UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
|
|
|
- Engin Kaldırım
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 27. VE 29. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/111 KARAR NO : 2015/128 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İdari yargı yerinde açılan davanın öncesinde adli yargı yerince verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığı anlaşıldığından, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde belirtilen koşulların oluşmaması nedeniyle, aynı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1- A.B. 2- M.B. Vekili : Av. A.Y. Davalılar : 1- Ünseli Belediyesi 2- Muradiye Belediye Başkanlığı Vekili : Av. E.B. O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde; Müvekkillerim A.B. ve M.B. kardeş olup Muradiye'nin Ünseli beldesinde abdi mevkisinde bulunan 86 parsel numaralı arazinin müşterek malikidirler müvekkilim A.B. ise ünseli beldesi abdi mevkisinde bulunan 83 parsel numaralı arazinin sahibidir. Ünseli Belediyesi tarafından yapılan kanalizasyon çalışması müvekkillerimin tarlalarının tam ortasından geçip tarlalarında büyük zarar oluşturmuştur. Gerek bu çalışma yapılmadan önce gerekse de yapılması esnasında müvekkillerim bu durumdan haberdar edilmemiş. Belediye tarafından arazilerinde izinsiz çalışma yapılmıştır tarihinde durumdan haberdar olan müvekkillerim bu oluşan zararlarının tazmini için belediyeye yazılı talepte bulunmuştur. Ancak üzerinden epey zaman geçmesine rağmen ve de ilkbaharın gelmesinden dolayı belediyenin herhangi bir çalışmada bulunmaması müvekkillerim tekrardan belediyeye zararın tazmini için başvurmuşlar ve belediye yetkilileri tarafından kendilerine herhangi bir yardımda bulunulmayacağı ifade edilmiştir. Bilindiği üzere bölge halkı geçimini tarım ve hayvancılık ile sağlamaktadır. Belediye tarafından izin alınmadan karşılığı ödenmeden müvekkillerimin tarlasından geçirilen bu kanalizasyon hattı tarım ve hayvancılık ile uğraşan müvekkillerimi ciddi anlamda mağdur etmiştir. Yaklaşık 30 dönüm arazisi belediyenin bu kazı çalışmasında zarara uğramış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Daha sonra davalı idareye vermiş olduğumuz dilekçe ile, söz konusu yerin kamulaştırılması ve bedellerinin müvekkillerime ödenmesini talep etmemize rağmen bugüne kadar herhangi bir işlem ve ödeme yapılmamıştır. Bu sebeple müvekkillerim maliki bulundukları taşınmazların yasaya aykırı olarak el atılması nedeniyle zarara uğramışlardır. demek suretiyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 1.000,00 TL nin haksız fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Muradiye Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/132, K:2014/141 sayılı kararı ile özetle; davada idari yargı yerinin görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İş bu kararın kesinleştiğine dair dosya kapsamında herhangi bir bilgi veya belge yer almamaktadır. Davacılar vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Van 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/726 sayı ile özetle; mülkiyeti davacılara ait taşınmazlara, kamulaştırma yapılmaksızın kanalizasyon hattı döşemek suretiyle fiilen el atıldığından bahisle meydana geldiği ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın haksız fiilden (kamulaştırmasız el atmadan) doğan bir tazminat davası sayılacağı ve özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. demek suretiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. 1
2 İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, başvurunun reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesinde Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir. hükme bağlanmış, aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede; İdare Mahkemesince, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilen idari yargı dosyası içerisinde Muradiye Asliye Hukuk Mahkemesi nin görevsizlik kararı bulunmakta ise de, bu kararın kesinleşip kesinleşmediği dosya kapsamından anlaşılamadığından Başkanlığımızın günlü yazısı ile, Muradiye Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2013/132, K:2014/141 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneği istenilmiş; bunun üzerine anılan mahkemece, tarafların gerekçeli kararın tebliğine ilişkin herhangi bir müracaatta bulunmaması nedeniyle dosyanın henüz kesinleşmemiş olduğu belirtilmiştir. Olayda, Van 2.İdare Mahkemesince, görevli merciin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasanın 19.maddesi kapsamında Mahkememize başvurulmuş olmasına karşın, Muradiye Asliye Hukuk Mahkemesi nin görevsizlik kararı henüz kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen kesin ve kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine koşulu geçekleşmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan Van 2.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan Van 2.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2015/117 KARAR NO : 2015/134 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı görevsizlik kararının bulunmadığı, böylece 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddesinde belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı : 1-S.U. Seyahat Tic. Ltd. Şti., 2- S.D. Vekilleri : Av. H.K., Av. M.D., Av. H.K. Davalı : İstanbul Valiliği O L A Y : Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede, 54 plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi A.A. adına gün ve GN seri-sıra, 2
3 davacı şirket adına gün ve GN seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, ayrı ayrı 1.950,00 TL idari para cezası verilmiş, ayrıca bu tutanaklara istinaden düzenlenen gün ve sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır. Davacı S.U. Seyahat Tic. Ltd. Şti. vekili, gün ve GN seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1402, K:2012/1683 sayıyla; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara Trafik Mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde ise yetki verilen Sulh Ceza Mahkemelerinde bakılacağının düzenlenmesi karşısında, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan incelemede, plaka sayılı aracın yasa dışı taşımacılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3 ve 32. madde ve fıkrası uyarınca, sürücü belgesi sahibi S.D. adına gün ve GT seri-sıra, davacı şirket adına gün ve GT seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, sırasıyla 3.580,00 ve 3.503,00 TL idari para cezası verilmiş, ayrıca bu tutanaklara istinaden düzenlenen gün ve sayılı Araç Trafikten Men Tutanağı ile araç 60 gün süre ile trafikten men edilerek muhafaza altına alınmıştır. Davacılar vekilleri, davacı S.D. adına verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuşlardır. İSTANBUL ANADOLU 32. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/43 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle ve Uyuşmazlık Mahkemesinin emsal kararlarına dayanarak, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine, ancak aynı konuda İstanbul 1. İdare Mahkemesi nin E:2012/1402, K:2012/1683 sayılı görevsizlik kararı bulunduğundan, dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin 3
4 veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacılar vekillerinin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Ek 2/3 ve 32. madde ve fıkrası uyarınca, S.D. adına verilen idari para cezası ile aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine yaptıkları itiraz sonucunda, Mahkemece itirazın görev yönünden reddine karar verilmiş, ancak aynı konuda İstanbul 1. İdare Mahkemesi nin E:2012/1402, K:2012/1683 sayılı görevsizlik kararı bulunduğundan bahisle, görevli yargı yerinin belirtilmesi için dosyanın re sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar verildiği, verilen kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, her iki dava dosyasının Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi bu durumlarda, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, mahkemelerce re sen yapılan başvuruların 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabul edilerek Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlıklarının çözüme kavuşturulmasının, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağı düşüncesiyle görev uyuşmazlıklarının esasını inceleyerek esasa ilişkin karar vermektedir. Ancak, somut olayda, davacı S.U. Seyahat Tic. Ltd. Şti. vekilinin, gün ve GN seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezası ile bu tutanağa istinaden düzenlenen aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, İstanbul 1. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2012/1402, K:2012/1683 sayılı kararı ile, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verdiği ve kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, bu işlem ile ilgili olarak davacı vekilinin adli yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı S.U. Seyahat Tic. Ltd. Şti. hakkında bu işlem ile ilgili olarak verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, Mahkememize taraflarca yapılan bir başvurunun da bulunmadığı, davacılar vekillerinin, davacı S.D. adına gün ve GT seri-sıra numaralı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile verilen idari para cezası ile bu tutanağa istinaden düzenlenen aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulundukları, İstanbul Anadolu 32. Sulh Ceza Mahkemesi nin, gün ve D.İş:2013/43 sayılı kararı ile, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine, ancak aynı konuda İstanbul 1. İdare Mahkemesi nin E:2012/1402, K:2012/1683 sayılı görevsizlik kararı bulunduğundan, dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vererek, dosyanın Mahke-memize gönderildiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, Mahkememize taraflarca yapılan bir başvurunun da bulunmadığı, ancak İstanbul Anadolu 32. Sulh Ceza Mahkemesi nce, İstanbul 1. İdare Mahkemesi ile aralarında bahsedilen kararlar yönünden görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle Mahkememize başvurulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı oluşmadığı gibi, 19. maddede belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının ve 19. maddesinde belirtilen koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2015/127 4
5 KARAR NO : 2015/144 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı vekili tarafından, Mahkememizin tarih ve 2014/18 Esas, 2014/888 Karar sayılı mevcut hüküm uyuşmazlığının yeni bir karar verilmek suretiyle giderilmesine dair kararının hüküm fıkrasında geçen Yasal Faiz ibaresi ile hüküm altına alınan faizden kastın 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt faizine ilişkin Kanun dan kaynaklanan ticari işlerde uygulanan avans faizi mi, 5183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun dan kaynaklanan faiz mi olduğu konusunda Mahkememiz kararının açıklanması talep edilmekle; Mahkememiz kararı içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde; açıklama talebine konu kararın, idarenin hukuka aykırı işlemi nedeni ile hizmet kusurundan kaynaklanan zararın iadesi niteliğinde olduğu, ticari bir işlem ya da sözleşmeden kaynaklanmadığı gibi, amme alacağı niteliği de taşımadığı, bu itibarla Mahkememiz kararında geçen Yasal faiz den kastın 3095 sayılı Kanun un 1.maddesi gereğince 6098 sayılı Borçlar Kanunu kapsamında kaldığı açık olmakla, 2247 sayılı Kanun un 24.maddesi atfı ile 2577 sayılı Yasa nın 29.maddesi koşulları gerçekleşmediğinden, davacı vekilinin tavzih talebinin REDDİ gerektiği hk. K A R A R Tavzih Talebinde Bulunan Vekili Davalı Vekili : C.Lojistik ve Tic.İle C.Hizmet İşletmeleri A.Ş. İş Ortaklığı adına 1-C. Lojistik ve Tic. A.Ş. 2-C. Hizmet İşletmeleri A.Ş. : Av. A. & A. Avukatlık Ortaklığı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı : Av. A.T. İSTEM : Davacı vekili Mahkememize hitaben yazdığı havale tarihli dilekçisinde özetle; Uyuşmazlık Mahkemesi nin tarih ve 2014/18 Esas, 2014/888 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasında "... Davacının ihtiyati kayıtla ödediği... toplam ,44.-TL (...) davacıya iadesine söz konusu tutara idareye yatırılma tarihi olan tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz işletilmesine" denildiğini, Türk Hukuk sisteminde faiz olgusunun ya yasadan kaynaklanmakta[yasal Faiz] ya da sözleşmeden [Sözleşmesel Faiz] kaynaklanmakta olduğunu, davacı ile davalı idare arasında faiz konusunda her hangi bir faiz anlaşması bulunmadığını; Türk Hukukunda yasal faizi düzenleyen birden fazla kaynak mevcut olduğunu, bu nedenle hüküm fıkrasında geçen yasal faiz ile hükmedilen faizin, hangi yasadan kaynaklanan yasal faize olduğu konusunda tereddüt yaşandığını belirterek; Mahkemenin tarihli kararının hüküm fıkrasında yer alan alacaklarının iadesinde uygulanacak yasal faizin 3095 sayılı yasadan kaynaklanan ve ticari işlerde kullanılan "avans faizi mi yoksa, Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Kanun'undan kaynaklanan "amme alacaklarına uygulanan yasal faiz mi olduğunun açıklanması istemi ile Uyuşmazlık Mahkemesi ne müracaat etmiştir. USULE İLİŞKİN İNCELEME 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Kanun un 25. Maddesinde; Hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında Danıştay Yargılama usulünün 2247 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun 1. Maddesinde; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tabidir./ Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır. denilmek sureti ile Danıştay ın yargılama usulü yönünden 2577 sayılı Kanunla belirlenen düzenlemeler çerçevesinde hareket edeceği ortaya konulmuştur sayılı Kanun un Açıklama başlıklı 29. Maddesinde; 1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar yeterince açık değilse, yahut birbirine aykırı hüküm fıkralarını taşıyorsa, taraflardan her biri kararın açıklanmasını veya aykırılığın giderilmesini isteyebilir. 2. Açıklama dilekçeleri karşı taraf sayısından bir nüsha fazla verilir. 3. Kararı vermiş olan daire veya mahkeme işi inceler ve gerek görürse dilekçenin bir örneğini, belirleyeceği süre içinde cevap vermek üzere, karşı tarafa tebliğ eder, cevap iki nüsha olarak verilir. Bunlardan biri, açıklama veya aykırılığın kaldırılmasını isteyen tarafa gönderilir. 4. Görevli daire veya mahkemenin bu husustaki kararı, taraflara tebliğ olunur. 5
6 5.Açıklama veya aykırılığın kaldırılması, kararın yerine getirilmesine kadar istenebilir. şeklindeki düzenleme ile de, Danıştay kararının yeterince açık olmaması veya birbirine aykırı hüküm fıkraları taşıması halinde, ilgilisince kararın açıklanmasının istenebileceği belirtilmiştir. Davacının talebi de, 2577 sayılı Kanun un 29. Maddesi kapsamında bir açıklama istemi olarak nitelenmiş ve 2247 sayılı Kanun un 25. Maddesi ile yapılan atıf nedeni ile Mahkememiz yargılamasında da, hüküm uyuşmazlıkları ile sınırlı olarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan talebin reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada talebin reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Talep, Mahkememizin tarih ve 2014/18 Esas, 2014/888 Karar sayılı mevcut hüküm uyuşmazlığının yeni bir karar verilmek suretiyle giderilmesine dair kararının hüküm fıkrasında geçen Yasal Faiz ibaresi ile hükmedilen faizin, 3095 sayılı Yasa dan kaynaklanan ticari işlerde uygulanan avans faizi mi yoksa 6183 sayılı Kanun dan kaynaklanan Amme Alacaklarının Tahsilinde öngörülen yasal faiz mi olduğu konusunda Mahkememizden açıklama yapılması istemine ilişkindir. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; davacı ile davalı arasında, davacı şirkette çalıştırılmasına rağmen kuruma bildirilmediği iddia edilen işçiler ile ilgili olarak davacı şirketten haksız olarak tahsil edilen ek prim ve gecikme zammının davacıya iadesine karar verilmesi istemi ile Bakırköy 4. İş Mahkemesi ne açılan davanın kararı ile yine aynı olaya istinaden davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından tesis edilen idari para cezasına iptali istemi ile İstanbul 4. İdare Mahkemesi ne açılan davanın kararı arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu gerekçesi ile 2247 sayılı Kanun un 24. Maddesi kapsamında Mahkememize müracaat ettiği anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde de, 5510 sayılı Kanunun 101. ve 102. maddelerinin farklı yargı kollarını görevli kılan düzenlemesinden kaynaklanan ve gerçekte ortak paydası aynı olan bir hukuki sebebe (farazi noksan işçi çalıştırıldığı varsayımı ve buna dayalı idari para cezası tayini ve ek sigorta primi, gecikme zammı ve faiz tahakkuk ettirilmesi işlemleri) dayalı her iki SGK tasarrufunun birlikte ele alınması ve doğan ihtilafların her iki kararın kaldırılarak; mevcut hüküm uyuşmazlığının, 2247 sayılı Yasa nın 24.maddesi gereğince olayın esasına uygun şekilde yeni bir hüküm kurulması ve davacının fiilen eksik işçi çalıştırmadığı halde, eksik işçi çalıştırdığı gerekçesi ile davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından tesis edilen idari para cezası ve ek prim tahakkuku ile gecikme zammı işlemlerinin iptaline karar verilmesi suretiyle giderilmesi gerektiğine karar verilmiş ve bu işlemin iptali ile birlikte, davacı şirketten haksız olarak tahsil edilen ve davacının ihtirazi kayıtla ödediği anlaşılan toplam ,44 TL nın ( üç yüz altı bin altı yüz yirmi yedi bin lira kırk dört kuruş) tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faizi ile birlikte iadesine; yine Davalı SGK ca, 2006/8, 2007/7, 2008/1,2,3 üncü aylarında eksik sigortalı bildiriminde bulunulduğu gerekçesiyle 5510 sayılı Kanunun 102 inci maddesi uyarınca davacı şirket adına düzenlenen TL (Yirmi iki bin altı yüz otuz bir lira) idari para cezasında hukuka uyarlık görülmediğinden, anılan idari para cezasının iptaline ve söz konusu meblağın davacı şirkete tarihinden ödeme tarihine kadar olan yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmiştir sayılı Kanun un 1. Maddesinde; Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur. şeklindeki düzenleme ile kanunun düzenleme alanının kamu alacakları ile sınırlı olduğunun açıkça belirtildiği; Aynı Kanun un 2. Maddesinde; Muhtelif kanunlarda Tahsili Emval Kanununa göre tahsil edileceği bildirilen her çeşit alacaklar hakkında da bu kanun hükümleri tatbik olunur. şeklindeki düzenleme ile de, diğer kanunlarda atıf yapılan hallerde de 6183 sayılı Kanun un olaya uygulanabileceğinin açıkça düzenlendiği, Aynı Kanunun 51. Maddesinde; Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında gecikme zammı tatbik olunur. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir. Gecikme zammı birmilyon liradan az olamaz. Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır. Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez. 6
7 Bakanlar Kurulu, gecikme zammı oranlarını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını iki katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkilidir. şeklindeki düzenleme ile, gecikme zammı adı altında kamu alacaklarının ödenmesinde gecikme olması halinde uygulanacak faiz oranlarının ve usulünün belirlendiği görülmüştür. Görüldüğü üzere, 6183 sayılı Kanun un ve bu kanun kapsamında uygulanacak gecikme zammının kapsamı kanun ile açıkça çizilmiştir. Davaya konu alacağa 6183 sayılı Kanun un uygulanması gerektiğine ilişkin açık düzenleme ya da başka kanunda yapılan atfi bir düzenleme bulunmadığına göre, Mahkememiz kararında bahsi geçen yasal faiz den kastın 3095 sayılı Yasa ile öngörülen faiz olduğu açıktır. Bu nedenle davacının söz konusu talebi yönünden bir açıklama yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca davacı vekilinin talep dilekçesinin İstek kısmından net bir şekilde anlaşılamamakla birlikte, talep içeriğinden, 3095 sayılı Kanun kapsamında hangi kanunun uygulanacağı konusunda da bir açıklama istendiği kanaatine ulaşılmıştır. Nitekim; 3095 sayılı Kanun un 1. Maddesinde ise; Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir. şeklindeki düzenleme ile alacağa uygulanacak faiz konusunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu na ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu na atıf yapılmıştır. Bu madde ve talebe konu Mahkememiz kararının içeriği birlikte değerlendirildiğinde; açıklama talebine konu kararın, idarenin hukuka aykırı işlemi nedeni ile hizmet kusurundan kaynaklanan zararın iadesi niteliğinde olduğu, ticari bir işlem ya da sözleşmeden kaynaklanmadığı görülmekle, hüküm fıkrasında yasal faiz ile kastedilen miktarın 3095 sayılı Kanun un 1. Maddesi gereğince 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açık olmakla, bu hususta da bir açıklama yapılmasına gerek görülmemiştir. Yukarıda belirtilen nedenlerle; Mahkememiz kararının yeterince açık olduğu, açıklamayı gerektirir bir durumun bulunmadığı ve 2247 sayılı Kanun un 24. Maddesi atfı ile 2577 sayılı Yasa nın 29. Maddesi koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmakla, davacı C. Lojistik ve Tic ile C. Hizmet İşletmeleri A.Ş.İş Ortaklığı vekilinin tavzih talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Kanun un 24. Maddesi atfı ile 2577 sayılı Yasa nın 29.Maddesi koşullarını taşımayan TAVZİH TALEBİNİN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/129 KARAR NO : 2015/146 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İdari yargı yerinde açılan davanın öncesinde adli yargı yerince verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığı anlaşıldığından, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde belirtilen koşulların oluşmaması nedeniyle, aynı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1- N.S. 2- T.S. 3- E.S. 4- M.S. Vekili : Av. B.P. Davalılar : 1- Orman Genel Müdürlüğüne izafeten Kanlıca Orman İşletme Müdürlüğü Vekili : Av. Z.Ç.E. 2- Milli Emlak Daire Başkanlığı Vekili : Av. S.Ç. O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde; İstanbul İli, Çekmeköy İlçesi, Alemdağ-Merkez Mahallesinde bulunan f22cl6d4a pafta, 157 ada, 11 parsel numaralı ve 6831 Sayılı Orman Kanunun 2/B maddesi uyarınca Orman sınırı dışına çıkartılarak hükmen Hazine adına tescil edilen 3.001,45 m²si üzerinde ETRAFI ÇEVRİLİ BAHÇE li taşınmaz, muris B.S. tarafından tarihinden beri hukuki ve fiili 7
8 halefiyetle hak sahibi ve fiili kullanıcı olarak nizasız, fasılasız ve aralıksız kullanılmaktadır. (B.S tarihinde Vefat etmiştir. Müvekkillerim; N.S., E.S., M.S. ve T.S., muris B.S. ın mirasçılarıdır) tarihinde Çekmeköy Tapu Sicil Müdürlüğü nde yaptığımız incelemede; muris B.S. ın, hukuki ve fiili halefiyetle hak sahibi ve fiili kullanıcı olarak tarihinden beri kullandığı, İstanbul İli, Çekmeköy İlçesi, Alemdağ-Merkez Mahallesinde bulunan f22cl6d4a pafta, 157 ada, 11 parsel numaralı taşınmaz üzerindeki tasarruf/hak sahipliğinin sona erdirilmesine ilişkin Ümraniye Kadastro Müd.nün tarih 1058 sayılı yazıları ile muris B.S. ın, 157 ada 11 parseldeki tapunun beyanlar hanesindeki hak sahipliği kaydının TERKİN edildiğini ve (11) parsel in EYLEMLİ ORMAN alanı içinde kaldığından bahisle ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ lehine MİLLİ EMLAK DAİRESİ BAŞKANLIĞI nca TAHSİS edildiğini aynı gün ( ) itibariyle ıttıla kesp etmiş bulunmaktayız. Çekmeköy Tapu Sicil Müdürlüğünden tarihli dilekçemiz ekinde fotokopilerini aldığımız Ümraniye Kadastro Müd.nün tarih 1058 sayılı yazıları ve ekleri belgelerden; Dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu muhtelif parsellerin, eylemli orman olduğunun tespit edildiği ve Orman Bakanlığınca tahsisinin talep edildiğinden bahisle MİLLİ EMLAK DAİRESİ BAŞKANLIĞI nın tarihli OLUR ları ile ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ lehine TAHSİS edildiğini, Ümraniye Kadastro Müd.nün tarih 4579 sayılı yazılan ile; Çekmeköy İlçesi Alemdağ Merkez ve Alemdağ Çatalmeşe Mahallelindeki fiili kullanım durumlarına göre Maliye Hâzinesi adına tescili yapılmış 2/B alanlarının kullanıcı ve muhdesat bilgilerinin güncellendiğini, taşınmaz listeleri, ifraz beyannameleri ve eki belgelerin Kanlıca Orman İşletme Müdürlüğü ne gönderildiğini, Kanlıca Orman İşletme Müdürlüğü nün tarihli emirleri doğrultusunda Orm.Yük.Müh. Ali DERE tarafından hazırlanan tarihli İNCELEME RAPORU'nda; Dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu muhtelif parsellerin her ne kadar 2/B olarak orman dışına çıkarılmışsa da sonradan müfettiş raporları ile EYLEMLİ ORMAN olduğunun tespit edilerek Milli Emlak Müdürlüğü nden tekrar orman olarak yetiştirmek üzere tahsis edilerek teslim alınan yerlerden olduğu, bu parsellerin orman vasfında tapuya tescillerin yapılması gerekliliği, bu parsellerin tel örgüye alınarak orman ağaçları ile ağaçlandırıldığı şeklindeki hilafı hakikat beyanları, öğrenmiş bulunmaktayız. DAVA KONUSU TAŞINMAZIN HUKUKİ VE FİİLİ DURUMU İstanbul İli, Çekmeköy İlçesi, Alemdağ-Mefkez Mahallesinde bulunan f22cl6d4a pafta, 157 ada, 11 parsel numaralı ve 6831 Sayılı Orman Kanunun 2/B maddesi uyarınca Orman sınırı dışına çıkartılarak hükmen Hazine adına tescil edilen 3.001,45 m2 si üzerinde KONUT (157 Ada 2-3 Parsel üzerinde) - ETRAFI ÇEVRİLİ BAHÇE (157 Ada 11 Parsel) li taşınmaz, bir bütün olarak (2,3 ve 11 parselin etrafı tarihinden beri beton duvarla çevrili olup, 2 ve 3 parsel üzerinde konut/bahçe, 11 parsel üzerinde ise evin ihtiyacı nispetinde Meyve ağaçları ve Sebze/tarım uygulamaları mevcuttur) nizasız, fasılasız ve aralıksız muris B.S. tarafından tarihinden beri hukuki ve fiili halefıyetle hak sahibi ve fiili kullanıcı sıfatıyla kullanılmaktadır. Orman Bakanlığı Marmara Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı ORKÖY Başmühendisliğince; 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca Orman Sınırları dışına çıkarılan yerlerin fiili kullanıcılarına satışı hususunda başlatılan çalışmalar neticesinde oluşturulan Alemdar Köyü Hak Sahipleri Tespit Komisyonunca yapılan tespit neticesinde işbu taşınmazın hak sahipliği tespiti, muris B.S. lehine yapılmıştır. Dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu Alemdağ Beldesindeki 2/B arazilerinin satışı işlemleri bu şekilde başlatılmış, hatta Şile, Ömerli, Çekmeköy bölgelerinde tapulama çalışmaları sonuçlandırılmış iken, 4706 Sayılı Hâzineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun un 3. Maddesinin Anayasa ya aykırı olduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesi nin İptal Kararı üzerine, Alemdağ Beldesindeki 2/B arazilerinin satışı işlemleri Bakanlıkça durdurulmuş, askıya alınmıştır. DAVA KONUSU TAŞINMAZIN ORMAN VASFINA HAİZ OLAMAYACAĞINA DAİR KESİN HÜKÜM VARKEN İDARE NİN (MİLLİ EMLAK MÜDÜRLÜĞÜ) SÖZKONUSU KESİN HÜKÜM SONRASINDA ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ LEHİNE TESİS ETTİĞİ TAHSİS İŞLEMİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR. Orman Genel Müdürlüğü nün, Üsküdar Kadastro Mahkemesi nin 1998/118 E.sayılı dosyası tahtında Maliye Hazinesi aleyhine açtığı Kadastro Tespitine İtiraz davası neticesinde Bidayet Mahkemesi; Dava konusu taşınmazın (157 Ada 11 Parsel) 1943 yılında orman olarak sınırlandırıldığını, nitelik kaybı nedeniyle orman sınırları dışına çıkarıldığını, çıkarma işleminin tarihinde kesinleştiğini, harita ve koordinatların birbirine uygun bulunduğunu ve ölçüm hatası yapılmadığı yönündeki tespitleri sonucunda; Alemdağ Ada, 11 Parsel no.lu taşınmazın tespit gibi Hazine adına tapuya tesciline 1998/118 E., 2000/206 K., tarihli İlamı ile karar vermiş olup, işbu karar tarihi itibariyle kesinleşmiştir. 8
9 İşbu kararın kesinleşmesinden kısa bir süre sonra davalı İdare nin (Hazine) diğer davalı idare (Orman Genel Müdürlüğü) lehine, dava konusu taşınmazın EYLEMLİ ORMAN alanı içinde kaldığı gerekçesi ile tarihinde gerçekleştirdiği TAHSİS işlemi; Üsküdar Kadastro Mahkemesi nin 1998/118 E., 2000/206 K., tarihli İlamına, Usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir. EYLEMLİ ORMAN sahası; 2/B arazilerinin, yani orman vasfını kaybetmiş yerlerin kullanım yetersizliğinden dolayı ormanlaşma sürecine girmiş yerlerdir. Üsküdar Kadastro Mahkemesi nin 1998/118 E., 2000/206 K., tarihli İlamı ile 157 Ada 11 Parsel nolu taşınmazın Orman Vasfını tamamıyla kaybettiği tespitinden yaklaşık (1) yıl sonra taşınmazın kullanım yetersizliğinden dolayı Eylemli Orman Sahasına dönüşmesi fiilen ve fiziken mümkün değildir. Kaldı ki yukarıda da beyan ettiğimiz gibi 11 parsel no.lu taşınmaz tarihinden itibaren etrafı Beton duvarla çevrili olarak, parsel üzerinde meyve ağaçları ve sebze/tarım uygulamaları yapılarak fasılasız bir biçimde sürekli kullanılmış, parselde hiçbir zaman Orman Bitki örtüsü ile irtibatlandırılacak bir ağaçlandırmanın kendiliğinden oluştuğu gözlemlenmemiştir. Ek:5 olarak sayın mahkemenize ibraz ettiğimiz tarihli İnceleme Raporunda beyan edilen: Dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu muhtelif parsellerin her ne kadar 2/B olarak orman dışına çıkarılmışsa da sonradan müfettiş raporları ile EYLEMLİ ORMAN olduğunun tespit edilerek Milli Emlak Müdürlüğünden tekrar orman olarak yetiştirmek üzere tahsis edilerek teslim alınan yerlerden olduğu, bu parsellerin orman vasfında tapuya tescillerin yapılması gerekliliği, bu parsellerin tel örgüye alınarak orman ağaçları ile ağaçlandırıldığı şeklindeki hilafı hakikat beyanları gerçeği yansıtmamaktadır. 11 parsel ile ilgili olarak ne İdare (Orman Genel Müdürlüğü) tarafından orman ağaçları ile ağaçlandırma çalışması yapılmış, ne de 11 parsel üzerinde fiziken, kendiliğinden, orman ağacı olarak nitelendirebileceğimiz bir ağaçlanma oluşmamıştır. Kaldı ki TAHSİS in gerçekleştirildiği tarihinden bu güne değin, ne muris B.S. ve müvekkillerim mirasçıları, İdare/1er (Hazine/Orman Genel Müdürlüğü) tarafından TAHSİS konusunda bilgilendirilmemiş, ne de İdarelerin 11 Parsel üzerinde Tahsis konusu ile ilgili herhangi bir çalışması olmamıştır. Yukarıda açıkladığımız sebeplere binaen ; Dava konusu 157 Ada 11 Parsel no.lu taşınmaz ile ilgili, taşınmazın Orman Vasfına haiz olamayacağına dair Kesin Hüküm (Üsküdar Kadastro Mahkemesi nin 1998/118 E., 2000/206 K, tarihli İlamı) bulunması, İdarenin, dava konusu 157 Ada 11 Parsel no.lu taşınmazın EYLEMLİ ORMAN sahası içinde kaldığı yönündeki beyanlarının hilafı hakikat olması, sebeplerine binaen, Ümraniye Kadastro Müd. nün tarih 1058 sayılı yazıları ile muris B.S. ın, 157 ada 11 parseldeki tapunun beyanlar hanesindeki hak sahipliğinin usul ve yasaya aykırı olarak iptal edildiğinden, hak/tasarruf sahipliğinin yeniden muris B.S./dolayısıyla müvekkillerim mirasçıları lehine, tesisine ilişkin, TAPU KÜTÜĞÜNÜN TASHİHİ/ DÜZELTİLMESİ ni talep etme zarureti hasıl olmuştur. Dava konusu 157 Ada, 11 Parsel no.lu taşınmazın Orman Sınırı dışına çıkartılan, hak sahipliği tespiti yapılan yerlerden olduğu ve bu yerin/taşınmazın fiili kullanıcısı olduğumuz sabit bulunduğundan, taşınmazın Orman Vasfına haiz olamayacağına dair Kesin Hüküm (Üsküdar Kadastro Mahkemesi nin 1998/118 E., 2000/206 K., tarihli İlamı) bulunması, İdarenin, dava konusu 157 Ada 11 Parsel no.lu taşınmazın EYLEMLİ ORMAN sahası içinde kaldığı yönündeki beyanlarının hilafı hakikat olması, sebeplerine binaen, Ümraniye Kadastro Müd. nün tarih 1058 sayılı yazılan ile muris B.S. ın, 157 ada 11 parseldeki tapunun beyanlar hanesindeki hak sahipliğinin usul ve yasaya aykırı olarak iptal edildiğinden hak/tasarruf sahipliğinin yeniden muris B.S./dolayısıyla müvekkillerim mirasçıları lehine, tesisine ilişkin, TAPU KÜTÜĞÜNÜN TASHİHİ/DÜZELTİLMESİ ne karar verilmesi talep olunur. demek suretiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ümraniye 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2010/662, K:2012/59 sayılı kararı ile özetle; dava konusu taşınmazın eylemli orman olmadığı, taşınmazı çevreleyen komşu taşınmazların 2/B vasfında olduğu, komşu taşınmazların 2/B vasfında olması ve taşınmazın eylemli orman niteliğinde bulunmayıp meyve bahçesi niteliği taşıdığı, yapılan keşif ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından dava konusu taşınmazın da 2/B vasfında olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Taşınmazın evveliyatında 2/B arazisi olup B.S. mirasçılarının kullanımında olduğunun tespit edilmiş olması ve durumun halen mevcudiyetini koruması nazara alındığında davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın kadastro tutanağındaki orman niteliğinin 2/B olarak tespiti ve tescili ile kullanıcısının davacılar olduğunun belirtilmesine karar verilmiştir. demek suretiyle davanın kabulüne karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 20.Hukuk Dairesi gün ve E:2013/6416, K:2013/8576 sayılı ilamı ile özetle hükmün esastan bozulmasına karar vermiş, davacılar vekilinin süresi içerisinde karar düzeltme talebinde bulunması üzerine Yargıtay 20.Hukuk Dairesi 9
10 gün ve E:2014/1065, K:2014/5137 sayılı ilamı ile özetle; davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir. İstanbul Anadolu 13.Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/230, K:2014/491 sayılı kararı ile özetle; davada idari yargı yerinin görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu kararın kesinleştiğine dair dosya kapsamında herhangi bir bilgi veya belge yer almamaktadır. Davacılar vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/2321 sayı ile özetle; tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan taşınmazlara ilişkin olarak açılan davalar sonucunda mahkemelerce kişiler adına olan tapuları iptal edilerek; orman vasfıyla tapuda Hazine adına tescil edilen ve daha sonra Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan veya doğrudan Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğu gerekçesiyle Hazine adına tapuya tescil edilenlerin yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde başvurulması şartıyla ilgililerine iade ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirlemelerinin terkin edileceği anlaşılmakta olup, yasa maddesinin 2/A veya 2/B belirtmelerinin terkini şeklindeki başlığından anlaşılacağı üzere gerek anılan terkinlerin, gerekse yasa kapsamındaki taşınmazların ilgililere iadesinin sonuç itibariyle tapu kayıtlarında değişiklik gerektirdiği ve verilecek bir iptal kararının uygulanmasının bu sonucu doğuracağı, dolayısıyla dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının değil, tapu kayıtlarında değişiklik meydana getirebilecek bir şekilde karar vermeye yetkili olan adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varılmıştır. demek suretiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, başvurunun reddi yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesinde Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir. hükme bağlanmış, aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede; İdare Mahkemesince, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilen idari yargı dosyası içerisinde İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi nin görevsizlik kararı bulunmakta ise de, bu kararın kesinleşip kesinleşmediği dosya kapsamından anlaşılamadığından Başkanlığımızın günlü yazısı ile, İstanbul Anadolu 13.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/230, K:2014/491 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneği istenilmiş; bunun üzerine anılan mahkemece, kararın henüz kesinleşmemiş olduğu belirtilmiştir. Olayda, İstanbul 3.İdare Mahkemesince, görevli merciin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasanın 19.maddesi kapsamında Mahkememize başvurulmuş olmasına karşın, İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi nin görevsizlik kararı henüz kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen kesin ve kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine koşulu geçekleşmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan İstanbul 3.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan İstanbul 3.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 10
11 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/134 KARAR NO : 2015/151 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı görevsizlik kararının bulunmadığı, böylece 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.A. : Erzurum Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Erzurum Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HH seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1071, K:2014/815 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ERZURUM 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/479 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacının, Erzurum 2. İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/1071, K:2014/815 sayılı kararı ile Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/479 sayılı kararı arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğunu ileri sürerek, uyuşmazlığın çözümlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesi talebini içeren dilekçesi üzerine, dava dosyası Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliği nce idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi 11
12 gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacının, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, Erzurum 2. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/1071, K:2014/815 sayılı kararı ile, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının adli yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı M.A. hakkında bu işlem ile ilgili olarak verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, davacının adına verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itiraz ettiği, Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliği nin, gün ve D.İş:2014/479 sayılı kararı ile, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar verildiği ve kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında söz konusu idari para cezası ile ilgili olarak verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, ancak davacı Mithat Akpınar ın yukarıda bahsedilen kararlar yönünden görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle, uyuşmazlığın çözümlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesi talebini içeren dilekçesi üzerine, dava dosyasının Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliği nce idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının bulunmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının bulunmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/135 KARAR NO : 2015/152 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı görevsizlik kararının bulunmadığı, böylece 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının oluşmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. 12
13 K A R A R Davacı Davalı : H.Ç. : İstanbul Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, 34.. plaka sayılı araç sürücüsü davacı adına, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, gün ve HH seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca 2.078,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/3241, K:2014/3241 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiğinden, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez davacı, sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1119, K:1443 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacının, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/3241, K:2014/3241 sayılı kararı ile İstanbul 8. İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/1119, K:1443 sayılı kararı arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğunu ileri sürerek, uyuşmazlığın çözümlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesi talebini içeren dilekçesi üzerine, dava dosyası İstanbul 8. İdare Mahkemesince adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır sayılı Yasa nın 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya 13
14 incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacının, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açtığı, İstanbul 8. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/1119, K:1443 sayılı kararı ile, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının adli yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, adli yargı yerince davacı H.Ç. hakkında bu işlem ile ilgili olarak verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, davacının adına verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine itiraz ettiği, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi nin gün ve D.İş:2014/3241, K:2014/3241 sayılı kararı ile, davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, bu işlem ile ilgili olarak davacının idari yargı yerine dava açıp açmadığı konusunda bir bilgi olmadığı gibi, idari yargı yerince davacı hakkında söz konusu idari para cezası ile ilgili olarak verilmiş bir görevsizlik kararı da bulunmadığı, ancak davacı H.Ç. un yukarıda bahsedilen kararlar yönünden görev uyuşmazlığı meydana geldiğinden bahisle, uyuşmazlığın çözümlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesi talebini içeren dilekçesi üzerine, dava dosyasının İstanbul 8. İdare Mahkemesince adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, adli ve idari yargı yerlerince, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava sebebiyle verilmiş iki ayrı görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının bulunmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde belirtilen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının bulunmadığı anlaşıldığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/143 KARAR NO : 2015/159 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 1-Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra, dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağı; sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı : R.Akaryakıt ve Lpg Ürn. Nak. San. ve Tic. Ltd. Ştd. Vekili : Av. M.A. Davalılar : 1- Adalet Bakanlığı, 2-İçişleri Bakanlığı Vekilleri : Av. B.K. 3- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Vekili : Av. P.Y. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirkete ait işyerinde Susurluk Cumhuriyet Başsavcılığı nın 2012/461 sayılı soruşturması kapsamında, tarihinde EPDK adına hareket eden Balıkesir Emniyet Müdürlüğü KOM Şube de görevli personelce, tüm işyerinde satış pompalarından ve yasal tanklarından alınan numunelerin markerli ve geçerli çıktığını; söz konusu aramanın hiçbir mahkeme kararı olmaksızın gerçekleştirildiğini; usul ve yasaya aykırı yapılan aramanın durdurulması 14
15 için Susurluk Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi ne yapılan başvurunun reddedildiğini; arama ve kazı işlemlerinin , ve tarihlerinde de haksız olarak devam ettiği gibi yine aynı şekilde Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi ne yapılan başvuruların da ret ile sonuçlandığını; bu ret kararlarına karşı Susurluk Asliye Ceza Mahkemesi ne yaptıkları itirazların da reddine karar verildiğini; davacının işyerinde yapılan arama ve kazılarda iddia edildiği gibi ne gizli yer altı tankı ve ne de herhangi bir petrol ürünü yakalanmadığını; davacı şirketin işyerinde 4 gün boyunca büyük kepçe ve başkaca bir kepçe marifetiyle beton kırma ve kazı çalışması yapılması nedeniyle boru hatlarının çoğunun koptuğunu, davacı şirketin ticari hayatının bitme noktasına geldiğini; arama ve kazı çalışmaları sırasında Cumhuriyet Savcısı bulunmadığı gibi o yer ihtiyar heyetinden de bir kişinin de bulunmadığını, aramanın ihbarı dayandığı beyan edilmesine rağmen ihbarın ne şekilde yapıldığının da belli olmadığını, usulsüz yapılan işlemler nedeniyle davacı şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; TL maddi ve TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır. SUSURLUK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/339 K.2012/545 sayılı kararında; 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun 7. bölümünde "koruma tedbirleri nedeniyle tazminat" konusu düzenlenmiştir. Bu bölümdeki "Tazminat İstemi" başlıklı 141. maddede, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceği özel olarak belirtilmiştir. Yani yargılama faaliyetinden dolayı Devletin tazminat sorumluluğu haksız fiil hükümlerinden ayrı olarak kabul edilmiştir sayılı CMK.nun 142/2. maddesinde "istem zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka ağır ceza dairesi yoksa en yakın ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Böylece bu madde ile, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteminde hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğu belirlenmiştir. Ancak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 6. maddesinde, CMK.nun 141 ila 144. maddeleri hükümlerinin 01/06/2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı belirtilmiştir sayılı HMK.nun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince, görev dava şartlarından olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmalıdır. Dava konusu arama işlemi /04/2012 tarihinde yapılmıştır. Bu nedenle 5271 sayılı CMK.nun 142/2. maddesi gereğince davaya bakma görevi Balıkesir Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi ne ait olduğundan görevsizlik kararı vermek gerekmiştir şeklindeki gerekçe ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dava dosyası Balıkesir 2.Ağır Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. BALIKESİR 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2013/134 K:2013/224 sayılı kararında; dava konusu tazminata konu hususların idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan bir durumdan ibaret bulunduğu, Anayasa ile idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun hükme bağlandığı, yerleşik yargı içtihatlarına nazaran, hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesinden dolayı meydana gelen zararların hizmet kusuru ilkesi çerçevesinde tazminin yasal zorunluluk olduğu, hizmet kusurundan kaynaklanan uyuşmazlıkların görüş ve çözüm yerinin idari yargı olduğu, emsal yargı kararlarının da bu doğrultuda olduğu, işbu davanın da İdari Yargılama Usulü Yasasının 2. maddesi gereğince adli mahkemelerin görev sınırları dışında kaldığı sonuç ve kanaatine varılarak CMK 4/1, maddesi uyarınca Mahkememizin görevsizliğine, dosyanın Balıkesir İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisi cihetine gidilmiştir gerekçesiyle CMK 4/1, maddeleri uyarınca görevsizlik kararı ile dosyanın görevli Balıkesir İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. Söz konusu kararın itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dava dosyası Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi nce Balıkesir İdare Mahkemesi ne gönderilmiştir. BALIKESİR İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/117 K:2014/324 sayılı kararında; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle 141. maddesinde; "Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, e) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h) Yakalanmaları veya 15
16 tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir." hükmüne ve 142. maddesinde de; "1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. (2) istem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır." hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından 8.267,00-TL maddi ve 3.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tazmini istemiyle 23/05/2012 tarihinde Susurluk Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açıldığı, anılan mahkemece verilen 14/11/2012 tarih ve E:2012/339, K:2012/245 sayılı dava dilekçesinin reddi ile görevsizlik kararı uyarınca dosyanın Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiği, yapılan yargılama sonucunda Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19/12/2013 tarih ve E:2013/134, K:2013/224 sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiği, bu kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 15/01/2014 tarihinde" kesinleşmesi üzerine söz konusu dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile davacının iddiaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; uyuşmazlığa konu olan maddi ve manevi zararın suç soruşması esnasında ortaya çıktığı, bu nevi zararlara ilişkin açılacak tazminat davaları için Ceza Muhakemesi Kanunu'nda özel düzenleme getirildiği, yukarıda anılan kanun hükümleri uyarınca da uyuşmazlığı çözmeye görevli mahkemenin ağır ceza mahkemesi olduğu görüldüğünden, iş bu davada uyuşmazlığın esası hakkında bir karar vermenin olanaklı olmadığı sonucuna varılmıştır denilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15/1/a maddesi hükmü uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, görevsizlik kararına karşı davacı vekili itiraz etmiştir. BURSA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ: gün ve E.2014/2149 K:2014/2147 sayılı kararında özetle; görevsizlik kararının usul ve hukuka uygun olduğunu belirtilerek görevsizlik kararı onamış ve davacı vekili tarafından istenen karar düzeltme talebi de aynı mahkemece gün E:2014/3699 K:2014/3987 sayılı karar ile reddedilmesinin ardından idari yargıda verilen görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu karar üzerine yeniden adli yargıda dava açmıştır. BALIKESİR 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2015/21 sayılı gönderme kararında 2247 Sayılı Kanun 19.maddesinde Adli, İdari, Askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik karan üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik karan veren merciinin görevli olduğu kanısına varırsa gerekçeli karar ile görevli merciinin belirtilmesi için uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesine uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Şeklindeki düzenlenmesi karşısında dava konusu olaylara Mahkememizin 19/12/2013 tarihinde görevsizlik karan verdiği görülmekle, Balıkesir İdare Mahkemesinin 06/03/2014 tarihli kararında görev yönünden davanın reddinden önce 2247 sayılı kanunun 19.madde uyarınca işlem yapması gerekmekte iken bunu yapmadığı görülmekle, adli ve idari yargı arasında davaya bakmakla görevli yargı mercii hususunda uyuşmazlık çıktığından dava dosyaları ekte gönderilmiş olup, 2247 sayılı kanun 19.madde uyarınca görev uyuşmazlığının çözümü hususunda gereği arz olunur denilerek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. 16
17 Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir, 19.maddesinde, Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/ /9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir denilmiştir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı vekilince, davacı şirkete ait işyerinde yapılan aramadan doğan zarara ilişkin, maddi ve manevi tazminat istemiyle adli yargı yerinde dava açıldığı, Mahkemece görevsizlik kararı ile ayrıca dosyanın re sen Balıkesir İdare Mahkemesi ne gönderilmesine de karar verildiği ve İdare Mahkemesince davanın görev yönünden reddine dair verilen kararın kesinleşmesinin ardından yeniden adli yargıda açılan dava üzerine görevli yargı yerinin belirtilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi bu durumlarda, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, mahkemelerce re sen yapılan başvuruların 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabul edilerek Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlıklarının çözüme kavuşturulmasının, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağı düşüncesiyle görev uyuşmazlıklarının esasını inceleyerek esasa ilişkin karar vermektedir. Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler başlıklı 20.maddesinin 1.fıkrasında; (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. hükmüne yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'İdari davaların açılması' başlıklı 3. maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılması öngörülmüş; aynı Kanunun 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemelerde dava açılabileceği hükme bağlanmış; Yasanın İlk inceleme üzerine verilecek karar başlıklı 15.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; 1. (Değişik bent: 05/04/ /6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin; a) 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine, ( ) karar verilir denilmiştir. Dosyanın, 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca incelenmesinden: Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi, ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin 6100 sayılı H.M.K nın 20. (1086 sayılı H.U.M.K. nun 27.) maddesiyle 2577 sayılı İ.Y.U.K. nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan görev kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda, görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır. Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda, dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemede açılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerine, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır. Olayda, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadan, dosyanın Balıkesir İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar veren Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesin ce dava 17
18 dosyası Balıkesir İdare Mahkemesi ne gönderilmiş ve idari yargı yerince, kendisine gelen adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinden inceleme yapılarak görevsizlik kararı verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalara göre, İ.Y.U.K. nun 3. ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerine açılmış bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır sayılı Yasa nın 19. maddesine göre, adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı merciince, davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, dava dosyalarının gerekçeli başvuru kararı ile birlikte görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi ve elindeki işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin ertelenmesine karar verilmesi gerekmektedir. Ancak, başvuru koşullarının incelenebilmesi için öncelikle, yargı yerinde usulüne göre açılmış bir dava bulunması gerektiği tartışmasızdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi nin tarihli Mesutoğlu Türkiye kararında (Başvuru No: 36533/04); asliye hukuk mahkemesine açılan tazminat davasında bu mahkemece davanın görev yönünden reddine, başvuranların kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde dava açmaları halinde dava dosyasının yetkili idare mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacıların öngörülen sürede başvurmaları üzerine yine bu mahkemece dava dosyasının ilgili idare mahkemesine gönderildiği, İdare Mahkemesince de mahkemelerine İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre davacılar tarafından açılan bir davanın mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddedildiği, temyiz edilen bu kararın Danıştay ca onandığı, davacıların adil yargılanma haklarının ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM ne) başvurdukları, AİHM 2. Dairesince yapılan incelemede ise davanın somutunda İdari Yargılama Usulü Kanununun 9 uncu maddesinin uygulamasının çok katı biçimde ve aşırı şekilci gerçekleşmesi nedeniyle, başvuranların mahkemeye erişim haklarının ve dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nin (AİHS) 6/1 nci maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Mahkememizce konuya ilişkin idari yargı içtihatları üzerinde yapılan araştırmada; Danıştay 6. Dairesi uygulamasında AİHM nin temas edilen kararına işaretle, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı sonrası davacının 30 günlük süre içerisinde başvurarak dosyanın görevli idare mahkemesine gönderilmesini talep etmesi halinde, Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin görevli İdare Mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. (Dnş. 6. D.nin tarih ve E.2012/4525, K.2012/4622 sayılı kararı.) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun tarih ve E.2006/4713,K.2007/1302 sayılı kararında ise İlgililerin süresi içinde adli yargı yerine verdikleri ve dosyanın idari yargı merciine gönderilmesi istemini içeren dilekçelerin dilekçe reddi kararı verilerek dava dilekçesi durumuna getirilmek suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmesi hukuken olanaklı ise de, adli yargı yerinin kendiliğinden dava dosyasını idari yargı yerine göndermesi halinde, dosya mahkemenin esasına kaydedilerek davanın incelenmesine geçilemeyecektir. Davada davacının yazılı bir istemi olmaksızın doğrudan idari yargı merciine dosyanın 2577 sayılı Yasanın 9/1. maddesi hükmü karşısında esasa kaydedilmeyerek veya esasa hataen kaydedilmiş ise dosya kaydının kapatılarak mahkemesine iadesi gerekmektedir denilmektedir. Davanın somutunda, Balıkesir 2.Ağır Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararı, Mahkemece re sen Balıkesir İdare Mahkemesi ne gönderilmiş; ancak bu mahkemece usulü yönden bir karar (dilekçe reddi) verilmeyip, davada görevsiz olduğu düşüncesiyle öncelikle görev ret kararı verilmiştir sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. ve 9. maddeleri uyarınca idari yargı yerlerinde bizzat dava açma, davacıların uymak zorunda olduğu emredici bir hüküm olduğu gibi, 492 sayılı Harçlar Kanununun ilgili hükümleri ve tarifeleri gereğince böyle bir davanın harca tabi olduğu izahtan varestedir. İlgili mevzuatında gerekli değişiklik yapılmadığı sürece, bu yasal yükümlülüklerin ihmali ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin anılan kararının Mahkememizce doğrudan uygulanması suretiyle, benzer bütün davaların bu şekilde sonuçlandırılması mümkün görülmemiştir. Bu durumda, ortada idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, gününde Üyeler Eyüp Sabri BAYDAR ile Nurdane TOPUZ un karşı oyları ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı 18
19 mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir ve 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder denilmiştir. Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında(değişik: 10/6/ /2 md.), İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır ve 9. maddesinin birinci fıkrasında(değişik: 5/4/ /2 md.), Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir hükmü yer almıştır. Olayda, adli yargı yerince idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dava dosyası idari yargı yerine gönderilmiş ve bu yargı yerince, adli yargı yerine ait dava dosyası üzerinde inceleme yapılarak davada adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde usulüne uygun olarak idari yargı yerinde açılmış bir dava bulunduğundan sözetmek mümkün değildir. Durum böyle olmakla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre yapılan usule aykırılığın 2247 sayılı Kanunun 27. maddesi kapsamında incelenemeyeceği, bu hususun Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkisi dışında kaldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı kabul edilerek çözüme kavuşturulmasının dava ekonomisine ve Uyuşmazlık Mahkemesi nin kuruluş amacına uygun düşeceği, bu nedenle görev uyuşmazlığının esası incelenerek görevli yargı yerinin belirlenmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Üye Nurdane TOPUZ * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/154 KARAR NO : 2015/169 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının, davanın idareye karşı açılması gerektiğine ilişkin olması ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı mahiyetini taşımaması karşısında; 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen; adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmelerine ilişkin koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk. K A R A R Davacı : E.A. Vekili : Av. R.K. Adli Yargıda Davalı : H.K. Vekili : Av. M.S.Y. & Av. I.G. (Adli Yargıda) İdari Yargıda Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı Vekili : Av. A.S.Ş. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 2009 yılında öğretmen olarak görev yaptığı okulun bahçesinde ve öğrencilerin önünde, müdür yardımcısı olan davalının hakaret ve tehditlerde bulunması üzerine davalı hakkında şikâyetçi olduğunu; Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesi nin 2009/836 esas sayılı dosyasıyla açılan kamu davası sonunda cezalandırıldığını; davalının davacıya hakaretinin Türk örf ve adetlerine göre ailevi mahremiyete, namus ve vicdan hürriyetine, kişilik haklarına ağır ve haksız saldırı niteliğinde olduğunu, bu olayın davacıyı çok üzdüğünü belirterek; TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. 19
20 BURSA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: tarih ve E:2010/554 K:2011/315 sayılı kararında; davacının öğrencilerinin önünde okul bahçesinde davalı tarafından hakaret ve tehdit edilmesi nedeniyle büyük üzüntü duyup ızdırap çektiği tartışmasızdır. Davacı yararına B.K ve tarih 7/7 içtihadı birleştirme kararındaki yasal şartlar olmuştur. Tarafların mali ve içtimai durumları dikkate alınarak şeklindeki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne, ,00 TL manevi tazminatın davalı Haşmet Keskin den tahsili ile davacı E.A. na ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiştir. Davanın kısmen kabulüne ilişkin hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2011/11269 K:2012/15179 sayılı kararında; Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ile kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy.K.13, HGK 2011/4-592, E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan sorumluluk hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünden önemli bir teminattır. Davaya konu edilen olayda, dava tarihinde okul müdür yardımcısı olan ve kamu görevlisi sıfatı taşıyan davalının, nöbetçi öğretmen olan davacıyla nöbet tutulması hususunda tartıştıkları, davalının görevi sırasında davacıya haksız fiilde bulunduğu belirtilerek manevi tazminat istendiğine, Anayasa nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası nın 13/1. maddesi gereğince memurları ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalılarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabileceğine, kamu görevlisi hakkında adli yargı yerinde dava açılamayacağına göre; kamu görevlisi hakkında adli yargıda açılan tazminat davasında kast ve kusur aranmaksızın husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir. Yerel Mahkemece açıklanan yasal düzenlemeler gözetilerek, davalı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerekirken şeklindeki gerekçe ile ilamın bozulmasına karar vermiş, bozma ilamına karşı davacı vekilince istenen karar düzeltme talebi de Yargıtay 4. Hukuk Dairesi nin gün ve E:2013/2132 K:2013/5081 sayılı kararıyla reddedilmiştir. BURSA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/446 K:2013/620 sayılı kararı ile bozma ilamına uyarak ve bozma ilamındaki gerekçelerle davanın HMK 114 ve 115 maddeleri uyarınca husumet yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı gerekçelerle Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine ,00 TL lik manevi tazminat istemiyle idari yargıda dava açmıştır. BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1088 K:2014/279 sayılı kararında; Olayda, tazminat davasının kamu görevlisi olan müdür yardımcısına rücu edilmek kaydıyla idare aleyhine açılabilmesi için, fiilin hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş bir davranış olması gerektiği ve öğretide; idare ajanlarının kin duyma, kötülük etme, zarar verme ve kasten hukuk kurallarını çiğneme gibi amaçlarla hareket etmeleri durumunda kişisel kusurun varlığının kabul edildiği, bu nedenle okul müdür yardımcısının hakaret ve tehdit içerikli fiillerinin, idareye atıf ve izafesi mümkün olmayan kişisel kusurundan kaynaklandığının kabulüyle bu fiillerin görevle ilgili sayılmasının olanaksız olduğu sonucuna varıldığından, iş bu davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır şeklindeki gerekçe ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiştir. Mahkemece verilen görevsizlik kararına karşı davacı vekili tarafından itiraz edilmiş; Bursa Bölge İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/1946 K:2014/2324 sayı ile kararın onanmasına karar vermiş ve davacı tarafından karar düzeltme talebinin de Bursa Bölge İdare Mahkemesince gün ve E:2014/3569 K:2014/3952 sayılı karar ile reddedilmesinin ardından idari yargıda verilen görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın 2247 sayılı Yasa da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasa nın 158. Maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi nin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili olduğu belirtilmiş;
21 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. Maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir, 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. denilmiştir. Aynı Yasa nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir. Olayda, adli ve idari yargı yerlerinde, Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı okulda öğretmen olarak görev yapan davacının, aynı yerde olay tarihinde müdür yardımcısı olarak görev yapan davalının hakaret ve küfürleri nedeniyle kişilik haklarına ağır saldırıya maruz kalması sonucunda uğramış olduğu manevi zararın tahsili amacıyla açıldığı anlaşılmaktadır. Dosyalar üzerinde yapılan inceleme neticesinde; görev uyuşmazlığına konu Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2013/446 K:2013/620 sayılı kararında Davanın, HMK.nun 114 ve 115. maddeleri uyarınca husumetten reddine karar verildiği ve verilen bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği; bu kararın ardından açılan dava sonucu Bursa 2. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/1088 K.2014/279 sayılı kararında ise davanın 2577 sayıl İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı, davanın idareye karşı açılması gerektiğine ilişkin bulunduğu, yargı yolunu değiştiren ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı niteliğinde olmadığından, adli ve idari yargı yerleri arasında, 2247 sayılı yasanın aradığı biçimde görev uyuşmazlığı oluştuğundan söz etmek mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * II-2247 SAYILI KANUN UN 10. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMLU GÖREV UYUŞMAZLIĞI ÇIKARMA) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2014/1056 KARAR NO : 2015/80 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı Mahallesi, ada, 2 sayılı parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümün davacı tarafından satın alındığı tarihten sonra imar stabilize borcundan dolayı tapuya haciz şerhi işlenmiş olması sonucu, haczin kaldırılabilmesi amacıyla ödenmiş olan ,70 TL nın ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte istirdadı istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : H.A. : Av. M.C.D. : Yenimahalle Belediye Başkanlığı : Av. E.N.C. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde satın almış olduğu Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı Mahallesi, ada, 2 parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümü, bir süre sonra satmak istediğinde satış işlemleri için başvurduğu Yenimahalle Tapu Sicil Müdürlüğünde anılan taşınmaz üzerinde tarihinde Yenimahalle Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından haciz şerhi konulduğunun öğrenmesi üzerine haczin kalkması için Yenimahalle Belediye Başkanlığına 21
22 toplam ,70 TL ödemede bulunduğunu; söz konusu haczin sebebi araştırıldığında ise, taşınmazın bulunduğu parsel sebebiyle dava dışı müteahhit firmanın imar borcu olduğu ve müvekkiline ait olmayan borç sebebiyle haczin konulmuş olduğunu öğrendiğini; müvekkilinin taşınmazı satmak istediğini ve bu suretle hacizden haberdar olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin tarihinde bahse konu taşınmazı satın almak istediğinde bu taşınmaz üzerinde hiçbir kısıtlama ve takyidat bulunmadığını; tapu siciline güven ilkesi uyarınca müvekkilinin bu taşınmaz bedelini ödeyerek satın aldığını ancak sonrasında müvekkiline ait olmayan bir borç veya ceza sebebiyle müvekkilinin taşınmazı üzerine haciz şerhi işlenerek haciz baskısı altında bu bedelin tahsil edildiğini; müvekkili tarafından ödenen bedelin geçerli bir hukuki sebebe dayanmayan yani yolsuz tescil ile oluşmuş kayıt sebebiyle ödenen bir bedel olduğunu ileri sürerek, yolsuz tescil sebebiyle tahsil edildiği belirtilen ,70 TL nin ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte istirdatına karar verilmesi istemiyle adli yargıda dava açmıştır. Davalı Yenimahalle Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; işbu davanın idari dava kapsamında İdare Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, şöyle ki; davacı yanın bahsetmiş olduğu haciz işleminin, idarelerince 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca gerçekleştirildiğini, davacı tarafından, 3194 sayılı kanunun 23.maddesi uyarınca yol teknik alt yapı bedeli iadesinin istenilmekte olduğunu; bu konunun idare mahkemesinin görevine girdiğini, bu sebeple, adli yargı nezdinde açılan işbu davada da; Mahkemelerince davanın usulden reddedilerek görevsizlik kararı verilmesini talep etmiştir. ANKARA 13.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/13 sayı ile, dava taraflar arasındaki özel hukuk ilişkisinden kaynaklandığından, davalının görev itirazının reddine, davaya bakmak görev ve yetkisinin adli yargının görev alanına girdiğine karar vermiştir. Davalı idare vekili süresi içerisinde verdiği dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunmuştur. DANIŞTAY BAŞSAVCISI: Davacı tarafından, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı Mahallesi, ada, 2 sayılı parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümün tarihinden satın alındığı, tarihinde Yenimahalle Belediyesi nce imar stabilize borcundan dolayı tapuya haciz şerhi işlendiği, müteahhidin borcundan dolayı ,85 TL nın tarihinde, ayrıca yine ,85 TL nın aynı tarihte ikinci kez ödendiği, ödenen ,70 TL nın aynı tarihte ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte istirdadı istemiyle adli yargıda açılan davada, davalı idare tarafından davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istenilmiş olup, olayda 3194 sayılı İmar Kanununun 23.madde hükmüne göre yol teknik alt yapı bedeli istenildiği anlaşıldığından; uyuşmazlığın yukarıda verilen maddeler gereğince idare mahkemesinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı, dolayısıyla davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (b) bendi gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiği; açıklanan nedenlerle; 2247 sayılı Yasa nın 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yarasın 13.maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: Davaya konu olayda, davalı idarenin İmar Kanunu 23.madde ve Belediye Gelirlerinin tahsilinden kaynaklanan bir anlaşmazlık olduğu anlaşıldığı; davanın dayanağı kanal katılım payına ilişkin hususların sözleşme konusu olmadığı, idarenin kanal katılım payına ilişkin işleminin dayanağının 3194 ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunundan kaynaklandığı, idarenin kamu gücünü kullanarak re sen ve tek taraflı idari bir tasarrufta bulunarak işlem yaptığı, davanın bu hali ile idari yargı görev alanı içinde kaldığının anlaşıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesinin E:1993/39, K:1993/38 sayılı tarihli kararında da özetle; Fuzulen ödendiği ileri sürülen yol ve kanal katılım paylarının iadesi istemine ilişkin davanın İdari Yargı Yerinde çözümlenmesinin gerektiği içtihadında bulunulmuş olduğunun görüldüğü; açıklanan nedenlerle, açılan davanın idari yargı yerinde görüm ve çözümü gerekmekle Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabulü gerektiğinin düşünüldüğü yönünde görüş vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili 22
23 Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı Mahallesi, ada, 2 sayılı parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümün davacı tarafından satın alındığı tarihten sonra imar stabilize borcundan dolayı tapuya haciz şerhi işlenmiş olması sonucu, haczin kaldırılabilmesi amacıyla ödenmiş olan ,70 TL nın ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte istirdadı istemiyle açılmıştır sayılı İmar Kanununun Geliştirme alanlarında yapı ruhsatı başlıklı 23.maddesinde, İskan hudutları içinde olup da, imar planında beldenin inkişafına ayrılmış bulunan sahalarda her ne şekilde olursa olsun, yapı izni verilebilmesi için; a) Bu sahaların imar planı esaslarına ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak parselasyon planlarının belediye encümeni veya il idare kurulunca tasdik edilmiş bulunması, b) Plana ve bulunduğu bölgenin şartlarına göre yollarının, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik alt yapısının yapılmış olması, Şarttır. Ancak, bunlardan parselasyon planları tasdik edilmiş olmakla beraber yolu, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik alt yapısı henüz yapılmamış olan yerlerde, ilgili idarenin izni halinde ve ilgili idarece hazırlanacak projeye uygun olarak yaptıranlara veya parselleri hizasına rastlayan ve yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşen teknik alt yapı bedelini % 25 peşin ödeyip geri kalan % 75 ini alt yapı hizmetinin ilgili idaresince tamamlanacağı tarihten en geç altı ay içinde ödemeyi taahhüt edenlere de yapı ruhsatı verilir. Kanalizasyon tesisinin yapı bitirilip kullanılmaya başlanacağı tarihe kadar yapılmaması halinde, fosseptik veya benzeri geçici bir tesis yaptırılması yoluna gidilir. Bu yapılmadığı takdirde yapıya kullanma izni verilemez. Ana tesis yapıldığında yapı sahibi veya sahipleri lağım ayaklarını bu tesise bağlamaya mecburdurlar düzenlenmesine yer verilmiş; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun Yol harcamalarına katılma payı başlıklı 86. maddesinde, Belediyelerce veya belediyelere bağlı müesseselerce aşağıdaki şekillerde inşa, tamir ve genişletilmeye tabi tutulan yolların iki tarafında bulunan veya başka bir yola çıkışı olmaması dolayısıyla bu yoldan yararlanan gayrimenkullerin sahiplerinden meclis kararı ile Yol Harcamalarına Katılma Payı alınabilir. a) Yeni yol açılması; b) Mevcut yolların yüzde 40 nispetinde veya daha fazla genişletilmesi; c) Kaldırımsız ve bakımsız bulunan yolların, kaldırım veya parke kaldırım haline getirilmesi veya asfalt yapılması, kaldırım veya şose halindeki yolların da parke, beton veya asfalta çevrilmesi; d) Mevcut kaldırım veya parkelerin sökülüp yeniden düzenlenmesi, Yolların kaldırımlar da dahil olmak üzere (15) metreden fazla genişliklerine düşen giderler, belediyelere ait olup harç payına konu teşkil etmez. İki ve daha fazla yol kenarında bulunan gayrimenkuller için asıl cepheyi teşkil eden yoldan düşen pay tam, diğer yollara ait pay ise yarım olarak hesaplanır. hükmüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Yenimahalle İlçesi, Alacaatlı Mahallesi ada, 2 parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümün tarihinde satın alındığı, tarihinde Yenimahalle Belediyesi nce imar stabilize borcundan dolayı tapuya haciz şerhi işlendiği, müteahhidin borcundan dolayı ,85 TL nın tarihinde, ayrıca yine ,85 TL nın aynı tarihte ikinci kez ödendiği, ödenen ,70 TL nın ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte istirdadı istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. Olayda, her ne kadar davacı tapu sicilinin herkese açık olduğunu ve sicilin açıklığı ilkesinin sicile güvenin kaynağını oluşturduğunu; tapu siciline güven ilkesi uyarınca taşınmazın bedelini ödeyerek satın aldığını ve sonrasında haciz şerhinin işlendiğini ileri sürerek ödenen bedelin davalıdan tahsilini talep etmekte ise de, 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca haciz işlemi gerçekleştirildiği ve 3194 sayılı Kanun un 23.maddesi uyarınca istenilen yol teknik alt yapı bedelinin davacı tarafından idareye ödendiği ve davacı tarafından ihtirazi kayıtla ödenen bu bedelin yine davacı tarafından geri istenildiği düşünüldüğünde, uyuşmazlığın temelde yol teknik alt yapı bedelinden kaynaklandığı görülmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığın yol teknik alt yapı bedelinin tahsilinden doğduğu, bu istemin ise, 3194 sayılı Yasa uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan idari işlemden kaynaklandığı gözetildiğinde; uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısınca yapılan başvurunun kabulü ile davalı idare vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı idare vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE 23
24 İLİŞKİN Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2014/13 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 2-ESAS NO : 2014/1072 KARAR NO : 2015/81 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında kalan m2 ormanlık saha ve üzerinde yer alan tamamlanmamış binanın Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu olarak kullanılması amacıyla idarece yapılan harcamaların da ödenmesi kaydıyla 6831 sayılı Orman Kanunu nun 17. maddesi kapsamında davacı Vakıf Üniversitesine Bakanlık Olur u ile verilen iznin; arazinin tahsis amacı ve şartları dışında kullanıldığının tespit edilmesi nedeniyle iptal edilmesi üzerine; Bakanlık Olur u ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda yıllarına ait arazi izin bedellerinin tarihi itibariyle gecikme faizi ile birlikte ödenmesi talebine ilişkin davalı idarenin işleminin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Başkent Üniversitesi Rektörlüğü : Av. S.Ö. : Orman Genel Müdürlüğü : Av. Ü.Ö. O L A Y: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında davalı idare tarafından yapımına başlanan natamam binanın içinde bulunduğu m² alanı, bina için yapılan harcamaların ödenmesi kaydıyla, binanın tadilatı yapılarak Turizm ve Otelcilik Okulu olarak kullanılması için davalı idare tarafından Milli Eğitim Bakanlığı na tarih ve 153 sayılı olurla 49 yıl süreli kesin izin verildiğini; Milli Eğitim Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi arasında tanzim edilen tarihli taahhüt senedi ile, davalı idare tarafından Milli Eğitim Bakanlığı na tahsis olunan m² alanın Başkent Üniversitesi ne tahsis olunduğunu; tarih ve 499 sayılı olur ile de m² lik alana bitişik m² lik alanın ağaç kesilmemesi kaydıyla sportif tesisler ve koşu yolu yapılması için izin verildiğini; Başkent Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu tesisleri olarak tahsis edilen toplam m² lik alan içinde, mevcut tesislere ek olarak bedelleri Başkent Üniversitesi tarafından ödenmek üzere 650 m² lik alanda m² kapalı alana sahip fizik tedavi ve kür merkezi yapılması için tarih ve 205 sayılı olurla tarihinden itibaren 49 yıl süreli bedelli ek tesis yapım izni verildiğini; natamam bina olarak belirtilen ve davacı tarafa teslim edildiği tarihte harabe durumunda olan bina için TL ödeme yapıldığını; bu ödemeyi takiben ek tesis yapılması konusunda davalı idare tarafından verilen izinle birlikte binanın yeniden, büyük maddi kaynaklar harcanarak, Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu olarak inşa edildiğini; binanın tamamlanmasını müteakip, davalı idarenin tarihli olurları ile uygulama otelinin işletmesinin Başkent Üniversitesi ne ait bağlı ortaklık şeklindeki Patalya Turizm Otelcilik Ticaret A.Ş. ne bırakıldığını; bu tarihten itibaren günümüze kadar, Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu öğrencilerinin eğitim ve öğretim gördüğü bir uygulama oteli olarak işletildiğini; Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü nün tarih ve sayılı yazısı ile, Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında davalı idare tarafından tahsis edilen arazilere ilişkin olarak tesisin gelir getirici faaliyette bulunması ve izin maksadı dışında kullanılması iddiası ile ve 2013 yıllarına ait arazi izin bedellerinin ve bu bedellerin tarihi itibariyle gecikme faizi ile birlikte ödenmesinin istenildiğini; ancak dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu; davalı idarenin aynı gerekçe ile 2002 yılında tahsis izinlerinin iptali ve sonrasında yıllarına ilişkin tahsis bedellerinin istenilmesi üzerine açılan davaların, gelir getirici bir faaliyet söz konusu olmadığı gerekçesiyle tahsis izinlerinin iptali ile tahsis bedeli istenilmesine ilişkin kararların idari mahkemelerince iptal edilerek ve kararların Danıştay tarafından onanarak kesinleştiğini; bu şekilde yeniden idari işlemin söz konusu edilmesinin mahkeme kararlarının etkisizleştirilmesi anlamına geldiğini; dava konusu işlemin dayandığı tahsis amacı dışında tesisin otel olarak kullanılması ve gelir getirici faaliyette bulunması iddiasının da gerçeği yansıtmadığı gibi dava konusu işlemin amacının kamu yararını yansıtmadığını; işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve telafisi imkansız zararlar doğuracağı dikkate alınarak bir an önce savunma süreleri kısaltılarak yürütülmesinin 24
25 durdurulmasına, dava konusu Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü nün tarih ve sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle tarihinde idari yargıda dava açmıştır. Davalı vekili; havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava konusu idare işlemi izinirtifak hakkı tesisine binaen ve davacının izinli sahada usulsüz yapılaşması, tahsis bedeline ilişkin tesis değerini gerçeğe aykırı beyanı; iznin eğitim amaçlı verilmesine karşılık, söz konusu tesislerde gelir getirici faaliyetlerde bulunulması dolayısıyla ve aradaki sözleşme ilişkisi sebebiyle oluşan idare alacaklarının tahsil edilmesine yönelik olup söz konusu işlemin, İdare Mahkemesinin görev alanı ile ilgili olmadığı uyuşmazlığın çözüm yerinin adliye mahkemeleri olduğunu belirtilerek görev itirazında bulunmuştur. Ankara 11. İdare Mahkemesi gün ve E:2013/1853 sayılı kararı ile bakılan dava ile Ankara 2. İdare Mahkemesi nin E:2013/1672 esasına kayden açılan davalar arasında bağlantı bulunduğu gerekçesiyle, 2577 sayılı Kanunun 38. ve 40. maddeleri uyarınca bağlantı hakkında karar verilmek üzere dosyanın Ankara Bölge İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermesi üzerine; Ankara Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2014/1658 K:2014/6304 sayılı kararı ile, Ankara 11. İdare Mahkemesi nin 2013/1853 esas sayısına kayıtlı dava ile Ankara 2. İdare Mahkemesi nin 2013/1672 esas sayısına kayıtlı dava arasında 2577 sayılı Yasanın 38. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen anlamda bağlantının varlığına, davalara bakmak üzere Ankara 2. İdare Mahkemesi nin yetkili kılınmasına karar vermiştir. ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1853 K:2014/404 sayılı kararı ile, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulu nun gün ve E:2014/1658, K:2014/6304 sayılı kararıyla davanın Ankara 2. İdare Mahkemesi nin E:2013/1672 sayılı dava dosyası ile bağlantılı olduğuna karar verilip davaya bakmakla Ankara 2. İdare Mahkemesi yetkili kılındığından, dosyanın esas kaydını kapatarak, dosyanın Ankara 2. İdare Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede; eldeki dosya ile bağlantılı olduğuna karar verilen dosyanın da Ankara 2. İdare Mahkemesi nin E:2014/688 sayılı dosya ile bağlantılı olduğu ve yargılamanın Ankara 2. İdare Mahkemesi nin E:2014/688 sayılı dava dosyası üzerinden yürütüldüğü anlaşılmıştır. ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ : gün ve E:2014/688 sayılı kararında 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde; "İdari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayılmış; idari yargının idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlanmıştır. İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır. Olayda, Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında kalan m2 ormanlık saha ve üzerinde yer alan natamam binanın Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu olarak kullanılması amacıyla idarece yapılan harcamalarında ödenmesi kaydıyla 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesi kapsamında verilen iznin Bakanlık Olur'u ile iptali üzerine, Bakanlık Olur'u ve Yönetmelik hükümleri doğrultusunda yıllarına ilişkin arazi izin bedelleri ve bu bedellerin tarihi itibariyle gecikme faizi ile ödenmesi talebine ilişkin davalı idarenin tarih ve sayılı işlemin idari işlem niteliği taşıdığı açık olup, davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mercileri olduğu gerekçesiyle görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Orman Genel Müdürlüğü vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine; dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı na gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI: Davacı Başkent Üniversitesi Rektörlüğü'ne, Kızılcahamam ilçesinde Soğuksu milli parkı ormanlık alanda bulunan içinde natamam binanın da bulunduğu m² alan içindeki bina bedeli ödenmek şartı ile 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. Maddesine göre, Üniversite bünyesinde Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu olarak kullanım şartı ile, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 26/03/1996 tarih ve 153 sayılı oluru ile 49 yıllığına tahsis edilmiş, sonradan, 07/08/1997 tarih ve 499 sayılı ek izin ile m² lik alan daha tahsis edilmiştir. Ancak, tahsis amacına uygun kullanılmadığının ve tesisin otel olarak kullanıldığının, 600 m² lik alanda 1900 m² lik kapalı alan yapılması izninin ise izne aykırı olarak 4263 m² inşaat yapılarak aşıldığının anlaşılması, tahsisi şartlarına uygun bedellerin eksik ödendiğinin tespiti ile, Başkent Üniversitesine yapılan tahsis, 21/10/2013 tarih ve 158 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı oluru ile iptal edilmiştir. 25
26 Davacı Üniversiteye 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. Maddesi kapsamında, yapılana tahsis ve arazi kullanım izni sonucunda taraflar arasında, 16/04/1996 tarihli, 650 m² alanının tahsisi ve ek fizik tedavi ve kür merkezi inşası için, Ankara Dokuzuncu Noterliğin yevmiye numarasında kayıtlı olan "Turizm Kesin İzin Taahhüt Senedi" başlığı altında 18 maddeden oluşan bir sözleşme yapıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bedel tespitini, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini belirlediği, anlaşmazlık halinde ise yerelde genel mahkemeleri ve icra dairelerini yetkili kıldığı anlaşılmaktadır. Davanın konusu, Orman Genel Müdürlüğü'nün 06/12/2013 gün ve sayılı yazısı ile, yukarıda sayılan nedenlerle arazi tahsis işleminin iptali sonucunda, yılları arasında ödenmediği iddia olunan arazi tahsis bedellerinin gecikme faizi ile birlikte ödenmesi talebinin iptali, diğer bir ifade ile borçlu olunmadığının tespiti olduğu anlaşılmaktadır. Dava, konusu orman arazisinin, haksız işgal ya da izinsiz faaliyette bulunulması sonucu ortaya çıkan kullanımdan kaynaklanan ecrimisil talebinden kaynaklanmamakta, aksine, 6831 sayılı Yasanın 17. maddesi kapsamında verilen izin ve tahsis kapsamında taraflar arasında yapılan sözleşme hükümlerine uyulmadığı iddiasından kaynaklanmakta olup, bu aşamada ortaya çıkan uyuşmazlıklarında özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği düşünülmektedir şeklindeki gerekçe ile 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13 maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı ndan yazılı düşünce istenilmiştir DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin (a) bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, (c) bendinde ise, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri arasında sayılmıştır. İdari işlemler hakkında yetki,şekil,sebep,konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukun bilinen ilkelerindendir. Kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine ilgili mevzuatla verilen görevi yaparken, kamu kudretini kullanmak suretiyle tek yanlı olarak tesis ettikleri icrai işlemler veya eylemlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir. Yukarıdaki mevzuat hükümlerinin uyuşmazlık konusu olayla birlikte değerlendirilmesinden, her ne kadar kiralama işlemi 6831 sayılı yasa'nın 17. maddesi hükmü uyarınca yapılmış ise de; dava konusu işlemin idarenin kamu gücünü kullanarak tek yanlı olarak tesis ettiği işlem olup, anılan işleme karşı açılan davada da idari yargı yerinin görevli olduğu açıktır gerekçesiyle 2247 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı şeklinde düşünce bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Orman Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1 maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında kalan m2 ormanlık saha ve üzerinde yer alan tamamlanmamış binanın Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu olarak kullanılması amacıyla idarece yapılan harcamaların da ödenmesi kaydıyla 6831 sayılı Orman Kanunu nun 17. maddesi kapsamında davacı Başkent Üniversitesi Rektörlüğü ne tarih ve 153 sayılı Bakanlık Olur u ile verilen iznin; arazinin tahsis amacı ve şartları dışında kullanıldığının tespit edilmesi nedeniyle iptal edilmesi üzerine; Bakanlık Olur u ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda yıllarına ait arazi izin bedellerinin tarihi itibariyle gecikme faizi ile birlikte ödenmesi talebine ilişkin davalı idarenin tarih ve sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 26
27 Anayasa nın Ormanların korunması ve geliştirilmesi başlıklı 169. maddesinde Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz. denilerek ormanlar hakkında ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere; devlet ormanları kanuna göre devletçe işletilecek ve mülkiyetleri devredilemeyecektir sayılı 6831 sayılı Orman Kanunu nun Ormanların Muhafazası na ilişkin bölümde yer alan 17. maddesinde; orman içerisinde yer alacak bina ve tesislere hangi hallerde izin verileceğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir tarih ve 6831 sayılı Kanun un ilk hali; Ormanlarda umumi sıhhat ve emniyet ve menfaat icabı veya estetik ve turistik bakımdan yapılacak her nevi bina ve tesisat ile orman hasılatı işleyeceklerin ve kullanacakların yapacakları bina ve her nevi tesisat için Ziraat Vekaletinden izin alınır. şeklinde düzenlenmiştir tarih 2896 sayılı Kanun ile 6831 sayılı Kanun un 17/3. fıkrası yürürlükten kaldırılarak 4. fıkra da eklenmek suretiyle yeni bir düzenlemeye gidilerek Turizm bölge, alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında; kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler ile orman ürünlerini işleyeceklerin yapacakları bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca, intifa için kullanım bedeli karşılığında izin verilebilir. Bu izin üzerine tesis edilecek intifa hakkı süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu süre sonunda bütün bina ve tesisler bedelsiz ve eksiksiz olarak Hazineye devredilir. Ancak, işletmelerin başarılı olduğu, konusuyla ilgili bakanlıkça belgelenen hak sahiplerinin intifa hakkı Tarım ve Orman Bakanlığınca; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda Hazineye devir işlemi bu uzatma sonunda yapılır. Bu suretle yapılmasına izin verilen bina ve tesislerin amaç dışı kullanılması yasaktır. Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususi ormanlarda yapılmak istenmesi halinde, Maliye Bakanlığının görüşü alınmaksızın Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde, kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca tespit olunur. denilmiş, tarih ve 3373 sayılı Kanun ile 17. Maddenin 3. fıkrası yeniden düzenlenen Turizm alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca bedeli karşılığı izin verilebilir. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Devletçe yapılan tesisler dışında kalan her türlü bina ve tesisler izin süresi sonunda eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Ancak işletmenin maksadına uygun faaliyet gösterdiği Orman Genel Müdürlüğünce belgelenen hak sahiplerinin kullanma hakları yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri bu uzatma sonunda yapılır. Turizm amaçlı tesisler için hak sahipleri adına tapuda irtifak hakkı tesis edilir. İzin ve irtifak hakları amaç dışı kullanılamaz. madde metni tarih ve E:2000/75 K:2002/200 sayılı Anayasa Mahkemesi nin kararı ile iptal edilmiştir. Kanun koyucu söz konusu 6831 sayılı Orman Kanunu nun 17. maddesinin 3.ve devam eden fıkralarında daha sonra da bir takım değişik ve düzenlemeler yapmıştır sayılı Orman Kanunu nun halen yürürlükte olan 17. maddesinin 3. ve ek fıkrasında; (Değişik fıkra: 22/5/ /7 md.; İptal: Ana. Mah.nin 17/12/2002 tarihli ve E.:2000/75, K.:2002/200 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 17/6/ /1 md.) (Değişik birinci cümle: 25/6/ /33 md.) Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel 27
28 alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz. (Ek fıkra: 23/9/ /10 md.; İptal: Ana. Mah.nin 17/12/2002 tarihli ve E.:2000/75, K.:2002/200 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 17/6/ /1 md.) Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususi ormanlarda yapılmak istenmesi halinde de Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca tespit edilir. denilmektedir sayılı Orman Kanunu nun 17. Maddesine dayanılarak çıkarılan ve söz konusu işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Orman Arazilerinin Tahsisi Hakkında Yönetmeliğin 47. maddesinin 1. fıkrasında; İzin; sürenin dolması, izin sahibinin vazgeçmesi, bu Yönetmelik ve taahhütname hükümlerine aykırı davranılması, Turizm Bakanlığınca verilen Turizm Yatırım Belgesi veya Turizm İşletme Belgesinin alınamaması, bu belgelerden iptal edilmiş olanların altı ay içinde yenilenmemiş olması, taahhütnamesinde belirtilen süreler içinde bu Yönetmeliğin 46 ncı maddesi hükümlerine aykırı devir işlemi yapılması hallerinde, Bakanlık onayı ile re'sen iptal edilerek sona erer. Varsa irtifak hakkı da kaldırılır. Taahhütnamesindeki hükümler gereğince işlem yapılır. 49. maddesinin 1.fıkrasında; Kamu Kurum ve kuruluşlarına; kuruluş amaçlarına uygun ve kanunlarında belirtilen görevleriyle ilgili olarak ormanlarda yapılması zaruri tesis veya işletmeler için, bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine göre arazi tahsisi yapılabilir 56. maddede; Kamu kurum ve kuruluşlarının kanunda belirtilen ve kamu yararı amacıyla kar gayesi gütmeyen görevleri ile ilgili işlemler için devlet ormanlarında yapacakları tesislerden bu yönetmeliğin 52. ve 53. maddelerindeki bedeller alınmaz. Bu kuruluşların kamu yararı olsa bile gelir sağlamaya yönelik olarak yapacakları veya yaptıracakları faaliyetlerden bu yönetmeliğin 52. ve 53. maddelerindeki bedeller alınır. 52. Maddenin 3. fıkrasında izin süresinde yapılan yatırım işletmeye geçtiği tarihten başlamak üzere, tahsis olunan arazi üzerinde kurulan işletmelere ait gayri safi yıllık gelirin %2si takip eden yılın Eylül ayı sonuna kadar izin sahibinden tahsil edilir., tesisin işletmeye açıldığı yıl ile takip eden birinci takvim yılı için muafiyet tanınır. Gayri safi gelire tahsis edilen arazi üzerinde kurulan işletmelere ait tahakkuk eden her türlü mal ve hizmet satış bedelleri faizler ile yapılan kiralamalar dahil edilir. Yıllık gayri safi geliri gösteren beyanname ve 3568 sayılı kanuna göre yetkili kılınan yeminli mali müşavirlere tasdik ettirilir hükümleri düzenlenmiştir. Anayasanın Yükseköğretim Kurumları başlıklı 130. maddesinin birinci fıkrasında, Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. ; 2. fıkrasında; Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir. ; 10. fıkrasında; Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir. hükmüne yer verilmiştir. Davacı Başkent Üniversitesi de anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde tarih 515 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen ve tarih 3961 sayılı Yasa ile değiştirilerek kabul edilen Ek 33. madde ile vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlere tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulmuştur. Dosyanın incelenmesinden; Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında davalı idare tarafından yapımına başlanan natamam binanın içinde bulunduğu m2 alan, bina için yapılan harcamaların ödenmesi kaydıyla, binanın tadilatı yapılarak Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu olarak kullanılması için Onman Bakanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı na tarih ve 153 sayılı olurla 49 yıl süreli izin kararı verildiği; Orman Bakanlığı tarafından m2lik alana bitişik m2lik alanın kullanımı için, sportif tesisler, koşu yolu, yürüyüş yolu yapılması ve ağaç kesilmemesi kaydıyla tarih ve 499 sayılı olurla ek izin verildiği; Milli Eğitim Bakanlığı na tahsis olunan alanın, turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu Uygulama Oteli tesisleri inşa edilmek üzere Başkent Üniversitesi ne tahsis olunmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi arasında tarihli taahhüt senedi tanzim edildiği ve Orman Bakanlığı oluru ile alan Başkent Üniversitesi ne tahsis olunduğu; Başkent üniversitesi Turizm ve Otelcilik yüksek Okulu tesisleri olarak tahsis edilen toplam m2lik alan 28
29 içinde, mevcut tesislere ek olarak bedelleri Başkent Üniversitesi tarafından ödenmek üzere 650m2lik alanda m2 kapalı alana sahip fizik tedavi ve kür merkezi yapılması için tarih ve 205 sayılı olurla tarihinden itibaren 49 yıl süreli bedelli ek tesis yapımı izni verildiği; natamam bina için başkent Üniversitesi tarafından TL ödeme yapıldığı, bu ödemenin ardından ek tesis yapılması konusunda Orman Bakanlığı tarafından verilen izinle birlikte, bina yeniden, Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu( Uygulama Oteli Tesisler) olarak inşa edildiği; inşaatın tamamlanması üzerine, Orman Bakanlığı nın tarihli olurları ile Uygulama Otelinin işletmesi Başkent Üniversitesine ait bağlı ortaklık şeklindeki Patalya Turizm Otelcilik Ticaret A.Ş. ne bırakıldığı ve o tarihten itibaren otel olarak işletildiği; Orman Bakanlığı tarih ve 153 sayılı olurlarıyla verdiği izni tesisin gelir getirici faaliyette bulunması ve izin maksadı dışında kullanılması gerekçeleri ile /158 sayılı oluru ile iptal ettiği ve bu nedenle ve 2013 yıllarına ait arazi izin bedellerinin ve bedellerin tarihi itibariyle gecikme faizleriyle ödenmesi istendiği; söz konusu işlemin sebep, konu ve amaç yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, Orman ve su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü nün tarih ve sayılı ve 2013 yıllarına ait arazi izin bedellerinin ödenmesi kararının iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı İdari yargılama Usulü Kanunu nun idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlıklı 2. Maddesinde; (Değişik: 10/6/ /1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/ /5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/ /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar şeklindeki düzenleme ile idari dava türleri düzenlenmiştir. Olayda, davalı idare, 6831 sayılı Orman Kanunu nun 17. maddesi ve bu madde kapsamında düzenlenen Orman Arazilerinin Tahsisi Hakkında Yönetmelik kapsamında, Ankara İli, Kızılcahamam İlçesi, Soğuksu Milli Parkı dışında yer alan ormanlık alan ile içinde inşaatı bitmemiş binayı kamu yararı amacıyla kullanılmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip davacı Başkent Üniversitesi ne vermiştir. Burada söz konusu olan ormanlık alan ve içindeki binanın kiralanması olmayıp izin ve taahhüt kapsamında kamu yararı amacıyla kullanımdır. Davacı Başkent Üniversitesi ile davalı Orman idaresi arasında 6831 sayılı Kanun un 17. Maddesi kapsamında verilen izin kapsamında düzenlenen taahhüt senedi söz konusudur. Bu senedin özel hukuk anlamında sözleşme kapsamında kabulü mümkün değildir. Davalı idare 6831 sayılı Kanun çerçevesinde ormanların kullanımına verdiği iznin denetim görevi kapsamında tespit ettiği ihlal nedeni ile davacıya verdiği izni iptal ederek yine Bakanlık oluru ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda ve 2013 yıllarına ilişkin arazi izin bedelleri ve gecikme faizi talep etmiştir. Davalı idarenin tüm bu işlem ve düzenlemeleri kanunlar ve ilgili mevzuatın kendisine verdiği yetkiye dayalı olarak kamu gücü kullanmak sureti ile ve tek taraflı irade beyanı ile gerçekleştirdiği kuşkusuzdur. Bu duruma göre, idare tarafından tesis edilen işlemin, anılan yasal düzenlemelere uygunluğunun denetlenmesi gerektiğinden, davanın görüm ve çözümünde 2577 sayılı Yasa nın 2. maddesi gereğince idari yargı yerleri görevli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 3-ESAS NO : 2014/1110 KARAR NO : 2015/82 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Müsadere kararını veren sulh ceza mahkemesine itiraz hakkı bulunan kişinin, bu hakkını kullanmayarak, adli yargı yerine idarenin başvurmasını istemesi ve idarenin başvuru isteğini kabul etmemesi nedeniyle bu işleme karşı açtığı davada, idarenin bu konuda tek taraflı bir şekilde kamu gücüne 29
30 dayanarak, üstün hak ve yetkileri çerçevesinde yaptığı bir idari işlemden bahsedilemeyeceğinden, davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M. Tarım İnş. Tic. ve San. A.Ş. : Av. Ü.B. : Balıkesir Valiliği : Av. O.K. O L A Y : Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün Vali Olurlu gün ve 2013/9 sayılı idari para cezası kararı ile, tohumlukları uygun şekilde etiketlemeden ve ambalajlamadan ticaretini yapmak amacı ile satışa ve dağıtıma arz ettiğinden bahisle, davacı adına 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu nun 12. maddesinin birinci fıkrası (c) bendi uyarınca TL. idari para cezası verilmiş, söz konusu yonca tohumluklarına aynı madde uyarınca müsaderesine karar verilmek üzere el konulmuştur. Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün müsadere talebi üzerine, Bandırma 2. Sulh Ceza Mahkemesi, gün ve D.İş:2014/20 sayı ile, 5553 sayılı Kanun un 12. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca söz konusu yonca tohumluklarının müsaderesine karar vermiştir. Davacı vekilinin idari para cezasının iptali istemiyle açtığı davada ise, Balıkesir İdare Mahkemesi, gün ve E:2013/1000, K:2013/1728 sayılı kararı ile, usulüne uygun olmayan tespit sonucu tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Bu karar üzerine, davacı vekili, Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ne hitaplı tarihli dilekçesi ile, Balıkesir İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/1000, K:2013/1728 sayılı kararı ile, gün ve 2013/9 sayılı idari para cezasının iptaline karar verilmiş olduğundan, tohumluklar üzerindeki müsaderenin kaldırılmasını istemiş; Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısı ile, davacıya, Balıkesir İdare Mahkemesinin kararından, idarece tesis edilen idari para cezasının, kararda belirtilen usule ilişkin hususların yerine getirilmemesi nedeniyle iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı, oysa müsadere kararının Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile, mevzuata aykırı tohumluklar hakkında uygulandığı, Balıkesir İdare Mahkemesi kararında müsadereye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, müsadere kararı verilebilmesi amacıyla görevli ve yetkili Bandırma 2. Sulh Ceza Mahkemesine başvurulduğu, Mahkemenin gün ve 2014/20 D.İş sayılı kararıyla söz konusu tohumlukların müsaderesine karar verildiği, kesin kararın henüz idarelerine tebliğ edilmediği bildirilmiştir. Bu kez, davacı vekili, davacı adına verilen para cezasının, tohumluklara el koyma kararının bir sonucu olduğunu ve para cezasının kanuna aykırı bulunarak iptal edildiğine göre, kararın aynı zamanda el koyma kararının da hukuka ve kanuna aykırı olduğunu belirlediğini ve bir bütün olan kararda el koyma kararının da iptal olduğunun anlaşılması gerektiğini, bu durumda para cezasına dair karar iptal olduğuna göre, el koyulan malların davacıya iadesi için ayrıca bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmadığını, bu nedenle, müsadere kararının uygulanmaması, söz konusu tohumlukların davacıya iadesine karar verilmesini istemiş; Bunun üzerine, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, idare mahkemesinin, el koyma işlemi hakkında dava açılmadığı için bu hususta karar vermediğini, idarenin müsadere kararı için sulh ceza mahkemesine başvurduğunu ve Bandırma 2. Sulh Ceza Mahkemesi nce müsadere kararı verildiğini belirterek, Anayasanın 138. maddesinin son fıkrasında Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez denildiğini, bu nedenle idarelerinin bu konuda takdir yetkisi olmayıp mahkeme kararlarını uygulamak zorunda olduğunu bildirmiştir. Bu kez, davacı vekili, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı vekili süresi içinde görev itirazında bulunmuştur. BALIKESİR İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/522 sayı ile; kaldırılması istenilen müsadere kararının, davalı idarenin başvurusu üzerine Bandırma 2. Sulh Ceza Mahkemesince alındığı, söz konusu kararın kaldırılmasının da yine aynı usulle, yani davalı idarenin re sen ya da davacının talebi (somut olayda olduğu gibi) üzerine Sulh Ceza Mahkemesine yapacağı başvuru üzerine gerçekleşebileceği gibi, davacının doğrudan müsadere kararını veren Sulh Ceza Mahkemesine yapılacak başvurusu üzerine de gerçekleşebileceği, bakılan uyuşmazlıkta ise, davacı tarafından müsadere kararının kaldırılması istemiyle davalı idareye başvurulduğu, bu talep hakkında nihai kararı verme yetkisinin Sulh Ceza Mahkemesine ait olduğu, davalı idarenin bu noktada tesis edebileceği işlemlerin, müsadere kararının kaldırılması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurulması ya da başvurulmaması olabileceği, dava konusu işlemin de, davalı 30
31 idarenin, davacı şirketin müsadere kararının kaldırılması istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddinden, daha doğrusu müsadere kararının kaldırılması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurulması isteminin reddinden ibaret, re sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu bir idari işlem olarak kabulü gerektiği sonucuna varıldığı açıklanarak, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Balıkesir Valiliği vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu nun 12. maddesinin birinci fıkrası (c) bendinde, tarif edilen kabahat eylemi için idari para cezası ve el konulan tohumların sulh ceza mahkemesince müsadere edileceğinin hükme bağlandığı, maddenin son fıkrasında da idari para cezasının mülki amir tarafından verileceği ve cezaya karşı idari yargı yerine itiraz edilebileceğinin düzenlendiği, davanın konusunun müsadere kararına itiraz ile iade talebine ilişkin olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 259. maddesinin birinci fıkrasında, Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir hükmünün yer aldığı ve Ceza Muhakemesi Kanunu na göre verilen bu tür kararlara, Ceza Muhakemesi Kanunu nun 267 ve 268. maddeleri gereğince aynı yargı düzeni içinde üst mahkemeye itiraz edilebileceği, davaya konu müsadere kararının 5326 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, aynı Kanun'un 27. maddesinin (l) numaralı bendinde de, idari yaptırım olarak uygulanan mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı adli yargı yerine itiraz edilebileceğinin belirlendiği açıklanarak, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; davacı tarafından, idari yaptırıma dayanak olan denetimin hukuka aykırılığını ortaya koyan idari işlem Balıkesir İdare Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş olmasına rağmen davalı idarece söz konusu mallarla ilgili olarak müsadere talebinde bulunulduğu ve Sulh Ceza Mahkemesine İdare Mahkemesi kararından bahsedilmeyerek, mahkemenin hukuka aykırı karar vermesine sebebiyet verildiğinden bahisle tohumluklar üzerindeki müsaderenin kaldırılması istemiyle davalı idareye yapılan başvuru üzerine davalı idarenin müsadere işleminin Sulh Ceza Mahkemesi kararına dayanılarak uygulandığı, İdare Mahkemesi kararında müsadereye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı yolunda tesis olunan dava konusu işlemin idarenin re sen ve tek yanlı irade açıklamasına ilişkin bir idari işlem olması nedeniyle uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığını belirterek, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne olanak bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Davalı Balıkesir Valiliği vekilinin anılan Yasa nın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddesinde belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nca, 10.maddesinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nce davacıya verilen idari para cezasının idare mahkemesi kararı ile iptaline karar verilmiş olduğundan, aynı Müdürlüğün idari para cezasına konu tohumluklara müsaderesine karar verilmek üzere el konmasından sonra yaptığı müsadere talebi üzerine, adli yargı yerince 5553 sayılı Kanun un 12. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilen tohumluklar üzerindeki müsaderenin kaldırılmasının istenmesi üzerine, Balıkesir İdare Mahkemesinin kararından, idarece tesis edilen idari para cezasının, kararda belirtilen usule ilişkin hususların yerine getirilmemesi nedeniyle iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı, oysa müsadere kararının Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile, mevzuata aykırı tohumluklar hakkında uygulandığı, Balıkesir İdare Mahkemesi kararında müsadereye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, müsadere kararı verilebilmesi amacıyla görevli ve yetkili sulh ceza mahkemesine başvurulduğu ve mahkemece söz konusu tohumlukların 31
32 müsaderesine karar verildiğinin bildirildiği, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısının iptali istemiyle açılmıştır sayılı Tohumculuk Kanunu nun, Amaç başlıklı 1. maddesinde, Bu Kanunun amacı; bitkisel üretimde verim ve kaliteyi yükseltmek, tohumluklara kalite güvencesi sağlamak, tohumluk üretim ve ticareti ile ilgili düzenlemeleri yapmak ve tohumculuk sektörünün yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi için gerekli olan düzenlemeleri gerçekleştirmektir. denilmiş; Kayıt altına alma başlıklı 4. maddesinde, Bitki çeşitlerinin tescili, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile genetik kaynakların kütüğe kaydedilmesi Bakanlık tarafından yapılır. Islah edilmiş çeşitler farklılık, yeknesaklık ve durulmuşluk ve/veya biyolojik, teknolojik özellikleri ile tarımsal değerleri belirlenmek suretiyle; genetik kaynaklar ise morfolojik ve/veya moleküler karakterizasyonu yapılarak kayıt altına alınır. Süs bitkileri ile çiçek tohumlarında kayıt şartı aranmaz. Tarımsal bitki türlerine ait çeşitlerin; kayıt altına alınması, kütükte kalış süresi, kayıt altına almanın yenilenmesi, kütükten silinmesi, devamlılığın sağlanması, katalog oluşturulması ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir. Ayrıca tescil, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile ilgili usul ve esaslar bitki gruplarına göre yönetmelikle düzenlenir. hükmü yer almış; Ceza hükümleri başlıklı 12. maddesinde, 4 üncü madde gereğince kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukları; a) Sertifikasyon işlemine tâbi tutulmadan ve standart tohumluk şartlarına uygun olarak kontrol edilip tohumluk analiz raporu alınmadan, b) Bakanlıkça belirlenmiş asgarî tohumluk standardının altına düşürülmüş olarak veya tağşiş edilerek, c) Yönetmeliğe uygun şekilde ambalajlamadan veya etiketlemeden ya da taklit ambalajlar veya taklit etiketlerle isim ve marka taklidi yaparak veya isim ve marka dışında da olsa iltibasa mahal verecek şekilde ibareler kullanarak, d) Yönetmeliğine uygun hazırlandığı ve ilaçlandığı bilindiği halde, amacı dışında yemlik veya yemeklik olarak, e) Sertifika işlemine tâbi tutulmadığı veya kontrol edilmediği hâlde, sertifikalandırılmış veya kontrol edilmiş gibi göstererek, f) Çeşidin kayıt altına alınmasında belirlenen niteliklere uygun olmayacak şekilde yanıltıcı tanıtım ve reklam yaparak, Satanlar, dağıtanlar, satışa ve dağıtıma arz edenler veya şahsî ihtiyacından fazlasını ticarete konu olacak kadar elinde bulunduranlara onbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Fiilin tekrarı halinde beş yıl süreyle faaliyetten men edilir. Bu tohumluklara Bakanlık tarafından el konulur ve bu tohumlukların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir. Müsadere edilen tohumlukların imha edilmesine karar verildiği takdirde, imha işlemi masrafları bu fiilleri işleyenlere ait olmak üzere, Bakanlık tarafından gerçekleştirilir. Bakanlıktan yetki almadan tohumluk yetiştiren, işleyen, satışa hazırlayan, dağıtan veya satan kişi veya kuruluşlara, onbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Fiilin tekrarı halinde para cezası iki kat olarak uygulanır. Bu tohumluklara Bakanlık tarafından el konulur ve bu tohumlukların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir. Müsadere edilen tohumlukların imha edilmesine karar verildiği takdirde, imha işlemi masrafları bu fiilleri işleyenlere ait olmak üzere, Bakanlık tarafından gerçekleştirilir. Bakanlıkça gerekli izni verilmeyen ve kontrolleri yapılmayan tohumlukları, ithal ve ihraç edenler ile ithal ve ihraç işlemlerinde gerçeğe aykırı bilgi ve belge verenler veya belgeler üzerinde tahrifat yaptıkları tespit edilenlere, yirmibeşbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Fiilin tekrarı halinde beş yıl süreyle faaliyetten men edilir. Bu tohumluklara Bakanlık tarafından el konulur ve bu tohumlukların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir. Müsadere edilen tohumlukların imha edilmesine karar verildiği takdirde, imha işlemi masrafları bu fiilleri işleyenlere ait olmak üzere, Bakanlık tarafından gerçekleştirilir. Bakanlıkça belirlenen tohumluk özel üretim alanları sınırları içerisinde kurallara uymadan tohumluk veya bitkisel ürün yetiştiren kişilere üçbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu ekilişler, masrafları üretimi yapanlara ait olmak üzere, Bakanlıkça söktürülür ve gerektiğinde imha edilir. Bu maddede belirtilen idarî para cezaları, o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. şeklinde düzenlenmiş olup, böylece söz konusu tohumlukların sulh ceza mahkemeleri tarafından müsadere edilebileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır. 32
