuen tazmini istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu 115
116 inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2013/521, K:2014/56 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 116
117 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya 117
118 görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 19-ESAS NO : 2015/350 KARAR NO : 2015/340 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Y.T. : Av. M.T., Av. A.K. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, 34 plaka sayılı araç sürücüsü davacı hakkında, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, gün ve HE seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca 2.078,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 13. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/75 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiğinden, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/217, K:2014/1785 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: 118
119 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer 119
120 kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. 120
121 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul Anadolu 13. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul Anadolu 13. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/75 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 20-ESAS NO : 2015/351 KARAR NO : 2015/341 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 121
122 K A R A R Davacı Vekili Davalı : R.K. : Av. M.Ş. : Ünye Kaymakamlığı, Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliği O L A Y : Ünye Kaymakamlığı Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, 52.. plaka sayılı araç sürücüsü davacı hakkında, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, gün ve GZ seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca 2.078,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ORDU İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/110, K:2014/1170 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesin-leşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ÜNYE SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/590 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiğinden, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; 122
123 Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu 123
124 Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği 124
125 üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ünye Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ünye Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/590 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * IV-2247 SAYILI KANUN UN 19. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU İLK DERECE MAHKEME) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/166 KARAR NO : 2015/272 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Sulama beyan sözleşmesi gereğince sulama kullanım bedelini yatıran davacının, tarlalarına su verilmemesi nedeniyle meydana gelen zarar ile ödediği sulama kullanım bedelinin faiziyle birlikte geri verilmesi istemiyle davalı sulama birliğine karşı açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : B.U. Vekilleri : Av. M.T. & Av. M.A.Ü. Davalı : Kayacık Sulama Birliği Vekilleri : Av. C.T. (Adli Yargıda) Av. E.K. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Kilis İli, Elbeyli İlçesi, Merkez 326, 327, 328 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, 2011 yılı Mayıs ayında mısır ektiğini, davacının mısır ekmeden önce davalı birlik başkanı ile su vereceği konusunda garanti ve taahhüt aldığını, bu hususta tarihinde alacağı su için birliği 3.000,00 TL para yatırdığını, ancak davalı birliğin verdiği taahhüdü yerine getirmediğini ve ödemiş olduğu parayı da alamadığını, ektiği mısırların tamamının çimlenmediğini, bu konuda tespit yaptırdığını toplam zararın ,00 TL olarak tespit edildiğini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. GAZİANTEP 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/705 K:2013/490 sayılı kararında; Dava konusu edilen tazminata konu olayın davalı birliğin kusurlarından kaynaklandığının iddia edildiği, bu durumda davalı kurumun aleyhine açılan davanın idari yargının görevine girdiği ve davaya bakma görevinin idari yargıya ait olduğu, davaya İdari Yargı Mahkemesinde bakılması gerektiği ve İdare Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla şeklindeki gerekçe ile dava konusu ihtilafın İdare Mahkemesinin görev alanına girdiğinden dava dilekçesinin görev yönünden reddine, mahkemenin görevsizliğine karar vermiş, verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. GAZİANTEP 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1736 sayılı gönderme kararında; davacı ile davalı idare arasındaki uyuşmazlığın; genel hükümlere tabi katılım payı alacağından ve su kullanım hizmet bedelinden kaynaklandığı, idare hukuku kuralları içerisinde alınmış bir karar yada eylemden kaynaklanmadığı dolaysıyla özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan davalarda da davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı yerleri olduğu şeklindeki gerekçe ile, 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının adli yargı dosyası ile birlikte 125
126 Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilene kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sulama beyan sözleşmesi gereğince sulama kullanım bedelini yatıran davacının, tarlalarına su verilmemesi nedeniyle meydana gelen zarar ile ödediği sulama kullanım bedelinin faiziyle birlikte geri verilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa nın 168. maddesinde; Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir. denilmek suretiyle devletin doğal kaynakların aranması ve işletilmesi hakkını kanunla belli esaslar ve süreler için gerçek ve tüzel kişilere devredilebileceği kabul edilmiştir tarih 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un Umumi hükümler başlıklı 1. maddesinde; (Değişik: 11/10/ KHK - 662/49 md.) Bu Kanunun amacı; yerüstü ve yeraltı sularının zararlarını önlemek ve/veya bunlardan çeşitli yönlerden faydalanmak maksadıyla bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere; Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, merkezi Ankara da bulunan özel bütçeli bir kuruluş olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir Vazife ve salahiyetleri başlıklı 2. Maddesinde; Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün vazife ve salahiyetleri şunlardır: a) Taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek; b) Sulama tesislerini kurmak, sulama sahalarında mevcut parsellerin tamamını veya aksamını gösterir harita ve planları yapmak veya yaptırmak ve icabı halinde kadastrosunu yaptırmak g) Yukarıdaki fıkralarda yazılı tesislerin (Çalıştırma, bakım ve onarım dahil) işletmelerini sağlamak; h) Yukarıdaki fıkralarda yazılı işlerle ilgili olmak üzere rasat, tecrübe, istatistik, araştırma ve her türlü istikşaf işlerini yapmak ve k) Umum Müdürlüğün yaptığı veya devraldığı tesislerden işletmelerini bizzat deruhte etmediklerinin işlemelerini sağlamak üzere işletmeler kurmak ya doğrudan doğruya veyahut da işletmeler marifetiyle ortaklıklar teşkil etmek ve lüzumu halinde tesisleri hakiki ve hükmi şahıslara devretmek üzere Vekalete teklifte bulunmak; şeklinde düzenlenmiştir. DSİ Genel Müdürlüğü nün görev ve yetkileri kapsamında çıkarılan, sulama birliklerine ilişkin tarih 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu nun Amaç ve kapsam başlıklı 1. maddesinde; (1) Bu Kanunun amacı; ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla umumi sulardan faydalanmak üzere Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerini gayelerine uygun şekilde kullanmak, işletmek, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün onayını almak suretiyle işlettirmek, bu tesislerin bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunu yürütmek, tesisi geliştirmeye yönelik yeni projeler yapmak, yaptırmak veya tesisi yenilemekle görevli sulama birliklerinin kuruluşu, organlar ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. (2) Sulama birlikleri kamu tüzel kişiliğine sahip olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir. Tanımlar başlıklı 2. maddesinde; i) Su kullanıcısı: Görev alanında sulama yapan veya yapacak olan gerçek ya da tüzel kişiyi, j) Su kullanım hizmet bedeli: Su kullanıcılarına suyun ulaştırılması, birliğin tüzel kişilik kazanmasından önce görev alanı içinde açılmış olan yeraltı suyu kuyuları ile yapılanlar da dâhil olmak 126
127 üzere sulamadan dönen fazla suyun uzaklaştırılması, birliğin sorumluluğundaki sulama tesisinin mütemmim cüzü olan servis yolları için birlikçe yapılan yönetim, bakım ve onarım, yatırım geri ödeme, finansman, personel, mal ve hizmet alım ve enerji kullanım giderleri gibi her türlü gideri karşılayacak şekilde birlik meclisince belirlenen ve su kullanıcılarından tahsil edilen tutarı, Birliğin görev alanı ve çalışma konuları başlıklı 3. maddesinde ; b) Katılım payını, su kullanım hizmet bedelini ve uygulanan cezaları tahsil etmek Alacakların tahsili başlıklı 13. maddesinde; (1) Birlikler, 11 inci maddenin birinci fıkrasında yer alan gelirlerini, birlik ana statüsünde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak tahsil eder. (2) Birlikler 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre alacaklarının tahsili yoluna başvurur. Mevcut birlikler başlıklı Geçici 1. maddesinde; (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 26/5/2005 tarihli ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununa göre kurulmuş olan sulama birlikleri onsekiz ay içinde durumlarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorundadır. Aksi takdirde bu birliklerin tüzel kişiliği kendiliğinden sona erer ve bu birlikler valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında; defterdarlık, tarım il müdürlüğü, DSİ bölge müdürlüğü ve il mahalli idareler müdürlüğü yetkililerinden oluşan tasfiye komisyonu tarafından en geç iki ay içinde tasfiye edilir. Birliğin tüm hak, alacak, borç ve 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olmayan personeli ile birliğe ait taşınır ve taşınmazlar bu Kanuna istinaden kurulan yeni birliğe devrolunur. hükümleri düzenlenmiştir. Dava dosyaları kapsamında yapılan incelemede; davalı Kayacık Sulama Birliği nin 5355 sayılı Mahalli İdare Kanunu kapsamında Gaziantep İli Oğuzeli İlçesi ne bağlı, Asmacık, Aşağıyeniyapan, Caybeyi, Demirkonak, Ermiş ve Üçadamlar köyleri olmak üzere 6 köyden oluşan Sulama Birliği olarak 14 Mart 2006 tarihli sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulduğu, DSİ XX. Bölge Müdürlüğü tarafından inşa edilmekte olan Kayacık Sulama Tesisi nin işletme, bakım ve yönetim sorumluluğunun, 6200 sayılı Kanunun 2. Maddesinin ( k) fıkrası uyarınca Kayacık Sulama Birliği ne tarihli devir sözleşmesi ile devredildiği, tarihli 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu nun yürürlüğe girmesi ile Çerçeve Ana Statüye uygun olarak hazırlanan Kayacık Sulama Birliği Ana Statüsü tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdiği; Ana Statünün 58. maddesinde de, birlik hizmetlerinden faydalanmak isteyenlerin, birlik ile sözleşme imzalamalarının zorunlu olduğunun açıklandığı anlaşılmaktadır. Davacı B.U.tarafından imzalanan ve tarihli Sulama Beyan Sözleşmesi ile sulamanın hangi esaslar dahilinde yapılacağı belirlenmiş; ayrıca davacı tarafından verilen tarihli dilekçe ile de söz konusu sulama işlemlerinden doğacak zararlardan Kayacık Sulama Birliği ve Devlet Su İşleri Müdürlüklerini sorumlu tutmayacağına ilişkin taahhüt de bulunulmuştur. Davacı, Kilis İli, Elbeyli İlçesi, Merkez 326,327 ve 328 parsel sayılı taşınmazlarına 2011 yılı Mayıs ayında mısır ekmiş ve tarihinde alacağı su için birliğe 3.000,00 TL ödeme yapmasına rağmen tarlalarına su verilmediği gibi ödediği paranın da kendisine iade edilmediğini, gerekli sulamanın yapılamaması nedeniyle mısırların çimlenmediğini iddia ederek meydana gelen toplam ,00 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle dava açmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; davalı konumunda bulunan Kayacık Sulama Birliği nin kanun gereği kurulan kamu tüzel kişiliği olduğu ve yürütmesi gereken hizmeti gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle meydana geldiği iddia edilen zararın giderilmesi amacıyla davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davalı Kayacık Sulama Birliği, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri doğrultusunda, ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla kamu tüzel kişiliğine haiz kanunla kurulmuş bir kamu kuruluşudur. Böyle olmakla birlikte, bu kuruluşun kişilere sağladığı hizmete ilişkin işlemlerinin yargısal denetimini yapacak yargı düzenini belirleyebilmek için, işlemin özel hukuk ilişkilerinden veya kamusal yetkilerin kullanılmasından doğup doğmadığına bakmak gerekir. Sulama işi, bir kamu hizmeti niteliğini taşımakta ise de; Kayacık Sulama Birliği bu hizmeti, ilgili yasaların belirlediği ilkeler ve özel hukuk kurallarına göre yürütmek durumundadır. Su kullanım bedelinin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil iki taraf arasında yapılan sözleşmeye dayanmaktadır. Nitekim, ödemelerin yapılmaması durumunda davalı alacağını, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre değil, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil etmektedir. Taraflar arasında düzenlenen Sulama Beyan Sözleşmesi, daha çok tip sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı söz konusudur. Ancak bu durum, idare ile kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla tip sözleşmeler yoluyla ve kişilerin katılımı ile gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi günlü, E:1984/9, K:1985/4 sayılı kararında, karayollarından, köprülerden alınan geçiş parası, su, elektrik, havagazı, demiryolları, hava yolları, kimi 127
128 hastane ücretleri gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan ve tesislerin bakımını, idamesini ve yeni yatırımlar yapılmasını sağlamak için yapılan ödemeleri, belirli kamu hizmetleri karşılığında kişilerden alınan, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden ayrı kabul etmiştir. Tüm bu açıklamalara göre, ortada davacı ile davalı birlik arasında yapılmış bir sulama beyan sözleşmesine dayalı olarak ortaya çıkan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre çözümlenesi gerekeceğinden, davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Gaziantep 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/705 K:2013/490 sayılı kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep 2. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/705 K:2013/490 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/260 KARAR NO : 2015/279 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacıların müşterek maliki oldukları taşınmazların nüfus kayıtlarında soy isimlerinin GÜNEŞ, baba isimlerinin ise HACİ olduğu halde, taşınmazların tapu kayıtlarında soy isimlerinin geçmediği, baba adlarının ise 13 nolu parselde Hüseyin, 10,11 ve 15 nolu parsellerde Osman olarak geçtiği, ayrıca bu parsellerde Suriye uyruklu oldukları belirtilmiş ise de, kendisinin ve müşterek maliklerinin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları belirtilerek, adı geçen parsellerde baba adlarının HACİ, soy isimlerinin GÜNEŞ olarak düzeltilmesine, Suriye uyruklu oldukları yönündeki şerhin de iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : İ.G. (Adli Yargıda) F.A. (İdari Yargıda - Vasi) Vekili : Av. A.K. Davalılar : 1- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Vekili : Av. G.A. (Adli Yargıda) 2- Maliye Bakanlığını temsilen Nusaybin Mal Müdürlüğü Vekili : Av. M.V.A. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili İ.G. in Mardin İli, Nusaybin İlçesi, Tepealtı köyünde bulunan 10, 11, 13 ve 15 nolu parsellere müşterek malik olduğunu, nüfus kayıtlarında müvekkilinin soy isminin G., baba isminin ise H. olduğu halde, parsel numaraları belirtilen taşınmazların tapu kayıtlarında müvekkilinin soy isminin geçmediğini, baba adının ise 13 nolu parselde H., 10,11 ve 15 nolu parsellerde ise O. olarak geçtiğini, ayrıca müvekkilinin bu parsellerde Suriye uyruklu olduğu belirtilmiş ise de, kendisinin ve müşterek maliklerinin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını belirterek, davanın kabulü ile adı geçen parsellerde müvekkilinin baba adının H., soy isminin G. olarak düzeltilmesine, Suriye uyruklu olduğu yönündeki şerhin de iptaline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Nusaybin Sulh Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2003/161, K:2004/35 sayı ile özetle; davaya konu taşınmazlara ilişkin olarak isim düzeltme talebinin kabulüne, buna karşın, taşınmazlardaki A., A. ve H. nin Suriye uyruklu olduğu yönündeki şerhin kaldırılmasına yönelik talebinin reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 14.Hukuk Dairesi gün ve E:2004/8925, K:2005/566 sayılı ilamı ile özetle; 1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere dosya içeriğine ve mahkeme kararı gerekçesine göre davacının tüm, davalı Hazine nin diğer itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir. 128
129 2-Davalı Hazine nin 10,11,13 ve 15 parsel sayılı taşınmazlardaki davacı İsmail Güneş in Suriye uyruklu olduğuna ilişkin şerhin kaldırılmasına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Suriye uyruklu olan özel ve tüzelkişilerin Türkiye de bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile bütün hak ve menfaatlerine tarih ve 1062 sayılı kanun hükümleri uyarınca el konulmuştur. Daha sonra değişik tarihlerde bu kanunun uygulaması ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu kararları ve yönetmelikler çıkartılmıştır. Gerek 1062 sayılı Kanun ve gerekse bu kanun uyarınca Hazine nin el koyduğu malların idaresi hakkındaki yönetmelikler kamu düzeni amaçlıdır. Çünkü bütün bu uygulamaların nedeni Suriye Hükümeti nin Türk Vatandaşlarının mülkiyet haklarını kısıtlayan tutumu karşısında Türkiye nin misilleme tedbiri alması zorunluluğudur. Gerek el konma işlemi ve gerekse el konulan malların idaresi hakkındaki yönetmelikler gereğince yapılan tüm tasarrufların bir idari karara dayandığı ortadadır. Hal böyle olunca davacının bir kısım tapu kayıtlarındaki Suriye Uyruklu şerhinin kaldırılmasını isteyeceği yer genel mahkemeler değil İdari Yargı yeridir. Mahkemece bu olgu gözetilerek şerhin kaldırılmasına ilişkin davacı talebinin reddi yerine, bu bölüm istemde hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2.bent uyarınca hükmün davalı Hazine yararına BOZULMASINA, karar vermiştir. Nusaybin Sulh Hukuk Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2005/58, K:2005/223 sayılı kararı ile özetle; tapu kayıtlarındaki Suriye uyruklu şerhin kaldırılması talebini inceleme yerinin idari yargı yeri olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez Mardin İli, Nusaybin İlçesi, Tepealtı köyünde kain 10,11,13 ve 15 parsel sayılı taşınmazlardaki müvekkili İ.G.ile murisleri A., A. ve H. nin Suriye uyruklu oldukları yönündeki şerhlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Diyarbakır 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2006/1344, K:2006/2103 sayı ile özetle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun maddeleri uyarınca bu davada yetkili mahkemenin Mardin İdare Mahkemesi olduğunu belirterek davanın yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili Mardin İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu aşamadan sonra dosya Mardin İdare Mahkemesinin 2010/700 Esas sırasına kaydedilmiştir. Davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev itirazında bulunmuştur. Mardin İdare Mahkemesi: gün, E:2007/518 sayı ile özetle davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı idare vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: Davacı İ.G. in, bir kısım taşınmazlar üzerindeki Suriye uyruklu ibaresinin kaldırılmasını istemesi karşısında, uyuşmazlık konusunun, tapu kaydının dayanağı olan idari işlemlerin iptaline yönelik olduğunun kabulü ile açılan davanın görüm ve çözümü idari yargının görev alanına girmektedir. demek suretiyle 2247 sayılı Kanunun 10 ve 13 maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Bu aşamadan sonra Mardin İdare Mahkemesi gün, E:2007/518, K:2010/265 sayılı kararı ile, davacı İ.G. in tarihinde öldüğünden bahisle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir. Müteveffa davacının mirasçısı F.A. in davayı yenileme dilekçesine istinaden Mardin İdare Mahkemesi nin E:2010/700 numaralı dosyası ile dava yeniden görülmeye başlamıştır. Mardin İdare Mahkemesi: gün ve E:2010/700, K:2011/242 sayı ile özetle; 1934 yılından bu yana Türk Vatandaşı olduğu açık olan davacının miras bırakanı İ.G. in Tepealtı köyünde bulunan 10,11,13 ve 15 parsel sayılı taşınmazlarının tarihinde oluşturulan tapu kayıtlarında Suriye Uyrukludur şeklindeki şerhte hukuka uygunluk bulunmamakta, A., A. ve H. nin aynı şekilde Suriye Uyruklu olduğuna ilişkin şerhte ise hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacının miras bırakanı İsmail Güneş in Tepealtı köyünde bulunan 10,11,13 ve 15 parsel sayılı taşınmazlarının tarihinde oluşturulan tapu kayıtlarında Suriye Uyrukludur şeklindeki şerhin iptaline, Ali, Abbas ve Hasine bakımından ise davanın reddine, şeklinde karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 10. Dairesi gün ve E:2011/7696, K:2012/872 sayılı ilamı ile özetle; dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerden, adı geçen kişilerin hangi ülkenin uyrukluğunda bulunduğunun tespiti mümkün olmadığından, İdare Mahkemesince, Maliye Bakanlığı da hasım mevkiine alınarak ve adı geçen kişiler hakkında soy tespitine ilişkin adli yargıda açılan dava bulunup bulunmadığı ve açılan dava varsa sonucu, İsmail Güneş in Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçtiği belirtilen 1934 yılından önce bu kişi ve murisleri hakkında anılan taşınmazlara ilişkin 129
130 şerh bulunup bulunmadığı ve taşınmazların evveliyat kayıtları ile taşınmazla ilgili yapılan kadastro çalışmalarına ilişkin tüm bilgiler ve Nusaybin Kadastro Mahkemesinin gün ve E:1967/34, K:2004/2 sayılı kararının Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesinin gün ve E:005/13099, K:2005/12255 sayılı kararıyla bozulması üzerine verilen kararın da araştırılması suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle; eksik incelemeye dayalı İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiş olup, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Danıştay 10. Dairesi gün ve E:2012/6743, K:2014/1775 sayılı ilamı ile davalı idare vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir. Mardin İdare Mahkemesi: Danıştay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/1975 sayılı kararı ile özetle; 13 Nolu Parsel Yönünden Yapılan İncelemede; Nusaybin İlçesi, Tepealtı Köyü 13 Nolu parsel için düzenlenen kadastro tutanağına (tespitine) karşı Nusaybin Kadastro Mahkemesinin E. 1976/2 sayılı esasında açılan davada anılan Mahkemenin tarihli, E.1976/2, K1998/16 sayılı kararı ile 13 nolu parselde yapılan tespitin, dayanak tapu kayıtlarına ve diğer tespitlere uyduğu bu nedenle itirazın ve davanın reddine, tespit maliklerinden Hüseyin çocukları Ali, Abbas ve İsmail'in tespit tutanağında Suriye vatandaşı olarak gözüktüğünden 1062 Sayılı Yasa gereğince Ali, Abbas ve İsmail'e ait hisselere devletçe el konulmasına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin tarihli, E. 1999/3189, K. 1999/3249 sayılı kararı ile anılan Mahkeme kararının onandığı ve akabinde kesinleştiği görülmekte olup, 13. parsele ilişkin olarak konulan şerhin Kadastro Mahkemesi tarafından konulduğu bu nedenle bu şerhin kaldırılmasının İdare Mahkemelerinin görev alanında olmadığı anlaşılmaktadır. 10, 11 ve 15 Nolu Parsel Yönünden Yapılan incelemede; Nusaybin Tapu Müdürlüğünün tarihli, 1602 sayılı yazılarından ve ilgili parsellere ilişkin kadastro tutanaklarının incelenmesinden; Nusaybin İlçesi, Tepealtı Köyü 10, 11 ve 15 Nolu parseller için düzenlenen kadastro tutanağının düzenlenmesi sırasında Ali, Abbas, Haşine ve İsmail Güneş'in Suriye uyrukluğu olarak tutanağa geçirildiği ve bu kadastro tutanaklarının kesinleştiği, kesinleşen tutanaklara istinaden düzenlenen tapu kayıtlarında da ilgililerin Suriye vatandaşı olmaları nedeniyle ilgili şerhlerin konulduğu görülmekte olup, uyuşmazlığın temelini kadastro tutanaklarının oluşturduğu, bu tutanaklarda yer alan hususlara karşı ancak adli yargı mercilerinde dava açılabileceği, her ne kadar kadastro tutanakları idari bir işlem olsa da gerek Tapu Kanunu ve gerekse Kadastro Kanunu hükümleri uyarınca bu tür uyuşmazlıkların adli yargı mercilerinde görüleceğinin açık olduğu bu nedenle kadastro tutanakları uyarınca konulan bu şerhlerin kaldırılması istemiyle yapılan başvuruların reddine ilişkin işlemlere karşı da ancak adli yargı mercilerinde açılması gerekmekte olup, bu tür davaların idare Mahkemelerinin görev alanına girmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı tarafından "Tapuda Mardin ili, Nusaybin ilçesi, Tepealtı Köyünde kayıtlı bulunan 10, 11, 13 ve 15 parsel sayılı taşınmalardaki İ.G.ile murisleri bulunduğu Ali, Abbas ve Hasine'nin Suriye uyruklu oldukları yönündeki şerhlerin iptali istemiyle açılan iş bu davanın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerine ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Olayda, anılan uyuşmazlıkla ilgili Nusaybin Sulh Mahkemesinin 16, gün ve E.2005/58, K2005/223 sayılı görevsizlik kararının temyiz edilmeksizin, kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından; görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru zorunluluğu doğmuştur. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için iş bu dava dosyasının, Nusaybin Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2005/58 esas sayılı dava dosyasıyla birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra 130
131 GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Adli yargı yerinde ilk davasını açtığı sırada sağ olan ve bilahare da vefat eden davacı İsmail Güneş in, Mardin İli, Nusaybin İlçesi, Tepealtı köyünde bulunan 10, 11, 13 ve 15 nolu parsellere müşterek malik olduğunu, nüfus kayıtlarında soy isminin GÜNEŞ, baba isminin ise HACİ olduğu halde, parsel numaraları belirtilen taşınmazların tapu kayıtlarında bu soy isminin geçmediğini, baba adının ise 13 nolu parselde Hüseyin, 10,11 ve 15 nolu parsellerde ise Osman olarak geçtiğini, ayrıca bu parsellerde Suriye uyruklu olduğu belirtilmiş ise de, kendisinin ve müşterek maliklerinin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını belirterek, davanın kabulü ile adı geçen parsellerde baba adının HACİ, soy isminin GÜNEŞ olarak tashihi; Suriye uyruklu olduğu yönündeki şerhin de iptali istemiyle uyuşmazlığa konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davaya konu edilen taşınmazlar bakımından dosya kapsamında yapılan incelemede; Mardin İli, Nusaybin İlçesi, Tepealtı Köyü 13 Nolu parsel için düzenlenen kadastro tutanağına (tespitine) karşı açılan davada Nusaybin Kadastro Mahkemesi nin tarihli, E:1976/2, K:1998/16 sayılı kararı ile 13 nolu parselde yapılan tespitin, dayanak tapu kayıtlarına ve diğer tespitlere uyduğu bu nedenle itirazın ve davanın reddine, tespit maliklerinden Hüseyin çocukları Ali, Abbas ve İsmail'in tespit tutanağında Suriye vatandaşı olarak gözükmesi nedeniyle 1062 Sayılı Yasa gereğince Ali, Abbas ve İsmail'e ait hisselere devletçe el konulmasına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin tarihli, E.1999/3189, K.1999/3249 sayılı kararı ile anılan Mahkeme kararının onandığı ve akabinde kesinleştiği görülmekte olup, 13. parsele ilişkin olarak konulan şerhin Kadastro Mahkemesi tarafından verilen kararın kesinleşmesi üzerine konulduğu anlaşılmıştır. 10, 11 ve 15 parsel sayılı taşınmazlar bakımından; Nusaybin Tapu Müdürlüğünün tarihli, 1602 sayılı yazılarından ve ilgili parsellere ilişkin kadastro tutanaklarının incelenmesinden; Nusaybin İlçesi, Tepealtı Köyü 10, 11 ve 15 Nolu parseller için düzenlenen kadastro tutanağının düzenlenmesi sırasında Ali, Abbas, Haşine ve İsmail Güneş'in Suriye uyruğunda olduklarının tutanağa geçirildiği ve bu kadastro tutanaklarının itiraz edilmeksizin kesinleştiği, kesinleşen tutanaklara istinaden düzenlenen tapu kayıtlarında da ilgililerin Suriye vatandaşı olmaları nedeniyle ilgili şerhlerin konulduğu görülmekte olup, uyuşmazlığın temelini kadastro tutanaklarının oluşturduğu anlaşılmıştır Sayılı Kadastro Kanununun 9. maddesinde; "Kadastro tutanağı düzenlendikten sonra kadastro ekibi çalışma alanında işlerini bitirinceye kadar tespitlere itiraz edilebilir. İtiraz, kadastro teknisyenliğine veya kadastro müdürlüğüne yapılır. Bu durumda itirazla ilgili tutanak veya ekleri en geç on gün içinde kadastro komisyonuna intikal ettirilir. İtiraz sadece uygulanan belgelerin geçerliliği hakkında yapılabilir. Bir belgeye dayanmayan itirazlar incelenmez. İtiraz edenin ilan süresi içinde dava açma hakkı saklıdır." hükmü, 10. maddesinde "Komisyon kendisine intikal eden işlerle itirazlı tutanakları, intikal tarihinden itibaren en geç bir ay içinde veya gerekçe gösterilmek suretiyle kadastro ekibinin çalışma alanındaki faaliyetleri sona erinceye kadar incelemek zorundadır. Bu incelemeler sonucunda eski tutanağın yerine kaim olmak üzere hak sahibini belirleyici yeni bir tutanak düzenlenir. Gerektiğinde bilirkişilerin ve muhtarın bilgilerinden yararlanılabilir. Belgeye karşı şahit dinlenmez. Komisyon, tam üye sayısı ile toplanarak oy çokluğu ile tespit yapar, sonuç askı ilanı ile ilgililere duyurur. Aynı kuvvet ve mahiyetteki belgelerin uygulanmasında sonuca varılamayan veya çözümü kanunlarla mahkemelerin takdirine bırakılan konular, kadastro komisyonu tarafından gerekçe gösterilmek suretiyle tutanak ve ekleri ile birlikte kadastro mahkemesine devredilir." hükmü, 24.maddesinde; Genel mahkemelere ait olup da bu Kanunun uygulanması ile ilgili dava ve işlere belirlenen usul ve esaslara göre bakmak üzere her kadastro bölgesinde tek hakimli ve Asliye Mahkemesi sıfatını haiz yeter sayıda kadastro mahkemesi kurulur. Bu mahkeme hakimleri 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümlerine tabidir." hükmü, 25. maddesinde "Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir..." hükmü, 26. maddesinde "A) 10 uncu maddeye göre kadastro komisyonu tarafından gönderilen tutanaklara ait davaları, B) 11 inci maddede belirtilen askı ilanı içinde açılan davaları, C) Mahalli hukuk Mahkemelerinden 27 nci madde uyarınca Kadastro Mahkemesine devredilen dava ve dosyaları, D) Kadastro Mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tesbitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları inceler ve karara bağlar." hükmü düzenleme altına alınmıştır. Belirtilen yasa hükümleri dikkate alındığında, davaya konu 10, 11, 13 ve 15 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak, kadastro tespit tutanaklarında yer alan hususlara karşı ancak adli yargı mercilerinde dava açılabileceği, bu tür uyuşmazlıkların adli yargı mercileri tarafından çözülebileceği, bu nedenle kadastro tutanakları uyarınca konulan şerhlerin kaldırılmasının da adli yargı mercilerinin görev alanına girdiği anlaşılmış olmakla birlikte, ayrıca davaya konu 13 parsele ilişkin olarak kaldırılması istenilen şerhin Kadastro Mahkemesi tarafından konulduğu anlaşılmakla, bu şerhin kaldırılmasını içeren talebin netice itibariyle bir adli yargı mercii kararının denetlenmesi anlamına geleceğinden, şerhin 131
132 kaldırılmasının idari yargı merciinin görev alanına giremeyeceği, kökeninde 1027 sayılı Kanun ve buna dayalı Bakanlar Kurulu tasarrufları bulunsa da, neticede kadastro tespiti sırasında Kadastro Komisyonları marifetiyle kesinleşen tespit işlemi ve bunu takiben tapu kayıtlarına düşülen şerhlerin artık adli yargının konusu haline dönüşmesi karşısında, idari yargının denetimi kapsamında bir idari işlemin varlığından söz edebilmeye imkan bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, davacı tarafından "Tapuda Mardin ili, Nusaybin ilçesi, Tepealtı Köyünde kayıtlı bulunan 10, 11, 13 ve 15 parsel sayılı taşınmalardaki İ.G.ile murisleri bulunduğu Ali, Abbas ve Hasine'nin Suriye uyruklu oldukları yönündeki şerhlerin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerine ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Mardin İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Nusaybin Sulh Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mardin İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Nusaybin Sulh Hukuk Mahkemesince verilen gün ve E:2005/58, K:2005/223 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/261 KARAR NO : 2015/280 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili : Av. B.O. Davalı : Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. A.E., Av. K.Ş. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde; şirketleri bünyesinde kasko sigortalı olan 34 plakalı aracın, tarihinde D-300 Karayolunda seyir halinde iken kaza yaparak maddi hasara maruz kaldığını; aracın Elazığ istikameti D Km geldiği esnada, havanın sisli ve yolun kaygan olması nedeni ile direksiyon hakimiyetini kaybettiğini, aracın yoldan çıkarak Kurudere köyü girişindeki yol kenarında bulunan beton korkuluklara çarptığını, çarpmanın etkisi ile aracın yan yatarak Kurudere köyüne savrulduğunu, yol kenarında bulunan bahçe çitlerine çarparak tavanı üzerine durduğunu, sonuç olarak yaralanmalı, maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini; kazanın oluşmasında, KTK Madde 7-a Bendi ekseninde, bakım ve onarım yükümlülüğü ile gerekli olan işaretleri ve işaretçileri koymak ve bunlara ilişkin gerekli önlemleri almak aldırmak yükümlülüğünü ihlal ettiğinden dolayı davalının %50 oranında kusurlu bulunduğunu; kaza sonrası müvekkili sigorta şirketinin, toplam olarak TL tazminat ödediğini, 6.291,00 TL sovtaj bedeli aldığını; TL olarak toplam tazminat miktarına istinaden %50 kusur üzerinden 14,104 TL TL lik meblağı ise davalı kurumdan, ödeme tarihinden İtibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte defalarca talep ettiğini ancak davalı kurumun ödeme yapmadığını; Borçlar Kanunu ile 2918 sayılı Kanunda, anılan kusurlar ile sebebiyet verdiği zararlardan araç sürücüsünün, araç sahibinin, kurum ve kuruluşların sorumlu tutulduğunu, TTK 1301 md.nin Sigortacıya ödediği tazminatı haksız fiil ile zarara sebebiyet verenlerden ve haksız fiilden sorumlu olanlardan mevcut kusur oranına göre geri alma hakkı tanıdığını ifade ederek; TL rücuen tazminatın, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Dava Ö. İnş. Yapı San Tic.Ltd.Şti. ile HMC Yapı Sanayi Tic.Ltd.Şti.ne de ihbar edilmiştir. BİNGÖL 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/477, K:2014/776 sayı ile, davanın, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olduğu; Yargıtay 17. HD tarih, 2011/2144 E. 2011/8376 K. Sayılı ilamında; "Davalılardan Belediye hakkında yolda bulunan münferit çukurlan kapatmamak ve trafik işaretleme eksikliği sebebiyle açılan davada hizmet kusuruna 132
133 dayanılmaktadır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan Belediye kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan kaynaklanan davalar idare aleyhine idari yargı yerinde tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir."; Danıştay 10.Dairesi tarih, 2011/11522 Esas- 2012/5347 Karar sayılı İlamında; " Mülkiyeti davacıya ait olan araçla yaptığı trafik kazasının, havanın yağışlı olması, yol üzerine dökülen mazot ve motor yağının etkisiyle yolun kayganlaşması nedeniyle meydana geldiği, karayolunun bakım ve onarımından sorumlu olan davalı idarenin, kendisine yasalarla verilmiş olan görevleri tam ve eksiksiz biçimde yerine getirmeyerek hizmet kusuru işlediği ileri sürülerek, maddi zararının ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, hizmetlerin kusurlu işletildiği, meydana gelen zararda hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklanmakta olup, buna göre davanın görüm ve çözümü idare mahkemelerine aittir. Adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev yönünden davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır." denildiği; uyuşmazlığın davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün hizmet kusurundan kaynaklandığı, hizmet kusurundan kaynaklanan davalarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesi uyarınca idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle; HMK 114/1-B maddesi uyarınca mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Kesinleşen bu görevsizlik kararından sonra, Bingöl 3.Asliye Hukuk Mahkemesi,: gün ve E:2014/477, K:2014/776 sayılı EK KARAR ile, ( ) Mahkememizce yapılan yargılama sonunda mahkememizin 22/10/2014 tarih, 2014/477 Esas, 2014/776 Karar sayılı kararı ile HMK'nın 114/1-B maddesi uyarınca mahkememizin görevsizliğine karar verilmiş, mahkememiz gerekçeli kararı taraflara tebliğ olunarak temyiz olunmaksızın 03/12/2014 tarihinde kesinleşmiş, kesinleşme tarihi üzerinden iki haftalık süre geçmesine rağmen taraflar dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine iliştin talepte bulunmamışlardır sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 20/1 maddesi delaletiyle HMK'nın 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: HMK'nın 150. maddesi gereğince iş bu davanın AÇILMAMIŞ SAYILMASINA; esasın bu şekilde kapatılmasına, şeklinde bir karar daha vermiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. ELAZIĞ 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/47 sayı ile, ( ) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 6099 sayılı Yasanın 14 üncü maddesiyle değişik 110 uncu maddesinde; "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." kuralına yer verilmiştir. Bilindiği üzere, söz konusu kanun hükmünün uygulanması kapsamında gerek ilk derece yargı yerleri (adli yargı-idari yargı) gerekse aynı yargı kolundaki ilk derece ve temyiz/itiraz mercileri arasında görevli yargı yerinin belirlenmesi konusunda uyuşmazlıklar ortaya çıkmış ve konu Uyuşmazlık Mahkemesi'ne intikal ettirilmiştir. Bu kapsamda Yüksek Mahkeme'ce yapılan değerlendirmede, 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinde yapılan değişiklikten sonra meydana gelen maddi hasarlı trafik kazalarından kaynaklanan davaların adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine hükmedilmiştir. (Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün tarihli, E:2012/107, K2012/134 sayılı ve tarihli, E:2012/144, K2012/224 sayılı kararlan) Uyuşmazlıkta ise; tarihinde meydana gelen maddi hasarlı kaza sonrasında davacı tarafından Bingöl 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tazminat davası açıldığı, adı geçen Mahkemece yapılan yargılama, sonucunda tarihli, E:2014/477, K:2014/776 sayılı kararla, davanın idari yargının görevine girdiği belirtilerek görev ret kararı verildiği, davacının söz konusu tazmin talebinin işbu dava dosyamız esasında yürütüldüğü görülmektedir. Öte yandan; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesinde Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. / Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir hükmü bulunmaktadır. 133