33 Ayrıca gerek mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu nun Müsadere Talebinin Mercii başlıklı 392.maddesinde; Ceza Kanununun 36 ncı maddesi ile diğer maddelerine ve hususi kanunlar hükmüne göre belirli eşyanın müsaderesi veya imhası yahut kullanımdan kaldırılması gerekli olan hallerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bu hususta bir karar verilmemişse bu tedbirlerin her türlü takiplerden ayrı olarak alınması için Cumhuriyet savcısı veya davacı tarafından yapılacak talep esas davayı görmekle yetkili mahkemeye verilir. Suç mevzuu olmayıp münhasıran müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine sulh hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın, karar verilir. Bu karar aleyhine alakadarlar acele itiraz yoluna müracaat edebilirler. denilmiş olması; gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun, Suç Konusu Olmayan Eşyanın Müsaderesi başlıklı 259. maddesinde; Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hâkimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir. hükmünün yer alması; İtiraz olunabilecek kararlar başlığı altında düzenlenen 267. maddesinde, Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. ; İtiraz usulü ve inceleme mercileri başlıklı 268. maddesinde, (1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir: a) (Değişik: 18/6/ /74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakınağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir... denilmesi karşısında, somut olayda olduğu gibi suç konusu olmayıp sadece müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine Sulh Ceza Hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verileceği, bu karara karşı başka bir deyişle bu kararın kaldırılmasına da ancak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 267 ve 268. maddelerinde belirtilen aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemelerce, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılacak olan itiraz üzerine, karar verileceği anlaşılmıştır. Öte yandan Yargıtay 7. Ceza Dairesi önüne gelen bir dosyada, gün ve E:2009/11823, K:2011/21909 sayılı kararında, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 29. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemelerince verilen idari yaptırıma bağlı bulunan müsadere davasına ilişkin kararlara karşı temyizi kabil olmayıp itirazı mümkün bulunduğundan temyiz dilekçesi itiraz mahiyetinde kabul edilerek gereği mahallinde değerlendirilmek üzere dosyanın incelenmeksizin iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine... denilmekte olup; davada adli yargının görevli olduğuna işaret edilmektedir. Olayda, davaya konu, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısı ve ilgili mevzuat incelendiğinde, davacının müsadere kararını veren sulh ceza mahkemesine itiraz edebileceği açık olup, idarenin bu konuda tek taraflı bir şekilde kamu gücüne dayanarak, üstün hak ve yetkileri çerçevesinde yaptığı bir idari işlemden bahsedilemeyeceği, bu noktada tesis edebileceği işlemin de müsadere kararının kaldırılması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurmaktan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Başka bir deyişle, davacının hukuki konumu bakımından idareden farklı olmadığı, idareden istediğini kendisinin de yapabileceği, kaldı ki, son kararı verme yetkisinin yargı yerine ait olduğu düşünüldüğünde, idare gibi kendisinin de yargı yerine itiraz hakkı bulunan kişinin bu hakkını kullanmayarak idarenin başvurmasını istemesi ve idarenin başvuru isteğini kabul etmemesi durumunun idari davanın konusunu oluşturmayacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Balıkesir İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Balıkesir İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/522 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 33
34 4-ESAS NO : 2014/1111 KARAR NO : 2015/83 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı hakkında 5607 sayılı Kanun un 3/9.maddesi gereğince Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tesis edilen idari para cezasının, 5607 sayılı Kanun un 3/9.maddesinde 6455 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik nedeni ile iptaline karar verilmesi istemi ile davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin kararın iptali istemi ile açılan davanın incelenmesi neticesinde; İptal istemine konu işlemin dayanağını teşkil eden idari para cezasının 5607 sayılı Kanun ve 5326 sayılı Kanun kapsamında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı nca tesis edildiği ve itiraz üzerine Kayseri 2.Sulh Ceza Mahkemesi ile Kayseri 5.Asliye Ceza Mahkemesi nin red kararları üzerine kesinleştiği anlaşılmakla; 5607 sayılı Kanun nda 6455 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik nedeni ile idari para cezasının iptali gerektiği yönündeki değerlendirmenin ancak 5326 sayılı Kanun un 5.maddesi ile yapılan atıf gereğince 5237 sayılı Kanun un 7.maddeleri çerçevelerinde Adli Yargı yerinde yapılabileceği sonucuna ulaşılmakla; Açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Temsilen : M.K. : Av. S.T. : Kayseri Gümrük Müdürlüğü (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı) : Kayseri Gümrük Müdürü K.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının A.Plastik Boru San A.Ş. nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığını, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve 2011/3103 sayılı kararı ile davacı hakkında 5607 saydı kanunun 3/9 maddesi gereğince ,38 TL idari para cezası uygulandığını; davacının, cezasının geri alınması ve iptali istemi ile davalı kuruma müracaat edildiğini, fakat müvekkilin bu başvurusunun Kayseri Gümrük Müdürlüğü'nün gün ve sayılı kararı ile reddedildiğini, söz konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu; Zira, dava konusu işleme dayanak teşkil eden 5607 sayılı Kanun un 3/9. maddesinin 6455 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırıldığını ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 5 maddesinin birinci fıkrasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı belirtildiğini, maddede gönderme yapılan 5237 sayılı Kanunun "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasına göre de; işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna güre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağının ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamayacağının düzenlendiğini, böyle bir cezanın veya güvenlik tedbirinin hükmolunması halinde infazının ve kanuni neticelerinin kendiliğinden kalkacağının belirtildiğini, yine aynı maddenin ikinci fıkrası ile de suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümlerinin farklı olması halinde, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağının hükme bağlandığını, Konuya ilişkin olarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih ve Sayılı Genelgesi ile, 6111 sayılı Kanun kapsamında borçların yeniden yapılandırılması suretiyle işlem tesis edilen ve 6455 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan tarihinden öncesi söz konusu kabahat nedeniyle 5607 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırım uygulanması amacıyla konunun Savcılığa intikal ettirildiği durumlarda, yeni bir delil elde edilmedikçe daha önce cezalandırılmış bir fiil için yükümlünün 5607 sayılı Kanunun mülga 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında göre cezalandırılmasının veya yeniden 4458 sayılı Kanunun yürürlükteki 238 maddesinin uygulanması mümkün bulunmadığı hususlarının açıkça belirtildiğini; Tüm bu düzenleme ve belirlemelerden hareketle, 5607 sayılı kanunun 3/9 maddesi kapsamında kabahat unsuru taşıyan bir durum var olsa dahi 6111 sayılı yasa kapsamından yararlanan ve bu yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getiren kimseler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmaması gerektiğini, ayrıca lehe kanun düzenlemesi olan 6455 sayılı yasa ile de 6111 sayılı yasa ile daha önce cezalandırılmış bir fiilin tekrar cezalandırılmasının mümkün olmadığını, nitekim davacı şirket tarafından Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih sayılı genelge ve 6455 sayılı Yasa hükümleri gereğince cezalı olarak müvekkilin yöneticisi olduğu A.Plastik Buru San.A.Ş tarafından kapatılan Dahilde İşleme Rejimi Belgesi kapsamında ithal edilen bütün eşyanın vergi ve 34
35 cezalarının 6111 Yasa hükümlerinden faydalanmak suretiyle ödenmekte olduğunu, aynı belge kapsamında ithal edilen eşya sebebiyle İkinci kez idari yaptırım kararı verilebilmesi mümkün olmadığını belirterek; davalı idarenin Tarih, sayılı işleminin ve müvekkil hakkında davalı idarenin başvurusu neticesi düzenlenen ,38 TL bedelli idari para cezasının iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü tarafından süresi içinde verilen cevap dilekçesinde özetle, davaya konu, iptali istenen işlemin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tesis edilmesi nedeni ile davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini belirterek; görev itirazında bulunduğu anlaşılmıştır. Kayseri 1. İdare Mahkemesi; gün ve 2013/738 Esas sayılı kararında aynen; Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket adına verilen para cezasının kaldırılması talebinin reddine ilişkin Kayseri Gümrük Müdürlüğünce düzenlenen tarih ve 3430 (Mahkemece sehven yazıldığı düşünülmekle) sayılı işlemin idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlerden olduğu açık olup, bu işlemin iptali istemi ile açılan iş bu davanın görüm ve çözüm yeri idari yargıdır şeklindeki gerekçesi ile davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekili, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; gün ve 2014/ sayılı kararında aynen;..idari para cezasına esas alınan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun, 3. Maddesinin 28/03/2013 günlü 6455 sayılı Yasanın 54. Maddesi ile değiştirilmesi üzerine davacı vekilinin, Kayseri Gümrük Müdürlüğüne başvurarak, idari para cezasına esas alınan işlemlerin ve idari para cezasının iptalini talep ettiği, davalı idare tarafından ise, 01/08/2013 gün ve 3431 sayılı yazı ile bu talebin reddedildiği, davacı vekilinin ise redde ilişkin bu işlemin iptali, talebi ile idari yargı yerinde dava açtığı anlaşılmaktadır. Davanın konusunun ve amacının, davacı yukarıda açıklandığı şekilde, 5607 sayılı yasanın mülga 3/9 maddesi uyarınca verilip kesinleşerek infazına başlanan idari para cezasının, dayanağı olan yasada meydana gelen değişiklikler nedeniyle ortadan kaldırılmasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır sayılı Yasanın mülga 3/9 maddesi "Geçici ithalat dahilinde işletme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirilmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir." hükmü ile idari para cezasının dayanağını oluşturmaktadır. Yine idari para cezasının uygulandığı tarihte yürürlükte bulunan 5607 sayılı yasanın 17/1 fıkrasına göre bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasını vermeye Cumhuriyet Savsısı yetkilendirilmiş, itiraz usulü ise Kabahatler Kanunu'na göre düzenlenmiştir. 28/03/2013 tarihinde yapılan değişiklikler ile anılan eyleme ilişkin suçun unsurlarında yeniden düzenleme yapılarak "hile ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi" bakımından, yaptırımının ise hapis cezasına dönüştürüldüğü görülmektedir. (5607 sayılı yasanın 28/03/ S.K./54. ve 28/06/2014 tarih ve S.R.G. de yayımlanan 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı kanunun 89 md ile değişik hali: 4) Belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dahilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, hile ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.) Ayrıca 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 238/1 maddesinde yapılan değişiklik ile, dahilde işleme rejimine aykırı eylemi "1. (Değişik fıkra: 28/03/ S.K./15. md) 241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen durumlar hariç, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası verilir. Ancak, dâhilde işleme rejimi kapsamı ithal eşyasının, işleme faaliyetindeki hali veya işlem görmüş ürün hali de dahil olmak üzere rejim çerçevesinde izin verilen yerlerde tespiti halinde, ithal eşyasının gümrük vergileri tutarının iki katı oranında para cezası verilir. Bu cezanın ödeme süresi içinde eşyanın gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması halinde eşyanın gümrük vergileri tutarında para cezası tahsil edilir." yaptırımı idari para cezası olarak korunmuştur sayılı Kanunun 66. maddesiyle 17. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin ikinci fıkrasında ise, "Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulü 5252 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükmüne göre yapılır" hükmü yer almaktadır gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi " başlığını taşıyan 23. maddesinde ise, "(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idari yaptırım kararı vermeye yetkilidir."hükmü ile birlikte, aynı Yasanın Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza 35
36 mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Gerek 5607 sayılı Yasanın davaya konu olay tarihinde eyleme uyan 3/9 fıkrası ve 17/1 fıkrası ile Kabahatler Kanunu'nun 23/1 ve 27/1. Maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlığa konu idari para cezasının iptali sonucunu doğuracak davanın da adli yargı yerinde görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. şeklindeki gerekçesi ile, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Dosya, 2247 sayılı Kanun un 13. maddesi gereğince Danıştay Başsavcılığı na gönderilmek sureti ile, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili görüşü istenmiştir. Danıştay Başsavcılığı; gün ve 2014/256 sayılı kararında aynen; 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun dava konusu cezanın uygulandığı tarihte yürürlükte bulunan 3. maddesinin 11. fıkrasında "İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tâbi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idarî para cezası verilir. Eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idarî para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına beşbin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına yüz Türk Lirası olarak hesaplanır." hükmüne yer verilmiş, bu maddede tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanunun 54'üncü maddesi ile yapılan değişiklikle 3/9. maddesinde; "İhracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır." hükmü yer almıştır sayılı Gümrük Kanununun 232/3. maddesinde; "Bu Kanun uyarınca idari yaptırım kararları gümrük idarelerinin amirleri veya yardımcıları tarafından verilir."; 242. maddesinde; "(Değişik madde: 18/06/ S.K./64.mad) 1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir. 2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir. 3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır. 4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilir." hükümlerine yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacıya 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/9.maddesi gereğince eyleme konu eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katı tutarında ,38 TL idari para cezası verilmesine ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 03/10/2011 günlü ve 2011/3130 kabahat sayılı kararına karşı Kayseri Gümrük Müdürlüğüne yapılan başvurunun reddi üzerine Kayseri İdare Mahkemesinde idari dava açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu olay incelendiğinde, 5607 sayılı Yasada yukarıda belirtilen şekilde bir değişiklik yapılmış olmakla birlikte uyuşmazlık konusu olayda Gümrük Yasası uyarınca gümrük idaresince verilmiş bir idari para cezası kararı bulunmadığı, idari para cezasının 5607 sayılı Yasanın 3'üncü maddesinin 9. bendi uyarınca tesis edildiği, dolayısıyla bu aşamada Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen idari para cezası kararına karşı açılan davaya adli yargı yerince bakılarak bir hüküm verilmesi gerektiği, ancak gümrük idaresince verilecek bir idari para cezasında idari yargının görevli olacağı, bu nedenle uyuşmazlığın görüm ve çözümünde mevcut haliyle adli yargının görevli olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, adli yargı düzeni içinde karara bağlanan uyuşmazlıkların incelenmesinin ve yargısal denetimin de yine aynı yargı yerinde yapılması gerektiği hususu da göz önüne alındığında davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. şeklindeki gerekçesi ile davada adli yargının görevli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının 36
37 incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı tarafından, 5607 sayılı Kanun un 3/9. Maddesine aykırı hareket ettiği gerekçesi ile Kayseri Cumhuriyet Savcılığı nın tarih ve 2011/3103 sayılı kararı ile tesis edilen ,38 TL idari para cezasının kaldırılması istemi ile davalı kuruma yapılan başvurunun reddine ilişkin gün ve sayılı kararın iptali istemi ile açılmıştır. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, davacı tarafından dahilde işleme belgesine istinaden gümrükten muaf şekilde ithal edilen ve ile tarihleri arasında ve IM 2020,2045,2049,2077,2268 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatında bulunan PVC isimli eşyalardan ,97 kg nın, şirket tarafından dahilde işletilip yurt dışı edilmediği veya şirket bünyesinde halen mevcut olduğuna dair Gümrük Müdürlüğüne ve ilgili birimlere bir belge sunulamadığının anlaşılması üzerine, davacı hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı na ihbarda bulunulduğu, Kayseri Cumhuriyet Savcılığı nın tarih ve 2011/3103 sayılı kararı ile ve Şüpheli M.K. nın A.Plastik Boru San. Tic. AŞ. nın yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı Şirketin dahilde işleme izin belgesi kapsamında Kayseri Gümrük Müdürlüğünce tecilli 07/08/2001 ile 03/09/2001 tarihleri arasında ve IM 2020,2045,2049,2077,2268 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı PVC isimli eşyalardan muhafiyet kapsamında çıkarılan ,97 kg nın şüphelinin yetkili bulunduğu şirket tarafından dahilde işlenip yurt dışı edilmediği veya şirket bünyesinde halen mevcut olduğuna dair Gümrük Müdürlüğüne ve ilgili birimlere bir belge sunulamadığının anlaşıldığı ve şüphelinin 5607 sayılı Gümrük Kanununun 3/9 maddesine muhalefet ettiği anlaşılmıştır. şeklindeki gerekçesi ile ,38 TL idari para cezası verilmesine hükmettiği, söz konusu karara karşı Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi ne yapılan itirazın, mahkemenin gün ve 2011/835 D.İş numaralı kararı ile reddedildiği, karara karşı itiraz edildiği, Kayseri 5.Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve 2012/279 D.İş numaralı kararı ile itirazın reddedildiği, bunun üzerine kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, Yargıtay 7.Ceza Dairesi nin gün ve 2013/12343 Esas, 2014/2994 Karar sayılı kararı ile talebin reddine karar verdiği ve kararın bu safahat içinde kesinleştiği anlaşılmıştır Sayılı Gümrük Kanunu nun Dahilde İşleme Rejimi başlıklı bölümünün Genel Hükümler başlıklı 108. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında Serbest dolaşımda olmayan eşya, işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılmasından sonra Türkiye Gümrük Bölgesinden yeniden ihraç edilmesi amacıyla, gümrük vergileri ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın ve vergileri teminata bağlanmak suretiyle, dahilde işleme rejimi kapsamında geçici olarak ithal edilebilir. Eşyanın işlem görmüş ürünler şeklinde ihracı halinde, teminat iade olunur. Eşyanın bu şekilde dahilde işleme rejiminden yararlanmasına şartlı muafiyet sistemi denir. Serbest dolaşımda bulunan eşyanın işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılmasından sonra Türkiye Gümrük Bölgesinden ihraç edilmesi halinde, bu eşyanın serbest dolaşıma girişi esnasında tahsil edilmiş olan ithalat vergileri, dahilde işleme rejimi kapsamından geri verilir. Eşyanın bu şekilde dahilde işleme rejiminden yararlanmasına geri ödeme sistemi denir. şeklindeki düzenleme ile, dahilde işleme rejimi ile, ihraç konusu ürünlerin üretimi için gerekli olan ve yurt dışından ithalatı gereken ürünlerin temininde izlenecek usul ve esasların ortaya konulduğu, söz konusu rejime tabi eşyalar konusunda, hak sahibine çeşitli inisiyatif ve muafiyetler sağlanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanunun 6455 sayılı Kanun ile değişik ve Vergi Kaybına Neden Olan İşlemlere Uygulanacak Cezalar başlıklı İkinci Bölümü altında yer alan 238. maddesinin 1. fıkrasında 241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen durumlar hariç, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası verilir. Ancak, dâhilde işleme rejimi kapsamı ithal eşyasının, işleme faaliyetindeki hali veya işlem görmüş ürün hali de dahil olmak üzere rejim çerçevesinde izin verilen yerlerde tespiti halinde, ithal eşyasının gümrük vergileri tutarının iki katı oranında para cezası verilir. Bu cezanın ödeme süresi içinde eşyanın gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması halinde eşyanın gümrük vergileri tutarında para cezası tahsil edilir. şeklindeki düzenleme ile dahilde işleme belgesine aykırı şekilde hareket edilmesi durumunda, ilgilisi hakkında eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Ancak, davacı hakkında uygulanan ceza; 6455 sayılı Kanun ile değişik 4458 Sayılı Gümrük Kanunu nun 238. Maddesine göre değil, 6455 sayılı Kanun öncesi hali ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla 37
38 Mücadele Kanunu nun 3/9. Maddesine göre düzenlenmiştir. Nitekim, davacı hakkında idari para cezası kesilmesine neden olay tarih itibari ile de, hakkında verilen idari para cezasının kesinleşme tarihi itibari ile de 6455 sayılı Kanun henüz yürürlükte olmayıp, bu nedenle konu 5607 sayılı Yasa ile 5326 sayılı Yasa nın ilgili maddeleri çerçevesinde ele alınmıştır sayılı Kaçakçılıkla mücadele Kanunu nun gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun un 54. maddesi ile değiştirilmeden önceki 3. maddesinin 9. fıkrasında; Geçici ithalat, dahilde işleme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idarî para cezası verilir. şeklindeki düzenleme ile yurt dışından dahilde işlem yapılmasına esas şekilde ülkeye getiren ancak gerekli gümrük işlemlerini gerçekleştirmeden dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar idari para cezası verileceği düzenlenmiştir. Tüm bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun dan önce, dahilde işleme belgesine aykırı hareket eden ilgili hakkında 5607 sayılı Kanun un 3/9 maddesi gereğince idari para cezası verilmekte iken, 6455 sayılı Kanun dan sonra söz konusu ihlale ilişkin cezalar 4458 sayılı Gümrük Kanunu nun 238. Maddesinin 1. Fıkrasında göre tesis edilmeye başlanmıştır sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin bir sonucu olarak, ihlal halinde idari para cezasını uygulamakla yükümlü makam ve bu nedenle de ilgili idari para cezasına karşı müracaat edilecek yargı kolu da değişmiş bulunmaktadır. Zira 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 6455 sayılı Kanun un 66. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki 17. maddesinde; Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı, 14 üncü madde hükümlerine göre mülkiyetin kamuya geçirilmesine ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza mahkemesi yetkilidir. Bu kararlara karşı, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. şeklindeki düzenleme ile 5326 sayılı Kanun a açık atıf yapmakta ve 5326 sayılı Kanun un 17. Maddesinde öngörülen düzenlemeye paralel şekilde, 5607 sayılı Kanuna aykırı hareket nedeni ile verilecek para cezalarında yetkili makam olarak Cumhuriyet Savcısı, uygulanacak kanun olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu belirlenmektedir sayılı Kanun un Genel Kanun un Niteliği başlıklı 3. maddesinde; (Değişik: 6/12/ /31 md.) (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. şeklindeki düzenleme ile, Kabahatler Kanunu nun genel nitelikte bir kanun olduğu ve idari yaptırım kararlarına karşı, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadığı müddetçe 5326 sayılı Kanun un uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun un Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi başlıklı 23. maddesinde; (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir. denilmek sureti ile, Cumhuriyet Savcısı nın, kanunda yetki verilen hallerde, idari para cezasına hükmetmeye ehil olduğu açıkça düzenlenmiştir sayılı Kanun un 6455 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramadan önceki hali, bu madde kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyet Savcısı na 5326 sayılı Kanun kapsamında verilen yetkiye istinaden 5607 sayılı Kanundan kaynaklanan bir nedenle idari para cezası verme yetkisinin tanındığı ortadadır. Davaya konu olayda da, Kayseri Cumhuriyet Savcılığı kanunla verilen yetkiyi kullanmış ve sanığa 5607 sayılı Yasa nın 3/9. maddesine aykırı davranışı nedeni ile idari para cezası uygulanmasına hükmetmiştir. Aynı Kanun un Başvuru yolu başlıklı 27. Maddesinin 1. fıkrasında; İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir. denilmek sureti ile Cumhuriyet Savcılığı tarafından verilen idari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesi ne itiraz edilebileceği düzenlenmiştir. Davaya konu olayda, davacı taraf, Cumhuriyet Savcılığı tarafından aleyhine verilen idari para cezasına karşı, Kayseri Sulh Ceza Mahkemesi ne itiraz etmiş, Kayseri 2.Sulh Ceza Mahkemesi nin gün ve 2011/935 D.İş sayılı kararı ile itirazı reddedilmiş, davacı taraf bu karar aleyhine de Asliye Ceza Mahkemesi ne itiraz etmiş, bu itirazı da Kayseri 5. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve 38
39 2012/279 D.İş numaralı kararı ile reddedilmiş, verilen idari para cezası bu şekilde tarihinde kesinleşmiş ve karara şerh edilmiştir. Davacı tüm bu safahat sonrasında, davalı idareye hitaben yazdığı tarihli dilekçe ile; davaya konu 2001/D sayılı Dahilde İşletme Belgesine istinaden ithal edilen malzemenin vergi, harç vs nin 6111 sayılı Yasa kapsamında yeniden yapılandırıldığı ve ödenmeye devam edildiğini, 6111 sayılı Yasa kapsamında yeniden yapılandırılan borca konu filler hakkında Cumhuriyet Savcılığı na suç duyurusunda bulunulamayacağı gibi, haklarında verilen idari para cezasına dayanak teşkil eden 5607 sayılı Kanun un 3/9. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, bu nedenlerle verilen idari para cezasının kaldırılmasının gerektiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Davalı idarece söz konusu talep gün ve 3430 sayılı yazı ile reddedilmiş, davacı bu red kararı üzerine idari, yargıda dava açmıştır. Görünürde, bir idari işleme dayalı olarak açılan iptal davası söz konusu ise de, dosya muhteviyatı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının esasen daha önce hakkında Kayseri Cumhuriyet Savcılığı tarafından tesis edilen ve itiraz üzerine Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi ve Kayseri 5. Asliye Ceza Mahkemesi kararları ile kesinleşen idari para cezasının, cezanın dayanağını teşkil eden fiilin suç olmaktan çıkmış olmasını gerekçe göstererek kaldırılmasını istediği ortadadır. Bu itibarla, talep, salt bir idari işlemin iptali niteliğinde olmayıp, hakkında idari para cezası verilen davacının, bu cezanın kaldırılması talebidir ve görev ile ilgili sorun, bu talebi değerlendirme yetkisinin hangi Mahkemeye ait olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun, davaya konu idari para cezasına dayanak teşkil eden 3. maddesinin 9. fıkrası, 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve madde metninde; İlgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır. denilmek sureti ile devletin ihracatı teşvik amacı ile öngördüğü düzenlemelerden, ihracat işlemi yapılmadığı halde yapılmış gibi göstererek yararlanan kişiler hakkında bir yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile güne kadar adli para cezası uygulanması hükme bağlanmıştır. Bu şekilde, davacının iddia ettiği üzere, dahilde işletme belgesine aykırılıktan kaynaklanan idari para cezası 5607 sayılı Kanun kapsamında bir kabahat olmaktan çıkarılmış bulunmaktadır. Davacının talebine dayanak olarak gösterdiği Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih ve Sayılı Genelgesi incelendiğinde; tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun", 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve ilgili diğer kanunlar kapsamında gümrük yükümlülüğü doğan ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen gümrük vergileri, idari para cezaları, faizler, zamlar ve gecikme zammı alacakları hakkında uygulanmakta olup kesinleşmiş veya kesinleşmemiş/dava safhasında bulunan amme alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektedir. Söz konusu Kanun ile amme alacaklarının tahsilatını hızlandırmak, amme borçlularına ödeme kolaylığı getirmek ve belirli şart ve süreler öngörülerek amme alacaklarının yapılandırılması amaçlanmıştır sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 11/04/2013 tarihli, sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 3 üncü maddesinin 9. fıkrası; "Geçici ithalat, dahilde işleme, ve Gümrük Kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katı idari para cezası verilir." hükmünü içermekteydi. Söz konusu hükmün 6455 sayılı Kanun ile kaldırılması ve bu çerçevede Gümrük Kanununun 238 inci maddesinin 1 nci fıkrasına derc edilmesi ile birlikte 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı belirtilmiş, maddede gönderme yapılan 5237 sayılı Kanun'un "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası ile işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağı ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanmayacağı, böyle bir cezanın veya güvenlik tedbirinin hükmolunması halinde infazının ve kanuni neticelerinin kendiliğinden kalkacağı, ikinci fıkrası ile de suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümlerinin farklı olması halinde, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede, 6111 sayılı Kanun kapsamında borçların yeniden yapılandırılması suretiyle işlem tesis edilen ve 6455 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan tarihinden öncesi söz konusu kabahat 39
40 nedeniyle 5607 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırım uygulanması amacıyla konunun Savcılığa intikal ettirilmediği durumlarda, yeni bir delil elde edilmedikçe daha önce cezalandırılmış bir fiil için yükümlünün 5607 sayılı Kanunun mülga 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre cezalandırılmasının veya yeniden 4458 sayılı Kanunun yürürlükteki 238 nci maddesinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dahilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan yükümlüler hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun ilgili hükümleri uyarınca gerekli takibatın yapılmasını teminen Cumhuriyet Başsavcılıklarına bildirimde bulunulması gerekmektedir. şeklindeki açıklamalar ile, hakkında 5607 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmek üzere Cumhuriyet Savcılığı na bildirimde bulunulmayan kişiler hakkında, aynı fiilin daha önce cezalandırılmış olması durumunda, yeni bir delil elde edilmedikçe 5607 sayılı Kanun un 3. maddesi ve 4458 sayılı Kanun un 238. Maddesi kapsamında cezalandırılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu kapsamda dava dosyası incelendiğinde, davacı hakkında idari para cezası verilmesine dayanak yapılan 5607 sayılı Kanun un 3/9. maddesinin, 6455 sayılı Kanun ile kaldırıldığı ve 4458 sayılı Kanun un 238. Maddesinde düzenlendiğinde tereddüt bulunmamaktadır. Yine, davacı hakkında 5607 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmesi talebi ile, davalı kurum tarafından Kayseri Cumhuriyet Savcılığı na ihbarda bulunulduğu da sabittir. Kayseri Cumhuriyet Savcılığı tarafından, söz konusu ihbara istinaden verilen idari para cezası, davacı vekilinin itirazları üzerine, henüz 6455 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce tarihinde kesinleşmiştir. Bu halde, davacının, lehine olan kanunların uygulanarak, cezasının kaldırılması gerektiği yönündeki talebi ancak, 5326 sayılı Kanun ve 5237 sayılı Kanun çerçevesinde adli yargı merciinde değerlendirilebilecektir. Nitekim, adli yargı yerlerince verilip kesinleşen bir kararın, yeni kanun hükümlerinin lehe düzenlemeler nedeni ile tekrar ele alınması talebi, Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih ve Sayılı Genelgesinde de dolaylı olarak belirtildiği üzere, ancak kararı veren makam tarafından değerlendirilebilecektir. Dosya kapsamında bulunan gün ve 9919 sayılı Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Ankara Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü yazı içeriğinden, davacı tarafından, dahilde işletme belgesine dayanılarak hukuka aykırı şekilde ithal edilen ve fakat gerekli vergi ve harçları ödenmeyen mallara ilişkin, vergi ve harçların 6111 sayılı Kanun kapsamında yeniden yapılandırıldığı ve ilgilisine bilgi verildiği tespit edilmiştir. Söz konusu belge, vergi ve harcın yeniden yapılandırılmasına ilişkin olup, hukuka aykırı davranış nedeni ile kanunda belirtilen idari para cezasının davacı hakkında uygulanmasına ilişkin işlemler ile ilişkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bu konudaki iddialar değerlendirme dışı bırakılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Kayseri 1. İdare Mahkemesi nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Kayseri 1.İdare Mahkemesi nin gün ve 2013/738 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2014/1112 KARAR NO : 2015/84 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Adli yargı merciinin kararı ile hükmen tescil edilmiş tapu kaydındaki mülkiyet kaydının, başka bir adli yargı mercii kararı ile hukuka aykırılığının tespit edilmiş olması nedeniyle iptali istemiyle açılan davanın; tapu kayıtları üzerinde tescil, terkin, tashih ve şerh gibi işlemlere ilişkin davalar adli yargı yerinde görüldüğünden, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk K A R A R Davacı Davalı Vekili : A.A. : Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü : Hukuk Müşaviri F.Y. 40
41 O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; Kırklareli ili Lüleburgaz ilçesi Ovacık köyü Çatal Merası mevkiinde bulunan 811 parsel sayılı yerin Lüleburgaz Kadastro Mahkemesinin E:1975/15 sayılı kadastro tespitinin iptali davası devam ederken, Kadastro Mahkemesinde görülmekte olan dava yok sayılarak verilmiş tescil kararı sonrası Tapu Müdürlüğünce oluşturulmuş tescilden bilgi sahibi olması üzerine tarihinde Lüleburgaz Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimliği'ne Tapu İptali ve Tescil davası açtığını. Lüleburgaz 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2012/547 sırasına kaydolmuş olan bu davada meydana gelen tescilin yolsuz tescil olduğu ve böylece tapu kaydının yok hükmünde olduğunun mahkeme hükmü ile tespit edilerek, yok hükmündeki tapunun iptalinin olmayacağına dair karar verildiğini, bu hüküm tarihinde kesinleştiğini, bu aşamadan sonra 811 parselin tescilinin terkin edilmesine ilişkin Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'ne tarihinde müracaat ettiğini, tarihinde tebliğ olan Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye numaralı yazısıyla talebinin reddedildiğini, Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye numaralı ret yazısına karşılık Tapu ve Kadastro 14. Bölge Müdürlüğü'ne itiraz ettiğini tarihinde kendisine tebliğ olan Tapu ve Kadastro 14. Bölge Müdürlüğü'nün tarih ve /2013/3 sayılı yazları ile itirazının reddedildiğini, Tapu ve Kadastro 14. Bölge Müdürlüğü'nün yazısına karşı ise Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'ne itiraz ettiğini ve tarihinde kendisine tebliğ olunan Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı yazısı ile itirazının reddedildiğini, geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan 811 parselin tescil işleminin yolsuz tescil niteliğini taşımakta olan yok hükmündeki bir tapu kaydı olduğunu ifade ederek, tarihinde kendisine tebliğ olunan Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye numaralı ret kararını onayan, Tapu ve Kadastro 14. Bölge Müdürlüğü'nün tarih ve 2013/3 sayılı kararlarını onama kararının onanması kararının iptalini ve bu işleme bağlı Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye numaralı ret kararı ve bu işleme bağlı Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye numaralı ret kararının onanmasına verilen Tapu ve Kadastro 14. Bölge Müdürlüğü'nün tarih ve 2013/3 sayılı Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye numaralı ret kararlarının onanmasına verilen kararların tamamıyla birlikte oluşan işlemler bütününün iptali ve bu kararlar ile birlikte oluşan işlemler bütününü ortadan kaldırılarak yolsuz tescilin terkin edilmesi amacına uygun olarak Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/472 sayılı kararının uygulanmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur. Edirne İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/1265 sayı ile özetle, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde; idari dava türleri, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları; kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi ipin yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı açılan davalar olarak sayılmış; idari yargının idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevli olduğu kurala bağlanmıştır. İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re'sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Asliye hukuk mahkemelerinin görevi" başlıklı 2. maddesinde; "(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir." Hükmü yer almaktadır sayılı Kadastro Kanunu'nun "Genel olarak görev" başlıklı 25. maddesinde ise; Kadastro mahkemesi, yalnız kadastro işlerine münhasır olmak üzere; A) Velisi veya vasisi bulunmayan küçüklere ve kısıtlılara kayyım tayin eder. Bunların menfaatlerini korumak amacıyla Türk Medeni Kanununun hakimin iznini şart kıldığı hallerde bu izni verir. 41
42 B) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 465 ve bunu takip eden maddeleri gereğince adli yardım taleplerini inceleyerek kabul edebilir. C) Tutanağı düzenlenen taşınmaz mallara ait ihtiyati tedbir kararı verebilir. Bu kararı hemen o yerin kadastro ve tapu sicil müdürlüklerine bildirir. Tedbir kararı alan taraf karar gününden itibaren usulün öngördüğü süre ipinde kadastro mahkemesinde dava açmadığı takdirde tedbir kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu Kanunun 26 ve 40 ıncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, kadastro tutanağının düzenlenmesi gününden ve tutanak sonradan tamamlanmış ve düzeltilmiş ise, o günden sonra doğan haklara dair istekler, taksim şuyuun giderilmesi veya muhdesata bağlı olarak taşınmaz malı iktisap, muhdesatın yıkılıp kaldırılması ve benzeri nitelikte olan ve mahkemeden yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin incelenmesi, kadastro mahkemesinin görevi dışındadır." Hükmü yer almaktadır. Bakılan davada, iptali istenilen işlem; kesinleşmiş yargı kararı gereğince tapuda yapılmış olan tescilin terkini isteminin reddine ilişkin karardır. Dolayısıyla, Mahkememiz tarafından yapılan inceleme bizatihi tescil işlemi hakkında değil, tescilin terkini isteminin reddine ilişkin işlemin hukuka ve mevzuata uygun olarak tesis edilip edilmediği hakkındadır. Bu husus ise yukarıda belirtilen Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun 2.maddesi ile Kadastro Kanunu nun 25.maddesi kapsamında olmayıp, İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2.maddesi gereğince idari yargının görevinde bulunmaktadır. demek suretiyle davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, davalı idare vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: Kırklareli ili Lüleburgaz ilçesi Ovacık köyü Çatal Merası mevkiinde bulunan 811 parsel sayılı yerin Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/432 E, 2012/255 K sayılı temyiz edilmeksizin 17/07/2012 günü kesinleşmiş kararı ile A.Y.isimli tesciline karar verilerek, tapuda işlem gördüğü, davacı A.A.'ın ise, dava konusu 811 nolu parsel hakkında, Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinin 1975/15 Esasında derdest dosya bulunduğu ve bu yerin kendisi adına tescil edilmesi istemi ile Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada ise; Mahkemenin 07/11/2012 gün ve 2012/547 E, 2012/472 K sayılı kararı ile, dava konusu parsel hakkında, Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinin 1975/15 Esasında derdest dosya bulunduğu, bu dava derdest iken Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/432 E, 2012/255 K sayılı kararı ile verilen tescil kararının usulsüz olduğunu bu nedenle yok hükmünde olduğunun tespitini yaparak davanın reddine karar verdiği, bu kararında temyiz edilmeksizin 18/03/2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı bu kez, Lüleburgaz 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 07/11/2012 gün ve 2012/547 E, 2012/472 K sayılı, A.Y.adına verilen tescil kararının yok hükmünde sayılmasına dair tespitini gerekçe göstererek, davalı idareye başvurup, 811 nolu parseldeki malik kaydının terkin edilmesini talep etmiş, davalı Lüleburgaz Tapu Müdürlüğünün, 31/01/2013 gün ve 1223 yevmiye sayılı ret kararının ve bu kararı onaylayan Tapu ve Kadastro 14. Bölge Müdürlüğü'nün 26/03/2013 gün ve 2013/3 sayılı kararlarının iptali ile yolsuz tescilin terkin edilmesi talebi ile idare mahkemesinde dava iptal ve terkin talepli dava açmıştır. Davanın konusu, adli yargı yerinde Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile hükmen tescil edilmiş tapu kaydındaki mülkiyet kaydının, diğer bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile hukuka aykırı olduğu tespiti yapılmış olması nedeniyle terkini talebini içermektedir sayılı Türk Medeni Kanunu nun maddesinde İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarım, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir. hükmüne; Tapu Sicili Tüzüğü nün 85. maddesinde de Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.(...)/ Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi halinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır. hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemeden de tapu iptal ve tescil davası niteliğinde olan, ilgili parselle ilgili olarak Kadastro Mahkemesinde derdest olan davada gözetildiğinde, açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. demek suretiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 10. ve 13. maddeleri uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. Danıştay Başsavcısı: 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun maddesinde yer alan ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memurunun, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebileceği hükmü uyarınca, ilgililerin yazılı muvafakatları dışında, tapu sicilinde yapılacak tescil, terkin ve tashih gibi işlemlere ilişkin değişikliklerin mahkemenin bu konuda bir karar vermesine bağlı 42
43 olduğundan tapu kaydı üzerinde yapılacak değişikliğe ilişkin davaların çözümü Adli Yargı yerlerine ait bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden; Kırklareli İli, Lüleburgaz İlçesi, Ovacık Köyünde bulunan ve kadastro çalışması sonucunda 811 parsel numarası ile 1958 yılında M.R. adına tespit edilen taşınmaz hakkında yapılan bu tespite itiraz edildiği, uyuşmazlığın Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinin E: 1975/15 nolu dosyasında halen derdest olduğu, Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinin E: 1975/15 Esas sayılı dava dosyasına ilişkin olarak tarih ve E:2011/1, K:2011/3 sayılı kararı ile Ovacık Köyünde bulunan 811 parsele ilişkin A. Y.'ın davasının kadastro tespitinden sonraki haklara dayanması nedeniyle davanın tefrik edilerek davacı Ahmet Yaşar'ın 811 parsele yönelik iddiası bakımından görevsizlik kararı verdiği ve bu kararın tarihinde kesinleşerek dosyanın Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı A.Y.'ın 811 parsele yönelik iddiası bakımından yapılan yargılama neticesinde, Mahkemenin tarih ve E:2011/432, K:2012/255 sayılı kararı ile Kırklareli İli, Lüleburgaz İlçesi, Ovacık Köyü 811 parsel sayılı taşınmazın davacı A. oğlu A.Y.adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin tarihinde kesinleştiği, kesinleşen mahkeme kararının tescil için Lüleburgaz Tapu Müdürlüğüne gönderildiği, Taşınmaz üzerinde davacı A.A.ile E.A.arasında Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan E:2007/483 nolu dava nedeniyle Mahkemenin tarih ve E:2007/483 nolu yazısı ile taşınmaz üzerine tarih ve yevmiye numarası ile ihtiyati tedbir şerhi konulmuş olduğundan, bu şerhin terkin edilip edilmeyeceğinin Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesine sorulduğu, 811 parsel sayılı taşınmazın tapu kütüğünde herhangi bir isim kayıtlı olmadığı ve itirazlı olduğu halde tedbir hususuna vaz edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğu ve mahkemece dosyanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinden bahisle taşınmazın üzerinde bulunan ve sehven konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasında bir sakınca olmadığının Mahkemece bildirilmesi üzerine Tapu Müdürlüğünce taşınmazın tapu kütüğü sayfasından ilgili tedbir şerhinin tarih ve 9168 yevmiye numarası ile terkin edildiği ve Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarih ve E:2011/432, K:2012/255 sayılı kesinleşmiş kararma istinaden taşınmazın A. oğlu A.Y.adına hükmen tescil edildiği, Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarihinde açılmamış sayılan E:2007/483 nolu dosyasının davacısı A.A.'ın aynı Mahkemenin E:2012/547 nolu dosyasında yeni bir tapu iptali ve tescil davası açtığı, görülen dava sonucunda Mahkemenin tarih ve E:2012/547, K:2012/472 sayılı kararında; Kırklareli İli, Lüleburgaz İlçesi, Ovacık Köyü 811 parsele ilişkin Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinde görülen E: 1975/15 nolu davanın derdest olduğu ve kadastro tespit tutanağı kesinleşmeden ve görevli Kadastro Mahkemesi tarafından henüz tapu sicil kaydı oluşturulmadan önce Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu dosyanın sonucunu beklemeksizin E:2011/432, K2012/455 sayılı kararı ile tescil hükmü kurduğu, bu kararın yok hükmünde olduğu, Tapu Müdürlüğünün yolsuz olarak yapmış olduğu tescilin terkini yönündeki başvuru sürecinin idari bir işlem olup talebin reddi halinde idari yargının konusunu oluşturacağı, yok hükmünde olan bir tapu kaydının iptali istemiyle dava açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine hükmedildiği, kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bilimsel görüşler ve yargısal kararlarda tapu siciline tescil veya sicil kayıtlarının terkini ya da tadili gibi işlemlerden (yahut bu işlemlerin tesisi yönündeki taleplerin reddine ilişkin işlemlerden) kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünün, kural olarak, adli yargının görevinde olduğu kabul edilmektedir. Zira, bu işlemler taşınmazın mülkiyet durumu üzerinde tashihe neden olan (veya tashihi önleyen) işlemlerdir. Belirtilen işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü, taşınmaz mülkiyetinin aidiyeti veya ayni haklarla kısıtlılık durumu gibi medeni hukuk statülerinin ve bu statüleri doğuran hukuki olayların incelenmesini gerektirir. Çözümü için özel hukukun uygulanması gereken uyuşmazlıklar ise idari yargının görevi dışındadır. Olayda, A.A. tarafından, Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarihli ve E:2012/547, K2012/472 sayılı kesinleşmiş kararı dayanak gösterilmek suretiyle, taşınmaz hakkında oluşturulan sicilin terkininin talep edildiği, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarih ve E:2011/432, K2012/255 sayılı kesinleşmiş kararı gereğince tapuda A.Y.adına yapılan tescilinin terkinine ilişkin bu talebin Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye nolu işlemi ile reddedildiği, bu karara yapılan itirazın Tapu ve Kadastro XIV. Bölge Müdürlüğü'nün tarih ve 2013/3 sayılı kararı ile reddedildiği, itirazın reddi kararına yapılan itirazın da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı işlemi ile reddedildiği, bunun üzerine Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı işleminin ve bu işleme bağlı diğer kararlar ile birlikte oluşan işlemler bütününün iptali istenmekte ise de, davacının idareye başvurusundaki amacının tescilin terkini olduğundan ve uyuşmazlığın çözümünde yukarıda anılan adli yargı 43
44 kararlarında belirtilen özel hukuk kapsamındaki konuların değerlendirilmesi gerektiğinden, bu dava adli yargının görev alanında bulunmaktadır. şeklinde yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü açısından 2247 sayılı Yasa nın 10. ve 13. maddelerinde öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Olayda, davacı tarafından, Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarihli ve E:2012/547, K:2012/472 sayılı kesinleşmiş kararı dayanak gösterilmek suretiyle, taşınmaz hakkında oluşturulan sicilin terkininin talep edildiği, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarih ve E:2011/432, K2012/255 sayılı kesinleşmiş kararı gereğince tapuda A.Y.adına yapılan tescilinin terkinine ilişkin bu talebin Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye nolu işlemi ile reddedildiği, bu karara yapılan itirazın Tapu ve Kadastro XIV. Bölge Müdürlüğü'nün tarih ve 2013/3 sayılı kararı ile reddedildiği, itirazın reddi kararına yapılan itirazın da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı işlemi ile reddedildiği, bunun üzerine Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı işleminin ve bu işleme bağlı diğer kararlar ile birlikte oluşan işlemler bütününün iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; Kırklareli İli, Lüleburgaz İlçesi, Ovacık Köyünde bulunan ve kadastro çalışması sonucunda 811 parsel numarası ile 1958 yılında M.R. adına tespit edilen taşınmaz hakkında yapılan bu tespite itiraz edildiği, bu itiraza ilişkin davanın Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinin E:1975/15 sayılı dosyasında görüldüğü, bu dosyaya ilişkin olarak tarih ve E.2011/1, K.2011/3 sayılı kararı ile Ovacık Köyünde bulunan 811 parsele ilişkin A.Y.'ın davasının kadastro tespitinden sonraki haklara dayanması nedeniyle davanın tefrik edilerek davacı A.Y.'ın 811 parsele yönelik iddiası bakımından görevsizlik karan verdiği ve bu kararın tarihinde kesinleşerek dosyanın Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı A.Y.'ın 811 parsele yönelik iddiası bakımından yapılan yargılama neticesinde, tarih ve E.2011/432, K.2012/255 sayılı karar ile Kırklareli İli, Lüleburgaz ilçesi, Ovacık Köyü 811 parsel sayılı taşınmazın davacı A. oğlu A.Y. adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin tarihinde kesinleştiği, kesinleşen mahkeme kararının tescil için Lüleburgaz Tapu Müdürlüğüne gönderildiği, taşınmaz üzerinde davacı A.A.ile E.A.arasında Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan E.2007/483 nolu dava nedeniyle Mahkemenin tarih ve E.2007/483 nolu yazısı ile taşınmaz üzerine tarih ve yevmiye numarası ile ihtiyati, tedbir şerhi konulmuş olduğundan, bu şerhin terkin edilip edilmeyeceğinin Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesine sorulduğu, 811 parsel sayılı taşınmazın tapu kütüğünde herhangi bir isim kayıtlı olmadığı ve itirazlı olduğu halde tedbir hususuna vaaz edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğu ve mahkemece dosyanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinden bahisle taşınmazın üzerinde bulunan ve sehven konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasında bir sakınca olmadığının Mahkemece bildirilmesi üzerine Tapu Müdürlüğünce taşınmazın tapu kütüğü sayfasından ilgili tedbir şerhinin tarih ve 9168 yevmiye numarası ile terkin edildiği ve Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarih ve E.2011/432, K.2012/255 sayılı kesinleşmiş kararına istinaden taşınmazın Ahmet oğlu A.Y.adına hükmen tescil edildiği, Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarihinde açılmamış sayılan E.2007/483 nolu dosyasının davacısı A.A.'ın aynı Mahkemenin E.2012/547 nolu dosyasında yeni bir tapu iptali ve tescil davası açtığı, görülen dava sonucunda Mahkemenin tarih ve E.2012/547, K.2012/472 sayılı kararında; Kırklareli İli Lüleburgaz İlçesi Ovacık Köyü 811 parsele ilişkin Lüleburgaz 1. Kadastro Mahkemesinde görülen E.1975/15 nolu davanın derdest olduğu ve kadastro tespit tutanağı kesinleşmeden ve görevli Kadastro Mahkemesi tarafından henüz tapu sicil kaydı oluşturulmadan önce Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu dosyanın sonucunu beklemeksizin E.2011/432, K.2012/455 sayılı kararı ile tescil hükmü kurduğu, bu kararın yok hükmünde olduğu, Tapu Müdürlüğünün yolsuz olarak yapmış olduğu tescilin terkini yönündeki başvuru sürecinin idari bir işlem olup talebin reddi halinde idari yargının 44
45 konusunu oluşturacağı, yok hükmünde olan bir tapu kaydının iptali istemiyle dava açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine hükmedildiği, kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, A.A.tarafından, Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarihli ve E.2012/547, K.2012/472 sayılı kesinleşmiş kararı dayanak gösterilmek suretiyle, taşınmaz hakkında oluşturulan sicilin terkininin talep edildiği, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin tarih ve E.2011/432, K.2012/255 sayılı kesinleşmiş kararı gereğince tapuda A.Y.adına yapılan tescilinin terkinine ilişkin bu talebin Lüleburgaz Tapu Müdürlüğü'nün tarih ve 1223 yevmiye nolu işlemi ile reddedildiği, bu karara yapılan itirazın Tapu ve Kadastro XIV. Bölge Müdürlüğü'nün tarih ve 2013/3 sayılı kararı ile reddedildiği, itirazın reddi kararına yapılan itirazın da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı işlemi ile reddedildiği, bunun üzerine Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün tarih ve / sayılı işleminin ve bu işleme bağlı diğer kararlar ile birlikte oluşan işlemler bütününün iptali istemi ile bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır sayılı Türk Medeni Kanunu nun maddesinde; Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. hükmü, maddesinde; İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarım, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir. hükmü yer almaktadır. Ayrıca, 17/8/2013 gün, sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tapu Sicili Tüzüğü nün Terkin, Değişiklik ve Düzeltmeler başlıklı 69. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; (1) Tapu sicilinde terkin, tescilin kendisine hak sağladığı kimsenin istemine ya da yetkili makam veya mahkeme kararına istinaden yapılır. hükmü, Kaydın Değiştirilmesi başlıklı 72. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; Tapu sicilinde değişiklik, hak sahibinin istemine ya da yetkili makam veya mahkeme kararına istinaden yapılır. hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlığa konu davanın konusu; adli yargı yerinde Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile hükmen tescil edilmiş tapu kaydındaki mülkiyet kaydının, diğer bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile hukuka aykırı olduğunun tespiti yapılmış olması nedeniyle terkini talebini içermekte, başka bir anlatımla tapu kaydının değiştirilmesine yönelik bulunmakta, tapu sicilinde yapılan değişikliklere ve tapu kayıtları üzerinde tescil, terkin, tashih ve şerh gibi işlemlere ilişkin davaların görüm ve çözüm yerinin yukarıda yazılı mevzuat hükümleri dikkate alındığında adli yargı mercileri olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nca yapılan başvurunun kabulü ile, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Edirne İdare Mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Edirne İdare Mahkemesince verilen gün ve E:2013/1265 sayılı KARARIN KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta; Kırklareli - Lüleburgaz - Ovacıkköyü 811 parsel sayılı taşınmazın Kadastro Mahkemesinin esas sayılı dosyasında nizalı iken müdahil davacılardan Ahmet Yaşar ın iddia ettiği mülkiyet hakkının kadastro tespitinden sonraki nedenlere dayalı olması sebebiyle bu davacı yönünden dava tefrik edilerek Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/432 esas -2012/255 karar sayı günlü kararı ile, davalı M.R. vekilinin davayı kabul beyanına istinaden, taşınmazın davacı A.Y.adına tesciline karar verilmiş, Karar ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünce tapuda infaz edilerek taşınmaz A.Y.adına tescil edilmiştir. Bu kez, davacı A.A.tarafından taşınmazın mülkiyetinin Kadastro Mahkemesinde ihtilaflı olmasına rağmen Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/432 esas 2012/255 karar sayılı kararma istinaden gerçekleştirilen tescilin yolsuz tescil olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline karar verilmesi istemi ile Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/547 esas sayılı dosyasında davalılar A.Y.ve M.R. aleyhinde dava açılmış, 45
46 Mahkemenin gün 2012/472 sayılı kesinleşmiş kararı ile tapu kaydı oluşturma görevinin Kadastro Mahkemesine ait bulunduğu, bu bağlamda Lüleburgaz Asliye 1. Hukuk Mahkemesince oluşturulan tapu kaydının yok hükmünde olduğu, Tapu Sicil Müdürlüğünün yolsuz olarak yapmış olduğu tescili terkin etmesi yönünden başvuru sürecinin İdari bir işlem olup talebin reddi halinde de İdari Yargının konusunu oluşturacağı yok hükmünde olan bir tapu kaydının iptaline ilişkin açılan davada davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle dava red edilmiştir. Davacı, Lüleburgaz Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin kesinleşen kararı üzerine yok hükmünde olduğunun tesbitine mahkemece karar verildiği gerekçesiyle yolsuz tescilin terkini istemi ile ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne müracaat etmiş, Müdürlükçe günlü yazı ile Tapu kaydırtın mahkeme kararma istinaden oluşturulduğu, Lüleburgaz Asliye 2. Hukuk Mahkemesince tapu kaydının iptaline karar verilmediği, davayı reddettiği, gerekçesiyle davacının talebi reddedilmiş, Davacının Bölge Müdürlüğü nezdindeki itirazı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 14. Bölge Müdürlüğünün günlü yazısı, Davacının Genel Müdürlük nezdindeki itirazı da Genel Müdürlüğün günlü yazısı ile reddedilerek itirazın reddine ilişkin kararlar onanmıştır. Uyuşmazlık, Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/ sayı günlü kesinleşmiş kararının Tapu Sicil Müdürlüğünce yerine getirilmemesi nedeniyle açılan davada hangi yargı kolunun ( Adli - İdari) görevli olacağına ilişkindir. Eldeki davada, husumet Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne yöneltilerek, kesinleşmiş kararı infaz etmeyen idarenin red işleminin iptali ile Adli Yargı kararının uygulanmasına karar verilmesi istenmektedir. Böyle bir davanın Adli Yargıda görülmesi mümkün değildir. Zira, Adli Yargı mülkiyet ihtilafını çözmekle görevli olup bu konudaki ihtilafda davacı ile yolsuz tescilin lehtarı A.Y.ve ilgilisi M.R. arasında yapılan yargılama sonucunda, davacı iddiasına göre kesinleşmiş yargı kararı ile çözümlenmiştir. Kesin hüküm nedeniyle davacının, A.Y.ve M.R. aleyhinde tekrar aynı nitelikte yeni bir dava açması söz konusu olamayacaktır. Adli Yargıda, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü aleyhine mülkiyete yönelik dava açılarak hüküm elde edilmesi de mümkün değildir gün sayılı Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğü giren Tapu Sicil Tüzüğünün 69. maddesinde düzenlenen terkin, değişiklik ve düzeltmelerle ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne verilen görev İdari niteliktedir. Madde hükmünde de açıkça ifade edildiği üzere Tapu Sicil Müdürü terkin ve değişikliği hak sahibinin istemi veya yetkili makam veya mahkeme kararma istinaden yapacaktır. Somut uyuşmazlıkta; Mahkeme (Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/ sayı günlü karar ) Tapu Sicilinde terkin ( Yolsuz tescil nedeniyle tapu iptali) talebi ile açılan davada karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. Bu aşamadan sonra kesinleşen mahkeme kararının infaz edilebilir nitelikte olup olmadığına İdari Organ (Tapu Sicil Müdürlüğü) karar verecek İdarenin idari işlem tesisi suretiyle vereceği kararlarda 2577 sayılı İ.Y.U.K. 2. maddesi kapsamında bulunduğundan İdari Davaya konu edilecektir. Nitekim davalı idare, Lüleburgaz Asliye 2. Hukuk Mahkemesi kararının infaz edilebilir nitelikte olmadığı, tescile dayanak Lüleburgaz Asliye 1. Hukuk Mahkemesi kararının hükümden düşürecek güçte bulunmadığı gerekçesiyle davacının isteminin reddetmiştir. Bu halde, İdare Mahkemesinde yapılacak davada, Tapu Sicil Müdürlüğü, TKGM 14. Bölge Müdürlüğü ve Genel Müdürlüğün red kararlarının Tapu Sicil Tüzüğüne uygun olup olmadığı denetlenecek, red işlemi Yasa ve Tüzük hükümlerine uygun ise İdari Mahkemesince dava red edilecek, İdarenin işlemi hukuka aykırı ise İdari Yargıca İdari işlem iptal edilerek Lüleburgaz Asliye 2. Hukuk Mahkemesi kararının infazı yönünden hüküm tesis edilecektir. Açıklanan nedenlerle; Davacının Lüleburgaz Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 2012/ sayı günlü kesinleşmiş kararının Tapuda infaz edilmesine ilişkin isteminin davalı idarece reddi üzerine, işlemin iptali istemi ile idarenin hasım gösterilmesi suretiyle açılan dava, 2577 sayılı İ.Y.U.K 2. Maddesi kapsamında İdari dava niteliğinde bulunduğundan, uyuşmazlığın çözümü İdari Yargının görev alanına girdiğinden, uyuşmazlıkta Adlı Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 46
47 6-ESAS NO : 2014/1122 KARAR NO : 2015/85 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Müsadere kararını veren sulh ceza mahkemesine itiraz hakkı bulunan kişinin, bu hakkını kullanmayarak, adli yargı yerine idarenin başvurmasını istemesi ve idarenin başvuru isteğini kabul etmemesi nedeniyle bu işleme karşı açtığı davada, idarenin bu konuda tek taraflı bir şekilde kamu gücüne dayanarak, üstün hak ve yetkileri çerçevesinde yaptığı bir idari işlemden bahsedilemeyeceğinden, davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M. Tarım İnş. Tic. ve San. A.Ş. : Av. Ü.B. : Balıkesir Valiliği : Av. O.K. O L A Y : Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün Vali Olurlu gün ve 2013/4 sayılı idari para cezası kararı ile, tohumlukları uygun şekilde etiketlemeden ve ambalajlamadan ticaretini yapmak amacı ile satışa ve dağıtıma arz ettiğinden bahisle, davacı adına 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu nun 12. maddesinin birinci fıkrası (c) bendi uyarınca TL. idari para cezası verilmiş, söz konusu tohumluklara aynı madde uyarınca müsaderesine karar verilmek üzere el konulmuştur. Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün müsadere talebi üzerine, Gönen Sulh Ceza Mahkemesi, gün ve D.İş:2013/505 sayı ile, 5553 sayılı Kanun un 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca söz konusu tohumlukların müsaderesine karar vermiştir. Davacı vekilinin idari para cezasının iptali istemiyle açtığı davada ise, Balıkesir İdare Mahkemesi, gün ve E:2013/588, K:2013/1322 sayılı kararı ile, usulüne uygun olmayan tespit sonucu tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Bu karar üzerine, davacı vekili, Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ne hitaplı tarihli dilekçesi ile, Balıkesir İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/588, K:2013/1322 sayılı kararı ile, gün ve 2013/4 sayılı idari para cezasının iptaline karar verilmiş olduğundan, tohumluklar üzerindeki müsaderenin kaldırılmasını istemiş; Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısı ile, davacıya, Balıkesir İdare Mahkemesinin kararından, idarece tesis edilen idari para cezasının, kararda belirtilen usule ilişkin hususların yerine getirilmemesi nedeniyle iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı, oysa müsadere kararının Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile, mevzuata aykırı tohumluklar hakkında uygulandığı, Balıkesir İdare Mahkemesi kararında müsadereye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, müsadere kararı verilebilmesi amacıyla görevli ve yetkili Gönen Sulh Ceza Mahkemesine başvurulduğu, Mahkemenin gün ve D.İş:2013/505 D.İş sayılı kararıyla söz konusu tohumlukların müsaderesine karar verildiği, kesin kararın henüz idarelerine tebliğ edilmediği bildirilmiştir. Bu kez, davacı vekili, davacı adına verilen para cezasının, tohumluklara el koyma kararının bir sonucu olduğunu ve para cezasının kanuna aykırı bulunarak iptal edildiğine göre, kararın aynı zamanda el koyma kararının da hukuka ve kanuna aykırı olduğunu belirlediğini ve bir bütün olan kararda el koyma kararının da iptal olduğunun anlaşılması gerektiğini, bu durumda para cezasına dair karar iptal olduğuna göre, el koyulan malların davacıya iadesi için ayrıca bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmadığını, bu nedenle, müsadere kararının uygulanmaması, söz konusu tohumlukların davacıya iadesine karar verilmesini istemiş; Bunun üzerine, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, idare mahkemesinin, el koyma işlemi hakkında dava açılmadığı için bu hususta karar vermediğini, idarenin müsadere kararı için sulh ceza mahkemesine başvurduğunu ve Gönen Ceza Mahkemesi nce müsadere kararı verildiğini belirterek, Anayasanın 138. maddesinin son fıkrasında Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez denildiğini, bu nedenle idarelerinin bu konuda takdir yetkisi olmayıp mahkeme kararlarını uygulamak zorunda olduğunu bildirmiştir. Bu kez, davacı vekili, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. 47
48 Davalı vekili süresi içinde görev itirazında bulunmuştur. BALIKESİR İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/523 sayı ile; kaldırılması istenilen müsadere kararının, davalı idarenin başvurusu üzerine Gönen Sulh Ceza Mahkemesince alındığı, söz konusu kararın kaldırılmasının da yine aynı usulle, yani davalı idarenin re sen ya da davacının talebi (somut olayda olduğu gibi) üzerine Sulh Ceza Mahkemesine yapacağı başvuru üzerine gerçekleşebileceği gibi, davacının doğrudan müsadere kararını veren Sulh Ceza Mahkemesine yapılacak başvurusu üzerine de gerçekleşebileceği, bakılan uyuşmazlıkta ise, davacı tarafından müsadere kararının kaldırılması istemiyle davalı idareye başvurulduğu, bu talep hakkında nihai kararı verme yetkisinin Sulh Ceza Mahkemesine ait olduğu, davalı idarenin bu noktada tesis edebileceği işlemlerin, müsadere kararının kaldırılması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurulması ya da başvurulmaması olabileceği, dava konusu işlemin de, davalı idarenin, davacı şirketin müsadere kararının kaldırılması istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddinden, daha doğrusu müsadere kararının kaldırılması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurulması isteminin reddinden ibaret, re sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu bir idari işlem olarak kabulü gerektiği sonucuna varıldığı açıklanarak, davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Balıkesir Valiliği vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu nun 12. maddesinin birinci fıkrası (c) bendinde, tarif edilen kabahat eylemi için idari para cezası ve el konulan tohumların sulh ceza mahkemesince müsadere edileceğinin hükme bağlandığı, maddenin son fıkrasında da idari para cezasının mülki amir tarafından verileceği ve cezaya karşı idari yargı yerine itiraz edilebileceğinin düzenlendiği, davanın konusunun müsadere kararına itiraz ile iade talebine ilişkin olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 259. maddesinin birinci fıkrasında, Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir hükmünün yer aldığı ve Ceza Muhakemesi Kanunu na göre verilen bu tür kararlara, Ceza Muhakemesi Kanunu nun 267 ve 268. maddeleri gereğince aynı yargı düzeni içinde üst mahkemeye itiraz edilebileceği, davaya konu müsadere kararının 5326 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, aynı Kanun'un 27. maddesinin (l) numaralı bendinde de, idari yaptırım olarak uygulanan mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı adli yargı yerine itiraz edilebileceğinin belirlendiği açıklanarak, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğunu belirterek, 2247 sayılı Kanun'un 10 ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; davacı tarafından, idari yaptırıma dayanak olan denetimin hukuka aykırılığını ortaya koyan idari işlem Balıkesir İdare Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş olmasına rağmen davalı idarece söz konusu mallarla ilgili olarak müsadere talebinde bulunulduğu ve Sulh Ceza Mahkemesine İdare Mahkemesi kararından bahsedilmeyerek, mahkemenin hukuka aykırı karar vermesine sebebiyet verildiğinden bahisle tohumluklar üzerindeki müsaderenin kaldırılması istemiyle davalı idareye yapılan başvuru üzerine davalı idarenin müsadere işleminin Sulh Ceza Mahkemesi kararına dayanılarak uygulandığı, İdare Mahkemesi kararında müsadereye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı yolunda tesis olunan dava konusu işlemin idarenin re sen ve tek yanlı irade açıklamasına ilişkin bir idari işlem olması nedeniyle uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığını belirterek, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulüne olanak bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Davalı Balıkesir Valiliği vekilinin anılan Yasa nın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddesinde belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nca, 10.maddesinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 48
49 Dava, Balıkesir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nce davacıya verilen idari para cezasının idare mahkemesi kararı ile iptaline karar verilmiş olduğundan, aynı Müdürlüğün idari para cezasına konu tohumluklara müsaderesine karar verilmek üzere el konmasından sonra yaptığı müsadere talebi üzerine, adli yargı yerince 5553 sayılı Kanun un 12. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilen tohumluklar üzerindeki müsaderenin kaldırılmasının istenmesi üzerine, Balıkesir İdare Mahkemesinin kararından, idarece tesis edilen idari para cezasının, kararda belirtilen usule ilişkin hususların yerine getirilmemesi nedeniyle iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı, oysa müsadere kararının Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile, mevzuata aykırı tohumluklar hakkında uygulandığı, Balıkesir İdare Mahkemesi kararında müsadereye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, müsadere kararı verilebilmesi amacıyla görevli ve yetkili sulh ceza mahkemesine başvurulduğu ve mahkemece söz konusu tohumlukların müsaderesine karar verildiğinin bildirildiği, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısının iptali istemiyle açılmıştır sayılı Tohumculuk Kanunu nun, Amaç başlıklı 1. maddesinde, Bu Kanunun amacı; bitkisel üretimde verim ve kaliteyi yükseltmek, tohumluklara kalite güvencesi sağlamak, tohumluk üretim ve ticareti ile ilgili düzenlemeleri yapmak ve tohumculuk sektörünün yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi için gerekli olan düzenlemeleri gerçekleştirmektir. denilmiş; Kayıt altına alma başlıklı 4. maddesinde, Bitki çeşitlerinin tescili, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile genetik kaynakların kütüğe kaydedilmesi Bakanlık tarafından yapılır. Islah edilmiş çeşitler farklılık, yeknesaklık ve durulmuşluk ve/veya biyolojik, teknolojik özellikleri ile tarımsal değerleri belirlenmek suretiyle; genetik kaynaklar ise morfolojik ve/veya moleküler karakterizasyonu yapılarak kayıt altına alınır. Süs bitkileri ile çiçek tohumlarında kayıt şartı aranmaz. Tarımsal bitki türlerine ait çeşitlerin; kayıt altına alınması, kütükte kalış süresi, kayıt altına almanın yenilenmesi, kütükten silinmesi, devamlılığın sağlanması, katalog oluşturulması ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir. Ayrıca tescil, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile ilgili usul ve esaslar bitki gruplarına göre yönetmelikle düzenlenir. hükmü yer almış; Ceza hükümleri başlıklı 12. maddesinde, 4 üncü madde gereğince kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukları; a) Sertifikasyon işlemine tâbi tutulmadan ve standart tohumluk şartlarına uygun olarak kontrol edilip tohumluk analiz raporu alınmadan, b) Bakanlıkça belirlenmiş asgarî tohumluk standardının altına düşürülmüş olarak veya tağşiş edilerek, c) Yönetmeliğe uygun şekilde ambalajlamadan veya etiketlemeden ya da taklit ambalajlar veya taklit etiketlerle isim ve marka taklidi yaparak veya isim ve marka dışında da olsa iltibasa mahal verecek şekilde ibareler kullanarak, d) Yönetmeliğine uygun hazırlandığı ve ilaçlandığı bilindiği halde, amacı dışında yemlik veya yemeklik olarak, e) Sertifika işlemine tâbi tutulmadığı veya kontrol edilmediği hâlde, sertifikalandırılmış veya kontrol edilmiş gibi göstererek, f) Çeşidin kayıt altına alınmasında belirlenen niteliklere uygun olmayacak şekilde yanıltıcı tanıtım ve reklam yaparak, Satanlar, dağıtanlar, satışa ve dağıtıma arz edenler veya şahsî ihtiyacından fazlasını ticarete konu olacak kadar elinde bulunduranlara onbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Fiilin tekrarı halinde beş yıl süreyle faaliyetten men edilir. Bu tohumluklara Bakanlık tarafından el konulur ve bu tohumlukların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir. Müsadere edilen tohumlukların imha edilmesine karar verildiği takdirde, imha işlemi masrafları bu fiilleri işleyenlere ait olmak üzere, Bakanlık tarafından gerçekleştirilir. Bakanlıktan yetki almadan tohumluk yetiştiren, işleyen, satışa hazırlayan, dağıtan veya satan kişi veya kuruluşlara, onbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Fiilin tekrarı halinde para cezası iki kat olarak uygulanır. Bu tohumluklara Bakanlık tarafından el konulur ve bu tohumlukların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir. Müsadere edilen tohumlukların imha edilmesine karar verildiği takdirde, imha işlemi masrafları bu fiilleri işleyenlere ait olmak üzere, Bakanlık tarafından gerçekleştirilir. Bakanlıkça gerekli izni verilmeyen ve kontrolleri yapılmayan tohumlukları, ithal ve ihraç edenler ile ithal ve ihraç işlemlerinde gerçeğe aykırı bilgi ve belge verenler veya belgeler üzerinde tahrifat yaptıkları tespit edilenlere, yirmibeşbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Fiilin tekrarı halinde beş yıl süreyle faaliyetten men edilir. Bu tohumluklara Bakanlık tarafından el konulur ve bu tohumlukların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir. Müsadere edilen tohumlukların imha edilmesine karar verildiği takdirde, imha işlemi masrafları bu fiilleri işleyenlere ait olmak üzere, Bakanlık tarafından gerçekleştirilir. 49
50 Bakanlıkça belirlenen tohumluk özel üretim alanları sınırları içerisinde kurallara uymadan tohumluk veya bitkisel ürün yetiştiren kişilere üçbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu ekilişler, masrafları üretimi yapanlara ait olmak üzere, Bakanlıkça söktürülür ve gerektiğinde imha edilir. Bu maddede belirtilen idarî para cezaları, o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. şeklinde düzenlenmiş olup, böylece söz konusu tohumlukların sulh ceza mahkemeleri tarafından müsadere edilebileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Ayrıca gerek mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu nun Müsadere Talebinin Mercii başlıklı 392.maddesinde; Ceza Kanununun 36 ncı maddesi ile diğer maddelerine ve hususi kanunlar hükmüne göre belirli eşyanın müsaderesi veya imhası yahut kullanımdan kaldırılması gerekli olan hallerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bu hususta bir karar verilmemişse bu tedbirlerin her türlü takiplerden ayrı olarak alınması için Cumhuriyet savcısı veya davacı tarafından yapılacak talep esas davayı görmekle yetkili mahkemeye verilir. Suç mevzuu olmayıp münhasıran müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine sulh hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın, karar verilir. Bu karar aleyhine alakadarlar acele itiraz yoluna müracaat edebilirler. denilmiş olması; gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun, Suç Konusu Olmayan Eşyanın Müsaderesi başlıklı 259. maddesinde; Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hâkimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir. hükmünün yer alması; İtiraz olunabilecek kararlar başlığı altında düzenlenen 267. maddesinde, Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. ; İtiraz usulü ve inceleme mercileri başlıklı 268. maddesinde, (1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir: a) (Değişik: 18/6/ /74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir... denilmesi karşısında, somut olayda olduğu gibi suç konusu olmayıp sadece müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine Sulh Ceza Hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verileceği, bu karara karşı başka bir deyişle bu kararın kaldırılmasına da ancak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 267 ve 268. maddelerinde belirtilen aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemelerce, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılacak olan itiraz üzerine, karar verileceği anlaşılmıştır. Öte yandan Yargıtay 7. Ceza Dairesi önüne gelen bir dosyada, gün ve E:2009/11823, K:2011/21909 sayılı kararında, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 29. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemelerince verilen idari yaptırıma bağlı bulunan müsadere davasına ilişkin kararlara karşı temyizi kabil olmayıp itirazı mümkün bulunduğundan temyiz dilekçesi itiraz mahiyetinde kabul edilerek gereği mahallinde değerlendirilmek üzere dosyanın incelenmeksizin iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine... denilmekte olup; davada adli yargının görevli olduğuna işaret edilmektedir. Olayda, davaya konu, Balıkesir Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü nün gün ve / sayılı yazısı ve ilgili mevzuat incelendiğinde, davacının müsadere kararını veren sulh ceza mahkemesine itiraz edebileceği açık olup, idarenin bu konuda tek taraflı bir şekilde kamu gücüne dayanarak, üstün hak ve yetkileri çerçevesinde yaptığı bir idari işlemden bahsedilemeyeceği, bu noktada tesis edebileceği işlemin de müsadere kararının kaldırılması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurmaktan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Başka bir deyişle, davacının hukuki konumu bakımından idareden farklı olmadığı, idareden istediğini kendisinin de yapabileceği, kaldı ki, son kararı verme yetkisinin yargı yerine ait olduğu düşünüldüğünde, idare gibi kendisinin de yargı yerine itiraz hakkı bulunan kişinin bu 50
51 hakkını kullanmayarak idarenin başvurmasını istemesi ve idarenin başvuru isteğini kabul etmemesi durumunun idari davanın konusunu oluşturmayacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Balıkesir İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin, Balıkesir İdare Mahkemesinin gün ve E:2014/523 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 7-ESAS NO : 2014/1169 KARAR NO : 2015/88 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı tarafın davayı kabul ettiğini bildirir dilekçeyi mahkememize sunması nedeniyle, 2247 sayılı Kanun uyarınca görev uyuşmazlığının esasının incelenmesi olanağı bulunmadığından; karar verilmesine yer olmadığı hk. K A R A R Davacı : K.T. Davalılar : 1- Milli Savunma Bakanlığı Vekili : Av. A.K.Y. 2- Adalet Bakanlığı O L A Y : Davacı dava dilekçesinde; Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2006 mezunuyum yılından itibaren Sicil numarasıyla Askeri Hakimlik görevinde bulunuyorum. Dava AYİM'in görev alanına girmemektedir Sayılı Kanun un 20. maddesi, "Askeri Yüksek İdari Mahkemesinin Görevleri" başlıklı maddesinde şu şekilde tanımlamıştır; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz." Kanun maddesinden de anlaşıldığı gibi, bir davanın AYİM'in görev alanına girmesi için; asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işleme karşı açılmış bir dava olması gerekir. Oysa ki dava konusu olay Adli Hakim ve Savcı Adaylığına muvafakat vermeme işlemi olup, bu işlem askeri hizmete ilişkin değildir. Kaldı ki. Anayasanın 145 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında 2010 yılında yapılan değişiklikle, 145 inci maddenin son fıkrası Askeri yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askeri hâkimlerin özlük işleri, askeri savcılık görevlerini yapan askeri hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir. şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Söz konusu değişiklik ile Anayasa nın 145. maddesinden, bağımsızlığı zayıflatan askerlik hizmetlerinin gerekleri sözcükleri çıkarılmıştır. Dolayısı ile askeri idari yargının görev alanını belirleyen 1602 Sayılı Kanunun 20. Maddesindeki askeri hizmete ilişkin olma Şartı sağlanmadığından, davaya konu uyuşmazlık, askeri idari yargının görev alanı dışında kalmaktadır. Yapılan değişiklikten sonra askeri hâkim ve savcıların özlük işleri ve maddede sayılan konularda yapılacak işlemlerde göz önüne alınacak tek ölçüt mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olmaktır tarihinde yapılan Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı sınavına katılıp hem yazılı sınavını hem de mülakat sınavını kazanarak nihai başarı listesine girmeye hak kazandım. Ancak sınav süreci aşamasında YARSAV adlı derneğin, söz konusu sınav hakkında, ilgili sınavın dayanağını oluşturan tarihli ilan duyurusunun 4. bendindeki standart sapmanın 10 olarak belirlenmesi ve yine aynı bendin 2. Paragrafındaki "ağırlıklı sözcüğüyle başlayıp büyüğü sözcüğüyle biten bölümünün ve yine ilanın dayanağını oluşturan ve Adalet Bakanlığı ile ÖSYM tarafından imzalanan tarihli protokolün 9. Maddesindeki standart sapmanın 10 olarak belirlenmesi ve yine aynı maddenin 3. Paragrafındaki ağırlıklı sözcüğüyle başlayıp büyüğü sözcüğüyle biten bölümünün iptali istemiyle açılan davada; Danıştay On İkinci Dairesince, mülakat sonucunun açıklanıp nihai başarı listesinin ilan 51
52 edilmesinden sonraki aşamada, 2007/6700 esas numaralı dosyada yürütmeyi durdurma kararı vermiş olup, Adalet Bakanlığı nca da söz konusu yürütmeyi durdurma karan sonrası sınavın yeniden ve standart sapmasız olarak değerlendirilmesi yaptırılmış ve ortaya çıkan yeni başarı listesinde benimle birlikte 114 aday açıkta kalmıştır. Mülakat Komisyonunca benimle beraber 114 aday hakkında; Danıştay ca verilecek esas karara göre işlem yapılacağına yönelik tutanak tutulmuştur. Danıştay ın 2007/6700 E. ile vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararından itibaren açıkta kaldığımdan 2009 yılında yapılan Askeri Hakimlik sınavına katılarak başarılı oldum ve 2010 yılından beridir bu görevi yapmaktayım Tarihinde Danıştay On ikinci Dairesince, yaklaşık 6 yılı aşkın süre sonra 2007/6700 E. Ve 2013/582 K. Kararı ile, davayı açan YARSAV adlı demeğin dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle 2007 yılında açılan söz konusu davayı reddetmiştir. Bu karar üzerine ise Adalet Bakanlığı nca tarih ve sayılı yazıyla, çalışmakta olduğum kurum olan Milli Savunma Bakanlığı na hitaben hakkımda adli yargı hakim ve savcı adaylığına başlamam için yazılı muvafakat talebinde bulunulmuş olup, Milli Savunma Bakanlığı cevaben tarih ve 4011 sayılı yazısında Adalet Bakanlığı na hitaben hakkımda adli yargı hakim ve savcı adaylığı için muvafakat verilmeyeceğini bildirmiştir. Dava konusu işlemde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Şöyle ki: Dava konusu olayda davalı idarenin takdir yetkisini hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadığının tespiti için davacının çalıştığı kadro ve ihtiyaç durumu bu kadroya atanacak kişilerde aranacak nitelikte, davacının atanmayı talep ettiği görev ile halen yaptığı görevin davacı yönünden, karşılaştırılmasının yapılması gerekmektedir. Yukarıda da belirttiğim üzere: adli vargı hakim ve savcı adaylığına geçmeye hak kazanmam 2007 yılına ait Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Sınavını kazanmış olmama dayanmaktadır. Tam 6 yılı aşkın süren yürütmeyi durdurma kararı neticesinde böylesine bir durum gerçekleşmiştir. Dolayısıyla 6 yılı aşkın sürede maddi ve manevi mağduriyetim söz konusudur. Askeri hakimlik mesleğine 2010 yılında kabul edildim. Davalı idarenin muvafakat vermesi halinde, adli yargı hakim ve savcı adaylığına geçerek aynı zamanda geçmişe yönelik 2007 yılına kadar dayanan özlük hakları dahil birçok haklarımı geri kazanma durumum söz konusudur. Dolayısıyla muvafakat verilmesi halinde naklen atanacağım görev veri nedeniyle mesleki açıdan ilerleme fırsatımın bulunduğu dikkate alınmalıdır. Bu açıdan Adli yargı hakim ve savcı adaylığı sürecim askeri hakimlilik görevime başlamadan önce başlamış olup ancak 6 yıl aradan sonra neticelenmiş olması dikkate alınmalıdır. Gerek AYİM'in gerekse genel idari yargı yerlerinin, "personelin, hiyerarşik ve özlük haklan bakımından daha üst bir statüye kavuşabileceği göreve atanmasında idarenin muvafakat vermesi gerektiği" yönündeki yerleşik içtihatları bulunmaktadır. Halen ifa ettiğim kadro görev verinin gerektirdiği nitelikler itibariyle, tarafıma muvafakat verilmesi halinde, boşalacak kadroda yeniden personel istihdamında herhangi bir güçlük bulunmamaktadır. Askeri hakimlik görevini yaparken herhangi bir mecburi yükümlülüğüm veya bu konuda herhangi bir taahhüdüm bulunmamaktadır. Ayrıca adli yargı hakim ve savcı mesleğine geçmem halinde yapacağım kamu hizmetinde daha verimli olacağıma inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın Yargı başlıklı 3 üncü bölümündeki; 138'inci maddesinde mahkemelerin bağımsızlığı, 139 uncu maddesinde Hâkimlik ve Savcılık teminatı, 140 ıncı maddesinde Hâkimlik ve Savcılık mesleği ve 145 inci maddesinde Askeri Yargı düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası na göre adli yargı hâkimleri ile askeri hâkimler arasında bir ayrım yapılmamıştır. Bir başka deyişle adli yargı hâkimleri ile askeri yargı hâkimleri arasında statü bakımından farklılık bulunmamaktadır. Hukuk devleti ilkesi Anayasanın 2 nci maddesinde düzenlenmiş olup, 10 uncu maddede ise eşitlik ilkesi düzenlenmiştir. Anayasanın eşitlik ilkesi gereği eşitlik her bakımdan aynı hukuki durumda olanlar arasında aranacak bir özellik olup, farklı durumdakilere farklı kurallar uygulanması eşitliği bozmaz ise de, kişilerin farklı kurallara tabi tutulmalarının haklı nedenlere dayanıyor olması gerekmektedir. Kişilerin farklı kurallara tabi tutulmaları haklı nedenlere dayanmıyorsa eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesinin kararlarında eşitlik ilkesine aykırılığın hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturacağı kabul edilmektedir. Hukuk devleti ilkesinin temel bileşenlerinden olan yargı bağımsızlığı, insan haklarının ve özgürlüklerinin başlıca ve en etkin güvencesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı, genellikle hâkimlerin bağımsızlığı kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılmakta ve biri diğerinin nedeni ve doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin görevlerine ilişkin bağımsızlığı, onlara tanınan bir ayrıcalık olmayıp, bunun amacı adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak dağıtılacağı yolundaki güven ve inancı yerleştirmektir. Yargının bir karakteri olan bağımsızlık, hâkimin, çekinmeden ve endişe duymadan, Anayasa nın öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında kalmadan, yansız tutumla, özgürce karar verebilmesidir. Hâkim bağımsızlığının yalnız yürütme organına karşı değil, demokratik bir toplumda, devlet yapısı içinde tüm kurum ve kuruluşlar ile kişilere karşı da düşünüp sağlanması gerekir. Anayasa da öngörülen yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının, askeri yargı için de geçerli olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. 52
53 Davalı idarenin davacının kurumlar arası nakli için muvafakat verip vermeme hususundaki takdir yetkisinin sınırsız olmayıp, takdir yetkisinin objektif ölçütler doğrultusunda kamu yararı ile birey yararı gözetilerek kullanılması gerekir. İdare, işlem ve eylemlerini yaparken "kişi yararı" ve "kamu yararı "m göz önünde bulunduracak, yasal sınırlar ilerisinde takdir hakkını bu amaçları gerçekleştirmek amacı ile kullanacaktır. Ancak, söz konusu yetkinin kullanılma biçim ve esasları ile sınırı ne olmalıdır ki, atamaya yetkili makam hukuka uygun hareket etmiş olsun. Şu halde, söz konusu takdir hakkının davalı idarece hangi kriterlere göre kullanılması halinde hukuka uygun düşeceği hususu hukuka uygunluk denetimi açısından önem arz etmektedir. Bilindiği üzere, idareye tanınan takdir hakkı (yetkisi) hiçbir zaman mutlak ve sınırsız değildir. Kamu hizmetinin verimliliği, etkinliği ve kamu yararı ile kişi yaran arasında bir denge kurulması zorunluluğu, bu hak ve yetkinin sınırını oluşturmaktadır. Takdir hakkının, idarece takip edilen amaca uygun olarak kullanıldığı, keyfilikten, kişisel ve duygusal, sübjektif değerlendirmelerden kaçınıldığı ve uzak olduğu, objektif ve gerçek kıstaslara bağlı kalındığı sürece, yargı denetimi dışında tutulması gerektiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, idarenin takdir hakkını yerinde kullanmadığının iddia edilmesi halinde, bu sınırların aşılıp aşılmadığının idari yargı organınca denetlenmesi de kaçınılmaz olmaktadır. Diğer bir deyişle, Anayasanın 125'inci maddesinin 3'üncü fıkrasında düzenlenmiş bulunan "İdarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı karan verilemez" tarzındaki hükmün; idarenin sınırsız ve mutlak takdir hakkına sahip olduğu ve böylece takdir hakkının idari yargı denetimine tabi olmadığı yönünde yorumlanması ve uygulanması, yine Anayasa ile öngörülen "hukuk devleti" ilkesi ile bağdaşamaz.bu nedenle, anılan yetkinin sınırlarının (takdir hakkının) özellikle "yüksek mahkemelerce" olmak koşuluyla, yargı yerlerince çizilebileceği ve hatta bu konuda hiçbir yasal sınırlamanın kabul görmeyeceğinin benimsenmesinde kamu yararı bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Her idari işlemin amacı kamu yararının teminidir, ancak bu yararın ne olduğu her hizmet özelinde tek tek incelenmelidir. Muvafakat vermeme işleminin amacı hizmetin aksamasını engellemektir. Ancak Danıştay ın emsal bir kararında konuyla ilgili şöyle bir yerleşik kararı vardır: Kamu hizmetinin bütünlüğü ve devamlılığı ilkesi gereğince, kamu görevlilerinin özel koşullara göre verimliliklerinin en yüksek olduğu ve hizmetlerinden en yüksek oranda yararlanılacak bir biçimde çalıştırılmalarının kamu yararına uygun düşeceği açıktır. Danıştay 5.Daire E:2006/875, K:2007/4996, T: ) 1. Milli Savunma Bakanlığı nın tarih ve 4011 sayılı muvafakat verilmemesine ilişkin işlemin öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA, Yapılacak yargılama neticesinde dava konusu işlemin İPTALİNE, İdari işlemin iptalinden kaynaklanan parasal haklarımın korunmasına, yargılama giderleri vekalet ücretinin de davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. demek suretiyle İdari Yargı yerinde dava açmıştır. Davalılardan Milli Savunma Bakanlığı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle, görev itirazında bulunmuştur. Ankara 9. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/588 sayı ile özetle;...olayda, her ne kadar davacı Hakim Üsteğmen statüsünde Askeri Hakim olarak görev yapmakta ise de, ilgili sınava askeri hakim statüsünde iken girmediği, 2007 yılında yapılan Adli Yargı Hakim ve Savcı adaylığı Yarışma Sınavı na katıldığı dönemde davacının askerlik mesleği ile herhangi bir bağının olmadığı, öte yandan uyuşmazlık konusu olayın Adalet Bakanlığı nın mahkeme kararının uygulanması amacıyla Mili Savunma Bakanlığı ndan muvafakat istemine ilişkin olduğu, dolayısıyla askeri hizmete ilişkin olmadığı anlaşıldığından, bakılan davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait olduğu sonucuna varılmıştır. demek suretiyle davalı Milli Savunma Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalılardan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı; Anayasanın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmayacağı belirtilmiş; günlü ve 1602 Sayılı Yasanın günlü ve 2568 Sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir Sayılı Yasanın 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma 53
54 çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Bu bağlamda, TSK bünyesinde Subay olarak görevli bulunan davacının asker kişi sıfatını taşıdığı hususunda duraklama bulunmamaktadır. İdari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunması, bu işlemin; kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. İdari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi için, işlemin bir asker kişiye yönelmesi, etkilerini ve sonuçlarını bir asker kişi üzerinde meydana getirmiş olması gerekir. İşbu davada davalı idare tarafından tesis edilen ve TSK da görevli Subay statüsündeki davacının adli yargı hakim ve savcı adaylığına atanmak üzere muvafakat verilmesi talebinin reddi şeklindeki idari işlemin iptal edilmesi istenildiği anlaşılmakla, davada idari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunması ve asker kişiyi ilgilendirmesi koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde AYİM in görevli olduğu değerlendirilmektedir. demek suretiyle 2247 sayılı Yasa'nın 10., 12. ve 13. maddeleri uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısı nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir. Danıştay Başsavcısı: Anayasa nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek idare Mahkemesi nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek idare Mahkemesi Kanunu nun tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz denilmiştir. Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinin ikinci fıkrasında da, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Davacının 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince: idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde görülmesi gerekmektedir Davacının kurumlararası naklen atanma isteği hakkında işlem tesis edilirken, idarece asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve hizmet gerekleri gözönüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır. Belirtilen duruma göre olayda idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden açılan davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevinde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 13. maddesi uyarınca, yapılan başvurunun kabulünün uygun olacağı düşünülmektedir. şeklinde yazılı düşünce vermiştir. Davalı Milli Savunma Bakanlığı vekili davayı kabul beyanı ve kabul beyanına ilişkin dilekçe örneğini mahkememize sunmuştur. Mahkememize gönderilen dilekçede; a-davacı Kadir Tarhan, üsteğmen rütbesinde askeri hakim olarak görev yapmakta iken daha önceden kazanmış olduğu 2007 tarihli Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Sınavının iptali için açılan davanın reddedilmesi üzerine, Adalet Bakanlığı nca davacının göreve başlatılması için Bakanlığımızdan 54
55 muvafakat talebinde bulunulmuş; bu talebin davalı idare tarafından reddedilmesi üzerine davacı tarafından işbu iptal davacı açılmıştır. b-yargılama sırasında dava konusu işlemde açıkça hukuka aykırılık bulunduğu belirtilmek suretiyle 08 Mayıs 2014 tarihli ve 2014/588 E sayılı karar ile yürütmeyi durdurma kararı verilmiş ve davalı idare tarafından bu karar yerine getirilmiştir. c-davacının muvafakat verilmemesi işleminin iptali için dava açmakla, tercihini adli/idari yargı hakim/savcılığından yana kullanması sebebiyle bu aşamadan sonra askeri yargıda görev yapmasının kendisi ve askeri yargı açısından beklenen faydayı sağlayamayacağı değerlendirildiğinden idari ve hukuki sebeplerle davayı kabul etmek gereği doğmuştur. Yukarda açıklanan nedenle; Kabul beyanının karşı tarafa tebliğ edilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu nun 31 nci maddesinin atıp yaptığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun 308 vd. maddeleri gereğince kabul beyanımız doğrultusunda karar verilmesini arz ve talep ederim. denilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın davalı tarafın davayı kabul etmesi nedeni ile karar verilmesine yer olmadığı yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Yakup BAL ile AYİM Savcısı Mehmet ALP in davalı tarafın davayı kabul etmesi nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 10 ila 13. maddelerinde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ilişkin hususlara; 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun Davayı kabul başlıklı 308.maddesinde, (1) Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. ; (2) Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. Feragat ve kabulün şekli başlıklı 309.maddesinde, (1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. (2) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. (3) Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. (4) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. ; Feragat ve kabulün zamanı başlıklı 310.maddesinde, (1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. ; Feragat ve kabulün sonuçları başlıklı 311.maddesinde, (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. denilmiştir. Anılan kanun hükümleri, öğretide ve uygulamada getirilen yorumlar birlikte ele alındığında, davayı kabul isteğinin tek taraflı açık bir irade beyanı olduğu; karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı bulunmadığı ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurduğu görülmektedir. Olayda, davalı Milli Savunma Bakanlığı nın davacının muvafakat verilmemesi işleminin iptali için dava açmakla, tercihini adli/idari yargı hakim/savcılığından yana kullanması sebebiyle bu aşamadan sonra askeri yargıda görev yapmasının kendisi ve askeri yargı açısından beklenen faydayı sağlayamayacağı değerlendirildiğinden idari ve hukuki sebeplerle davayı kabul ettiği anlaşılmıştır. Bu durumda, davayı kabul kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğuracağından ve davalı vekilinin istemi nedeniyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun a göre görev uyuşmazlığının esasının incelenmesi olanağı bulunmadığından; davalı tarafın davayı kabul etmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davalı tarafın davayı kabul etmesi nedeniyle, 2247 sayılı Kanun uyarınca görev uyuşmazlığının esasının incelenmesi olanağı bulunmadığından; DAVALI TARAFÇA DAVANIN KABUL EDİLMESİ NEDENİYLE KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2014/
56 KARAR NO : 2015/89 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı hakkında 5607 sayılı Kanun un 3/9.maddesi gereğince Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tesis edilen idari para cezasının, 5607 sayılı Kanun un 3/9.maddesinde 6455 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik nedeni ile iptaline karar verilmesi istemi ile davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin kararın iptali istemi ile açılan davanın incelenmesi neticesinde; İptal istemine konu işlemin dayanağını teşkil eden idari para cezasının 5607 sayılı Kanun ve 5326 sayılı Kanun kapsamında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı nca tesis edildiği ve itiraz üzerine Kayseri 2.Sulh Ceza Mahkemesi ile Kayseri 5.Asliye Ceza Mahkemesi nin red kararları üzerine kesinleştiği anlaşılmakla; 5607 sayılı Kanun nda 6455 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik nedeni ile idari para cezasının iptali gerektiği yönündeki değerlendirmenin ancak 5326 sayılı Kanun un 5.maddesi ile yapılan atıf gereğince 5237 sayılı Kanun un 7.maddeleri çerçevelerinde Adli Yargı yerinde yapılabileceği sonucuna ulaşılmakla; Açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Temsilen : M.K. : Av. S.T. : Kayseri Gümrük Müdürlüğü (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı) : Kayseri Gümrük Müdürü K.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının A.Plastik Boru San A.Ş. nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığını, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve 2011/3104 sayılı kararı ile davacı hakkında 5607 saydı kanunun 3/9 maddesi gereğince 1.14l TL idari parası uygulandığını; davacının, cezasının geri alınması ve iptali istemi ile davalı kuruma müracaat edildiğini, fakat müvekkilin bu başvurusunun Kayseri Gümrük Müdürlüğü'nün gün ve sayılı kararı ile reddedildiğini, söz konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu; Zira, dava konusu işleme dayanak teşkil eden 5607 sayılı Kanun un 3/9. maddesinin 6455 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırıldığını ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 5 maddesinin birinci fıkrasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı belirtildiğini, maddede gönderme yapılan 5237 sayılı Kanunun "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasına göre de; işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna güre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağının ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamayacağının düzenlendiğini, böyle bir cezanın veya güvenlik tedbirinin hükmolunması halinde infazının ve kanuni neticelerinin kendiliğinden kalkacağının belirtildiğini, yine aynı maddenin ikinci fıkrası ile de suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümlerinin farklı olması halinde, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağının hükme bağlandığını, Konuya ilişkin olarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih ve Sayılı Genelgesi ile, 6111 sayılı Kanun kapsamında borçların yeniden yapılandırılması suretiyle işlem tesis edilen ve 6455 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan tarihinden öncesi söz konusu kabahat nedeniyle 5607 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırım uygulanması amacıyla konunun Savcılığa intikal ettirildiği durumlarda, yeni bir delil elde edilmedikçe daha önce cezalandırılmış bir fiil için yükümlünün 5607 sayılı Kanunun mülga 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında göre cezalandırılmasının veya yeniden 4458 sayılı Kanunun yürürlükteki 238 maddesinin uygulanması mümkün bulunmadığı hususlarının açıkça belirtildiğini; Tüm bu düzenleme ve belirlemelerden hareketle, 5607 sayılı kanunun 3/9 maddesi kapsamında kabahat unsuru taşıyan bir durum var olsa dahi 6111 sayılı yasa kapsamından yararlanan ve bu yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getiren kimseler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmaması gerektiğini, ayrıca lehe kanun düzenlemesi olan 6455 sayılı yasa ile de 6111 sayılı yasa ile daha önce cezalandırılmış bir fiilin tekrar cezalandırılmasının mümkün olmadığını, nitekim davacı şirket tarafından Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih sayılı genelge ve 6455 sayılı Yasa hükümleri gereğince cezalı olarak müvekkilin yöneticisi olduğu A.Plastik Buru San.A.Ş tarafından kapatılan Dahilde İşleme Rejimi Belgesi kapsamında ithal edilen bütün eşyanın vergi ve cezalarının 6111 Yasa hükümlerinden faydalanmak suretiyle ödenmekte olduğunu, aynı belge kapsamında ithal edilen eşya sebebiyle İkinci kez idari yaptırım kararı verilebilmesi mümkün olmadığını belirterek; 56
57 davalı idarenin Tarih, sayılı işleminin ve müvekkil hakkında davalı idarenin başvurusu neticesi düzenlenen ,82 TL bedelli idari para cezasının iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü tarafından süresi içinde verilen cevap dilekçesinde özetle, davaya konu, iptali istenen işlemin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tesis edilmesi nedeni ile davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini belirterek; görev itirazında bulunduğu anlaşılmıştır. Kayseri 1. İdare Mahkemesi; gün ve 2013/737 Esas sayılı kararında aynen; Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket adına verilen para cezasının kaldırılması talebinin reddine ilişkin Kayseri Gümrük Müdürlüğünce düzenlenen tarih ve 3430 sayılı işlemin idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlerden olduğu açık olup, bu işlemin iptali istemi ile açılan iş bu davanın görüm ve çözüm yeri idari yargıdır şeklindeki gerekçesi ile davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekili, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; gün ve 2014/ sayılı kararında aynen;..idari para cezasına esas alınan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun, 3. Maddesinin 28/03/2013 günlü 6455 sayılı Yasanın 54. Maddesi ile değiştirilmesi üzerine davacı vekilinin, Kayseri Gümrük Müdürlüğüne başvurarak, idari para cezasına esas alınan işlemlerin ve idari para cezasının iptalini talep ettiği, davalı idare tarafından ise, 01/08/2013 gün ve 3431 sayılı yazı ile bu talebin reddedildiği, davacı vekilinin ise redde ilişkin bu işlemin iptali, talebi ile idari yargı yerinde dava açtığı anlaşılmaktadır. Davanın konusunun ve amacının, davacı yukarıda açıklandığı şekilde, 5607 sayılı yasanın mülga 3/9 maddesi uyarınca verilip kesinleşerek infazına başlanan idari para cezasının, dayanağı olan yasada meydana gelen değişiklikler nedeniyle ortadan kaldırılmasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır sayılı Yasanın mülga 3/9 maddesi "Geçici ithalat dahilinde işletme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirilmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir." hükmü ile idari para cezasının dayanağını oluşturmaktadır. Yine idari para cezasının uygulandığı tarihte yürürlükte bulunan 5607 sayılı yasanın 17/1 fıkrasına göre bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasını vermeye Cumhuriyet Savsısı yetkilendirilmiş, itiraz usulü ise Kabahatler Kanunu'na göre düzenlenmiştir. 28/03/2013 tarihinde yapılan değişiklikler ile anılan eyleme ilişkin suçun unsurlarında yeniden düzenleme yapılarak "hile ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi" bakımından, yaptırımının ise hapis cezasına dönüştürüldüğü görülmektedir. (5607 sayılı yasanın 28/03/ S.K./54. ve 28/06/2014 tarih ve S.R.G. de yayımlanan 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı kanunun 89 md ile değişik hali: 4) Belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dahilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, hile ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.) Ayrıca 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 238/1 maddesinde yapılan değişiklik ile, dahilde işleme rejimine aykırı eylemi "1. (Değişik fıkra: 28/03/ S.K./15. md) 241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen durumlar hariç, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası verilir. Ancak, dâhilde işleme rejimi kapsamı ithal eşyasının, işleme faaliyetindeki hali veya işlem görmüş ürün hali de dahil olmak üzere rejim çerçevesinde izin verilen yerlerde tespiti halinde, ithal eşyasının gümrük vergileri tutarının iki katı oranında para cezası verilir. Bu cezanın ödeme süresi içinde eşyanın gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması halinde eşyanın gümrük vergileri tutarında para cezası tahsil edilir." yaptırımı idari para cezası olarak korunmuştur sayılı Kanunun 66. maddesiyle 17. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin ikinci fıkrasında ise, "Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulü 5252 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükmüne göre yapılır" hükmü yer almaktadır gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi " başlığını taşıyan 23. maddesinde ise, "(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idari yaptırım kararı vermeye yetkilidir."hükmü ile birlikte, aynı Yasanın Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Gerek 5607 sayılı Yasanın davaya konu olay tarihinde eyleme uyan 3/9 fıkrası ve 17/1 fıkrası ile Kabahatler Kanunu'nun 23/1 ve 27/1. Maddelerinin birlikte 57
58 değerlendirilmesinden, uyuşmazlığa konu idari para cezasının iptali sonucunu doğuracak davanın da adli yargı yerinde görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. şeklindeki gerekçesi ile, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Dosya, 2247 sayılı Kanun un 13. maddesi gereğince Danıştay Başsavcılığı na gönderilmek sureti ile, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili görüşü istenmiştir. Danıştay Başsavcılığı; gün ve 2014/272 sayılı kararında aynen; 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun dava konusu cezanın uygulandığı tarihte yürürlükte bulunan 3. maddesinin 11. fıkrasında "İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tâbi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idarî para cezası verilir. Eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idarî para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına beşbin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına yüz Türk Lirası olarak hesaplanır." hükmüne yer verilmiş, bu maddede tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanunun 54'üncü maddesi ile yapılan değişiklikle 3/9. maddesinde; "İhracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır." hükmü yer almıştır sayılı Gümrük Kanununun 232/3. maddesinde; "Bu Kanun uyarınca idari yaptırım kararları gümrük idarelerinin amirleri veya yardımcıları tarafından verilir."; 242. maddesinde; "(Değişik madde: 18/06/ S.K./64.mad) 1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir. 2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir. 3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır. 4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilir." hükümlerine yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacının yönetim kurulu başkanı olduğu şirket adına Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen idari para cezasına karşı Kabahatler Kanununa göre yapılan itirazın Kayseri 1. Sulh Ceza Mahkemesinin tarih ve 2011/865 Değişik İş sayılı kararıyla reddedildiği ve anılan kararın Kayseri 5. Asliye Ceza Mahkemesinin itirazın reddi yolunda verdiği karar üzerine tarihinde kesinleştiği, davacının ise 6455 ve 6111 sayılı Yasa hükümlerini öne sürerek idari para cezasına ilişkin işlemlerin geri alınması ve iptali ile sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması istemiyle tarihinde davalı idareye başvurduğu, bu talebin idarenin tarihli işlemiyle reddi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu olay incelendiğinde, 5607 sayılı Yasada yukarıda belirtilen şekilde bir değişiklik yapılmış olmakla birlikte uyuşmazlık konusu olayda Gümrük Yasası uyarınca gümrük idaresince verilmiş bir idari para cezası kararı bulunmadığı, idari para cezasının 5607 sayılı Yasanın 3'üncü maddesinin 9. bendi uyarınca tesis edildiği, dolayısıyla bu aşamada Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen idari para cezası kararına karşı açılan davaya adli yargı yerince bakılarak bir hüküm verilmesi gerektiği, ancak gümrük idaresince verilecek bir idari para cezasında idari yargının görevli olacağı, bu nedenle uyuşmazlığın görüm ve çözümünde mevcut haliyle adli yargının görevli olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, adli yargı düzeni içinde karara bağlanan uyuşmazlıkların incelenmesinin ve yargısal denetimin de yine aynı yargı yerinde yapılması gerektiği hususu da göz önüne alındığında davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. şeklindeki gerekçesi ile davada adli yargının görevli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının 58
59 incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı tarafından, 5607 sayılı Kanun un 3/9. Maddesine aykırı hareket ettiği gerekçesi ile Kayseri Cumhuriyet Savcılığı nın tarih ve 2011/3104 sayılı kararı ile tesis edilen ,82 TL idari para cezasının kaldırılması istemi ile davalı kuruma yapılan başvurunun reddine ilişkin gün ve sayılı kararın iptali istemi ile açılmıştır. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, davacı tarafından dahilde işleme belgesine istinaden gümrükten muaf şekilde ithal edilen ve 26/05/2003 ve 05/06/2003 gün İM 1696 ve 1847 sayılı serbest dolabıma giriş beyannamesi muhteviyatında bulunan PVC isimli eşyalardan ,00 kg nın, şirket tarafından dahilde işletilip yurt dışı edilmediği veya şirket bünyesinde halen mevcut olduğuna dair Gümrük Müdürlüğüne ve ilgili birimlere bir belge sunulamadığının anlaşılması üzerine, davacı hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı na ihbarda bulunulduğu, Kayseri Cumhuriyet Savcılığı nın tarih ve 2011/3104 sayılı kararı ile ve Şüpheli M.K. nın A.Plastik Boru San. Tic. AŞ. nın yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı Şirketin dahilde işleme izin belgesi kapsamında Kayseri Gümrük Müdürlüğünce tecilli 26/05/2003 ve 05/06/2003 gün İM 1696 ve 1847 sayılı serbest dolabıma giriş beyannamesi muhteviyatı PVC isimli eşyalardan, muhafiyet kapsamında çıkarılan ,00 kg nın şüphelinin yetkili bulunduğu şirket taralından dahilde işletilip yurt dışı edilmediği veya şirket bünyesinde halen mevcut olduğuna dair Gümrük Müdürlüğüne ve ilgili birimlere bir belge sunulamadığının anlaşıldığı ve şüphelinin 5607 sayılı Gümrük Kanununun 3/9 maddesine muhalefet ettiği anlaşılmıştır. şeklindeki gerekçesi ile 1141, TL idari para cezası verilmesine hükmettiği, söz konusu karara karşı Kayseri 1. Sulh Ceza Mahkemesi ne yapılan itirazın, mahkemenin gün ve 2011/865 D.İş numaralı kararı ile reddedildiği ve verilen para cezasının bu şekilde tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır Sayılı Gümrük Kanunu nun Dahilde İşleme Rejimi başlıklı bölümünün Genel Hükümler başlıklı 108. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında Serbest dolaşımda olmayan eşya, işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılmasından sonra Türkiye Gümrük Bölgesinden yeniden ihraç edilmesi amacıyla, gümrük vergileri ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın ve vergileri teminata bağlanmak suretiyle, dahilde işleme rejimi kapsamında geçici olarak ithal edilebilir. Eşyanın işlem görmüş ürünler şeklinde ihracı halinde, teminat iade olunur. Eşyanın bu şekilde dahilde işleme rejiminden yararlanmasına şartlı muafiyet sistemi denir. Serbest dolaşımda bulunan eşyanın işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılmasından sonra Türkiye Gümrük Bölgesinden ihraç edilmesi halinde, bu eşyanın serbest dolaşıma girişi esnasında tahsil edilmiş olan ithalat vergileri, dahilde işleme rejimi kapsamından geri verilir. Eşyanın bu şekilde dahilde işleme rejiminden yararlanmasına geri ödeme sistemi denir. şeklindeki düzenleme ile, dahilde işleme rejimi ile, ihraç konusu ürünlerin üretimi için gerekli olan ve yurt dışından ithalatı gereken ürünlerin temininde izlenecek usul ve esasların ortaya konulduğu, söz konusu rejime tabi eşyalar konusunda, hak sahibine çeşitli inisiyatif ve muafiyetler sağlanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanunun 6455 sayılı Kanun ile değişik ve Vergi Kaybına Neden Olan İşlemlere Uygulanacak Cezalar başlıklı İkinci Bölümü altında yer alan 238. maddesinin 1. fıkrasında 241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen durumlar hariç, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası verilir. Ancak, dâhilde işleme rejimi kapsamı ithal eşyasının, işleme faaliyetindeki hali veya işlem görmüş ürün hali de dahil olmak üzere rejim çerçevesinde izin verilen yerlerde tespiti halinde, ithal eşyasının gümrük vergileri tutarının iki katı oranında para cezası verilir. Bu cezanın ödeme süresi içinde eşyanın gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması halinde eşyanın gümrük vergileri tutarında para cezası tahsil edilir. şeklindeki düzenleme ile dahilde işleme belgesine aykırı şekilde hareket edilmesi durumunda, ilgilisi hakkında eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Ancak, davacı hakkında uygulanan ceza; 6455 sayılı Kanun ile değişik 4458 Sayılı Gümrük Kanunu nun 238. Maddesine göre değil, 6455 sayılı Kanun öncesi hali ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 3/9. Maddesine göre düzenlenmiştir. Nitekim, davacı hakkında idari para cezası kesilmesine neden olay tarih itibari ile de, hakkında verilen idari para cezasının kesinleşme tarihi itibari ile de 6455 sayılı Kanun henüz yürürlükte olmayıp, bu nedenle konu 5607 sayılı Yasa ile 5326 sayılı Yasa nın ilgili maddeleri çerçevesinde ele alınmıştır. 59
60 5607 sayılı Kaçakçılıkla mücadele Kanunu nun gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun un 54. maddesi ile değiştirilmeden önceki 3. maddesinin 9. fıkrasında; Geçici ithalat, dahilde işleme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idarî para cezası verilir. şeklindeki düzenleme ile yurt dışından dahilde işlem yapılmasına esas şekilde ülkeye getiren ancak gerekli gümrük işlemlerini gerçekleştirmeden dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar idari para cezası verileceği düzenlenmiştir. Tüm bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, gün ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun dan önce, dahilde işleme belgesine aykırı hareket eden ilgili hakkında 5607 sayılı Kanun un 3/9 maddesi gereğince idari para cezası verilmekte iken, 6455 sayılı Kanun dan sonra söz konusu ihlale ilişkin cezalar 4458 sayılı Gümrük Kanunu nun 238. Maddesinin 1. Fıkrasında göre tesis edilmeye başlanmıştır sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin bir sonucu olarak, ihlal halinde idari para cezasını uygulamakla yükümlü makam ve bu nedenle de ilgili idari para cezasına karşı müracaat edilecek yargı kolu da değişmiş bulunmaktadır. Zira 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun 6455 sayılı Kanun un 66. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki 17. maddesinde; Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı, 14 üncü madde hükümlerine göre mülkiyetin kamuya geçirilmesine ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza mahkemesi yetkilidir. Bu kararlara karşı, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. şeklindeki düzenleme ile 5326 sayılı Kanun a açık atıf yapmakta ve 5326 sayılı Kanun un 17. Maddesinde öngörülen düzenlemeye paralel şekilde, 5607 sayılı Kanuna aykırı hareket nedeni ile verilecek para cezalarında yetkili makam olarak Cumhuriyet Savcısı, uygulanacak kanun olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu belirlenmektedir sayılı Kanun un Genel Kanun un Niteliği başlıklı 3. maddesinde; (Değişik: 6/12/ /31 md.) (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. şeklindeki düzenleme ile, Kabahatler Kanunu nun genel nitelikte bir kanun olduğu ve idari yaptırım kararlarına karşı, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadığı müddetçe 5326 sayılı Kanun un uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun un Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi başlıklı 23. maddesinde; (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir. denilmek sureti ile, Cumhuriyet Savcısı nın, kanunda yetki verilen hallerde, idari para cezasına hükmetmeye ehil olduğu açıkça düzenlenmiştir sayılı Kanun un 6455 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramadan önceki hali, bu madde kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyet Savcısı na 5326 sayılı Kanun kapsamında verilen yetkiye istinaden 5607 sayılı Kanundan kaynaklanan bir nedenle idari para cezası verme yetkisinin tanındığı ortadadır. Davaya konu olayda da, Kayseri Cumhuriyet Savcılığı kanunla verilen yetkiyi kullanmış ve sanığa 5607 sayılı Yasa nın 3/9. maddesine aykırı davranışı nedeni ile idari para cezası uygulanmasına hükmetmiştir. Aynı Kanun un Başvuru yolu başlıklı 27. Maddesinin 1. fıkrasında; İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir. denilmek sureti ile Cumhuriyet Savcılığı tarafından verilen idari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesi ne itiraz edilebileceği düzenlenmiştir. Davaya konu olayda, davacı taraf, Cumhuriyet Savcılığı tarafından aleyhine verilen idari para cezasına karşı, Kayseri Sulh Ceza Mahkemesi ne itiraz etmiş, Kayseri 1.Sulh Ceza Mahkemesi nin gün ve 2011/865 D.İş sayılı kararı ile itirazı reddedilmiş, davacı taraf bu karar aleyhine de Asliye Ceza Mahkemesi ne itiraz etmiş, bu itirazı da Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve 2012/500 D.İş numaralı kararı ile reddedilmiş, verilen idari para cezası bu şekilde tarihinde kesinleşmiş ve karar şerh edilmiştir. Davacı tüm bu safahat sonrasında, davalı idareye hitaben yazdığı tarihli dilekçe ile; davaya konu 2002/D sayılı Dahilde İşletme Belgesine istinaden ithal edilen malzemenin vergi, harç vs nin 6111 sayılı Yasa kapsamında yeniden yapılandırıldığı ve ödenmeye devam edildiğini, 6111 sayılı 60
61 Yasa kapsamında yeniden yapılandırılan borca konu filler hakkında Cumhuriyet Savcılığı na suç duyurusunda bulunulamayacağı gibi, haklarında verilen idari para cezasına dayanak teşkil eden 5607 sayılı Kanun un 3/9. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, bu nedenlerle verilen idari para cezasının kaldırılmasının gerektiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Davalı idarece söz konusu talep gün ve 3430 sayılı yazı ile reddedilmiş, davacı bu red kararı üzerine idari, yargıda dava açmıştır. Görünürde, bir idari işleme dayalı olarak açılan iptal davası söz konusu ise de, dosya muhteviyatı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının esasen daha önce hakkında Kayseri Cumhuriyet Savcılığı tarafından tesis edilen ve itiraz üzerine Kayseri 1. Sulh Ceza Mahkemesi ve Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesi kararları ile kesinleşen idari para cezasının, cezanın dayanağını teşkil eden fiilin suç olmaktan çıkmış olmasını gerekçe göstererek kaldırılmasını istediği ortadadır. Bu itibarla, talep, salt bir idari işlemin iptali niteliğinde olmayıp, hakkında idari para cezası verilen davacının, bu cezanın kaldırılması talebidir ve görev ile ilgili sorun, bu talebi değerlendirme yetkisinin hangi Mahkemeye ait olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu nun, davaya konu idari para cezasına dayanak teşkil eden 3. maddesinin 9. fıkrası, 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve madde metninde; İlgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Beyanname ve eki belgelerde gösterilen ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan bir fark bulunması halinde, sadece 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır. denilmek sureti ile devletin ihracatı teşvik amacı ile öngördüğü düzenlemelerden, ihracat işlemi yapılmadığı halde yapılmış gibi göstererek yararlanan kişiler hakkında bir yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile güne kadar adli para cezası uygulanması hükme bağlanmıştır. Bu şekilde, davacının iddia ettiği üzere, dahilde işletme belgesine aykırılıktan kaynaklanan idari para cezası 5607 sayılı Kanun kapsamında bir kabahat olmaktan çıkarılmış bulunmaktadır. Davacının talebine dayanak olarak gösterdiği Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih ve Sayılı Genelgesi incelendiğinde; tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun", 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve ilgili diğer kanunlar kapsamında gümrük yükümlülüğü doğan ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen gümrük vergileri, idari para cezaları, faizler, zamlar ve gecikme zammı alacakları hakkında uygulanmakta olup kesinleşmiş veya kesinleşmemiş/dava safhasında bulunan amme alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektedir. Söz konusu Kanun ile amme alacaklarının tahsilatını hızlandırmak, amme borçlularına ödeme kolaylığı getirmek ve belirli şart ve süreler öngörülerek amme alacaklarının yapılandırılması amaçlanmıştır sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 11/04/2013 tarihli, sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 3 üncü maddesinin 9. fıkrası; "Geçici ithalat, dahilde işleme, ve Gümrük Kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katı idari para cezası verilir." hükmünü içermekteydi. Söz konusu hükmün 6455 sayılı Kanun ile kaldırılması ve bu çerçevede Gümrük Kanununun 238 inci maddesinin 1 nci fıkrasına derc edilmesi ile birlikte 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı belirtilmiş, maddede gönderme yapılan 5237 sayılı Kanun'un "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası ile işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağı ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanmayacağı, böyle bir cezanın veya güvenlik tedbirinin hükmolunması halinde infazının ve kanuni neticelerinin kendiliğinden kalkacağı, ikinci fıkrası ile de suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümlerinin farklı olması halinde, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede, 6111 sayılı Kanun kapsamında borçların yeniden yapılandırılması suretiyle işlem tesis edilen ve 6455 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan tarihinden öncesi söz konusu kabahat nedeniyle 5607 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırım uygulanması amacıyla konunun Savcılığa intikal ettirilmediği durumlarda, yeni bir delil elde edilmedikçe daha önce cezalandırılmış bir fiil için yükümlünün 5607 sayılı Kanunun mülga 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre cezalandırılmasının veya yeniden 4458 sayılı Kanunun yürürlükteki 238 nci maddesinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. 61
62 Ancak, 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dahilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan yükümlüler hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun ilgili hükümleri uyarınca gerekli takibatın yapılmasını teminen Cumhuriyet Başsavcılıklarına bildirimde bulunulması gerekmektedir. şeklindeki açıklamalar ile, hakkında 5607 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmek üzere Cumhuriyet Savcılığı na bildirimde bulunulmayan kişiler hakkında, aynı fiilin daha önce cezalandırılmış olması durumunda, yeni bir delil elde edilmedikçe 5607 sayılı Kanun un 3. maddesi ve 4458 sayılı Kanun un 238. Maddesi kapsamında cezalandırılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu kapsamda dava dosyası incelendiğinde, davacı hakkında idari para cezası verilmesine dayanak yapılan 5607 sayılı Kanun un 3/9. maddesinin, 6455 sayılı Kanun ile kaldırıldığı ve 4458 sayılı Kanun un 238. Maddesinde düzenlendiğinde tereddüt bulunmamaktadır. Yine, davacı hakkında 5607 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmesi talebi ile, davalı kurum tarafından Kayseri Cumhuriyet Savcılığı na ihbarda bulunulduğu da sabittir. Kayseri Cumhuriyet Savcılığı tarafından, söz konusu ihbara istinaden verilen idari para cezası, davacı vekilinin itirazları üzerine, henüz 6455 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce tarihinde kesinleşmiştir. Bu halde, davacının, lehine olan kanunların uygulanarak, cezasının kaldırılması gerektiği yönündeki talebi ancak, 5326 sayılı Kanun ve 5237 sayılı Kanun çerçevesinde adli yargı merciinde değerlendirilebilecektir. Nitekim, adli yargı yerlerince verilip kesinleşen bir kararın, yeni kanun hükümlerinin lehe düzenlemeler nedeni ile tekrar ele alınması talebi, Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü nün Tarih ve Sayılı Genelgesinde de dolaylı olarak belirtildiği üzere, ancak kararı veren makam tarafından değerlendirilebilecektir. Dosya kapsamında bulunan gün ve 9919 sayılı Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Ankara Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü yazı içeriğinden, davacı tarafından, dahilde işletme belgesine dayanılarak hukuka aykırı şekilde ithal edilen ve fakat gerekli vergi ve harçları ödenmeyen mallara ilişkin, vergi ve harçların 6111 sayılı Kanun kapsamında yeniden yapılandırıldığı ve ilgilisine bilgi verildiği tespit edilmiştir. Söz konusu belge, vergi ve harcın yeniden yapılandırılmasına ilişkin olup, hukuka aykırı davranış nedeni ile kanunda belirtilen idari para cezasının davacı hakkında uygulanmasına ilişkin işlemler ile ilişkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bu konudaki iddialar değerlendirme dışı bırakılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Kayseri 1. İdare Mahkemesi nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Kayseri Gümrük Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Kayseri 1.İdare Mahkemesi nin gün ve 2013/737 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/59 KARAR NO : 2015/91 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Büyükşehir Belediyesince davacı şirket adına tahakkuk ettirilen kirlilik önlem payı ücretinin hukuka aykırı olduğu iddiası ile açılan davanın, ortada bir abonman sözleşmesi olması ve bunun da özel hukuk ilişkisi teşkil etmesi nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı Vekili : S. Tekstil H.S. : Bursa Büyükşehir Belediyesi Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Gn.Md.lüğü (BUSKİ) : Av. F.F.Ö. O L A Y : Davacı, dava dilekçesinde özetle; Bursa ili, Osmangazi ilçesi, Veysel Karani Mah. Uludağ Sok.No: adresinde S. Tekstil unvanı ile kot yıkama faaliyetinde bulunduğunu; davalı Kurum BUSKİ de sayılı sicil ve abone numarası ile su abonesi olarak kaydının bulunduğunu; 62
63 Davalı kurum tarafından, BUSKİ Atık Sularını Kanalizasyona Deşarj Yönetmeliği nin 23. Maddesi ndeki atık su parametre değerleri Tablo 1 de belirtilen atık su limit değerlerinin üzerinde olan atık su kaynakları kirlilik önlem payı (KÖP) öder, her bir deşarz noktası için ayrı ayrı değerlendirilmek üzere gerekli arıtım önlemlerini alıncaya kadar veya gerekli arıtım önlemleri alınmış olsa dahi atık su deşarzları Tablo 1 de belirtilen limitin değerlerinin üzerinde olduğu tespit edilen atık su kaynakları (KÖP) öderler" şeklindeki düzenleme gereğince davacıya tarihleri arasını kapsar şekilde Kirlilik Önlem Payı tahakkuku yapıldığı ve 38, TL nin kendisinden talep edildiğini, Aynı konuda idarenin kendisine yazdığı cezaların tümü ile ilgili Bursa 3. idare Mahkemesi ne dava açıldığını ancak mahkemece verilen tarih ve 2014/708 E. 2014/737 sayılı kararda her bir talep hakkında ayrı ayrı dava açılması gerektiğinin belirtildiğini, bu nedenle iş bu davanın açıldığını belirterek; davaya konu tarihleri arasını kapsar şekilde tahakkuk ettirilen 38336,62 TL Kirlilik Önlem Payı Alınmasına ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı vekili süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde, davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini belirterek görev itirazında bulunmuştur. Bursa 3. İdare Mahkemesi: gün ve 2014/955 Esas sayılı kararında idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının; idari dava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdare, idare hukuku alanında kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis etmiş olduğu işlemlere, hukuk alanında yeni durumlar oluşturmasıyla idari işlem kimliği kazandırmakta ve kural olarak bu işlemler özel yasal düzenlemeler dışında, idari yargı denetimine tabi bulunmaktadır./olayda da, toplam ,62 TL kirlilik önleme payı istenilmesine ilişkin olup kamu gücüne dayalı olarak re-sen ve tek yanlı irade açıklaması sonucu tesis edilmiş bulunan idari işlemlerden doğan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır./açıklanan nedenlerle davalı idarenin görev itirazının reddine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 10. ve 12. maddeleri uyarınca kararın taraflara tebliğine, tebliğ tarihinden başlayarak onbeş gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasının istenebileceğinin davalı Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ne duyurulmasına 01/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. denilmek sureti ile davalı vekilinin görev itirazının reddine karar vermiştir. Davalı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; gün ve 2014/ Karar sayılı kararı ile; Bursa Su ve Kanalizasyon idaresi Genel Müdürlüğü, 2560 sayılı İSKİ. Kanunu'nun ek 5 ve geçici 10. maddeleri ile Bakanlar Kurulunun 08/09/1989 tarih 89/14524 sayılı Kararı ve tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Belediye ve bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına ilişkin Yönetmeliğe dayanarak kurulmuş olup. Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde kuruluş Kanununda belirtilen su ve kanalizasyon işlerini yapmakla görevli müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluştur. 02/05/2013 Tarih, 2013/40 Esas Numaralı ve 445 Karar Numaralı Bursa Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile Kabul Edilmiş olan Atık su Deşarj Yönetmeliği'nin I. Maddesine göre tanılanan amaç; "Bu Yönetmelik, atık su kaynaklarının kanalizasyon sistemine bağlanmalarına, atık suların kanalizasyon sistemine veya atıksu arıtma tesislerine boşaltılmalarına ve atık su alt yapı tesislerinin korunmasına ilişkin yapılacak yöntem, kısıtlama, izleme ve denetim ile ilgili usul ve esasları belirlemeyi amaçlar. BUSKİ görev ve sorumluluk alanı içinde faaliyet gösteren, atık sularını BUSKİ atıksu alt yapı tesislerine boşaltan atıksu kaynakları ile BUSKİ görev ve sorumluluk alanı içinde yeni kurulacak ve BUSKİ atıksu alt yapı tesislerinden yararlanacak olan atıksu kaynakları bu Yönetmelik kapsamındadır." şeklinde olup, Yönetmeliğin 23. maddedesin de abone su kullanım faaliyet sonrası atık suların denetimi ve kirlilik oranlarının belirlenmesi amacıyla yapılacak denetim ve numune alma yöntemleri etraflıca açıklanmıştır. Yönetmeliğin 26. maddesinde ise, "26.1. Atıksu parametre değerleri, Tablo l'de belirtilen atıksu deşarj limit değerlerinin üstünde olan atıksu kaynakları, ön arıtma tesisi olsun veya olmasın, gerekli arıtım, tedbir veya önlemleri alıp. Tablo l'de belirtilen limit değerlerin altında kalacak şekilde atıksu deşarjı yapıncaya kadar. Kirlilik Önlem Payı (KOP) öderler." hükmü ile denetim sonuçlarının limit değerler üstünde kirlilik göstermesi halinde Kirlilik Önleme Payı adı altında bir katkı payı tahakkuku öngörülmüştür. Davaya konu olayda dava dilekçesi ve davalının ibraz ettiği belgelerden anlaşılacağı üzere, taraflar arasında genellikle tip sözleşme olarak düzenlenen su kullanım hakkı ve bedele ilişkin hükümler taşıyan abonelik sözleşmesi mevcuttur, Atıksu Deşarj Yönetmeliğine göre de su kullanımından kaynaklanan atık suyunda kirlilik önlemlerinin limit değerlerin üstünde olması halinde Kirliliğin giderilmesi amacıyla ek 63
64 bir katılım payı adı altında bedel tahakkuk edileceği hükme bağlanmıştır. Davalı idarenin KOP adı altında tahakkuk ettirdiği BUSKİ alacağını, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre değil, sözleşme ilişkisine dayalı ol arak özel hukuk hükümlerine göre tahsil etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Abone ile BUSKİ arasında yapılan abonman sözleşmesi sonucu su ve atık suların deşarjı hizmetinden yararlanan kişinin, abonelik sözleşmesi idare ile kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini ortaya koymaktadır. Bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların adlı yargı yerinde çözümleneceği anlaşılmaktadır, Emsal nitelikteki Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün "Davalı Büyükşehir Belediyesince davacı şirket adına tahakkuk ettirilen ve su faturalarına yansıtılan kirlilik önlem payı ücretinin hukuka aykırı olduğu iddiası ile açılan davanın, ortada bir abonman sözleşmesi olması ve bunun da özel hukuk ilişkisi teşkil etmesi nedeniyle ADLI YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. "özet başlıklı 02/06/2014 gün ve 2014/392 E. 2014/629 K sayılı karanda aynı yönde bulunmaktadır. şeklindeki gerekçesi ile 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı Su ve Kanalizasyon İdaresi Müdürlüğü vekilinin anılan Yasa nın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı Su ve Kanalizasyon İdaresi Müdürlüğü bakımından 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket adına tahakkuk ettirilen kirlilik önlem payına ilişkin ve toplam ,62 TL tutarındaki para cezasının hukuka aykırı olduğu iddiası ile iptali ve ödenen fatura bedellerinin iadesi istemiyle açılmıştır. 03/07/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu nun Belediyenin Yetkileri ve İmtiyazları başlıklı 15. maddesinin (d) bendinde, özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve harç dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak belediyenin yetki ve imtiyazları arasında sayılmış iken, tarih ve 2560 sayılı İstanbul Su Ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun un 1. maddesi ile, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olarak İstanbul Su Ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Anılan Yasa nın 13. maddesinin (a) bendinde, su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler İSKİ nin gelirleri arasında sayılmış; aynı Yasa nın değişik 23. maddesinde, Su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır. Bu tarifelerin tespitinde yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10 dan aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranı esas alınır. Tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelik ile belirlenir. hükümlerine yer verilmiştir sayılı Yasa ya tarih ve 3305 sayılı Yasa ile eklenen Bu Kanun diğer Büyükşehir belediyelerinde de uygulanır. şeklindeki Ek 5. ve geçici 10. maddeleri ile Bakanlar Kurulunun 08/09/1989 tarih 89/14524 sayılı Kararı ve tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Belediye ve bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına ilişkin Yönetmeliğe dayanılarak Bursa Büyükşehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere Bursa Büyükşehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olan Bursa Su ve Kanalizasyon 64
65 İdaresi (BUSKİ) Genel Müdürlüğü kurulmuş, 2560 sayılı Yasa nın 23. maddesine göre düzenlenen BUSKİ Tarifeler Yönetmeliği çıkarılmıştır. BUSKİ Atık suların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği nin Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesinde; Bu Yönetmelik, atıksu kaynaklarının kanalizasyon sistemine bağlanmalarına, atıksuların kanalizasyon sistemine veya atıksu arıtma tesislerine boşaltılmalarına ve atıksu alt yapı tesislerinin korunmasına ilişkin yapılacak yöntem, kısıtlama, izleme ve denetim ile ilgili usul ve esasları belirlemeyi amaçlar./buski görev ve sorumluluk alanı içinde faaliyet gösteren, atıksularını BUSKİ atıksu alt yapı tesislerine boşaltan atıksu kaynakları ile BUSKİ görev ve sorumluluk alanı içinde yeni kurulacak ve BUSKİ atıksu alt yapı tesislerinden yararlanacak olan atıksu kaynakları bu Yönetmelik kapsamındadır. denilmek sureti ile atık suların kanalizasyon sistemine bırakılması sırasında izlenecek usul ve esasların, iş bu yönetmelik kapsamında düzenleneceği belirtilmiş, Tanımlar başlıklı 3. Maddesinde; Kirlilik Önlem Payı (KÖP): Atıksularındaki kirletici parametre değerleri, bu Yönetmelikte belirtilen atıksu deşarj limit değerlerinin üstünde olan atıksu kaynaklarının, gerekli tedbir ve önlemleri alıncaya kadar veya yeterli ölçüde almadıklarının tespiti halinde, ödemek zorunda oldukları bedeli, şeklinde de, kirlilik önlem payının bir ceza değil, yönetmeliğin tatbiki kapsamında uygulanacak bir katılım payı olduğu ortaya konulmuştur. Kirlilik Önlem Payı başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında; Atıksu parametre değerleri, Tablo 1 de belirtilen atıksu deşarj limit değerlerinin üstünde olan atıksu kaynakları, ön arıtma tesisi olsun veya olmasın, gerekli arıtım, tedbir veya önlemleri alıp, Tablo 1 de belirtilen limit değerlerin altında kalacak şekilde atıksu deşarjı yapıncaya kadar, Kirlilik Önlem Payı (KÖP) öderler. denildikten sonra maddenin diğer fıkralarında endüstriyel olan ya da olmayan ayrımlı yapılmaksızın köp değerleri ve hesaplama yöntemleri ortaya konulmuştur. Aynı maddenin 9 ve 10. fıkralarında; Atıksu kaynaklarının isim değiştirmiş olması, atıksu kaynağının sahibi veya ortakları değişmediği ya da ortakları değişmiş olsa dahi, önceki ortaklardan en az bir tanesinin ortaklığı devam ettiği sürece, BUSKİ tarafından verilen sürelerin ve uygulanan KÖP tahakkuku işlemlerinin değişmesine neden olmaz. Ancak, atıksu kaynağının devredildiği veya bütün ortaklarının değiştiği durumlarda, atıksu kaynağı yeni tespit yapılan bir işletmeymiş gibi değerlendirilir. Yapılan denetimlerde, atıksu kaynağının zaman kazanmak amacıyla işletmesini, 1., 2., 3. derece kan hısımları ile 1., 2., 3. derece sıhri hısımlarına devir ettiği tespit edilir ise, işletmeye yeni bir süre verilmez veya verildi ise iptal edilerek, önceden verilen mevcut süreye göre işlemler gerçekleştirilir. Faaliyet adresini değiştiren atıksu kaynakları, eski faaliyet göstermiş olduğu adresteyken uygulanan KÖP tahakkuklarından da sorumlu olup, eski adresindeyken uygulanan KÖP tahakkuk bedellerini BUSKİ ye ödemek ile yükümlüdürler. denilmek sureti ile, firmaların devam eden sorumluluklarında dikkate alınması gereken kriterler belirlenmiştir Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacının Bursa İli, Osmangazi ilçesi, Veysel Karani Mah. Uludağ Sok.No: adresinde S. Tekstil unvanı ile kot yıkama faaliyetinde bulunduğu ve BUSKİ de sayılı sicil ve abone numarası ile su abonesi olduğu anlaşılmıştır. Davacı şirkete Deşarj Kalite Kontrol Ruhsatı verilip verilmediği konusunda ve davacının abonelik bilgileri konusunda davalı idareden bilgi istenmiş ve Mahkememize verilen gün ve 2015/48 sayılı yazı cevabında, davacı adına kalite kontrol ruhsatı olmadığı gibi, işyeri işletme dahi olmadığı bildirilmiştir. Ayrıca gelen yazı cevabına ekli bilgi ve belge içeriğinden, davacının öncesinde L.S. Tekstil Ürünleri ismiyle ve abone numarası faaliyet gösterdiği, davacı hakkında tasrihinden itibaren atık sularını arıtım önlemi almadan kanal suyuna deşarj etmesi nedeni ile Kirlilik Önleme Payı uygulandığı, sonrasında davacı işletmenin isim değiştirerek S. Tekstik-H.S. ismini aldığı ve abone kaydının olarak değiştirildiği; Abone İşleri Daire Başkanlığı nın gün ve sayılı yazısı ile abonman numarası değişikliğine rağmen her iki şirketin aynı firma olduğunun bildirildiği, firmanın daha sonra tekrar isim değiştirdiği ve 16. K. Çamaşır Yıkama Hizmetleri adı ile aynı yer 8 numaralı adreste faaliyetine devam ettiği, bundan sonra da söz konusu işyerinde ölçüm yapıldığı ve tarihinde alınan numunenin BUSKİ Atıksuların Kanalizasyona Deşarjı Yönetmeliğine ekli Tablo 1 de gösterilen değerlerin altında olduğunun tespit edildiği, tarihinde alınan ikinci numunenin de yine yönetmelikle belirlenen değerlerin altında olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinde de, söz konusu abonmanlık ve şirket ismi değişikliklerine ilişkin bir itirazın olmadığı anlaşılmış, A.S. tarafından BUSKİ Genel Müdürlüğü ne hitaben verilen tarihli dilekçe içeriği de bu yöndeki Mahkememiz kanaatini güçlendirmiştir. Bunlara ek olarak; dosya kapsamında bulunan davaya konu BUSKİ Genel Müdürlüğü KÖP Bedeli Listesinin incelenmesinden, davacı hakkında uygulanan KÖP nin tarihleri arası döneme ilişkin olduğu, söz konusu tarihler arasında davacının S.-H.S. ismi ile faaliyet gösterdiği ve abone numarasının , sicil numarasının olduğu tespit edilmiştir. BUSKİ, Anayasada belirtilen mahalli müşterek ihtiyaçları karşılamak amacı doğrultusunda belediyelerce yerine getirilen kamu hizmetleri arasında yer alan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek 65
66 üzere; Büyükşehir belediyesine bağlı, müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kanunla kurulmuş bir kamu kuruluşudur. Böyle olmakla birlikte, bu kuruluşun kişilere sağladığı hizmete ilişkin işlemlerinin yargısal denetimini yapacak yargı düzenini belirleyebilmek için, işlemin özel hukuk ilişkilerinden veya kamusal yetkilerin kullanılmasından doğup doğmadığına bakmak gerekir. Atık suların uzaklaştırılması işlemi, bir kamu hizmeti niteliğini taşımakta ise de; BUSKİ bu hizmeti, yasal düzenlemeler ve sözleşme hükümleri çerçevesinde özel hukuk kurallarına göre yürütmek durumundadır. Abone ile BUSKİ arasında yapılan abone sözleşmesi, daha çok tip sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı söz konusudur. Ancak bu durum, idare ile kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla tip sözleşmeler yoluyla ve kişilerin katılımı ile gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. Atık su bedeli ile ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi önüne gelen Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi ile Konya Vergi Mahkemesi arasında çıkmış olan hüküm uyuşmazlığına ilişkin dosyada; Mahkememizce gün, E:2002/57, K: 2003/34 sayılı kararı ve İzmir 3.Vergi Mahkemesi ile İzmir 11.Asliye Hukuk Mahkemesi arasında çıkmış olan bir hüküm uyuşmazlığı ile ilgili olarak gün, E:2004/127,K:2007/31 sayılı kararı ile vermiş olduğu kararında, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan Büyükşehir belediyeleri bakımından, atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünde adli yargı yerinin, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminde idare mahkemelerinin görevli bulunduğuna karar vermiştir. Uyuşmazlık Mahkemesinin tarih ve E:2012/249, K:2013/630; tarih ve E:2014/392, K:2014/629 sayılı kararları da bu doğrultudadır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi günlü, E:1984/9, K:1985/4 sayılı kararında, karayollarından, köprülerden alınan geçiş parası, su, elektrik, havagazı, demiryolları, hava yolları, kimi hastane ücretleri gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan ve tesislerin bakımını, idamesini ve yeni yatırımlar yapılmasını sağlamak için yapılan ödemeleri, belirli kamu hizmetleri karşılığında kişilerden alınan, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden ayrı kabul etmiştir. Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri-; abonman sözleşmesine dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki kirlilik önlem payının tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır. Tüm bu açıklamalara göre, ortada davacı ile davalı idare arasında yapılmış bir abone sözleşmesine dayalı olarak ortaya çıkan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre çözümlenesi gerekeceğinden, davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalı Bursa Büyükşehir Belediyesi Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının Bursa 3. İdare Mahkemesi nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Bursa Büyükşehir Belediyesi Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE ilişkin Bursa 3.İdare Mahkemesi nin gün ve 2014/955 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 10-ESAS NO : 2015/83 KARAR NO : 2015/102 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacılar vekili tarafından, müvekkillerine ait taşınmazın, tehlike arzetmesi nedeni ile davalı idarece yıkılmasına ilişkin eylemin, hukuka aykırı olduğu ve davacıların bu eylem nedeni ile uğradıkları zararın davalı idareden tazmini gerektiği belirtilerek açılan davanın, 2577 sayılı Kanun un 2/1-b maddesi gereğince İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 66
67 Davacılar Vekili Davalılar Vekili Vekili Vekili K A R A R : B.T. & Ş.T. : Av. R.K. : 1.A.A. : Av. B.İ. & Av. C.T. 2. Z.A. : Av. S.Ö. 3.H.G.,4.İ.Y.,5.R.Ö.,6.A.T.,7.K.T.,8.H.C.9.H.Y.10.N.D. 11.A.Ç. 12.Zeytinburnu Belediye Başkanlığı : Av. A.B. 13.Bayındırlık ve İskan Bakanlığı : Av. U.Ü. Vekili Dahili Davalılar (Birleşen Dava Davalıları) :1.R.Y.2.Y.Y.3.M.Ş.Y. 4.M.E.Y.5.T.Y. 6.A.Y. 7.N.Y.8.L.Y.9.M.Y. 10.A.Y. Dahili Davalılar : A.A. mirasçıları; 1.Ü.A., 2.N.(A.) N., 3.O.A., 4.C.A., 5.C.A., 6.N. (A.) A., O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Zeytinburnu Çırpıcı Mahallesi 2174 Ada 17 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve 8 daireden oluşan binada malik olduklarını, dava konusu taşınmaza komşu bulunan 2174 ada1 parselde bulunan binanın 1999 depreminde ağır hasar görmesi neticesinde tarihinde yıkılması sebebi ile, kendilerinin de hissedar oldukları 2174 ada 17 parselde bulunan binanın zarar gördüğünü ve davalı Zeytinburnu Belediye Başkanlığı nca yapılan çalışmalar neticesinde binanın tehlike arz ettiği gerekçesi ile boşaltıldığını ve mühürlendiğini, meydana gelen olaylarda 2174 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili denetim görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyen davalı Zeytinburnu Belediye Başkanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile 2174 ada 17 parsel sayılı taşınmaz maliklerinin kusurlu olduklarını belirterek; müvekkillerinin uğradığı zararın şimdilik TL lik kısmının yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalılar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı vekili ile Zeytinburnu Belediye Başkanlığı süresi içerisinde sundukları cevap dilekçelerinde özetle, görev itirazında bulunmuşlardır. Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve 2008/52 Esas sayılı kararı ile davalılar vekillerinin görev itirazlarının reddine karar vermiştir. Davalılardan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçe üzerine, dava dosyası Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir. Danıştay Başsavcısı: gün ve 2014/266 Esas sayılı kararında aynen: Dosyanın incelenmesinden; Davacılar vekili tarafından, Zeytinburnu, Çırpıcı Mah ada, 1 parselde kayıtlı gayrimenkul hisselerinin tapu kaydına ihtiyati tedbir konulması ve 1999 yılı Ağustos Ayında meydana gelen deprem sonrası ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle mühürlenen ve boşaltılan binanın tekrar oturuma açılması ve tarihinde kendi kendine yıkılan binanın davacılara ait binaya yüklenmesi nedeniyle binanın Zeytinburnu Belediye Başkanlığınca boşaltılması sonucu kendi evlerinde oturan ve kira gelirleri bulunan müvekkillerinin borçlarını ödeyemez duruma geldikleri, maddi ve manevi zarar gördükleri ileri sürülerek fazlaya dair haklarını saklı tutmak kaydıyla TL. nin yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesinin istenildiği anlaşılmıştır. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir. Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davanın yandaki binanın yıkılması sonucu oturdukları binanın boşaltılmasından kaynaklanan zararın tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. şeklindeki gerekçeleriyle 2247 sayılı Kanunun 10, 12 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılarak, uyuşmazlığın çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : 67
68 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalılar Zeytinburnu Belediye Başkanlığı vekili ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde davalılardan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı nın başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, davalılardan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı açısından, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava; davacıların maliki bulundukları 2174 Ada 17 parsel sayılı taşınmazın, 3194 sayılı Kanun un 39. maddesi kapsamına alınarak boşaltılması nedeni ile, davacıların uğradıkları zararın davalılardan tazminine karar verilmesi istemi ile açılmıştır sayılı Belediye Kanunu nun Encümen in görev yetkileri başlıklı 34. maddesinde; Belediye encümeninin görev ve yetkileri şunlardır: a) Stratejik plân ve yıllık çalışma programı ile bütçe ve kesin hesabı inceleyip belediye meclisine görüş bildirmek. b) Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak. c) Öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek. d) Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak. e) Kanunlarda öngörülen cezaları vermek. f) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek. g) Taşınmaz mal satımına, trampasına ve tahsisine ilişkin meclis kararlarını uygulamak; süresi üç yılı geçmemek üzere kiralanmasına karar vermek. h) Umuma açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemek. i) Diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek. Şeklindeki düzenleme ile 5393 sayılı Kanun dışında diğer Kanunlar ile verilen görevlerin de Belediye Encümeni tarafından yerine getirileceği düzenlenmiştir sayılı Kanun un Yıkılacak derecede tehlikeli yapılar: başlıklı 39. maddesinde; Bir kısmı veya tamamının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu belediye veya valilik tarafından tespit edilen yapıların sahiplerine tehlike derecesine göre bunun izalesi için belediye veya valilikçe on gün içinde tebligat yapılır. Yapı sahibinin bulunmaması halinde binanın içindekilere tebligat yapılır. Onlar da bulunmazsa tebligat varakası tebliğ yerine kaim olmak üzere tehlikeli yapıya asılır ve keyfiyet muhtarla birlikte bir zabıtla tespit edilir. Tebligatı müteakip süresi içinde yapı sahibi tarafından tamir edilerek veya yıktırılarak tehlike ortadan kaldırılmazsa bu işler belediye veya valilikçe yapılır ve masrafı % 20 fazlası ile yapı sahibinden tahsil edilir. Alakalının fakruhali tevsik olunursa masraf belediye veya valilikçe bütçesinden karşılanır. Tehlike durumu o yapı ve civarının boşaltılmasını icab ettiriyorsa mahkeme kararına lüzum kalmaksızın zabıta marifetiyle derhal tahliye ettirilir. denilmek sureti ile, belediye sınırları içinde yer alan ve varlığı kamu için tehlike arz eden binaların, Belediyelerce yapılacak tebligat üzerine gereğinin ilgilileri tarafından yerine getirilmemesi kaydı ile yıktırılabileceği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun Kamunun selameti için alınması gereken tedbirler: başlıklı 40. maddesinde de Arsalarda, evlerde ve sair yerlerde umumun sağlık ve selametini ihlal eden, şehircilik, estetik veya trafik bakımından mahzurlu görülen enkaz veya birikintilerin, gürültü ve duman tevlideden tesislerin hususi mecra, lağım, çukur, kuyu; mağara ve benzerlerinin mahzurlarının giderilmesi ve bunların zuhuruna meydan verilmemesi ilgililere tebliğ edilir. Tebliğde belirtilen müddet içinde tebliğe riayet edilmediği takdirde belediye veya valilikçe mahzur giderilir; masrafı % 20 fazlasiyle arsa sahibinden alınır veya mahzur tevlit edenlerin faaliyeti durdurulur. denilmek sureti ile yıkılan evlerin enkazları hakkında da düzenleme yapılmış ve bunların da ilgililerine gereği için yapılan tebligata rağmen kaldırılmaması halinde, belediye başkanlıkları tarafından kaldırılabileceği düzenlenmiştir. 68
69 3194 sayılı Yasanın yukarıda hükmü yazılı 39. maddesinde belirtilen sakıncaların, 5393 sayılı Yasa kapsamında idarece giderilmesi için idareye kamu gücünü kullanma yetkisini tanımakta olup; bu yolda tesis edilen işlemin, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari bir işlem olduğu tartışmasızdır. Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu ve davacılara ait 2174 Ada 17 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın, aynı yer 2174 Ada 1 parselde bulunan binanın tarihinde yıkılması nedeni ile kamu güvenliği açısından tehlike arz etmeye başladığı, durumun İnşaat Mühendisi A.F. Güneş tarafından hazırlanan tarihli rapor ile tespit edildiği ve bunun üzerine Zeytinburnu Belediye Encümeni nin gün ve 2007/276 sayılı kararı ile bina hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu nun 39 ve 40. maddeleri gereğince işlem yapılmasına karar verildiği ve bu karara istinaden tarihinde yıkım işleminin davalı Zeytinburnu Belediye Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı ekiplerince gerçekleştirildiği, davacıların söz konusu işlemler nedeni ile uğradığı zararın tazminini talep ettiği anlaşılmaktadır. Anayasa nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Bu durumda, kamu hizmeti yürüten Belediyenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır. Belirtilen nedenlerle; Danıştay Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile davalılardan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nin kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalılardan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Bakırköy 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2008/52 Esas sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 11-ESAS NO : 2015/90 KARAR NO : 2015/109 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 5188 sayılı Yasanın 20/f maddesi uyarınca idari para cezası verilmesi sonrasında, davalı kurumca ödenen bedelin tahsili için kurumda görevli davacı ve arkadaşlarına kusurlu oldukları gerekçesi ile rücu edilmesi sonrasında, tazmine konu miktarın maaşından kesinti yapılmak suretiyle tahsiline rıza gösteren davacı tarafından, bu paranın faizi ile birlikte kendisine iadesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : T.Y. adına Eğitim Sen (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) Vekilleri : Av. N.D. & Av. B.D. Davalı : Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Vekili : Av. G.P. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Hoca A.Y. Yurdu Müdürlüğünde kadro artırım talebinde bulunmuş, talebe ilişkin İl Emniyet Müdürlüğü Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan tarihli kontrollerde S.B., E.K..E.K.,E.D., A.Ü., A.Y., A.K., Ö.D. ve Y.Ç. isimli özel güvenlik görevlilerinin çalıştıkları, İl Emniyet Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü kayıtlarının incelenmesi neticesinde İzmir Valiliğinin 943 İzin Belge numarasına dayalı olarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun Atatürk Öğrenci Yurdu Müdürlüğü güvenlik birimi kadrosunda çalıştırdığı E.K. ve Y.Ç. isimli özel güvenlik görevlilerinin işten ayrılma bildirimlerinin yapılmadığı ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair kanunun kimlik 69
70 başlıklı 12.maddesinde yer alan Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir. hükmüne uyulmadığı tespit edilmiş, tespit edilen hususla ilgili olarak Atatürk Öğrenci Yurdu Müdürlüğü nün 15 gün içinde savunmasını sunması istenmiş, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar kurumu tarafından sunulan savunma Valilik tarafından kabul edilmemiş, aynı şekilde Zübeyde Hanım Yurdu (Bomova Kız), Ege Yurdu ve H.A.T. Yurtlarından ayrılan personellerin çıkış bildirimlerinin yapılmaması ve Kredi Yurtlar Kurumunun kadrolu personel kadrosunun artırışının onaylanmasının yeterli olacağı düşünülmesi nedeniyle sehven unutulduğu şeklindeki gün ve 4986 sayılı savunmasının yeterli görülmemesi nedeniyle 5188 sayılı yasanın 12.maddesinin ihlali nedeniyle 20.maddenin (f) bendi uyarınca 1.465,27.TL.x4=5.861,08.TL. idari para cezası verildiği, H.A.Y. Yurdunda işe başlama bildirimi yapılmadığından 5188 sayılı yasanın 11.maddesi ihlal edildiğinden 20.maddenin (f) bendi uyarınca 1.465,27.TL. idari para cezası ile toplam 1.65,27 x 5 =7.326,25.TL. nin ödemenin tebellüğ tarihinden itibaren 1 ay içinde ödenmesi halinde % oranında yani (7.326,25 = 3/4 ) 5.494,76.TL. olarak ödenebileceği, ödemenin davacı üyenin de aralarında bulunduğu personelin maaşından kesilerek tahsilinin yapılmasının KYK İzmir Bölge Müdürlüğünün gün ve / yazısı ile kararlaştırıldığını tebliğ edilen tarih ve sayılı 915,79.TL. ana para, 14,65.TL. yasal faiz olmak üzere toplam 930,44.TL. nin ödenmesi istemli yazının tebliği sonucu öğrenmiştir. Kredi Yurtlar Kurumu İzmir Bölge Müdürlüğü nün gün ve / yazısı incelendiğinde kurum yetkilileri kontrollerde Genel Müdürlüğün ekte örneği sunulu bulunan B.08.1.KYK / / sayılı talimatına rağmen göreve başlayan veya herhangi bir nedenle görevinden ayrılan özel güvenlik görevlilerinin 15 gün içinde Valiliğe bildirim talimatının dönemin yoğun işleri sebebiyle sehven yapılmadığını ve sorumluların ise Bölge Müdürü Vekili Y.K., Personel Şube Müdürü A.A., İdari İşler Şube Müdürü B.A., Koruma ve Güvenlik Şefi Ö.D., Personel Şefi N.Ş., Bilgisayar İşletmeni A.K. ile Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak davacının sorumlu olduğu yazılıdır. HUKUKSAL NEDENLER I-Davalı idarede mevcut kayıtlar ve İzmir Bölge Müdürlüğü ne yapmış bulunduğumuz tarihli başvurumuza verilen gün ve 756 sayılı cevabi yazı eki olan Şube Müdürlüklerinde görev yapan personelin unvanlarına göre Görev Yetki ve Sorumluluk talimatı uyarınca Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni (Daktilograf) olarak görevi; 1-Birimin yazılarını Resmi Yazışma Kuralları esaslarına göre bilgisayarda yazar, 2-Birimde yapılan işlerle ilgili olarak kayıt tutma, liste, tablo, belge vb düzenlemeleri yerine getirir, 3-Yerine getirdiği iş ve işlemlerin (yazı,liste,tablo vb) paraf ve imza işlemlerini izler şevke hazır duruma getirir, imzalanan veya onaylanan belgeleri dosyalama kurallarına uygun dosyalar/bilgisayar ortamında saklar, 4-Elektronik ortamda hazırlanmış olan verileri gerektiğinde disket ve CD ortamına alır, imza değerine haiz gelen ve gönderilen yazıların elektronik ortamda muhafaza edilmesini sağlar, 5-Kullandığı malzeme konusunda tasarruf ilkelerine riayet eder, malzeme stoklarını devamlı kontrol ederek ihtiyaç duyulanları mevcudu bitmeden hazır eder, 6-Etkili ve verimli bilgi ve belge akışının sağlanması için bilişim teknolojisinin gelişmelerini takip eder, 7-Amirince verilecek benzeri nitelikteki diğer görevleri de yerine getirir. şeklindedir. Sunulu düzenleme karşısında davacının kurumun yetkilisi, karar alma ve verme yetkilisi olay hakkında doğrudan bilgi sahibi olan görevlisi olmadığı, yetki ve sorumluklarının sınırlı olduğu, Yönetmelik ve Genel Müdürlüğün söz konusu talimatı davacıya ayrıca özel bir görev ve sorumluluk yüklememiştir. Davaya konu olayla ilgililik anlamında sorumluların yukarıdaki mevzuat esaslarına göre Koruma ve Güvenlik Şefliğini, İdari İşeri, Personel Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğünü ilgilendirmesi gerektiği, bu nedenle davacıdan kesinti yapılması hukuka uygun değildir. II-5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu ile Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelikte yer alan hükümler itibariyle kamu kaynağında meydana gelen eksilmenin kamu zararı olarak nitelendirilmesi halinde kamu zararına neden olan yersiz ödemelerin tahsili için öncelikle yersiz ödemeye neden olan ilgili personelin rızaen ve sulh yolu ile ödeme yapması gereğinin kendisine tebliğ edileceği, ilgili personelin rızaen ödememesi durumunda 2004 sayılı İcra İflas Kanuna göre takip yapılacağı, İcra İflas kanununa göre ilamlı icra yoluna başvuru yapılabilmesi için öncelikle açılacak bir alacak davası ve sonucunda verilecek bir mahkeme ilamının bulunması gerektiği, bir mahkeme ilamı bulunmadan idarenin söz konusu alacağın tahsilini personelin aylığından resen kesinti yapmak suretiyle sağlayamayacağı düzenlenmiştir. III-657 sayılı D.M.K.nun Kişisel sorumluluk ve zarar başlıklı 12.nci maddesindeki bahsi geçen genel hükümler in Türk Borçlar Kanununun haksız fiile ilişkin hükümler olduğu kuşkusuzdur. 70
71 Netice itibariyle 5018 sayılı Kanun gibi 657 sayılı kanunda da Devlet memurunun kasıt ya da ihmal suretiyle Kurumuna verdiği zararın ilgiliye ödettirilmesinde, idare tarafından ilgili kamu görevlisine karşı adli yargıda açılacak alacak davası yöntemi kabul edilmiş olup, bunun tek istisnası, fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlarda memurun bunu kabul etmesi halidir, yani, rızaen ve sulh yoluyla ödemedir. Sunulu yasal düzenlemeler karşısında idare tarafından adli yargıda alacak davası açmadan, hükmen tahsil yapılmadan, maaştan re sen kesinti yapılması suretiyle tahsil hukuka uygun değildir. İdarenin Anayasa nın 125/son maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak davacının maaşından yapılan toplam 915,79(anapara) +14,65 (Faiz) =930,44.TL. kesintinin iadesi için iş bu davanın açılması zorunlu olmuştur. Açıklanan nedenlerle ve incelemede belli olacak durumlar karşısında davalı idarenin haksız ve yersiz olarak davacı üyenin maaşından yapmış bulunduğu 930,44.TL.nin faizde tekerrür olmamak kaydıyla yasal faiziyle geri ödenmesine karar verilmesi talep olunur. demek suretiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle görev itirazında bulunulmuştur. İzmir 2. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1179 sayı ile özetle; davacının, kamu zararına sebebiyet verdiğinden bahisle maaşından yapılan 930,44 TL kesintinin iadesi isteminin dayanağının idari işlemden kaynaklanmış olması nedeniyle ilgili mevzuat uyarınca uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözüme kavuşturulması gerektiğinden, davalı idare vekilinin görev itirazının reddine şeklinde karar vermiştir. Davalı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolunda süresi içerisinde sunduğu dilekçesi üzerine dava dosya örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı na gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı: Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu H.A.Y. Yurdu Müdürlüğünde İI Emniyeti Müdürlüğü Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan tarihli kontrollerde güvenlik görevlisi olarak bildirimi yapıldığı halde sonradan işten ayrıldığı anlaşılan bazı güvenlik görevlilerinin ayrılış bildiriminin 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair kanunun "kimlik" başlıklı 12.maddesinde yer alan "Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir." hükmüne rağmen Valiliğe bildirtmediğinin anlaşılması sonucu, iş yoğunluğu nedenine dayalı savunmanın reddi ile Kredi Yurtlar Kurumuna, 5188 sayılı Yasanın 20/f maddesi uyarınca toplam 7.326,25 TL idari para cezası verilmiş, Yasadaki indirim hakkı kullanılarak ödenen 5.494,76 TL kurumda görevli davacı ve arkadaşlarına kusurlu oldukları gerekçesi ile rücu edilerek, davacı bakımından 930,44 TL borç bildirimi yapılmış, maaşından kesinti yapılan davacı ise, kesintinin haksızlığını iddia ederek maaşından kesilen paranın faizi ile birlikte iadesi için idari yargı yerinde dava açmıştır. Yüksek Öğrenim Kredi Ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne karşı açılan davada, davalı idarece görev itirazında bulunulduğu, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 10/09/2014 gün ve 2014/1179 E sayılı kararı ile itirazın reddi üzerinde, davalı idare vekili tarafından olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğu anlaşılmaktadır. 657 sayılı DMK'nun "Kişisel Sorumluluk ve Zarar" başlıklı 12. maddesi "Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar. /Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi esastır. /Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır. Ancak fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre ilgili memurca ödenir." hükmünü içermektedir. Bu hüküm ile devlet memurlarının görevleri sırasında ihmal ya da kasıtla ortaya çıkmasına neden oldukları kamu zararını giderme yükümlülükleri belirlenmiştir sayılı "Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu" nun "Muhasebe Hizmeti ve Muhasebe Yetkilisinin Yetki ve Sorumlulukları" başlıklı 61. maddesi " Muhasebe hizmeti; gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malı işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir. Bu işlemleri yürütenler muhasebe yetkilisidir. Memuriyet kadro ve unvanlarının muhasebe yetkilisi niteliğine etkisi yoktur..( ve devam eden fıkralar)..." hükmü ile muhasebe yetkilisi tanımlanmış görev ve yetkileri belirlenerek, görevleri sırasında ortaya çıkan kamu zararını ödemekle/ iade etmekle yükümlü oldukları hüküm altına alınmıştır. 657 sayılı DMK'nun 13. Maddesinin son fıkrasında ise "12 nci maddeyle bu maddede belirtilen zararların nevi, miktarlarının tespiti, takibi, amirlerin sorumlulukları ve yapılacak işlemlerle ilgili diğer 71
72 hususlar Başbakanlıkça düzenlenecek yönetmelikle belirlenir" hükmü ile kamu görevlilerinin görevleri sırasında neden oldukları kamu zararının tahsil usulü Yönetmelik hükümlerine bırakılmıştır. 19/10/2006 günlü, sayılı RG yayımlanan "Kamu Zararlarının Tahsiline ilişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hükümleri incelendiğinde, kamu görevlilerinin neden oldukları zararların öncelikle rıza ile ödettirilmesi, mümkün olmaması halinde ise, adli, idari yada askeri yargı yerlerinden alınacak kararların genel hükümlere göre icra edilmesi hususu düzenlenmektedir. 657 sayılı DMK 12. Madde 3. Fıkra da " Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır. " hükmü ile kamu zararının giderilmesi konusundaki davaların özel hukuk hükümlerine göre, adli yargı yerinde genel mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirlemektedir. Nihayetinde, kamu zararına neden olan memurun eyleminin aynı zamanda, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma yada daha ağır nitelikteki suçlardan dolayı ceza yargılamasına da konu olma olasılığı bulunmakta olup, memurun kişisel kusurundan kaynaklanan ve Borçlar Kanunu hükümlerine göre haksız fiil teşkil eden eylemlerinden ötürü ortaya çıkan kamu zararının da özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği düşünülmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesinin 12/06/2000 gün ve Hukuk Bölümü 2000/14 E., 2000/20 K. sayılı Kararının da, memurun kişisel kusurundan kaynaklanan kamu zararı nedeniyle adli yargı yerinin görevli olduğuna dair emsal kararında bu dava için dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine şeklinde karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü vekili açısından, 10.maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu H.A.Y. Yurdu Müdürlüğüne ilişkin İI Emniyet Müdürlüğü Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan tarihli kontrollerde, güvenlik görevlisi olarak bildirimi yapıldığı halde sonradan işten ayrıldığı anlaşılan bazı güvenlik görevlilerinin ayrılış bildirimlerinin 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair kanunun "kimlik" başlıklı 12.maddesinde yer alan "Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir." hükmüne rağmen Valiliğe bildirtmediğinin anlaşılması sonucu, Kredi Yurtlar Kurumuna, 5188 sayılı Yasanın 20/f maddesi uyarınca toplam 7.326,25 TL idari para cezası verilmesi sonrasında, davalı kurumca ödenen 5.494,76 TL. nin tahsili için kurumda görevli davacı ve arkadaşlarına kusurlu oldukları gerekçesi ile rücu edilerek, davacı bakımından 930,44 TL borç bildirimi yapılmış olup, tazmine konu miktar maaşından kesinti yapılan davacı tarafından, maaşından kesilen paranın faizi ile birlikte iadesi istemiyle açılmıştır sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemek olduğu belirtilmiş, "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde, kamu zararı, "kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır." biçiminde tanımlanmış ve kamu zararının belirlenmesinde; a) iş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması, b) mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması, c) transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması, d) iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması, e) idare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması, g) mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılmasının esas alınacağı, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararının, 72
73 zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edileceği, kamu zararının, bu zarara, neden olan kamu görevlisinden veya diğer gerçek ve tüzel kişilerden tahsiline, ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe giren Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Kamu Zararından Doğan Alacağın Tebliğ ve Takibi" başlıklı 10. maddesinde, kamu zararından doğan alacakların, yetkili birimlerce sorumluların ve ilgililerin bilinen adreslerine imzaları alınmak suretiyle veya Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, tebliğde; borcun miktarı, sebebi, doğuş tarihi, faiz başlangıç tarihi, ödeme yeri, yedi günlük itiraz süresi ve itiraz mercii belirtilerek, söz konusu tutarın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödenmesinin isteneceği, itiraz ve itirazı değerlendirme süresinin bir aylık ödeme süresini etkilemeyeceği, kamu zararı alacaklarının yapılan tebligata rağmen sorumlular ve/veya ilgililerce süresinde rızaen ödenmemesi halinde ilgili alacak takip dosyasının sürenin bitiminden itibaren beş iş günü içerisinde alacağın hükmen tahsili ipin, strateji geliştirme birimi veya taşradaki ilgili takip birimince kamu idaresini temsile yetkili hukuk birimine gönderileceği, 12. maddesinde ise kamu zararından doğan alacakların rızaen ve sulh yolu ile ödenmek, Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle tahsil edileceği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen Kanun ve Yönetmelik maddelerine göre; 5018 sayılı Kanun'un 71'inci maddesinde tanımlanan kamu zararının tahsil ve takibinde 5018 sayılı Kanun'un 71'inci maddesi ile anılan maddeye dayanılarak yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te yer alan hükümlerin uygulanması gerektiği, bu hükümlere göre kamu zararının tahsili için öncelikle sorumlu personelin rızaen ve sulh yoluyla ödeme yapması gereğinin kendisine tebliğ edileceği, kamu zararı nedeniyle ortaya çıkan alacağı personelin rızaen ödememesi durumunda 2004 sayılı icra ve İflas Kanunu'na göre takip yapılacağı, İcra ve İflas Kanunu'na göre takip başlatılmadan idarenin söz konusu alacağın tahsilini personelin aylığından re'sen kesinti yapmak suretiyle sağlayamayacağı, ortaya çıkan kamu zararının tahsili/tazmini hususunda idarenin re'sen icra yetkisinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü İzmir Bölge Müdürlüğü'nde Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak görev yaptığı, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu H.A.Y. Yurdu Müdürlüğünde İI Emniyet Müdürlüğü Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan tarihli kontrolde güvenlik görevlisi olarak bildirimi yapıldığı halde sonradan işten ayrıldığı anlaşılan bazı güvenlik görevlilerinin ayrılış bildirimlerinin 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair kanunun "kimlik" başlıklı 12.maddesinde yer alan "Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir." hükmüne rağmen valiliğe bildirtmediğinin anlaşılması sonucu, Kredi Yurtlar Kurumuna, 5188 sayılı Yasanın 20/f maddesi uyarınca toplam 7.326,25 TL idari para cezası verildiği, buna istinaden ödenen 5.494,76 TL.miktar bakımından kurumda görevli davacı ve arkadaşlarına kusurlu oldukları gerekçesi ile rücu edilerek, davacı bakımından 930,44 TL borç bildirimi yapıldığı,kendi talebine istinaden maaşından kesinti yapılan davacının, kesintinin haksızlığını iddia ederek maaşından kesilen paranın faizi ile birlikte iadesi için görülmekte olan davayı açtığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında yapılan incelemede, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü İzmir Bölge Müdürlüğü nün günlü yazısı ile davacı T.Y. a 930,44 TL borç tutarını Bölge Müdürlüğünün TC Ziraat Bankası Eşrefpaşa Şubesindeki bir hesaba veya Bölge Müdürlüğü veznesine yatırması gerektiğinin bildirildiği ve bu yazının ekine tarih ve sayılı borç bildirim belgesinin eklendiği, sonrasında davacı tarafından Yurtkur İzmir Bölge Müdürlüğü ne hitaben tarihinde yazdığı dilekçe ile 930,44 TL tutarındaki idari para cezasının maaş hesabından kesilmesini talep ettiği ve buna istinaden bahse konu miktarın 2 taksit halinde davacının maaş hesabından kesildiği, davacı tarafından, söz konusu ödemenin haksız olduğu gerekçesi ile maaşından yapılan kesintinin iadesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2.maddesinde İdari dava türleri sayılmış olup, a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmıştır. Belirtilen tüm bu hususlara göre, davaya konu edilen husus herhangi bir idari işlem veya eylemden kaynaklanmayıp, davacının kendi rızası ile yaptığı ödemenin hukuka aykırılığı iddiasıyla iadesi 73
74 istemine ilişkin olduğundan, 2577 sayılı Kanun un 2.maddesinde belirtilen idari dava türlerine uymamakla birlikte, davacının haksız yere ödediğini iddia ettiği paranın iadesi için alacak davası şeklinde açmış bulunduğu davanın, Borçlar Kanunu kapsamında özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın başvurusunun kabulü ile, davalı idare vekilinin görev itirazının reddine ilişkin İzmir 2.İdare Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN İzmir 2.İdare Mahkemesince verilen gün ve E:2014/1179 sayılı KARARIN KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * III-2247 SAYILI KANUN UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2014/834 KARAR NO : 2015/79 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : G. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. H.C.E. & Av. M.S.E. Davalı : Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekilleri : 1-Av. M.P. (İdari Yargıda) 2-Av. G.S. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilim şirkete sayılı poliçe ile kasgo sigortalı 16. plakalı vasıta tarihinde geçirdiği trafik kazası neticesinde hasarlanmıştır. Bahis konusu olay neticesinde müvekkilim şirkete sigortalı vasıtada 9.583,00 TL lik hasar meydana gelmiş, tespit edilen hasar bedeli sigortalı vasıta sahibine ödenmiştir. İbraz edilen zabıt varakasına göre olayın meydana gelişinde davalı idarenin %100 yol kusuru tespit edilmiştir. Meydana gelen hasar nedeniyle sigortalısına 9.583,00 TL tazminat ödeyen şirketimiz TTK nun 1301 nci maddesine göre sigortalısının haklarına halef olarak kusur nispetine göre işbu davayı açmaya hak kazanmıştır. İşbu sebeple öncelikle davalıya iadeli taahhütlü rucü mektubu gönderilmiş olup, bu zamana kadar herhangi bir cevap alınamamıştır. Yukarıda belirtilen sebepler dolayısıyla; fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere 9.583,00 TL nın ödeme tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve vekalet ücreti ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Bursa 1.İdare Mahkemesi; gün ve E:2012/1313, K:2013/192 sayı ile özetle; davanın, 16 BSC 36 plakalı aracın kasko sigortacısı olan davacı şirket tarafından, anılan aracın tarihinde Bursa İli, Mudanya yolunda bulunan Emek Mahallesi Akuğur Market karşısındaki ana yolda açık halde bulunan rögar çukuruna düşmesi sonucu oluşan 9.583,00 TL maddi zarar meydana gelmesinde, davalı idarenin 2918 sayılı Yasa uyarınca üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle hizmet kusuru olduğundan bahisle, 9.583,00 TL maddi zararın ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Yasanın 10, 110 ve Geçici 21. maddelerine göre, 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluğa (tazminata) ilişkin davalar, 110.maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihinden sonra adli yargı yerlerinde görüleceğinden bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. 74
75 Davacı vekili bu kez aynı istemle önce Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı nı davalı olarak göstermek suretiyle Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi nin E:2013/473 numaralı dosyasında dava açmış olup, bu dava devam ederken, bu kez yine aynı istemle Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü nü davalı olarak göstermek suretiyle Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi nin E:2013/741 numaralı dosyasında dava açmış olup, iş bu dava Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi nin E:2013/473 numaralı dosyası üzerinde birleştirilmiş ve davaya bu dosya üzerinden devam edilmiştir. Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve E:2013/473, K:2013/771 sayı ile özetle davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi gün ve E:2014/3135, K:2014/3324 sayılı kararı ile; Birleştirilen dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın BUSKİ'den rücuen tahsiline ilişkindir sayılı TTK.nın 18'inci maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiş, aynı Yasanın 12/11. Maddesinde su, gaz, elektrik dağıtım, telefon, radyo ile haberleşme ve yayın yapma gibi işlerle uğraşan müesseselerin ticarethane sayılacakları hükme bağlanmıştır. Bu durum karşısında, TTK.nun 3, 11, 12/11, 14, 18/1. maddeleri uyarınca davalı BUSKİ'nin tacir, davacının iddia ettiği olayın ise, haksız fiil niteliğinde olduğu ve tacirin haksız fiilinden kaynaklanan tazminat davasının adli yargıda bakılması gerektiği nazara alınarak işin esasına girilip sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde bu davalı hakkında davanın idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bozma neden ve şekline göre birleştirilen davada davalı BUSKİ vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin asıl dava yönünden temyiz itirazlarının reddiyle, asıl davada verilen hükmün ONANMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin birleştirilen dava yönünden temyiz itirazlarının kabulü ile birleştirilen davada verilen hükmün BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle birleştirilen davada davalı BUSKİ vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, aşağıda dökümü yazılı 0,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden birleştirilen dosya davalısı Buski Genel Müdürlüğü'ne geri verilmesine gününde oybirliğiyle karar verildi. demek suretiyle davalı BUSKİ bakımından verilen görevsizlik kararının bozulmasına, davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından verilen görevsizlik kararının ise onanmasına karar vermiş ve karar bu şekilde kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından, 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortalanan 16 BSC 32 plakalı aracın yolda rögar kapağının açık bırakılması nedeniyle rögar çukuruna düşmesi sonucu meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasında 9.583,00 TL zararın sigortalıya ödendiği, sigortalıya davacı tarafından ödenen zararın tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, 75
76 işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/473, K:2013/771 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 76
77 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 2-ESAS NO : 2015/68 KARAR NO : 2015/92 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Dava konusu taşınmaza plan doğrultusunda tel örgü çekilmek suretiyle fiilen el konulduğu iddiasıyla ve taşınmazın bedelinin tazmini istemiyle açılan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : İ.Y. : Av. B.G. : Orman Genel Müdürlüğüne İzafeten Yalova Orman İşletme Müdürlüğü : Av. N.S.T. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde, Yalova İli, Çınarcık İlçesi, Esenköy Mahallesi, Çınarlı mevkii, 164 ada, 39 ve 40 parselde bulunan gayrimenkullerin dan beri maliki olduğunu, Yalova Orman İşletme Müdürlüğünün müvekkiline ait gayrimenkuller üzerinde usulüne uygun bir kamulaştırma kararı almadan tarihinden itibaren taşınmazların tel örgülerle çevirdiğini, taşınmazlara fiilen el koyduğunu, ve el koyma neticesinde müvekkilinin maliki olduğu taşınmazlar üzerinde mülkiyet hakkından kaynaklanan tasarruf imkanının kesintiye uğradığını ileri sürerek, müvekkile ait gayrimenkullerin Orman Genel Müdürlüğüne izafeten Yalova Orman İşletme Müdürlüğü tarafından yapılan kamulaştırmasız el atma neticesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ,00 TL nin kamulaştırmasız el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı idare vekili süresi içerisinde verdiği dilekçe ile taşınmazın bulunduğu yerde 1945 yılında orman kadastrosu yapıldığı ve taşınmazın bu çalışmalarda orman sınırı dahilinde kaldığı halde, yolsuz olarak tapu kaydı oluşturulduğu ve taşınmazın satış yolu ile davacıya geçtiğini; 6831 sayılı Yasanın herhangi bir kamulaştırma usulü öngörmediğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. YALOVA 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/608, K:2014/187 sayı ile, tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasanın 21.maddesi ile Kamulaştırma Kanununun geçici 6.maddesinde yapılan değişiklik ile; Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır hükmünün getirildiğini, öte yandan Anayasa Mahkemesinin gün, 2013/93 Esas, 2013/101 Karar sayılı ilamında da; Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiğini; imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin tasarruf yetkisinin, ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığını, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. BURSA 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/645, K:2014/918 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 14.maddesinin 3.bendinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, 3. ve 5.maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceğini; aynı Kanunun 15.maddesinin 1/a bendinde ise; adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların görev yönünden reddine karar verileceğinin belirtildiğini, uyuşmazlığa konu olayda, davacıya ait söz konusu taşınmazın meri imar planında konut alanında kaldığı ancak davalı idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi olmaksızın 1995 tarihinden beri tel örgülerle çevrilerek fiilen davacının tasarruf hakkının engellendiğini, uyuşmazlığın hukuki el atmadan değil, haksız fiil niteliğindeki fiili el atma nedeniyle oluşan zararın tazminine ilişkin olduğu ve uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı yerinde olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin 77
78 Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıların taşınmazına idarece tel örgü çekilmek suretiyle fiilen müdahalede bulunulduğu; ancak bu güne kadar herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı gibi bir bedel de ödenmediğinden bahisle ve taşınmaza kamulaştırmasız el atılması nedeniyle; taşınmazın bedelinin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10, TL.sinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, Yalova İli, Çınarcık İlçesi, Esenköy Mahallesi, Çınarlı mevkii, 164 ada, 39 ve 40 parsel sayılı, mülkiyeti davacıya ait taşınmazların tel örgü çekilmek suretiyle fiilen tasarruf hakkının elinden alındığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen ,00 TL zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kamulaştırmasız el atma tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı, Yalova 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin günlü Çınarcık Belediye Başkanlığı na yazdığı yazı ile, dava konusu taşınmazlara fiilen el atma tarihi olan tarihindeki imar durumunun çıkarılarak mahkemelerine gönderilmesi rica edilmiş; Esenköy Belediye Başkanlığı imar işleminin gün ve 177 sayılı cevabi yazısında taşınmazların, tarihi itibariyle o tarihteki uygulama planında Konut Alanında Ön Bahçeli Ayrık Nizam 4 Kat Taks: 0.30 Kaks:1.20 olacak imarlı bulunduğu bildirilmiştir. Diğer yandan, davacı vekilince, dava dilekçesinde taşınmazlara tel örgülerle çevrilmek suretiyle fiilen el atıldığı; bu el koyma neticesinde müvekkilinin maliki olduğu taşınmazlar üzerinde mülkiyet hakkından kaynaklanan tasarruf imkanının kesintiye uğradığı belirtilmekle buna mukabil davalı idare vekilinin cevap dilekçesinde taşınmazın bulunduğu yerde, 1945 yılında yapılan orman kadastrosunda taşınmazın orman sınırı dahilinde kaldığı halde tapu kaydı oluşturularak satış yolu ile de davacıya geçtiği; hatalı tapu kaydı oluşturulmasında idarelerin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı ve kamulaştırma yükümlülüğünün olmadığı da savunulmak suretiyle, taşınmazlara tel örgü çekilmesi fiilinin gerçekleştirildiğinin zımnen de olsa kabul edildiği anlamı taşıdığı sonucuna varılmış, zira davalı idarece taşınmazlara tel örgü çekilmediği şeklinde bir savunmada bulunulmamıştır. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Bu durumda, dava konusu taşınmazın imar planında konut alanı olarak düzenlendiği, buna karşılık, davacı vekili tarafından ısrarlı bir biçimde, davalı Orman Genel Müdürlüğü tarafından, taşınmaza tel örgü çekilmek suretiyle fiilen el konulduğunun iddia edildiği; bu bağlamda, taşınmaz üzerindeki mülkiyete ilişkin sorun çözülmeden taşınmaza el atılması nedeniyle, taşınmazın bedelinin tazmini istemiyle dava açıldığı ve bu iddianın aksinin de ispat edilmediği gözetildiğinde; davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün, adli yargı yerinin görevine girdiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, davalılardan Orman Genel Müdürlüğünün savunma dilekçesinde, taşınmazın orman sınırları içerisinde olduğu, bu alanda imar planı yapılamayacağı, açılan davanın, orman kadastrosuna itiraz 78
79 süresini kaçıran davacıya maddi anlamda yeni bir hak tanımayacağı ifade edilmekte ise de, bakılan davanın, söz konusu işlem ya da işlemlere karşı açılmadığı esasen bir başka davanın konusunu oluşturabileceği açık olduğundan; bu hususun, mevcut uyuşmazlığa ilişkin yargı yolunu değiştirici bir etkisinin bulunmayacağı kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Adli Yargı yerinin görevli olduğu ve Yalova 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yalova 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2013/608, K:2014/187 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 3-ESAS NO : 2015/74 KARAR NO : 2015/93 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. F.P. Davalı : Pendik Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. A.O.Y. (Adli Yargıda) Av. Z.H.S. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı şirket vekili, dava dilekçesinde özetle; B.T. ya ait 34.. plaka sayılı aracın davacı şirket tarafından Tüm Oto Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu; tarihinde, İstanbul/Pendik Kurtköy İtfaiye önü İtfaiye Çıkmazı nda aracın alt kısmının rögar kapağına çarpması sonucu araçta maddi hasar meydana geldiğini; sigortalı araçta meydana gelen hasarın tarihinde sigortalıya ödendiğini; kazanın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru ve hukuki halefiyet gereği davalı idarenin kusuru oranında sorumlu bulunduğu miktar olan 4.390,81 TL lik rücu alacağının tahsili amacıyla yapılan başvuruya cevap verilmediğini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla 4.390,81 TL nin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : gün ve E:2012/675, K:2013/139 sayılı kararında; Yol yapma, bakım ve temizlenmesi işi davalı belediyeye yasa ile verilmiş bir görevin gereğidir. Bu görevin gereği gibi yapılmamasından doğan zarar hizmet kusurundan kaynaklanan zarardır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediye, kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davalar, İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu nun 2. maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Bu nedenle yargı yolu nedeniyle görev yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir şeklindeki gerekçe ile davanın yargı yolu nedeni ile reddine karar vermiş ve karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ : gün ve E:2013/18169, K:2013/17211 sayılı kararında; mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına şeklindeki gerekçe ile hükmün onanmasına karar vermiş ve onama kararının ardından görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1053 K:2014/1592 sayılı kararında ; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasının ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma 79
80 usullerini kapsadığı dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi nin tarih ve E:2014/720, K:2014/775 sayılı kararı da bu yöndedir şeklindeki gerekçe ile davanın 2577 sayılı Kanun un 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dosya mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyaların incelenmesinden; davacı sigorta şirketinin sigortalısı olan 34. plakalı aracın İstanbul ili, Pendik ilçesi, Kurtköy itfaiye önündeki yolda bulunan rögar kapağına çarpması sonucu kaza yaptığından bahisle araçta meydana gelen 4.390,81 TL lik maddi zararın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan
81 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/675 K:2013/139 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/675 K:2013/139 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nm l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır. 81
82 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KİK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red karan verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, 82
83 Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 4-ESAS NO : 2015/77 KARAR NO : 2015/96 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Emekli Sandığına tabi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ve borç çıkartılmasına ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : M.A. : Av. E.B.K. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı : Av. T.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı idareden müteveffa babası üzerinden tarihli itibarı ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu na tabi olarak yetim aylığı almakta iken; kronik rahatsızlıkları nedeni ile eczaneye giderek ilaç almak istediği zaman müteveffa babası üzerinden yararlandığı sağlık hizmetinin kesildiğini tarihinde tesadüfen öğrendiğini, bu hususta aynı gün SGK İl Müdürlüğü ne giden müvekkilinin, aynı zamanda babası üzerinden aldığı yetim aylığının kesildiğini ve bunun nedeninin de anlaşmalı olarak boşanması olduğunun şifahi olarak yetkili memurca kendisine söylendiğini, bunun ardından müvekkiline tarihinde müvekkilinin haksız karne kullanımından kaynaklı borç bildirimi yapıldığını ancak söz konusu belgede bu borcun tahakkuk ettirilmesine dayanak olarak gösterilebilecek ne bir belge ne de bir gerekçe tebliğ edilmediğini, müvekkiline toplamda 3.964,78 TL borç tahakkuk ettirilerek 5510 Sayılı Kanun un 96.maddesine istinaden hazırlanan fazla veya yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmelik hükümlerine göre geri ödenmesinin istendiğini, ayrıca kurum tarafından müvekkilinin babası üzerinden aldığı yetim aylığının kesildiğini, bu belgede müvekkiline bu hususta bir bildirimde bulunulmadığını, adına borç çıkartılmasına ilişkin davalı idarenin tarih ve sayılı haksız karne kullanımından kaynaklı olduğu belirtilen ( tarihine kadar işlemiş faiziyle birlikte 3.964,78 TL lik) borç bildirim işlemi ile bu işleme ve yetim aylığının kesilmesine yönelik işlemlere yönelik itirazı nedeniyle SGK Başkanlığı Eskişehir Sosyal güvenlik İl Müdürlüğü Yunus Emre Sosyal güvenlik Merkezi nin tarih ve sayılı ret işleminin ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Bütçe Daire Başkanlığı nın tarih ve sayılı (müvekkilinin işlemiş faizi hariç ,63 TL borçlu olduğu bildirilen) işleminin ve bu işlemlere dayanak olan müvekkiline davalı idarece ödenen yetim aylığının kesilmesine ilişkin işlemin iptali ile yetim aylığı kesilme tarihinden itibaren mahrum kalınan aylıkların yasal faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 11.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E: 2012/1092, K: 2012/1386 sayı ile, 5510 sayılı Kanunun 56. ve 96. maddeleri uyarınca davacının yetim aylığının kesilmesi ve geçmiş dönemde ödenen aylıkların borç çıkartılmasına ilişkin işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın, aynı Kanunun 101. maddesi hükmü uyarınca İş Mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, bu davanın görev yönünden Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. DANIŞTAY 11.DAİRESİ: gün ve E:2013/223, K:2013/7072 sayı ile, İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmelerinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olduğu, bu nedenle İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçenin hukuk ve usule uygun olduğu, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile İdare 83
84 Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiş, davacı vekili onama kararına karşı kararın düzeltilerek kaldırılması talebinde bulunmuştur DANIŞTAY 11.DAİRESİ: gün ve E:2013/6019, K:2014/3901 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 54.maddesinin 1.fıkrası ve 2.fıkrasında gösterilen sebeplere uymadığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 2. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/468, K: 2014/703 sayı ile, davanın yetim aylığının bağlanmasına ilişkin olduğu, davacının ölen babasından dolayı yetim aylığı bağlanmasını talep ettiği, davacının babasının emekli sandığına tabi olarak çalıştığı, dolayısıyla dava konusu uyuşmazlığın 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu, 5434 sayılı Yasanın uygulanması gereken uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeniyle görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, davacı vekilinin talebi üzerine, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Emekli Sandığına tabi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacıya yersiz ödendiğinden bahisle yetim aylığının kesilmesine ilişkin işlem ile adına borç çıkartılmasına ilişkin tarih ve sayılı işlemin ve bu işlemlere yaptığı itirazın reddine ilişkin tarih ve sayılı işlemin ve faiz hariç işlemiş borcunun ,63 TL olduğunun bildirilmesine ilişkin tarih ve sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında bulunan davacının müracaatı ve bunun üzerinde davalı kurum tarafından düzenlenen Yetim Aylığı Bağlama kararı içeriğinden, davacının müteveffa babasının 5434 sayılı Yasaya tabi olarak çalışırken vefat ettiğinin anlaşıldığı, bu itibarla müteveffa nın 5434 sayılı Yasa kapsamında olduğu tespit edilmiştir tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki 84
85 uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu personeli olan babasından dolayı kendisine yetim aylığı bağlanan ve boşandığı eşiyle beraber yaşadığının tespit edildiğinden bahisle yetim aylığının kesilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün; gerek 5510 sayılı Yasanın 56.maddesinin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Yasanın 75.maddesinin genişletilmiş hali olması, Yasanın dava konusu olaya ilişkin 56.maddesinin son fıkrasının tarihinde yürürlüğe girmesi; buna karşılık davacıya, 5434 sayılı Yasa hükümlerine göre, babasından dolayı yetim aylığı bağlanması işleminin 5434 sayılı Yasa uyarınca tesis edilmesi hususları da gözetildiğinde, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 11. İdare Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11. İdare Mahkemesi nin gün ve E: 2012/1092, K: 2012/1386 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 5-ESAS NO : 2015/78 KARAR NO : 2015/97 85
86 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9 ve 47/1-a maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : U.T. : Av. A.U. : Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliği O L A Y : Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliğince, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediği ve trafik zabıtasının uyarı ve işaretlerine uymadığından bahisle, davacı adına gün ve GV seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9 ve 47/1-a maddeleri uyarınca 2250 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. SİLİVRİ SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/182 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2289, K:2014/1730 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9 ve 47/1-a maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır. 86
87 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmiş; Trafik işaretlerine uyma başlığı altında düzenlenen 47. maddesinde ise, Karayollarından faydalananlar aşağıdaki sıralamaya göre; a) Trafiği düzenleme ve denetimle görevli trafik zabıtası veya özel kıyafetli veya işaret taşıyan diğer yetkili kişilerin uyarı ve işaretlerine, b) Trafik ışıklarına, c) Trafik işaret levhaları, cihazları ve yer işaretlemeleri ile belirtilen veya gösterilen hususlara, d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere, Uymak zorundadırlar hükmü yer almıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. 87
88 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. 88
89 Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Silivri Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/182 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 6-ESAS NO : 2015/79 KARAR NO : 2015/98 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : M.B. : İstanbul Valiliği, A Bölgesi Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği, Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HA seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi nce, eylemin gerçekleştiği yer itibariyle yetkisizlik kararı verilerek dava dosyasının Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesi ne gönderilmesi üzerine, Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesi nce aynı gerekçe ile yetkisizlik kararı verilmiş, dava dosyası Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. KÜÇÜKÇEKMECE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/463 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait 89
90 olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1634, K:2014/1635 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. 90
91 Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. 91
92 Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun 92
93 hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/463 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 7-ESAS NO : 2015/86 KARAR NO : 2015/105 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET: yılları arasında atanmak suretiyle Belediye Başkanı olarak görev yapan davacının, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu nun değişik ek 68. maddesi ile 5272 ve 5393 sayılı Kanunlar uyarınca makam ve görev tazminatının ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işleminin iptali ile Yasaların yürürlüğe girdiği tarihinden bugüne kadar geriye dönük olarak tüm alacaklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açtığı davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : A.B. : Av. U.T. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı : Av. O.Ç. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin tarihleri arasında Sıkıyönetim Komutanlığının kararı ile atanmak suretiyle Zonguldak İli Çaycuma İlçesinde belediye başkanlığı yapmış olduğunu; bu nedenle mülga 5434 sayılı Kanunun ek 68. maddesi uyarınca belediye başkanlarına ödenen makam ve görev tazminatından yararlanmak için tarihli dilekçe ile davalı kuruma başvurduğunu ancak davalı kurumun tarihli yazısı ile; tarihleri arasında veteriner olarak görev yaptığınız ve atama yolu ile belediye başkanlığı yaptığınız anlaşıldığından makam ve görev tazminatı ödenmesine imkan bulunmamaktadır. denilmek suretiyle taleplerinin reddedildiğini; taleplerinin, müvekkilinin Emekli sandığı mensubu olması dolayısı ile, 5272, 5393 sayılı Kanunlara göre tarihinden itibaren ilçe belediye başkanlarına ödenen makam ve görev Tazminatı tutarının geriye dönük olarak müvekkiline de ödenmesi şeklinde olduğunu, davalı kurumun ise tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5510 sayılı yasa hükümlerine dayandığını; bunun mevcut yasal düzenlemelere aykırı olduğunu; 5272 ve 5393 sayılı Kanunlar ile Belediye Başkanlarına ödenmesi hüküm altına alınan Makam ve Görev Tazminatından müvekkilinin de yararlanmasının gerektiğini; aksi halde bu durumun hakkaniyete ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edeceğini; mülga 5434 Sayılı Kanunun ( /85 Md.) si ile değişik ek 68. maddesinin Sandıkça emekli aylığı bağlanan Büyükşehir Belediye Başkanlarına 7000, İl Belediye Başkanlarına 6000, İlçe ve İlk kademe Belediye Başkanlarına 3000, diğer Belediye Başkanlarına 1500 gösterge rakamı üzerinden bu madde de belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, Belediye Başkanlarına makam ve görev tazminatı ödenmesi için belediye başkanlığı görevini ister seçimle gelerek isterse Sıkıyönetim Komutanlığı kararı ile vekaleten yürütmede herhangi bir ayırım yapılmadığını; Danıştay On Birinci Daire kararları ile İdare Mahkemelerinin kararlarında ve 5434 Sayılı mülga Emekli sandığı Kanununun ek 68. maddesinin değişik şeklinde de açıkça belirtildiği gibi makam ve buna bağlı olarak görev tazminatının ödenebilmesi için, makam tazminatı ile yüksek hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde iki yıl bulunduktan sonra emekliye ayrılmanın yeterli sayıldığını, belediye başkanlığı görevinin vekaleten veya asaleten yürütülmüş olması konusunda her hangi bir ayırım yapılmadığını ifade ederek; davalı kurum bünyesinde hizmet veren, Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı nın görev ve temsil tazminatı ödenmesi talebinin reddine ilişkin gün ve / sayılı kararının iptali; makam tazminatı ve buna bağlı olarak görev tazminatının 5272 ve 5393 Sayılı Yasaların yürürlüğe girdiği 93
94 tarihinden bugüne kadar geriye dönük olarak tüm alacaklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/792, K:2013/1019 sayı ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri" başlıklı 101'inci maddesinde, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." kuralının yer aldığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacının tarihleri arasında belediye başkanlığı yapması nedeniyle makam-görev tazminatı istemiyle yaptığı başvuranın reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, uyuşmazlığın çözümünün 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olduğu ve 5510 sayılı Kanunun 101. maddesinde aksine hüküm bulunmayan hallerde bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların İş mahkemelerinde görüleceğinin kural altına alınması nedeniyle, davanın görüm ve çözümünde İş mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1 -a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle adli yargıda dava açmıştır. ANKARA 16.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/716, K:2013/889 sayı ile, davanın, 16/02/ /06/1983 tarihleri arasında sıkıyönetim komutanlığının atama kararı ile belediye başkanlığı yapan, 5434 sayılı Kanuna tabii davacıya makam ve görev tazminatı ödenmesi talebine ilişkin olduğu; yapılan yargılamada, davacının belirtilen tarihlerde kamu görevlisi olduğu, statü hukukuna tabi bulunduğu, belediye başkanlığı yaptığı tarihlerin 5510 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önceye, 5434 sayılı yasanın yürürlükte olduğu döneme rastladığı, Uyuşmazlık Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi, 5434 sayılı yasaya tabii kamu idari işlem ve eylem niteliğini korumaya devam edeceği, uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle; davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle HMK 115/2 md gereğince usulden reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekilinin, ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep etmesi üzerine dosya Mahkememizi gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, yılları arasında Zonguldak İli, Çaycuma İlçesinde, atanmak suretiyle Belediye Başkanı olarak görev yapan davacının, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu nun değişik ek 68. maddesi ile 5272 ve 5393 sayılı Kanunlar uyarınca makam ve görev tazminatının ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işleminin iptali ile Yasaların yürürlüğe girdiği tarihinden bugüne kadar geriye dönük olarak tüm alacaklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; davacının veteriner hekim olarak görev yapmaktayken, tarihinde Emekli Sandığı iştirakçisi olarak emekliye ayrıldığı, tarihleri arasında atanmak suretiyle Zonguldak İli, Çaycuma İlçesinde Belediye başkanı olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Davacı, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 631 sayılı KHK ile değişik 68. Maddesi gereğince ödenmesi gereken makam ve görev tazminatının ödenmesi talebinin davalı kurum tarafından reddedilmesi üzerine; gerekli ödemenin yapılması için idari yargıya yaptığı başvurunun görev nedeniyle reddedilmesinin ardından adli yargıya başvurmuştur sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu nun (5510 sayılı kanunun 106. maddesi ile mülga edilen) Ek 68.maddesinde; (Değişik madde: 24/11/ /7 md.) (Değişik fıkra: 23/02/ KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve temsil veya görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan, 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam edilenlere, Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde en az 6 ay çalışmış olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak ödeme yapılır. (Ek cümle: 04/07/ S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek hakimlik tazminatı 94
95 ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır. (Ek cümle: 12/02/ /3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz. (...) (Ek fıkra:07/12/ S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirakçi olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin tamamı dikkate alınır. (Ek fıkra: (12/02/ /3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim kurulu üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa olsun aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken, yararlanma şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya çıktığı tarihi takip eden ay başından itibaren tazminat ödenmesine son verilir. Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi ile birlikte geri alınır.(...) Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir. Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; tarihinde; maddenin Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanır. şeklindeki beşinci fıkra metni ile Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir. şeklindeki son fıkra metni yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri başlıklı Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında; Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir. hükmüne, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise; Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/06/ S.K/10. md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir. hükmüne yer verilmiştir tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem 95
96 yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce, Emekli Sandığı iştirakçisi olarak görev yapan ve bilahare emekliye ayrılan davacının, tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak görevlendirilmesinden dolayı, makam ve görev tazminatından yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın; 5434 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak çözüme kavuşturulacağı gözetildiğinde; idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 2.İdare Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2.İdare Mahkemesi nin gün ve E:2013/792, K:2013/1019 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 96
97 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/92 KARAR NO : 2015/110 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Yapı Kredi Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. H.B. & Av. M.G. Davalılar : 1-Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : İ.K.A. (İdari Yargıda) Y.K. (Adli Yargıda) 2-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av.A.K. (İdari Yargıda) Av. N.Ö.E. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı şirket vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından P nolu Eko Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı bulunan O.P. a ait 34. plakalı aracın, tarihinde Vefa Poyraz Caddesi nden Eski Edirne Asfaltı istikametine doğru seyir halinde iken yolda münferit yol çökmesi nedeniyle hasar gördüğünü; trafik kazası tespit tutanağında yolun yapım, bakım ve onarımından sorumlu kurum veya kuruluşun, yolda meydana gelen çökme ile ilgili olarak gerekli bakım ve onarımını yapmadığını, davalı kurumun kusurlu olduğunun rapor edildiğini, kazanın davacı şirkete ihbarı üzerine sigortalı araca tarihinde 1.894,00 TL hasar ödemesi yapıldığını belirtilerek; 1.894,00TL hasar tazminatının tarihinden itibaren işleyecek T.C.Merkez Bankası nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faiziyle birlikte davalı kurumlardan müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle idari yargıda dava açılmıştır. İSTANBUL 7. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1153 K:2012/2428 sayılı kararında özetle; 2918 sayılı Kanun un 110. Maddesinde, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının, (işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil) adli yargıda görüleceği hüküm altına alındığı gerekçe gösterilerek davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiştir. Görevsizlik kararına karşı taraf vekillerince itiraz edilmesi üzerine; İstanbul Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2013/7731 K:2013/8173 sayılı kararı ile itirazın reddine karar vermiş; taraf vekillerince istenen karar düzeltme talebinin de aynı mahkemece gün ve E:2013/19206 K:2013/16325 sayılı kararı ile reddedilmesinin ardından görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/434 K:2014/277 sayılı kararında özetle; davalıların yolda meydana gelen çökme ile ilgili gerekli bakım ve onarımın yapılmadığı iddiasıyla hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davada İdare Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekilinin talebi üzerine dosya mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 97
98 Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın sorumlu idarelerce giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun 7.maddesinde, Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkilerine; 10.maddesinde belediye trafik birimlerinin; 12. maddesinde il ve ilçe trafik komisyonlarının görev ve yetkilerine yer verilmiş; aynı Kanunun 13.maddesinde, karayolunun yapımı, bakımı, işletilmesi ile görevli ve sorumlu bütün kuruluşların, karayolu yapısını, trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla yükümlü oldukları belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyalarında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; davacı şirket tarafından kasko ile sigortalı bulunan 34.. plakalı aracın, tarihinde Vefa Poyraz Caddesi nden Eski Edirne Asfaltı istikametinde seyir halinde iken yolun çökmesi sonucu oluşan hasarının karşılanması için davacı şirketçe araç sahibine ödenen 1.894,00 TL tutarındaki tazminatın davalılardan tahsili istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir 98
99 karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/434 K:2014/277 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/434 K:2014/277 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. 99
100 Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlersek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, İdare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır.. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açik hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu/veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 9-ESAS NO : 2015/93 KARAR NO : 2015/111 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış 100
101 olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A.A. : Av. E.Ü. : Korgan Kaymakamlığı, Korgan İlçe Emniyet Amirliği O L A Y : Korgan Kaymakamlığı Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HB seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911,00TL. idari para cezası verilmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. KORGAN SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/93 sayı ile; davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava edildiğinin kendi beyanından anlaşıldığı belirtilerek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ORDU İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/767, K:2014/1225 sayı ile; davanın idari para cezasına yönelik olduğunu ve 2918 sayılı Yasa da davacıya verilen idari para cezasına karşı başvuru yolu gösterilmediğinden, 5326 sayılı Kanun un 3 ve 27. maddeleri uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında, 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının; davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; adli yargı kararı ile kesinleşme şerhinin temin edilerek dosya içine konulduğu ve sonuçta usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. 101
102 İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala 102
103 bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan 103
104 olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Korgan Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Korgan Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/93 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 10-ESAS NO : 2015/95 KARAR NO : 2015/112 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A.L. : Av. N.T.A. : İstanbul Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HD seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 727 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BAKIRKÖY 15. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2014/497 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Dava dosyası, davacı vekilinin talebi üzerine, Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve 2014/497 D.İş sayılı yazısı ile İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmiştir. 104
105 İstanbul 5. İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 5. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1728, K:2014/1903 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; 105
106 Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu 106
107 Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği 107
108 üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/497 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 11-ESAS NO : 2015/96 KARAR NO : 2015/113 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : İcra takibine yapılan itirazın iptali, duran takibinin devamı ve davalının %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A. Sigorta A.Ş. : Av. M.Z.D. : Konyaaltı Belediye Başkanlığı O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından kasko sigortalısı bulunan plaka sayılı aracın tarihinde saat 13:15 sularında Hurma Mah Sokak tan 206. Sokak a dönüş yapmak istediği sırada yolların bozuk ve çukurlu olması sebebiyle şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu C.P.L. Sitesi önünde park halinde bulunan araca çarparak yol kenarındaki kanala yan yatmak suretiyle devrildiğini ve bunun sonucunda maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, tarihinde tutulan maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağında kazanın yolun yapısından kaynaklandığı ve araç sürücüsünün KTK madde 29/8 uyarınca dönemeçlere girişlerde aracın hızını azaltmak kuralını ihlal ettiğinden dolayı tali kusurlu olduğunun belirtildiğini, müvekkili şirket tarafından yaptırılan ekspertiz incelemesinde trafik kaza tespit tutanağı doğrultusunda dava konusu kazanın meydana gelmesinde davalı Konyaaltı Belediye Başkanlığı nın %75 asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, bu kaza nedeni ile müvekkili şirketin sigortalısı araçta ağır hasar meydana geldiğini, ekspertiz sonucunda araçta meydana gelen hasar bedeli ,41 TL nin tarihinde müvekkili şirket sigorta poliçesi teminatından ödendiğini, trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın belediyelerin görevleri arasında sayıldığını, davalı tarafın kazanın meydana gelmesindeki %75 asli kusuru nedeniyle ,31 TL rücuen alacağın tahsili amacıyla Antalya 1.İcra Müdürlüğü nün 2014/2895 Esas sayılı dava ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın tarihinde haksız itirazı sonucu icra takibinin durdurulmasına karar verildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına, müvekkili şirket tarafından ödenen ,31 TL rücuen tazminat alacağının davalı taraftan ödeme tarihi olan tarihinden itibaren banka reeskont faizi ile birlikte tahsiline ve davalı taraf aleyhine asıl alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. ANTALYA 9 ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/272, K:2014/284 sayı ile, davanın, İİK nun 67 vd. maddeleri uyarınca açılmış itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, davacı sigorta şirketi nezdinde sigortalı bulunan 07 NFM 15 plaka sayılı aracın kaza yaptığı yolun bakım ve onarımının iyi yapılmadığı, bu yolun sorumluluğunun Konyaaltı Belediye Başkanlığına ait olduğu ileri sürülerek idarenin hizmet kusuru nedeniyle sigortalıya ödenen bedelin idarenin %75 kusuru oranında tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olduğu; bilindiği üzere; bir kamu tesisinin gerek yapılmasındaki, gerekse kullanılması veya korunmasındaki kusurdan doğan zararların idari işlem ve eylemlerden doğan zarar niteliğinde olup, dava niteliği itibariyle, 2577 İYUK nun 2/b maddesi uyarınca idari yargının görev alanında kaldığı gerekçesiyle davada mahkemelerinin değil idare mahkemelerinin görevli olduğu, yargı yolu caiz bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar 108