134 Yukarıda yer alan Uyuşmazlık Mahkemesi kararları kapsamında yapılan değerlendirmede; bakılmakta olan davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; görevli merciin belirlenmesi için dosyanın UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, davanın incelenmesinin Yüksek Mahkeme kararı gelinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen şekilde Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu, adli yargı yerinde, görevsizlik kararından sonra ek karar ile, 6100 sayılı Yasanın 20/1 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmekteyse de; anılan maddenin adli yargı içindeki görevsizlik veya yetkisizlik kararlarına ilişkin olduğu gözetildiğinde, verilen ek kararın hukuken kabul edilemeyeceği ve bir başka yargı kolunu işaret eden görevsizlik kararını ortadan kaldırmayacağı; bunun dışında dosyada usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, karayolunda meydana gelen tek taraflı trafik kazasında sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın bir kısmının davalı idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7.maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. 134
135 (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirkete kasko sigortalı olan aracın, tarihinde D-300 Karayolunda seyir halinde iken Elazığ istikameti D Km geldiği esnada, havanın sisli ve yolun kaygan olması nedeni ile sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği, aracın yoldan çıkarak Kurudere köyü girişindeki yol kenarında bulunan beton korkuluklara çarptığı, çarpmanın etkisi ile aracın yan yatarak Kurudere köyüne savrulduğu, yol kenarında bulunan bahçe çitlerine çarparak tavanı üzerine durduğu, yaralanmalı, maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kazanın oluşumunda, davalı idarenin, ilgili mevzuatta yer alan gerekli önlemleri almadığı ileri sürülerek; uğranılan maddi zarara karşılık TL rücuen tazminatın ödenmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve 135
136 çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Elazığ 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Bingöl 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen gün ve E:2014/477, K:2014/776 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Bingöl 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/477, K:2014/776 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımın yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür..." hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamım veya bir hükmünü iptal 136
137 ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı. T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır! Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/262 KARAR NO : 2015/281 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R DavacI Vekili Davalı Vekili : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi : Av. B.C. : Elazığ Belediye Başkanlığı : Av. T.E. 137
138 O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde müvekkili sigorta şirketi tarafından kasko sigortalı 06.. plaka sayılı aracın Elazığ Merkez Genaral Eşref Bitlis Caddesini takiben Tofaş kavşağı istikametinde seyir halindeyken, davalı belediyeye ait rögar kapağına çarpması sonucu, oluşan zararın müvekkili şirket tarafından zarar görene ödendiğini, kazanın meydana gelmesinde davalı belediyenin kusuru olduğunu, davalı idarenin müvekkilinin zararını karşılamadığını belirterek, 2.684,26 TL nin davalıya başvuru tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Elazığ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/90, K:2014/213 sayı ile, zararın meydana gelmesinde davalının kusurlu olup olmadığının tespitinin gerektiği, adli tıp kurumu raporuna göre davalı belediyenin %75 oranında kusurlu olduğu, davalının kusuru nedeniyle zarar görene davacı sigorta şirketi tarafından ödenen miktardan davalının sorumlu olmasının gerektiği, davalının %75 oranındaki kusur oranın da dikkate alınarak Adli Tıp Kurumunca belirlenen 2.640,00 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, fazla talebin reddine karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi: gün ve E:2014/12684, K:2014/10598 sayı ile, somut olayın davacı vekilinin, yol seviyesinde olmayan rögar kapağına çarpması sonucu meydana geldiğini, davalı belediyenin yolun gerekli bakım ve onarımını yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunu ileri sürerek davalının hizmet kusuruna dayandığını, bu durumda Mahkemenin, davaya bakma görevinin idari yargıya ait olduğundan yargı yolu bakımından görevsizliğine ve dava dilekçesinin reddine karar vermesi gerekirken hüküm kurulmasının doğru görülmediği, bu nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermiştir. ELAZIĞ 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/557, K:2014/718 sayı ile, bozma ilamına uyarak, olayın yol seviyesinde olmayan rögar kapağının çarpması sonucu meydana geldiği, davalı belediyenin kendi hudutları içerisinde bulunan yolun gerekli bakım ve onarımını yapmaması nedeniyle kusurluğu olduğu gerekçesiyle davanın açıldığı, kamu hizmeti görmekle yükümlü olan davalı belediyenin bu kusurunun hizmet sırasında verdiği zararlardan dolayı anlaşmazlığın çözüm yerinin mahkemelerinin değil idare mahkemelerinin olduğu gerekçesiyle, yargı yolu caiz bulunmadığından davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istem ile idari yargı yerinde dava açmıştır. ELAZIĞ 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/178 sayı ile, dava konusu uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun uygulanmasına ilişkin bir tazminat davası olduğu, anılan Kanunun 110. maddesi uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesiyle adli yargının görev alanına giren davanın 2577 sayılı Yasa nın 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca görev yönünden reddi gerektiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyası örneğinin Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiştir. 138
139 Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; Şirkete sigortalı vasıtanın geçirdiği trafik kazası neticesinde hasarlandığı, bahis konusu olay neticesinde vasıtada maddi hasarın meydana geldiği; tespit edilen hasar bedelinin sigortalı vasıta sahibine ödendiği, olayın meydana gelişinde davalı idarenin yol kusurunun tespit edildiği, meydana gelen hasar nedeniyle sigortalısına tazminat ödeyen şirketin kusur nispetine göre faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 139
140 Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu dolayısıyla, Elazığ 1. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Elazığ 3.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Elazığ 1. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Elazığ 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/557, K:2014/718 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/263 KARAR NO : 2015/282 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : B.G. : Marmaris Kaymakamlığı O L A Y : Marmaris Bölge Trafik İstasyon Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GK seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. DATÇA SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/52, K:2014/52 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası, Datça Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve 2014/52 D.İş sayılı yazısı ile Muğla İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Muğla 2. İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/1066 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması 140
141 sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile 141
142 yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı 142
143 Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Datça Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Datça Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/52, K:2014/52 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/265 KARAR NO : 2015/284 * * * 143
144 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : R.G. : Av. Ü.E. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GV seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 20. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/695, K:2013/695 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1650 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca dava dosyasının incelenmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiş, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, her ne kadar dava dosyası ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ise de, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu görüldüğünden ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, idari para cezası yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 144
145 BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; 145
146 a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 146
147 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle İstanbul 5. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 20. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 5. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 20. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/695, K:2013/695 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/266 KARAR NO : 2015/285 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasa nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasına ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3.maddesi ve aynı Kanun un 27. maddesinin sekizinci fıkrası hükmü bir arada değerlendirildiğinde İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A. Tur. ve Personel Taş. Otom. ve Gıd. Mad. Paz. San. Tic. Ltd. Şti. : Av. S.V. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Sivil Ekipler Amirliğince yapılan incelemede, 34 plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi Metin Meşe 147
148 adına gün ve GO seri-sıra numaralı, araç sahibi davacı şirket adına gün ve GO seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanaklara istinaden düzenlenen tarih ve sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır. Davacı vekili, gün ve GO seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1984, K:2012/2353 sayı ile; sehven davanın gün ve GO seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açıldığını belirterek, 2918 sayılı Kanun ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, açılan davada idari yargının görev alanına giren bir durumun olmaması nedeniyle, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 21. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/246, sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine ve görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiş, dava dosyası, bu Mahkemenin kapatılması nedeniyle devredildiği İstanbul Anadolu 4.Sulh Ceza Hakimliğince, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, 148
149 görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, adli yargı yerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için dava dosyasının re sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Kanun un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, (Ek fıkra: 31/5/ /3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir hükmü yer almış iken, Anayasa Mahkemesi gün ve E:2014/52 sayı ile, fıkrada yer alan araç sahibine ibaresi ile Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir cümlesinin araç sahibi yönünden iptaline karar vermiş, ancak karar henüz yayımlanmamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala 149
150 bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce de, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği, dosya içinde bulunan İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 2012/1742 esas sayılı dosyasının incelen-mesinden anlaşılmıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak aracın geçici olarak trafikten men edilmesi kararı da verildiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasına karşı açılacak davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul Anadolu 21. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile, İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul Anadolu 21. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İstanbul 5. İdare Mahkemesinin gün ve E:2012/1984, K:2012/2353 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/268 KARAR NO : 2015/287 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan 150
151 değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : E.Ö. Vekilleri : Av. S.Ö.A., Av. K.Ö.M., Av. Y.D. Davalı : Eskişehir Valiliği O L A Y : Eskişehir Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve GY seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekilleri, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır. ESKİŞEHİR 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/1306 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekilleri bu kez, sürücü belgesinin iadesi istemiyle ayrı bir dilekçe ile, idari para cezasının iptali ve sürücü belgesinin iadesi istemiyle de ayrı bir dava dilekçesi ile idari yargı yerinde dava açmışlar, Mahkemece ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesine ve yargılamanın Mahkemenin 2014/1035 esas sayısı üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1035 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır. 151
152 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. 152
153 Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri 153
154 alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/1306 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/270 KARAR NO : 2015/289 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasa nın Ek 2/3. maddesi uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Ç. Lojistik Haf. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. : Av. Y.Ş. : Bursa Valiliği O L A Y : Bursa Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, 16. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı şirket adına gün ve GJ seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.950,00 TL idari para 154
155 cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır. Davacı vekili, idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2012/893, K:2012/1066 sayıyla; 2918 sayılı Kanun da idari para cezası ile aracın trafikten men edilmesine ilişkin karara karşı başvuru yolu gösterilmediğinden 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BURSA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2012/1399, K:2012/1399 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine ve dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. 155
156 Olayda, adli yargı yerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için dava dosyasının re sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, (Ek fıkra: 31/5/ /3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir hükmü yer almış iken, Anayasa Mahkemesi gün ve E:2014/52 sayı ile, fıkrada yer alan araç sahibine ibaresi ile Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir cümlesinin araç sahibi yönünden iptaline karar vermiş, ancak karar henüz yayımlanmamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Uyuşmazlığın, motorlu aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kısmına gelince: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için, aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin karar, 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca incelendiğinde, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu, 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde aracın geçici olarak trafikten men edilmesi hususunun sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için kara nakil aracının trafikten alıkonulmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; aracın altmış gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır. Buna göre, 2918 sayılı Yasa nın Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının çözüm yerinin adli yargı, aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin işlemin çözüm yerinin idari yargı olması dikkate alındığında: 156
157 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (aracın geçici olarak trafikten men edilmesi) da verildiği ve birlikte dava konusu edildikleri anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının ve aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile, Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasının gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Bursa 2. İdare Mahkemesinin gün ve E:2012/893, K:2012/1066 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 10-ESAS NO : 2015/271 KARAR NO : 2015/290 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * 157
158 ÖZET : 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle, aynı Kanun un 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : O.U. : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu O L A Y : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun gün ve 8085 sayılı kararı ile, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince günü yapılan denetimler sırasında, işletmeciliğini davacının yaptığı Zile Tekel ve Kuruyemiş unvanlı işyerinde saat 23:10 sıralarında alkollü içki satıldığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi uyarınca ,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı Kurumun gün ve sayılı yazısı ile davacıya bildirilmiştir. Davacı, idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur. KÜÇÜKÇEKMECE 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/676 sayı ile, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin onuncu fıkrası uyarınca itirazın idari yargı yerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 4. İdare Mahkemesi, davanın görüm ve çözümünde dava konusu idari işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesi nin yetkili olduğu gerekçesiyle davanın yetki yönünden reddine karar vermiş, dava dosyası Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi ne gönderilmiştir. ANKARA 13. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2238 sayı ile, dava konusu para cezasına dayanak olan 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nda, bu Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli yargı yeri belirtilmediğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun ilgili hükümleri uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 158
159 BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi uyarınca verilen ,00 TL. idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Kanun un 6. maddesinde, (Mülga: 11/1/ /5 md.;yeniden düzenleme: 24/5/ /2 md.) Alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamaz. Ancak, münhasıran alkollü içkilerin uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları ile bilimsel yayın ve faaliyetler düzenlenebilir. Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar. Açık alkollü içki satışı yapmaya ilişkin izin belgesi olan işletmelerde servis amaçlı materyallerde marka, amblem ve logo kullanılabilir. Televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilemez Alkollü içkiler, otomatik satış makineleri ile satılamaz, her nevi oyun makineleri veya farklı yöntemlerle oyun ve bahse konu edilemez. Bu ürünler basın ve yayın yoluyla tüketicilere satılamaz ve posta ile satış yöntemi kullanılarak gönderilemez. Alkollü içkiler, 22:00 ila 06:00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz.. denilmiş; Cezalar başlıklı 7. maddesinde, (Mülga: 27/3/ /37-1 md.; Yeniden düzenleme: 24/5/ /3 md.) Bu Kanunun 6 ncı maddesinin; a) Birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yasakların her birine aykırı hareket edenlere ve ilgili işletme sahiplerine, beş bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar, b) Üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarında belirtilen yasaklara aykırı hareket edenlere, on bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar, c) Yedinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar, ç) Sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki yükümlülük ve yasakları ihlal eden üretici ve ithalatçılara, yüz bin Türk Lirasından aşağı olmamak kaydıyla, bu yükümlülük ve yasaklara aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar, d) On birinci fıkrasındaki yasakları ihlal eden satıcılara, on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar, e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen, idari para cezası verilir. 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yasağa aykırı hareket edilmesi sonucunda çocuğun sağlığının tehlikeye sokulması hâlinde, fail hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Sağlık için tehlikeli madde temini başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezaya hükmolunur. Bu maddenin (a), (ç) ve (e) bentlerinde belirtilen idari para cezalarını vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, televizyon ve radyolara uygulanacak idari para cezalarını vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, diğer bentlerde yer alan idari para cezalarını vermeye mahalli mülki amir yetkilidir. Birinci fıkranın (ç) bendinde tanımlanan kabahatin konusunu oluşturan ürünlerin ayrıca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararı vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilidir. hükmü yer almış; 4733 sayılı Kanun un Cezai hükümler başlıklı 8. maddesinde ise, (Değişik: 3/4/ /3 md.) Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütün işleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanol ya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran ve işletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ile tesislerinde izin verilen kategori dışında faaliyette bulunanlara da aynı ceza verilir. (Mülga ikinci fıkra: 28/3/ /31 md.) (Mülga üçüncü fıkra: 28/3/ /31 md.) (Mülga dördüncü fıkra: 28/3/ /31 md.) 159
160 Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere aşağıda yazılı idarî yaptırımlar uygulanır: (..) k) Tütün mamulleri veya alkollü içkilerin tüketicilere satışını; internet, televizyon, faks ve telefon gibi elektronik ticaret araçları ya da posta ile sipariş yöntemi kullanarak yapmak üzere satış sistemi kuran veya faaliyette bulunanlara yirmi bin Yeni Türk Lirasından yüz bin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (Ek ikinci cümle: 13/2/ /175 md.) Satışın internet ortamında yapılması halinde, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda öngörülen usullere göre erişimin engellenmesine karar verilir ve bu karar hakkında da anılan Kanun hükümleri uygulanır. ( ) denilmiş; onuncu fıkrası ve devamında ise; Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz. İdarî yaptırımlara ilişkin olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.(..) hükmü yer almıştır. Olayda, davanın, saat 23:10 dan sonra alkollü içki sattığı ileri sürülerek verilen idari para cezasının iptaline ilişkin olarak açıldığı, bu eylemin 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasıyla yasaklandığı, ne tutarda idari para cezası verileceğinin ise, 4733 sayılı Kanun un 8. maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde düzenlendiği, bu durumda davaya konu idari para cezasına dayanak olan Kanun un 4250 sayılı Kanun olduğu ve 4250 sayılı Kanun da da idari para cezalarına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemenin yer almadığı anlaşılmıştır. Öte yandan; gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu uyarınca verildiği ve 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4250 sayılı Kanun da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahke-menin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 13. İdare Mahkemesi nce yapılan başvurunun kabulü ile, Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13. İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 160
161 gün ve D.İş:2014/676 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 11-ESAS NO : 2015/273 KARAR NO : 2015/292 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili : Av. B.O. Davalı : Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. D.Ç.I. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından kasko sigortalı olan E.K. ın sevk ve idaresinde bulunan plakalı aracın tarihinde Erzincan İli Hacı Bektaşi Veli Caddesi üzerinde iken sürücüsü tespit edilemeyen 42. plakalı araç ile çarpışması neticesinde maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazasının meydana geldiğini, trafik kaza tespit tutanağına göre kazanın oluşumunda yolun yapımından ve bakımından sorumlu olan davalı kurumun % 100 olarak sorumlu olduğunu, kaza sonrası davacı sigorta şirketinin sigortalı aracın hasar bedeli olarak ,22 TL ödediğini, ödenen miktarın davalı kurumdan ödeme tarihinden itibaren mevduata işleyecek olan en yüksek avans faizi ile birlikte talep edilmesine rağmen, davalı kurumun kusurunu kabul etmediğini ve ödeme yapmadığını belirterek ,00 TL rücuen tazminatın ödeme tarihiden itibaren mevduata işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. ERZİNCAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/721 K:2015/4 sayılı kararında özetle; davalının, yasa ile kendisine verilmiş bulunan görevi yerine getirmediği ileri sürüldüğü iddiasıyla hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ERZURUM 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/73 sayılı gönderme kararında özetle; dava konusu uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun uygulanmasına ilişkin bir tazminat davası olduğu, anılan Kanunun 110. maddesi uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesiyle adli yargının görev alanına giren davanın görev yönünden reddi gerektiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır. 161
162 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyaların incelenmesinden; tarihinde, davacı şirket tarafından sigortalanan E.K. ın sevk ve idaresinde bulunan 61 plakalı aracın, Erzincan İli Hacı Bektaşi Veli Caddesi üzerinde seyir halinde iken kaza yapması nedeniyle davacı şirket tarafından ödenen ,00 TL nin, kazanın davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle gerçekleştiğinden bahisle ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve 162
163 mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Erzurum 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Erzincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/721 K:2015/4 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE, Erzincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/721 K:2015/4 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımım yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi, eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin- Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. 163
164 Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T. C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmümde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 12-ESAS NO : 2015/274 KARAR NO : 2015/293 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 164
165 K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : B.A. : Av. K.Ç. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. E.İ. O L A Y : Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı daha sonra tarihinde, Kars Valiliği emrine atanmıştır. Davacı vekili, davacının da aralarında olduğu müvekkillerine ilişkin olarak; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik her bir müvekkil için TL ödenmeyen denge tazminatı (40+40) ve enflasyon farkı alacağının davalıdan temerrüt faizi ile hükmen tahsiline; müvekkillerinin maaş nakil belgelerinin yasal artışlar uygulanarak yeniden tespit edilmesine karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Mahkeme her davacı yönünden davaların ayrılmasına karar vermiştir. KARS 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): gün ve E:2013/255, K:2013/637 sayı ile, davanın safahatına yer verdikten sonra aynen; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Başkanlığının 2013/28520 Esas 2013/18942 Karar nolu ilamı ile, "Uyuşmazlık 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı kurumda kapsam dışı sözleşme ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun Ek. 29. maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm sebebi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 3. maddesi ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta normatif dayanaklar 406 sayılı Kanun'un Ek. 29. maddesi, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 3. maddesi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek. II cetveli ve bu kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1, sayılı tebliğ yanında taraflar arasındaki sözleşme hükümleridir. 406 sayılı Kanun'un Ek 29. maddesinin hükmüne göre 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak sözleşmeli personel ve kapsam dışı personel statüsünde çalışanlar hakkında, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasında, Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki unvanları esas alınarak Yönetim Kurulunca tarihi itibarıyla bu unvana göre belirlenmiş olan ücret ve diğer malî haklarına bu tarihten Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak bildirim Tarihine kadar geçen süre içinde kamu görevlilerine yapılacak artış oran ve miktarları uygulanmak suretiyle bulunacak tutar dikkate alınır. Kapsam dışı personelden Devlet Personel Başkanlığına bildirilenlerin tarihi itibarıyla unvanlarına göre ücretinin belirlenmemiş olması durumunda, benzer görevlerde bulunanlar dikkate alınarak bu tarih için ücret ve diğer malî hakları tespit etmeye Yönetim Kurulu yetkilidir. Davalı ile nakle tabi kapsam dışı personel arasından imzalanan TİP 2 sözleşmenin 7. maddesindeki kurallara göre ise nakil hakkını saklı tutan çalışanın ikramiye, yardım vs gibi mali ve özlük hakları için iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel esaslarında yer alan hükümler uygulanır. Ancak ücretlerde yapılacak artış oranı, kamudaki memur maaş artış oranında olacaktır. Diğer taraftan özelleştirme uygulamaları sebebi ile nakilleri düzenleyen 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu'nun 22/5 maddesinde özelleştirme sebebiyle kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilen sözleşmeli ve iş kanunlarına tabi personelin Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına göre almakta oldukları ücret yanında, bildirim tarihi itibarı ile almakta oldukları ikramiye, ek ödeme gibi vs ek ödemelerin de sabit bir değer olarak bildirileceği hükmünü içermektedir. Gerek kanuni düzenleme ve gerekse sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunması amaçlanmıştır. Kısaca davacı kapsamdışı olarak kamuda çalışmış gibi sayılmaktadır. Danıştay İdari Dava Dairelerinin tarihli ve 2011/ sayılı kararına göre kanuni düzenleme ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda, işlevsel görevlerde bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli 165
166 sayılarak özel hukuk tüzel kişisinde çalışmalarına imkan sağlandığı, söz konusu personelin, aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam ettiği, İmtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı Kanun hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kurumlarına naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği, 406 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler bulunduğu, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bâzı kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Kanun hükümleri ile, kamu kurumlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu kabul edilmiştir. Danıştay İdari dava Dairelerinin gerekçeleri Dairemizce benimsenmiştir. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" sebebiyle aynı Kanun'un 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalıdır şeklinde bozularak mahkememize gönderilmiş olduğunu görülmekle "; Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin 2013/28520 Esas 2013/18942 Karar nolu ilamı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanununun 114/1-b maddesi uyarınca mahkememizin görevsiz olduğu kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜ M: Yukarda açıklanan nedenlerle;, Davacının davasının GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE, İdare mahkemesinin GÖREVLİLİĞİNE demek suretiyle görevsizlik kararı vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 25/11/2013 tarih, E:2013/34546, K:2013/26476 sayılı ilamı ile, yargılama giderleri yönünden düzeltilerek onanmış ve kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/88 sayı ile; ( ) telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hâzineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: 166
167 Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E: 1995/1, K: 1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumlan ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin İdari Yargı olduğu yolundaki ilke kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü:(ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü'ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu İktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekom da ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekom da çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük haklan Türk Telekom tarafından karşılanır... denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Uyuşmazlıkta; Türk Telekom A.Ş.'nin hisse devir ( ) tarihinde anılan kurumda görev yapmakta iken 406 sayılı Kanun'un Ek 29.maddesi ve 4046 sayılı Kanun'un 22.maddesi uyarınca diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığı'na bildirilen ve Kars Valiliği emrine ataması yapılan davacı tarafından, 5473 sayılı Kanun kapsamında yapılacak ek ödemelere ilişkin tarih ve 2006/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararı gereği öngörülen denge tazminatının maaşına yansıtılmaması nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve maaş nakil belgesinin yasal artışlar uygulanarak düzeltilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır sayılı Kanun'un 2.maddesinde idari dava türleri sayılmış olup, kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılmaktadır. Buna göre; uyuşmazlık konusu olay tarihi itibariyle davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir 167
168 idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, özel hukuk hükümlerine göre çözülecek uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adlı yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Uyuşmazlık Mahkemesi'nce benzer uyuşmazlıklarda emsal niteliğinde verilen tarih ve E:2011/124, K:2011/193 sayılı, tarih ve E:2010/56, K:2010/157 sayılı, tarih ve E:2014/822, K2014/844 sayılı kararlarıyla da davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğuna karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı merciilerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının önce bir örneği, daha sonra ise aslı ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacının; 5473 sayılı yasadan kaynaklanan denge tazminatının maaşına yansıtılmaması nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve maaş nakil belgesinin yasal artışlar uygulanarak düzeltilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş.,
169 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük 169
170 hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacının vekili tarafından; 5473 sayılı yasadan kaynaklanan denge tazminatının maaşına yansıtılmaması nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve maaş nakil belgesinin yasal artışlar uygulanarak düzeltilmesi istemiyle tarihinde dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Erzurum 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Kars 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin(İş Mahkemesi Sıfatıyla) verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kars 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verdiği gün ve E:2013/255, K:2013/637 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 13-ESAS NO : 2015/275 KARAR NO : 2015/294 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : M.Z.Ş. Vekili : Av. V.T. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. N.T. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı Yasanın ek 29.maddesi uyarınca başka bir kamu kurumuna nakil olduğunu, tarihine kadar aylık ücretinin davalı şirketçe ödendiğini, maaş nakil belgesinin 4046 sayılı yasanın 22.maddesi ve 406 sayılı Yasanın ek 29.maddesine uygun düzenlenmediğini belirterek; maaş 170
171 nakil ilmühaberinin yeniden tespiti ile, maaşına esas net ücretine söz konusu ek ödeme ve denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen maaş tutarına uygulanan ikramiye tutarları farkının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 40,00 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. MUŞ 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA): gün ve E:2011/821, K:2013/462 sayılı kararında özetle; davanın, idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ: gün E:2013/37672 K:2014/47 sayılı kararı ile görevsizlik kararının onanmasına karar vermiş ve verilen onama kararının ardından görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. VAN 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/270 sayılı gönderme kararında özetle; Türk Telekomdaki kamu payının %50 nin altına düşmesi nedeniyle adı geçen şirketin kamu kurumu olma niteliğini kaybetmesi nedeniyle davalı şirketin idare hukuku alanında kamu gücünü kullanarak işlem tesis edemeyeceğinden dava konusu taleplere yönelik olarak açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve 171
172 uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca 172
173 belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Van 2.İdare Mahkemesi nin başvurunun kabulü ile, Muş 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) gün ve E:2011/821 K:2013/462 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Van 2.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Muş 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) gün ve E:2011/821 K:2013/462 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 14-ESAS NO : 2015/277 KARAR NO : 2015/296 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : İdarenin, dava konusu taşınmazın ortasından zeytin ağaçları da sökülerek yol geçirilmesi suretiyle kamulaştırmasız fiili el atması iddiasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacılar : 1-A.T., 2-M.T., 3-G.E., 4-M.T. Vekili : Av. B.D. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.D. K A R A R 173