109 kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez davalı tarafın kazanın meydana gelmesindeki %75 asli kusuru nedeniyle ,31 TL rücuen alacağın tahsili amacıyla Antalya 14.İcra Müdürlüğü 2014/2895 E. Sayılı dosya ile ilamsız icra takibi başlatılmış olup davalı tarafın tarihinde haksız itirazı sonucu icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, bu nedenle, davalı tarafın %75 asli kusurunu karşılayan ,31 TL nın ödenmesi için Antalya 9.Asliye Hukuk Mahkemesi 2014/272 E., 2014/284 K. sayılı dosyada itirazın iptali davası açmışsalar da, dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddi ile idari yargının görevli olduğuna dair karar verildiği, anılan mahkeme kararının temyiz edilmemesi sebebi ile tarihinde kesinleşmiş oluğu, İYUK madde 9/1 uyarınca, idari dava açma zorunluluğu doğduğu, dolayısıyla müvekkili şirket tarafından ödenen ,31 TL rücuen tazminat alacağının davalı tarafından ödeme tarihi olan tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. ANTALYA 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1463, K:2014/1190 sayı ile, konusu uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun uygulanmasına ilişkin bir tazminat davası olduğu, anılan Kanunun 110. maddesi uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesiyle adli yargının görev alanına giren davanın 2577 sayılı Yasa nın 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, adli ve idari yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, adli yargı kararının kesinleşme şerhli örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali, duran takibinin devamı ve davalının % 20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesi istemiyle açılmıştır sayılı İcra ve İflas Kanunu nun İlamsız takip başlıklı Üçüncü Bap, maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır. İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir. İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır. Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/ /37 md.), (Değişik birinci fıkra: 17/7/ /15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/ /1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/ /103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır hükümlerini taşımaktadır. Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü 109
110 edilen mahkeme ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu dolayısıyla, Antalya 9.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 9.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/272, K:2014/284 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 12-ESAS NO : 2015/98 KARAR NO : 2015/115 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Belediyenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasında kullanılan elektrik tüketimine ilişkin faturaların ödenmediğinden bahisle, ödenmeyen fatura bedellerinin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı : Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. Vekilleri : Av. B.A. & Av. H.B. Davalı : Selçuk Belediye Başkanlığı Vekili : Ö.D. (Adli Yargıda) K A R A R O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde; davacı şirketin, davalı idarenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılması hizmetini yürütmekte olup bu hizmeti, 1 Nisan 2003 tarihine kadar 09 Kasım 1995 tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği ve bu tarihten sonra ise EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre yaptığını; Yönetmeliğin 5/G-b maddesi İl, ilçe, belde ve köylerdeki, cadde, sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerlerin aydınlatılmasıdır. Bu aydınlatmalarla ilgili elektrik enerjisine Ücretsiz ve Tarife Altı Yönetmeliği hükümleri uygulanır. Genel aydınlatma projesi dışında yapılmış olan özel ve dekoratif amaçlı aydınlatmalar bu kapsama girmez." hükmü gereğince davalı ve aynı statüdeki diğer abonelere reel ölçüm yapılmaksızın, satın alınan enerjinin %3 ü karşılığı alınarak ve her yıl düzenlenen bilançolara yansıtıldığını; uygulama bu şekliyle devam ederken tarihinde yürürlüğe giren 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri ve Mal ve Hizmet Tarifeleri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun un 1.maddesi ile, kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerine işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma ücretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz. şeklindeki düzenlemeden sonra ise Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 13. maddesi uyarınca alınan 112 sayı ve tarihli Enerji Piyasası Düzenleme Kurul kararıyla Genel Aydınlatma tarife grupları içine alınarak ücretlendirmeye tabi tutularak davalıya ücretsiz ve tarife altı hükümlerin uygulanmasına son verildiğini; daha sonra ise tarih sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunca alınan, Elektrik Abonesi Bazı Kişi ve Kuruluşların tarihli 4736 sayılı Kanunun l. maddesinin 1.fıkrası hükmünden Muaf Tutulması ve Uygulama Esaslarının Düzenlenmesine İlişkin Ekli Kararı Yürürlüğe Konulması Hakkında Kararın yayınlandığını; söz konusu kararın İndirimli tarifeden yararlanacak kişi ve kuruluşlar başlıklı 2. maddesinin f bendinde ibadethaneler ve genel 110
111 aydınlatma yerleri (il, ilçe, belde ve köylerdeki cadde ve sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerler) indirimli tarifeden faydalanacak birimler olarak karar altına alındığını; aynı kararın 3. maddesinin f bendinde ise 2002 yılı içerisinde bu kararın 2. maddesinin f bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık ejderleri belediye sınırları içerisinde ilgili belediye, belediye sınırları dışında ilgili il özel idare bütçesinden ibadethanelerin elektrik enerjisi ise Diyanet İşleri Başkanlığının takip eden yıl bütçesine konacak ödenekten karşılanır. hükmünün yer aldığını; bunun üzerine davacı şirketin davalının sorumluluk sahasında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasını gerçekleştirdiği tesislere ölçü sistemi kurarak ve bu ölçü sisteminden geçen enerjiyi davalıya yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri gereği fatura ettiğini; fakat davalı idarenin fatura edilip tebliği yapılan muhtelif aboneliklere ait 74 adet fatura karşılığı olan tarihi itibariyle gecikme cezası ve KDV dahil toplam ,22 YTL. ye tekabül eden (asıl alacağı 41,922,01 YTL olan) bedele ilişkin faturaları ödemekten kaçınarak davacı şirkete iade ettiğini; davalının iade gerekçesinde abone sözleşmesinin olmaması ve yapılan genel aydınlatma işleminin Belediyeye değil kamuya yönelik olduğunun ileri sürüldüğünü; oysa davacı şirketin yaptığı işlemin Bakanlar Kurulu Kararına ve diğer mevzuata dayandığı gibi davacının davalıyı sözleşme yapmaya davet etmesine rağmen davalı tarafın buna bir türlü yanaşmadığı ve kanundan kaynaklanan kuruluş alacağını ödemek istemediği belirtilerek; ,22 YTL alacağın tarihinden itibaren işleyecek Merkez Bankası nın kısa vadeli kredilere uyguladığı %35 oranındaki reeskont faizi ve faizin KDV si ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır. SELÇUK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2005/161 K:2006/102 sayılı kararında; belediye ve mücavir alan sınırları içindeki cadde, sokak ve kamuya ait ücretsiz girilen halka açık yerlerin aydınlatılması hizmetinin tarihli 4736 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar davacı idare tarafından ölçüm yapılmaksızın karşılandığı, 4736 Sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca bu uygulamaya son verildiği, bu yasa uyarınca tanınan yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunun tarihli 4100 Sayılı kararı ile il, ilçe, belde ve köylerdeki genel aydınlatma yerlerinin indirimli tarifeden yararlanacak birimler kapsamına alındığı, davacı idare tarafından 2005/2-3 dönemlerine ilişkin tahakkuk ettirilen faturaların davalı idareye tebliğine rağmen davalı idarenin aralarında abonelik sözleşmesi olmaması ve yapılan hizmetin kamu hizmeti niteliğini taşıması nedeniyle fatura bedellerini ödemediği, davacı idarenin Selçuk Belediyesi ve mücavir alan sınırları içinde kurduğu ölçüm sisteminin teknik gerekliliğe sahip olduğu, bu ölçüm sisteminden başka amaçlı tüketicilerin yararlanmadığı, faturaların düzenlenmesinde Bakanlar Kurulu nun tarihli 4100 sayılı kararının 3/f-2 maddesi hükmü uyarınca açma ve kullanma suyu tarifesinin esas alındığı, davalının 2005/2-3 dönemlerine ilişkin olarak tahakkuk ettirilen 74 adet elektrik tüketim faturası karşılığı olarak ödemek zorunda olduğu asıl borç miktarının ,01 YTL ye tekabül ettiği, dava tarihi itibari ile gecikme cezası ve KDV dahil toplam miktarın ,22 YTL ye ulaştığı, davacı idarenin uyguladığı gecikme cezası oranının TC.Merkez Bankası nın uyguladığı avans faiz oranından daha düşük olması nedeniyle taleple bağlı kalınması gerektiği, Katma Değer Vergisi Yasasının 24.maddesi uyarınca gecikme cezasına KDV uygulanması gerektiği, davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın subut bulduğu anlaşılmakla şeklindeki gerekçe ile, davanın kabulüne, ,22YTL alacağın tarihinden itibaren T C Merkez Bankası nın kısa vadeli kredilere uyguladığı reeskont faizi ve faizin KDV si ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiş ve bu karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2006/14680 K:2007/14088 sayılı kararında; Davaya konu elektrik borcu sokak aydınlatmaları nedeniyle harcanan elektrik bedelinden kaynaklanmaktadır. Bu konudaki düzenleme 4736 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan 4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararıdır. Davalı tarafın sorumluluğunun kaynağının Bakanlar Kurulu kararı olduğunun anlaşılması karşısında taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri idari yargı yeri olmalıdır. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden dikkate alınır. Mahkemece, davalı Selçuk Belediye Başkanlığına yöneltilen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmek gerekirken gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin hükmün bozulmasına karar vermiş ve davacı vekilinin karar düzeltme talebi de aynı dairece gün ve E:2008/3817 K:2008/5917 sayılı kararı ile reddedilmiştir. SELÇUK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2008/147 K:2008/174 sayılı kararı ile bozma ilamına uyarak ve bozma ilamındaki gerekçelerle görevsizlik kararı vermiş ve bu kararın, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi nin gün ve E:2009/11160 K:2009/12213 sayılı kararı ile onanması ve karar düzeltme yoluna gidilmemesi üzerine görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. İZMİR 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2009/1780 K:2009/1878 sayılı kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 4577 Sayılı Kanunla yeniden düzenlenen (a) bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan iptal davaları,idari dava türleri oranında 111
112 sayılmış olup;aynı Yasanın 14.maddesinin 3/d bendinde,dava dilekçelerinin ortada idari davaya konu olacak kesin ve yürütmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği kurala bağlanmıştır. Bu hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, ilgililerin idari dava açabilmeleri için öncelikle ortada idari davaya konu olabilecek idari makamlarca tesis olunmuş bir işlem olması ve böyle bir işlemin kesin ve yürütülür nitelikte bulunması gerekir. İdari yargı yerinde, ancak idare tarafından tesis olunan idari işlemin iptali istemiyle açılan bir davanın incelenmesi olanağı bulunmaktadır. Yoksa, idare tarafından, işlem tesisi niteliğinde bir yargı kararı verilmesi istemiyle açılacak bir dava, idari dava türleri arasında bulunmamaktadır. Dava konusu olayda ise, davacı şirket tarafından, cadde ve sokak aydınlatılması hizmeti karşılığında tahakkuk eden ,22 TL tutarındaki alacağın KDV si ile birlikte davalı idareden tahsili istenilmekte ise de, tahsili istenilen bu tutarın davalı idare tarafından ödenmeyeceğine ilişkin tesis edilmiş bir idari işlem bulunmadığı gibi ödenmesi yönündeki bir başvurunun reddine ilişkin işlem de olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı idarenin, davalı adına cadde ve sokak aydınlatılması hizmeti karşılığında tahakkuk eden alacağın tahsili amacıyla işlem tesis etmesi ve gerekirse davalı tarafından bu işlemin iptali istemiyle dava açması olanaklı iken, davacı idare tarafından, bu alacağın tahsili istemiyle açılan davanın incelenmesi olanağı bulunmamaktadır gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15/1-b maddesi uyarınca davanın incelenmeksizin reddine karar vermiş ve bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. DANIŞTAY ONUNCU DAİRESİ: gün ve E:2010/5201 K:2014/597 sayılı kararında; Olayda, davacı idare tarafından, genel aydınlatma yerleri elektrik tüketim bedellerine ilişkin faturaların, genel aydınlatma yerleri abonesi olarak davalı idarece ödenmemesi nedeniyle, anılan döneme ilişkin faturaların toplam tutarı olan davacı kurum alacağının tazmini istemiyle açılan dava; yukarıda yer verilen 2576 sayılı kanunun 5. maddesi hükümleri uyarınca idare mahkemelerinin görevlerine giren iptal ve tam yargı davaları ile maddede sayılan diğer dava türleri arasında olmadığından, genel hükümler uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi gerekmektedir. Bu itibarla, idare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olması nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın incelemeksizin reddi yolunda verilen temyize konu mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Ayrıca, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesinin 1.fıkrasında; adli, idari askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı merciinin, davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuracağı ve elindeki işin incelenmesini, Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteleyeceği, aynı maddenin 2.fıkrasında ise; dava dosyası ile birlikte uyuşmazlık mahkemesine gönderileceği hükmü yer almaktadır. Bu itibarla, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verdiği E:2008/ 147, K:2008/ 174 sayılı görevsizlik kararı üzerine İzmir 2.İdare Mahkemesinde açılan bu davada da, Mahkemece, Dairemizin bozma kararına uyulması halinde görevli mahkemenin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerektiği tabiidir denilmek suretiyle temyiz isteminin kabulü ile İzmir 2. İdare Mahkemesi nin kararının bozulmasına karar vermiştir. İZMİR 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1277 K:2014/1057 sayılı kararında; Olayda, davacı idare tarafından, genel aydınlatma yerleri elektrik tüketim bedellerine ilişkin faturaların, genel aydınlatma yerleri abonesi olarak davalı idarece ödenmemesi nedeniyle, anılan döneme ilişkin faturaların toplam tutarı olan davacı kurum alacağının tazmini istemiyle açılan dava; yukarıda yer verilen 2576 sayılı kanunun 5. maddesi hükümleri uyarınca idare mahkemelerinin görevlerine giren iptal ve tam yargı davaları ile maddede sayılan diğer dava türleri arasında olmadığından, genel hükümler uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi gerekmektedir. Ayrıca, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanun'un 15. Maddesinde "Olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyaları, son görevsizlik kararını veren yargı merciince, bu kararın kesinleşmesinden sonra, ceza davalarında doğrudan doğruya diğer davalarda ise taraflardan birinin istemi üzerine, ilk görevsizlik kararını veren yargı merciine ait dava dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin belirlenmesi istenir." hükmüne yer verildiğinden ve Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verdiği E:2008/147; K:2008/174 sayılı görevsizlik kararından sonra Mahkememizin iş bu kararıyla da görevsizlik kararı verildiğinden, tarafların Mahkememiz kararının kesinleşmesinden sonra görevli yargı merciinin belirlenmesi istemiyle dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini isteyebileceklerinde duraksamaya yer bulunmamaktadır şeklindeki gerekçe ile davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Dava dosyası davacı vekilinin talebi üzerine Mahkememize gönderilmiştir. 112
113 İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın ise davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı Selçuk Belediyesi nin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasında kullanılan elektrik tüketimine ilişkin faturaların ödenmediğinden bahisle, ödenmeyen fatura bedellerinin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2.maddesinde 1. (Değişik: 10/6/ /1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/ /5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/ /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. 3. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır denilmiştir. İdari dava türlerinden biri olan tam yargı davası, idari nitelikteki işlem ve eylemlerden kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan ve idarenin Kamu Hukuku kurallarına ilişkin sorumluğunu gündeme getirerek, doğan zararın tazminine veya hakkın geri verilmesine mahkûm edilmesi isteklerini konu edinen davalardır. Dosyaların incelenmesinden; belediye ve mücavir alan sınırları içindeki cadde, sokak ve kamuya ait ücretsiz girilen halka açık yerlerin aydınlatılması hizmetinin, tarih, 4736 Sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun un yürürlüğe girdiği tarihe kadar davacı tarafından ölçüm yapılmaksızın karşılandığı, 4736 Sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca bu uygulamaya son verildiği, anılan Yasa ve 233 sayılı KHK nin 35.maddesine dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu'nun tarihli 4100 Sayılı Kararının 2.maddesinin (f) bendi ile il, ilçe, belde ve köylerdeki genel aydınlatma yerlerinin indirimli tarifeden yararlanacak birimler kapsamına alındığı, aynı Kararın 3. maddesinin (f) bendinde, 2002 yılı içerisinde bu kararın 2. maddesinin f bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderlerinin belediye sınırları içerisinde ilgili belediye bütçesinden karşılanacağının belirtildiği; (Bakanlar Kurulu Kararının, belediyelere ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davanın Danıştay10.Dairesinin -8.Daire ile yapılan müşterek Kurulunun
114 gün ve E:2002/4286, K:2005/3965 sayılı kararıyla reddedildiği, kararın İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından onandığı, karar düzeltme isteminin reddedildiği ve kesinleştiği), bunun üzerine davacının, 2006/3, 4, 6 dönemlere ilişkin sokak aydınlatmaları nedeniyle harcanan elektrik bedeli olarak düzenlediği 74 adet faturayı davalıya gönderdiği, davalının bu faturaları ödemeyip iade etmesi üzerine, davacı şirket tarafından faturalar konusu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle bu davanın açıldığı; buna karşılık davalı idare tarafından, su ve elektrik hizmetlerinin satışının kamu hizmeti niteliği taşımasına rağmen, özel hukuk kurallarına göre yürütülen taraflar arasında imzalanan abonelik sözleşmesine dayandığı, ödenmeyen elektrik bedelinin tahsili konusunda hizmeti veren kuruluşa 6183 Sayılı Yasada olduğu gibi kamusal yetki ve ayrıcalık tanınmadığı, tahsilat işleminin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, davacıdan genel sokak aydınlatması ve sokak aydınlatma direklerine enerji verilmesi yönünde taleplerinin olmadığı, taraflar arasında abonelik sözleşmesi bulunmadığı, davacının sokak aydınlatması hizmetini kendilerinin bilgisi ve izni dışında kamu hizmeti olarak kendi isteği doğrultusunda verdiği ifade edilerek davanın reddinin gerektiği savunulmuştur. Davacı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. ile Davalı Selçuk Belediyesi arasında genel aydınlatmaya ilişkin abonman sözleşmesinin bulunmadığı, bedelin tahsili yolunda tesis edilen işlemin abonman sözleşmesine göre değil, 4736 sayılı Yasaya dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 2002/4100 sayılı karar dayanak alınarak tesis edildiği anlaşılmış ise de açılan davanın işlemin iptali değil alacak davası niteliğinde olduğu açıktır. Öte yandan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasanın 1. maddesinde, bu Yasa kapsamında tahsil edilecek alacaklar sayılmak suretiyle belirlendiğinden, bu koşulları taşımayan alacakların takip ve tahsilinde, bu Yasa hükümlerinin uygulanması olanaklı değildir. Bu durumda, dava konusu edilen alacağın idari bir dava niteliğinde olmadığı, özel hukuk hükümlerine göre çözümlenmesi gereken bir alacak davası niteliğinde olduğundan davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2008/147 K:2008/174 sayılı verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2008/147 K:2008/174 sayılı GÖREVSİZLİK KARARIN KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 13-ESAS NO : 2015/99 KARAR NO : 2015/116 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi istemi ile açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi : Av. A.S. : Karayolları Genel Müdürlüğü : Av. G.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete kasko sigorta poliçesi ile korumalı bulunan ve S.S. ye ait 25. plaka sayılı aracın tarihinde Ardahan istikametinden Posof ilçesine seyir halinde iken yoldaki gevşek malzeme sonucu hasara uğradığını, davalının 6/8 kusurlu bulunduğunu, hasar nedeni ile araç sahibine ,00 TL ödendiğini ileri sürerek, ödenen bedelden ,50 TL rücuen tazminatın hizmet kurusu nedeni ile davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/420, K:2013/498 sayı ile, dava konusu uyuşmazlığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun uygulanmasına ilişkin bir tazminat davası olduğu, anılan Kanunun 110. maddesi uyarınca davanın görüm ve çözümünde adli yargı mercilerinin görevli olduğu gerekçesiyle adli yargının görev alanına giren davanın 2577 sayılı Yasa nın 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. 114
115 Erzurum Bölge İdare Mahkemesi: gün ve E: 2013/386, K: 2013/407 sayı ile, kararın onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istem ile adli yargı yerinde dava açmıştır. KARS 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/557, K:2014/54 sayı ile, davacı yanın rücuen tahsilini istediği tazminatı gerektiren haksız eylemin davalının tüzel kişiliği yönünden kamu hizmetinin ifasına dair olduğu ve hizmet kusuru ile bağımlı bulunduğu, o halde uyuşmazlığın tam yargı davasının konusunu oluşturacağı, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu nun 2. maddesi uyarınca hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekeceği, davacı yanın davasını rücuya dayalı haksız fiil kurallarına göre açmış olmasının bu olguyu değiştirmeyeceği, görev kurallarının kamu düzenine dair olduğu ve mahkemelerce istek olmasa bile kendiliğinden dikkate alınacağı, bu itibarla, davada mahkemelerinin değil idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle, yargı yolu caiz bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, idari yargı kararının kesinleşme şerhli örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen sigorta şirketinin, zararın idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; Şirkete sigortalı vasıtanın geçirdiği trafik kazası neticesinde hasarlandığı, bahis konusu olay neticesinde vasıtada maddi hasarın meydana geldiği; tespit edilen hasar bedelinin sigortalı vasıta sahibine ödendiği, olayın meydana gelişinde davalı idarenin yol kusurunun tespit edildiği, meydana gelen hasar nedeniyle sigortalısına tazminat ödeyen şirketin kusur nispetine göre faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı 115
116 görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu dolayısıyla, Kars 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kars 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2013/557, K:2014/54 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımım yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onanmınm yapılmadığı nedeniyle doğan zaraftn tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan 116
117 uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş öldüğünün kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı' T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlanyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 117
118 Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 14-ESAS NO : 2015/102 KARAR NO : 2015/119 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili : Av. H.L.P. & Av. D.P. Davalı : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. A.K. (İdari Yargıda) Av. F.C.A. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortası yapılan 34.. plakalı aracın tarihinde, Ataşehir Şenol Güneş Bulvarı Cevahir caddesi üzerinde seyir halindeyken trafik akışını bozacak şekilde usulsüz yol çalışması yapılması nedeniyle 34.. plaka sayılı araçla çarpışması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kaza sonrasında yapılan eksper raporuna göre araçta oluştuğu tespit edilen 4.000,00 TL lik zararın tarihinde sigortalıya ödendiğini, bu kaza sebebi ile davalı idarenin kusurlu bulunduğu iddiasıyla, meydana gelen TL lik zararın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 9.İdare Mahkemesi: gün, E:2011/729, 2013/78 sayılı kararı ile özetle; davalı idarenin gerekli tedbirleri almadığı iddiasıyla 2918 sayılı Kanun uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 2918 SK nın 110. maddesi hükmü uyarınca adli yargının görev alanına girdiğinden bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz başvurusu üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2013/8002, K:2013/8232 sayılı ilamı ile özetle; itirazların reddine ve kararın onanmasına karar vermiş, karar düzeltme istemi üzerine gün ve E:2013/16025, K:2013/13792 sayı ile davalı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/446, K:2014/287 sayı ile özetle; davaya bakmakla idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, taraflarca temyiz talebinde bulunulmaması üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu,davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy 118
119 birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortası yapılan 34 plakalı aracın tarihinde, Ataşehir Şenol Güneş Bulvarı Cevahir caddesi üzerinde seyir halindeyken trafik akışını bozacak şekilde usulsüz yol çalışması yapılması nedeniyle 34.. plaka sayılı araçla çarpışması sonucu maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen kaza sonrasında yapılan eksper raporuna göre araçta oluştuğu tespit edilen 4.000,00 TL lik zararın tarihinde sigortalıya ödendiğini, bu kaza sebebi ile davalı idarenin kusurlu bulunduğu iddiasıyla, meydana gelen TL lik zararın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa 119
120 Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, İstanbul 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, İstanbul 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2013/446, K:2014/287 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir. 120
121 2918 sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15.Daire E.2013/7688, K.2013/7397, E.2013/14339, K.2014/182 vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 15-ESAS NO : 2015/104 KARAR NO : 2015/121 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 121
122 ÖZET : İcra ve İflas Kanunu nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. A.O.İ. & Av. S.İ. & Av. K.İ. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. C.S. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortası yapılan 07. plakalı aracın tarihinde, Sakarya Bulvarı istikametinde seyir halinde iken sağ şeritte yola dökülen (kaygan sıvı) mazot ve motor yağının etkisiyle yolun kayganlaşması sebebiyle direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu, kaza sonrası meydana gelen 2.673,80 TL zararın tarihinde sigortalıya ödendiğini, bunun üzerine Antalya 7.İcra Dairesinin 2012/4257 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durdurulduğunu belirterek, davalı idarenin Antalya 7.İcra Dairesinin 2012/4257 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazlarının iptaline, davalı idarenin kusur oranına isabet eden TL asıl alacak ile temerrüt tarihinden takip tarihine kadar asıl alacağa işlemiş 281,84 TL faiz olmak üzere toplam 2.952,63 TL nin tahsili ile takibin devamına ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Antalya 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün, E:2013/391, K:2013/310 sayılı kararı ile özetle; davacı şirkete sigortalı aracın davalı Karayolları Genel Müdürlüğü nün sorumluluğundaki yolda gerekli onarım ve bakımının tam ve eksiksiz yerine getirilmeyerek hasarlanmasına neden olunduğu ve davalının hizmet kusurunda bulunulduğu iddiasına dayanılarak açıldığı, kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkileri kullanırken oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklandığı, davanın açıklanan niteliği itibariyle 2577 İYUK nun 2/b maddesi uyarınca idari yargının görev alanında kaldığı anlaşılmaktadır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Antalya 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/1167, K:2013/1374 sayı ile özetle; dava dilekçesinde tazminat talebiyle Antalya Büyükşehir Belediyesine önceden başvuru yapıldığı belirtilmiş olmakla birlikte davanın Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı açıldığı, ancak önceden bu kuruma karşı başvuruda bulunulup bulunulmadığının belli olmadığı, Karayolları Genel Müdürlüğü savunmasında ise bu konuda bir açıklama yapılmadığından kazanın meydana geldiği yolun kendi sorumluluklarında olmadığının belirtildiği görülmüştür. Bu durumda önce hizmet kusuru olduğu düşünülen kuruma başvurulmadı ise bu yol tamamlanmak, başvuruldu ise hangi kuruma ne zaman ne şekilde başvurulduğu ve ne şekilde yanıtlandığı hususları açıkça belirtilmek suretiyle dilekçenin hazırlanması gerektiğinden bu usule uygun olmayan dilekçenin reddi gerekmektedir. demek suretiyle dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15.maddesinin 1.fıkrası (d) bendi gereğince bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren (30) gün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla, 3 üncü ve 14 üncü maddeye uygun şekilde düzenlenerek yeniden dava açılmak üzere reddine şeklinde karar vermiştir. Davacı vekili tarafından süresi içerisinde dava dilekçesi yeniden düzenlenerek idari yargı yerinde aynı istemle dava açılmıştır. Antalya 3.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/101, K:2014/126 sayılı kararı ile özetle; 2918 sayılı Kanun un 110. ve geçici 21. Maddesinde yapılan söz konusu değişikliler sonrası, Karayolları Trafik Kanunu na dayalı olarak açılan sorumluluk davalarında Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi sonrasında açılan davalarda adli yargı mercileri görevli olduğundan, anılan istemle, tarihinde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargının olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz üzerine Antalya Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2014/1355, K:2014/1485 sayılı kararı ile özetle; hükmün onanmasına karar vermiş, karar düzeltme istemi üzerine gün ve E:2014/2485, K:2014/3526 sayı ile karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri 122
123 arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortası yapılan 07. plakalı aracın tarihinde, Sakarya Bulvarı istikametinde seyir halinde iken sağ şeritte yola dökülen (kaygan sıvı) mazot ve motor yağının etkisiyle yolun kayganlaşması sebebiyle direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu, kaza sonrası meydana gelen 2.673,80 TL zararın tarihinde sigortalıya ödendiğini, bunun üzerine Antalya 7.İcra Dairesinin 2012/4257 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durdurulduğunu belirterek, davalı idarenin Antalya 7.İcra Dairesinin 2012/4257 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazlarının iptaline, davalı idarenin kusur oranına isabet eden TL asıl alacak ile temerrüt tarihinden takip tarihine kadar asıl alacağa işlemiş 281,84 TL faiz olmak üzere toplam 2.952,63 TL nin tahsili ile takibin devamına ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı İcra ve İflas Kanunu nun İlamsız takip başlıklı Üçüncü Bap, maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır. İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir. İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır. Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/ /37 md.), (Değişik birinci fıkra: 17/7/ /15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/ /1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/ /103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır hükümlerini taşımaktadır. Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen mahkeme ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Antalya 1.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 123
124 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2013/391, K:2013/310 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 16-ESAS NO : 2015/105 KARAR NO : 2015/122 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk K A R A R Davacı : R.A. Vekilleri : Av. S.S. & Av. Z.E. & Av. A.G. Davalı : 1- Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. M.İ. 2- Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü ANKARA Vekili : Av. S.Ö. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıya ait NW. yabancı plakalı aracıyla Konya İli, Meram İlçesi, Arapöldüren caddesi istikametinden Yakut Hatun sokağını takiben seyredip Çığır sokağı kavşağına geldiğinde, hemzemin üzerinde bulunan bariyerin açık olması sonucunda, demiryolu hemzemin geçidinden geçerken, Devlet Demir Yollarına ait Balas Regülatör aracı çarpması sonucunda trafik kazasının meydana geldiğini, kazanın oluşumunda hemzemin geçitlerine bariyer yapıp çalışmasından sorumlu olan davalı belediyenin ve diğer davalı Devlet Demir Yollarının kusurlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik kazada meydana geldiği belirtilen ,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Konya 1.İdare Mahkemesi: gün ve E:2011/1701, K:2011/1478 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2012/214, K:2014/185 sayılı kararı ile özetle; davalı TCDD nin kusuru bulunmadığından bahisle hakkında açılan davanın reddine, davalı Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı hakkında açılan davanın kısmen kabulü kısmen reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı davalı Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/12617, K:2014/11090 sayılı ilamı ile özetle; " somut olayda, davacının işleten,/sürücüsü olduğu aracın hasarlanmasına neden olan kazada davalı Belediyenin sorumluluğunda olduğu iddia edilen bariyer sistemindeki gerekli bakım ve düzenlemeyi yapmayan Konya Büyükşehir Belediyesi aleyhine hizmet kusuruna dayanılarak dava açıldığından, mahkemece, adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle davalı yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/592, K:2014/742 sayılı kararı ile özetle; davalı Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından açılan davada idari yargının görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında davalılardan Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı 124
125 dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evrak da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının NW. yabancı plakalı aracıyla Konya İli, Meram İlçesi, Arapöldüren caddesi istikametinden Yakut Hatun sokağını takiben seyredip Çığır sokağı kavşağına geldiğinde, hemzemin üzerinde bulunan bariyerin açık olması sonucunda, demiryolu hemzemin geçidinden geçerken, Devlet Demir Yollarına ait Balas Regülatör aracı ile çarpışması sonucunda meydana gelen trafik kazası sonucunda davacının aracında meydana geldiği belirtilen zarara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ,00 TL maddi tazminatın kazada kusuru bulunduğu iddia olunan davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) 125
126 Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2014/592, K:2014/742 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 17-ESAS NO : 2015/109 KARAR NO : 2015/126 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : E. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. G.G. Davalı : Üsküdar Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. İ.K. & Av. E.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 41. plakalı aracın tarihinde Üsküdar Dr.Fahri Atabey Caddesi No:. önünde davalı Belediye tarafından pazar için kurulan direğe çarpması sonucu trafik kazasının meydana geldiğini,kaza sonrası meydana gelen ,00 TL zararın tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin vasıtaların geçmesini engelleyecek şekilde yol üzerine direk dikerek ve bu direğe seyir halinde bulunan araçların çarpmasını önleyecek tedbirleri almayarak söz konusu kazada %100 oranında kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, müvekkili şirketin sigortalısına ödemiş olduğu ,00 TL sigorta tazminatının ödeme tarihi olan dan itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul Anadolu 11.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2011/48, K:2012/294 sayılı kararı ile özetle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2012/16815, K:2013/5170 sayılı ilamı ile özetle;...kamu hizmeti görmekle yükümlü olan davalı Belediye kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. İdari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunan zararın ödetilmesi istekleri günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında denildiği üzere tam yargı davasının konusunu oluşturur. Bu davaların ise 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2.maddesi hükmünce idari yargı yerinde açılması gerekir. Yargı yolu dava şartlarından olup resen incelenmesi ve dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddi gerekirken, davanın esasına girilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. 126
127 İstanbul Anadolu 11.Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay ilamına uyduktan sonra gün ve E:2013/306, K:2013/410 sayılı kararı ile özetle davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, iş bu karara karşı davacı vekili tarafından yapılan temyiz üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/7402, K:2014/8528 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 10.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1559, K:2014/1677 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasına ilişkin evrak da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 41. plakalı aracın tarihinde Üsküdar Dr.Fahri Atabey Caddesi No:. önünde davalı Belediye tarafından Pazar için kurulan direğe çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası sonucu oluştuğu iddia edilen ,00 TL maddi zararın tarihinde sigortalıya ödendiği, davalı idarenin söz konusu kazada %100 oranında kusurlu ve sorumlu olduğu belirterek, davacı şirketin sigortalısına ödemiş olduğu ,00 TL sigorta tazminatının ödeme tarihi olan dan itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle uyuşmazlığa konu dava açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, 127
128 idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden İstanbul Anadolu 11.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul Anadolu 11.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/306, K:2013/410 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 18-ESAS NO : 2015/115 KARAR NO : 2015/132 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Ziraat Bankası ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında imzalanan Gelir ve Aylık Ödemeleri Protokolünün iptali istemiyle açılan davanın; taraflar arasında akdedilen iptale konu sözleşmenin, tarafların özgür iradeleri ile akdettikleri ve dahi taraflardan kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumuna bir üstünlük tanımayan özel hukuk sözleşmesi olması karşısında, bu sözleşmenin iptaline ilişkin uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : D.K. : 1- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 2- T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü 128
129 O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; kendisinin emekli memur olduğunu, 1994 yılından beri emekli maaşını Sakarya T.C. Ziraat Bankası ndan aldığını, ihtiyaç nedeniyle adı geçen bankadan ihtiyaç kredisi kullandığını, halen taksitlerinin devam ettiğini, emekli maaşını başka bir bankaya aktarmak için SGK ya dilekçe ile müracaat ettiğini, SGK tarafından tarih ve B.13.2.SGK.4/ ve sayılı yazı ile, bahsi geçen banka ile SGK arasında tarihinde Gelir ve Aylık Ödemeleri Protokolü imzalandığını, bu protokol uyarınca, kendisinin Ziraat Bankasından kredi kullandığı için, emekli maaşının başka bir bankaya aktarılamayacağına dair cevap verildiğini belirterek, kendisinden habersiz ve haksız yere yapıldığını iddia ettiği protokolün iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 6.İdare Mahkemesi: gün, E:2010/1092, K:2010/1123 sayı ile özetle; Uyuşmazlığa neden olan sözleşmede (protokolde) idarenin gerektiğinde kullanmak üzere üstün yetkilerle donatıldığını gösteren bir hüküm bulunmadığı, hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin öngörüldüğü ve sözleşme konusu hizmetin münhasıran kamu eliyle yürütülen bir hizmet niteliğinde de bulunmadığı anlaşıldığından, anılan sözleşmenin idari sözleşme sayılmasına olanak bulunmayıp; bu niteliği itibariyle taraflar arasında akdedilen sözleşmenin idarenin özel hukuk alanında akdettiği bir sözleşme olması ve bu sözleşmeden doğan uyuşmazlığın da özel hukuk alanına girmesi nedeniyle, dava konusu sözleşmenin iptaline ilişkin uyuşmazlığın çözümü adli yargı yerine ait bulunmaktadır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı aynı istemle bu kez Sakarya İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Sakarya 1.İdare Mahkemesi: gün, E:2014/826, 2014/828 sayı ile özetle; Uyuşmazlığa neden olan sözleşmede (protokolde) idarenin gerektiğinde kullanmak üzere üstün yetkilerle donatıldığını gösteren bir hüküm bulunmadığı, hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin öngörüldüğü ve sözleşme konusu hizmetin münhasıran kamu eliyle yürütülen bir hizmet niteliğinde de bulunmadığı anlaşıldığından, anılan sözleşmenin idari sözleşme sayılmasına olanak bulunmayıp; bu niteliği itibariyle taraflar arasında akdedilen sözleşmenin idarenin özel hukuk alanında akdettiği bir sözleşme olması ve bu sözleşmeden doğan uyuşmazlığın da özel hukuk alanına girmesi nedeniyle, dava konusu sözleşmenin iptaline ilişkin uyuşmazlığın çözümü adli yargı yerine ait bulunmaktadır. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Bu aşamadan sonra davacı aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Sakarya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/692, K:2014/535 sayı ile özetle; İptali istenilen sözleşme mahkememizce idari bir sözleşme olarak kabul edilmiştir. Bu tür sözleşme ile idare tek taraflı olarak hak ve yetkiler içermektedir sayılı idari yargılama usulünün 2.maddesinde tanımlanan idari dava olarak görülmesi gereken taraflar arasında akdedilen sözleşme özel hukuk alanında düzenlendiğinden mahkememiz bu tür davalarda görevli olmayıp, yargı yolu bakımından ret kararı verilmiştir. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde, idari yargı ile adli yargı arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacının istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Ziraat Bankası ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında tarihinde imzalanan Gelir ve Aylık Ödemeleri Protokolünün iptali istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında yapılan incelemede; İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü nün davacı D.K. a hitaben yazmış olduğu günlü yazıda Kurum ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü arasında imzalanan Gelir/Aylık Ödemeleri Protokolü gereği, aylıkları şubeleri tarafından ödenen ve bu aylıkları karşılığında Bankadan kredi (kredi kartı, kredili mevduat ve maaş avans kredisi hesabı olup ancak kullandırım yapılmamış olanlar hariç) kullandırılan kişilerin, kredi borçları tamamen tahsil ve tasfiye edilinceye kadar aylıklarının nakli, başka bir bankaya veya PTT işyerine yapılmadığı, bahsi geçen protokol kapsamında T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Sakarya şubesince belirtilen imkanlardan herhangi 129
130 birinin kullanılmış olması nedeniyle nakil talebinin yerine getirilmediği belirtilmiştir. Davacı tarafından söz konusu protokolün iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İptale konu protokol Sosyal Güvenlik Kurumu ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. arasında akdedilmiş olup, sözleşmenin tarafları irdelenecek olursa; Sosyal Güvenlik Kurumunun bir kamu kurumu olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte, T.C. Ziraat Bankası A.Ş. yi düzenleyen Yasa maddelerini incelemek gerekmektedir sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun un 1. maddesinde, 1.Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin (bankalar) çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesidir. 2.Bankalar, anonim şirket statüsündedirler. Bu Kanunda yer alan hükümler dışında 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel hükümlere tabidirler. ( tarih ve 4389 sayılı Yasa, gün ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu nun 168. maddesi ile mülga olmuştur.) 3.Bankaların çalışma konuları ve amaçları, merkezleri, sermaye miktarları, hisseleri, genel kurulları, yönetim ve denetim organları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile faaliyetlerine, devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer esaslar, ana sözleşmelerinde gösterilir. 4.(Değişik: 20/6/ /1 md.) Bankaların yıllık faaliyetleri ile ilgili olarak (2000 yılı faaliyetleri dahil) genel kurullarına sunacağı yıllık bilançoları ile kâr ve zarar cetvellerinin; 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen bağımsız denetim kuruluşlarınca onaylanması şarttır sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 399 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, ( ) (1) 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 6245 sayılı Harcırah Kanunu ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile bunların ek ve değişikliklerine ilişkin hükümler ile 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13 üncü maddesi ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesi 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu, 195 sayılı Basın İlân Kurumu Teşkiline Dair Kanun ve 631 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname bankalar hakkında uygulanmaz. 3.maddesinin 5.fıkrasında, (Ek: 16/7/ /7 md.) Bankalarda 4857 sayılı İş Kanununa tâbi olarak çalışanlarla bankalar arasında çıkacak ihtilaflarda iş mahkemeleri görevlidir. hükmüne yer verilmiştir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi nin tarihli Resmi Gazete de yayımlanan tarih, 2002/31 E., 2002/58 K. sayılı kararında; T.C. Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası, 4603 sayılı Kanun ile kamu iktisadi teşebbüsü kurallarına tabi iktisadi devlet teşekkülü statüsünden çıkarılarak özel hukuk kurallarına bağlı anonim şirket konumuna geçirilmişlerdir. Başka bir anlatımla belirtilen bankaların yürüttüğü hizmetler yasa ile kamu hizmeti olmaktan çıkarılmıştır. Bu durumda, statüsü değiştirilen bankalar tarafından yürütülen hizmeti, Anayasa nın 128. maddesinde belirtilen genel idare esaslarına göre yapılan asli ve sürekli bir kamu hizmeti ve burada çalışan personeli de memur ya da diğer kamu görevlisi olarak nitelemek olanaklı değildir. şeklinde açıklama yapılmak suretiyle, iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Sonuç olarak davalı bankanın; 4603, 4684, 4743 ve 5411 sayılı kanunlar çerçevesinde tamamen özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı, gerek personel istihdamı ve gerekse diğer işlemlerinde karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda hareket eden sektördeki diğer özel bankalardan farkı olmayan tamamen Bankalar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre işletilen anonim şirket niteliğini taşıdığı açıktır gün ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu nun 2. maddesinde; Türkiye'de kurulu mevduat bankaları, katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları, yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubeleri, finansal holding şirketleri, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bunların faaliyetleri bu Kanun hükümlerine tabidir. Özel kanunlarla kurulmuş olan bankalar hakkında da kanunlarında yer alan hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun hükümleri uygulanır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler tatbik olunur. denilmek sureti ile 4603 sayılı Kanun da hüküm bulunmayan hallerde 5411 sayılı Bankacılık Kanunu nun uygulanacağı, bu kanunda düzenlenmeyen konularda ise genel hükümlere göre sorunun çözüleceği belirtilmiştir. 130
131 Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan yasal mevzuat çerçevesinde iptale konu protokol incelendiğinde; protokolün taraflarından biri olan davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş.nin 4603 sayılı Yasa nın 1.maddesi ve 5411 sayılı Yasa nın 2.maddesi gereğince genel hükümlere tabi anonim şirket sıfatı ile özel hukuk tüzel kişisi niteliğine sahip olduğu anlaşılmıştır. Dosyaya celp edilen Sosyal Güvenlik Kurumu ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Arasındaki Gelir/Aylık Ödemeleri Protokolünde yapılan incelemede; söz konusu protokolün kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumu ile özel hukuk tüzel kişisi niteliğindeki T.C. Ziraat Bankası A.Ş. arasında tarihinde akdedildiği, protokolün Amaç ve kapsam başlıklı 1.maddesinde; Bu Protokol, Kurum mevzuatı çerçevesinde gelir/aylık ödemesi, toptan ödeme ve diğer ödemelerin yapılmasını, takibini ve hesap mutabakatlarının sağlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenler. hükmü, 30.maddesinde; Bu protokol imza tarihinden itibaren bir yıl süre ile geçerlidir. Taraflar protokolün sona erme tarihinden en az 3 (üç) ay önce feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde protokol aynı şartlarla bir yıl daha uzamış sayılır. Taraflar her zaman 6 (altı) ay önceden feshi ihbarda bulunmak kaydıyla tek taraflı olarak protokolü fesih hakkına sahiptir. Taraflar, iş bu protokol hükümlerinin ihlal edilmesi durumunda protokolü derhal ve tek taraflı olarak feshedebilir. Bu durumda fesih, ihbarı takip eden 3 (üç) ay sonra yürürlüğe girer. Protokolün yenilenmemesi ya da feshedilmesi hallerinde, durum, gelir/aylık alanlara Kurum tarafından yapılacak duyuru ile ilan edilir. hükmü yer almaktadır. Protokolün 30.maddesinden anlaşıldığı üzere, söz konusu protokolde tarafların her ikisine de ihbarda bulunmak kaydıyla tek taraflı olarak fesih hakkı tanınmış olup, bu da uyuşmazlığa neden olan sözleşmede (protokolde) taraflardan birinin gerektiğinde kullanmak üzere üstün yetkilerle donatılmadığını, başka bir anlatımla da hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin öngörüldüğünü göstermekte dolayısıyla anılan sözleşmenin idari sözleşme sayılmasına da olanak bulunmamaktadır. Bu kabuller birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında akdedilen iptale konu sözleşmenin, tarafların özgür iradeleri ile akdettikleri ve dahi taraflardan kamu kurumu niteliğindeki Sosyal Güvenlik Kurumuna bir üstünlük tanımayan özel hukuk sözleşmesi olması karşısında, bu sözleşmenin iptaline ilişkin uyuşmazlığın çözümü de özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Sakarya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, Sakarya 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2014/692, K:2014/535 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 19-ESAS NO : 2015/116 KARAR NO : 2015/133 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.S. : Av. E.K. : Bodrum İlçe Jandarma Komutanlığı, Bodrum Kaymakamlığı O L A Y : Bodrum İlçe Jandarma Komutanlığınca, gün ve GK seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı ile davacı adına alkollü araç kullandığı ve sürücü belgesini yanında bulundurmadığından bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca toplam olarak 1.634,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BODRUM 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/20 sayı ile; davacının ehliyetine de el konulduğunu belirterek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari 131
132 para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz Bodrum 1. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Bu kez, davacı vekili, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/368, K:2014/984 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından idari para cezası yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici 132
133 olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almıştır. Adres değişikliklerinin bildirilmesi ve sürücü belgelerinin taşınması zorunluluğu başlığı altında düzenlenen 44. maddesinde ise, Sürücü belgesi sahipleri: a) İkamet adresi değişikliklerini belgeyi veren kuruluşa otuz gün içinde bildirmek, b) Araç kullanırken sürücü belgelerini yanlarını bulundurmak ve yetkililerin her isteyişinde göstermek, Zorundadırlar denilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemel erin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. 133
134 2918 sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. 134
135 Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/20 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 20-ESAS NO : 2015/120 KARAR NO : 2015/137 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının rahatsızlığı nedeni ile gördüğü tedavi sırasında kullanılan trastuzumab/herceptin ilaç bedelinin davalı kurumca karşılanmaması nedeni ile ödemek zorunda kaldığı bedelin davalı idareden tahsili istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : N.Ö. : Av. M.Ş. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı : Av. Ö.A. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; emekli öğretmen olan müvekkilinin, emekli olduktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde "Meme Ca" tanısı konarak tedavi altına alındığını, hastane tarafından düzenlenen 27/07/2007 tarih ve sayılı sağlık kurul raporu uyarınca 1 yıl süre ile 21 günde bir 6Mg/Kg dozda ilaç kullanması gerektiğinin belirtildiğini; rapora uygun olarak müvekkili tarafından kullanılan trastuzumab/herceptin ilaç bedeline ilişkin giderin SGK tarafından karşılanmaması nedeniyle müvekkilinin yaşamsal zorunluluk taşıyan tedavisini yarım bırakmak zorunda kaldığını; tedavisi sırasında zorunlu olarak kullandığı fatura bedeli olan ,50 TL'nin ödenmesi konusundaki başvurusu sonucu, Kurum Genel Müdürlüğünün 30/10/2008 tarihli sayılı talimatı uyarınca 13/11/2008 tarih ve sayılı yazı ile reddine ilişkin işlemin iptali ve ,50 TL ilaç bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2009/64, K:2009/298 sayı ile, davacıya uygulanan tedavinin tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanununun tedavi giderlerine ilişkin hükümlerinden kaynaklandığı nedeniyle uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek; davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Danıştay 11. Dairesi: gün ve E:2009/4631, K:2012/2921 sayı ile, İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmelerinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olduğu ve bu nedenle İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçenin hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı dolayısıyla, davalı idarenin temyiz talebinin reddi ile anılan İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. 135
136 Davacı vekili bu kez, müvekkilinin Ankara 12. İdare Mahkemesi'ne davalı Kurum aleyhine açtığı tam yargı ve iptal davasının mahkemece görev yönünden reddi üzerine kararın Danıştay tarafından onadığını belirterek; müvekkilinin kullanmakta olduğu Trastuzumab/herceptin ilacının ödenmeyen ,50 TL bedelinin tahsiliyle, alacağa davalı Kurumca talebin reddedildiği 13/11/2008 tarihinden; bu tarih kabul edilmediği takdirde Ankara 12. İdare Mahkemesi'ne açılan dava tarihi olan 09/01/2009'dan itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 1.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/677, K:2014/949 sayı ile, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğine korumaya devam edeceğinden bunların iptali için açılan davaların çözüm yerinin idari yargı yeri olduğunu belirterek; davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece; idari yargı dosya aslı ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının rahatsızlığı nedeni ile gördüğü tedavi sırasında kullanılan trastuzumab/herceptin ilaç bedelinin davalı kurumca karşılanmaması nedeni ile ödemek zorunda kaldığı ,50 TL bedelin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır. Dava dosyalarının incelenmesinden; emekli öğretmen olan davacının rahatsızlığı nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi nde tedavi gördüğü ve tedavisi sırasında kullanıldığı trastuzumab/herceptin ilaç bedelinin davacı tarafından ödendiği; davacının ilaç bedeli olarak ödemek zorunda kaldığı ,50 TL bedelin yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesi istemiyle dava açtığı anlaşılmıştır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 inci ve Geçici 4 üncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz 136
137 önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ve tam yargı davaları kapsamında bulunan, 5510 sayılı Yasa nın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatı ile çalışmaya başlayan ve 2007 yılı itibariyle emekliye ayrılan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 12. İdare Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2009/64, K:2009/298 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 21-ESAS NO : 2015/123 KARAR NO : 2015/140 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Mezitli Tapu Müdürlüğü nde Daimi-Vasıfsız İşçi olarak görev yapan davacının; Teftiş Kurulu Başkanlığının İnceleme Raporuna istinaden Adana/Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne naklen atanmasına 137
138 ilişkin işlemin iptali ve eski görev yerine iadesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : E.A. : Av. K.K. : Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, (Hatay Tapu ve Kadastro Bölge Müd. İzafeten) : Av.Haz.Av. Ö.L. O L A Y : 1999 yılında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Hatay Bölge Müdürlüğünde Genel Bütçe Geçici İşçi statüsünde göreve başlayan; 11/10/ /04/2008 tarihinde Daimi-Vasıfsız İşçi olarak yine Hatay Bölge Müdürlüğünde; Askerlik Hizmetinden sonra ise; 20/07/2009 tarihinden 22/11/2013 tarihine kadar Mezitli Tapu Müdürlüğü nde görev yapmış olan davacı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Teftiş Kurulu Başkanlığının 29/08/2013 tarih ve 32917/12 sayılı İnceleme Raporuna istinaden ve /1600 kayıt tarih no.lu; Olur tarihli davalı İdare işlemiyle Adana/Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne yine Daimi-Vasıfsız İşçi olarak naklen atanmıştır. Davacı vekili, müvekkilinin eski görev yerine iadesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. MERSİN 4.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/278, K:2014/30 sayı ile, dosya içerisindeki tüm belge bilgi ve beyanlar birlikte değerlendirildiğinde; Davacının Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Hatay Bölge Müdürlüğünde geçici işçi statüsünde tarihinde işe başladığı, daha sonra kadrolu işçi statüsüne geçtiği, Bakanlık Teftiş Kurulu raporuna dayanılarak Adana ili Tufanbeyli ilçesi Tapu Müdürlüğüne görevlendirildiği, çalıştığı kurumun Genel Bütçeye tabi kamu kurumu olduğu, davacının işe alınması ve çalışma koşullarının düzenlenmesinin statü hukuku çerçevesinde yapıldığı, davanın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle; 6100 HMK nın 114/1.-b, 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, davalı Kurumun tarih ve 1600 kayıt numaralı Atama, Yer Değiştirme, Yükselme Başlıklı yazısı ile, müvekkilinin Mersin/Mezitli Tapu İl Müdürlüğündeki görev yerinin değiştirilmesi ile ilgili işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. MERSİN 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/296, K:2014/412 sayı ile, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinin 1. fıkrasında; "İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzumu görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur." hükmünün yer aldığı; dava dosyasının incelenmesinden, Mersin İli Mezitli Tapu Müdürlüğünde daimi işçi olarak görev yapmakta olan davacının, Adana İli Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne naklen atanmasına dair tarih ve 1600 sayılı işlemin iptal edilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, İş Mahkemeleri Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işverenler arasında iş hukukuna ait her türlü uyuşmazlığın çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğunu belirten yasa hükmü karşısında, kamu görevlisi olmayan ve İş Kanununa göre işçi sayılan davacı ile işveren arasında çıkan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargıya ait olduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının onaylı örneğinin 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının onaylı örneği de temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Mezitli Tapu Müdürlüğü nde Daimi-Vasıfsız İşçi olarak görev yapan davacının; Teftiş Kurulu Başkanlığının İnceleme Raporuna istinaden ve /1600 kayıt tarih no.lu; Olur 138
139 tarihli davalı İdare işlemiyle Adana/Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne naklen atanmasına ilişkin işlemin iptali ve eski görev yerine iadesi istemiyle açılmıştır. Anayasanın 128 inci maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği belirtilmiş, maddede kamu görevlisi kavramı tanımlanmayıp, kamu görevlisi tarafından yapılması gereken görevler sayılmıştır Öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda da kamu görevlisi kavramı tanımlanmamış, 4 üncü maddesinde yalnızca kamu hizmetlerinin gördürüldüğü dört grup istihdam şeklinden bahsedilmiş olup, maddenin son fıkrasında işçiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça vurgulanmıştır. Bir kamu tüzel kişisi tarafından istihdam edilen kişi, bu göreve kamu hukuku kurallarına göre idari bir kararla atanmış ise, bu görevli kamu görevlisidir. Örneğin memurlar, idari bir kararla göreve atandıkları için tartışmasız olarak kamu görevlisi kabul edilirler. Bir kamu tüzel kişisi tarafından istihdam edilen kişi ile bu kamu tüzel kişisi arasındaki bağ, bir sözleşme ile kurulmuş ise, bu bağ akdi nitelikte bir bağdır. Ancak, bir kamu tüzel kişisi tarafından sözleşme ile istihdam edilen herkes kamu görevlisi olmayıp, sadece idari sözleşme ile istihdam edilenler, kamu kurum veya kuruluşuna kamu hukuku bağı ile bağlı olduklarından kamu görevlisi olarak nitelendirilirler.bu bağlamda; kamu tüzel kişisi tarafından bir özel hukuk sözleşmesi ile istihdam edilen kişilerin kamu görevlisi olarak kabulü mümkün değildir. Bunlar hizmet akdiyle çalışan ve iş hukukuna tabi olarak istihdam edilen işçilerdir. Konuya ilişkin mevzuat hükümlerine bakıldığında; 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrasında, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. denilmiş; maddenin işaret ettiği 4857 sayılı İş Kanunu nun Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında, Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir. hükmüne; 2. maddesinin ilk fıkrasında, Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir. tanımına yer verilmiştir. Öte yandan, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Bağlı İşyerlerine İlişkin olarak Türkiye Ağır Sanayi ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası (TÜHİS) İle Türkiye Kooperatif Ticaret Eğitim Ve Büro İşçileri Sendikası (KOOP-İŞ) Arasında Akdedilen İşletme Toplu İş Sözleşmesi nin, Taraflar ve Tanımlar başlıklı 1. Maddesinin B) alt başlığının e) bölümünde, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerlerinin her biri eklentileri ile beraber "İŞYERİ", bunların bütününün "İŞLETME", diye adlandırılacağı hükme bağlanmış; aynı Sözleşmenin İş ve İşyeri Değişikliği başlıklı 20. Maddesinde; İş ve işyeri değişikliği konusunda 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır. İşçiler Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerleri dışındaki işyerlerinde rızaları alınmadan geçici dahi olsa görevlendirilemezler. hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyalarının incelenmesinden; davacının, 1999 yılında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Hatay Bölge Müdürlüğünde Genel Bütçe Geçici İşçi statüsünde göreve başladığı; 11/10/ /04/2008 tarihinde Daimi-Vasıfsız İşçi olarak yine Hatay Bölge Müdürlüğünde; Askerlik Hizmetinden sonra ise; 20/07/2009 tarihinden 22/11/2013 tarihine kadar Mezitli Tapu Müdürlüğü nde Vasıfsız İşçi olarak görev yaptığı; Mezitli Tapu Müdürlüğünde, davacının da içerisinde bulunduğu bazı personel hakkında yapılan inceleme neticesinde görevli müfettiş tarafından düzenlenen 29/08/2013 tarihli ve 32917/12 sayılı İnceleme Raporu nda elde edilen bulgulara yer verilerek, raporun İdari Önlemler Bakımından kısmında, davacı için, geçmişte geçirdiği soruşturma ile inceleme konusu kapsamında yıprandığı düşünüldüğünden davacının başka bir birimde değerlendirilmesinin yerinde olacağı, şeklinde öneri getirildiği; bunun üzerine davacının /1600 kayıt tarih no.lu; Olur tarihli davalı İdare işlemiyle Adana/Tufanbeyli Tapu Müdürlüğüne yine Daimi-Vasıfsız İşçi olarak naklen atandığı; davacının naklen atanmasına ilişkin işlemin iptali ve eski görev yerine iadesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Buna göre, işçi statüsündeki davacı ile davalı İdare arasında, Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan işçi işveren ilişkisi bulunduğu; davacının da dahil olduğu toplu iş sözleşmesinde, iş ve işyeri değişikliği hususunun da düzenlendiği gözetildiğinde; uyuşmazlığın, işçi ve işveren arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları kapsamında İş Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Mersin 4.İş Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 139
140 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin 4.İş Mahkemesi nin gün ve E:2013/278, K:2014/30 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 22-ESAS NO : 2015/125 KARAR NO : 2015/142 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : M.S.D. : Av. T.Y. : Edirne Valiliği, Bölge Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Edirne Valiliği Bölge Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığından bahisle, davacı adına gün ve HA seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700,00TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. EDİRNE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/1539 sayı ile; davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava edildiğinin davacı beyanından anlaşıldığı belirtilerek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiş, yapılan itiraz Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. EDİRNE İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/517, K:2014/984 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. 140
141 Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler 141
142 Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. 142
143 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/1539 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 23-ESAS NO : 2015/126 KARAR NO : 2015/143 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.K. 143
144 Davalı : İstanbul Valiliği, Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği O L A Y : İstanbul Valiliği, Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GT seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. Bakırköy 21. Sulh Ceza Mahkemesi nce, eylemin gerçekleştiği yer itibariyle yetkisizlik kararı verilerek dava dosyası Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. SİLİVRİ 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/1441 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2112, K:2014/1335 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından idari para cezası yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte
145 000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise, Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı 145
146 ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. 146
147 Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/1441 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 24-ESAS NO : 2015/136 KARAR NO : 2015/153 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : B.B. : Av. H.Ö. : T.C. İçişleri Bakanlığı İstanbul Emniyet Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetimler sırasında, 34. plaka sayılı araç sürücüsü davacı adına, alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, günlü Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesi uyarınca TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 9. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1833, K:2014/1469 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez davacı vekili, aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/1437 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiğinden, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: 147
148 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer 148
149 kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. 149
150 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/1437 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 25-ESAS NO : 2015/139 KARAR NO : 2015/156 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle, aynı Kanun un 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 150
151 K A R A R Davacı Vekili Davalı : H.Ç. : Av. E.A., Av. E.K. : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu O L A Y : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun gün ve 7697 sayılı kararı ile, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince günü yapılan denetimler sırasında, işletmeciliğini davacının yaptığı Çolak Büfe unvanlı işyerinde saat 03:00 sıralarında alkollü içki satıldığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi uyarınca ,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı Kurumun gün ve 490 sayılı yazısı ile davacıya bildirilmiştir. Davacı vekilleri, idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuşlardır. BALIKESİR 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/2 sayı ile, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin onuncu fıkrası uyarınca itirazın idari yargı yerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekilleri, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmışlardır. BALIKESİR İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1498, K:2014/1466 sayı ile, dava konusu para cezasına dayanak olan 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nda, bu Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli yargı yeri belirtilmediğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun ilgili hükümleri uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekillerinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi uyarınca verilen ,00 TL. idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Kanun un 6. maddesinde, (Mülga: 11/1/ /5 md.;yeniden düzenleme: 24/5/ /2 md.) Alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı 151
152 yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamaz. Ancak, münhasıran alkollü içkilerin uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları ile bilimsel yayın ve faaliyetler düzenlenebilir. Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar. Açık alkollü içki satışı yapmaya ilişkin izin belgesi olan işletmelerde servis amaçlı materyallerde marka, amblem ve logo kullanılabilir. Televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilemez Alkollü içkiler, otomatik satış makineleri ile satılamaz, her nevi oyun makineleri veya farklı yöntemlerle oyun ve bahse konu edilemez. Bu ürünler basın ve yayın yoluyla tüketicilere satılamaz ve posta ile satış yöntemi kullanılarak gönderilemez. Alkollü içkiler, 22:00 ila 06:00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz.. denilmiş; Cezalar başlıklı 7. maddesinde, (Mülga: 27/3/ /37-1 md.; Yeniden düzenleme: 24/5/ /3 md.) Bu Kanunun 6 ncı maddesinin; a) Birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yasakların her birine aykırı hareket edenlere ve ilgili işletme sahiplerine, beş bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar, b) Üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarında belirtilen yasaklara aykırı hareket edenlere, on bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar, c) Yedinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar, ç) Sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki yükümlülük ve yasakları ihlal eden üretici ve ithalatçılara, yüz bin Türk Lirasından aşağı olmamak kaydıyla, bu yükümlülük ve yasaklara aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar, d) On birinci fıkrasındaki yasakları ihlal eden satıcılara, on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar, e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen, idari para cezası verilir. 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yasağa aykırı hareket edilmesi sonucunda çocuğun sağlığının tehlikeye sokulması hâlinde, fail hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Sağlık için tehlikeli madde temini başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezaya hükmolunur. Bu maddenin (a), (ç) ve (e) bentlerinde belirtilen idari para cezalarını vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, televizyon ve radyolara uygulanacak idari para cezalarını vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, diğer bentlerde yer alan idari para cezalarını vermeye mahalli mülki amir yetkilidir. Birinci fıkranın (ç) bendinde tanımlanan kabahatin konusunu oluşturan ürünlerin ayrıca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararı vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilidir. hükmü yer almış; 4733 sayılı Kanun un Cezai hükümler başlıklı 8. maddesinde ise, (Değişik: 3/4/ /3 md.) Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütün işleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanol ya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran ve işletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ile tesislerinde izin verilen kategori dışında faaliyette bulunanlara da aynı ceza verilir. (Mülga ikinci fıkra: 28/3/ /31 md.) (Mülga üçüncü fıkra: 28/3/ /31 md.) (Mülga dördüncü fıkra: 28/3/ /31 md.) Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere aşağıda yazılı idarî yaptırımlar uygulanır: (..) k) Tütün mamulleri veya alkollü içkilerin tüketicilere satışını; internet, televizyon, faks ve telefon gibi elektronik ticaret araçları ya da posta ile sipariş yöntemi kullanarak yapmak üzere satış sistemi kuran veya faaliyette bulunanlara yirmi bin Yeni Türk Lirasından yüz bin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (Ek ikinci cümle: 13/2/ /175 md.) Satışın internet ortamında yapılması halinde, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda öngörülen usullere göre erişimin 152
153 engellenmesine karar verilir ve bu karar hakkında da anılan Kanun hükümleri uygulanır. ( ) denilmiş; onuncu fıkrası ve devamında ise; Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz. İdarî yaptırımlara ilişkin olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.(..) hükmü yer almıştır. Olayda, davanın, saat 22:00 den sonra alkollü içki sattığı ileri sürülerek verilen idari para cezasının iptaline ilişkin olarak açıldığı, bu eylemin 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasıyla yasaklandığı, ne tutarda idari para cezası verileceğinin ise, 4733 sayılı Kanun un 8. maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde düzenlendiği, bu durumda davaya konu idari para cezasına dayanak olan Kanun un 4250 sayılı Kanun olduğu ve 4250 sayılı Kanun da da idari para cezalarına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemenin yer almadığı anlaşılmıştır. Öte yandan; gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu uyarınca verildiği ve 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4250 sayılı Kanun da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahke-menin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Balıkesir 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Balıkesir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/2 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 26-ESAS NO : 2015/142 KARAR NO : 2015/158 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 153
154 ÖZET : İcra ve İflas Kanunu nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. A.O.İ. & Av. S.İ. & Av. K.İ. Davalı : Kepez Belediye Başkanlığı Vekili : Av. M.S. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortası yapılan Y.T. in maliki olduğu plakalı aracın tarihinde, Ziya Gökalp Caddesinden 2672.sokağa girişinde aracının ön çamurluk kısımlarıyla yol ortasında bırakılmış olan P 992 numaralı yüksek gerilim direğine çarpması neticesinde tek taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, davalı idarenin söz konusu kazada kusurlu ve sorumlu olduğunu, kaza sonrası meydana gelen 2.901,74 TL zararın tarihinde sigortalıya ödendiğini, bunun üzerine Antalya 5.İcra Dairesinin 2013/2331 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durdurulduğunu belirterek, davalı idarenin Antalya 5.İcra Dairesinin 2013/2331 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazlarının iptaline, davalı idarenin kusur oranına isabet eden TL asıl alacak ile temerrüt tarihinden takip tarihine kadar asıl alacağa işlemiş 130,30 TL faiz olmak üzere toplam 2.486,39 TL nin tahsili ile takibin devamına ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün, E:2013/393, K:2013/115 sayılı kararı ile özetle; hizmet kusuruna dayalı olarak idare aleyhine açılan davada idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, taraflarca temyiz talebinde bulunulmaması üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bahse konu trafik kazası sebebiyle uğranıldığını belirttiği maddi zararın davalı idareden rücuen tazmini istemiyle bu kez idari yargı yerinde dava açılmıştır. Antalya 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1152, K:2014/1116 sayılı kararı ile özetle; davada adli yargı yerinin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortası yapılan Y.T. in maliki olduğu 07 plakalı aracın tarihinde Ziya Gökalp Caddesinden 2672.sokağa girişinde ön çamurluk kısımlarıyla yol ortasında bırakılmış olan P 992 numaralı yüksek gerilim direğine çarpması neticesinde meydana gelen tek taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası sebebiyle meydana geldiği belirtilen 2.901,74 TL zararın tarihinde sigortalıya ödenmesi üzerine, Antalya 5.İcra Dairesinin 2013/2331 Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine icra takibinin durduğu belirtilerek, davalı idarenin Antalya 5.İcra Dairesinin 2013/2331 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazının iptaline, davalı idarenin kusur oranına isabet eden TL asıl alacak ile temerrüt tarihinden takip tarihine kadar asıl alacağa işlemiş 130,30 TL faiz olmak üzere toplam 2.486,39 TL nin tahsili ile takibin devamına ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı İcra ve İflas Kanunu nun İlamsız takip başlıklı Üçüncü Bap, maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra dairesine yazı ile veya sözlü olarak veya elektronik ortamda yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine 154
155 icra müdürünce ödeme emri düzenleneceği ve maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır. İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını istemektir. İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır. Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/ /37 md.), (Değişik birinci fıkra: 17/7/ /15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/ /1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/ /103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır hükümlerini taşımaktadır. Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen mahkeme ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2013/393, K:2013/115 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 27-ESAS NO : 2015/145 KARAR NO : 2015/161 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 7/6/ /3/1994 ile 30/3/ /4/1999 tarihleri arasında ve 29/3/2009 tarihinden itibaren Konya İli Yunak İlçesi Saray Belediye Başkanlığı görevini yürüten ve tarihinden itibaren 5510 sayılı Yasanın 4/1-c maddesi kapsamında (Emekli Sandığı) sigortalılığı kabul edilen davacının, bu sürelerden dolayı 5434 sayılı Kanunun mülga 12. maddesi uyarınca Emekli Sandığıyla ilgilendirilmesi ve çıkacak borcun 6111 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi istemiyle açtığı davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : F.P. : Av. E.K. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 155
156 Vekilleri : Av. Ö.A. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ile tarihleri ile ve tarihinden bu yana Saray Kasabası Belediye başkanı olarak görev yapmış olması nedeniyle bu sürelere ilişkin T.C.Emekli Sandığı ile ilişkilendirilmesinin yapılmasını ve kurum iştirakçisi sayıldığı dönemlere ilişkin çıkacak olan borcun 6111 sayılı yasa kapsamında değerlendirilmesini talep etmiş olduğunu; davalı kurum tarafından, B SGK / sayı ve tarihli işlem ile taleplerinin reddedildiğini; ret gerekçesinde, müvekkilinin tarihleri arasında belediye başkanlığı görevi sırasında 5434 sayılı kanuna tabi olmak konusunda süresi içerisinde müracaat etmediği, bu nedenle de talebinin reddedildiğinin belirtildiğini; 5434 sayılı yasanın 12. maddesine 1377 sayılı yasayla eklenen n bendi uyarınca tanınan 6 aylık başvuru süresinin 2161 sayılı yasa ile kaldırıldığını; görevi sona erdikten sonra başvuranların talebi ile ilgili olarak, Danıştay 11.Dairesinin 2006/8049 Es. ve 2009/4464 K.sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Emekli sandığı ile ilişkilendirmenin yapılmamasının Anayasanın 2.maddesi ile 60.maddesine aykırı olacağı, kişinin bu dönemlerde hukuken hiç çalışmamış sayılması sonucunun doğacağı ve bunun da hukuka aykırı olacağı açıktır." şeklideki kararının bulunduğunu; müvekkilinin, talep ettikleri dönemlerde Belediye Başkanı olarak görev yaptığına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığını; Belediye Başkanlarının Sosyal Güvenlik açısından Emekli Sandığı Kapsamında olduğu konusunda da ihtilaf bulunmadığını; davalı idarenin, ret gerekçesinde belirttiği, süresinde müracaat etmeme gerekçesinin ise Anayasanın 2. ve 60. maddesi ile Sosyal Güvenlik Prensiplerine aykırı olduğunun Danıştay kararı ile de sabit bulunduğunu; kaldı ki müvekkilinin tarihinde yeniden Belediye başkanı seçildiğini ve halen görevini yürüttüğünü; 5510 ve diğer düzenlemelerde de herhangi bir kısıtlayıcı hüküm bulunmaması nedeniyle, müvekkilinin çalışmalarının emekli sandığı ile ilişkilendirilmesinin Anayasa ve Sosyal devlet anlayışı gereğince zorunlu olduğunu ifade ederek; davalı idarenin 13.2.SGK / sayı ve tarihli işleminin iptali ile Belediye başkanı olarak görev yaptığı dönemlere ilişkin Emekli Sandığı ile ilişkilendirilmesine ve çıkacak borcun 6111 sayılı yasa kapsamında yapılandırılmasına karar verilmesi istemiyle tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2012/448, K:2012/1195 sayı ile, ( ) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu nun 4. maddesinde; Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından; a)hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar, b)köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; 1-Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, 2-Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar, 3-Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, 4-Tarımsal faaliyette bulunanlar, sigortalı sayılırlar. ; geçici 4. maddesinin 5.fıkrasında, "Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir." ; 11. fıkrasında da, "Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce, seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış olup, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68. maddesine göre makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenenler hariç olmak üzere, sosyal güvenlik kanunlarına göre emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olanlardan; 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 39. maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz olanlara, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren, bu kişilerden bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 39. maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz olmayanlara ise bu şartları hâiz oldukları tarihten itibaren 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68. maddesinde belirtilen şartlar da dikkate alınarak, emsali belediye başkanının almakta olduğu makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı tutarı, almakta oldukları emeklilik veya yaşlılık aylıklarına ilave edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış olup, bu Kanuna göre sigortalı iken yaşlılık aylığı bağlananlardan; 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 39. maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz olanlara bu Kanunun geçici 2. ve geçici 4. maddeleri hükümleri de dikkate alınarak bu fıkrada belirtilen şartlar dahilinde söz konusu tazminatlar aylıklarına ilâve edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun yürürlük 156
157 tarihinden önce seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış olanlardan ölenlerin bu Kanunun 32. maddesinde belirtilen şartlara sahip olmaları halinde, 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 68. maddesinde belirtilen şartlar da dikkate alınarak, hak sahiplerine bu Kanunun 34. geçici 1. geçici 2. ve geçici 2.maddeleri hükümlerine göre söz konusu tazminatlar bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ölenler için bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra ölenler için ise ölüm tarihinden itibaren ölüm aylıklarına eklenmek suretiyle ödenir, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış olanlardan; malûllük aylığı almakta olanlar ile malûllük aylığına hak kazanacaklar 5434 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 39. maddesinde belirtilen aylık bağlamaya ilişkin şartlar dikkate alınmaksızın yukarıda belirtilen tazminat haklarından yararlandırılır. Bu fıkraya göre tazminat tutarları ödendikçe Hâzineden tahsil edilir."; 101. maddesinde ise, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükümlerine yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, 7/6/ /3/1994 ile 30/3/ /4/1999 tarihleri arasındaki dönemde ve 29/3/2009 tarihinden bu yana Konya İli, Yunak İlçesi, Saray Kasabası Belediye Başkanlığı yapması nedeniyle Emekli Sandığı ile ilgilendirilmesinin yapılması ve çıkacak borçların 6111 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi için 2/5/2011 tarihli dilekçe ile yaptığı başvurunun, dava konusu işlem ile; 7/6/ /3/1994 ile 30/3/ /4/1999 tarihleri arasındaki dönemde yaptığı Belediye Başkanlığı sırasında başvuruda bulunmadığından Emekli Sandığı ile ilgilendirilmesinin mümkün olmadığı, 29/3/2009 tarihinden sonra yürütmekte olduğu Belediye Başkanlığı görevi nedeniyle, 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalılığının başlatıldığı, önceki dönemlerin de 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında fiili hizmetine eklendiği, ancak bu süresinin 5510 sayılı Kanun gereğince intibakında dikkate alınamayacağından bahisle reddedilmesi üzerine, söz konusu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; 5510 sayılı Kanunun geçici 4. maddesinde, belediye başkanlarının Emekli Sandığı ile ilgilendirilerek, makam ve görev tazminatlarının ödenebilmesi için; 5434 sayılı Kanunun 12., 39. ve Ek 68. maddelerine atıf yapıldığı görülmekle birlikte, uyuşmazlığın idareye başvuru ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 4. maddesi uyarınca çözülmesi gerektiği, 5434 sayılı Kanunun tarihi itibarıyla yürürlükten kalkan maddelerinin doğrudan davacıya uygulanma olanağı bulunmadığı ve anılan Kanunun 101. maddesinde de, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin kurala bağlandığı göz önüne alındığında; 5510 sayılı Kanun ile bu Kanunla atıf yapılan 5434 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim; Danıştay Onbirinci Dairesi'nin 27/6/2012 tarih ve E:2010/1466, K:2012/4976 sayılı kararı da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin (l/a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle, tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Konya 4.İş Mahkemesi; gün ve E:2012/491, K:2013/244 sayı ile uyuşmazlığın esasını inceleyerek karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin; gün ve E:2013/18153, K:2014/8286 sayılı kararıyla; ( ) , tarihleri arası ve tarihinden itibaren halen Belediye Başkanı olarak görev yapan ve tarihinden itibaren 5510 sayılı Yasanın 4/1 -c madde kapsamında(emekli Sandığı) sigortalılığı kabul edilen davacının, 5510 sayılı Yasa nın yürürlüğünden önceki ve tarihleri arası Emekli Sandığı ile ilişkilendirilerek bu kapsamdaki sigortalılığın tespitini istemiş olması karşısında; davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği gözetilerek yargı yolu yanlışlığı nedeniyle dinlenmesi mümkün bulunmayan dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekirken, işin esasına girilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA denilmek suretiyle görev noktasından bozulmuştur. KONYA 4.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/321, K:2014/447 sayı ile, dava dosyasının özetine yer verdikten sonra; Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya münderecatına göre; taraflar arşındaki uyuşmazlık davacının belediye başkanı olarak görev yaptığı tarihleri arası dönemde geçen sürelerin Emekli Sandığı ile ilişkilendirilmesini ve bu ilişkilendirme nedeniyle çıkacak borcunun 6111 sayılı yasa kapsamında yapılandırılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkin olup, mahkememizce 2012/491 esas sayılı dava dosyasında yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair 2013/244 K ve tarihli ilamın temyizen incelenmesi neticesinde, yüksek Yargıtay 157
158 10. Hukuk Dairesi'nin tarih ve 2013/18153 esas 2014/8286 karar sayılı ilamı ile bozularak dosya tekrar mahkememize gelmiş, yukarıda belirtilen esasa kaydı yapılmış, yeniden yapılan yargılama sonucunda, Yüksek Yargıtay 10 Hukuk Dairesi nin bozma ilamındaki gerekçede de belirtildiği üzere, 5510 sayılı yasanın 5434 sayılı kanuna ilişkin geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 4. maddesinde Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenlerden tahsis talebinde bulunacaklar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsis talebinde bulunanlardan işlemleri devam edenler hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır, Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır... düzenlemesine yer verildiğini, bu düzenlemeler ışığında davamıza konu somut olayda davacının 5510 sayılı yasanın yürürlüğünden önceki ve tarihleri arasındaki süreyi emekli sandığı ile ilişkilendirilmesini ve bu kapsamda sigortalılığını talep ettiğine göre 5510 sayılı yasanın 102/L-4 maddesi uyarınca işbu dava konusu uyuşmazlığa bakma görev ve yetkisinin idari yargı yerlerine ait olduğu anlaşılmakla mahkememizin görevsizliği yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının davasının 5510 sayılı yasanın 102/L-4 bendi uyarınca dava konusu İdari Yargının görev alanına girdiğinden, dava şartı görev yönünden gerçekleşmediğinden GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE, Ankara 12. İdare Mahkemesi tarafından da Görevsizlik kararı verildiğinden GÖREVSİZLİK KARARININ temyiz edilmeksizin kesinleşmesi halinde veya temyiz sonucu Yüksek Yargıtay tarafından Onanarak Kesinleşmesi halinde DAVACININ TALEBİ HALİNDE görev uyuşmazlığının giderilmesi için görev uyuşmazlığı Adli Yargı ve İdari Yargı arasında meydana geldiğinden dosyanın karar kesinleştiğinde UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, demek suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 7/6/ /3/1994 ile 30/3/ /4/1999 tarihleri arasında ve 29/3/2009 tarihinden itibaren Konya İli Yunak İlçesi Saray Belediye Başkanlığı görevini yürüten ve tarihinden itibaren 5510 sayılı Yasanın 4/1-c maddesi kapsamında(emekli Sandığı) sigortalılığı kabul edilen davacının, bu sürelerden dolayı 5434 sayılı Kanunun mülga 12. maddesi uyarınca Emekli Sandığıyla ilgilendirilmesi ve çıkacak borcun 6111 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi istemiyle açılmıştır sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanununun, 5510 sayılı Kanunun 106. maddesi ile ilga edilen 12. maddesinde; Bu kanunla tanınan haklardan aşağıda (I) işaretli fıkrada yazılı yerlerde çalışanlardan, Türk uyruğunda olmak ve 18 yaşını bitirmiş bulunmak şartıyla, (II) işaretli fıkrada gösterilenler faydalanırlar denildikten sonra, maddenin (II) işaretli fıkrasının (e) bendinde, İller daimi komisyon üyeleri ile seçilmiş veya tayin edilmiş belediye başkanları (Emeklilik hakkı tanınan bir vazifede evvelce bulunmuş olmaları 158
159 şartıyla) hükmüne; aynı maddeye tarih 1377 sayılı kanun ile eklenen fıkranın (n) bendinde; MADDE sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununun «sandıktan faydalanacaklar» hakkındaki 12 nci maddesine aşağıdaki (n) bendi eklenmiştir : n) Emekliliğe tabi görevlerde bulunmadan illerin daimî komisyon üyeliğine seçilenlerle, emeklilikle veya Sosyal Sigortalarla ilgilenmeden belediye başkanlığına veya T. B. M. M. üyeliğine seçilenler, seçimlerden itibaren 6 ay içinde yazı ile sandığa müracaat ederek emeklilikle ilgilenmelerini istedikleri ve emekli keseneklerini ödedikleri takdirde, kesenek karşılıkları da ilgili kurumlardan alınmak suretiyle 5434 sayılı Kanuna tabi alacakları hükmüne yer verilmiş; anılan (n) bendinde daha sonra yapılan değişiklik ile; (Ek: 1/3/ /1 md.; Değişik: 3/7/ /85 md.) Sosyal güvenlik kuruluşlarına tâbi görevlerde bulunmadan veya bu kuruluşlara tâbi olarak çalışmakta iken illerin daimi komisyon üyeliğine veya belediye başkanlığına seçilen ve atananlar ile Sandıktan veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından emekli, yaşlılık veya malûllük aylığı almakta iken belediye başkanlığına seçilen ve atananlar, istekleri üzerine istek dilekçelerinin Sandık kayıtlarına geçtiği tarihi takip eden ay başından itibaren emekli kesenekleri kendilerince, karşılıkları kurumlarca ödenmek ve emekli aylıkları Sandıkla ilgilendirildikleri tarihten itibaren kesilmek suretiyle, Sandıkla ilgilendirme konusunda düzenleme yapılmıştır. Anılan Yasal düzenlemelere göre; seçilmiş veya tayin edilmiş belediye başkanlarının emeklilik hakkı tanınan bir görevde önceden bulunmuş olmaları koşuluyla isteklerine bakılmaksızın iştirakçi olarak 5434 sayılı kanuna tabi olacakları; emekliliğe tabi görevlerde bulunmadan, emeklilikle veya Sosyal Sigortalarla ilgilenmeden Belediye Başkanlığına seçilenlerin, Kanunun yürürlük tarihinden önce seçilmiş ise, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren (6) ay içinde, sonra seçilmişlerse, seçildikleri tarihten itibaren (6) ay içinde yazı ile müracaat etmeleri halinde 5434 sayılı kanuna tabi olacakları öngörülmüş; daha sonra, bu süre içinde müracaat etmemiş olanlara 2012 sayılı Kanunla, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren (6) aylık bir müracaat süresi daha tanınmış; 2161 sayılı kanun ile de müracaat süresi kaldırılarak görevde iken müracaat edenlerin 5434 S.K.a tabi olmaları imkanının getirildiği; yukarıda alıntısı yapılan 5393 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile de, Sandıkla ilgilendirme konusundaki düzenlemeye son halinin verildiği görülmüştür. Öte yandan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun, 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümlerini düzenleyen Geçici 4. maddesinde, ( )Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenlerden tahsis talebinde bulunacaklar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsis talebinde bulunanlardan işlemleri devam edenler hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. ( )Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. (Ek cümle: 11/10/2011-KHK-666/5 md.) Bu fıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamında bulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarının hesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgili mevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır. ( )Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.( ) düzenlemesine yer verilmiştir. Dava dosyalarının incelenmesinden; davacının ve döneminde belediye başkanlığı yaptığı, anılan dönemde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna prim ve kesenek ödemediği, herhangi bir başvuruda bulunmadığı; 29/3/2009 tarihinde bir kez daha belediye başkanı seçildiği; Konya İli Yunak İlçesi Saray Belediye Başkanlığı nın 08/01/2010 tarihinde Kurum kayıtlarına geçen 25/12/2009 tarihli ve M.42.8.SAR. 12/669 sayılı yazısıyla, 29/3/2009 tarihinde belediye başkanı seçilen davacının Kuruma ilgilendirilmesi için gerekli belgelerin gönderilmesi üzerine, Konya İli Yunak İlçesi Saray Belediye Başkanlığı na hitaben yazılan 26/01/2010 tarihli ve B.13.2.SGK / sayılı yazı ile, 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi gereğince 29/03/2009 tarihinden itibaren Emekli Sandığı ilgilendirildiğinin bildirildiği; daha sonra davacı tarafın, 02/05/2011 tarihli dilekçe ile, 7/6/ /3/1994 ile 30/3/ /4/1999 tarihleri arasında Belediye Başkanlığı görevinden dolayı 5434 sayılı kanunun mülga 12. maddesi uyarınca Emekli Sandığı ile ilgilendirilmesi ve çıkacak borcun 6111 sayalı kanun kapsamında değerlendirilmesi talebinde bulunması üzerine, Konya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ne hitaben yazılan ve davacı tarafa da bilgi olarak gönderilen 26/05/2011 tarihli ve B SGK / sayılı yazıyla, 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamındaki hizmetlerinin bildirilmesinin istendiği; davacının anılan hizmetlerinin bildirilmesi üzerine, davacı tarafa yazılan 05/01/2012 tarihli ve B.13.2.SGK / sayılı 159
160 yazı ile; davacının 07/06/ /04/1999 tarihleri arasında Belediye Başkanlığı görevi sırasında 5434 sayılı kanunla ilgilendirilme talebinde bulunmadığından, bu tarihler arasında 5434 sayılı kanunla ilgilendirilmesi ve bu süresinin fiili hizmet süresine eklenmesinin mümkün olmadığı, 29/03/2009 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde yeniden Belediye Başkam seçilmesi üzerine de 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi gereğince 29/03/2009 tarihinden itibaren sigortalılığının başlatıldığı ve yazı ekinde yatırılması gereken primlere ait prime esas kazanç tutarlarının bildirildiği, ayrıca 29/05/ /06/1992 tarihleri arasında 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında geçen 8 yıl 7 gün süresinin fiili hizmetine eklendiği ve bu süresinin 5510 sayılı kanun gereğince intibakında dikkate alınmasının mümkün olmadığının bildirildiği; bunun üzerine; davalı idarenin tarih ve 13.2.SGK / sayılı işleminin iptali ile davacının Belediye başkanı olarak görev yaptığı dönemlere ilişkin Emekli Sandığı ile ilişkilendirilmesine ve çıkacak borcun 6111 sayılı yasa kapsamında yapılandırılmasına karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi 160
161 bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce tarihleri arasında ve tarihinden itibaren halen Belediye Başkanı olarak görev yapan ve tarihinden itibaren 5510 sayılı Yasanın 4/1-c madde kapsamında(emekli Sandığı) sigortalılığı kabul edilen davacının; Yasanın yürürlüğünden önce yaptığı görev kapsamında Emekli Sandığı ile ilişkilendirilerek bu kapsamdaki sigortalılığın tespitini istemiş olması, bu uyuşmazlığın ise 5434 sayılı Kanun hükümleri bağlamında çözümleneceği gözetildiğinde, açılan davanın görüm ve çözümünde, idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 12.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12.İdare Mahkemesi nin gün ve E:2012/448, K:2012/1195 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 28-ESAS NO : 2015/147 KARAR NO : 2015/162 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı araç ile seyreden sürücünün, davaya konu olayın meydana geldiği yolda seyir halinde giderken herhangi bir uyarıcı levha veya işaretlemenin olmaması sebebi ile orta refüje çıkması sonucu araçta meydana gelen maddi zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi : Av. H.L.P. : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı : Av. A.K. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarihinde Pendik Selçuklu caddesi Ekin sokak mevkiinde seyir halinde olan davacı şirket sigortalısı A.T. a ait 34. plakalı aracın, yol üzerinde herhangi bir uyarıcı levha ve işaretleme olmaması nedeniyle orta refüje çıkması sonucu meydana gelen trafik kazası sonucu davacı sigorta şirketi tarafından sigortalıya ,00 TL ödendiğini belirterek; ,00 TL zarar tazminatının, davalıya başvuru tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsiline karar verilmesi istemi ile idari yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 10. İdare Mahkemesi: gün ve 2012/1090 Esas, 2013/728 Karar sayılı kararı ile; 2918 sayılı Yasa'nın 110.maddesinde yer alan hüküm nedeniyle öncelikle görevli yargı yerinin belirlenmesi gerekmektedir sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1.maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı 161
162 mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkeme olan Uyuşmazlık Mahkemesinin bu konudaki kararlarının irdelenmesi de yararlı olacaktır gün ve sayılı Mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına bakıldığında, köprüde trafik kazası yaparak yaşamını yitiren şahsın yakınları tarafından, yolun ve köprünün yol bakım, onanm ve yapımının uygun olmadığı, hiçbir işaretlemenin bulunmadığı, bu eksiklerin oluşan kazaya büyük ölçüde sebebiyet verdiği, kazanın hizmet kusuru nedeniyle meydana geldiği ileri sürülerek açılan tazminat davasında çıkan görev uyuşmazlığı sonucu Uyuşmazlık Mahkemesi'nin gün ve E:2012/107, K:2012/134 sayılı kararı ile "2918 sayılı Yasanın 110.maddesinin tarihinde yürürlüğe girdiği gözetildiğinde, göreve ilişkin hükmün bu tarihten önce idari yargı yerinde açılmış olan davalara uygulanmayacağı açıktır. Bu durumda, görev maddesinin yürürlük tarihi olan tarihinden önce ( tarihinde) idari yargı yerinde açılmış olan iş bu davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği"ne karar verilmiş, yine resmi bir aracın yolda bulunan logar kapağına çarpması nedeniyle hasara uğraması sonucu açılan dava sonucunda çıkarılan görev uyuşmazlığı sonucu Mahkemenin, gün ve E:2012/101, K:2012/133 sayılı kararı ile "2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi gözetildiğinde meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği"ne karar verilmiştir. Bu durumda, yukarıda aktarılan ve kesin olan Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ve 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi gözetildiğinde meydana gelen zararın tazmini istemiyle tarihinde açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karara itiraz edilmiş, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü Kurul u gün ve 2013/15503 Esas, 2013/14902 Karar sayılı kararı ile; itiraz isteminin reddi ile kararın onanmasına karar vermiş, davalı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine; İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü Kurul u gün ve 2014/3470 Esas, 2014/5071 Karar sayılı kararı ile karar düzeltme talebinin reddine karar vermiş, karar tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2014/217 Esas, 2014/191 Karar sayılı kararı ile: 2918 Sayılı Kara Yolları Trafik Kanununun 110. Maddesi uyarınca; idarenin sorumluluğunun doğabilmesi için, idareye ait bir aracın kazaya karışmış olması zorunludur. Dava konusu kazada; böyle bir durum olmayıp, davalı idarenin yol çalışması sırasında gerekli önlemleri almayarak kazaya neden olduğu öne sürülmüştür. Buna göre; somut olayda, davalı idarenin hizmet kusuru söz konusu olduğundan, 2918 Sayılı Yasanın 110. Maddesini uygulama olanağı yoktur. Açıklanan nedenlerle; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi kapsamında davaya bakma görevi İdari Yargıya ait olduğundan, idare mahkemesinin görevsizlik kararı yerinde görülmemiş, davanın, yargı yeri nedeni ile reddine karar vermiş, davacı vekili havale tarihli dilekçesi ile olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesini talep etmiştir. İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2014/217 Esas, 2014/191 Karar sayılı kararı ile:..mahkememiz dosyasında tefhim tarihli karar ile davanın Yargı Yeri Nedeniyle Reddine dair karar verildiği, kararın davacı vekiline tarihinde tebliğ olunduğu anlaşılmış, Mahkememiz dosyasında Yargı yeri nedeni ile davanın reddine dair hüküm kurulduğu, Mahkememizce verilen karara karşı davacı vekilince yasal süre içinde temyiz talebinde de bulunulmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin talebi yerinde görülmemiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur./mahkememizin tefhim tarihli kararı ile Davanın Yargı Yeri Nedeniyle Reddine dair karar verilmiş olduğundan, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesi talebinin reddine karar vermiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün, 2014/19511 Esas, 2014/18135 Karar sayılı ilamı ile: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun (HMK) 22/11. maddesinde "İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir." hükmüne yer verilmiştir Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 14. maddesi gereğince olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın 15. maddesinde de olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyalarının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli yargı merciinin belirlenmesi gerektiği hüküm altına 162
163 alınmıştır. Somut olayda, İstanbul 10. İdare Mahkemesi ile İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesince ayrı ayrı yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yolunun belirlenmesi görevi 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 14. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesine ait bulunduğundan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Bu aşamada yargı yeri belirleme koşulları bulunmayan dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere mahalline gönderilmesine karar vermiş, dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. Her ne kadar İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi gün ve 2014/217 Esas, 2014/191 Karar sayılı kararı ile, davalı vekilinin Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesi talebinin reddine karar vermiş ve bunun üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nin gün ve 2014/19511 Esas, 2014/18135 Karar sayılı kararı ile dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesi gerektiği belirtilerek mahal mahkemesine iade edilmiş ise de; söz konusu safahat uyuşmazlığın 2247 sayılı Kanun un 20.maddesi kapsamında değerlendirilmesi için yeterli olmayıp; Yargıtay ın kararının gönderme niteliğinde olması da dikkate alınarak 2247 sayılı Kanun un 14.maddesi kapsamında ele alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirketin kasko sigortalısı bulunan 34 GH 3184 plakalı araç sürücüsünün tarihinde Pendik Selçuklu Caddesi, Ekin Sokak mevkiinde seyir halinde giderken yolda herhangi bir uyarıcı levha veya işaretlemenin olmaması sebebi ile orta refüje çıkması sonucu araçta meydana gelen maddi zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacı şirkete sigortalı olan araçta meydana gelen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rücuen tazmini istemi ile İstanbul 10.İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine bu kez İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açıldığı, İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nce de davanın görevden reddedilmesi üzerine davacının, 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 14.maddesi uyarınca görevli yargının belirlenmesi istemi ile müracaat ettiği, İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nin, yasal süresi içerisinde temyiz talebinde bulunulmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesi talebinin reddine karar verdiği, davacı vekilinin 163
164 temyiz talebi üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nin dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmek üzere mahal mahkemesine gönderilmesine karar verdiği ve dosyasının mahkememize gönderildiği anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2014/217 Esas, 2014/191 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 29-ESAS NO : 2015/148 KARAR NO : 2015/163 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) 164
165 ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmuhaberinin düzeltilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : T.B. Vekili : Av. S.A. (Adli Yargıda) Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. İ.Ş. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Ulaştırma Bakanlığı İzmir Bölge Müdürlüğünde İnşaat Mühendisi olarak görev yapan davacının tarihinden itibaren kamu personeli ücretlerine seyyanen yapılan zam ve ek ödeme miktarlarının sözleşme net ücretine yansıtılması talebiyle davalı idareye yapmış olduğu başvurusunun reddedilmesine ilişkin işlemin; hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının tazminine karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. İzmir 2.İdare Mahkemesi: gün ve 2011/36 Esas, 2011/224 Karar sayılı kararı ile aynen; Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihimle 399 sayılı KHK'ye tabi sözleşmeli personel olarak çalışmakta iken tarihinde 2. tip sözleşme imzalayarak kapsam dışı statüde memur olarak görev yapan ve kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi nedeniyle 4046 sayılı Kanun'a göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, tarihinde Ulaştırma Bakanlığı İzmir Bölge Müdürlüğü emrine inşaat mühendisi olarak atanan davacı tarafından, tarihinden itibaren kamu personeli ücretlerine seyyanen yapılan zam ve ek ödeme miktarlarının sözleşme net ücretine yansıtılması istemiyle tarihinde Türk Telekom Anonim Şirketi Batı-1 Bölge Müdürlüğüne yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Dava 'Türleri ve 1dan Yargı Yetkisinin Sının" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: "a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, bt idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları. c) {Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapıları her türlü idari sözleşmelerden dolayı tanıtlar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" idari dava türleri olarak sayılmış olup: kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açıkııı davalara bakılabilir Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği tarihte, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu şeklindeki gerekçesi ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar karara şerh edildiği üzere taraflarca temyiz isteminde bulunulmadığından tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez adli yargıda; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 1000 TL ek ödeme (denge tazminatı) alacağının, ek ödemelerin hak ediş tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili istemi ile dava açmıştır. Davacı vekili havale tarihli dilekçesi ile; mahkemeye ibraz edilen bilirkişi raporu uyarınca talebini rapor doğrultusundaki bedeller oranında ıslah etmiştir. İzmir 8.İş Mahkemesi: gün ve 2011/684 Esas, 2012/62 Karar sayılı kararı ile:.usul ve yasaya uygun bilirkişi raporuna, davacının iş yeri şahsi dosyası münderecatına ile tüm dosya kapsamına nazaran yasal düzenlemeler uyarınca davacının davalı iş yerinde çalıştığı süreyi kapsayacak şekilde bir kısım ek ödemelerin yapılması yolunda yasama işleminin yapılıp yüksek planlama kurulu kararı ile de ek ödeme yapılmasına karar verilmesine rağmen davalı idarenin davacının yasal olarak hak kazanmasına rağmen davalı nezdindeki çalıştığı süreye istinaden davacıya ek ödeme yapmadığının anlaşılması karşısında davanın kısmen kabulüne karar verilip aşağıdaki hüküm fıkrası tesis olunmuştur./davanın kısmen kabulü ile;1000 TL ek ödeme (denge) tazminatı alacağının dava tarihinden, ,40 TL nin ıslah tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan 165