174 O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle, müvekkillerinin, Muğla İli, Milas İlçesi, Avşar Köyü Gökgöl mevkiinde bulunan 34 parsel sayılı 4200 m2 lik taşınmazın tamamının maliki olduklarını; sözkonusu taşınmazın ortasından yaklaşık 20 zeytin ağacının sökülerek Kazıklı-Bodrum yolu geçirildiğini ve taşınmaza kamulaştırma yapılmadan el atıldığını ve kullanılmaya başlandığını; müvekkillerine ise konuya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını; taşınmazın idarece yola kalbedilen bölüm haricindeki olan bölümünün zeminde zeytinlik olarak bırakıldığını ancak yol taşınmazı ikiye böldüğünden ekonomik olarak bir değer arz etmediğini ileri sürerek, taşınmaz için kamulaştırmasız el koyma karşılığının ve ayrıca taşınmazın davalıca haksız olarak kullanılmasından kaynaklanan ecrimisilin tahsilinin sağlanması, dolayısıyla taşınmazın davalı idarece yola kalbedilen bölümünün, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerinin kıyasen uygulanarak tespit edilecek değerin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere kamulaştırmasız el koyma karşılığı olan ,00 TL nin ve taşınmazın davalıca haksız olarak kullanılmasından kaynaklanan dava tarihinden geriye doğru beş yıl için 1.000,00 TL nin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı idare vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesinde, müvekkili idareye bir kusur yüklenecek olsa bile bunun bir hizmet kusuru niteliği taşıyacağı, dolayısıyla davanın adli yargı yerinde değil idari yargı yerinde açılması gerektiğini ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur. MİLAS 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/771, K:2013/799 sayı ile, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün bir kamu tüzel kişisi olduğu, kamusal kurallar çerçevesinde faaliyet göstermekte olup, eylem ve işlemlerinin de kamusal nitelikte olduğu ve kamu hizmeti kavramı içerisinde bulunduğu, dava konusu yol yapımının, davalı idarenin idari görevlerinden olduğu, kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve hizmet kusurlarından doğan zararların giderilmesinde idari yargının görevli olduğu, (2577 Sayılı Kanunun 2.md.) görev sorununun ise açıkça veya hiç ileri sürülmese de yargılamanın her aşamasında Mahkemece re sen gözetileceği, kaldı ki somut olayda, nizalı parselin bulunduğu yol güzargahının yolağı dışında olup davalı idarece herhangi bir işlem yapılmadığının, tarihli cevabi yazısından da anlaşıldığı gerekçesiyle, davada, idari yargı yerinin görevli olması sebebiyle Mahkemelerinin görevsizliği ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 18.Hukuk Dairesi: gün ve E:2014/12391, K:2014/14364 sayı ile, dosyadaki yazılar, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usule ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacılar vekili, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1399 sayı ile, idarenin dava konusu taşınmazın ortasından zeytin ağaçları da sökülerek Kazıklı-Bodrum yolunun geçirilmesi suretiyle kamulaştırmasız fiili el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün, adli yargı yerinin görevine girdiği, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün günlü ve E:2013/1384, K:2013/1586 sayılı kararının da bu yönde olduğu, bakılan dava, Milas 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen günlü ve E:2013/771, K:2013/791 sayılı görevsizlik kararından sonra açıldığından, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin zorunluluğunun doğduğu gerekçesiyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Muğla İli, Milas İlçesi, Avşar Köyü, Gökgöl Mevkiinde bulunan 34 parsel sayılı taşınmazın ortasından yaklaşık 20 zeytin ağacı sökülerek Kazıklı-Bodrum yolunun geçirildiğinden bahisle 174
175 kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan ecrimisil bedeli ile yol yapılan kısmın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır tarih 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü nün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun un, Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı; karayolları ağının kalkınma planları, ulaştırma ana planı, stratejik plan ve programlar çerçevesinde ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde ulusal düzeyde geliştirilerek yaygınlaştırılmasını; karayolları ve karayollarıyla ilgili altyapı, diğer yatırımlar ve hizmetlerin, ekonomik ve sosyal gelişmenin gereklerine uygun, diğer ulaşım sistemleri ile uyumlu, güvenli ve çevreye duyarlı bir şekilde yapılması ve/veya yaptırılması ve Karayolları Genel Müdürlüğünün çalışma usul ve esasları ile teşkilat ve görevlerine ilişkin hükümleri düzenlemektir. hükmüne; Görev ve Yetkiler başlıklı 4. Maddesinde; c) Görev alanına giren karayolu ağlarının yapımı, bakımı, onarımı ve diğer hususlar hakkında teknik nitelik ve şartları tespit etmek veya ettirmek ve gerekli şartnameleri hazırlamak( ) g) Karayollarının yapım, bakım ve onarımı ile emniyetle işlemesi için gerekli olan garaj ve atölyeleri, makine ve malzeme ambarları ile depolarını, servis ve akaryakıt tesislerini, laboratuvarlarını, deneme istasyonlarını, dinlenme yerlerini, bakım ve trafik emniyetini sağlamaya yönelik bina ve lojmanları, alıcı-verici telsiz istasyonları ile gerekli haberleşme şebekelerini, Genel Müdürlüğün görevlerini daha verimli şekilde yerine getirmesine yönelik eğitim tesisleri ile sosyal tesisleri ve diğer bütün yan tesisleri hazırlayacağı ve hazırlatacağı plan ve projelere göre yapmak, yaptırmak, donatmak, işletmek veya işlettirmek, bakım ve onarımını yapmak veya yaptırmak, kiralamak( ) hükümlerine yer verilmiştir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu; özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu nun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının, III. Bölümünde, İstimlâksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlâk Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. Bundan başka, bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet malı olmayan yerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması neticesinde meydana gelen zararların tazmini davası da başkasının malına amme teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesini gerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılır. Yapılan işlerin plan veya projeye aykırı olarak yapılması hali de idari karara aykırı bir hareket bulunması itibariyle yine idari kararın tatbiki olan bir fiil sayılamaz ve bu bakımdan bu iddia ile açılmış bir dava haksız fiilden doğan bir davadan ibaret olacaktır. Bu bentte anılan davalar, içtihadı birleştirme kararının dışında kaldıklarından kararın bunlara şümulü yoktur denilmektedir. Dosyanın incelenmesinden her ne kadar Karayolları Genel Müdürlüğü 2.Bölge Müdürlüğünün günü Mahkeme kayıtlarına giren yazısında, sözkonusu parselin üzerinde bulunduğu gözergahın yol ağlarının dışında olduğu ve idarelerince herhangi bir işlem yapılmadığının bildirildiği; keza davalı idare vekilinin günü kayda giren dilekçesinde, müvekkili kurumun dava konusu taşınmazın bulunduğu parselde herhangi bir yol yapım çalışmasının olmadığı yönünde cevap verildiği; yine Karayolları Genel Müdürlüğünün günlü dilekçesinde sözkonusu taşınmazın idarelerinin yol ağı dışında olduğu, herhangi bir el atmasının vaki olmadığı yönünde beyanda bulunulduğu görülmüş ise de; davacılar vekilinin gerek dava dilekçesinde taşınmazın ortasından yaklaşık 20 zeytin ağacının sökülerek Kazıklı-Bodrum yolu geçirildiği, gerekse dosyaya sunulan günlü dilekçede de dava konusu taşınmaza davalı idarece 1996 yılında el atıldığı ve bu konuda kendilerine hiçbir belge kayıt ve evrak gönderilmediği yolundaki ısrarlı beyan ve iddiaları gözetildiğinde ve henüz mahallinde bir keşif ve tespit yapılmadığı dikkate alındığında, bu iddiaların adli yargı yerince değerlendirilip bir sonuca bağlanması gerektiği açıktır. Açıklanan nedenlerle; İdarenin dava konusu taşınmazın ortasından zeytin ağaçları da sökülerek Kazıklı-Bodrum yolunun geçirilmesi suretiyle kamulaştırmasız fiili el atması iddiasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve 175
176 çözümünün, adli yargı yerinin görevine girmesi karşısında, Muğla 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Milas 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Milas 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2013/771, K:2013/799 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 15-ESAS NO : 2015/282 KARAR NO : 2015/299 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.M.B. : Diyarbakır Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Diyarbakır Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, 63 plaka sayılı araç sürücüsü davacı adına, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, gün ve HI seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca 2.078,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. DİYARBAKIR 3. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/502 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve dava konusu edildiği, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez davacı, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. DİYARBAKIR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/364 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari 176
177 organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu ve idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. 177
178 Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri 178
179 alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/502 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 16-ESAS NO : 2015/283 KARAR NO : 2015/300 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasa nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : S.G. : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Ekipler Amirliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Ekipler Amirliğince yapılan incelemede, 34.. plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi H.G. adına gün ve GV seri-sıra, araç sahibi davacı adına gün ve GV seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, ayrı ayrı 2.102,00 TL idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden düzenlenen tarih ve sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır. 179
180 Davacı, gün ve GV seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile adına verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/2603, K:2013/1967 sayı ile; 2918 sayılı Kanun ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, açılan davada idari yargının görev alanına giren bir durumun olmaması nedeniyle, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BAKIRKÖY 15. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/388 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı ile dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. 180
181 Olayda, adli yargı yerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için dava dosyasının re sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Kanun un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, (Ek fıkra: 31/5/ /3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir hükmü yer almış iken, Anayasa Mahkemesi gün ve E:2014/52 sayı ile, fıkrada yer alan araç sahibine ibaresi ile Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir cümlesinin araç sahibi yönünden iptaline karar vermiş, ancak karar henüz yayımlanmamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı 181
182 kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile, ayrıca aynı Mahkemece verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile, ayrıca aynı Mahkemece verilen gün ve D.İş:2014/388 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 17-ESAS NO : 2015/284 KARAR NO : 2015/301 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 47/1-a maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : D.Ç. Vekilleri : Av. H.A., Av. P.T. Davalı : Bilecik Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Bilecik Valiliği Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığı ve trafik zabıtasının uyarı ve işaretlerine uymadığından bahisle, davacı adına gün ve HI seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 47/1-a maddeleri uyarınca TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BİLECİK SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/214 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası Bilecik Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/214 sayılı yazısı ile Eskişehir 2. İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Eskişehir 2. İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/264 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: 182
183 l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 47/1-a maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar 183
184 eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmiş; Trafik işaretlerine uyma başlığı altında düzenlenen 47. maddesinde ise, Karayollarından faydalananlar aşağıdaki sıralamaya göre; a) Trafiği düzenleme ve denetimle görevli trafik zabıtası veya özel kıyafetli veya işaret taşıyan diğer yetkili kişilerin uyarı ve işaretlerine, b) Trafik ışıklarına, c) Trafik işaret levhaları, cihazları ve yer işaretlemeleri ile belirtilen veya gösterilen hususlara, d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere, Uymak zorundadırlar hükmü yer almıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık 184
185 iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan 185
186 olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bilecik Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bilecik Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/214 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 18-ESAS NO : 2015/285 KARAR NO : 2015/302 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.A. : Av. İ.H. : Eskişehir/ Mihalgazi 12. Jandarma Trafik Tim Komutanlığı O L A Y : Eskişehir/ Mihalgazi 12. Jandarma Trafik Tim Komutanlığınca yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve EF seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır. ESKİŞEHİR 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/1147 sayı ile;
187 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/21 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici 187
188 olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi 188
189 dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer 189
190 verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/1147 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 19-ESAS NO : 2015/286 KARAR NO : 2015/303 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : A.İ. : Sultandağı Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği O L A Y : Afyonkarahisar, Sultandağı Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin gün ve HB seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile davacıya birinci kez alkollü araç kullanmaktan dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ÇAY SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/169 sayı ile, Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer kararlarını emsal göstererek sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması işlemlerine karşı yapılan itirazların çözümlenmesinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı ile dava dosyasının Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası Çay Sulh Ceza Mahkemesi'nin gün ve D.İş:2014/169 sayılı yazısı ile Afyonkarahisar İdare Mahkemesine gönderilmiş, Afyonkarahisar İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/903 sayılı kararı ile, dava dosyasının görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermesi ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesi üzerine, Uyuşmazlık Mahkemesi nin gün ve E:2014/997, K:2014/1041 sayılı kararı ile, hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra, dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağından 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş, bunun üzerine Afyonkarahisar İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. AFYONKARAHİSAR İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/113 sayı ile, 2918 sayılı Kanun da gün ve 6495 sayılı Kanun un 20. maddesiyle yapılan değişiklik nedeniyle, bu Kanun uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesinin geri alınması işlemlerine karşı başvuru yolu gösterilmediğinden olayda idari yargı yerinin görev alanına giren bir davanın bulunmadığı, davanın görüm 190
191 ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: 191
192 Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. 192
193 Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 193
194 Açıklanan nedenlerle Afyonkarahisar İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Çay Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Afyonkarahisar İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Çay Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/169 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 20-ESAS NO : 2015/294 KARAR NO : 2015/311 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Vatani görevini yapmakta iken sol bacağını kaybetmesi nedeniyle 2330 sayılı Kanun gereğince malulen emekli olan davacının, sağlık kurulu raporuna dayalı sporcu koşu protezi bedelinin davalı kurumca karşılanmaması nedeni ile ödemek zorunda kaldığı ,00 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk K A R A R Davacı : V.S. Vekili : Av. A.E. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekili : Av. F.Ş.A. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;kamu personeli olmayan davacının askerliğini er olarak yaparken terör sonucu yaralandığını ve gazi olduğunu, davacıya sol diz altı ampütasyonu (diz ve diz altından bacağın kazanılmış yokluğu) tanısı konulduğunu, davacının bacağının yokluğu nedeni ile sol diz altı ampütasyonlu hastanın Aktif Yüksek Enerji Depolayan Nitro Sporcu Koşu Protezi kullanmasının uygun olacağına Sağlık Bakanlığı İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından verilen sağlık kurulu raporu ile karar verildiğini, bunun üzerine davacının Asil Ortopedi isimli firmadan protezini teslim aldığını, protez bedelinin ,00 TL olduğunu, davacının protez bedelinin tahsili sebebi ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ne müracaat ettiğini, fakat kendisine gelen tarihli yazıda hiçbir gerekçe gösterilmeden protez bedelinin ödenmesinin uygun olmadığının bildirildiğini belirterek; protez bedeli olan ,00 TL nin yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 9. İŞ MAHKEMESİ : gün ve E:2013/347 K:2014/775 sayılı kararında; Uyuşmazlık konusu olayın idari işlem ve idari eylem niteliğinde olduğu ve davanın çözüm yerinin idari yargı olduğu anlaşılmakla yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir şeklindeki gerekçe ile davanın usulden reddine karar vermiş, verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 4. İDARE MAHKEMESİ : gün E:2014/2052 sayı ile vermiş olduğu gönderme kararında; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu nun incelenmesinden, Kapsam başlıklı 2. maddesinde; bu Kanunun; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu Kanunun uygulanması bakamından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsadığı, Genel Sağlık Sigortalısı Sayılanlar başlıklı 60. maddesinin f fıkrasında, bu Kanun veya bu Kanundan önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık alan kişilerin madde kapsamında sayıldığı, Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri başlıklı 101. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin düzenlendiği ve 106. maddesinde ise; 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu nun sağlık giderlerinin ödenmesine ilişkin düzenlemenin yer aldığı geçici 139. maddesinin yürürlükten kaldırıldığı anlaşılmaktadır. 194
195 Uyuşmazlık konusu olayda, davacının kamu görevlisi olmadığı, askerlik görevini yaparken terör saldırısı sonucu gazi olduğu sabittir. Belirtilen bu durum itibarıyla, kamu görevlisi olmayan davacının protez bedelinin tazminine yönelik davanın görüm ve çözümünde yukarıda anılan 5510 sayılı Yasa hükümleri uyarınca iş mahkemesi görevli olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır şeklindeki gerekçe ile davanın adli yargının görev alanına girdiğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine karar vererek dosyayı Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, vatani görevini yapmakta iken sol bacağını kaybetmesi nedeniyle 2330 sayılı Kanun gereğince malulen emekli olan davacının, spor protez bedelinin davalı kurumca karşılanmaması nedeni ile ödemek zorunda kaldığı ,00 TL nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır. Dosyalar kapsamında yapılan incelemede; davacı Vural Solmaz ın 2001 yılında askerlik görevini yerine getirirken bacağını kaybetmesi nedeniyle 2330 sayılı Kanuna göre vazife malulü olarak T.C.Emekli Sandığı nca aylık bağlandığı, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi nin tarihli raporu ile sol dizaltı ampülasyonlusu tanısıyla, hastanın bir adet nitro sporcu koşu protezi kullanması uygundur şeklinde karar verildiği, bu karar üzerine davacı tarafından söz konusu protez için Asil Ortapedi Protez Ortez Yapım ve Uygulama Merkezi ne ,00TL ödeme yapıldığı, fatura bedelinin tahsili için SGK İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Alsancak Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi ne yapılan başvurunun reddi üzerine söz konusu fatura bedelinin faizi ile birlikte tahsili için dava açıldığı anlaşılmaktadır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 inci ve Geçici 4 üncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun 195
196 hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir. Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ve tam yargı davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından sağlık kurulu raporu ile temini gerekli görülen spor protez bedelinin tahsili için açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İzmir 4. İdare Mahkemesi nin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 21-ESAS NO : 2015/296 KARAR NO : 2015/313 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R 196
197 Davacı Vekili Davalı : E.E. : E.A. : Ankara Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Ankara Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığı ve araç muayene süresini geçirdiğinden bahisle, davacı adına gün ve GY seri-sıra sayı ile trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca, toplam olarak 991 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. SİNCAN 4. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/341, K:2014/341 sayı ile; davacı hakkında idari para cezası yanında ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz Sincan 4. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1109 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdari yargı yerince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi 197
198 başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmiş; Araçların muayenesi başlığı altında düzenlenen 34. maddesinde, Trafiğe çıkarılacak motorlu araçların teknik şartlara uyup uymadığı ekonomik yapıları da, dikkate alınmak suretiyle belirli zamanlarda muayene edilerek tespit edilir. (Ek: 17/10/ /14 md.) Bu Kanuna göre, yaptırılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortası geçerli teminat tutarları üzerinden yaptırılmamış araçlar, muayeneye alınmazlar. Motorlu araçların muayenelerinin, yönetmelikte belirtilen süreler içinde yaptırılması zorunludur. (Değişik: 25/6/ KHK-330/3 md.; Aynen kabul : 31/10/ /2 md.) Muayene süresi dolmadan kazaya karışması sonucu yetkili zabıtaca muayenesi gerekli görülenler ile üzerinde değişiklik yapılan araçların ayrıca özel muayenesi zorunludur. Bu muayeneler öncelikle yapılır. Karayollarında kullanılmakta olan araçların, teknik şartlara uyup uymadığı trafik zabıtasınca kontrol edilerek her an muayeneleri yapılabilir. (Değişik : 21/5/ /4 md.) Muayene süresi geçirilen veya sahip değiştirme hali hariç, özel muayene yaptırılması zorunlu olduğu halde yaptırılmamış araçları kullanan sürücüler, lira para cezası ile cezalandırılırlar. (Ek fıkra : 16/7/ /44 md.) Bu araçlar trafikten men edilir ve en yakın muayene istasyonuna gönderilirler. (Ek fıkra : 16/7/ /44 md.) Muayene istasyonu açma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler; muayeneleri süresi içinde yaptırılmayan veya geç yaptırılan araçlara ilişkin bilgileri, şekli ve içeriği Maliye Bakanlığınca belirlenecek bir tutanak ile en yakın trafik kuruluşuna bildirir. Trafik kuruluşuna iletilen tutanaklar hakkında bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır hükmü yer almıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer 198
199 kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. 199
200 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Ankara 9. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Sincan 4. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Sincan 4. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/341, K:2014/341 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 22-ESAS NO : 2015/297 KARAR NO : 2015/314 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliğinin 5. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. 200
201 K A R A R Davacı Vekili Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. E.Ç.Ç. : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı O L A Y : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Alt Yapı Koordinasyon Merkezi (Aykome) Şube Müdürlüğünce, davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş. adına düzenlenen gün ve sayılı işlem ile, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Yukarı Ayrancı Mahallesi, Reşat Nuri sokak 117 numara karşısında, ruhsatsız elektrik kazısı yapılarak 16,00 m. asfalt ve 2,00 m. andezit ve 2 adet andezit bordür zeminin tahrip edildiğinin tespit edildiği, Aykome Yönetmeliğinin 5. maddesi gereğince belirlenen ceza bedelinin 3.742,20 TL olduğu, anılan para cezasının 30 gün içinde ödenmesi ve çalışma yapılan alan için ruhsat alınması gerektiği, aksi halde yasal yollara başvurulacağı davacıya bildirilmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine başvuruda bulunmuştur. ANKARA 6. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/1105 sayı ile, itiraza konu cezai bedelin idari para cezası niteliğinde olmadığını belirterek, tazmini nitelikteki cezai bedel ile ilgili olarak davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz, Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 15. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/647 sayı ile, davaya konu idari para cezasının Aykome Yönetmeliğinin 5. maddesi uyarınca verildiği ve Yönetmelikte bu Yönetmelik uyarınca verilen idari para cezasına karşı başvuru yolu gösterilmediğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun ilgili hükümleri uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Aykome Yönetmeliğinin 5. maddesi uyarınca verilen para cezasının iptali istemiyle açılmıştır. Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliğinin Amaç ve Kapsam başlığı altında düzenlenen 1. maddesinde, Bu Yönetmeliğin amacı ve kapsamı; Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde Alt Yapı Koordinasyon Merkezinin sorumluluğunda olan yerlerde, Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Alt Yapı Tesisleri Ruhsat İşlemleri ve Zemin Açımı Uygulama Yönetmeliğinin esaslarına ve ruhsat şartlarına uygun olmayan ruhsatlı çalışmalar ile bildirimsiz ve ruhsatsız 201
202 kazı çalışmalarını engelleyerek alt ve üstyapıyı korumaktır., Dayanak başlıklı 2. maddesinde, Bu Yönetmelik 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 8. maddesi, 5393 sayılı Belediye kanununun 14. maddesi, 15.maddesinin b bendi, 18. maddesinin f bendi, 34. maddesinin e bendi, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 97. maddesine dayanılarak hazırlanmıştır. denilmiş; Cezalı Zemin Tahrip Ücreti başlıklı 4. maddesinde, (1) Ruhsatsız veya ruhsat şartlarına aykırı kazı yapılması halinde, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince her yıl belirlenen zemin tahrip ücretlerinin % 40 fazlası cezalı zemin tahrip ücreti olarak uygulanacaktır. (2) Ödeme bildiriminden itibaren 30 gün içerisinde ruhsatlı çalışmalar için cezalı bedel, ruhsatsız ve bildirimsiz çalışmalar için cezalı bedel ile alt yapı tesisi açım ruhsatı bedeli ilgilisinden tahsil edilir., Ruhsatsız Kazı başlıklı 5.maddesinde, (1) AYKOME Şube Müdürlüğü nce kazı sezonunda ruhsatsız çalışmanın tespiti halinde çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedeli kadar, Modifiye asfalt olan yerlerde çalışma yapılması halinde ise çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedelinin 2 (iki) katı kadar cezai bedel tahsil edilir. Ayrıca alt yapı açım tesisi ruhsatlandırılması da yapılır. (2) AYKOME Şube Müdürlüğü nce kazı sezonu dışında ruhsatsız çalışmanın tespiti halinde çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedelinin 1,5 (bir buçuk) katı kadar, Modifiye asfalt olan yerlerde çalışma yapılması halinde ise çalışma yapılan mevcut zeminin yürürlükteki cezai bedelinin 4 (dört) katı kadar cezai bedel tahsil edilir. Ayrıca alt yapı tesisi açım ruhsatlandırılması da yapılır. (3) Zemin kaplaması yapılırken AYKOME Şube Müdürlüğü ne bildirim yapılarak ön ruhsatlandırma yapılabilir. Başkanlığımızdan alınan ön ruhsat için, 10 (on) iş günü içerisinde Alt yapı Tesisi Açım Ruhsatı alınır. 10 (on) iş günü içerisinde Alt yapı Tesisi Açım Ruhsatı alınmadan gerçekleştirilen çalışmalar, ruhsatsız olarak değerlendirilir ve AYKOME Müeyyideler Yönetmeliği nin ilgili maddeleri çerçevesinde işlem yapılır. hükümleri yer almıştır. Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Yasalardan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun Alt Yapı Hizmetleri başlıklı 8. maddesinde, Büyükşehir içindeki alt yapı hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların temsilcilerinin katılacağı alt yapı koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe belediye başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Alt yapı koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır. Alt yapı koordinasyon merkezi, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar tarafından büyükşehir içinde yapılacak alt yapı yatırımları için kalkınma plânı ve yıllık programlara uygun olarak yapılacak taslak programları birleştirerek kesin program hâline getirir. Bu amaçla, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar alt yapı koordinasyon merkezinin isteyeceği coğrafî bilgi sistemleri dâhil her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar. Kesin programlarda birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından aynı anda yapılması gerekenler ortak programa alınır. Ortak programa alınan alt yapı hizmetleri için belediye ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde oluşturulacak alt yapı yatırım hesabına aktarılır. Ortak programa alınan hizmetler için kamu kurum ve kuruluş bütçelerinde yeterli ödeneğin bulunmadığının bildirilmesi durumunda, büyükşehir belediyesi veya ilgisine göre bağlı kuruluş bütçelerinden bu hizmetler için kaynak ayrılabilir. Kamu kurum ve kuruluşları alt yapı ortak yatırım hizmetleri için harcanan miktarda ödeneği, yeniden değerleme oranını da dikkate alarak ertesi yıl bütçesinde ayırır. Ayrılan bu ödenek belediye veya ilgili bağlı kuruluşunun hesabına aktarılır. Bu bedel ödenmeden ilgili kamu kurum veya kuruluşu, büyükşehir belediyesi sınırlarında yeni bir yatırım yapamaz. Ortak programa alınmayan yatırımlar için bakanlıklar, ilgili belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşları alt yapı koordinasyon merkezi tarafından belirlenen programa göre harcamalarını kendi bütçelerinden yaparlar. Koordinasyon merkezleri tarafından alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararlar, belediye ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır. Alt yapı koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İçişleri Bakanlığı, çıkarılacak bu yönetmeliğin, alt yapı yatırım hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin kısımları hakkında, Maliye Bakanlığı ve Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığının görüşünü alır. hükmüne yer verilmiş, diğer dayanak olarak gösterilen 5393 sayılı Belediye Kanununun, Belediyenin görev ve sorumlulukları başlıklı 14. maddesinde, Belediye mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla; a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu in üzerindeki belediyeler, 202
203 kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler. denilmiş, 15. maddesinin (b) bendinde Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek. Belediyenin yetkileri ve imtiyazları arasında, 18.maddesinin (f) bendinde, Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek. Belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında, 34. maddesinin (e) bendinde, Kanunlarda öngörülen cezaları vermek. Belediye encümeninin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 97. maddesinde ise, Belediyeler bu Kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediye'ye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tabidir. denilmiştir sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun ilgili maddelerine göre hazırlanan, Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliği uyarınca verilecek para cezalarına karşı yapılacak itiraz konusunda görevli yargı yerini belirleyen bir hükme, gerek Yönetmelikte gerekse anılan Kanunlarda yer verilmemiştir tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiş; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlanan, Ankara Büyükşehir Belediyesi Alt Yapı Koordinasyon Merkezi Müeyyideler Yönetmeliği ve anılan Kanunlarda görevli yargı yeri hususunda hüküm bulunmadığından, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan 203
204 davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 15. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 15. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/1105 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 23-ESAS NO : 2015/298 KARAR NO : 2015/315 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : K.Ç. : Av. A.D. : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Denetleme Ekipler Amirliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığı, sürücü belgesini yanında bulundurmadığı, araç muayene süresini geçirdiğinden bahisle, davacı adına gün ve GR seri-sıra, trafik zabıtasının uyarı ve işaretlerine uymadığından bahisle, gün ve GR seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, davacıya sırasıyla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5, 44/1-b, 34 ve 47/1-a maddeleri uyarınca, 650, 154, 72 (toplam olarak 876) ve 154 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezalarının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2012/6698, K:2012/6698 sayı ile; davacı hakkında gün ve GR seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası yanında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın bu kısmı ile ilgili olarak çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle bu eylem yönünden görevsizlik kararı, gün ve GR seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 44/1-b ve 34. maddeleri uyarınca ve gün ve GR seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı ile verilen idari para cezalarının kaldırılmasına karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve GR serisıra sayılı trafik suç tutanağının, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi ile ilgili kısmı hakkında verdiği görevsizlik ve 44/1-b ve 34. maddeleri ile ilgili kısmı hakkında bu maddeler uyarınca verilen idari para cezalarının kaldırılmasına ilişkin verdiği karardan sonra, İstanbul Valiliği Emniyet Müdürlüğünce davacı hakkında aynı olaydan dolayı gün ve GV seri-sıra sayı ile yeni bir Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 650 TL idari para cezası verildiği belirtilerek, gün ve GR seri-sıra sayılı trafik suç tutanağının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi ile ilgili kısmının, gün ve GV seri-sıra sayı ile verilen idari para cezasının ve sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali ile TL maddi, TL manevi olmak üzere TL tazminatın idareden tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Dosya içinde bulunan İstanbul Valiliği Emniyet Müdürlüğünün İdare Mahkemesine hitaben gönderdiği gün ve (31423) sayılı yazısından, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 204
205 kararından sonra dava konusu Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının tümüyle iptal edildiği, davacı hakkında aynı olayla ilgili olarak, alkollü iken araç kullandığından bahisle, gün ve GV seri-sıra sayı ile yeni bir trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 650 TL idari para cezası verildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/2243 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca dava dosyasının incelenmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiş, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, her ne kadar dava dosyası ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ise de, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu görüldüğünden ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, davacı adına önce gün ve GR seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile sonra gün ve GV seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile düzenlenerek, seri-sayı numaraları farklı iki ayrı tutanak ile verildiği ancak tek ve aynı olayla ilgili olduğu anlaşılan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen 650 TL tutarındaki idari para cezasının iptali istemiyle açılan dava yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak 205
206 uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde gö rüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu 206
207 Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. 207
208 İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle İstanbul 5. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 5. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2012/6698, K:2012/6698 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 24-ESAS NO : 2015/300 KARAR NO : 2015/317 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112.maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : Ü.S.D. : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Denetleme Ekipler Amirliği O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Ekipler Amirliğince yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HE seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700,00TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BAKIRKÖY 10. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/557, K:2014/557 sayı ile, idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası, dosyanın devredildiği Bakırköy 3. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve 2014/730 D.İş sayılı yazısı ile İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmiştir. İstanbul 3. İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/244 sayı ile, 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. 208
209 İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneği Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. 209
210 Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez. 210
211 . denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yeri nce verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle İstanbul 3. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 211
212 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/557, K:2014/557 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 25-ESAS NO : 2015/301 KARAR NO : 2015/318 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112.maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A.D. : Av. A.L.A. : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HE seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. KÜÇÜKÇEKMECE 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/204 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1367 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi 212
213 gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer 213
214 kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. 214
215 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle İstanbul 3. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/204 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 26-ESAS NO : 2015/303 KARAR NO : 2015/320 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacının sevk ve idaresinde bulunan aracın, karayolunda seyir halinde iken meydana gelen tek taraflı maddi hasarlı trafik kazasında; kazanın gerçekleşmesinde, karayollarının bakımı ve onarımından 215
216 davalı idarenin sorumlu olduğundan bahisle, uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ç.B. Vekili : Av. S.G. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü(Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü) Vekilleri : Av. Y.Ö., Av. M.Ş.A. O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tarihinde kendisine ait 61 plaka sayılı araç ile Ağrı ilinden Doğubayazıt istikametine doğru giderken D- 100 Çevre yolunun 7-32 KM+200 M sinde tek taraflı Maddi hasarlı Trafik kazası geçirdiğini; kaza tespit tutanağı içeriğinden anlaşılacağı üzere; kazaya, yolun bakımsız ve onarımsız olması nedeni ile yol üzerinde 2 metre boyunda 90 cm eninde ve 12 cm derinliğinde oluşan çukurun sebebiyet verdiğini; bu nedenle kazanın gerçekleşmesinde, karayollarının bakımı ve onarımından sorumlu olan Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumlu olduğunu; Ağrı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/28 D İş ve 2012/28 K sayılı Değişik İş Kararından anlaşılacağı üzere, müvekkilinin bu kazadan dolayı ,00 TL sı maddi zarara uğradığını, ayrıca TL sı da vekalet ücretine hükmedildiğini, TL. sı Bilirkişi Masrafı ve ,00 TL'sı dava harcı olmak üzere toplamda TL.sı Değişik İş Dosyasına ilişkin masraflarının olduğunu, böylelikle bu kazadan dolayı toplamda TL' sı zarara uğradıklarını ifade ederek; Karayolları Genel Müdürlüğünün kusurundan kaynaklı olarak meydana gelen TL' sı zararlarının Davalıdan alınarak kendilerine ödenmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Ağrı 2.Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve E:2012/419, K:2013/162 sayı ile uyuşmazlığın esasını inceleyerek davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin gün ve E:2013/12522, K:2013/14309 sayılı kararıyla, görev noktasından bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyulmuştur. AĞRI 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/260, K.2014/333 sayı ile, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü nün kamu kurumu niteliğinde olduğu, kazanın meydana geldiği karayolunun yapım, bakım ve korunmasının görevleri arasında bulunduğu; diğer yandan, bir kamu kurumu tarafından kamu yasaları uyarınca yapılmış olan yollara bakma ve o yolları kullanma yükümlülüğünün, yine kamu yasalarından doğan bir yükümlülük olduğu; o halde, anılan nitelikteki yol bakımlarının gerek yapılmasındaki, gerekse kullanılması veya konulmasındaki kusurdan doğan zararların idari işlem ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunduğu; ödetilmesi isteklerinin 11/02/1959 günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı nın II. Bendi hükmünce tam yargı davasının konusunu oluşturduğu, bu nitelikteki davaların ise idari yargı yerinde açılmasının gerektiği; tüm bu açıklamalar karşısında, tazminat istemine konu olayın, kamu hizmetinin görüldüğü bir sırada ve hizmet ile ilgili bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, İdare nin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı, İdari Yargılama Usulü Yasası nın 2/1-b maddesi gereğince İdare ye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılmasının gerektiği; görev sorununun, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden dikkate alınması gereken hususlardan olduğu gerekçesiyle; yargı yolu bakımından Mahkemeleri görevsiz olduğundan dava dilekçesinin HMK'nın 114. Maddesi gereğince usulden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle, idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/732 sayı ile, aynen; ( ) 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un "Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları" başlıklı 19.maddesinde "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükmüne yer verilmiştir sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 1.maddesinde; Kanunun amacının Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; "Kapsam" başlıklı 2.maddesinde; bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu Kanunun Karayollarında uygulanacağı, 10.maddesinde; yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini 216
217 sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, 2918 sayılı Yasa'nın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 14.maddesiyle değişik 110.maddesinde; "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" hükmüne, Geçici 21.maddesinde de; "Bu Kanunun 110.maddesinin 1.fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz." denilmiştir. Belediye aleyhine İdare Mahkemesinde açılan başka bir tazminat talepli tam yargı davasında, İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasa'nın 110.maddesinin l.fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, idare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi gün ve E:2011/124, K:2011/160 sayılı, gün ve E:2012/l 18, K:2012/170 sayılı ve gün ve E:2013/59, K:2013/68 sayılı aynı içerikli kararları ile; "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 110.maddesinin 1.fıkrasında, bu Kanun dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir, itiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise İdare Mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir. Başvurunun Mahkeme nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. kararına varmıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; tarihinde davacının sevk ve idaresinde bulunan 61 EH 809 plaka sayılı aracın Ağrı ilinden Doğubayazıt ilçesine istikametinde seyir halinde iken uğranıldığı ileri sürülen toplam ,35-TL maddi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, 2918 sayılı Yasa'nın tarihinde yürürlüğe giren 110.maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanun'un, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Uyuşmazlık Mahkemesi'nin (Hukuk Bölümü) gün ve E: 2013/762 K:2013/1083 sayılı kararı da aynı yöndedir. Açıklanan nedenlerle; adli yargının görev alanına giren davada Mahkememizin görevli olmadığına, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda uyuşmazlık mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının sevk ve idaresinde bulunan aracın, karayolunda seyir halinde iken meydana gelen tek taraflı maddi hasarlı trafik kazasında; kazanın gerçekleşmesinde, karayollarının bakımı ve 217
218 onarımından davalı idarenin sorumlu olduğundan bahisle, uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7. maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacının tarihinde kendisine ait 61 EH 809 plaka sayılı araç ile Ağrı ilinden Doğubayazıt istikametine doğru giderken D- 100 Çevre yolunun 7-32 KM+200 M sinde tek taraflı maddi hasarlı trafik kazası geçirdiği; kazaya, yolun bakımsız ve onarımsız olması nedeni ile yol üzerinde 2 metre boyunda 90 cm eninde ve 12 cm derinliğinde oluşan çukurun sebebiyet verdiği, kazanın oluşumunda, karayollarının bakımı ve onarımından sorumlu olan Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumlu bulunduğu iddia edilerek, uğranılan maddi zararın tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının 218
219 görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Erzurum 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ağrı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin, gün ve E:2014/260, K.2014/333 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ağrı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/260, K.2014/333 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onanmımn yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, * idarenin 219
220 görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nn 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nm amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları kdrar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay 220
221 kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 27-ESAS NO : 2015/305 KARAR NO : 2015/321 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca, soruşturma konusu eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek Cumhuriyet savcısı tarafından verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. Davacı : A. Plastik Boru San. A.Ş. Vekilleri : Av. E.A., Av. S.T. Davalı : Adalet Bakanlığı K A R A R O L A Y : Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğünce yapılan soruşturma sırasında, tarih ve 2002/DI-3688 Dahilde İşleme İzin Belgesi kapsamında ithali yapılan ve muafiyet kapsamından çıkartıldığı bildirilen davacı Akın Plastik Boru San. A.Ş. firması adına tescilli 15315/ , 15827/ ve 150/ sayı ve tarihli serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı PVC cinsi, dahilde işleme izin belgeleri kapsamında gümrük muafiyetli olarak ithal edilmek suretiyle yurda girişi yapılan eşyaların, muafiyet kapsamından çıkarılmalarına rağmen, süresi içerisinde gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulmaksızın ve gümrük işlemleri gerçekleştirilmeksizin serbest dolaşıma sokulduğundan bahisle yapılan ihbar üzerine, eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek, davacı şirket adına Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosu nun, gün ve Kabahat Defteri No:2012/2944, Karar No:2012/3003 sayılı kararı ile, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 3.maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca ,64TL idari para cezası verilmiştir. Davacı vekili, idari yaptırım kararının kaldırılması istemiyle adli yargı yerine başvuruda bulunmuştur. MERSİN 4. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2012/2266 sayı ile; 5607 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile kaçakçılık fiiline ilişkin kabahatlerin 4458 sayılı Gümrük Kanunu nun 235. maddesi ile yeniden düzenlendiği ve bu Kanunda başvuru yolunun idare mahkemesi olarak gösterildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. Mersin 2. İdare Mahkemesi, gün ve E:2013/764,K:2013/825 sayılı kararı ile, cumhuriyet savcısı tarafından verilen idari para cezasına karşı açılan davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay 10. Dairesi, gün ve E:2013/7522,K:2014/2568 sayılı kararı ile, uyuşmazlığı çözmekle sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığından, 2247 sayılı 221
222 Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulması gerekirken davanın görev yönünden reddine karar verilmesinin ilgili Kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir. MERSİN 2. İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/1675 sayı ile, idari para cezasının 5607 sayılı Kanun uyarınca cumhuriyet savcısı tarafından verildiği, bu durumda 5326 Kanun uyarınca sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği açıklanarak, açılan davanın görüm ve çözüm görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı yerince verilmiş görevsizlik kararı da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve gönderilen belgelerden görevsizlik kararının kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından, usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı görülmekle görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 3. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Kanun un Suçlar ve Kabahatler başlığı altında düzenlenen 3. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, Geçici ithalat, dahilde işleme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir, Yetkili merciler başlığı altında düzenlenen 17. maddesinin birinci fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı, 14 üncü madde hükümlerine göre mülkiyetin kamuya geçirilmesine ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza mahkemesi yetkilidir. Bu kararlara karşı, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir denilmekte iken; Kanunun 3. maddesinin başlığı Kaçakçılık suçları, maddenin dokuzuncu fıkrası ise, İhracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır şeklinde gün ve 6455 sayılı Kanunun 54. maddesi ile yeniden düzenlenmiş, daha sonra 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 89 uncu maddesiyle, İhracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan ibaresi İlgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da 222
223 gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren şeklinde değiştirilmiştir gün ve 6455 sayılı Kanunun 66. maddesiyle 17. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin ikinci fıkrasında ise, Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulü 5252 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükmüne göre yapılır hükmü yer almıştır sayılı Gümrük Kanunu nun 235.maddesinde, Teminat alınmış olsa bile, gümrük işlemlerine başlanmadan veya bu işlemler bitirilip gümrük idaresinin izni alınmadan antrepolardan veya gümrük idaresince eşya konulmasına izin verilen yerlerden kısmen veya tamamen eşya çıkarılması halinde,çıkarılan eşyanın ithalat veya ihracat vergilerinin yanı sıra,bu vergilerin üç katı para cezası alınır denilmekte iken, madde; 1. Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda; a) Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle ithalinin yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrük vergilerinin alınmasının yanı sıra, gümrüklenmiş değerinin dört katı idari para cezası verilir. b) (a) bendindeki eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına otuz bin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına altı yüz Türk Lirası olarak hesaplanır ve eşya yurtdışı edilir. c) Eşyanın ithali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrük vergilerinin yanı sıra, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. d) (c) bendindeki eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına sekiz bin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına iki yüz Türk Lirası olarak hesaplanır ve eşya yurtdışı edilir. 2. İhracat rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya kontrol sonucunda; a) Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle ihracının yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. b) Eşyanın ihracı, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrüklenmiş değeri kadar idari para cezası verilir. 3. Yolcuların, gümrük mevzuatına göre kişisel ve hediyelik eşya kapsamı dışında olup beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ya da başkasına ait olduğu halde kendi eşyasıymış gibi gösterdikleri eşyanın gümrük vergileri iki kat olarak alınır ve eşya sahibine teslim edilir. Gümrük vergileri ödenmediği takdirde, eşya gümrüğe terk edilmiş sayılır. 4. Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen eşyaya el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve eşya 177 ila 180 inci madde hükümlerine göre tasfiyeye tabi tutulur. 5. Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen ve transit rejim beyanında bulunulan serbest dolaşımda olmayan eşyanın, beyan edilenden belirgin bir şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde, farklı çıkan eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir şeklinde 28/3/2013 gün ve 6455 sayılı Kanun un 12. maddesi ile yeniden düzenlenmek suretiyle, 5607 sayılı Kanun da kaçakçılık fiillerine ilişkin kabahatlerle ilgili düzenlemeler tamamen ortadan kaldırılmış, 4458 sayılı Kanun ile kaçakçılık fiillerine ilişkin kabahatler yeniden düzenlenmiştir. Bu Kanun un İtirazlar başlığı altında düzenlenen 242.maddesinde ise, 1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir. 2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir. 3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır. 4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvuru-labilir hükmü yer almıştır gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi başlığını taşıyan 23. maddesinde ise, (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. 223
224 (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir denilmiş; aynı Kanun un Başvuru yolu başlığı altında düzenlenen 27. maddesinin altıncı fıkrasında, Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idari yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir ; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun un, Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul başlığı altında düzenlenen 9. maddesinde de,.. (3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğünce yapılan soruşturma sırasında, tarih ve 2002/DI-3688 Dahilde İşleme İzin Belgesi kapsamında ithali yapılan ve muafiyet kapsamından çıkartıldığı bildirilen davacı Akın Plastik Boru San. A.Ş. firması adına tescilli 15315/ , 15827/ ve 150/ sayı ve tarihli serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı PVC cinsi, dahilde işleme izin belgeleri kapsamında gümrük muafiyetli olarak ithal edilmek suretiyle yurda girişi yapılan eşyaların, muafiyet kapsamından çıkarılmalarına rağmen, süresi içerisinde gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulmaksızın ve gümrük işlemleri gerçekleştirilmeksizin serbest dolaşıma sokulduğundan bahisle yapılan ihbar üzerine, geçici ithalat, dahilde işleme ve gümrük kontrolü altında gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokmak eyleminin kabahat olduğu değerlendirilerek, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosu nca, davacının 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 3.maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca ,64TL idari para cezası ile cezalan-dırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, 5607 sayılı Kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan ilgili maddesi uyarınca, yapılan soruşturma sırasında soruşturma konusunun kabahat olduğu değerlendirilerek, 5326 sayılı Kanun gereğince, Cumhuriyet Savcısı tarafından davacıya verilen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu ve Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümlerinin dikkate alınacağı, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca ve aynı maddenin altıncı fıkrasında, soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idari yaptırım kararına karşı başvurunun da bu itiraz merciinde inceleneceği açıkça belirtildiğinden, 5607 sayılı Kanun un gün ve 6455 sayılı Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulünün 5252 sayılı Kanunun 9. maddesi 224
225 hükmüne göre yapılacağı düzenlendiğinden, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Mersin 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Mersin 4. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Mersin 4. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2012/2266 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 28-ESAS NO : 2015/306 KARAR NO : 2015/322 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacı şirket adına kayıtlı olan aracın; davalı idarenin bakım, gözetim ve onarım sorumluluğunda bulunan yoldaki çukura, ön sol lastiğinin girmesi, bu suretle tekerleğinin patlaması ve direksiyon hakimiyetini kaybederek takla atması nedenleri ile meydana gelen kaza neticesinde araçta oluşan zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S. Gıda Paz. Nak. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Adına M.M.S. Vekili : Av. B.T. (Adli Yargıda) Av. A.Y. (İdari Yargıda ) Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.S. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davaya konu 47.. plaka araçta, olay günü aracı kullanan Y.A. ın Mardin ili Kızıltepe ilçesi istikametinden Nusaybin ilçesi istikametine doğru E-90 karayolunun 11.km sinde bulunan çukura girerek direksiyon hakimiyetini kaybetmesi ile takla atması sonucu meydana gelen trafik kazası nedeni ile oluşan zarar için; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile TL nin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tazmini istemi ile tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Kızıltepe 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2013/476 Esas, 2014/439 Karar sayılı kararı ile aynen: Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü ne yöneltilen davanın, kazaları önleyici gerekli güvenlik önlemini almamak ve gerekli denetim yapmamak hukuksal nedenine dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Karayollarının yapımı, iyileştirilmesi ve bu kapsamdaki işlerin denetlenmesi Karayolları Genel Müdürlüğünün kamu hizmeti kapsamındaki görevleri arasında olup, bu görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir. Idare nin işlemi yada eylemi nedeni ile doğan zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Yasası nın 2/1-b maddesi gereğince Idare ye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden dikkate alınır. Açıklanan tüm bu nedenlerle yargı yolu bakımından mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine şeklindeki gerekçesi ile yargı yolu bakımından Mahkemelerinin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2014/22507 Esas, 2014/19029 Karar sayılı kararı ile; kararın onanmasına hükmetmiş; verilen karar davalı vekiline tarihinde, davacı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından, karar şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı gerekçelerle; fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemi ile İdari Yargı yerinde dava açmıştır. Mardin İdare Mahkemesi: gün ve 2015/483 Esas sayılı kararı ile aynen;
226 Sayılı Kanunun değişik 110. maddesi, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. Sözkonusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; 2918 sayılı Kanun'un 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110'uncu maddesi ile Anayasa Mahkemesinin aynı Kanunun hükmünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularında idare Mahkemelerinin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanun'un, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usûllerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adlî yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adlî yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un l'inci maddesi ile, "adli, idari ve asken yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili" bulunmak üzere kurulan Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) (26/02/2013 gün ve Mükerrer- sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan) 14/01/2013 gün ve E; 2013/58, K: 2013/161 sayılı kararında da, emsal bir uyuşmazlıkta adlî ve İdarî yargı arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı, yukarıda belirtilen gerekçelerle adlî yargı görevli kılınmak suretiyle giderildiği gibi en son Anayasa Mahkemesinin (27/03/2014 gün ve sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan) tarihli, E. 2013/68 ve K.2013/165 sayılı kararında da 2918 Sayılı Kanunun 110. maddesi uyarınca açılan sorumluluk davalarında adli yargı mercilerinin görevli bulunduğu yönünde karar verilmiştir. şeklindeki gerekçesi ile davanın adli yargının görev alanına girdiğini belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket adına kayıtlı plakalı aracın; Y.A. ın sevk ve idaresinde iken, tarihinde Mardin-Nusaybin karayolunun 11.km sinde oluşan bir metre uzunluğunda, 60 cm genişliğinde ve yaklaşık olarak 10 cm derinliğindeki çukura ön sol lastiğinin girmesi sonucu araç tekerleğinin patlayarak, direksiyon hakimiyetini kaybederek takla atması ile meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası nedeni ile uğranılan zararın olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun 226
227 karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacı şirkete ait olan araçta davalının üzerine düşen yol bakım ve onarım görevini ihlal etmesi nedeni ile meydana gelen kaza sonucu meydana gelen zararın olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile Kızıltepe 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nde açıldığı, davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine bu kez Mardin İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, Mardin İdare Mahkemesi nce davada adli yargının görevli olduğu belirtilerek; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi amacı ile dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma 227
228 usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Mardin İdare Mahkemesi nce yapılan başvurunun kabulü ile, Kızıltepe 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mardin İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Kızıltepe 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2013/476 Esas, 2014/439 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 29-ESAS NO : 2015/307 KARAR NO : 2015/323 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davacının eşi ile anlaşmalı boşanmalarına ilişkin Adana 7. Aile Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında kabul edilen, eş adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin adına tescil edilmesi istemi ile davalı tapu idaresine yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile taşınmazın yarı hissesinin kendi adına tescili için açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.B. : Av. C.K. : Seyhan Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğü Tapu Daireleri O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının eski eşi Ö.B. ile Adana 7. Aile Mahkemesi nin E:2014/462 K:2014/790 karar sayılı kesinleşen ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, aralarında yapılan anlaşma protokolü gereğince hükmün kesinleştiği tarihten itibaren Ö.B. adına kayıtlı Adana İli, Seyhan İlçesi Yeşilyurt Mah. No:61 Kat 5 de bulunan bağımsız bölümün yarı hissesinin S.B. adına tapuda devir ve tesciline ilişkin duruşmadaki beyanlarının onaylanması şeklinde hüküm kurulduğunu, davacının kesinleşen karar ile tapu dairesine başvurarak Ö.B. ya ait taşınmasın yarı hissenin tescilini istediğini, ancak tapu dairesinin talebini reddettiğini, tapu dairesinin açık şekilde verdiği yanıtın hukuka aykırı olduğunu, boşanma ilamında açıklandığı gibi taşınmazın davacı adına yarı hissenin devrinin gerçekleştirilmesi gerektiğinin belirterek; tapu müdürlüğünce verilen red kararın hukuka aykırılığının tespiti ile tescil talebinin kabulüne karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. ADANA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2015/5 K:2015/4 sayılı kararında; davalı bir kamu tüzel kişiliği olup kural olarak işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır. Somut olayda davalının tesis ettiği idari işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürüldüğünden tescil isteminin dayanağı olan belgeye yönelik idari işlemin yerindelik denetimi idari yargının görev alanına girdiğinden HMK 114/1-b ve 115/2 maddesi gereğince açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmiş şeklindeki gerekçe ile davanın usulden reddine karar vermiş, verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/396 sayılı gönderme kararında; Olayda, tapu kaydında devir ve tescile ilişkin başvurunun reddine yönelik işlemde başvurunun dayanağının Adana 7. Aile Mahkemesi'nce verilen kararın infazına ilişkin olup, tapu sicilinde yapılan değişikliklere ve tapu kayıtları üzerinde tescil, terkin ve tahsis gibi işlemlere ilişkin davaların görüm ve çözüm yetkisi 4721 sayılı Kanun un maddesi uyarınca adli yargı mahkemelerine ait olduğundan, davanın görüm ve çözümü adli yargının görev alanına girmektedir denilmek suretiyle 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : 228
229 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının Ö.B. ile anlaşmalı boşanmalarına ilişkin Adana 7. Aile Mahkemesi nin gün ve E:2014/462 K:2014/790 sayılı kararın hüküm fıkrasında kabul edilen, Yeşilyurt Mah Sok. Alganlar Plaza B Blok, 5. Kat 61 nolu Ö.B. adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin adına tescil edilmesi istemi ile davalı kuruma yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile taşınmazın adına tescil edilmesi istemine ilişkindir. Dosyalar kapsamında yapılan incelemelerde; Adana 7. Aile Mahkemesi nin gün ve E:2014/462 K:2014/790 kararı ile, S.B. ile Ö.B. nın anlaşmalı olarak boşanmalarına, hükmün kesinleşmesinin ardından Yeşilyurt Mah Sok. Alganlar Plaza B Blok, 5. Kat 61 nolu Ö.B. adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin S.B. adına tapuda devir ve tesciline ilişkin duruşmadaki beyanlarının onaylanmasına karar verilmiş ve kararın kesinleşmesi üzerine S.B. söz konusu mahkeme ilamına dayanarak Seyhan Tapu Müdürlüğü ne başvurmuştur. Seyhan Tapu Müdürlüğü gün sayılı kararında özetle; mahkeme ilamında Ö.B. adına kayıtlı taşınmazın yarı hissesinin S.B. adına tapuda devir ve tescile ilişkin duruşmadaki beyanlarının onaylanması şeklinde hüküm kurulduğunu, tescile yönelik olarak karar verilmediğini, ancak kayıt maliki Ö.B. nın talebi sağlanarak ½ hissenin S.B. adına resmi senet düzenlenerek satış işleminin gerçekleştirilebileceğini gerekçe göstererek yasa ve mevzuata uygun olmayan talebin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu nun 1016.maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğü nün 26. maddesi uyarınca reddine karar vermiştir. Davalı idarenin ilgili kararı üzerine, davacı vekili tarafından, ilgili kararda belirtildiği şekilde, yanlış kaydın düzeltilmesi istemi ile değil, davalı idare işleminin hukuka aykırı olması nedeni ile taşınmazın adına tesciline karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır Sayılı Türk Medeni Kanunu nun Tescil başlıklı 705. maddesinde; Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur./miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. şeklindeki düzenleme ile; mülkiyetin kazanılmasının ancak tescille mümkün olduğu belirtilmiş ve istisnai olarak mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma mülkiyetin tescilden önce kazanılabileceği öngörülmüştür. Aynı Kanun un Tescil isteme hakkı başlıklı 716. maddesinde; Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir./bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir./bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur. denilmek sureti ile tescil talebini ancak tapuda hak sahibi görünen kişinin isteyebileceği, istisnaen ise mahkeme kararı, cebri icra, işgal veya miras hakkı sahibinin doğrudan doğruya tescil talebinde bulunabileceği hükme bağlanmıştır gün ve sayılı Resmi gazetede yayınlanan tarih ve 2013/5150 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına Dayanan Tapu Sicil Tüzüğü nün 17.maddesinde; (1) Kanunî istisnalar dışında, tapu sicilinde hak sahibi olan kişiler istemde bulunabilir. Tescilden önce hak sahibi olmuş kişiler de hakkın tescili için gerekli belgeleri ibraz ederek istemde bulunabilirler./ (2) Aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutun aile konutu olduğuna dair şerhin verilmesini isteyebilir. denilmek sureti ile istemin ancak hak sahibi olan kişi tarafından yapılabileceği ortaya konulmuştur. Aynı Tüzüğün Resmi senet düzenlenmesini gerektirmeyen haller başlıklı 20. maddesinin e bendinde; Mahkeme kararına dayalı tescillerde; kesinleşmiş mahkeme kararı,, Resmi senet düzenlenmesi başlıklı 21. maddesinde ; (1) Sözleşme düzenlenmesi gereken işlemlerde resmî senet düzenlenir. hükümleri ile sözleşme düzenlenmesi gereken işlemlerde resmi senet düzenleneceği, mahkeme kararına dayalı tescillerde resmi senet düzenlenmesine gerek olmadığı açıklanmıştır. 229
230 4721 sayılı Kanun un Belgelerin tamamlanması başlıklı maddesinde; Tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir./bununla birlikte, hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hallerde, malikin rızası veya hakimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir. denilmek sureti ile tescil talebinin kabul şartları belirlenmiştir. Aynı Kanun un Sorumluluk başlıklı maddesinde de; Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur./devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder./ Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. denilmek sureti ile de tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan davaların taşınmazın bulunduğu yer adli yargı mercilerince ele alınacağı düzenlenmiştir Gün ve 6083 Sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un Teşkilat başlıklı 5. maddesinin 5. fıkrasında Genel Müdürlüğün taşra teşkilatı, bölge müdürlükleri ile bu müdürlüklere bağlı kadastro müdürlükleri ve tapu müdürlüklerinden oluşur. Kadastro müdürlükleri illerde; tapu müdürlükleri, merkez ilçe ve diğer ilçelerde kurulur. denilmek sureti ile, Tapu ve Kadastro işlemlerinin taşrada ilçe müdürlükleri aracılığıyla yerine getirileceği düzenlenmiştir. Bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge nin Tapu Müdürlükleri nin görevleri başlıklı 19. maddesinde; Yetki ve yetkilendirildiği alanlarda, mevzuat çerçevesinde taşınmaz mallara ait akitli ve akitsiz her türlü tescil, düzeltme, terkin işlemlerini yapmak, Mevzuata aykırı istemleri, Medeni Kanun ve Tapu Sicil Tüzüğünün ilgili maddeleri gereğince ret etmek, bu karara karşı ilgilisinin Bölge Müdürlüğüne itirazı halinde gerekli evrakları yedi gün içerisinde Bölge Müdürlüğüne göndermek İlçe Tapu Müdürlüklerinin görevleri arasında sayılmıştır. Yukarıda belirtilen tüm bu yasal mevzuat çerçevesinde dava konusu olay ele alındığında; davacının boşanma ilamında onaylanan anlaşma protokolüne göre boşandığı eşi üzerine kayıtlı taşınmazın yarı hissesinin adına tescil istemi ile Seyhan Tapu Müdürlüğü ne müracaat ettiği, davalı idarenin gün ve sayılı kararı ile; mahkeme kararında tescile ilişkin bir hüküm kurulmadığından ancak tapu malikinin talebi sağlanarak 1/2 hissenin davacı adına resmi senet düzenlenerek satış işlemi gerçekleştirilebileceği belirterek istemin reddedildiği ve davacının da ilgili işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek dava açtığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, Tapu Sicil Müdürlüğü, tek taraflı, kamu gücüne dayanan, tasarrufi bir işlemi ile davacının talebini reddetmiş, gerekçe olarak da; tapuda kayıtlı görülen malik ile resmi senet düzenlenerek satış işleminin sonrasında tescil işleminin yapılabileceğini belirtilmiştir. Davacının talebi incelendiğinde; talebin yanlış tutulan tapu kaydının düzeltilmesi ya da tashihine ilişkin olmadığı, davacının elindeki belgelerin tescil işlemi için yeterli olduğu kanaati ile idareye yaptığı müracaatının reddi üzerine, bu işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmesini istediği, bu noktada davanın tapuya tescil ya da tashih talebine ilişkin olmayıp, idarenin işleminin hukuka aykırılığı iddiasına dayandığı, davalı idarenin, ilgili kararının hukuka aykırılığı ileri sürüldüğüne göre, söz konusu tespitler ışığında kararın yerindeliğinin değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu değerlendirmenin de ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-a maddesi kapsamında, 6083 Sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve bu Kanun a dayalı olarak çıkarılan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı Yetki, Görev ve Sorumlulukları Hakkında 1724 numaralı ve 2012/2 sayılı Genelge çerçevesinde, 4721 sayılı Kanun ve gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Tapu Sicil Tüzüğü hükümleri dikkate alınarak idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle, Adana 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 2. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde üyelerden Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ ve Ayhan AKARSU nun KARŞI OYLARI ve ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Dava, davacının Özlem Boğa ile anlaşmalı boşanmalarına ilişkin Adana 7. Aile Mahkemesi nin gün ve E:2014/462, K:2014/790 sayılı kararının hüküm fıkrasında kabul edilen, Yeşilyurt Mahallesi, Sokak, Alganlar Plaza, B Blok, 5. Kat, 61 nolu Özlem Boğa adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin adına tescili talebiyle davalı Kuruma yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile taşınmazın adına tescil edilmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, Adana 7. Aile Mahkemesi nin gün ve E:2014/462, K:2014/790 sayılı kararı ile, Süleyman Boğa ile Özlem Boğa nın anlaşmalı olarak boşanmalarına, hükmün kesinleşmesinin ardından Yeşilyurt Mahallesi, Sokak, Alganlar Plaza, B Blok, 5. Kat, 61 nolu Özlem 230
231 Boğa adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin Süleyman Boğa adına tapuda devir ve tesciline ilişkin duruşmadaki beyanlarının onaylanmasına karar verildiği ve kararın kesinleşmesi üzerine Süleyman Boğa'nın söz konusu mahkeme ilamına dayanarak Seyhan Tapu Müdürlüğü ne başvurduğu; ancak, Seyhan Tapu Müdürlüğü'nce, gün ve sayılı işlemle özetle; mahkeme ilamında, Özlem Boğa adına kayıtlı taşınmazın yarı hissesinin Süleyman Boğa adına tapuda devir ve tesciline ilişkin duruşmadaki beyanlarının onaylanması şeklinde hüküm kurulduğu, tescile yönelik olarak karar verilmediği, ancak kayıt maliki Özlem Boğa nın talebi sağlanarak 1/4 hissenin Süleyman Boğa adına resmi senet düzenlenerek satış işleminin gerçekleştirilebileceğini belirterek yasa ve mevzuata uygun olmayan talebin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu nun maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğü nün 26. maddesi uyarınca reddine karar verildiği anlaşılmıştır sayılı Türk Medeni Kanunu nun Tescil başlıklı 705. maddesinde, Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır. ; Tescil İsteme Hakkı başlıklı 716. maddesinde, Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir. Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir... ; maddesinde, Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir. Bununla birlikte, hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin rızası veya hâkimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir. ; maddesinde ise, Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. hükmü yer almıştır. Davacı tarafından, Aile Mahkemesi nin kararı ile, Süleyman Boğa ile Özlem Boğa nın anlaşmalı olarak boşanmalarına, hükmün kesinleşmesinin ardından ihtilaf konusu Özlem Boğa adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin Süleyman Boğa adına tapuda devir ve tesciline ilişkin duruşmadaki beyanlarının onaylanmasına karar verilmesi üzerine mahkeme ilamına dayanarak Özlem Boğa adına kayıtlı bağımsız bölümün yarı hissesinin adına tescili talebiyle davalı Kuruma yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile taşınmazın adına tescil edilmesi istemiyle açılan işbu davada, davalı idare işleminin iptaline ilişkin uyuşmazlığın çözümünün, Aile Mahkemesi kararının tescil için yeterli olup olmadığının belirlenmesine bağlı bulunması ve dava dilekçesinde, davalı idare işleminin iptalinin yanısıra taşınmazın adına tescil edilmesi isteminde de bulunulması nedeniyle davaya bakmakla adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz. Üye Üye Üye Nurdane TOPUZ Alaittin Ali ÖĞÜŞ Ayhan AKARSU Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 30-ESAS NO : 2015/308 KARAR NO : 2015/324 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : H.P. Vekili : Av. E.B. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. A.D.Y. (Adli Yargıda) 231