166 alınarak davacıya ödenmesine, fazla talebin reddine karar vermiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi: gün ve 2012/16132 Esas, 2014/18382 Karar sayılı kararı ile aynen: 406 sayılı Kanunun 29. Maddesinin 3. Fıkrasının birinci cümlesine göre 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak sözleşmeli personel ve kapsam dışı personel statüsünde çalışanlar hakkında, 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanmasında, Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki unvanları esas alınarak Yönetim Kurulunca tarihi itibarıyla bu unvana göre belirlenmiş olan ücret ve diğer malî haklarına bu tarihten Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak bildirim tarihine kadar geçen süre içinde kamu görevlilerine yapılacak artış oran ve/veya miktarları uygulanmak suretiyle bulunacak tutar dikkate alınır. Kapsam dışı personelden Devlet Personel Başkanlığına bildirilenlerin tarihi itibarıyla unvanlarına göre ücretinin belirlenmemiş olması durumunda, benzer görevlerde bulunanlar dikkate alınarak bu tarih için ücret ve diğer malî hakları tespit etmeye Yönetim Kurulu yetkilidir. Özelleştirme uygulamaları nedeni ile nakilleri düzenleyen 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun 22/5 maddesinde özelleştirme nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilen sözleşmeli ve iş kanunlarına tabi personelin Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına göre almakta oldukları ücret yanında, bildirim tarihi itibarı ile almakta oldukları ikramiye, ek ödeme gibi vs ek ödemelerin de sabit bir değer olarak bildirileceği hükmünü içermektedir. Gerek yasal düzenleme ve gerekse sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunması amaçlanmıştır. Kısaca davacı kapsamdışı olarak kamuda çalışmış gibi sayılmaktadır. Dairemizce yukarda belirtilen kapsamda bulunan nakle tabi isçilerle davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. arasındaki uyuşmazlıklarda daha önce önceki bozma gibi esasa yönelik kararlar vermiştir. Ancak Danıştay İdari Dava Daireleri nin gün ve 2011/ sayılı kararından sonra uyuşmazlığın adli yargı yerinde görüleceği konusunda yeniden değerlendirme yapılması gerekmiştir. Anılan karara göre yasal düzenleme ile Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesi sonucunda, işlevsel görevlerde bulunan ve ikamesi kısa sürede imkansız personelin isteklerine bağlı olarak makul bir süre kamu görevlerinden aylıksız izinli sayılarak özel hukuk tüzel kişisinde çalışmalarına olanak sağlandığı, söz konusu personelin, aylıksız izinli olarak geçen sürede kamu personeli statülerinin devam ettiği, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetini yürütmek hakkını elde eden davalı şirkete, devir sonrasında yetişmiş personel yetersizliği nedeniyle doğabilecek aksaklıkların önüne geçilebilmesi için, 406 sayılı Yasa hükümleri ile tanınan ayrıcalıkların sonucu olarak da, bünyesinde belli süre ile çalışmaya devam eden söz konusu personelin kamu kuramlarına naklen atanmasının sağlanması amacıyla kimi görevler yüklendiği, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından, hak sahibi personelinin Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler bulunduğu, bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kuramdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları, davalı şirketin, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek görev ve yetkisi ile donatıldığı, bu görev ve yetkiler dahilinde bazı kamusal ayrıcalıkları ve yükümlülükleri bulunduğu, belirtilen statüsü ve özel yasa hükümleri gereğince bazı kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere sahip olması nedeniyle davalı şirketin, herhangi bir özel hukuk tüzel kişisinden farklı bir hukuki statü içinde bulunduğu, bu durumda, imtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmetinin yürütmekle görevli ve yetkili kılınması nedeniyle, diğer özel hukuk tüzel kişilerinden farklı olarak kimi kamusal ayrıcalıklara ve yükümlülüklere tabi olan, 406 sayılı Yasa hükümleri ile, kamu kuramlarına nakil hakkı bulunan personeli ile ilgili olarak bazı kamusal görevler yüklenen davalı şirketin, belirtilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve bu işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargının görevinde bulunduğu kabul edilmiştir. Aksi yönde Uyuşmazlık Mahkemesi nin uyuşmazlıklarda adli yargı yerinin görevli olduğuna dair kararlar var ise de ilke kararı olmadığından, Dairemizce Danıştay İdari dava Dairelerinin gerekçeleri Dairemizce benimsenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da gün ve 2012/ Esas, 2012/1398 Karar sayılı kararı ile uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğunu kabul etmiştir. Görev kamu düzenindendir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, 166
167 nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kuramdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davanın HMK.nun 114/1-b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. şeklindeki gerekçesi ile mahkeme kararının bozulmasına hükmetmiştir. İzmir 8.İş Mahkemesi: gün ve 2014/587 Esas, 2014/492 Karar sayılı kararı ile; HMK düzenlemesine göre görev kamu düzeninden olup yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Gerçekten özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmekle davanın HMK.nun 114/1- b maddesi uyarınca "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle aynı yasanın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine şeklindeki gerekçesi ile HMK 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması sebebi ile aynı yasanın 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş, taraflarca temyiz edilmediğinden 1086 sayılı Yasa nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı Yasa nın 440.maddesi gereğince kesinleşmiştir. Davacı vekili, idari ve adli yargı yerlerince verilen görevsizlik kararları nedeniyle oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Davalı Türk Telekom A.Ş. yönünden dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15.maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Türk Telekomünikasyon A.Ş. nde mühendis olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeni ile başka kuruma atanan davacının, hatalı düzenlenen maaş nakil ilmuhaberi nedeni ile uğradığı zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır. 167
168 tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin 168
169 kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı nezdinde mühendis olarak çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığı na bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, yanlış maaş nakil ilmuhaberi nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemiyle; İzmir 2.İdare Mahkemesi ne dava açıldığı, İzmir 2.İdare Mahkemesi nin gün ve 2011/36 Esas, 2011/224 Karar sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine karar verdiği, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine kesinleştiği, davacı vekilinin aynı taleple İzmir 8.İş Mahkemesi ne dava açtığı, İzmir 8.İş Mahkemesi nin gün ve 2011/684 Esas, 2012/62 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verdiği, verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi nin gün ve 2012/16132 Esas, 2014/18382 Karar sayılı kararı ile bozulduğu, İzmir 8.İş Mahkemesi nin gün ve 2014/587 Esas, 2014/492 Karar sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine karar verdiği, tarafların temyiz etmemesi üzerine kararın kesinleştiği, davacının 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesi uyarınca oluşan olumsuz görev uyuşmazlığı nedeni ile görevli mahkemenin belirlenmesi için mahkememize müracaat ettiği anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle, İzmir 8.İş Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. 169
170 SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 8.İş Mahkemesi nin gün ve 2014/587 Esas, 2014/492 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 30-ESAS NO : 2015/151 KARAR NO : 2015/166 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Trafik kazası sonucu sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın kusur oranına göre saptanan kısmının davalı idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekilleri : Av. H.L.P.- Av. D.P. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. D.A. O L A Y : Davacı şirket vekili, dava dilekçesinde; müvekkili Şirket tarafından kasko sigortalı plakalı aracın, tarihinde, Osmaniye ili istikametinden Nurdağı ilçesi istikametine seyir halinde iken Nurdağı bağlantı yolu A 1430 km.ye geldiğinde yola dökülen kimyevi madde nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybettiğini ve maddi hasara maruz kaldığını; mahallinde tutulan trafik kaza tutanağına göre; bu kazanın olduğu mevkide yol sorununa dair trafik işaret levhasının olmaması, davalı tarafından gerekli bakımın ve gözetimin yapılmaması, yolun denetlenmemesi nedeniyle sigortalı aracın hasara uğradığını; davalı idarenin kazanın oluşumunda 4/8 oranında tali kusurlu olduğunu; davalı idarenin hizmet kusuru işlediğini, 2918 s. Kanunun 7.maddesi gereği, davalının yol üzerindeki bakım sorumluluğunun ihlali ile hizmet kusurunun oluştuğunu; anılan kanunun 13. maddesinde, karayolunun yapım bakımı ile görevli ve sorumlu tüm kuruluşların, karayolu yapısını, trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla yükümlü olduklarının hükme bağlandığını; nitekim kamu idarelerinin, yapmakla yükümlü oldukları kamu hizmetini gereği gibi ifa etmekle beraber, sorumlu oldukları yolda yapılan bir çalışmayı denetlemek, gözetmek ve hizmetlerinin işleyişini sürekli olarak kontrol etmek ve hizmetin yürütülmesi sırasında gerekli önlemleri almakla da yükümlü bulunduğunu; bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle hizmetin kötü ve geç işlemesi ve bu yönden bir zarara sebebiyet verilmiş olması halinin, idareye meydana gelen zararları tazmin sorumluluğu yüklediğini; oluşan tazminatın davalı idareden talep edildiğini ancak taleplerinin reddedildiğini; yaptırılan ekspertiz sonucuna göre, araçta ,00 TL hasar ve tazminat bedeli tespit edildiğini, bu miktarın araç sahibine ödendiğini; bu miktardan davalının 4/8 kusur oranına isabet eden ,00 TL. * 4/8=5.184,50 TL den dava açıldığını; kasko tazminatını ödeyen müvekkili şirketin, TTK maddesine göre, sigortalısının hukukuna halef olduğunu ifade ederek; davalı idarenin hukuka aykırı eylemi ve buna bağlı hizmet kusuru sonucu oluşan rücuya konu 5.184,50 TL zararın, başvuru tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tazmini istemiyle tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. GAZİANTEP 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2012/780, K:2013/163 sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; Tanımlar başlıklı 3. maddesinde ise, trafik için kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanların karayolu olduğunun belirtildiği; öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır./ Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının 170
171 merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denildiği; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirketçe kasko poliçesi ile sigortalı 34 plakalı aracın tarihinde Osmaniye İli istikametinden Nurdağı İlçesi istikametine seyir halinde iken Nurdağı bağlantı yolunun A 1430 km.'sinde yola dökülen kimyevi madde nedeniyle maddi hasara uğraması üzerine yolun bakım ve onarımından sorumlu olan idarenin kusurundan dolayı kazanın meydana geldiği ileri sürülerek sigortalıya ödenen 5.184,50-TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; olayda, 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği hükme bağlanmış olduğundan, trafik kazasının, trafik ışıklarının kurulması ve bakımından sorumlu davalı idarenin kusurundan meydana geldiği iddiasıyla tarihinde açılan iş bu davanın görüm ve çözümünün adli yargı mahkemelerinin görevinde olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; itiraz üzerine bu karar Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin gün ve E:2013/1603, K:2013/1697 sayılı kararıyla onanmış; karar düzeltme istemi de gün ve E:2013/2829, K:2013/2743 sayılı kararıyla reddedilmiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı şirket vekili bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır. NURDAĞI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/251, K:2014/188 sayı ile, dava dosyasının geniş bir özetine yer verdikten, göreve ilişkin adli yargı ve idari yargı ayrımını irdeledikten sonra; idari eylemin, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiiller olduğu, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak tam yargı davalarının idari yargı yerinde görülüp çözümleneceği; Anayasa nın 125., 140. ve 155.maddelerinin birlikte incelenmesinden, idari eylem ve işlemlerin yargısal denetiminin idari yargının görev alanına girdiğinin anlaşıldığı; kural olarak kamu hukuku alanındaki eylem ve işlemeler için idari yargının, özel hukuk alanındakiler için de adli yargının görevli olduğunda duraksama bulunmadığı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayılmış olduğu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114/1-b maddesine göre; yargı yolunun caiz olmasının dava şartı olduğu; Davacının, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünü hizmet kusuru nedeniyle dava ettiği; kamu hizmeti görmekle yükümlü olan davalının kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi bulunmadığı, idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunan zararın ödetilmesi isteklerinin, günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararında değinildiği üzere tam yargı davasının konusunu oluşturduğu; idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunan zararın ödetilmesi istekleri davalarının 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesi hükmünce idari yargı yerinde açılmasının gerektiği; bu nedenle; mahkemelerinin yargı yolu bakımından görevli olmadığı; mahkemelerinin kararıyla adli ve idari yargı merciileri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığı gerekçesiyle; davanın, 6100 sayılı HMK 114/1-b ve 115 maddeleri gereğince yargı yolu caiz olmamasından ve bu nedenle idare mahkemeleri yetkili olduğundan dolayı dava şartı yokluğundan REDDİNE, aynı taleple ilgili olarak idari yargı tarafından görevsizlik ( yargı yolu bakımından) kararı verildiğinden, karar kesinleştiğinde 2247 sayılı uyuşmazlık mahkemesine kuruluşu ve işleyişi hakkındaki kanunun 14 ve 15. Maddeleri gereğince dosyanın talep halinde uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 171
172 Dava, sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın kusur oranına göre saptanan kısmının davalı idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri başlıklı 7. maddesinde; Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır: a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek, c) (Mülga: 17/10/ /47 md.) d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemek ve onaylamak, e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek, f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirleri almak veya aldırmak, g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri, aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkik ve uygun olanları tasdik etmek, h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısı ile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak, i) (Mülga: 3/5/ /4 md.) j) (Değişik: 17/10/ /5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun 13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanakla belirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek, k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır. (Son fıkra Mülga : 28/3/ /16 md.) hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirketçe kasko poliçesi ile sigortalı 34 plakalı aracın; tarihinde Osmaniye İli istikametinden Nurdağı İlçesi istikametine seyir halinde iken, Nurdağı bağlantı yolunun A 1430 km.'sinde yola dökülen kimyevi maddeden dolayı sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle maddi hasara uğraması üzerine, yolun bakım ve onarımından sorumlu olan idarenin kusurundan dolayı kazanın meydana geldiği ileri sürülerek sigortalıya ödenen 5.184,50-TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının 172
173 görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Nurdağı Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Nurdağı Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2013/251, K:2014/188 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR IN KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, / TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onanmınm yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp 173
174 yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. 1 Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasmda çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacma uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya göreysi'zlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 174
175 Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğu görüşüne katılamıyorum. Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 31-ESAS NO : 2015/152 KARAR NO : 2015/167 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Polis memuru olarak görev yapmakta iken, geçirdiği trafik kazasında vefat eden davacı murisi hakkında 5510 sayılı Kanunun 47.maddesinin 1.fıkrasına göre vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vazife Malullüğü Tespit Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın, müteveffa 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli sandığı iştirakçisi olduğu için, olayda 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanması gerektiğinden İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : İ.N. Katılanlar : 1- A.N., 2- P.N. Vekili : Av. M.S. Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekilleri : Av. T.Z. (İdari Yargıda) Av. A.D. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacı İ.N. ın, müteveffa Ö.N. ın babası olduğunu, müteveffanın Muğla Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, Muğla Valiliği Milas Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği nin yazısı ile tarihinde, Başbakan R.T.E. ın Muğla iline yapacağı ziyaret sebebiyle müteveffanın 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu nun 177.maddesi gereğince geçici görevli sayılmasına karar verildiğini, Ö.N. ın kendisinin sevk ve idaresinde bulunan araçla, geçici görevlendirme ile gittiği il merkezinden görev bitimi dönerken, Muğla-Milas karayolunun 1.kilometresinde, karşı yoldan gelen otomobilin hatalı sollama yapması sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, anılan kazada müteveffa ile birlikte 3 kişinin vefat ettiğini, kaza tespit tutanağında kusur dağılımı açısından kazanın oluşumunda plaka sayılı oto sürücüsü E.B. ün 2918 sayılı Kanunun 34. maddesinde yer alan sürücü asli kusurlarından 7 kod nolu (Şeride Tecavüz Etme) bendini ihlal ettiğini; 44. plaka sayılı oto sürücüsü Ö.N. ın ise kazada herhangi bir kusur ve kabahatinin olmadığının bildirildiğini, müteveffa Ö.N. ın vefatından sonra Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme neticesinde, İzmir Adli Tıp Kurumu nun tarih ve 2011/3245/786 sayılı raporu ile müteveffanın vücudunda 179 mg/dl etil alkol bulunduğu şeklinde raporun bildirildiğini, işbu raporun davalı idarenin Sağlık Kurulunca incelenmeye alındığını, Sosyal Güvenlik Başkanlığı nın Vazife Malullüğü Tespit Kurulu nun tarihli yazısı ile 5434 sayılı Kanunu nun vazife malulü sayılmayan hallerini hükme bağlayan 48.maddesinin a fıkrası ile 5510 sayılı Kanunu nun 47.maddesinin 2.fıkrası gerekçe gösterilerek; Kurul un tarih ve 129 Sayılı kararının müteveffa ile ilgili kısmının iptali ile vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığı yönünde karar verildiğini belirterek, davalı kurumun tarih ve 16 sayılı kararı doğrultusunda müvekkillere yönelik vazife malullüğü uygulanmasına imkan bulunmadığı yönündeki kararın öncelikle yürütmesinin durdurulmasına, davalı idare tarafından müteveffa Ö.N. hakkında verilmiş kararın hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olmasından dolayı kararın iptali ile vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. 175
176 Ankara 8.İdare Mahkemesi: gün, E:2012/470, 2012/403 sayılı kararı ile özetle; Uyuşmazlığa konu olayda; Muğla Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken tarihinde geçirdiği trafik kazasında vefat eden davacının oğlu Ö.N. hakkında 5510 sayılı Kanunun 47.maddesinin 1.fıkrasına göre vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vazife Malullüğü Tespit Kurulu nun tarih ve 16 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde, 5510 sayılı Kanunun 101.maddesi uyarınca İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır. şeklindeki gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 11.Dairesi gün ve E:2012/4531, K:2012/7234 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 4.İş Mahkemesi: gün ve E:2012/598, K:2013/422 sayı ile özetle; davacıların ortak murisi Ö.N. ın Başbakan ın Muğla ya yapacağı ziyaret sebebiyle geçici görevli olarak gittiği Muğla dan Milas a görev sonrası dönüşü sırasında meydana gelen trafik kazasında vefat ettiği, kazada tam kusurunun şerit ihlali yaparak karşı yönden gelen araç şoförü E.B. e ait olduğu, müteveffa Ö.N. ın herhangi bir kusurunun bulunmadığı, her ne kadar davacıların murisi Ö.N. ın kanında 179 mg/dl etil alkol tespit edilmiş ise de, bilirkişi heyet raporunda da belirtildiği üzere bir anda meydana gelen beklenmedik kaza üzerinde alkolün herhangi bir etkisinin olmadığı, kanaat-sonucuna varılmakla açılan davanın kabulüne, davacıların murisi Ö.N. ın geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu vefatının görevi sırasında meydana gelmesi nedeniyle vazife malulü sayılmasına ve davacılara parasal-özlük haklarının ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. şeklindeki gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 21.Hukuk Dairesi gün ve E:2013/13231, K:2014/11375 sayılı ilamı ile özetle; somut olayda uyuşmazlığın, 5510 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği tarihinden önce Emekli Sandığı iştirakçisi olan davacılar murisinin Milas Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği nde polis memuru olarak görev yapmakta iken Kaymakamlık görevinin sona ermesi nedeniyle tarihinde Milas ilçesine geri dönerken meydana gelen trafik kazası sonucu öldüğü, ölüm olayının vazife malulü olarak kabulüne ilişkin istemin çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gözetilerek 6100 sayılı HMK nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. şeklindeki gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 4.İş Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/742, K:2014/909 sayılı kararı ile özetle; HMK nun 114/1-b, 115/2.maddeleri gereğince yargı yolunun caiz olmaması ve idari yargının görevli olması nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı süresinde temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: İdari ve adli yargı yerleri arasında anılan Kanun'un 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle mahkememize gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, idari ve adli yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Muğla Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, geçirdiği trafik kazasında vefat eden müteveffa Ö.N. hakkında 5510 sayılı Kanunun 47.maddesinin 1.fıkrasına göre vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun gün ve 129 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır. Dosya kapsamında yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun gün, 129 sayılı kararına ilişkin yazıda; müteveffa Ö.N.'ın ölüm olayının fiilen polis memuru görevini yaptığı sırada meydana gelmediğinden, hakkında 5510 sayılı Yasanın 47.maddesinin 1.fıkrasına göre vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığının belirtildiği anlaşılmıştır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal 176
177 Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 47.maddesi ''Vazife Malullüğü'' nü düzenlemekte olup, maddenin 1.fıkrasında; ''...25 inci maddede belirtilen malûllük; sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malûllüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malûlü denir.'' hükmü yer almaktadır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. 177
178 Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Dosya kapsamında yer alan müteveffa Ö.N.'a ait Hizmet Cetvelinde yapılan incelemede, ilk atama tarihinin olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli sandığı iştirakçisi olan müteveffanın babası, annesi ve kız kardeşi olan davacılar tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 8. İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 8.İdare Mahkemesinin gün, E:2012/470, 2012/403 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 32-ESAS NO : 2015/153 KARAR NO : 2015/168 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : İ.Ö. : Av. C.D. : Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığı O L A Y : Turgutlu Jandarma Trafik Tim Komutanlığınca, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve EP seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 537 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. TURGUTLU SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/13 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MANİSA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1069, K:2014/771 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: 178
179 l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta 179
180 Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; 180
181 a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Turgutlu Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Turgutlu Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/13 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA ününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi 181
182 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 33-ESAS NO : 2015/155 KARAR NO : 2015/170 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 3417 sayılı Yasa'yı yürürlükten kaldıran 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun kapsamında; tasarruf kesintisi, Kurum katkısı ve nemaların tahsili istemiyle açılan davanın, davaya konu davalı idare işleminin 3417 ve 4853 sayılı Kanunlar kapsamında tek taraflı kamu gücüne dayalı olarak yapıldığı anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun un 2/1-b maddesi gereğince İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı : H.R. Vekilleri : Av. H.Ç. & Av. A.Ç. Davalılar : 1.Maliye Hazinesi Vekili : Av. S.G. 2.B. İnş. San ve Tic. A.Ş. Vekili : Av. A.M.Ö. (Adli ve İdari Yargıda) (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı B. İnş. Sanayi ve Tic. A.Ş. nde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışırken, iş sözleşmesinin sona ermesi nedeni ile işten ayrıldığını, çalıştığı süre içinde maaşından 3417 sayılı Kanun çerçevesinde kesilen meblağın TC Ziraat Bankası na yatırılması gerekirken yatırılmadığını, bu nedenle davacının zarara uğradığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile TL kesinti bedelinin işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemi ile adli yargı yerinde dava açmıştır. Trabzon İş Mahkemesi; gün ve 2005/ 725 Esas, 2010/573 Karar sayılı kararında aynen; Dava konusu somut olayda; 3417 sayılı kanun hükümlerine göre davalı işverence davacının ücretinden yapılması gereken tasarruf kesintileri ile katkı paylarının süresi içinde ilgilinin adına açılmış hesaba yatırılmaması nedeniyle SGK Trabzon İl Müdürlüğünce davalı işveren aleyhine icra takibine geçildiği anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince kurum haciz yoluyla tahsil ettiği tasarruf teşvik kesintisi ile katkı payını ilgilinin T.C. Ziraat Bankası nezdindeki hesabına yatırmakla yükümlü olup, haciz yoluyla tahsil edilen miktar yönünden işverenin tasarrufu teşvik kesintisi ve nema alacağından sorumlu olduğu kabul edilemez. Bu nedenle davalı işveren aleyhine açılan dava hakkında esasa ilişkin hüküm kurulmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiş ancak dava tarihinden sonra taksitlendirmeye gitmesi ve davanın açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle lehine yargılama giderine hükmedilmemiştir. şeklindeki gerekçesi ile, davalı B. İnş. A.Ş. yönünden karar verilmesine yer olmadığına, Maliye Hazinesi Yönünden ise davanın kabulü ile 1000 TL alacağın tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiş, karar davalı Maliye Hazinesi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi; gün ve 2013/10313 Esas, 2013/1302 Karar sayılı kararında aynen; 1-Davalı şirket B. AŞ. vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2-Davalı Hazinenin temyizine gelince, somut olayda kamu kurumu niteliğinde olan davalıya husumet yöneltilerek kurumu belli doğrultuda tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nema alacağının ödenmesine ilişkin idari işlem tesis etmeye zorlayıcı hüküm kurulması amaçlandığına göre talebin idari nitelik taşıdığı kabul edilmelidir. Ayrıca tasarruf kesintilerinin ilgililerin iradeleri dışında, idarenin kamu gücü kullanılarak yapıldığı, konunun kamu hukuku alanına ilişkin olduğu gözetildiğinde ve tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nemaların tahsili istemiyle, idareye karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğuna dair Uyuşmazlık Mahkemesi tarih ve 2010/ E-K sayılı kararı da dikkate alındığında davalılardan Hazineye açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun tarihli 2012/ Esas ve 2013/1 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir. 182
183 Şu durumda davalı Hazine hakkındaki dava, 2577 sayılı yasanın 2. maddesi uyarınca adli yargının görevi dışında kaldığından yargı yolu bakımından dilekçenin reddine karar vermek gerekirken işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. şeklindeki gerekçesi ile davalılardan Maliye Hazinesi yönünden verilen hüküm fıkrasının, görev yönünden bozulmasına hükmetmiştir. Trabzon İş Mahkemesi nce; bozma ilamına uyulmak sureti ile verilen gün ve 2013/778 Esas, 2013/922 Karar sayılı kararında aynen; Dosya muhteviyatı incelendiğinde; kamu kurumu niteliğinde olan davalıya husumet yöneltilerek kurumu belli doğrultuda tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nema alacağının ödenmesine ilişkin idari işlem tesis etmeye zorlayıcı hüküm kurulması amaçlandığından talebin idari nitelik taşıdığı kabul edilmesi ayrıca tasarruf kesintilerinin ilgililerin iradeleri dışında, idarenin kamu gücü kullanılarak yapıldığı, kanunun kamu hukuku alanına ilişkin olduğu gözetildiğinde ve tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nemaların tahsili istemiyle, idareye karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğuna dair Uyuşmazlık Mahkemesi tarih ve 2010/ E-K sayılı kararı da dikkate alındığında davalılardan Hazineye açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği görülmüş ve aşağıda belirtilen hüküm kurulmuştur. denilmek sureti ile, davalı Maliye Hazinesi yönünden açılan davanın, görev yönünden reddine karar verilmiş, verilen karar karara şerh edildiği üzere taraflarca temyiz edilmeksizin tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili tarafından aynı gerekçelerle, 3417 sayılı Kanun kapsamında yapılan kesintinin tazmini istemi ile davalılardan sadece Maliye Hazinesi ne karşı bu kez idari yargıda dava açılmıştır. Ankara 4. İdare Mahkemesi; gün ve 2014/1397 Esas, 2014/1167 Karar sayılı kararı ile; Dava dosyasının incelenmesinden, Trabzon İli nde özel bir şirkette belirsiz süreli sürekli iş sözleşmesi ile çalışmakta iken iş sözleşmesi sona erdirilen davacı tarafından; anılan işyerinde çalıştığı süre içerisinde ücret bordrosundan 3417 sayılı Yasa uyarınca yapılan tasarruf teşvik kesintisi, işveren katkısı ve nemasının iş sözleşmesinin sona erme tarihine göre nemalarıyla birlikte alacak miktarının saptanması ve yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle iş bu dava açılmış olmakla birlikte, davacının kamu görevlisi statüsünde olmadığı, özel bir şirkette 4857 sayılı İş Kanununa tabi olarak görev yaptığı hususu göz önüne alındığında idarenin kanundan kaynaklı kamu gücü kullanarak yaptığı tasarruftan dolayı kaynaklanan uyuşmazlığın yukarıda anılan hüküm uyarınca Iş Mahkemelerinde çözümlenmesi gerektiğinden uyuşmazlığın adli yargı yerlerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. şeklindeki gerekçesi ile davanın görev nedeni ile reddine karar vermiş, karar davalı vekiline , davacı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş, taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili, her iki yargı yeri tarafından verilen görevsizlik kararları nedeni ile oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözülmesi istemi ile başvuruda bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmediği; ancak söz konusu dosyanın Mahkememizin istemi üzerine UYAP sistemi üzerinden açılmasının sağlandığı ve ilgili bilgi ve belgelerin bu şekilde tamamlandığı anlaşılmakla usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı görüldüğünden görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, dava dışı B. İnş. San ve Tic. A.Ş. nde çalışırken iş sözleşmesinin sona ermesi nedeni ile işten ayrılan davacının, tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nemalarının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 24/4/2003 gün ve 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun un 10. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 09/03/1988 gün ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun un 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı, çalışanların aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintisi yapılmasını, tasarruflara Devlet veya ilgili işverenlerin katkıda bulunmasını, bağımsız çalışanların gelirlerinin bir kısmının tasarrufa ayrılmasını temin etmek ve bu tasarrufların en iyi şekilde nemalandırılmasını sağlamak 183
184 suretiyle çalışanların tasarruf yapmalarını teşvik etmektir. denilmek sureti ile, kanunun, çalışanların gelirlerinden kesinti yapılmak sureti ile tasarrufta bulunmalarını sağlamak amacı ile düzenlendiği belirtilmiştir. Aynı Kanun un 3417 sayılı Kanunun Kapsam başlıklı 2. maddesinin tarih ve 4447 sayılı Kanun un 62. maddesi ile değiştirilmeden önceki ilk halinde; Bu Kanun hükümleri çerçevesinde; a) Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu hükümlerine göre almakta olan kamu görevlileri ile kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşlarda çalışanların, b) On ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçilerin, c) Kanunları uyarınca sözleşmeli statüde çalışan personelin, Aylık ve ücretlerinden "tasarruf kesintisi" yapılır. Bu tasarruflara Devlet veya ilgili işverenlerin katkısı sağlanır sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa tabi olarak çalışanlar gelirlerinin, bu Kanun hükümlerine göre belirlenecek kısmını tasarruf olarak her ay ilgili banka şubesine yatırırlar. Yasama mülga 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan kurumlar, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde yasal faiziyle birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumludurlar denilmek sureti ile, 3417 sayılı Kanun kapsamında olan çalışanlar belirtilmiş ve bu çalışanların hesabından, kendi iradelerine bağlı olmaksızın kanun gereğince ve kanunun verdiği yetkiye dayalı olarak Devlet ya da ilgili işverenler tarafından kesinti yapılacağı ve katkı sağlanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun un yine tarih ve 4447 sayılı Kanun un 62. maddesi ile kaldırılan 3. maddesinde; 2 nci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamına girenlerle ilgili tasarruflar, ilgililerin aylık veya ücretlerinden yapılacak yüzde 2 nispetindeki tasarruf kesintisi ile ilgililerin aylık veya ücretlerinin yüzde 3'ü nispetinde Devlet veya işverence sağlanacak katkının toplamından oluşur. Tasarruf kesintisinin nispetini yüzde 4'e, Devlet veya işveren tarafından sağlanacak katkının nispetini yüzde 6'ya kadar yükseltmeye veya yukarıdaki nispetlere indirmeye ye uygulama tarihlerini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. 2 nci maddenin son fıkrası kapsamına girenlerin yatırılacak aylık tasarruf miktarlarını, Bağ-Kur'a yatırılan azamî aylık prim tutarını aşmamak üzere tespite, gelir basamaklarına göre tasarruf miktarlarını farklılaştırmaya ve yatırılacak banka şubelerini belirlemeye, bu tasarruflarına gereğinde yapılacak aylık Devlet katkısı miktarlarını tespite, bu konularla ilgili her türlü düzenlemeleri yapmaya ve uygulama tarihlerini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir denilmek sureti ile kesintilerin ve katkıların ne şekilde yapılacağı kural ve esasları ile kaleme alınmıştır. Aynı Kanun un Tasarruf Hesabı başlıklı 4. maddesinde; Kurumlar bu Kanun hükümleri çerçevesinde çalışanların aylık ve ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintisi ile sağlanacak Devlet katkılarını aylık ve ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında personeli adına açtıracakları Tasarrufu Teşvik Hesabına yatırırlar. İşverenler işçilerinin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını tahakkuk ettirerek, ücret ödenmesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında işçileri adına açtıracakları Tasarrufu Teşvik Hesabına yatırırlar sayılı Kanuna tabi olarak çalışanlar 3 üncü madde hükümlerine göre tespit edilecek aylık tasarruf tutarlarını, ait oldukları ayın sonuna kadar, belirlenecek ilgili banka şubelerinde kendi adlarına açtıracakları Tasarrufu Teşvik Hesabına yatırırlar. Yapılan katkı ve kesintiler, ilgili bankaya yatırılmasını müteakip, muhtevası Yüksek Planlama Kurulunca tespit edilip her hak sahibine verilecek bir hesap cüzdanına işlenir. denilmek sureti ile de, çalışanın maaşından kesinti sureti ile elde edilecek tasarrufun kimler eli ile hangi usule bağlı olarak yapılacağı açıklanmıştır. Maddenin 2. fıkrasında dava konusu olayı da içerir şekilde; işverenlerin, işyerlerinde çalışan işçilerin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintilerini, kendi katkılarını da tahakkuk ettirerek, işçileri adına Ziraat Bankası nda açtıracakları Tasarrufu Teşvik Hesabına, aylık ücretin ödenmesini takip eden ayın sonuna kadar yatırmakla yükümlü oldukları düzenlenmiştir. Bu şekilde kamu kurumunda çalışmayan işçiler yönü ile tasarruf kesintisinin ne şekilde yapılacağı açıkça kaleme alınmış bulunmaktadır. Aynı Kanun un Nemalandırma başlıklı ve 30/05/ KHK-533/4 md.ile değiştirilen ve Anayasa Mahkemesi nin 21/07/1994 tarih ve E.1994/66, K.1994/63-2 sayılı Kararı ile yeniden düzenlenen 5. maddesinde; Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı 4 üncü maddeye göre açılacak hesapta toplanan paraları, Yüksek Planlama Kurulunca belirlenecek esaslar dahilinde, gayrimenkul alım satımına yönelik 184
185 yatırımlar hariç olmak üzere, her türlü menkul kıymetler ve verimi yüksek yatırımlara yatırmak suretiyle nemalandırır. denilmek sureti ile, tasarrufların ne şekilde nemalandırılacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanun un Düzenleme başlıklı 9. maddesinde; Yüksek Planlama Kurulu; a) Bu Kanun hükümleri uyarınca tasarruf kesintisi ve Devlet ve işveren katkılarına esas alınacak istihkak tutarlarının kapsamını tayine; bu kesinti ve katkılar, Bağ-Kur kapsamında olanlar bakımından tasarruf tutarları ve Devlet katkıları ile nemaların ilgili banka hesaplarına yatırılması ve 6 ncı madde uyarınca hak sahiplerine ödenmesine ilişkin usulleri tespite, b) T.C. Ziraat Bankası Ankara Merkez Şubesindeki hesapta toplanacak paraların nemalandırılmasında, öncelikleri tespite; bu paraları gerektiğinde diğer kamu bankalarında da nemalandırmaya; T.C. Ziraat Bankası ve diğer kamu bankaları ile bu Kanunun uygulanmasında görevlendirilen kuruluşlara hizmetleri karşılığının ne şekilde ödeneceğini tespite, c) 3 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile bu Kanunun uygulanması ile ilgili her türlü düzenlemeleri yapmaya yetkilidir. şeklindeki düzenleme ile de, 3417 sayılı Kanun çerçevesinde yapılacak kesintiler üzerinde tasarruf, tespit ve değerlendirme yetkisinin Yüksek Planlama Kurulu na ait olduğu belirtilmiştir. Söz konusu 3417 sayılı Kanun, 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun un 10. Maddesindeki; 09/03/1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. şeklindeki düzenleme ile tarihi itibari ile yürürlükten kaldırılmıştır sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun un Amaç başlıklı 1. maddesinde, Bu Kanunun amacı, tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun uyarınca açılmış bulunan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabında biriken paraların tasfiyesi ve bu hesaptan hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir denilmek sureti ile, kanunun salt 3417 sayılı Kanun uyarınca yapılan tasarrufların tasfiyesine yönelik, usul ve esasların belirlenmesi amacı ile çıkarıldığı vurgulanmıştır. Aynı Kanun un Kapsam başlığını taşıyan 2. maddesinde, Bu Kanun, 3417 sayılı Kanun hükümleri uyarınca T.C. Ziraat Bankasında adlarına Tasarrufu Teşvik Hesabı açılan ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kendilerine 3417 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci ve iptal edilen üçüncü fıkraları gereği ödeme yapılmamış hak sahiplerini kapsar denilmek sureti ile, tasfiyeye ilişkin hükümler çerçevesinde kimlere ödeme yapılacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanun un Süresinde ödenmeyen tasarruf kesintileri ve katkı payları başlığını taşıyan 8. maddesinde 3417 sayılı Kanun hükümlerine göre, ücretlerden yapmaları gereken tasarruf kesintileri ile katkı paylarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan işverenlerden; yatırılması gereken miktarlar ile gecikme zammı, resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılır sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan kurumlar, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde yasal faiziyle birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumludurlar. şeklindeki düzenleme ile 3417 sayılı Kanun uyarınca çalışanların maaşından kesilen ve fakat adlarına banka hesabına yatırılmayan meblağların, SGK tarafından,506 sayılı Kanun da düzenlenen primlerin tahsiline ilişkin usuller çerçevesinde, ilgilisinden tahsil edilerek TC Ziraat Bankası na çalışan için açtırılan hesaba yatırılacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun un Düzenleme başlıklı 9. maddesinde; Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan, bu Kanunun uygulanması ile ilgili her türlü düzenlemeyi yapmaya yetkilidir. şeklindeki düzenleme ile, söz konusu tasfiyeye ilişkin düzenleme yetkisi hazine müsteşarlığına verilmiştir. Adı Geçen Kanun un Ek 1. Maddesinde; Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler 185
186 kendiliğinden sona erer. Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun ödemeleri düzenleyen 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası uyarınca sistemden çıkan tasarruf sahiplerinin sistemden çıktıkları tarihte tasarruf teşvik hesaplarında kalan Devlet veya işveren katkısı tutarları, ödenen nema tutarları mahsup edilmek kaydıyla ilk kesinti tarihinden; şahıs kesintisine tekabül eden ödenmeyen nema tutarları ise sistemden çıkış tarihinden 30 Nisan 2003 tarihine kadar olan dönem için 3417 sayılı Kanunun nemalandırmaya ilişkin 5 inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre ve bu tarihten sonraki dönem için ise 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanunun 5 inci maddesinde belirlenen esaslar çerçevesinde Şubat 2007 sonu itibariyle değerlemeye tâbi tutularak tasarruf sahiplerine başvuru halinde defaten ödenir. Söz konusu ödemelerin hak sahibi bazında belirlenmesinde Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınır sayılı Kanunun ödemeleri düzenleyen 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası uyarınca sistemden çıkarak her ne suretle olursa olsun, işbu düzenleme tarihinden önce mülkiyet hakkı kapsamında talebi karşılanmış hak sahipleri lehine bir fark oluşması halinde, söz konusu tutar 2007 yılı Aralık ayı sonuna kadar defaten ödenir. İkinci ve üçüncü fıkra düzenlemesi ile konuları kalmayacağından kapsama giren tasarruf sahipleri tarafından yargı mercilerine açılmış davalar ile icra takipleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmak suretiyle dava ve takipler sonuçlandırılır. Bu kapsamda, yargı organlarınca idare aleyhine hüküm altına alınabilecek yargılama giderleri de ilgililerinin talep etmesi halinde haklılık oranında nispî şekilde ödenerek davaların ve ihtilafların sonuçlandırılması sağlanır. şeklindeki düzenlenme ile çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülüklerin 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolacağı; devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödemenin, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Dava dosyası incelendiğinde; davacının davalı B. San İnş ve Tic şirketinde işçi olarak çalıştığı, davacının maaşından 3417 sayılı Kanun uyarınca kesinti yapıldığı, maaşından yapılması gereken kesintinin TC Ziraat Bankası na yatırılmaması nedeni ile, 3417 sayılı Kanun un tarihinden 4853 sayılı Kanun ile 3417 sayılı Kanun un yürürlükten kaldırıldığı ve çalışanlardan 3417 sayılı Kanun uyarınca kesilen tasarrufların tasfiyesi ve iadesi yoluna gidildiği, bu aşamada davacının maaşından yapılan kesintinin TC Ziraat Bankası na davacı adına yatırılmadığının tespiti üzerine 4853 sayılı Kanun un 8. maddesi gereğince SGK Başkanlığı tarafından söz konusu meblağın icra yolu ile tahsiline gidildiği ancak tahsil edilen tutarın TC Ziraat Bankası na davacı adına olan hesaba yatırılmadığı, bu nedenle davacının 3417 sayılı Kanun uyarınca maaşından yapılan kesintiler ile, 4853 sayılı Kanun un 5. maddesi gereğince öngörülen nema alacağını temin edemediği ve eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır. Yukarıda değinilen yasal mevzuat ve dosya kapsamında yapılan inceleme sonucu elde edilen tespitler neticesinde; davaya konu edilen kesinti ve devlet katkısının, 3417 sayılı Kanun uyarınca tahsil ve temin edildiği, yine aynı yasa gereğince TC Ziraat Bankası nda davacı adına açılan hesaba yatırıldığı (ya da yatırılması gerektiği), 4853 sayılı Yasa ile 3417 sayılı yasanın yürürlükten kaldırıldığı ve kesilen tutarların nemaları ile birlikte ilgililerine ödenmesine karar verildiği, kanun gereğince 31/12/2007 tarihine kadar yapılacak ödemelerde 4853, sayılı Kanun un 5 ve 6; 31/12/2007 yılından sonraki ödemelerde ise 4853 sayılı Kanun un ek 1. maddesi uyarınca öngörülen usule uygun olarak tasfiyenin yapılmasına geçildiği, davacının da ilgili mevzuat çerçevesinde yapılan kesinti ve nema alacağının kendisine iadesini istediği anlaşılmakla; kesintilerin ilgililerin iradeleri dışında, idarenin kamu gücü kullanılarak yapıldığı, davacı özel bir şirkette çalışmış ve işverenin kamu idaresi olmasına karşın, 3417 ve 4853 sayılı kanunlar uyarınca kişilerin isteği dışında yapılması gereken tasarrufu teşvik kesintilerinde işveren dışında davalı idareye de yasal sorumluluk yüklendiği, dolayısıyla konunun kamu hukuku alanına ilişkin olduğu gözetildiğinde; tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nemaların tahsili istemiyle, anılan İdareye karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Kaldı ki davanın somutunda dava dışı SGK nın, evvelce işverence yatırılmayan tasarrufu teşvik kesintilerini işverenden icra yoluyla tahsil etmesine karşın, davacı adına Ziraat Bankasına yatırmadığı da görülmektedir. Açıklanan nedenlerle Ankara 4. İdare Mahkemesi nin görevsizlik kararının, kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 4.İdare Mahkemesi nin gün ve 2014/1397 Esas, 2014/1167 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 186
187 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 34-ESAS NO : 2015/156 KARAR NO : 2015/171 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Y.M. : Av. E.A. : Emniyet Genel Müdürlüğü O L A Y : İstanbul Valiliği Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığı ve araç muayene süresini geçirdiğinden bahisle, davacı adına gün ve HB seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca, toplam olarak 777 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2013/6240, K:2013/6240 sayı ile; davacı hakkında idari para cezası yanında ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2013/2460, K:2014/1720 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup 187
188 BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmiş; Araçların muayenesi başlığı altında düzenlenen 34. maddesinde, Trafiğe çıkarılacak motorlu araçların teknik şartlara uyup uymadığı ekonomik yapıları da, dikkate alınmak suretiyle belirli zamanlarda muayene edilerek tespit edilir. (Ek: 17/10/ /14 md.) Bu Kanuna göre, yaptırılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortası geçerli teminat tutarları üzerinden yaptırılmamış araçlar, muayeneye alınmazlar. Motorlu araçların muayenelerinin, yönetmelikte belirtilen süreler içinde yaptırılması zorunludur. (Değişik: 25/6/ KHK-330/3 md.; Aynen kabul : 31/10/ /2 md.) Muayene süresi dolmadan kazaya karışması sonucu yetkili zabıtaca muayenesi gerekli görülenler ile üzerinde değişiklik yapılan araçların ayrıca özel muayenesi zorunludur. Bu muayeneler öncelikle yapılır. Karayollarında kullanılmakta olan araçların, teknik şartlara uyup uymadığı trafik zabıtasınca kontrol edilerek her an muayeneleri yapılabilir. (Değişik : 21/5/ /4 md.) Muayene süresi geçirilen veya sahip değiştirme hali hariç, özel muayene yaptırılması zorunlu olduğu halde yaptırılmamış araçları kullanan sürücüler, lira para cezası ile cezalandırılırlar. (Ek fıkra : 16/7/ /44 md.) Bu araçlar trafikten men edilir ve en yakın muayene istasyonuna gönderilirler. (Ek fıkra : 16/7/ /44 md.) Muayene istasyonu açma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler; muayeneleri süresi içinde yaptırılmayan veya geç yaptırılan araçlara ilişkin bilgileri, şekli ve içeriği 188
189 Maliye Bakanlığınca belirlenecek bir tutanak ile en yakın trafik kuruluşuna bildirir. Trafik kuruluşuna iletilen tutanaklar hakkında bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır hükmü yer almıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, 189
190 c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/6240, K:2013/6240 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi * * * 190
191 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 35-ESAS NO : 2015/158 KARAR NO : 2015/172 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Emekli Sandığına tabi iken vefat eden babasından dolayı yetim aylığı alan davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilmesine ve borç çıkartılmasına ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Y.E. : Av. Ü.Ö. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı : Av. A.B. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; eşinden boşandığını ve vefat eden babasının maaşını almaya başladığını, kurum tarafından evine gelinip, eşiyle yaşamış gibi gösterilerek tutanak tutulduğunu, boşandığı eşiyle yaşama imkanı olmadığını, tarihinden buyana maaşının kesildiğini SGK Başkanlığı Emekli Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığının 20 Haziran 2013 tarihli yazısı ile dilekçesine cevap geldiğini, cevabı yazıda boşanmış olduğu eşi ile fiilen birlikte yaşamış olduğu için vefat eden babasından dolayı almış olduğu maaşın kesildiğinin bildirildiğini, ancak boşandığı eski eşiyle birlikte yaşamadığını, eski eşinin boşandıkları 14 yıldan beri İstanbul da, kendisinin ise yaklaşık 5 yıldan beri Yalova İli Çınarcık İlçesinde oturduğunu, iki çocuğunun velayetlerinin kendisine verildiğini, ancak çocuklarının İstanbul İli Kocamustafapaşa da oturduklarını, küçük kızının psikolojik olarak rahatsızlanması sonucu bir müddet yanında kaldığını, bu sırada kızının rahatsızlığı devam ettiğinden eski eşinin İstanbul dan gelerek aynı apartmanda bulunan tanıdığı N.E. in evinde misafir olarak kaldığını, bu durumdan dolayı beraber yaşamış gibi söylendiğini ve gösterildiğini, bunun doğru olmadığını, bugüne kadar sadece çocukların rahatsızlığı ve işlemleri olduğunda görüştüklerini, birlikte yaşamadıklarını ileri sürerek tarihinden itibaren kesilen maaşının bağlanarak biriken maaşlarının tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. YALOVA İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/300, K:2014/213 sayı ile, dava konusu uyuşmazlığın 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 506 veya 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanma yerinin bulunmadığı, İş Mahkemelerinin 5521 sayılı Kanun ile kurulduğu, istisnai nitelikte özel mahkemeler olduğu, bu durumda 5510 sayılı Kanun un 101.maddesinde düzenlenen hükümlere göre sınırlı yetki ile donatılmış İş Mahkemesinin görevli olmadığı, 5434 sayılı Yasa nın uygulanması gereken uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 13.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1953, K:2014/1562 sayı ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu nun 56 ncı maddesinin son fıkrasında Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96.madde hükümlerine göre geri alınır hükmüne yer verildiği; 96.maddede yersiz ödemelerin geri alınmasına ilişkin hükümlerin sevk edildiği; 101.maddede de bu Kanun da aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde görüleceği hükmüne bağlandığı, bakılan davanın 5510 sayılı Kanun un 56.maddesi hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili bir uyuşmazlık olduğu dikkate alındığında; davanın görüm ve çözümünün İdari Yargı yerine ait olmayıp, aynı Kanun un 101.maddesi gereği İş Mahkemelerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili adli ve idari yargı yerlerince verilmiş olan görevsizlik kararları nedeniyle oluştuğu öne sürülen olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi isteminde bulunmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan 191
192 incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari ve adli yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, eşinden boşanan ve emekli sandığı iştirakçisi iken ölen babasından dolayı yetim aylığı almaya başlayan davacının, davalı kurum tarafından boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespiti üzerine, yetim aylığı ödenmesinin iptaline ilişkin olarak tesis edilmiş olan işlemin, hukuka aykırı olduğundan bahisle iptaline ve birikmiş maaşların ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi 192
193 olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce, emekli sandığı iştirakçisi olan müteveffa babasından dolayı kendisine yetim aylığı bağlanan davacı tarafından, boşandığı eşiyle beraber yaşadığının tespiti neticesinde bağlanan yetim aylığının kesilmesi üzerine, söz konusu işlemin iptali ile birikmiş olan maaşının ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünün; gerek 5510 sayılı Yasanın 56.maddesinin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Yasanın 75.maddesinin genişletilmiş hali olması, Yasanın dava konusu olaya ilişkin 56.maddesinin son fıkrasının tarihinde yürürlüğe girmesi; buna karşılık davacıya, 5434 sayılı Yasa hükümlerine göre, müteveffa babasından dolayı yetim aylığı bağlanması işleminin 5434 sayılı Yasa uyarınca tesis edilmesi hususları da gözetildiğinde, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 13.İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13.İdare Mahkemesi nin gün ve E:2014/1953, K:2014/1562 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 36-ESAS NO : 2015/160 KARAR NO : 2015/173 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Trafik kazası sonucu sigortalı aracın uğradığı hasar bedelinin bir kısmını ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : S.J. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. A.T.A., Av. B.I., Av. B.B.I., Av. B.Ç. Adli Yargıda : Davalı : 1-Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı Vekili : Av. D.B.G. Dahili Davalı : 2-Ego Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.S. İhbar Olunan : B. Ankara Termoplastik Ve Bakım Onarım Hizmetleri A.Ş. İdari Yargıda : Davalı : Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil Şirket tarafından 34. plakalı araç için kasko sigorta poliçesi tanzim edildiğini; tarihinde araç sürücüsünün, Çetin Emeç Bulvarını 193
194 takiben Dikmen Caddesi tünel çıkışında yolun sağa virajlı ve tepe üstü bölümüne geldiğinde, Belediyenin yolda yapmakta olduğu çizgi çalışması esnasında yol üzerine dubalar konulması sebebiyle, araç sürücüsünün bu dubaları son anda görüp, tedbiren direksiyonu sağa doğru çevirdiği anda aracın hakimiyetini kaybettiğini, aracın savrulduğunu ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini; olay yerine gelen trafik ekiplerinin, kazanın oluşmasında yolda çalışma yapılırken tünel içinde ve yeterli mesafede tedbir almadan çalışma yapan Belediye Ekiplerinin asli kusurlu (8/6), araç sürücüsünün ise tali kusurlu (8/2) olduğunu tespit ettiklerini; ekspertiz raporu doğrultusunda, müvekkil Şirket tarafından tarihinde 7.306, 00 TL. hasar ödemesi yapıldığını; şirketlerinin T.T.K maddesinde düzenlenen halefiyet ilkesi gereğince, zarar sorumlusu davalı kuruma karşı davayı açma hakkına sahip olduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 5.479,50 TL. nin ödeme tarihi olan den itibaren işleyecek değişken oranlardaki avans faizi ile birlikte tahsili istemiyle tarihinde Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmış; daha sonra Ego Genel Müdürlüğü de davaya dahil edilmiş ve son olarak dava B. Ankara Termoplastik ve Bakım Onarım Hizmetleri A.Ş.ne de ihbar edilmiştir. ANKARA 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2014/137, K:2014/403 sayı ile, dava dilekçesinin özetine yer verdikten sonra; davalı vekilinin cevap dilekçesinde; öncelikle davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, çizgi çalışmalarının Ego Genel Müdürlüğü tarafından yapıldığını, Ego Genel Müdürlüğü tarafından tüm tedbirlerin alınarak yola dubaların yerleştirildiğini, müvekkili belediyenin hizmet kusuru olmadığını savunmuş, davanın reddini istemiş olduğu; davalının husumet itirazı sebebiyle davacının davayı Ego Genel Müdürlüğüne yönelttiği; Ego Genel Müdürlüğü vekilinin cevap dilekçesinde; Karayolları Trafik Kanununun 52.a maddesi gereğince şoförlerin kavşaklara yakalaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstü yaklaşırken...yapım ve onarım alanlarına girerken hızlarını azaltmak zorunda olduğunu, yol çizgileri işi yapılırken kazanın meydana geldiğini, sorumluluğun işi alan Ankara B. A.Ş'ye ait olduğunu, ikaz işaretlerinin de yüklenici şirket tarafından alınması gerektiğini savunmuş ve davanın yüklenici şirkete ihbarını istemiş bulunduğu; mahalli idare ve bu idarenin bünyesinde tüzel kişilik aleyhine, işleten sıfatıyla değil hizmet kusuruna dayanılarak dava açıldığından 2577 sayılı kanunun 2. maddesi gereğince idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle; dava dilekçesinin reddine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına karşı idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 13.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1779, K:2014/1393 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde; dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği, 15. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde ise; adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceğinin hüküm altına alındığı; tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, tarihinde 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilen "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinde "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. / Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." hükmüne yer verildiği; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından kaskolanan 34 plakalı aracın tarihinde Çetin Emeç Bulvarı nı takiben Dikmen Caddesi tünel çıkışında yolun sağa virajlı ve tepe üstü bölümüne geldiğinde davalı idarenin tünel içinde ve yeterli mesafede tedbir almadan çalışma yaptığından bahisle meydana gelen trafik kazasında hasar gördüğü, hasar bedeli olan 7.306,00 TL nin tarihinde sigortalıya ödendiği, olayda davalı idarenin 6/8 kusurlu bulunduğu iddiasıyla kusur nispetine göre ödenen 5.479,50 TL nin ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, maddi hasarlı trafik kazası yapması nedeniyle sigortalıya ödenen miktarın idareden rücuen tazminine ilişkin 2918 sayılı Kanun'un uygulanmasından doğan hukuki sorumluluğa ilişkin iş bu davada; yukarıda yer verilen açık mevzuat hükmünden de anlaşılacağı üzere Adli Yargı görevli bulunduğu gerekçesiyle; davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un 15/1 -a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14. maddesinde öngörülen 194
195 biçimde davalılardan Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının aslı ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasar bedelinin bir kısmını ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı Şirkete Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı aracın, tarihinde Çetin Emeç Bulvarı nı takiben Dikmen Caddesi tünel çıkışında yolun sağa virajlı ve tepe üstü bölümüne geldiğinde, davalı idarenin tünel içinde ve yeterli mesafede tedbir almadan çizgi çalışması yaptığından bahisle meydana gelen trafik kazasında hasar gördüğü, hasar bedeli olan 7.306,00 TL nin tarihinde sigortalıya ödendiği, olayda davalı idarenin 6/8 kusurlu bulunduğu iddiasıyla, kusur oranına göre ödenen 5.479,50 TL nin ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalı Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığından tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu 195
196 olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2014/137, K:2014/403 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR IN KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, / 1 TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi/eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zarann tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zarann ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallanna ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. / Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. 196
197 Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davalar, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarının sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlarına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu vçya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün ^tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum Üye Eyüp Sabri BAYDAR 197
198 Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 37-ESAS NO : 2015/162 KARAR NO : 2015/175 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : R. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. Y.E.D. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. N.Ö. (Adli Yargıda) Av. S.A. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 42 plakalı aracın tarihinde Denizli Çevre Yolunda Aydın istikametine seyir halinde iken yol yapım çalışması sebebiyle herhangi bir uyarı, ikaz işaret levhası bulunmaması ve yolun trafiğe kapatılmaması nedeniyle tek taraflı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen ,50 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %100 oranında kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ,50 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/72, K:2013/74 sayı ile özetle; dava konusu uyuşmazlık sigorta şirketinin halefiyete dayalı rücuen tazminat istemidir. Türk Ticaret Kanununda öngörülen rücu koşulları araştırılacaktır. Türk Ticaret Kanununun 5. maddenin 3. fıkrasına göre Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir. HMK nun 1.maddesine göre; göreve ilişkin kurallar kamu düzenindedir. Görev konusu davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkemece de resen gözetilir. Dava konusu uyuşmazlığa bakma görevi asliye ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir. şeklindeki gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2013/7521, K:2013/8051 sayılı ilamı ile özetle;...mahkemece, 6102 sayılı TTK nın 3.maddesi gereğince, 1472.maddeye dayalı olarak açılan davaya yine aynı Kanun un 5.maddesi dikkate alınarak bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de, Karayolları Genel Müdürlüğü kamu tüzel kişisi olup, kamu hizmeti görmekle yükümlü bulunmaları nedeniyle kamu hizmetleri sırasında verdikleri iddia olunan zararlardan dolayı oluşan sorumlulukları özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olup, bu zararların tazmini amacıyla anılan idarelere karşı hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun un 2.maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir. O halde mahkemece, hizmet kusuruna dayanılarak davalı Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan bu davada adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamında uyduktan sonra gün ve E:2013/453, K:2013/741 sayı ile özetle; davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 5.İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/1298, K:2013/1222 sayı ile özetle; 2577 sayılı Kanunun 36.maddesinin (b) bendi gereği davanın görüm ve çözümünde hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer mahkemesi olan Denizli İdare Mahkemesi bulunmaktadır. demek suretiyle 2577 sayılı Kanun un 14 ve 15/1-a maddesi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, anılan maddenin 4.fıkrası uyarınca bu karara karşı yargı yolu kapalı olduğundan dava dosyasının Denizli İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu aşamadan sonra dosya Denizli İdare Mahkemesi nin 2013/950 Esas sırasına kaydedilmiştir. 198
199 Denizli İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/950, K:2013/1040 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan itiraz başvurusu üzerine Denizli Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2014/229, K:2014/342 sayılı ilamı ile özetle; hükmün onanmasına karar vermiş, davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Denizli Bölge İdare Mahkemesi gün ve E:2014/944, K:2014/820 sayı ile davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Yasa dan kaynaklanan sorumluluk davasında idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı vekilinin istemi üzerine, adli yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı dosyasına ilişkin evraklar da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortalı bulunan 42. plakalı aracın tarihinde Denizli Çevre Yolunda Aydın istikametine seyir halinde iken yol yapım çalışması sebebiyle herhangi bir uyarı, ikaz işaret levhası bulunmaması ve yolun trafiğe kapatılmaması nedeniyle tek taraflı trafik kazasının meydana geldiğini,kaza sonrası meydana gelen ,50 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %100 oranında kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ,50 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik 199
200 kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/453, K:2013/741 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. 200
201 Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 201
202 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR IV-2247 SAYILI KANUN UN 19. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU İLK DERECE MAHKEME) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2014/1128 KARAR NO : 2015/86 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : B.Ö. Vekilleri : Av. M.E., Av. Ş.Ö. Davalılar : 1- Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. B.Ç. 2- Melikgazi Belediye Başkanlığı Vekili : Av. A.D. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada, 27 ve aynı yer 28 parselde kayıtlı bulunan taşınmazlarda hak sahibi olduğunu; dava tarihinden geriye doğru 5 yıldan daha uzun süre önce onanmış ve kesinleşmiş 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre; her iki taşınmazın da kısmen 25 metre genişliğinde tali nitelikteki yol ile m2 den büyük yeşil alanda kaldığını; dolayısıyla taşınmazlarla ilgili husumetin her iki idareye de düşmekte olduğunu; belirtilen imar durumlarına göre, taşınmazlardan fiilen ve hukuken tasarruf imkanının mümkün gözükmediğini; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nun tarih, 2010/5-662 Esas ve 2010/551 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; 3194 Sayılı Yasa nın 10.maddesinin amir hükmü uyarınca 1/1000 ölçekli imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde davalı belediyece dava konusu taşınmazların ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve taşınmaz malikinin süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat şartları oluştuğundan, taşınmazların bedelinin ödenmesi gerektiğini; yukarıda açıklanan işlemler tesis edilirken, davalıca herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı gibi taşınmazın bedeli ödenmemiş ve sözkonusu olaylarda müvekkilinin de rızası alınmadığından, dava konusu taşınmaza el atılmış olduğunu; taşınmaza hukuken el atılması sonucunda müvekkilinin çok büyük zarara uğradığını, anayasal hakkı olan mülkiyet hakkı engellendiğinden yapılan işlem hukuka ve özellikle mülkiyet hakkına aykırılık teşkil ettiğini; taşınmazın her türlü kamu hizmetlerinden yararlandığını, cazibe merkezi olmasından dolayı arsa değerinin fazla olduğunu; dava konusu taşınmazların 2981 Sayılı Yasa nın 10/b maddesi uygulaması ile oluşmuş olmaları durumunda, Yargıtay kararlarına göre belirlenen bedelden DOP indirimi yapılmaması gerektiğini; 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 5999 Sayılı Kanun un Geçici 6.maddesi hükmü ile 6111 Sayılı Kanun un geçici 2.maddesi hükmü gereğince, davalı idare ile uzlaşma talepleri bulunmadığından, taşınmazın değerinin mahkemece tespiti ile tespit edilen bu bedelin kendilerine ödenmesini istediklerini ifade ederek; dava konusu Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada, parsel 27 ve 28 parsel de kayıtlı bulunan taşınmazlara kamulaştırmasız el atılmasından dolayı fazlaya 202
203 ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. KAYSERİ 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2011/602, K:2013/432 sayı ile, dava dilekçesinin özetine yer verdikten sonra, aynen; Davalı Melikgazi Belediye vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın öncelikle uzlaşma yoluna başvurmadan dava açtığını, dava konusu taşınmazın içinde bulunduğu parkın m2'den daha büyük olduğunu, yapım ve bakım sorumluluğunun Büyükşehir Belediyesinde olduğunu, açılan davanın husumetten ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Büyükşehir Belediye vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili idareye karşı uzlaşma başvurusunda bulunulmadığını, dava konusu taşınmaza hiçbir fiili müdahalede bulunulmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 1/1000'lik uygulama imar planında ve 1/5000'lik nazım imar planında 5 yıldan daha öncesinden beri kamusal alan olarak belirlendiğini, müvekkilinin uzlaşmak istemediğini, mahkemece belirlenecek tazminatın kendisine ödenmesini talep ettiğini, davalı tarafın husumet itirazlarını kabul etmediklerini, davalı tarafın dilekçelerini kabul etmediklerini ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Kayseri Büyükşehir Belediye vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın her ne kadar imar planında kamuya tahsis edilmiş ise de hiçbir fiili müdahalede bulunulmadığını, davanın öncelikle sorumlu tüm idareler yönünden uzlaşma yolunun tüketilmediği ve taşınmaza fiilen el atılmadığı gerekçesiyle diğer halden de husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava konusu taşınmaza ve emsal sayılı taşınmazlara ilişkin tapu kaydı ve kroki celp edilmiştir. İlgili Belediyelerden dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların imar durumları ve emlak beyanına esas değerleri celp edilmiştir. Kayseri Melikgazi Belediyesi'nin 13/01/2012 tarihli cevabı yakısında bahse konu olan taşınmaz üzerinde herhangi bir çalışma yapılmadığının bildirildiği görülmüştür. Mahallinde 03/10/2012 tarihinde keşif yapılmıştır. Keşifte yapılan gözlemde dava konusu taşınmaz üzerinde Belediyelerce yapılan herhangi bir yol, park vs olmadığı gözlemlenmiştir. Keşiften sonra kadastro bilirkişi Özgür Alper Kekeç 11/10/2012 tarihli raporunu sunmuştur. Raporunda, dava konusu parselin yol olarak görüldüğü ve arter niteliğinde olmadığı, imar planında otopark alanında kaldığı, bu durumunda kadastro krokisinde gösterildiği görülmüştür. Keşiften sonra diğer bilirkişiler Mehmet Çinar, Hakan Himmet Barlak ve Asuman Doğru Uzun 30/04/2013 tarihli raporlarında; dava konusu taşınmazların toprak yola isabet eden kısımlarına fiilen el atıldığı bildirilmiş ise de, yolun stabilize veya asfalt kaplamalı olmadığının anlaşıldığı, fiili el atma olup olmadığı hususundaki takdirin mahkemeye ait olduğunu, Kayseri ili Melikgazi ilçesi Germir köyü Kayabağı mevkii ada 27 parselde kayıtlı 4245,43 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki taşınmazın tamamına hukuken el atılmış olmakla, davacı lehine Kayseri Büyükşehir Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,54 TL olacağı, davalı lehine Kayseri Melikgazi Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,19 TL olacağı, Kayseri ili Melikgazi ilçesi Germir köyü Kayabağı mevkii ada 28 parselde kayıtlı 2419,79 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki taşınmazın tamamına hukuken el atılmış olmakla, davacı lehine Kayseri Büyükşehir Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,19 TL olacağı, davalı lehine Kayseri Melikgazi Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,77 TL olacağı, davacıya ödenebilecek tazminat miktarının talep ile bağlı kalınarak TL olacağı yönünde görüş bildirmişlerdir. Davalı Melikgazi Belediye vekili rapora karşı dilekçesinde özetle; rapora itiraz ettiklerini, davanın görev yönünden reddini, aksi halde itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasını ve davanın husumet, usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Kayseri Büyükşehir Belediye vekili rapora karşı dilekçesinde özetle; raporu kabul etmediklerini davanın esastan ve usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 01/07/2013 tarihli celsede, itirazları kabul etmediklerini ve davanın kabulüne karar verilmesini bildirmiştir. Bilirkişi raporu denetim ve karar vermeye elverişlidir. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan yolun toprak yol olduğu, Belediyelerce yapılan asfalt ya da stabilize yol olmadığı, keşifte yapılan gözlemde de bu şekilde gözlem yapıldığı anlaşılmakla dava konusu taşınmaza fiili el atmanın mevcut olmadığı sabit olmakla, Uyuşmazlık mahkemesinin 24/12/2012 tarih 2012/297 E-306 K. Sayılı ilamı ve kararları ile Yargıtay 18 H.D'nin 25/03/2013 tarih 2013/2274 E-4757 K. Sayılı içtihadı nazara alındığında davaya bakmaya görevli mahkemenin idari yargı olması nedeniyle mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçeye göre; 203
204 Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine demek suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, davacı vekilinin havale tarihli dilekçesi ile temyiz talebinden vazgeçtiklerini bildirmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesi; gün ve E:2013/16115, K:2013/17285 sayı ile, vaki feragat nedeniyle davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermiş; Mahkemenin görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez; Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, Ada, 27 Parselde kayıtlı bulunan taşınmaza kamulaştırmasız el atılmasından dolayı fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik ,000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte aynı davalılardan tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. KAYSERİ 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/743 sayı ile, aynen ( )2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları" başlıklı 19. maddesinde; "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik fıkra: 21/01/ /6 md.; Değişik fıkra: 23/07/ S.K./9.mad) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükmü yer almaktadır. Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, Kayseri İli Melikgazi İlçesi Germir Mahallesi Ada, 27 Parselde kayıtlı bulunan taşınmazın 188,66 metrekarelik kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığının Kayseri 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2011/602 sayılı dosyasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporla anlaşılması karşısında, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin tarih E:20124/612, K:2014/662 sayılı kararı da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi gereğince, Kayseri 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve E:2011/602 K:2013/432 sayılı kararı ile görev yönünden reddedilen ve Mahkememizde açılmış bulunan işbu davanın adli yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve ekleri ile dosyanın görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin 204
205 Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında, Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada ve 27 parselde kayıtlı bulunan taşınmaz yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu; idare mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen durumun aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, adli yargı dava dosyasının Mahkemesinden istenildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazının, imar planında kısmen 25 metre genişliğinde tali nitelikteki yol ile m2 den büyük yeşil alanda kaldığı, bu suretle taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik ,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır sayılı İmar Kanunu nun Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması başlıklı 8. maddesinde; Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur. a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır. b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar. Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir. Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir. İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir. c) (Ek: 3/7/ /25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz. hükmü; Aynı Kanun'un 18. maddesinde, İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır. Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez. (Değişik üçüncü fıkra: 3/12/ /1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. 205
206 Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır. Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır. Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez hükmü yer almıştır. Her iki yargı yerinde ortak dava olan Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada ve 27 parselde kayıtlı bulunan taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığına ilişkin olarak dava dosyalarında yapılan incelemede; taşınmazın kısmen 25 metre genişliğinde tali nitelikteki yol ile m2 den büyük yeşil alanda kaldığı; Kayseri 3.Asliye Mahkemesinin tarihli Keşif Zaptında, anılan parsel üzerinde herhangi bir yol, park vs. olmadığının görüldüğünün belirtildiği; Teknik Bilirkişi tarafından Mahkemeye sunulan tarihli krokili raporda, parsel üzerinde gösterilen 70.28m2 lik kısmın, zeminde toprak yol olarak kullanıldığını, fiilen el atılan kısım olduğu yorumunun yapıldığı; buna karşılık, bu teknik raporun da irdelendiği tarihli Bilirkişi Kurulu Raporunda; taşınmazın toprak yola isabet eden kısımlarına fiilen el atıldığı bildirilmiş ise de; yolun stabilize veya asfalt kaplamalı olmadığı anlaşıldığından, fiilen el atma olup olmadığı hususundaki takdirin Mahkemeye bırakıldığının ifade edildiği; diğer taraftan davacı vekili tarafından idari yargı yerinde açılan davaya ilişkin dilekçede; eldeki dosyalarındaki dava konusu taşınmaza fiilen el konulmadığını, taşınmaza hukuken el atıldığını belirttiği anlaşılmıştır. Her ne kadar İdare Mahkemesince, taşınmazın metrekarelik kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığının Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/602 sayılı dosyasında yapılan keşif ve düzenlenen bilirkişi raporundan anlaşıldığı ifade edilmekte ise de; yukarıda sözü edilen veriler dikkate alındığında, dava konusu taşınmaza fiilen el atılmadığı sonucuna varılmaktadır. Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın İmar Planında yol ve yeşil alan/park alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir. Öte yandan, taşınmazın imar planında dere mutlak koruma alanı nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında dere mutlak koruma alanı nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında spor alanı olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 206
207 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi nce gereği gibi değerlendirilmiştir Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, , Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan hukuki el atmalardan kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır. Açıklanan nedenlerle, Kayseri 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 2-ESAS NO : 2014/1157 KARAR NO : 2015/87 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacının taşınmazı üzerinde konulan kısıtlamanın (hukuki el atmanın) yol açtığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : B.Ö. Vekilleri : Av. M.E., Av. Ş.Ö. Davalılar : 1-Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. B.Ç. 2-Melikgazi Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. A.D., Av. M.Ü. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada, 27 ve aynı yer 28 parselde kayıtlı bulunan taşınmazlarda hak sahibi olduğunu; dava tarihinden geriye doğru 5 yıldan daha uzun süre önce onanmış ve kesinleşmiş 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre; her iki taşınmazın da kısmen 25 metre genişliğinde tali nitelikteki yol ile m2 den büyük yeşil alanda kaldığını; dolayısıyla taşınmazlarla ilgili husumetin her iki idareye de düşmekte olduğunu; belirtilen imar durumlarına göre, taşınmazlardan fiilen ve hukuken tasarruf imkanının mümkün gözükmediğini; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nun tarih, 2010/5-662 Esas ve 2010/551 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; 3194 Sayılı Yasa nın 10.maddesinin amir hükmü uyarınca 1/1000 ölçekli imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde davalı belediyece dava konusu taşınmazların ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve taşınmaz malikinin süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat şartları oluştuğundan, taşınmazların bedelinin ödenmesi gerektiğini; yukarıda açıklanan işlemler tesis edilirken, davalıca herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı gibi taşınmazın bedeli ödenmemiş ve sözkonusu olaylarda müvekkilinin de rızası alınmadığından, dava konusu taşınmaza el atılmış olduğunu; taşınmaza hukuken el atılması sonucunda müvekkilinin çok büyük zarara uğradığını, anayasal hakkı olan mülkiyet hakkı engellendiğinden yapılan işlem hukuka ve özellikle mülkiyet hakkına aykırılık teşkil ettiğini; taşınmazın her türlü kamu hizmetlerinden yararlandığını, cazibe merkezi olmasından dolayı arsa değerinin fazla olduğunu; dava konusu taşınmazların 2981 Sayılı Yasa nın 10/b maddesi uygulaması ile oluşmuş olmaları durumunda, Yargıtay kararlarına göre belirlenen bedelden DOP indirimi yapılmaması gerektiğini; 2942 Sayılı 207
208 Kamulaştırma Kanunu nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 5999 Sayılı Kanun un Geçici 6.maddesi hükmü ile 6111 Sayılı Kanun un geçici 2.maddesi hükmü gereğince, davalı idare ile uzlaşma talepleri bulunmadığından, taşınmazın değerinin mahkemece tespiti ile tespit edilen bu bedelin kendilerine ödenmesini istediklerini ifade ederek; dava konusu Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada, parsel 27 ve 28 parsel de kayıtlı bulunan taşınmazlara kamulaştırmasız el atılmasından dolayı fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. KAYSERİ 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2011/602, K:2013/432 sayı ile, dava dilekçesinin özetine yer verdikten sonra, aynen; Davalı Melikgazi Belediye vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın öncelikle uzlaşma yoluna başvurmadan dava açtığını, dava konusu taşınmazın içinde bulunduğu parkın m2'den daha büyük olduğunu, yapım ve bakım sorumluluğunun Büyükşehir Belediyesinde olduğunu, açılan davanın husumetten ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Büyükşehir Belediye vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili idareye karşı uzlaşma başvurusunda bulunulmadığını, dava konusu taşınmaza hiçbir fiili müdahalede bulunulmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 1/1000'lik uygulama imar planında ve 1/5000'lik nazım imar planında 5 yıldan daha öncesinden beri kamusal alan olarak belirlendiğini, müvekkilinin uzlaşmak istemediğini, mahkemece belirlenecek tazminatın kendisine ödenmesini talep ettiğini, davalı tarafın husumet itirazlarını kabul etmediklerini, davalı tarafın dilekçelerini kabul etmediklerini ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Kayseri Büyükşehir Belediye vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın her ne kadar imar planında kamuya tahsis edilmiş ise de hiçbir fiili müdahalede bulunulmadığını, davanın öncelikle sorumlu tüm idareler yönünden uzlaşma yolunun tüketilmediği ve taşınmaza fiilen el atılmadığı gerekçesiyle diğer halden de husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava konusu taşınmaza ve emsal sayılı taşınmazlara ilişkin tapu kaydı ve kroki celp edilmiştir. İlgili Belediyelerden dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların imar durumları ve emlak beyanına esas değerleri celp edilmiştir. Kayseri Melikgazi Belediyesi'nin 13/01/2012 tarihli cevabı yakısında bahse konu olan taşınmaz üzerinde herhangi bir çalışma yapılmadığının bildirildiği görülmüştür. Mahallinde 03/10/2012 tarihinde keşif yapılmıştır. Keşifte yapılan gözlemde dava konusu taşınmaz üzerinde Belediyelerce yapılan herhangi bir yol, park vs olmadığı gözlemlenmiştir. Keşiften sonra kadastro bilirkişi Özgür Alper Kekeç 11/10/2012 tarihli raporunu sunmuştur. Raporunda, dava konusu parselin yol olarak görüldüğü ve arter niteliğinde olmadığı, imar planında otopark alanında kaldığı, bu durumunda kadastro krokisinde gösterildiği görülmüştür. Keşiften sonra diğer bilirkişiler Mehmet Çinar, Hakan Himmet Barlak ve Asuman Doğru Uzun 30/04/2013 tarihli raporlarında; dava konusu taşınmazların toprak yola isabet eden kısımlarına fiilen el atıldığı bildirilmiş ise de, yolun stabilize veya asfalt kaplamalı olmadığının anlaşıldığı, fiili el atma olup olmadığı hususundaki takdirin mahkemeye ait olduğunu, Kayseri ili Melikgazi ilçesi Germir köyü Kayabağı mevkii ada 27 parselde kayıtlı 4245,43 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki taşınmazın tamamına hukuken el atılmış olmakla, davacı lehine Kayseri Büyükşehir Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,54 TL olacağı, davalı lehine Kayseri Melikgazi Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,19 TL olacağı, Kayseri ili Melikgazi ilçesi Germir köyü Kayabağı mevkii ada 28 parselde kayıtlı 2419,79 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki taşınmazın tamamına hukuken el atılmış olmakla, davacı lehine Kayseri Büyükşehir Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,19 TL olacağı, davalı lehine Kayseri Melikgazi Belediyesi aleyhine oluşan tazminat miktarının dava tarihi olan 30/12/2011 itibariyle ,77 TL olacağı, davacıya ödenebilecek tazminat miktarının talep ile bağlı kalınarak TL olacağı yönünde görüş bildirmişlerdir. Davalı Melikgazi Belediye vekili rapora karşı dilekçesinde özetle; rapora itiraz ettiklerini, davanın görev yönünden reddini, aksi halde itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasını ve davanın husumet, usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Kayseri Büyükşehir Belediye vekili rapora karşı dilekçesinde özetle; raporu kabul etmediklerini davanın esastan ve usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 01/07/2013 tarihli celsede, itirazları kabul etmediklerini ve davanın kabulüne karar verilmesini bildirmiştir. Bilirkişi raporu denetim ve karar vermeye elverişlidir. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan yolun toprak yol olduğu, Belediyelerce yapılan asfalt ya da stabilize yol olmadığı, keşifte yapılan gözlemde de bu şekilde gözlem yapıldığı anlaşılmakla dava konusu taşınmaza fiili el atmanın mevcut olmadığı sabit 208
209 olmakla, Uyuşmazlık mahkemesinin 24/12/2012 tarih 2012/297 E-306 K. Sayılı ilamı ve kararları ile Yargıtay 18 H.D'nin 25/03/2013 tarih 2013/2274 E-4757 K. Sayılı içtihadı nazara alındığında davaya bakmaya görevli mahkemenin idari yargı olması nedeniyle mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçeye göre; Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine demek suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, davacı vekilinin havale tarihli dilekçesi ile temyiz talebinden vazgeçtiklerini bildirmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesi; gün ve E:2013/16115, K:2013/17285 sayı ile, vaki feragat nedeniyle davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermiş; Mahkemenin görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez; Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, Ada, 28 Parselde kayıtlı bulunan taşınmaza kamulaştırmasız el atılmasından dolayı fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik ,000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte aynı davalılardan tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. KAYSERİ 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/747 sayı ile, aynen ( )2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları" başlıklı 19. maddesinde; "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. (Değişik fıkra: 21/01/ /6 md.; Değişik fıkra: 23/07/ S.K./9.mad) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." hükmü yer almaktadır. Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır. Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir. görüşüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, Kayseri İli Melikgazi İlçesi Germir Mahallesi Ada, 28 Parselde kayıtlı bulunan taşınmazın 70,28 metrekarelik kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığının Kayseri 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2011/602 sayılı dosyasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporla anlaşılması karşısında, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin tarih E:20124/612, K:2014/662 sayılı karanda bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi gereğince, Kayseri 3.Asliye Hukuk Mahkemesi nin tarih ve E:2011/602 K:2013/432 sayılı kararı ile görev yönünden reddedilen ve Mahkememizde açılmış bulunan işbu davanın adli yargının görev alanına girdiği kanaatine varılmış olduğundan, dava dosyası ve ekleri ile dosyanın görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, davanın incelenmesinin 209
210 Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli merciin belirlenmesine ilişkin karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında, Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada ve 28 parselde kayıtlı bulunan taşınmaz yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu; idare mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen durumun aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, adli yargı dava dosyasının Mahkemesinden istenildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Davacının hissedar olduğu taşınmazının, imar planında kısmen 25 metre genişliğinde tali nitelikteki yol ile m2 den büyük yeşil alanda kaldığı, bu suretle taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik ,00 TL'si bedelin faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır sayılı İmar Kanunu nun Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması başlıklı 8. maddesinde; Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur. a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır. b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar. Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir. Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir. İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir. c) (Ek: 3/7/ /25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz. hükmü; Aynı Kanun'un 18. maddesinde, İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır. Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez. 210
211 (Değişik üçüncü fıkra: 3/12/ /1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır. Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır. Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez hükmü yer almıştır. Her iki yargı yerinde ortak dava olan Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Germir Mahallesi, ada ve 28 parselde kayıtlı bulunan taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığına ilişkin olarak dava dosyalarında yapılan incelemede; taşınmazın kısmen 25 metre genişliğinde tali nitelikteki yol ile m2 den büyük yeşil alanda kaldığı; Kayseri 3.Asliye Mahkemesinin tarihli Keşif Zaptında, anılan parsel üzerinde herhangi bir yol, park vs. olmadığının görüldüğünün belirtildiği; Teknik Bilirkişi tarafından Mahkemeye sunulan tarihli krokili raporda, parsel üzerinde gösterilen 70.28m2 lik kısmın, zeminde toprak yol olarak kullanıldığını, fiilen el atılan kısım olduğu yorumunun yapıldığı; buna karşılık, bu teknik raporun da irdelendiği tarihli Bilirkişi Kurulu Raporunda; taşınmazın toprak yola isabet eden kısımlarına fiilen el atıldığı bildirilmiş ise de; yolun stabilize veya asfalt kaplamalı olmadığı anlaşıldığından, fiilen el atma olup olmadığı hususundaki takdirin Mahkemeye bırakıldığının ifade edildiği; diğer taraftan davacı vekili tarafından idari yargı yerinde açılan davaya ilişkin dilekçede; eldeki dosyalarındaki dava konusu taşınmaza fiilen el konulmadığını, taşınmaza hukuken el atıldığını belirttiği anlaşılmıştır. Her ne kadar İdare Mahkemesince, taşınmazın 70,28 metrekarelik kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığının Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/602 sayılı dosyasında yapılan keşif ve düzenlenen bilirkişi raporundan anlaşıldığı ifade edilmekte ise de; yukarıda sözü edilen veriler dikkate alındığında, dava konusu taşınmaza fiilen el atılmadığı sonucuna varılmaktadır. Olayda, davacının hissedar olduğu taşınmazın İmar Planında yol ve yeşil alan/park alanı kullanımında kaldığı, aradan uzun süre geçmesine rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir. Öte yandan, taşınmazın imar planında dere mutlak koruma alanı nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak başka bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun Geçici 6 ncı maddesinin bazı fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamaları nda taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında dere mutlak koruma alanı nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile, adli, idari ve askeri yargı merciileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir. Yine taşınmazı imar planında spor alanı olarak ayrılan diğer bir davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin 211
212 görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi nce gereği gibi değerlendirilmiştir Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, , Sayı:28806) Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun tarih ve E:2013/603, K:2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan hukuki el atmalardan kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır. Açıklanan nedenlerle, Kayseri 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 1. İdare Mahkemesince gün ve E:2014/747 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 3-ESAS NO : 2015/44 KARAR NO : 2015/90 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Muğla İli, Datça İlçesi, Kızlan Köyü, Kösekesi Mevkii tapunun 184 ada 1 parsel numarasında kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan dört adet bağımsız bölümün tapu sicil müdürlüğünce, davacı yapı kooperatifi adına tescil edilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : U. Tatil Sitesi Yapı Kooperatifi : Av. C.A. : Datça Kaymakamlığı O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle, Muğla İli, Datça İlçesi, Kızlan Köyü 184 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde davacı kooperatif adına kayıtlı 156 adet bağımsız bölümün inşaatının bitirildiğini, Uşaklılar Tatil Köyü Yapı Kooperatifi olarak bitirilen 156 bağımsız bölümlü inşaatın yıllarında gerekli iskan ruhsatı için başvurduklarında Datça Belediyesinin 152 konutu onaylayıp iskan verdiğini, 4 tanesine ise vermediğini, 2008 yılında tekrar bu dört bağımsız bölüm ile ilgili olarak yapı ve yapı kullanma izni için başvurduklarında yine bu iskan belgesini vermediklerini, bunun üzerine Muğla İdare Mahkemesine başvurarak Belediyenin bu ret kararının kaldırılmasını ve yapılarına iskan verilmesini talep ettiklerini, yargılama sonucunda taleplerinin kabul edilip kararın kesinleştiğini, mahkeme kararını belediye başkanlığına sunup yapı ruhsatı - yapı kullanma izni talep ettiklerini, belediyenin bu taleplerini uygun görerek yapı ve yapı kullanma belgelerini verdiklerini, bu kez gerekli tüm belgeleri ekleyerek Tapu Sicil Müdürlüğüne 4 adet bağımsız bölümün tescili için başvurduklarını, verilen cevapta bağımsız bölüm ilavesi yapılması için 152 adet kat malikinin katılımının gerektiğinin bildirildiğini, oysa öncesinde dönemin belediye fen işleri tarafından haksız bir nedenle ruhsat verilmediğini, nitekim idare mahkemesi kararının bunun en açık delili olduğunu, burada bir hakkın iadesi söz konusu olduğunu, kooperatifin yasal olarak devam ettiğini, tasfiye işleminin bu tescil sonucunu beklediğini, projenin ve tüm belgelerin 156 adet bağımsız bölümün inşaası esasına dayandığını, zorunlu olarak 1998 de ruhsat verilen 152 adet bağımsız bölüm ile ilgili işlemleri tamamlayıp ferdi mülkiyete geçtiklerini, hakları olan bu 4 bağımsız bölüm için ise yıllardır büyük bir uğraş verdiklerini, belediyenin yapı ve oturma ruhsatlarını verdiğini, taleplerinin 212
213 kooperatif adına usul ve yasaya uygun olarak tesciline ilişkin olduğunu, sonrasında tasfiye aşamasına geçmek zorunda olduklarını, bu tescil gerçekleşmeden tasfiye işlemlerine başlamalarının olanaksız olduğunu, bu sebeplerle 184 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve 1994 yılında haksız ve mesnetsiz olarak ruhsat verilmeyen 4 bağımsız bölümün ekli ruhsatlar doğrultusunda tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini adli yargı yerinde açılan davada talep etmiştir DATÇA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/212, K:2013/98 sayı ile, davacı tarafça 4 adet bağımsız bölümün tapuya tescili için kendilerine verilen 22/08/2012 tarihli yanıtta 152 adet bağımsız bölüm malikinin Datça Tapu Müdürlüğüne başvurusu gerektiği yönündeki beyan ve bilgi sebebi ile Mahkemelerine başvurulduğu, bir nevi davacı tarafça kendilerine verilen yanıtın hukuki olmadığı, bu sebeple söz konusu 4 bağımsız bölümün mahkemelerince tapu müdürlüğüne tescilinin talep edildiği, mahkemece bu yönde bir işlem yapılamayacağı, Adli yargının idareyi belli doğrultuda işlem yapmaya zorlayıcı karar verme yetkisi bulunmadığı, zira bu konunun idari yargıyı ilgilendirdiği davanın sebebinin davacı tarafa verilen 22/08/2012 tarihli yanıt olduğu, davanın sebebinin idari işlemden kaynaklandığı anlaşılmakla davanın idari yargıda görülmesi gerektiğinden mahkemelerinin yargı yolu bakımından görevsizliğine karar vermek gerektiği gerekçesiyle karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 23.Hukuk Dairesi: gün ve E:2013/6347, K:2013/6896 sayı ile, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı Kooperatif vekili, aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 2.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/13 sayı ile, her ne kadar günlü ve 850 sayılı Datça Tapu Sicil Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle dava açılmış ise de, uyuşmazlığın esasının 1998 yılı itibariyle kat mülkiyetine geçmiş olan 152 bağımsız bölümden oluşan ana gayrimenkule sonradan yapı ruhsatına bağlanan ve yapı kullanma izni verilen 4 bağımsız bölümün kat mülkiyetine geçmiş olan ana gayrimenkule bağımsız bölüm olarak eklenip eklenemeyeceğine ilişkin olduğu, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunun 10,12.ve 13.maddeleri hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, anılan maddelerde kat mülkiyetinin tescilinin, tapu memurunca düzenlenen resmi senet uyarınca veya bir mahkeme hükmü ile yapılacağının öngörülmesi, tapu sicil müdürünün kanunda ancak belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde tescil konusunda yetkisinin bulunması, anılan Kanunun Ek 1. maddesinde de bu kanundan kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların çözümünde Sulh hukuk hakimliklerinin görevli olduğunun belirtilmesi ve anılan kanun maddelerinde kastedilen mahkeme hükmünün idare mahkemesi olduğuna ilişkin hükme de yer verilmemiş olması karşısında, 152 bağımsız bölümden oluşan ve kat mülkiyetine geçmiş olan bir yapıya 4 adet bağımsız bölümün ilave edilip edilemeyeceğinden kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olmadığı, adli yargı mercilerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince bu konuda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Muğla İli, Datça İlçesi, Kızlan Köyü, Kösekesi mevkii, tapunun 184 ada, 1 parsel numarasına kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan dört adet bağımsız bölümün tapu sicil müdürlüğünce tescil edilmesi istemiyle açılmıştır. 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 10.maddesinde: Kat mülkiyeti ve kat irtifakı resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğar. Anagayrimenkulün tümünün mülkiyeti (Kat mülkiyeti) ne çevrilmeden o gayrimenkulün yalnız bir veya birkaç bölümü üzerinde kat mülkiyeti kurulamaz. 213
214 (Değişik üçüncü fıkra: 14/11/ S.K./3.mad) Kat mülkiyeti kurulurken aynı katta birbirine bitişik bulunan aynı nevideki birden fazla bağımsız bölüm veya bir yapının otel, iş veya ticaret yeri gibi iktisadî açıdan veya kullanma bakımından bütünlük arz eden birden çok katı veya bölümü, kat mülkiyeti kütüğüne tek bağımsız bölüm olarak tescil edilebilir. Böyle bir tescilin yapılabilmesi için, buna uygun değişiklik projesinin ve yapı kullanma izin belgesinin Tapu Sicil Müdürlüğüne verilmiş olması gereklidir. Kat mülkiyetinin tescili, tapu memurunca düzenlenen resmi senet uyarınca veya aşağıdaki fıkraya göre verilen bir mahkeme hükmü ile yapılır. Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hakim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12 nci maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir. (Ek fıkra: 14/11/ S.K./3.mad) Gelirinin ortak giderlere harcanması için veya başka bir amaçla ortak yararlanmaya tahsis edilen bağımsız bölümlerin malik hanesine, bunlardan yararlanan "bağımsız bölümlerin numaraları" yazılmak suretiyle kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilir. Bu husus bağımsız bölümlerin beyanlar hanesinde gösterilir. hükmüne; Kat mülkiyeti kütüğü başlıklı 11.maddesinde; Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicili Tüzüğüne göre tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne tescil olunur. Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescille ilgili genel hükümler, kat mülkiyeti kütüğüne yapılacak tescillerde de uygulanır. Henüz kadastrosu yapılmamış olan yerlerde kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicili Tüzüğündeki formüle göre, ayrıca tutulacak Kat Mülkiyeti Zabıt Defterine tescil olunur. hükmüne; Kat Mülkiyetinin kurulması:i-istem ve belgeler: başlıklı 12.maddesinde; Kat mülkiyetinin kurulması için, anagayrimenkulün kat mülkiyetine çevrilmesi hususunda o gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının aşağıda yazılı belgeler ile birlikte tapu idaresinde istemde bulunması gerekir. a) (Değişik bent: 23/06/ S.K./2.mad) Anagayrimenkulde, yapı veya yapıların dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti, ortak yerlerinin ölçüleri ve bağımsız bölümlerin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleriyle oranlı arsa payları, kat, daire, iş bürosu gibi nevi ile bunların birden başlayıp sırayla giden numarası ve bağımsız bölümlerin yapı inşaat alanı da açıkça gösterilmek suretiyle, proje müellifi mimar tarafından yapılan ve anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanan, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca onaylanan mimarî proje ile yapı kullanma izin belgesi. b) Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı. hükmüne yer verilmiş; Aynı Kanunun Ek 1.maddesinde; bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığının Sulh Mahkemelerinde çözümleneceği belirtilerek, görevli mahkeme gösterilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; Muğla İli, Datça İlçesi, Kızlan Köyü, Kösekesik mevkii, tapunun 184 ada, 1 parsel numarasına kayıtlı taşınmaz üzerinde 152 adet konut yapılmak üzere tarih ve 21 cilt, 22 sahife, 35/512 dosya nosu ile inşaat ruhsatı verildiği, ancak davacı kooperatif tarafından 156 adet konut yapıldığı, yapılan bu yapıların 152 adetine tarihinde iskan ruhsatı verildiği, geriye kalan 4 adet yapı için ise davacı kooperatif tarafından tarihinde iskan ruhsatı verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle, anılan ret işleminin iptali istemiyle açılan davanın Muğla 2.İdare Mahkemesinin tarih ve E:2006/1792, K:2007/1300 sayılı kararıyla söz konusu 4 konutun inşaat ruhsatının bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiği, anılan Mahkeme kararının ise Danıştay Altıncı Dairesi'nin tarihli kararıyla onanması üzerine, inşaat ruhsatı olmayan 4 adet yapıya yönelik olarak yapı ruhsatı verilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin 06/05/2008 tarih ve 1284 sayılı işlemin tesis edilmesi üzerine Muğla 1.İdare Mahkemesinin E:2008/1266 sayılı esasında açılan davada mahkemesince, günlü ve K:2010/2968 sayılı kararıyla, ruhsat talep edilen 4 dairenin de dahil olduğu 156 dairenin yapı yoğunluğu toplamı olan 9848,17 m2'nin dava konusu taşınmaz üzerinde yapı yoğunluğu üst sınırı olan 9853,00 m2'yi aşmadığı anlaşılmış olup, 4 adet daireye inşaat ruhsatı verilmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından bahisle işlemin iptaline karar verildiği, anılan karar sonrasında davacı tarafından tarihinde Datça Tapu Sicil Müdürlüğüne yapılan başvuruda, Muğla 1. İdare Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararı üzerine Datça Belediye Başkanlığı tarafından yapı ruhsatı ile yapı kullanma izinlerinin kendilerine verildiğinden bahisle öncesinde kooperatif adına kayıtlı arsa üzerindeki dört bağımsız bölümün kooperatifleri adına uygun görüldüğü şekilde kayıt ve tescilinin sağlanmasının talep edildiği, Datça Tapu Müdürlüğü'nce günlü ve 850 sayılı yazı ile belediye başkanlığınca yapı kullanma izin belgesi verilmiş olsa da 214
215 Müdürlüklerince bağımsız bölümün ilave edilmesinin gerektiği, bağımsız bölüm ilave edilebilmesi için 152 adet bağımsız bölüm malikinin hepsinin katılımının gerektiği, 152 adet bağımsız bölüm ve 4 adet bağımsız bölümü gösterir tadilat projesinin getirilmesi halinde işlem yapılabileceğinin bildirilmesi üzerine dava açıldığı anlaşılmıştır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri ve somut olay birlikte irdelendiğinde; Datça Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünün gün ve 850 sayılı yazısında, 184 ada, 1 parsel üzerinde kat mülkiyetinin kurulduğu 152 adet bağımsız bölümün bulunduğu; Muğla 1.İdare Mahkemesinin E: 2008/1266 sayılı kararı ile Datça Belediyesince 4 adet bağımsız bölüm için yapı kullanma izin belgesi verilmiş olsa da, müdürlüklerince 4 bağımsız bölüm için ilave yapılması gerektiği; Bağımsız bölüm ilavesi yapılması için 152 adet bağımsız bölüm maliklerinin hepsinin katılımının gerektiği; 152 adet bağımsız bölüm ve 4 adet bağımsız bölümü gösterir tadilat projesinin getirilmesi durumunda bu dört bağımsız bölümün Uşaklılar Yapı Kooperatifi adına tapuya kayıt ve tescilinin yapılacağı belirtilmiş ise de, uyuşmazlığın esasının 1998 yılı itibariyle kat mülkiyetine geçmiş olan 152 bağımsız bölümden oluşan ana gayrimenkule sonradan yapı ruhsatına bağlanan ve yapı kullanma izni verilen 4 bağımsız bölümün kat mülkiyetine geçmiş olan ana gayrimenkule bağımsız bölüm olarak eklenip eklenemeyeceğine ilişkin olduğu, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunun ilgili madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, anılan maddelerde kat mülkiyetinin tescilinin, tapu memurunca düzenlenen resmi senet uyarınca veya bir mahkeme hükmü ile yapılacağının öngörülmesi, tapu sicil müdürünün kanunda ancak belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde tescil konusunda yetkisinin bulunması, anılan Kanunun Ek 1. maddesinde de bu kanundan kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların çözümünde Sulh hukuk hakimliklerinin görevli olduğunun belirtilmesi ve anılan kanun maddelerinde kastedilen mahkeme hükmünün idare mahkemesi olduğuna ilişkin hükme de yer verilmemiş olması karşısında, 152 bağımsız bölümden oluşan ve kat mülkiyetine geçmiş olan bir yapıya 4 adet bağımsız bölümün ilave edilip edilemeyeceğinden kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargı mercilerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu, Muğla 2.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Datça Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 2. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Datça Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2012/212, K:2013/98 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Davacı Kooperatif adına kayıtlı Muğla- Datça-Kızlan köyü 184 Ada 1 parsel üzerinde inşa edilen 156 adet bağımsız bölümden 152 adet bağımsızın bölümün tapuya tescilinin daha önce gerçekleştirilmesine, kalan 4 bağımsız bölüm yönünden de tüm yasal prosedürün tamamlanmasına rağmen 4 adet bağımsız bölümün tapuya kayıt ve tescil işleminin davalı idarece gerçekleştirilmemesi nedeniyle davalı idare aleyhine eldeki dava açılmıştır. Uyuşmazlık, hangi yargı kolu ( Adli- İdari) nun görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Davacı, husumeti tapuya kayıt ve tescil işlemini gerçekleştirecek olan davalı idareye yönelterek, tescil istemine konu 4 adet bağımsız bölümle ilgili tüm eksiklikleri ikmal etmesine, yasal prosedürü tamamlamasına rağmen idarenin. tapuya kayıtlı 152 bağımsız bölüm malikinin muvafakatinin alınması gerektiği, ne 'ilişkin gerekçesiyle başvuruyu reddettiğini bildirerek davayı açmıştır. Dava, tescili gerçekleştirecek olan idarenin başvuruyu İdari bir işlem ile ve yazılı gerekçe ile reddetmesi üzerine açılmış olup, 2577 sayılı İ.Y.U.K 2. Maddesinde düzenlenen İdari dava niteliğindeki uyuşmazlık İdari Yargının görev alanına girmektedir. Zira, İdarenin red işlemini denetleyecek olan Yargı kolu İdari Yargıdır. İdare Mahkemesi, gerçekten tescil işlemi için 152 Bağımsız bölüm malikinin muvafakatinin gerekli olduğu kanaatine varması durumunda, İdarenin tescil başvurusunu red işlemi hukuka uygun olacağından İdari Yargıca, açılan dava reddedilecektir. Aksi halde 4 adet bağımsız bölüm tescili için 152 adet bağımsız bölüm malikinin muvafakatına gerek olmaması durumunda ise İdari işlem hukuka aykırı bulunduğundan İdari Yargıca iptal edilerek davacının tescil başvurusunun gerçekleştirilmesi yönünde karar verilecektir. Diğer taraftan, 152 bağımsız bölüm malikinin muvafakatinin sağlanması eldeki davanın konusu olmadığı gibi 152 bağımsız bölüm malikinin taraf olmadığı İdare aleyhine açılan eldeki davada 152 bağımsız bölüm malikinin tescile muvafakat etmiş sayılacağına ve 4 bağımsız bölümün tesciline karar verilmesi de mümkün değildir. Davanın, tescil başvurusunun idarece reddin üzerine idare aleyhine açılması nedeniyle 215