232 O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca başka bir kamu kurumuna nakil olduğu, sonrasında maaş artışı ve ek ödemelerin lehine uygulanmadığının tespit edildiğini belirterek, maaş nakil belgesinin 4046 sayılı yasanın 22.maddesi ve 406 sayılı yasanın ek 29.maddesine uygun düzenlenmediğinden bahisle maaş nakil ilmühaberinin 40,00 TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dönemine ilişkin beş aylık ek ödeme toplamı olan 200,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18.İş Mahkemesi: gün ve E:2010/1384, K:2011/1148 sayılı kararında özetle;...davacının kapsamdışı personel yönetmeliğinin 15.maddesine aykırı bir ödeme yapıldığına dair bir itirazının olmadığı, çok uzun bir süre alınan ödemeleri ihtirazi kayıtsız aldığı, davacının statüsünü düzenleyen yönetmeliğin 85. ve 15. maddelerine göre davacıya yapılan ödemelerde bir eksiklik bulunmadığı, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin son içtihatlarının da (Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin gün, E:2009/21817, K:2009/26589) bu şekilde olduğu anlaşılmakla davacı tarafın davasının reddine karar verilmesi uygun bulunmuştur. demek suretiyle davanın reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi gün, E:2012/6170, K:2012/4856 sayılı ilamı ile özetle;...davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali haklarına ilişkin işverence alınan tüm işletmesel kararlar getirtilmeli, davacının kapsamdışı nakle tabi olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı Kanun un ek 29. ve sözleşmenin 7.maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda çalışan ve 399 sayılı KHK un ek II. cetveline tabi çalışanlara uygulanan artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı, yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı, tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak şekilde maaş nakil ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 18.İş Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2012/321, K:2014/113 sayılı kararı ile özetle;...yapılan tahkikat ve müzekkere cevapları sonrası alınan tarihli ek bilirkişi raporuyla davacının Devlet Personel Başkanlığı na bildirim tarihindeki maaş nakil ilmühaberine 40,00 TL ek ödeme tutarının eklenmesi gerektiğinin ve yine davacının nakil tarihine kadar tahakkuk eden 200,00 TL alacağının bulunduğu hesap ve tespit edilmiş olmakla, belirtilen bu alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi uygun bulunmuştur. demek suretiyle davanın kabulüne karar vermiştir. İşbu karara karşı davalı vekilince yapılan temyiz başvurusu üzerine Ankara 18.İş Mahkemesi gün ve E:2012/321, K:2014/113 sayılı Ek Kararında özetle;...mahkememize açılan işbu davanın değeri 200,00 TL olup, kesinlik sınırı içinde bulunduğundan, davalı vekilinin temyiz isteminin 6100 Sayılı HMK un geçici 3/1 maddesi yollaması ile HUMK. un 426/A, (Yeni H.M.K. 341.Madde) 432 maddeleri uyarınca reddine şeklinde karar vermiştir. Davalı idare vekili işbu ek karar üzerine tarihli dilekçe ile mahkemenin vermiş olduğu ek kararın, yine kendisinin vermiş olduğu asıl kararla çeliştiğini, gerek kısa kararda, gerekse de gerekçeli kararında...tefhim veya tebliğden itibaren 8 günlük süre içerisinde Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen işbu karar... demek suretiyle vermiş olduğu kararın temyizi kabil olduğunu beyan ettiğinden bahisle yeniden temyiz talebinde bulunmuştur. Davalı vekilinin talebi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/21406, K:2014/25336 sayılı ilamı ile özetle;...davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. demek suretiyle bir kez daha hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 18.İş Mahkemesi: Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/757, K:2014/840 sayılı kararı ile özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. 232
233 Ankara 1. İdare Mahkemesi: gün ve E:2015/28 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. 233
234 Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda,davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır. 234
235 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 18.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 18.İş Mahkemesince verilen gün, E:2014/757, K:2014/840 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 31-ESAS NO : 2015/311 KARAR NO : 2015/327 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı meslek lisesinde usta öğretici olarak görev yapan davacının, haksız olarak görevine son verilmesi nedeniyle, talep ettiği maddi ve manevi tazminatın ödenmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : S.C. : Av. S.Ç. : Adli Yargıda Milli Eğitim Bakanlığı (Nezihe Yalvaç Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü) : Av. A.A. İdari Yargıda Adana Valiliği O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Nezihe Yalvaç Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi nde tarihinde usta öğretici olarak göreve başladığını, hafta içi günlerde saat 08:00 dan 16:00 a kadar ve 16:00 dan 24:00 a kadar iki vardiya şeklinde, misafir yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde ise aralıksız 15 gün çalıştığı zamanların olduğunu, çalıştığı zaman zarfında hiç yıllık izin kullanmadığını, dini ve milli bayramlarda da izin gününe denk gelen günler dışında sürekli çalıştığını, çalıştığı sürecin son 6-7 aylık döneminde okul müdürü S.A.A. ın psikolojik baskılarına maruz kaldığını, bu durumdan çok rahatsız olduğunu ve rahatsızlığını dile getirdiğini, nihayetinde davacının raporlu olduğu bir dönemde müdür S.A.A. tarafından kötü niyetli bir şekilde işine son verildiğini, bu şekilde zarara uğratıldığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 300,00 TL kıdem alacağı, 400,00 TL fazla mesai ücreti, 100,00 TL hafta ve genel tatil ücreti, 100,00 TL yıllık izin alacağı, 100,00 TL ihbar tazminatı, 100,00 TL yıl sonu kar payı ve 5.000,00 TL manevi 235
236 tazminatın, iş aktinin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tazminine karar verilmesi istemi ile adli yargıda dava açmıştır. ADANA 3. İŞ MAHKEMESİ; gün ve 2011/133 Esas, 2012/13 Karar sayılı kararında özetle; davacının Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Nezihe Yalvaç Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi nde usta öğretici olarak çalıştığını, İlçe Milli Eğitim Müdürü nün istemi ve ilçe kaymakamının onayı ile göreve başladığını, davacıya 657 sayılı Kanun un 89. Maddesi gereğince Bakanlar Kurulu kararı üzerine Maliye Bakanlığı nca belirlenen ücretin ödendiğini, davacı ile davalı arasında iş sözleşmesinin de bulunmaması nedeni ile, statü hukukuna tabi davacı yönünden, açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini belirterek; davanın görev nedeni ile reddine karar vermiş, verilen karar taraflarca temyiz edilmeksizin tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı gerekçelerle, davacının işine son verilmesi nedeni ile uğradığı 7.500,00 TL fazla çalışma ve tatil ücreti, 6.500,00 TL emeklilik ikramiyesi, 7.000,00 TL davacının isten çıkartılması nedeni ile yoksun kaldığı kazanç bedeli ve 5.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam ,00 TL nin davalıdan tazminine karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Adana 2.İdare Mahkemesi; gün ve 2012/194 Esas, 2012/169 Karar sayılı kararında özetle; 7.500,00 TL fazla çalışma ve tatil ücreti için ayrı, 6.500,00 TL emeklilik ikramiyesi için ayrı, 7.000,00 TL davacının isten çıkartılması nedeni ile yoksun kaldığı kazanç bedeli ve 5.000,00 TL manevi tazminat için ayrı olmak üzere üç ayrı davanın açılması gerektiğini belirterek dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Davacı vekili bu kez aynı gerekçelerle, davacının işine son verilmesi nedeni ile uğradığı 7.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tazminine karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Adana 2.İdare Mahkemesi: gün ve 2012/410 Esas nolu kararı ile: davanın doğru hasım olan Adana Valiliği husumetiyle incelenmesi gerektiğinden dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15.maddesinin 1/c fıkrası gereğince gerçek hasım olarak tespit edilen Adana Valiliği ne kararla birlikte tebliğ edilmek suretiyle dava dosyasının tekemmül ettirilmesine karar vermiştir. Adana 2.İdare Mahkemesi; gün ve 2012/410 Esas, 2013/321 Karar sayılı kararı ile davacının geçici personel olarak değil, 657 sayılı Kanun un 89. Maddesi gereğince usta öğretici olarak görevlendirildiğini, hakkında tutulan tarihli tutanak içeriği itibari ile de iş aktinin feshedilmesi konusunda davalıya izafe edilebilecek bir kusurun da bulunmadığını belirterek; davacının davasının esastan reddine karar vermiş, verilen karara davacı vekili tarafından itiraz edilmiştir. Adana Bölge İdare Mahkemesi; gün ve 2013/3375 Esas, 2014/765 Karar sayılı kararında özetle; davacının 506 sayılı Kanun yürürlükte iken mahalli mülki amirin atama tasarrufu ile işe alınan ve işe giriş bildirgesi bulunan kamu görevlisi olduğunu, anlaşmazlığın iş aktinin kim tarafından feshedildiği ve bu feshin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı, buna bağlı olarak davacıya iş kanununa göre kıdem tazminatı (iş sonu tazminatı, emeklilik ikramiyesi) ödenmesi gerekip gerekmediğine ilişkin olduğunu, bu durumda davanın 5510 sayılı Kanun un 101. maddesi gereğince adli yargıda görülmesi gerektiğini belirterek, Adana 2. İdare Mahkemesi kararının görev nedeni ile bozulmasına hükmetmiş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi de aynı mahkemenin gün ve 2014/3383 Esas, 2014/7739 Karar sayılı kararı ile reddedilmiş ve verilen karar bu şekilde kesinleşmiştir. ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ; gün ve 2015/375 Esas sayılı kararı ile; 506 sayılı Kanun un yürürlükte bulunduğu dönemde mahalli mülki amirin tasarrufu ile işe alınan davacının açtığı kıdem tazminatına ilişkin davanın, 5510 sayılı Kanun un 101. maddesi gereğince adli yargıda görülmesi gerektiğini, ancak aynı konuya ilişkin olarak Adana 3. İş Mahkemesi nin gün ve 2011/133 Esas, 2012/13 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiğini belirterek; dosyanın görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun un 19. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen şekilde Mahkememize başvurulduğu, dosya kapsamında Adana 3. İş Mahkemesi nin gün ve 2011/133 Esas, 2012/13 Karar sayılı dosyasına rastlanılmamış ise de ilgili dosyanın yine Mahkememizin 2014/1152 Esas sayılı dosyası içinde bulunduğu tespit edilmiş ve bu dosya içinden temin edilmiş olmakla, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. Ayrıca her ne kadar davacı vekilinin adli yargıda açılan dava dilekçesinde maddi tazminata ilişkin bir talepte bulunmadığı, idari yargıda açtığı davada ise maddi tazminat talebinde bulunduğu, bu 236
237 itibarla dava konularının aynı olmadığı düşünülebilir ise de; davacının talebi dava dilekçesi içeriği ile birlikte incelendiğinde, davacının esasen iş yerinden emekli olmadığı, çeşitli nedenlerle davalı ile arasındaki iş ilişkisinin davalı tarafından sonra erdirildiği, bu nedenle esasen talebinin iş yerinden ayrılması nedeni ile oluştuğu ileri sürülen maddi ve manevi tazminatın kendisine ödenmesine ilişkin olduğu, davacının adli yargıda verdiği dava dilekçesi ve idari yargıda verdiği dava dilekçesinin bu itibarla aynı konuya ilişkin olduğu anlaşılmakla; yapılan başvurunun 2247 sayılı Kanun un 19. maddesi gereğince inceleme koşullarını taşıdığı kanaatine ulaşılmıştır. Nitekim Adana Bölge İdare Mahkemesi de, gün ve 2013/3375 Esas, 2014/765 Karar sayılı bozma kararında, söz konusu hususa temas etmiştir. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Adana İli, Seyhan İlçesi, Nezihe Yalvaç Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğünde tarihleri arasında 657 sayılı Kanunun 89.maddesi uyarınca ücretli olarak usta öğretici olarak görev yapan davacının, sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle işten çıkarılması nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü ,00 TL tazminatın iş akdinin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu nun 2. maddesinde Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar denilmiş, aynı Yasanın Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri Başlıklı 134. maddesinde, Bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür hükmüne yer verilmiş; 506 sayılı yasa hükümleri tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır sayılı Kanunun 3.maddesinde; kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi sigortalı olarak tanımlanmış; 79.madde ile başlayan Dördüncü Kısmında, primlere ilişkin hükümlere yer verilmiş; 101. maddesinde Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür denilmiştir. Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olduğu belirtilmiş; aynı zamanda, bakılan davanın da konusunu oluşturan İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi hususuna Kanunun 8.maddesi ve devamında, kıdem tazminatı, ücretli izin, bildirim süresinden kaynaklanan yükümlülük ve haklara ilişkin hususlara ise Kanunun değişik maddelerinde yer verilmiştir. Diğer taraftan; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler: A) (Mülga: 18/10/ /81 md.) B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından, temsilci üyeler alınmaksızın, bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır. Fiili ve hukuki imkânsızlıklar dolayısıyla iş mahkemesinin toplu olarak görevini yapamadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. (Ek fıkra: 2/7/ /39 md.) Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. denilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacı S.C. un tarihleri arasında Nezihe Yalvaç Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinde usta öğretici olarak çalıştığı, tarihinde işine son verildiğini belirterek, maddi ve manevi zararının davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Davacının, 506 sayılı Yasa yürürlükte iken mahalli mülki amirin tasarrufu ile çalıştığı, idareyle arasında bir hizmet ilişkisi kurulduğu, talep edilen tazminatların iş kanunundan kaynaklanan haklardan olduğu ve gerek işe alındığı tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanun, gerek idarece işine son verildiği tarihte yürürlükte olan 5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesi hükmü uyarınca bu uyuşmazlıkta İş 237
238 Mahkemelerinin görevli bulunduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle, Adana 2.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Adana 3.İş Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 2.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Adana 3.İş Mahkemesi nin gün ve E:2011/133, K:2012/13 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 32-ESAS NO : 2015/312 KARAR NO : 2015/328 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasa nın Ek 2. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı Vekili Davalı K A R A R : İ.A. : Av. B.T. : Kocaeli Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Kocaeli Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede, plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, davacı adına tarih ve HJ seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, davacıya 2.181,00 TL idari para cezası verilmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulun-muştur. KOCAELİ 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/1144 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz Kocaeli 1. Sulh Ceza Hakimliğince kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/348 sayı ile; dava konusu para cezasının verilmesine dayanak teşkil eden 2918 sayılı Kanun da bu Kanun hükümlerine göre verilen idari para cezasına karşı başvuru yolu gösterilmediğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan 238
239 davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Kanun un Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması başlığı altında düzenlenen Ek 2. maddesi, üçüncü fıkrasında, (Ek fıkra: 31/5/ /3 md.) İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezası üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir hükmü yer almış iken, Anayasa Mahkemesi gün ve E:2014/52 sayı ile, fıkrada yer alan araç sahibine ibaresi ile Ayrıca, araç her defasında altmış gün süre ile trafikten men edilir cümlesinin araç sahibi yönünden iptaline karar vermiş, ancak karar henüz yayımlanmamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı 239
240 nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Kocaeli 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Kocaeli 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Kocaeli 2. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/1144 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 33-ESAS NO : 2015/313 KARAR NO : 2015/329 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İcra ve İflas Kanunu nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : E.D.K. Vekilleri : Av. N.A.A. & Av. H.D. Davalılar : 1.İstanbul Büyükşehir Belediye Bşk.lığı Vekili : Av. T.Ö. 2.K. İnşaat San.ve Tic. A.Ş. Vekilleri : Av. E.A. & Av. T.U. & Av. G.T. (Adli ve İdari Yargıda) (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacıya ait plakalı aracın tarihinde Mecidiyeköy de Metrobüs inşaatı çalışmaları sırasında davalılar tarafından yolda gerekli güvenlik tedbirlerin ve uyarıcı önlemlerin alınmaması sebebiyle meydana gelen zincirleme kazada ağır surette hasarlandığını, kazanın davalıların kusuru sebebiyle meydana geldiğinin kaza tespit raporu ve tutanakta belirlendiğini, Beyoğlu 4.Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2008/79 D.İş sayılı dosyası ile hasarın tespit edildiğini, Şişli 8.İcra Müdürlüğü nün 2008/1677 Esas sayılı dosyası ile takip yapıldığını belirterek; davalıların haksız ve kötü niyetli olarak Şişli 8.İcra Müdürlüğü nün 2008/1677 Esas sayılı dosyasına yapmış oldukları itirazların iptali ile takibin devamına, %40 icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 13.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün, 2008/515 Esas, 2011/668 Karar sayılı kararı ile; Dosyadaki bilgi ve belgeler, toplanan deliller, Şişli 8.İcra Müdürlüğünün 2008/1677 nolu takip dosyası, Beyoğlu 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/79 D.İş sayılı dosyası, fotoğraflar, karayolları Trafik Yönetmeliği, davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve davalı K.İnşaat San. ve Tic. A.Ş. arasında düzenlenen Metrobüs Ulaşım Hattı İnşaatı işine ait sözleşme sureti, trafik kaza tespit tutanağı, Kazanın Özetine ilişkine tutanak, trafik kaydı, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamından; Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporundaki kusurla ilgili değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varıldığından, rapor mahkememizce hem kusur hem de hasar açısından hüküm kurmaya yeterli bulunmuş, davanın kısmen kabulü ile davalıların Kapanan Şişli 8.icra Müdürlüğünün 2008/1677 nolu dosyasındaki TL asıl alacak ve bunun tarihinden itibaren işleyecek yasal faizine itirazlarının iptaline, takibin bu kısım üzerinden devamına, fazla istemin reddine, alacak yargılama sonucu belli olduğundan icra inkar tazminatı taleplerinin reddine şeklindeki gerekçesi ile davalıların Kapanan Şişli 8.İcra Müdürlüğü nün 2008/1677 nolu dosyasındaki TL asıl alacak ve bunun tarihinden itibaren işleyecek yasal faizine itirazlarının iptaline takibin bu kısım üzerinden devamına, fazla istemin reddine, alacak yargılama sonucu belli olduğundan icra inkar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiş, verilen karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2012/5422 Esas, 2012/10921 Karar sayılı kararı ile aynen: 1.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı K.İnşaat San. ve Tic. 240
241 A.Ş'nın ticari ünvanının, kararda Kanyon İnş. San. ve Tic. A.Ş şeklinde yazılması maddi hatadan kaynaklanmış olup bu hususun mahkemesince her zaman düzeltilmesinin mümkün bulunmasına göre davalılar vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2.Dava, trafik kazasından kaynaklanan ve itirazın iptali şeklinde açılan maddi tazminat istemine ilişkindir.. Davacı vekili, davalıların, metrobüs inşaatı çalışmaları sırasında gerekli güvenlik tedbirlerini ve uyarıcı önlemleri almamaları, işaretlemelerin yetersiz olması sebebiyle meydana gelen zincirleme trafik kazasında müvekkiline ait aracın ağır surette hasarlandığını belirterek zararlarının davalılardan tahsilini talep etmiştir. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediye kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davaların İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun 2.maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Bu durumda mahkemece davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi vekilinin bu yöndeki görev itirazının kabulü ile davalı Belediye yönünden, davanın tefrik edilerek yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde bu davalı hakkında da işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 3.Davalı K.inşaat San ve Tic. A.Ş vekilinin temyiz itirazına gelince: Olaya ilişkin düzenlenen günlü trafik kazası tesbit tutanağında, saat sıralarında idarenin 0-1 karayolunda devam eden metrobüs inşaatına bağlı olarak 0-1 Güney yol Mecidiyeköy viyadükleri çıkışında yolun sol şeridinde yapılmakta olan bariyer çalışmasında yola herhangi bir ışıklı işaretleme yapılmadan sadece 3 adet duba ile yolun en solundaki çalışma şeridi trafiğe kapatılmak istenmiş olup; bu sırada 0-1 güney yolda en sol şeritte Kadıköy istikametine seyreden sürücü M.K. (davacının işleteni olduğu araç) idaresindeki plakalı aracın ön ve alt kısımlarıyla çalışma şeridiyle 3. şerit arasına yerleştirilen çelik bariyerlere çarpması sonucu aracının arka kısımları havalanarak sağa doğru kayıp 3. şeritte yine aynı istikamette seyreden sürücü C.D. yönetimindeki plakalı aracın ön kısımlarına düşerek hasar vermiş, yine en sol şeritte aynı istikamete seyreden sürücü N.T.yönetimindeki plakalı aracın alt kısımlarıyla aynı bariyere çarpıp duramayarak ön kısımlarıyla M.K.'nun yönetimindeki plakalı aracın ön sol kısımlarına çarpması sonucu maddi hasarlı kazanın meydana geldiği belirtilerek kaza yeri krokisi çizilmiştir. Davacı vekili, davalı tarafın %100 kusurlu olduğuna dayanarak TL hasar bedeli ile icra takip tarihine kadar işlemiş faiz (650 TL) toplamı TL üzerinden icra takibi yapmış, davalıların itirazı üzerine işbu davayı açmıştır. Davalılar vekilleri ayrı ayrı cevap dilekçelerinde söz konusu işle ilgili her türlü tedbirin alındığını, uyarıcı levhaların bulunduğunu, olayda davacıya ait aracın sürücüsünün tamamen kusurlu olduğunu ileri sürerek kazaya ilişkin fotoğrafları ibraz etmişlerdir. İTÜ bilirkişi kurulundan alınan tarihli raporda, metrobüs yolu inşaatı için çelik bariyer inşaatının yapıldığı sırada, çelik bariyerin ucunun yarım ve açık bırakıldığı, çelik bariyer inşaatı ile ilgili düşey işaretlemenin sadece 3 adet plastik duba ile yapıldığı, düşey ışıklı uyarıcı işaretleme sisteminin olmadığı durumda kazanın meydana geldiği, davacı aracının sürücüsünün anılan yolda, olay yeri şartlarına göre yüksek sayılan seviyede bir hızla, gerektiği ölçüde dikkatli ve tedbirli davranmadan seyrettiğinden bu yolun orta refüjü üzerinde inşaatı devam eden metrobüs yolu nedeniyle, Kadıköy istikametine göre, yolun en sol şeridinin sol kenarında, ucu açıkta ve yarım bırakılan bariyere çarptığı ve çarpmanın etkisi ile hakimiyeti kaybolan aracın iki araçla da çarpıştığı, sürücü M.K.'nun aracının hızını mevcut yol ve trafik şartlarına göre ayarlamaması sebebiyle asli ve %70 oranında kusurlu bulunduğu, yol üzerinde yapılan herhangi bir inşaat faaliyeti esnasında, trafik güvenliği açısından gerekli tüm düzenlemelerin etkin şekilde yapılması, gerekli tüm ışıksız ve ışıklı düşey uyarı sistemleriyle sürücülerin inşaat hakkında uyarılmaları ve bu işaretlemenin sürekliliğinin sağlanması gerektiği, günün her saatinde belirgin araç trafiğinin bulunduğu ana arter niteliğindeki yolda bariyer inşaatı sırasında, çelik bariyerin ucunun açık ve yarım bırakıldığı, inşaat alanında ışıksız düşey işaretlemenin mevcut olduğu fakat inşaat alanının gece saatlerinde net şekilde görülebilirliğine etkin olarak katkıda bulunacak ışıklı uyarı sisteminin olmadığı, bu nedenle kazanın oluşumunda ışıklı uyarı levhalarının bulunmamasının etkisinin bulunduğu, trafik güvenliği açısından gerekli düşey işaretlemelerin yeterince etkin şekilde yapılmasında ihmali olduğu anlaşılan davalı belediyenin %30 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş, davacı tarafın itirazı üzerine alınan tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda olay mahallinde yeterli, sürekli ve sürücünün erken tedbir almasını sağlayacak ışıklı uyarı sisteminin bulunmadığı, şerit ortalarında bulunan 3 adet dubanın aracı sağına, ucu açık bariyere yönelttiği, trafik güvenliği açısından etkin ışık ve ışık uyarı işaretlerinin bulunmadığı, sadece davacının değil arkadaki iki araç sürücüsünün de çarpmayı önleyememeleri şeridin birden engellendiğini gösterdiğinden davalı tarafın %70 oranında, davacı sürücünün aracının hızını yol, trafik, gece durumuna, göre ayarlamaması, fren tedbirine başvurmaması nedeniyle %30 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Davalılar vekilleri raporların tamamen birbirine aykırı ve çelişkili kusur oranlarını 241
242 içerdiğini ileri sürerek çelişkinin giderilmesini talep etmişler, mahkemece bu hususta bir değerlendirme ve inceleme yaptırılmadan Adli Tıp Kurumu raporundaki kusur oranına göre hüküm kurulmuştur. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, önceki raporları düzenleyen bilirkişiler dışında İTÜ veya Karayolları Genel Müdürlüğü fen heyetinden seçilecek kusur konusunda uzman bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamı, davalı tarafça ibraz edilen fotoğrafları, kaza tesbit tutanağı, tarafların iddia, savunma ve itirazları göz önünde tutulup önceki bilirkişi raporları da irdelenip değerlendirilerek kazanın meydana gelmesinde davacı ve davalı tarafın kusur oranlarının tesbiti hususunda gerekçeli, denetime elverişli, ayrıntılı bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken tamamen birbirine aykırı ve çelişkili olan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine çalışılmadan yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı K.İnş. San ve Tic. A.Ş vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalılar lehine bozulmasına karar vermiştir. İstanbul 13.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2013/166 Esas, 2013/523 Karar sayılı kararı ile aynen: Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediye kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davaların İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun 2.maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesinin görev itirazının kabulü ile davalı Belediye yönünden davanın, yargı yolu bakımından mahkememiz görevsiz olduğundan reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı K.İnşaat San ve Tic. A.Ş açısından açılan davanın; dosyadaki bilgi ve belgeler, toplanan deliller, Şişli 8.İcra Müdürlüğünün 2008/1677 nolu takip dosyası, Beyoğlu 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/79 D.İş sayılı dosyası, fotoğraflar, Karayolları Trafik Yönetmeliği, davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve davalı K.İnşaat San. ve Tic. A.Ş. arasında düzenlenen Metrobüs Ulaşım Hattı İnşaatı işine ait sözleşme sureti, trafik kaza tespit tutanağı, Kazanın Özetine ilişkine tutanak, trafik kaydı, tanık anlatımları, bozma ilamı sonrası alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı dikkate alınarak; söz konusu kazada, emniyetli bir mesafeden sürücüleri yoldaki çalışma nedeniyle yapılan düzenlemeye dair tembihleyerek, hazırlayacak ve geçişlerini güvenli bir şekilde tamamlarım sağlayacak işaretleme ve tedbirlerin alınmadığı, çalışmanın yerinin bulunduğu yerde en sol şeridin otoyolda seyredenler bakımından açık bir sabit engel taşıyacak şekilde kifayetsiz bir biçimde kapatıldığı, Metrobüs işine dair yapılacak çalışmalarda Yüklenici firma tarafından alınması gereken güvenlik ilkelerinin açıkça belirtildiği, sözleşme maddelerinden de anlaşılacağı üzere bu durumdan 1. derecede sorumlunun davalı yüklenici firma K.İnşaat San ve Tic. A.Ş olup, olayda asli ve %50 oranında kusurlu olduğu anlaşıldığından, bu kusur oranına göre aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne şeklindeki gerekçesi ile davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar vermiş, verilen karar davalı K.İnşaat San ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi nin gün ve 2014/6272 Esas, 2014/6662 Karar sayılı kararı ile onanmış ve verilen karar bu şekilde karara da şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı gerekçelerle, davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı na karşı; davacıya ait 34 ER 1452 plakalı araçta tarihinde meydana gelen ,00 TL hasarın davalı idarenin % 20 kusuruna isabet eden 2.800,00 TL sinin, tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 3.İdare Mahkemesi: gün ve 2014/381 Esas sayılı kararı ile aynen: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğin; sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkilen arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafık kazılarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. 242
243 Olayda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi İle Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda İdare Mahkemesi'nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartlan, hak ve yükümlülükleri bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumluluklar ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi nin günlü, E:2013/122, K: 2013/241 sayılı kararı da bu yöndedir. şeklindeki gerekçesi ile davanın adli yargının görev alanına girdiğini belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıya ait 34. plakalı aracın; tarihinde Mecidiyeköy de Metrobüs inşaatı çalışmaları sırasında, yolda gerekli güvenlik tedbirlerinin ve uyarıcı önlemlerin alınmaması sebebiyle meydana geldiği iddia edilen zincirleme trafik kazasında hasara uğraması nedeni ile uğradığı zararın tazmini amacıyla davacı tarafından Şişli 8.İcra Müdürlüğü nün 2008/1677 Esas sayılı dosyası ile yapılan takibe, davalılar tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı İcra ve İflas Kanunu nun İlamsız takip başlıklı Üçüncü Bap, maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır. İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir. İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır. Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/ /37 md.), (Değişik birinci fıkra: 17/7/ /15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/ /1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/ /103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır hükümlerini taşımaktadır. Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü 243
244 edilen mahkeme ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden İstanbul 3.İdare Mahkemesi nce yapılan başvurunun kabulü ile, İstanbul 13.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3.İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, İstanbul 13.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2013/166 Esas, 2013/523 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 34-ESAS NO : 2015/330 KARAR NO : 2015/331 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Ş.K. : Av. E.B. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. M.H.B. O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı, tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin, denge tazminatının, enflasyon farkının ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle hukuka aykırı düzenlendiğinin tespitine, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerinden denge tazminatını alacağından fazlaya dair hakkı saklı kalmak kaydıyla 200,00 TL nin işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18. İş Mahkemesi: gün ve E:2010/1372, K:2011/1136 sayı ile, davacının ve aynı konumdaki Türk Telekom personelinin, Yüksek Planlama Kurulunun 5473 sayılı Yasa kapsamındaki (ilave tediye, ikramiye gibi) ek ödemeden yararlanma hakkı bulunmayan personel için öngörülen ödemeden yararlanma hakkı bulunmadığından açılan davanın reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: gün ve E:2012/6158, K:2012/4844 sayı ile, davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali haklarına ilişkin işverence alınan tüm işletmesel kararların getirtilerek, davacının kapsamdışı nakle tabi olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı Kanun un Ek: 29 ve sözleşmenin 7. maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda çalışan ve 399 sayılı KHK. un ek II. Cetveline tabi çalışanlara uygulanan artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı, yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı, tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak 244
245 şekilde maaş nakil ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. Ankara 18. İş Mahkemesi: gün ve E:2012/309, K:2014/101 sayı ile, bozmadan sonra yapılan yargılamada usül ve yasaya uygun ilamına uyulmak suretiyle yapılan tahkikat ve müzekkere cevapları sonrası alınan tarihli ek bilirkişi raporuyla davacının Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihindeki maaş nakil ilmuhaberine 40,00 TL ek ödeme tutarının eklenmesi gerektiğinin ve yine davacının nakil tarihine kadar tahakkuk eden 148,00 TL alacağının bulunduğu hesap ve tespit edilmiş olmakla, belirtilen bu alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesinin uygun bulunduğu gerekçesiyle, davacı tarafın davasının kısmen kabulü ile, Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihindeki maaş nakil ilmuhaberine 40,00 TL ek ödeme tutarının eklenmesi gerektiğine, nakil tarihine kadar tahakkuk eden 148,00 TL alacağı dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi: gün ve E:2014/21398, K:2014/25328 sayı ile, Mahkemece, davanın HMK. nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur. ANKARA 18.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/744, K:2014/827 sayı ile, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyarak, davanın, yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK. un 115/2.maddesi uyarınca usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez maaş nakil ilmühaberinin, yeni atandığı kuruma eksik bildirimine (denge tazminatı, enflasyon farkı ve aldığı ikramiyenin yansıtılmaması nedeniyle) ilişkin davalı idarenin işleminin iptali ile mahrum kalınan tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/36 sayı ile, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından 245
246 fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro 246
247 ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle, Ankara 8. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüyle, Ankara 18. İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 18. İş Mahkemesi nin gün ve E:2014/744, K:2014/827 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 35-ESAS NO : 2015/331 KARAR NO : 2015/332 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 247
248 K A R A R Davacı : Y.D. Vekili : Av. E.B. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. A.D.Y. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ. de kapsam dışı personel statüsünde güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde gerçekleşen hisse devri ile davalı şirketin özelleştirildiğini, Haziran 2006 dönemine kadar davalı şirkette çalışmaya devam eden davacının bu tarihte 4046 sayılı kanun hükümlerine göre başka bir kuruma nakledildiğini, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 22. maddesinde özelleştirilen kurum personelinin nakil için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarih itibariyle almakta oldukları ücret v.s. haklar toplamının nakledildikleri kurumda ödenen ücret v.s. haklar toplamından fazla olması halinde aradaki farkın fark kapanıncaya kadar tazminat olarak ödenmesinin benimsendiğini, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Ek 29. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasında personelin ücret v.s. haklarının nakledileceği ve bu artış oran ve miktarların Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihine kadar geçen süre içinde kamu görevlililerine yapılacak artış oran veya miktarları uygulanmak suretiyle tespit edileceğinin hükme bağlandığını, belirtilen mevzuat hükümleri karşısında tarihinden itibaren yürürlüğe giren 40,00 TL tutarındaki ek ödemenin davacının nakle esas ücreti kapsamında yer olması gerekirken maaş nakil ilmühaberinde bu ödemeye yer verilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek; davacının maaş nakil ilmühaberinin 40,00 TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dönemine ilişkin beş aylık ek ödeme toplamı olan 200,00 TL nin dava tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır. ANKARA 18. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2010/1376 K:2011/1140 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiş ve bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2012/6162 K:2012/4848 sayılı kararında; davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali haklarına ilişkin işverence alman tüm işletmesel kararlar getirtilmeli, davacının kapsam dışı nakle tabi olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı kanunun Ek. 29 ve sözleşmenin 7. maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda çalışan ve 399 sayılı KHK. un ek 11. cetveline tabi çalışanlara uygulanan artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı, yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı, tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak şekilde maaş nakil ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir şeklindeki gerekçe ile davanın reddine ilişkin hükmün bozulmasına karar vermiştir. ANKARA 18. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/313 K:2014/105 sayılı kararında; Yargıtay ın bozma ilamına uyarak davacı tarafın davasının kabulüne karar vermiş, verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Ankara 18. İş Mahkemesi gün ve E:2012/313 K:2014/105 sayılı ek karar ile dava değeri kesinlik sınırı içerisinde kaldığından temyiz talebinin reddine karar vermiş ve bu karar da davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2014/21392 K:2014/25322 sayılı kararı ile, davacının kamuya geçtiği alacağı ücretin tesbitine yönelik olduğu, fark ücretin kamuya geçtiğinde de devam ettiği, tespit yanında ücretin temadi ettiği, bu nedenle verilen kararın kesinlik kapsamında kalmadığı anlaşıldığından, mahkemenin temyiz isteğinin reddine dair verdiği ek kararın ortadan kaldırılmasına; davacı ile davalı şirket arasında gerçekleşen işlemlerin idare hukuku alanına ilişkin olması nedeniyle de davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek davanın kabulüne ilişkin hükmün bozulmasına karar vermiştir. ANKARA 18. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/749 K:2014/832 sayılı kararında Yargıtay bozma ilamına uyularak davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle H.M.K.115/2 maddesi uyarınca usulden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/31 sayılı gönderme kararında özetle; Türk Telekomdaki kamu payının %50 nin altına düşmesi nedeniyle adı geçen şirketin kamu kurumu olma niteliğini kaybetmesi nedeniyle davalı şirketin idare hukuku alanında kamu gücünü kullanarak işlem tesis edemeyeceğinden dava konusu taleplere yönelik olarak açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : 248
249 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: 249
250 Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, 250
251 b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 11.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Ankara 18. İş Mahkemesi nin gün ve E:2014/749 K:2014/832 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, Ankara 11.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 18. İş Mahkemesi nin gün ve E:2014/749 K:2014/832 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 36-ESAS NO : 2015/343 KARAR NO : 2015/333 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A.A. Vekili : Av. E.B. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. A.D.Y. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca başka bir kamu kurumuna nakil olduğu, sonrasında maaş artışı ve ek ödemelerin lehine uygulanmadığının tespit edildiğini belirterek, maaş nakil belgesinin 4046 sayılı yasanın 22.maddesi ve 406 sayılı yasanın ek 29.maddesine uygun düzenlenmediğinden bahisle maaş nakil ilmühaberinin 40,00 TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dönemine ilişkin beş aylık ek ödeme toplamı olan 200,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18.İş Mahkemesi: gün ve E:2010/1387, K:2011/1151 sayılı kararında özetle;...davacının kapsamdışı personel yönetmeliğinin 15.maddesine aykırı bir ödeme yapıldığına dair bir itirazının olmadığı, çok uzun bir süre alınan ödemeleri ihtirazi kayıtsız aldığı, davacının statüsünü düzenleyen yönetmeliğin 85. ve 15. maddelerine göre davacıya yapılan ödemelerde bir eksiklik bulunmadığı, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin son içtihatlarının da (Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin gün, E:2009/21817, K:2009/26589) bu şekilde olduğu anlaşılmakla davacı tarafın davasının reddine karar verilmesi uygun bulunmuştur. demek suretiyle davanın reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi gün, E:2012/6173, K:2012/4859 sayılı ilamı ile özetle;...davacı ile ilgili davalı işyerinde tüm bordrolar, ücret ve mali haklarına ilişkin işverence alınan tüm işletmesel kararlar getirtilmeli, davacının kapsamdışı nakle tabi 251
252 olarak çalıştığı dönemde 406 sayılı Kanun un ek 29. ve sözleşmenin 7.maddeleri uyarınca aynı statüde kamuda çalışan ve 399 sayılı KHK un ek II. cetveline tabi çalışanlara uygulanan artışlardan yararlandırılıp yararlandırılmadığı, artış yapılıp yapılmadığı, yapılan artışın tebliğlerle getirilen artışların altında kalıp kalmadığı, tebliğlere göre yapılacak artışları kapsayacak şekilde maaş nakil ilmühaberinin düzenlenip düzenlenmediği, davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 18.İş Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2012/324, K:2014/116 sayılı kararı ile özetle;...yapılan tahkikat ve müzekkere cevapları sonrası alınan tarihli ek bilirkişi raporuyla davacının Devlet Personel Başkanlığı na bildirim tarihindeki maaş nakil ilmühaberine 40,00 TL ek ödeme tutarının eklenmesi gerektiğinin ve yine davacının nakil tarihine kadar tahakkuk eden 200,00 TL alacağının bulunduğu hesap ve tespit edilmiş olmakla, belirtilen bu alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi uygun bulunmuştur. demek suretiyle davanın kabulüne karar vermiştir. İşbu karara karşı davalı vekilince yapılan temyiz başvurusu üzerine Ankara 18.İş Mahkemesi gün ve E:2012/324, K:2014/116 sayılı Ek Kararında özetle;...mahkememize açılan işbu davanın değeri 200,00 TL olup, kesinlik sınırı içinde bulunduğundan, davalı vekilinin temyiz isteminin 6100 Sayılı HMK un geçici 3/1 maddesi yollaması ile HUMK. un 426/A, (Yeni H.M.K. 341.Madde) 432 maddeleri uyarınca reddine şeklinde karar vermiştir. Davalı idare vekili işbu ek karar üzerine tarihli dilekçe ile mahkemenin vermiş olduğu ek kararın, yine kendisinin vermiş olduğu asıl kararla çeliştiğini, gerek kısa kararda, gerekse de gerekçeli kararında...tefhim veya tebliğden itibaren 8 günlük süre içerisinde Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen işbu karar... demek suretiyle vermiş olduğu kararın temyizi kabil olduğunu beyan ettiğinden bahisle yeniden temyiz talebinde bulunmuştur. Davalı vekilinin talebi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/21409, K:2014/25339 sayılı ilamı ile özetle;...davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. demek suretiyle bir kez daha hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 18.İş Mahkemesi: Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/759, K:2014/842 sayılı kararı ile özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 9. İdare Mahkemesi: gün ve E:2015/37 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır. 252
253 1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 253
254 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda,davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 9. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 18.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 18.İş Mahkemesince verilen gün, 254
255 E:2014/759, K:2014/842 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 37-ESAS NO : 2015/344 KARAR NO : 2015/334 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : E.C. : E.B. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü : Av. M.H.B. O L A Y : Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü emrine atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin 40,00 TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dönemine ilişkin beş aylık ek ödeme toplamı olan 200,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 18. İş Mahkemesi; gün ve E:2010/1369, K:2011/1133 sayı ile uyuşmazlığın esasını inceleyerek davanın reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, gün ve E:2012/6155, K:2012/4841 sayı ile, esas yönünden kararı bozmuş; Ankara 18. İş Mahkemesi; gün ve E:2012/306, K:2014/98 sayı ile uyuşmazlığın esasını inceleyerek davanın kabulüne karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, gün ve E:2014/21395, K:2014/25325 sayı ile, kararı görev noktasından bozmuştur. ANKARA 18.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/742, K:2014/825 sayı ile, Dava ve cevap dilekçelerinin özetini yer verdikten sonra aynen; Mahkememizce yapılan ilk yargılama sonucunda; davacı tarafın davasının reddine ilişkin verilen 29/12/2011 tarih, 2010/1369 Esas, 2011/1133 Karar sayılı karar davacı tarafın temyizi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 20/02/2012 tarihli ilamıyla özetle; davacının fark alacağı olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmesi" gerektiğinden bahisle bozulmuş olup, bozmadan sonra yapılan yargılamada usûl ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan tahkikat ve müzekkere cevapları sonrası alınan 13/12/2013 tarihli ek bilirkişi raporuna göre davacı tarafın davasının Kabulü ile Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihindeki maaş nakil ilmühaberine 40 TL ek ödeme tutarının eklenmesi gerektiğine, Nakil tarihine kadar tahakkuk eden TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline ilişkin verilen 06/03/2014 tarih, 2012/306 Esas, 2014/98 Karar sayılı ikinci hüküm ise yine davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 08/09/2014 tarihli ilamıyla özetle "davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesinin hatalı olması" gerekçesiyle bozulmuş olup, bozmadan sonra yapılan yargılamada usûl ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmak suretiyle bozma gerekçesi çerçevesinde davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle H.M.K-115/2.Madde uyarınca Usulden Reddine ilişkin aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulması uygun bulunmuştur. SONUÇ(HÛKUM):Yukarda yazılı bulunan gerekçeyle; Davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle H.M.K.115/2.Maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin TL ilave edilmek 255
256 suretiyle yeniden düzenlenmesi isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 9.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/39 sayı ile, ( )2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinde; "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir" hükmüne yer verilmiştir tarihli ve 6145 sayılı Kanun ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun tarihli ve 4000 sayılı Kanunla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarihli ve 4502 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile, 406 sayılı Kanun un 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır" şeklinde düzenlenmiş; anılan fikra hükmü, tarihli ve 4673 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilmiş ve "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yansından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz. Sermayesinin yansından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır"; Ek 29. maddesinin tarihli ve 5398 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekom da ek 22. maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır..." hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Kanunun 4502 sayılı Kanun ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, "Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür" denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarihli ve 4673 sayılı Kanun ile eklenen üçüncü cümlede, "Ancak, Türk Telekom'daki kamu payı %50'nin altına düştüğünde, Türk Telekom'un tüm tekel haklan tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur" kuralına yer verilmiş ve ; 4502 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK'nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar "tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom'un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50'nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş/deki tamamı Hâzineye ait bulunan hisselerden % 55'i, Bakanlar Kurulu'nun tarihli ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)'nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş.'ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Kanunun tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu'nun tarihli ve E: 1995/1, K: 1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumlan ile olan 256
257 ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Karan kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Yukarıda anılan 4502 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 406 sayılı Kanun a eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, "a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayılan Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; "a) Personelin statüsü:(ek ibare: /6. md.) Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlan aranır.(mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir, tş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Kanun'un anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş, Genel Müdürlüğü'ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarihli ve (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan tarihli ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 tl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Kanun maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan "Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği" adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, "Devletin, kamu İktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür" denilmiştir. 406 sayılı Kanun'un Ek 29. maddesinin tarihli ve 5398 sayılı Kanun'la değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekom da ek 22. maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekom da çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır..." denilerek, kanun koyucu tarafından Türk Telekom'da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, Türk Telekom da görev yapmakta iken çalıştığı kurumun özelleştirilmesi sonucu tek taraflı iş akdi feshi neticesinde 406 sayılı Kanunun Ek 29 ve devamı hükümleri ile 4046 sayılı Kanunun 22.maddesi uyarınca başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanmak üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirimi yapılan ve başka kuruma nakledilen davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sının" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:"a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. 257
258 Buna göre, davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekom A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim, benzer bir davada Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) tarihli ve E:2011/147, K:2011/178 sayılı kararı ile Mahkememizin tarihli görevlilik kararı kaldırılarak, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu kesin olarak hükme bağlanmıştır. Açıklanan nedenlerle, Mahkememizin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için işbu dosya ile birlikte Ankara 18. İş Mahkemesinin E:2014/759 sayılı dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneğinin Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının onaylı örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacının, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin özelleştirilmesi sonrası başka kuruma nakli sırasında düzenlenen maaş nakil ilmühaberinin eksik düzenlenmesi nedeniyle yapılan eksik bildirim işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş.,
259 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük 259
260 hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacının vekili tarafından; müvekkilinin maaş nakil ilmühaberinin 40,00 TL ilave edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dönemine ilişkin beş aylık ek ödeme toplamı olan 200,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesi istemiyle tarihinde dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Ankara 9.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 18. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 18. İş Mahkemesi nin gün ve E:2014/742, K:2014/825 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 38-ESAS NO : 2015/345 KARAR NO : 2015/335 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının aleyhine sonuçlanan bir davada yaptığı temyiz başvurusunun süresinde olmadığından dolayı reddedildiği, bunun ise davalı kuruluşun tebligat işlemini hatalı yapmasından kaynaklandığından bahisle, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : N.K. : Av. F.T. : Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü : Av. N.Z. O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na karşı açtığı davanın İdare Mahkemesinde reddedildiğini; kararın davacıya tarihinde tebliğ edildiğini, yapılan temyiz başvurusunun, süresinde olmadığından bahisle Danıştay 10.Dairesince, tarihinde reddedildiğini; bu durumun PTT'nin kusuruna dayandığını; tebligat tarihinde köy muhtarına teslim edildiği halde, zarfın üzerine tebligat tarihi olarak yazıldığını; bu hatanın temyiz istemlerinin reddine sebebiyet verdiğini; bunun yanlışlıkla değil, kasıtlı yapıldığı kanaatinde olduklarını; 260
261 olayın maddi kayba uğramalarına ve üzüntü duymalarına yol açtığını ifade ederek; 1.000TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 21.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/282, K:2012/483 sayı ile, davacı vekilinin dava dilekçesinin ve davalı vekilinin cevap dilekçesini özetledikten sonra; bir kısım deliller toplanarak ön inceleme duruşması yapılmış ise de, iddianın açıkça davalı idarenin hizmet kusuruna dayandırıldığının görüldüğü gerekçesiyle; yargı yolu bakımından Mahkemelerinin görevsizliğine, dava dilekçesinin bu nedenle reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin gün ve E:2013/6897, K:2013/10489 sayılı kararıyla onanmış; 1086 sayılı Yasa nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa nın 440.maddesi gözetildiğinde, görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı vekili birinci savunma dilekçesinde görev itirazında bulunmuş; Ankara 16.İdare Mahkemesi; gün ve E:2013/1230 sayı ile, dava konusu uyuşmazlığın, davacı tarafından iddia edildiği şekliyle, davalı idare ile davacı arasında taşıma sözleşmesi olması dolayısıyla kamu görevlisinin yaptığı hukuka aykırı eylemlerden dolayı adli yargı görevli olduğu ileri sürülse de, dava konusu uyuşmazlığın temelini açıkça hizmet kusuru oluşturduğundan, açılan davanın idari yargı yerlerinin görevine girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiş; davalı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yönündeki dilekçesi üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı na gönderilmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; PTT idaresinin gördüğü kamu hizmetinde, kurum ile kişi arasında bir akdi ilişki bulunduğu, kişinin ücret karşılığında idareden bir hizmetin yapılmasını istemekte olduğu, davalı idarenin de bu akit içinde yer aldığı, davalı idarenin posta dağıtımı sözleşmesi sırasında bu sözleşmenin doğrudan tarafı olmayan ancak bundan etkilenen kişiler bakımından doğan zararlarında özel hukuk hükümlerine göre tazmininin istenebileceği, PTT nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olmasının, bu hukuki ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmediği, olayda, hizmeti gören kurumun idarenin fiilinden doğan bir zararın varlığı karşısında, özel hukuk alanını ilgilendiren bu davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle; 2247 sayılı kanunun 10 ve 13 maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiş ve dosya Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiş; Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü; gün ve E:2014/1088, K: 2014/1137 sayı ile; olayda, uyuşmazlığa konu edilen Ankara 16. İdare Mahkemesinin görevlilik kararından önce, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi nce tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararının bulunması karşısında, idari yargı yerince adli yargının görev alanına müdahalede bulunulduğundan söz etmenin olanaksız olduğu, bu nedenle; 2247 sayılı Yasa nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun bulunmayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddine karar vermiştir. Mahkememiz kararı İdare Mahkemesine gönderilmiştir. ANKARA 16.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1230 sayı ile, ( ) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14/3-a maddesinde, dava dilekçelerinin görev yönünden de inceleneceği; anılan Kanunun 15/1-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddedileceği hükme bağlanmıştır. Davalı idare kendisine teslim edilen posta ve tebligat gibi gönderileri belirlenen ücret karşılığı muhatabına teslim etme yükümlüğü altına girdiği bir sözleşme ile davaya konu dağıtım işini yüklenmektedir. Davanın çözümü için, sözleşmenin idari sözleşme mi yoksa özel nitelikte bir sözleşme mi olduğunun tespiti gerekmektedir. İdari sözleşmelerin, konusu bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bulunan ve hüküm ve koşulları itibariyle idareye üstün hak ve yetkileri tanıyan; dolayısıyla idarenin kamu gücüne dayalı, re'sen ve tek yanlı hareket edebilme yetkilerini içeren sözleşmelerdir. Bu nitelikte olmayan diğer sözleşmelerin ise, genelde özel hukuk alanda özel hukuk kurallarına göre düzenlenmektedir sayılı Kanun ile "Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi" kurulmuştur. 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun 4000 sayılı Kanunla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce, telekomünikasyon hizmetlerinin ise Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmış, 4502 sayılı Kanun ile de "Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü" adını almış, tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ana Statü'nün 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile Genel Müdürlüğün tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğunun belirtilerek ve aynı maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmiştir. Buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere 261
262 uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığının açık olduğu, bu durumda, posta hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten ücreti karşılığında yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetinden doğan bir özel hukuk ilişkisi niteliği taşıdığında kuşkuya yer bulunmamaktadır. Ayrıca; tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6475 sayılı "Posta Hizmetleri Kanunu" ile Kuruluşumuz görevleri yeniden düzenlenmiş ve "Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi" adı ile yeniden yapılandırılmıştır sayılı Posta Kanunu'nun maddelerinde posta faaliyetleri sırasında doğan zararların nasıl ödeneceği hakkında düzenlemeler getirildiği, PTT idaresinin gördüğü kamu hizmetinde, kurum ile kişi arasında bir akdi ilişki bulunduğu, kişinin ücret karşılığında idareden bir hizmetin yapılmasını istemekte olduğu, davalı idarenin de bu akit içinde yer aldığı, davalı idarenin posta dağıtımı sözleşmesi sırasında bu sözleşmenin doğrudan tarafı olmayan ancak bundan etkilenen kişiler bakımından doğan zararlarında özel hukuk hükümlerine göre tazminin istenebileceği, PTT'nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olmasının, bu hukuki ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmediği, olayda, hizmeti gören kurumun idarenin fiilinden doğan bir zararın varlığı karşısında, özel hukuk alanını ilgilendiren bu davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı merciilerinin görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 15. ve 19. maddeleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine.. karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının bir örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının aleyhine sonuçlanan bir davada yaptığı temyiz başvurusunun süresinde olmadığından dolayı reddedildiği, bunun ise davalı kuruluşun tebligat işlemini hatalı yapmasından kaynaklandığından bahisle, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6145 sayılı Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Kanun la değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmış; tarih ve 4502 sayılı Kanun ile de Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü adını almış olup, tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan Ana Statü nün Hukuki Bünye başlıklı 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü nün, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu belirtilmiş ve aynı maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmiştir. Buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı açıktır. Bu durumda, posta hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetlerinden doğan bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığında kuşkuya yer yoktur. Öte yandan, tarih ve 5584 sayılı Posta Kanununun yerini alan tarih ve 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu ile Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi kurulmuş olup, Kanun un 262
263 Kuruluş başlıklı 21.maddesinde; (1) Bu Kanun ile kuruluş ve tescile ilişkin hükümleri hariç olmak üzere 6102 sayılı Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi unvanı altında bir anonim şirket kurulmuştur. (2) PTT'nin sermayesinin tamamı Hazineye aittir. Hazine Müsteşarlığının mülkiyet hakkı ile kâr payı hakkı saklı kalmak üzere ve kamunun pay sahipliğinden kaynaklanan bütün mali hakları Hazine Müsteşarlığında kalmak kaydıyla Hazine Müsteşarlığının PTT'deki pay sahipliğine dayanan oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkileri Bakanlık tarafından kullanılır. Bu hak ve yetkilerin kullanımına ilişkin her türlü mali ve hukuki sorumluluk Bakanlığa aittir. (3) PTT, bu Kanun ve 6102 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine göre Kalkınma Bakanlığının görüşü ve Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın uygun görüşü alınarak hazırlanan esas sözleşmesinin Genel Kurul tarafından onaylanmasını müteakip yapılacak tescil ve ilan ile faaliyete geçer. Esas sözleşmede yapılacak değişikliklerde Kalkınma Bakanlığının görüşü ve Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın uygun görüşü aranır sayılı Kanunun ayni ve nakdî sermayesinin vaz'ına müteallik hükümleri ile 414 üncü madde hükmü PTT hakkında uygulanmaz. (4) 16/7/1965 tarihli ve 697 sayılı Ulaştırma ve Haberleşme Hizmetlerinin Olağanüstü Hallerde ve Savaşta Ne Suretle Yürütüleceğine Dair Kanun ile millî güvenlik ve kamu düzeni gerekleri ve sıkıyönetim ve seferberlik hâllerinde posta hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır. hükümleri, Faaliyet Konuları ve Nitelikleri başlıklı 22.maddesinde; (1) PTT; yurt içinde ve yurt dışında her türlü taşımacılık hizmetlerini de içerecek şekilde posta, koli, kargo ve lojistik hizmetleri, pul basımı ve satımı, denetlemeye ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununa tabi olmaksızın, anılan Kanun kapsamında belirtilen faaliyet konuları ile ilgili olarak bankalarla yapacağı sözleşmeler doğrultusunda bankalara destek hizmeti, parasal posta hizmeti, ödeme hizmeti sunma, adres bilgi kayıt sistemi ve elektronik sertifika hizmet sağlayıcılığı, elektronik ortam dâhil her türlü tebligat ve telgraf hizmetine ilişkin faaliyetler ile esas sözleşmesinde belirlenen diğer faaliyetleri yürütür. (2) PTT, 2/4/1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine tabidir. (3) PTT'nin teşkilatı, sermaye miktarı, hisseleri, hesapları ve kârın dağıtımına ilişkin esaslar esas sözleşmesinde gösterilir. (4) PTT'nin yurt içinde ve yurt dışında şirket kurma veya kurulu bulunan şirketlere ortak olmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. (5) PTT, uluslararası birlik ve kuruluşların çalışmalarında, işletmeci olarak posta sektörünü temsil etmeye ve protokol yapmaya yetkilidir. hükümleri yer almakta olup, Sorumluluk, Başvuru Hakkı ve Zamanaşımı başlıklı 29.maddesinde de; (1) Hizmet akdiyle görev yapan işçiler hariç diğer PTT çalışanları ve acenteleri, PTT'nin paralarına ve para hükmündeki evrak ve senetlerine ve diğer mevcutlarına karşı işledikleri suçlar ile bilanço, tutanak, rapor ve benzeri her türlü belge ve defterleri üzerinde işledikleri suçlar ve ifa ettikleri görevlerinden doğan suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır. (2) PTT hizmetleri ile ilgili olarak herhangi bir talepte bulunmak ve PTT'nin sorumlu olduğu hâllerde dava etme hakkı o hizmetten yararlanana aittir. (3) PTT hizmetleri ile ilgili olarak talepte bulunma ve dava açma hakkı faaliyet konusu işlemin tesisi tarihinden itibaren bir yılın sonunda zamanaşımına uğrar. Bu süre, PTT'ye başvuru ile kesilir ve yapılan inceleme ve araştırmaların sonucunun ilgililere bildirildiği tarihte kesildiği yerden yeniden başlar. Bu süre yeni bir başvuru ile tekrar kesilmez. (4) PTT anlaşmazlık konusu olmayan posta hizmetine ait evrakı iki yıl saklamak zorundadır. Ancak mahkemeye, icra dairesine ve kanunla yetkili kılınmış mercilere başvurulduğunun tebliğ edilmesi hâlinde, anlaşmazlık konusu evrak ihtilaf sonuçlanıncaya kadar saklanır. (5) Mahkemeye, icraya ve kanunla yetkili kılınmış mercilere başvurulması hâlinde zamanaşımı süresi hariç genel hükümler uygulanır. hükümleri yer almaktadır. Benzer düzenlemeler, olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5584 sayılı Posta Kanununun inci maddelerinde de yer almaktadır. Belirtilen yasal düzenlemeler karşısında, olayda bir idari işlem ya da eylemden doğmuş bir zarar söz konusu olmayıp, posta alıcısının uğradığı zarardan dolayı Kuruluşun tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 16.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 16.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi nin
264 gün ve E:2012/282, K:2012/483 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 39-ESAS NO : 2015/346 KARAR NO : 2015/336 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112.maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : V.M. : Av. Ş.Ö. : Ankara Valiliği, Emniyet Müdürlüğü O L A Y : Ankara Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, ikinci kez alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HH seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ANKARA 8. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/1785, K:2014/1785 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş, yapılan itiraz Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2015/39 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. 264
265 İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı 265
266 bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak 266
267 idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Ankara 11. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/1785, K:2014/1785 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRIL- MASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 40-ESAS NO : 2015/348 KARAR NO : 2015/338 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 267
268 Davacı : N.İ. Vekilleri : Av. B.Y. & Av. A.Ö.Ö. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. K.S. K A R A R O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken,davalı Türk Telekomünikasyon AŞ.nin tarihinde özelleştirilmesi sonucu kamuya nakil hakkını saklı tutmak kaydı ile 2.tip iş sözleşmesi imzaladığını, sonrasında 406 sayılı yasanın ek 29.maddesi uyarınca başka bir kamu kurumuna nakil olduğu, tarihine kadar aylık ücretinin davalı şirketçe ödendiğini, sonrasında maaş artışı ve ek ödemelerin lehine uygulanmadığının tespit edildiğini belirterek, maaş nakil belgesinin 4046 sayılı yasanın 22.maddesi ve 406 sayılı yasanın ek 29.maddesine uygun düzenlenmediğinden bahisle yeniden tespiti ile, maaşına esas net ücretine söz konusu ek ödeme ve denge tazminatlarının ve buna bağlı olarak değişen maaş tutarına uygulanan ikramiye tutarları farkının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 700,00 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 12.İş Mahkemesi: gün ve E:2011/311, K:2012/1095 sayılı kararı ile davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 22.Hukuk Dairesi gün ve E:2013/9877, K:2013/9857 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 17.İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/1452 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır
269 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. 269
270 Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda,davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 17. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 12.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 17.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 12.İş Mahkemesince verilen gün,e:2011/311, K:2012/1095 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 41-ESAS NO : 2015/349 KARAR NO : 2015/339 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R 270
271 Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. N.K. & Av. H.K. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. M.M.G. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortası yapılan 34.. plakalı aracın tarihinde, Yenice İlçesinden Gönen yönüne doğru seyir halinde iken asfalt üzerine dökülen toprak ve mucur karışımından dolayı aracın kayması ve devrilmesi sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu, kaza sonrası meydana gelen zararın ,17 TL olarak tespit edildiğini, davacı şirket tarafından ,00 TL tazminat ödendiğini, aracın sovtaj bedeli olan 7.900,00 TL nin düşülmesi ile kalan ,00 TL nin davalının kusur oranına tekabül eden ,00 TL sinin tazmin ve tahsili için takip yapıldığını, bunun üzerine Gönen İcra Müdürlüğünün 2013/2731 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durdurulduğunu belirterek, davalı idarenin Gönen İcra Müdürlüğünün 2013/2731 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazlarının iptaline, davalı idarenin kusur oranına isabet eden TL nin tahsili ile takibin devamına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Gönen Asliye Hukuk Mahkemesi: gün, E:2014/78, K:2014/549 sayılı kararı ile özetle; davada idari yargı yerinin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/21428, K:2014/18224 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açılmıştır. Balıkesir İdare Mahkemesi: gün ve E:2015/245 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı şirket tarafından sigortası yapılan 34 GE 9370 plakalı aracın tarihinde, Yenice İlçesinden Gönen yönüne doğru seyir halinde iken asfalt üzerine dökülen toprak ve mucur karışımından dolayı aracın kayması ve devrilmesi sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği, kaza sonrası meydana gelen zararın ,17 TL olarak tespit edildiği, davacı şirket tarafından ,00 TL tazminat ödendiği, aracın sovtaj bedeli olan 7.900,00 TL nin düşülmesi ile kalan ,00 TL nin davalının kusur oranına tekabül eden ,00 TL sinin tazmin ve tahsili için takip yapıldığı, bunun üzerine Gönen İcra Müdürlüğünün 2013/2731 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, davalının ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durdurulduğu belirtilerek, davalı idarenin Gönen İcra Müdürlüğünün 2013/2731 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazının iptaline, davalı idarenin kusur oranına isabet eden TL nin tahsili ile takibin devamına karar verilmesi istemiyle uyuşmazlığa konu dava açılmıştır sayılı İcra ve İflas Kanunu nun İlamsız takip başlıklı Üçüncü Bap, maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır. İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir. 271
272 İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır. Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/ /37 md.), (Değişik birinci fıkra: 17/7/ /15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/ /1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/ /103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır hükümlerini taşımaktadır. Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen mahkeme ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Gönen Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gönen Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2014/78, K:2014/549 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 42-ESAS NO : 2015/352 KARAR NO : 2015/342 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112.maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı Vekili Davalı K A R A R : İ.Ö. : Av. G.K.Ç. : Zile Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü O L A Y : Zile Kaymakamlığı Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HC seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. 272
273 Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ZİLE SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/181 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dava konusu edildiği nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. TOKAT İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/759 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve 273
274 sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların 274
275 bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 275
276 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Tokat İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Zile Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tokat İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Zile Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/181 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 276
277 UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/10 KARAR NO : 2015/10 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : Asker kişi sanık hakkında kasten yaralama ve hakaret suçlarına uygun eylemlerinden dolayı açılan kamu davasının, suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. Davacı : K.H. Mağdur : S.Ö. Sanık : Y.G. K A R A R O L A Y : Şanlıurfa 20.Zh.Tg.K.1.Mknz.P.Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P.Er Y.G. in, günü koğuşunda bulunduğu sırada, aynı Komutanlık emrinde, olay sırasında bölük nöbetçi çavuşu olarak görevli mağdur P. Er S.Ö. in, saat 21:00 de yat yoklaması alınacağı için askerleri topladığı içtima alanına gelmemesi üzerine, kendisini çağırmak üzere koğuşa gelen mağdura Özgürle işimiz var, komutanın gelsin ondan sonra çıkarız, siktir git dediği, bunun üzerine mağdurun sanığa, küfürlü konuşmaması ve yoklama alanında bulunması gerektiğini söylediği, sanığın sen kimsin, çıkmıyorum içtimaya diyerek mağdura sinkaflı küfür ettiği, mağdurun senin bana küfür etmeye hakkın yok, ben bu bölüğün nöbetçi çavuşuyum demesi üzerine, sanığın koğuşta bulunan çek-pas sapını alarak mağdurun yüzüne doğru fırlattığı ve çek - pas sapının mağdurun sol yanağına gelerek çizdiği ve yaraladığı, böylece sanığın mağdurun olay tarihinde nöbetçi çavuşu olması nedeniyle amire fiilen taarruz ve amire hakaret suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 91/2. maddesinin tehlikeli bir aletle ve az vahim hal cümlesi, aynı Kanun un 85/1. maddesinin hizmete müteallik cümlesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2013/1523, K:2013/629 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. 7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/2424, K:2014/50 sayıyla; yargılama sonucunda, mağdur S.Ö. in suç tarihinde er rütbesinde olduğu ve bölük nöbetçi çavuşu olarak görevlendirildiğinin anlaşıldığı, ancak bu görevlendirmenin Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 412. maddesine uygun olmadığı, bu nedenle usule aykırı şekilde nöbetçi çavuş olarak görevlendirilen mağdurun Askeri Ceza Kanunu nun 106. maddesinde belirtilen kanuni himayeden yararlandırılıp amir statüsünde kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı açıklanarak, sanığa yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu nda düzenlenen silahla kasten yaralama ve hakaret suçlarını oluşturabileceği, bu suçların da askeri suç olmadığı ve askeri bir suça da bağlı bulunmadığı, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olması nedeniyle askeri mahkemelerde yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği, bu durumda sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Şanlıurfa 4. Sulh Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. ŞANLIURFA 4. SULH CEZA MAHKEMESİ : gün ve E:2014/501, K:2014/776 sayıyla; iddianame ile sanığa yüklenen eylemlerin Askeri Ceza Kanunu nda gösterilen suçlardan olması, yüklenen suçlara bakma görevinin askeri mahkemeye ait olması, suç tarihinde asker kişi olan sanığın terhis edilmiş olmasının askeri mahkemenin görevini sona erdirmeyeceği açıklanarak, sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, devredildiği Şanlıurfa 9. Asliye Ceza Mahkemesi nce, Mahkememize gönderilmiştir. 277