216 uyuşmazlıkta 634 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi hükümlerinin uygulanması söz konusu bulunmamaktadır. Sonuç olarak, dava, İdarenin tescil başvurusunun reddine ilişkin işleminin hukuka uygunluk noktasında denetlenmesine yönelik bulunduğundan, İdare aleyhine açılan eldeki davada İdari Yargının görevli kabul edilmesi gerekirken, uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluk görüşüne karşıyım. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 4-ESAS NO : 2015/75 KARAR NO : 2015/94 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : tarihleri arasında atanmak suretiyle Manisa İli, Saruhanlı İlçesi, Büyükbelen Kasabası Belediye Başkanı olarak görev yapan ve tarihinde Emekli Sandığı iştirakçisi olarak emekliye ayrılan davacı tarafından, emekli aylığı ödemelerinde 5434 sayılı Kanunun Ek 68. maddesi uyarınca görev makam tazminatının ödenmemesine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının, görev ve makam tazminatını almaya hak kazandığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : H.K. Vekili : Av. A.Ö. (İdari Yargıda) Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekilleri : Av. A.E. & Av. G.P. (İdari Yargıda) Av. Ö.İ.D. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; tarihinde Emekli Sandığı iştirakçisi olarak emekli olan davacının, yılları arasında Saruhanlı İlçesi, Büyükbelen Belediye Başkanı olarak görev yaptığını; bu görevi sebebiyle makam ve görev tazminatı ödenmesi istemiyle davalı kuruma yaptığı başvurunun haksız olarak reddedildiğini belirterek; tarih ve sayılı idari işlemin iptali ile makam ve görev tazminatının davacının almaya hak kazandığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle idari yargıda dava açmıştır. ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2011/551 K:2012/349 sayılı kararında; Uyuşmazlığın davacının belediye başkanları için öngörülen makam ve görev tazminatın ödenmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin tesis edildiği tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Yasa nın Geçici 4. maddesinin 11. fıkrası hükmü uyarınca çözümlenmesi gerekeceği açık olup; anılan Yasa nın 101. maddesi gereğince davanın görüm ve çözümünde İş Mahkemelerinin görevli olduğu ve Mahkememizin görevinde olmayan davanın bu yönden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır şeklindeki gerekçe ile davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1- a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. Görevsizlik kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. DANIŞTAY ONBİRİNCİ DAİRE: gün ve E:2012/5837 K:2012/7654 sayılı kararında; İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe, hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile alınan kararın onanmasına şeklinde karar vermesinin ardından görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı bu kez, aynı gerekçelerle yoksun kaldığı parasal hakların tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 12. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/304 K:2014/98 sayılı kararında; davacının istemi 5434 sayılı yasadan kaynaklanmaktadır. Her ne kadar İdare Mahkemesince görev nedeniyle ret kararı verilmiş ise de davanın İdari Yargının alanına girdiği ve bu kapsamda görev 216
217 uyuşmazlığı çıkması nedeniyle davanın İdari Yargıda görülmesi gerektiğinde Yargı Yolunun Caiz olmaması nedeniyle dava dilekçesinin reddine, görev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine. denilmiştir. Mahkeme kararı gereğinin yerine getirilmesi davacı tarafından talep edilmiş ve dosya Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ne gönderilmiştir. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2014/19525, K:2014/17904 sayılı kararında; Ankara 1. İdare Mahkemesi ile Ankara 12. İş Mahkemesince ayrı ayrı yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yolunun belirlenmesi görevi 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyiş Hakkındaki Kanunun 14. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesine ait bulunduğundan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir şeklindeki gerekçe ile dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere iadesine karar vermiş ve bunun üzerine Ankara 12. İş Mahkemesi dosyayı Mahkememize göndermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; idari yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da içermesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma istemini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, adli yargı yerince, davada idari yargının görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmekle yetinilmemiş, görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ne gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi nin dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere mahalline iadesi kararının ardından dava dosyası Ankara 12. İş Mahkemesince Mahkememize gönderilmiştir. Bu haliyle, Ankara 12. İş Mahkemesi nce re sen yapılan başvuru, 2247 sayılı Yasa da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, İş Mahkemesi nce re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi nin kuruluş amacına uygun olacağında adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 217
218 Dava, tarihleri arasında atanmak suretiyle Manisa İli, Saruhanlı İlçesi, Büyükbelen Kasabası Belediye Başkanı olarak görev yapan ve tarihinde Emekli Sandığı iştirakçisi olarak emekliye ayrılan davacı tarafından, emekli aylığı ödemelerinde 5434 sayılı Kanunun Ek 68. maddesi uyarınca görev makam tazminatının ödenmemesine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan tazminat tutarının, görev ve makam tazminatını almaya hak kazandığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun (5510 sayılı kanunun 106. maddesi ile mülga edilen) Ek 68. maddesinde; (Değişik madde: 24/11/ /7 md.) (Değişik fıkra: 23/02/ KHK - 547/13 md.) Makam tazminatı ile Yüksek Hakimlik ve temsil veya görev tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunanlardan, 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre istihdam edilenlere, Başbakanlıkta da makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde en az 6 ay çalışmış olmaları kaydıyla bu tazminatlardan yüksek olanı esas alınarak ödeme yapılır. (Ek cümle: 04/07/ S.KHK/1. md.) Makam veya yüksek hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde toplam en az iki yıl bulunmadan veya bu görevlerde hiç bulunmadan emekliye ayrılanlara ise, en az altı ay süreyle bulundukları en üst görevleri için belirlenen görev tazminatı veya hizmet yılları itibarıyla belirlenen görev tazminatından yüksek olanı ödenir. Bu halde de iki yıllık süreyi doldurma şartı aranır. (Ek cümle: 12/02/ /3 md.) Ancak bu tazminatların ölenlerin dul ve yetimlerine ödenmesinde iki yıl görev şartı aranmaz. (...) (Ek fıkra:07/12/ S.K./86.mad) Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı üzerinden, bu Maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirâkçi olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin tamamı dikkate alınır. (Ek fıkra: (12/02/ /3 md.) Temsil ve görev tazminatları; yönetim ve denetim kurulu üyelikleri dahil olmak üzere kamu kesiminde her ne suretle olursa olsun aylık veya ücret alıp almadıklarına bakılmaksızın görev alanlara bu durumları devam ettiği sürece ödenmez. Tazminattan yararlanırken, yararlanma şartlarını kaybedenler en geç bir ay içinde durumu Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirirler. Bu durumun ortaya çıktığı tarihi takip eden ay başından itibaren tazminat ödenmesine son verilir. Zamanında bildirimde bulunmayanlara ödenen tazminat kanuni faizi ile birlikte geri alınır.(...) Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden ödenir. Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir.(...) denilmiş; tarihinde; maddenin Bu tazminatlar, ölenlerin 5434 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde belirtilen aylığa müstehak dul ve yetimlerine 68 inci maddesindeki oranlar üzerinden hesaplanır. şeklindeki beşinci fıkra metni ile Bu ödemeler, T.C. Emekli Sandığınca ödenmesini müteakip iki ay içinde Genel Bütçeye giren kurumlardan ayrılanlar için Hazineden, diğerleri için son kurumlarından faturası karşılığında tahsil edilir. şeklindeki son fıkra metni yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri başlıklı Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasında; Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir. hükmüne, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise; Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/06/ S.K/10. md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir. hükmüne yer verilmiştir tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu 218
219 görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır.5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi nin tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür. bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG , Sayı: 28184) davayı retle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir, Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden,5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır. Kaldı ki; T.C. Anayasası nın 158.maddesindeki diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır. Bu durumda,5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin idari işlem ve idari eylem niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1- a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce Emekli Sandığı emeklisi olan davacının, tarihleri arasında Belediye Başkanı olarak görevlendirilmesinden dolayı, 219
220 makam ve görev tazminatından yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan kazanç tutarının faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 12. İş Mahkemesi nin 2247 sayılı Yasa nın 19. Maddesi kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile Ankara 1. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2011/551 K:2012/349 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12. İş Mahkemesi nin 2247 sayılı Yasa nın 19. Maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 1. İdare Mahkemesi nin gün ve E:2011/551 K:2012/349 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 5-ESAS NO : 2015/76 KARAR NO : 2015/95 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 3194 sayılı İmar Kanununun 23.maddesi uyarınca, davacı ile davalı idare arasında alt yapı hizmetleri yönünden düzenlenen Tekirdağ 1. Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamesi kapsamında davalı idareye yüklenen edimin yerine getirilmemesi nedeniyle davalı idareye borçlu olmadığının tespit edilmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : A.K. Vekili : Av. A.K. Davalı : Tekirdağ Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. M.D.S., Av. T.Y. O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle, Tekirdağ 1.Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamesi ile, maliki bulunduğu Terkirdağ Merkez İlçesi, Aydoğdu Mahallesi mevkiinde kain olup tapuda 343 ada, 108 parsel numarasında kayıtlı bulunan gayrimenkulü üzerinde yapacağı inşaatta, davalı Tekirdağ Belediye Başkanlığı tarafından alt yapı ve kazı çalışması, yapılacak kaldırım, 0.30 büz P-VC büz ve kanalizasyon gibi alt yapı katılım hissesi olarak tespit edilen ,91 TL sının %25 i olan 5.625,73 TL sı peşin ve geri kalan %75 i olan ,18 TL sını ise, Belediye tarafından sözü edilen alt yapı hizmetlerini tamamladığında istemesi halinde derhal ve nakit olarak ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, taahhütname uyarınca %25 nispetindeki 5.625,73 TL sını peşin olarak ödediğini, ancak karşı taraf olan Tekirdağ Belediye Başkanlığının, üzerine düşen edimini yerine getirmediği, yani taşınmazda yapması gerekli alt yapı hizmetlerini yapmadığı halde, taahhütnamede belirtilmiş olan ve %75 lik paya tekabül eden ,18 TL sını ihbarname düzenlemek suretiyle talep ettiğini, dolayısıyla, Tekirdağ İli, Merkez Aydoğdu Mahallesi, 343 ada, 108 parselde bulunan yapısı için, 3194 sayılı İmar Kanunu nun 23.maddesi uyarınca alt yapı bedelinin %75 inin istenilmesine ilişkin gün ve 9127 sayılı Tekirdağ Belediyesi Gelirler Müdürlüğünce düzenlenen ihbarnamenin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Tekirdağ İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/484, K:2012/975 sayı ile, dava konusu işlemin tebliğ edildiği tarihinden itibaren işlemeye başlayan 60 günlük dava açma süresinin 29.gününde yapılan günlü itirazın reddine ilişkin kararın tebliğ edildiği tarihinden itibaren kalan 31 günlük dava açma süresi içinde yani en geç tarihinde dava açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra açılan davada süre aşımı nedeniyle davanın esasının incelenmesinin olanaklı olmadığı gerekçesiyle, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 15/1-b maddesi uyarınca süre aşımı yönünden reddine karar vermiş, bu karara davacı tarafından itiraz edilmiştir. Edirne Bölge İdare Mahkemesi: gün ve E:2012/974, K:2012/971 sayı ile, itiraz isteminin reddine, Mahkeme kararının onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, müvekkilinin Tekirdağ Belediye Başkanlığına Tekirdağ 1.Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı söz konusu taahhütnamesi ile, maliki bulunduğu Tekirdağ Merkez Aydoğdu Mahallesi, 343 ada, 108 parsel numarasında kayıtlı bulunan gayrimenkulü üzerinde 220
221 yapacağı inşaatta davalı Tekirdağ Belediye Başkanlığı tarafından alt yapı ve kazı çalışması, yapılacak kaldırım, 0.30 büz P-VC büz ve kanalizasyon gibi alt yapı katılım hissesi olarak tespit edilen ,91 TL sının %25 i olan 5.625,73 TL sı peşin ve geri kalan %75 i olarak tespit edilen ,18 TL sını ise Belediye tarafından sözü edilen alt yapı hizmetlerini tamamladığında istenmesi halinde derhal ve nakit olarak ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, belediyenin edimini yerine getirmediği gibi, taahhütnamede belirtilmiş olan ve %75 lik paya tekabül eden ,18 TL sını da müvekkilinden talep ettiğini, Tekirdağ 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/25 D.İş esas sayılı dosyası ile tespit yaptırdıklarını, alınan bilirkişi raporunda davalının edimini yerine getirmediğinin tespit edildiğini belirterek, müvekkilinin davalıya ,18 TL borçlu olmadığının tespitine, edimini yerine getirmeyen davalıya müvekkilinin ödemiş olduğu 5.625,73 TL nın ödeme tarihi olan 19 Aralık 2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. TEKİRDAĞ 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/667, K:2013/660 sayı ile, davacı, belediyenin edimini yerine getirmediğini iddia ederek müvekkilinin davalıya ,18 TL borçlu olmadığının tespitine ve peşin olarak ödemiş olduğu 5.625,73 TL nın yasal faiziyle birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep etmiş ise de; dava konusu altyapı hizmetlerine ilişkin taraflar arasında herhangi bir sözleşmenin ve davalı belediyece bu konuda verilmiş bir taahhüdün bulunmadığı, dava konusu edilen borcun amme alacağı olarak 6183 sayılı AATHK uyarınca takip ve tahsil edilmekte olduğu, Tekirdağ Belediyesinin iddia edildiği gibi hizmeti yerine getirmemesi halinde bunun İdare Mahkemesine açılacak dava ile talep edilebileceği, davaya bakmanın mahkemelerinin görevine girmediği kanaatine varıldığından, davanın görev yönünden reddine karar vermek gerektiği dolayısıyla davaya bakmanın İdare Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, davalı ile müvekkili arasında düzenlenmiş bulunan Tekirdağ 1.Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamedeki edimini yerine getirmek kaydı ile davalı idarenin talep edebileceği kararlaştırılan ancak edimini yerine getirmeyen davalı Belediye Başkanlığına söz konusu taahhütname uyarınca ,18 TL sı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. TEKİRDAĞ İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1329 sayı ile, olayda; 3194 sayılı Yasanın 23 üncü maddesi uyarınca teknik alt yapı bedeli istenilmesine ilişkin ihbarname yada ödeme emrine karşı açılacak davaların görüm ve çözüm yerinin idare mahkemesi olduğunun açık olduğu, ancak dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde; uyuşmazlığın; teknik alt yapı bedelinin ödenmesi amacıyla düzenlenen bir ihbarname ya da ihbarnameye dayalı olarak düzenlenecek bir ödeme emrinden kaynaklanmamış olması; ihbarname ya da ödeme emrine kaynaklık edecek olan Tekirdağ 1. Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamesinde belirtilen ve davalı belediye başkanlığı tarafından yerine getirilmesi şartına bağlanan alt yapı, kazı çalışması, kaldırım, 0.30 büz P-VC büz ve kanalizasyon gibi alt yapı edimlerinin yerine getirilip getirilmediği, yerine getirilmediğinin tespit edilmesi durumunda ise, söz konusu taahhütname uyarınca davacının ,18-TL borçlu olmadığının tespit edilmesi istemine ilişkin olduğu, öte yandan; idare mahkemelerine münferiden açılacak davalar arasında tespit davasının bulunmadığı, diğer yandan; 2577 sayılı Yasanın 58 inci maddesinde idari davaya konu edilmiş bir işleme kaynaklık eden delillerin tespitinin idare mahkemelerince yaptırılması gerekmekte ise de, ortada idari davaya konu edilmiş ve derdest bulunan bir ihbarname ya da düzenlenmiş bir ödeme emrinin bulunmadığı, davacının delil tespiti istemindeki amacının amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenecek bir ödeme emrinin iptali istemiyle idare mahkemesinde açacağı davada delil olarak sunma amacını taşıdığı değerlendirildiğinden, salt idarece yüklenilen edimin ifa edilip edilmediğinin tespiti amacıyla açılan iş bu davanın adli yargı yerince görülüp çözülmesi gerektiği; bakılan dava, Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/11/2013 tarih ve E:2012/667-K:2013/600 sayılı görev ret kararının 15/10/2014 tarihinde kesinleşmesinden sonra açıldığından, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyla dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi zorunluluğu doğduğu gerekçesiyle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca dava dosyasının Mahkemesinden temin edilen Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/667 sayılı dosyasıyla birlikte görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyla doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince bu konuda bir karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne 221
222 gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un idari yargı, Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 3194 sayılı İmar Kanununun 23.maddesi uyarınca, davacı ile davalı idare arasında alt yapı hizmetleri yönünden düzenlenen Tekirdağ 1. Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamesi kapsamında davalı idareye yüklenen edimin yerine getirilmemesi nedeniyle davalı idareye ,18 TL borçlu olmadığının tespit edilmesi yönünde karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı İmar Kanunu'nun 23. maddesinde "İskan hudutları içinde olup da, imar planında beldenin inkişafına ayrılmış bulunan sahalarda her ne şekilde olursa olsun, yapı izni verilebilmesi için; a) Bu sahaların imar planı esaslarına ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak parselasyon planlarının belediye encümeni veya il idare kurulunca tasdik edilmiş bulunması, b) Plana ve bulunduğu bölgenin şartlarına göre yollarının, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik alt yapısının yapılmış olması şarttır. Ancak, bunlardan parselasyon planları tasdik edilmiş olmakla beraber yolu, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik alt yapısı henüz yapılmamış olan yerlerde, ilgili idarenin izni halinde ve ilgili idarece hazırlanacak projeye uygun olarak yaptıranlara veya parselleri hizasına rastlayan ve yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşen teknik alt yapı bedelini %25 peşin ödeyip geri kalan %75'ini alt yapı hizmetinin ilgili idaresince tamamlanacağı tarihten en geç altı ay içinde ödemeyi taahhüt edenlere de yapı ruhsatı verilir...."hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, 3194 sayılı İmar Kanununun 23 üncü maddesi uyarınca davacı ile davalı idare arasında Tekirdağ 1. Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamenin düzenlendiği; bu taahhütnameye göre davacının maliki bulunduğu Tekirdağ ili, Merkez, Aydoğdu Mahallesi, 343 ada, 108 parsel sayılı gayrimenkulü üzerinde yapacağı inşaatta davalı belediye başkanlığı tarafından yapılması kararlaştırılan alt yapı ve kazı çalışması, kaldırım, 0.30 büz P-VC büz ve kanalizasyon gibi alt yapı katılım hissesi olarak tespit edilen ,91-TL'nin % 25'i olan 5.625,73-TL'yi peşin ve geri kalan % 75'i olan ,18-TL'nin ise belediye tarafından sözü edilen alt yapı hizmetlerinin tamamlanması durumunda istenmesi halinde derhal ve nakit olarak ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği; akabinde söz konusu taahhütnameye dayanarak davalı idarece, davacı adına 3194 sayılı İmar Kanununun 23.maddesi uyarınca %25'i peşin alınan teknik alt yapı bedelinin kalan %75'lik kısmının istenmesine ilişkin gün ve 9/27 sayılı ihbarnamenin düzenlendiği, ihbarnamenin iptali istemiyle Tekirdağ İdare Mahkemesinin 2012/484 esasına kayden iptal davası açıldığı ve Mahkemece 13/07/2012 tarih ve 2012/975 sayılı karar ile davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği ve bu kararın da Edirne Bölge İdare Mahkemesinin 31/10/2012 tarih ve 2012/974-K:2012/971 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmesi üzerine bu kez de söz konusu taahhütnamede yer alan şartın (alt yapı hizmetinin yerine getirilmesi) yerine getirilmediğinin tespit edilmesi amacıyla 23/11/2012 tarihli dava dilekçesi ile Tekirdağ 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/25 değişik iş esasına kayden tespit davası açtığı; ve adı geçen Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 03/12/2012 tarihli bilirkişi raporunda; taahhütnamede idarece yapılması kararlaştırılan edimlerin yerine getirilmediğinin tespit edilmesi üzerine davacı tarafından Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/667 esasına kayden 26/12/2012 tarihinde giren dava dilekçesi ile; davalı idarenin edimini yerine getirmemiş olmasına rağmen taahhütnamede belirtilmiş olan ve % 75'lik paya tekabül eden ,18-TL'sini müvekkilinden talep ettiğini, Tekirdağ 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/25 değ. iş esas sayılı dosyasında tespit yaptırdığını ve düzenlenen bilirkişi raporunda davalının edimini yerine getirmediğinin tespit edildiğini belirterek, müvekkilinin davalıya ,18-TL borçlu olmadığının tespitine, edimini yerine getirmeyen davalıya müvekkilinin ödemiş olduğu 5.625,73- TL'nin ödeme tarihi olan 19 Aralık 2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesi istemiyle dava açıldığı ve adı geçen Mahkemece davalı idarenin edimini yerine getirmediğinin 13/06/2013 tarihli bilirkişi raporuyla tespit edildikten sonra 18/11/2013 tarih ve E:2012/667- K:2013/600 sayılı kararı ile "dava konusu altyapı hizmetlerine ilişkin taraflar arasında herhangi bir sözleşmenin ve davalı belediyece bu konuda verilmiş bir taahhüdün bulunmadığı, dava konusu edilen borcun "amme alacağı" olarak 6183 sayılı AATHK uyarınca takip ve tahsil edilmekte olduğu, Tekirdağ(Süleymanpaşa) Belediyesinin iddia edildiği gibi hizmeti yerine getirmemesi halinde bunun idare mahkemesine açılacak dava ile talep edilebileceği" gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve bu kararın 24/11/2014 tarihinde kesinleşmesi üzerine idari yargı yerinde de aynı istemle tespit davası açıldığı anlaşılmaktadır. Görev uyuşmazlığının çözümü için öncelikle, tespit davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gerekli bulunmaktadır. 222
223 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu nda(mülga) tespit davasını düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekteyse de, doktrinde ve yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş; tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının yanı sıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması koşulları aranmış; buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir tespit davası açılabilmesi kabul edilmiş iken; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun 106. maddesinde Tespit davası na, 107.maddesinde ise Belirsiz alacak ve tespit davası na yer verilmiştir. Anılan maddelere bakıldığında; Tespit davası/ Madde 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Belirsiz alacak ve tespit davası/ Madde 107- (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir. denilmiştir. Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın İdari Davalarda Delillerin Tespiti başlıklı 58/1. maddesi Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilir. hükmünü taşımakta olup, idari yargıda, ancak açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan delillerin tespiti nin istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır. Belirtilen yasal durum karşısında, tespit davasına konu olabilecek hukuki ilişkinin özel hukuk alanını ilgilendirmesi gerektiği ve bir eda davasının öncüsü durumunda olan tespit davasının adli yargı yerinin görevine girdiği ortaya çıkmaktadır. Ancak, adli yargıda açılacak bir eda davasında hiçbir zaman kullanılmayacağının, buna karşılık idari bir işlem tesisi istemiyle bir idari makama veya idari yargıda açılacak bir davada idare mahkemesine ibraz edilmek ve bu makam veya mahkemeyi hukuken bağlayacak nitelikte belge elde etmek amacıyla açıldığının anlaşılması halinde tespit davası adli yargıda görülemeyecek ve görev yönünden reddi gerekecektir. Bu durumdaki tespit davasının idare hukuku kurallarına göre çözümlenmesi gerekmekteyse de, müstakil bir dava olarak açılması halinde idari yargı yerince, idari yargıda böyle bir dava türü olmadığı ve ancak bir idari dava açıldıktan sonra bu davaya ilişkin delil tespiti kapsamında incelenebileceği noktasından reddedilmesi uygun olacaktır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2'nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmış; 14'üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (g) bendinde, dilekçelerin 3 ve 5'inci maddelere uygun olup olmadığı yönlerinden inceleneceği öngörülmüş; 15'inci maddesinin birinci fıkrasında, Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3'üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14'üncü maddenin; 3'üncü fıkrasının (g) bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5'inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut (c) bendinde yazılı hallerde, ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine karar verileceği kuralına yer verilmiştir. Olayda davacı vekili tarafından, davacının Hayrabolu-Tekirdağ devlet yolunun Tekirdağ Merkez Aydoğdu Mahallesi 343 ada, 108 parsel sayılı taşınmaz üzerinde LPG ve akaryakıt istasyonu tesisi kurma istemiyle davalı Tekirdağ Belediye Başkanlığına ruhsat başvurusunda bulunduğu ve Tekirdağ 1.Noterliğinin 19 Aralık 2008 tarih ve yevmiye numaralı taahhütnamesini verdiği, söz konusu 223
224 taahhütname ile, maliki bulunduğu Tekirdağ Merkez Aydoğdu Mahallesi 343 ada, 108 parsel numarasında kayıtlı bulunan gayrimenkulü üzerinde yapacağı inşaatta davalı Tekirdağ Belediye Başkanlığı tarafından alt yapı ve kazı çalışması yapılacak kaldırım, 0.30 büz P-VC ve kanalizasyon gibi alt yapı katılım hissesi olarak tespit edilen ,91 TL sının %25 i olan 5.625,73 TL sı peşin ve geri kalan %75 i ,18 TL sını ise Belediye tarafından sözü edilen alt yapı hizmetlerini tamamladığında istenmesi halinde derhal ve nakit olarak ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği anlaşılmış olup, davacı, belediyenin edimini yerine getirmediğini iddia ederek, davalıya ,18 TL borçlu olmadığının tespitine ve peşin olarak ödemiş olduğu 5.625,73 TL nın yasal faiziyle birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep etmiş ise de; davacının asıl isteminin 3194 sayılı Yasanın 23.maddesinden kaynaklanan alt yapı katılım bedelinin, tarihinde Tekirdağ 1.Noterliğinin yevmiye numaralı taahhütname ile taahhütte bulunulan, %75 lik kısmı için gönderilen gün ve 9/27 nolu ,18 TL bedelli birinci ihbarnamenin iptali olduğu açıktır. Her ne kadar, dava 6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 3. fıkrası kapsamında tespit davası şeklinde açılmış ise de, dava dilekçedeki iddiaların, davalı idarelerin idari eylem ve işlemleri nedeniyle idare hukuku alanındaki sorumluluğuna ilişkin olduğu, davanın 2577 sayılı Yasanın 2'nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen iptal davası niteliğini taşıdığı; bu dava ile ulaşılmak istenilen asıl amacın; 3194 sayılı İmar Kanununun 23.maddesi uyarınca düzenlenen ,18 TL tutarındaki alt yapı hizmet bedeline ilişkin ihbarnamenin ve sonrasında vade günlü ödeme emrinin iptali istemi olduğu açıktır. Bu durumda, dava tespit davası şeklinde kurgulanmış ise de; alt yapı hizmet bedellerinin hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesinin İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem olarak nitelendirilmesi gerekmekte olup, bu taleplerin adli yargı yerlerinde açılacak tespit ve tazminat davalarına konu edilmelerine hukuken olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla; davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının (a) bendinde yer alan "İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Tekirdağ İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Tekirdağ İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 6-ESAS NO : 2015/80 KARAR NO : 2015/99 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : A.T. : Av. M.T. : Eskişehir Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Eskişehir Valiliği, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GY seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ESKİŞEHİR 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/646 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev 224
225 alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez, davacı vekili, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1286 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici 225
226 olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi 226
227 dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer 227
228 verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş:2014/646 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 7-ESAS NO : 2015/81 KARAR NO : 2015/100 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : A.Ç. : Bodrum Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğü O L A Y : Bodrum Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliğince, alkollü araç kullandığı ve araç muayene süresini geçirdiğinden bahisle, davacı adına gün ve GK seri-sıra sayı ile trafik suç tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca, toplam olarak 777 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BODRUM 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/19 sayı ile; davacı hakkında idari para cezası yanında ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun usul yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/747 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 228
229 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdari yargı yerince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 34. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmiş; 229
230 Araçların muayenesi başlığı altında düzenlenen 34. maddesinde, Trafiğe çıkarılacak motorlu araçların teknik şartlara uyup uymadığı ekonomik yapıları da, dikkate alınmak suretiyle belirli zamanlarda muayene edilerek tespit edilir. (Ek: 17/10/ /14 md.) Bu Kanuna göre, yaptırılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortası geçerli teminat tutarları üzerinden yaptırılmamış araçlar, muayeneye alınmazlar. Motorlu araçların muayenelerinin, yönetmelikte belirtilen süreler içinde yaptırılması zorunludur. (Değişik: 25/6/ KHK-330/3 md.; Aynen kabul : 31/10/ /2 md.) Muayene süresi dolmadan kazaya karışması sonucu yetkili zabıtaca muayenesi gerekli görülenler ile üzerinde değişiklik yapılan araçların ayrıca özel muayenesi zorunludur. Bu muayeneler öncelikle yapılır. Karayollarında kullanılmakta olan araçların, teknik şartlara uyup uymadığı trafik zabıtasınca kontrol edilerek her an muayeneleri yapılabilir. (Değişik : 21/5/ /4 md.) Muayene süresi geçirilen veya sahip değiştirme hali hariç, özel muayene yaptırılması zorunlu olduğu halde yaptırılmamış araçları kullanan sürücüler, lira para cezası ile cezalandırılırlar. (Ek fıkra : 16/7/ /44 md.) Bu araçlar trafikten men edilir ve en yakın muayene istasyonuna gönderilirler. (Ek fıkra : 16/7/ /44 md.) Muayene istasyonu açma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler; muayeneleri süresi içinde yaptırılmayan veya geç yaptırılan araçlara ilişkin bilgileri, şekli ve içeriği Maliye Bakanlığınca belirlenecek bir tutanak ile en yakın trafik kuruluşuna bildirir. Trafik kuruluşuna iletilen tutanaklar hakkında bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır hükmü yer almıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya 230
231 işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 231
232 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/19 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 8-ESAS NO : 2015/82 KARAR NO : 2015/101 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : S.K. : Av. L.N. : Muğla Valiliği, Fethiye Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği O L A Y : Muğla Valiliği, Fethiye Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GK seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 700 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. FETHİYE 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/935 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, yapılan itiraz Fethiye 1. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/778 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: 232
233 l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar 233
234 eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, 234
235 c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Fethiye 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Fethiye 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/935 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi 235
236 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 9-ESAS NO : 2015/84 KARAR NO : 2015/103 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı araç ile seyreden sürücünün, yolun sol şeridinde bulunan su birikintisine girerek aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası sebebi ile sigortalıya ödenen maddi zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : R. Sigorta A.Ş. : Av.Y.E.D. : Karayolları Genel Müdürlüğü : Av. H.Ç. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili sigorta şirketine nolu kasko sigortası poliçesi ile sigortalı 34 plakalı araç sürücüsü S.B. in Ankara istikametinden Afyonkarahisar istikametine seyir halinde iken m ye geldiğinde yolun sol şeridinde bulunan su birikintisine girerek direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, bu kaza sebebi ile sigortalıya toplamda ,00 TL ödendiğini, kazanın oluşumunda davalının %50 kusurlu olduğunu, bu nedenle davalı Genel Müdürlüğüne tarihinde müracaat edildiğini, tarihinde verilen cevabi yazı ile hasar bedeli talebinin reddedildiğini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 9.925,00 TL tazminatın, ödeme tarihinden itibaren işleyen avans faiziyle birlikte davalıdan rucuen tahsili istemi ile tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 27.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2013/560 Esas, 2013/158 Karar sayılı tensiben verdiği kararında aynen; Davacının davasının yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile H.M.K. nun 114/b ve 115/2 maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçesi ile davada idari yargı yeri görevli olduğunu belirterek; HMK. nun 114/c ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeni ile davacının davasının usulden reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2014/15272 Esas, 2014/11847 Karar sayılı kararı ile; kararın onanmasına hükmetmiş; verilen karar davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, 1086 sayılı Yasa nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa nın 440.maddesi gereğince kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle; bu kez İdari Yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 13.İdare Mahkemesi: gün ve 2014/2210 Esas sayılı kararı ile aynen; Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir./bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır./buna göre, meydana gelen trafik kazası neticesinde açılan tazminat davasında adli yargı yerinin 236
237 görevli olduğu sonucuna varılmıştır/nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin E:2014/864, 2014/923 sayılı kararıda bu yöndedir./açıklanan nedenlerle; adli yargının görev alanına giren davada Mahkememizin görevli olmadığına şeklindeki gerekçesi ile davanın adli yargının görev alanına girdiğini belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı 34 plakalı araç ile seyreden sürücünün, tarihinde Ankara ili istikametinden Afyonkarahisar ili istikametine giderken, yolun sol şeridinde bulunan su birikintisine girerek aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası sebebi ile sigortalıya ödenen maddi zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacı şirkete sigortalı olan araçta meydana gelen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile Ankara 27.Asliye Hukuk Mahkemesi nde açıldığı, davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine bu kez Ankara 13.İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, Ankara 13. İdare Mahkemesi nce davada adli yargının görevli olduğu belirtilerek; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi amacı ile dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı 237
238 görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Ankara 13.İdare Mahkemesi nce yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 27.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13.İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 27.Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2013/560 Esas, 2013/158 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onaranını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. 238
239 Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onaranının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki/ Uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C.Anayasasında,Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. 239
240 Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Karşı Oy Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 10-ESAS NO : 2015/85 KARAR NO : 2015/104 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi istemiyle açtığı rücuen tazminat davasının ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R DavacI Vekili Davalı Vekili : A. Sigorta A.Ş. : Av. E.T. : Cizre Belediye Başkanlığı : Av. S.Ö. O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkili şirketin; nolu Tüm Oto Sigorta Poliçesi ile L.Ö. ün maliki olduğu 73 plaka sayılı aracı, kasko sigortası kapsamında sigortaladığını; tarihinde; Şırnak ili, Cizre ilçesi, Ak Sokak-Burcu Sokak Aziz Cami önünde, sürücü İ.İ. in, sevk ve idaresindeki 73 plakalı aracı ile Ak sokaktan Burcu sokağa dönmek isterken, Ak sokak Burcu sokak kesişiminde, yağmur suyu sebebiyle yolda çukur ve tümseklerin oluşması ve yol sorununa ait herhangi bir işaretlemenin yapılmaması sebebiyle tümseği fark edemeyip, ön ve arka komple alt kısımlarıyla parke taşlarına çarpması neticesinde maddi hasarlı trafik-kazası meydana geldiğini; bu trafik kazasında, yolun bakım ve onarımı ile ilgili kuruluşun, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu gereğince yol güvenliği ile ilgili herhangi bir işaret ve uyarıcı levha koymaması nedeniyle kusurlu bulunduğunu; yaptırılan ekspertiz sonucunda sigortalı araçta 3.873,50 TL hasar tespit edildiğini, hasar bedelinin tarihinde ödendiğini; müvekkili şirketin Ticaret Kanunu'nun maddesi gereği sigortalısının haklarına halef olduğunu; zararın ödenmesi taleplerinin yerine getirilmediğini; davalı Cizre Belediyesinin; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 7/a maddesi gereğince Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak, ve 13.madde gereğince de karayolu yapısını, trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla yükümlü olduğunu; kaza, kaza tespit tutanağında da açıkça belirtildiği üzere; yolun bakım ve onarımından sorumlu davalının yol güvenliği ile ilgili herhangi bir işaret ve uyarıcı levha koymaması nedeniyle kazanın meydana geldiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 3.873,50 TL tazminatın, ödeme tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. CİZRE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2012/1080, K:2013/583 sayı ile, Mahkemelerinin 2012/1080 esas sayılı dosya içerisinde kusur ve hesap yönünden bilirkişi incelemesi yapılması için Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiğini, düzenlenen raporda, araç hasar miktarının 3.382,55-TL olduğu yönünde görüş bildirildiğini; konuya ilişkin olarak Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin Tarih 2010/4458 E- 2011/323 Karar nolu ilamının " Davacı vekili müvekkili şirkette 240
241 kasko sigortalı aracın davalı Belediyenin sorumluluğundaki yolda çalışma yapılırken gerekli güvenlik önlemleri alınmadığından hasarlandığını belirterek hasarın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Dava Rücuen tazminat davasıdır. Kamu tüzel kişilerinin yasa tarafından kendilerine verilen görev ve yetkileri kullanırken oluşan zararlar niteliği itibariyle de hizmet kusurundan kaynaklanır. Bu zararların tazmini amacıyla idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Somut olayda davalı Belediye aleyhine hizmet kusuruna dayanılarak dava açıldığından Mahkemece adli yargının yargı yolu bakımından görevsizliği nedeniyle davalı Belediye yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekir." Şeklinde olduğunu; yapılan yargılama sonunda da; İlçe Emniyet Müdürlüğüne, Trafik Tescil Müdürlüğüne, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine, A. Sigorta A.Ş yazı cevapları ve dosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirildiğini; tarihinde Şırnak ili Cizre ilçesi Ak sokak-burcu sokak Aziz cami önünde sürücü İ.İ. sevk ve idaresindeki 73 plaka sayılı araç ile yağmur suyu sebebiyle yolda çukur ve tümseklerin oluşması ve yol sorununa ait herhangi bir işaretlemenin yapılmaması sebebiyle tümseği farketmediği, ön ve arka komple alt kısımlarıyla parke taşlarına çarpması neticesinde maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği, olayın idarenin kusurlu eyleminden kaynaklandığından bahisle Mahkemelerine tazminat davası açıldığını, yine yukarıdaki içtihat ışığında, somut olaya bakıldığında, davanın idari yargıda çözümlenmesinin gerektiğinden bahisle; yargı yolu farklılığı nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine ve Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin gün ve E:2014/7221, K:2014/6358 sayılı ilamıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. MARDİN İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2553 sayı ile, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 1., 2., 7. ve 110.maddelerine yer verdikten sonra; dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından sigortalanan sürücü İ.İ.'in sevk ve idaresindeki 73 plakalı aracın, tarihinde Ak sokaktan Burcu sokağa dönmek isterken Ak sokak Burcu sokak kesişiminde, yağmur suyu sebebiyle yolda çukur ve tümseklerin oluşması ve yol sorununa ait herhangi bir işaretlemenin yapılmaması sebebiyle tümseği fark edemeyip, ön ve arka komple alt kısımlarıyla parke taşlarına çarpması neticesine maddi hasara uğradığı, trafik kazasında yolun bakım ve onarımından sorumlu idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle meydana gelen zarara karşılık sigortalıya ödenen 3.873,50- TL'nin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte davalı idareden tahsiline hükmedilmesi istemiyle Cizre Belediye Başkanlığına karşı görülmekte olan iş bu davanın açıldığının anlaşıldığı; bakılan davada; davacılar tarafından sözkonusu kaza nedeniyle oluşan zararlarının tazmini istemiyle Cizre Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E.2012/1080, K:2013/583 sayılı esasında görülmekte olan davanın açıldığı, anılan davada İdari Yargı mercilerinin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin tarihli, E. 2014/7221, K.2014/6358 sayılı kararı ile yerel mahkeme kararının onandığı, bunun üzerine davacılar tarafından mahkemeleri nezdinde süresinde işbu davanın açıldığının görüldüğü; 2918 Sayılı Kanunun değişik 110. maddesinin, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmekte olduğu; sözkonusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlendiği; aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğunun anlaşıldığı; bu durumda; 2918 sayılı Kanun'un 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110'uncu maddesi ile Anayasa Mahkemesinin aynı Kanun hükmünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularında İdare Mahkemelerinin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanun'un, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usûllerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adlî yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adlî yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı; nitekim; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1'inci maddesi ile, "adli, idari ve asken yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili bulunmak üzere kurulan Uyuşmazlık Mahkemesinin (Hukuk Bölümü) (26/02/2013 gün ve Mükerrer- sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan) 14/01/2013 gün ve E: 2013/58, K: 2013/161 sayılı kararında da, emsal bir uyuşmazlıkta adlî ve İdarî yargı arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı, yukarıda belirtilen gerekçelerle adlî yargı görevli kılınmak suretiyle giderildiği gibi en son Anayasa Mahkemesinin 241
242 (27/03/2014 gün ve sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan) tarihli, E. 2013/68 ve K.2013/165 sayılı kararında da 2918 Sayılı Kanunun 110. maddesi uyarınca açılan sorumluluk davalarında adli yargı mercilerinin görevli bulunduğu yönünde karar verilmiş olduğu; olayda, anılan uyuşmazlıkla ilgili Cizre Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E.2012/1080, K2013/583 sayılı görevsizlik kararının Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından onanmak suretiyle kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından; görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru zorunluluğunun doğduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının, Cizre Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2012/1080 esas sayılı dava dosyasıyla birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın uğradığı hasar bedelini ödeyen sigorta şirketinin, zararın davalı idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı Şirkete Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı aracın, tarihinde Ak sokaktan Burcu sokağa dönmek isterken Ak sokak Burcu sokak kesişiminde, yağmur suyu sebebiyle yolda çukur ve tümseklerin oluşması ve yol sorununa ait herhangi bir işaretlemenin yapılmaması sebebiyle, sürücünün tümseği fark edemeyip, ön ve arka komple alt kısımlarıyla parke taşlarına çarpması neticesine maddi hasara uğradığı, trafik kazasında yolun bakım ve onarımından sorumlu idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle meydana gelen zarara karşılık sigortalıya ödenen 3.873,50-TL'nin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte davalı idareden tahsiline hükmedilmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı 242
243 değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Mardin İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Cizre Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mardin İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Cizre Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2012/1080, K:2013/583 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 11-ESAS NO : 2015/87 KARAR NO : 2015/106 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Meslek Lisesinde usta öğretici adı altında, Resepsiyon Departmanında, Resepsiyon Görevlisi olarak görev yapan davacının, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından kaynaklanan alacakları ile yıllık izin ücreti alacağının tahsili istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. Davacı : Z.A.K. Vekilleri : Av. Ö.Ö. - Av. P.Y.Ö. K A R A R 243
244 Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı Vekilleri : Av. G.U. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı kurumda, 10/04/2007 tarihinden itibaren usta öğretici olarak, sözleşme ile çalışmaya başladığını, sözleşmesinin her yıl yenilendiğini, ancak son sözleşmesinin 31/12/2013 tarihinden sonra yenilenmediğini ve o tarihte müvekkilinin işten çıkartıldığını ancak müvekkiline yazılı hiçbir fesih ihtarı tebliğ edilmediğini; müvekkilinin, Bakanlığa bağlı Konya İMKB GMK Anadolu Otelcilik Ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğünde usta öğretici adı altında, Resepsiyon Departmanında, Resepsiyon Görevlisi olarak çalıştığını, yaptığı işin, öğreticilikten öte tümüyle otel hizmetleri için Otel Resepsiyon işi olduğunu; müvekkilinin iş sözleşmesi haksız fesih edildiği için, kıdem ve ihbar tazminatı hakkı doğduğunu; müvekkilinin normal çalışmasının 3 vardiya şeklinde olup, sabah 08:00 giriş akşam 16:00 çıkış olmasına rağmen öğle arasında hiç mola vermediğinden ve cumartesileri de 08:00-16:00 olduğu için fazla çalışmasının bulunduğunu; son ayda da fazla mesai çalışması olduğunu, aynı şekilde, 2007 ve 2008 yıllarında da fazla mesaisinin bulunduğunu; çalışmalarına resmi dini bayramlar dahil 12 ay kesintisiz devam ettiğini, yapılacak hesaplama ile ,00 TL fazla mesai; mili ve resmi bayramlardan dolayı 5.000,00 TL; hiçbir zaman yıllık izin kullanmadığından dolayı da 5.000,00 TL yıllık izin alacağının bulunduğunu ifade ederek; fazlaya ilişkin hakları ve diğer talepleri saklı kalmak koşuluyla, kıdem tazminatının şimdilik 100,00 TL sinin; ihbar tazminatı alacağının şimdilik 100,00 TL.sinin; ,00 TL fazla mesai (hafta sonu çalışması dahil) alacağının şimdilik 100,00 TL. sinin; 5.000,00 TL milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından şimdilik 100,00 TL.sinin; yıllık izin ücreti alacağının şimdilik 100,00 TL.sinin ve bütün alacaklarının tahakkuk tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. KONYA 1.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2014/30, K:2014/338 sayı ile, dava dilekçesi ile davalı idarenin cevap dilekçesinin özetini yaptıktan sonra; toplanan delillerden davacının davalı İdarenin nezdinde usta öğretici olarak çalıştığı, Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre taraflar arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi olmayıp idare hukuku ilişkisi olduğu, idare hukuku ilişkisinden doğan uyuşmazlığın çözüm yerinin de idari yargı olduğu gerekçesiyle; davanın yargı yolu yanlışlığı nedeniyle usulden reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2014 tarihli, E:2014/10847, K:2014/18960 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. KONYA 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1617 sayı ile, dava dosyasının ve Konya 1. İş Mahkemesi'nin E:2014/30 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden; davacının 657 sayılı Kanun un 89. maddesi uyarınca ek ders ücreti karşılığında davalı idare ile aralarında yapılan ve her yıl yenilenen "Ek Ders Görevi Verilerek Görevlendirilen Usta Öğretici Ferdi Hizmet Sözleşmesi" ile 2007 yılından itibaren İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde ve uygulama birimlerinde usta öğretici olarak çalıştığı, son sözleşmesinin tarihinde sona erdiği ve davacı ile yeniden sözleşme yapılmayarak işten çıkarıldığı, bunun üzerine kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, milli ve dini bayram ile resmi tatil çalışmalarının karşılığının ve yıllık izin ücreti alacağının tazminine karar verilmesi istemiyle Konya 1. Iş Mahkemesi'nde açılan davada tarih ve E:2014/30, K:2014/338 sayılı karar ile uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görevinde olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği, anılan kararın Yargıtayca onanarak kesinleşmesi üzerine davacı vekilince tarihinde bakılmakta olan davanın Mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı; olayda; davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesinde tanımlanan istihdam şekillerinden memur, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçi kapsamında bulunmadığı, imzaladığı iş sözleşmesine (Ek Ders Görevi Verilerek Görevlendirilen Usta Öğretici Ferdi Hizmet Sözleşmesi) istinaden idareyle arasında hizmet ilişkisi kurulduğu, bu şekilde usta öğretici olarak geçici görevli statüde çalışmakta iken, iş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai alacağı gibi iş mevzuatından kaynaklanan alacaklarının tazmininin istenildiği ve davacının statüsü dikkate alındığında, işbu davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının ve Konya 1. İş Mahkemesi'nin E:2014/30 sayılı dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, dosyanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne 244
245 gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Konya İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğünde usta öğretici adı altında, Resepsiyon Departmanında, Resepsiyon Görevlisi olarak görev yapan davacının, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından kaynaklanan alacakları ile yıllık izin ücreti alacağının tahsili istemiyle açılmıştır. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu nun 2. Maddesinde Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar denilmiş, aynı Yasanın Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri Başlıklı 134. maddesinde, Bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür hükmüne yer verilmiş; 506 sayılı yasa hükümleri tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır sayılı Kanunun 3.maddesinde; kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi sigortalı olarak tanımlanmış; 79.madde ile başlayan Dördüncü Kısmında, primlere ilişkin hükümlere yer verilmiş; 101. maddesinde Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür denilmiştir. Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olduğu belirtilmiş; aynı zamanda, bakılan davanın da konusunu oluşturan İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi hususuna Kanunun 8.maddesi ve devamında, kıdem tazminatı, ücretli izin, bildirim süresinden kaynaklanan yükümlülük ve haklara ilişkin hususlara ise Kanunun değişik maddelerinde yer verilmiştir. Diğer taraftan; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler: A) (Mülga: 18/10/ /81 md.) B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından, temsilci üyeler alınmaksızın, bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır. Fiili ve hukuki imkânsızlıklar dolayısıyla iş mahkemesinin toplu olarak görevini yapamadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. (Ek fıkra: 2/7/ /39 md.) Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. denilmiştir. Dava dosyalarının incelenmesinden; davacının 657 sayılı Kanun un 89. maddesi uyarınca ek ders ücreti karşılığında, davalı idare ile aralarında yapılan ve her yıl yenilenen "Ek Ders Görevi Verilerek Görevlendirilen Usta Öğretici Ferdi Hizmet Sözleşmesi" ile 2007 yılından itibaren İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde ve uygulama birimlerinde usta öğretici olarak çalıştığı, son sözleşmesinin tarihinde sona erdiği; davacı ile yeniden sözleşme yapılmayarak işten çıkarıldığı, bunun üzerine davacının, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, milli ve dini bayram ile resmi tatil çalışmalarının karşılığının ve yıllık izin ücreti alacağının tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan davayı açtığı anlaşılmıştır. Davacının, mahalli mülki amirin tasarrufu ile çalıştığı, idareyle arasında bir hizmet ilişkisi kurulduğu, talep edilen kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından kaynaklanan alacakları ile yıllık izin ücreti alacağının iş kanunundan kaynaklanan haklardan olduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Konya 1.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Konya 1.İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. 245
246 SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Konya 1.İş Mahkemesinin gün ve E:2014/30, K:2014/338 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 12-ESAS NO : 2015/88 KARAR NO : 2015/107 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca ikinci kez alkollü araç kullanıldığından bahisle düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : Ş.C.A. : İstanbul Valiliği O L A Y : İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce, ikinci kez alkollü araç kullandığından bahisle, davacı hakkında gün ve FR seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 687,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. İSTANBUL ANADOLU 28. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/251, K:2014/251 sayı ile; idari para cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/2095 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme nedeniyle ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı başvuru yolu gösterilmediğinden, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. 246
247 İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca ikinci kez alkollü araç kullandığından bahisle davacı hakkında düzenlenen sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için, aynı maddi olaydan kaynaklanan sürücü belgesi geri alma tutanağı ile para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin 2918 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca, ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüş iken; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesinden sonra; öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz 247
248 konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşıldığından, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararla-rına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davaların görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varmıştır. Uyuşmazlığın esasını oluşturan, sürücü belgesi geri alma tutanağına ilişkin karara gelince: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Kabahatler Kanunu nun Genel kanun niteliği başlıklı 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde," (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" hükmü yer almış olup; bu Kanun un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür. Buna göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, Kanun un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur sayılı Kabahatler Kanunu nun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrasında, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala 248
249 bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak düzenlenen ve olumsuz görev uyuşmazlığının konusunu oluşturan sürücü belgesi geri alma tutanağı ile ilgili olarak; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 8. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 28. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 8. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 28. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/251, K:2014/251 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 13-ESAS NO : 2015/89 KARAR NO : 2015/108 KARAR TR : * * * 249
250 (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davacı tarafından, davalı idarenin sorumluluğundaki taşınmazlardan bırakılan atık suların yine davalı idarenin sorumluluğundaki kanalizasyon sistemindeki çatlama ve kırılma nedeni ile davacının taşınmazına bırakılması sonucu arazisinde oluşan zararın, davalı idareden tazmini istemi ile açılan davanın, 2577 sayılı Kanun un 2/1-b maddesi gereğince İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı Vekili : A.T. : Malazgirt Belediye Başkanlığı : Av. O.A. O L A Y : Davacı dava dilekçesinde özetle; davacının Mengüçgazi Mahallesi 399 Ada 20 parselde bulunan taşınmazın maliki olduğunu, söz konusu taşınmazda İlçe Sağlık Grup Başkanı Dr. E.Ö. tarafından yapılan tarihli tespitte, bahçesinden lağım suyu şebekesinin geçtiği, taşınmaz yakınında bulunan kasap dükkanlarına verilen şebeke hatlarında patlaklar olduğu, buralarda onarımların yapıldığı, bu hali ile söz konusu taşınmazın genel sağlık açısından tehlike arzettiğinin ortaya konulduğunu, söz konusu şebeke hattından numune alınarak incelettirildiğini ve gelen tarihli raporda, şehir şebekesine tuvalet lağımının karıştığının tespit edildiğini, İlçe Sağlık Grup Başkanlığı tarafından durumun Belediye Başkanlığı na bildirildiği ve hatta İlçe Hıfsısıhha Kurul kararı alındığını, ancak davalı Belediye Başkanlığı tarafından söz konusu tespitlere ilişkin herhangi bir önlem alınmadığını, bunun üzerine durumun Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Orman İlçe Müdürlüğüne bildirildiğini, Çevre ve Orman İlçe Müdürlüğü tarafından davalı Belediye Başkanlığı na yazılan gün ve 1480 sayılı tuvalet lağımlarının derhal kanalizasyona bağlanması ve kasap atıklarının çevreye atılmamasına ilişkin ihtara rağmen davalı Belediye Başkanlığı tarafından söz konusu tespitlere kayıtsız kalındığı, bu şekilde davacının taşınmazını kullanamaz hale geldiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemi ile adli yargı yerinde dava açılmıştır. Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi; gün ve 2009/135 Esas, 2010/173 Karar sayılı kararında aynen; Dosya kapsamının bir bütün olarak incelenmesi sonucunda; dava konusu taşınmazın Muş ili Malazgirt İlçesi Mengüçgazi Mahallesinde bulunan 399 ada 20 parsel sayılı taşınmaz olduğu, davacı Abdullah Tekin in taşınmazda 2/9 hissesinin bulunduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/5 Değişik iş sayılı dosyasında havale tarihli raporda tespit isteyenin zararının 8.960,00 TL olduğu belirtilmiş ise de; 2009/5 Değişik iş sayılı dosyada gidilen ilk keşifte davacının zararının 1.505,80 TL olduğunun belirtildiği, kısa aralıklarla ard arda gidilen keşif sonucu düzenlenen raporların birbirinden farklı olup çelişki içerisinde bulunduğu, 2009/5 Değişik İş sayılı dosyasında yapılan keşiflerde refakate fen bilirkişisinin alınmaması nedeni ile zarar tespiti yapılan taşınmazın dava konusu olan 399 ada 20 parsel sayılı taşınmaz olduğunun tespit edilemediği, nitekim yargılama sırasında keşif sonucu düzenlenen fen bilirkişisi raporunda da mahkememizin 2009/5 Değişik iş sayılı dosyasında yapılan keşifte tespit konusu olan yerin 399 ada 20 parsel olup olmadığını bilmediğini belirttiği, davalı vekilinin de 2009/5 Değişik iş sayılı dosyasında refakate fen bilirkişisi alınmaması nedeni ile tespit sırasında çekilen fotoğrafların ve incelenen yerin davacının taşınmazının sınırları içerisinde kalıp kalmadığının belli olmadığını, yeniden keşif yapılmasını istediğini beyan etmesi nedeni ile; dava konusu taşınmaz üzerinde yeniden keşif yapılmış ve yapılan keşif sonucunda düzenlenen raporlar dikkate alınmıştır. Dosyaya ibraz edilen raporların usulüne uygun düzenlendiği ve denetime elverişli olduğu anlaşılmakla hükme dayanak alınabilecek nitelikte görülmüştür. Her ne kadar ziraat bilirkişisi tarafından dosyaya ibraz edilen tarihli raporda zararın 8.269,367 TL olduğu belirtilmiş ise de dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydının incelenmesi sonucunda davacının taşınmaz üzerinde 2/9 hissesinin bulunduğu anlaşılmıştır. Maddi tazminat talep edilebilir nitelikte olduğu için her paydaş kendi payı oranında maddi tazminat talebinde bulanabilir. Bu nedenle ziraat bilirkişisi raporunda belirtilen 8.269,367 TL zararın davacı paydın 2/9 hissesine tekabül eden karşılığı 1.837,637 TL 'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı lağım suları ve kasap artıkları nedeniyle bahçede sivrisinek ve koku olduğunu, belirtilen nedenle eşi ve çocuklarının rahatsızlandığını belirtmiş, eşinin şarbon hastalığına yakalandığına dair doktor raporunu dosyaya ibraz etmiştir. Yargılama sırasında dinlenen doktor bilirkişi de beyanında şarbon hastalığına kanalizasyon atıklarının neden olmayacağını ancak hayvan atıklarının neden olduğunu, hayvanın enfekte olması durumunda vücutta ufak bir çizik olsa dahi temas ile birlikte şarbon hastalığının bulaşacağını, ayrıca hayvan atıklarının bulunduğu yerde hayvan enfekte ise soluma ile de şarbon hastalığının bulaşacağını, ayrıca kişinin vücudunda yara var ise şarbonlu kişi ile temas halinde de hastalığın geçeceğini belirtmiştir. Doktor bilirkişinin beyanından bahçeye akıtılan hayvan atıkları nedeni ile davacının 250
251 eşinin şarbon hastalığına yakalandığı anlaşılmıştır. Tanıklar M.Z.N., A.Ç. ve M.T.; davacının evinin yakınında bulunan caminin tuvaletinin taştığını ve lağım sularının davacının bahçesine dolduğunu, ayrıca çevredeki kasap dükkanlarından akan kan ve atıkların davacının bahçesine aktığını, eskiden bahçede, davacının sebze ve meyve yetiştirdiğini ve bahçesinde ağaçlar olduğunu, şimdi bu ağaçların kuruduğunu, bahçedeki pislik nedeni ile sebze ve meyve yetiştirilemediğini, bahçedeki bu pisliğin ve kokunun çevredeki herkesi ve davacıyı rahatsız ettiğini, davacının ailesinden pislik nedeni ile hastalananların olduğunu, davacının bahçedeki pislik ve kokudan rahatsız olduğunu beyan etmiştir. Yapılan keşif sırasında da taşınmazın bir kısmının kanalizasyon suları ile kaplı olduğu ve bu nedenle çevrede koku yaptığı, kasaplara ait duvar ile davacının taşınmazının çevresindeki bir kısım duvarın bitişik olduğu ve bu duvarların delinerek içerisinden su ve pislik akıtıldığı ve bahçe içerisinde hayvan atıkları bulunduğu görülmüştür. Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi sonucu davacının duyduğu üzüntü ve rahatsızlığın bir parça olsun giderilebilmesi için manevi tazminat takdiri gerekmiştir. şeklindeki gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar vermiş, verilen karar taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi ; gün ve 2010/12924 Esas, 2012/1911 Karar sayılı kararı ile Davalı Malazgirt Belediye Başkanlığı kamu tüzel kişiliği olup; işlem ve eylemleri kural olarak kamusal nitelik taşır. Somut olayda, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebepler hizmet kusuruna ilişkindir. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi, hizmet kusuru niteliğindedir. İdare'nin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Yasasının 2/1 -b maddesi gereğince idareye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re'sen) dikkate alınır. Mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasının çözümlenmesi usul ve yasaya aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı Belediye Başkanlığı yararına hükmün bozulması gerekmiştir. şeklindeki gerekçesi ile davada idari yargının görevli olduğu belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi; Yargıtay Bozma ilamına uyulmak sureti ile verdiği gün ve 2012/270 Esas, 2012/224 Karar sayılı görevsizlik kararında aynen; Mahkememizce verilen 08/07/2010 tarih, 2009/135 Esas ve 2010/173 Karar sayılı kararının, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13/02/2012 tarih, 2010/12924 Esas ve 2012/1911 Karar sayılı kararı ile Davalı Malazgirt Belediye Başkanlığı kamu tüzel kişiliği olup: işlem ve eylemleri kural olarak kamusal nitelik taşır Somut olayda, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebepler hizmet kusuruna ilişkindir. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi, hizmet kusuru niteliğindedir. İdarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 2/1-b maddesi gereğince İdare'ye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re sen) dikkate alınır. Mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasının çözümlenmesi usul ve yasaya aykırılık oluşturmaktadır. gerekçesine istinaden davalı Belediye Başkanlığı yararına bozulmasına karar verilmiştir. denilmek sureti ile davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, verilen karar 1086 sayılı Yasa nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa nın 440.maddesi gereğince verilen karar, karara da şerh edildiği üzere tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı gerekçelerle, TL maddi ve TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile idari yargıda dava açmıştır. Van 2.İdare Mahkemesi; gün ve 2012/194 Esas, 2012/169 Karar sayılı kararında; Dava dosyasında davacı tarafından, ,00 TL maddi zararın tazmini istenilmekte ise de, bu zararın neleri kapsadığı ve hangi kalemlerden oluştuğu, miktarlarının ne kadar olduğu, ayrı ayrı belirtilmeden maktu bir miktar belirtildiği, zararın neye ilişkin olduğunun belli olmadığı, örneğin eve mi zarar verilmiş, bahçedeki ağaçlar veya ürünler mi zarar görmüş, bunlar zarar görmüş ise ne kadar zarar görmüş olduğu gibi yeterli açıklama yapılmadığı görülmüştür. şeklindeki gerekçesi ile dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Davacı vekili, Van 2. İdare Mahkemesi nin dava dilekçesinin reddine ilişkin kararı üzerine verdiği tarihli dilekçesinde; 2009 den bu yana 3-4 yıllık zarar ve ziyanlar nazara alınarak ve mağduriyeti de göz önünde bulundurularak ve ayrıca lehine olan tüm hususlar ve mahkemece re'sen gözetilecek hususlar neticesinde 5.400,00 TL kavak ağacı, 360,00 TL meyve ağacı, 720,00 TL 180 m3 çamur ve balçığın temizlenmesi, 350,00 TL 80 m tel örgüsü ve 16 adet demir direğin çürüyüp dökülmesi, 7.080,00 TL bataklığın hafriyat ile doldurulması, 8.520,00 TL 4 yıllık (2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarına ait) fasülye gelirinin hebası, 7.520,00 TL kira bedeli (2 katlı evimin 1 dairesinde ben otururken diğer dairesi lağım kokusu ve türeyen şarbon vb. hastalıklardan kimsenin evine girmeyip evin boş kalması sonucu uğradığı kira zararı) toplamı olan ,00 TL maddi ve ,00 TL manevi olmak üzere toplam ,00 TL maddi ve manevi tazminatın davalı kurumdan alınarak tarafıma verilmesi istemi ile dava açmıştır. Van 2.İdare Mahkemesi; gün ve 2013/709 Karar sayılı kararı ile Uyuşmazlık konusu olayda, her ne kadar Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi nce, davalı Malazgirt Belediye Başkanlığı'nın 251
252 kamu tüzel kişiliğinin bulunduğu, işlem ve eylemlerinin kural olarak kamusal nitelik taşıdığı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebeplerin hizmet kusuruna ilişkin olduğu, görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinin hizmet kusuru niteliğinde olduğu belirtilerek idarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerektiğinden bahisle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ise de; davacı tarafından, bahçesinin içine hukuka aykırı olarak tuvalet lağımı bırakılması ve bahçesinin bitişiğinde bulunan kasapların kan ve atıklarının akıtılmasından dolayı bahçesinin lağım suları ile bataklık haline geldiği iddia edilerek oluşan zararın tazmininin istenildiği, mülkiyeti davalı Belediyeye ait olan kasap dükkanlarının üçüncü kişilerce işletildiği, üçüncü kişilerce işletme bünyesinde idari hizmete ilişkin olmayan bir faaliyette bulunulurken hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verildiğinin iddia edildiği, oluşan bu zararın tazminine ilişkin uyuşmazlığın ise, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, idari bir kamu hizmetine ilişkin idarece yürütülen bir faaliyet söz konusu olmaması nedeniyle hizmet kusurundan söz edilemeyeceği, salt davacı tarafından davalı olarak gösterilenin idare olmasının ve kamu tüzel kişiliğine sahip olmasının uyuşmazlığının çözümünün idari yargı yerine ait olduğu sonucunu doğurmayacağı, davanın konusunun ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların bir bütün olarak değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu sebeple, davacının bahçesinin içine hukuka aykırı olarak tuvalet lağımı bırakılması ve bahçesinin bitişiğinde bulunan kasapların kan ve atıklarının akıtılmasından dolayı bahçenin lağım suları ile bataklık haline geldiği iddia edilerek idare adına işlem tesis etme yetkisi bulunmayan üçüncü kişilerin fiilleri nedeniyle meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılacağı ve özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. şeklindeki gerekçesi ile davada adli yargı yerinin görevli olduğunu belirterek; daha önce aynı taraflar arasında Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi nin de görevsizlik kararı vermesi nedeni ile, dosyanın görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Kanun un 19. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da temin edilmek sureti ile 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıya ait taşınmaza lağım sularının akıtılması nedeni ile meydana gelen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan tazminine karar verilmesi istemi ile açılmıştır sayılı Kanun un Tanımlar başlıklı 3. maddesinde; Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı denilmek sureti ile, belde sakinlerinin ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere ayrı bir tüzel kişiliğe sahip Belediyelerin kurulduğu belirtilmiş; Aynı Kanunun Belediye nin görevleri başlıklı 14. maddesinin a bendinde; İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları (Bu Kanunun 75 inci maddesinin son fıkrası, belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine tabi şirketler tarafından, orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları ile Devlete ait her derecedeki okul binalarının yapım, bakım ve onarımı ile tefrişinde uygulanmaz.); sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. Denilmek sureti ile su ve kanalizasyon hizmetinin verilmesi, çevre ve çevre sağlığının korunması görevleri, belde sınırlarında Belediye Başkanlığı na verilen görevler arasında sayılmıştır sayılı Çevre Kanunu nun İzin Alma, Arıtma ve Bertaraf Etme Yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinin 4. fıkrasında Atıksuları toplayan kanalizasyon sistemi ile atıksuların arıtıldığı ve arıtılmış atıksuların bertarafının sağlandığı atıksu altyapı sistemlerinin kurulması, bakımı, onarımı, ıslahı ve 252
253 işletilmesinden; büyükşehirlerde 20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla belirlenen kuruluşlar, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, bunların dışında iskâna konu her türlü kullanım alanında valiliğin denetiminde bu alanları kullananlar sorumludur. Denilmek sureti ile kanalizasyon sistemi gibi atık su altyapı sistemlerinin kurulması, bakımı, onarımı, ıslahı ve işletilmesi görevlerinin, belediye sınırları içerisinde ilgili belediyelerin görevi kapsamında kaldığı açıkça kaleme alınmıştır. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projenin hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak davalar ile idarenin aynı plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin ilk fıkrasında; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." denilmek sureti ile idarenin işlem ve eylemlerine karşı yargısal denetim yolu açılmış; aynı maddenin son fıkrasında da İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür şeklindeki düzenleme ile idarenin işlem ve eylemlerinden doğan sorumluluğuna vurgu yapılmıştır. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, davacı tarafından kendisine ait taşınmaza lağım sularının bırakıldığı ve bu nedenle zarara uğradığı gerekçesi ile ilk olarak durumun tespitine yönelik bir dilekçe ile Muş Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü ne müracaat edildiği, İlgili kurumca yapılan inceleme sonrasında verilen tarihli raporda; Malazgirt Belediye Başkanlığı tarafından Mengüçgazi Mahallesinde yapılan ve şahıslara kiralanan kasap dükkanlarının arka tarafında Kümbet Camii bahçesinden çıkan kaynak suyun tahliyesi amaçlı kullanılan bir kanalın bulunduğu, bu kanalın ise zaman zaman tıkandığı ve sıvı ve katı atıkların kasap dükkanların arkasında bulunan A.T.'in bahçesine aktığı ve yerin düz olması nedeniyle de burada birikinti yaptığı, kasap dükkanlarının atık su için kullanılan gider borularının hemen hemen hepsinin kırıldığı, kasaplardan çıkan sıvı atıkların kanalizasyona değil de arka kısımda bulunan söz konusu kanala direkt aktığı, kasapların katı atıklarının ise düzenli olarak depolanmadığı ve kasapların arkasında bulunan söz konusu kanala bırakıldığı, kasapların katı ve sıvı atıklarının usulüne uygun bertaraf edilmediği ve kasap dükkanlarının arkasında buluna açık kanala bırakıldığı ve buradan da A.T.'e ait arazide birikinti yaptığı, bu durumun ise çevreye istenmeyen bir koku yaydığı, çevreye görüntü kirliliği verdiği, haşerelerin üremesi için uygun zeminin oluştuğu, birçok salgın hastalığa sebep verebileceği, Kasap dükkanlarında kullanılan İçme ve Kullanma Şehir Şebeke Suyu borularının kasapların arkasında bulunan kirli kanaldan geçtiği ve bu şebeke borularında da çatlak olduğu, su kesintisi durumunda negatif basınç durumunda kanalda bulunan kirliliğin içme suyu borularına sızabileceği ve bütün şehir şebekesini kontamine edebileceği hususlarının tespit edildiği görülmüştür. Dava tarafından söz konusu rapor da referans alınmak sureti ile zararının tespiti amacı ile Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi ne başvurulduğu ve dosyanın Mahkemenin 2009/5 Değişik İş esasına kaydedildiği, dosya kapsamında yapılan keşif sonrasında aldırılan raporda davacının arazisinde TL zararın meydana geldiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır. Söz konusu tespitler doğrultusunda davacı tarafından Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi ne dava açıldığı ve davalı idarenin kusurlu davranışları nedeni ile uğradığı zararın davalıdan tazminine karar verilmesini istediği, Malazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi nce, dava konusu tazminatın, davalı idarece yürütülmesi gereken hizmetin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklandığı belirtilerek, 2577 sayılı Kanun un 2/1-b maddesi gereğince görevsizlik kararı verildiği, davacının bu kez aynı sebeplerle idari yargıda dava açtığı; Van 2. İdare Mahkemesi nce, dava konusu taşınmazda meydana gelen zararın, idare adına işlem tesis etmeyen kişilerin kusurundan kaynaklandığı, bu nedenle davanın adli yargının görev alanına girdiği ancak aynı davaya ilişkin olarak Asliye Hukuk Mahkemesi nde açılan davada da görevsizlik kararı verildiği belirtilerek, görevli yargı yerinin belirlenmesi istemi ile Mahkememize müracaat edildiği anlaşılmıştır. Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2. maddesinde idari dava türleri arasında sayılan idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Dava konusu olayda da, davacının arazisinde meydana gelen zararın, davalı Belediye Başkanlığı tarafından yerine getirilmesi gereken, kanalizasyon hizmeti ve çevre sağlığının korunmasına yönelik önlem alma yükümlülüğünün ihmali neticesinde meydana geldiği iddia edildiğine göre, dava konusu olayda 5393 sayılı Kanun un 14. maddesi ve 2872 sayılı Kanun un 11. maddesi gereğince (olayda kusuru bulunan diğer ilgililere rucu hakkı baki kalmak kaydı ile) davalı Belediye Başkanlığı nın sorumluluğu bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise bu sorumluluğundan kaynaklanan yükümlülükleri gereği gibi yerine getirip 253
254 getirmediği hususunun incelenmesi ve buna ilişkin tespitler dikkate alınarak değerlendirilmesini gerektirdiği, bu nedenle davacının zararının tazminine yönelik davanın 2577 sayılı Kanun un 2/1-b maddesi çerçevesinde idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle, Van 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Van 2.İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 14-ESAS NO : 2015/97 KARAR NO : 2015/114 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Meslek Lisesinde usta öğretici olarak görev yapan davacı tarafından, haksız olarak görevine son verilmesi nedeniyle talep ettiği kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacağının ödenmesi istemiyle açılan davada, davacının davalı kurumda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine göre çalıştığı, tarihinden sonra da bu sıfatla çalışmaya devam ettiği anlaşılmakla, davanın 5510 sayılı Kanunun 101.maddesindeki özel düzenleme gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : G.E. : Av. Ö.Ö. & Av. P.Y.Ö. : Milli Eğitim Bakanlığı : Av. H.G. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;fmüvekkilinin davalı Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Konya İMKB Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Müdürlüğü nde tarihinden itibaren usta öğretici olarak çalıştığını, iş akdinin tarihinde feshedildiğini, sözleşmesinin bu tarih itibariyle yenilenmediğini, iş akdinin feshine dair herhangi bir fesih ihtarı tebliğ edilmediğini, müvekkilinin işyerinde fazla çalışma yaptığını, milli ve resmi bayramlarda da tümüyle çalıştığını, çalıştığı süre boyunca hiçbir zaman yıllık izin kullanmadığını ve bu çalışmalarına karşılık ücretlerini alamadığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları ve diğer talepleri saklı kalmak kaydıyla, kıdem tazminatının şimdilik 100,00 TL sinin ve tahakkuk tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte, ihbar tazminatı alacağının şimdilik 100,00 TL sinin ve tahakkuk ve tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte, 2.000,00 TL fazla mesai (hafta sonu çalışması dahil) alacağının şimdilik 100,00 TL sinin ve tahakkuk tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte, 5.000,00 TL milli ve dini bayram, resmi tatil çalışmasından şimdilik 100,00 TL sinin tahakkuk tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte, yıllık izin ücreti alacağının şimdilik 100,00 TL sinin tahakkuk tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemi ile adli yargıda dava açmıştır. Konya 1. İş Mahkemesi; gün ve 2014/32 Esas, 2014/339 Karar sayılı kararında aynen; Toplanan delillerden davacının davalı İdarenin nezdinde usta öğretici olarak çalıştığı, Yargıtay ın yerleşmiş uygulamasına göre taraflar arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi olmayıp idare hukuku ilişkisi olduğu, idare hukuku ilişkisinden doğan uyuşmazlığın çözüm yerinin de idari yargı olduğu anlaşıldığından dava yargı yolu yanlışlığı nedeniyle usulden reddi gerekmiş şeklindeki gerekçesi ile davanın yargı yolu yanlışlığı nedeniyle usulden reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 7.Hukuk Dairesi: gün ve 2014/10846 Esas, 2014/18961 Karar sayılı kararı ile; kararın onanmasına hükmetmiş; verilen karar 1086 sayılı Yasa nın Geçici 2. ve 6100 sayılı Yasa nın Geçici 3.maddesi gereğince halen yürürlükte olan 1086 sayılı Yasa nın 440.maddesi gereğince kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle; bu kez İdari Yargı yerinde dava açmıştır. Konya 2.İdare Mahkemesi; gün ve 2014/1486 Esas sayılı kararında aynen: Davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda tanımlanan şekliyle, memur, sözleşmeli personel, geçici personel ve 254
255 işçi kapsamında bulunmadığı, imzaladığı iş sözleşmesine istinaden idareyle arasında hizmet ilişkisi kurulduğu, bu şekilde usta öğretici olarak geçici görevli statüde çalışmakta iken, iş akdinin haksız feshedilmesinden dolayı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacağı gibi iş mevzuatından kaynaklanan talepleri gözetildiğinde ve davacının statüsü dikkate alındığında, bu davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu kanaatine varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, 05/05/2014 günlü ve E:2014/522, K:2014/560 sayılı kararı da bu yöndedir. denilmek suretiyle Konya 1.İş Mahkemesi nin görevli olduğunu belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinden 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; idari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı Konya İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi nde usta öğretici olarak çalışan davacının işine, tarihinde sözleşmesi yenilenmeyerek son verildiği iddiası ile, feshedilen iş sözleşmesine binaen kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tazmini istemi ile açılmıştır. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu nun 2. maddesinde Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar denilmiş, aynı Yasanın Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri Başlıklı 134. maddesinde, Bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür hükmüne yer verilmiş; 506 sayılı yasa hükümleri tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır sayılı Kanunun 3.maddesinde; kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi sigortalı olarak tanımlanmış; 79.madde ile başlayan Dördüncü Kısmında, primlere ilişkin hükümlere yer verilmiş; 101. maddesinde Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür denilmiştir. Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olduğu belirtilmiş; aynı zamanda, bakılan davanın da konusunu oluşturan İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi hususuna Kanunun 8.maddesi ve devamında, kıdem tazminatı, ücretli izin, bildirim süresinden kaynaklanan yükümlülük ve haklara ilişkin hususlara ise Kanunun değişik maddelerinde yer verilmiştir. Diğer taraftan; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler: A) (Mülga: 18/10/ /81 md.) B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından, temsilci üyeler alınmaksızın, bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır. 255
256 Fiili ve hukuki imkânsızlıklar dolayısıyla iş mahkemesinin toplu olarak görevini yapamadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. (Ek fıkra: 2/7/ /39 md.) Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. denilmiştir. Dosya kapsamında yapılan incelemede; davanın, davacı G.E. in tarihleri arasında Konya İMKB GMK Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi nde usta öğretici olarak çalıştığı, tarihinde işine son verildiği belirtilerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında bulunan , tarihli hizmet sözleşmeleri ile yine dosya kapsamında bulunan tarihli Sigortalılık Tescil ve Hizmet Kaydı Cetveli içeriğinden, davacının kıdem ve ihbar tazminatı ile iş akdinin feshedilmesi nedeni ile talep ettiği diğer alacak haklarının doğduğu tarih itibari ile 506 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu kapsamında çalıştığı tespit edilmiştir. Davacının, 506 sayılı Yasa yürürlükte iken mahalli mülki amirin tasarrufu ile çalıştığı, idareyle arasında bir hizmet ilişkisi kurulduğu, talep edilen kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücretinin tazmini, iş kanunundan kaynaklanan haklardan olduğu ve gerek işe alındığı tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanun, gerek idarece işine son verildiği tarihte yürürlükte olan 5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesi hükmü uyarınca bu uyuşmazlıkta İş Mahkemelerinin görevli bulunduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle, Konya 2.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Konya 1.İş Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2.İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Konya 1.İş Mahkemesi nin gün ve 2014/32 Esas, 2014/339 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 15-ESAS NO : 2015/100 KARAR NO : 2015/117 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : İcra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : G.G. Vekili : Av. H.G. Davalılar : 1- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. M.A. (Adli Yargıda) 2- Sağlık Bakanlığı Vekili : Av. E.G. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Ankara İli, Keçiören İlçesi, Bağlum Mahallesi 1244 ada 1 parsel ve 1655 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarda müvekkilinin hisselerinin bulunduğunu, davalıların, dava konusu parsellerin tamamına fiilen ve hukuken el atmak suretiyle müvekkilinin taşınmazlardan yararlanma imkanını ortadan kaldırdıklarını, kamulaştırmasız el atma bedelinin ödenmesi için davalılar aleyhine Ankara 17.İcra Müdürlüğü nün 2013/9010 Esas sayılı takip dosyası ile icra takibi yaptıklarını, ancak davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, davalıların itirazlarının iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazla ilgili henüz kesinleşmiş bir imar planının bulunmadığını, müvekkili tarafından taşınmaza fiili ya da hukuki el atılmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 256
257 Diğer davalı Sağlık Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın imar planında Sağlık Tesisleri alanına ayrıldığını, ancak taşınmaza fiilen el atılmadığını, idarenin taşınmaz üzerinde herhangi bir tesisin bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarihli oturumda; taşınmaza fiilen el atmanın bulunmadığını, ancak hukuken el atmanın söz konusu olduğunu belirtmiştir. Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün, E:2013/192, K:2013/615 sayılı kararı ile özetle; her ne kadar davacının, davaya konu taşınmazın imar planında sağlık alanı olarak ayrıldığı ve aradan geçen süreye rağmen kamulaştırılmamış olduğundan bahisle davalılar aleyhine kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı 5.000,00 TL alacağın tahsili amacıyla Ankara 17.İcra Müdürlüğü nün 2013/9010 takip sayılı dosyasından icra takibi yapıldığı, davalıların itirazı üzerine takibin durduğundan bahisle itirazın iptali davası açılmış ise de, dava konusu taşınmaza fiilen el atılmadığından ve hukuki el atmanın sabit olduğu anlaşıldığından, 6487 Sayılı Yasanın 21 maddesi gereğince Mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın görev yönünden reddine şeklinde karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 5.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/5148, K:2014/18456 sayılı ilamı ile özetle; dava konusu taşınmaz imar planında sağlık tesis alanı olarak ayrılmış ise de; dosya içerisindeki delil ve belgelere, özellikle davacı vekilinin beyanına göre taşınmazlara davalı idarelerce fiilen el atılmadığı anlaşılmıştır tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı yasanın 21.maddesi ile Kamulaştırma Kanunu nun geçici 6.maddesinde yapılan değişiklik ile; Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır. hükmü getirilmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi nin gün ve E:2013/93, K:2013/101 sayılı ilamında da; Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiği; imar kısıtlamalarından taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin tasarruf yetkisinin, ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığı, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 11.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1994 sayı ile özetle;...ankara 17.İcra Müdürlüğü nün 2013/9010 sayılı dosyasına, davalılar tarafından yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, borçlular aleyhine %40 icra inkar tazminatı hükmedilmesi talebiyle açılmış İcra İflas Kanununda düzenlenen itirazın iptali davası niteliğinde bir dava olduğundan ve davaya bakmakla adli yargı düzeninde yer alan mahkemeler görevli kılındığından ortada görüm ve çözümü idari yargının görevinde bulunan bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır. şeklindeki gerekçesi ile davada adli yargının görevli olduğunu belirterek mahkemenin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vermiş ve bu şekilde dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının,adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle, son görevsizlik kararını veren mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalılar tarafından icra takibine yapılan itirazın iptali ile, takibin devamına, borçlular aleyhine %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemi ile açılmıştır. 257
258 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu nun İlamsız takip başlıklı Üçüncü Bap, maddelerinde takip yöntemleri gösterilmiş; değişik 58. maddesinde, takip talebinin icra memuruna yazı ile veya sözlü olarak yapılacağına işaret edilmiş; değişik 60. maddesine göre, takip talebi üzerine icra dairesince düzenlenen ödeme emrinin değişik 61. maddede öngörülen şekilde takip borçlusuna tebliğ edileceği ve maddelerde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, değişik 66. maddede, süresi içinde yapılan itirazın takibi durduracağı kurala bağlanmıştır. İtiraz nedeniyle takibin durması üzerine alacaklıya, itirazın iptali için Yasada iki yola başvurma olanağı tanınmış olup, bunlardan birincisi, 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak, ikincisi ise 68, ek 68/a ve ek 68/b maddelerine göre icra hakiminden itirazın kaldırılmasını istemektir. İncelenen uyuşmazlıkta alacaklı konumundaki davacı tarafından, değişik 67. maddeye göre mahkemeye başvurmak suretiyle itirazın iptali davası açılmıştır. Söz konusu 67. Madde (Değişik: 18/2/ /37 md.), (Değişik birinci fıkra: 17/7/ /15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/ /1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/ /103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır hükümlerini taşımaktadır. Anılan Yasanın değişik 1. maddesinin birinci fıkrasında, Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur denilmekte olup, yukarıda hükmü yazılı 67. maddede sözü edilen mahkeme ile, icra dairesinin bulunduğu yargı çevresi bakımından bağlı olduğu asliye mahkemesinin anlaşılması ve takip hukukuna özgü bulunan itirazın iptali davasının asliye mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Olayda, davacının kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı TL tutarındaki alacağının davalılar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı ndan tahsili için Ankara 17.İcra Dairesi nde icra takibi başlattığı, davalıların takibe yaptığı itiraz sonucu takibin durdurulmasına karar verilmesi üzerine; icra işlemine yapılan itirazın iptali için önce adli yargıda, yapılan itirazın görevsizlik nedeniyle reddedilmesinin ardından idari yargıya başvurulduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu nun değişik 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 11.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, E:2013/192, K:2013/615 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 16-ESAS NO : 2015/101 KARAR NO : 2015/118 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * 258
259 ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : R. Sigorta A.Ş. Vekili : Av. Y.E.D. Davalı : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekili : Av. D.B.G. (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından sigortalı bulunan plakalı aracın tarihinde Ankara İli, Etimesgut İlçesinde Zırhlı Birlikler karşısında yeni yapılan yolda beton bariyerlere çarpması sonucu trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen ,00 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %75 oranında kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı idarenin %75 kusur nispetine isabet eden 8.625,00 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 10.Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/545, K:2014/304 sayı ile özetle; davada idari yargının görevli olduğundan bahisle, davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İşbu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesi gün ve E:2014/18215, K:2014/13296 sayılı ilamı ile özetle hükmün onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 13.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/2209 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirket tarafından sigortalı bulunan plakalı aracın tarihinde Ankara İli, Etimesgut İlçesinde Zırhlı Birlikler karşısında yeni yapılan yolda beton bariyerlere çarpması sonucu trafik kazasının meydana geldiğini,kaza sonrası meydana gelen ,00 TL maddi zarar bedelinin tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalı idarenin söz konusu kazada %75 oranında kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı idarenin %75 kusur nispetine isabet eden 8.625,00 TL zarar bedelinin ödeme tarihi olan tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu 259
260 kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Ankara 13.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 10.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/545, K:2014/304 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY 260
261 Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın 10.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa 261
262 hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15.Daire E.2013/7688, K.2013/7397, E.2013/14339, K.2014/182 vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 17-ESAS NO : 2015/103 KARAR NO : 2015/120 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davacıların oğullarının ölümüyle sonuçlanan trafik kazası olayında, Siirt Belediyesi'nin de yol yapım ve bakımı yönünden kusurlu bulunduğundan bahisle, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-A.B., 2-S.B. Vekilleri : Av. K.Y., Av. A.G., Av. N.Y. Davalılar : Adli Yargıda: 1-G. Sigorta A.Ş. Vekilleri : Av. Ö.F.E., Av. F.K. 2- T.S., 3- Y.E., 4-Siirt Belediye Başkanlığı İdari Yargıda: Siirt Belediye Başkanlığı Vekili : Av. Ş.D. O L A Y : Davacılar vekilleri 1- Siirt Belediye Başkanlığı, 2-Y.E., 3-T.E. e karşı tarihinde açtıkları dava dilekçesinde; tarihinde Siirt İli, Merkez İlçesi, Nihat Aykut Caddesinden Güreş Caddesi istikametine seyir halindeyken park halinde bulunan Y.E. adına kayıtlı, sürücüsü T.E. olan plakalı kamyona çarpmamak için manevra yapan ve yolda bulunan lağım çukuruna çarpması sonucu aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi neticesinde, karşı yönden gelen 56.. plakalı araca çarpması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkillerinin çocukları olan M.B. in hayatını kaybettiğini; olayla ilgili Siirt 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/403 Esas no.sunda açılan davada alınan Adli Tıp Kurumu raporuna göre, müvekkillerinin murisinin Asli Kusurlu, Siirt Belediye Başkanlığının Tali Kusurlu bulunduğunu; Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/136 Esas sayılı 262
263 dosyasına sunulan Tarihli Bilirkişi Kurulu raporuna göre de, 56.. plakalı araç sürücünün %10, Siirt Belediye yetkililerinin %30 ve müvekkillerin murisinin de %60 oranında kusurlu bulunduğunu; davalı araç sürücüsü ile araç sahibinin, kazaya sebebiyet vermekten dolayı müştereken ve müteselsilen davalılara karşı sorumlu bulunduklarını; müvekkillerinin maddi ve manevi zararlara uğradıklarını ifade ederek; trafik kazasında ölen oğullarının desteğinden yoksun kalan müvekkilleri için, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 2.000,00 TL maddi ve ,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam ,00 TL tazminatın, haksız eylemin gerçekleştiği tarihinden işleyecek en yüksek ticari faiziyle birlikte ortaklaşa ve zincirleme davalılardan alınarak müvekkillerine ödenmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Davacı vekilleri bunun dışında; tarihinde, Siirt Belediye Başkanlığına karşı ,00TL.lik maddi ve manevi tazminat davası; tarihinde de Güneş Sigorta AŞ.ye karşı ,00TL.lik maddi tazminat davası açmıştır. Siirt Asliye Hukuk Mahkemesi, aralarındaki fiili ve hukuki irtibat nedeniyle davaları birleştirmiş; tarihli, E:2011/136, K:2012/1028 sayılı kararıyla davanın kabulüne karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin, tarih, E:2012/14227, K:2013/12327 sayılı kararıyla; Somut olaya gelince; davacı, yolun yapım ve bakımından sorumlu kuruluş olan davalı Belediyenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi nedeniyle uğradığı zararın tazminini istediğine göre; davalı Belediye açısından dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenmesi doğru bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir. gerekçesiyle bozulmuştur. SİİRT 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/1127, K:2013/977 sayı ile, aynen Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize sunduğu dava dilekçesinde özetle; tarihinde Siirt ili Merkez ilçesi Nihat Aykut caddesinde Güreş caddesi istikametine seyir halindeyken park halinde bulunan Y.E. adına kayıtlı sürücü T.S. olan park halindeki kamyona çarpmamak için manevra yapan ve yolda bulunan lağım çukuruna çarpması sonucu aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi neticesinde karşı yönden gelen 56.. plakalı araca çarpması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini ve neticede müvekkili S. ve A.B.'in çocukları olan M.B.'in hayatını kaybettiğini, meydana gelen olayla ilgili Siirt 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/403 esas nosunda açılan davada alman Adli Tıp Kurumu raporuna göre müvekkillerin murisi Asli Kusurlu, Siirt Belediye Başkanlığı Tali kusurlu bulunduğunu, bunun yanında mahkememizin 2011/136 esas sayılı dosyasına sunulan tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre de 56.. plakalı araç sürücüsünün %10, Siirt Belediye yetkililerinin %30 ve müvekkili murisi M.B.'in de %60 oranında trafik kazanın oluşumunda kusurlu bulunduğunu, işletenin ve sürücünün aynı derecedeki yakınları trafik sigortası karşısında, bedensel zararlar bakımında üçüncü kişi durumunda olduklarını, sürücü murisin kusuru ile işletenin varsa ayrıca oluşan kusurlu toplamı kadar hukuki sorumluluk üstlenen trafik sigortacısından bu toplam kusur oranında isabet eden tazminatı miktarından poliçe limitini geçmemek kaydıyla sigortacı sorumlu olduğunu, davalı sigorta şirketine 10/05/2010 tarihinde başvuru yapıldığını ve gerekli olan tüm evrakların sunulduğunu, ancak temerrüt tarihinin olduğu 20/05/2010 tarihi itibari ile ve bugüne kadar olumlu veya olumsuz hiçbir cevap verilmediğini, bu itibarla fazlaya ilişkin tüm hak ve tazminat taleplerinin saklı kalmak kaydıyla ,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 20/05/2010 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Güneş Sigorta A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde, 56 plakalı vasıtanın gerçekten müvekkilinin şirket nezdinde sayılı poliçe ile mecburi mali mesuliyet sigortası bulunduğunu, söz konusu poliçe gereği şirketlerinin sorumluluğu limitle sınırlı olduğunu ve manevi zararlardan sorumluluklarının olmadığını, davacı tarafından yazılı delillerini dosyaya ibraz etmediklerini ve birer suretinin kendilerine tebliği edilmediğinden esas hakkında beyanda bulunamadıklarını, davanın açılmasına müvekkil şirketinin sebebiyet vermediğinden faiz, masraf ve vekalet ücreti yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Siirt Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/403 esas sayılı dava dosyasının incelenmek üzere dosya arasında olduğu görüldü, incelemesinde; maktülün M.B., mağdurların A. ve S.B., sanığın M.Ş. olduğu, suç tarihinin 16/12/2009, karar tarihinin 03/03/2011 olduğu ve suçun taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu olduğu, yapılan yargılama neticesinde Adli Tıp'tan alınan rapora göre müteveffanın asli derecede, mahalli idarenin ise tali derece kusurlu olmasına göre sanık M.Ş.'in 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşıldı. Mahkememizin 2011/1081 ve 2012/681 esas sayılı dosyaların bu dosyamız ile birleşmesine karar verilerek dosya içerisine alınmış olduğu incelenmesinde; davacılar S.B. ve A.B.'in Güneş Sigorta A.Ş'ye karşı muris M.B. 16/12/2009 tarihinde 56 plaka sayılı araç ile seyir halindeyken 56 AV 156 plaka 263
264 sayılı araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında vefat etmesi sebebiyle tazminat talebine ilişkin dava olduğu anlaşıldı. Bilirkişi Kurulunun 20/05/2011 tarihli Emekli Bölge Trafik Komiseri Trafik Kusur Uz-H.K., Emniyet Müdürlü Trafik Kusur Uz. H.Y., Y.Makine Mühendisi Trafik Kusur Uz. A.O.E. tarafından düzenlenen 06/06/2011 hakim havale tarihli rapora göre; dava dışı E.İ. dava konusu ölümlü trafik kazasının oluşumunda kusursuz olduğu, dava dışı 56. plaka sayılı park halindeki kamyonun maliki T.S. dava konusu ölümlü trafik kazasının oluşumunda %10 oranında kusurlu, dava dışı Siirt Belediyesi yetkilileri %30 oranında kusurlu, davacıların murisi olan maktul sürücüsü M.B. hayatını kaybettiği dava konusu trafik kazasının oluşunda %60 oranında kusurlu olduğu bildirildiği görülmüştür. Ankara 14.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/337 Tal. Nolu bilirkişi Av. H.D. tarafından düzenlenen raporunda; Yargıtay 11. H.D'sinin 11/07/2008 tarih ve 2007/925 Es-2008/9359 K. Sayılı kararına göre; davacıların müteveffanın %60 kusurundan dolayı kullanmış olduğu aracı sigortalayan sigorta şirketi olan davalıdan maddi tazminat talep haklarının mevcut olmadığını, mahkememizin farklı görüşte olması halinde ise; çocuk M.'in 16/12/2009 tarihinde meydana gelen olayda vefatı nedeniyle, baba Süleyman'ın 3.900,50 TL, anne A.'nin 6.201,02 TL olmak üzere toplam ,52 TL destekten yoksun kalma tazminatı alacaklarının mevcut olduğunu, hesaplanan bedele temerrüt tarihinden itibaren kademeli olarak yasal faiz yürütülmesi gerektiğini rapor etmiştir. Davacı vekili 21/12/2011 tarihinde Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/337 Talimat sayılı bilirkişi raporuna itiraz ettiği ve ek rapor alınmasını talep ettiği anlaşılmıştır. Davacı vekilinin 17/02/2012 havale tarihli ıslah dilekçesinde; davacı baba S.B. için 3.900,50 TL, davacı anne A.B. için 6.201,02 TL, olmak üzere toplamda ,52 TL ıslah ettiği ve ıslah harcı yatırdığı anlaşılmıştır. Davacılar vekili 24/05/2012 tarih ve 7 nolu celsede; davanın ıslah ettikleri miktar üzerinden maddi tazminat taleplerinin kabulüne, ayrıca manevi tazminat taleplerinin de hüküm altına alınmasına, ayrıca cenaze masrafları gibi başkaca maddi bir taleplerinin bulunmadığını davacı anne için ,00 TL davacı baba için de ,00 TL olmak üzere manevi tazminat taleplerinin de kabulüne karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan yargılama sonunda, Mahkememizin 24/05/2012 tarih ve 2011/136 esas, 2012/1028 karar sayılı ilamı ile, davanın kabulü ile, Davacı S.B. için 3.900,50 TL, davacı A.B. için 6.201,02 TL maddi tazminatın olay tarihi olan tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, Davacı S.B. için ,00 TL, davacı A.B. için ,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan Siirt Belediye Başkanlığı, Y.E. ve T.S.'den müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2012/14227 esas, 2013/12327 karar sayılı ilamı ile "davacı, yolun yapım ve bakamından sorumlu kuruluş olan davalı Belediyenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi nedeniyle zararın tazminini istediğine göre; davalı Belediye açısından dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenmesi doğru bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir.'' denilerek hükmün bu yönüyle bozulmasına karar verilmiştir. Taraf teşkili sağlandıktan sonra usul ve yasaya uygun Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir. Dava maddi ve manevi tazminat davasıdır. Yapılan yargılama, toplanan deliller, soruşturma dosyası ve bu dosya içerisindeki kaza tespit tutanağı, denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli usul ve fenne uygun olarak hazırlanmış bilirkişi raporları ve Siirt 1.Asliye Ceza Mahkemesinin dosyası ile birlikte değerlendirildiğinde; maktulun tarihinde plaka sayılı kamyonet ile seyir halindeyken park halindeki araca çarpmamak için kontrolsüz manevra yaptığı ve kontrolsüz manevraya bağlı olarak da yolun yapım ve bakımından sorumlu kuruluş olan Siirt Belediyesi yetkililerin açmış olduğu çukura düşmesi sonucu kaza olduğu; kazanın oluşumunda sürücü M.B. hayatını kaybettiği dava konusu trafik kazasının oluşumunda %60 oranında kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Park halindeki T.S. ye ait 56. plakalı sayılı kamyonun taşıt yolunda yolun sağına park edilerek yolun bir bölümünü kısmen kapatılmasıyla dava konusu ölümlü trafik kazasının oluşumunda arada illiyet bağın bağlı, 3'ncü derece tali kusurlu olduğu, maktul sürücü kontrolsüz manevraya bağlı olarak dikkatsizliği ve tedbirsizliği nedeniyle l'nci derece kusurlu olduğu, yolun yapım ve bakımında sorumlu kuruluş olan Siirt Belediyesinin açmış olduğu çukurun etrafını kapatmaması ve her hangi kazayı önleyici bir tedbir almamaları sebebiyle ve bu kazaya sebebiyet vermeleri nedeniyle 2'nci derece kusurlu olduğu bu nedenle davacıların 15/11/2011 tarihli Av. H.D.'in raporunun l/b bendinde belirttiği miktarda destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceği, davacıların olay sebebiyle duyduğu elem ve ızdırap, çocukları M.B.'in yaşı, olayın oluş şekli, kusur oranı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları paranın satın alma gücü, nazara alınarak manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve eldeki dava davalı Belediye yönünden günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının II. bendi hükmünce tam yargı davasının konusunu oluşturduğundan ve bu 264