278 İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ un davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir. Aynı Yasa nın gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 4191 sayılı Yasa yla değişik 17. maddesinde; askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin gün ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 76. maddesinde, Nöbet; askerlikteki müşterek hizmetlerin yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra ve süre ile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar tarafından yapılmasıdır. Nöbetçi: nöbet hizmetinin yapılması için görevlendirilen şahıstır şeklinde tarif edilmiş, 77. maddesinde de, "Kıtalarda, karargahlarda ve askeri kurumlarda nöbet hizmetine tabi tutulacak personelin kimler olacağı, nöbet hizmetlerinin yapılış tarzı ile şekli ve nöbetçilere ait vazifeler talimatname ile tayin ve tesbit olunur." denilmiştir. 278
279 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun, "Nöbetçi, karakol, devriyenin tarifi" başlığı altında düzenlenen 15. maddesinde; "1-Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir. 2- Karakol hazarda ve seferde aynı maksatlarla konulan ve bir amir emrinde bulunan silahlı bir kısım askerdir. 3-Devriye hazarda ve seferde aynı maksatlarla muayyen bir mıntakada seyyar olarak vazife yapan bir veya daha ziyade silahlı askerdir." denilmekte, benzer düzenleme İç Hizmet Kanunu'nun 78. maddesinde de yer almaktadır. Aynı Kanun'un 106. maddesinde "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemiyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır." denilmekte olup, yasa maddeleri birlikte değerlendirildiğinde 15. maddede yazılı olan nöbetçilerin belli suçlar karşısında amir sayılacakları, daha açık bir anlatımla, 106. maddede yazılı suçları işleyenlerin, bu suçları amire karşı işlemiş kabul edilerek ast gibi cezalandırılacakları; adı geçen Kanun un 12. maddesinde de Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malûm ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir denilerek yasanın uygulanmasında hizmetin gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması hali olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, İç Hizmet Yönetmeliği'nin "Askerlikte Nöbet Hizmetleri" başlığı altında düzenlenen 382 ve devamı maddelerinde nöbet hizmetleriyle ilgili hükümler düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 395. maddesinde, "Kıt'alarda her Kuvvetin özelliğine uygun olarak nöbet hizmetleri yürütülür. Bu yönetmeliğin dışında kalan veya ayrıca özellik arzeden nöbet hizmetleri ihtiyaca göre komutanlıklarca; bu yönetmelik esasları gözönünde tutularak hazırlanıp uygulanır " denilmiş; Bölük Nöbetçi Çavuşunun Vazifesi başlığı altında düzenlenen 399.maddesinde, Nöbetçi çavuşluğu bölükte mevcut çavuş veya liyakatli onbaşılar arasında sıra ile tutulur. Nöbetçi çavuşunun vazifeleri genel olarak şunlardır : 1 - Günlük hizmet cetveline göre hizmetlerin ve alınan emirlerin vaktinde ve noksansız yapılmasını takip ve nöbetçi onbaşılarının vazifelerine nezaret etmek. 2 - Bölük mıntıkasının (Ahır, garaj dâhil) daima temiz bulunmasını temin ve bu işi sıkı bir surette takip etmek. 3 - Bölükten izinli veya bir hizmetle gönderilmiş erattan başka hiç bir kimsenin kışladan ayrılmasına müsaade etmemek. 4 - Bölük er ve erbaşlarının kışla içindeki tavır ve hareketlerinin daima düzgün olmasını temin ve takip etmek; 5 - Bölükte vâkı olacak herhangi bir vakayı derhal bölüğün nöbetçi astsubayına veya subayına veya bölük kumandanına bildirmek. 6 - Geceleyin koğuş, garaj ve ahırlarda intizam ve sükuneti ve yangına karşı korunmayı temin etmek; 7 - Nöbetçi çavuşu, bütün hizmetlerde doğrudan doğruya nöbetçi subayına, astsubayına veya bölük kumandanına aynı zamanda tabur nöbetçi subayına karşı sorumludur. Bölüğün genel hizmetlerinden dolayı bölük astsubayına karşı da sorumludur. hükmü yer almış, Silâhlı Kuvvetler kıt'alarında tutulacak nöbetler üst başlığı altında düzenlenen, A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığında başlıklı, 412. maddesinde, (Başlığı ile birlikte değişik:rg-29/8/ ) Bölükte ve bölük seviyesinde olan birliklerde:.. c. Bölük nöbetçi çavuşluğu; bölükte mevcut uzman çavuş, çavuş veya liyakatli onbaşılar arasında tutulur. Bölüklerin erbaş ve er mevcuduna bağlı olarak iki bölüğün nöbetçi çavuşluğu görevi birleştirilebilir.(.) denilmiştir. Açıklanan yasa hükümleri ile buna bağlı olarak İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği gibi mevzuat hükümleri gözetilerek, mağdurun olay sırasında amir olma durumunun tespit edilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinde, dosya içinde mevcut 1. Mknz. P. Bl. Komutanlığının tarihli nöbet çizelgesinden, saatleri arasında mağdur S.Ö. in bölük nöbetçi çavuşu olarak görevlendirildiği anlaşılmıştır. 279
280 Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, iddianamede anlatılan ve sanığa yüklenen eylemlerin, Askeri Ceza Kanunu nda düzenlenen suçlardan olduğu, bu nedenle sanığı yargılama görevinin askeri mahkemeye ait olduğu, suç tarihinde asker kişi olan sanığın terhis edilmiş olmasının askeri mahkemenin görevini sona erdirmeyeceği gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinde, olay sırasında bölük nöbetçi çavuşu olarak görevlendirilmiş olan mağdur P. Er S.Ö. in er statüsünde olduğu, İç Hizmet Yönetmeliğinin 412. maddesinin açık hükmünden Bölük Nöbetçi Çavuşu olarak görevlendirileceklerin en az onbaşı rütbesinde olmaları gerektiği, oysa mağdur er statüsünde olduğundan mevzuata aykırı bu fiili görevlendirmenin Askeri Ceza Kanununun 106. maddesi kapsamında mağdura amirlik sıfatını kazandıramayacağı anlaşıldığından, askeri yargı yerince verilen görevsizlik kararının gerekçesinde de, bu durumun belirtilerek, bu şekilde yapılan görevlendirmenin Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 412. maddesine uygun olmadığı, bu nedenle usule aykırı şekilde nöbetçi çavuş olarak görevlendirilen mağdurun Askeri Ceza Kanunu nun 106. maddesinde belirtilen kanuni himayeden yararlandırılıp amir statüsünde kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı değerlendirilerek görevsizlik kararı verildiği gözetildiğinde, 7.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararı hukuka uygun bulunmuştur. Bu durumda, sanığa yüklenen eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nda düzenlenen kasten yaralama ve hakaret suçları kapsamında kaldığı, Askeri Ceza Kanunu nda bu eylemlere ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle askeri suç olmadıkları açıktır. Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanık hakkında yukarıda anlatıldığı şekilde Türk Ceza Kanunu nda düzenlenen suçlar kapsamında kaldığı kabul edilen eylemleri nedeniyle açılan kamu davasının 353 sayılı Yasa nın 17. maddesi uyarınca adli yargı yerinde görülmesi ve Şanlıurfa 4. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Şanlıurfa 4. Sulh Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2014/501, K:2014/776 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/11 KARAR NO : 2015/11 KARAR TR : (Ceza Bölümü) * * * ÖZET : Asker kişi sanık hakkında tehdit suçunu uygun eyleminden dolayı açılan kamu davasının, suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. Davacı : K.H. Mağdur : Ö.O. Sanık : A.E. K A R A R O L A Y : Kilis/Musabeyli İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık J.Er A.E. ile aynı Komutanlık emrinde günü, nöbetçi çavuşu olarak görevli mağdur J.Er. Ö.O. arasında, bulaşık yıkama meselesi yüzünden çıkan tartışma sonucu, sanığın mağdura hitaben.. koyduğum, hepinizin.. koyacağım, beni çıldırtmayın delirtmeyin, seni bıçaklarım, öldüreceğim seni gibi tehditlerde bulunduğu, daha sonra üzerine yürüdüğü, orada bulunan askerlerin araya girerek tarafları ayırdığı sırada, sanığın bıçak dolabından bıçak alarak mağdurun üstüne yürüdüğü ve mağdura tehditlerde bulunduğu, 280
281 askerlerin araya girmesi ile sanığın elinden bıçağın alındığı, böylece sanığın amiri tehdit suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu'nun 82/2. maddesi birinci cümlesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının gün ve E:2013/887, K:2013/370 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. 5. ZIRHLI TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : gün ve E:2014/48, K:2014/278 sayıyla; Askeri Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde amire karşı gerçekleştirildiği varsayılması gereken suçların hakaret, mukavemet ve fiilen taarruz şeklinde tahdidi olarak sayılmış olması, tehdit suçu bakımından ise özellikli bir duruma yer verilmemiş olması karşısında, sanığın nöbetçi olan mağdura karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eyleminin Askeri Ceza Kanunu'nun 106. maddesi delaletiyle amiri tehdit suçuna vücut vereceğinden bahsedilemeyeceği, ancak mağdur ile aynı rütbede bulunan sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu nun 106. maddesi ile düzenlenen tehdit suçunu oluşturabileceği, bu nedenle askeri suç olmayan veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenmemiş olan tehdit suçu bakımından, sanığın günü terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesildiği açıklanarak, sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Kilis 3. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. KİLİS 3. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : gün ve E:2014/310, K:2014/181 sayıyla; tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın suç tarihinde er olarak görev yaptığı, hakkında Askeri Ceza Kanunu'nun 82/2-1 cümlesini ihlal ettiği gerekçesiyle dava açıldığı, sanığa yüklenen eylemin askeri bir suç olduğu, 353 sayılı Kanun un 9, 17, ve 176 maddelerinde askeri suçları yargılama görevinin askeri mahkemelere ait olduğunun, terhis olmakla görevli yargı kolunun değişmeyeceğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ un davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, 281
282 b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir. Aynı Yasa nın gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 4191 sayılı Yasa yla değişik 17. maddesinde; askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin gün ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 76. maddesinde, Nöbet; askerlikteki müşterek hizmetlerin yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra ve süre ile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar tarafından yapılmasıdır. Nöbetçi: nöbet hizmetinin yapılması için görevlendirilen şahıstır şeklinde tarif edilmiş, 77. maddesinde de, "Kıtalarda, karargahlarda ve askeri kurumlarda nöbet hizmetine tabi tutulacak personelin kimler olacağı, nöbet hizmetlerinin yapılış tarzı ile şekli ve nöbetçilere ait vazifeler talimatname ile tayin ve tesbit olunur." denilmiştir sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun, "Nöbetçi, karakol, devriyenin tarifi" başlığı altında düzenlenen 15. maddesinde; "1-Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir. 2- Karakol hazarda ve seferde aynı maksatlarla konulan ve bir amir emrinde bulunan silahlı bir kısım askerdir. 3-Devriye hazarda ve seferde aynı maksatlarla muayyen bir mıntakada seyyar olarak vazife yapan bir veya daha ziyade silahlı askerdir." denilmekte, benzer düzenleme İç Hizmet Kanunu'nun 78. maddesinde de yer almaktadır. Askeri Ceza Kanunu nun 106. maddesinde "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemiyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır." denilmekte olup, yasa maddeleri birlikte değerlendirildiğinde 15. maddede yazılı olan nöbetçilerin belli suçlar karşısında amir sayılacakları, daha açık bir anlatımla, 106. maddede yazılı suçları işleyenlerin,bu suçları amire karşı işlemiş kabul edilerek ast gibi cezalandırılacakları; adı geçen Kanun un 12. maddesinde de Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malûm ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir denilerek yasanın uygulanmasında hizmetin gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması hali olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, İç Hizmet Yönetmeliği'nin "Askerlikte Nöbet Hizmetleri" başlığı altında düzenlenen 382 ve devamı maddelerinde nöbet hizmetleriyle ilgili hükümler düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 395. maddesinde, "Kıt'alarda her Kuvvetin özelliğine uygun olarak nöbet hizmetleri yürütülür. Bu yönetmeliğin dışında kalan veya ayrıca özellik arzeden nöbet hizmetleri ihtiyaca göre komutanlıklarca; bu yönetmelik esasları gözönünde tutularak hazırlanıp uygulanır " denilmiş; Bölük Nöbetçi Çavuşunun Vazifesi başlığı altında düzenlenen 399.maddesinde, Nöbetçi çavuşluğu bölükte mevcut çavuş veya liyakatli onbaşılar arasında sıra ile tutulur. Nöbetçi çavuşunun vazifeleri genel olarak şunlardır : (..) hükmü yer almış, Silâhlı Kuvvetler kıt'alarında tutulacak nöbetler üst başlığı altında düzenlenen, A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığında başlıklı, 412. maddesinde, (Başlığı ile birlikte değişik:rg-29/8/ ) Bölükte ve bölük seviyesinde olan birliklerde:. 282
283 . c. Bölük nöbetçi çavuşluğu; bölükte mevcut uzman çavuş, çavuş veya liyakatli onbaşılar arasında tutulur. Bölüklerin erbaş ve er mevcuduna bağlı olarak iki bölüğün nöbetçi çavuşluğu görevi birleştirilebilir.(.) denilmiştir. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, sanığa yüklenen eylemin askeri bir suç olduğu, bu nedenle sanığı yargılama görevinin askeri mahkemeye ait olduğu, suç tarihinde asker kişi olan sanığın terhis edilmiş olmasının askeri mahkemenin görevini sona erdirmeyeceği gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinde, olay sırasında bölük nöbetçi çavuşu olarak görevlendirilmiş olan mağdur J. Er Ö.O. nun er statüsünde olduğu, İç Hizmet Yönetmeliğinin 412. maddesinin açık hükmünden Bölük Nöbetçi Çavuşu olarak görevlendirileceklerin en az onbaşı rütbesinde olmaları gerektiği, oysa mağdur er statüsünde olduğundan mevzuata aykırı bu fiili görevlendirmenin Askeri Ceza Kanununun 106. maddesi kapsamında mağdura amirlik sıfatını kazandıramayacağı anlaşıldığından, bu şekilde yapılan görevlendirmenin Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin ilgili maddelerine uygun olmadığı, bu nedenle usule aykırı şekilde nöbetçi çavuşu olarak görevlendirilen mağdurun Askeri Ceza Kanunu nun 106. maddesinde belirtilen kanuni himayeden yararlandırılıp amir statüsünde kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı açık ise de; Aksi durumda dahi, nöbetçi devriye çavuşu olarak görevli J. Er Ö.O. na karşı sanık J.Er A.E. in işlediği ileri sürülen eylem, Askeri Ceza Kanunu nun 106. maddesinde sayılan suçlardan olmadığından J. Er Ö.O. nun bu maddede düzenlenen korumadan yararlanamayacağı kuşkusuz olup, eylemin askeri suç kapsamında bulunmadığı, Türk Ceza Kanunu nda düzenlenen silahlı tehdit suçunu oluşturabileceği anlaşıldığından, askeri yargı yerince verilen görevsizlik kararının gerekçesinde, Askeri Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde amire karşı gerçekleştirildiği varsayılan suçların hakaret, mukavemet ve fiilen taarruz şeklinde tahdidi olarak sayılmış olduğu, tehdit suçu bakımından ise özellikli bir duruma yer verilmemiş olması karşısında sanığın nöbetçi olan mağdura karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eyleminin Askeri Ceza Kanunu'nun 106. maddesi delaletiyle amiri tehdit suçuna vücut vereceğinden bahsedilemeyeceği, ancak mağdur ile aynı rütbede bulunan sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu nun 106. maddesi ile düzenlenen tehdit suçunu oluşturabileceği değerlendirilerek görevsizlik kararı verildiği gözetildiğinde, 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararı hukuka uygun bulunmuştur. Bu durumda, sanığa yüklenen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nda düzenlenen tehdit suçu kapsamında kaldığı, Askeri Ceza Kanunu nda bu eyleme ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle askeri suç olmadığı açıktır. Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olayda sanık hakkında yukarıda anlatıldığı şekilde Türk Ceza Kanunu nda düzenlenen suçlar kapsamında kaldığı kabul edilen eylemi nedeniyle açılan kamu davasının 353 sayılı Yasa nın 17. maddesi uyarınca adli yargı yerinde görülmesi ve Kilis 3. Asliye Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Kilis 3. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2014/310, K:2014/181 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/12 KARAR NO : 2015/12 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : Adli yargı yerince verilen görevsizlik kararına konu eylemler nedeniyle sanık hakkında bu mahkemeye açılmış bir kamu davası bulunmadığı, sanık hakkında bu mahkemeye açılan kamu davasında 283
284 ise mahkemece bir karar verilmediği anlaşıldığından, açılan kamu davası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın ele alınabilmesi için adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasının gerektiği hk. K A R A R Davacı Sanık : K.H. : Y.C. O L A Y : Malatya Asker Hastanesi Baştabipliği emrinde görevli sanık sivil memur Y.C. in, yükümlü E.Ş. nun bağlı olduğu Hozat Askerlik Şubesinde görevli sivil memur A.Y. ın aracılığı ile, para karşılığı E.Ş. hakkında sahte olarak düzenlediği rapor üzerine, E.Ş. hakkında sağlık kurulu raporu ile askerliğe elverişli değildir kararı verildiği ve sanık Y.C. in düzenlediği rapor sayesinde E.Ş. nun tarihleri arasında uzun bir süre askerlik hizmetinden kurtulduğu, böylece sanık Y.C. in E.Ş. nun işlediği askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işlediği, yine sanık Y.C. in, yükümlü C.Ç. in, bağlı olduğu Akçadağ Askerlik Şubesince sevk edilmesi üzerine, Malatya Asker Hastanesinde sivil memur olan R.A. ve Ş.E. nin aracılığı ile, aynı hastane baştabipliği emrinde görevli Tbp. Bnb.C.B.ile görüşerek yükümlü C.Ç.hakkında usulsüz sevk erteleme raporu düzenlettirdiği, söz konusu raporun bitiminde de kendisinin sahte askerliğe elverişsizlik raporu düzenlediği ve C.Ç. in bu rapor sayesinde tarihleri arasında uzun bir süre askerlik hizmetinden kurtulduğu, böylece Tbp.Bnb. C.B.ile sanık sivil memur Y.C. in para karşılığı sahte olarak sevk erteleme raporu tanzim ederek yükümlü C.Ç. in askerlik hizmetinin altı ay ertelenmesini sağladıkları, bu suretle C.B. ın rüşvet almak, bu sahte raporun temini amacıyla rüşvet alımına aracılık eden sanık Y.C. in de rüşvet almak ve söz konusu sahte rapor temini için yapılmaması gereken işin yapılması için para veren C.Ç. in de rüşvet vermek suçlarını işledikleri, ayrıca sanık sivil memur Y.C. in, C.Ç. in işlediği askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu da işlediği, Afşin Askerlik Şubesi yükümlüsü olan T.Y. nın yılları arası çeşitli gerekçelerle askerlik hizmetini ertelettiği, ancak daha başka bir mazeret bulamadığını değerlendirdiğinde askerlik hizmetinden tamamen kurtulma kararı verdiği, müteakiben düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla rahatsızlığı dolayısıyla askeri hastaneye sevkini istediği, faks ile sevk belgesinin Malatya Asker Hastanesine fakslandığı ve bu hastanede A.Y. ın aracılığı ile sanık Y.C. in sahte rapor düzenlediği ve bu rapor sayesinde T.Y. nın tarihleri arasında uzun bir süre askerlik hizmetinden kurtulduğu, böylece sanık Y.C. in, T.Y. nın üzerine atılı olan askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işlediği, rahatsızlığını beyan etmesi üzerine Malatya Asker Hastanesine sevk edilen Adıyaman Askerlik Şubesi yükümlüsü A.A.ile görüşerek, Tbp.Bnb.C.B.tarafından düzenlenen askerliğe elverişsizlik raporunun verilmesini sağladığı, bu rapor sayesinde A.A. ın tarihleri arasında uzunca bir süre askerlik hizmetinden kurtulduğu, böylece C.B.ile sanık Y.C. in, A.A. ın üzerine atılı olan askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işledikleri, yükümlü S.K. ın babası S.K., Malatya Asker Hastanesi Baştabipliği emrinde görevli sanık sivil memur M.G.ve sivil kişi A.S. nın, S.K. hakkında çürük raporu temin etmek için anlaştıkları, bu işle ilgili olarak yine sanık Y.C. in Tbp.Bnb. C.B.ile görüşerek askerliğe elverişli değildir raporu aldığı ve bu rapor sayesinde S.K. ın tarihleri arasında askerlik hizmetinden kurtulduğu, böylece Tbp.Bnb.C.B., M.G., S.K. ve A.S. ile sanık Y.C. in, S.K. ın üzerine atılı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işledikleri, sanık Y.C. in, sivil memur M.G., sivil kişi M.Y. ve yükümlü R.D. ile R.D. adına çürük raporu vermek için görüşüp anlaştığı, bu işle ilgili olarak Tbp.Bnb.C.B.ile görüşerek herhangi bir rahatsızlığı olmadığı halde düzenlettiği sahte raporlar ile iki kez altı ay sevk geciktirmesi kararı ve düzenlettiği sahte rapor ile askerliğe elverişli değildir kararı aldırdığı, bu karar sayesinde R.D. ın tarihleri arasında askerlik hizmetinden uzun bir süre kurtulduğu, böylece Tbp.Bnb. C.B. ın para karşılığı sahte olarak sevk erteleme raporu tanzim ederek yükümlü R.D. ın iki kez altı ay sevk geciktirmesi kararı almasını sağladığı, bu suretle C.B. ın rüşvet almak, bu sahte raporun temini amacıyla rüşvet alımına aracılık eden M.G., M.Y. ve sanık Y.C. in de rüşvet almak ve söz konusu sahte rapor temini için yapılmaması gereken işin yapılması için para veren R.D. ın da rüşvet vermek suçlarını işledikleri, ayrıca R.D. ın üzerine atılı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işledikleri, yükümlü Ö.M. ile babası M.M. ve sivil memur M.G. in, Ö.M. hakkında askerliğe elverişli değildir kararlı rapor almak için sanık Y.C. ile anlaştıkları, bu işle ilgili sanığın da Tbp.Bnb.C.B.ile görüştüğü ve düzenlenen sahte rapor sayesinde yükümlü Ö.M. in tarihleri arasında uzun süre askerlik hizmetinden kurtulduğu, böylece Tbp.Bnb.C.B., M.G., M.M. ile sanık Y.C. in, Ö.M. in üzerine atılı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işledikleri, sanık Y.C. in, yükümlü S.G.ile M.G.ve R.A. aracılığıyla anlaştığı ve bu işle ilgili görüştüğü Tbp.Bnb.C.B. ın düzenlediği sahte rapor ile yükümlü hakkında C-58 bir yıl erteleme kararı verdikleri, böylece sahte olarak sevk erteleme raporu düzenleyerek yükümlü S.G. in askerlik hizmetinin bir yıl ertelemesini sağlayan ve bu suretle askerlik hizmetini öteleyen C.B. ın rüşvet almak, bu sahte rapor 284
285 temini amacıyla rüşvet alımına aracılık eden Y.C., M.G.ve R.A. ın da rüşvet almak ve bu sahte rapor temini için yapılmaması gereken işin yapılması için para veren S.G. in rüşvet vermek suçunu işledikleri, sanık Y.C. in, yükümlü O.A. ile Malatya Askerlik Şubesinde sivil memur olarak görevli S.U.Ş.aracılığıyla anlaştığı ve bu işle ilgili olarak görüştüğü Tbp.Bnb. C.B. ın düzenlediği sahte rapor ile eklem rahatsızlığı teşhisi konulan yükümlü hakkında C-59 bir yıl sevk geciktirmesi kararı verildiği, böylece para karşılığı sahte rapor düzenleyerek yükümlü O.A. ın sevkinin haksız olarak bir yıl ertelenmesine sebep olan C.B. ın rüşvet almak, bu sahte rapor temini amacıyla rüşvet alımına aracılık eden Y.C. ve S.U.Ş. ün de rüşvet almak, söz konusu sahte rapor temini için yapılmaması gereken işin yapılması için para veren O.A. ın da rüşvet vermek suçunu işledikleri ileri sürülerek; 1-Sanık Tbp.Bnb. C.B. ın; a)yükümlü sanık C.Ç.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, b)yükümlü sanık A.A.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, c)yükümlü sanık S.K. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, d)yükümlü sanık R.D. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, e)yükümlü sanık R.D. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, f)yükümlü sanık Ö.M. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, g)yükümlü sanık S.G.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, h)yükümlü sanık O.A. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, 2- Sanık Y.C. in; a)yükümlü sanık E.Ş. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, b)yükümlü sanık C.Ç.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, c)yükümlü sanık C.Ç.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, d)yükümlü sanık T.Y. ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, e)yükümlü sanık S.K. ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, f)yükümlü sanık R.D. ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, g)yükümlü sanık R.D. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, h)yükümlü sanık Ö.M. ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, ı)yükümlü sanık A.A.ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, i) Yükümlü sanık S.G.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, j)yükümlü sanık O.A. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, 3- Sanık M.G. in; a)yükümlü sanıklar S.K., R.D., Ö.M. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. (üç kez) maddesi uyarınca, b) Yükümlü sanıklar R.D. ve S.G.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, 4- Sanık A.Y. ın; Yükümlü sanıklar E.Ş. ve T.Y. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, 5- Sanık S.K. ın; Yükümlü sanık S.K. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, 285
286 6- Sanık A.S. nın; Yükümlü sanık S.K. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, 7- Sanık M.Y. ün; a)yükümlü sanık R.D. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, b)yükümlü sanık R.D. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, 8- Sanık M.M. in; Yükümlü sanık Ö.M. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesi uyarınca, 9- Sanık R.A. ın; Yükümlü sanık S.G.ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, 10- Sanık S.U.Ş. ün; Yükümlü sanık O.A. ile ilgili olarak eylemine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 135. maddesi delaletiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 212/2,4. maddesi uyarınca, 11- Sanıklar E.Ş., C.Ç., T.Y., A.A., S.K., R.D. ve Ö.M. in eylemlerine uyan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 81/1. maddesi uyarınca, 12- Sanıklar C.Ç., S.G. ve O.A. ın eylemlerine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 213/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 2. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2006/1, K:2006/354 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. 2.Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, gün ve E:2008/44, K:2008/481sayılı kararıyla, haklarında açılan kamu davası nedeniyle bir kısım sanıkların beraatlerine, bir kısım sanıkların cezalandırılmalarına ve sanık Y.C. in, E.Ş., C.Ç., T.Y., S.K., R.D. ile Ö.M. ilgili olarak askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak etmek suçunu işlediği nedeniyle cezalandırılmasına, sanığın yüklenen diğer eylemler nedeniyle beraetine karar vermiş, cezalandırılmalarına karar verilen diğer sanıklar ile Y.C. tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, gün ve E:2010/184, K:2010/963 sayılı kararıyla; 1- Suçun işlendiği tarihte asker kişi statüsünde bulunmayan sanık sivil şahıs E.Ş. hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, yargılama yapmaya adliye mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varıldığından görev yönünden bozulmasına, sanıklar sivil memur Y.C. ve sivil memur A.Y. ın, sanık E.Ş.'nun askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettikleri kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde mahkûmiyetlerine dair karar verilmiş ise de, mahkûmiyet hükümlerinin noksan soruşturmadan bozulmasına; 2- Sanık C.Ç.hakkında rüşvet vermek suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, görev yönünden bozulmasına, sanık C.B.hakkında rüşvet almak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, noksan soruşturma yönünden bozulmasına; 3- Sanık C.Ç.hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, görev yönünden bozulmasına; Sanık Y.C. hakkında, sanık C.Ç. in askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün, noksan soruşturma yönünden bozulmasına; 4- Sanık T.Y. hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, görev yönünden bozulmasına; Sanık A.Y. hakkında, sanık T.Y. nın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün, noksan soruşturma yönünden bozulmasına; Sanık Y.C. hakkında, sanık T.Y. nın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün, noksan soruşturma yönünden bozulmasına; 5- Sanık A.A.hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, görev yönünden bozulmasına; Sanık C.B.hakkında, sanık A.A. ın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan ve hukuka uygun bulunan mahkûmiyet hükmünün onanmasına; 6- Sanık S.K. hakkında askerliğe elverişli olmadığına dair sağlık kurulu raporu düzenlenmesine ilişkin olarak; sanık C.B.hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden bozulmasına; Sanık M.G.hakkında, sanık S.K. ın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden bozulmasına; Sanık Y.C. hakkında, sanık S.K. ın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden bozulmasına; 286
287 Sanık A.S. hakkında, sanık S.K. ın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün, görev yönünden bozulmasına; 7- Sanık R.D. hakkında rüşvet vermek suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün görev yönünden bozulmasına; Sanık C.B.hakkında rüşvet almak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün suç vasfı yönünden bozulmasına; 8- Sanık R.D. hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün görev yönünden bozulmasına; Sanık C.B.hakkında, sanık R.D. ın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün suç vasfı yönünden bozulmasına; Sanık Y.C. hakkında, sanık R.D. ın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün suç vasfı yönünden bozulmasına; 9- Sanık Ö.M. hakkında askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün görev yönünden bozulmasına; Sanık C.B.hakkında, sanık Ö.M. in askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan ve hukuka uygun bulunan mahkûmiyet hükmünün onanmasına; Sanık Y.C. hakkında, sanık Ö.M. in askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına; Sanık M.G.hakkında, sanık Ö.M. in askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına; 10-Sanık O.A. hakkında rüşvet vermek suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün görev yönünden bozulmasına; Sanık C.B.hakkında rüşvet almak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün suç vasfı yönünden bozulmasına karar vermiş, dava dosyası Mahkemesine gönderilmiştir. 2. ORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/21, K:2012/55 sayıyla; öncelikle asker kişi sanık C.B., sivil memur sanıklar M.G., A.Y. ve Y.C. dışında kalan diğer sanıklar hakkında açılan kamu davaları nedeniyle görevsizlik kararı vererek bu sanıklar hakkındaki dosyanın bu dava dosyasından ayrılmasına, daha sonra sanık C.B.hakkında açılan kamu davasının da bu dosyadan ayrılarak başka bir esasa kaydedilmesine, sanıklar M.G., A.Y. ve Y.C. hakkında açılan kamu davalarının bu dosya üzerinden devamına karar vermiş, daha sonra, her ne kadar 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde, asker kişilerle asker olmayan kişilerin müştereken bir suç işlemeleri halinde görevli mahkemenin suçun hangi kanunda düzenlenmiş olduğuna göre belirleneceği, bu bağlamda müştereken işlenen suç Askeri Ceza Kanunu nda yazılı bir suç ise tüm sanıkların askeri mahkemede yargılanacakları hüküm altına alınmış ve somut olayda sanıklara atılı suç askeri suç kapsamında ise de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun konu ile ilgili olarak verdiği kararlardan sivil memur olarak görev yapmakta olan sanıkların hukuken sivil kişi olarak kabul edilmeleri gerektiği sonucuna varıldığı açıklanarak, Ceza Muhakemesi Kanunu nun 3. maddesi ve Anayasa nın 5982 sayılı Kanun ile değişik 145/3. maddesindeki barış zamanında sivillerin askeri mahkemelerde yargılanamayacağına dair düzenleme de göz önüne alınarak; 1. Sanık M.G. in, Ö.M. ve S.K. ın askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sağlık kurulu raporu düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak; iki kez askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca iki kez cezalandırılması için hakkında açılan kamu davasında Mahkemenin görevsizliğine, dava dosyasının karar kesinleştiğinde Malatya Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, 2- Sanık A.Y. ın, E.Ş. ve T.Y. nın askerliğe elverişli olmadıklarına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemleriyle ilgili olarak; iki kez askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca iki kez cezalandırılması için hakkında açılan kamu davasında Mahkemenin görevsizliğine, dava dosyasının karar kesinleştiğinde, E.Ş. nun askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak; görevli ve yetkili Hozat Asliye Ceza Mahkemesine, T.Y. nın askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak ise Afşin Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, 3- Sanık Y.C. in, E.Ş. nun askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemi, C.Ç. in askerliğe elverişli olmadığına ilişkin ön rapor düzenlenmesi eylemi, T.Y. nın askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak; üç ayrı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca üç kez cezalandırılması için hakkında açılan kamu davasında, Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun kararı göz önüne alınarak olay tarihinde sivil memur olarak görev yapan sanık Y.C. in asker kişi olarak değil sivil kişi olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşıldığından 287
288 Mahkemenin görevsizliğine, dava dosyasının karar kesinleştiğinde, E.Ş. nun askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili görevli ve yetkili Hozat Asliye Ceza Mahkemesine, C.Ç. in askerliğe elverişli olmadığına ilişkin ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili görevli ve yetkili Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesine, T.Y.'nın askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili görevli ve yetkili Afşin Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, 4- Sanık Y.C. in, S.K., R.D. ve Ö.M. ile ilgili olarak üç ayrı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca üç kez ayrı ayrı cezalandırılması için hakkında kamu davası açılmış ise de; Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun kararı göz önüne alınarak olay tarihinde sivil memur olarak görev yapan sanık Y.C. in asker kişi olarak değil sivil kişi olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşıldığından Mahkemenin görevsizliğine, dava dosyasının karar kesinleştiğinde görevli ve yetkili Malatya Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, kararın adli müşavir tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4.Dairesi nce, gün ve E:2012/794, K:2012/753 sayıyla; Anayasa nın 90. maddesinin son fıkrası kapsamında uluslar arası antlaşma esas alınarak, müteaddit askerlikten kurtulmak için hile yapmaya iştirak suçundan sanıklar sivil memur M.G.(iki kez), sivil memur A.Y. (iki kez) ve sivil memur Y.C. (altı kez) hakkında yargılama yapmaya adliye mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle sivil memur statüsündeki sanıklar hakkında atılı suçlardan verilen görevsizlik kararlarının onanmasına karar verilmiştir. 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce, sanık Y.C. in, C.Ç. in askerliğe elverişli olmadığına ilişkin ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak, dosyanın görevli ve yetkili Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair verdiği karar gereğince, dava dosyasının bir sureti çıkarılarak, Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmesi üzerine, Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesi gün ve E:2012/150, K:2013/31 sayıyla, sanık Y.C. in olay tarihinde Malatya Askeri Hastanesinde sivil memur olduğu, yüklenen eylemleri burada gerçekleştirdiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiş, dava dosyası Malatya nöbetçi asliye ceza mahkemesine gönderilmiştir. Dosyanın incelenmesinde, Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararı ile gönderilen dava dosyasının, Malatya 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/333 esasına kaydedildiği, yargılama sırasında bu Mahkemece, sanık Y.C. hakkında açılmış başka bir kamu davası olup olmadığının Malatya 1,2,4 ve 5. Asliye Ceza Mahkemelerine müzekkereler yazılarak sorulduğu, Malatya 1,4 ve 5. Asliye Ceza Mahkemelerinden gönderilen yazılardan bu Mahkemelerde sanık Y.C. hakkında açılmış her hangi bir kamu davası olmadığının, Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin cevap yazısından ise, sanık Y.C. hakkında açılmış ve Mahkemelerinin 2012/721 esasında yargılaması yapılan dava dosyasında birleştirme kararı verilerek, dosyanın Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/197 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiğinin bildirilmesi üzerine, Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesince Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/197 esas sayılı dava dosyasının istendiği ve günlü oturumda dosyanın incelendiği anlaşılmıştır. MALATYA 3. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2013/333, K:2014/61 sayıyla; Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararı ile gönderilen ve Mahkemelerine tevzi edilmekle, Mahkemenin 2013/333 esasına kaydedilen dava dosyasının ele alındığı belirtilerek, sanığın talimatla alınan ifadesi ve Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşü yazıldıktan sonra; yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından, sanık Y.C. hakkında yükümlüler S.K., R.D. ve Ö.M.'in askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte sağlık kurulu raporu düzenlenmesi eylemi ile ilgili olarak Askeri Ceza Kanunu nun 81/1. maddesi gereğince (3 kez) cezalandırılması amacı ile görevsizlik kararı verilerek, Malatya 2.Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından dosya mahkememize gönderilmiş ise de, sanığın eylemi askeri suç niteliğinde olup, delilleri değerlendirme ve yargılama yapma yetkisinin askeri mahkemeye ait olduğu anlaşılmakla. ve hüküm fıkrasında da, aynı husus tekrar edilerek, Malatya Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir. Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi nce gün ve E:2014/29, K:2014/29 sayılı karar ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden dava dosyası Mahkememize gönderildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesince, Mahkememize gönderilmiştir. 288
289 İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU ve Yavuz ÇOLAK ın katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Her ne kadar iki ayrı yargı yerince verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlik kararları mevcut ise de, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararına konu eylemler nedeniyle sanık hakkında bu mahkemeye açılmış bir kamu davası bulunmadığı, sanık hakkında açılan kamu davasında ise mahkemece karar verilmediği anlaşıldığından, açılan kamu davası hakkında gereğinin yapılabilmesi (bir karar verilmek üzere dosyanın ele alınabilmesi) için esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, sanık hakkında adli yargı yerine açılan kamu davasında mahkemece bir karar verilmediği anlaşıldığından, açılan kamu davası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın ele alınabilmesi için adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ve Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ un sanık hakkında adli yargı yerine açılan kamu davasında mahkemece bir karar verilmediği anlaşıldığından, açılan kamu davası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın ele alınabilmesi için adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosyanın incelenmesinde, Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, sanık Y.C. hakkında açılmış başka bir kamu davası olup olmadığının diğer asliye ceza mahkemelerine sorulması üzerine, Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesince, sanık Y.C. hakkında açılmış ve Mahkemelerinin 2012/721 esasında kayıtlı olup, yargılaması devam ederken, birleştirme kararı verilerek,dosyanın Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/197 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiğinin bildirilmesi üzerine, Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesince dosyanın getirtilerek incelendiği ve Dosyanın incelenmesinde sanıkların O.A., A.(A.) S., Ö.M., C.Ç., M.G.olduğu, suçun resmi belgede sahtecilik olduğu, suç tarihinin tarihi olduğu, dosyanın derdest olduğu, duruşmasının günü olduğu görüldü. denilerek, dosyanın gün ve 2013/333 esas sayısı ile Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği görüldüğünden ve Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararındaki çelişki nedeniyle; Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/197 esas sayılı dava dosyası ile ilgili olarak UYAP üzerinden yapılan araştırma sonucunda, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/197 esasına kayıtlı dava dosyasında sanıkların O.A., A.(A.) S., R.D., Ö.M., A.Y., C.Ç., M.G.ve Y.C. olduğu, sanık Y.C. hakkındaki davanın askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçu(4 kez) olduğu, gün ve 2014/300 sayı ile dosyanın esastan incelenerek karara bağlandığı ve kararın sanık M.G. tarafından temyiz edilmesi nedeniyle dosyanın Yargıtay da olduğunun anlaşılması üzerine; Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığınca, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin gün ve E:2011/197,K:2014/300 sayılı kararının onaylı bir örneği getirtilerek kararın incelenmesinden, yukarıda isimleri yazılı sanıklar hakkında açılan kamu davasının tüm safahatının anlatıldığı ve 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce, sanıklar Y.C., A.Y. ve M.G. in sivil kişi kabul edilerek ve adli mahkemelerin görevli olduğu bildirilerek görevsizlik kararı verildiğinin, bu görevsizlik kararının da Askeri Yargıtayca onandığının, görevsizlik kararları ile dosyaların Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesine ve Afşin Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiğinin, ( Sanık A.Y. ın T.Y. nın askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak Afşin Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen dosya ile sanık Y.C. in T.Y.'nın askerliğe elverişli olmadığına ilişkin sahte ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak Afşin Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen dosya) ilgili mahkemelerce de birleştirme kararları verilerek, dosyaların bu dosya ile birleştirildiğinin anlaşıldığının belirtildiği ve sanık Y.C. hakkında, T.Y. ile ilgili askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçu nedeniyle açılan kamu davasında sanığın bu suçtan beraetine, S.K., Ö.M. ve R.D. ile ilgili askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçu nedeniyle açılan kamu davaları hakkında ise,zamanaşımı nedeniyle üç ayrı kamu davasının düşmesine ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının, 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce, sanık Y.C. in, askerlik yükümlüsü C.Ç. in askerliğe elverişli olmadığına ilişkin ön rapor düzenlenmesi eylemiyle ilgili olarak, askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca cezalandırılması için hakkında açılan kamu davasında görevsizlik kararı verilerek, karar kesinleştikten sonra dava dosyasının gönderildiği Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesince verilen yetkisizlik kararı ile kendisine açılan kamu davası ile ilgili olarak değil de; 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce, sanık Y.C. in, S.K., R.D. ve Ö.M. ile ilgili olarak üç ayrı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca üç kez ayrı ayrı cezalandırılması için 289
290 açılan ve görevsizlik kararı verilerek, Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen ve bu Mahkemece Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/197 esas sayılı dava dosyası ile birleştirme kararı verilerek, bahsedilen bu dosya ile birleştirildiği anlaşılan ve esası ile ilgili karar verilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay da bulunan, kendisine açılmamış olan bir kamu davası ile ilgili olduğu görülmüştür sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun Kamu Davasının Açılması üst başlığı altında Kamu davasını açma görevi başlığı ile düzenlenen 170. maddesinde, kamu davasının Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılacağı, iddianamede hangi hususların yer alacağı ve yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağı belirtilmiş, Duruşma üst başlığı altında düzenlenen Duruşmanın başlaması başlıklı 191. maddesinin üçüncü fıkrasında, Duruşmada, sırasıyla; a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur, c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir, d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır. denilmiş; Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi başlıklı 225. maddesinin birinci fıkrasında, Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. ; Suçun niteliğinin değişmesi başlıklı 226. maddesinde de, (1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. hükümleri yer almaktadır. Somut olayda, adli yargı yerince Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında vermiş olduğu tarih ve 2012/150 Esas,2013/31 Karar sayılı yetkisizlik kararı ile mahkememize tevzi edilen dava dosyası yeni esasa kaydı yapılarak incelendi denildikten sonra Konya 11. Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimat ile yukarıda belirtilen yetkisizlik kararı ile kendisine açılan kamu davası nedeniyle sanığın savunması alınmış (sorgusu yapılmış), 2. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2006/1, K:2006/354 sayılı iddianamesinde anlatılan ve sanık Y.C. in, S.K., R.D. ve Ö.M. ile ilgili olarak üç ayrı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçuna iştirak ettiğinden bahisle eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 81/2. maddesinin atfı ile 81/1. maddesi uyarınca üç kez ayrı ayrı cezalandırılması için açılan ve görevsizlik kararı ile Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen dava dosyasına konu olayla ilgili olarak, Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesine açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde, Ceza Muhakemesi Kanunu nun yukarıda anlatılan maddelerindeki her hangi bir koşulun da bulunmadığı olayda, Ceza Muhakemesi Kanunu nda yer alan düzenlemelere aykırı olacak biçimde kendisine açılmamış bir dava hakkında görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararına konu eylemler nedeniyle sanık hakkında bu mahkemeye açılmış bir kamu davası bulunmadığı, başka bir anlatımla açılmamış davada görevsizlik kararı verilmiş olduğundan verilen görevsizlik kararı yok hükmünde olup, sanık hakkında bu mahkemeye açılan kamu davasında ise mahkemece bir karar verilmediği anlaşıldığından, açılan kamu davası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın ele alınabilmesi için adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Açılmamış davada verilen Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2013/333, K:2014/61 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/13 KARAR NO : 2015/13 * * * 290
291 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen resmi belgede sahtecilik" suçu nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Sanık : K.H. : S.D. O L A Y : Osmaniye 39. Mknz. P.Tug. 1. Mknz. P. Tb. 1. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er S.D. in, günü, diş problemi olduğunu beyan ederek viziteye çıktığı ve diş tabibinin hastaneye sevke gerek görmeyerek sevk vermemesi üzerine daha önce diş problemi nedeniyle aldığı sevk kağıdının, kendisinde bulunan fotokopisi üzerinde tarih ve protokol numarasını değiştirerek bölük komutanına sahte evrakı imzalattığının anlaşıldığı belirtildikten sonra, Anayasanın 145. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle maddede yer alan askeri mahal ibaresinin madde metninden çıkarıldığı, dolayısıyla askeri mahalde işlenmiş olmakla birlikte askeri bir suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ya da göreviyle ilgili olarak işlenmiş olmayan suçlarla ilgili olarak askeri mahkemelerin ve dolayısıyla askeri savcılığın görevli olmaktan çıktığı, bu suçlar bakımından adli yargı mahkemelerinin görevli olduğu açıklanarak, sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan soruşturma yapmakla görevli olmadığı gerekçesiyle 6. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2011/745, K:2011/108 sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmesi üzerine, 6. Kolordu Komutanlığı Adli Müşavirliğince, görevsizlik kararına itiraz edilmiş, 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve AS. SAV.:2011/540 Müt. sayılı itirazın kabulüne ve görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yönündeki görüşü ile birlikte, itiraz hakkında bir karar verilmek üzere soruşturma dosyasının gönderildiği 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi nce, gün ve Evrak No:2011/1142, Karar No:2011/809 Müt. sayı ile, sanığa yüklenen eylemin askeri hizmete ilişkin olduğu gerekçesiyle itirazın kabulüne, görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiş; 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2012/244, K:2012/277 sayılı iddianamesiyle, sanığın yukarıda anlatılan şekilde gerçekleşen eylemi nedeniyle, resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 204/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 6. MEKANİZE PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1105, K:2012/320 sayı ile, sanığa yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun askeri bir suç olmadığı ve askeri bir suça da bağlı bulunmadığı, sanığın tarihinde terhis edilmekle asker kişi sıfatının sona erdiği ve askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olduğu belirtilerek, sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu nun 204/1. maddesinde düzenlenen bir suç olup, bu suçun da askeri bir suç olmadığı gibi askeri görev ya da askeri hizmet ile bir ilgisinin de bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Osmaniye 2. Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. OSMANİYE 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2013/150, K:2014/683 sayı ile, sanığın asker kişi olduğu, söz konusu olayın askerlik hizmeti ile ilgili olduğu, askeri işlemlerin kendine özgü bir niteliğinin olduğu ve eylemin asker kişi tarafından işlendiği nedeniyle eylemin askeri yargının görev alanına girdiği belirtilerek, tüm dosya kapsamından sanığı yüklenen eylem nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönde-rilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN ve Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca 291
292 görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Hüseyin KORKUSUZ un davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir. Sanığa yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu nda düzenlendiği, Askeri Ceza Kanunu nda bu suça ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle yüklenen eylemin askeri suç olmadığı kuşkusuzdur. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, yüklenen eylemin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği, bu nedenle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın işlediği ileri sürülen resmi belgede sahtecilik suçunun, kamu güvenliğine karşı işlenen suçlar kapsamında bulunduğu ve sanığın diş problemi olduğunu beyan ederek viziteye çıktığı ve diş tabibinin hastaneye sevke gerek görmeyerek sevk vermemesi üzerine daha önce diş problemi nedeniyle aldığı sevk kağıdının, kendisinde bulunan fotokopisi üzerinde tarih ve protokol numarasını değiştirerek bölük komutanına sahte evrakı imzalattığı ileri sürüldüğünden, yüklenen eylemin, sanığın askerlik hizmet ve görevleriyle bir ilgisinin bulunmadığı da kuşkusuzdur. Bu durumda, Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu nun 9. maddesinde yer alan askeri mahal kavramının Anayasa da yapılan yeni düzenleme ile kaldırıldığı ve Anayasa Mahkemesi nin bahsedilen kararı ile Anayasa ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline de karar verildiği anlaşıldığından, artık asker kişilerin askeri mahalde işledikleri askeri suç olmayan bu tür suçlara ait davaların askeri yargı yerinde görülmeyeceği kuşkusuzdur. Açıklanan nedenlerle, askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlendiği de ileri sürülmeyen eylem nedeniyle sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Osmaniye 2. Asliye Ceza Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Osmaniye 2. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2013/150, K:2014/683 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 292
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 1., 14. ve 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/226 KARAR NO : 2015/241 KARAR
İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI
İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI İDARİ YARGININ GÖREV ALANININ ÖLÇÜTÜ Uyuşmazlığın idari işlevden kaynaklanması
Sirküler Rapor /70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI
Sirküler Rapor 18.02.2014/70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi 14/1/2014 tarihli ve 2013/5028 Başvuru Numaralı kararında, 2010 yılının
ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI
Sirküler Rapor 28.03.2013/84-1 ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi, 5.3.2013 tarihli ve 2012/829 sayılı Başvuru Kararında,
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : -SAĞLIK YARDIMLARI : 5434 sayılı Kanunun sağlık yardımlarına ilişkin hükümleri 5510 sayılı Kanunun 106/8'inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, 5510 sayılı Kanunun Geçici 4'üncü maddesinde,
EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI
Sirküler Rapor 08.10.2013/180-1 EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Dokuzuncu Daire Başkanlığının 25.04.2013 Tarih,
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 27. VE 29. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/111 KARAR NO : 2015/128 KARAR TR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - YARGISAL DENETİME ELVERİŞLİ HÜKÜM KURULMAMASI : karar başlığı ve dava dilekçesinde işveren adı yer almadığı ve davanın niteliği gereği husumet yöneltilmiş işveren bulunmadığı halde, yargılama
DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI
Sirküler Rapor 26.07.2012/139-1 DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının E: 2010/6979 K: 2012/667 sayılı Kanun Yararına Bozma
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - KESİN YETKİ KURALI BULUNMAMASI : Kesin yetki kuralı bulunmayan eldeki davada, toplanan kanıtlar ışığında davanın esasına ilişkin bir karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yetkisizlik kararı
Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI
Sirküler Rapor 04.02.2013/50-1 Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının 17.10.2012
ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti
T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2014/3745 Karar No : 2014/3772 ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti Özeti :
İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ 390 ESAS No:2012/189 KARAR No: 2012/234 Tarihi : 05.11.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2 VAKIF ÜNİVERSİTESİNDE ÖĞRETİM
Anahtar Kelimeler : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi, bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi, ücret
Anahtar Kelimeler : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi, bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi, ücret Özet : Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince
T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785. Karar No : 2012/3582
T.C D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785 Karar No : 2012/3582 Anahtar Kelimeler : Haciz İşlemi, İhtiyati Haciz, Şirket Ortağı, Teminat, Kişiye Özgü Ev Eşyaları Özeti: Teşebbüsün muvazaalı olduğu
İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/841 Karar No. 2014/834 Tarihi: 24.01.2014 İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45 PROFOSYONEL SENDİKA YÖNETİCİSİNİN HİZMET ÖDENEĞİ HUKUKA AYKIRI BULUNARAK İPTAL
Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim
vergisi. Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim Özet : Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/40952 Karar No. 2017/22871 Tarihi: 25.10.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 SENDİKANIN ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN MUVAZAALI OLUP OLMADIĞININ
Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden:
Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden: ESAS NO ; 2017/1499 KARAR NO : 2017/1552 YARGITAY İLAMI MAHKEMESİ TARİHİ NUMARASI DAVACI DAVALI Giresun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 15/04/2015
İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/ S. SGK/101
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/15329 Karar No. 2013/8585 Tarihi: 29.04.2013 İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/1 5510 S. SGK/101 5510 SAYILI YASANIN YÜRÜLÜĞÜNDEN ÖNCE MEMUR VE İŞTİRAKÇİ OLANLARIN
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - 1 GÜNLÜK ÇALIŞMA TESPİTİ : Zorunlu çalışma süresinin tespiti olmayıp, sadece 1 gün çalışıldığının tespiti istemini barındırmakta olup, bu tür davalarda işverenin davalı olarak gösterilme zorunluluğunun
Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol
T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2011/8665 Karar No : 2013/9005 Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol Özeti : İmar planında küçük sanayi
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başvuru Numarası: 2013/1936 Karar Tarihi: 18/9/2013 İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Alparslan ALTAN ler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Celal Mümtaz AKINCI
VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI
Sirküler Rapor 20.12.2011/ 149-1 VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının 17.10.2011
T.C. KARTAL BELEDİYE BAŞKANLIĞI 7.DÖNEM 4.TOPLANTI YILI MART AYI TOPLANTILARININ 2.BİRLEŞİMİNE AİT M E C L İ S K A R A R I D I R
KARARIN ÖZÜ: Kartal, Çavuşoğlu, 2370 Ada 788 Parsel Ve Bir Kısım Tescil Dışı Alana İlişkin 12.05.2017 onanlı Uygulama İmar Planı 5608,80 Plan İşlem Numaralı 1/1000 Uygulama İmar Planı Değişikliği İtirazı.
Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA
Temyiz Eden (Davacı) : Vekili : Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA Vekili : Av. Cansın Sanğu (Aynı adreste) İstemin
KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR Y A R G I T A Y İ L A M I
KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR T.C. YARGITAY 22. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2013/13336 KARAR NO : 2013/13573 Y A R G
İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/1967 Karar No. 2014/1792 Tarihi: 10.02.2014 İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ İŞYERİNE YENİ ALINAN İŞÇİLERİN
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/2890)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/2890) Karar Tarihi: 16/2/2017 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucu Vekili
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44 ÖZET; 3417 sayılı Yasa uyarınca çalışanıyla ilgili tasarruf kesintilerini yapıp işveren katkılarıyla banka hesabına yatırmayan
14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. "İçtihat Metni"
14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. İMAR PARA CEZASI 6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN 3194 SAYILI İMAR KANUNU "İçtihat Metni" Özeti : 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - SGK İLE ECZANELER ARASINDAKİ PROTOKOL / GÖREVSİZLİK : Eldeki davalara konu alacağın, sosyal güvenlik hukuku düzenlemelerinden değil, haksız fiil ve protokol hükümlerine aykırı işlem iddiasından
T Ü R M O B TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİ SİRKÜLER RAPOR MEVZUAT
Sirküler Rapor Mevzuat 16.08.2016/100-1 MESLEK MENSUPLARININ HİZMET SÖZLEŞMELERİNİ KENDİLİĞİNDEN UZATAN İFADE NEDENİYLE TARH EDİLEN DAMGA VERGİSİ VE KESİLEN CEZAYA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET
YAŞAM PARK EVLERİ SİTE YÖNETİMİ 1
YAŞAM PARK EVLERİ SİTE YÖNETİMİ 1 DOKUZUNCU BÖLÜM: Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler Kapsam MADDE 66- Toplu yapı, bir veya birden çok imar parseli üzerinde, belli bir onaylı yerleşim plânına göre yapılmış
İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41
T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 17409 Karar No. 2014/19210 Tarihi: 21.10.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2015/4 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ İTİRAZI
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - YETKİ İTİRAZI : Usulüne uygun yapılmayan yetki itirazının kabulü, yetki itirazının yapılırken yetkili mahkemenin gösterilmemesi halinde geçerli bir yetki itirazının mevcut olmayacağı, buna rağmen
T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : sayılı
T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : 1-6183 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi gereğince, amme borçlusunun
ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. T.C. maddesinde öngörülen koşulları UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ. taşımayan başvurunun reddi HUKUK BÖLÜMÜ. gerektiği hk.
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1997/65 ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği hk. KARAR NO : 1997/65 K A R A R Davacı Vekili
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İdarenin Denetlenmesi I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İDARENIN DENETLENMESI I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2
İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ
İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ Çalışmamızın amacı idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yer ifadesinin, verilen dilekçelerin kayda girdiği tarihi belirlemede
Ek 2: Dava Dilekçesi. İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi. Sayın Başkanlığına. İstanbul 2. İdare Mahkemesi 2008/1445 E
10.2.3.2. Ek 2: Dava Dilekçesi İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığına İstanbul 2. İdare Mahkemesi 2008/1445 E. 29.08.2008 Yürütmenin durdurulması istemlidir. İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI:
: Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA
Esas No : 1995/1983 Karar No: 1997/519 Temyiz İsteminde Bulunan :. : Türk Dişhekimleri Birliği : Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA İstemin Özeti : Dişhekimi olan davacıya, Türk Dişhekimleri
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU RET KARARI :F.Y.
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO : 04.2013.1870 KARAR TARİHİ : 10/03/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ ŞİKAYET EDİLEN İDARE ŞİKAYETİN KONUSU :F.Y. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ziyabey Cad. No:6 Balgat/ANKARA
İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3.
T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/22557 Karar No. 2014/3546 Tarihi: 11.02.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2014/3 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3. İŞ MAHKEMELERİNDEN VERİLEN
MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER
MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER 1 31 Sayılı BAHUM İç KONU; 659 sayılı KHK nın Adli uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri başlıklı
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İdarenin Denetlenmesi I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2
İŞ KAZASINA MARUZ KALAN İŞÇİ ( Maluliyet Oranı %0 Olsa Dahi Kusur Durumu Saptanarak Sonuca Göre Manevi Tazminata Karar Verilebileceği )
YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ T. 3.7.2006 E. 2006/4815 K. 2006/7231 İŞ KAZASINA MARUZ KALAN İŞÇİ ( Maluliyet Oranı %0 Olsa Dahi Kusur Durumu Saptanarak Sonuca Göre Manevi Tazminata Karar Verilebileceği )
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI
Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İDARENIN DENETLENMESI I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO :03.2013/572 KARAR TARİHİ:10/02/2014 RET KARARI ŞİKÂYETÇİ : F.Ş
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO :03.2013/572 KARAR TARİHİ:10/02/2014 RET KARARI ŞİKÂYETÇİ : F.Ş ŞİKÂYET EDİLEN İDARE : 1 Sosyal Güvenlik Kurumu(Re'sen) 2 İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, Çiğli
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/34978 Karar No. 2017/14058 Tarihi: 13.06.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 TİS VEYA İŞYERİ YÖNETMELİKLERİYLE BELİRLENMİŞ DİSİPLİN KURULUNU USULÜNE
İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK/5, 41
T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/26324 Karar No. 2015/14105 Tarihi: 07.09.2015 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/4 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK/5, 41 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ
İTİRAZIN KONUSU: günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun;
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Resmi Gazete tarih/sayı: 11.08.2004/25550 Esas Sayısı : 2004/26 Karar Sayısı : 2004/51 Karar Günü : 15.4.2004 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 5. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR BARIŞ DERİN BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/13462)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR BARIŞ DERİN BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/13462) Karar Tarihi: 22/12/2016 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucu : Burhan ÜSTÜN
KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA
KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA Davanın Konusu : Uyuşmazlık, davacının 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere
Trabzon üçüncü noteri olan davalı ise, süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - DAVANIN CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİ DOLMADAN AÇILDIĞI - TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI ÇERÇEVESİNDE HUKUKEN GEÇERLİ TÜM DELİLLERİ SORULUP TOPLANARAK KARAR VERİLMESİ GEREĞİ
ANAYASA MAHKEMESİNDEN KATMA DEĞER KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI
Sirküler Rapor 28.03.2013/83-1 ANAYASA MAHKEMESİNDEN KATMA DEĞER KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi, 5.3.2013 tarihli ve 2012/73 sayılı Başvuru Kararında,
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/34893 Karar No. 2017/14190 Tarihi: 15.06.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46 DERS SAATİ KARŞILIĞI ÇALIŞMA BİR AYDA ÇALIŞTIĞI TOPLAM DERS SAATİNİN
ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri
T#'C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ ESAS NO î 1988/37 KARAR NO î 1988/38 ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan sanıkların askerî cezaevinde işledikleri suça ait davanın,aynı
KLİNİK BİYOKİMYA UZMANLARI DERNEĞİ
KLİNİK BİYOKİMYA UZMANLARI DERNEĞİ DAVA DOSYALARI DURUM RAPORU Rapor Tarihi: 11.01.2014 : DANIŞTAY 5. DAİRESİ : 2010/4744 Esas : 25.05.2010 tarih, 27591 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Aile Hekimliği
İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/21222 Karar No. 2014/6804 Tarihi: 25.03.2014 İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80 SİGORTA PRİMLERİNDEN ÜST DÜZEY YÖNETİCİNİN SORUMLULUĞU İFLASIN AÇILMASINDAN
ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM TEDBİRE İLİŞKİN ARA KARAR S. R. BAŞVURUSU
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM TEDBİRE İLİŞKİN ARA KARAR S. R. BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2015/33) Karar Tarihi: 19/1/2015 BİRİNCİ BÖLÜM ARA KARAR Başkan ler : Serruh KALELİ : Burhan
: Karabük Valiliği İl Defterdarlığı - KARABÜK
Anahtar Kelimeler : Sakatlık indirimi, özür oranı, çalışma gücü kaybı, hastane Özet: Sakatlık indiriminden yararlanabilmek için özür oranının değil çalışma gücü kayıp oranının tespit edilmesi gerektiği
: HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C. ŞANLIURFA 1. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2015/874 KARAR NO : 2016/201 ----------- DAVACI : HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A DAVALI : ŞA LIURFA VALİLİLİGİ _V_E_KI.-L -:-.,.. İ ------:
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını isteyen: Türk Tabipleri Birliği. Vekili : Av. Mustafa Güler Strazburg Cad. 28/28 Slhhiye/ANKARA
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını isteyen: Türk Tabipleri Birliği Vekili : Av. Mustafa Güler Strazburg Cad. 28/28 Slhhiye/ANKARA Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı/ANKARA Davanın Özeti : 27.11.2010
T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire
T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire Esas No : 2012/4237 Karar No : 2012/7610 Anahtar Kelimeler: Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi, Yatırım Teşvik Belgesi, Muafiyet Özeti: Yatırım teşvik mevzuatı koşullarına
SEKİZİNCİ DAİRE KARARLARI. Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı) : İzmir Defterdarlığı Milli Emlak Dairesi Başkanlığı
İdari Dava Daireleri Kararları T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2014/6630 Karar No : 2014/8309 SEKİZİNCİ DAİRE KARARLARI Anahtar Kelimeler : Orman, Hazine Özeti : İlgilileri adına kayıtlı iken, orman olduğu
DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI
Sirküler Rapor 11.08.2010 / 99-1 DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Onüçüncü Daire Başkanlığının E: 2010/733 K: 2010/3678 sayılı Kanun Yararına Bozma kararında
BEŞİNCİ DAİRE KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Polis Memuru, Branşlı Personel, Görevlendirme
İdari Dava Daireleri Kararları BEŞİNCİ DAİRE KARARLARI T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2013/4343 Karar No : 2013/5121 Anahtar Kelimeler : Polis Memuru, Branşlı Personel, Görevlendirme Özeti : Polis memurluğu
8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. "İçtihat Metni"
8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. MADEN MADEN İŞLETME RUHSATI VE İZNİ MADEN KANUNU 24. MADDESİ "İçtihat Metni" Özeti : Maden Kanunu nun 24 üncü maddesi uyarınca, işletme projesindeki teknik eksikliklerin
T.C. ERZURUM PALANDÖKEN İLÇE BELEDİYE ENCÜMEN KARARI
Karar Tarihi : 07.09.2017 Karar No : 103 DAİRESİNİN TEKLİF YAZISI: Mülkiyeti Belediyemize ait aşağıdaki tabloda Ada, Pafta ve Parseldeki fiili durumu belirtilen taşınmaz 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunun
İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE
İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE SİSTEMLER VE İDARİ YARGININ GELİŞİMİ 23 A. İdarenin Yargısal
İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
10.19.1. Ek: Dava Dilekçesi İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığına 24.10.2008 Yürütmenin durdurulması istemlidir. İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81
T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/4295 Karar No. 2017/6697 Tarihi: 21.09.2017 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81 SGK PRİMLERİNDEN İŞVEREN HİSSESİNİN HAZİNECE KARŞILANMASININ KOŞULLARI ÖZETİ:
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ S. BK/100
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/25068 Karar No. 2018/17398 Tarihi: 03.10.2018 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 818 S. BK/100 İŞÇİLERİN İŞVERENİN GÖREVLENDİR- MESİYLE GİTTİKLERİ BİR BAŞKA
ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI
ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI GENEL OLARAK Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148. maddesinde yapılan değişiklik ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır. 23 Eylül 2012
İlgili Kanun / Madde 818 S.BK /125 İŞ KAZASI ZAMAN AŞIMININ BAŞLANGICININ MALULİYET ORANIN KESİN OLARAK TESPİT EDİLDİĞİ TARİH OLDUĞU
T.C YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas No. 2013/21-2216 Karar No. 2015/1349 Tarihi: 15.05.2015 İlgili Kanun / Madde 818 S.BK /125 İŞ KAZASI ZAMAN AŞIMININ BAŞLANGICININ MALULİYET ORANIN KESİN OLARAK TESPİT
ELEKTRİK DAĞITIM ŞİRKETLERİNİN LİSANSSIZ ELEKTRİK ÜRETİMİ BAŞVURULARI KAPSAMINDAKİ İŞLEMLERİNE KARŞI AÇILACAK DAVALARDA GÖREVLİ YARGI MERCİİ
ELEKTRİK DAĞITIM ŞİRKETLERİNİN LİSANSSIZ ELEKTRİK ÜRETİMİ BAŞVURULARI KAPSAMINDAKİ İŞLEMLERİNE KARŞI AÇILACAK DAVALARDA GÖREVLİ YARGI MERCİİ (Danıştay Karar İncelemesi) 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu
İlgili Kanun / Madde 5521 S. İşMK. /1
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/1856 Karar No. 2014/215 Tarihi: 16.01.2014 İlgili Kanun / Madde 5521 S. İşMK. /1 REKABET YASAĞI SÖZLEŞMELERİNDE GÖREVLİ MAHKEMENİN TİCARET MAHKE- MESİ OLDUĞU
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLÜMÜ ESAS NO : 1988/46 KARAR NO : 1988/47
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLÜMÜ ESAS NO : 1988/46 KARAR NO : 1988/47 ÖZET : 2247 Sayılı Kanunun 14* maddesinde belirlenen olumsuz görev uyuşmazlığının koşulları gerçekleşmediğinden, bu konudaki başvurunun
YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI Özet : Yolcunun ölümü halinde, bir can ve meblâğ sigortası türü olan
T.C. DANIŞTAY Yedinci Daire. Anahtar Kelimeler : Katma Değer Vergisi, Müteselsil Sorumluluk, Ek Tahakkuk, İdari İşlemin İcrailiği
T.C. DANIŞTAY Yedinci Daire Esas No : 2009/1602 Karar No :2013/6426 Anahtar Kelimeler : Katma Değer Vergisi, Müteselsil Sorumluluk, Ek Tahakkuk, İdari İşlemin İcrailiği Özeti : Müteselsil sorumlulardan
Karar N0: KARAR-
ANKARA BUYUKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar N0:1188 14.05.2007 KARAR- Yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıklara ilişkin Üye Ayhan YILMAZ ve arkadaşlarının birlikte verdikleri önerge Büyükşehir
CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN
CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN Kanun Numarası: 5320 Kanun Kabul Tarihi: 23/03/2005 Yayımlandığ Resmi Gazete No: 25772 Mükerrer Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 31/03/2005
T.C. ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ. Karar N0:292 12.02.2007 KARAR
ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar N0:292 12.02.2007 KARAR 30000 metre kareyi geçen yeşil alanların rekreasyon alanlarının, kapalı ve açık spor alanlarının, oyun alanlarının, kooperatifler
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR BÜLENT UĞURLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/13364)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR BÜLENT UĞURLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/13364) Karar Tarihi: 5/1/2017 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucular
İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI
İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI ÖZET: İş güvencesi hükümleri dışında kalarak işveren vekili konumunun tespitinde iki temel ölçüye göre değerlendirme yapılır. Buna göre işletmenin bütününü sevk ve idare
T.C. DANIŞTAY Sekizinci Daire Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754
Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754 Temyiz İsteminde Bulunan : Nejat Öz :Av. N.Nilgün Öz 2.Noter yanı ALANYA Karşı Taraf : Türk Dişhekimleri Birliği : Av. Tezcan Çakır Meşrutiyet Cad. 3-15 ANKARA
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/35581 Karar No. 2016/298 Tarihi: 12.01.2016 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/4 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İŞ SÖZLEŞ-
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR ŞEHRİBAN COŞKUN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası:2014/11376)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR ŞEHRİBAN COŞKUN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (Başvuru Numarası:2014/11376) Karar Tarihi: 20/7/2017 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucular
İlgili Kanun / Madde 6356 S. STK/25
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2018/3212 Karar No. 2018/10029 Tarihi: 26.04.2018 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STK/25 SENDİKAL FESİH KARİNESİ İŞÇİLERİN SENDİKA DEĞİŞTİRMELERİ NEDENİYLE İŞ SÖZLEŞMELERİNİN
Temyiz Eden (Davalı) : Antalya İl Özel İdaresi
İdari Dava Daireleri Kararları Bu durumda, İdare Mahkemesince, uyuşmazlığa konu kentsel dönüşüm alanına yönelik olarak proje hazırlanıp hazırlanmadığı, plan değişikliği yapılıp yapılmadığı araştırıldıktan
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK) ŞİKAYET NO : 2015/5132 KARAR TARİHİ : 01/04/2016 RET KARARI ŞİKAYETÇİ : ŞİKAYET EDİLEN İDARE ŞİKAYETİN KONUSU : Türkiye Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler
İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /9
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/28964 Karar No. 2015/29704 Tarihi: 02.11.2015 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /9 SENDİKALARIN DEMOKRATİK İŞLEYİŞE SAHİP OLUP OLMADIĞINI SENDİKA GENEL KURULLARININ
T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T
T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T. 31.3.2014 AVUKATIN BAŞKA BİR AVUKATA KARŞI ASİL YA DA VEKİL SIFATIYLA TAKİP EDECEĞİ DAVA ( Barosuna Bir Yazı İle Bildirmemesi/Türkiye
ANAYASA MAHKEMESİNDEN GVK GEÇİCİ 73 ÜNCÜ MADDEYLE İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI
Sirküler Rapor 16.12.2013/216-1 ANAYASA MAHKEMESİNDEN GVK GEÇİCİ 73 ÜNCÜ MADDEYLE İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi, 21.11.2013 tarihli ve 2013/4413 Başvuru
Anahtar Kelimeler : Merciine Tevdi Kararı, Süre Aşımı Dava Açma Süresi
Onbeşinci Daire Yargılama Usulü Kararları İdare Mahkemesi'nce verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile
İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA DAVA AÇMA SÜRESİ
İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA DAVA AÇMA SÜRESİ SÜRELERE İLİŞKİN GENEL ESASLAR Anayasa, m. 125/3: İdarî işlemlere karşı
12. Hukuk Dairesi 2015/8686 E., 2015/10934 K. "İçtihat Metni"
12. Hukuk Dairesi 2015/8686 E., 2015/10934 K. İHALENİN FESHİ SATIŞ İLANININ BORÇLUYA USULSÜZ TEBLİĞİ o İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 127 o TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 16 o TEBLİGAT KANUNU (7201)