265 davaların ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi hükmünce idari yargı yerinde açılması gerektiğinden davalı Belediye yönünden yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE; Davacı S.B. için 3.900,50 TL, davacı A.B. için 6.201,02 TL maddi tazminatın olay tarihi olan tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar Güneş Sigorta A.Ş., T.S. ve Y.E.' den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, Davacı S.B. için ,00 TL, davacı A.B. için ,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar Y.E. ve T.S.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, Davanın davalı Siirt Belediyesi yönünden dava dilekçesinin Yargı yolu bakımından REDDİNE, karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacılar vekili bu kez aynı somut olaydan dolayı Siirt Belediye Başkanlığına karşı, ,00- TL manevi tazminat istemiyle, tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. BATMAN İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1492 sayı ile, ( ) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında; "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır." hükmü yer almıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; davacılar tarafından; tarihinde meydana gelen ve oğullarının ölümüyle sonuçlanan trafik kazası olayında Siirt Belediyesi'nin yol yapım ve bakımı yönünden kusurlu bulunduğundan bahisle, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla ,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari temerrüt faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, daha önce aynı konuyla ilgili olarak Siirt l'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın ise Siirt Belediyesine ilişkin kısmı yönünden idari yargıda görülmesi gerektiğinden bahisle Yargı yolu bakımından reddine karar verildiği ve temyiz incelemesine konu edilmeksizin 08/07/2014 tarihinde bu kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği açık olup, uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, davanın idari yargıda (mahkememizde) görülüp görülemeyeceğinin tespiti gerekmektedir. Buna göre, davacıların uğradığı belirtilen zararın, 2918 sayılı Kanundan doğan bir sorumluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ortaya konulması gerekmektedir sayılı Belediye Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla, ulaşım, şehir içi trafik hizmetlerinin yapmak belediyenin görev ve sorumlulukları arasında sayılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; bu Kanunun amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğuna yer verildikten sonra, 10. maddesinin 1. fıkrasında; bu Kanunla belediyelere verilen görevlerin il ve ilçe trafik komisyonları ve mahalli trafik birimleri ile işbirliği yapılarak yürütüleceği, (b) bendinde ise, belediyenin görev ve yetkilerine yer verilmiştir. O halde, mahalli müşterek olmak şartıyla, belediye sınırları içindeki yolların yapım ve bakımıyla görevli ve yetkili olan belediyenin, yol yapım ve bakımında kusurlu olması nedeniyle meydana geldiği ileri sürülen trafik kazasında uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, anılan Kanundan doğan sorumluluktan kaynaklandığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Bu durumda; davalı idarenin, yol yapım ve bakımında hizmet kusuru bulunması nedeniyle meydana geldiği ileri sürülen trafik kazası sonucunda oluşan zararın, belediye sınırları içindeki yolların yapım ve bakımından sorumlu olan davalı idarenin, 2918 sayılı Kanun'un 10. maddesinde belirtilen sorumluluğu ile ilgili olması nedeniyle, meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, adlî yargı yerlerinin görev alanında bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan, İdarî eylem ve işlemlerin idari yargı yerlerinde görülmesi gerekirken, 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesiyle, anılan Kanundan doğan bütün sorumluluk davalarının adlî yargıda görüldüğü ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi'ne yapılan itiraz başvurusu neticesinde, Anayasa Mahkemesi'nin 26/12/2013 tarih ve 2013/68 esas, 2013/165 sayılı kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir. Ayrıca, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 06/02/2012 tarih ve 2012/3 esas, 2012/29 karar; aynı gün ve 2011/256 esas, 2012/25 karar; 04/06/2012 tarih ve 2012/101 esas, 2012/133 sayılı kararlarında da, 2918 sayılı Kanundan kaynaklanan tazminat davalarında adlî yargının görevli olduğuna karar verilmiştir. 265
266 Açıklanan nedenlerle, Siirt l'inci Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/12/2013 tarih ve E:2013/l 127, K:2013/977 sayılı kararı ile adı geçen Mahkeme kendisini görevsiz gördüğünden, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli ve idari yargı yerleri arasında davalılardan Siirt Belediye Başkanlığı aleyhine açılan dava yönünden görev uyuşmazlığı doğduğu idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının örneği ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacıların oğullarının ölümüyle sonuçlanan trafik kazası olayında, Siirt Belediyesi'nin de yol yapım ve bakımı yönünden kusurlu bulunduğundan bahisle, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dava dosyalarının incelenmesinden, tarihinde Siirt İli, Merkez İlçesi, Nihat Aykut Caddesinden Güreş Caddesi istikametine seyir halindeyken park halinde bulunan Y.E. adına kayıtlı, sürücüsü T.E. olan 56. plakalı kamyona çarpmamak için manevra yapan ve yolda bulunan lağım çukuruna çarpması sonucu aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi neticesinde, karşı yönden gelen 56.. plakalı araca çarpması sonucu oluşan maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazasında çocukları olan M.B. i kaybeden davacıların; oğullarının ölümüyle sonuçlanan trafik kazası olayında, Siirt Belediyesi'nin de yol yapım ve bakımı yönünden kusurlu bulunduğundan bahisle, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle dava açtıkları anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, 266
267 trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Batman İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Siirt 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin; gün ve E:2013/1127, K:2013/977 sayılı kararının; davalı Siirt Belediyesi yönünden verilen görevsizliğe ilişkin kısmının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Batman İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Siirt 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/1127, K:2013/977 sayılı KARARININ, davalı Siirt Belediyesi yönünden verilen GÖREVSİZLİĞE İLİŞKİN KISMININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR IN KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalan, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onanmmm yapılmadığı nedeniyle doğan zarann tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zarann ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallanna ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. 267
268 Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve. korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır. / gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçlann işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlannın işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organlan arasında çıkan görev uyuşmazlıklannı sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlannın verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta idari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs. ) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 268
269 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda göriim ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 18-ESAS NO : 2015/106 KARAR NO : 2015/123 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : F.Ö.A. : Av. B.Y. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. C.S. O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve düzeltilmesi ile eksik ödemelerin fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 700,00 TL alacağın geriye dönük olarak yürütülecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 16. İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2011/904, K:2013/301 sayı ile, Uyuşmazlığın 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek.29.Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK. un Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK. un Ek II.cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplandığı, görülen davada HMK nun 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmadığı ve davaya idare mahkemelerince bakılması gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi: gün ve E: 2013/18921, K: 2013/16915 sayı ile, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 3. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/103 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 9. fıkrasında Türk Telekomun, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirketi olduğu, bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz hükmüne yer verilerek Türk Telekom a özgü farklı bir statü oluşturduğu, aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna 269
270 atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı, ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için tarihinde yapılan ihale sonucunda 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda şirketin %55 oranındaki hissesi satılarak tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığı buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin iptali ile, geriye dönük eksik ödemelerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı 270
271 %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda 271
272 çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından; maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptal istemi tarihinde davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Ankara 3. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 16. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 16. İş Mahkemesi nin gün ve E:2011/904, K:2013/301 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 19-ESAS NO : 2015/107 KARAR NO : 2015/124 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : E.H. Vekili : Av. Ö.Ş. Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Vekili : Av. M.A.P. (Adli Yargıda) Av. A.D.Y. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü nde Şef Mühendis olarak çalışmakta iken, kurumun özelleştirildiğini, Türk Telekomünikasyon A.Ş.'ndeki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55 inin Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı devir işlemine dair karar uyarınca, tarihli hisse satış sözleşmesi ile özel bir Telekom A.Ş. sine satışının gerçekleştirildiğini, yine aynı tarih itibariyle Türk Telekomünikasyon A.Ş. adı ile hukuk tüzel kişisi olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü, 406 sayılı yasanın Ek 29.maddesi ile 5398 sayılı 272
273 Yasaya göre işlem yapılmayarak eksik bildirim yapıldığını, söz konusu düzenleme ile Türk Telekom hisselerinin devri tarihinden itibaren kamu görevinden 180 gün süreyle aylıksız izinli sayılan personelden iznin bitiminden sonra Türk Telekom'da özel hukuk hükümleri uyarınca akdedilen sözleşmeye göre fesih edilenlerin; hem çalıştıkları süre içerisinde aldıkları ücretlerin hesaplanması, hem 4046 sayılı Yasa nın 22. maddesi uyarınca atamalarının sağlanması için Devlet Personel Başkanlığı na bildirmesi, hem de bildirim yapılırken personelin atamaya esas ücretlerinin yasada belirtilen şekliyle hesaplanması, görevleri özel hukuk statüsünde olan davalı Telekom A.Ş.'sine verildiğini, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekom A.Ş.'deki tamamı Hazineye ait olan hisselerden %55 i Bakanlar Kurulu nun günlü 2005/9146 sayılı kararı uyarınca, tarihli hisse satış sözleşmesi ile O. Telekomünikasyon A.Ş.'ye satılmış olduğunu, bunun sonucunda Türk Telekom A.Ş. nin bu tarih itibariyle kamu kuruluşu niteliğinin sona erdiğinin açık olduğunu, bu durumun 406 sayılı Kanunun Ek-29 maddesinin 3. fıkrasında belirtildiğini, ayrıca yine aynı maddenin 4. ve 5. fıkralarında da ödeme şeklinin belirtildiğini, tüm bu hükümler çerçevesinde nakle tabi personelin, Devlet Personel Başkanlığı na bildirimine kadar olan sürede kamu personeline yapılacak her türlü zam ve artışlardan yararlanacağının açık olduğunu, 375 sayılı KHK 5473 sayılı Kanun 1. maddesiyle eklenen Ek-3 maddenin birinci fıkrasında belirtildiği üzere; kamu personeline tarihleri arasında 950 gösterge rakamının tarihinden itibaren ise 1850 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay ek ödeme yapılacağı hüküm altına alındığını, artışlara ilişkin uygulanacak katsayıların 5437 sayılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile belirlendiğini, yine 406 sayılı Kanun Ek-29. maddesinde belirtilen; her ay döneminde 40,00 TL., tarihinden itibaren 80,00TL. ek ödeme yapılması, ayrıca % 2,32 oranında enflasyon farkının ödenmesi, hükme bağlanmasına karşın, davalı tarafından takip eden yıllar içinde bu ödemelerin hesaplanarak davacının ücretine eklenmediğini, artış yapılmasına ilişkin tarih ve 2006/10971 sayılı BKK çerçevesinde tarihinden geçerli olmak üzere sözleşmeli ve kapsam dışı personelin mevcut ücretlerinde % 2,32 artış yapılmasına ve bu kararın 9. maddesinde yer alan 80,00 TL. Ek ödemenin 82,50 TL'ne yükseltilmesine karar verildiğini ve bu ek ödemenin de nakle esas ücretinin tespitinde ücretine ilave edilmesi gerektiği halde ilave edilmediğini, davalıdan ilişiğinin kesildiği tarihe kadar da kendisine ödenmediğini, işlemler neticesinde eksik ücret ödemesi yapıldığı gibi nakil bildirim cetvelinde eksik ücret bildirimi yapılarak nakledildiği ilgili kuruluş tarafından bu güne kadar eksik ücret almasına sebebiyet verildiğini, tüm bu nedenler çerçevesinde; davacının, davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından Personel Daire Başkanlığı na nakil bildirirken, hesapladığı nakil ücretinin tam olarak hesaplanmasına ve maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesine, davacının iş sözleşmesi ile davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışmaya başladığı tarihinden, ayrıldığı tarihine kadar geçen sürede, kamu görevlilerinin almakta olduğu maaşlarına uygulanmış olup da, davacının ücretine yansıtılmamış olan her türlü maaş artışı ve ek ödemelerin ay ay hesap edilerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 1.000,00TL.'nin gecikme faiziyle davalı kurumdan tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır. ANKARA 4. İŞ MAHKEMESİ: gün E:2011/528 K:2013/319 sayılı kararında; Özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personel, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmektedir. Davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kuramımda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kuramdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir şeklindeki gerekçe ile yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle HMK 114/1-b ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar vermiş ve karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ: gün ve E:2013/15039 K:2013/13397 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar vermiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargıda dava açmıştır. ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ : gün E:2014/720 sayı ile vermiş olduğu gönderme kararında özetle; uyuşmazlıkta, davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon Genel Müdürlüğü nün olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz edilemeyeceğinden; uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğunu belirterek; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için 273
274 dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve ücretine yansıtılmayan ek ödemelerin ve denge tazminatını alacağının davalıdan tahsiline ilişkindir tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına 274
275 İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde kapsam dışı personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklinin yapılması için adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi nedeniyle yeni görevine başlayan davacı tarafından, 5473 sayılı Yasa uyarınca hak edilen ek ödemelerin ödenmesi ve maaş ilmühaberinin davacının maaşına eklenmeyen ödemenin maaş nakil ilmühaberine eklenmesi, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve ödenmeyen ek ödemelerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır. 275
276 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Ankara 10. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Ankara 4. İş Mahkemesi nin gün E:2011/528 K:2013/319 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 10. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 4. İş Mahkemesi nin gün E:2011/528 K:2013/319 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 20-ESAS NO : 2015/108 KARAR NO : 2015/125 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında ayrıca idari yargı yerinde dava açılmış olsa dahi, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : Ö.Ö. : Söke İlçesi Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği O L A Y : Söke İlçesi Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince, alkollü olarak araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve GP seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 911 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. SÖKE SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:441 sayı ile; davacının ehliyetine de el konulduğunu belirterek, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı ayrıca idari yargı yerinde dava açtığını belirterek, idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. AYDIN 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1179 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. 276
277 İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında (Değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. 277
278 Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez. 278
279 . denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Aydın 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Söke Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aydın 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Söke Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve 279
280 D.İş:441 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 21-ESAS NO : 2015/110 KARAR NO : 2015/127 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Şirkette çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle kamu kurumuna nakledilen davacının, maaş nakil bildiriminin ilgili mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle uğradığı parasal kaybın giderilmesi istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : N.Ö. : Av. A.B. : Türk Telekomünikasyon A.Ş. : Av. M.E. O L A Y : Davalı Şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı daha sonra, Zonguldak Valiliği, İl Sağlık Müdürlüğü emrine atanmıştır. Davacı vekili müvekkiline, 5473 sayılı yasadan kaynaklanan ek ödemenin hesaplanmaması nedeniyle, alamadığı parasal haklarına ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.500,00.TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 4.İŞ MAHKEMESİ: gün ve E:2012/891, K:2013/158 sayı ile, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek II. cetvelinde yer alan ve özelleştirme sonucu hissesi devredilen davalı kurumda TİP 2 sözleşmesi ile nakle tabi olarak çalışan davacının davalının özelleştirmeden önce tabi olduğu ve özelleştirme ile bazı hükümleri değişen 406 sayılı Kanunun Ek. 29. Maddesi kapsamındaki düzenleme ve sözleşmedeki hüküm nedeni ile 375 sayılı KHK nın Ek 3 maddesi ve 399 sayılı KHK. un Ek II. cetvelinde yer alan kurumlarda çalışan sözleşmeli personele yapılan artışlardan yararlanıp yararlanmayacağı, nakledilirken bu artışların yer aldığı ücreti gösteren nakil maaş ilmühaberinin buna göre düzenlenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplandığı; normatif dayanağının 406 sayılı Kanunun Ek. 29. maddesi, 375 sayılı KHK. un Ek 3. maddesi, 399 sayılı KHK. un Ek. II cetveli ve bu kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak çıkarılan 2006/1, sayılı tebliğ yanında taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin olduğu; dosya içeriğine göre gerek yasal düzenleme ve gerekse sözleşmedeki hükümler dikkate alındığında, davalı kurumda özelleştirme öncesi kapsam dışı olarak çalışan ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olarak ücreti belirlenen davacının özelleştirme sonrası çalıştıktan sonra nakledildiği tarihe kadar kamuda aynı statüde çalışanlar için getirilen özlük haklarından yararlandırılarak, nakil edildiklerinde haklarının korunmasının amaçlandığı; kısaca davacının kapsam dışı olarak kamuda çalışmış gibi sayıldığı; özelleştirmeden önce statü hukuku hükümlerine tabi davacı niteliğindeki personelin, özelleştirme sonrası belirli bir süreliğine davalı ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi kapsamında çalıştırılmakta, nakledildiğinde tekrar statü hukuku kapsamına girmekte olduğu; davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi, 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olmak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığının görüldüğü; bu işlemlerin idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları; idari işlemlerle ilgili uyuşmazlığın ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle yargı yolunun caiz olmadığına ilişkin hüküm kurulmuş olduğu; (Emsal Yargıtay 9. Hukuk D.nin gün ve 2012/27071 Esas, 2012/32336-Karar sayılı ilamı); yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle idari yargı yerinin görevli olduğuna dair verilen kararın, HMK 331/2. Maddesinde düzenlenen görevsizlik kararından mahiyet ve sonuç itibariyle farklılık arz etmediği; adli yargı ile idari yargı yerleri arasındaki görev uyuşmazlığının isminin yargı yolu uyuşmazlığı olmasının sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle; yargı 280
281 yolunun caiz olmaması sebebiyle HMK 114/1-b, 115/2. maddeleri uyarınca davanın USULDEN REDDİNE karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine bu karar, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 27/5/2013 tarih, E:2013/12803, K:2013/12536 sayılı ilamı onanmış ve kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/1246 sayı ile, 406 sayılı Kanunun değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında; "Türk Telekom, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz" hükmüne yer verilerek Türk Telekom'a özgü farklı bir statü oluşturulduğu; aynı Kanunun 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de; Türk Telekomdaki kamu payı % 50'nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartlarının aranacağı, bunların dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceği ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların Yönetim Kurulu tarafından tayin olunacağının hükme bağlandığı; ayrıca, Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin özelleştirme kapsamında iken %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi için tarihinde yapılan ihale sonucunda şirketin %55 oranındaki hissesinin satılarak tarihinde Oger firmasına devredildiği, şirketin kamusal niteliğinin ortadan kalktığının da anlaşıldığı; buna göre, dava konusu tazminat istemine ilişkin işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için adli yargı dosyası da temin edilerek dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı şirkette görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında Kamu Kurumu emrine atanan davacının; 5473 sayılı yasadan kaynaklanan ek ödemenin hesaplanmaması nedeniyle, alamadığı parasal haklarına ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.500,00.TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde 281
282 telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. 282
283 Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda, davalının hisse devir ( ) tarihinde davalı kuruluşta çalışmakta iken 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında kamu kurumu emrine atanan davacının vekili tarafından; 5473 sayılı yasadan kaynaklanan ek ödemenin hesaplanmaması nedeniyle, müvekkilinin alamadığı parasal haklarına ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.500,00.TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle tarihinde dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik : /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve dava açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan; uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle Zonguldak İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Ankara 4.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Zonguldak İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 4.İş Mahkemesinin gün ve E:2012/891, K:2013/158 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 22-ESAS NO : 2015/112 KARAR NO : 2015/129 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasa nın 36. maddesinin üçüncü fıkrası (b) bendi uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. 283
284 K A R A R Davacı Davalı : C.G.K. : Bafra İlçesi Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliği O L A Y : Bafra İlçesi Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, daha önce alkollü araç kullandığı nedeniyle sürücü belgesi geri alınan davacının sürücü belgesiz araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 36. maddesinin üçüncü fıkrası (b) bendi uyarınca davacı adına, gün ve HD seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek 1.462,00 TL idari para cezası verilmiştir. Davacı, adına verilen idari para cezası ile alkollü araç kullandığı nedeniyle geri alınan sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. BAFRA SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş No:2014/460 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı bu kez, idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. SAMSUN 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1850 sayı ile, davaya konu idari para cezasının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 36. maddesinin üçüncü fıkrası (b) bendi uyarınca verildiği, sürücü belgesinin ise, aynı Kanun un 48/5. maddesi uyarınca alkollü araç kullandığı nedeniyle geri alındığı, böylece idari yaptırımların birbirleriyle ilgilerinin olmadığını açıklayarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın adli yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar incelemenin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesinde öngörülen biçimde önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 36. maddesinin üçüncü fıkrası (b) bendi uyarınca verilen idari para cezası yönünden doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Kanun un 36. maddesinin üçüncü fıkrası (b) bendi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Sürücü belgesi alma zorunluluğu başlığı altında düzenlenen 36. maddesinde, (Değişik : 24/5/ /18 md.) Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi yasaktır. 284
285 Araçlar, Yönetmelikte sınıfları belirtilen sürücü belgelerine sahip sürücüler ile çok taraflı anlaşmalara göre sürücü belgesi bulunan veya geçerli uluslararası sürücü belgesi olan kişilerce sürülebilir. Buna göre; a) Sürücü belgesi olmayanların, b) Mahkemelerce veya Cumhuriyet savcılıklarınca ya da bu Kanunda belirtilen yetkililerce sürücü belgesi geçici olarak ya da tedbiren geri alınanların, c) Sürücü belgesi iptal edilenlerin, araç kullanarak trafiğe çıktıklarının tespiti hâlinde, bu kişilere Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden aynı miktarda idari para cezası verilir denilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür. Öte yandan, gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde," (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. Olayda, dava konusu idari para cezasının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 36. maddesinin üçüncü fıkrası (b) bendi uyarınca verildiği, görev uyuşmazlığının konusu olmayan ancak adli yargı kararına gerekçe yapılan sürücü belgesinin ise, aynı Kanun un 48/5. maddesi uyarınca alkollü araç kullanıldığı nedeniyle geri alındığı anlaşıldığından, söz konusu sürücü belgesi, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesi amaçlanarak, aynı Kanun un 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrasında yer alan; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceğine ilişkin düzenlemenin, adli yargı kararında ileri sürüldüğünün aksine, kapsamında bulunmadığından, inceleme konusu yapılmamıştır. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının, 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. 285
286 Açıklanan nedenlerle, Samsun 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bafra Sulh Ceza Hakimliğince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Samsun 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bafra Sulh Ceza Hakimliğinin gün ve D.İş No:2014/460 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 23-ESAS NO : 2015/113 KARAR NO : 2015/130 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 48/9. maddeleri uyarınca verilen idari para cezasının iptal edilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : C.E. : Erzurum Valiliği, Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü O L A Y : Erzurum Valiliği Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünce yapılan denetim sırasında, alkollü olarak araç kullandığı ve alkol cihazına üflemeyi kabul etmediğinden bahisle, davacı adına gün ve HA seri-sıra ve GZ seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5 ve 48/9. maddeleri uyarınca sırasıyla 727,00 TL ve 2.078,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafın-dan sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, gün ve GZ seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ERZURUM 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/74 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleş-miştir. Davacı, gün ve HA seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile verilen idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerine ayrıca itirazda bulunmuştur. ERZURUM 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/75 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleş-miştir. Davacı, bu kez, gün ve GZ seri-sıra, aynı gün ve HA seri-sıra sayılı trafik idari para cezası karar tutanakları ile verilen idari para cezalarının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1162 sayı ile; dava konusu para cezasının verilmesine dayanak teşkil eden 2918 sayılı Kanun da bu Kanun hükümlerine göre verilen idari para cezasına karşı başvuru yolunun gösterilmediği, sadece idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada Kabahatler Kanunu nun 3 ve 27/1. maddeleri uyarınca, davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle 286
287 incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyaları da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıl-dığından, gün ve HA seri-sıra, gün ve GZ seri-sıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanakları ile verilen idari para cezalarının iptali istemiyle açılan davalar yönünden oluşan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5 ve 48/9. maddeleri uyarınca verilen idari para cezalarının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında (Değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra eklenmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, 287
288 b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer Kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda son olarak gün ve 6495 sayılı Kanun la değişiklik yapıldığı, bu haliyle de idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Erzurum 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen, gün ve D.İş:2014/74, gün ve D.İş:2014/75 sayılı görevsizlik kararlarının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Erzurum 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilen, gün ve D.İş:2014/74, gün ve D.İş:2014/75 sayılı GÖREVSİZLİK KARARLARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 24-ESAS NO : 2015/114 KARAR NO : 2015/131 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : O.V. Vekilleri : Av. A.T. & Av. N.B.D. Davalı : Türk Telekomünikasyon AŞ. Vekili : Av. M.E. (Adli Yargıda) O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı
289 tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve düzeltilmesi ile eksik ödemelerin fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.000,00 TL alacağın geriye dönük olarak yürütülecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 2.İş Mahkemesi: gün ve E:2012/772, K:2013/498 sayılı kararında özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi gün, E:2014/10703, K:2014/8822 sayılı ilamı ile hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 7. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1451 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev 289
290 sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde 290
291 Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda,davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan Ankara 7.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Ankara 2.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara 2.İş Mahkemesinin gün ve E:2012/772, K:2013/498 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 25-ESAS NO : 2015/118 KARAR NO : 2015/135 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Kanun un 30. maddesinin birinci fıkrası (b) bendi uyarınca verilen idari para cezası ile geçici olarak trafiğe çıkış izin belgesi adı altında tutulan tutanağın iptal edilmesi istemiyle açılan davanın, Kabahatler Kanunu nun 3 ve 27/8. maddesi hükümleri uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Y.E. : Av. F.B. : Fethiye Kaymakamlığı, Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliği O L A Y : Fethiye Kaymakamlığı Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetimler sırasında, 15 plaka sayılı araç sürücüsü davacının, görüşü engelleyecek şekilde cam filmleri olan araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve HF seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 30. maddesinin 291
292 birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca 172,00 TL. idari para cezası verilmiş ve ayrıca bu tutanağa istinaden tarih ve sayılı aracın eksikliklerinin tamamlanması/tamir edileceği yere kadar götürülüp getirilmesi için her türlü mali ve hukuki sorumluluk kendisine ait olmak üzere 3 gün süreyle geçici olarak trafiğe çıkarılmasına izin verildiği nin belirtildiği araç trafikten men tutanağı adı altında izin belgesi düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile araç trafikten men tutanağı adı altında düzenlenen izin belgesi nin iptal edilmesi istemiyle adli yargı yerine başvuruda bulunmuştur. FETHİYE SULH CEZA HAKİMLİĞİ: gün ve D.İş:2014/647 sayıyla; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1678, K:2015/2 sayıyla; davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ve dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; adli yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik 292
293 kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, idari yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiş, dava dosyası Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, İdare Mahkemesince re sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Kanun un 30. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca verilen idari para cezası ile araç trafikten men tutanağı adı altında tutulan izin belgesi tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Araçların teknik şartlara uygunluğu başlığı altında düzenlenen 30. maddesinde, Araçların, esasları yönetmelikte belirtilen şekilde ve tarzda teknik şartlara uygun durumda bulundurulması zorunludur. a) (Değişik : 21/5/ /4 md.) Servis freni, lastikleri, dış ışık donanımından yakını ve uzağı gösteren ışıklar ile park, fren ve dönüş ışıkları noksan, bozuk veya teknik şartlara aykırı olan araçları kullanan sürücüler lira para cezası, b) (Değişik: 21/5/ /4 md.) Diğer eksiklik ve bozuklukları bulunan araçlarla, görüşü engelleyecek veya bir kaza halinde içindekiler için tehlikeli olabilecek süs aksesuar eşya ve çıkıntıları olan araçları kullananlarla, karayolunu kullananlar için tehlike yaratacak şekilde olan veya görüşü engelleyecek ve çevredekileri rahatsız edecek derecede duman veya gürültü çıkaran araçları kullanan sürücüler lira para cezası, İle cezalandırılırlar. Bu maddenin (a) bendinde belirtilen eksiklik ve bozuklukları bulunan araçlar, teknik şartlara uygun duruma getirilinceye kadar trafik zabıtasınca trafikten men edilebilir. (b) bendindeki şartlara uymayan ve uyumsuzluğu trafik emniyetini tehlikeye düşürmeyecek nitelikte olan araçların şartlara uygun duruma getirilmesi ihtar olunur. İhtarda verilen süre için teknik şartlara uygun duruma getirilmediğinin tespiti halinde araç trafik zabıtasınca trafikten men edilir. hükmü yer almıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır denilmiştir. 293
294 Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde gö rüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak aracın eksikliklerinin tamamlanması/tamir edileceği yere kadar götürülüp getirilmesi için her türlü mali ve hukuki sorumluluk kendisine ait olmak üzere 3 gün süreyle geçici olarak trafiğe çıkarılmasına izin verilmesi kararı da verildiği ve birlikte dava konusu edildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği kuşkusuzdur. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesi ve aynı Kanunun 27. maddesine 5560 sayılı Kanun la eklenen sekizinci fıkra hükmü bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 30. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca verilen para cezası ile düzenlenen tutanağa istinaden tanzim edilen geçici olarak trafiğe çıkış izin belgesi nin iptali istemiyle açılan davanın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Muğla 1.İdare Mahkemesinin 19.madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile, aynı Mahkemece verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 1. İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile, aynı Mahkemece verilen gün ve E:2014/1678, K:2015/2 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 26-ESAS NO : 2015/119 KARAR NO : 2015/136 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Türk Telekomünikasyon A.Ş. de çalışırken Kurumun özelleştirilmesi nedeniyle başka kuruma nakledilen davacının, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve alacağının faizi ile birlikte tazmini istemiyle açtığı davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R 294
295 Davacı Vekili Davalı Vekili Dahili Davalı Vekili : H.K. : Av. M.A. : Türk Telekomünikasyon AŞ. : Av. İ.Ş. (Adli Yargıda) : Maliye Bakanlığı : Av. S.B. (Adli Yargıda) O L A Y : İl Telekom Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasanın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasanın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen davacı tarihinde kamu kurumu emrine atanmıştır. Davacı vekili maaş nakil ilmühaberinin iptali ve düzeltilmesi ile eksik ödemelerin fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500,00 TL alacağın yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Karşıyaka 1.İş Mahkemesi: gün ve E:2011/229, K:2012/110 sayılı kararında özetle; davanın reddine karar vermiştir. İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi gün, E:2012/18679, K:2014/19379 sayılı ilamı ile özetle; davacının iş sözleşmesi ile çalıştığı dönemde, davalı şirkete davacının ücreti konusunda, artış oranının, kamudaki memur maaş artış oranında olacağı yönünde yükümlülük getirildiği gibi 406 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davalı şirkete, hak sahibi personeli Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi, bildirim ile beraber personelin nakledileceği kamu kurumunda yararlanacağı parasal haklara esas olarak üzere memur maaş nakil ilmühaberi düzenlenmesi, personelin ilişiğinin kesilmesi gibi işlemler yaptırıldığı görülmektedir. Bu işlemler idare hukuku alanında hukuki sonuçlar doğurduğu ve ilgili personelin nakledilecekleri kurumdaki statülerini, özlük ve parasal haklarını belirlediği, söz konusu işlemlerin kamu personeli hakkında ve idare hukuku alanında tesis edilmiş birer idari işlem niteliğinde oldukları açıktır. İdari işlemlerle ilgili uyuşmazlığı ise adli yargı yerinde değil, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece davanın HMK nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle aynı yasanın 115/2 maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. şeklindeki gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermiştir. Karşıyaka 1.İş Mahkemesi: Yargıtay ın bozma ilamına uyduktan sonra gün ve E:2014/249, K:2014/263 sayı ile özetle; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İzmir 4. İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/1887 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini belirterek, 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,davalı kurumda görev yapmakta iken,406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22.maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen, sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlendiği iddiasıyla yeniden düzenlenmesi ve bundan kaynaklı olduğu iddia olunan zararın tazmini istemiyle açılmıştır tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu nun tarih ve 4000 sayılı Yasa yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel 295
296 Müdürlüğü nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır tarih ve 4502 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır denilmiş; anılan fıkra hükmü, tarih ve 4673 sayılı Yasa nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece,türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır ; Ek 29. maddesinin gün ve 5398 sayılı Kanun un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır denilmiştir. Öte yandan; 406 sayılı Yasa nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, Ancak, Türk Telekom daki kamu payı %50 nin altına düştüğünde, Türk Telekom un tüm tekel hakları tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur denilmiş; 4502 sayılı Yasa nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK nin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini tarihine kadar tekel olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır. Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş. deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55 i, Bakanlar Kurulu nun tarih ve 2005/9146 sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom) nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar ı uyarınca, tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile ( USD. bedelle) O. Telekomünikasyon A.Ş. ne satılmıştır. Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde: Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa nın tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan 4502 sayılı Yasa nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; a) Personelin statüsü: (Ek ibare: /6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50 nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu 296
297 üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: /12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır. 406 sayılı Yasa nın anılan Ek 22.maddesi uyarınca,türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek tarih ve (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur. Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihi ile 5189 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihleri arasında geçerli olmuştur. Anayasa nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür denilmiştir. 406 sayılı Yasa nın Ek 29. maddesinin tarih ve 5398 sayılı Kanun la değişik birinci fıkrasında, Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır.bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır denilerek, yasa koyucu tarafından Türk Telekom da tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır. Olayda,davalının hisse devir ( ) tarihinde çalışmakta iken, 406 sayılı Yasa'nın Ek-29. maddesi ile 4046 sayılı Yasa'nın 22. maddesine göre adı Devlet Personel Başkanlığına bildirilen ve sonrasında başka bir kamu kurumu emrine atanan davacı tarafından, maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve yanlış düzenlenmesi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde: a) (Değişik: /5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak sayılmış olup;kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir. Buna göre, iptali istenilen işlemin tesis edildiği ve davanın açıldığı tarihte davalı mevkiinde kamu kuruluşu niteliği taşımayan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksız olduğundan, uyuşmazlığın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan İzmir 4. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Karşıyaka 1.İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Karşıyaka 1.İş Mahkemesinin gün, E:2014/249, K:2014/263 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 297
298 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 27-ESAS NO : 2015/121 KARAR NO : 2015/138 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : M.G. ( Kendi adına asaleten çocukları N.T.G. ve S.E. G. adına velayeten) Vekili : Av. İ.K. Davalılar : Adli Yargıda Kars İl Özel İdaresi Vekili : Av. M.P. İdari Yargıda 1-Kars İl Özel İdaresi 2-Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. G.K. O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının 61. plakalı aracıyla günü saat 02:30 sıralarında Kars ilinden Arpaçayır ilçesi istikametinde seyir halinde iken ışıklı uyarı levhası olmayan mucur yol çalışmasının içine girdiğini ve aracıyla uçuruma yuvarlandığını, bu yolda daha önce birçok kaza olduğunu ve önlemler alınmadığını, kaza sonucu davacının %19 oranında iş kaybına uğradığını, karaciğer ve dalağının alındığını, iç kanama geçirdiğini, kaburgalarının kırıldığını, sağ kolda kas kopması meydana geldiğini, 29 gün hastanede yatmak zorunda kaldığını, davacının kızının kalça kemiğinde kırıklar meydana geldiğini, oğlunun da kafasını çarpması nedeniyle tedavi gördüğünü, kazanın hizmet kusurundan meydana geldiğini belirterek; tüm bu nedenlerle davacının alacaklarının net ve kesin olarak şu aşamada belirlenmesi mümkün olmadığından fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak manevi tazminat olarak davacı için TL, kızı T. için TL, oğlu Emre için TL, maddi tazminat olarak ise davacının %19 luk iş gücü kaybı ve çalışamadığı sürenin karşılığı olarak şimdilik TL nin kaza tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek temerrüt faizi ile davalı Kars İl Özel İdaresin den tahsili istemiyle adli yargıda dava açmıştır. KARS 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/585 K:2014/51 sayılı kararında özetle; davalı Kars İl Özel İdaresi nin kamu tüzel kişisi olduğu, kamu hizmeti nedeniyle verilen zararlardan kaynaklanan sorumluluklarının özel hukuk hükümlerine tabi olmadığı, söz konusu olayın da hatalı kamu hizmetinden kaynaklandığının iddia edildiği, hizmet kusuruna dayanan davada idari yargının görevli olduğu gerekçesi ile yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacılar vekili, bu kez Kars İl Özel İdaresi ve Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine maddi ve manevi tazminat istemi ile idari yargıda dava açmıştır. ERZURUM 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/449 sayılı gönderme kararında özetle; uyuşmazlığın maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği, yolun bakım ve onarım sorumluluğuna ilişkin olması ve 2918 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması suretiyle çözümlenebilecek mahiyette olması nedeniyle, 2918 sayılı yasa hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlığın görüm ve çözümünde aynı Yasa nın 110. Maddesi hükmü uyarınca adli yargı yerleri görevli olduğunu belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. Maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar davanın ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa nın 19. Maddesinde öngörülen 298
299 biçimde davalı Kars Özel İdaresi yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esasın incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, trafik kazası nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmış tazminat davasına ilişkindir sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyaların incelenmesinden; davacının sevk ve idaresinde bulunan 61.. plaka sayılı aracıyla, tarihinde Kars ilinden Arpaçay ilçesi istikametinde seyir halinde iken uçuruma yuvarlanması neticesinde uğranıldığı ileri sürülen toplam 1.000,00-TL maddi ve ,00-TL manevi zararın kaza tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek temerrüt faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. 299
300 Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Erzurum 2. İdare Mahkemesi nin başvurusunun davalı Kars İl Özel İdaresi yönünden kabulü ile, Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/585 K:2014/51 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN davalı Kars İl Özel İdaresi yönünden KABULÜ İLE, Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/585 K:2014/51 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı İl Özel İdaresinin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir sayılı İl Özel İdaresinin Kanununun İl Özel İdarelerinin görev ve sorumluluklarına ilişkin 6/B maddesinde "imar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım vs. ilişkin hizmetleri Belediye sınırlan dışında yapmakla" görev ve yetkili olduğu öngörülmüştür. TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda İl Özel İdaresinin yetki ve sorumluluk sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onaranının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme 300
301 bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü 'getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir. Nitekim yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 28-ESAS NO : 2015/122 * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR 301
302 KARAR NO : 2015/139 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Subay olarak görev yaparken Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilen; 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu nun 10. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32. madde uyarınca yaptığı başvurusu kabul edilerek kendisine yarbay rütbesinden emekli aylığı bağlanan davacının; kademe ilerlemesi yapılarak albay rütbesine naspı, uzman doktor ve doçent unvanı da eklenerek emekli edilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun, 926 Sayılı Kanunun 36. maddesinin (d) fıkrasındaki şartların oluşmadığından bahisle reddedilmesine ilişkin işlemin iptali ile kademe ilerlemesi verilmesi ve albay rütbesi ile emekliliğe sevk edilmesi istemiyle açtığı davanın ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Ö.E. : Av. A.Ş. : Milli Savunma Bakanlığı O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkil, Tarih ve 6191 Sayılı Yasa ile değişik 926 Sayılı Yasaya eklenen Geçici Madde 32 hükümleri gereğince hakkında işlem yapılmak üzere Bakanlığınıza müracaat etmiş ve gerekli evrakın tesliminden sonra başvurusu kabul edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde Tabip Kıdemli Üsteğmen rütbesinde iken Aralık 1997 tarihinde Yüksek Askeri Şura Kararı ile re sen ilişiği kesilmiştir Sayılı yasa Geçici 32 nci madde kapsamında müracaatının kabulünden hemen sonra hakkında emeklilik işlemleri yapılmış, SGK tarafından emekli yarbay rütbesiyle emekliye ayrıldığı öğrenilmiştir. Müracaatımız, anılan yasanın öngördüğü ve emsallerinin müracaat tarihindeki statüsü üzerinden özlük ve sair haklarının iadesini Emsallerinin statüsünden emekli aylığı ile ödenmesi gereken bilumum ödeneklerin ve sair haklarının verilmesini kapsıyordu. Geçmiş safahatı incelendiğinde; 1995 yılı ekim ayından itibaren GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Radyoloji Servisinde ihtisas eğitimine başladığı, 1997 yılında ilişiğinin kesilmesini takiben radyoloji eğitimine Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında devam ederek 2001 yılı nisan ayında radyoloji uzmanlığını aldığı ve halen de radyoloji mesleğini icra ettiği, 2001 yılından 2006 ağustos tarihine kadar Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinde Öğretim üyeliği yaptığı ve 2006 tarihinde Doçent unvanını aldığı, görülmektedir. SGK tarafından emekli yarbay rütbesiyle emekliye ayrıldığı öğrenilen müvekkilin 1995 yılından günümüze kadar geçen süre ile ilgili radyasyonla iştigal eden kişilere uygulanan yıpranma oranının yanında uzman doktor ve doçent unvanlarının dikkate" alınmadığı anlaşılmaktadır. Keza, uzman ve doçent unvanında olan müvekkilin kendi (1992) devresi de 2010 yılı itibariyle albay rütbesine naspedilmiş olmakla Sayılı Yasa hükümleri de dikkate alınmamıştır. Nitekim Tarih ve 6191 Sayılı Yasa ile değişik 926 Sayılı Yasaya eklenen Geçici 32 nc maddesi;...bu kişilerin ilişiklerinin kesildiği tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süreleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde geçmiş kabul edilir.. (a),... statülerine göre Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesildiği tarihten aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden Milli Savunma Bakanlığına müracaat ettikleri tarihteki katsayı esas alınır..... Bu kişilerden statüsüne göre aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) tamamı emekli olanların kendilerine.. emekli olduğu tarihteki sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden.. Denilmek suretiyle, ilgililerin TSK dan hiç ayrılmamış kabul edileceği ve aynı neşetli emsali subaylarla eşit muamele göreceği hüküm altına alınmıştır. Müvekkilin uzman doktor ve doçent unvanında olan kendi (1992) devresinin 2010 yılı itibariyle ALBAY RÜTBESİNE naspedildiği ve uzman doktor ve doçent unvanının dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Müracaatı kabul edilen müvekkilin SGK tarafından emekli yarbay rütbesiyle emekliye ayrılması, 6191 Sayılı kanun düzenlemesi karşısında hukuka uyarlık taşımamaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) gereği, yargı yolu öncesinde müvekkil hakkındaki hukuka aykırılığın giderilmesi, mevcut durumun düzeltilmesi veya değiştirilmesi talebiyle Davalı Milli 302
303 Savunma Bakanlığı na müracaat edilmiştir. 18 Ocak 2013 tarihli dilekçemiz Davalı İdare tarafından müvekkilin bağlısı bulunduğu Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığına gönderilmiştir. Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı 07 Şubat 2013 tarihli cevabi yazısında özetle;.. İlgi (c) Kanun un (926 Sayılı TSK Personel Kanunu) 36 ncı madde d fıkrası (Değişik: /13 md.) hükmü amir olduğundan ve müvekkilin ilgili kanun maddesinde belirtilen şartları taşımadığından dolayı geriye dönük olarak intibak onayı alınamadığı, bu nedenle bir üst derece/kademeye yükseltilme işlemi yapılmadığı.. ndan bahisle talebimiz reddedilmiştir. Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı yazısı 15 Şubat 2013 tarihinde tebellüğ edilmiştir. Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığının yazısı ve dayanağı 926 Sayılı TSK Personel Kanunu 36 ncı madde d fıkrası dikkatle okunduğunda müvekkilin üst derece/kademeye yükseltme işleminin yapılmasına engel bir hüküm bulunmadığı gibi, bilakis müvekkilin bir üst derece/kademeye yükseltilme işlemini zorunlu kıldığı da açıkça anlaşılacaktır. Kaldı ki, 6191 Sayılı yasa Geçici 32 nci madde kapsamında hakları iade edilen müvekkilin emeklilik işleminde rütbe kıdeminin eşitlenmesine ilişkin talebi de yasa gereğidir ve haklı bir taleptir. Aksine müvekkilin isteminin reddine dair işlem de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. İşbu nedenle huzurdaki davayı açma zarureti doğmuştur. Arz ve izah edilen nedenlerle; Tarih ve 6191 Sayılı Yasa ile değişik 926 Sayılı Yasaya eklenen Geçici Madde 32 hükümleri gereğince Müvekkil hakkında tesis edilmiş olan emeklilik işleminde, 1995 yılından günümüze kadar geçen süre ile ilgili radyasyonla iştigal eden kişilere uygulanan yıpranma oranının yanında uzman doktor ve doçent unvanında olan kendi (1992) devresinin 2010 yılı itibariyle ALBAY rütbesine nasbi ve UZMAN DOKTOR ve DOÇENT unvanının da dikkate alınarak emeklilik işlemindeki hukuka aykırılığın giderilmesi, Talebin reddine dair davalı İdarenin işleminin İPTALİ, Müvekkilin uğradığı mali kayıpların hesap edilerek davalı idareden tahsili, fazlaya ilişkin hak ve taleplerimizin saklı tutulması Bilumum yargılama gideri ve ücreti vekâletin davalı idareye yüklenmesi konusunda karar verilmesini arz ve talep ederiz. demek suretiyle askeri yüksek idare mahkemesinde dava açmıştır. AYİM 3.Daire Başkanlığı: gün ve E:2013/355, K:2013/403 sayılı kararı ile özetle; dava konusu uyuşmazlık davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesildikten sonra 6191 sayılı Kanundan yararlandırılmasına kadar geçen dönemde bitirmiş olduğu üst eğitimleri (tıpta uzmanlık ve öğretim üyeliği) sebebiyle davacının intibakının yapılıp yapılmayacağına ilişkindir. Davacının bu eğitim ve öğretimlerini bitirdiği dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bir personel olmadığı açıktır. Bu nedenle dava konusu işlemin asker kişi ile ilgili askeri hizmete ilişkin idari niteliğinde olmadığı, davaya bakmakla genel idari yargının görevli olduğu anlaşıldığından davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Ankara 16.İdare Mahkemesi: gün ve E:2013/846 sayılı ile özetle; olayda, davacının bitirdiği ihtisas nazara alınarak ve emsalinin albay olduğu belirtilerek emsali albay esas alınmak suretiyle emeklilik işlemlerinin yapılması gerektiğinin ileri sürüldüğü, davaya konu edilen uyuşmazlığın 6191 sayılı Kanunun geçici 32 nci maddesi ve 926 sayılı Kanunun emsal subaya ilişkin rütbe ile ilgili hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem niteliğini taşıdığı dikkate alındığında, 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümünün AYİM ne ait olduğu sonucuna varılmıştır. demek suretiyle 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet Aydan AL ın katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; askeri idari yargı yeri ile genel idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı yasa nın 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, genel idari yargı dosyasının, son görevsizlik kararını veren mahkemece, askeri idari yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Yakup BAL ile AYİM Savcısı Mehmet ALP in davada askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ 303
304 GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesildikten sonra tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Yasa ile değişik 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32. madde uyarınca yaptığı başvurusu kabul edilerek emekli yarbay rütbesiyle emekli edilerek emekli aylığı bağlanan davacının, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesinden sonra 2001 yılında tamamladığı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalında başladığı ihtisas eğitimi ve 2006 yılında aldığı doçent unvanı nedeniyle derece ve kademe ilerlemesi yapılarak albay rütbesinden emekli edilmesi ve 2010 yılı itibariyle Albay rütbesine naspı ve uzman doktor ve doçent unvanı da dikkate alınarak emeklilik işlemindeki iddia olunan hukuka aykırılığın giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine dair işlemin iptali istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır. Anayasa nın 157.maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu nun tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz denilmiştir. Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir sayılı Yasa nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır. Davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden geçmiş kabul edilen hizmeti bakımından, 1602 sayılı Yasa nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği açıktır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince: İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde görülmesi gerekmektedir tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu nun 10. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32. maddede; 12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar. Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir. Başvurunun kabulü hâlinde aşağıdaki hükümler uygulanır: a) Bu kişilerin ilişiklerinin kesildiği tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süreleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde geçmiş kabul edilir. Bu süreler karşılığında 5434 sayılı Kanunun mülga 32 nci maddesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40 ıncı maddesi uyarınca fiili hizmet süresi zammı ve 5434 sayılı Kanunun mülga 36 ncı ve mülga 37 nci maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi hükümleri dikkate alınarak itibari hizmet süresi zammı verilir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesildiği tarih ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki dönem içinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak sigorta primi ödenmemiş veya emekli 304
305 keseneği yatırılmamış olan sürelerine ilişkin kesenek ve kurum karşılıkları ile fiili hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresine ait kurum karşılıkları, statülerine göre Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesildiği tarihten aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden Milli Savunma Bakanlığına müracaat ettikleri tarihteki katsayı esas alınmak suretiyle ilgili Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığınca hesaplanarak Sosyal Güvenlik Kurumuna defaten ödenir. Bu fıkranın (c) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (ç) bendine göre araştırmacı kadrolarına atananlar için bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih ile göreve başlama tarihleri arasındaki süreye ilişkin kesenek ve kurum karşılıkları ile fiili hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresine ait kurum karşılıkları, emeklilik keseneğine esas aylık derece ve kademeleri ile ek gösterge rakamları ilgili Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığınca tespit edilir ve göreve başladığı kamu kurum ve kuruluşları tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna defaten ödenir. b) Bu kişilerden statüsüne göre aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) tamamı emekli olanların kendilerine, bunlardan vefat etmiş olanların hak sahiplerine, statüsüne göre aynı neşetli en son emekli olan emsali subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) emekli olduğu tarihteki sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden, 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmış olan toptan ödeme tutarlarının toptan ödeme aldıkları tarihte bıraktıkları derece, kademe ve ek gösterge tutarları dikkate alınmak suretiyle Milli Savunma Bakanlığına başvuruda bulundukları tarihteki katsayı ve emekli keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar üzerinden ve faizsiz hesaplanarak bulunan tutar, kendileri veya hak sahiplerine ödenecek emekli ikramiyesinden mahsup edilir. Emekli ikramiyesinin ihya tutarını karşılamaması hâlinde eksik kalan tutar kırksekiz eşit taksit hâlinde aylıklarından tahsil edilmek ve mülga 24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi hükmü uygulanmaksızın 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması şartlarını haiz olanlara Milli Savunma Bakanı tarafından verilen karar tarihini takip eden ay başından itibaren, aylık bağlanması şartlarını haiz olmayanlara ise bu şartları haiz oldukları tarihten itibaren emekli veya dul ve yetim aylığı bağlanır. Bunlara Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesildiği tarih ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürelerine karşılık emekli ikramiyesi ödenir. Ancak bunlardan, daha önceden herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan aylık veya gelir alanlara, yüksek olan aylık veya gelir bağlanır. c) Statüsüne göre aynı neşetli emsali subay (general olanlar hariç) veya astsubayın (subay olanlar hariç) tamamı emekli olmayanlardan; 1) İsteyenlere veya vefat etmiş olanların hak sahiplerine, statüsüne göre aynı neşetli emsali subay veya astsubayın sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmış olan toptan ödeme tutarlarının toptan ödeme aldıkları tarihte bıraktıkları derece, kademe ve ek gösterge tutarları dikkate alınmak suretiyle Milli Savunma Bakanlığına başvuruda bulundukları tarihteki katsayı ve emekli keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar üzerinden ve faizsiz hesaplanarak bulunan tutar, kendileri veya hak sahiplerine ödenecek emekli ikramiyesinden mahsup edilir. Emekli ikramiyesinin ihya tutarını karşılamaması hâlinde eksik kalan tutar kırksekiz eşit taksit hâlinde aylıklarından tahsil edilmek ve mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi hükmü uygulanmaksızın 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması şartlarını haiz olanlara Milli Savunma Bakanı tarafından verilen karar tarihini takip eden ay başından itibaren, aylık bağlanması şartlarını haiz olmayanlara ise bu şartları haiz oldukları tarihten itibaren emekli veya dul ve yetim aylığı bağlanır. Bunlara Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesildiği tarih ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürelerine karşılık emekli ikramiyesi ödenir. Ancak bunlardan, daha önceden herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan aylık veya gelir alanlara, yüksek olan aylık veya gelir bağlanır. 2) İsteyenler, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesindeki genel şartları taşımaları kaydıyla, kamu kurum ve kuruluşlarının araştırmacı unvanlı kadrolarına atanmak üzere Milli Savunma Bakanlığı tarafından mali ve sosyal haklarına esas olacak derece, kademe ve rütbeleri belirtilmek suretiyle Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Anılan Başkanlık tarafından kırkbeş gün içinde kamu kurum ve kuruluşlarına bunların atamaları teklif edilir. Söz konusu teklife ilişkin yazının atamayı yapacak kamu kurum ve kuruluşuna intikalinden itibaren otuz gün içinde ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından atama işlemlerinin yapılması zorunludur. Atama emri ilgiliye atamayı yapan kamu kurum ve kuruluşu tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. İlgililerin işe başlama sürelerine ve işe başlamama hâlinde yapılacak işlemlere ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 62 nci ve 63 üncü maddelerinin hükümlerinin uygulanmasından atamayı yapan kamu kurum ve kuruluşu sorumludur. Kamu kurum ve kuruluşları atama ve göreve başlatma işlemlerinin sonucunu en geç onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirir. Bunlara statüsüne göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar (tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç) ödenir. Aylıklar, emsalleri esas alınarak her 305
306 yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda kıdemli albay, astsubaylarda iki kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu fıkranın (b) bendi veya (c) bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde emekliye ayrılabilirler. ç) Statüsüne göre emsalleri emeklilik hakkı kazanamamış olanlardan isteyenler hakkında da üçüncü fıkranın (c) bendinin (2) numaralı alt bendi hükümleri uygulanır. Üçüncü fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamında ihya talebinde bulunanlardan, bu bentlerin hükümlerine göre yapmış olduğu ihya ile birlikte emekli aylığı bağlanmasına yeterli hizmetlerinin olmaması durumunda, ihya tutarları tebliğ tarihinden itibaren kırksekiz eşit taksit hâlinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenir. d) Bu fıkranın (c) ve (ç) bentleri kapsamında olanlardan hâlen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışanlardan isteyenler, bu madde uyarınca ihdas edilen araştırmacı kadrosuna kurumlarınca atanırlar ve bunlara statüsüne göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar (tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç) ödenir. Aylıklar, emsalleri esas alınarak her yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda kıdemli albay, astsubaylarda iki kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu fıkranın (b) bendi veya (c) bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde emekliye ayrılabilirler. Kamu kurum ve kuruluşları bu durumdaki personele ilişkin bilgileri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. e) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, ilgili mevzuatına göre her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreler ile kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreler, bu madde uyarınca yapılacak emekli ikramiyesi ödemesinde esas alınacak sürelerden mahsup edilir. f) Bu madde gereği yapılacak her türlü ödemelerle ilgili zamanaşımı süresi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. g) Bu kişilerin varsa öğrenim giderleri borcu tahsil edilmez. ğ) Bu kişilere, ilişiklerinin kesildiği tarihteki rütbe ve kıdemleri üzerinden emekli kimlik kartı verilir ve bu kişiler emekli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına tanınan sosyal haklardan genel hükümlere göre yararlanırlar. Ayrıca bu kişilere, emsali subay ve astsubaylar gibi silah, silah taşıma ruhsatı ve pasaport verilir. h) Bu kişiler, emsallerinin ödemiş olduğu aidat ve aidatlara isabet eden kâr paylarını güncel tutarlar üzerinden ödemek şartıyla OYAK üyeliğinden doğan haklardan, intibaklarının yapıldığı rütbe ve kıdem üzerinden aynı şartlar altında yararlanır. ı) Bu kişilerin sicil dosyalarında yer alan, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas tüm bilgi ve belgeler, herhangi bir müracaat aranmaksızın hükümsüz sayılarak dosyalarından çıkarılır ve herhangi bir işleme esas alınmazlar. Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Bu madde uyarınca yapılacak atamalarda kullanılmak üzere, genel idare hizmetleri sınıfından 5 inci dereceli ikibin adet araştırmacı kadrosu ihdas edilmiştir. Bu kadroları derece değişikliği yapmak suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis etmeye, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir. Tahsis edilen kadrolar, Bakanlar Kurulu kararında belirtilen kurumlara ait 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerin ilgili bölümüne eklenmiş sayılır. (Ek cümle: 22/8/2011-KHK-651/13 md. ) 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yer almayan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlardan isteyenlerin kurumlarınca atanması durumunda ise kurumun statüsüne uygun olarak atama yapılan sayı kadar araştırmacı unvanlı kadro başka bir işleme gerek kalmaksızın kurumun kadrolarına eklenir. İhdas edilen bu kadrolardan kullanılmayanlar ile herhangi bir nedenle boşalanlar, başka bir işlem yapılmasına gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Buna ilişkin bilgiler ilgili kurumlarca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. hükmüne; Aynı Kanun un III Nasıp düzeltilmesi başlığını taşıyan 36.maddesinde; (Değişik: 7/7/ /7 md.) Kazai ve idari kararlar neticesi nasıp düzeltilmesi aşağıdaki esaslara göre yapılır: ( ) d) (Değişik: 5/4/ /1 md.) Kuvvet Harp Akademileri öğrenimini tamamlayıp kurmaylığı onaylanan subaylara iki yıl, bunlardan Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisinden mezun olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl; Harp Akademileri Komutanlığınca düzenlenen ve iki yarı yıllık programı içeren komutanlık ve karargâh subaylığı öğrenimini bitiren subaylara bir yıl; 306
307 Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personel temin ve yetiştirme planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan bilim dallarında yüksek lisans öğrenimi yapanlardan; yüksek lisans eğitimi bitiriş notu, lisans eğitimi bitiriş notu, sicil notu ortalaması, mükâfatlar ve cezalar ile Türk Silâhlı Kuvvetleri Lisansüstü Öğrenim Yönetmeliğinde belirtilen diğer şartlar esas alınarak yapılacak sıralamada Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı namına ve kendi namına olmak üzere ayrı ayrı olarak bilim dalı karşılığında tahsisi yapılan kontenjanlara giren subaylara bir yıl, bunlardan doktora yapanlara bir yıl, doğrudan doktora yapanlara iki yıl, doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl; Tıpta uzmanlık belgesi alanlara, diş tabipliğinde, veterinerlikte, eczacılıkta uzman belgesi alanlara veya doktora yapanlara iki yıl, bunlardan doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl; kıdem verilir. (Değişik ikinci fıkra: 24/4/ /3 md.) Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf subay olarak katılmadan önce branşları ile ilgili yukarıda belirtilen öğrenimlerini kendi nam ve hesaplarına yapmış veya subay naspedildikten sonra bitirmiş olanlar, lisansüstü öğrenimi tamamladığı için sınıfları değiştirilen subaylar ile lisansüstü öğrenimi tamamladıktan sonra astsubaylıktan subaylığa naspedilenler hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. Bu şekilde kıdem alanların nasıpları düzeltilir. Bu madde hükümlerine göre verilen kıdemlerin toplamı hiçbir şekilde üç yılı aşamaz. Yukarıda yazılı nitelikleri haiz olanlara lisansüstü öğrenim kıdemi verilebilmesi için; 1. Müracaat tarihinde sicil notu ortalamasının, sicil tam notunun % 90'ı ve daha üstünde olması, 2. Lisansüstü öğrenimini kendi nam ve hesabına yapanlar için askerî disiplin, tutum ve davranışları, görevindeki başarısı, meslekî bilgi ve yetenekleri, genel kültürü, ahlakî ve şahsî nitelikleri bakımından kıdem almaya layık bulunduğuna dair "Lisansüstü Öğrenim Kıdemi Nitelik Belgesi"nin müspet olarak düzenlenmiş olması, 3. Özel kanunlara tâbi olanların, yukarıdaki şartlara ilave olarak bu sıfatlarını kazanmada, kendi kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen usûl ve esasları yerine getirmiş olması, 4. Cezaları ertelenmiş, para cezasına çevrilmiş, genel veya özel af kanunları kapsamına girmiş, hükümlülüklerine ilişkin kayıtları adlî sicilden çıkarılmış olsalar bile; aa) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç uydurmak, cinsel saldırı, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak, fuhuş, gayri tabii mukarenet, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar ile kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma suçlarından birisinden mahkûm olmaması, bb) Firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat, isyan suçları ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 148 inci maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması, cc) (Değişik: 31/1/ /45 md.) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, yukarıdaki bentlerde belirtilen suçların dışındaki suçlardan, toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis, oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezası ile mahkûm veya cezalandırılmış olmaması, gerekir. Açığa alınmayı gerektiren ya da yukarıdaki bentlerde sayılan suçlardan gözetim altına alınanlar, tutuklananlar veya kamu davası açılanlar, haklarındaki yargılama neticesine göre işleme tâbi tutulurlar. e) (Ek: 17/4/ /3 md.) Nasıp düzeltilmek suretiyle yapılacak terfiler 33 üncü madde hükmüne tabidir. f) (Ek: 29/9/ /2 md.; Değişik: 9/8/ KHK- 499/5 md.) Bu madde hükümlerine göre nasıpları leh veya aleyhe düzeltilenlerin terfi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı ve kıdemlerinin verilme usul, esas ve şartları Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; subay olarak görev yapan davacının, Yüksek Askeri Şura kararı ile tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği, tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 6191 sayılı Yasa ile değişik 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32. madde uyarınca yaptığı başvurusu kabul edilerek kendisine yarbay rütbesinden emekli aylığı bağlandığı; davacının 02 Mayıs 2001 yılında uzmanlık belgesini, 13 Mart 2006 tarihinde de doçentlik belgesini aldığını belirterek, kademe ilerlemesi yapılarak uzman doktor ve doçent unvanı ile birlikte albay rütbesinden emekli edilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun Kara Kuvvetleri Komutanlığının tarih ve sayılı işlemiyle ve 926 Sayılı Kanunun 36. maddesinin (d) fıkrasındaki şartların oluşmadığından bahisle reddedildiği; davanın ise anılan işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlığa ilişkin mevzuat hükümleri ile somut olay ile birlikte irdelendiğinde, 926 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeden yararlanarak emekli yarbay rütbesiyle emekliliğe hak kazanan davacının, 02 Mayıs 2001 yılında uzmanlık belgesini, 13 Mart 2006 tarihinde de doçentlik belgesini alması nedeniyle 307
308 kendisine bir kademe ilerlemesi verilmesi ve albay rütbesiyle emekliliğe sevk edilmesini talep ettiği; 926 sayılı Kanunun geçici 32. maddesi kapsamında ilgililerin yaptığı başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabileceği hükmüne yer verildiği; her ne kadar davacının ilk talebi kabul edilerek kendisi hakkında işlem tesis edilmiş ise de; davacının, dava konusunu da oluşturan yeni talebinin de, önceki başvurusundan bağımsız olarak düşünülemeyeceği; diğer taraftan, davacının başvurusunun; Kara Kuvvetleri Komutanlığınca; 926 Sayılı Kanunun 36. maddesinin (d) fıkrasındaki şartların oluşmadığı gerekçe gösterilerek reddedildiği; nasıp düzeltilmesi başlığını taşıyan bu madde incelendiğinde; maddede yazılı nitelikleri haiz olanlara lisansüstü öğrenim kıdemi verilebilmesi için, öğrenime ilişkin koşulların yanı sıra, ilgililerin askerî disiplin, tutum ve davranışları, görevindeki başarısı, meslekî bilgi ve yeteneklerinin de olumlu olması gerektiğinin anlaşıldığı; ayrıca davacının isteminin, kendisine verilecek kıdemle birlikte albay rütbesine terfiinin yapılması ve emekli aylığı ile diğer özlük haklarının albay rütbesi esas alınarak verilmesi olduğu, bu istemin reddine dair idari işlemin, salt asker kişileri ilgilendiren ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu çerçevesinde çözümlenmesi gereken bir idari tasarruf olarak nitelendirilmesinin lüzumlu bulunduğu, dolayısıyla, gerek işlem tesis edilirken, gerekse de bu işlemin yargısal denetimi sırasında askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekeceğinden; dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasa nın 157. ve 1602 sayılı Yasanın 20. maddelerinde öngörülen asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete ilişkin bulunma koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünde askeri idari yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3.Dairesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3.Dairesinin gün, E:2013/355, K:2013/403 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 29-ESAS NO : 2015/124 KARAR NO : 2015/141 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : O.G. : Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığı O L A Y : Sakarya İli Ferizli İlçesi Karasu Caddesi Mevkii 5 Pafta 606 nolu parselde, dolgu talebi uygun bulunmadığı halde, hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıkları ile dolgu yapıldığı ve kaldırılması hususunda verilen sürede kaldırılmadığının tespiti ile parsel sahibi davacı adına gün ve 36 sayılı Encümen kararı ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 41/4. maddesine göre 2.000,00 TL para cezası verilmesine, 10 gün içinde atık ve hafriyat toprağının kaldırılmasına, atıkların kaldırılmadığı takdirde ilgili Çevre Kanunlarının uygulanacağının kendisine tebliğ edilmesine şeklinde karar verildiği, ancak verilen süre sonunda yapılan kontrol denetiminde, hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıklarının kaldırılmadığının tespit edildiğinden bahisle, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Encümeninin gün ve 98 sayılı kararı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 41/4. maddesi uyarınca davacıya 5.792,00 TL. idari para cezası verilmiştir. Davacı, gün ve 98 sayılı kararın iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. SAKARYA 1. İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/977,K:2014/891 sayı ile, idari para cezasının 5326 sayılı Kanun un 41. maddesi uyarınca verildiği, bu durumda, dava konusu idari yaptırım kararının, Kabahatler Kanunu nun 41. maddesinde yer alan ve kabahat olarak düzenlenmiş eylem nedeniyle yine Kabahatler Kanunu nda belirlenen usullere göre verilmiş bir ceza olduğu açıklanarak, Kabahatler Kanunu nun 3/1-a ve 27/1 maddeleri uyarınca görevli mahkemenin sulh ceza mahkemesi 308
309 olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. FERİZLİ SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş:2014/73 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine ve dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık 309
310 Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 5326 sayılı Yasa nın 41. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırılık nedeniyle verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 3. maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır denilmiş; Kanunun 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu hükme bağlanmış; Kanunun 27. maddesinin (1) bendinde, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, Sulh Ceza Mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir ve (8). bendinde ise, İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararlarında verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür hükümlerine yer verilmiştir. Aynı Yasa nın, Çevreyi kirletme başlığı altında düzenlenen 41. maddesinde, (1) Evsel atık ve artıkları, bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yirmi Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bireysel atık ve artıkların atılması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Fiilin yemek pişirme ve servis yerlerinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (3) Hayvan kesimine tahsis edilen yerler dışında hayvan kesen veya kesilen hayvan atıklarını sokağa veya kamuya ait sair bir alana bırakan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. (4) İnşaat atık ve artıklarını bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İnşaat faaliyetinin bir tüzel kişi adına yürütülmesi halinde bu tüzel kişi hakkında verilecek idarî para cezasının üst sınırı beşbin Türk Lirasıdır. Bu atık ve artıkların kaldırılmasına ilişkin masraf da ayrıca kişiden tahsil edilir. (5) Kullanılamaz hale gelen veya ihtiyaç fazlası ev eşyasını bunların toplanmasına ilişkin olarak belirlenen günün dışında sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu eşyanın toplanması hususunda belediye tarafından belirli aralıklarla yılda üç günden az olmamak üzere belirlenen günler önceden uygun araçlarla ilân olunur. (6) Kullanılamaz hale gelen motorlu kara veya deniz nakil araçlarını ya da bunların mütemmim cüzlerini sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bunların kaldırılmasına ilişkin masraf da kişiden ayrıca tahsil edilir. (7) Bu kabahatler dolayısıyla idarî para cezasına belediye zabıta görevlileri karar verir. (8) Bu kabahatler dolayısıyla meydana gelen kirliliğin kişi tarafından derhal giderilmesi halinde idarî para cezasına karar verilmeyebilir. (9) Bu madde hükümleri, belediye sınırları içinde uygulanır. (10) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır. hükmü yer almıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. 310
311 İncelenen uyuşmazlıkta, davacıya, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 41. maddesi uyarınca, söz konusu parsel üzerinde bulunan, hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıklarını kaldırmadığının tespit edildiğinden bahisle idari para cezası verilmiş; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren başka bir karar verilmemiştir. Bu durumda, davacıya verilen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu ve Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ferizli Sulh Ceza Hakimliğinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile, ayrıca aynı Hakimlikçe verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ferizli Sulh Ceza Hakimliğinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile, aynı Hakimlikçe verilen gün ve D.İş:2014/73 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 30-ESAS NO : 2015/128 KARAR NO : 2015/145 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : F.D. : Afyonkarahisar Nüfus Müdürlüğü O L A Y : Afyonkarahisar Nüfus Müdürlüğünün Vali Olurlu gün ve 1108/2013/4312 sayılı idari yaptırım kararı ile, gerçeğe aykırı adres beyanında bulunduğundan bahisle, davacı adına 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu nun 68. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca 842 TL idari para cezası verilmiştir. Davacı, kendisine gönderilen ödeme emri nedeniyle, gerçeğe aykırı adres beyanında bulunduğundan bahisle, adına idari para cezası verildiğini öğrendiğini açıklayarak, gerçeğe aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu iddiasıyla idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. AFYONKARAHİSAR İDARE MAHKEMESİ; gün ve E: 2014/751, K:2014/814 sayı ile, 5490 sayılı Kanunda, idari para cezasına karşı kanun yolu belirtilmediğinden Kabahatler Kanunu na göre itirazın adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı, bu kez aynı istemle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. AFYONKARAHİSAR SULH CEZA HAKİMLİĞİ; gün ve D.İş No:2014/900 sayı ile, davanın ödeme emrine karşı açıldığını belirterek, Kabahatler Kanunu na göre davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı ile dosyanın görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 311
312 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Olay kısmında belirtildiği üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir sayılı Yasanın 19. maddesindeki Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir. Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır. Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sulh Ceza Mahkemesince re sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu nun 68. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu nun 50. maddesinde, Bildirim yükümlülüğü, 51. Maddesinde, Bildirim süresi ve güncelliği hususlarına yer verilmiş; İdari Para Cezaları başlıklı 68. maddesinde ise, 1) Bu Kanuna göre; a) Nüfus olaylarını bildirmekle görevli olup, bu görevlerini bu Kanunda belirtilen süreler içinde yerine getirmeyen kamu görevlilerine, fiil başka bir suç oluştursa bile, nüfus memurunun teklifi üzerine o yerin ilçe nüfus müdürünün kararı ile 25 YTL idarî para cezası verilir. 312
313 b) Nüfus olaylarını bildirme yükümlülüğü olup bu yükümlülüğünü bu Kanunda belirtilen süre içinde yerine getirmeyenlere, nüfus ve aile cüzdanlarını kaybedenlere ve nüfus cüzdanının geçerlilik süresinin son bulmasından itibaren altmış gün içinde bu cüzdanlarını değiştirmeyen kişilere veya bu durumdaki çocukların veli veya vasilerine, yurt içinde ilçe nüfus müdürlüklerince, yurtdışında ise dış temsilcilik veya dış temsilciliklerde görevli memurlarca 50 YTL idarî para cezası verilir. c) Mülkî idare amirince bu Kanunun 50 nci maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen kişilere 250 YTL, gerçeğe aykırı beyanda bulunanlara 500 YTL idarî para cezası verilir. (2) Yurt dışında verilen idarî para cezaları, işlem sırasında mahallî para karşılığı verildiği ülkede konsolosluk hasılatının tahsil edildiği para birimi üzerinden tahsil edilir. (3) Bu Kanuna göre; a) Her türlü doğal afet, gasp, hırsızlık, yangın ve terör nedeniyle nüfus ve aile cüzdanlarının kaybedilmesi, nüfus olaylarının bildirim yükümlülüğünün yerine getirilememesi hallerinde, b) Yetkili kurumların kimsesiz çocuklarla ilgili nüfus cüzdanı talepleri ve doğum bildirimlerinde, c) Bu Kanunun 18 inci maddesinde belirtilen büyük ana, büyük baba veya kardeşlere ya da çocukları yanlarında bulunduranlar ile muhtarlara, d) Bu Kanunun 31 inci maddesinde belirtilen Cumhuriyet savcılıklarına, bu maddede belirtilen idarî para cezaları uygulanmaz. denilmiştir. Olayda, davanın idari para cezasının iptali istemiyle açıldığı anlaşılmış olup; 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda da idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Öte yandan; Kabahatler Kanunun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesi ile değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu'nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu'nun 5560 sayılı Kanun'la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Afyonkarahisar Sulh Ceza Hakimliğinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile, ayrıca aynı Hakimlikçe verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Afyonkarahisar Sulh Ceza Hakimliğinin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile, aynı Hakimlikçe verilen gün ve D.İş No:2014/900 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. 313
314 * * * Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 31-ESAS NO : 2015/130 KARAR NO : 2015/147 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : Davalı Belediyenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasında kullanılan elektrik tüketimine ilişkin faturaların ödenmediğinden bahisle, ödenmeyen fatura bedellerinin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı : Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. Vekilleri : Av. B.A., Av. M.A.K. Av. N.K., Av. F.D. Davalı : Bayındır Belediye Başkanlığı Vekili : Av. A.A. O L A Y : Davacı vekili, müvekkili Şirketin davalı Belediyenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılması hizmetini, 1 Nisan 2003 tarihine kadar, 09 Kasım 1995 tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği, bu tarihten sonra ise EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre yürüttüğünü; Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği nin, Abone Grupları ve Tarifeler ana başlıklı, Abone Grupları başlıklı 5.maddesi "G" bendinin, Aydınlatma başlığı altında, a-ibadethane aydınlatması, b-genel aydınlatma, c-karayolları aydınlatması bölümlerine ayrılmış olduğunu; Yönetmeliğin 5/G-b maddesinde Genel Aydınlatma "İI, ilçe, belde ve köylerdeki, cadde, sokak, ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerlerin aydınlatılmasıdır. Bu aydınlatmalarla ilgili elektrik enerjisine Ücretsiz ve Tarife Altı Yönetmeliği hükümleri uygulanır. Genel aydınlatma projesi dışında yapılmış olan özel ve dekoratif amaçlı aydınlatmalar bu kapsama girmez."hükmünü taşıdığını, bahse konu Yönetmelik hükmü gereğince Davalı ve aynı statüdeki diğer abonelere reel ölçüm yapılmaksızın, satın alınan enerjinin %3'ü karşılığının alınmış ve her yıl düzenlenen bilançolara yansıtılmış olduğunu; Uygulama bu şekliyle devam ederken tarihinde yürürlüğe giren 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun un 1.maddesi ile, " kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerine işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma ücretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz.'' hükmünün vazedildiğini; bu düzenlemeden sonra ise Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 13. maddesi uyarınca alınan 112 sayı ve tarihli Enerji Piyasası Düzenleme Kurul kararıyla, Genel Aydınlatma tarife grupları içine alınarak ücretlendirmeye tabi tutulduğunu, böylelikle Davalıya ücretsiz ve tarife altı hükümlerin uygulanmasına son verildiğini; Daha sonra ise tarih sayılı Resmi Gazetede Bakanlar Kurulunca alınan "Elektrik Abonesi Bazı Kişi ve Kuruluşların tarihli 4736 sayılı Kanunun 1.maddesinin 1.fıkrası hükmünden Muaf Tutulması ve Uygulama Esaslarının Düzenlenmesine İlişkin Ekli Karar'ın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ın yayımlandığını, söz konusu kararın İndirimli tarifeden yararlanacak kişi ve kurumlar başlıklı 2. maddesinin f bendinde ibadethaneler ve genel aydınlatma yerlerinin (il, ilçe, belde ve köylerdeki cadde ve sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerler) indirimli tarifeden faydalanacak birimler olarak karar altına alınmış bulunduğu; aynı Kararın 3. maddesinin f bendinde ise "2002 yılı içerisinde bu kararın 2. maddesinin (f) bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderleri belediye sınırları içerisinde ilgili belediye, belediye sınırları dışında ilgili il özel idare bütçesinden, ibadethanelerin elektrik enerjisi ise Diyanet İşleri Başkanlığının takip eden yıl bütçesine konacak ödenekten karşılanır."hükmünün yer aldığını, bu Bakanlar Kurulu Kararının idari davaya konu edildiğini, konu hakkında Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca karar verildiğini; bunun üzerine Müvekkilinin, Davalı Belediyenin sorumluluk sahasında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasını gerçekleştirdiği tesislere ölçü sistemi kurduğunu ve bu ölçü sisteminden geçen enerjiyi Davalı Belediyeye anılan mevzuat hükümleri gereği fatura ettiğini; davalıya tebliğ edilen 199 adet fatura karşılığı olan tarihi itibari ile gecikme cezası ve KDV dahil toplam ,20 YTL'ye tekabül eden (asıl alacak ,88 YTL) 314
315 bedeli ödemekten davalı idarenin kaçındığını, Davalının faturaları, abone sözleşmesinin olmaması ve genel aydınlatma işleminin kamuya yönelik olması gerekçesiyle iade ettiğini, Müvekkilinin yaptığı işlemin Bakanlar Kurulu kararına ve diğer mevzuata dayandığını, müvekkilinin davalıyı sözleşme yapmaya davet etmesine rağmen davalının yanaşmadığını ifade ederek; davalarının kabulü ile, ,20-YTL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı %29 oranındaki reeskont faizi ve faizin KDV.si ile birlikte davalı Belediyeden tahsili istemiyle tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. BAYINDIR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2007/211, K:2008/34 sayı ile, dava dilekçesinin geniş bir özetini yaptıktan sonra; davaya konu elektrik borcunun, sokak aydınlatmaları nedeniyle harcanan elektrik bedelinden kaynaklandığı; bu konudaki düzenlemenin, 4736 sayılı kanuna dayanılarak çıkarılan 4100 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı olduğu; davalı tarafın sorumluluğunun kaynağının anılan Bakanlar Kurulu kararı olduğunun anlaşılması karşısında, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi hükmünce idari yargının görev alanına girdiği ve iş bu davanın idari yargı yerinde açılması gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; temyiz istemi Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin gün ve E:2008/10150, K:2008/11507 sayılı karırıyla reddedilerek karar onanmış; karar düzeltme istemi de aynı Dairenin, gün ve E:2009/4596, K:2009/6599 sayılı kararıyla reddedilmiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle, tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. İzmir 4. İdare Mahkemesi; tarih ve E:2009/1020, K:2010/634 sayı ile, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Danıştay 10.Dairesi; gün ve E:2010/10027, K:2014/965 sayı ile, Uyuşmazlıkta, Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesi'nin idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verdiği tarih ve E:2007/211 K:2008/34 sayılı görevsizlik kararı üzerine İzmir 4. İdare Mahkemesinde açılan bu davada da mahkemece, uyuşmazlığı çözmekle Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığından, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi uyarınca görevli mahkemenin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekirken, davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olduğu; bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi kararının 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanuna aykırı bulunduğu gerekçesiyle; temyiz isteminin kabulü ile İzmir 4. İdare Mahkemesi'nin tarih ve E:2009/1020 K:2010/634 sayılı kararının bozulmasına, görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere dosyanın anılan mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. İZMİR 4.İDARE MAHKEMESİ; gün ve E:2014/1052 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun 2. maddesinin iptal davalarını idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlamış, sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların da ancak sözleşmenin kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari bir sözleşme olması durumunda iptal davasına konu olabileceğini düzenlemiş olduğu; dava dosyasının incelenmesinden, davalı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından genel aydınlatma hizmeti nedeniyle Bayındır Belediyesi adına muhtelif son ödeme tarihli, toplam 199 adet fatura düzenlenerek tebliğ edildiği, faturaların iade edilmesi üzerine de, fatura içeriği ,88.-TL tutarın, gecikme cezası ve gecikme cezasının KDV'si ile birlikte toplam ,20.-TL alacak tutarının tahsili amacıyla bakılan davanın açıldığı, Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda 27/02/2008 gün ve E:2007/211, K2008/34 sayılı karar ile uyuşmazlığın görümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacı şirketin davalı idarenin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılması hizmetini yürütmesi karşılığı olan ,20.-TL tutarındaki alacağının tahsili amacıyla açmış olduğu dava; davalı idarenin idari bir işleminin iptalini konu alan idari bir dava niteliğinde olmayıp özel hukuk hükümlerine göre çözümlenmesi gereken bir alacak davası olduğundan, davanın görüm ve çözümü adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyiş Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/211 esas sayılı dosyası Mahkemesinden temin edilerek görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyla dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. 315
316 II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı Bayındır Belediyesinin hizmet alanında bulunan cadde ve sokakların aydınlatılmasında kullanılan elektrik tüketimine ilişkin faturaların ödenmediğinden bahisle, ödenmeyen fatura bedellerinin faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2.maddesinde 1. (Değişik: 10/6/ /1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/ /5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/ /6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. 3. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır denilmiştir. İdari dava türlerinden biri olan tam yargı davası, idari nitelikteki işlem ve eylemlerden kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan ve idarenin Kamu Hukuku kurallarına ilişkin sorumluğunu gündeme getirerek, doğan zararın tazminine veya hakkın geri verilmesine mahkûm edilmesi isteklerini konu edinen davalardır. Dosyanın incelenmesinden; belediye ve mücavir alan sınırları içindeki cadde, sokak ve kamuya ait ücretsiz girilen halka açık yerlerin aydınlatılması hizmetinin, tarih, 4736 Sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun un yürürlüğe girdiği tarihe kadar Davacı Kuruluş tarafından ölçüm yapılmaksızın karşılandığı, 4736 Sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca bu uygulamaya son verildiği, anılan Yasa ve 233 sayılı KHK nin 35.maddesine dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu'nun tarihli 4100 Sayılı Kararının 2.maddesinin (f) bendi ile il, ilçe, belde ve köylerdeki genel aydınlatma yerlerinin indirimli tarifeden yararlanacak birimler kapsamına alındığı, aynı Kararın 3. maddesinin (f) bendinde, 2002 yılı içerisinde bu kararın 2. maddesinin f bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderlerinin belediye sınırları içerisinde ilgili belediye bütçesinden karşılanacağının belirtildiği; (Bakanlar Kurulu Kararının, belediyelere ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davanın Danıştay10.Dairesinin -8.Daire ile yapılan müşterek Kurulunun gün ve E:2002/4286, K:2005/3965 sayılı kararıyla reddedildiği, kararın İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından onandığı, karar düzeltme isteminin reddedildiği ve kesinleştiği), bunun üzerine Davacı Kurumun, 2007/3, 6, 7 dönemlere ilişkin cadde-sokak aydınlatmaları nedeniyle harcanan elektrik bedeli olarak düzenlediği 199 adet faturayı davalı Belediye Başkanlığına gönderdiği, Belediye Başkanlığının bu faturaları ödemeyip iade etmesi üzerine, Davacı Şirketçe faturalar konusu bedelin davalı Belediyeden tahsiline karar verilmesi istemiyle bu davanın açıldığı; buna karşılık Davalı İdare tarafından, Belediyelere genel aydınlatma görevinin ancak yasalarla verilebileceği, yasa dışında başka kurumlarca görevlendirme yapılamayacağı, sokak aydınlatmasında direkler, direklerdeki elektrik tesisatının, belediyelerine ait olmayıp, Gediz A.Ş.'ne ait olduğu, bakım, onarım ve kurulup kaldırılmasının ilgili şirketin görev ve sorumluluğunda bulunduğu, yasal dayanağı olmadan abonelikten doğan hiç bir özel hukuk ilişkisi yokken aydınlatma bedelinin talep edilmesinin hukuken kabul edilemeyeceği belirtilerek davanın reddi gerektiğinin savunulduğu anlaşılmıştır. Davacı Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. ile Davalı Belediye arasında genel aydınlatmaya ilişkin abonman sözleşmesinin bulunmadığı, bedelin tahsili yolunda tesis edilen işlemin abonman sözleşmesine göre değil, 4736 sayılı Yasaya dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 2002/4100 sayılı karar dayanak alınarak tesis edildiği anlaşılmış ise de açılan davanın işlemin iptali değil alacak davası niteliğinde olduğu açıktır. 316
317 Öte yandan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasanın 1. maddesinde, bu Yasa kapsamında tahsil edilecek alacaklar sayılmak suretiyle belirlendiğinden, bu koşulları taşımayan alacakların takip ve tahsilinde, bu Yasa hükümlerinin uygulanması olanaklı değildir. Bu durumda, dava konusu edilen alacağın idari bir dava niteliğinde olmadığı, özel hukuk hükümlerine göre çözümlenmesi gereken bir alacak davası niteliğinde olduğundan davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, İzmir 4.İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesi nin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Bayındır Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2007/211, K:2008/34 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 32-ESAS NO : 2015/131 KARAR NO : 2015/148 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Davalı : S.K. : Fethiye İlçesi Bölge Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliği O L A Y : Fethiye İlçesi Bölge Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğince yapılan denetim sırasında, alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmediği ve sürücü belgesini yanında bulundurmadığından bahisle, davacı adına gün ve GK serisıra sayılı Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı düzenlenerek, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca toplam olarak 2.250,00 TL idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı, idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. FETHİYE 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/270 sayı ile; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/9. maddesini ihlal ettiği nedeniyle davacı hakkında sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiğinden, 5326 sayılı Yasanın 27/8. maddesine göre idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle yapılan başvuru konusunda karar verme görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Bu kez davacı, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. MUĞLA 2. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/846 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 317
318 Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/9 ve 44/1-b. maddeleri uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun Adres değişikliklerinin bildirilmesi ve sürücü belgelerinin taşınması zorunluluğu başlığı altında düzenlenen 44. maddesinde, Sürücü belgesi sahipleri: a) İkamet adresi değişikliklerini belgeyi veren kuruluşa otuz gün içinde bildirmek, b) Araç kullanırken sürücü belgelerini yanlarını bulundurmak ve yetkililerin her isteyişinde göstermek, Zorundadırlar denilmiş; Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı başlığı altında düzenlenen 48. maddesi, tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenerek maddeye; Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır denilmek suretiyle dokuzuncu fıkra; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle de onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta: Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer 318
319 kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştirilemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. 319
320 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Fethiye 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Fethiye 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/270 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 33-ESAS NO : 2015/132 KARAR NO : 2015/149 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk 320
321 K A R A R Davacılar : 1- M.C.kendi adına asaleten, 2- Ş.A.C. a vesayeten M.C., 3- M.C. a velayeten M.C. 4- Y.C.kendi adına asaleten, 5- M.C. a velayeten Y.C., 6- Y.C. Vekili : Av. A.K. Davalı : Nevşehir İl Özel İdaresi Vekilleri : Av. O.Ç. (Adli Yargıda) Av. M.Y. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı Nevşehir İl Özel İdaresi tarafından tarihinde Karasenir Kasabası Bahçelievler Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde yol yapım çalışması esnasında, müvekkillerinin çocuğu M.C. ın yola çıkması üzerine yol yapım çalışmasında kullanılan silindirin altında kalması sonucu vefat ettiğini, söz konusu kazada yol üzerinde herhangi bir işaret, işaretçi, ikaz levhası ile emniyet şeridinin bulunmaması nedeniyle davalı idarenin kusurlu bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacı M.C.için 4.000,00 TL maddi, ,00 TL manevi, Y.C.için 4.000,00 TL maddi, ,00 TL manevi, M.C.için 2.000,00 TL maddi, ,00 TL manevi, Y.C.için 5.000,00 TL manevi ve Ş.A.C. için 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam ,00 TL maddi, ,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır. Kozaklı Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2013/8, K:2014/80 sayı ile özetle; davalı idare ile dava dışı Karasenir Belediyesi arasında Belediye ye ait asfalt yama işlemlerinin yapılması için 21/04/2010 tarihinde düzenlenen protokol gereğince 26/04/2010 tarihinde Kozaklı İlçesi Karasenir Kasabası Bahçelievler Mahallesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde yol yapım çalışması esnasında davacılar M. ve Y.'in çocuğu, davacı M.'in kardeşi ve davacılar Ş.A. ile Y.'ın torunu olan M.C.'ın yol yapım çalışmalarında kullanılan silindirin arkasına asılması nedeniyle silindirin altında kalarak vefat ettiği,bu olay üzerine Kozaklı Cumhuriyet Başsavcılığınca 2012/6 hazırlık ile soruşturma başlatıldığı, Kozaklı Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 2011/2 Esas 2012/130 karar sayılı ilamı ile kusurlu olarak tespit edilen davalı idare bünyesinde köy yolları ulaşım hizmetleri müdür vekili, yol yapım çalışmasında bulunan ekip başları ile silindir şoförünün taksirle; ölüme sebebiyet verme suçunu işledikleri gerekçesiyle mahkumiyetine karar verildiği,bu nedenle davacıların maddi ve manevi tazminat talebinde bulundukları,davalı idare vekilinin öncelikle davanın idari yargı görev alanı içinde olması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini savundukları görülmektedir Sayılı HMK 'nun 3. Maddesi ile "Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar" şeklindeki hüküm Anayasa Mahkemesi'nin 16/02/2012 tarih ve 2011/35 Esas-2012/23 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Mevcut olayda ölen M.C.'ın davalı idare tarafından yapılan yol yapım çalışmasında kullanılan silindirin çalıştığı esnada arkasına asılması nedeniyle öldüğü anlaşıldığından ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı gereğince mahkememizin görevli olmadığı, davanın idari yargı alanı içerisinde olduğu anlaşıldığından, mahkememizin görevsizliğine şeklinde karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Kayseri 2.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/889 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 321
322 Dava, davalı Nevşehir İl Özel İdaresi tarafından tarihinde Karasenir Kasabası Bahçelievler Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde yol yapım çalışması esnasında, müvekkillerinin çocuğu M.C. ın yola çıkması üzerine yol yapım çalışmasında kullanılan silindirin altında kalması sonucu vefat ettiğini, söz konusu kazada yol üzerinde herhangi bir işaret, işaretçi, ikaz levhası ile emniyet şeridinin bulunmaması nedeniyle davalı idarenin kusurlu bulunduğunu belirterek, toplam ,00 TL maddi, ,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. 322
323 Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Kayseri 2.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Kozaklı Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 2.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Kozaklı Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2013/8, K:2014/80 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı İl Özel İdaresinin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir sayılı İl Özel İdaresinin Kanununun İl Özel İdarelerinin görev ve sorumluluklarına ilişkin 6/B maddesinde "imar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım vs. ilişkin hizmetleri Belediye sınırları dışında yapmakla" görev ve yetkili olduğu öngörülmüştür. TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda İl Özel İdaresinin yetki ve sorumluluk sınırları içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir. Nitekim yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi 323
324 "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 34-ESAS NO : 2015/133 KARAR NO : 2015/150 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk K A R A R Davacılar : 1- K.Y. 2- Z.Y. Vekili : Av. F.S. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.K. (Adli Yargıda) 324
325 O L A Y : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılardan K.Y. ın sevk ve idaresindeki plaka sayılı aracın tarihinde İzmir-Çeşme otoyolunda Çeşme yönüne doğru seyir halinde iken domuz sürüsüne çarpması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazasının meydana geldiğini, söz konusu kazada tel örgülerin yetersizliği ve gerekli tamirlerin yapılmaması ile, yolda bu ve buna benzer hayvanların çıkabileceğine dair herhangi bir uyarı levhalarının da bulunmaması sebebiyle davalı idarenin sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacılardan aracın maliki Z.Y. için 1.000,00 TL maddi, diğer davacı aynı zamanda araç sürücüsü K.Y. için ise 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 6.000,00 TL tazminat bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Urla Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/108, K:2014/530 sayı ile özetle; dava davalı idarenin gerekli güvenlik önlemleri almadığından bahisle, davacının maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Yargı yolu kavramı, herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade etmektedir. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, dava şartlarından olup mahkemece resen dikkate alınmalıdır. Açılan davaya emsal olabilecek Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin tarih, 2014/2123 E, 2014/2666 K. sayılı ilamında " Bir kamu hizmeti görmekle yükümlü davalı idareye 2918 sayılı KTK'nun 7/a maddesinde, karayollarında mal ve can güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırma görevleri verilmiş bulunmaktadır. Bu görevin 2918 sayılı yasada verilmiş olması bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idaresinin özel hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmaz. Hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması gereklidir." denilmiştir. Açılan dava Karayolları Genel müdürlüğünün gerekli önlemleri almaması nedeni ile domuza çarpmaktan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup, idare aleyhine tam yargı davasının idari yargıda açılması gerekmektedir. şeklindeki gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. İzmir 1.İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/2013 sayı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacılardan K.Y. ın sevk ve idaresindeki 35. plaka sayılı aracın tarihinde İzmir-Çeşme otoyolunda Çeşme yönüne doğru seyir halinde iken domuz sürüsüne çarpması sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazasının meydana geldiğini, söz konusu kazada tel örgülerin yetersizliği ve gerekli tamirlerin yapılmaması ile, yolda bu ve buna benzer hayvanların çıkabileceğine dair herhangi bir uyarı levhalarının da bulunmaması sebebiyle davalı idarenin sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacılardan aracın maliki Z.Y. için 1.000,00 TL maddi, diğer davacı aynı zamanda araç sürücüsü K.Y. için ise 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 6.000,00 TL tazminat bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, 325
326 işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, İzmir 1.İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Urla Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1.İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Urla Asliye Hukuk Mahkemesinin gün, 326
327 E:2014/108, K:2014/530 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir) Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl 327
328 yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla İçtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYTJK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 35-ESAS NO : 2015/137 KARAR NO : 2015/154 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan itirazın, aynı Kanun un 112. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : Z.D. : Av. S.M. : Seyitgazi Jandarma Trafik Tim Komutanlığı (Eskişehir) O L A Y : Seyitgazi Jandarma Trafik Tim Komutanlığınca, alkollü araç kullandığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına gün ve FD seri-sıra sayılı trafik suç tutanağı düzenlenerek, davacıya 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48/5. maddesi uyarınca 2000 TL. idari para cezası verilmiş, aynı birim tarafından sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, idari para cezasının iptali ile sürücü belgesinin iadesi istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur. ESKİŞEHİR 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; gün ve D.İş:2013/708 sayı ile; idari para 328
329 cezası yanında davacının ehliyetinin geri alınması kararı da verildiği ve dava konusu edildiği açıklanarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun 27/8. maddesine göre idari para cezası yanında idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması nedeniyle davanın çözümünün idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine karar vermiş, yapılan itiraz Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi nce kesin olarak reddedilmiştir. Dava dosyası, davacı vekilinin talebi üzerine, Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve 2013/708 D.İş sayılı yazısı ile Eskişehir Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Eskişehir 1. İdare Mahkemesi nce, idare mahkemesine hitaben yazılmış dilekçeyle açılmış bir dava bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi üzerine, davacı vekili bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. ESKİŞEHİR 1. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/449 sayı ile; 2918 sayılı Kanun un 112. maddesinde yapılan yeni düzenleme uyarınca ve Uyuşmazlık Mahkemesinin konu ile ilgili kararları emsal alınarak davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2918 sayılı Yasa nın 48/5. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi istemiyle açılmıştır tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 48. maddesinin beşinci fıkrasında(değişik: 8/1/ /3 md), Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir denilmekte iken, maddenin beşinci fıkrası, Yapılan tespit sonucunda 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında,fiili bir suç oluştursa bile,700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır.hususi 329
330 otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye,son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde;ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle,üç veya üçten fazlasında ise,1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması halinde belirtilen süreler,geçici alma süresinin bitiminde başlar şeklinde tarihli 6487 sayılı Kanun un 19.maddesiyle yeniden düzenlenmiş, maddeye aynı Kanunla; Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır denilmek suretiyle onikinci fıkra eklenmiştir. Anılan Kanun un, Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi başlığı altında düzenlenen 6. maddesinde ise, Trafik zabıtası ve genel zabıtanın görev ve yetki sınırı; a)trafik zabıtası: Trafik zabıtası görevi sırasında karşılaştığı acil ve zorunlu hallerde genel zabıta görevi yapmakla da yetkilidir. Mülki idare amirlerince, emniyet ve asayiş bakımından zorunlu görülen haller dışında, trafik zabıtasına genel zabıta görevi verilemez, araç, gereç ve özel teçhizatı trafik hizmetleri dışında kullanılamaz. b)genel Zabıta Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir denilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ile, bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, sözü edilen Kanun un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir. Daha sonra, tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren günlü, 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır. denilmiştir. Aynı Kanunun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği kurala bağlanmış, bu maddenin gerekçesinde de bu hükümle, Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı bağlantı sorununa çözüm getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu nun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır sayılı Kanun un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması başlıklı Dokuzuncu Kısım a dahil Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri başlığı altında düzenlenen 330
331 112. maddesinin ilk paragrafında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin uygulamalar, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuş iken; tarihli 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle yapılan değişiklik ile, maddenin başlığı, Sürücü belgelerinin geri alınmasında ve iptalinde yetki ; şeklinde, madde ise, Bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevlilerin ve trafik tescil kuruluşlarının yetkilendirildiği haller hariç olmak üzere, sürücü belgelerinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemeleri karar verir. Bu Kanunun 51 inci maddesinin ihlali ve 118 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı 100 ceza puanını doldurmak eylemi nedeniyle sürücü belgelerinin geri alınmasına yine bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler yetkilidir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması veya iptaline dair verilen kesinleşmiş mahkeme kararı örnekleri, sürücülerin sicillerine işlenmek üzere mahkemelerce ilgili trafik birimlerine gönderilir. Bu Kanuna göre görülen davalar, diğer kanunlara göre görülen davalarla birleştiri-lemez.. denilerek yeniden düzenlenmiştir sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde ise, (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, b) İşyerinin kapatılması, c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması, d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması, gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilmiştir. Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin karar, 2918 sayılı Kanun un tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 112. maddesi ve 5326 sayılı Kanun uyarınca incelendiğinde, 2918 sayılı Kanun un, bu Kanun daki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkilerinin düzenlendiği 112. maddesi uyarınca, sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaların sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği ve 5326 sayılı Kanun un 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı dikkate alındığında; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nce, idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak sürücü belgesi geri alma tutanağı da düzenlendiği ve idari yargı yerinde dava konusu edildiği anlaşılmış ise de; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun Saklı tutulan hükümler başlığını taşıyan 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için,.. ehliyetin geri alınması,.gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır denilerek, ilgili kanununda, bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulan, başka bir deyişle, belirtilen istisnalar içinde sayılan yaptırımlardan biri olan ehliyetin geri alınması na ilişkin hükmün, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile yukarıda belirtilen şekilde yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gözetildiğinde, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümünde, sürücü belgesi geri alma tutanağının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın bir öneminin bulunmadığı, davanın adli yargı yerinde görüleceği açıktır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. 331
332 Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağının 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, tarih ve 6495 sayılı Kanun un 20.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nun 112. maddesinde yapılan değişiklik ile maddenin yeniden düzenlendiği ve bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 5560 sayılı Kanun la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Eskişehir 1. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2013/708 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 36-ESAS NO : 2015/138 KARAR NO : 2015/155 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : Davalı idarenin sorumluluk sahasında kalan yolda meydana gelen kaza nedeniyle oluştuğu öne sürülen maddi ve manevi zarar nedeniyle tazminata hükmedilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : K.Ç. : Av. S.B. : Karayolları Genel Müdürlüğü : Av. D.G.Ç. O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkili K.Ç. nın 06.. plaka sayılı araç içerisinde yolcu iken plaka sayılı araç sürücüsünün ve davalının kusuru nedeniyle kaza geçirdiğini, müvekkilinin ağır bir şekilde yaralandığını, kazadan sonra 35 plaka sayılı aracın kusuru nedeniyle HDI Sigorta A.Ş. aleyhine Van 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/683 esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını, bu dosyada alınan kusur bilirkişi raporuna göre kazanın meydana gelmesinde yol yapımından sorumlu Karayolları Genel Müdürlüğünün işaretleme yapmamasından dolayı KTK 52/1-a maddesine göre % 25 oranında kusurlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ,00 TL maddi, ,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. VAN 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E: 2013/476, K: 2013/468 sayı ile, İdari Yargılama Usulü Yasasının 2/1-b maddesine istinaden dava tam yargı davasının konusunu oluşturduğundan idari yargının görevine girdiği, bu nedenle mahkemelerinin görevsizliğine, davacının idari yargı yerinde dava açmakta muhtariyetine karar vermek gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve E: 2014/4494, K: 2014/4317 sayı ile, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddine ve anılan Mahkeme kararının onanmasına karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istem ile idari yargı yerinde dava açmıştır. VAN 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/937 sayı ile, 2918 Sayılı Kanunda 332
333 yapılan değişikle, 2918 Sayılı Kanunda kamu kurum ve kuruluşlarına verilen görevlerin ya da yüklenen sorumlulukların ilgili idare tarafından gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle meydana gelen trafik kazası neticesi ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle açılacak davaların adli yargı mercilerinde çözüme kavuşturulacağının öngörüldüğü dolayısıyla, 2918 Sayılı Kanun uyarınca idareye karşı hizmet kusuru bulunduğundan bahisle açılacak tazminat davalarının adli yargının görev alanına girdiği, olayda, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununda idarelere yüklenen görevlerin sayıldığı, tazminat davasına konu uyuşmazlığın 2918 Sayılı Kanun ile davalı idareye yüklenen görevlerin gereği gibi yerine getirilmediği iddiasından başka bir ifadeyle 2918 Sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklandığının görüldüğü bu durumda, davalı idarenin gerekli tedbirleri almadığı iddiasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesi hükmü uyarınca adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Abdullah ERGİN, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı idarenin sorumluluk sahasında kalan yolda meydana gelen kaza nedeniyle oluştuğu öne sürülen maddi ve manevi zarar nedeniyle tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacının plakalı araç içerisinde yolda seyir halindeyken 35.. plakalı araç şoförünün ve davalının kusuru nedeniyle meydana geldiği ileri sürülen kaza nedeniyle uğranılan ,00 TL maddi ve ,00 TL manevi tazminatın ödenmesi talebiyle bakılan bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, 333
334 trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen manevi zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Van 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Van 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E: 2013/476, K: 2013/468 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 37-ESAS NO : 2015/140 KARAR NO : 2015/157 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * ÖZET : 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle, aynı Kanun un 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı : C.K. : Av. B.Ö. : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu O L A Y : Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun gün ve 7923 sayılı kararı ile, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince günü yapılan denetimler sırasında, işletmeciliğini 334
335 davacının yaptığı Ofis Büfe unvanlı işyerinde saat 22:55 sıralarında alkollü içki satıldığının tespit edildiğinden bahisle, davacı adına 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi uyarınca ,00 TL. idari para cezası verilmiş, aynı Kurumun gün ve 9916 sayılı yazısı ile davacıya bildirilmiştir. Davacı vekili, idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur. BALIKESİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ: gün ve D.İş:2014/379 sayı ile, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin onuncu fıkrası uyarınca itirazın idari yargı yerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. Balıkesir İdare Mahkemesi, davanın görüm ve çözümünde dava konusu idari işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesi nin yetkili olduğu gerekçesiyle davanın yetki yönünden reddine karar vermiş, dava dosyası Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi ne gönderilmiştir. ANKARA 13. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/1679 sayı ile, dava konusu para cezasına dayanak olan 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nda, bu Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli yargı yeri belirtilmediğinden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun ilgili hükümleri uyarınca davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nun günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ceza uyuşmazlıkları ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının hukuk uyuşmazlığı sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ceza davası olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği... açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının, Mahkemece ekinde adli yargı dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle 7. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun un 8.maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi uyarınca verilen ,00 TL. idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır sayılı Kanun un 6. maddesinde, (Mülga: 11/1/ /5 md.;yeniden düzenleme: 24/5/ /2 md.) Alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamaz. Ancak, münhasıran alkollü içkilerin uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları ile bilimsel yayın ve faaliyetler düzenlenebilir. Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar. Açık alkollü içki satışı yapmaya ilişkin izin belgesi olan işletmelerde servis amaçlı materyallerde 335
336 marka, amblem ve logo kullanılabilir. Televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilemez Alkollü içkiler, otomatik satış makineleri ile satılamaz, her nevi oyun makineleri veya farklı yöntemlerle oyun ve bahse konu edilemez. Bu ürünler basın ve yayın yoluyla tüketicilere satılamaz ve posta ile satış yöntemi kullanılarak gönderilemez. Alkollü içkiler, 22:00 ila 06:00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz.. denilmiş; Cezalar başlıklı 7. maddesinde, (Mülga: 27/3/ /37-1 md.; Yeniden düzenleme: 24/5/ /3 md.) Bu Kanunun 6 ncı maddesinin; a) Birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yasakların her birine aykırı hareket edenlere ve ilgili işletme sahiplerine, beş bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar, b) Üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarında belirtilen yasaklara aykırı hareket edenlere, on bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar, c) Yedinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar, ç) Sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki yükümlülük ve yasakları ihlal eden üretici ve ithalatçılara, yüz bin Türk Lirasından aşağı olmamak kaydıyla, bu yükümlülük ve yasaklara aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar, d) On birinci fıkrasındaki yasakları ihlal eden satıcılara, on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar, e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen, idari para cezası verilir. 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yasağa aykırı hareket edilmesi sonucunda çocuğun sağlığının tehlikeye sokulması hâlinde, fail hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Sağlık için tehlikeli madde temini başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezaya hükmolunur. Bu maddenin (a), (ç) ve (e) bentlerinde belirtilen idari para cezalarını vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, televizyon ve radyolara uygulanacak idari para cezalarını vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, diğer bentlerde yer alan idari para cezalarını vermeye mahalli mülki amir yetkilidir. Birinci fıkranın (ç) bendinde tanımlanan kabahatin konusunu oluşturan ürünlerin ayrıca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararı vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilidir. hükmü yer almış; 4733 sayılı Kanun un Cezai hükümler başlıklı 8. maddesinde ise, (Değişik: 3/4/ /3 md.) Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütün işleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanol ya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran ve işletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ile tesislerinde izin verilen kategori dışında faaliyette bulunanlara da aynı ceza verilir. (Mülga ikinci fıkra: 28/3/ /31 md.) (Mülga üçüncü fıkra: 28/3/ /31 md.) (Mülga dördüncü fıkra: 28/3/ /31 md.) Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere aşağıda yazılı idarî yaptırımlar uygulanır: (..) k) Tütün mamulleri veya alkollü içkilerin tüketicilere satışını; internet, televizyon, faks ve telefon gibi elektronik ticaret araçları ya da posta ile sipariş yöntemi kullanarak yapmak üzere satış sistemi kuran veya faaliyette bulunanlara yirmi bin Yeni Türk Lirasından yüz bin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (Ek ikinci cümle: 13/2/ /175 md.) Satışın internet ortamında yapılması halinde, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda öngörülen usullere göre erişimin engellenmesine karar verilir ve bu karar hakkında da anılan Kanun hükümleri uygulanır. ( ) denilmiş; onuncu fıkrası ve devamında ise; Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. Ancak, idare 336
337 mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz. İdarî yaptırımlara ilişkin olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.(..) hükmü yer almıştır. Olayda, davanın, saat 22:00 den sonra alkollü içki sattığı ileri sürülerek verilen idari para cezasının iptaline ilişkin olarak açıldığı, bu eylemin 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu nun 6. maddesinin beşinci fıkrasıyla yasaklandığı, ne tutarda idari para cezası verileceğinin ise, 4733 sayılı Kanun un 8. maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde düzenlendiği, bu durumda davaya konu idari para cezasına dayanak olan Kanun un 4250 sayılı Kanun olduğu ve 4250 sayılı Kanun da da idari para cezalarına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemenin yer almadığı anlaşılmıştır. Öte yandan; gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu nun gün ve 5560 sayılı Yasa nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır ; Kanunun Başvuru yolu başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir düzenlemeleri yer almıştır. Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir. Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir. İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu uyarınca verildiği ve 5326 sayılı Kanun un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4250 sayılı Kanun da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahke-menin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Ankara 13.İdare Mahkemesi nce yapılan başvurunun kabulü ile, Balıkesir 3. Sulh Ceza Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 13.İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Balıkesir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin gün ve D.İş:2014/379 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 38-ESAS NO : 2015/144 KARAR NO : 2015/160 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * 337
338 ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-D.D. 2-M.D. Vekili : Av. Ö.K. Davalı : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. Ş.K. (Adli Yargıda) Av. K.D. (İdari Yargıda) O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı D.D. in sevk ve idaresindeki 34.. plakalı motosikleti ile tarihinde iş çıkışında evine dönmek üzere seyir halinde iken rögar kapağı olmayan ve etrafında hiçbir uyarıcı trafik işareti bulunmayan çukura düşmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığını, hastaneye kaldırılıp acilen ameliyata alındığını, kaza nedeniyle soruşturma açıldığını, Kartal Kaymakamlığı cevabi yazısında E-5 Karayolu yan yollarının bakım ve onarımının İstanbul Büyükşehir Belediyesi nde olduğunun belirtildiğini, bu olayda davacının bir kusurunun olmadığını, davalı tarafın olayda tam kusurlu bulunduğunu, davacının sigortalı olarak çalıştığını ve ailesinin her türlü ihtiyacının karşıladığını, eşi ve çocuklarına baktığını beyanla ıslah talebiyle birlikte ,23 TL maddi, ayrıca bu olay sebebiyle duyduğu elem ve ıstırap sebebiyle ,00 TL manevi, eşi M.D. yönünden de ,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL ANADOLU 15. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ : gün ve E:2007/465, K:2013/119 sayılı kararında; Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca Tanzim olunan tarihli raporda davacının olay sebebiyle %32,0 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği belirtilmiş, bilirkişi Hasan Seyis tarihli raporunda olayda davacının %75 oranında, davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kusurunun bulunmadığı ve dava dışı telekomunda %25 oranında kusurlu olduğunu belirtilmiş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının dosyada mevcut tarihli raporunda da meydana gelen olayda davacı sürücünün %25 oranında, kazaya sebebiyet veren logarın bakım, onarım ve gözetiminden sorumlu kurum ve kuruluşun %75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, bu kusur raporu mahkememizce hükme esas alınmıştır. Olay tarihinde davacının sevk ve idaresindeki 34 plakalı motosikletiyle seyir halinde iken olay mahallinde yol zemininde bulunan kapağı olmayan logar çukuruna düşmesi sonucu yaralandığı, olayda davacının %25 oranında kusurlu bulunduğu, davalı tarafın sorumlu bulunmadığı ve görevle ilgili itirazlarının yerinde olmadığı, ayrıca davacının bu olaydan dolayı maluliyet oranının %33,2 olarak tespit edildiği, buna göre davacının maruz kaldığı kaza sebebiyle uğradığı iş göremezlik zararının ,00 TL olduğu SGK den gelen yazı cevabı doğrultusunda 411,85 TL geçici iş göremezlik ödeneğinin tenzil edilmesi gerektiğinin, dosya kapsamı, bilirkişi raporları ile anlaşılmakla, davanın maddi tazminat yönünden kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Ayrıca davacının ve eşinin bu olay sebebiyle duyduğu elem ve ızdıraba karşılık manevi tazminat talepleri de yerinde görülmüştür. Olay tarihi, yaptırılan tahkikat, paranın alın gücü, olayda manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması da nazara alınarak davalıdan tahsiline, fazlaya dair talebin reddine karar verilmesi gerekmiştir şeklindeki gerekçe ile davanın ıslah talebiyle birlikte kabulüne, davacı durmuş için ,00 TL maddi, ,00 TL manevi, davacı M. için 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline davacı tarafa verilmesine karar vermiş ve karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ : gün ve E:2013/11472 K:2013/14051 sayılı kararında; Bir kamu kurumunun yasalar uyarınca yapılmış olan tesislere bakım ve o tesisleri kullanım yükümlülüğü yasalardan doğan kurumsal bir görevdir. O halde anılan nitelikteki bir kamu tesisinin gerek yapılmasındaki, gerekse kullanılması veya muhafazasındaki kusurdan doğan zararlar, idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunduğundan onların ödetilmesi istekleri günlü ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının II. bendi hükmünce tam yargı davasının konusunu oluştururlar. Bu davaların ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi hükmünce idari yargı yerinde görülmesi gerekir. Temyize konu olan davada, Belediye Başkanlığı nın sorumluluğunun esası hizmet kusuruna dayanmaktadır. Bu durumda davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddedilmemiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir şeklindeki gerekçe ile kararın bozulmasına karar vermiştir. İSTANBUL ANADOLU 15. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2013/428 K:2013/733 sayılı kararı ile bozma ilamına uyarak ve bozma ilamındaki gerekçelerle davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar vermiş, verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. 338
339 Davacı vekili bu kez toplam ,00 TL tazminat istemiyle idari yargıda dava açmıştır. İSTANBUL 10. İDARE MAHKEMESİ: gün ve E:2014/753 sayılı gönderme kararında; 2918 sayılı Kanun un 6099 sayılı Kanunla değişik 110. maddesi gereğince oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünün Adli Yargıya ait olduğu öngörüldüğünden trafik kazasından dolayı meydana gelen zararın tazmini talebiyle açılan bu davanın da Adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim konuya ilişkin Uyuşmazlık Mahkemesinin günlü, E:2012/144 K:2012/224 sayılı kararı da bu yöndedir şeklindeki gerekçe ile dava dosyasının adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi nce anılan Yasa nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esas inceleme yapılmalıdır. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Filiz BUDAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, trafik kazası nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmış tazminat davasına ilişkindir sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyaların incelenmesinden; davacılardan D.D. in sevk ve idaresindeki 34 ED 9635 plakalı motosikleti ile E-5 Karayolu Kuzey Yanyolu Maltepe istikametine giderken kaza yapması sonucunda yolun bakım ve onarımından sorumlu olan idarenin kusuru bulunduğu gerekçesiyle ,00 TL maddi (iş göremezlik) tazminatı, ,00 manevi, M.D. bakımından TL manevi olmak üzere toplam ,00 TL tazminatın ödenmesi istemiyle davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya 339
340 olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 10. İdare Mahkemesi nin başvurusunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/428 K:2014/733 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 10. İdare Mahkemesi nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün E:2013/428 K:2014/733 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Belediyenin karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı KTK'nın l0.md. "Belediyelerin yapım ve bakımından sorumlu olduğu yollan, trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almakla görevli" olduğuna işaret edilmiş, 3030 Sayılı Yasa'nın 6.md. "Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapma, yaptırma, bakım ve onarımını sağlama..." Büyükşehir Belediyesinin görevleri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda belediye sınırlan içindeki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. 340
341 Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1. fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red karan verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerinin de uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kolları ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, Danıştay 15. Daire E. 2013/7688, K. 2013/7397 sayı, E. 2013/14339, K. 2014/182 sayı vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 341
342 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 39-ESAS NO : 2015/149 KARAR NO : 2015/164 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davalı idarenin sorumluluk sahasında kalan yolda meydana gelen kaza nedeniyle oluştuğu öne sürülen maddi ve manevi zarar nedeniyle tazminata hükmedilmesi istemi ile açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-İ.M., 2-A.M. Vekili : Av. C.A. Davalılar : Adli Yargıda 1-Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. N.E. 2-T.C, 3-B.C. 4-M. Genel Sigorta A.Ş. Vekili : Av.T.Ç. İdari Yargıda Karayolları Genel Müdürlüğü O L A Y : Davacılar vekili dilekçesinde özetle; tarihinde davalılardan B.C. ın sevk ve idaresindeki plaka sayılı yolcu minibüsünün Gürpınar-Hakkari karayolunun 2.kilometresinde inşaat halindeki köprü ve yol yapım noktasında eksik işaret ve uyarı levhası bulunmaması, aşırı hız, tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesinde yolun sağında kendine ayrılan yaya yolunda yaya olarak seyreden müvekkillerinin müşterek çocuğu S.M. a çarparak ölümüne neden olduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı anne ve baba için 500,00 er TL destekten yoksun kalma, ,00 şer TL den toplam ,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek en yüksek faizi ile davalılardan tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. GÜRPINAR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: gün ve E:2010/225, K.2013/88 sayı ile, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile davacıların davalı Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açmış olduğu davanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle, davanın Karayolları Genel Müdürlüğüne ilişkin kısmının görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. VAN 1.İDARE MAHKEMESİ: gün ve E: 2014/935 sayı ile, 2918 Sayılı Kanunda yapılan değişikle, 2918 Sayılı Kanunda kamu kurum ve kuruluşlarına verilen görevlerin yada yüklenen sorumlulukların ilgili idare tarafından gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle meydana gelen trafik kazası neticesi ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle açılacak davaların adli yargı mercilerinde çözüme kavuşturulacağının öngörüldüğü dolayısıyla, 2918 Sayılı Kanun uyarınca idareye karşı hizmet kusuru bulunduğundan bahisle açılacak tazminat davalarının adli yargının görev alanına girdiği, olayda, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununda idarelere yüklenen görevlerin sayıldığı, tazminat davasına konu uyuşmazlığın 2918 Sayılı Kanun ile davalı idareye yüklenen görevlerin gereği gibi yerine getirilmediği iddiasından başka bir ifadeyle 2918 Sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklandığının görüldüğü bu durumda, davalı idarenin gerekli tedbirleri almadığı iddiasından kaynaklanan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesi hükmü uyarınca adli yargının görev 342
343 alanına girdiği sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli ve idari yargı yerleri arasında davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava yönünden görev uyuşmazlığın doğduğu idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davalı idarenin sorumluluk sahasında kalan yolda meydana gelen kaza nedeniyle oluştuğu öne sürülen maddi ve manevi zarar nedeniyle tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, tarihinde davalılardan B.C. sevk ve idaresindeki 65.. plaka sayılı yolcu minübüsünün Gürpınar-Hakkari karayolunun 2.kilometresinde inşaat halindeki köprü ve yol yapım noktasında işaret ve uyarı levhası bulunmaması, aşırı hız, tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesinde yolun sağında kendine ayrılan yaya yolunda yaya olarak seyreden müvekkillerinin müşterek çocuğu Sadık Mendaş a çarparak ölümüne neden olduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı anne ve baba için destekten yoksun kalma ve manevi tazminatın idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle ödenmesi talebiyle bakılan bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak 343
344 yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen manevi zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Van 1.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Gürpınar Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Van 1.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Gürpınar Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve E:2010/225, K.2013/88 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde, Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU VE OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımı yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve izlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısmda, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır. 344
345 gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. / Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nm amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafınm çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E Ö856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun /yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, 345
346 Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 40-ESAS NO : 2015/150 KARAR NO : 2015/165 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : Davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı araç ile seyreden sürücünün, yoldaki malzemenin gevşek olması nedeniyle aracının yoldan çıkarak devrilmesi sonucu meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sebebi ile sigortalıya ödenen maddi zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile açılan davanın; 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. Maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı Vekili Davalı Vekili : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi : Av. B.O. : Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü 12.Bölge Müdürlüğü : Av. S.P. O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili sigorta şirketine kasko sigortası poliçesi ile sigortalı 34.. plakalı araç sürücüsü M.G. ın tarihinde, Oltu yönünden Tortum yönü istikametine seyir halinde iken belirtilen mevkide bulunan eğimli, virajlı ve zemini gevşek malzemeden oluşan yolda hızını azaltmadan seyir etmesi sonucu eğimli ve virajlı alanı direksiyon hakimiyetini kaybederek gidiş istikametine göre sol tarafta yoldan çıkıp devrildiğini, meydana gelen kaza neticesinde araçta meydana gelen hasar nedeni ile sigortalıya ,00 TL ödendiğini, kusur oranına istinaden 4116,00 TL lik meblağı ise davalı kurumdan ödeme tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte defalarca talep edildiğini; ancak davalı kurumun ilgili kusuru kabul etmediğini ve ödeme yapmadığını belirterek; 4.116,00 TL rucuen tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2012/90 Esas, 2013/354 Karar sayılı kararında aynen; Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe; davacı sigorta şirketinin mahkememizde açtığı rucüen tazminat davasının yargılamasında davanın tazminat davası niteliği gereği tarafların kusur oranlarının önemli bir husus olduğu, Adli Tıp Kurumu ndan alınan rapora göre davacı sigorta şirketince aracı sigortalanan araç sahibinin kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğu, davalı kurumun ise kusursuz olduğunun tespit edildiği bu durumda davalı kuruma rucu edilebilecek bir tazminat miktarı olmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar vermiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi: gün ve 2014/3057 Esas, 2014/4367 Karar sayılı kararı ile aynen: 1.Dava, trafik kazasından kaynaklanan rücuan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davalı idarenin kazanın meydana geldiği karayolundaki bakım ve onarım görevini yerine getirmediğinden dolayı hizmet kusuruna dayalı olarak dava açılmıştır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan idarenin, kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davalar 2577 sayılı İYUY nın 2. maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. 0 halde, mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2.Bozma kapsamına göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermiştir. 346
347 Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve 2014/192 Esas, 2014/424 Karar sayılı kararı ile aynen: Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe; mahkememizde açılan davanın trafik kazasından kaynaklanan rücuan maddi tazminat davası olduğu, davalı idarenin kazanın meydana geldiği karayolundaki bakım ve onarım görevini yerine getirmediğinden dolayı hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davada idari yargının görevli olduğu şeklindeki gerekçesi ile davanın yargı yolu bakımından görevsizlik nedeniyle reddine karar vermiş, verilen karar davacı vekiline tarihinde, davalı vekiline tarihinde tebliğ edilmiş olup, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine tarihinde kesinleşmiş, karara bu şekilde şerh edilmiştir. Davacı vekili, aynı istemle; bu kez İdari Yargı yerinde dava açmıştır. Erzurum 1.İdare Mahkemesi: gün ve 2014/1206 Esas sayılı kararı ile aynen; 2918 sayılı Yasa'nın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin benzer bir konuda idare Mahkemesi'nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin Karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartlan, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği şeklindeki gerekçesi ile davanın adli yargının görev alanına girdiğini belirterek, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 19.maddesi hükümleri uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine, dosya incelemesinin Uyuşmazlık Mahkemesi nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vererek dosya Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU, Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19. maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Birgül YİĞİT in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacı şirkete kasko sigortası ile sigortalı 34. plakalı araç ile seyreden sürücünün, tarihinde Oltu yönünden Tortum istikametine doğru giderken, yoldaki malzemenin gevşek olması nedeniyle aracın yoldan çıkarak devrilmesi sonucu meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sebebi ile sigortalıya ödenen maddi zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan rucuen tazmini istemi ile açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun
348 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davanın, günü meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacı şirkete sigortalı olan araçta meydana gelen zararın, olayda kusuru bulunan davalıdan tazmini istemi ile Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi nde açıldığı, Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi nce davanın esasına girilerek reddine karar verildiği, davacı vekilinin temyiz talebi üzerine kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesi nce davada idari yargının görevli olması nedeni ile görev nedeni ile bozulduğu, Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi nce davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine bu kez Erzurum 1.İdare Mahkemesi nde dava açıldığı, Erzurum 1. İdare Mahkemesi nce davada adli yargının görevli olduğu belirtilerek; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu nun 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi amacı ile dosyanın Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısiyle 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Erzurum 1.İdare Mahkemesi nce yapılan başvurunun kabulü ile, Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1.İdare Mahkemesi nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi nin gün ve 2014/192 Esas, 2014/424 Karar sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 348
349 gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün' teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımını yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onarımının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısında, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alman idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. Raddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüce de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarım, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Özbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl 349
350 yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı/ T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik kararının bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlarıyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına,somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 41-ESAS NO : 2015/161 KARAR NO : 2015/174 KARAR TR : (Hukuk Bölümü) * * * Karşı Oy Eyüp Sabri BAYDAR ÖZET : 2918 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluk davasının ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. K A R A R Davacı : Ş.O. Vekili : Av. S.A. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. M.A. (Adli Yargıda) Dahili Davalı : 1- Karayolları Mardin 93.Şube Şefliği (Adli Yargıda) 2- Karayolları Diyarbakır 9.Bölge Müdürlüğü (Adli Yargıda) O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 47. plakalı aracın tarihinde Şanlıurfa İli, Viranşehir İlçesi istikametinden Mardin İli Kızıltepe İlçesi istikametine ilerlemekte iken yolda bulunan kar ve buz kalıntıları sebebiyle şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu tek taraflı, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kaza sonrası meydana gelen zararın ,00 TL olarak belirlendiğini, söz konusu kazada olay yerinde bulunan kar ve buz kalıntılarının temizlenmemesinden dolayı davalı idarenin kusurlu ve sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları 350
351 saklı kalmak kaydıyla ,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır. Kızıltepe 2. Asliye Hukuk Mahkemesi: gün ve E:2014/88, 2014/401 sayılı kararı ile özetle; davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini belirtilerek, görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı istemle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır. Mardin İdare Mahkemesi: gün ve E:2014/2985 sayılı kararı ile özetle; davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun un 19.maddesi gereğince görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT un katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında: l-ilk İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa nın 27.maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan sorumluluk davasında adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Kanunun 19.maddesinde öngörülen biçimde görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, adli yargı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesi ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Selim Şamil KAYNAK ın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, plakalı aracın tarihinde Şanlıurfa İli, Viranşehir İlçesi istikametinden Mardin İli Kızıltepe İlçesi istikametine ilerlemekte iken yolda bulunan kar ve buz kalıntıları sebebiyle şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucunda meydana gelen tek taraflı, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasın sonucu ,00 TL maddi zararın oluştuğu belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1.maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu; Kapsam başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri bunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı; 10. maddesinde, yapım ve bakımdan sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmanın gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın Belediye Trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. Öte yandan 2918 sayılı Yasanın günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir ; Geçici 21. maddesinde de Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz denilmiştir sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: Anayasa Mahkemesi nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa da adli ve idari yargı ayrımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, 351
352 idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir (Any. Mah.nin tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G , Sayı: 28954, s ) Anayasa nın 158 inci maddesinin son fıkrasında Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. denilmektedir. Anayasa Mahkemesi nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden, Mardin İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Kızıltepe 2.Asliye Hukuk Mahkemesi nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,mardin İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Kızıltepe 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin gün ve E:2014/88, 2014/401 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde Üye Eyüp Sabri BAYDAR ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmali sonucu zarara neden olan kazanın meydana geldiği iddia edilmektedir Sayılı Yasanın KTK'nın 7.md. "Karayolları Genel Müdürlüğünün Yapım ve Bakımından sorumlu olduğu Karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri alma ve aldırmanın" idarenin görev ve yetkileri arasında bulunduğuna işaret edilmiş, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunun 4.md. "Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarımım yaptırmak, işletmek ve işlettirme" Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri arasında gösterilmiş, TC Anayasası'nın 125/son md. "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" kurala bağlanmış, 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklan ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava çeşitleri arasında" sayılmıştır. Bu durumda Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki yolun yapım, bakım ve onanmının yapılmadığı nedeniyle doğan zararın tazmininin amaçlanmış olması karşısmda, idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü esnada kişilere verdiği zarann ödetilmesine yönelik bulunan uyuşmazlık konusu davanın, olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp 352
353 yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku kurallarına ve 2577 Sayılı İYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm 've çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Sayın çoğunluk, karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki ihmalden doğan zararda Adli Yargıyı görevli kabul eden görüşünde hukuki dayanak olarak 2918 Sayılı KTK 110/1 md. hükümlerini esas almıştır gün 6099 Sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile 2918 Sayılı KTK 110. maddesine eklenen 1.fıkra ile "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargıda görülür... " hükmü getirilmiştir. Sayın çoğunluk görüşünün aksine eldeki uyuşmazlık anılan yasa hükmü kapsamında kalmamaktadır. Çünkü, 2918 Sayılı KTK 85.maddesinde açıkça belirtildiği gibi yasa motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlar nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir. Yasa hükmünde geçen bu kanundan ve Adli Yargıda görülmesi gereken sorumluluk davaları, 2918 Sayılı Yasa'nın 85.maddesinde düzenlenen motorlu araçların işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı araç işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardır. Yasa değişikliğinden önce kamu araçlarının işletilmesi nedeniyle verilen zararlardan dolayı kamu idaresinin sorumluluğunun hangi yargı kolunda görüm ve çözümü konusunda yasada bir düzenleme bulunmadığından İdari ve Adli Yargı organları arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını sonlandırmak üzere sözü geçen yasa hükmü getirilmek suretiyle kamu araçlarının verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğunda 2918 Sayılı Yasa'nın amacına uygun olarak Adli Yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiştir sayılı yasanın 110. maddesinde yapılan yasa değişikliğine ilişkin Hükümet gerekçesi de getirilen yeni hükmün bu nedenle maddeye eklendiğini teyit etmektedir. Diğer taraftan, sayın çoğunluk 2918 sayılı yasanın 110. maddesi hükmünün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda verilen yorumlu red kararlarını, karara dayanak almakta ise de bu görüşe de itibar edilmesi mümkün değildir. Zira; "T.C. Anayasasında, Anayasa Mahkemesinin iptal veya iptal talebinin reddi dışında yorumlu red kararı verebileceğine dair bir işaret yoktur. Tersine T.C. Anayasasının 153/2 maddesi "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez." hükmü böyle bir anlayışın benimsenmemiş olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Gerçi madde iptal kararlarından bahsetmektedir, ama Anayasa koyucunun amacının Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareket etmesini önlemek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yorumlu red kararlarının ise diğer mahkemeleri, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlaması itibariyle bir çeşit pozitif kanun koyuculuk anlamına geldiğine şüphe yoktur. (Türk Anayasa Hukuku Prof. Dr. Ergun Ozbudun. Sh. 440 vd.) Hakkında yorumlu red kararı verilen bir kanun maddesi yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla somut olaylara uygulanır. Somut olaylarda o maddenin ne anlama geldiğine, yani nasıl yorumlanacağına, bundan sonra da Anayasa Mahkemesi değil onu uygulayacak Mahkemeler karar verir. Anayasa Mahkemesinin yorumlu red kararı verirken yaptığı yorumunun diğer mahkemeleri bağlaması mümkün değildir. Bir kanun maddesinin nasıl yorumlanacağına onu uygulayacak olan Adli- idari ve Askeri Yargı organları karar verir. Anayasa Mahkemesi Adli, idari ve Askeri kollarının üst mahkemesi olmadığına göre bu yargı kollarındaki mahkemelere kendi yorumunu empoze etmesi mümkün değildir. O halde Anayasa Mahkemesinin verdiği yorumlu red kararlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa edebilmeleri, diğer mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin bu yorumlarını benimsemelerine bağlıdır. Oysa hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi kararlarında yapılan yorumlar diğer mahkemeleri bağlamaz. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bu kararların hüküm fıkralarına münhasırdır. (Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Kemal Gözler, sh. 444) Keza, Sayın çoğunluğun karan dayandırdığı { T.C. Anayasasının 158. madde hükümlerininde uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen T.C. Anayasasının 158. maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kollan arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığının doğması halinde Anayasa Mahkemesi görüşünün üstün tutulacağına ilişkin düzenlemenin, uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesinin görevlilik veya görevsizlik karannın bulunmaması, diğer yargı kollan ile arasında bir görev ihtilafının çıkmaması nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Açıklanan gerekçelerle uyuşmazlıkta idari yargı görevli olup, benzer ihtilaflarda da idari yargının görevli olduğu Yargıtay 4, 11, 17 Hukuk Dairelerinin istikrarlı kararlanyla Içtihad edildiği gibi Danıştay kararlarında da uyuşmazlıkta İdari Yargının görevli olduğu benimsenmiştir. (Danıştay 10. Daire E 2011/11522, K 2012/5347 sayı, E. 2011/10856 ve K. 2013/670 Sayı, vs.) 353
354 Somut uyuşmazlıkta davanın karayolunun yapım, bakım ve korunmasındaki idarenin hizmet kusuruna dayanmasına, 2918 Sayılı Yasa'nın 110/1 md. motorlu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işletenini hukuki sorumluluğunun Adli Yargıda görüm ve çözümünü düzenleme altına almasına, Somut uyuşmazlığın anılan yasa hükmü kapsamında bulunmamasına, Kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde, 2577 Sayılı IYUK 2/1-b md. sayılan tam yargı davasında görüm ve çözümünde İdari Yargının görevli olmasına göre, Uyuşmazlıkta Adli Yargıyı görevli kabul eden sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. * * * Üye Eyüp Sabri BAYDAR 354
355 UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/3 KARAR NO : 2015/3 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 24. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmediğinden, Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev alanı dışında kalan BAŞVURUNUN aynı Kanun un 27. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk. K A R A R Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen Davacı Hükümlü : A.H.S. : K.H. : A.H.S. O L A Y : Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve 2003/781 esas sayılı iddianamesi ile görevi kötüye kullanma, resmi evrakta sahtekarlık suçlarından hükümlü A.H.S. hakkında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 240, 80, 339, 80, 31ve 33. maddeleri uyarınca, aynı Başsavcılığın gün ve 2003/669 esas sayılı iddianamesi ile resmi evrakta sahtekarlık suçundan hükümlü A.H.S. ile A.D., A.E. ve Z.E. isimli kişilerin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 64/1. maddesi delaletiyle ve 340. maddesi delaletiyle 339/1, 31, 33 ve 39. maddeleri uyarınca, aynı Başsavcılığın gün ve 2003/1288 esas sayılı iddianamesi ile resmi evrakta sahtekarlık suçundan hükümlü A.H.S. hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 339/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca, aynı Başsavcılığın gün ve 2003/335 esas sayılı iddianamesi ile hükümlü A.H.S. hakkında aynı suçlar nedeniyle cezalandırılması istemiyle, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesine ayrı ayrı açılan kamu davalarının birleştirilmesine ve Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/190 esas sayısına kaydedilmesine karar verilmiş, 2003/190 esas sayısı üzerinden yürütülen yargılama sonunda, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi nce, gün ve E:2003/190, K:2010/57 sayı ile; hükümlü A.H.S. ile yukarıda isimleri geçen kişilere yüklenen eylemlerin, görevde yetkinin kötüye kullanımı suçunu oluşturduğunun ve suç tarihinden itibaren işlemeye başlayıp muhtelif defalar kesilen zamanaşımı süresinin dolmuş bulunduğunun anlaşıldığı açıklanarak, tüm sanıklar hakkında açılan kamu davalarının, zaman aşımının gerçekleşmesi nedeniyle, 5271 sayılı Kanun un 223/8. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve 2005/26 esas sayılı iddianamesi ile; hükümlü A.H.S. hakkında, resmi evrakta sahtekarlık suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu nun 339/1,80,31 ve 33 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi ne açılan kamu davasında, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi nce gün ve E:2005/58, K:2009/122 sayı ile; sanık hakkında Yenice Belediyesinin Encümen Karar Defterinde 1999 yılına ait 64-70,73,75,80,85 ve 2000 yılına ait 1,58,59,70,74 ve 85 sayılı kararlarda oynama yapılmak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği ileri sürülerek açılan kamu davasında, sanık A.H.S.'nin resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin sabit görüldüğü açıklanarak, sonuçta iki yıl on bir ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Ceza Dairesi nin gün ve E:2012/12542, K:2014/2929 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve 2002/1404 esas sayılı iddianamesi ile; Yenice Belediye Başkanı hükümlü A.H.S. ve Yenice Belediyesi Meclis Üyeleri hakkında yapılan ihbar üzerine yapılan soruşturmada; sanıkların yargılamalarının yapılarak eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu nun 240. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi, gün ve E:2003/64, K:2007/324 sayılı kararı ile sanıklara yüklenen eylemlerin, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 64. maddesi delaleti ile 342/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 37. maddesi delaleti ile 204/2-3,53. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. 355
356 Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi, gün ve E:2010/197, K:2010/307 sayılı kararı ile; sanıkların tarihleri aralığında Encümen Karar Defterinin gün ve 87 sayılı, gün ve 85 sayılı kararlarını imha edip tahrifat yaptıkları ileri sürülerek cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanıkların diğer bir kısım başka iddiaların yanı sıra, bu kovuşturma konusu eylemler nedeniyle, Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2003/190, K:2010/57 sayılı kararı ile zamanaşımından dolayı haklarında açılan kamu davasının düşmesine karar verildiği, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi nin E:2005/58, K:2009/122 sayılı kararı ile de cezalandırılmalarına karar verildiğinin anlaşıldığını belirterek, sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmış ise de; aynı fiil nedeniyle, aynı sanıklar için önceden verilmiş bir hüküm olduğu anlaşıldığından sanıklar hakkında açılan kamu davasının Ceza Muhakemesi Kanunu nun 223/7. maddesi gereğince reddine karar vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK : Hükümlü A.H.S., Yenice Belediye Başkanı olduğu dönemde, tarihleri arasında Encümen Karar Defterinde tahrifat yaptığı gerekçesiyle açılan kamu davalarında, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi nce gün ve E:2003/190, K:2010/57 sayılı karar ile davanın düşmesine, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi nce gün ve E:2005/58, K:2009/122 sayılı karar ile suç sabit görülerek ceza verilmesine, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi nce gün ve E:2010/197, K:2010/307 sayılı karar ile de davanın reddine karar verildiği, bu durumda aynı olayla ilgili ve birbirleriyle çelişen üç ayrı kararın bulunması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 24. maddesi uyarınca kararlar arasında belirtilen biçimde doğduğunu öne sürdüğü hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle günlü dilekçe ile Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurmuştur. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Tuna ÖZKAN ın, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinin birinci fıkrasında, Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. ; Aynı Kanun un 24. maddesinde, ( Değişik birinci fıkra: /7 md. ) 1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir. Ceza kararlarında; sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması halinde hüküm uyuşmazlığı var sayılır. İlgili kişi veya makam Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak hüküm uyuşmazlığının giderilmesini isteyebilir. Bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması ile ilgili 15 ve 16 ncı maddelerdeki usul kuralları uygulanır. denilmiş; 25. maddesinde de, Hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi, Danıştay Yargılama usulünün bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerini uygulamak suretiyle anlaşmazlığın esasını da karara bağlar. Ceza alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerini uygular ve esasa ilişkin bir karar vermeksizin sadece o davayı hangi ceza mahkemesinin görüp karara bağlaması gerektiğini belirtmek suretiyle anlaşmazlığı çözer. Kazanılmış haklar saklı tutulur. Uyuşmazlık Mahkemesi hüküm uyuşmazlıklarını dosya üzerinde inceleyerek karara bağlar. Gerekli gördüğü hallerde veya istek üzerine tarafları dinleyebilir. hükümlerine yer verilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın 158. maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1. maddesinde açıkça gösterilmiş, Mahkeme adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır. 356
357 2247 sayılı Yasa'nın 24. maddesi hükmüne göre, ceza alanında hüküm uyuşmazlığının varlığı için, uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli ve askeri yargı yerlerince verilmesi, sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması, her iki kararın da kesinleşmiş olması, kararlarda davanın esasının hükme bağlanması, kararlar arasında çelişki bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Olayımızda, aynı yargı kolunda yer alan Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesince verilen karar ile Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi nce verilen birisi mahkumiyet diğeri red olmak üzere iki karar (toplamda üç farklı karar) arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunulduğu, bu durumda ayrı yargı kolunda yer alan adli ve askeri yargı yerlerince verilmiş ve kesinleşmiş iki ayrı hüküm bulunmadığı anlaşıldığından, Uyuşmazlık Mahkemesi nin görevleri kapsamında bulunmayan ve 2247 sayılı Yasa'nın 24. maddesinde belirtilen biçimde hüküm uyuşmazlığı oluşmadığından madde kapsamında bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 24. maddesinde belirtilen biçimde hüküm uyuşmazlığı oluşmadığından Uyuşmazlık Mahkemesinin görev alanı dışında bulunan BAŞVURUNUN aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: * * * 2-ESAS NO : 2015/5 KARAR NO : 2015/5 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, (Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden) aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk. K A R A R Davacı Sanık : K.H. : H.M. O L A Y : Yozgat/Akdağmadeni İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık J.Er H.M. nin, günü saat sıralarında koğuşlar bölgesinde, aynı Komutanlık emrinde görevli J.Er A.G. in dolabında bulunan elbise cebindeki cüzdan içerisinden, A.G. e ait olan seri numaralı Ziraat Bankası bankamatik kartını ve üzerinde kartın şifresi yazılı bulunan kağıdı çaldığı, aynı gün nöbetine giderken Ziraat Bankası ATM sinden söz konusu kart ile saat da 100 TL. ve nöbet dönüşünde saat da 500 TL. ve saat de ise 70 TL. olmak üzere üç seferde toplam 670 TL. tutarında para çektiği, A.G. in bankamatik kartının çalındığını fark etmesi üzerine konuyu araştırdığında, sanık ile birlikte nöbete giden J.Er M.K. nın mağdura sanığın nöbete gider ve gelirken ATM den toplam 670 TL. tutarında para çektiğini söylemesi üzerine, J.Er A.G. in banka hesabında 670 TL. para bulunması nedeni ile, bankamatik kartını alarak söz konusu parayı çektiğinden şüphe ettiği sanığa bankamatik kartının kendisinde olup olmadığını sorduğu, olumsuz yanıt alması üzerine, sanığın valizinden 670 TL. parayı bularak sanığı valizliğe çağırdığı, paranın bulunduğunu da gören sanığın daha fazla inkar etmeyerek hırsızlık olayını kabul ettiği ve bankamatik kartını A.G. e verdiği, böylece sanığın arkadaşının bir şeyini çalmak ve banka kartını kötüye kullanmak suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu nun 132. ve Türk Ceza Kanunu nun 245/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Savcılığı nın gün ve E:2012/905, K:2012/409 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/478, K:2014/288 sayıyla; sanığa yüklenen arkadaşının bir şeyini çalmak suçu nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasında, suçu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın ceza-landırılmasına, sanık hakkında banka kartının kötüye kullanılması suçu nedeniyle açılan kamu davasında ise, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmiş olduğu anlaşıldığından, askeri mahkemelerde yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği, sanığa yüklenen eylemin de askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı, bu nedenle banka kartını kötüye kullanmak suçu nedeniyle sanığı yargılama görevinin adli 357
358 yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Akdağmadeni Asliye Ceza Mahkemesi ne gönderilmiştir. AKDAĞMADENİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2014/432, K:2014/406 sayıyla; sanık hakkında açılan her iki suçun birbirine bağlantılı olduğu, aynı anda işlendiği, başka bir ifade ile, banka kartını kötüye kullanmak suçunun askeri bir suç olan arkadaşının bir şeyini çalmak suçuna bağlı olduğu ve 353 sayılı Kanun un askeri mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi başlıklı 17. maddesinde; Askeri mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. amir hükmü karşısında sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, Yozgat Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Akdağmadeni Cumhuriyet Başsavcılığı nca aynı, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Tuna ÖZKAN ın, başvurunun reddine ilişkin sözlü ve yazılı açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun 34. maddesi ikinci fıkrasında, Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir denilmiş, 223. maddesinin onuncu fıkrasında, Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır düzenlemesi yer almış, 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir hükmüne yer verilmiştir sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun un Olumsuz görev uyuşmazlığı başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir denilmektedir. Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun yolu, süresi, mercii yasaya uygun olarak gösterilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Akdağmadeni Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 358
359 II-2247 SAYILI KANUN UN 14. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/4 KARAR NO : 2015/4 KARAR TR : (Ceza Bölümü) ÖZET: Sahil Güvenlik Personeli olan asker kişi sanık hakkında, idari görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suçlar nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk K A R A R Davacı Sanık : K.H. : H.T. O L A Y : tarihinde N.S. isimli şahsın şoförlüğünü yaptığı Tır aracında Suriye ve Gürcistan uyruklu olmak üzere 14 göçmenin yakalanması sonrası kollukça yürütülen çalışmalarda, "H.D., H.T. ve arkadaşları ile Sahil Güvenlik Komutanlığından bir görevlinin de katıldığı organizasyonun, Hatay ve Adana İlleri üzerinden kara ve deniz yolları ile Kıbrıs üzerinden Avrupa ülkelerine irtibatlı oldukları şahıslar aracılığı ile organize bir şekilde göçmen kaçakçılığı yaptıkları" şeklinde istihbari bilginin alınıp konunun Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi üzerine başlatılan soruşturma sonucunda; Mersin Sahil Güvenlik Komutanlığı Akdeniz Bölge Komutanlığı emrinde görevli sanık Yzb. H.T. ile sivil kişi sanıklar A.T., H.D., H.T., İ.Ş., M.Y., A.K., K.B., N.B. ın, Mersin bölgesinde göçmen kaçakçılığı organize ettikleri, Hatay ilinden açık kimlikleri tespit edilemeyen S., F., H.L. ve F.A.isimli şahıslar tarafından Suriye, Filistin ve Gürcistan ülkelerinden Hatay İline yasadışı yollardan giriş yapan, Hatay İlinden Mersin İline organize bir şekilde gönderilen, yurtdışına çıkmak isteyen göçmenleri kara-denizyolu ile Mersin İlinden KKTC ne götürülmesini organize ederek KKTC üzerinden Avrupa ülkelerine gönderdiklerinin tespit edildiği, sanıklar A.T., H.T., H.D. ve H.T. isimli şahısların örgüt kurucu ve yöneticileri konumunda oldukları, İ.Ş., M.Y., A.K., N.B. ve K.B. ile Hatay ve Adana İlleri üzerinden kara ve deniz yolları ile Kıbrıs üzerinden Avrupa ülkelerine irtibatlı oldukları şahıslar aracılığı ile fikir ve eylem birliği içinde bir araya gelerek, hiyerarşik bir yapı ve süreklilik içerisinde iş bölümüne dayalı uygun araç ve gereç temini ve yeterli eleman sayısı ile göçmen kaçakçılığı eylemlerini gerçekleştirdiklerinin anlaşıldığı; böylece, suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma suçunu işledikleri, Tır dorselerinde, tekne kamaralarında maddi menfaat elde etmek maksadıyla yasal olmayan yollardan göçmenlerin taşınması ile de göçmen kaçakçılığı suçunu işledikleri, kamu görevlisi olan sanık H.T.'nin diğer sanıklar ile birlikte gerçekleştirdiği eylemlerinde, aynı zamanda görevinin gereklerine aykırı davrandığı, göreve ilişkin edindiği bilgileri başkaları ile paylaştığı, örgüt faaliyet kapsamında görevinde yetkiyi kötüye kullandığı ve gizli kalması gereken bilgileri başkalarına ilettiği ileri sürülerek, sanıklardan A.T., H.T., H.D. ve H.T. nin eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 220/1, 220/4 madde ve fıkrası delaletiyle 79/1,220/5 maddesine göre örgüt yöneticisi/kurucusu konumunda olduklarından, diğer sanıklarca örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen ve yargılama sonucunda sabit görülen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak, sanık H.T. nin ayrıca aynı Kanun un 257/1,43 ve 258/1,43 maddeleri uyarınca, sanıklar İ.Ş., M.Y., A.K. ın, aynı Kanun un 220/2, 220/4 madde ve fıkrası delaletiyle 79/1, sanık N.B. ın eylemlerine uyan aynı Kanun un 220/6, sanık K.B. in eylemlerine uyan aynı Kanun un 220/7, 220/4 madde ve fıkrası delaletiyle 79/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı nın gün ve E:2010/6233,K:2010/2989 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. MERSİN 8. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: gün ve E:2011/502, K:2011/507 sayıyla; sanık H.T. hakkında Türk Ceza Kanunu nun 257 ve 258. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının tefriki ile Mahkemenin 2011/502 esasına kaydedilmesine karar verdikten sonra, suç tarihinde ve halen asker kişi olan sanığa yüklenen bu eylemler sebebiyle, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi ne gönderilmiştir. 6. MEKANİZE PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: gün ve E:2013/426, K:2013/246 sayıyla; sanık hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, göçmen kaçakçılığı 359
360 yapmak, görevi kötüye kullanmak ve göreve ilişkin sırrın açıklanması suçlarını işlediği iddiası ile açılan kamu davasında, sanığın asker kişi olduğu, Sahil Güvenlik Komutanlığında Yüzbaşı olarak görev yaptığı, görev nedeni ile bu suçları işlediği iddiası ile görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırların açıklanması suçlarından görevsizlik kararı verilerek dava dosyası Mahkemelerine gönderilmiş ise de; 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu na dayanılarak hazırlanan, Sahil Güvenlik Komutanlığının İdari ve Adli Görevlerine İlişkin Tüzük uyarınca, sanığın suç tarihinde yerine getirmekte olduğu görevinin, kaçakçılığın önlenmesi, bu kapsamda deniz araçlarının aranması ve kontrolleriyle sahillerimizin, Liman ve Körfezlerimizin güvenliğinin sağlanması olup, bu görevin de Sahil Güvenlik Personelinin idari görevleri arasında sayıldığı, sanığa isnat edilen asıl eylemin göçmen kaçakçılığı yapmak için kurulan örgüte üye olmak olduğu, yani sanığa isnat edilen suçların askeri hizmet ve görev ile ilişkisinin bulunmadığı, görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırrın açıklanması suçları işlenmeden, göçmen kaçakçılığı ve örgüt üyeliği suçlarının (dava dosyasındaki eylemler göz önüne alınarak) işlenemeyeceğinin açık olduğu, bu nedenle suçlar arasında bağlılık bulunduğu açıklanarak, tüm bu tespitler sonrasında idari hizmet kapsamında kalan sanık hakkındaki görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırların açıklanması suçlarına ilişkin davada yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığı nca, Mahkememize gönderilmiştir. Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi nce gün ve E:2013/33, K:2013/36 sayılı karar ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden dava dosyası Mahkememize gönderildiğinden, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığı nca, Mahkememize gönderilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ün Başkanlığında, Üyeler; Ahmet KARADAVUT, Şuayip ŞEN, Dilaver KAHVECİ, Haluk ZEYBEL, Yusuf Tamer ÇETİN, Mehmet AVCIOĞLU nun katılımlarıyla yapılan günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN un adli yargı, Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Tuna ÖZKAN ın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Anayasanın askeri yargı yı düzenleyen 145 nci maddesinde asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlara bakmanın askeri mahkemelerin görevinde olduğu belirtilmişken; tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, gün ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa nın 15. maddesi ile yapılan değişiklik ile maddenin birinci fıkrasında, Askeri yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz denilmek suretiyle askeri mahallerde unsuru madde metninden çıkarılmıştır. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin.askeri mahallerde. ibaresi Anayasa Mahkemesi nin tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanan gün ve E:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. "Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada; 360
361 a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar, b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu nun Yargılama başlığı altında düzenlenen 21. maddesinde, Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin: a)disiplin yolu ile cezalandırılmaları, kendi yetkili amirlerine aittir. b)işledikleri disiplin suçlarından dolayı haklarında 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uygulanır. c)askeri suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlarından dolayı haklarında 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununa göre işlem yapılır. d)askeri mahaller dışında; İdari hizmet ve görevlerinden doğan veya bu tür hizmet ve görevi yaparken işledikleri suçlardan dolayı haklarında Memurin Muhakemat-ı Hakkında Kanun ile 15/5/1930 tarih ve 1609 sayılı Bazı Cürümlerden Dolayı Memurlar ve Şerikleri Hakkında Takip ve Muhakeme Usulüne Dair Kanun hükümlerine göre merkez memurlarına uygulanan esaslar uyarınca işlem yapılır. Adli hizmet ve görevlerine ilişkin suçlarında doğrudan doğruya Cumhuriyet Savcılığınca takibat yapılır. Ancak birlik komutanlarının adli hizmet ve görevlerine ilişkin suçları nedeniyle haklarında hakimlerin görevlerinden dolayı tabi oldukları yargılama usulleri uygulanır. Ceza ve Yargılama Usulü Kanunu yönünden Sahil Güvenlik Komutanlığının üsleri, yerleşme yerleri, yüzer ve uçar birlikleri askeri mahal; her türlü araç, gereç ve silahları askeri araç ve harp malzemesi sayılır. denilmekte; Görevler başlığı altında düzenlenen 4. maddesinde, Sahil Güvenlik Komutanlığının görevleri şunlardır : A) (Değişik: 18/6/ /2 md.) Türkiye Cumhuriyetinin bütün sahillerinde, iç suları olan Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında, liman ve körfezlerinde, karasularında, münhasır ekonomik bölgesi ile ulusal ve uluslararası hukuk kuralları uyarınca egemenlik ve denetimi altında bulunan deniz alanlarında, kanunlarla kendisine verilen görevleri uygulamak ve yetkileri kullanmak. B) 1. Deniz yolu ile yapılan her türlü kaçakçılık eylemlerini, 2. 25/4/1973 tarih ve 1710 sayılı Eski Eserler Kanununa aykırı eylemleri, 3. 18/12/1981 tarih ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununa aykırı eylemleri, Önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek. C) Liman sınırları dışında : 19/4/1926 tarih ve 815 sayılı Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarda Karasuları Dahilinde İcrai Sanat ve Ticaret Hakkında Kanuna, 2. 9/4/1937 tarih ve 3222 sayılı Telsiz Kanununa, 3. 10/6/1946 tarih ve 4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanuna, 4. 24/4/1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununa, 5. 3/5/1928 tarih ve 1234 sayılı Hayvanların Sağlık Zabıtası Hakkında Kanuna, 6. 15/5/1957 tarih ve 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanununa, 7. 22/3/1971 tarih ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununa, 8. 15/7/1950 tarih ve 5682 sayılı Pasaport Kanununa, 9. 15/7/1950 tarih ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanuna, 10. 6/11/1981 tarih ve 2548 sayılı Gemi Sağlık Resmi Kanununa, /3/1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununa, 12. Seyir güvenliği ile demirleme, bağlama,avlanma, dalgıçlık ve bayrak çekme ile ilgili hükümlere, 13. Deniz ve hava araçları ile denizlerdeki tesislerden yapılacak her türlü kirletmelerle ilgili hükümlere, 14. Yukarıda belirtilen konulara ilişkin uluslararası antlaşmalara, Aykırı eylemleri önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek. 361
362 D) Deniz ve Kıyılarda Görülecek Başıboş Mayın, Patlayıcı Madde ve Şüpheli Cisimlerin Yokedilmeleri Hakkında 17/5/1948 tarih ve 5202 sayılı Kanunun uygulanmasında gerekli koruma tedbirlerini alarak ilgililere haber vermek. E ) Deniz seyir yardımcılarının ilgili hükümlere göre çalışma durumlarını, yetkili kuruluşlarca konulan deniz engelleri ile batık işaretlerinin sürekliliğini izlemek, kontrol etmek, görülen aksaklık ve noksanlıkları ilgililere bildirmek. F) Uluslararası Denizde Arama ve Kurtarma Sözleşmesinin öngördüğü düzeyde arama ve kurtarma görevlerini icra etmek. G) Karasularımıza giren mültecileri silah, mühimmat vesair harp vasıtalarından arıtmak ve bu mülteciler ile onların nezdindeki silah, mühimmat vesair harp vasıtalarını ilgililere teslim etmek. H) Görev alanları içinde genel güvenlik kuvvetlerince takibi gerekli suçlarla, karada başlayıp denizde devam eden yukarıda belirtilen suçlar dışındaki suçların izlenmesinde ve suçluların yakalanmasında güvenlik kuvveti olarak diğer güvenlik kuvvetlerine yardım etmek, gerektiğinde bu suçlara el koymak ve suçluları yakalayıp yetkili makamlara teslim etmek. Gümrük teşkilatı bulunan limanlarda Gümrük ve Tekel Bakanlığının görev ve yetkileri ile Sahil Güvenlik Komutanlığının bu maddede belirtilen görev ve yetkilerine girmeyen konularda özel kanunlara göre görevli ve yetkili kılınmış diğer makamların görev ve yetkileri devam eder. hükmü yer almakta olup, deniz yolu ile yapılan her türlü kaçakçılık eylemlerini önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek Sahil Güvenlik Komutanlığının görevleri arasında sayılmaktadır. Aynı Kanun un 22. maddesinde ise, Sahil Güvenlik Komutanlığının bu Kanunda belirtilen görevlerinden hangilerinin idari ve adli görev oldukları hususunun tüzükle düzenleneceği belirtilmiş, Sahil Güvenlik Komutanlığının İdari ve Adli Görevlerine İlişkin Tüzük ün Liman sınırları içindeki ve dışındaki idari görevler: başlığı altında düzenlenen 2. maddesinde de, Sahil Güvenlik Komutanlığının liman sınırları içinde ve dışındaki idari görevleri aşağıda gösterilmiştir. A- 1) Kaçakçılığın önlenmesi amacıyla deniz araçlarını izlemek, 2) Kaçak eşya, silah, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu madde bulunduğundan kuşkulanılan deniz araçlarında veya araçlardaki denk ve sandıklarda arama yapmak, 3) Deniz araçlarına yanaşıp yük ve belgelerini incelemek, 4) Gümrük idaresi bulunmayan kıyılara izinsiz yanaşan veya karayla yahut diğer deniz araçlarıyla ilişki kuran deniz araçlarında arama yapmak, yük ve belgelerini incelemek, 5) Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun ek 1 inci maddesi hükmüne göre kurulan emniyet bölgelerinde, bu bölgelerden veya bu bölgelere yapılan deniz taşımalarında, kabotaj ve yük beyannamelerini incelemek ve sözü edilen maddeye göre çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı hükümlerine uyulup uyulmadığını denetlemek,. ; Liman sınırları dışındaki idari görevler başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrası (H) bendinde, Pasaport Kanununa aykırı eylemleri önlemek denilmiş; Komutanlığın Adli Görevleri ve Çeşitli Hükümler başlığı altında düzenlenen 4. maddesinde ise, Sahil Güvenlik Komutanlığının adli görevleri şunlardır: A- Bu Tüzüğün 2 nci ve 3 üncü maddelerinde belirtilen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında yasalarda suç sayılan eylemlere rastlanılması halinde bunlarla ilgili olarak, tutanak tutmak, delilleri saptamak, toplamak ve saklamak, sanıkları gözaltına almak, sanıkları ve suç araçlarını yetkili makamlara teslim etmek, suçun denizde başlayıp karada devam etmesi ya da suçluların karaya geçmesi hallerinde, yetkili güvenlik kuvvet olaya el koyuncaya kadar, suç delillerinin kaybolmasını ve suçluların kaçmasını önlemek amacıyla karada da bu yetkileri kullanmak ve durumu en kısa sürede yerel mülkiye amirliğine bildirmek; hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, asker kişi sanığın suç tarihinde yerine getirmekte olduğu görevin, deniz yolu ile yapılan her türlü kaçakçılık eylemlerini, önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek, liman sınırları dışında da, Pasaport Kanununa aykırı eylemleri önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek, bu kapsamda deniz araçlarının aranması ve kontrolleri ile sahillerimizin, liman ve körfezlerimizin güvenliğinin sağlanması olup, bu görevin de Sahil Güvenlik Personelinin idari görevleri arasında bulunduğu kuşkusuzdur. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, asker kişi olan sanığa yüklenen görevi kötüye kullanma ve göreve ilişkin sırrın açıklanması suçları nedeniyle, sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın işlediği ileri sürülen bu suçların, yukarıda izah edildiği şekilde Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin idari görevleri sırasında işlendiği açıktır. 362
363 Açıklanan nedenlerle, Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin idari görevleri arasında yer aldığı anlaşılan görevleri sırasında işlendiği ileri sürülen, askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlenmediği de anlaşılan suçlar nedeniyle asker kişi sanık hakkında açılan davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Mersin 8. Asliye Ceza Mahkemesi nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Mersin 8. Asliye Ceza Mahkemesi nin gün ve E:2011/502, K:2011/507 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. * * * 363
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 1., 14. ve 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/226 KARAR NO : 2015/241 KARAR
EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI
Sirküler Rapor 08.10.2013/180-1 EMLAK VERGİSİNDEN MUAF OLAN TAŞINMAZLA İLGİLİ DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNE İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Dokuzuncu Daire Başkanlığının 25.04.2013 Tarih,
KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR Y A R G I T A Y İ L A M I
KIDEM ZAMMI ÜCRETE UYGULANAN AYRI ZAMDIR ÖNCE KIDEM ZAMMI UYGULANIR DAHA SONRA TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ NISBİ ZAM UYGULANIR T.C. YARGITAY 22. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2013/13336 KARAR NO : 2013/13573 Y A R G
Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim
vergisi. Anahtar Kelimeler : Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen mahkeme kararı, özel tüketim Özet : Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması
SEKİZİNCİ DAİRE KARARLARI. Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı) : İzmir Defterdarlığı Milli Emlak Dairesi Başkanlığı
İdari Dava Daireleri Kararları T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2014/6630 Karar No : 2014/8309 SEKİZİNCİ DAİRE KARARLARI Anahtar Kelimeler : Orman, Hazine Özeti : İlgilileri adına kayıtlı iken, orman olduğu
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : -SAĞLIK YARDIMLARI : 5434 sayılı Kanunun sağlık yardımlarına ilişkin hükümleri 5510 sayılı Kanunun 106/8'inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, 5510 sayılı Kanunun Geçici 4'üncü maddesinde,
T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : sayılı
T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2010/8630 Karar No : 2013/4481 Anahtar Kelimeler : Haciz, Ödeme Emri, (BS) Formu Özeti : 1-6183 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi gereğince, amme borçlusunun
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU RET KARARI :F.Y.
T.C. KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU ŞİKAYET NO : 04.2013.1870 KARAR TARİHİ : 10/03/2014 RET KARARI ŞİKAYETÇİ ŞİKAYET EDİLEN İDARE ŞİKAYETİN KONUSU :F.Y. : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ziyabey Cad. No:6 Balgat/ANKARA
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - 1 GÜNLÜK ÇALIŞMA TESPİTİ : Zorunlu çalışma süresinin tespiti olmayıp, sadece 1 gün çalışıldığının tespiti istemini barındırmakta olup, bu tür davalarda işverenin davalı olarak gösterilme zorunluluğunun
İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81
T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/4295 Karar No. 2017/6697 Tarihi: 21.09.2017 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /81 SGK PRİMLERİNDEN İŞVEREN HİSSESİNİN HAZİNECE KARŞILANMASININ KOŞULLARI ÖZETİ:
T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire. Anahtar Kelimeler: Abonelik Sözleşmesi, Gecikme Faizi, Tahsil Edilince Beyanname Verilmesi
T.C. D A N I Ş T A Y Dördüncü Daire Esas No : 2013/7569 Karar No : 2016/853 Anahtar Kelimeler: Abonelik Sözleşmesi, Gecikme Faizi, Tahsil Edilince Beyanname Verilmesi Özeti: Abonelik sözleşmeleri uyarınca
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/648 Karar No. 2014/1121 Tarihi: 30.01.2014 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İş.K. /18-21 DAVACI YARARINA KAZANILMIŞ HAK ÖZETİ: Mahkemenin 30.12.2010 tarihli kararı
Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden:
Yargıtay 13, Hukuk Dairesinden: ESAS NO ; 2017/1499 KARAR NO : 2017/1552 YARGITAY İLAMI MAHKEMESİ TARİHİ NUMARASI DAVACI DAVALI Giresun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 15/04/2015
T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785. Karar No : 2012/3582
T.C D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire Esas No : 2010/5785 Karar No : 2012/3582 Anahtar Kelimeler : Haciz İşlemi, İhtiyati Haciz, Şirket Ortağı, Teminat, Kişiye Özgü Ev Eşyaları Özeti: Teşebbüsün muvazaalı olduğu
İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3.
T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/22557 Karar No. 2014/3546 Tarihi: 11.02.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2014/3 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK. /Geç. 3. İŞ MAHKEMELERİNDEN VERİLEN
ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti
T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2014/3745 Karar No : 2014/3772 ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti Özeti :
DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI
Sirküler Rapor 26.07.2012/139-1 DANIŞTAYIN SÜRESİNDE AÇILMAYAN DAVAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının E: 2010/6979 K: 2012/667 sayılı Kanun Yararına Bozma
: Karabük Valiliği İl Defterdarlığı - KARABÜK
Anahtar Kelimeler : Sakatlık indirimi, özür oranı, çalışma gücü kaybı, hastane Özet: Sakatlık indiriminden yararlanabilmek için özür oranının değil çalışma gücü kayıp oranının tespit edilmesi gerektiği
Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI
Sirküler Rapor 04.02.2013/50-1 Ba ve Bs FORMLARININ VERİLMEMESİ NEDENİYLE ADİ ORTAKLIK ADINA KESİLEN CEZAYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının 17.10.2012
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1995/97 KARAR NO : 1996/44 ÖZET; 3417 sayılı Yasa uyarınca çalışanıyla ilgili tasarruf kesintilerini yapıp işveren katkılarıyla banka hesabına yatırmayan
İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/841 Karar No. 2014/834 Tarihi: 24.01.2014 İlgili Kanun / Madde 2821 S. SK/45 PROFOSYONEL SENDİKA YÖNETİCİSİNİN HİZMET ÖDENEĞİ HUKUKA AYKIRI BULUNARAK İPTAL
DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI
Sirküler Rapor 11.08.2010 / 99-1 DANIŞTAYIN HAKSIZ ÇIKMA ZAMMIYLA İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET : Danıştay Onüçüncü Daire Başkanlığının E: 2010/733 K: 2010/3678 sayılı Kanun Yararına Bozma kararında
İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE. Stj. Av. Belce BARIŞ ERYİĞİT HUKUK BÜROSU / ANKARA
İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE Stj. Av. Belce BARIŞ ERYİĞİT HUKUK BÜROSU / ANKARA 24.05.2017 [email protected] İtirazın iptali davası; takip konusu yapılmış olan alacağa karşılık borçlu
İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/21222 Karar No. 2014/6804 Tarihi: 25.03.2014 İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK. /80 SİGORTA PRİMLERİNDEN ÜST DÜZEY YÖNETİCİNİN SORUMLULUĞU İFLASIN AÇILMASINDAN
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - YARGISAL DENETİME ELVERİŞLİ HÜKÜM KURULMAMASI : karar başlığı ve dava dilekçesinde işveren adı yer almadığı ve davanın niteliği gereği husumet yöneltilmiş işveren bulunmadığı halde, yargılama
Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA
Temyiz Eden (Davacı) : Vekili : Uzun Sok. Kolotoğlu İşhanı Kat: 3 No:75 - TRABZON Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Karayolları Genel Müdürlüğü - ANKARA Vekili : Av. Cansın Sanğu (Aynı adreste) İstemin
VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI
Sirküler Rapor 20.12.2011/ 149-1 VERGİ SORUMLUSUNUN İDARİ DAVA AÇMA HAKKININ BULUNDUĞUNA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığının 17.10.2011
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI I-2247 SAYILI KANUN UN 14. VE 27. MADDELERİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: 1-ESAS NO : 2015/276 KARAR NO : 2015/295 KARAR TR
T.C. DANIŞTAY Yedinci Daire. Anahtar Kelimeler : Katma Değer Vergisi, Müteselsil Sorumluluk, Ek Tahakkuk, İdari İşlemin İcrailiği
T.C. DANIŞTAY Yedinci Daire Esas No : 2009/1602 Karar No :2013/6426 Anahtar Kelimeler : Katma Değer Vergisi, Müteselsil Sorumluluk, Ek Tahakkuk, İdari İşlemin İcrailiği Özeti : Müteselsil sorumlulardan
T Ü R M O B TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİ SİRKÜLER RAPOR MEVZUAT
Sirküler Rapor Mevzuat 16.08.2016/100-1 MESLEK MENSUPLARININ HİZMET SÖZLEŞMELERİNİ KENDİLİĞİNDEN UZATAN İFADE NEDENİYLE TARH EDİLEN DAMGA VERGİSİ VE KESİLEN CEZAYA İLİŞKİN KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET
İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ
İDARÎ YARGILAMA USULÜ KANUNU NUN 4. MADDESİ VE DİLEKÇELERİN KAYDA GİRİŞ TARİHİ Çalışmamızın amacı idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yer ifadesinin, verilen dilekçelerin kayda girdiği tarihi belirlemede
DEĞER YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK A.Ş.
Büyükdere Cd. Nevtron İşhanı No:119 K /6 Gayrettepe-İST TEL: 0212/ 211 99 01-02-04 FAX: 0212/ 211 99 52 MALİ MEVZUAT SİRKÜLERİ SİRKÜLER NO : 2005/31 İstanbul, 4 Mart 2005 KONU : Gecikme Zammı ve Tecil
Sirküler Rapor /70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI
Sirküler Rapor 18.02.2014/70-1 ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖZEL USULSUZLUK CEZASIYLA İLGİLİ BAŞVURUYA İLİŞKİN KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi 14/1/2014 tarihli ve 2013/5028 Başvuru Numaralı kararında, 2010 yılının
ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI
Sirküler Rapor 28.03.2013/84-1 ANAYASA MAHKEMESİNDEN VERGİ USUL KANUNUYLA İLGİLİ BİREYSEL BAŞVURUYA İLİŞKİN YETKİSİZLİK KARARI ÖZET : Anayasa Mahkemesi, 5.3.2013 tarihli ve 2012/829 sayılı Başvuru Kararında,
T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire
T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire Esas No : 2012/4237 Karar No : 2012/7610 Anahtar Kelimeler: Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi, Yatırım Teşvik Belgesi, Muafiyet Özeti: Yatırım teşvik mevzuatı koşullarına
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/34893 Karar No. 2017/14190 Tarihi: 15.06.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /32,46 DERS SAATİ KARŞILIĞI ÇALIŞMA BİR AYDA ÇALIŞTIĞI TOPLAM DERS SAATİNİN
İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/ S. SGK/101
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/15329 Karar No. 2013/8585 Tarihi: 29.04.2013 İlgili Kanun / Madde 5434 S.ESK/1 5510 S. SGK/101 5510 SAYILI YASANIN YÜRÜLÜĞÜNDEN ÖNCE MEMUR VE İŞTİRAKÇİ OLANLARIN
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/ S. BK/100
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/25068 Karar No. 2018/17398 Tarihi: 03.10.2018 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/25 818 S. BK/100 İŞÇİLERİN İŞVERENİN GÖREVLENDİR- MESİYLE GİTTİKLERİ BİR BAŞKA
İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41
T.C YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas No. 17409 Karar No. 2014/19210 Tarihi: 21.10.2014 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2015/4 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STSK. /5,41 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ İTİRAZI
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başvuru Numarası: 2013/1936 Karar Tarihi: 18/9/2013 İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Alparslan ALTAN ler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Celal Mümtaz AKINCI
T.C. KARTAL BELEDİYE BAŞKANLIĞI 7.DÖNEM 4.TOPLANTI YILI MART AYI TOPLANTILARININ 2.BİRLEŞİMİNE AİT M E C L İ S K A R A R I D I R
KARARIN ÖZÜ: Kartal, Çavuşoğlu, 2370 Ada 788 Parsel Ve Bir Kısım Tescil Dışı Alana İlişkin 12.05.2017 onanlı Uygulama İmar Planı 5608,80 Plan İşlem Numaralı 1/1000 Uygulama İmar Planı Değişikliği İtirazı.
YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ E.2006/435 K.2007/7464 T.15.05.2007 YOLCU TAŞIMA. ZORUNLU KOLTUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI Özet : Yolcunun ölümü halinde, bir can ve meblâğ sigortası türü olan
: Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA
Esas No : 1995/1983 Karar No: 1997/519 Temyiz İsteminde Bulunan :. : Türk Dişhekimleri Birliği : Av.Tezcan ÇAKIR Meşrutiyet Cd. N:3/15 - ANKARA İstemin Özeti : Dişhekimi olan davacıya, Türk Dişhekimleri
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - YETKİ İTİRAZI : Usulüne uygun yapılmayan yetki itirazının kabulü, yetki itirazının yapılırken yetkili mahkemenin gösterilmemesi halinde geçerli bir yetki itirazının mevcut olmayacağı, buna rağmen
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/40952 Karar No. 2017/22871 Tarihi: 25.10.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 SENDİKANIN ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN MUVAZAALI OLUP OLMADIĞININ
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /112
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2016/15460 Karar No. 2016/19015 Tarihi: 23.06.2016 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /112 ALT İŞVERENLER DEĞİŞMESİNE KARŞIN İŞÇİNİN ÇALIŞMASINI SÜRDÜRMESİ KAMU İŞVERENLERİ
İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /88
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/6153 Karar No. 2017/5875 Tarihi: 19.09.2017 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGK. /88 ÜST DÜZEY YÖNETİCİNİN PRİM BORÇ- LARINDAN SORUMLULUĞU İÇİN HAKLI NEDEN OLMADAN
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - KESİN YETKİ KURALI BULUNMAMASI : Kesin yetki kuralı bulunmayan eldeki davada, toplanan kanıtlar ışığında davanın esasına ilişkin bir karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yetkisizlik kararı
Sirküler Rapor 1804.2014/108-1
Sirküler Rapor 1804.2014/108-1 DANIŞTAY IN TAKAS DURUMUNDA ÖDENDİĞİ YASAL BELGE VE DEFTERLERLE KANITLANAMAYAN KDV NİN İNDİRİLECEK KDV OLARAK DİKKATE ALINMAMASI İLE İLGİLİ KANUN YARARINA BOZMA KARARI ÖZET
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR ŞEHRİBAN COŞKUN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası:2014/11376)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR ŞEHRİBAN COŞKUN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (Başvuru Numarası:2014/11376) Karar Tarihi: 20/7/2017 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucular
İlgili Kanun / Madde 3201 S.YHBK./3
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/18150 Karar No. 2014/5855 Tarihi: 14.03.2014 İlgili Kanun / Madde 3201 S.YHBK./3 YURT DIŞI HİZMET BORÇLANMASI YURT DIŞINDA BAŞLAYAN SİGORTALI- LIĞIN TÜRKİYE
14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. "İçtihat Metni"
14. Daire 2012/679 E., 2014/2401 K. İMAR PARA CEZASI 6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN 3194 SAYILI İMAR KANUNU "İçtihat Metni" Özeti : 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI
İŞ GÜVENCESİ İŞVEREN VEKİLİ SIFATI ÖZET: İş güvencesi hükümleri dışında kalarak işveren vekili konumunun tespitinde iki temel ölçüye göre değerlendirme yapılır. Buna göre işletmenin bütününü sevk ve idare
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/2890)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR NURAN CEYLAN ÖZBUDAK BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/2890) Karar Tarihi: 16/2/2017 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucu Vekili
İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ 390 ESAS No:2012/189 KARAR No: 2012/234 Tarihi : 05.11.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 399 S.KHK/2 VAKIF ÜNİVERSİTESİNDE ÖĞRETİM
İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2014/1967 Karar No. 2014/1792 Tarihi: 10.02.2014 İlgili Kanun / Madde 6356 S. TSK/41-43 TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ İŞYERİNE YENİ ALINAN İŞÇİLERİN
8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. "İçtihat Metni"
8. Daire 2010/7065 E., 2013/1488 K. MADEN MADEN İŞLETME RUHSATI VE İZNİ MADEN KANUNU 24. MADDESİ "İçtihat Metni" Özeti : Maden Kanunu nun 24 üncü maddesi uyarınca, işletme projesindeki teknik eksikliklerin
KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA
KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA Davanın Konusu : Uyuşmazlık, davacının 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere
İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI
İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI İDARİ YARGININ GÖREV ALANININ ÖLÇÜTÜ Uyuşmazlığın idari işlevden kaynaklanması
Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol
T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2011/8665 Karar No : 2013/9005 Anahtar Kelimeler : Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ek 1 Nolu Protokol Özeti : İmar planında küçük sanayi
T.C. ERZURUM PALANDÖKEN İLÇE BELEDİYE ENCÜMEN KARARI
Karar Tarihi : 07.09.2017 Karar No : 103 DAİRESİNİN TEKLİF YAZISI: Mülkiyeti Belediyemize ait aşağıdaki tabloda Ada, Pafta ve Parseldeki fiili durumu belirtilen taşınmaz 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunun
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /6, S. İşK/14 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/1888 Karar No. 2015/6201 Tarihi:
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /6,57 1475 S. İşK/14 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/1888 Karar No. 2015/6201 Tarihi: 19.02.2015 İŞYERİ DEVRİNİN İŞÇİLİK ALACAKLARINA ETKİLERİ KIDEM TAZMİNATINDAN
Karar N0: KARAR-
ANKARA BUYUKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar N0:1188 14.05.2007 KARAR- Yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıklara ilişkin Üye Ayhan YILMAZ ve arkadaşlarının birlikte verdikleri önerge Büyükşehir
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/34978 Karar No. 2017/14058 Tarihi: 13.06.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 TİS VEYA İŞYERİ YÖNETMELİKLERİYLE BELİRLENMİŞ DİSİPLİN KURULUNU USULÜNE
T.C. ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ. Karar N0:292 12.02.2007 KARAR
ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar N0:292 12.02.2007 KARAR 30000 metre kareyi geçen yeşil alanların rekreasyon alanlarının, kapalı ve açık spor alanlarının, oyun alanlarının, kooperatifler
AVUKAT YASİN GİRGİN
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 2009/352 Karar Numarası: 2009/348 Karar Tarihi: 15.07.2009 MAHKEMESİ : Ankara 4. Aile Mahkemesi TARİHİ : 13/02/2009 NUMARASI : 2008/1266-2009/138 Taraflar arasındaki
T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yabancı İşler Dairesi Başkanlığı
1 / 4 İZMİR TAPU VE KADASTRO III. BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNE İlgi : a) Av. Ayşe SUNAR'ın 01/06/2016 tarihli dilekçesi. b) Hukuk Müşavirliği'nin 24.06.2016 tarihli ve 85254071-045.02[16.503]/-E.1467498 sayılı yazısı.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR BARIŞ DERİN BAŞVURUSU. (Başvuru Numarası: 2014/13462)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM KARAR BARIŞ DERİN BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2014/13462) Karar Tarihi: 22/12/2016 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan ler Raportör Yrd. Başvurucu : Burhan ÜSTÜN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK) : E BAŞVURU NO : 2018/2765 KARAR TARİHİ : 13/08/2018
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK) SAYI 36311982-101.07.04-E.14180 BAŞVURU NO 2018/2765 KARAR TARİHİ 13/08/2018 TAVSİYE KARARI BAŞVURAN BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ BAŞVURUYA
Trabzon üçüncü noteri olan davalı ise, süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - DAVANIN CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİ DOLMADAN AÇILDIĞI - TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI ÇERÇEVESİNDE HUKUKEN GEÇERLİ TÜM DELİLLERİ SORULUP TOPLANARAK KARAR VERİLMESİ GEREĞİ
İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/Ek-47
T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/3079 Karar No. 2012/9383 Tarihi: 22.05.2012 İlgili Kanun / Madde 506.S.SSK/Ek-47 GELİR VEYA AYLIK ALAN KIZ ÇOCUKLARININ SOSYAL GÜVENLİK SÖZLEŞMESİ AKDEDİLMİŞ
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/2, S. TSK/25
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2013/37925 Karar No. 2014/7 Tarihi: 13.01.2014 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/2,18-21 6356 S. TSK/25 GEÇERSİZ FESİH ALT İŞVEREN ASIL İŞVEREN İLİŞKİSİNİN MUVAZAAYA
İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/32 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ. Esas No. 2008/14944 Karar No. 2010/2311 Tarihi:
İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/32 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2008/14944 Karar No. 2010/2311 Tarihi: 05.02.2010 ÜCRET BORDROSUNUN GERÇEĞİ YANSITMAMASI ÜCRET ARAŞTIRMASININ GEREKMESİ ÖZETİ:
İlgili Kanun / Madde 6356 S. STK/25
T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2018/3212 Karar No. 2018/10029 Tarihi: 26.04.2018 İlgili Kanun / Madde 6356 S. STK/25 SENDİKAL FESİH KARİNESİ İŞÇİLERİN SENDİKA DEĞİŞTİRMELERİ NEDENİYLE İŞ SÖZLEŞMELERİNİN
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/24063 Karar No. 2018/8966 Tarihi: 18.04.2018 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2018/4 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 İŞÇİNİN DAVRANIŞLARINDAN KAYNAK-
YETKİLİ KİŞİ NEZDİNDE DÜZENLENMEYEN TUTANAĞA İSTİNADEN KESİLEN ÖZEL USULSUZLÜK CEZASININ KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI
Sirküler Rapor 13.06.2011/ 84-1 YETKİLİ KİŞİ NEZDİNDE DÜZENLENMEYEN TUTANAĞA İSTİNADEN KESİLEN ÖZEL USULSUZLÜK CEZASININ KANUN YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN KARAR YAYIMLANDI ÖZET : Danıştay Üçüncü Daire
T.C. DANIŞTAY Sekizinci Daire Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754
Esas No : 1992/2271 Karar No : 1993/1754 Temyiz İsteminde Bulunan : Nejat Öz :Av. N.Nilgün Öz 2.Noter yanı ALANYA Karşı Taraf : Türk Dişhekimleri Birliği : Av. Tezcan Çakır Meşrutiyet Cad. 3-15 ANKARA
GECİKME FAİZİ, GECİKME ZAMMI UYGULAMASI VE KARŞILAŞTIRMASI
GECİKME FAİZİ, GECİKME ZAMMI UYGULAMASI VE KARŞILAŞTIRMASI Halil İbrahim İNCİ* 28 Hüseyin ÖZTÜRK** 29 1- GİRİŞ Türk Vergi Sisteminde yer alan gecikme zammı ile gecikme faizi uygulamada zaman zaman birbirine
T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI BURSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü. Sayı : [I
T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI BURSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü Sayı : 45404237-130[I.12.151.]-118 14/04/2014 Konu : Dava sonucunda ödenmesine hükmolunan gecikme faizi
UZUN SÜRELİ ARAÇ KİRALAMA - FİNANSAL KİRALAMA
UZUN SÜRELİ ARAÇ KİRALAMA - Uzun süreli kiralama, ariyet ve rehin gibi hallerde aracı elinde bulunduran işleten sayılır. Aracı işleten ise, kusursuz sorumluluk kurallarına göre zarardan sorumludur. Finansal
İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGSK. /53
T.C YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/21899 Karar No. 2016/1357 Tarihi: 08.02.2016 İlgili Kanun / Madde 5510 S. SGSK. /53 ÇAKIŞAN SİGORTALILIK HALLERİNDE HANGİ SİGORTALILIĞA GEÇERLİK TANINACA- ĞININ
T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T
T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T. 31.3.2014 AVUKATIN BAŞKA BİR AVUKATA KARŞI ASİL YA DA VEKİL SIFATIYLA TAKİP EDECEĞİ DAVA ( Barosuna Bir Yazı İle Bildirmemesi/Türkiye
Ek 2: Dava Dilekçesi. İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi. Sayın Başkanlığına. İstanbul 2. İdare Mahkemesi 2008/1445 E
10.2.3.2. Ek 2: Dava Dilekçesi İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığına İstanbul 2. İdare Mahkemesi 2008/1445 E. 29.08.2008 Yürütmenin durdurulması istemlidir. İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI:
ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. T.C. maddesinde öngörülen koşulları UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ. taşımayan başvurunun reddi HUKUK BÖLÜMÜ. gerektiği hk.
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 1997/65 ÖZET : 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği hk. KARAR NO : 1997/65 K A R A R Davacı Vekili
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
ÖZET : - SGK İLE ECZANELER ARASINDAKİ PROTOKOL / GÖREVSİZLİK : Eldeki davalara konu alacağın, sosyal güvenlik hukuku düzenlemelerinden değil, haksız fiil ve protokol hükümlerine aykırı işlem iddiasından
MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER
MALİYE BAKANLIĞI BAŞHUKUK MÜŞAVİRLİĞİ VE MUHAKEMAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇ GENELGELER 1 31 Sayılı BAHUM İç KONU; 659 sayılı KHK nın Adli uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri başlıklı
Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmelik/m.
T.C. DANIŞTAY 16. DAİRE E. 2015/12772 K. 2015/786 T. 18.3.2015 BAŞKOMİSERLİK RÜTBESİNE TERFİ EDEMEYECEĞİ İŞLEMİNİN İPTALİ İSTEMİ ( Davacıya Göre "Daha Çok Sayıda" ve/veya "Daha Ağır" Disiplin Cezası Aldığı
ÜÇÜNCÜ KISIM Olağanüstü Kanun Yolları. BİRİNCİ BÖLÜM Karar Düzeltme ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi
ÜÇÜNCÜ KISIM Olağanüstü Kanun Yolları BİRİNCİ BÖLÜM Karar Düzeltme ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi Bölge adliye mahkemelerinde karar düzeltme Madde 339- Bölge adliye mahkemesi ceza
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/35581 Karar No. 2016/298 Tarihi: 12.01.2016 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/4 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İŞ SÖZLEŞ-
Bazı Kamu Alacaklarının Uzlaşma Usulü ile Tahsili Hakkında Kanun Kanun No. 5736 Kabul Tarihi: 20/2/2008
Bazı Kamu Alacaklarının Uzlaşma Usulü ile Tahsili Hakkında Kanun Kanun No. 5736 Kabul Tarihi: 20/2/2008 (27 Şubat 2008 Tarihli ve 26800 Sayılı Resmî Gazete de yayımlanmıştır) MADDE 1- (1) Bu maddenin yürürlüğe
TAHSİLAT GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 430)
TAHSİLAT GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 430) Bilindiği gibi, 02.01.2004 gün ve 25334 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5035 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla
ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DİSİPLİN CEZASI VERİLMESİ
ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DİSİPLİN CEZASI VERİLMESİ Özeti : Mevzuat hükümlerine aykırılığı gümrük idarelerince tespit edildiği tarihten itibaren üç yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra
: HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C. ŞANLIURFA 1. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2015/874 KARAR NO : 2016/201 ----------- DAVACI : HÜSEYİN DARTAL İl Sağlık Müdürlüğü, Merkeı/ŞANLIURF A DAVALI : ŞA LIURFA VALİLİLİGİ _V_E_KI.-L -:-.,.. İ ------:
İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
10.19.1. Ek: Dava Dilekçesi İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığına 24.10.2008 Yürütmenin durdurulması istemlidir. İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN DAVACI: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU HUKUKİ MÜZAKERE TOPLANTILARI 29.11.2013 01.12.2013 MALATYA
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU HUKUKİ MÜZAKERE TOPLANTILARI 29.11.2013 01.12.2013 MALATYA Grup Adı : 9.GRUP Grup Konusu : KAMULAŞTIRMA ve KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVALARI Grup Başkanı : Ramazan BOZTEPE
Anahtar Kelimeler : Merciine Tevdi Kararı, Süre Aşımı Dava Açma Süresi
Onbeşinci Daire Yargılama Usulü Kararları İdare Mahkemesi'nce verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile
İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120
410 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/21152 Karar No. 2012/20477 Tarihi: 12.06.2012 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2013/1 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/115,120 DAVA ŞARTI GİDER AVANSININ
İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/19841 Karar No. 2017/17723 Tarihi: 08.11.2017 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2018/2 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 İKALE (BOZMA) SÖZLEŞMESİ MAKUL
Karar NO: KARAR-
ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar NO: 2952 27.11.2007 KARAR- Çankaya Çetin Emeç Bulvarı-Öveçler 4. Cadde kavşağı 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğinin onayına ilişkin İmar ve
SİRKÜLER 2017/34. Söz konusu Yasada düzenlenen konular ana hatları itibariyle aşağıdaki gibidir:
SİRKÜLER 2017/34 27.05.2017 KONU : Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Yayımlandı. 7020 sayılı Bazı Alacakların
